Ana Sayfa
Tarİhçe
F.Meçhuller
Faİller
Garİplİkler
Delİller
MeclİsRaporu
Yok mu?
Ö.H.Daİresİ
Örgütlenme
Yenİ Hedef
Laİklİk
Tasfİye
Susurluk
Arşİv
Kİtaplar
A.Harun
İletİşİm
Dİğer
ManŞetlerİmİz
TARTIŞMAFORUMU
13.08.2001 'den beri:
 Ziyaretçi:  432522
Türkiye Sivil Toplum Platformu'nun TBMM'ye yönelik cuntacı baskılara karşı manifestosunu okumak için tıklayın
b2s1
 Adresimiz www.kontrgerilla.com veya kontrgerilla.brinkster.net veya ergenekon.ws şeklindedir. Emektar adresimiz www24.brinkster.com/aharun hizmetini sürdürmektedir.
AnaSayfa | Tarih | FMeçhul | Fail | Gariplik | Delil | TBMM | Yokmu | ÖHD | Örgüt | YeniHedef | Laiklik | Tasfiye | Susurluk | Arşiv | A.Harun | İletişim | Diğer | Manşetler | Forum | İHBAR ET
Ergenekon soruşturmasını engelleme çabalarıErgenekon soruşturmasında ele geçen silahlar
Hava Kuvvetleri 'alçak' uçuşu geçiştirdi: Yok öyle bir şey. Hava K..
ŞOK SES KAYDI: Fırsat geçmişken Dörtyol'u yakalım yıkalım. Bugün i..
Başbağlar katliamcılarını Erzincan DGM serbest bıraktı. Başbağlar ..
SON 5 GÜN: İzmir'de 101 STK 'Evet' dedi. İzmir'de 'Daha Demokratik..
Hıfzı Çubuklu: Delil de yok, ifademi alma yetkisi de yok. İnternet..
SON 5 GÜN: 'Hayır'cılardan Can ve ailesine ölüm tehditleri. Anayas..
Derin yargıya güvendi, TÜBİTAK'a da tazminat davası açtı. Balyoz d..
Soruşturma tamam: Yargıtay ve Danıştay dinlenmemiş. Yargıda yasadı..
Fuhuş soruşturması: Askeri proje çetenin elinde iddiası. Asker ve ..
Başkan rahibe afişlerini savundu, CHP'li üye istifa etti. Avcılar ..
Manşetlerin tümünü görmek için tıklayın

SON 4 GÜN: İstanbul'da 352 STK 'Evet' dedi
İstanbul Esenler'de 352 sivil toplum kuruluşu ortak bir açıklama yaparak, 12 Eylülde yapılacak halk oylamasında 'evet' oyu kullanacaklarını açıkladı.

Esenler Kültür Merkezinde düzenlenen toplantıya, Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, AK Parti Esenler İlçe Başkanı Umut Özkan, AK Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Uzuner ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı. Toplantıda konuşan AK Parti Esenler İlçe Başkanı Özkan, halk oylamasında "evet" oyu kullanmanın sorumlu bir vatandaşlık görevi olduğunu belirterek, bugüne kadarki anayasalarda hep mağduriyet edebiyatı yapıldığını kaydetti. Ancak 2010 yılında bambaşka bir halk olduğunu vurgulayan Özkan, şöyle dedi: "Artık milletin kendisi yapacak anayasasını. 26 maddeden oluşan ve bakıldığı zaman toplumun tek tek tüm kesimlerini ilgilendiren, pozitif menfaatler güden, iyilikleri barındıran bir anayasa yolda. Çocuklarımız, engellilerimiz, kadınlarımız ve halkımız bu yasalardan faydalanacak. Umarım ilerleyen zamanlarda bu anayasanın tamamı değişir."

Özkan, toplumun her kesimi ve tüm partilerin bu değişimin önünü açmak zorunda olduklarını ifade etti. Esenler Belediye Başkanı Göksu da ilçede çok bilinçli bir halk tabanı olduğunu ve değişim için sabaha kadar çalıştıklarını belirterek, "Önümüzdeki referandum halkın yararına bir değişim olayıdır. Değişim için hepimiz parti ayrımı yapmadan 'evet' demeliyiz" diye konuştu. Bugüne kadar anayasal hakların hep devleti kurtarmak üzere hazırlandığını kaydeden Göksu, şöyle devam etti: "Bir devlet düşünün ki milletinden korkuyor. Böyle olunca Türkiye'de adım atan her birey, sadece devleti korumak için yetişmiştir. Oysa Türkiye zor bir aşamanın ardından bazı meseleleri aştı. Bu milletten korkmayan anayasa için Esenler'deki tüm fertleri sandık başına davet ediyor ve herkesten "evet" sözü istiyorum. Değişim halk iradesinin devreye girmesiyle olur." Konuşmaların ardından platforma çıkan Esenler Omurilik Felçlileri Derneğinin de aralarında bulunduğu 352 sivil toplum kuruluşunun temsilcileri, hep birlikte ellerini havaya kaldırarak "evet" dedi. (Zaman)

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

(08 Eylül 2010, 10:27)

Hava Kuvvetleri 'alçak' uçuşu geçiştirdi: Yok öyle bir şey
Hava Kuvvetleri Komutanlığından yapılan açıklamada, 27 Ekim 2004'de Ankara'daki Cumhuriyet Bayramı tören provaları esnasında pasaj geçişi yapan F-4 uçaklarından birinin, Subayevleri Aksa Camii minaresine istem dışı temas ettiğinin duyurulduğu hatırlatılarak, 'Meydana gelen uçak olayına başka bir anlam yüklenmesinin maksatlı olduğu değerlendirilmektedir' denildi. Ancak açıklamada alçak uçuşlarda 600 metrenin altına inilmediği halde o gün niçin 90 metrede uçulduğuna, uçağın ekran görüntülerinde de görüldüğü gibi, minarelere gittikçe yaklaşılmakta olunduğunun net şekilde görülmesine karşın rota ve yüksekliğin niçin değiştirilmediği sorularına cevap verilmedi. 27 Ekim 2004 tarihinde öğle ezanının okunmasına beş dakika kala caminin kalabalık olduğu bir sırada gerçekleşen olay sonrası minaresinin ucundaki alem (hilal) bükülmüş, hilalle birlikte uçaktan küçük parçalar da caminin avlusuna düşmüştü. İki kişinin yaralandığı olaydan sonra Camiden düşen parçaları alan Erdoğan, 'Birazdan MGK toplantısına gireceğim, orada teslim ederim.' demişti. Balyoz davasında sanıklardan birisi, alçak uçuşta dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı olan İbrahim Fırtına. Balyoz planının hava kuvvetlerini ilgilendiren kısmı olan 'Oraj' planında, 'Hükümetin sıkıyönetim ilan etmesi sağlanıncaya kadar faaliyetlere aralıksız devam edilecektir. Meclisin sıkıyönetim ilan etmesi için gerekli oy oranı yakalanamazsa, Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) davetlisi olarak Ankara şehir merkezi üzerinde hava gösterileri yapılacak, TBMM’nin çalıştığı gün ve saatlerde meclis üzerinden çok alçak uçuşlar yapılmak sureti ile TSK’nin varlığı hissettirilecektir.' denilmekteydi. Varlığını çok 'alçak'tan hissettirdiği Başbakan Erdoğan'ın anlamlı sözlerinden de anlaşılan uçuşla ilgili ayrıntılara cevap verilmeyip, sadece 'yok öyle bir şey, açıklamalar maksatlı' denilmesi kamuoyunda inandırıcı bulunmadı. Olayla ilgili bir açıklama da o alçak uçuşa liderlik eden pilottan geldi. 'Kartallara çarpmamak için alçaktan uçtuk.' diyen pilotun açıklamalarındaki yanlışlıklar uzman pilotlar tarafından tespit edildi: 'O sürat ile havada kartalı göremezsin. Görsen de yapacak bir şeyin yok. Onu o denli görecek yeteneğe sahip bir pilot zaten o alçak uçuş hatasını da yapmaz..'

Hava Kuvvetleri Komutanlığının internet sitesinde yer alan basın açıklamasında, son günlerde bazı yayın kuruluşlarında 27 Ekim 2004 tarihinde meydana gelen uçak olayı hakkında bir takım iddialar yer aldığı belirtildi. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Bahse konu olay meydana geldiği gün incelenmiş ve 28 Ekim 2004 tarihinde yapılan basın duyurusu ile Ankara'da icra edilen Cumhuriyet Bayramı tören provaları esnasında pasaj geçişi yapan F-4 uçaklarından birinin, Subayevleri Aksa Camii minaresine istem dışı temas ettiği, temas sonucu cami minaresi aleminde hafif hasar oluştuğu, uçağın salimen üssüne döndüğü kamuoyuna duyurulmuştur. Meydana gelen uçak olayına başka bir anlam yüklenmesinin maksatlı olduğu değerlendirilmektedir." (Zaman)

Bir açıklama da pilottan: Önümüze çıkan kartala çarpmamak için alçaktan uçtuk ve kaza oldu!

O harekatı MHP'li Atılgan yönlendirmiş • Vakit gazetesinin, detaylarını dün yayınladığı ve görüntüleri habervaktim.com'da yayınlanan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın evinin yakınındaki caminin minaresine çarpan askeri uçak kamuoyunda şok etkisi yaptı. 27 Ekim 2004 tarihinde Erdoğan'ın Cuma namazlarını kıldığı Ankara Subayevleri'ndeki Aksa Camii'nin minaresinin alemine çarpan uçağı yönlendiren kişinin emekliye sevk edildikten sonra MHP'den milletvekili yapılan Tuğgeneral Kürşat Atılgan olduğu ortaya çıktı. Vakit Gazetesi'ni ekonomik lince maruz bırakan 312 general arasında da bulunan Atılgan, uçağın minareye çarpmasıyla ilgili olarak, “Önümüze çıkan kartala çarpmamak için alçaktan uçtuk ve kaza oldu” açıklaması yaptı.

Kartala çarpmayan açıklama, uzmanlara çarptı • Atılgan'ın bu açıklaması uzmanlar tarafından inandırıcı bulunmadı. Uzmanlar, minarenin alemine çarpan uçak filosundaki üçüncü uçağın uçakları yöneten Atılgan tarafından yönlendirildiğini, bu yüzden bunun bir kaza değil bilerek yapılmış bir şey olduğunu belirtiyorlar. Askeri havacılık konusunda görüşlerine başvurduğumuz uzmanlara göre, Kürşat Atılgan üç uçaklı filonun komutanı ve sağ ve sol koldaki uçakları da yönlendiriyor. Yani bu tür uçuşlarda filoyu yöneten kişi uçuşun bütün detayını ayarlıyor, kararları o veriyor. Sağ ve sol koldaki uçakların pilotları da Atılgan'ın lideri olduğu ana uçağın yönlendirmesine göre hareket ediyor. Minareye çarpan üç numaralı uçak da liderin yönlendirmesiyle hareket ediyor. Lider hiçbir uyarıda bulunmuyor ve pilot son anda tırmanışa geçerek minareye tamamen çarpmaktan kurtuluyor. Ayrıca ses kayıtlarının hiçbir yerinde “kartal”dan söz edilmiyor.

Havacı Binbaşı: O sürat ile havada kartalı göremezsin. Görsen de yapacak bir şeyin yok. Onu o denli görecek yeteneğe sahip bir pilot zaten o alçak uçuş hatasını da yapmaz..

Havacı Binbaşı: Çok maksatlı bir uçuş • Bu arada Vakit Gazetesi'ne konuşan emekli Havacı Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları, olayın Atılgan'ın emriyle gerçekleştiğine dair elinde çok önemli bilgiler olduğunu belirtti. Hacımustafaoğulları, uçuş yapan bir uçağın belli bir seviyenin altına inmemesi gerektiğinin altını çizerek, “Ancak burada deniz seviyesinden yükseklik 1060 metre. Yani kara ile mesafe sadece neredeyse 150 metre. Meskun mahal üzerinde alçak uçuş yapılmaz. Çünkü bir pilot hatası ya da teknik arıza beraberinde felaketleri getirir. Sadece özel tedbirler alınması gerektiği anlarda alçak uçuş yapılır. Bence bu uçuş göz göre göre katliam. Çok maksatlı bir uçuş” ifadelerini kullandı. Emekli Binbaşı Hacımustafaoğulları şöyle dedi: “Ergenekon şüphelisi savcı İlhan Cihaner yargılanırken mahkemenin üzerinden geçirilen uçaklardan farksız. Bir de komutan çıkmış ‘Kartal'dan söz ediyor. O sürat ile havada kartalı göremezsin. Görsen de yapacak bir şeyin yok. Onu o denli görecek yeteneğe sahip bir pilot zaten o alçak uçuş hatasını da yapmaz. Uçuş hakkında tüm yetkili merciler derhal inceleme başlatmalıdır.” (Vakit)

'Erdoğan'a gözdağı amaçlı 'alçak' uçuşun görüntüleri' manşetimiz

23 Ocak 2010 tarihli 'Başbakan'ın evinin üstünde jetler Balyoz için uçtu' manşetimiz | Balyoz Planı manşetlerimiz

İşte Erdoğan'ın evinin üstündeki alçak uçuşun orijinal görüntüleri ve pilotların ses kayıtları

(07 Eylül 2010, 13:41)

ŞOK SES KAYDI: Fırsat geçmişken Dörtyol'u yakalım yıkalım
Bugün internete Hatay Dörtyol'daki kitlesel kışkırtma olaylarıyla ilgili bir ses kaydı düştü. MHP Hatay Ülkü Ocakları Başkanı Lütfü Kaşıkçı olduğu iddia edilen kişi Kürt kahvelerinin yakılıp yıkılmasını istiyor, 'Reis gecenin hazırlıkları yapılıyor. Geri dönüş yok artık' diyor.. Dörtyol'da olayların yaşandığı günlere ait olduğu anlaşılan ses kaydında 'Burası yıkılacak bugün' diyor biri, diğeri 'Hazır elimize fırsat geçmişken, yakalım yıkalım' teklifinde bulunuyor. Bir diğeri 'AKP'li tüpçü tamam, dağıttı çocuklar' diyor. Bu kayıtlar birkaç gün süren ve Kürt vatandaşlara yönelen kitlesel linç hareketlerinin MHP kaynaklı organize bir girişim olduğunu ispatlıyor. Bu kitlesel hareketleri tetikleyen, dört polis memurunun çok sayıda merminin kullanıldığı bir yoğun çapraz ateşle şehit edildiği olayda kullanılan çalıntı araba MHP'li bir meclis üyesine ait çıkmış, bu kişinin saldırıdan birkaç saat önce de Jandarma istihbaratla görüştüğü belirlenmişti. Şahsın verdiği ifadelerdeki çelişkiler ile aracı çalan ve dört polisi öldürmeye karar vermiş gözü dönmüş teröristlerin, MHP'li olduğu halde onu sağ bırakması kamuoyunda şüpheler uyandırmıştı.

