Tam
EskidenYeniye
 

FORUM - SORU MESAJI

Bulunduğunuz bölüm: TARTIŞMA FORUMU > Kontrgerilla var mı? > Kontrgerilla - PKK işbirliği

Bölümü Açan: Recep Yavuz,
Tarih           : 7 Şubat 2008, Perşembe 03:30

Başlık          : Kontrgerilla - PKK işbirliği
Açıklama      : Kontrgerilla - PKK işbirliğine dair görüş ve haberleri bu bölüme ekleyebilirsiniz.

Ayrıca bu konuyla ilgili olduğu için 2009 yerel seçim öncesi G.doğu'da tırmanan olaylar başlıklı tartışmaya da bakabilirsiniz.


Bu bölüme mesaj yolla-


CEVAP MESAJLARI

sevilay yürük,
8 Ekim 2008, Çarşamba 07:48

Dağlıca'da görev yapan bir asteğmenin günlüğünden: Asteğmen günlüğünü sevdiğine hitaben yazmış... "Bugün var ya aşkım... Bu terörün bitmeyeceğine bir kere daha şahit oldum. Gözümüzün önünden on katır on kişi geçiyor, gidelim öldürelim diyoruz göndermiyorlar. Helikopter çağırıyoruz yollamıyorlar. Bi de bunun üzerine adamları telsizlerinden de dinliyoruz. Hala elimizi kolumuzu bağlı tutuyorlar, çıldırıyoruz. Adamlar resmen önümüzden geçiyor. Biz de öyle salak saçma dağ başında bekliyoruz, neye kime hizmet ettiğimizi bilmiyoruz, ilk defa burada bulunuşumuzun boş olduğunu anladım. O sabah sana demiştim ya terörist ve dolu katırlar gördük bir şey yapamadık diye, şerefsizler ellerini kollarını sallaya sallaya gittiler yüklerini boşaltıp geri döndüler ve biz gene bir şey yapamadık. Emir vermedi üstlerimiz. Gene gidelim dedik bırakın gitsinler dediler. Başlarım böyle işe dedik, elimizi kolumuzu bağladık. Ne kadar saçma bir şey. Çıldırdık çaresizlikten. On tane adam vardı, parçalardık şerefsizleri. Manyak gibi durduk yerimizde." (http://www.bugun.com.tr/yazar.asp?yaziID=42606)



adem,
8 Ekim 2008, Çarşamba 07:34

Göreceksiniz yerel seçime kadar gerginliği daha da tırmandıracaklar. Kürt-Türk ayrımını körükleyen olaylar mutlaka oluşturulacak.



Recep Taşkın - Moderatör (Gülay Göktürk, Bugün),
8 Ekim 2008, Çarşamba 07:28

Deprem evlerimizi yıktığı zaman mühendislerin mimarların işlerini iyi yapıp yapmadıklarını tartışıyor, hatta kimilerini mahkemelerde yargılıyoruz. Hastamız ameliyat masasında kaldığında cerrahın ustalığını sorguluyoruz. Bu savaş 30 yıldır bir türlü bitirilemiyorsa, çocuklarımız otuz yıldır sapır sapır ölüyorsa komutanlarımızın savaş yönetme ustalığını da sorgulayacağız elbette.

"Bu ölümler kaçınılmaz mıydı, yoksa önlenebilir miydi? Hata neredeydi; istihbarat mı, planlamada mı, taktikte mi?" diye sorup doyurucu açıklamalar bekleyeceğiz. Sadece tek tek operasyonlarla ilgili değil, genel olarak bu savaş, daha az zayiatla yönetilemez mi diye de soracağız.

Hatta savaş sayesinde güçlenen ve savaştan beslenen birilerinin varolduğundan ve bu birilerinin savaşın hiç bitmemesi için provokasyonlar yaptığından şüpheleniyorsak, bunu da sorgulayacağız. Komutanlarımızdan içlerindeki hainleri bulup çıkarmalarını ve bize teşhir etmelerini de isteyeceğiz. Ama biliyoruz ki, bütün bu sorular komutanlarımıza çok ağır geliyor.

Onlar, "kendi işleri" ile ilgili sigaya çekilmeye, hesap vermeye alışık değiller. Onlar, siyasetçileri kendi işleri ile ilgili olarak istedikleri zaman sigaya çekebileceklerini, ultimatom verebileceklerini, tehdit edebileceklerini, hatta darbeyle devirebileceklerini sanıyor ama kendi işleriyle ilgili hesap vermek zorunda olduklarını akıllarının ucundan bile geçirmiyor, böyle sorular karşısında hakarete uğramış gibi davranıyorlar.

Nitekim Genelkurmay Başkanı Başbuğ son konuşmalarından birinde, Dağlıca Baskını'nın sorulması üzerine "Bu araştırmayı yapmak benim görevim, bu konuda kimseye bilgi vermem" diyebiliyor. Oysa artık anlamaları gerekiyor ki, demokratik rejimlerde ordunun siyasete karışmaması, kendi işine bakması yetmez. Kendi işi konusunda da hesap veren, hesap sorulabilen, denetlenebilen bir ordu olması gerekir. Türkiye yavaş yavaş bu noktaya geliyor. Komutanlarımızın da bu gerçeği bir an önce içlerine sindirmesinde yarar var.

Gülay Göktürk, Bugün, http://www.bugun.com.tr/yazar.asp?yaziID=42558



Recep Taşkın - Moderatör (Taha Akyol, Milliyet),
8 Ekim 2008, Çarşamba 07:11

Sayın Baykal, Sayın Bahçeli: Terörle mücadelenin en önemli unsurlarından biri, sizin de bölgeden oy alabilmenizdir! DTP Türkiye genelinde yaklaşık 2 milyon oy aldı. Bu, etnik milliyetçi siyasete ve teröre beşeri kaynak sağlamak için yeterince büyük, ama bölge üzerinde siyasi iddiada bulunmak için küçük bir tabandır. Kaldı ki, tamamını 'Kürdistan' gibi gösterdikleri bölgelerimizdeki oylarına baktığımızda, 2002'den 2007 seçimlerine, PKK yanlısı partilerin oyları Doğu Anadolu'da yüzde 20'den yüzde 14'e; Güneydoğu'da ise yüzde 25'ten yüzde 18'e düşmüştür. 500 bin oy AKP'ye gitmiştir. Bu sonuçlarla, ayrılıkçı hareket, ağır bir demokrasi darbesi yemiştir. Siyasi iddialarının dünyada ciddiye alınmamasındaki en önemli sebep, bölgedeki oy tabanlarının üç beş il dışında; siyasi bakımdan çok yetersiz kalmasıdır. Onun içindir ki, bu seçimlerde "yüzde yüz artış"ı amaçlıyorlar; etnik milliyetçi dalga sosyolojik zeminde güçlensin, ileride ona göre siyasi sonuçlar doğsun diye!

Entegrasyon faktörü. Yani Türk-Kürt bütünleşmesi... Tarihi değerler ve nüfusun iç içe geçmesi en önemli etkendir. "Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları 2003" verilerine göre, Türk-Kürt evlenmeleri oranı yirmi yılda bir misli artmıştır! Artan iş ve ticaret bağlarından başka, büyük şehirlere yerleşmek de entegrasyonu fevkalade güçlendiriyor. PKK şeflerinden Duran Kalkan, "Kürdistan'ı terk ederek" büyük şehirlere giden milyonlarca Kürt kökenli insanın "Türkiye'ye entegre olduklarını" anlatıyor; onlara hakaretler yağdırarak! (Özgür Politika, 28 Temmuz 2008) Terör meselesinin de genelde ülkenin de geleceği, bu ayrılık ve entegrasyon dinamiklerinden hangisinin ağır basacağına bağlıdır. Entegrasyon süreci içinde, etnik kökeni önemsemeyip vatandaşlık, din, meslek, eğitim gibi faktörlere öncelik veren milyonlarca Kürt kökenli vatandaşımız olduğu gibi, ayrılıkçı olmayan bir Kürtlük hassasiyetine sahip milyonlarca vatandaşımız da vardır. Bu vatandaşlarımızı bağrına basan, terörün tabanını daraltan politikalar hayat memat meselesidir. AKP bu bakımdan takdire layıktır. Sayın Baykal ve Sayın Bahçeli'ye de sesleniyorum: Terörle mücadelenin en önemli unsurlarından biri, sizin de bölgeden oy alabilmenizdir! İki dip dalgasından hangisi ağır basarsa zamanla siyaseten o güçlenecektir. En önemli mesele budur.

Taha Akyol, Milliyet, 8.10.2008 - Kürt meselesi nereye



Recep Taşkın - Moderatör (Hasan Cemal, Milliyet),
8 Ekim 2008, Çarşamba 07:03

"DTP'liyi öldürün çağrısı suç sayılmadı" Bir önceki yazımda ifade özgürlüğü nedir ne değildir sorusunun karşılığını ele almıştım. Bu konuda sınırların son derece geniş, istisnaların son derece az tutulmasını savunurken, şiddeti kışkırtmaya, övmeye özgürlük tanınamayacağını belirtmiştim. Bu açıdan çok çarpıcı bir örnekti Gökçer Tahincioğlu'nun manşet haberi. Özeti şuydu: "Bolu'daki bir yerel gazetenin köşesinde, ‘Her şehit için DTP’li öldürülmeli'’ diyen köşe yazısını ‘fikir özgürlüğü’ olarak değerlendiren Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararını mahkeme de ‘isabetli’ buldu. I.E., öldürme çağrısı yaptığı köşe yazısının devamında, DTP milletvekillerinin, DTP yöneticilerinin ve DTP’li belediye başkanlarının isimlerini tek tek sıraladı.

Bu tip kesinleşen kararlara karşı Adalet Bakanlığı’nın 'Kamu yararına bozma' hakkı bulunuyor. Ancak bakanlık bu yola başvurmazsa iç hukuk yolları tamamen tükenmiş oluyor. Bu durumda savcılığın kesinleşen kararına göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aksi bir karar verene kadar DTP’lilerin öldürülmesi için çağrı yaparak isim listesi yayımlamak suç sayılmayacak."

Korkunç değil mi? Böylesine yargıç ve savcılarla bir ülkede demokrasi ve hukukun üstünlüğü hiç gerçekleşebilir mi? Barış, kardeşlik kâğıt üzerinde kalmaz mı? Ne yazık!

Bakalım, Adalet Bakanımız Mehmet Ali Şahin ne yapacak bayram sonrası?.. Deniz Feneri davasındakine benzer tepkili kayıtsızlığını devam mı ettirecek, yoksa hukukun gereğini yaparak kesinleşen bu kararı bozacak mı? Dip not: Bu yazıyı yazdıktan sonra Mehmet Ali Şahin'in "Yazılı emir yoluna başvuracağız" açıklaması geldi. Olumlu bir gelişme...

Hasan Cemal, Milliyet, 4.10.2008 - Ne yazık, öldürün çağrısını suç saymayan yargıçlar da var!



pınar kuloğlu,
8 Ekim 2008, Çarşamba 06:59

kesinlikle katılıyorum gerçekten buna bir dur denmeli artık hasan cemali bu konuda destekliyrum bu şekilde giderse bu sorunlar hala çözülmüyecek her geçen gün buna benzer olaylarla karsı karsıya gelmemiz mümkün buna dur denmeli artık...



Ali Yürekli,
8 Ekim 2008, Çarşamba 06:54

PKK'nın Varlığı Ordunun Gücüne Güç Katıyor Bundan Vazgeçer mi? PKK'nın varlığı genelkurmaya inanılmaz bir güç ve konuşma hakkı kızma öfkelenme hakkı veriyor. Siz genelkurmaylığın yerinde olsanız. Bu güçten feragat eder misiniz? Çok zor. Çünkü PKK'nın bitmesi demek genelkurmaylığın gücünün AB'deki ordular düzeyine çekilmesi demek. Bizim genelkurmaylık ise bunu dile getirenleri bölücülükle itham ediyor. Ve bu düzeye gelmeyi kendine hakaret sayıyor.Genelkurmaylık gizlice devleti yönetmeli ilelebet siyasetin içinde varlığını sürdürmeli. Bu anlayışla yol alınmaz. İktidarını Korumanın Yolu Ezberi Tekrarlamaktan Geçiyor. Ezberi nakış gibi devamlı işliyorlar. Ellerindeki gücü tutmak için bu ezbere ihtiyaçları var. Ve bundan da toplumdan ve siyasetten güçlü bir tepki gelmediği sürece de vazgeçmiyecekler. Korkak toplum ve korkak siyasetle de bir yere varılmaz. Artık demokratik ve özgürlükçü taleplerimizi çözüm irademizi ortaya çok daha cesurca koymalıyız. Başka türlü sorunlar çözüm bulmaz. Kürtlere demokratik haklarını verelim. PKK'yı da yok edelim. PKK demokrasi içinde çözülemiyecek duruma geldi.



Recep Taşkın - Moderatör (Hasan Cemal, Milliyet),
8 Ekim 2008, Çarşamba 06:47

Sorun, askerin tekeli altında kaldığı sürece çözülemez! Lafı hiç uzatmadan, eğip bükmeden bazı şeyleri bir defa daha söylemek istiyorum. Asker, adına ne derseniz deyin, ister Güneydoğu, ister Kürt, isterseniz PKK ve terör deyin, bu sorunu 'kendi tekeli'nde tutmak istiyor ve tutuyor. Bin yıldır bu böyle. Böyle olduğu için de, yani 'askerin tekeli altında' kaldığı için de bu sorun bir türlü çözülemiyor. Ve asker gitgide çözümün değil, sorunun bir parçası oluyor, hatta 'meselenin kaynağı' haline gelmeye başlıyor. Bu durum, not edin bir kenara, Türkiye'nin istikrarı açısından tehlikelidir. Çünkü askere karşı da hem kendi içinden, hem toplumun değişik kesimlerinden tepkiler büyüyor, tomurcuklanıyor. Askerin 'Güneydoğu'yu kendi tekelinde tutması demek, hükümetin devre dışı kalması demektir. Askerin 'Güneydoğu'yu kendi tekelinde tutması demek, Meclisin devre dışı kalması demektir.

