SON 4 GÜN: İstanbul'da 352 STK 'Evet' dedi İstanbul Esenler'de 352 sivil toplum kuruluşu ortak bir açıklama
yaparak, 12 Eylülde yapılacak halk oylamasında 'evet' oyu
kullanacaklarını açıkladı.
Esenler Kültür Merkezinde düzenlenen toplantıya, Esenler Belediye
Başkanı M. Tevfik Göksu, AK Parti Esenler İlçe Başkanı Umut Özkan, AK
Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Uzuner ve çok sayıda sivil
toplum kuruluşu temsilcisi katıldı. Toplantıda konuşan AK Parti Esenler
İlçe Başkanı Özkan, halk oylamasında "evet" oyu kullanmanın sorumlu
bir vatandaşlık görevi olduğunu belirterek, bugüne kadarki anayasalarda
hep mağduriyet edebiyatı yapıldığını kaydetti. Ancak 2010 yılında
bambaşka bir halk olduğunu vurgulayan Özkan, şöyle dedi: "Artık
milletin kendisi yapacak anayasasını. 26 maddeden oluşan ve bakıldığı
zaman toplumun tek tek tüm kesimlerini ilgilendiren, pozitif menfaatler
güden, iyilikleri barındıran bir anayasa yolda. Çocuklarımız,
engellilerimiz, kadınlarımız ve halkımız bu yasalardan faydalanacak.
Umarım ilerleyen zamanlarda bu anayasanın tamamı değişir."
Özkan,
toplumun her kesimi ve tüm partilerin bu değişimin önünü açmak zorunda
olduklarını ifade etti. Esenler Belediye Başkanı Göksu da ilçede çok
bilinçli bir halk tabanı olduğunu ve değişim için sabaha kadar
çalıştıklarını belirterek, "Önümüzdeki referandum halkın yararına bir
değişim olayıdır. Değişim için hepimiz parti ayrımı yapmadan 'evet'
demeliyiz" diye konuştu. Bugüne kadar anayasal hakların hep devleti
kurtarmak üzere hazırlandığını kaydeden Göksu, şöyle devam etti: "Bir
devlet düşünün ki milletinden korkuyor. Böyle olunca Türkiye'de adım
atan her birey, sadece devleti korumak için yetişmiştir. Oysa Türkiye
zor bir aşamanın ardından bazı meseleleri aştı. Bu milletten korkmayan
anayasa için Esenler'deki tüm fertleri sandık başına davet ediyor ve
herkesten "evet" sözü istiyorum. Değişim halk iradesinin devreye
girmesiyle olur." Konuşmaların ardından platforma çıkan Esenler
Omurilik Felçlileri Derneğinin de aralarında bulunduğu 352 sivil toplum
kuruluşunun temsilcileri, hep birlikte ellerini havaya kaldırarak
"evet" dedi. (Zaman)
Hava
Kuvvetleri 'alçak' uçuşu geçiştirdi: Yok öyle bir şey Hava Kuvvetleri Komutanlığından yapılan açıklamada, 27 Ekim 2004'de
Ankara'daki Cumhuriyet Bayramı tören provaları esnasında pasaj geçişi
yapan F-4 uçaklarından birinin, Subayevleri Aksa Camii minaresine istem
dışı temas ettiğinin duyurulduğu hatırlatılarak, 'Meydana gelen uçak
olayına başka bir anlam yüklenmesinin maksatlı olduğu
değerlendirilmektedir' denildi. Ancak açıklamada alçak uçuşlarda 600 metrenin altına
inilmediği halde o gün niçin 90 metrede uçulduğuna, uçağın
ekran görüntülerinde de görüldüğü gibi, minarelere gittikçe
yaklaşılmakta olunduğunun net şekilde görülmesine karşın rota ve yüksekliğin niçin
değiştirilmediği sorularına cevap verilmedi. 27 Ekim 2004 tarihinde öğle
ezanının okunmasına beş dakika kala caminin kalabalık olduğu bir sırada
gerçekleşen olay sonrası minaresinin ucundaki alem (hilal) bükülmüş,
hilalle birlikte uçaktan küçük parçalar da caminin avlusuna düşmüştü.
İki kişinin yaralandığı olaydan sonra Camiden düşen parçaları alan
Erdoğan, 'Birazdan MGK toplantısına gireceğim, orada teslim ederim.'
demişti. Balyoz davasında sanıklardan birisi, alçak uçuşta dönemin Hava
Kuvvetleri Komutanı olan İbrahim Fırtına. Balyoz planının hava
kuvvetlerini ilgilendiren kısmı olan 'Oraj' planında, 'Hükümetin
sıkıyönetim ilan etmesi sağlanıncaya kadar faaliyetlere aralıksız devam
edilecektir. Meclisin sıkıyönetim ilan etmesi için gerekli oy oranı
yakalanamazsa, Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) davetlisi olarak Ankara
şehir merkezi üzerinde hava gösterileri yapılacak, TBMM’nin çalıştığı
gün ve saatlerde meclis üzerinden çok alçak uçuşlar yapılmak sureti ile
TSK’nin varlığı hissettirilecektir.' denilmekteydi. Varlığını çok
'alçak'tan hissettirdiği Başbakan Erdoğan'ın anlamlı sözlerinden de
anlaşılan uçuşla ilgili ayrıntılara cevap verilmeyip, sadece 'yok öyle
bir şey, açıklamalar maksatlı' denilmesi kamuoyunda inandırıcı
bulunmadı. Olayla ilgili bir açıklama da o alçak uçuşa liderlik eden
pilottan geldi. 'Kartallara çarpmamak için alçaktan uçtuk.' diyen
pilotun açıklamalarındaki yanlışlıklar uzman pilotlar tarafından tespit
edildi: 'O sürat ile havada kartalı göremezsin. Görsen de yapacak bir
şeyin yok. Onu o denli görecek yeteneğe sahip bir pilot zaten o alçak
uçuş hatasını da yapmaz..'
Hava Kuvvetleri Komutanlığının internet sitesinde yer alan basın
açıklamasında, son günlerde bazı yayın kuruluşlarında 27 Ekim 2004
tarihinde meydana gelen uçak olayı hakkında bir takım iddialar yer
aldığı belirtildi. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Bahse konu
olay meydana geldiği gün incelenmiş ve 28 Ekim 2004 tarihinde yapılan
basın duyurusu ile Ankara'da icra edilen Cumhuriyet Bayramı tören
provaları esnasında pasaj geçişi yapan F-4 uçaklarından birinin,
Subayevleri Aksa Camii minaresine istem dışı temas ettiği, temas sonucu
cami minaresi aleminde hafif hasar oluştuğu, uçağın salimen üssüne
döndüğü kamuoyuna duyurulmuştur. Meydana gelen uçak olayına başka bir
anlam yüklenmesinin maksatlı olduğu değerlendirilmektedir." (Zaman)
Bir açıklama da pilottan: Önümüze çıkan kartala çarpmamak için
alçaktan uçtuk ve kaza oldu!
O harekatı MHP'li Atılgan yönlendirmiş • Vakit gazetesinin,
detaylarını dün yayınladığı ve görüntüleri habervaktim.com'da yayınlanan
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın evinin yakınındaki caminin minaresine çarpan
askeri uçak kamuoyunda şok etkisi yaptı. 27 Ekim 2004 tarihinde
Erdoğan'ın Cuma namazlarını kıldığı Ankara Subayevleri'ndeki Aksa
Camii'nin minaresinin alemine çarpan uçağı yönlendiren kişinin emekliye
sevk edildikten sonra MHP'den milletvekili yapılan Tuğgeneral Kürşat
Atılgan olduğu ortaya çıktı. Vakit Gazetesi'ni ekonomik lince maruz
bırakan 312 general arasında da bulunan Atılgan, uçağın minareye
çarpmasıyla ilgili olarak, “Önümüze çıkan kartala çarpmamak için
alçaktan uçtuk ve kaza oldu” açıklaması yaptı.
Kartala çarpmayan açıklama, uzmanlara çarptı • Atılgan'ın bu
açıklaması uzmanlar tarafından inandırıcı bulunmadı. Uzmanlar, minarenin
alemine çarpan uçak filosundaki üçüncü uçağın uçakları yöneten Atılgan
tarafından yönlendirildiğini, bu yüzden bunun bir kaza değil bilerek
yapılmış bir şey olduğunu belirtiyorlar. Askeri havacılık konusunda
görüşlerine başvurduğumuz uzmanlara göre, Kürşat Atılgan üç uçaklı
filonun komutanı ve sağ ve sol koldaki uçakları da yönlendiriyor. Yani
bu tür uçuşlarda filoyu yöneten kişi uçuşun bütün detayını ayarlıyor,
kararları o veriyor. Sağ ve sol koldaki uçakların pilotları da
Atılgan'ın lideri olduğu ana uçağın yönlendirmesine göre hareket ediyor.
Minareye çarpan üç numaralı uçak da liderin yönlendirmesiyle hareket
ediyor. Lider hiçbir uyarıda bulunmuyor ve pilot son anda tırmanışa
geçerek minareye tamamen çarpmaktan kurtuluyor. Ayrıca ses kayıtlarının
hiçbir yerinde “kartal”dan söz edilmiyor.
Havacı Binbaşı: O sürat ile havada kartalı göremezsin. Görsen de
yapacak bir şeyin yok. Onu o denli görecek yeteneğe sahip bir pilot
zaten o alçak uçuş hatasını da yapmaz..
Havacı Binbaşı: Çok maksatlı bir uçuş • Bu arada Vakit
Gazetesi'ne konuşan emekli Havacı Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları,
olayın Atılgan'ın emriyle gerçekleştiğine dair elinde çok önemli
bilgiler olduğunu belirtti. Hacımustafaoğulları, uçuş yapan bir uçağın
belli bir seviyenin altına inmemesi gerektiğinin altını çizerek, “Ancak
burada deniz seviyesinden yükseklik 1060 metre. Yani kara ile mesafe
sadece neredeyse 150 metre. Meskun mahal üzerinde alçak uçuş yapılmaz.
Çünkü bir pilot hatası ya da teknik arıza beraberinde felaketleri
getirir. Sadece özel tedbirler alınması gerektiği anlarda alçak uçuş
yapılır. Bence bu uçuş göz göre göre katliam. Çok maksatlı bir uçuş”
ifadelerini kullandı. Emekli Binbaşı Hacımustafaoğulları şöyle dedi:
“Ergenekon şüphelisi savcı İlhan Cihaner yargılanırken mahkemenin
üzerinden geçirilen uçaklardan farksız. Bir de komutan çıkmış
‘Kartal'dan söz ediyor. O sürat ile havada kartalı göremezsin. Görsen de
yapacak bir şeyin yok. Onu o denli görecek yeteneğe sahip bir pilot
zaten o alçak uçuş hatasını da yapmaz. Uçuş hakkında tüm yetkili
merciler derhal inceleme başlatmalıdır.” (Vakit)
ŞOK
SES KAYDI:
Fırsat geçmişken Dörtyol'u yakalım yıkalım Bugün internete Hatay Dörtyol'daki kitlesel kışkırtma olaylarıyla
ilgili bir ses kaydı düştü. MHP Hatay Ülkü Ocakları Başkanı Lütfü
Kaşıkçı olduğu iddia edilen kişi Kürt kahvelerinin yakılıp yıkılmasını
istiyor, 'Reis gecenin hazırlıkları yapılıyor. Geri dönüş yok artık'
diyor.. Dörtyol'da olayların yaşandığı günlere ait olduğu anlaşılan ses
kaydında 'Burası yıkılacak bugün' diyor biri, diğeri 'Hazır elimize
fırsat geçmişken, yakalım yıkalım' teklifinde bulunuyor. Bir diğeri
'AKP'li tüpçü tamam, dağıttı çocuklar' diyor. Bu kayıtlar birkaç gün
süren ve Kürt vatandaşlara yönelen kitlesel linç hareketlerinin MHP
kaynaklı organize bir girişim olduğunu ispatlıyor. Bu kitlesel
hareketleri tetikleyen, dört polis memurunun çok sayıda merminin
kullanıldığı bir yoğun çapraz ateşle şehit edildiği olayda kullanılan
çalıntı araba MHP'li bir meclis üyesine ait çıkmış, bu kişinin
saldırıdan birkaç saat önce de Jandarma istihbaratla görüştüğü
belirlenmişti. Şahsın verdiği ifadelerdeki çelişkiler ile aracı çalan ve
dört polisi öldürmeye karar vermiş gözü dönmüş teröristlerin, MHP'li
olduğu halde onu sağ bırakması kamuoyunda şüpheler uyandırmıştı.
Hatay'ın Dörtyol ilçesinde geçtiğimiz ay yaşanan olaylarla ilgili her
gün yeni bir bilgi ve belge ortaya çıkıyor. Saldırıyı tetikleyen olayda
kullanılan arabanın MHP'li Meclis üyesine ait olmasının ardından MHP ve
AK parti arasında karşılıklı suçlamalar yapılmıştı.. AK Parti MHP
kanadını suçlarken, MHP iftiraya uğradıklarını ve MHP'lilerin bu
provokasyonların içinde olmadıklarını savunmuştu. Bugün internete düşen
bir ses kaydı bu iddialara yeni bir boyut kazandıracak. Dailymotion'a
düşen ve habervaktim'de yayınlannan ses kaydındaki kişinin MHP Hatay
Ülkü Ocakları Başkanı Lütfü Kaşıkçı olduğu iddiası doğru çıkarsa olay
yeni bir boyut kazanacak. Video kaydındaki ses, Kürt kahvelerinin
yakılıp yıkılmasını istiyor, "Reis gecenin hazırlıkları yapılıyor. Geri
dönüş yok artık" diyor.. Dörtyol'da olayların yaşandığı günlere ait
olduğu anlaşılan ses kayıtlarında "Burası yıkılacak bugün" diyor biri,
diğeri "Hazır elimize fırsat geçmişken, yakalım yıkalım" teklifinde
bulunuyor. Bir diğeri "AKP'li tüpçü tamam, dağıttı çocuklar" diyor.