Hatay'ın Dörtyol ilçesinde geçtiğimiz ay yaşanan olaylarla ilgili her gün yeni bir bilgi ve belge ortaya çıkıyor. Saldırıyı tetikleyen olayda kullanılan arabanın MHP'li Meclis üyesine ait olmasının ardından MHP ve AK parti arasında karşılıklı suçlamalar yapılmıştı.. AK Parti MHP kanadını suçlarken, MHP iftiraya uğradıklarını ve MHP'lilerin bu provokasyonların içinde olmadıklarını savunmuştu. Bugün internete düşen bir ses kaydı bu iddialara yeni bir boyut kazandıracak. Dailymotion'a düşen ve habervaktim'de yayınlannan ses kaydındaki kişinin MHP Hatay Ülkü Ocakları Başkanı Lütfü Kaşıkçı olduğu iddiası doğru çıkarsa olay yeni bir boyut kazanacak. Video kaydındaki ses, Kürt kahvelerinin yakılıp yıkılmasını istiyor, "Reis gecenin hazırlıkları yapılıyor. Geri dönüş yok artık" diyor.. Dörtyol'da olayların yaşandığı günlere ait olduğu anlaşılan ses kayıtlarında "Burası yıkılacak bugün" diyor biri, diğeri "Hazır elimize fırsat geçmişken, yakalım yıkalım" teklifinde bulunuyor. Bir diğeri "AKP'li tüpçü tamam, dağıttı çocuklar" diyor.

İŞTE SES KAYDININ DÖKÜMÜ • "Ocağın önü müsait mi? Nereyi taşlıyorlar? He onu taşlıyorlar. AKP'li mi tüpçü? Şimdi başkanım en son olan yukarıda bir tüpçü dükkanı var. Orayı taşladılar. Reis tahminen kaç kişi var? 300-500 kişi var mı? Başkanım o meydandaki 300 - 400 kişi var. Bir grup değil 2 yani 3 grup var. Şeyin yıkılmasını bekliyorlar. kahveler var ya. Burası yıkılacak oturma eylemi yapacağız bekleyeceğiz bugün bura yıkılacak. Belediyeye karşı değil yani burayı niye yıkmıyorsun bunların oturduğu yer bu şeyin kahvenin yeri belediyenin değil mi reis? Sen yıkmayacaksan Bekir başkanı getirelim demişler. O yıksın. Ocaktayım başkanım. Evet, evet yani şimdi halk öyle ki ben şimdi camdan çıkayım bağırayım diyeyim ki, yetişin bütün millet bu tarafa dönecek. Hazır fırsat da elimize geçmişken bir kaç yer yapalım, yıkalım yakalım. Çalışma var başkanım. Bir AKP'li tüpçünün dükkanını dağıtmış adamlar. Sen neredesin o alanda mısın? Kalabalık mı? Kürtlerin kahveye yürüyeceksiniz. Kuzuculu kalabalık mı orada? He burdayım burdayım. Aleykümselam reis, gecenin hazırlıkları yapılıyor. Geri dönüşü yok artık. Tamam."

Dörtyol'da neler olmuştu? • 26 Temmuz 2010 tarihinde Dörtyol'da 4 polisin şehit edilmesinin ardından başlayan ve etnik çatışmaya doğru sürüklenen şiddet olayları olayları tüm kenti ayağa kaldırmıştı. Dalga dalga yayılan ve Doğulu ve Kürtler'in oturduğu semtlere doğru sıçrayan olaylar sonrası 4 gün süren bir olaylar silsilesi yaşanmıştı.. (Habervaktim)

Hatay Ülkü Ocakları'nda ses kaydı sessizliği • İl Başkanı Lütfü Kaşıkçı'ya ait olduğu iddia edilen ses kaydının internete düşmesinin ardından gerek Ülkü Ocakları Hatay İl Örgütü gerekse MHP'den herhangi bir açıklama yapılmadı. Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Enis Yavuz Yıldırım, Dörtyol'da yaşanan olaylarla ilgili soruşturmanın Dörtyol Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütüldüğünü, ses kaydının doğru olup olmadığının kontrolünün ardından savcılığın gerekli görmesi halinde ek delil olarak soruşturma kapsamına savcılık kararı ile alınabileceğini belirti. Savcı Yıldırım son olarak soruşturma kapsamında ses kaydıyla ilgili şuan için herhangi bir işlem yapılmadığını söyledi.

İnternete atacaklarına suçluysa gelip alsalardı • Milliyetçi Hareket Partisi İl ve İlçe örgütü internete düşen ses kaydı ile ilgili henüz bir açıklama yapmazken MHP Hatay Milletvekili İzzeddin Yılmaz ise Hatay dışında bulunduğunu henüz il ve ilçe örgütüyle bir görüşme yapmadığını belirterek, "Doğruluğu tartışılır bir ses kaydından bahsediliyor. Madem böyle bir kayıt vardı, internete düşüreceklerine iddia ettikleri sesin sahibi suçluysa alsın götürsünler. Bütün bunlar bilerek yapılıyor." şeklinde konuştu. (Cihan)

MHP ses kaydını yalanlamadı: Kaşıkçı daha büyük olayların çıkmasını önledi • MHP İl Başkanı Şefik Çirkin, referandum yaklaştıkça partilerine yönelik komploların arttığını öne sürdü. Çirkin, yaptığı açıklamada, bazı internet sitelerinde Ülkü Ocakları İl Başkanı Lütfü Kaşıkçı'ya ait olduğu belirtilen, 4 polis memurunun şehit edildiği 26 Temmuzda yapıldığı ifade edilen telefon konuşmalarının yayımlandığını, ancak konunun saptırıldığını belirtti. Referandum yaklaştıkça partilerine yönelik komplolarda artış olduğunu iddia eden Çirkin, şunları kaydetti: "Dörtyol olaylarında Ülkü Ocakları İl Başkanı Lütfü Kaşıkçı cansiparane çalışarak daha büyük olayların çıkmasını engellemiştir. İnternet sitelerine düşen telefon görüşmelerinde suç unsuru varsa bugüne kadar neden beklendi? MHP ve ülkü ocakları bu iftirayı da atlatacaktır. Bizim medyamız, televizyonuz yok. MHP'nin, Türk milletinden başka sığınacağı hiç kimsesi yok. Bu gelişmeleri yakından izleyen herkes haksızlığa uğradığımızı görecektir." (AA)

Dörtyol raporunda korkunç gerçek: Polis MHP’li Kılıç’ın aracındaki katillerin peşindeyken, 155’e başka bir araç ihbar edildi. Takip ikiye bölündü katiller kaçtı. İhbarcı ise Uzman Çavuş M.D. çıktı..

Dörtyol'da Deniz Gezmiş'in yeğeni • Dörtyol olaylarıyla ilgili bir çarpıcı haber de Star gazetesinde yer aldı. Habere göre, polis MHP'li Kılıç'ın aracındaki katillerin peşindeyken, 155'e başka bir araç ihbar edildi. Takip ikiye bölündü katiller kaçtı. İhbarcı Uzman Çavuş M.D. çıktı. Hatay'ın Dörtyol ilçesinde 27 Tammuz 2010'da 4 polisin şehit edildiği saldırıdan 1 saat sonra, polis saldırının yapıldığından şüphelendiği MHP'li Payas Belediye Başkanvekili Bestami Kılıç'a ait Passat marka aracı takibe başladı. Takip sürerken 155 polis imdat hattına, polislerin dikkatini dağıtan bir ihbar geldi 19.30'daki ihbarda, saldırının sivil 3 şahsın olduğu 63 ZN 134 plakalı Renault Broadway'den yapıldığı bildirildi.

Asıl katiller takipten kurtuldu • Bu sahte ihbar üzerine içinde polis katillerinin bulunduğu gerçek araçla ilgili takipteki bazı görevlileri çekilerek ihbar edilen aracın peşine gönderildi. Polis, Şanlıurfa plakalı aracı hızla durdurup Emniyet'e götürdü. Asıl araç ortadan kaybolurken katiller de sırra kadem bastı. Emniyet'e götürülen araçtakilerin 4 polisin katili olduğu söylentisi üzerine Dörtyol halkı emniyeti basarak bu kişileri linç etmek istedi. Araçtakilerden Mehmet Bozkurt, Emniyet bahçesinde silahla vuruldu.

Her taşın altından uzman çavuşlar çıktı • Günlerce devam eden provokasyonların başlamasına neden olan ve MHP'li Kılıç'a ait araçtaki asıl polis katillerini kurtaran “yanlış ihbarı” yapan kişinin kimliğine ulaşıldı. 155'e şaşırtmaca ihbarı yapanın Uzman Çavuş M.D. olduğu tespit edildi.

Muvazzafların ismi de belirlendi • Öte yandan MHP'li Bestami Kılıç'ın saldırıdan hemen önce saat 14:00-14:30 arasında Amanos dağlarında bir maden ocağında görüştüğü kişilerin Jandarma İstihbarat Astsubay A. U., Uzman Çavuşlar E. G. (Deniz Gezmiş'in yeğeni) ve T. L. olduğu belirlendi.

Şok Kılıçdaroğlu iddiası: Göstermelik suikast • Olaylarla ilgili 27 Ağustos'ta Savcılığa gönderilen ihbar mektubunda Ülkü Ocakları ve MHP İl yöneticisinin yönlendirici oldukları iddia edildi, Hatay Ülkü Ocakları bünyesinde CHP lideri Kılıçdaroğlu'na göstermelik bir suikast düzenlenmesi için hazırlık yapıldığı ifade edildi. İhbarda, “Bunu da Ak Parti'nin üzerine yıkacaklardı. Suikasti bana teklif ettiler” dedi.

İtfaiye BDP'deki yangını söndürmedi • Dörtyoldaki provokasyonlarda MHP'li Dörtyol Belediyesi'ne ait itfaiye aracının doğu kökenli vatandaşlara ait 30 işyeri ve BDP binasındaki yangına müdahale etmediği yönündeki iddialar da belgelendi. Komiser Yardımcısı Halil Güldalı ve Polis Memuru Gökhan Murat Mergan'ın BDP binasındaki yangınla ilgili olay anında tuttukları raporda; 31 PY1 98 plakalı itfaiye aracına yangına müdahale etmesinin bildirildiği, ancak itfaiye memurlarının yangını söndürmeyeceklerini polislere beyan ettikleri yer aldı. Polislerin tutanak tutacakları uyarılarına itfaiye görevlilerinin “ne raporu tutarsan tut” şeklinde karşılık verdikleri de raporda yer alırken, itfaiye aracının ters istikamette belediyeye döndüğü rapora yansıdı. Polis memurları, raporlarında, bu durumu anında telsiz anonsuyla Emniyet'e rapor ettiklerini belirttiler. Ancak itfaiye araçları geri dönmedi. Yangınlar ise polis panzerlerinden sıkılan sularla söndürüldü. (Star)

Ses kaydı kamuoyunu şok etti • 08 Eylül 2010: Dörtyol'da 26 Temmuz'da meydana gelen olaylar, 4 polisin şehit edilmesiyle başlamıştı. Saldırının ardından toplanan binlerce insan önce eylem yapmış, ardından sokaklara dağılarak özellikle Kürt kökenli esnafların işyerlerine zarar vermişti. Olaylarla ilgili dün dailymotion.com internet sitesine bir ses kaydı düştü. Şok ses kaydında, gruplar yönlendirilerek Kürt kökenli vatandaşların işyerlerinin yakılıp yıkılması isteniyor. Hatay Ülkü Ocakları İl Başkanı Lütfü Kaşıkçı'ya ait olduğu iddia edilen kayıtta, Kaşıkçı'nın olayların seyrini adım adım takip edip bilgi aldığı ve bu bilgileri sürekli "Başkanım" diye hitap ettiği birisiyle paylaştığı anlaşılıyor. Telefonda Dörtyol'da bulunan bir kişiden olayların gelişimi hakkında bilgi alan Lütfi Kaşıkçı, o anda AK Partili bir tüpçünün taşlandığını öğreniyor. Kaşıkçı, daha sonra bu bilgileri "Başkanım" diye hitap ettiği biriyle paylaşıyor. Meydanda toplanan kalabalığın 300-400 kişilik 3 ayrı gruptan oluştuğunu ifade eden Kaşıkçı, kahvehanenin yıkılmasını beklediklerini iletiyor. Daha sonra oturma eylemi yapacaklarını anlatan Kaşıkçı, olayların planlandığı gibi yürüdüğünü ifade edercesine, "Burası yıkılacak. Oturma eylemi yapacağız. Bekleyeceğiz, bugün burası yıkılacak. Belediye karşı değil, yani burayı niye yıkmıyorsun? Bunların oturduğu yer bu şeyin kahvenin yeri belediyenin değil mi reis? Belediyenin yeri ya başkanım ora. Sen yıkmayacaksan Bekir başkanı getirelim demişler. O yıksın." şeklinde konuşuyor. İlçede toplanan kalabalığın durumu hakkında da bilgi veren Kaşıkçı, kan donduran şu ifadeleri kullanıyor: "Ocaktayım başkanım. Evet evet, yani şimdi halk öyle ki ben şimdi camdan çıkıp bağırayım 'yetişin' diye, bütün millet bu tarafa dönecek. Hazır fırsat da elimize geçmişken birkaç yer yapalım, yıkalım, yakalım. Çalışmalar var başkanım. Bir AKP'li tüpçünün dükkânını dağıtmışlar adamlar." Bu konuşmanın ardından Dörtyol'daki eylemciler arasında bulunan birini arayan Lütfi Kaşıkçı, Kürtlerin bulunduğu kahvehaneye saldırı talimatını veriyor: "Sen nerdesin, o alanda mı, kalabalık mı? Kürtlerin kahveye yürüyeceksiniz. Kuzuculu kalabalık mı? He buradayım burada." Kaşıkçı, bir başka şahsı da arayarak akşam gerçekleştirilecek saldırı hazırlıkları hakkında bilgi alıyor. Karşıdan gelen cevap hedeflenen provokasyonun büyüklüğünü gösteriyor: "Gecenin hazırlıkları yapılıyor. Geri dönüşü yok artık bu işin."