Durum böyle değil mi? Hükümet devrede mi? TBMM devrede mi? Sanmıyorum. Hükümette olan bitene ilişkin ne kadar gerçek bilgi var? Hükümet, neyin nasıl yapılması gerektiği konusunda ne kadar bilgi ve deneyim birikimine sahip? Hükümette, sorunun çözümüyle ilgili kapsamlı, bütüncül bir strateji oluşturmak için bir niyet var mı? Hükümetin niyeti varsa, bunu gerçekleştirebilecek donanıma sahip olduğu söylenebilir mi? Yanıtlar olumlu değil. Hükümet, eskilerdeki gibi! Ya da 'eskilerin yolu'nda seyrediyor. Eski hükümetler ve başbakanlar da 'Güneydoğu'yu askere havale edip işin içinden sıyrıldıklarını zannetmişlerdi. Dar ufukları, siyasal kararlılık ve cesaret düzeyleri ve 'asker korkusu' rol oynamıştı bunda... Bugün de farklı değil. Erdoğan hükümeti de 'Güneydoğu'nun ya da Kürt meselesinin sadece askere bırakılmayacak kadar önemli olduğunu görecek bir 'vizyon'dan yoksun olduğunun işaretlerini her geçen gün daha fazla veriyor.

Asker, istihbarat alanında 'polis'in yaptığı işi de kendine istiyor. Asker, Kuzey Irak'ta zaten devre dışı bıraktığı MİT'in yaptığı işi de kendine istiyor. Asker, polisin yetkilerini de jandarma için istiyor. Kimselere güvenmiyor asker! Asker, kendi tekel durumunu güçlendirmek için mevcut koşullarda inisyatif geliştiriyor sürekli olarak. "Güneydoğu benim işim, kimse karışmasın" diyor öteden beri. Oysa askerin de eleştiriye ihtiyacı var. Ama eleştiriye kapalı. Dün de öyleydi, bugün de öyle. Ve eleştiriye kendini kapalı tutan her kurum yanlışa kapıyı ardına kadar açmış demektir. Askerin durumu böyle! Dediğim dedikçi... Bu dediğim dedikçilik, meseleyi yılan hikayesine çeviren hatalar zincirinin uzayıp gitmesine yol açıyor.

Asker acaba hata yaptığının ne kadar farkında?.. Örneğin Kürtçe televizyon kararı alındı hükümet tarafından. Bir türlü uygulanamıyor. Neden? Asker hâlâ o malum havayı, "Kürtçe, milliyetçiliği körükler!" havasını çalmaya devam ediyor çünkü... Başka sorular da var. Düzenli orduyla, ordunun mevcut donanımıyla PKK'ya karşı mücadele nereye kadar yürütülebilir sorusu örneğin... Kısacası: Askerin elinde bir 'ezber' var. Bu ezbere inanıyor. Bu ezberin sorgulanmasına da izin vermiyor. Oysa askerin inandığı bu ezberdir, Türkiye'de bu 'yangın'ın bu kadar parlamasına yol açan... Şimdi asker de sıkıntıda! Bu biliniyor. Kendi sıkıntılarını da aşabilmesi için bu 'ezberi'ni sorguya açması şart askerin...

Bunun gibi, seçilmiş siyasal güçlerin, Meclisle hükümetin de artık kendi varlıklarını hissettirmeleri lazım, eğer yangının kontrol altına alınıp zamanla sönmesi isteniyorsa... Uzun lafın kısası: 'Askerin ezberi'yle de, 'asker korkusu'yla da ne barış, ne de demokrasi mümkündür!

Hasan Cemal, Milliyet, 8.10.2008 - Sorun, askerin tekeli altında kaldığı sürece çözülemez!



Ali Yürekli,
8 Ekim 2008, Çarşamba 05:59

OHAL; sansürün, zülmün, köy yakmanın, faili meçhül cinayetlerin, PKK'ya militan kazandırmanın, milleti devlete düşman etmenin, ihale hortumculuğunun, silah kaçakçılığının, eroin ticaretinin, işlediği cinayeti devlete havale edenlerin, yargısız infazın yapıldığı, ve de asrın davasının kahramanları (!) Ergenekon Çetesinin doğduğu zamanların ve tüm bu söylediklerimin olduğu Türkiye tarihinin kendisini yargılamaya mahkum kalacağı kusurlu uygulamanın ve dönemin adıdır. Bunu isteyenler dediklerimin tekrar olmayacağına nasıl söz verebilirler? onlara nasıl güvenmemi beklerler? garantileri nedir? Saldırı dışardan geliyorsa, içeriye OHAL uygulamıanın mantığını kim izah edebilir. Karıştırmasınlar oratlığı... Farzedelim ki Evi Aranan Yolundan Durdurulup Sorguya Çekilen Sizsiniz... Askeriniz geliyor ve ayakkabıları ile paldır küldür evinize giriryor(basıyor) Sizin o zaman hangi halde evde oturduğunuz evin batması dağıtılması askerlerin kural bilmemezliği önemli değil. Bu durumda batı dakiler kalsa askere onun temsil ettiği devlete karşı hangi hisleri beslersiniz. Hadi yaşı kemâle ermiş olanlar buna sabretti diyelim. Ya gençler bu yapılanı hazmedebilirler mi? Siz hazmedebilir misiniz.? Bir teröristi yakalıyacaz diye binlerce evi basmak 10 binlerce kişiye hesap sormak yanlış Baskın Dağda Oluyor Şehir Merkezinde Değil Cehennemin dibinde(Sınırdaki dağda) baskın yiyorsunuz. Ve şehir güvenliğini ilgilendiren OHAL kanunları istiyorsunuz. Ne alaka. Ayrıca aldığınız istihbaratları bile değerlendirmiyorsunuz. OHAL'den alacağınız bilgileri ne yapacaksınız. Neden karakolların güçlendirilmesini istemiyorsunuz da OHAL istiyorsunuz. OHAL ancak PKK'ya adam kazandırır başka hiç bir işe yaramaz. Kimse benim evimi basamaz ayakkabıları ile evimde tepinemez.(Ben batıdayım ama olsun kardeşime yapılan haksızlık bana yapılmıştır) Bu baskin meclisinize baskidir, hukumetinize baskidir OHAL bazilarinin isine gelir. Askeri ölürken generali golf oynayan bir memlekette yasiyorsunuz. Olay cok boyutlu sizin anliyacaginiz. Bir zamanlar Ecevite de SIKIYONETIM ilan ettirmisti ayni odaklar sonra 12 eylul geldi. Altın diş gibi sırıtan bir konu var ülkede bu hükümet o dişi ya sökecek ya sökecek halk brokrasiyi denetlesin diye hükümetleri seciyor bizde brokrasi başına buyrukluga alışmış hatasını bile kabul etmiyecek kadar gözü kara utanmaz hatta emeklisi bile cıkıp kendi iş bilmezliklerini masum halka yüklemeye calışıyor.aynı konumda iki cumhur başkanının birini alkışlatıyor birini yuhalatıyorlar cünkü başka işleri yok devletten maaşı siyaset yapmak için alıyorlar.artık halk brokrasi denetlensin istiyor.



Recep Taşkın,
8 Ekim 2008, Çarşamba 05:53

pkk, bireysel hak ve özgürlükleri genişleten Terörle Mücadele Kanunu'nun mevcut halinden memnun değil. Yasada temel bazı değişiklikler yapılmasını istiyor. Doğu ve Güneydoğu Bölgesi'nde uzun yıllar uygulanan OHAL yönetiminin kaldırılmasından rahatsız. Bu yönetimin yeniden gelmesini istiyor. Terörden bıkan bölge halkının devletin yanında yer almasından kaygılı. Devletle milletin arasını açmak için şiddeti tek çıkar yol görüyor.



Ali Kemal ,
8 Ekim 2008, Çarşamba 04:22

Aktütün olayı bir skandal! Emniyet ve MİT 10 gün önceden saldırıyı ihbar etmiş ve hatta asker de güya tedbir almış. Ama inanılmaz şekilde baskın yedik. Bu kesinlikle araştırılıp sorumlularının bulunması ve cezalandırılması gereken bir skandal! Batılı ülkelerde benzer durumlarda hemen soruşturma açılıp gereği yapılıyor. Dağlıca skandalının bir benzerini yaşıyoruz. Eğer soruşturma açılmazsa askeri yetkililerin de bu saldırıya gözyumduklarını, bilerek bazı tedbirleri almadıklarını düşüneceğim. Bu da ihanet demektir. Ergenekon soruşturması ortaya çıkardı ki hem pkk hem bizdeki şahinler gerginlik istiyor ve ortak çalışıyor. 17 erimizin aileleri "vatan sağolsun" demesin. Evet elbette sağolsun ama birilerinin ihaneti varsa, ihmali varsa mutlaka gereken cezayı görmeli. Ancak ondan sonra gönülden "vatan sağolsun" denebilir!..



Recep Taşkın, Abdurrahman Dilipak, Aktütün Karakol Baskını
7 Ekim 2008, Salı 08:30

Şu günlerde Meclis'te TSK'nın sınırötesi operasyon için iznin bir yıl daha uzatılması oylanacakmış. Tam zamanında değil mi? Bakalım Meclis'te bu konuda neler söylenecek? Hükümet ne diyecek ve muhalefet ne cevap verecek.. Muhalefetin hükümete yükleneceği muhakkak.. Göreceksiniz, kriz lobisi harekete geçecek. Terör, irtica, ekonomik kriz, ellerinden ne gelirse iktidarı yıpratmak için topyekun saldırıya geçecekler.. Doğan %20 küçülme kararı almış, işçi çıkaracak. Sendikaları sokağa çıkmaya zorlayabilirler.. Hani global kriz de varken hani, bu arada bir şeyler yapmak isteyebilirler.. Sağda solda yine bombalar paylayabilir. Geçen gün Balıkesir'in Ayvalık ilçesi Altınova beldesinde yaşanan olaylar başka bölgelerde de tekrarlanmak istenebilir.. Bu işe mutlaka irticayı da katmak gerek.. Bakın Altınova'da etnik çatışma falan yoktu. Basit bir kavgadan siyasi bir isyan çıkarmaya çalıştı birtakım çevreler ve malum media. Mazlum-Der'in bölgeye gönderdiği heyetin hazırladığı raporda, Gergerlioğlu, olayların tüm taraflarıyla konuştuklarını, basit, adi bir olayın etnik köken kavgasına dönüştürülmek istendiğini belirlediklerini kaydetti. Ergenekon davası başlarken, 29 Ekim'e doğru bir şeyler yapamazlarsa, daha sonra ülke seçim sath-ı mâiline girecek, bir şey yapamazlar. Onun için şimdi ne yapabilirlerse yapacaklar.. Yolsuzluk dosyaları, kadın ilişkileri, artık ne bulurlarsa! Basın yoluyla, internet yoluyla, video kaset, telefon görüşmesi vs.. Sokağa dökmek için “Cumhuriyet Kadınları”nın da kapısını çalarlar, Zeybeklerin de, Şehid ailelerinin de, Gazi derneklerinin de, icabında Seymenlerin de!. Dindarların da kapısını çalarlar, laiklerin de! Tabii buna iktidarın cevabının ne olacağını da görmek gerek.. Bu arada Başbakan her hafta İstanbul'da.. Öyle anlaşılıyor ki, bu seçimlerde adaylar erken açıklanacak.. Tam da adaylar açıklandığında gayri memnunları toplayacak yeni siyasi adresler de bulmak gerek.. AK Parti'nin altını boşaltacak girişimler için de birileri devrede. Yani Ergenekon henüz bu işlerden vazgeçmiş değil.. Neyse kendi içlerinde amaç ve yöntem olarak görüş birliği yok. Farklı grubların ise öfkeleri akıllarından daha büyük.. Bizimkilerin akılları ve örgütlerinden çok, ötekilerin dağınıklığı ve akılsızlıkları şansımızı artırıyor.. (Abdurrahman Dilipak, http://www.8sutun.com/koseyazisi?id=1159)



Yavuz Bitlis,
6 Ekim 2008, Pazartesi 09:42

Gabar'dan tam bir yıl sonra gerçekleştirilen Aktütün Saldırısı'nın zamanlaması çok dikkat çekicidir. Altınova'da yaşananların hemen ardından Aktütün Baskını geldi. “İç çatışma” çıksın diyedir, bu kumpas… DTP hakkındaki kapatma davası karar arifesinde iken böyle bir saldırının yapılmış olması “terör örgütünü kullanan malum güç”ün kapatma kararı çıkmasını ne denli çok istediğini gösteriyor. “Aktütün Provokasyonu”nun, “terörle mücadeleye yalnızca askeri açıdan bakmayan çok farklı bir konseptin geçerli olmaya başladığı bir dönemde yapılmış olması” yeterince manidardır. Genelkurmay Başkanı'nın Güneydoğu gezisinde sivil toplumla bir araya gelip halkla kaynaşmış olması 'çözümcü' yaklaşımın bir yansımasıydı. Saldırı, özelde o ziyaretin verdiği olumlu resimden genelde “yeni konsept”ten duyulan “büyük rahatsızlığı” da gösteriyor. Son PKK saldırısının; Ankara'yı terörle mücadelede benimsediği sadece askeri yöntemlere dayalı olmayan 'bütüncül çözüm' istikametinden geri döndürmeyi hedeflediği açık...(Tamer Korkmaz, http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=06.10.2008&y=TamerKorkmaz)



Yavuz Bitlis,
6 Ekim 2008, Pazartesi 09:33

Türkiye'nin her bakımdan iktidar mücadelelerine sahne olduğunu sanırım zihni açık olan herkes artık görüyor. Yoksa PKK durduk yerde 25 militanının hayatını riske atan bir eyleme neden girişsin? Sonuçta “PKK” dediğimiz de 'iktidar aracı' birileri için ve ölenler kendilerini onların iktidar oyununa feda ettiklerini bilmeden ölüyorlar.