İŞTE SES KAYDININ DÖKÜMÜ
• "Ocağın önü müsait mi? Nereyi
taşlıyorlar? He onu taşlıyorlar. AKP'li mi tüpçü? Şimdi başkanım en son
olan yukarıda bir tüpçü dükkanı var. Orayı taşladılar. Reis tahminen kaç
kişi var? 300-500 kişi var mı? Başkanım o meydandaki 300 - 400 kişi var.
Bir grup değil 2 yani 3 grup var. Şeyin yıkılmasını bekliyorlar.
kahveler var ya. Burası yıkılacak oturma eylemi yapacağız bekleyeceğiz
bugün bura yıkılacak. Belediyeye karşı değil yani burayı niye
yıkmıyorsun bunların oturduğu yer bu şeyin kahvenin yeri belediyenin
değil mi reis? Sen yıkmayacaksan Bekir başkanı getirelim demişler. O
yıksın. Ocaktayım başkanım. Evet, evet yani şimdi halk öyle ki ben şimdi
camdan çıkayım bağırayım diyeyim ki, yetişin bütün millet bu tarafa
dönecek. Hazır fırsat da elimize geçmişken bir kaç yer yapalım, yıkalım
yakalım. Çalışma var başkanım. Bir AKP'li tüpçünün dükkanını dağıtmış
adamlar. Sen neredesin o alanda mısın? Kalabalık mı? Kürtlerin kahveye
yürüyeceksiniz. Kuzuculu kalabalık mı orada? He burdayım burdayım.
Aleykümselam reis, gecenin hazırlıkları yapılıyor. Geri dönüşü yok
artık. Tamam."
Dörtyol'da neler olmuştu? • 26 Temmuz 2010 tarihinde Dörtyol'da 4
polisin şehit edilmesinin ardından başlayan ve etnik çatışmaya doğru
sürüklenen şiddet olayları olayları tüm kenti ayağa kaldırmıştı. Dalga
dalga yayılan ve Doğulu ve Kürtler'in oturduğu semtlere doğru sıçrayan
olaylar sonrası 4 gün süren bir olaylar silsilesi yaşanmıştı.. (Habervaktim)
Hatay Ülkü Ocakları'nda ses kaydı sessizliği • İl Başkanı Lütfü
Kaşıkçı'ya ait olduğu iddia edilen ses kaydının internete düşmesinin
ardından gerek Ülkü Ocakları Hatay İl Örgütü gerekse MHP'den herhangi
bir açıklama yapılmadı. Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Enis Yavuz Yıldırım,
Dörtyol'da yaşanan olaylarla ilgili soruşturmanın Dörtyol Cumhuriyet
Savcılığı tarafından yürütüldüğünü, ses kaydının doğru olup olmadığının
kontrolünün ardından savcılığın gerekli görmesi halinde ek delil olarak
soruşturma kapsamına savcılık kararı ile alınabileceğini belirti. Savcı
Yıldırım son olarak soruşturma kapsamında ses kaydıyla ilgili şuan için
herhangi bir işlem yapılmadığını söyledi.
İnternete atacaklarına suçluysa gelip alsalardı
• Milliyetçi
Hareket Partisi İl ve İlçe örgütü internete düşen ses kaydı ile ilgili
henüz bir açıklama yapmazken MHP Hatay Milletvekili İzzeddin Yılmaz ise
Hatay dışında bulunduğunu henüz il ve ilçe örgütüyle bir görüşme
yapmadığını belirterek, "Doğruluğu tartışılır bir ses kaydından
bahsediliyor. Madem böyle bir kayıt vardı, internete düşüreceklerine
iddia ettikleri sesin sahibi suçluysa alsın götürsünler. Bütün bunlar
bilerek yapılıyor." şeklinde konuştu. (Cihan)
MHP ses kaydını yalanlamadı: Kaşıkçı daha büyük olayların çıkmasını
önledi • MHP İl Başkanı Şefik Çirkin, referandum yaklaştıkça
partilerine yönelik komploların arttığını öne sürdü. Çirkin, yaptığı
açıklamada, bazı internet sitelerinde Ülkü Ocakları İl Başkanı Lütfü
Kaşıkçı'ya ait olduğu belirtilen, 4 polis memurunun şehit edildiği 26
Temmuzda yapıldığı ifade edilen telefon konuşmalarının yayımlandığını,
ancak konunun saptırıldığını belirtti. Referandum yaklaştıkça
partilerine yönelik komplolarda artış olduğunu iddia eden Çirkin,
şunları kaydetti: "Dörtyol olaylarında Ülkü Ocakları İl Başkanı Lütfü
Kaşıkçı cansiparane çalışarak daha büyük olayların çıkmasını
engellemiştir. İnternet sitelerine düşen telefon görüşmelerinde suç
unsuru varsa bugüne kadar neden beklendi? MHP ve ülkü ocakları bu
iftirayı da atlatacaktır. Bizim medyamız, televizyonuz yok. MHP'nin,
Türk milletinden başka sığınacağı hiç kimsesi yok. Bu gelişmeleri
yakından izleyen herkes haksızlığa uğradığımızı görecektir." (AA)
Dörtyol raporunda korkunç gerçek: Polis MHP’li Kılıç’ın aracındaki
katillerin peşindeyken, 155’e başka bir araç ihbar edildi. Takip ikiye
bölündü katiller kaçtı. İhbarcı ise Uzman Çavuş M.D. çıktı..
Dörtyol'da Deniz Gezmiş'in yeğeni • Dörtyol olaylarıyla ilgili
bir çarpıcı haber de Star gazetesinde yer aldı. Habere göre, polis
MHP'li Kılıç'ın aracındaki katillerin peşindeyken, 155'e başka bir araç
ihbar edildi. Takip ikiye bölündü katiller kaçtı. İhbarcı Uzman Çavuş
M.D. çıktı. Hatay'ın Dörtyol ilçesinde 27 Tammuz 2010'da 4 polisin şehit
edildiği saldırıdan 1 saat sonra, polis saldırının yapıldığından
şüphelendiği MHP'li Payas Belediye Başkanvekili Bestami Kılıç'a ait
Passat marka aracı takibe başladı. Takip sürerken 155 polis imdat
hattına, polislerin dikkatini dağıtan bir ihbar geldi 19.30'daki
ihbarda, saldırının sivil 3 şahsın olduğu 63 ZN 134 plakalı Renault
Broadway'den yapıldığı bildirildi.
Asıl katiller takipten kurtuldu • Bu sahte ihbar üzerine içinde
polis katillerinin bulunduğu gerçek araçla ilgili takipteki bazı
görevlileri çekilerek ihbar edilen aracın peşine gönderildi. Polis,
Şanlıurfa plakalı aracı hızla durdurup Emniyet'e götürdü. Asıl araç
ortadan kaybolurken katiller de sırra kadem bastı. Emniyet'e götürülen
araçtakilerin 4 polisin katili olduğu söylentisi üzerine Dörtyol halkı
emniyeti basarak bu kişileri linç etmek istedi. Araçtakilerden Mehmet
Bozkurt, Emniyet bahçesinde silahla vuruldu.
Her taşın altından uzman çavuşlar çıktı • Günlerce devam eden
provokasyonların başlamasına neden olan ve MHP'li Kılıç'a ait araçtaki
asıl polis katillerini kurtaran “yanlış ihbarı” yapan kişinin kimliğine
ulaşıldı. 155'e şaşırtmaca ihbarı yapanın Uzman Çavuş M.D. olduğu tespit
edildi.
Muvazzafların ismi de belirlendi • Öte yandan MHP'li Bestami
Kılıç'ın saldırıdan hemen önce saat 14:00-14:30 arasında Amanos
dağlarında bir maden ocağında görüştüğü kişilerin Jandarma İstihbarat
Astsubay A. U., Uzman Çavuşlar E. G. (Deniz Gezmiş'in yeğeni) ve T. L.
olduğu belirlendi.
Şok Kılıçdaroğlu iddiası: Göstermelik suikast • Olaylarla ilgili
27 Ağustos'ta Savcılığa gönderilen ihbar mektubunda Ülkü Ocakları ve MHP
İl yöneticisinin yönlendirici oldukları iddia edildi, Hatay Ülkü
Ocakları bünyesinde CHP lideri Kılıçdaroğlu'na göstermelik bir suikast
düzenlenmesi için hazırlık yapıldığı ifade edildi. İhbarda, “Bunu da Ak
Parti'nin üzerine yıkacaklardı. Suikasti bana teklif ettiler” dedi.
İtfaiye BDP'deki yangını söndürmedi • Dörtyoldaki
provokasyonlarda MHP'li Dörtyol Belediyesi'ne ait itfaiye aracının doğu
kökenli vatandaşlara ait 30 işyeri ve BDP binasındaki yangına müdahale
etmediği yönündeki iddialar da belgelendi. Komiser Yardımcısı Halil
Güldalı ve Polis Memuru Gökhan Murat Mergan'ın BDP binasındaki yangınla
ilgili olay anında tuttukları raporda; 31 PY1 98 plakalı itfaiye aracına
yangına müdahale etmesinin bildirildiği, ancak itfaiye memurlarının
yangını söndürmeyeceklerini polislere beyan ettikleri yer aldı.
Polislerin tutanak tutacakları uyarılarına itfaiye görevlilerinin “ne
raporu tutarsan tut” şeklinde karşılık verdikleri de raporda yer
alırken, itfaiye aracının ters istikamette belediyeye döndüğü rapora
yansıdı. Polis memurları, raporlarında, bu durumu anında telsiz
anonsuyla Emniyet'e rapor ettiklerini belirttiler. Ancak itfaiye
araçları geri dönmedi. Yangınlar ise polis panzerlerinden sıkılan
sularla söndürüldü. (Star)
Ses kaydı kamuoyunu şok etti • 08 Eylül 2010: Dörtyol'da 26
Temmuz'da meydana gelen olaylar, 4 polisin şehit edilmesiyle başlamıştı.
Saldırının ardından toplanan binlerce insan önce eylem yapmış, ardından
sokaklara dağılarak özellikle Kürt kökenli esnafların işyerlerine zarar
vermişti. Olaylarla ilgili dün dailymotion.com internet sitesine bir ses
kaydı düştü. Şok ses kaydında, gruplar yönlendirilerek Kürt kökenli
vatandaşların işyerlerinin yakılıp yıkılması isteniyor. Hatay Ülkü
Ocakları İl Başkanı Lütfü Kaşıkçı'ya ait olduğu iddia edilen kayıtta,
Kaşıkçı'nın olayların seyrini adım adım takip edip bilgi aldığı ve bu
bilgileri sürekli "Başkanım" diye hitap ettiği birisiyle paylaştığı
anlaşılıyor. Telefonda Dörtyol'da bulunan bir kişiden olayların gelişimi
hakkında bilgi alan Lütfi Kaşıkçı, o anda AK Partili bir tüpçünün
taşlandığını öğreniyor. Kaşıkçı, daha sonra bu bilgileri "Başkanım" diye
hitap ettiği biriyle paylaşıyor. Meydanda toplanan kalabalığın 300-400
kişilik 3 ayrı gruptan oluştuğunu ifade eden Kaşıkçı, kahvehanenin
yıkılmasını beklediklerini iletiyor. Daha sonra oturma eylemi
yapacaklarını anlatan Kaşıkçı, olayların planlandığı gibi yürüdüğünü
ifade edercesine, "Burası yıkılacak. Oturma eylemi yapacağız.
Bekleyeceğiz, bugün burası yıkılacak. Belediye karşı değil, yani burayı
niye yıkmıyorsun? Bunların oturduğu yer bu şeyin kahvenin yeri
belediyenin değil mi reis? Belediyenin yeri ya başkanım ora. Sen
yıkmayacaksan Bekir başkanı getirelim demişler. O yıksın." şeklinde
konuşuyor. İlçede toplanan kalabalığın durumu hakkında da bilgi veren
Kaşıkçı, kan donduran şu ifadeleri kullanıyor: "Ocaktayım başkanım. Evet
evet, yani şimdi halk öyle ki ben şimdi camdan çıkıp bağırayım 'yetişin'
diye, bütün millet bu tarafa dönecek. Hazır fırsat da elimize geçmişken
birkaç yer yapalım, yıkalım, yakalım. Çalışmalar var başkanım. Bir
AKP'li tüpçünün dükkânını dağıtmışlar adamlar." Bu konuşmanın ardından
Dörtyol'daki eylemciler arasında bulunan birini arayan Lütfi Kaşıkçı,
Kürtlerin bulunduğu kahvehaneye saldırı talimatını veriyor: "Sen
nerdesin, o alanda mı, kalabalık mı? Kürtlerin kahveye yürüyeceksiniz.
Kuzuculu kalabalık mı? He buradayım burada." Kaşıkçı, bir başka şahsı da
arayarak akşam gerçekleştirilecek saldırı hazırlıkları hakkında bilgi
alıyor. Karşıdan gelen cevap hedeflenen provokasyonun büyüklüğünü
gösteriyor: "Gecenin hazırlıkları yapılıyor. Geri dönüşü yok artık bu
işin."
Ses kaydı şüpheleri doğruladı: Olaylar organize • 4 polisin şehit
edilmesi ile başlayan ve ilçede etnik çatışma çıkarmayı hedefleyen
olayların spontane gelişmediği, bir senaryonun aşamaları olarak hayata
geçirildiği o dönemde yapılan haberlerde de ifade edilmişti. Ortaya
çıkan ses kaydı o dönem yapılan analizlerin doğruluğunu gösteriyor. O
günlerde Zaman'ın elde ettiği bilgiler çerçevesinde yapılan haberlerde
olaylardan birkaç gün önce milliyetçi gençlere "İlçede büyük olaylar
olacak. Hazırlıklı olun." şeklinde bilgi verildiği ifade edilmişti.
Ayrıca saldırının ertesi günü milliyetçi gençler bir yerde toplanarak
Doğu kökenli vatandaşların oturduğu mahalleye baskın yapmaları
istenmişti. Aksi takdirde PKK'nın Kürtlere silah dağıttığı ve bunların
ilçe merkezine inip rastgele saldırılar yapacağı yalanı ortaya atılarak
etnik bir çatışma çıkarmanın zemini hazırlanmıştı. 4 polisin şehit
edildiği saldırıda kullanılan aracın sahibi ise MHP'li Meclis Üyesi
Bestami Kılıç'a ait çıkmıştı.