Ses kaydı şüpheleri doğruladı: Olaylar organize • 4 polisin şehit edilmesi ile başlayan ve ilçede etnik çatışma çıkarmayı hedefleyen olayların spontane gelişmediği, bir senaryonun aşamaları olarak hayata geçirildiği o dönemde yapılan haberlerde de ifade edilmişti. Ortaya çıkan ses kaydı o dönem yapılan analizlerin doğruluğunu gösteriyor. O günlerde Zaman'ın elde ettiği bilgiler çerçevesinde yapılan haberlerde olaylardan birkaç gün önce milliyetçi gençlere "İlçede büyük olaylar olacak. Hazırlıklı olun." şeklinde bilgi verildiği ifade edilmişti. Ayrıca saldırının ertesi günü milliyetçi gençler bir yerde toplanarak Doğu kökenli vatandaşların oturduğu mahalleye baskın yapmaları istenmişti. Aksi takdirde PKK'nın Kürtlere silah dağıttığı ve bunların ilçe merkezine inip rastgele saldırılar yapacağı yalanı ortaya atılarak etnik bir çatışma çıkarmanın zemini hazırlanmıştı. 4 polisin şehit edildiği saldırıda kullanılan aracın sahibi ise MHP'li Meclis Üyesi Bestami Kılıç'a ait çıkmıştı.

AKP'li tüpçü: Provokasyonu biliyorduk, şimdi emin olduk • Hatay'ın Dörtyol ilçesinde 4 polisin şehit edilmesinin ardından çıkan olaylarla ilgili internete düşen ses kaydı duyanları dehşete düşürdü. Ses kaydında 'Bir AKP'li tüpçünün dükkanını dağıtmışlar adamlar' konuşmasında dükkanı tahrip edilen tüp bayii Ahmet Doğan Seçer, internete düşen konuşmayı dehşet içerisinde dinledi. 45 yıllık esnaf olduğunu söyleyen Seçer, "Bazı gençler sırtlarına birer Türk bayrağı bağlamış, 'Ben milliyetçiyim yakarım yıkarım' diye geziyordu. Şimdiye kadar kimseye de bir zararımız olmadı. Bugüne kadar bir sıkıntı yaşamadım. Bunun bir provokasyon olduğunu tahmin ediyorduk. Şimdi emin olduk." dedi. Dükkanına zarar verilmesi sırasında molotofkokteyli gibi yakıcı türden bir şeylerin atılması halinde meydana gelecek patlamayı düşünmek bile istemediğini söyleyen Seçer, "Ben Dörtyol'un çocuğuyum. Bu olaylar çıkana kadar Güneydoğu'dan gelen vatandaşlarla hiçbir sorunumuz olmadı. Yaşananları büyük üzüntü ile karşılıyorum ve sorumluların hesap vermesini istiyorum. Devlet bunun peşini bırakmamalı." dedi. AK Parti Dörtyol İlçe Başkanı Osman Görgen ise ses kayıtlarını ibretle dinlediğini ve dehşete kapıldığını anlattı. Sırf AK Partili olduğu için bir tüp bayiine zarar verilmesini anlayamadığına dikkat çeken Görgen, "Ses kayıtları buradaki olayların planlı, programlı ve organize bir şekilde yapıldığını düşündürüyor. Devlet bu işi aydınlatarak sorumlularına gerekli cezayı vermeli ki başkalarına da ders olsun." şeklinde konuştu.

Hatay Ülkü Ocakları'nda sessizlik hakim • Hatay İl Ülkü Ocakları Başkanı Lütfü Kaşıkçı'ya ait olduğu iddia edilen ses kaydının internete düşmesinin ardından gerek Ülkü Ocakları Hatay İl Örgütü gerekse MHP'den herhangi bir açıklama yapılmadı. Hatay Cumhuriyet Başsavcısı Enis Yavuz Yıldırım, Dörtyol'da yaşanan olaylarla ilgili soruşturmanın Dörtyol Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütüldüğünü, ses kaydının doğru olup olmadığının kontrolünün ardından savcılığın gerekli görmesi halinde ek delil olarak soruşturma kapsamına savcılık kararı ile alınabileceğini belirtti. Milliyetçi Hareket Partisi il ve ilçe örgütü internete düşen ses kaydı ile ilgili henüz bir açıklama yapmazken MHP Hatay Milletvekili İzzeddin Yılmaz ise Hatay dışında bulunduğunu, henüz il ve ilçe örgütüyle bir görüşme yapmadığını belirterek, "Doğruluğu tartışılır bir ses kaydından bahsediliyor. Madem böyle bir kayıt vardı, internete düşüreceklerine, iddia ettikleri sesin sahibi suçluysa alsın götürsünler. Bütün bunlar bilerek yapılıyor." şeklinde konuştu. (Zaman)

Ses kaydını dinlemek için tıklayın | İnegöl ve Dörtyol'daki kitlesel kışkırtmalarda Kontrgerilla kuşkusu

Ses kayıtlarının doğruluğu parmak izi ve ıslak imza gibi tespit edilebilir mi?

(07 Eylül 2010), son güncel.: (08 Eylül 2010)

Başbağlar katliamcılarını Erzincan DGM serbest bıraktı
Başbağlar katliamının yapıldığı dönemde bölgede astsubay olarak görev yapan YAŞ mağduru Kıdemli Çavuş Sabri Türk, yıllar sonra suskunluğunu bozdu. Türk, 'Başbağlar katliamcılarını yakaladık, Erzincan DGM'den gelen yazıyla tekrar serbest bıraktık' diye konuştu. Bu şekilde birçok karara tanıklık ettiğini belirten Türk, 'O zamanlar 21 yaşında bir astsubaydım. Çok sağlıklı düşünemiyordum. Ergenekon davasıyla yaşadığım her şeyi çok daha iyi anlamaya başladım.' dedi.

Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar Köyü'nde PKK tarafından 5 Temmuz 1993'te 33 sivilin öldürüp köyün ateşe verildiği katliam günlerinde bölgede astsubaylık yapan Türk, "Başbağlar katliamının köyü basan 100'e yakın PKK'lı teröristin gerçekleştirdiğini söyledi. Olaylarla ilgili olarak 16 kişiyi gözaltına aldıklarını aktaran Türk, şöyle devam etti: "3 gün süresince Erzincan Alay Komutanlığı'nda sorgulandılar. Sorgulama esnasında, yakalanan teröristlerin suçlarını itiraf ettiklerini istihbaratçı arkadaşlarımızdan öğrendik. Karakolda nöbetçi astsubay olduğum Pazar günü, Erzincan DGM'nin verdiği kararla suçlarını itiraf eden 16 kişinin serbest bırakılması kararı geldi. 16 kişi tek tek yanıma gelerek kimliklerini, kemerlerini ve ayakkabı bağcıklarını aldı. Hatta 2 kişi de tokalaşmak istedi. Bu teröristlerle tokalaşmayı gururuma yediremedim. Suçlarını itiraf eden bu teröristlerin neden serbest bırakıldığına bir türlü anlam verememiştim. Üstüne üstlük bu teröristlerin başlarına bir şey gelmesin diye devlet imkanlarıyla Erzincan terminaline götürdük. Ertesi gün 2 kişi hakkında yakalanma kararı çıktı. O zamanlar 21 yaşında bir astsubaydım. Çok sağlıklı düşünemiyordum. Ergenekon davasıyla yaşadığım her şeyi çok daha iyi anlamaya başladım. Bu yaşadığım olaylardan sadece bir tanesi." (Zaman)

Ergenekon, Sivas ve Başbağlar'da Alevi-Sünni çatışması amaçladı | Gizli Tanık, Başbağlar katillerini isim isim açıkladı

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

(07 Eylül 2010, 15:50)

SON 5 GÜN: İzmir'de 101 STK 'Evet' dedi
İzmir'de 'Daha Demokratik Türkiye İçin Evet Platformu' çatısı altında biraraya gelen 101 sivil toplum kuruluşu (STK), 'anayasa değişikliği' referandumunda 'Evet' oyu vereceklerini açıkladı.

Aralarında İzmir İşadamları Derneği, Aktif Çalışanlar Derneği, Bornova Sanayici ve İşadamları Derneği, Bayraklı Genç İşadamları Derneği, Ege Sağlık Derneği, Kordelyalı İşadamları Derneği ve Buca Aktif Hanımlar Derneği'nin de bulunduğu 101 STK'nın temsilcileri, görüşlerini kamuoyuna duyurmak için Anemon Fuar Otel'de buluştu. Platform sözcüsü Fidan Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Hüseyin Koçyiğit, 12 Eylül'de halkoylamasına sunulacak değişiklik paketinin, ülke ve millet için önemli bir dönüm noktası olduğunu, daha demokratik Türkiye için 101 STK'nın destek vereceğini söyledi. Türkiye'nin çağa ayak uyduramayan darbe anayasalarıyla yönetilemeyeceğine inandıklarını ifade eden Koçyiğit, vesayetlerden kurtulmak için bir adım olarak gördükleri referanduma bütün dernek ve dernek üyeleriyle "evet" demeyi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kendilerine borç bildiklerini vurguladı. Ülke demokrasisinin bugün istenen seviyeye oturtulamadığının altını çizen Koçyiğit, "Eğer bu anayasa değişikliklerini şu anki hükümeti kuran değil de başka bir parti önümüze koymuş olsaydı, biz yine 'evet' diyecektik. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi, 'Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir.' anlayışından yola çıkarak, referandumda oylanacak paketin de yeterli olmadığı kanaatindeyiz ancak 1980 vesayet anayasasından çok daha hayırlı olacağı inancındayız." şeklinde konuştu.

Bazı kesimlerin anayasa paketinin içeriğini dile getirip ideolojik ve partizanca düşünceleri öne çıkarma gayretinde olmasının kendilerini derinden üzdüğünü de kaydeden Hüseyin Koçyiğit, paketin içeriğine bakan her aklı başında kişinin, halihazırdaki anayasadan çok daha demokratik, kişisel hak ve özgürlükler bakımından daha güçlü olduğunun farkına varacağını dile getirdi. Oylamaya sunulacak maddelerle ilgili bilgi de veren Koçyiğit, şunları kaydetti: "Üstünlerin hukukundan hukukun üstünlüğüne geçmek, herkesin kanun önünde eşit olduğunun kâğıt üzerinde kalmaması, bazen hayatı felç eden bürokrasinin azalması, daha çağdaş, daha modern, daha gelişmiş bir ülke, çocuklarımıza bırakacak daha demokratik Türkiye için 'evet' diyoruz." (Cihan)

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

(07 Eylül 2010, 15:18)

Hıfzı ÇubukluHıfzı Çubuklu: Delil de yok, ifademi alma yetkisi de yok
İnternet andıcı soruşturmasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifade vermeye gelmeyen Çubuklu, görevde olduğunu bahane ederek Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'e ifade vermekten kaçınıyor. Çubuklu'nun bahane olarak ayrıca, savcılığın elindeki delillerin delil niteliğinde olmaması ve Savcı Zekeriya Öz'ün kendisinin ifadesini almaya yetkili olmadığı iddiasını gösteriyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ‘internet andıcı’ soruşturması ile ilgili ifade vermeye gelmemesi üzerine talimatla Ankara’da ifadesi alınmasına karar verilen Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ifade tebligatına da olumsuz cevap verdiği bildirildi. Çubuklu’nun görevde olduğunu belirterek ileri bir tarihe gün verilmesini istediği iddia edildi. Askerî yargının en tepesindeki ismin 38 gündür değişik manevralarla sivil yargıdan kaçması tepkilere neden oldu. Erzincan Ergenekon davasının 1 numaralı sanığı olan Org. Saldıray Berk de görevli olduğu gerekçesiyle ifade vermeye gitmemişti.

Çubuklu ifade vermeyi reddediyor • Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz tarafından yürütülen “internet andıcı” soruşturmasında “terör örgütü üyesi” oldukları gerekçesi ile 2 Ağustos’ta şüpheli olarak ifadeye çağırılan 19 kişi arasında bulunan Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu, Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Korgeneral Mehmet Eröz ve Tümgeneral Mustafa Bakıcı rapor alarak ifade vermeye gelmemişti. Şüpheli generaller tarafından gönderilen sağlık raporlarının süresi geçtiğimiz pazartesi dolmuş, Genelkurmay karargahı 4 general ile ilgili aynı gün mesai bitiminde süresiz görevlendirme dilekçesi gönderilmişti. Bunun üzerine generallerin ifadelerinin talimatla alınmasına karar veren İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı göndererek ‘Tümgeneral Hıfzı Çubuklu öncelikli olmak üzere’ ismi geçen muvazzaflara ekte gönderilen soruların sorulmasını talep etmişti. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3 Eylül’de Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’yu ifadeye çağırdığı öğrenildi. Çubuklu’nun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın çağrısına olumsuz cevap verdiği, görev gerekçesi ile ileri bir tarihe ertelenmesini istediği bildirildi.