Eylemin zamanlaması için herkesin bir sebebi var: Kimi “Meclis'e sunulan sınır ötesi harekât tezkeresini etkilemek için” diyor... Kimine göre, ABD'nin eli ekonomik krizle meşgul olduğu için birileri Türkiye'yi Irak'a çekmek istiyor, PKK buna âlet oluyor... Pek çok kişi de, “Anayasa Mahkemesi'nden çıkacak DTP kararının olumsuz olmasını, Altınova'da meydana gelen etnik çatışma eğiliminin bütün ülkeye yayılmasını istiyor PKK” görüşünde...

Bunların hepsi de üzerinde durulmayı gerektirecek ciddiyette gerekçeler; ancak benim tezim farklı: Aktütün saldırısı mart ayında yapılacak yerel seçimi etkileme amaçlı bir PKK eylemi; Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da DTP aleyhine ve Ak Parti lehine yeniden oluşan kuvvetler dengesini bozmak istiyor... Orantısız güç kullanımını PKK üzerine çekerek...

Bütün derdi, Diyarbakır ve Şırnak gibi büyük merkezlerin Ak Partili belediye başkanlarının eline geçmemesi...

Hiç hayret etmeyin, bütün dünyada iktidar mücadelesi güç oyununa dayanır ve bütün unsurlar diğerini geriletmek veya yok etmek için elinden ne geliyorsa onu sahneler...(Taha Kıvanç, http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=06.10.2008&y=TahaKivanc)



Yavuz Bitlis,
6 Ekim 2008, Pazartesi 09:09

PKK'nın ya da onu yönlendirenlerin siyasetini, ne isteyip neyi istemediğini, neden korktuğunu anlamak için bu saldırıların zamanlamasına bakmalıyız. Baktığımızda neler görüyoruz?

Birincisi -ve bence en belirleyicisi - bu saldırı DTP Davası'nın karara çok yaklaştığı bir zamanda yapılıyor. PKK-ya da onu yönlendirenler, bu saldırıyla DTP'yi güç duruma düşürmeyi, sıkıştırmayı hedefliyor. Anayasa Mahkemesi üyelerinin ve bütün toplumun DTP'ye karşı duyduğu kızgınlığı yeniden fitillemeyi hedefliyor. Mahkemeden kapatılma kararının çıkmasını, siyasetin yolunun kapatılmasını, kendi yolunun açılmasını hedefliyor.

İkincisi, bu saldırı Altınova olaylarından hemen sonra yapılıyor. Çünkü Altınova olayları terör örgütüne yıllardır gerçekleştiremediğini gerçekleştirmek için bir umut ışığı gibi görünüyor. Ege'de ortaya çıkan bu tabloyu tam otuz yıldır Kürt ve Türk halkları arasında yaratamadığı husumetin başlangıcı olarak okuyor ve umutlanıyor. Bu husumetin üstüne üstüne gitme, kanlı saldırılarla Türk halkını daha da tahrik etme, başka yerlerde de Altınova benzeri düşmanlık ateşleri yakma siyaseti güdüyor.

Üçüncüsü bu saldırı tam da Meclis'te sınır ötesi operasyonlar için çıkarılan tezkerenin süresinin uzatılması görüşmeleri sırasında yapılıyor. Çünkü terör örgütü - ve onu yönlendirenler varlıklarını sürdürebilmek için mücadelenin askeri zeminde kalmasına, savaşın ve şiddetin her türlü uzlaşmacı sesi bastırmasına muhtaçlar. Ve nihayetinde bu saldırı, hükümetin Kuzey Irak'la ilişkileri normalleştirme doğrultusunda önemli adımlar attığı bir dönemde yapılıyor.

Kuzey Irak'ın terör üssü olmaktan çıkması, teröre karşı ortak tavır alınması yönündeki gelişmeler provoke edilmeye çalışılıyor. Bütün bu yumuşama sürecinin bir işe yaramadığı, uluslararası istihbarat işbirliğinin de fos çıktığı fikri yerleştirilerek, Kuzey Irak yönetimiyle yeniden düşmanca bir ilişkiye dönülmesi amaçlanıyor...(Gülay Göktürk, http://www.bugun.com.tr/yazar.asp?yaziID=42319)



george hansi,
6 Ekim 2008, Pazartesi 06:48

hala pkk'nın kürt haklarını savunmak için varolduğunu düşünen arkadaşların olması gerçekten acı verici.. bişeyleri sorgulamanın zamanı çoktan geldi ve geçiyo.. her kürdü potansiyel bi pkk'lı olarak görmekten vazgeçmeli bu ülke kürtlerin pkk'ya karşı olduğunu gösteren tepkiler vermelerini isteyen arkadaşlar var. bu zaten apaçık ortada olan bi durum en basitinden seçimlere bakarsak pkk'ya destek verenlerin ne kadar az bir kesim olduğunu anlarız.. pkk'yı destekleyen insanların bu kadar az olması bu örgütü destekleyenin başkaları olduğunu apaçık gösteriyo onun için artık kürtlere akıl vermeyi bırakalım.. ergenekonla beraber devletin pkk ile olan bağlantıları ortaya çıktı biz hala burada çözüm arıyoruz.. sorun çok büyük çok derin ve işimiz gerçekten zor.... konuşmak anlatmak bile anlamsız gelmeye başladı.... biz kürtler amerikadaki zenciler gibi mmuamele görmeye başladık istanbulda yaşıyorum ve insanların bizlere bakış açısı gerçekten acı verici. içimizi yakan bi durum.. lanet olsun diyorum!! bu duruma ve bizi duruma düşürenlere lanet olsun..........................



ozlem y,
6 Ekim 2008, Pazartesi 06:46

Evet bu acıların yaşananların hepsi gerçek. Hiçbir kuvvet herşey yolunda rayında iken insanları dağlara çıkarıp bu şekilde kanlı bir yola sürmezdi. Buradaki psikolojiyi tahlil etmekle hak vermek arasında çok büyük fark var , sanırım tepki gösterenler olayın yakıcılığının etkisiyle bunu ayırt edemiyorlar. Herşeyin ötesinde PKK nın bu son baskını kime ne kazandırdı ya da kazandıracak diye düşünmek lazım. Bir kere bu olay Türk ve Kürt milliyetçiliğini gerçek manada temsil edenlere kazandıracak. PKK gibi örgütler baskı ve şiddet arttıkça güçlenir kalktığı zaman çözülür. PKK bu saldırıyı delirdiği için yapmıyor. AKP bu süreçte kaybedecek mesela. Recep Akdağ'ın cenaze töreninde yaptığı konuşma iplerin kimin eline geçtiğini çoktan gösteriyor. Ertuğrul efendinin dünkü yazısını okuyanlar uğuşturulan ellerin sesini buradan bile duyabilirler. Ayhan Aktar bundan sonra olacaklar hususunda çok aklı selim bir yorum yapmış. Keşke bu kısır döngüden nasıl çıkılabilir bunun da bir yazısını yorumunu yapan olsaydı. http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=59



Abdullah Harun, aharun@gmx.net
6 Ekim 2008, Pazartesi 06:07

Begüm Burak, "apo nun avukatlarına beyanından sonra artık ergenekon foz diyenler hepten susacak... altınova, hain saldırı hepsi kirli ağın parçaları. sivil insiyatife yani bizlere çok büyük iş düşüyor bence.. siyasiler pek de hızlı diil bürokrasi dersen zaten gel git..." demiş bu bölümde. İnsanlarımızın bu tür sinsi ama bir o kadar keskin olayların altındaki gerçekleri görebiliyor olması beni mutlu ediyor, umutlandırıyor. Kontrgerilla-ergenekon-pkk-iç ve dış ortakları, iç savaş olasılığını zorluyor, ortamı germek için yırtınıyor.. Demokratik atılımlar baltalanmaya, halklar arasına uçurumlar açılmaya çalışılıyor. 12 eylül öncesi sağ-sol arasında uçurum açmayı başaran iç ve dış kontrgerillacılar, bu kez türk-kürt halkları arasında bunu zorluyor. Ama özellikle ergenekon soruşturmasının apaçık ortaya çıkardığı gibi, perde gerisinde kuklalarını oynatıp, halka "cambaza bak" deyip iç savaşı yürütmeye çalışanlar aslında kolkola!.. Kesinlikle inanıyorum ki inşallah tüm kışkırtmaları planları akamete uğrayacak!



Yelda Şahin, gencsiviller@yahoogroups.com
6 Ekim 2008, Pazartesi 05:54

Eski mazlumlar zalim olduklarında hala mazlum sayılırlar mı? Türkiye’nin en batısında doğup büyüdüm. Öyle ki, bugün içinde yaşadığım İstanbul bile memleketime oranla biraz doğuda kalıyor. Haberlerin devlet TV ve radyolarından alındığı, ulaşımın ve iletişimin sınırlı olduğu, hiç de özlemediğim, darbe sonrasına denk gelen çocukluk ve gençlik yıllarımda, ne ben, ne ailem, ne de çevremdeki diğer kişiler; doğuda olan bitenlerden hiç haberdar olmadık. O sıralarda Diyarbakır cezaevini duyduğumu bile sanmıyorum. Faili meçhul cinayetler, köy boşatmalar, göçe zorlamalar, insanlık onurunu yok etmeye yönelik uygulamalar; aynen uzayın derinliklerinde olan bitenlerin yıllarca sonra dünyadan gözlenebilmesi gibi, uzun zamanlar sonra bana ulaştı. Sadece, fakirliğin batıya oranla daha derin ve yaygın olduğundan haberdardık. Bunda da coğrafi zorlukların etkili olduğunu bilirdik. Yaz tatilinde, ailemi ziyaret için Ege’deydim. “Böyle bir cahillik ancak okuyarak olur” dedirten bilgisizlik anlamında çok fazla şeyin değişmediğini gördüm. Doğan Medyasının ucuz milliyetçi yayınlarını takip eden, DYP-ANAP veya CHP çizgisinde olan halk, hâlâ resmi açıklamalar dışında hiçbir şey bilmiyor.

Bu açıdan, elmanın diğer yarısı olan, tanısaydık seveceğimiz, ya da en azından incinmelerine göz yummayacağımız insanlara geçmişte yapılan ve bugün de uzantıları devam eden zulmün, bilmeyenlere anlatılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Buna karşılık, PKK ve destekçileri söz konusu olduğunda yaşananların mazeret olarak sunulmaya çalışılması tam olarak ters tepecek ve en iyi niyetli insanları bile çileden çıkaracak bir yaklaşım.

Birisi size işkence yaparsa veya bir yakınınızı öldürürse, siz de elinize fırsat geçtiğinde gider ona işkence yaparsanız, veya onu öldürürseniz; bu hâlâ kanunlar nezdinde suç olur, yüce değerlere de uygun olmaz, ama insani olur, vicdanlarda mazeret olarak kabul görür. Ama size Ayşe’nin oğlu Mehmet işkence etmiş, siz de gidip Fatma’nın oğlu Ahmet’i öldürmüşseniz, “ama bana da …” diye başlayan cümleler hafifletici neden olamaz.

Eğer zalim olmayı seçmişseniz, mazlum kontenjanından yararlanmayı bırakacaksınız.

Sivillik, militarizme karşı olmak; sadece devlet söz konusu olduğunda mı geçerli? Bu, tersinden; İsrail’in uyguladığı terörü, devlet olduğu için terör kabul etmemeye benziyor. Bazı insanlar, eğer bir grup kendinden daha büyük bir güce karşı mücadele ediyorsa otomatik olarak o gruba sempati besliyorlar. Oysa devlet sadece soyut bir kavram. Öldürülenler, acı çekenler bireyler, tek tek insanlar. Dolayısıyla devletle savaşmak mümkün değil, insanlar öldürülüyor ve öldürenler katil oluyorlar.

Şiddeti savunarak demokrat olamazsınız, silahlı mücadeleyi savunarak sivil olamazsınız.

Bunun için DTP bir ümit değil. Avrupalı ve Türk sivil ve demokrat dostlarının öğütlerine kulak verip, PKK ile, şiddet ile bağlarını kesebilselerdi ümit olabilirlerdi. Şu anda önce PKK, sonra da DTP Kürt haklarının önündeki en önemli engel.

Aslına bakılırsa etnik kökene dayalı bir partinin sonuç alması da mümkün değil. Kendilerinin iktidar olmaları, etkin olmaları mümkün olmadığı gibi kitle partilerinin bu konuda yapabileceklerine de engel oluyorlar.

Haber sitelerinde yapılan yorumları okuyun. Bir çok yorumcu iktidarı hainlikle suçluyor. Avrupa Birliğine girmek, Avrupalılara yaranmak için teröre prim verdiklerini, bölücülere göz yumduklarını söylüyorlar. Oysa, ister ilke ve inançları gereği olsun, ister tümüyle oy avcılığı gibi pragmatist nedenlerle olsun bu hükümet önemli açılımlar getirmeyi planlıyordu. Her gelen şehit cenazesi ile bu açılımları yapmak zorlaşıyor, giderek imkansızlaşıyor. Hiçbir iktidarın göğüsleyemeyeceği büyük bir toplumsal öfke gelişiyor.