AKP'li tüpçü: Provokasyonu biliyorduk, şimdi emin olduk •
Hatay'ın Dörtyol ilçesinde 4 polisin şehit edilmesinin ardından çıkan
olaylarla ilgili internete düşen ses kaydı duyanları dehşete düşürdü.
Ses kaydında 'Bir AKP'li tüpçünün dükkanını dağıtmışlar adamlar'
konuşmasında dükkanı tahrip edilen tüp bayii Ahmet Doğan Seçer,
internete düşen konuşmayı dehşet içerisinde dinledi. 45 yıllık esnaf
olduğunu söyleyen Seçer, "Bazı gençler sırtlarına birer Türk bayrağı
bağlamış, 'Ben milliyetçiyim yakarım yıkarım' diye geziyordu. Şimdiye
kadar kimseye de bir zararımız olmadı. Bugüne kadar bir sıkıntı
yaşamadım. Bunun bir provokasyon olduğunu tahmin ediyorduk. Şimdi emin
olduk." dedi. Dükkanına zarar verilmesi sırasında molotofkokteyli gibi
yakıcı türden bir şeylerin atılması halinde meydana gelecek patlamayı
düşünmek bile istemediğini söyleyen Seçer, "Ben Dörtyol'un çocuğuyum. Bu
olaylar çıkana kadar Güneydoğu'dan gelen vatandaşlarla hiçbir sorunumuz
olmadı. Yaşananları büyük üzüntü ile karşılıyorum ve sorumluların hesap
vermesini istiyorum. Devlet bunun peşini bırakmamalı." dedi. AK Parti
Dörtyol İlçe Başkanı Osman Görgen ise ses kayıtlarını ibretle
dinlediğini ve dehşete kapıldığını anlattı. Sırf AK Partili olduğu için
bir tüp bayiine zarar verilmesini anlayamadığına dikkat çeken Görgen,
"Ses kayıtları buradaki olayların planlı, programlı ve organize bir
şekilde yapıldığını düşündürüyor. Devlet bu işi aydınlatarak
sorumlularına gerekli cezayı vermeli ki başkalarına da ders olsun."
şeklinde konuştu.
Hatay Ülkü Ocakları'nda sessizlik hakim • Hatay İl Ülkü Ocakları
Başkanı Lütfü Kaşıkçı'ya ait olduğu iddia edilen ses kaydının internete
düşmesinin ardından gerek Ülkü Ocakları Hatay İl Örgütü gerekse MHP'den
herhangi bir açıklama yapılmadı. Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Enis Yavuz
Yıldırım, Dörtyol'da yaşanan olaylarla ilgili soruşturmanın Dörtyol
Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütüldüğünü, ses kaydının doğru olup
olmadığının kontrolünün ardından savcılığın gerekli görmesi halinde ek
delil olarak soruşturma kapsamına savcılık kararı ile alınabileceğini
belirtti. Milliyetçi Hareket Partisi il ve ilçe örgütü internete düşen
ses kaydı ile ilgili henüz bir açıklama yapmazken MHP Hatay Milletvekili
İzzeddin Yılmaz ise Hatay dışında bulunduğunu, henüz il ve ilçe
örgütüyle bir görüşme yapmadığını belirterek, "Doğruluğu tartışılır bir
ses kaydından bahsediliyor. Madem böyle bir kayıt vardı, internete
düşüreceklerine, iddia ettikleri sesin sahibi suçluysa alsın
götürsünler. Bütün bunlar bilerek yapılıyor." şeklinde konuştu. (Zaman)
Başbağlar
katliamcılarını Erzincan DGM serbest bıraktı Başbağlar katliamının yapıldığı dönemde bölgede astsubay olarak görev
yapan YAŞ mağduru Kıdemli Çavuş Sabri Türk, yıllar sonra suskunluğunu
bozdu. Türk, 'Başbağlar katliamcılarını yakaladık, Erzincan DGM'den
gelen yazıyla tekrar serbest bıraktık' diye konuştu. Bu şekilde birçok
karara tanıklık ettiğini belirten Türk, 'O zamanlar 21 yaşında bir
astsubaydım. Çok sağlıklı düşünemiyordum. Ergenekon davasıyla yaşadığım
her şeyi çok daha iyi anlamaya başladım.' dedi.
Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar Köyü'nde PKK tarafından 5
Temmuz 1993'te 33 sivilin öldürüp köyün ateşe verildiği katliam
günlerinde bölgede astsubaylık yapan Türk, "Başbağlar katliamının köyü
basan 100'e yakın PKK'lı teröristin gerçekleştirdiğini söyledi.
Olaylarla ilgili olarak 16 kişiyi gözaltına aldıklarını aktaran Türk,
şöyle devam etti: "3 gün süresince Erzincan Alay Komutanlığı'nda
sorgulandılar. Sorgulama esnasında, yakalanan teröristlerin suçlarını
itiraf ettiklerini istihbaratçı arkadaşlarımızdan öğrendik. Karakolda
nöbetçi astsubay olduğum Pazar günü, Erzincan DGM'nin verdiği kararla
suçlarını itiraf eden 16 kişinin serbest bırakılması kararı geldi. 16
kişi tek tek yanıma gelerek kimliklerini, kemerlerini ve ayakkabı
bağcıklarını aldı. Hatta 2 kişi de tokalaşmak istedi. Bu teröristlerle
tokalaşmayı gururuma yediremedim. Suçlarını itiraf eden bu teröristlerin
neden serbest bırakıldığına bir türlü anlam verememiştim. Üstüne üstlük
bu teröristlerin başlarına bir şey gelmesin diye devlet imkanlarıyla
Erzincan terminaline götürdük. Ertesi gün 2 kişi hakkında yakalanma
kararı çıktı. O zamanlar 21 yaşında bir astsubaydım. Çok sağlıklı
düşünemiyordum. Ergenekon davasıyla yaşadığım her şeyi çok daha iyi
anlamaya başladım. Bu yaşadığım olaylardan sadece bir tanesi." (Zaman)
SON
5 GÜN: İzmir'de
101 STK 'Evet' dedi İzmir'de 'Daha Demokratik Türkiye İçin Evet Platformu' çatısı altında
biraraya gelen 101 sivil toplum kuruluşu (STK), 'anayasa değişikliği'
referandumunda 'Evet' oyu vereceklerini açıkladı.
Aralarında İzmir İşadamları Derneği, Aktif Çalışanlar Derneği, Bornova
Sanayici ve İşadamları Derneği, Bayraklı Genç İşadamları Derneği, Ege
Sağlık Derneği, Kordelyalı İşadamları Derneği ve Buca Aktif Hanımlar
Derneği'nin de bulunduğu 101 STK'nın temsilcileri, görüşlerini kamuoyuna
duyurmak için Anemon Fuar Otel'de buluştu. Platform sözcüsü Fidan Eğitim
Gönüllüleri Derneği Başkanı Hüseyin Koçyiğit, 12 Eylül'de halkoylamasına
sunulacak değişiklik paketinin, ülke ve millet için önemli bir dönüm
noktası olduğunu, daha demokratik Türkiye için 101 STK'nın destek
vereceğini söyledi. Türkiye'nin çağa ayak uyduramayan darbe
anayasalarıyla yönetilemeyeceğine inandıklarını ifade eden Koçyiğit,
vesayetlerden kurtulmak için bir adım olarak gördükleri referanduma
bütün dernek ve dernek üyeleriyle "evet" demeyi, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı olarak kendilerine borç bildiklerini vurguladı. Ülke
demokrasisinin bugün istenen seviyeye oturtulamadığının altını çizen
Koçyiğit, "Eğer bu anayasa değişikliklerini şu anki hükümeti kuran değil
de başka bir parti önümüze koymuş olsaydı, biz yine 'evet' diyecektik.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi,
'Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir.' anlayışından yola çıkarak,
referandumda oylanacak paketin de yeterli olmadığı kanaatindeyiz ancak
1980 vesayet anayasasından çok daha hayırlı olacağı inancındayız."
şeklinde konuştu.
Bazı kesimlerin anayasa paketinin içeriğini dile
getirip ideolojik ve partizanca düşünceleri öne çıkarma gayretinde
olmasının kendilerini derinden üzdüğünü de kaydeden Hüseyin Koçyiğit,
paketin içeriğine bakan her aklı başında kişinin, halihazırdaki
anayasadan çok daha demokratik, kişisel hak ve özgürlükler bakımından
daha güçlü olduğunun farkına varacağını dile getirdi. Oylamaya sunulacak
maddelerle ilgili bilgi de veren Koçyiğit, şunları kaydetti: "Üstünlerin
hukukundan hukukun üstünlüğüne geçmek, herkesin kanun önünde eşit
olduğunun kâğıt üzerinde kalmaması, bazen hayatı felç eden bürokrasinin
azalması, daha çağdaş, daha modern, daha gelişmiş bir ülke,
çocuklarımıza bırakacak daha demokratik Türkiye için 'evet' diyoruz." (Cihan)
Hıfzı
Çubuklu: Delil de yok, ifademi alma yetkisi de yok İnternet andıcı soruşturmasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda
ifade vermeye gelmeyen Çubuklu, görevde olduğunu bahane ederek Ergenekon
savcısı Zekeriya Öz'e ifade vermekten kaçınıyor. Çubuklu'nun bahane
olarak ayrıca, savcılığın elindeki delillerin delil niteliğinde olmaması
ve Savcı Zekeriya Öz'ün kendisinin ifadesini almaya yetkili olmadığı
iddiasını gösteriyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ‘internet andıcı’
soruşturması ile ilgili ifade vermeye gelmemesi üzerine talimatla
Ankara’da ifadesi alınmasına karar verilen Genelkurmay Adli Müşaviri
Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ifade
tebligatına da olumsuz cevap verdiği bildirildi. Çubuklu’nun görevde
olduğunu belirterek ileri bir tarihe gün verilmesini istediği iddia
edildi. Askerî yargının en tepesindeki ismin 38 gündür değişik
manevralarla sivil yargıdan kaçması tepkilere neden oldu. Erzincan
Ergenekon davasının 1 numaralı sanığı olan Org. Saldıray Berk de görevli
olduğu gerekçesiyle ifade vermeye gitmemişti.
Çubuklu ifade vermeyi reddediyor • Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz
tarafından yürütülen “internet andıcı” soruşturmasında “terör örgütü
üyesi” oldukları gerekçesi ile 2 Ağustos’ta şüpheli olarak ifadeye
çağırılan 19 kişi arasında bulunan Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral
Hıfzı Çubuklu, Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Korgeneral Mehmet Eröz ve
Tümgeneral Mustafa Bakıcı rapor alarak ifade vermeye gelmemişti. Şüpheli
generaller tarafından gönderilen sağlık raporlarının süresi geçtiğimiz
pazartesi dolmuş, Genelkurmay karargahı 4 general ile ilgili aynı gün
mesai bitiminde süresiz görevlendirme dilekçesi gönderilmişti. Bunun
üzerine generallerin ifadelerinin talimatla alınmasına karar veren
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı
göndererek ‘Tümgeneral Hıfzı Çubuklu öncelikli olmak üzere’ ismi geçen
muvazzaflara ekte gönderilen soruların sorulmasını talep etmişti. Bunun
üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3 Eylül’de Genelkurmay Adli
Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’yu ifadeye çağırdığı öğrenildi.
Çubuklu’nun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın çağrısına olumsuz cevap
verdiği, görev gerekçesi ile ileri bir tarihe ertelenmesini istediği
bildirildi.
“Benim ifademi almaya yetkisi yok” • Hıfzı Çubuklu’nun ismi
özellikle ‘sahte çürük raporu çetesi’nin delillerini kararttığı
iddiasıyla gündeme gelmişti. 2 Aralık 2009 tarihinde internete düşen ses
kaydında, eski Hava Kuvvetleri Askeri Savcısı Hakim Albay Ahmet Zeki
Üçok’un bilgisayarındaki 397 dosyanın Çubuklu tarafından silindiği
ortaya çıkmıştı. İddialar, sahte çürük raporu çetesinin iddianamesine de
girdi. Soruşturması kapsamında ifade vermesi beklenen Çubuklu, adliyeye
gitmedi. Adli Müşavir Çubuklu, ifade vermeme sebebini şu şekilde
açıkladı: “Birincisi, delil diye koyduklarının delil niteliği yok.
İkincisi, benim ifademi almaya yetkisi yok. Biz kendilerine gerekli
resmi cevabı yazdık ve gönderdik. O nedenle ifade vermeye gitmedim.”
Genelkurmay’ın en üst konumdaki hukukçusu olan Adli Müşavir Çubuklu, TSK
içinde yaşanan olaylarla ilgili değil, olayı sızdıranlarla alakalı
açtığı soruşturmalarla da biliniyor. Bilindiği gibi Erzincan Ergenekon
davasının 1 numaralı sanığı Orgeneral Saldıray Berk de görevli olduğunu
ileri sürerek savcılara ifade vermekten kaçmıştı. (Vakit)
SON
5 GÜN: 'Hayır'cılardan Can ve ailesine ölüm tehditleri Anayasa Mahkemesi raportörü ve Demokrat Yargı Eşbaşkanı Doç.Dr. Osman
Can, bugün Manisa'nın Akhisar ilçesi ve Balıkesir'de vereceği
konferansları can güvenliği ve ailesinin ciddi anlamda tehdit edildiği
gerekçesiyle iptal etti. Konferansı düzenleyen Balıkesir Sivil Güçler
Birliği sözcüsü Mustafa Erol, Osman Can ile telefonla görüştüklerini,
çocukları ve ailesinin tehdit edildiğini belirterek konferansa
gelemediğini söylediğini aktardı. Hayır cephesinin son günlerdeki
hırçınlığı dikkat çekiyor. Birkaç gündür çeşitli terör örgütü üyesi ya
da sempatizanlarınca, referandumda evet diyeceklerini açıklayan
aydınların düzenlediği panel ve toplantılar provoke edilmeye
çalışılıyor, katılımcılara yumurta ve boya atılıyor. Referandumda hayır diyeceğini
açıklayan cephe, bazı muhalefet partileri, grup ve terör örgütlerinden
oluşuyor. CHP, MHP, BDP, HSYK, YARSAV’dan oluşan ‘hayır’ cephesine eli
kanlı terör örgütleri de katılmış, PKK, DHKPC, DEV YOL, MLKP, TKPML gibi
terör örgütleri de halk oylamasında hayır oyu verilmesi çağrısı
yapmıştı. Hayır cephesindeki ibret verici bu işbirliği, 5 gün sonra
gerçekleşecek referandumun ne kadar kritik olduğunu ispatlayan bir
gösterge olarak değerlendiriliyor.