“Benim ifademi almaya yetkisi yok” • Hıfzı Çubuklu’nun ismi özellikle ‘sahte çürük raporu çetesi’nin delillerini kararttığı iddiasıyla gündeme gelmişti. 2 Aralık 2009 tarihinde internete düşen ses kaydında, eski Hava Kuvvetleri Askeri Savcısı Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok’un bilgisayarındaki 397 dosyanın Çubuklu tarafından silindiği ortaya çıkmıştı. İddialar, sahte çürük raporu çetesinin iddianamesine de girdi. Soruşturması kapsamında ifade vermesi beklenen Çubuklu, adliyeye gitmedi. Adli Müşavir Çubuklu, ifade vermeme sebebini şu şekilde açıkladı: “Birincisi, delil diye koyduklarının delil niteliği yok. İkincisi, benim ifademi almaya yetkisi yok. Biz kendilerine gerekli resmi cevabı yazdık ve gönderdik. O nedenle ifade vermeye gitmedim.” Genelkurmay’ın en üst konumdaki hukukçusu olan Adli Müşavir Çubuklu, TSK içinde yaşanan olaylarla ilgili değil, olayı sızdıranlarla alakalı açtığı soruşturmalarla da biliniyor. Bilindiği gibi Erzincan Ergenekon davasının 1 numaralı sanığı Orgeneral Saldıray Berk de görevli olduğunu ileri sürerek savcılara ifade vermekten kaçmıştı. (Vakit)

Genelkurmay'ın provokasyon siteleri ya da 'internet andıcı' konulu manşetlerimiz

(07 Eylül 2010, 14:35)

Osman CanSON 5 GÜN: 'Hayır'cılardan Can ve ailesine ölüm tehditleri
Anayasa Mahkemesi raportörü ve Demokrat Yargı Eşbaşkanı Doç.Dr. Osman Can, bugün Manisa'nın Akhisar ilçesi ve Balıkesir'de vereceği konferansları can güvenliği ve ailesinin ciddi anlamda tehdit edildiği gerekçesiyle iptal etti. Konferansı düzenleyen Balıkesir Sivil Güçler Birliği sözcüsü Mustafa Erol, Osman Can ile telefonla görüştüklerini, çocukları ve ailesinin tehdit edildiğini belirterek konferansa gelemediğini söylediğini aktardı. Hayır cephesinin son günlerdeki hırçınlığı dikkat çekiyor. Birkaç gündür çeşitli terör örgütü üyesi ya da sempatizanlarınca, referandumda evet diyeceklerini açıklayan aydınların düzenlediği panel ve toplantılar provoke edilmeye çalışılıyor, katılımcılara yumurta ve boya atılıyor. Referandumda hayır diyeceğini açıklayan cephe, bazı muhalefet partileri, grup ve terör örgütlerinden oluşuyor. CHP, MHP, BDP, HSYK, YARSAV’dan oluşan ‘hayır’ cephesine eli kanlı terör örgütleri de katılmış, PKK, DHKPC, DEV YOL, MLKP, TKPML gibi terör örgütleri de halk oylamasında hayır oyu verilmesi çağrısı yapmıştı. Hayır cephesindeki ibret verici bu işbirliği, 5 gün sonra gerçekleşecek referandumun ne kadar kritik olduğunu ispatlayan bir gösterge olarak değerlendiriliyor.

Geçtiğimiz hafta İzmir ve İstanbul'da katıldığı konferanslarda sözlü ve fiili saldırıya uğrayan Osman Can'a yönelik tehditlerin artması üzerine yurt genelinde düzenleyeceği tüm konferanslarını iptal etti. Can, bugün saat 11.00'da Akhisar'da, saat 15.00'da ise Balıkesir'de "Hak ve Özgürlükler Bağlamında Yeni Anayasa ve Türkiye'nin Kazanımları" konulu konferanslara katılacaktı. Konferansın düzenleyeceği Karizma Sosyal Tesisleri'nde bir açıklama yapan Sivil Güçler Birliği sözcüsü Mustafa Erol, iptal nedeniyle vatandaşlardan özür dileyip, üzgün olduklarını söyledi. Balıkesir'de referandumda 'evet' diyecek 154 sivil toplum örgütünün biraraya gelerek oluşturduğu Sivil Güçler Birliği Platformu'nun halk oyuna sunulacak anayasa maddelerini halka anlattıklarını ifade eden Erol, Osman Can ile geçen hafta yaptıklarını görüşme sonucunda 6 Eylül 2010 tarihi için konferansa katılabileceği teyidini aldıklarını söyledi. Dün akşam Can'ın kendilerini aradığını dile getiren Erol, "Osman Can hocamız daha önce katıldığı konferanslarda tehditler aldığını ve konferansın iptal edilmesini istedi. Biz de kendisini ikna etmek için güvenliğini emniyet ile birlikte sağlayacağımızı taahhüt ettik. Ancak durumun gerçekte göründüğü gibi olmadığını ve tehditlerin farklı boyutlarda olduğunu, ailesi ve çocukları ile ilgili olduğu bundan sonraki bütün konferansların iptal edildiğini söyledi." şeklinde konuştu.

'MHP'nin saldırısını şiddetle kınıyoruz' • Geçtiğimiz Cumartesi akşamı Balıkesir'de valilik izni ile broşür dağıtan Dinamik Çalışalar Derneği üyelerine, MHP İlçe Başkanı ve beraberindekilerin saldırısını şiddetle kınadıklarını vurgulayan Mustafa Erol, "Hayır cephesinin çalışmaları gördüğünüz şekilde sürüyor. Evet cephesindeki insanlar gayet demokratik bir şekilde çalışmalarını anlatırken, hayır cephesindekiler ise fikirlerini şiddet ve kaba kuvvetle anlatmaya çalışıyorlar. İnsanları tehdit etmek ve insanlara saldırmakla geçireceğiniz vaktinizi gidin insanları aydınlatmakla harcayın. Önceki gün Dinamik Çalışanlar Derneği'nin yürütmüş olduğu stant çalışması valilikten izinli, resmi bir çalışma. MHP İlçe Başkanı'nın yaptığı saldırı son derece üzücüdür. Bu hareketin izahını nasıl yapacağız? Madem demokrasi var, sen de kendi broşürünü dağıt. Demokrasi sözde olmaz, yaşamakla olur." dedi. Hayır cephesinde bulunanların fikirlerini anlatmak yerine başka işlerle uğraştıklarının altını çizen Erol, "Hayır demek için bir nedenleri olmadığı için herhangi bir vatandaşın sorusu üzerine tıkanıp kalıyorlar. Bu nedenle son günlerde hırçınlaştılar, saldırganlaştılar. Bu hırçınlaşmanın neticesinde konferans düzenleyen anayasa maddelerini anlatan insanların önlerini tıkamak için gayret sarfediyorlar. Dinamik Çalışan Derneği'ne yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. MHP'ye özel bir sitemimiz yok. Biz evet cephesi olarak pazar gününe kadar çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." Öte yandan konferansın iptal edilmesi nedeniyle tesislere gelen vatandaşlar bir süre bekledikten sonra ayrıldı. Osman Can'ı dinlemek için bekleyen vatandaşlar konferansın verileceği salonun önünde NT tarafından kurulan stanttan Osman Can'ın 'Darbe Anayasasının Sonu' isimli kitabını satın aldı. (Cihan)

Hayır Baskısı Lince Dönüştü • Hayır cephesi, referanduma destek veren aydın ve sanatçılara karşı uyguladığı mahalle baskısını artırdı. Hayır cephesi, referanduma destek veren aydın ve sanatçılara karşı uyguladığı mahalle baskısını artırdı. CHP'li Süheyl Batum'un, referandumda 'evet' oyu vereceğini açıklayan Sezen Aksu'ya 'sazan' diye hakaret etmesiyle başlayan saldırılar, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Orhan Gencebay ve Orhan Pamuk gibi isimlerin sanatçılığını sorgulamasının ardından şiddete dönüştü. "Yetmez Ama Evet" Platformu'nun Taksim'de düzenlediği panelde, TKP ve İşçi Partili bir grup, aydınlara yumurta fırlattı. Platformun İzmir'deki panelinde ise Doç. Dr. Ferhat Kentel ile Taraf yazarı Roni Margulies boyalı saldırıya uğradı.

Hayır'cılar pakete destek verenlere terör estiriyor • Referandum için son viraja girilirken, 'hayır' cephesi Anayasa paketine destek verenler üzerindeki mahalle baskısını artırdı. CHP'li Süheyl Batum'un, referandumda 'evet' oyu vereceğini açıklayan Sezen Aksu'ya 'sazan' diye hakaret etmesiyle başlayan saldırılar, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Orhan Gencebay ve Orhan Pamuk gibi isimlerin sanatçılığını sorgulamasının ardından şiddete dönüştü. Televizyonlardaki tartışma programlarında hakarete varan ağır ifadelerle eleştirilen yazar, aydın ve sanatçılar panellerde de fiili saldırılara uğramaya başladı. "Yetmez Ama Evet" Platformu'nun önceki gün Taksim'de düzenlediği panelde, TKP ve İşçi Partili bir grup, salondaki koltukları tekmeleyerek, Yazar Adalet Ağaoğlu ile Demokrat Yargı Derneği Başkanı Osman Can'ın aralarında bulunduğu aydınlara yumurta fırlattı. Platformun İzmir'deki paneline gelen bir grup ise Doç. Dr. Ferhat Kentel ile Taraf Gazetesi Yazarı Roni Margulies'e boya ile saldırdı.

Aydınlar tepkili • Saldırıya maruz kalanlar da yaşadıklarına sert tepki gösteriyor. Taksim'deki saldırıda üzerine yumurta gelen yazar Adalet Ağaoğlu, "Hayır demek kimseye boya atma hakkı vermez." siteminde bulunuyor. Yaşananları "Bir değişim döneminin dalgalanmaları bunlar." olarak değerlendiriyor. Yetmez Ama Evet Platformu'nun toplantılarında saldırıya maruz kalan diğer aydınların tepkisi ise şöyle:

Osman Can (Demokrat Yargı Derneği Eş- başkanı): Bu ülkede şiddet kullanma tekelini hangi yöntemle ve hangi gerekçe ile olursa olsun daima kendilerinde gören bir siyasal seçkinler sınıfı var. Şimdi Türk toplumunun ve siyasetin hiyerarşik dili, yukarıdan aşağıya doğru belirlenmiş seçkinci sınıfın dayattığı dil değişiyor. Bu sürecin referandumda evet çıkmasının ardından çok hızlı bir şekilde çözüleceğini görmek lazım. Bu bugünün gerginliğidir. Daha fazla gerginlik yaratmamak için iki üç programı iptal etmek zorunda kaldım.

Ferhat Kentel (Yazar-sosyolog): Bu kutuplaşma Türkiye'deki siyasal kültürün vesayetçi bir zemin üzerine oturmasından kaynaklanıyor. Devletin toplumla ilişkisi hep otoriter bir şekilde olmuş bir ülkede yaşıyoruz. İnsanlar başkalarının gücünü yok edebilmek için çaresizlik içinde şiddete başvuruyorlar. Son günlerde üç tane kelimenin etrafında kutuplaştık, evet, hayır ve boykot. Ancak bunun aksine darbelere karşı daha demokratik bir Türkiye özlemiyle bir araya gelen insanlar var. Onlar kutuplaşmayı kırıyor.

Roni Marguiles (Taraf Gazetesi Yazarı): Kemalist solun söyleyecek bir şeyi yok. 30 yıldır değişmesi gerekir dedikleri anayasayı şimdi birileri değiştiriyor ve bunlar hayır diyorlar. Bunun hiçbir makul açıklaması, izahı olamaz. Dolayısıyla kalkıp konuşacak argümanları olmayınca şiddet kullanarak ancak kendilerini ifade ediyorlar. Şu halde bile bazı gazeteler, 'Evet diyenlerden linç girişimi' diye yazdılar. Biz eğer böyle bir şey yapsaydık ne olurdu, onu siz düşünün.

Yıldız Önen (Yetmez Ama Evet aktivisti): Demokrasiden yana olanlarla her şeyi bildiklerini, her şeye sahip olduklarını iddia edenler arasındaki bir ayrışma bu. Biz bugüne kadar standımıza gelip bizi sözlü olarak taciz edenlere karşı bile fiziksel şiddet uygulamadık. Ortalıkta hep evetçiler hayırcıları susturuyor iddiası dolaşıyor. Bunun olmadığını ispat eden yapılan saldırılardır.

Referandumda 'evet' diyeceğini açıklayan sol partilerden EDP'nin İstanbul İl Başkanı Mehmet Rasgelener ise, "Referanduma dair düşüncelerini özgürce açıklamak üzere bir araya gelen yurttaşların toplantılarını engellemek isteyen ve bu insanları zor kullanarak susturmak gayesiyle hareket eden bir zihniyetin sol düşünce ve etikle bir ilgisi olamaz. Fikir ve tercihlerdeki bazı farklardan dolayı düşmanlıklar üretip, yurttaşların bir bölümünü ötekileştirmekte tereddüt etmeyenler, geleceğin barışçı ve demokratik Türkiyesi'nin inşasında hiçbir olumlu rol oynayamazlar." diye konuşuyor.

İşte o sözlü ve fiili saldırılar

Taksim'de bir araya gelen Darbelere Karşı 70 Milyon Adım Koalisyonu üyeleri "Ey Anayasa Mahkemesi siyasetten elini çek" pankartı arkasında açıklama yaptı. Bu sırada İşçi Partili bir kadın grubun yanına yaklaşarak parmağıyla kafa kesme işareti yaptı.

CHP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Süheyl Batum, Esenler Gençlik Kolları tarafından düzenlenen panelde referandumda 'evet' oyu vereceğini açıklayan Sezen Aksu için şu ifadeleri kullandı: "Sezen Aksu vardı. Biz ne bilelim onun 'Sazan Aksu' olduğunu o zamanlar."

CNN Türk'teki 'Ne Oluyor?' programına katılan CHP PM üyesi Mehmet Faraç, Sezen Aksu için 'deve kuşu' benzetmesi yaptı:. "Minik Serçe'den deve kuşuna terfi etmiş sanatçıyı mı diyeyim..."