Bu öfkenin sıradan insana yönelmesinin önündeki tek engel, halkımızın hâlâ PKK’yı Kürtlerin temsilcisi saymaması. PKK’yı düşman olarak görürken Kürtleri kendinden görmesi. DTP’nin şiddeti kötülemekten kaçan söylemleri ve bu söylemlere rağmen büyük kitlelerden oy alması hızla “PKK kötü, ama Kürtler iyi” düşüncesini yıpratıyor. Asıl tehlikeli gelişme bu.



george hansi, genç siviller grubu
6 Ekim 2008, Pazartesi 05:44

bu türk-kürt meselesi iyice büyümeye başladı biz genç siviller birilerinin aklına bişeyler koyabilecek kadar büyük bi gösteri organizasyonuyla istanbulda bire araya gelelim bu durumdan rahatsız olanlar bişeyler yapabileceğimize inansınlar ve site yöneticisi arkadaşlarımızın yardımıyla bunu yapmaya çalışalım. bu mesele bi kürt olarak beni nasıl yakıyo nasıl acıtıyo tahmin edemezsiniz yeter artık yeterr! bitsin bu rezalet diyorum lütfen ama lütfen bu sese kulak verin bişeyler yapalım...



george hansi,
6 Ekim 2008, Pazartesi 05:41

"Neden Kurtler, hala cocuklarinin, kendilerine hicbir sey yapmamis baska insanlarin cocuklarinin katili olmasi icin daga cikmasina ses cikarmaz? Karsi koymaz? Bu nasil bir kin ve ofkedir? Dunyanin neresinde birilerinin haklarinin, baskalarinin olumu, acisi, kani ve gozyasi uzerinden, buna ragmen elde edildigi gorulmustur? Bu nasil bir kisir dongudur?" DENİLİYOR!!! KÜRTLER, ÇOCUKLARINI BAŞKA İNSANLARIN ÇOCUKLARININ KATİLLERİ OLMASI İÇİN DAĞA GÖNDERİYOMUŞ....BUNU SÖYLEYENLER BİLSİN Kİ, KÜRTLER BUNU YAPSALARDI TÜRKİYE BU KADAR HUZURLU BU KADAR RAHAT OLMAZDI EMİN OLUN...BÖYLE LANET Bİ GENELLEMEYE NASIL GİDİLİYO BİLEMİYORUM.. KÜRTLERDEN BUNU YAPAN SAYILI İNSAN VAR VE O İNSANLARIN O HALE ASKER TARAFINDAN NASIL GETİRİLDİĞİNİ SİZ DEĞİL BİZ BİLİRİZ.. BOK YEDİRİLEN KİMLERDİ? KÖYLERİNDEN AŞAĞILANARAK SÜRÜLENLER KİMLERDİ? İNSANLIK DIŞI İŞKENCELERİ YAŞAYANLAR KİMLERDİ?.. YAŞADIK VE GÖRDÜK... UMARIM BU YAZIMI OKUYUPTA BANA TERÖRİST DAMGASI VURACAK KADAR KÖHNE ZİHNİYETLİ ARKADAŞLAR YOKTUR........



Begüm Burak, bgmbrk@hotmail.com
5 Ekim 2008, Pazar 05:03

Apo nun avukatlarına beyanından sonra artık Ergenekon foz diyenler hepten susacak... altınova, hain saldırı hepsi kirli ağın parçaları... sivil insiyatife yani bizlere çok büyük iş düşüyor bence.. siyasiler pek de hızlı diil bürokrais dersen zaten gel git.....



Yıldıray Oğur, yildirayo@yahoo.com, Altınova vb. de İÇ SAVAŞ İSTEYENLER!!!
5 Ekim 2008, Pazar 04:47

Sahiden iç savaş mı istiyorsunuz. Tamam öyleyse. Ama bakın sonra pişman olduk diye yoldan dönmek yok. Gelin öyle bir savaşalım ki nasıl geçen 1000 yıl dünya Türklerin ve Kürtlerin binbir badire atlatan birlikteliğini konuştuysa önümüzdeki binyıl da Kürtlerin ve Türklerin korkunç savaşını konuşsun. Öyle bir birbirimizi kıralım ki ne Yahudi soykırımı hatırlansın, ne İspanyol iç savaşı, ne Ruanda ne de Bosna... Vahşetimizi anlatan Spielberg filmleri Oscarlar alsın. Birlikte yaşamayı beceremedik bari iç savaşımız dillere destan olsun.

En baştan anlaşalım. Öyle bir kere savaşa tutuştuk mu ortasında mızıkçılık yapıp barış çağrıları, kardeşlik edebiyatı falan yapmak yok. Kan tutanlar, ceset görünce kusanlar, roket sesinden korkanlar şimdiden terk etsinler savaş alanını. Ortak kutsal kitabımız üzerine el basalım: Yemin edelim. Hiç acımayacağız birbirimize. Komşumuz, okul arkadaşımız dinlemeyeceğiz. Birbirimize karşı öyle gaddar olacağız ki 1000 yıllık muhabbetimizden geriye en ufak bir iz kalmayacak. Bütün dünya bizim birbirimize reva gördüğümüz bu vahşeti konuşacak. Asla manşetlerden düşürmeyeceğiz iç savaşımızı. Bağdat’ta 200 kişi mi öldü? Balıkesir’de 500 kişi ölecek. Onlar kelle mi kesti, biz karın deşeceğiz.

Nasıl başlasak? Hazır Bolu mahkemeleri “düşünce özgürlüğü” kapsamında saydı, oradan başlayabiliriz. 15 şehide karşı 15 DTP’li. Meclis kürsüsünden teslim olun çağrısı yapılsın önce. Şayet devletin şefkatli kollarına teslim olmayıp kaçarlarsa Meclis’te sürek avına çıksın ulusalcı-milliyetçi vekiller. Onlar beceremezse profesyoneller çağrılsın Ergenekon hapishanelerinden. JİTEM’in kurucusu Albay Arif Doğan, Veli Küçük, Oktay Yıldırım, Zekariya Öztürk’ten vatan için son bir hizmet daha istensin. Şemdinli bombacısı astsubaylar DTP’lileri yakalamak için Meclis kulislerinde pusu kursunlar. Operasyonda Mehmet Ağar ile Sedat Bucak’ın arazi bilgilerinden faydalanılsın. İpsiz Recep’in hikâyesinden dizi yapan TRT iç savaş özel yayına geçsin. Canlı yayın için Ertürk Yöntem geri çağrılsın. Öldürülen PKK’lıların cesetleri çizgi film aralarında yayımlanacak Anadolu’dan Görünüm programıyla çocuklara da izletilsin.

Kızmayın, hemen mideniz kalkmasın. İç savaşa tutuştuk bir kere. “Türkiye Türklerindir” rumuzunun hakkını versin Hürriyet. Genel Yayın Yönetmeni “Erbil’de 2000 evin camını kırsak Barzani akıllanır” yazılarının dozajını artırsın. Yılmaz Özdil’in kalemi serbest bırakılsın, ölüm-kan metaforları sansürlenmesin. Türk Solu’ndan Gökçe Fırat’a da Ahmet Hakan’ın karşısında yer açılsın. Altınova haberlerinde Kürtler’den “doğu kökenli vatandaşlar” diye bahsederek Kürtlerin bu topraklarda bir kökeni olduğunu çaktırmadan bize yutturmaya çalışan editörler işlerinden atılsın.

Bu arada Altınovalılar; hadi biraz hareket. Öyle iki kişi öldürüp, üç beş cam çerçeve indirmekle olmaz. Oturmaya mı geldik. Daha birbirimizi keseceğiz. Egeden denize dökeceğiz ‘işbirlikçi’ Kürtleri. Kürtlerin de eli armut toplamasın tabii. Karakolları bıraksınlar, bataklığı kurutsunlar. Erlerin sıcak evlerinden, zorunlu askerlik gereği soğuk dağlara çıkışına karşı bir tedbir düşünsünler. Mesela köklerini kazıtmak için asker uğurlama zamanı Esenler Terminali’ne, Harem’e roketli saldırı düzenleyebilirler. Ya da gürültücü asker uğurlama konvoylarının yoluna mayın döşeyebilirler. Yaratıcı olsunlar, ne yaparsak Fatih’teki Türkler, Horhor’daki Kürtleri kebapçıların lahmacun fırınlarında yakmaya başlarlar diye hesap edip öyle eyleme geçsinler. Boş yere üniversiteye hazırlanan zavallı dershane çocuklarını patlatmaktan vazgeçsinler.

Halkla ilişkilersiz savaş olmaz. Acılı asker ailelerine “ Çocuğunuzu demokratik özerklik, demokratik anayasa talebimize karşı çıktığı için öldürdük” açıklaması göndermeli PKK. Evlat acısı yeterince bağırtmaz, bir de çocuklarının bir hiç uğruna öldüklerini hatırlatmalı onlara. Kürtler ile Türkler birbirini kırarken vicdan sahibi hiç kimse de ne olur bu iç savaşta araya girmesin lütfen. Ne kimse PKK’ya “ayrı devletten vazgeçtin, siyasi talepler için artık ne diye adam öldürüyorsun” diye hesap sorup boş yere Kürtleri üzsün, ne de biri çıkıp Genelkurmay’a “5 kez basılan, geçen yıl uydu görüntüleriyle ihmalinizin ortaya çıktığı bir karakolda ölen 15 gencin hesabını verin” demeye cesaret etsin.

Başbakana, hükümete, aydınlara bu iş nereye gidiyor, ne yapacaksınız diye isyan edip öfkelerini çekmeye de gerek yok. Türkler Türk, Kürtler Kürt cephesinde sessizce ölenleri saysın. Yesinler birbirini, bırakın. Nasıl olsa bir gün savaşmaktan yorulurlar, akıllanıp barışırlar. Baksanıza Abdullah Öcalan kendisiyle İmralı’da görüşüp pazarlık eden kişinin Ergenekon’da yakalanmamak için Rusya’ya kaçan Tuğgeneral Levent Ersöz’ün, tutuklu yardımcısı Emekli albay Atilla Uğur olduğunu söylemiş avukatlarına. 'Bu sorunu kendi aramızda çözelim' demiş Öcalan’a albayken. Tamam, aralarında çözsünler o zaman, izin verin. Görüştürsün devlet bunları. Çıkarsın Ergenekoncuları hapisten, götürsün İmralı’ya. Ahmet Türk ile tokalaşmaya bile tenezzül etmeyen Erdoğan çözemeyecek bu işi anlaşıldı. Siviller çözemedi. Bari askerler çözsün.

Çok mu sert oldu? Acımasız. Komik. Mide bulandırıcı? İnanın bu yazıyla kimseyi üzmek istemedim. Bu yazıyla kimseyi kırmak, kimsenin midesini bulandırmak, kimseyi güldürmek, kimseyi ağlatmak istemedim. Ama kabul ediyorum, evet sizi korkutmak istedim. Umarım çok korkmuşsunuzdur. Korkun ve bir şeyler yapın. Korkun ve ne yapıyorsanız onu yapmaktan vazgeçin. Korkun bu gidişattan. Başımıza gelecek en uzak, en korkunç, en acı ihtimali düşünerek korkun. Korkun ve başkalarını da korkutun. O ihtimal ortadan tamamen kalkana kadar barışın üzerine titreyerek, korkun.



Bekir L. Yildirim, bekirLYildirim@yahoo.com, Genç Siviller Grubu
5 Ekim 2008, Pazar 04:41

Bir katliam daha. Gene konuşan kafalar TV'lerde "ben dememişmiydim" ahkamı kesecekler Beşiktaş'ın hezimetinden sonrakilerden daha daha hamasi, daha seviyesiz. Kimi işi askerin gayet iyi götüreceğini lakin sivil yönetimin gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde olduğu için başlımıza bunlareın geldiğini oysa Ergenekon ruhunun tam da bizi bu musibetlerden korumak için elzem olduğundan dem vuracak. Onlar üzerinde konuşmaya değmez. Geçelim. Biz diğerlerine kulak verelim. Diğerleri deyince akla ilk gelen isimlerden biri dünyayı bir satranç tahtası olrak gören ve fakat kanaatimce fazla akıllı bir oyuncu da olmayan eski MIT Müsteşarı Prof. Mahir Kaynak ve kızı Prof. Deniz Ülke Arıboğan. Bu defa ikisini de dinlemedim ama tahmin ediyorum Mahir Hoca gene "bu gibi durumlarda sorulması gereken soru bu kime yarar sorusudur" yöntemini ortaya koymuştur. Katılmıyorum. Zira bu soruda her türlü eylem veya saldırıyı yapan entitenin mutlaka rasyonel hareket ettiği ön kabulü vardır. Oysa bırakın terör örgütlerini Süper Güç dahi pek sık kendisine yaramayan eylemlerin faili veya sponsoru olduğu olğan vakıadandır. Polis bir suçu çözerken sadece motifle işi bitiremez. Güngören Katliamı'nın akabinde sözüne güvenilir ıçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın "bölücü terör örgütü" açıklamasına dahi şüphe şerhi koyanlardan idim. Fail o olsa dahi Ergenekon'un bu işle hiç bir alakası olmadığı fikri kafama pek yatmamış idi. Aslında Ergenbekon ve bölücü terör örgütü" nün aynı madalyonun iki yüzü veya şeytanın iki kafası olduğu fikrimi serdetmiş idim. Bu defa faili meçhul durumu yok. Failler belli. Ancak neden çimdi ve kimler destek oldu, fırsat sağladı gibi sorular üzerinden Mahir Hocalar staranç oynayabilirler. Benim özellikle üzerinde durmak istediğim özellikle muhtelif demokrat, Kürt Sorunu'na askeri olmayan çözüm yanlısı kesimlerin tepkileri. Taraf Gazetesi'nde onlardan epeyce var. Genç Siviller gibi bir antimilitarist, demokrasi aktivisti örgüt içinde dahi "eğtim dediğin Kürtlerin beyin yıkanmasından ibaret olduğu için eğtime karşı" olduğunu ifade edenlerin ve "bu bir savaştır, 38 kişinin hepsi aynı mertebededir" diyenlerin olmasını not edersem herhalde rahatsızlığım anlaşılır. Onlar için ortaokul Yurttaşlık Bilgisi seviyesinde bazı meşruiyet bilgileri:
1. Her ülkenin kolluk kuvvetleri vardır. Gaye için her möetodu meşru gören terörist ile aktiviteleri kanun ile düzenlenmiş içerde ve dışarda pek çok "checks and balances" prosedürüne tabii olan güvenlik kuvvetleri aynı düzlemde değillerdir.
2. "Ama ahlaken aynı düzlemdedirler" derseniz adama hatırlatırlar:
-Hangi "dava" kadın çoluk çocuk ayırd etmeyen bu teörü caiz gösterebilir?
-Türkiye'de gerçekten Kürtlere karşı Gazze'deki Filistinliere olduğu gibi bir kollektif zulüm mü var?
- Hala verilmemiş bazı "kültürel haklar" böylesi bir terörün devamını haklı gösterebilir mi?
-Bırakın "Kürt diye bir şey yok, onlar dağ Türkleri" söylemini, bu gün en katı Türk ırkçıları dahi "Kürtler bizim kardeşlerimiz" diemelerini küçümsüyorsanız ABD'de ve Avrupa'da 11 Eylül sonrası Müslüman imajı üzrine kamuoyu yoklamalarını inceleyin.
-Siz bilirmisiniz Tayland'da yönetimin resmi "terörle mücadele planının" Müslüman teröristlere destek verdiği düşünülen kesimlerin devlet hizmetlerimnden mahrum bırakılması politikasını içerdiğini? Bunu hala bu ülkenin kaynaklarının orantısız bir miktarını daha bölgeyi kalkındırma hamleleri için harcayan sivil yönetim ile kıyaslayın bol keseden "ezilen Kürtler" nutukları atmadan önce.