Geçtiğimiz hafta İzmir ve İstanbul'da katıldığı konferanslarda sözlü ve
fiili saldırıya uğrayan Osman Can'a yönelik tehditlerin artması üzerine
yurt genelinde düzenleyeceği tüm konferanslarını iptal etti. Can, bugün
saat 11.00'da Akhisar'da, saat 15.00'da ise Balıkesir'de "Hak ve
Özgürlükler Bağlamında Yeni Anayasa ve Türkiye'nin Kazanımları" konulu
konferanslara katılacaktı. Konferansın düzenleyeceği Karizma Sosyal
Tesisleri'nde bir açıklama yapan Sivil Güçler Birliği sözcüsü Mustafa
Erol, iptal nedeniyle vatandaşlardan özür dileyip, üzgün olduklarını
söyledi. Balıkesir'de referandumda 'evet' diyecek 154 sivil toplum
örgütünün biraraya gelerek oluşturduğu Sivil Güçler Birliği
Platformu'nun halk oyuna sunulacak anayasa maddelerini halka
anlattıklarını ifade eden Erol, Osman Can ile geçen hafta yaptıklarını
görüşme sonucunda 6 Eylül 2010 tarihi için konferansa katılabileceği
teyidini aldıklarını söyledi. Dün akşam Can'ın kendilerini aradığını
dile getiren Erol, "Osman Can hocamız daha önce katıldığı konferanslarda
tehditler aldığını ve konferansın iptal edilmesini istedi. Biz de
kendisini ikna etmek için güvenliğini emniyet ile birlikte sağlayacağımızı
taahhüt ettik. Ancak durumun gerçekte göründüğü gibi olmadığını ve
tehditlerin farklı boyutlarda olduğunu, ailesi ve çocukları ile ilgili
olduğu bundan sonraki bütün konferansların iptal edildiğini söyledi."
şeklinde konuştu.
'MHP'nin saldırısını şiddetle kınıyoruz' • Geçtiğimiz Cumartesi
akşamı Balıkesir'de valilik izni ile broşür dağıtan Dinamik Çalışalar
Derneği üyelerine, MHP İlçe Başkanı ve beraberindekilerin saldırısını
şiddetle kınadıklarını vurgulayan Mustafa Erol, "Hayır cephesinin
çalışmaları gördüğünüz şekilde sürüyor. Evet cephesindeki insanlar gayet
demokratik bir şekilde çalışmalarını anlatırken, hayır cephesindekiler
ise fikirlerini şiddet ve kaba kuvvetle anlatmaya çalışıyorlar.
İnsanları tehdit etmek ve insanlara saldırmakla geçireceğiniz vaktinizi
gidin insanları aydınlatmakla harcayın. Önceki gün Dinamik Çalışanlar
Derneği'nin yürütmüş olduğu stant çalışması valilikten izinli, resmi bir
çalışma. MHP İlçe Başkanı'nın yaptığı saldırı son derece üzücüdür. Bu
hareketin izahını nasıl yapacağız? Madem demokrasi var, sen de kendi
broşürünü dağıt. Demokrasi sözde olmaz, yaşamakla olur." dedi. Hayır
cephesinde bulunanların fikirlerini anlatmak yerine başka işlerle
uğraştıklarının altını çizen Erol, "Hayır demek için bir nedenleri
olmadığı için herhangi bir vatandaşın sorusu üzerine tıkanıp kalıyorlar.
Bu nedenle son günlerde hırçınlaştılar, saldırganlaştılar. Bu
hırçınlaşmanın neticesinde konferans düzenleyen anayasa maddelerini
anlatan insanların önlerini tıkamak için gayret sarfediyorlar. Dinamik
Çalışan Derneği'ne yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. MHP'ye özel
bir sitemimiz yok. Biz evet cephesi olarak pazar gününe kadar
çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." Öte yandan konferansın iptal
edilmesi nedeniyle tesislere gelen vatandaşlar bir süre bekledikten
sonra ayrıldı. Osman Can'ı dinlemek için bekleyen vatandaşlar
konferansın verileceği salonun önünde NT tarafından kurulan stanttan
Osman Can'ın 'Darbe Anayasasının Sonu' isimli kitabını satın aldı. (Cihan)
Hayır Baskısı Lince Dönüştü • Hayır cephesi, referanduma destek
veren aydın ve sanatçılara karşı uyguladığı mahalle baskısını artırdı.
Hayır cephesi, referanduma destek veren aydın ve sanatçılara karşı
uyguladığı mahalle baskısını artırdı. CHP'li Süheyl Batum'un,
referandumda 'evet' oyu vereceğini açıklayan Sezen Aksu'ya 'sazan' diye
hakaret etmesiyle başlayan saldırılar, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun,
Orhan Gencebay ve Orhan Pamuk gibi isimlerin sanatçılığını
sorgulamasının ardından şiddete dönüştü. "Yetmez Ama Evet" Platformu'nun
Taksim'de düzenlediği panelde, TKP ve İşçi Partili bir grup, aydınlara
yumurta fırlattı. Platformun İzmir'deki panelinde ise Doç. Dr. Ferhat
Kentel ile Taraf yazarı Roni Margulies boyalı saldırıya uğradı.
Hayır'cılar pakete destek verenlere terör estiriyor • Referandum
için son viraja girilirken, 'hayır' cephesi Anayasa paketine destek
verenler üzerindeki mahalle baskısını artırdı. CHP'li Süheyl Batum'un,
referandumda 'evet' oyu vereceğini açıklayan Sezen Aksu'ya 'sazan' diye
hakaret etmesiyle başlayan saldırılar, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun,
Orhan Gencebay ve Orhan Pamuk gibi isimlerin sanatçılığını
sorgulamasının ardından şiddete dönüştü. Televizyonlardaki tartışma
programlarında hakarete varan ağır ifadelerle eleştirilen yazar, aydın
ve sanatçılar panellerde de fiili saldırılara uğramaya başladı. "Yetmez
Ama Evet" Platformu'nun önceki gün Taksim'de düzenlediği panelde, TKP ve
İşçi Partili bir grup, salondaki koltukları tekmeleyerek, Yazar Adalet
Ağaoğlu ile Demokrat Yargı Derneği Başkanı Osman Can'ın aralarında
bulunduğu aydınlara yumurta fırlattı. Platformun İzmir'deki paneline
gelen bir grup ise Doç. Dr. Ferhat Kentel ile Taraf Gazetesi Yazarı Roni
Margulies'e boya ile saldırdı.
Aydınlar tepkili • Saldırıya maruz kalanlar da yaşadıklarına sert
tepki gösteriyor. Taksim'deki saldırıda üzerine yumurta gelen yazar
Adalet Ağaoğlu, "Hayır demek kimseye boya atma hakkı vermez." siteminde
bulunuyor. Yaşananları "Bir değişim döneminin dalgalanmaları bunlar."
olarak değerlendiriyor. Yetmez Ama Evet Platformu'nun toplantılarında
saldırıya maruz kalan diğer aydınların tepkisi ise şöyle:
Osman Can (Demokrat Yargı Derneği Eş- başkanı): Bu ülkede şiddet
kullanma tekelini hangi yöntemle ve hangi gerekçe ile olursa olsun daima
kendilerinde gören bir siyasal seçkinler sınıfı var. Şimdi Türk
toplumunun ve siyasetin hiyerarşik dili, yukarıdan aşağıya doğru
belirlenmiş seçkinci sınıfın dayattığı dil değişiyor. Bu sürecin
referandumda evet çıkmasının ardından çok hızlı bir şekilde çözüleceğini
görmek lazım. Bu bugünün gerginliğidir. Daha fazla gerginlik yaratmamak
için iki üç programı iptal etmek zorunda kaldım.
Ferhat Kentel (Yazar-sosyolog): Bu kutuplaşma Türkiye'deki siyasal
kültürün vesayetçi bir zemin üzerine oturmasından kaynaklanıyor.
Devletin toplumla ilişkisi hep otoriter bir şekilde olmuş bir ülkede
yaşıyoruz. İnsanlar başkalarının gücünü yok edebilmek için çaresizlik
içinde şiddete başvuruyorlar. Son günlerde üç tane kelimenin etrafında
kutuplaştık, evet, hayır ve boykot. Ancak bunun aksine darbelere karşı
daha demokratik bir Türkiye özlemiyle bir araya gelen insanlar var.
Onlar kutuplaşmayı kırıyor.
Roni Marguiles (Taraf Gazetesi Yazarı): Kemalist solun söyleyecek bir
şeyi yok. 30 yıldır değişmesi gerekir dedikleri anayasayı şimdi birileri
değiştiriyor ve bunlar hayır diyorlar. Bunun hiçbir makul açıklaması,
izahı olamaz. Dolayısıyla kalkıp konuşacak argümanları olmayınca şiddet
kullanarak ancak kendilerini ifade ediyorlar. Şu halde bile bazı
gazeteler, 'Evet diyenlerden linç girişimi' diye yazdılar. Biz eğer
böyle bir şey yapsaydık ne olurdu, onu siz düşünün.
Yıldız Önen (Yetmez Ama Evet aktivisti): Demokrasiden yana olanlarla her
şeyi bildiklerini, her şeye sahip olduklarını iddia edenler arasındaki
bir ayrışma bu. Biz bugüne kadar standımıza gelip bizi sözlü olarak
taciz edenlere karşı bile fiziksel şiddet uygulamadık. Ortalıkta hep
evetçiler hayırcıları susturuyor iddiası dolaşıyor. Bunun olmadığını
ispat eden yapılan saldırılardır.
Referandumda 'evet' diyeceğini açıklayan sol partilerden EDP'nin
İstanbul İl Başkanı Mehmet Rasgelener ise, "Referanduma dair
düşüncelerini özgürce açıklamak üzere bir araya gelen yurttaşların
toplantılarını engellemek isteyen ve bu insanları zor kullanarak
susturmak gayesiyle hareket eden bir zihniyetin sol düşünce ve etikle
bir ilgisi olamaz. Fikir ve tercihlerdeki bazı farklardan dolayı
düşmanlıklar üretip, yurttaşların bir bölümünü ötekileştirmekte tereddüt
etmeyenler, geleceğin barışçı ve demokratik Türkiyesi'nin inşasında
hiçbir olumlu rol oynayamazlar." diye konuşuyor.
İşte o sözlü ve fiili saldırılar
Taksim'de bir araya gelen Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu
üyeleri "Ey Anayasa Mahkemesi siyasetten elini çek" pankartı arkasında
açıklama yaptı. Bu sırada İşçi Partili bir kadın grubun yanına
yaklaşarak parmağıyla kafa kesme işareti yaptı.
CHP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Süheyl Batum, Esenler Gençlik Kolları
tarafından düzenlenen panelde referandumda 'evet' oyu vereceğini
açıklayan Sezen Aksu için şu ifadeleri kullandı: "Sezen Aksu vardı. Biz
ne bilelim onun 'Sazan Aksu' olduğunu o zamanlar."
CNN Türk'teki 'Ne Oluyor?' programına katılan CHP PM üyesi Mehmet Faraç,
Sezen Aksu için 'deve kuşu' benzetmesi yaptı:. "Minik Serçe'den deve
kuşuna terfi etmiş sanatçıyı mı diyeyim..."
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk Gazetesi'ne verdiği röportajda
'evet' oyu vereceklerini açıklayan Orhan Pamuk ve Orhan Gencebay'ı
'baskıya evet diyorlar' şeklinde suçladı. "Ben sanatçıyı toplumu ileri
taşıyan kişiler olarak düşünürüm. Ama Sayın Orhan Pamuk acaba gerçekten
bunları biliyor mu? Aynı sorularım Orhan Bey içinde geçerli. Biliyor da
bu Anayasa'ya evet diyorsa, baskıya 'evet' diyor demektir. Baskıya
'evet' diyen sanatçı değildir." şeklinde konuştu.
Mersin'in Gözne ilçesindeki 30 Ağustos'ta konser veren Arif Sağ'ın
gelini Pınar Sağ, referandumda 'evet' oyu kullanacak olanları koyun
sürüsüne benzetti. Eşi Tolga Sağ da 'namuslu' insanların referandumda
'hayır' oyu vereceklerini söyledi.
Boykot kararı alan BDP'nin Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 'evet'
diyeceğini açıklayan Diyarbakır'daki 14 sivil toplum kuruluşunu
'ahlaksızlıkla' suçladı.
Cumartesi günü 'Yetmez Ama Evet Platformu'nun Taksim'deki toplantısında
TKP ve İşçi Partili bir grup sandalyeleri tekmeledi. Katılımcılara
yumurta fırlattı.
Pazar günü 'Yetmez Ama Evet Platformu'nun İzmir'deki toplantısında bu
sefer ÖDP'li grup, katılımcılara boyalı saldırıda bulundu. (Zaman)
Derin yargıya güvendi, TÜBİTAK'a da tazminat davası açtı Balyoz davası sanığı emekli Orgeneral Çetin Doğan, tutuklanmasına
gerekçe gösterildiğini iddia ettiği bilirkişi raporunu hazırlayan
TÜBİTAK heyetine 20 biner TL'lik tazminat davası açtı. Ergenekon
sanıklarının peşpeşe açtığı tazminat davalarına Yargıtay 4. Hukuk
Dairesi kapı açtı. Bu dairenin, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'i
tahliye etmedikleri gerekçesiyle farklı mahkemelerdeki 9 hakime skandal
tazminat cezalarına karar vermesi, Ergenekon sanıklarının, hakim ve
savcıları yıldırmak için kullandıkları açık olan bir intikam hareketine
dönüştü. Ses kayıtlarıyla da çok net şekilde açığa çıktığı gibi, yüksek
yargıda yuvalanmış Ergenekoncuların Ergenekon davasını engellemek için
ellerinden geleni ardlarına koymadığı açık. İtalya'daki gladio davasında
olduğu gibi Türkiye'de de Kontrgerilla en sert direnişi yargıda
gösteriyor.