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk Gazetesi'ne verdiği röportajda 'evet' oyu vereceklerini açıklayan Orhan Pamuk ve Orhan Gencebay'ı 'baskıya evet diyorlar' şeklinde suçladı. "Ben sanatçıyı toplumu ileri taşıyan kişiler olarak düşünürüm. Ama Sayın Orhan Pamuk acaba gerçekten bunları biliyor mu? Aynı sorularım Orhan Bey içinde geçerli. Biliyor da bu Anayasa'ya evet diyorsa, baskıya 'evet' diyor demektir. Baskıya 'evet' diyen sanatçı değildir." şeklinde konuştu.

Mersin'in Gözne ilçesindeki 30 Ağustos'ta konser veren Arif Sağ'ın gelini Pınar Sağ, referandumda 'evet' oyu kullanacak olanları koyun sürüsüne benzetti. Eşi Tolga Sağ da 'namuslu' insanların referandumda 'hayır' oyu vereceklerini söyledi.

Boykot kararı alan BDP'nin Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 'evet' diyeceğini açıklayan Diyarbakır'daki 14 sivil toplum kuruluşunu 'ahlaksızlıkla' suçladı.

Cumartesi günü 'Yetmez Ama Evet Platformu'nun Taksim'deki toplantısında TKP ve İşçi Partili bir grup sandalyeleri tekmeledi. Katılımcılara yumurta fırlattı.

Pazar günü 'Yetmez Ama Evet Platformu'nun İzmir'deki toplantısında bu sefer ÖDP'li grup, katılımcılara boyalı saldırıda bulundu. (Zaman)

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

(07 Eylül 2010, 12:17)

Çetin DoğanDerin yargıya güvendi, TÜBİTAK'a da tazminat davası açtı
Balyoz davası sanığı emekli Orgeneral Çetin Doğan, tutuklanmasına gerekçe gösterildiğini iddia ettiği bilirkişi raporunu hazırlayan TÜBİTAK heyetine 20 biner TL'lik tazminat davası açtı. Ergenekon sanıklarının peşpeşe açtığı tazminat davalarına Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kapı açtı. Bu dairenin, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'i tahliye etmedikleri gerekçesiyle farklı mahkemelerdeki 9 hakime skandal tazminat cezalarına karar vermesi, Ergenekon sanıklarının, hakim ve savcıları yıldırmak için kullandıkları açık olan bir intikam hareketine dönüştü. Ses kayıtlarıyla da çok net şekilde açığa çıktığı gibi, yüksek yargıda yuvalanmış Ergenekoncuların Ergenekon davasını engellemek için ellerinden geleni ardlarına koymadığı açık. İtalya'daki gladio davasında olduğu gibi Türkiye'de de Kontrgerilla en sert direnişi yargıda gösteriyor.

Ergenekon sanıklarından eski Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, kendisini serbest bırakmadıkları gerekçesiyle hakimleri Yargıtay'a şikayet etmiş; bunun üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Türk hukuk tarihinde örneği olmayan bir karara imza atmıştı. Daire, Ergenekon ikinci davasının tutuklu sanığı Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın "sorgusunda sorulan 180 sorunun hiçbirinin terör örgütü kurmak ve yönetmekle ilgili olmadığı, buna rağmen tahliyesine karar verilmediği" gerekçesiyle İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde görev yapan 9 hâkim hakkında bin 500'er TL tazminat ödemelerine karar vermişti. Hukukun gereğini yaptıklarını belirten hakimler, temyize gitmişti. Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatları Celal Ülgen ve Hüseyin Ersöz tarafından İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne sunulan dilekçede, TÜBİTAK'ta görevli araştırmacı Erdem Alparslan, başuzman araştırmacılar Tahsin Türköz ve Dr. Hayrettin Bahşi'den 20 biner TL'lik manevi tazminat talep edildi. Dilekçede Doğan'ın 26 Şubat 2010'da tutuklanmasına CD'ler hakkında aldırılan bilirkişi raporlarının gerekçe gösterildiği belirtildi. Avukatlar dilekçede, "Müvekkilimizin tutuklanmasına ve tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen başlıca belge bu üç bilirkişi tarafından hazırlanmış olan 19 Şubat 2010 tarihli TÜBİTAK raporudur." denildi. Bir raporun TÜBİTAK'tan alınmasının doğruluğu için yeterli olduğu ifade edilen dilekçede avukatlar, Balyoz CD'leriyle ilgili raporda yeterli derecede ve ayrıntılı uzman görüşünün yansıtılmadığını ileri sürdü. Bilirkişilerin "CD'lerin bir manipülasyon işleminden geçmiş olabileceği" hususuna raporlarında yer vermeyerek gerçeği sakladıkları ve Doğan'ın özgürlüğünün kısıtlanmasına dayanak olarak gösterilen bir rapor düzenledikleri iddia edildi. (Zaman)

Ses kayıtlarıyla da deşifre olan yüksek yargıdaki Ergenekon uzantıları cüppelerin içine saklanarak eylem yapıyorlar..

Haberal kararıyla başlayan ve süreceği tahmin edilen skandallar
• Yargıtay 4. Daire kısa süre önce aldığı skandal bir kararla Ergenekon davasına bakan 9 hakimi Haberal'ı tahliye etmedikleri gerekçesiyle tazminat cezasına çarptırmış, bu karar büyük tartışmalar doğurmuştu. Haberal dokuz hakim hakkında 20’şer bin liralık tazminat talebiyle dava açmış, davaya bakan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi davayı kısmen kabul ederek dokuz hakimi 1500’er lira tazminata mahkum etmişti. Kararda hakimlerin açıklanmayan bir gerekçe ile adil olmayan bir karar verdikleri belirtilmişti. Bu karara yine üye hakim Sadık Demircioğlu karşı çıkmış ve “Bu karardan sonra, davacının tutukluluk durumunu inceleyecek ve itiraza bakacak hakimler, dava ve tazminat tehdidi ile baskı altında kalacakları için özgürce karar vermeyeceklerdir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde tahliyeyle ilgili istediği sonucu alamayan davacı, bu yolla diğer bir anlatımla yargının yargıya müdahalesiyle amacına ulaşmış olacaktır” demişti. Ancak Yargıtay 4. Dairesi'nin skandalları bununla kalmadı. Bu karardan kısa süre sonra da, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ali Şahin'in Ergenekon için 'Yargı üyelerine güvence veriyorum' sözlerine dava açılabileceğine hükmetmişti. Karara yine üye hakim Sadık Demircioğlu ‘şerh koymuştu’. Demircioğlu ‘karşı oy’ yazısında Susurluk davasını anımsatarak, 'Kamuoyumuz bu tür suç örgütlerinin tamamen ortaya çıkarılmasını beklemektedir. Eski bakan da bu bağlamda beyanda bulunmuştur. Başka anlam yüklemek zorlama olur. Türkiye dışında hiçbir ülkede ‘Suç örgütleri hakkında gereği yapılsın’ diyen Adalet Bakanı’nın sorumluluğu yönüne gidildiği duyulmamıştır' demişti. Bu kararların ardından Ergenekon sanıklarının tazminat başvurularında dikkat çekici bir artış gözlendi. Poyrazköy davasının tutuklu sanığı Levent Bektaş, İstanbul 10, 11 ve 12. Ağır Ceza mahkemelerinde görev yapan 6 hakim aleyhine toplam 60 bin TL'lik manevi tazminat davası açtı. Sonra Balyoz sanığı Çetin Doğan ve Süha Tanyeri, üç hakim hakkında toplam 120 bin liralık tazminat davası açtı.

Ergenekon dava hakimlerini tazminatla yıldırmayı deniyorlar | Yargıtay 4. Daire'den zorlama bir karar daha

Ergenekon davasını engelleme girişimleri | Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi

Abdullah Harun, (07 Eylül 2010, 11:01)

Hanefi Avcıİşte Hanefi Avcı'nın Ergenekon planı
Emre Uslu (Taraf): Hanefi Avcı’nın kitabı tartışılmaya devam ediyor. Ben kitaba ilişkin iki değerlendirme yazdım. Bu üçüncü ve muhtemelen son değerlendirmem olacak. Bu yazıyı yazmamın amacı benim kitaba ilişkin temel tezim 'operasyon kitabı' argümanımı güçlendiren emarelerin her geçen gün ortaya çıkmaya devam etmesi. Yeniden hatırlayacak olursak ben Avcı’nın kitabının İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB), Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ve İstanbul Emniyeti’nde istihbarattan sorumlu müdür Ali Fuat Yılmazer’i hedef aldığını yazmıştım. Emniyet kulislerine göre kitap bir referans noktası olarak kullanılacak ve bu üç birim hedef yapılacaktı. Kitaptan aldığım izlenim Avcı’nın koalisyon kurduğu ve halen çete davasından yargılanan Emniyet Müdürleri Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya, Emin Aslan, Faruk Ünsal ve Orhan Özdemir’in üzerindeki yargı incelemesini 'bu işlerin ardında cemaat var' argümanıyla kırmaya çalışıyor. Bunu yaparken çok stratejik hedef seçerek bu davalara delil sağlama durumunda bulunan Emniyet birimleriyle bu davaları takip eden savcılar hedef alınarak davalar tartışmalı hale getirilmek isteniyor. Burada kuşkusuz en kritik konum İstanbul İstihbarat Şubesi. Zira bu davaların Hanefi Avcı açısından en kritik olan Emin Aslan davası İstanbul da açılmış durumda.

Üstelik Hanefi Avcı’nın kitabından anladığımız kadarıyla kendisiyle ilgili olarak da TCK 250’den süren bir soruşturma var. Bu soruşturma örgütlü suçlar ve uyuşturucuyla ilgili. Eğer Avcı’nın iddia ettiği gibi bu soruşturma kendisine yönelik bir komplonun parçasıysa, gerçekle ilgisi yok ve Avcı’nın adını kirletmek için açılmış bir soruşturmaysa bu alçaklığın en adi şeklidir. Zira bir kişiye kurulacak komplonun uyuşturucuyla ilgili olarak kurulması kadar alçak bir komplo olamaz. Eğer İstanbul polisinin sürdürdüğü örgütlü suç ya da uyuşturucu ile ilgili soruşturmada Hanefi Avcı bir şekliyle yer alıyorsa, İstanbul polisi bunu fotoğraf, telefon kaydı ve diğer kriminal yöntemlerle belgeleyebilirse Avcı’nın adı da kefil olduğu kişilerin de sonu demektir.

Avcı hakkındaki soruşturma sürüyor • Avcı’nın kayıtsız koşulsuz Emin Aslan –ki ben de onu destekleyen bir yazı yazdım- ile uyuşturucu kaçakçısı olduğu iddia edilen Habip Kanat’ın ilişkisi örneğin durumu karmaşık kılmıştır. Habip Kanat’ı tanıyan hemşerileri onun uyuşturucu kaçakçısı olduğundan kuşku duymuyorlar. Hatta babasının adına Ataşehir’de yaptırdığı “Kilisli Mustafa Kanat Camii”nin hiçbir yardım alınmadan Habip Kanat tarafından yaptırılmasının illegal işlerini örtmek için bir araç olarak kullanıldığı iddia ediliyor. Bu arka plana rağmen Emin Aslan’ın oğlunun Habip Kanat ile ortaklığı Aslan’ın temiz ismine gölge düşürüyor. Avcı’nın iddialarını da zayıflatıyor. Benzeri bir durum Avcı için de geçerli olursa Avcı çok tartışmalı bir kişilik olur. Benim tanıdığım Avcı’nın böylesi bir ilişkinin içinde olmayacağını düşünüyorum. Ama artık kimseye de kayıtsız şartsız kefil olunmayacağını öğrendim. Bu bakımdan Avcı’nın kitabının arka planını en iyi aydınlatacak konu İstanbul’da var olan soruşturmanın bir an önce bitirilmesi.

Avcı'nın 1'nci hedefi Yılmazer'i görevden aldırmak • Kitaptan çıkan intiba şu: Avcı yandaşı gazetecilerle İstanbul İstihbarat Şube’yi hedefleyerek kendisine ve arkadaşı Emin Aslan’a komplo kurduğunu düşündüğü Ali Fuat Yılmazer’i görevden aldırabilirse bu soruşturmaların yönünün değiştirilebileceğini düşünüyor. Yani operasyonun ilk hedefi Ali Fuat Yılmazer. Geçen günlerde Hanefi Avcı ve Ergenekon yapılanmasına yakınlığıyla bilinen gazeteci Nedim Şener ilk taşı attı ve Hanefi Avcı’nın kitabını referans vererek Ali Fuat Yılmazer’e saldırmaya başladı. Bu sürecin arkasının geleceğini beklemek yanlış olmaz. Avcı’nın Ergenekon’a ilişkin kritik değerlendirmelerle de Ergenekon’un doğal destekçilerini yanına çekmiş görünüyor. Bu açıdan azımsanmayacak bir desteğe sahip olduğunu da belirtmek gerek.

Bizzat PKK ve DHKP/C aralarındaki ilişkiyi kabul ederken Avcı reddediyor

Kitap vahim çelişkilerle dolu
• Avcı’nın kitabında görülen bu stratejik düşünceye rağmen elini zayıflatan unsurlar da var. Bunların en kritik olanı Avcı’nın kitabında yer alan çelişkiler. Bu çelişkiler öyle vahim hataları içeriyor ki, okuyucu “bu kısmı Avcı yazmış olamaz” duygusuna kapılıyor. Örneğin kitabın 534. sayfasında Avcı, Veli Küçük’ü savunayım derken PKK ile DHKP/C arasında bir ittifakın kurulmadığını iddia ederek saçmalıyor. Şu cümleler Avcı’dan: “Ergenekon savcısının iddiasına göre, Tuncay Güney 2001’de gözaltındayken kendisiyle yapılan mülakatta konu ile ilgili olarak PKK ile DHKP/C’nin ittifak yaptığı dönemde Giresun’da görev yapan Veli Küçük’ün cezaevinde yatan Meral Kıdır’a “Dursun’a söyle benim bölgemde PKK ile yaptığı ittifakı bozsunlar” şeklinde haber gönderdiğini söylemiştir.” “...PKK ile DHKP/C ne zaman nerede ittifak yapmış? İkisi ayrı birer örgüt, devletin arşivinde birbirleriyle olan ilişkiler birbirlerine nasıl baktıklarına ilişkin yazılı ve sözlü yüzlerce doküman varken, üstelik bu konuda bizzat Dursun Karataş ve Öcalan’ın ağzından çıkan, militanlarına verdikleri talimatlarla ilgili bilgiler arşivde mevcutken bu iddia neye dayanıyor? Bu iddia olsa olsa ideolojik örgütleri bilmeyen cahil birinin sözleri olabilir. Böyle bir ittifak yok. Varsa ya her yerde uygulanır ya da her yerde bozulur. Giresun’da bozun başka yerde anlaşın olmaz.”