Bu da siyasi doğrucu, anti-militarist aydın kesime: Bir etnik veya kültürel veya cinsel (kadınlar) azınlığı sorumluluktan muaf tutmak ona saygı değil tam tersine saygısızlıktır. Bununla onların aza gelişmiş olduğunu. bizimle aynı standardlara tabii tutulamayacağını ima edersiniz. Kürt Meselesi üzerine "biz çoğunluğun allttan alması lazım" diyen Orhan Pamuk tam da bunu yapmıştır. Bu gün ABD'de zenciler için benzeri bir fikir beyan etseniz öncelikle zenciler bunun latent ırkçılık olduğunu söylerler size. Herkes rüştünü ispatlamış, eşit akli, medeni gelişimini tamamlamış bireyler ve topluluklardır. O zaman herkes yaptıkları ve yapmadıklarından sorumlu tutulmalıdır. Kaynak: http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/10/05/aktutun-baskini-ve-ebediyyen-sorumsuzluk-psikolojisi-uzerine/



Fatma Tutmaz, Genç Sivil,
5 Ekim 2008, Pazar 04:32

Ben isler tamda bu noktaya gelmisken sözün artik Kürt vatandaslarimiza düstügüne inaniyorum. Madem hepimiz baris istiyoruz, madem hepimiz demokrasi ve insan haklari isiginda insanca yasayabilecegimiz bir Türkiye istiyoruz o zaman bunun savasini iki kesimde vermelidir. Zaman artik Kürt vatandaslarimizinda ortaya cikarak "Bizler savas istemiyoruz, bizler terör örgütünü desteklemiyoruz, bizler PKKyi lanetliyoruz" deme günüdür. PKKnin bu eylemlerinin en fazla Kürt vatandaslarimiza zarar verdigini herkes idrak etmelidir. Iktidarin tüm direnislere ragmen Kürt vatandaslarimiz icin baslattigi acilim belki henüz yeterli degildir, fakat bu zamana kadarki Kürt politikasina bakarsak devrim niteligindedir. Bunlari düsündügümüz zaman Kürt vatandaslarimizin siddete egilmeden haklarini savunmalarini diliyorum, siddete basvuranlarada destek cikmediklarini hem kamuoyuna hemde karsi gruba bildirmelerini sahsen diliyorum. Malesef Altinovada yasananlar ve dün karakol baskini ile can veren gencler bir Türk-Kürt catismasi icin masa olarak kullanilmak isteniyor. Bazi haber sitelerine baktigim zaman insanlar barut misali kan kusuyorlar, düsmanca tavir sergiliyorlar, öfkelerinin kurbani oluyorlar. Tehlikenin farkinda olmaliyiz!



ERhan Koçoğlu, Genç Sivil, kocogluerhan@hotmail.com
5 Ekim 2008, Pazar 04:29

Kurt ve Turk vatandaslar birlikte, ellerinde hem Turkce hem de Kurtce olarak PKK'yi lanetleyen, Turk-Kurt kardesligini vurgulayan, daha demokratik bir Turkiye duzeni icin hem yoredeki feodal duzeni hem de Ergenekonvari cetelesmeleri sorgulayan pankartlarla bir miting duzenlenmesi bence hem ulusal hem de uluslararasi kamuoyuna verilecek guzel bir mesaj olacaktir diye dusunuyorum. Ates duserken Turk evi, Kurt evi diye ayrim yapmiyor...



Mehmet Dağ, Genç Sivil, mehmetdag02@hotmail.com
5 Ekim 2008, Pazar 04:28

bu saldırı ilk değil arkadaşlar, inş son olur ama olmayacaktır ne yazık ki. hele ergenekoncuların derin hesapları varsa bu ülke de bu bölge de. bu fotoğrafta önemli ama küçük bir parça artık biliniyor.bunun peşini bırakmayacak irade ortaya konsun yeter ki. bunun dışında bize düşen bunu yüksek sesle dile getirmek haykırmak.buna katkı sağlayacak çalışmaları yaygınlaştırmak. çözümü bulmak adına atılması gereken adımların bu saldırılardan sonra ne kadar cılızlaşacağını hepimiz bilmiyor muyuz? ve onların bunun farkında. ama artık biz de fakındayız. kürt sorununun çözümsüzlüğünü isteyen güçler birbirinin ekmeğine yağ sürmekte. ve aynı zamanda bölgede çeşitli hesaplar yapılmakta. en verimli çağında en zamansız anda insanları haince öldürmek kürtlük ise evet ben kürt değilim. bu genç insanların kanlarının dökülmesinin üzerinden hiçbir insan hakkı da istemiyorum.lanet olsun ...



ERhan KOCOGLU, GENÇ SİVİLLER
5 Ekim 2008, Pazar 03:24

Insan haklari....ifade özgürlügü... hukuk.. vs.. çağdaş bir ülke icin ne gerekiyosa koyun küfeye.. Bu değerler için çabalıyosak ülkemiz adına, bugünler de ortaya çıkmamız lazım arkadaslar.. Metaneti elden birakmamaliyiz cunku gorsel basin gorevinin tam aksine vermemesi goruntuleri vererek duygusal enformasyon baslatmistir.Genc siviller olarark bugunlerde ustumuze dusen gorevi yerine getirmeliyiz..Cunku onumuzdeki bir kac gun icinde toplumda cok ciddi problemler gorulebilir.(gectigimiz sene sakaryada gecen gunlerde balikesirde)... Turk toplumu duygusal bir toplumdur arkadaslar. Onumuzdeki gunlerde yasanacak filimleri biz ilk defa izlemis olmayacagiz. Ayrica sunu da belirtmeliyim ki bu konuda en buyuk gorev kürt kardeslerimize dusmektedir. Cunku terorun en fazla kürt kardeslerimize zarar verdigi ortada. Velhasil simdi hepberaber akliselim bir sekilde neler yapabiliecegimizi dusunelim ve elimizden ne geliyosa yapalim... LUTFEN...



Mehmed Faysal - Genç Sivil,
5 Ekim 2008, Pazar 03:22

Dört gün arayla, önce kürtlere tepkilerini kontrolden çıkaracak bir travma yaşattılar sonra türklere. Her iki halka da biri Balıkesir'de diğeri Hakkari'de olmak üzere ve birbirlerinin eliyle ağır darbeler indirdiler. Önce Dağlıca, sonra Aktütün! Pkk'nin bu eylemlerdeki zamanlaması asla tesadüf olamaz. Her iki eylem de zamanlaması itibariyle, Pkk'nin düşmanım dediği cepheye daha fazla güç ve insiyatif kazandırmaktan ve 20 yaşında gençlerin canına kıymış olmaktan başka hiç bir sonuç doğurmamıştır. Şahsen, bu olağan paslaşmanın bu kadar ayyuka çıkmış olması beni ciddi derecede endişeye düşürüyor. Çok dehşetengiz olaylara şahit kalacağımızdan korkuyorum.



Erkan Şen,
5 Ekim 2008, Pazar 03:19

Olen 15 askerden biri bugun Diyarbakir'da topraga verildi. Diyarbakir'in en yoksul semtlerinden biri olan Baglar'da oturuyordu ve de Kurt'tu. Evet, bunu yapanlar teror suclusudur! Tipki daha bir yil olmadan Daglica'ya saldiri duzenleyip ardindan bu "kahramanlik" olayindan bir sarki turetip, klibini yapanlar gibi! Tipki 33 silahsiz eri oldurebilmek gibi insani duygulardan arinmis olarak davranabilmek gibi! Tipki saga sola bomba attiran generaller gibi! Tipki "iyi cocuk" Mutkili Aliler gibi Tipki Semdinli'de kesif yapan savci ve milletvekilinin ustune ates acip bir yurttasin yasamini yitirmesine sebep olan Uzman Cavus Tanju Cavus gibi! Tipki 15 yasinda olan Cuneyt Ertus'un kolunu kameralarin onunde kirmasi gibi! Tipki 12 yasinda 13 kursunla sokak ortasinda katledilen Ugur Kaymaz gibi! Tipki nobette beklerken vurulan ve hikayesinin hepimizin yuregini daglayan Asker Lokman gibi! Tipki... Tipki.... ve daha niceleri.... Ve keske TV ekranlarinda stratejistlerin cirit attigi, hamasi nutuklarin atildigi bir ortamda bir kismi sehit gerisi olu demek gibi ya da "lutfen kandirilmasinlar" gibi ust perdeden bir dil kurmak yerine "olum"u dusunup bunun yasini tutabilsek! Ahlaki olarak siddeti reddetmis biri olarak 38 kisinin olumunden ne yazik ki "ben de sucluyum!" Birakin da bu "sucumuzla" bu "utancimizla" yuzleselim!



Turgay Ogur, turgayogur@yahoo.com
4 Ekim 2008, Cumartesi 03:18

Dunyanin en eli kanli teror orgutlerinden olan PKK gunun ortasinda onlarca adamiyla siniri gecti ve bir dagin basindaki karakola saldirdi. Bu emri veren de uygulayan da herkes teror suclusudur. Orada olen 38 kisinin de sorumlusudurlar. PKK turklerden cok kurtlerin dusmanidir. Bugun bu saatte kendi adima verilmesi gereken ilk tepkinin bu oldugunu dusunuyorum. Sucun kaynagina inelim erken analizcilik olur ve kendimizi yanlis ifade etmemize neden olabilir. Olum olenleri esitler derler. Evet hepsi bizim arkadaslarimiz, kardeslerimiz. Uzun ve bambaska bir hayat onlari beklerken, ayni takimin taraftarlari ya da ayni universitenin mezunlari olabilecekleri yerde genc yasta birbirlerinin katili oldular. 38 olume de uzuluyorum. Bunun yaninda O karakolda kendimin de zorunlu askerlik gorevimi yapiyor olabilecegimi dusunerek; kendi rizasiyla orgute katilmis ve saldiran durumunda olanlara acayip kiziyorum. Yaptiklarinin tek tutar tarafi yok. Bu iletisim caginda kandirilmis gencler diyemiyorum. Lutfen artik kandirilmasinlar ve artik bu orgute katilmasinlar. Dunyada envai cesit hak arama yontemi var. PKK'nin yaptigini yapan neredeyse kalmadi.