Ergenekon sanıklarından eski Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
Mehmet Haberal, kendisini serbest bırakmadıkları gerekçesiyle hakimleri
Yargıtay'a şikayet etmiş; bunun üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Türk
hukuk tarihinde örneği olmayan bir karara imza atmıştı. Daire, Ergenekon
ikinci davasının tutuklu sanığı Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın "sorgusunda
sorulan 180 sorunun hiçbirinin terör örgütü kurmak ve yönetmekle ilgili
olmadığı, buna rağmen tahliyesine karar verilmediği" gerekçesiyle
İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde görev yapan 9 hâkim
hakkında bin 500'er TL tazminat ödemelerine karar vermişti. Hukukun
gereğini yaptıklarını belirten hakimler, temyize gitmişti.
Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatları Celal Ülgen ve Hüseyin Ersöz
tarafından İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne sunulan dilekçede,
TÜBİTAK'ta görevli araştırmacı Erdem Alparslan, başuzman araştırmacılar
Tahsin Türköz ve Dr. Hayrettin Bahşi'den 20 biner TL'lik manevi tazminat
talep edildi. Dilekçede Doğan'ın 26 Şubat 2010'da tutuklanmasına CD'ler
hakkında aldırılan bilirkişi raporlarının gerekçe gösterildiği
belirtildi. Avukatlar dilekçede, "Müvekkilimizin tutuklanmasına ve
tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen başlıca belge bu
üç bilirkişi tarafından hazırlanmış olan 19 Şubat 2010 tarihli TÜBİTAK
raporudur." denildi. Bir raporun TÜBİTAK'tan alınmasının doğruluğu için
yeterli olduğu ifade edilen dilekçede avukatlar, Balyoz CD'leriyle
ilgili raporda yeterli derecede ve ayrıntılı uzman görüşünün
yansıtılmadığını ileri sürdü. Bilirkişilerin "CD'lerin bir manipülasyon
işleminden geçmiş olabileceği" hususuna raporlarında yer vermeyerek
gerçeği sakladıkları ve Doğan'ın özgürlüğünün kısıtlanmasına dayanak
olarak gösterilen bir rapor düzenledikleri iddia edildi. (Zaman)
Ses kayıtlarıyla da deşifre olan yüksek yargıdaki Ergenekon
uzantıları cüppelerin içine saklanarak eylem yapıyorlar..
Haberal kararıyla başlayan ve süreceği tahmin edilen skandallar •
Yargıtay 4. Daire kısa süre önce aldığı skandal bir kararla Ergenekon
davasına bakan 9 hakimi Haberal'ı tahliye etmedikleri gerekçesiyle
tazminat cezasına çarptırmış, bu karar büyük tartışmalar
doğurmuştu. Haberal dokuz hakim hakkında 20’şer bin liralık tazminat
talebiyle dava açmış, davaya bakan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi davayı
kısmen kabul ederek dokuz hakimi 1500’er lira tazminata mahkum etmişti.
Kararda hakimlerin açıklanmayan bir gerekçe ile adil olmayan bir karar
verdikleri belirtilmişti. Bu karara yine üye hakim Sadık Demircioğlu
karşı çıkmış ve “Bu karardan sonra, davacının tutukluluk durumunu
inceleyecek ve itiraza bakacak hakimler, dava ve tazminat tehdidi ile
baskı altında kalacakları için özgürce karar vermeyeceklerdir. İstanbul
13. Ağır Ceza Mahkemesinde tahliyeyle ilgili istediği sonucu alamayan
davacı, bu yolla diğer bir anlatımla yargının yargıya müdahalesiyle
amacına ulaşmış olacaktır” demişti. Ancak Yargıtay 4. Dairesi'nin
skandalları bununla kalmadı. Bu karardan kısa süre sonra da, dönemin
İçişleri Bakanı Mehmet Ali Şahin'in Ergenekon için 'Yargı üyelerine
güvence veriyorum' sözlerine dava açılabileceğine
hükmetmişti.
Karara yine üye hakim Sadık Demircioğlu ‘şerh koymuştu’. Demircioğlu
‘karşı oy’ yazısında Susurluk davasını anımsatarak, 'Kamuoyumuz bu tür
suç örgütlerinin tamamen ortaya çıkarılmasını beklemektedir. Eski bakan
da bu bağlamda beyanda bulunmuştur. Başka anlam yüklemek zorlama olur.
Türkiye dışında hiçbir ülkede ‘Suç örgütleri hakkında gereği yapılsın’
diyen Adalet Bakanı’nın sorumluluğu yönüne gidildiği duyulmamıştır'
demişti. Bu kararların ardından Ergenekon sanıklarının tazminat
başvurularında dikkat çekici bir artış gözlendi. Poyrazköy davasının
tutuklu sanığı Levent Bektaş, İstanbul 10, 11 ve 12. Ağır Ceza
mahkemelerinde görev yapan 6 hakim aleyhine toplam 60 bin TL'lik manevi
tazminat davası açtı. Sonra Balyoz sanığı Çetin Doğan ve Süha Tanyeri,
üç hakim hakkında toplam 120 bin liralık tazminat davası
açtı.
İşte
Hanefi Avcı'nın Ergenekon planı Emre Uslu (Taraf): Hanefi Avcı’nın kitabı tartışılmaya devam ediyor.
Ben kitaba ilişkin iki değerlendirme yazdım. Bu üçüncü ve muhtemelen son
değerlendirmem olacak. Bu yazıyı yazmamın amacı benim kitaba ilişkin
temel tezim 'operasyon kitabı' argümanımı güçlendiren emarelerin her
geçen gün ortaya çıkmaya devam etmesi. Yeniden hatırlayacak olursak ben Avcı’nın kitabının İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB), Kaçakçılık ve
Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ve İstanbul Emniyeti’nde istihbarattan
sorumlu müdür Ali Fuat Yılmazer’i hedef aldığını yazmıştım. Emniyet
kulislerine göre kitap bir referans noktası olarak kullanılacak ve bu üç
birim hedef yapılacaktı. Kitaptan aldığım izlenim Avcı’nın koalisyon
kurduğu ve halen çete davasından yargılanan Emniyet Müdürleri Mustafa
Gülcü, Celal Uzunkaya, Emin Aslan, Faruk Ünsal ve Orhan Özdemir’in
üzerindeki yargı incelemesini 'bu işlerin ardında cemaat var'
argümanıyla kırmaya çalışıyor. Bunu yaparken çok stratejik hedef seçerek
bu davalara delil sağlama durumunda bulunan Emniyet birimleriyle bu
davaları takip eden savcılar hedef alınarak davalar tartışmalı hale
getirilmek isteniyor. Burada kuşkusuz en kritik konum İstanbul
İstihbarat Şubesi. Zira bu davaların Hanefi Avcı açısından en kritik
olan Emin Aslan davası İstanbul da açılmış durumda.
Üstelik Hanefi Avcı’nın kitabından anladığımız kadarıyla kendisiyle
ilgili olarak da TCK 250’den süren bir soruşturma var. Bu soruşturma
örgütlü suçlar ve uyuşturucuyla ilgili. Eğer Avcı’nın iddia ettiği gibi
bu soruşturma kendisine yönelik bir komplonun parçasıysa, gerçekle
ilgisi yok ve Avcı’nın adını kirletmek için açılmış bir soruşturmaysa bu
alçaklığın en adi şeklidir. Zira bir kişiye kurulacak komplonun
uyuşturucuyla ilgili olarak kurulması kadar alçak bir komplo olamaz.
Eğer İstanbul polisinin sürdürdüğü örgütlü suç ya da uyuşturucu ile
ilgili soruşturmada Hanefi Avcı bir şekliyle yer alıyorsa, İstanbul
polisi bunu fotoğraf, telefon kaydı ve diğer kriminal yöntemlerle
belgeleyebilirse Avcı’nın adı da kefil olduğu kişilerin de sonu
demektir.
Avcı hakkındaki soruşturma sürüyor • Avcı’nın kayıtsız koşulsuz
Emin Aslan –ki ben de onu destekleyen bir yazı yazdım- ile uyuşturucu
kaçakçısı olduğu iddia edilen Habip Kanat’ın ilişkisi örneğin durumu
karmaşık kılmıştır. Habip Kanat’ı tanıyan hemşerileri onun uyuşturucu
kaçakçısı olduğundan kuşku duymuyorlar. Hatta babasının adına
Ataşehir’de yaptırdığı “Kilisli Mustafa Kanat Camii”nin hiçbir yardım
alınmadan Habip Kanat tarafından yaptırılmasının illegal işlerini örtmek
için bir araç olarak kullanıldığı iddia ediliyor. Bu arka plana rağmen
Emin Aslan’ın oğlunun Habip Kanat ile ortaklığı Aslan’ın temiz ismine
gölge düşürüyor. Avcı’nın iddialarını da zayıflatıyor. Benzeri bir durum
Avcı için de geçerli olursa Avcı çok tartışmalı bir kişilik olur. Benim
tanıdığım Avcı’nın böylesi bir ilişkinin içinde olmayacağını
düşünüyorum. Ama artık kimseye de kayıtsız şartsız kefil olunmayacağını
öğrendim. Bu bakımdan Avcı’nın kitabının arka planını en iyi
aydınlatacak konu İstanbul’da var olan soruşturmanın bir an önce
bitirilmesi.
Avcı'nın 1'nci hedefi Yılmazer'i görevden aldırmak • Kitaptan
çıkan intiba şu: Avcı yandaşı gazetecilerle İstanbul İstihbarat Şube’yi
hedefleyerek kendisine ve arkadaşı Emin Aslan’a komplo kurduğunu
düşündüğü Ali Fuat Yılmazer’i görevden aldırabilirse bu soruşturmaların
yönünün değiştirilebileceğini düşünüyor. Yani operasyonun ilk hedefi Ali
Fuat Yılmazer. Geçen günlerde Hanefi Avcı ve Ergenekon yapılanmasına
yakınlığıyla bilinen gazeteci Nedim Şener ilk taşı attı ve Hanefi
Avcı’nın kitabını referans vererek Ali Fuat Yılmazer’e saldırmaya
başladı. Bu sürecin arkasının geleceğini beklemek yanlış olmaz. Avcı’nın
Ergenekon’a ilişkin kritik değerlendirmelerle de Ergenekon’un doğal
destekçilerini yanına çekmiş görünüyor. Bu açıdan azımsanmayacak bir
desteğe sahip olduğunu da belirtmek gerek.
Bizzat PKK ve DHKP/C aralarındaki ilişkiyi kabul ederken Avcı
reddediyor
Kitap vahim çelişkilerle dolu • Avcı’nın kitabında görülen bu
stratejik düşünceye rağmen elini zayıflatan unsurlar da var. Bunların en
kritik olanı Avcı’nın kitabında yer alan çelişkiler. Bu çelişkiler öyle
vahim hataları içeriyor ki, okuyucu “bu kısmı Avcı yazmış olamaz”
duygusuna kapılıyor. Örneğin kitabın 534. sayfasında Avcı, Veli Küçük’ü
savunayım derken PKK ile DHKP/C arasında bir ittifakın kurulmadığını
iddia ederek saçmalıyor. Şu cümleler Avcı’dan: “Ergenekon savcısının
iddiasına göre, Tuncay Güney 2001’de gözaltındayken kendisiyle yapılan
mülakatta konu ile ilgili olarak PKK ile DHKP/C’nin ittifak yaptığı
dönemde Giresun’da görev yapan Veli Küçük’ün cezaevinde yatan Meral
Kıdır’a “Dursun’a söyle benim bölgemde PKK ile yaptığı ittifakı
bozsunlar” şeklinde haber gönderdiğini söylemiştir.” “...PKK ile DHKP/C
ne zaman nerede ittifak yapmış? İkisi ayrı birer örgüt, devletin
arşivinde birbirleriyle olan ilişkiler birbirlerine nasıl baktıklarına
ilişkin yazılı ve sözlü yüzlerce doküman varken, üstelik bu konuda
bizzat Dursun Karataş ve Öcalan’ın ağzından çıkan, militanlarına
verdikleri talimatlarla ilgili bilgiler arşivde mevcutken bu iddia neye
dayanıyor? Bu iddia olsa olsa ideolojik örgütleri bilmeyen cahil birinin
sözleri olabilir. Böyle bir ittifak yok. Varsa ya her yerde uygulanır ya
da her yerde bozulur. Giresun’da bozun başka yerde anlaşın olmaz.”
Kitabın bazı yerlerini Avcı yazmış olamaz • Oysa bizzat PKK ve
DHKP/C’nin yayın organları bu ittifakın yapılışı ve neden bittiği
üzerine sayfalarca analizlere yer vermektedir. Avcı’ya Tayfun İşçi’nin
yazdığı “PKK’nın ittifak politikaları ve çatı partisi üzerine” başlıklı
yazılarını önereyim. Google’dan kolayca bulacağınız bu yazılarda
Avcı’nın çok ama çok iddialı olduğu bir konuda nasıl yanıldığını
gösteren onlarca delil var. Üstelik bu ittifaka ilişkin devlet arşivleri
de belge ve değerlendirme doludur. Bunlarla karşılaştırdığımda şu soruyu
sormadan edemiyorum: Ya bu bölümü Avcı yazmadı, ya da ne yazdığından
haberi yok? (Emre
Uslu / Taraf)
Hem
boykot hem 4 müşahit: Amaç boykota uymayanları tespit Referanduma katılmamaları için çağrı yaptığı halka güvenmeyen PKK, onları kontrol altında tutabilmek
için iğrenç bir tuzak planladı. Referandumu boykot eden BDP, sandıklara
4'er görevli gönderiyor. KCK üyelerinden olan bu görevliler boykot
kararına uymayan halkı kimlik bilgileriyle fişleyecek...
Anayasa değişikliği referandumunu boykot kararı alan Barış ve Demokrasi
Partisi (BDP), halkın sandığa gitmemesi için çalışmalarını sürdürüyor.