Kitabın bazı yerlerini Avcı yazmış olamaz • Oysa bizzat PKK ve DHKP/C’nin yayın organları bu ittifakın yapılışı ve neden bittiği üzerine sayfalarca analizlere yer vermektedir. Avcı’ya Tayfun İşçi’nin yazdığı “PKK’nın ittifak politikaları ve çatı partisi üzerine” başlıklı yazılarını önereyim. Google’dan kolayca bulacağınız bu yazılarda Avcı’nın çok ama çok iddialı olduğu bir konuda nasıl yanıldığını gösteren onlarca delil var. Üstelik bu ittifaka ilişkin devlet arşivleri de belge ve değerlendirme doludur. Bunlarla karşılaştırdığımda şu soruyu sormadan edemiyorum: Ya bu bölümü Avcı yazmadı, ya da ne yazdığından haberi yok? (Emre Uslu / Taraf)

Hanefi Avcı'nın iddiaları konulu manşetlerimiz | Ergenekon davasını engelleme girişimleri

(04 Eylül 2010, 23:32)

Hem boykot hem 4 müşahit: Amaç boykota uymayanları tespit
Referanduma katılmamaları için çağrı yaptığı halka güvenmeyen PKK, onları kontrol altında tutabilmek için iğrenç bir tuzak planladı. Referandumu boykot eden BDP, sandıklara 4'er görevli gönderiyor. KCK üyelerinden olan bu görevliler boykot kararına uymayan halkı kimlik bilgileriyle fişleyecek...

Anayasa değişikliği referandumunu boykot kararı alan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), halkın sandığa gitmemesi için çalışmalarını sürdürüyor. Parti boykotta ısrar etmesine rağmen sandıklara müşahit (gözlemci) gönderme kararı aldı. Her sandıkta BDP adına 4 müşahit görev yapacak. İddialara göre söz konusu müşahitler özellikle PKK'nın siyasi yapılanması KCK üyelerinden seçiliyor. Bazı isimlere yönelik fişleme faaliyetleri de yoğunlaştırıldı. Örneğin, örgüte yakın çevreler, Bingöl'ün Karlıova ilçesine bağlı Kalencik köyü imamı Musa Bitmez'i boykot'a karşı çıktığı gerekçesiyle hedef gösterdi. Bitmez'in, Mayıs ayında çatışmada öldürülen PKK militanı Fuat Koç için köyde kurulan taziyeye katılmadığı için örgütün hedefi haline geldiği belirtiliyor. Bitmez'in, referandum konusunda da halka boykot yapmayın çağrısında bulunduğu ileri sürülüyor. PKK ve KCK kadrolarının yoğun bir fişleme faaliyeti sürdürdüğü kaydediliyor. Aynı tutumlarını sandık başında da gösterecekler. BDP adına müşahit olarak gönderilecek KCK'lılar sandıklarda fişleme faaliyeti yürütecek. BDP Van İl Başkanı Cüneyt Caniş, müşahit listesini İl Seçim Kurulu'na verdiklerini, görevli sayısının çıkacak izne göre netleşeceğini söyledi. Caniş, "Her sandıkta mutlaka müşahidimiz olacak. Bu sayı, sandık başına bir ile dört kişi arasında değişebilir. Seçim kurulu birer kişi görevlendirirse, biz de onlara yardımcı olacak kişiler görevlendiririz." diye konuştu. Referandumu parti olarak boykot etmelerine rağmen sandıklarda müşahit bulundurmalarını şöyle açıkladı: "Boykot ediyoruz ama sandık hilelerine karşı müşahitlerimizin olması gerekiyor. Her sandık başında adamımız olacak." Öte yandan Hakkari, Van ve Diyarbakır'ın kırsal kesimlerinde, AK Parti'nin görevlendirdiği müşahitlerin tehdit edildiği öne sürülüyor. (Zaman)

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

(02 Eylül 2010, 11:15)

Hanefi Avcı, Mehmet BaransuFLAŞ!!! İşte Avcı'ya teyp kırdırtan şok röpörtaj
Taraf gazatesinden Mehmet Baransu'nun Hanefi Avcı'yla yaptığı olay röportaj bugünkü Taraf gazetesinde yayınlandı. Emin Arslan’ın tutuklanmasının ‘operasyon’ olduğunu savunan Avcı iddialı: 'Arslan’ı uyuşturucu kaçakçısı Kanat’tan çok önce dinlemeye başladılar. Esas puştluk burada.' Sorulması gereken sorular yönelten Baransu, Avcı'dan iddiaları hakkında somut delil, belge, isim vermesini istiyor. Ancak Avcı bu taleplerin tümünü, 'buraya takılma', 'isimler önemli değil' gibi cevaplarla geçiştiriyor.  Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevini yürütürken yazdığı kitabında sadece duyumlara dayanarak yer verdiği ve Ergenekon Balyoz Danıştay gibi olayların fasafiso olduğu, bu soruşturma ve davalarda ortaya çıkan çok sayıda belge bilgi silah gibi delillerin düzmece ve fethullah cemaatinin işi olduğu, hatta Deniz Baykal'ın seks kasedinin dahi cemaatin komplosu olduğu, emniyetin, savcıların ve bahsi geçen kritik soruşturma ve davalara bakan hakimlerin fethullahçı olduğu ve benzeri şok iddialarıyla ilgili Baransu'nun hazırladığı 200'e yakın soru Avcı'yı öfkelendirdi.

Son günlerin en çok konuşulan ismi Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’yla kitabı Haliçte Yaşayan Simonlar‘ı konuşmak üzere pazartesi günü saat 13:30’da makamında buluştum. Görüşme sıcak bir ortamda, dostane bir havada başladı. Avcı, kitabıyla ilgili daha önce yazdığım analizdeki bilgilerin gerçeği yansıtmadığını söyleyerek söze başladı. 2003- 2004 yılında yaşanan olaylarla ilgili kimseye belge vermediğini iddia etti. Bugüne kadar tek bir gazeteciye belge vermişti o da 1997 yılına aitti. Avcı’yla görüşmeye gitmeden önce kitabını okumuş ve notlar almıştım. 200’ün üzerinde soru çıkartmış, çelişkilerin altını not etmiştim. Röportaj, ilk yarım saatinden sonra oldukça hararetli bir ortamda devam etti. Hrant Dink cinayetiyle ilgili sorduğum sorularla gerilim dolu dakikalar da başlamıştı. Operasyonlarda silah bulunmadığı, mühimmatların kime ait olduğunun tesbit edilemediği iddiasına belgelerle cevap verdim. Bombalarda seri numaralar olmadığı iddiasını çürütmem Avcı’yı sinirlendirdi. Uyuşturucu baronu Habip Kanat soruşturmasının Savcı Mehmet Berk’e UYAP üzerinden verildiği iddiasının yanlış olduğunu söylediğimde ise Avcı “Buraya takılma” dedi. Suçladığı Fetullahçı isimleri açıklamasını istediğimde de “isimler önemli değil” diyerek ayrıntıya girmedi. Filmin koptuğu sahne ise Emin Arslan’ın uyuşturucu baronuyla olan ilişkisini sorgulamamdı. Önce Aslan, Habip Kanat bilgisine sahipti dedi. Sonra bilgisi yok dedi. Aslan’ın oğluyla Habip Kanat’ın şirket ortaklığını sormamla da film koptu. Avcı ayağa kalkıp konuşmaya başladı. Bir anda teybime vurup, birkaç metre fırlatarak, “Saçma sapan konuşuyor ya. Çık dışarı, yallah, çık”dedi. O anda gözüm foto muhabiri arkadaşım Fulya Atalay’a çevrildi. İkimiz de şaşkındık. Avcı’nın sakinleşmeye niyeti yok gibiydi. Avcı’ya söylenmesi gerekenleri söyleyip, makamdan ayrıldım. İşte o olay röportaj...

» Kayda başlıyorum. - Kayıt almayın not alın. » Hanefi Bey ben yarın bir şey yazacağım siz ‘yok’ diyeceksiniz. Kayıt almak için teybi sizin önünüze koymam gerekir. - Siz yazın ben altını imzalarım. » Ses kaydından niçin endişe ediyorsunuz? - Tüm basını çağıralım. Hep beraber kayıt yapalım. » 16 yıllık meslek hayatımda ilk kez böyle bir taleple karşılaşıyorum. Kitabınızda cemaat öncesi bölümde Ergenekon’u önemserken, ardından bu operasyonun önemsiz olduğu izlenimi veriyorsunuz. - Ben Ergenekon’u önemsiyor ya da önemsemiyor değilim. Ben bir yerde Ergenekon’u önemsiyorum yazdım. Diğer bölümde Ergenekon tahkikatlarının yapılış biçimini eleştirdim. Tahkikatların içeriğini konuşmuyorum. Çünkü içeriğinde ne var ne yok daha orasını irdelemeye girmedim. » Girmediğiniz konu hakkında nasıl yorum yapıyorsunuz? - Tahkikatın yapılış biçimini irdeliyorum. İddianamede Ergenekon için Hizbullah’ı, PKK’yı, ve Dev Sol’u yöneten örgüt diyor. Sizin bu sözünüze çocuklar bile güler. Çünkü bu doğru bilgi değildir. Diyor ki tanık: Türkiye’de sağcılara ve solculara verilen silahların seri numarasını takip ediyordu. Ben de diyorum ki devletin arşivlerinde bütün örgütlerde yakalanan silahlar belli. Bırakın seri numaralarını, markalarının takip ettiği yoktur. Sağcıların silahları kendilerine aittir, solcuların silahları kendilerine aittir. Şimdi gerçeği tahrip ederek kimse bir yere varamaz. Gerçek neyse o kabul edilmelidir.

» Kitabınızda her kazıda esrarengiz deliller, el bombaları, roketatarlar, LAW silahının yakalanması dikkat çekicidir, bu malzemelerin izinin sürülmesi mümkün değil diyorsunuz. - Ama bunların izleri sürüldü ve bulundu. Bulunmadı. » Nasıl bulunmadı Hanefi Bey. Makine Kimya’nın ve Askerî Mahkemenin kararıyla bunların çıktığı birlikler bulundu. - Benim evimde de bomba bulursunuz, ben orada görev yaparken almışımdır. O ayrı bir şey. Çatlı’nın üzerinde tabanca çıktı. Tabancının izi tek tek sürüldü. İtalyan Baretta dedi ki ben bu silahı İsrail’e sattım. İsrail ben emniyete sattım dedi. Ama bir bombayı böyle süremiyorsun. » Seri numaralarıyla sürdüler ve buldular bazılarını. - Seri numarası filan kuruma ait, filan yerde yapıldı deniyor. İz olarak sürme imkanınız olmuyor. » Askerî Mahkemenin raporuyla mühimmatlar belgelendi. Eskişehir’de evinde mühimmat bulunan Fikret Emek ve Zir Vadisi’ndeki yarbay ceza aldı. Mühimmat alıp, saklamaktan dolayı... - Siz savaş filmi seyrediyorsunuz. Ben savaşın olduğu yerden geldim. Film seyredenle, savaşan arasında korkunç bir fark vardır. Şu silahlar bu olayın tamamen sahte olduğunu gösteren en büyük delildir. » Neden - Bu bombalar, top-tüfek kolorduda dolu zaten. Kendi silahı. Neyi ispatlar. Senin bomba dediğin olay hiçbir bağlantısı olmayan filan kuvvetin bombası. Bombayı oradan sen de alırsın, ben de alırım. Benim kişiliğimle ilgili bağlantı kurmuyor. Örgütçülük faaliyetleriyle uğraştım. Dünyanın her yerinde örgütleri takip ettik. Bu örgütler amaçlarına ulaşırken, önce kullanmaları gereken silahlardır. Niye hiç tabanca çıkmaz. » Hanefi Bey kazılarda çok sayıda silah da çıktı. Sekiz adet otomatik tüfek, 57 adet ruhsatsız tabanca da çıktı. Ayrıca son 20 yılda Türkiye’de el bombası, C-4 patlayıcılarla sayısız olay yapıldı. - Hangi olay? » Ben size yüzlerce sayarım. Son birkaç yılda Ankara’da, İstanbul’da olan olaylar en yakın örneği. Şemdinli mesela. Son yıllarda asıl suikast silahıyla işlenen cinayeti siz söyleyin o zaman? - Suikast silahı demiyorum » Siz bana silahla yapılmış eylem söyleyin? - Yüzde 99’u silahla olmuştur. » Bütün örgütlerde mi silahla olmuştur? - Bütün örgütlerde, öldürme olaylarının hepsi silahla olmuştur. » Son 20 yılda bana kaç tane örnek gösterebilirsiniz. Ya da 28 Şubat sürecinden bu yana. - Bombayla öldürülmüş kim var » O kadar çok var ki. Biraz önce de dediğim gibi Ankara, İstanbul’daki patlamalar, sahil kesimlerinde yapılan patlamalar. - Örgütlerin spesifik olarak PKK gibi patlayıcı madde koyma sansasyonel propaganda yapma olayları tamam. Onun dışında İran yanlısı grupların yaptığı Uğur Mumcu olayı.

Bu uzun röpörtajın ve haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(01 Eylül 2010, 10:20)

Hanefi Avcı, Dursun ÇiçekIslak imzalı belge de cemaatleri hedeflemişti
Belgelere değil duyumlara dayanarak yazdığı kitapta şok açıklamalarda bulunan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı fethullah cemaatini hedef aldı. Her taşın altında bu cemaatin olduğunu söyleyebilecek kadar ileri giden ve iddialarına delil de getirmeyen Avcı'nın bu girişimi, eski MİT ajanı Mahir Kaynak'a göre Ergenekon cephesinin geciken karşı atağı.