Abdullah Harun, aharun@gmx.net
23 Ağustos 2008, Cumartesi 07:11

Ergenekon'un boşalttığı yeri PKK kılıklı terör dolduruyor, MEHMET KAMIŞ, Zaman, 23 Ağustos 2008, http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=729044: Son bir ay içinde o kadar çok şey oldu ki Türkiye'de, insan takip etmekte zorlanıyor. Bir ay önceki bir olay sanki yıllar önce yaşanmış gibi. Ancak bu süreçte meydana gelen, Türkiye için çok önemli iki olayı tekrar hatırlamakta yarar var. Birincisi; halkın büyük bir oy oranı ile iktidara getirdiği AK Parti'nin kapatılması konusunda açılan davanın sonuçlanması. İkincisi ise devlet içindeki çeteleşmeyi deşifre eden Ergenekon iddianamesinin mahkemece kabul edilmesiydi.
Önümüzdeki yıllara da damgasını vuracak bu iki olayın Türkiye'yi de bir hayli rahatlatması bekleniyordu. Öyle ya Türkiye'yi milyarlarca dolar zarara uğratan, çıkış trendine girmiş ekonomiye tekrar büyük bir darbe vuran kapatma davası sonuçlanmış, AK Parti'yi kapatmak için yeterince gerekçe bulunamamıştı. Diğer taraftan, yıllardır devlet içine çöreklenmiş ve gücünü yasalardan almayan büyük bir çetenin varlığı deşifre edilmiş, en azından ülkeyi kaotik ortamlara sokacak eylemler yapması engellenmişti.
Türkiye tam bir rahatlama sürecine girecekti ki, bu kez de PKK kılığına girmiş garip bir terör başladı ülkede. Önce Güngören'de yüzlerce masum sivilin yüreğine patladı bombalar. Kürt'ün, Türk'ün, Çerkes'in, Alevi'nin, Sünni'nin olduğu bir yerde rastgele patlatılan bu bombayı patlatanların açıklayabilecekleri hiçbir ideolojik gerekçeleri yok. PKK'ya sormak lazım, burada Kürtler de öldü. Sonra Mersin, İzmir vs. Tabii patlamadan yakalanan bombaları saymıyorum.
Daha önce de söylemeye çalışmıştım. Türkiye'deki gerçek şu: Ergenekon'un çok az bir kısmı ifşa edildi. Bu ülkenin gerçek Ergenekon'u; medyayı sevk ve idare edebilen, gerektiğinde yargıya sözünü geçirebilen, üniversitelere tesirli, holdingler üzerinde hatırı olan özellikler taşıyor. Bu yapı aynı zamanda PKK'yı yönlendiriyor, DHKP-C'yi ya da ihtiyaca göre sağdan ya da soldan örgütleri yönetiyor. Türkiye'yi sıkıntıya sokacak her türlü işi organize edebiliyor. Son yaşadığımız olaylar da bunu teyit ediyor.
PKK'nın hep kritik dönemlerde eylemlerini artırması size de garip gelmiyor mu? Bu ülkenin seçilmiş bir partiyi kapatmamayı öğrenmeye başladığı, devlet içindeki çeteleşmeyi çözmeye çalıştığı, insan haklarını ve demokrasiyi daha çok önemsediği bir süreçte PKK eylemlerini bütün ülkeye niye yaymaya çalışır ki? Neden gayri nizami örgütlenmelerin, devlet içindeki çetelerin güçlenmesine zemin oluşturacak kaotik ortamların sürmesi hatta artması için böylesine bir çaba gösterir ki? Yoksa PKK bu düzenin hep böyle devam etmesini mi istiyor? Yoksa bu örgüte verilen görevin konsepti mi değişti? Artık bölgesel olarak Türkiye'yi yormak yeterli mi gelmiyor? Ergenekon'un boşalttığı yerleri PKK'nın mı doldurması isteniyor?
(…) Yıllardır Türkiye kendisini yoracak, enerjisini tüketecek, başını kaldıramaz hale getirecek bir şeylerle uğraşıyor. Ve sanki bunlar nöbet tutuyor. Birisinin hakkından gelince başka bir yerde başka bir şey patlak veriyor. Bu ülkenin normalleşmesine müsaade etmeyen birileri var. Bir yarayı kapattığınızda mutlaka başka bir yerden bir yara açılıyor. Yıllardır bu ülkedeki gencecik fidanların ölmesine sebep olan PKK, bu kez de şehirleri kaos ortamına çevirmek için emir almış gibi. Anlaşılan bölgesel terörün Türkiye'yi yeterince yormadığı düşünülüyor.



Abdullah Harun, aharun@gmx.net
23 Ağustos 2008, Cumartesi 07:07

Kürt Gladyosu'na bir Zaza'nın tepkisi, ABDÜLHAMİT BİLİCİ, Zaman, 23 Ağustos 2008, http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=729016: 'Kürt Gladyosu' başlıklı yazı (http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=725381) Kürtçülük adına hareket eden bazı yapıların derin bağlantılarına dikkat çekiyordu. Uğur Mumcu'nun keşfetmeye yaklaşmışken, bedelini hayatıyla ödediği bu derin bağlantı Ergenekon iddianamesiyle iyice su yüzüne çıkmıştı.
Ergenekon Çetesi'nin terör örgütleriyle bağlantısı, bizzat Öcalan tarafından ifade edilen Ergenekon-PKK temasları, PKK içindeki 'genç subaylar' olgusu, Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndaki bir görevli ile Öcalan'ın avukatı arasındaki diyalog bu derin şüphenin sadece bazı örnekleriydi. 'Kürt Gladyosu' yazısında bu tuhaf ilişkilere dikkat çekerek, devlet içine sızan bu habis yapı sorgulanırken, Kürt sorunu üzerine kafa yoran aydın, siyasetçi ve aktörlerin de bu bağlantının Kürtçü yapılara bakan yönünü sorgulaması gerektiğini ifade etmiştik. Devlet gücünü ele geçiren bazı güçlerin anti-demokratik uygulamaların kıyasıya eleştirildiği bir ortamda, Kürt sorunu adına yapılan konuşma ve tahlillerin artık Diyarbakır Cezaevi'ndeki işkence ile başlayıp 12 Eylül'ün dil yasağıyla bitmemesi gerekir. Eğer bir çözüm bulunacaksa, farklı kökenlerden 30 binden fazla insanımızı kaybetmemize yol açan süreçte Kürtler adına hareket ettiğini iddia edenlerin derin bağlantıları da sorgulanmalı. En önemlisi de bunu bizzat Kürt kimliğiyle yazıp çizen, siyaset yapan isimlerin yapması. Ancak o zaman, bu hadisenin kardeş kavgası olmadığı anlaşılır ve kardeşi kardeşe kırdıran mekanizma deşifre olur. Ancak o zaman, demokrasi adına umutların tekrar yeşerdiği, kapatma kâbusundan kurtulup yeniden reformları, sivil anayasayı ve AB sürecini konuşmaya başladığımız bir dönemde, Güngören, Mersin ve İzmir'deki bombaların neden patladığını anlar; vahşi talimatları verenlerin gerçek kimliklerini öğreniriz. Bunun için zemin o kadar uygun ki, her gün yeni bir derin bağlantı çıkıyor karşımıza. Mesela, Zaman'ın dünkü manşeti, yeni bir ipucu veriyordu. Haber, PKK'lı bir teröristin cep telefonunda, Beykoz'daki işyerinde bir cephanelik ele geçirilen, JİTEM'in kurucusu emekli Albay Arif Doğan'ın özel numarasının çıktığını söylüyordu. Kim bilir önümüzdeki günlerde hangi bilgiler çıkacak önümüze.
Bu çarpıklığın sorgulanması çağrısına, ilginç tepkiler geldi. Bir kısmı meramımızı anlamamıştı. Kürtlerin acısını görmek istemediğimizi söyleyenler; meseleyi anlamadığımızı düşünenler, hatta tehdit savuranlar çıktı. Doğru anlayanlar da vardı. Zaza olduğunu söyleyen bir okurdan, mesajını yayınlama izni aldım. Bayan R.K.'nin e-postası, hem anlatmak istediğimizi hem de sade insanın konuya bakışını özetliyor:
"Yazınızı okudum ve haklı olduğunuzu düşünüyorum. Ama haklı olmadığınız bir konu var. O da Kürtleri temsil ettiği sanılan kişilerin gerçekten onları temsil edip etmediği. Ben kimilerince Kürt, kimilerince Türk uzantısı kabul edilen Zaza kökenli biriyim. Ülkemin her acısı içimi acıtır, her sevinci gurur kaynağımdır. Çanakkale için ağlar; İstiklal Marşı'yla coşarım. Ne kendimi Türklerden ayırır; ne de illa 'Kürt hakları' diye bağırabilirim... Çünkü Kırşehir'deki Mehmet de, Kars'taki Ahmet de Ergenekonların acısını çekmiştir. Hep 'benim acım' demek doğru mu? Ben "insan hakları" derim. Allah'ın her canlıya verdiği o kutsal haklardır önemli olan. Bir şehit anasının figanı, beni de yaralar. Çünkü önce insanım ben. Askere laf edemem, namusumun teminatıdır. Kimdir temsilcisi Kürtlerin? Türklerden farkı nedir bunların? Benim temsilcim olduğunu söyleyenler gerçekten benden haberdar mı? Ben derken bilin ki Türkiye'de, kendini Türk kardeşinden ayırmayan milyonlarca Kürt var, Zaza var, Laz var ve onların derdi ülkeyi alakadar eden tüm dertlerden gayrı değil. Kimilerince ben ve benim gibiler asimile edilmiş insanlarız. Neden insan doğası olan kaynaşmayı, asimilasyon gibi algılıyoruz ki?.. Doğulu olduğum için ben de ters bakışlara maruz kaldım. Ama onca gülün içinde bir dikeni dile dolamak doğru mu? Türkler de Kürtler elini uzatmış; aslında görünmeyen çok eller var ki çoktan el ele dolaşmakta. Birkaçı boş kalmışsa üzülmeyin; el ele tutuşan ellere bakın, çok şey anlatacaklar size."



Abdullah Harun, aharun@gmx.net
11 Ağustos 2008, Pazartesi 05:26

Ergenekon'dan sonra polise karşı saldırılar arttı. Terör örgütü PKK, Ergenekon soruşturmasının ardından öncelikli hedefinin polis olduğunu duyurdu. Türk polisinin Ergenekon terör örgütünün ortaya çıkmasını sağlayan önemli çalışmaları, PKK'da ilginç bir karara neden oldu. Ergenekon'la bağlantılı olduğu ileri sürülen PKK, yeni süreçte eylemlerini polise yönelik yoğunlaştıracağını duyurdu. Örgütün Avrupa'da yayıp yapan kanalı ANF'nin haberine göre, PKK, polisi hedef alan eylemlerini artırarak sürdürecek. Bu yönde verilen örnekte Yüksekova'da 26 Temmuz günü gerçekleştirilen saldırıda 2 polisin hayatını kaybettiği ileri sürüldü. Ancak söz konusu saldırıda ölen ya da yaralanan olmamıştı. (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=721035)

Yurtiçi ve sınır ötesi operasyonlarla büyük kayıp veren terör örgütü PKK, yeni hedef olarak emniyet müdürlüğü binaları ile karakolları seçti.
Terör örgütü yandaşı siteler ise örgütün sözde silahlı kanadı olarak bilinen HPG'nin polisleri hedef seçtiğini açıkça yazıyor. Artmaya başlayan terörist saldırılara karşı polisler uyarıldı. Özellikle emniyet müdürlüklerindeki güvenlik önlemlerinin artırılması istenirken; nöbetçi polislerin çelik yelek giymeleri istendi. Bu arada, Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde, terör örgütü PKK üyeleri, kamyonu ateşe vererek sürücüsünü kaçırdı. Edinilen bilgiye göre, önceki gün akşam saatlerinde, Dağlıca köyü yakınlarında bir kamyon, terör örgütü PKK üyesi bir grup tarafından durduruldu. Sürücüyü indirdikten sonra kamyonu ateşe veren teröristler, şoförü de yanlarına alarak kaçtı. Bölgede güvenlik güçlerince başlatılan operasyonun sürdürüldüğü bildirildi. (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=724673)

C-4'le özel hareket şubesine girmek isterken öldürüldü
Hatay Emniyet Müdürlüğü'nün Aksaray Mahallesi'ndeki Özel Hareket Şube Müdürlüğü binasına plastik patlayıcı yerleştirmek isteyen terörist ölü ele geçirildi. Olay saat 02.30 sıralarında Aksaray Mahallesi 500 Konutlar yanı 109 sokak üzerinde bulunan, Özel Hareket Şube Müdürlüğü'nün 118. Sokağa açılan arka kapısından meydana geldi. Erkek bir şahıs, elinde şüpheli bir spor çantasını çevre duvarının yanına koyarken görevliler tarafından fark edildi. Güvenlik görevlilerinin dur ikazına karşı şahıs, tabanca ile ateş etmeye başladı. Güvenlik görevlileri ile terörist arasında çıkan kısa süreli çatışmada 25-30 yaşlarındaki şahıs ölü ele geçirildi. Ölü olarak ele geçirilen şahsın bıraktığı çantada yapılan incelemede, çay semaveri içerisine sıkıştırılarak uzaktan kumandalı düzenek haline getirilmiş yaklaşık 12 kilo plastik patlayıcı bulundu. Şahıs üzerinde yapılan incelemede ise Diyarbakır nüfusuna kayıtlı A.G. adına düzenlenmiş ve sahte olduğu tahmin edilen nüfus cüzdanı ile bir tabanca ele geçirildi. Patlayıcının 3 katlı Özel Hareket Şube Müdürlüğü'nü havaya uçuracak kadar güçlü olduğu bildirildi. Teröristtin Suriye sınırından geçerek Hatay'a gelip eylemini gerçekleştirmek istediği öğrenildi. Nöbetçi Cumhuriyet Savcılığı, soruşturmanın tarafsız yapılması için konuyu jandarmaya verdi. (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=724708)

Kontrgerillacılar, ergenekoncular ve tabi taşeronları, polisi sevmiyorlar, çünkü darbelere karşı en büyük güvence onlar, özellikle emniyet istihbaratından çok tedirginler. Danıştay baskınını da hatırlayın. Saldırganı cesaretli bir polis son anda yakalamamış mıydı? Eğer yakalanmasaydı bu Danıştay saldırısı ne yöne doğru gelişirdi acaba. Cevabı çok basit. Darbe ortamı için müthiş bir provokasyon başarıyla gerçekleştirilmiş, bir safha başarıyla geçilmiş olurdu. Ama cesaretli bir polis memuru, tıpkı dünkü saldırıdaki polis memurları gibi hayatını ortaya koymaktan çekinmeyerek onu yakalayınca umulmadık gelişmeler olmaya başladı, olayın arkası çorap söküğü gibi aydınlanmaya başladı. Adam cumhuriyet gibi özel(!) konuma sahip bir gazeteye peşpeşe bombalı saldırılara katılıyor, sonra danıştaya saldırıyor. Biz de yedik tabi, dinci saldırıymış... Geçin beyler geçin. Bayatladı bu taktikler. Hiç doğaçlama yapamıyorsunuz. Eski yıllarda kurulmuş bir örgüt hala eski taktikleri kullanıyor, hedef şaşırtmayla başka örgütleri taşeron kullanmayla artık inandırıcı olunmuyor. Elleriniz kırılsın, kırılıyor ve kırılacak inşallah!