Parti boykotta ısrar etmesine rağmen sandıklara müşahit (gözlemci)
gönderme kararı aldı. Her sandıkta BDP adına 4 müşahit görev yapacak.
İddialara göre söz konusu müşahitler özellikle PKK'nın siyasi
yapılanması KCK üyelerinden seçiliyor. Bazı isimlere yönelik fişleme
faaliyetleri de yoğunlaştırıldı. Örneğin, örgüte yakın çevreler,
Bingöl'ün Karlıova ilçesine bağlı Kalencik köyü imamı Musa Bitmez'i
boykot'a karşı çıktığı gerekçesiyle hedef gösterdi. Bitmez'in, Mayıs
ayında çatışmada öldürülen PKK militanı Fuat Koç için köyde kurulan
taziyeye katılmadığı için örgütün hedefi haline geldiği belirtiliyor.
Bitmez'in, referandum konusunda da halka boykot yapmayın çağrısında
bulunduğu ileri sürülüyor. PKK ve KCK kadrolarının yoğun bir fişleme
faaliyeti sürdürdüğü kaydediliyor. Aynı tutumlarını sandık başında da
gösterecekler. BDP adına müşahit olarak gönderilecek KCK'lılar
sandıklarda fişleme faaliyeti yürütecek. BDP Van İl Başkanı Cüneyt Caniş,
müşahit listesini İl Seçim Kurulu'na verdiklerini, görevli sayısının
çıkacak izne göre netleşeceğini söyledi. Caniş, "Her sandıkta mutlaka
müşahidimiz olacak. Bu sayı, sandık başına bir ile dört kişi arasında
değişebilir. Seçim kurulu birer kişi görevlendirirse, biz de onlara
yardımcı olacak kişiler görevlendiririz." diye konuştu. Referandumu
parti olarak boykot etmelerine rağmen sandıklarda müşahit
bulundurmalarını şöyle açıkladı: "Boykot ediyoruz ama sandık hilelerine
karşı müşahitlerimizin olması gerekiyor. Her sandık başında adamımız
olacak." Öte yandan Hakkari, Van ve Diyarbakır'ın kırsal kesimlerinde,
AK Parti'nin görevlendirdiği müşahitlerin tehdit edildiği öne sürülüyor.
(Zaman)
FLAŞ!!!
İşte Avcı'ya teyp kırdırtan şok röpörtaj Taraf gazatesinden Mehmet Baransu'nun Hanefi Avcı'yla yaptığı olay
röportaj bugünkü Taraf gazetesinde yayınlandı. Emin Arslan’ın
tutuklanmasının ‘operasyon’ olduğunu savunan Avcı iddialı: 'Arslan’ı
uyuşturucu kaçakçısı Kanat’tan çok önce dinlemeye başladılar. Esas
puştluk burada.' Sorulması gereken sorular yönelten Baransu, Avcı'dan
iddiaları hakkında somut delil, belge, isim vermesini istiyor. Ancak
Avcı bu taleplerin tümünü, 'buraya takılma', 'isimler önemli değil' gibi
cevaplarla geçiştiriyor. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevini
yürütürken yazdığı kitabında sadece duyumlara dayanarak yer verdiği ve
Ergenekon Balyoz Danıştay gibi olayların fasafiso olduğu, bu soruşturma
ve davalarda ortaya çıkan çok sayıda belge bilgi silah gibi delillerin
düzmece ve fethullah cemaatinin işi olduğu, hatta Deniz Baykal'ın seks
kasedinin dahi cemaatin komplosu olduğu, emniyetin, savcıların ve bahsi
geçen kritik soruşturma ve davalara bakan hakimlerin fethullahçı olduğu
ve benzeri şok iddialarıyla ilgili Baransu'nun hazırladığı 200'e yakın
soru Avcı'yı öfkelendirdi.
Son günlerin en çok konuşulan ismi Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi
Avcı’yla kitabı Haliçte Yaşayan Simonlar‘ı konuşmak üzere pazartesi günü
saat 13:30’da makamında buluştum. Görüşme sıcak bir ortamda, dostane bir
havada başladı. Avcı, kitabıyla ilgili daha önce yazdığım analizdeki
bilgilerin gerçeği yansıtmadığını söyleyerek söze başladı. 2003- 2004
yılında yaşanan olaylarla ilgili kimseye belge vermediğini iddia etti.
Bugüne kadar tek bir gazeteciye belge vermişti o da 1997 yılına aitti.
Avcı’yla görüşmeye gitmeden önce kitabını okumuş ve notlar almıştım.
200’ün üzerinde soru çıkartmış, çelişkilerin altını not etmiştim.
Röportaj, ilk yarım saatinden sonra oldukça hararetli bir ortamda devam
etti. Hrant Dink cinayetiyle ilgili sorduğum sorularla gerilim dolu
dakikalar da başlamıştı. Operasyonlarda silah bulunmadığı, mühimmatların
kime ait olduğunun tesbit edilemediği iddiasına belgelerle cevap verdim.
Bombalarda seri numaralar olmadığı iddiasını çürütmem Avcı’yı
sinirlendirdi. Uyuşturucu baronu Habip Kanat soruşturmasının Savcı
Mehmet Berk’e UYAP üzerinden verildiği iddiasının yanlış olduğunu
söylediğimde ise Avcı “Buraya takılma” dedi. Suçladığı Fetullahçı
isimleri açıklamasını istediğimde de “isimler önemli değil” diyerek
ayrıntıya girmedi. Filmin koptuğu sahne ise Emin Arslan’ın uyuşturucu
baronuyla olan ilişkisini sorgulamamdı. Önce Aslan, Habip Kanat
bilgisine sahipti dedi. Sonra bilgisi yok dedi. Aslan’ın oğluyla Habip
Kanat’ın şirket ortaklığını sormamla da film koptu. Avcı ayağa kalkıp
konuşmaya başladı. Bir anda teybime vurup, birkaç metre fırlatarak,
“Saçma sapan konuşuyor ya. Çık dışarı, yallah, çık”dedi. O anda gözüm
foto muhabiri arkadaşım Fulya Atalay’a çevrildi. İkimiz de şaşkındık.
Avcı’nın sakinleşmeye niyeti yok gibiydi. Avcı’ya söylenmesi gerekenleri
söyleyip, makamdan ayrıldım. İşte o olay röportaj...
» Kayda başlıyorum. - Kayıt almayın not alın. » Hanefi Bey ben
yarın bir şey yazacağım siz ‘yok’ diyeceksiniz. Kayıt almak için teybi
sizin önünüze koymam gerekir. - Siz yazın ben altını imzalarım. »
Ses kaydından niçin endişe ediyorsunuz? - Tüm basını çağıralım. Hep
beraber kayıt yapalım. » 16 yıllık meslek hayatımda ilk kez böyle bir
taleple karşılaşıyorum. Kitabınızda cemaat öncesi bölümde Ergenekon’u
önemserken, ardından bu operasyonun önemsiz olduğu izlenimi
veriyorsunuz. - Ben Ergenekon’u önemsiyor ya da önemsemiyor değilim.
Ben bir yerde Ergenekon’u önemsiyorum yazdım. Diğer bölümde Ergenekon
tahkikatlarının yapılış biçimini eleştirdim. Tahkikatların içeriğini
konuşmuyorum. Çünkü içeriğinde ne var ne yok daha orasını irdelemeye
girmedim. » Girmediğiniz konu hakkında nasıl yorum yapıyorsunuz? -
Tahkikatın yapılış biçimini irdeliyorum. İddianamede Ergenekon için
Hizbullah’ı, PKK’yı, ve Dev Sol’u yöneten örgüt diyor. Sizin bu sözünüze
çocuklar bile güler. Çünkü bu doğru bilgi değildir. Diyor ki tanık:
Türkiye’de sağcılara ve solculara verilen silahların seri numarasını
takip ediyordu. Ben de diyorum ki devletin arşivlerinde bütün örgütlerde
yakalanan silahlar belli. Bırakın seri numaralarını, markalarının takip
ettiği yoktur. Sağcıların silahları kendilerine aittir, solcuların
silahları kendilerine aittir. Şimdi gerçeği tahrip ederek kimse bir yere
varamaz. Gerçek neyse o kabul edilmelidir.
» Kitabınızda her kazıda esrarengiz deliller, el bombaları,
roketatarlar, LAW silahının yakalanması dikkat çekicidir, bu
malzemelerin izinin sürülmesi mümkün değil diyorsunuz. - Ama
bunların izleri sürüldü ve bulundu. Bulunmadı.
» Nasıl bulunmadı Hanefi Bey. Makine Kimya’nın ve Askerî Mahkemenin
kararıyla bunların çıktığı birlikler bulundu. - Benim evimde de
bomba bulursunuz, ben orada görev yaparken almışımdır. O ayrı bir şey.
Çatlı’nın üzerinde tabanca çıktı. Tabancının izi tek tek sürüldü.
İtalyan Baretta dedi ki ben bu silahı İsrail’e sattım. İsrail ben
emniyete sattım dedi. Ama bir bombayı böyle süremiyorsun. » Seri
numaralarıyla sürdüler ve buldular bazılarını. - Seri numarası filan
kuruma ait, filan yerde yapıldı deniyor. İz olarak sürme imkanınız
olmuyor. » Askerî Mahkemenin raporuyla mühimmatlar belgelendi.
Eskişehir’de evinde mühimmat bulunan Fikret Emek ve Zir Vadisi’ndeki
yarbay ceza aldı. Mühimmat alıp, saklamaktan dolayı... - Siz savaş
filmi seyrediyorsunuz. Ben savaşın olduğu yerden geldim. Film
seyredenle, savaşan arasında korkunç bir fark vardır. Şu silahlar bu
olayın tamamen sahte olduğunu gösteren en büyük delildir. » Neden -
Bu bombalar, top-tüfek kolorduda dolu zaten. Kendi silahı. Neyi
ispatlar. Senin bomba dediğin olay hiçbir bağlantısı olmayan filan
kuvvetin bombası. Bombayı oradan sen de alırsın, ben de alırım. Benim
kişiliğimle ilgili bağlantı kurmuyor. Örgütçülük faaliyetleriyle
uğraştım. Dünyanın her yerinde örgütleri takip ettik. Bu örgütler
amaçlarına ulaşırken, önce kullanmaları gereken silahlardır. Niye hiç
tabanca çıkmaz. » Hanefi Bey kazılarda çok sayıda silah da çıktı.
Sekiz adet otomatik tüfek, 57 adet ruhsatsız tabanca da çıktı. Ayrıca
son 20 yılda Türkiye’de el bombası, C-4 patlayıcılarla sayısız olay
yapıldı. - Hangi olay?
» Ben size yüzlerce sayarım. Son birkaç yılda Ankara’da, İstanbul’da
olan olaylar en yakın örneği. Şemdinli mesela. Son yıllarda asıl suikast
silahıyla işlenen cinayeti siz söyleyin o zaman? - Suikast silahı
demiyorum » Siz bana silahla yapılmış eylem söyleyin?
- Yüzde 99’u silahla olmuştur. » Bütün örgütlerde mi silahla
olmuştur? - Bütün örgütlerde, öldürme olaylarının hepsi silahla
olmuştur. » Son 20 yılda bana kaç tane örnek gösterebilirsiniz. Ya da
28 Şubat sürecinden bu yana. - Bombayla öldürülmüş kim var » O
kadar çok var ki. Biraz önce de dediğim gibi Ankara, İstanbul’daki
patlamalar, sahil kesimlerinde yapılan patlamalar. - Örgütlerin
spesifik olarak PKK gibi patlayıcı madde koyma sansasyonel propaganda
yapma olayları tamam. Onun dışında İran yanlısı grupların yaptığı Uğur
Mumcu olayı.
Islak imzalı belge de cemaatleri hedeflemişti
Belgelere değil duyumlara dayanarak yazdığı kitapta şok açıklamalarda
bulunan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı fethullah cemaatini hedef
aldı. Her taşın altında bu cemaatin olduğunu söyleyebilecek kadar ileri
giden ve iddialarına delil de getirmeyen Avcı'nın bu girişimi, eski MİT
ajanı Mahir Kaynak'a göre Ergenekon cephesinin geciken karşı atağı.
Kurmay Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan 'AKP ve Gülen'i
Bitirme Belgesi' de, AK Parti'yle birlikte Fethullah ve İsmailağa
cemaatlerini bitirmeyi hedefliyordu. Gerçekliği hem sivil hem de askeri
laboratuvarlarda defalarca ispatlanan bu kontrgerilla belgesi Erzincan
ve Kayseri'de uygulanmaya çalışıldı. Erzincan'da hem Fethullah hem de
İsmailağa cemaat evlerine silah yerleştirme ve ardından yapılacak
jandarma baskınıyla büyük bir operasyon düzenlenecek, Avcı'nın aklamaya
çalıştığı ve makamında bir başsavcı gözaltına alınamaz diyerek,
avukatlığına da soyunduğu İlhan Cihaner'in başlatacağı çok büyük bir
soruşturmayla, Ergenekon soruşturması üzerinde şüpheler uyandırılacak ve
siyasi amaçlı olduğu havası verilmeye çalışılacaktı. Cihaner,
soruşturmayı Ergenekon soruşturmasından birkaç ay sonra başlattı. Kayseri'de de
'Karargah Evleri' sanıklarına yardım parası toplanma şifahi emrini
yazılı hale getirerek askeriyenin intranet'ine koydukları gerekçesiyle,
yani var olan bir dayatmayı duyuran ve anlaşıldığı kadarıyla da fethullahçı görüşteki astsubaylara hipnoz ve işkenceyle işlemedikleri
suçlar kabul ettirilerek 'Işık Evleri' adı altında sahte bir soruşturma
oluşturulmak istendi.
Ancak bu iki yerdeki kontrgerilla planları
başarıya ulaşmadı. O zaman başarılamayan operasyonlar şimdi Avcı eliyle
tekrar sürdürülmek isteniyor, bu açık. Ortaya çıkan onca delile, belgeye
ve
silaha rağmen Ergenekon fasafisodur diyen Avcı'nın kendi görüşlerini
açıkladığına inanılması mümkün değil. Sadece geçmişte yaptıklarına bakarak bu adamın
dedikleri doğru olabilir şüphesi zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor.