Kurmay Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Belgesi' de, AK Parti'yle birlikte Fethullah ve İsmailağa cemaatlerini bitirmeyi hedefliyordu. Gerçekliği hem sivil hem de askeri laboratuvarlarda defalarca ispatlanan bu kontrgerilla belgesi Erzincan ve Kayseri'de uygulanmaya çalışıldı. Erzincan'da hem Fethullah hem de İsmailağa cemaat evlerine silah yerleştirme ve ardından yapılacak jandarma baskınıyla büyük bir operasyon düzenlenecek, Avcı'nın aklamaya çalıştığı ve makamında bir başsavcı gözaltına alınamaz diyerek, avukatlığına da soyunduğu İlhan Cihaner'in başlatacağı çok büyük bir soruşturmayla, Ergenekon soruşturması üzerinde şüpheler uyandırılacak ve siyasi amaçlı olduğu havası verilmeye çalışılacaktı. Cihaner, soruşturmayı Ergenekon soruşturmasından birkaç ay sonra başlattı. Kayseri'de de 'Karargah Evleri' sanıklarına yardım parası toplanma şifahi emrini yazılı hale getirerek askeriyenin intranet'ine koydukları gerekçesiyle, yani var olan bir dayatmayı duyuran ve anlaşıldığı kadarıyla da fethullahçı görüşteki astsubaylara hipnoz ve işkenceyle işlemedikleri suçlar kabul ettirilerek 'Işık Evleri' adı altında sahte bir soruşturma oluşturulmak istendi.

Ancak bu iki yerdeki kontrgerilla planları başarıya ulaşmadı. O zaman başarılamayan operasyonlar şimdi Avcı eliyle tekrar sürdürülmek isteniyor, bu açık. Ortaya çıkan onca delile, belgeye ve silaha rağmen Ergenekon fasafisodur diyen Avcı'nın kendi görüşlerini açıkladığına inanılması mümkün değil. Sadece geçmişte yaptıklarına bakarak bu adamın dedikleri doğru olabilir şüphesi zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor. 2001'de ortaya çıkarılan Ergenekon'un şimdi sanık olan o zamanın polis müdürü Adil Saçan tarafından örtbas edildiği bir gerçek. Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye'deki el bombaları, ardından Eskişehir'de Fikret Emek'in evinde ele geçen çok miktarda silah ve cephane, Jandarma Albay Arif Doğan'ın evinde ele geçen cephane, Yarbay Mustafa Dönmez'in evlerinde ele geçen çok sayıda silah ve cephaneler, İbrahim Şahin'in krokisiyle bulunan çok sayıda cephane, Poyrazköy'de ele geçen çok miktarda roketatar ve bomba.. Islak imzalı belge.. Genelkurmay'da evrakların imha ve bilgisayarların silinme telaşı.. Bunlar delillerin sadece bir kısmı. Bu sitede derli toplu aktarmaya çalıştığımız yedi adet Ergenekon soruşturmasıyla, Erzincan Ergenekon soruşturmasına, Ergenekon'la bağlantılı olan ve halen yürüyen diğer davalara ve yeni soruşturmalara ait bilgiler, delil belgeleri var. İddianamelerde arama  yapabilir, isterseniz orjinal sayfaları da görüntüleyebilirsiniz. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler.. Silahlar.. Bunların hepsi gerçek, boru parçası değil. Ergenekon fikir düzeyinde kalmayıp aynı zamanda silahlara da sahip olan bir örgüt. 

Danıştay saldırısının tek başına Alparslan Arslan'ın işi olduğuna kimse inanmıyor. Örgütlü bir kalkışma olduğu açık. Danıştay kamera skandalı çok yakın zamanda yaşandı. Daha çok sayıda çarpıcı gelişme yaşandı, saldırının organize ve Ergenekon örgütünce işlendiğini gösteren bulgular var. Yargıtay ve mahkemeler bunlara bakarak davaları birleştirdi. Avcı'nın Dink cinayetiyle ilgili iddiaları da inanılmaz ölçüde gerçeklere aykırı. Nasıl bu kadar saptırabiliyor gerçekleri, anlamak mümkün değil, denebilir. Bizce mümkün, çünkü ekip arkadaşları olan emniyet müdürlerinin görevden alınmasına onlara kefil olduğunu söyleyerek tepki göstermişti. Onların intikamını almaya çalıştığı kanısı yaygın. Bizce olay daha derin. Mahir Kaynak'ın da dediği gibi iş intikam açıklamasını aşıyor, Ergenekon soruşturmasına misilleme amacını taşıyor. Sadece şikayet ettiği gizli dinlemeyle yetinseydi, Avcı'nın iddialarındaki samimiyetine inanılabilirdi, ama diğer iddiaları işin rengini değiştiriyor ve gerçek niyetini belli ediyor. Referandumun hemen öncesinde piyasaya sürülmesi de anlamlı. Kitabındaki iddialarının yola çıkış noktası polis içinde yasadışı dinleme yapıldığı iddiaları. Bunlar yeni değil. İstanbul Organize Şube'ye 2007'de yapılan ve muhtemelen Avcı'nın ihbarı üzerine gerçekleştiğine inanılmaya başlanan Paksüt baskını, Hakim Osman Kaçmaz'ın Ankara'da TİB'e düzenlettiği yasadışı dinlemeleri tespit baskınları, Yine Paksüt'e yönelik takip ve gizli dinleme iddialarına yönelik soruşturmalarla, Yargıtay ve Danıştay'ın gizli dinlendiklerine yönelik yürüttükleri soruşturmalardan bir şey çıkmadı.

İspatlayabileceğini söylediği emniyet içindeki bazı yasadışı dinlemelerden yola çıkarak tüm Ergenekon soruşturmalarına fasafiso demesi, polislik konusu dışına çıkarak savcı ve hakimlerin yanlış bulduğu kararları için yargı alanına el atması, hatta cemaatin emniyet ve ordudan sonra yargıyı da ele geçirdiği, hakim ve savcıların cemaatçi olduğu gibi, ortaya attığı ve herkesi zan altında bırakacak kadar korkunç bir şüpheye, sadece geçmişte yaptıklarına bakarak inanılmasını bekliyor. Ortada delil yok belge yok sadece duyumları var.. 'Ben işaretleri gösterdim delilleri ekleseydim kitap çok kalın olurdu, kanaatimce şu şöyledir bu böyledir, gidip aranırsa delil bulunabilir' gibi abuksubuk ifadelerle iddialarını desteklemeye çalışıyor. Avcı'nın dile getirdiği iddialar yeni değil, yıllardır var. Tek farkı şimdiye kadar diğer cephede görünen bir polis müdürünün, ilginç bir zamanlamayla da ekip arkadaşlarının görevlerinden el çektirme sonrasında bunları dile getirmiş olması. Avcı yerine Perinçek bunları söyleseydi, ki söylüyor,  böylesine tartışılır mıydı?.. Şu halde geçmişte doğru birşeyler yapmış olması kişinin şimdi yaptıklarına da kefil olabilir mi? Kimin dediği mi önemli ne dediği mi?.. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

Hanefi Avcı'nın iddiaları konulu manşetlerimiz | Ergenekon davasını engelleme girişimleri

NTV'ye çıkan Avcı'ya sorulmayan sorular | Islak İmzalı 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz

Erzincan'da savcı Cihaner ve Jandarmanın 'ıslak imza' operasyonları | İŞTE ADIM ADIM ERZİNCAN'DAKİ ISLAK KOMPLO

Abdullah Harun, (27 Ağustos 2010, 12:30)

Ali Suat Ertosun ve diğer HSYK üyeleriFLAŞ FLAŞ!!! Kararname geri çekildi: Korsanlara geçit yok!
FLAŞ!!! Biz bir önceki haberimizi girip krizin giderek büyüyeceğini, atamaların referandum sonrasına ertelenebileceğini belirtirken Ankara'dan flaş haber geldi. Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, 2010 Yaz Kararnamesi taslaklarının karara bağlanmayan bölümlerinin geri çekildiği bildirildi. Bakanlık açıklamasında kuruldaki üyelerce 224 kişilik (korsan) bir liste teklif edildiği, bu listede başta İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere kritik davalara bakan özel yetkili (CMK 250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük önerilerin de bulunduğu, bu önerilerin görülmekte olan davalar ile yürüyen soruşturmalara doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağının açık olması nedeniyle de kararnamenin geri çekildiği, yeni bir kararnamenin hazırlanarak kurula sunulacağı belirtildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, 6 Temmuzda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) sunulan 2010 yılı yaz kararnamesi görüşmelerinin büyük ölçüde tamamlandığı belirtilerek, bin 271 hakim ve Cumhuriyet savcısını kapsayan kararnamenin 16 Ağustosta açıklandığı hatırlatıldı. Açıklamada, ana taslaktan kalan 67 hakim ve savcı ile unvanlılar taslağındaki 79 hakim ve savcının durumlarının görüşülmesi sürerken, HSYK üyelerince, 84 kişinin isimleri görüşülmeyi bekleyen kararnameye eklenmek üzere, 140 kişinin isimleri ise durumları değerlendirilerek gerekirse kararnameye eklenmek üzere teklif edildiği belirtildi. Bu teklifler içerisinde başta İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere özel yetkili (CMK 250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük önerilerin de bulunduğu ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: "Bu önerilerin görülmekte olan davalar ile yürüyen soruşturmalara doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağı açıktır. Ayrıca, söz konusu önerilerin değerlendirilmesi ve kararnameye dahil edilmeleri halinde bunların boşalttıkları yerlere de yeni atamaların yapılması gerekecek ve bu şekilde çok sayıda hakim ve savcıyı ilgilendiren yeni bir düzenleme yapılması ihtiyacı doğacaktır. Bu da ancak yeni bir taslak çalışmasıyla mümkün olabilecektir. Kanun, Yönetmelik ve Prensip Kararları çerçevesinde tüm bu önerileri değerlendirmek, yargı bağımsızlığı ve tabii hakim ilkesini ihlal etmeyecek şekilde hazırlanacak yeni çalışmayı Kurulun önüne getirmek üzere kararname taslaklarının karara bağlanmayan bölümleri geri çekilmiştir."

Özbek: Devam eden davalara müdahale söz konusu değil • HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, kurul çalışmaları için HSYK'ya girişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Adli yargı, unvanlı mahkeme başkanı ve başsavcıların atamalarına ilişkin, Adalet Bakanlığının kurula gönderdiği kararname taslağı üzerindeki çalışmaların devam ettiğini belirten Özbek, "Kurul çalışmalarında önemli sıkıntılarımız var aşmaya çalışıyoruz" dedi. Özbek, Adalet Bakanlığının açıklamasının HSYK'nın seçilmiş üyelerince değerlendirildiğini söyledi.  İlerleyen saatlerde bir açıklama yapabileceklerini belirten Özbek, "Hiçbir HSYK üyesinin devam eden davalara müdahalesi söz konusu olamaz" diye konuştu. Özbek, kurulun şu anda, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman toplantılara katılmadığı için çalışamadığını ifade etti. (AA)

Ayrıntılar netleşiyor • HSYK, Ergenekon, Balyoz, faili meçhul cinayetler ve kozmik oda gibi önemli davalara bakan özel yetkili mahkemelerin hakim ve savcılarının görevden alınmasını istedi. Görevden alınmak istenenler arasında Ergenekon savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Mehmet Ali Pekgüzel, Turan Çolakkadı ve hakim Hasan Hüseyin Özese de var. Başını Kadir Özbek ve Ali Suat Ertosun'un çektiği HSYK üyeleri, deşifre olmasına rağmen planlarından vazgeçmediler. Darbe davalarının görüldüğü özel yetkili mahkemelerdeki hakim ve savcıların değiştirilmesi isteniyor. Alınan bilgilere göre, toplam 25 özel yetkili savcıdan 24'ü görevden alınmak istendi... İstanbul'da 12 savcı 8 hakim görevden alınmak istendi....

HSYK şokta: 'Bakanlığın kararnameyi geri çekme yetkisi yok..' Ses kaydında Ertosun, 'Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne yapılmaz. Tabi mücadele etcez yani' diyordu.. Özbek: 'Kurul toplantılarına biz devam edeceğiz Mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz..' Erdoğan'dan kritik HSYK açıklamaları.. Adalet Bakanı: 'İş yükleri fazlaysa, neden görevden alınmaları isteniyor?..' İşte hedefteki hakim ve savcılardan bir bölümü..

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(18 Ağustos 2010), son güncel.: (19 Ağustos 2010)

FLAŞ!!! TARİHİ GÜN: BALYOZCULARA TERFİ YOK, IĞSIZ'A VETO
FLAŞ!!! Kağıt parçası terfileri yaşanacak mı diye web sitemizde haber yapmıştık, hayır yaşanmadı.. Hükümetin tüm itirazlarına rağmen komutanlar tarafından  'kağıt parçası' üzerinde yapılmak istenen balyoz sanıklarının terfileri Başbakan tarafından buruşturularak çöp sepetine atıldı.. Başbakan Erdoğan YAŞ kararlarından bazılarını imzaladı bazılarını imzalamadı. Böylece emekli askeri hakim Faik Tarımcıoğlu'nun 'Hükümet çaresiz en fazla şura toplantılarına katılmayı veto edebilir' şeklinde haber yaptığımız açıklaması doğru çıkmamış oldu. Onaylanan kararlar, az sonra Genelkurmay'ın internet sitesinden yayınlanacak. Başbakan Erdoğan'ın, Org. Iğsız'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığını onaylamadığını ve dolayısıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığına atama yapılmadığı iddia edildi. Bu arada, Balyoz sanıkları olan 11 generalin de terfi listesinde yer almadığı, Org. Necdet Özel'in, Jandarma Genel Komutanlığına atandığı alınan bilgiler arasında. Erzincan Terör Örgütü davasının 1 numaralı sanığı olan 3'ncü Ordu Komutanı Saldıray Berk'in adı bu komutanlık için geçiyordu. Berk'in Eğitim ve Doktrin Komutanlığı'na (EDOK) getirildiği öğrenildi. Yine Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu'nun Tümgeneralliğe terfi ettiği öğrenildi. Çubuklu'nun adı da tıpkı Iğsız gibi internet andıcı soruşturmasında ve ayrıca sahte çürük raporu davasında geçmekte. İlerleyen dakikalarda Kara kuvvetleri Komutanlığı makamına yarın bir atama yapılacağı haberi geldi. YAŞ toplantısından bu yıl ihraç kararı çıkmadı.