Recep Yavuz - Moderatör, Ergenekon-PKK bağlantısı
11 Ağustos 2008, Pazartesi 04:31

LPG firması Müdürü Ö.C.Sanal Cinayetinde PKK-Ergenekon Bağlantısı, 02 Mayıs 2008: Devleti her yıl milyarlarca dolar zarara uğratan kaçak akaryakıt satışında, PKK terör örgütü ile Ergenekon Çetesi’nin işbirliği çıktı. LPG firması Delta Gaz’ın Hatay’ın Dörtyol İlçesi’ndeki dolum tesislerinin İşletme Müdürü 43 yaşındaki Ömer Cemil Sanal cinayetinde PKK terör örgütü ile Ergenekon Çetesi'nin işbirliği çıktı.

Yaklaşık 1 Yıl önce İskenderun'daki evine giderken kimliği belirlenmeyen kişilerce otomobilinden indirilip dövüldükten sonra başından ve göğsünden vurularak öldürülmüştü. Devleti her yıl milyarlarca dolar zarara uğratan kaçak akaryakıt satışında, PKK terör örgütü ile Ergenekon Çetesi'nin işbirliği çıktı.

Türkiye'nin en önde gelen firmasının işletme müdürü geçen yıl öldürüldü. 'Çalışanları öldürdü' dendi. Ancak bilgisayarı çözülünce rüşvet çarkı belgelendi ve kaçakçılık-PKK-Ergenekon bağı ortaya çıktı. Yaklaşık bir yıl önce silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Türkiye'nin önde gelen akaryakıt şirketlerinden birinin işletme müdürlüğünü yapan Ömer Cemil Sanal'ın, bir yıl sonra ortaya çıkan e-posta yazışmaları, kaçak akaryakıt satışındaki karanlık ilişkileri gün yüzüne çıkardı.

MERSİN bölgesinin en büyük akaryakıt depolarını bünyesinde barındıran DELTA GAZ ın işletme müdürlüğünü yapan Ömer Cemil Sanal, görev yaptığı Hatay Dörtyol'da 6 Mart 2007 tarihinde iş çıkışı İskenderun daki evine giderken silahlı saldırı sonucunu öldürüldü. Cinayetin ardından Sanal'a bağlı işletmelerde çalışan iki kişi cinayet zanlısı olarak tutuklandı ve olay 'adi olay' olarak kayda geçti.

Ancak, Sanal'ın öldürülmesini şüpheli bulan kardeşleri, cinayetin peşine düştü. Bir yıldır dedektif gibi çalışan Ömer Sanal'ın, Sema ve Deniz adlı iki kardeşi, Sanal'ın bilgisayarındaki kayıtların silindiğini tespit etti. Bilgisayarının silinen kayıtları özel bir sistemle çözüldü. Sanal'ın bilgisayarındaki yazışmalar cinayet davasının görüldüğü İskenderun Ağır Ceza Mahkemesi'ne teslim edildi. Her iki kardeş de, olayın akaryakıt kaçakçılığından kaynaklandığını iddia ederek, davanın akaryakıt kaçakçılığı yönünde de araştırılmasını istedi. Hatay Dörtyol Cumhuriyet Savcılığı'nın da, yeni bilgi ve belgeler ışığında, iddialarla ilgili olarak soruşturmayı derinleştirdiği bildirildi. Ömer Cemil Sanal'ın kardeşleri tarafından mahkemeye sunulan yazışmalar, kaçak akaryakıt satışında kamu görevlilerine rüşvet verildiğine ilişkin bilgiler de yer alıyor. Örneğin, bir kontrol memuruna verilecek rüşvet için, 'Gümrük memuruna elden 300 YTL verildi' şeklinde açıklamalar bulunuyor. Yine mahkemeye sunulan bilgi ve belgelerde, akaryakıt taşınmasında Kuzey Irak'ta PKK'ya yakın kişilere verilen rüşvetler isim isim yer alıyor. Yine aynı belgelerde, Türkiye'deki akaryakıt şirketlerinin, kaçak akaryakıt için gizli akaryakıt hatları yaptıkları da öne sürülüyor. Sanal'ın yakınları tarafından mahkemeye ve cumhuriyet savcılığına sunulan bilgi ve belgelerde, emekli bazı askerlerin de isimleri verilerek, bu kişilerin de akaryakıt kaçakçılığına karıştığı öne sürülüyor. Bölgede görev yapan ancak Sanal cinayetinin ardından emekli edilen üst düzey komutanın ismine Engenokon terör örgütü operasyonu kapsamında gözaltına alınan emekli Tuğgenaral Veli Küçük'ün arşivinde çıkan dosyalarda da rastlanmıştı.

Kaynak:
http://www.kirikhanim.com/haber/111-dortyol-haberleri-pkk-ergenekon-balants.html veya
http://www.moralhaber.net/38669_Ergenekon-cetesinin-PKK-ile-isbirligi-cikti.htm



Recep Taşkın - Moderatör (Zaman),
9 Ağustos 2008, Cumartesi 10:04

Ergenekon ve PKK ortak çalıştı. KADEP Genel Başkanı Şerafettin Elçi, Ergenekon'u 'toplumun her tarafını saran ahtapot'a benzetti. Bu örgütün faaliyetlerinden en fazla Doğu ve Güneydoğu'da yaşayanların zarar gördüğüne dikkat çekerken, bölgede 40 bin civarında insanın hayatını kaybettiğini, 10 binin üzerinde köyün boşaltıldığını, milyonlarca insanın yerinden edildiğini hatırlattı. Ergenekon iddianamesinde yer alan PKK-Hizbullah-Ergenekon ilişkisinin daha önce bilindiğini ifade eden Kürt asıllı siyasetçi, ancak bugüne kadar söz konusu gerçeğin bu ölçüde delillendirilemediğini vurguladı. Ortaya çıkan bilgilerin Kürtlerin derin bir komplo ile karşı karşıya bulunduğunu gösterdiğini belirten Elçi, Ergenekon ve PKK'nın anlaşarak-uzlaşarak 'kendi çıkarları adına' iş yaptığını söyledi. Kürt sorununun çözümünün her iki örgütün de işine gelmeyeceğinin altını çizen KADEP Genel Başkanı, "Terör yüzünden harcanan para bölgenin ekonomik kalkınmasına, eğitimine, sosyal gelişmesine gitseydi bugün bu mesele olmayacaktı." dedi.

Ergenekon'un geçmişinin İttihat ve Terakki'ye dayandığına işaret eden KADEP (Katılımcı Demokrasi Partisi Genel Başkanı) Başkanı Şerafettin Elçi, örgütün varlığının ilk kez Kıbrıs Barış Harekâtı'nda dönemin Başbakanı Bülent Ecevit tarafından fark edildiğini söyledi. Kendisinin de o dönemde Meclis'te olduğunu anlatan Elçi, sözlerini şöyle sürdürdü: "Batı'da Gladyo, bizde ise Özel Harp Dairesi olarak geçiyordu. Çünkü Türkiye'de 1960'lı yıllarda Kontrterör örgütlenmesine gidildi. Bu, askerin içinde ama tamamen asker olmayan, sivil uzantıları olan bir yapı. Örgüt tamamen devletin kontrolü dışındaydı. İlk zamanlarda ödenekleri tamamen ABD tarafından yapılıyordu. Sonunda 1974'te Kıbrıs meselesinde ödemeleri kesince fark etti Ecevit. Ama üzerine kimse gitmedi ya da gidemedi."

Elçi'nin verdiği bilgilere göre, söz konusu illegal yapı, zamanla pervasızca hareket etmeye başladı. Üzerine gidilmemesi sebebiyle kirli amaçları için her yolu mubah gördü. Ülkede çatışma çıkarmak, laik-anti laik kutuplaşmasını tırmandırmak için suikastlar düzenledi. Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu öldürüldü. Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombaların Ergenekon'un işi nereye götürdüğünün delili olduğunu kaydeden Şerafettin Elçi, Şemdinli'de meydana gelen olayın da bunların güpegündüz cinayet işleyebileceğini gösterdiğini söyledi.

Kürt sorununun çözülmesi işlerine gelmez
KADEP Başkanı, Ergenekon'un PKK, DHKP-C, Hizbullah gibi örgütlerin içine sızdığının belgelerle ispatlandığını anlatıyor. PKK ile ilişkilerin Doğu Perinçek üzerinden sağlandığını daha önce de bildiklerini söyleyen Elçi, şu ifadeleri kullanıyor: "Perinçek, Öcalan'ın canciğer arkadaşı. Çoğu yerde akıl hocasıydı. Bunu da gizli yapmıyordu. Sık sık Bekaa'ya gitti, geldi. Ciddi ilişkiler Perinçek üzerinden sağlanmıştır. Öcalan, bizzat yakalanmadan önce PKK'nın yayın organlarında defalarca çok açık bir şekilde baştan itibaren devletle dirsek temasında olduğunu beyan etmiştir. Örgütten ayrılanların kitapları, makaleleri yayımlandı bu yönde. Bunlar da 'devlet bizim içimizde' diyorlar."

Şerafettin Elçi, PKK'nın 1970'li yıllarda Kürt siyaset bilincini kırmak için silahlı çatışma ortamı oluşturduğunu savunuyor. Elçi'ye göre, PKK dışındaki herkes, Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve diyalog yoluyla çözülmesini istiyor. Kürt sorununun çözülmesi halinde Ergenekon, PKK ve Hizbullah gibi örgütlere gerek kalmayacağının altını çiziyor. KADEP lideri, Ergenekon'un planlarına bakıldığında, Kürtlerin derin bir komplo ile karşı karşıya olduğunun görüldüğünü belirtiyor. Elçi, yaşananlar nedeniyle milyonlarca insanın yerinden yurdundan edildiğini, bin köyün boşaltıldığını, 40-50 bin insanın hayatını kaybettiğini dile getiriyor. Şiddet ortamının, ekonomi başta olmak üzere pek çok açıdan bölgeye zarar verdiğini vurguluyor: "Ekonomik gelişme huzur ortamında olur. Devlet yatırımlardan ziyade güvenliği sağlamaya çalıştı. Bölgede yapılan en büyük harcamalar güvenlik için yapılanlar. 300 milyar dolar harcandı terör yüzünden. Bu para bölgenin ekonomik kalkınmasına, eğitimine, sosyal gelişmesine yönelik harcansaydı belki bugün bu mesele olmayacaktı."

Ergenekon terör örgütünün Türk-Kürt çatışmasını hedeflediği, bunun için mitingler ve bayrak yürüyüşleri düzenlediği Ergenekon iddianamesinde belgelerle açıklanmıştı. Terör örgütü, etnik bir çatışma için Kürt vatandaşların yoğun olarak bulunduğu Mersin'i pilot bölge seçmişti. Hamza Erdoğan, Zaman, 9 Ağustos 2008, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=723914&title=ergenekon-ve-pkk-ortak-calisti



Abdullah Harun, aharun@gmx.net
1 Ağustos 2008, Cuma 07:05

Derin devlet, PKK'yı 'Kürtleri dinden uzaklaştırmak' için kurdu: Ergenekon terör örgütü ile PKK arasında yakın ilişki olduğu yönündeki iddialara Kürt kökenli eski siyasetçi Abdülmelik Fırat'tan destek geldi. Yaklaşık 10 yıldır PKK'nın derin devlet tarafından kurulduğunu savunan Fırat, iddianamenin kendisini teyit ettiğini belirtti. Abdullah Öcalan'ı ajanlıkla suçlayan Fırat, ilginç bir iddiada bulundu: "Devletin sivil ve asker kanadından birçok önemli isimle görüşmeler yaptım. Bana 'derin devletin yapamadığını bu örgüt başardı. Kürtleri dinlerinden, örf ve adetlerinden kısa zamanda uzaklaştırdı.' diyorlardı."

Ergenekon iddianamesinde yer alan ifadelere göre, PKK'nın kurucuları arasında Öcalan'ın yanı sıra Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük gibi isimler de var. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün PKK ile işbirliği yaptığı ileri sürülüyor. Şeyh Sait'in torunlarından eski siyasetçi Abdülmelik Fırat da, iddianamenin gerçekleri gözler önüne serdiğini düşünüyor. Zaman'ın sorularını cevaplayan Fırat, derin devletin İttihat ve Terakki'den bu yana Türkiye'de 'ali kıran, baş kesen' hükümranlığı sürdürdüğünü savunuyor. Ergenekon davasının çok önemli bir adım olduğunu; ancak sonuca tam olarak ulaşılamayacağı endişesini taşıdığını kaydediyor. Fırat, PKK-Ergenekon ilişkisini anlatırken bazı devlet görevlilerinin bu irtibatı kendisine itiraf ettiğini savunuyor. Fırat, Öcalan'ın Perinçek'le eski dost olduğunu hatırlatırken, PKK ilk kurulduğunda bazı gazetelerde yer alan 'MİT kurdu' şeklinde haberlere dikkat çekiyor.