2001'de ortaya çıkarılan Ergenekon'un şimdi sanık olan o zamanın polis
müdürü Adil Saçan tarafından örtbas edildiği bir gerçek. Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye'deki el
bombaları, ardından Eskişehir'de Fikret Emek'in evinde ele geçen çok
miktarda silah ve cephane, Jandarma Albay Arif Doğan'ın evinde ele geçen
cephane, Yarbay Mustafa Dönmez'in evlerinde ele geçen çok sayıda silah
ve cephaneler, İbrahim Şahin'in krokisiyle bulunan çok sayıda cephane,
Poyrazköy'de ele geçen çok miktarda roketatar ve bomba.. Islak imzalı belge..
Genelkurmay'da evrakların imha ve bilgisayarların silinme telaşı..
Bunlar delillerin sadece bir kısmı. Bu sitede derli toplu aktarmaya
çalıştığımız yedi adet Ergenekon soruşturmasıyla, Erzincan Ergenekon
soruşturmasına, Ergenekon'la bağlantılı olan ve halen yürüyen diğer
davalara ve yeni soruşturmalara ait bilgiler, delil belgeleri var.
İddianamelerde arama yapabilir, isterseniz orjinal sayfaları da
görüntüleyebilirsiniz. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler.. Silahlar.. Bunların hepsi
gerçek, boru parçası değil. Ergenekon fikir düzeyinde kalmayıp aynı zamanda silahlara
da sahip olan bir örgüt.
Danıştay saldırısının tek başına Alparslan Arslan'ın işi
olduğuna kimse inanmıyor. Örgütlü bir kalkışma olduğu açık. Danıştay
kamera skandalı çok yakın zamanda yaşandı. Daha çok sayıda çarpıcı
gelişme yaşandı, saldırının organize ve Ergenekon örgütünce işlendiğini
gösteren bulgular var. Yargıtay ve mahkemeler bunlara bakarak davaları
birleştirdi. Avcı'nın Dink cinayetiyle ilgili iddiaları da inanılmaz
ölçüde gerçeklere aykırı. Nasıl bu kadar saptırabiliyor gerçekleri, anlamak mümkün değil,
denebilir. Bizce mümkün, çünkü ekip arkadaşları olan emniyet
müdürlerinin görevden alınmasına onlara kefil olduğunu söyleyerek tepki
göstermişti. Onların intikamını almaya çalıştığı kanısı yaygın.
Bizce olay daha derin. Mahir Kaynak'ın da dediği gibi iş intikam
açıklamasını aşıyor, Ergenekon soruşturmasına misilleme amacını taşıyor.
Sadece şikayet ettiği gizli dinlemeyle yetinseydi, Avcı'nın
iddialarındaki samimiyetine inanılabilirdi, ama diğer iddiaları işin rengini
değiştiriyor ve gerçek niyetini belli ediyor. Referandumun hemen öncesinde piyasaya sürülmesi de
anlamlı. Kitabındaki iddialarının yola çıkış noktası polis içinde yasadışı
dinleme yapıldığı iddiaları. Bunlar yeni değil. İstanbul Organize
Şube'ye 2007'de yapılan ve muhtemelen Avcı'nın ihbarı üzerine
gerçekleştiğine inanılmaya başlanan Paksüt baskını, Hakim Osman Kaçmaz'ın Ankara'da TİB'e
düzenlettiği yasadışı dinlemeleri tespit baskınları, Yine Paksüt'e yönelik takip ve
gizli dinleme iddialarına yönelik soruşturmalarla, Yargıtay ve
Danıştay'ın gizli dinlendiklerine yönelik yürüttükleri soruşturmalardan
bir şey çıkmadı.
İspatlayabileceğini söylediği emniyet içindeki bazı
yasadışı dinlemelerden yola çıkarak tüm Ergenekon soruşturmalarına fasafiso demesi, polislik konusu dışına çıkarak savcı ve hakimlerin
yanlış bulduğu kararları için yargı alanına el atması, hatta cemaatin
emniyet ve ordudan sonra yargıyı
da ele geçirdiği, hakim ve savcıların cemaatçi olduğu gibi, ortaya
attığı ve herkesi zan
altında bırakacak kadar korkunç bir şüpheye, sadece geçmişte
yaptıklarına bakarak inanılmasını bekliyor. Ortada delil yok belge yok
sadece duyumları var.. 'Ben işaretleri gösterdim delilleri ekleseydim
kitap çok kalın olurdu, kanaatimce şu şöyledir bu böyledir, gidip
aranırsa delil bulunabilir' gibi abuksubuk ifadelerle iddialarını desteklemeye çalışıyor. Avcı'nın dile getirdiği iddialar yeni değil, yıllardır
var. Tek farkı şimdiye kadar diğer cephede görünen bir polis müdürünün, ilginç
bir zamanlamayla da ekip arkadaşlarının görevlerinden el çektirme sonrasında
bunları dile getirmiş olması. Avcı yerine Perinçek bunları söyleseydi,
ki söylüyor, böylesine tartışılır mıydı?.. Şu halde geçmişte doğru
birşeyler yapmış olması kişinin şimdi yaptıklarına da kefil olabilir mi?
Kimin dediği mi önemli ne dediği mi?.. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)
FLAŞ
FLAŞ!!! Kararname geri çekildi: Korsanlara geçit yok! FLAŞ!!! Biz bir önceki haberimizi girip krizin giderek büyüyeceğini,
atamaların referandum sonrasına ertelenebileceğini belirtirken
Ankara'dan flaş haber geldi. Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada,
2010 Yaz Kararnamesi taslaklarının karara bağlanmayan bölümlerinin geri
çekildiği bildirildi. Bakanlık açıklamasında kuruldaki üyelerce 224
kişilik (korsan) bir liste teklif edildiği, bu listede başta İstanbul,
Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere kritik davalara bakan özel yetkili (CMK
250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük
önerilerin de bulunduğu, bu önerilerin görülmekte olan davalar ile
yürüyen soruşturmalara doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağının
açık olması nedeniyle de kararnamenin geri çekildiği, yeni bir
kararnamenin hazırlanarak kurula sunulacağı belirtildi.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, 6 Temmuzda Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu'na (HSYK) sunulan 2010 yılı yaz kararnamesi görüşmelerinin
büyük ölçüde tamamlandığı belirtilerek, bin 271 hakim ve Cumhuriyet
savcısını kapsayan kararnamenin 16 Ağustosta açıklandığı hatırlatıldı.
Açıklamada, ana taslaktan kalan 67 hakim ve savcı ile unvanlılar
taslağındaki 79 hakim ve savcının durumlarının görüşülmesi sürerken,
HSYK üyelerince, 84 kişinin isimleri görüşülmeyi bekleyen kararnameye
eklenmek üzere, 140 kişinin isimleri ise durumları değerlendirilerek
gerekirse kararnameye eklenmek üzere teklif edildiği belirtildi. Bu
teklifler içerisinde başta İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere
özel yetkili (CMK 250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen
değiştirmeye dönük önerilerin de bulunduğu ifade edilen açıklamada,
şunlar kaydedildi:
"Bu önerilerin görülmekte olan davalar ile yürüyen soruşturmalara
doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağı açıktır. Ayrıca, söz konusu
önerilerin değerlendirilmesi ve kararnameye dahil edilmeleri halinde
bunların boşalttıkları yerlere de yeni atamaların yapılması gerekecek ve
bu şekilde çok sayıda hakim ve savcıyı ilgilendiren yeni bir düzenleme
yapılması ihtiyacı doğacaktır. Bu da ancak yeni bir taslak çalışmasıyla
mümkün olabilecektir. Kanun, Yönetmelik ve Prensip Kararları
çerçevesinde tüm bu önerileri değerlendirmek, yargı bağımsızlığı ve
tabii hakim ilkesini ihlal etmeyecek şekilde hazırlanacak yeni çalışmayı
Kurulun önüne getirmek üzere kararname taslaklarının karara bağlanmayan
bölümleri geri çekilmiştir."
Özbek: Devam eden davalara müdahale
söz konusu değil • HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, kurul çalışmaları
için HSYK'ya girişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Adli yargı,
unvanlı mahkeme başkanı ve başsavcıların atamalarına ilişkin, Adalet
Bakanlığının kurula gönderdiği kararname taslağı üzerindeki çalışmaların
devam ettiğini belirten Özbek, "Kurul çalışmalarında
önemli sıkıntılarımız var aşmaya çalışıyoruz" dedi. Özbek, Adalet
Bakanlığının açıklamasının HSYK'nın seçilmiş üyelerince
değerlendirildiğini söyledi. İlerleyen saatlerde bir açıklama
yapabileceklerini belirten Özbek, "Hiçbir HSYK üyesinin devam
eden davalara müdahalesi söz konusu olamaz" diye konuştu. Özbek,
kurulun şu anda, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Adalet Bakanlığı
Müsteşarı Ahmet Kahraman toplantılara katılmadığı için çalışamadığını
ifade etti. (AA)
Ayrıntılar netleşiyor • HSYK, Ergenekon, Balyoz, faili meçhul
cinayetler ve kozmik oda gibi önemli davalara bakan özel yetkili
mahkemelerin hakim ve savcılarının görevden alınmasını istedi. Görevden
alınmak istenenler arasında Ergenekon savcıları Zekeriya Öz, Fikret
Seçen, Mehmet Ali Pekgüzel, Turan Çolakkadı ve hakim Hasan Hüseyin Özese
de var. Başını Kadir Özbek ve Ali Suat Ertosun'un çektiği HSYK üyeleri,
deşifre olmasına rağmen planlarından vazgeçmediler. Darbe davalarının
görüldüğü özel yetkili mahkemelerdeki hakim ve savcıların değiştirilmesi
isteniyor. Alınan bilgilere göre, toplam 25 özel yetkili savcıdan 24'ü
görevden alınmak istendi... İstanbul'da 12 savcı 8 hakim görevden
alınmak istendi....
HSYK
şokta: 'Bakanlığın kararnameyi geri çekme yetkisi yok..' Ses kaydında Ertosun, 'Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne
yapılmaz. Tabi mücadele etcez yani' diyordu.. Özbek: 'Kurul toplantılarına biz devam edeceğiz Mücadelemizi sonuna kadar
sürdüreceğiz..' Erdoğan'dan
kritik HSYK açıklamaları.. Adalet Bakanı: 'İş yükleri fazlaysa, neden görevden alınmaları isteniyor?..' İşte hedefteki hakim ve savcılardan bir bölümü..
FLAŞ!!! TARİHİ GÜN: BALYOZCULARA TERFİ YOK, IĞSIZ'A VETO
FLAŞ!!! Kağıt parçası terfileri yaşanacak mı diye web sitemizde haber
yapmıştık, hayır yaşanmadı.. Hükümetin tüm itirazlarına rağmen komutanlar tarafından
'kağıt parçası' üzerinde yapılmak istenen balyoz sanıklarının terfileri Başbakan tarafından
buruşturularak çöp sepetine atıldı.. Başbakan Erdoğan YAŞ kararlarından
bazılarını imzaladı bazılarını imzalamadı. Böylece emekli askeri hakim
Faik Tarımcıoğlu'nun 'Hükümet çaresiz en fazla şura toplantılarına
katılmayı veto edebilir' şeklinde haber yaptığımız açıklaması doğru
çıkmamış oldu. Onaylanan kararlar, az sonra
Genelkurmay'ın internet sitesinden yayınlanacak. Başbakan Erdoğan'ın, Org. Iğsız'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığını onaylamadığını ve
dolayısıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığına atama yapılmadığı iddia edildi. Bu arada,
Balyoz sanıkları olan 11 generalin de terfi listesinde yer almadığı,
Org. Necdet Özel'in, Jandarma Genel Komutanlığına atandığı alınan
bilgiler arasında. Erzincan Terör Örgütü davasının 1 numaralı sanığı
olan 3'ncü Ordu Komutanı Saldıray Berk'in adı bu komutanlık için
geçiyordu. Berk'in Eğitim ve Doktrin Komutanlığı'na (EDOK) getirildiği
öğrenildi. Yine Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu'nun Tümgeneralliğe terfi ettiği
öğrenildi. Çubuklu'nun adı da tıpkı Iğsız gibi internet andıcı
soruşturmasında ve ayrıca sahte çürük raporu davasında geçmekte. İlerleyen dakikalarda Kara kuvvetleri Komutanlığı makamına
yarın bir atama yapılacağı haberi geldi. YAŞ toplantısından bu yıl ihraç
kararı çıkmadı.
'Hükümet çaresiz, en fazla toplantıyı veto edebilir ya da muhalefet
şerhi düşebilir' görüşü demek ki doğru değilmiş • Emekli askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu birkaç gün önce yaptığı bir
açıklamada, YAŞ toplantısında kararların oy çoğunluğuyla alındığını,
hükümetin çaresiz olduğunu, en fazla toplantıyı veto edebileceğini ya da
alınan kararlara muhalefet şerhi düşebileceğini ifade
etmişti.
Ancak bunun doğru olmadığı Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ün net
tavırlarıyla ortaya çıkmış oldu.
Genelkurmay Başkanlığı'na henüz atama
yapılmadı • Anadolu Ajansı az önce flaş bir haber geçti. Buna
göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan sonra Genelkurmay Başkanlığı'na da
henüz atama yapılmadı. Bunun nedeninin Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na
henüz atama yapılmamış olması olduğu belirtiliyor. Çünkü halen Karar
Kuvvetleri Komutanlığı görevini Genelkurmay Başkanlığı'na atanması
beklenen Koşaner yürütüyor. Dolayısıyla onun Genelkurmay Başkanlığı'na
atanması durumunda Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevi boşta kalacak.
İşte bu sakınca nedeniyle Genelkurmay'a atama yapılmadığı belirtiliyor.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, halen Jandarma Genel Komutanı olarak
görev yapan Avni Atilla Işık'ın yarın getirilebileceği ileri sürülüyor.