'Hükümet çaresiz, en fazla toplantıyı veto edebilir ya da muhalefet şerhi düşebilir' görüşü demek ki doğru değilmiş
• Emekli askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, YAŞ toplantısında kararların oy çoğunluğuyla alındığını, hükümetin çaresiz olduğunu, en fazla toplantıyı veto edebileceğini ya da alınan kararlara muhalefet şerhi düşebileceğini ifade etmişti. Ancak bunun doğru olmadığı Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ün net tavırlarıyla ortaya çıkmış oldu.

Genelkurmay Başkanlığı'na henüz atama yapılmadı • Anadolu Ajansı az önce flaş bir haber geçti. Buna göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan sonra Genelkurmay Başkanlığı'na da henüz atama yapılmadı. Bunun nedeninin Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na henüz atama yapılmamış olması olduğu belirtiliyor. Çünkü halen Karar Kuvvetleri Komutanlığı görevini Genelkurmay Başkanlığı'na atanması beklenen Koşaner yürütüyor. Dolayısıyla onun Genelkurmay Başkanlığı'na atanması durumunda Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevi boşta kalacak. İşte bu sakınca nedeniyle Genelkurmay'a atama yapılmadığı belirtiliyor. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, halen Jandarma Genel Komutanı olarak görev yapan Avni Atilla Işık'ın yarın getirilebileceği ileri sürülüyor. Eğer bu gerçekleşirse hükümetin isteği yerine gelmiş olacak. YAŞ heyetindeki komutanların tümü Hasan Iğsız'da ısrar etmişti. Bu arada karar listesinde ihraç ve temdit (görev süresini uzatma) listesi de bulunmuyor. Balyoz" soruşturması kapsamında haklarında yakalama kararı çıkartılan 11 general ve amiralle ilgili herhangi bir terfi işlemi yapılmadı. 11 general ve amiral önümüzdeki YAŞ'a kadar bekleyecek. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit ile Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ise görevlerini birer yıl daha sürdürecek.

İşte tam liste • Yüksek Askeri Şura kararı ile 30 Ağustos 2010 tarihinden geçerli olmak üzere bir üst rütbeye yükselen general ve amiraller ile general ve amiralliğe yükselen albaylar şunlar:

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(04 Ağustos 2010), son güncel.: (05 Ağustos 2010)

FLAŞ!!! Özel Harp'in bombaları Ergenekon'la kardeş
Ankara'da 4 ay önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait kamyondan çıkan 940 adet el bombasının kriminal incelemesi tamamlandı. Bomba yüklü kamyondaki bombalardan bazıları Ergenekon soruşturması kapsamındaki 12 olayda ele geçen bombalarla aynı seriden. Bombalar Ergenekon'un yanı sıra değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 olayla da bağlantılı çıktı. Bu durum, Özel Kuvvetler'e, halk arasındaki meşhur eski ismiyle Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre karıştığı iddialarıyla örtüşüyor. Adeta nerede terör olacaksa oraya bomba temin edilmiş!. Bir işgal durumunda düşman kuvvetleri zayıflatmak için kendilerine cephe gerisinde terör ve karışıklık çıkarma yöntemleri öğretilen Özel Harp mensubu sivil uzantıların, bu yeteneklerini yurt içinde iç düşmana karşı da uygulayıp uygulamadıkları hep tartışıldı. Türkiye'de son 40 yıldır meydana gelen terör olaylarında Özel Harp'in ya da diğer adıyla kontrgerillanın adı hep gündeme geldi. Son olarak İnegöl ve Hatay'daki kitlesel kışkırtma olaylarının arkasında olmakla suçlanan Özel Harp Dairesi'ne bağlı sivil uzantıların, 6-7 Eylül 1955'te İstanbul'da meydana gelen, özellikle Rumlara yönelik taciz ve yağmalama olaylarının da arkasında olduğu ve dolayısıyla yurt içinde de kullanıldığı, konuyu bilen bir orgeneralin, 'Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD) işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi' sözleriyle ortaya çıkmıştı. Ergenekon soruşturması başlamadan önce Ankara'da ortaya çıkarılan ve Başbakanın evinin bulunduğu sokağın krokisi de diğer mühimmatlarla birlikte evlerinde ele geçirilen Atabeyler grubunda da Özel Harp mensubu subaylar bulunuyordu. Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan Binbaşı Fikret Emek ve diğer bazı sanıkların Özel Kuvvetler mensubu olduğu ya da orayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Ankara Emniyeti, 10 Mart 2010 tarihinde bir ihbar üzerine, 06 BJ 9915 plakalı kamyonu Eskişehir yolu Ümitköy-Mesa kavşağındaki polis bölgesinde durdurmuş, kamyonun silah ve mühimmat yüklü olduğu tespit edilmişti. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı'nın gözetiminde yapılan aramada kamyondan 25'li sandıklar içinde, M26 model 1950-1952 yılı Amerikan yapımı 958 adet el bombası çıkmıştı. Daha sonra, el bombası yüklü kamyonun Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait olduğu açıklanmıştı. "Mehmetali" rumuzlu meçhul bir kişi ise, sürekli e-posta göndererek kamyonla ilgili ilginç iddialarda bulunmuştu. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili tarafından başlatılan soruşturma çerçevesinde, el bombalarının seri numaraları alınmış ve bunların incelenmesi talep edilmişti. Savcı Bilgili bir süre sonra da bomba yüklü kamyonun, soruşturmasını yürüttüğü "kozmik oda" olayı ile bağlantısı bulunmadığını ifade ederek takipsizlik kararı vermişti. Savcının talimatı üzerine 958 el bombası ile ilgili incelemesini tamamlayan Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığı Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü, ilginç bilgilere ulaştı. İnceleme sonucu kamyondaki el bombalarının 12'si Ergenekon kapsamında toplam 59 olayda bulunan el bombaları ile irtibatlı çıktığı sonucuna varıldı.

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

Abdullah Harun, (29 Temmuz 2010, 10:46)

FLAŞ!!! İŞTE HERON İHANETİNİN ŞOK SES KAYITLARI
Bugün gazetesinin gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon kayıtları ortaya çıktı. Görüşmede subaylardan biri, ölen PKK'lılar için 'Zayiat verilmiş ciddi baskı aldım' diyor... İnsansız hava aracı 'Heron'ların düşürülmesinin istendiği telefon görüşmelerinde skandal diyaloglar var. Batman'da konuşlu Heron'ların görüntü ve bilgilerinin çok net olduğunu belirten subayın, 'Mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız. Değilse görüntü ve koordinatlarına müdahale edilmeli' dediği görüldü. 'Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi baskı aldım' diyen subay, konuyu ilgilisi ile görüşmesini muhatabından istiyor. Görüşmede üst rütbeli subay, astının evine gelme talebini 'sağlıklı olmaz' gerekçesiyle kabul etmiyor. 'Bu telefona dikkat ediyorsun değil mi' diyerek uyardığı da anlaşılıyor. Skandala adı karışan Yarbay Ç'yi gözden uzak tutmak ve soruşturmadan kurtarmak için yurtdışına gönderildiği de günyüzüne çıkıyor. Yarbay Ç. ile iletişimin ise eşi üzerinden sağlandığı teknik takipte anlaşılıyor. Diyaloglarda, ihaneti ortaya çıkaran MİT'e 'O.. çocukları' denilerek ağır küfürler ediliyor.

Bugün'ün gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon kayıtları ortaya çıktı. Bir subayın 'kendi adamımız" dediği PKK'lılara 'zayiat' verdirdiği gerekçesiyle insansız hava aracı 'heron'ların düşürülmesini istediği karşısındaki subayın da 'bir çaresine bakarız" dediği telefon görüşmeleriyle deşifre olan kirli yapının hainliği nasıl örtbas ettiği de teknik dinleme takibine takıldı. MİT tarafından tespit edilen ve Genelkurmay'a gönderilen telefon görüşmesi insanın kanını donduran diyalogları içeriyor. Görüşmenin başlangıcında "İ.... Komutan' olarak nitelendirilen bir subayın sorunun çözülmesi için para konuşması yapılıyor. İ.... Komutan'ın dosyasını kapatanların temiz ve iyi iş yaptığı belirtilen konuşmada ciddi risk aldığı da vurgulanıyor. "Şimdi parayı konuşturmanın zamanı" diyen subay, "Limit ne kadar?" diye sorduğu subaydan "Bu iş için her şeye değer limit problemi yok" karşılığını alıyor. Aynı konuşmanın devamında ise Bugün'ün gündeme getirdiği insansız hava aracı heronların düşürülmesine ilişkin skandal görüşme gerçekleşiyor. Genelkurmay'ın isimlerini tespit edemedik dediği subaylar arasında geçen görüşmede K1 olarak belirtilen subay, "Problem şu, araç biliyorsunuz Batman'da konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız değilse, görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı? Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?" diyor. Görüşmenin sonunda alt rütbeli subayın "Komutanım müsaade ederseniz eve geleyim" demesi üzerine karşıdaki komutan hem bu talebe karşı çıkıyor hem de "Bu telefonla ilgili dikkat ediyorsunuz değil mi?" diyerek uyarıda bulunuyor.

Şok konuşma kayıtlarını ve haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(26 Temmuz 2010, 11:46)

İbret verici işbirliği: Hayır cephesine anlamlı katılım
CHP, MHP, BDP, HSYK, YARSAV’dan oluşan ‘hayır’ cephesine eli kanlı terör örgütleri de katıldı. PKK, DHKPC, DEV YOL, MLKP, TKPML gibi terör örgütleri de halk oylamasında hayır oyu verilmesi çağrısı yaptı.

PKK yöneticilerinin ROJ TV üzerinden yaptığı referandumu boykot çağrısına, diğer terör örgütleri de katıldı. PKK’nın en şahin ismi Mustafa Karasu, günlerdir ROJ TV’den referandum aleyhine açıklamalar yaparken; DHKP/C de yayın organları aracılığıyla boykot çağrısı yaptı. THKP/C DEV-YOL önce “ne evet ne hayır” şeklinde boykot çağrısı yaparken, daha sonra tavrını “hayır” olarak değiştirdi. MLKP ve TKP/ML örgütleri de “hayır” oyu verilmesi için mahalle bazlı çalışma başlattılar. Hayır çağrısı örgütlerin yayın organlarına da yansıdı.

114 şehidin sorumlusu • DHKP-C yayın organlarında hükümet tarafından sunulan tüm demokratikleşme çabalarının aslında güç odaklarının kendi içerisindeki kavgaların sonucu olduğunu savundu. Referandum sürecini oligarşinin kendi iç kavgası olarak gördüğünü ve herhangi bir tarafı desteklemenin sisteme taraf olmak ve benimsemek anlamına geldiğini savunan örgüt, referandumu “Boykot” edeceğini duyurdu. DHKP-C geçmiş yıllardaki eylemlerinde 85 polis ve 29 askeri şehit etmiş, 80 de vatandaş öldürmüştü. Kanlı örgüt 442 vatandaşı da yaralamıştı..

Polis katilleri de hayırcı • THKP/C DEV-YOL’a yakınlığı ile bilinen Halkevleri Derneği, başlangıçta “Ne Evet, Ne Hayır” şeklinde özetlenebilecek tavır sergilerken daha sonra bu kararını değiştirdi. Sloganın “evet”çilerinin lehine olacağından dolayı gelişen süreçte açıkça “Hayır” oyu verileceği belirtildi. MLKP örgütünün ise “Anayasa Paketine Hayır” kampanyası başlatarak basın açıklamaları, panel, mahalle ve semt çalışmaları gibi etkinlikler düzenleyeceklerini üyelerine duyurduğu öğrenildi. MLKP geçmiş yıllarda 3 polisi şehit etmiş, 6 vatandaşımızı öldürmüş, gerçekleştirdiği eylemlerde 3’ü polis olmak üzere 42 kişi yaralamıştı.

Darbe onaylanacak iddiası • TKP-ML Konferans örgütü yayın organlarına Anayasa değişikliğinin hali hazırdaki Anayasa’dan farklı olmayan bir darbe Anayasası olduğunu duyurdu. Örgüt referandumun amacının bu -sözde- darbe Anayasası’nın halka bir kez daha onaylatmak olduğunu, “Hayır” oyu vereceklerini bildirdi. TKP-ML Konferans geçmiş yıllarda 7 asker, 3 polis ve 13 vatandaşı şehit etmiş, 30’dan fazla asker, polis, kamu personeli, köy korucusunu ve 23 vatandaşı yaralamıştı. (Star)

(26 Temmuz 2010, 14:56)

ERGENEKON DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!..
Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli değil.

Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren, silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah, dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır bölen ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye zarar veremez!

Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz. Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz! Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin. Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve bilgilerde!..

Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?

Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve kolaylıklar dileriz.


Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)

Kontrgerilla, Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye Ediliyor?
Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil, Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır:..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist değildir. Din devrimine de karşıdır...Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı Şemdinli olayı subayları buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik  Deliller  sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan  Ö.H.Dairesi  sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki güncel haberleri aktaran  Manşetlerimiz  sayfamızı ve tabi  forum  bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.

Ergenekon soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve “daha ileriye gitmeyin” demektedir. Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in, “Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli tertiplerden duyduğu korku” , bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye haykırırken dile getirdiği: “Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.” sözleri de diğer bir net açıklamadır.

Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan sapmayan, ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan, darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100 yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek nesillere kalmadan bizler de görürüz!..

Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008), son güncelleme: (13 Ekim 2008)


Kontrgerilla, Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası, siyasi terör Komando - 4.51kB olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler, Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri... Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler oluyor, ama ne ?.. 

1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun şekilde gündemimize soktu. Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri, ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?.. 

Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz. 

Bizi izlemeye devam edin...

Abdullah Harun
13 Ağustos 2001

En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir. Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.