Terör elebaşısı Öcalan'la defalarca görüştüğüne dikkat çeken Abdülmelik Fırat, 1970'li yıllarda Ankara'da siyaset yaparken terör örgütü elebaşısının bir öğrenci olarak kendisini ziyaret ettiğini, 1997'de de Suriye'de bir araya geldiklerini söyledi. Ardından da şu ifadeleri kullandı: "Barzani ile Talabani'yi barıştırmak için davet edilmiştim. Suriye'de Öcalan beni birkaç kez otelde ziyaret etti. Baktım ki, orada da kendisini Suriye istihbaratı kullanıyor. Kendisine, 'Bu milletin çocuklarını dağa çıkarmayın. 50 bin insanın ölmesine neden oldunuz. 4 bin köy yandı. Bunlar, Kürtler için büyük bir felakettir. Bir teşkilat Kürtlerin iyiliği için varsa nasıl bu sonuçlara sebebiyet verir?' dedim. Ama beni dinlemedi." (Zaman, 01 Ağustos 2008, Abdulmelik Fırat'ın açıklamaları)

Gazeteci Yazar Uğur Mumcu'nun da öldürülmeden önce Öcalan-PKK ile MİT bağlantısına çok yaklaştığı, son yazılarında sık sık bundan bahsettiği ve olası öldürülme sebeplerinden en muhtemel olanının, bu deşifreyi engellemek olduğu şeklindeki iddialar ile Ergenekon iddianamesiyle bu iddiaların da resmen dile getirildiği ve mahkemece soruşturulacağı hatırlanmalıdır. Ayrıca ABD konsolosluğuna girişilen ve sadece Türk polislerinin katledildiği adeta gözdağı saldırısı ile Güngören'de meydana gelen ve 17 vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan katliamın gerçekten de PKK veya diğer örgütler tarafından yapıldığı iddiaları doğrulanacak olsa bile bu örgütün de tıpkı DHKP-C, İBDA-C ve benzerleri gibi taşeron olarak birilerine iş gördükleri düşünüldüğünde asıl faillerin kimler olduğu açıktır.

Ergenekon soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla canavarı, kurtulmak için bütün gücüyle mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla cehennneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve "daha ileriye gitmeyin" demektedir. Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik duracaktır. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Ayrıca 1980 öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Ecevit'in, "Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli tertiplerden duyduğu korku" da sanırız bugünkü çılgınca katliam tertiplerini çarpıcı şekilde anlaşılır kılmakta, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması gerektiğine ışık tutmaktadır. Bununla ilgili forum bölümünde yer alan "Kontrgerilla, Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye Ediliyor?" başlıklı yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz..



Abdullah Harun,
24 Temmuz 2008, Perşembe 02:47

Son zamanlarda Ergenekon ile PKK arasında ki bağlantı manşetlerden inmiyor. Adları Ergenekon’un üst düzey isimleri ile birlikte anılan Yalçın Küçük ile Doğu Perinçek'in Abdullah Öcalan ile samimi fotoğraflarına da tartışmaların alevlenmesine neden oldu. Bir çok kez Ergenekon ile derin devlet veya PKK meselesi ilişkilendirilir. Hatta PKK’nın bitirilmesine devlet içindeki belli kesimlerin izin vermediği ifade ediliyor. Bu durumun sebebi olarak da bu şekilde birilerinin oluşan kaos ve terör ortamından nemalandığı dile getiriliyor. Böylesi bir ortamda ise terörün kol gezdiği topraklar kimileri otoritelerini daha da güçlendirirken, bazı isimler de ülkenin ancak demir yumrukla yönetilirse düzeleceğinde dem vurur hale geldi.

Şemdinli'de, Umut Kitabevi'nde patlayan bombalarla sonrasında Emekli korgeneral Altay Tokat, ‘Güneydoğu'da görev bölgeme yeni gelen hâkim ve memurlar işlerini ciddiye alıp hizaya girsinler diye bir iki bomba attırırdım’ diye konuşmuştu. Cem Ersever ise Eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis Paşa'nın uçağının düşmesinden 2 ay sonra istifa ettiğinde Güneydoğu'daki olayların Türk milleti tarafından bilinmesinin engellendiğini ileri sürdü. Ardından da o yılın kasım ayında faili meçhul bir cinayete kurban gitti.

Son günlerde medyada çıkan, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük'ün terörist başı Öcalan ile çekilmiş fotoğrafları da Ergenekon’un PKK ile olan ilişkisinin boyutları gayet güzel bir şekilde gözler önüne seriyor. Resimler için bu habere bakabilirsiniz: http://www.bugun.com.tr/haber_detay.asp?haberID=33354



Recep Yavuz,
7 Şubat 2008, Perşembe 03:32

Emniyet eski İstihbarat Başkanı Bülent Orakoğlu:'PKK'nın elebaşısı Ergenekon üyesiydi' Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkan Vekili Bülent Orakoğlu, Öcalan'ın Ergenekon'un içinde yer aldığını savunuyor. Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkan Vekili Bülent Orakoğlu, terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın 'Ergenekon terör örgütü üyesi' olduğunu iddia etti. Orakoğlu, yakında piyasaya çıkacak 'İhanet Çemberi' isimli kitabında, "Abdullah Öcalan ABD güdümlü Ergenekon içine alınarak eğitilen kişilerden biriydi, örgütün bir üyesiydi. ABD, İngiliz ve İsrail derin devletleri ve Ergenekon işbirliği ile Türkiye'de Kürt kökenli Türk vatandaşları içinde var olan ayrılıkçı iç dinamiklerin kontrol altına alınması amacıyla Abdullah Öcalan'a ayrılıkçı bir terör örgütünün kurdurulmasına ve faaliyete geçirilmesine karar verilmişti." iddiasına yer veriyor. Geçtiğimiz günlerde yapılan büyük bir operasyonla deşifre olan Ergenekon'la PKK'nın eylem birliği içinde olduğu görüşünü dile getiren eski istihbaratçı, "PKK'nın ilan ettiği ateşkesin 2003 yılının son aylarında bozularak Türkiye'nin yeniden bir terör dalgası içine sokulması, ordu içindeki gizli bir cuntanın iki ihtilal teşebbüsünün (Sarıkız ve Ayışığı) aynı tarihlere denk gelmesi, PKK ile Ergenekon terör örgütlenmesinin eylem birlikteliğinin bir sonucudur." ifadelerini kullanıyor. Türkiye'de kaos ve istikrarsızlık ortamı oluşturulmaya çalışıldığını ileri süren Orakoğlu, "Bunun, PKK terör örgütü kullanılarak devam ettirildiğini görüyoruz. Bu sefer, hükümet ile birlikte Genelkurmay'ın üst düzey bazı yöneticileri de hedef tahtasındadır." diyor. Türkiye'nin olağanüstü şartları yaşadığı 28 Şubat sürecinde Emniyet İstihbaratı'nın başında yer alan Orakoğlu, o süreçte Öcalan'la bazı askerlerin bağlantılarını ortaya çıkardıklarını söylüyor. Bu yüzden bazı çevrelerin üstlerine geldiğini savunan Orakoğlu, şunları kaydediyor: "28 Şubat sürecinde Emniyet İstihbarat Dairesi'nin üzerine gelinmesinin en önemli nedeni, bu dairenin Öcalan'ın askerî bağlantılarını ortaya çıkarmış olmasıydı. İstihbarat Daire Başkanlığı'nın her an bu bilgileri kamuoyu ile paylaşacağından endişe eden bu kesim, istikrarsızlık ve kaos ortamında antidemokratik uygulamalarına devam ederek, suçlarını gizlemek amacıyla, görevlerini hukuk içinde yerine getirmiş Emniyet İstihbarat Dairesi'ni haksız ve hukuksuz olarak suçladı." PKK'nın devlet içindeki ilişkilerini araştıran isimlerin tek tek ortadan kaldırıldığını ileri süren Orakoğlu, eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in kaza sonucu ölmediğini, suikasta kurban gittiğini ifade ediyor. JİTEM komutanlarından Ahmet Cem Ersever'in de aynı el tarafından ortadan kaldırıldığını düşünen Orakoğlu'nun görüşleri şöyle: "Cem Ersever ile Bitlis Paşa arasındaki görev ilişkisinin güçlü olduğu, Bitlis Paşa'nın PKK ve destekçileri hakkında birçok gizli araştırmaları Ersever'e yaptırdığı biliniyor. Eşref Bitlis'in şaibeli bir uçak kazasında ölmesinin ardından uçağa sabotajın Ersever tarafından yapıldığı iddiaları ortalıkta bir psikolojik harekât unsuru olarak sırıtıyor. Bitlis'in uçağının düşmesine neden olan güç Ahmet Cem Ersever'i de öldüren güçtür." Emre Soncan'ın Zaman'daki haberi,07 Şubat 2008, Perşembe. (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=648841)



Bu bölüme mesaj yolla



Sayfa    BirÖnceki  1  2  


ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

Amiralin Alıkonulmasına Müebbet

21.12.2021 08:47 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Deniz Harp Okulu Komutanı olan Tümamiral Mesut Özel'in, emrindeki askerler tarafından kelepçelenip cezaevine kapatılmasına ilişkin 9 sa..
Tamamı 21.12.2021

Fetö Casuslarına 165 Yıl Gerekçesi

20.12.2021 15:05 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) adına Fetö/PKK/DHKP-C/MKP terör örgütlerine yönelik soruşturma bilgilerinin bazı Avrupa ülkelerinin Ankara büyükelçiliklerine ait talepler doğrultusunda rüşvetle Malatya Doğanş..
Tamamı 20.12.2021

ATO Fetö Yapılanmasına dava

20.12.2021 14:39 Ankara'da, Fetullah Gülen terör örgütünün Ankara Ticaret Odası'ndaki (ATO) yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 12 kişi hakkında “örgüte üye olma ve yardım etme” suçlarından dava açıldı. 1..
Tamamı 20.12.2021

Fetö Yöneticilerine 28 Yıl Hapis

23.12.2021 09:06 Ankara'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) ilişkin ayrı ayrı görülen davalara devam edildi. Sonuçlanan davalarda biri mahrem sorumlu ve nöbetçi imam, diğeri sahte kimlikçi olarak yönetic..
Tamamı 23.12.2021

Fetö Yüksek Yargısı Yargılanıyor

21.12.2021 12:36 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasında görevlerinden ihraç edilen ve çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hakimler Savcılar ..
Tamamı 21.12.2021

Darbede TRT İşgali davası

21.12.2021 12:12 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ), 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde, Vodafone Park ile Ümraniye'deki Casper Plaza'nın pistine helikopterle asker indirilip, TRT'nin Ulus'taki yerleşkesi ve Digiturk bi..
Tamamı 21.12.2021

Yeğen Gülen 212 İsmi Deşifre Etti

22.12.2021 10:01 Ankara'da, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) operasyonu ile yurt dışında yakalandıktan sonra tutuklanan, FETÖ/PDY elebaşı Fetullah Gülen'in yeğeni Selahaddin Gülen'in yargılanmasına devam edildi. 18 Kasım'da Ankara..
Tamamı 22.12.2021

Zirve Kumpası: Sahte İhbarlar Davası

21.12.2021 12:17 Malatya'da, 18 Nisan 2007 tarihinde meydana gelen ve biri Alman 3 kişinin öldürüldüğü Zirve Yayınevi cinayetlerine ilişkin soruşturma sırasında FETÖ'nün talimatıyla, kendilerinden olmayan askerleri engellemek ve örgüt ..
Tamamı 21.12.2021

Şemdinli Savcısına Yine 10 Yıl Hapis

21.12.2021 08:36 2005'te Hakkari'nin Şemdinli ilçesindeki olaylara yönelik soruşturmasıyla adı duyulan eski savcı Ferhat Sarıkaya, Yargıtay'ın bozma kararının ardından Ankara 16'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde yeniden görülen davada FETÖ ü..
Tamamı 21.12.2021

Selam Kumpası: Hapis Gerekçesi

20.12.2021 14:49 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY), 'Selam-Tevhid' soruşturmasında kumpas kurmasıyla ilgili, binlerce kişi hakkında usulsüz dinleme kararı vermekle suçlanan 55 eski hakim ve sa..
Tamamı 20.12.2021

Kapıyı Mahrem İmam Değil Polis Açtı

23.12.2021 13:15 Ankara'da, FETÖ soruşturması kapsamında firari jandarma 'mahrem imamı' Mehmet Sağlam'ın evinde arama yapıldığı sırada ikametgaha gelen iki kişinin, ihraç edilmiş eski binbaşılar olduğu ortaya çıktı. 19 Kasım'daki geli..
Tamamı 23.12.2021

Akıncı Üssü Dosyası İstinafta

23.12.2021 10:58 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz'daki darbe girişiminde komuta merkezi olan Akıncı Üssü davasında yer alan klasörler, kanun yolu incelemesi için Ankara Bölge Adliye Mahkemesine (BAM) gönderildi. ..
Tamamı 23.12.2021

Balıkesir: 17 sanıklı Darbe davası

21.12.2021 08:30 Balıkesir'de, FETÖ'nün darbe girişimi gecesi Bakım Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında bazı subayların katıldığı toplantının yanı sıra tankların ve araçların revirin önüne dizilmesine ilişkin açılan davada 10'u tutu..
Tamamı 21.12.2021

Balıkesir: 7 sanıklı Darbe davası

21.12.2021 08:25 Balıkesir'de, Edremit ilçesindeki 19. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığında FETÖ'nün darbe girişimi gecesi yaşananlarla ilgili 3'ü tutuklu 7 sanığın yargılanmasına devam edildi. 15 Kasım'da Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkem..
Tamamı 21.12.2021

Ankara 7 sanıklı Darbe davası

20.12.2021 12:34 Ankara'da, FETÖ/PDY'nin, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Kara Kuvvetleri Lojistik Başkanı olan, darbeciler tarafından hazırlanan sözde görevlendirme listesinde TRT Genel Müdürlüğü'ne atandığı belirtilen es..
Tamamı 20.12.2021

Sakarya 34 sanık: Altın Lale Derneği

21.12.2021 12:26 Sakarya'da, FETÖ/PDY'ye ilişkin kapatılan Altın Lale Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği üyesi 2'si firari 34 sanığın tutuksuz yargılanmasına devam edildi. 17 Aralık'ta Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruş..
Tamamı 21.12.2021

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
53.761.787