Eğer bu gerçekleşirse hükümetin isteği yerine gelmiş olacak. YAŞ
heyetindeki komutanların tümü Hasan Iğsız'da ısrar etmişti. Bu arada
karar listesinde ihraç ve temdit (görev süresini uzatma) listesi de
bulunmuyor. Balyoz" soruşturması kapsamında haklarında yakalama
kararı çıkartılan 11 general ve amiralle ilgili herhangi bir terfi
işlemi yapılmadı. 11 general ve amiral önümüzdeki YAŞ'a kadar
bekleyecek.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit ile Hava Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ise görevlerini birer yıl daha
sürdürecek.
İşte tam liste • Yüksek Askeri Şura kararı ile 30 Ağustos 2010
tarihinden geçerli olmak üzere bir üst rütbeye yükselen general ve
amiraller ile general ve amiralliğe yükselen albaylar şunlar:
FLAŞ!!!
Özel Harp'in bombaları Ergenekon'la kardeş Ankara'da 4 ay önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait kamyondan çıkan
940 adet el bombasının kriminal incelemesi tamamlandı. Bomba yüklü
kamyondaki bombalardan bazıları Ergenekon soruşturması kapsamındaki 12
olayda ele geçen bombalarla aynı seriden. Bombalar Ergenekon'un yanı
sıra değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 olayla da bağlantılı
çıktı. Bu durum, Özel Kuvvetler'e, halk arasındaki meşhur eski ismiyle
Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre
karıştığı iddialarıyla örtüşüyor. Adeta nerede terör olacaksa oraya
bomba temin edilmiş!. Bir işgal durumunda düşman kuvvetleri zayıflatmak
için kendilerine cephe gerisinde terör ve karışıklık çıkarma yöntemleri
öğretilen Özel Harp mensubu sivil uzantıların, bu
yeteneklerini yurt içinde iç düşmana karşı da uygulayıp uygulamadıkları
hep tartışıldı. Türkiye'de son 40 yıldır meydana gelen terör olaylarında
Özel Harp'in ya da diğer adıyla kontrgerillanın adı hep gündeme geldi.
Son olarak İnegöl ve Hatay'daki kitlesel kışkırtma olaylarının arkasında
olmakla suçlanan Özel Harp Dairesi'ne bağlı sivil uzantıların, 6-7 Eylül
1955'te İstanbul'da meydana gelen, özellikle Rumlara yönelik taciz ve
yağmalama olaylarının da arkasında olduğu ve dolayısıyla yurt içinde de
kullanıldığı, konuyu bilen bir orgeneralin, 'Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD)
işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi' sözleriyle ortaya çıkmıştı.
Ergenekon soruşturması başlamadan önce Ankara'da ortaya çıkarılan ve
Başbakanın evinin bulunduğu sokağın krokisi de diğer mühimmatlarla
birlikte evlerinde ele geçirilen Atabeyler grubunda da Özel Harp mensubu
subaylar bulunuyordu. Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan
Binbaşı Fikret Emek ve diğer bazı sanıkların Özel Kuvvetler mensubu
olduğu ya da orayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.
Ankara Emniyeti, 10 Mart 2010 tarihinde bir ihbar üzerine, 06 BJ 9915
plakalı kamyonu Eskişehir yolu Ümitköy-Mesa kavşağındaki polis
bölgesinde durdurmuş, kamyonun silah ve mühimmat yüklü olduğu tespit
edilmişti. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı'nın gözetiminde yapılan
aramada kamyondan 25'li sandıklar içinde, M26 model 1950-1952 yılı
Amerikan yapımı 958 adet el bombası çıkmıştı. Daha sonra, el bombası
yüklü kamyonun Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait olduğu açıklanmıştı. "Mehmetali"
rumuzlu meçhul bir kişi ise, sürekli e-posta göndererek kamyonla ilgili
ilginç iddialarda bulunmuştu. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı
Mustafa Bilgili tarafından başlatılan soruşturma çerçevesinde, el
bombalarının seri numaraları alınmış ve bunların incelenmesi talep
edilmişti. Savcı Bilgili bir süre sonra da bomba yüklü kamyonun,
soruşturmasını yürüttüğü "kozmik oda" olayı ile bağlantısı bulunmadığını
ifade ederek takipsizlik kararı vermişti. Savcının talimatı üzerine 958
el bombası ile ilgili incelemesini tamamlayan Kriminal Polis
Laboratuvarı Daire Başkanlığı Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü,
ilginç bilgilere ulaştı. İnceleme sonucu kamyondaki el bombalarının
12'si Ergenekon kapsamında toplam 59 olayda bulunan el bombaları ile
irtibatlı çıktığı sonucuna varıldı.
FLAŞ!!! İŞTE HERON İHANETİNİN ŞOK SES KAYITLARI Bugün gazetesinin gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon
kayıtları ortaya çıktı. Görüşmede subaylardan biri, ölen PKK'lılar için
'Zayiat verilmiş ciddi baskı aldım' diyor... İnsansız hava aracı 'Heron'ların
düşürülmesinin istendiği telefon görüşmelerinde skandal diyaloglar var.
Batman'da konuşlu Heron'ların görüntü ve bilgilerinin çok net olduğunu
belirten subayın, 'Mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız. Değilse görüntü
ve koordinatlarına müdahale edilmeli' dediği görüldü. 'Geçen olayda
zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi baskı aldım' diyen subay, konuyu
ilgilisi ile görüşmesini muhatabından istiyor. Görüşmede üst rütbeli
subay, astının evine gelme talebini 'sağlıklı olmaz' gerekçesiyle kabul
etmiyor. 'Bu telefona dikkat ediyorsun değil mi' diyerek uyardığı da
anlaşılıyor. Skandala adı karışan Yarbay Ç'yi gözden uzak tutmak ve
soruşturmadan kurtarmak için yurtdışına gönderildiği de günyüzüne
çıkıyor. Yarbay Ç. ile iletişimin ise eşi üzerinden sağlandığı teknik
takipte anlaşılıyor. Diyaloglarda, ihaneti ortaya çıkaran MİT'e 'O..
çocukları' denilerek ağır küfürler ediliyor.
Bugün'ün gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon kayıtları
ortaya çıktı. Bir subayın 'kendi adamımız" dediği PKK'lılara 'zayiat'
verdirdiği gerekçesiyle insansız hava aracı 'heron'ların düşürülmesini
istediği karşısındaki subayın da 'bir çaresine bakarız" dediği telefon
görüşmeleriyle deşifre olan kirli yapının hainliği nasıl örtbas ettiği
de teknik dinleme takibine takıldı. MİT tarafından tespit edilen ve
Genelkurmay'a gönderilen telefon görüşmesi insanın kanını donduran
diyalogları içeriyor. Görüşmenin başlangıcında "İ.... Komutan' olarak
nitelendirilen bir subayın sorunun çözülmesi için para konuşması
yapılıyor. İ.... Komutan'ın dosyasını kapatanların temiz ve iyi iş
yaptığı belirtilen konuşmada ciddi risk aldığı da vurgulanıyor. "Şimdi
parayı konuşturmanın zamanı" diyen subay, "Limit ne kadar?" diye sorduğu
subaydan "Bu iş için her şeye değer limit problemi yok" karşılığını
alıyor. Aynı konuşmanın devamında ise Bugün'ün gündeme getirdiği insansız hava
aracı heronların düşürülmesine ilişkin skandal görüşme gerçekleşiyor.
Genelkurmay'ın isimlerini tespit edemedik dediği subaylar arasında geçen
görüşmede K1 olarak belirtilen subay, "Problem şu, araç biliyorsunuz
Batman'da konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve
bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız değilse,
görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı?
Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen
bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?"
diyor. Görüşmenin sonunda alt rütbeli subayın "Komutanım müsaade
ederseniz eve geleyim" demesi üzerine karşıdaki komutan hem bu talebe
karşı çıkıyor hem de "Bu telefonla ilgili dikkat ediyorsunuz değil mi?"
diyerek uyarıda bulunuyor.
İbret verici işbirliği: Hayır cephesine anlamlı katılım CHP, MHP, BDP, HSYK, YARSAV’dan oluşan ‘hayır’ cephesine eli kanlı
terör örgütleri de katıldı. PKK, DHKPC, DEV YOL, MLKP, TKPML gibi terör
örgütleri de halk oylamasında hayır oyu verilmesi çağrısı yaptı.
PKK yöneticilerinin ROJ TV üzerinden yaptığı referandumu boykot
çağrısına, diğer terör örgütleri de katıldı. PKK’nın en şahin ismi
Mustafa Karasu, günlerdir ROJ TV’den referandum aleyhine açıklamalar
yaparken; DHKP/C de yayın organları aracılığıyla boykot çağrısı yaptı.
THKP/C DEV-YOL önce “ne evet ne hayır” şeklinde boykot çağrısı yaparken,
daha sonra tavrını “hayır” olarak değiştirdi. MLKP ve TKP/ML örgütleri
de “hayır” oyu verilmesi için mahalle bazlı çalışma başlattılar. Hayır
çağrısı örgütlerin yayın organlarına da yansıdı.
114 şehidin sorumlusu • DHKP-C yayın organlarında hükümet
tarafından sunulan tüm demokratikleşme çabalarının aslında güç
odaklarının kendi içerisindeki kavgaların sonucu olduğunu savundu.
Referandum sürecini oligarşinin kendi iç kavgası olarak gördüğünü ve
herhangi bir tarafı desteklemenin sisteme taraf olmak ve benimsemek
anlamına geldiğini savunan örgüt, referandumu “Boykot” edeceğini
duyurdu. DHKP-C geçmiş yıllardaki eylemlerinde 85 polis ve 29 askeri
şehit etmiş, 80 de vatandaş öldürmüştü. Kanlı örgüt 442 vatandaşı da
yaralamıştı..
Polis katilleri de hayırcı • THKP/C DEV-YOL’a yakınlığı ile
bilinen Halkevleri Derneği, başlangıçta “Ne Evet, Ne Hayır” şeklinde
özetlenebilecek tavır sergilerken daha sonra bu kararını değiştirdi.
Sloganın “evet”çilerinin lehine olacağından dolayı gelişen süreçte
açıkça “Hayır” oyu verileceği belirtildi. MLKP örgütünün ise “Anayasa
Paketine Hayır” kampanyası başlatarak basın açıklamaları, panel, mahalle
ve semt çalışmaları gibi etkinlikler düzenleyeceklerini üyelerine
duyurduğu öğrenildi. MLKP geçmiş yıllarda 3 polisi şehit etmiş, 6
vatandaşımızı öldürmüş, gerçekleştirdiği eylemlerde 3’ü polis olmak
üzere 42 kişi yaralamıştı.
Darbe onaylanacak iddiası • TKP-ML Konferans örgütü yayın
organlarına Anayasa değişikliğinin hali hazırdaki Anayasa’dan farklı
olmayan bir darbe Anayasası olduğunu duyurdu. Örgüt referandumun
amacının bu -sözde- darbe Anayasası’nın halka bir kez daha onaylatmak
olduğunu, “Hayır” oyu vereceklerini bildirdi. TKP-ML Konferans geçmiş
yıllarda 7 asker, 3 polis ve 13 vatandaşı şehit etmiş, 30’dan fazla
asker, polis, kamu personeli, köy korucusunu ve 23 vatandaşı
yaralamıştı. (Star)
(26 Temmuz 2010, 14:56)
ERGENEKON
DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!.. Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati
önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine
seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar
önemli değil.
Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri
hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren,
silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah,
dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat
onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler
düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri
kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır
bölen
ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı
yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu
baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir
kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları
sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat
acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok
gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine
kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan
bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye
zarar veremez!
Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz.
Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van
mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi
mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni
ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek
yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz!
Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları
hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin.
Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir
benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir
gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve
bilgilerde!..
Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel
suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti
adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta
yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün
olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka
görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli
olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?
Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına
demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu
ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan
huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle
olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve
kolaylıklar dileriz.
Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)
Kontrgerilla,
Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye
Ediliyor? Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer
Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O
değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla
vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle
böyledir. Bizce buna en büyük delil,
Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı
brifingindeki açıklamasıdır:
“..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist
değildir. Din devrimine de karşıdır...”
Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla
dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer
alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü,
dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı
Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler
Komutanlığı (ÖKK)
şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan
Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve
doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer
bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları
vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler,
yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi
çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı
Şemdinli olayı subayları
buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları
yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil
ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik Deliller
sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan Ö.H.Dairesi
sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki
güncel haberleri aktaran
Manşetlerimiz sayfamızı ve tabi
forum
bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.
Ergenekon
soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla
canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın
yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in
yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla
cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve
“daha ileriye gitmeyin” demektedir.
Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik
duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri
yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da
polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde
başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde
başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun
yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine
karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların
çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki
komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi
önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların
köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş
yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar
yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını
gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında
yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye
sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde
Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut
şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde
bulunulan Bülent Ecevit'in,
“Özel Harp Dairesi'nin sivil
uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli
tertiplerden duyduğu korku”
, bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır
kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması
gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in
başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur
Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda
söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye
haykırırken dile getirdiği:
“Türkiye'de Özel Harp Dairesi var.
Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu
biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet
profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti
olduğunu biliyoruz.”
sözleri de diğer bir net açıklamadır.
Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki
gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir,
güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an
dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok
yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte,
halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş
durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim.
Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına
yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında
öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana
terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış
düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu
amaçtan sapmayan,
ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama
bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç
düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla
hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan,
darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast
planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü
veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı
sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri
yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli
devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları
unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100
yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki
nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta
sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik
kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği
kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli
cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu
dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek
nesillere kalmadan bizler de görürüz!..
Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008),
son güncelleme: (13 Ekim 2008)
K
ontrgerilla,
Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası,
siyasi terör
olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler,
Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri...
Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler
oluyor, ama ne ?..
1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o
sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun
şekilde gündemimize soktu.
Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf
etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri,
ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye
hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul
siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle
örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler
mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?..
Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin
tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının
getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir
amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı
gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz.
Bizi izlemeye devam edin...
Abdullah Harun
13 Ağustos 2001
En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir.
Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.