|
Ergenekoncu Ümit Sayın'ın savunması
açıklar vermeye devam ediyor
Ümit Sayın, çapraz sorguda Garih cinayetinden hapis yatan Yener
Yermez'in itiraflarını “Ben enstitüde görevliydim. Adlı Tıp'ta Yermez'i
görmem mümkün değil” diye yalanladı. Ancak iki kurumun o tarihte tek çatı
altında olduğu ortaya çıktı. Sayın'ın avukatının 'Yermez 5 Aralık'ta
Adli Tıp'a sevkedilmedi' sözlerini ise resmi belgeler yalanladı.
Ergenekon tutuklusu Ümit Sayın ve avukatının Üzeyir Garih'i öldürmek
suçundan hapis yatan Yener Yermez'in itiraflarına karşı savunma yaparken
gerçekleri saptırdıkları ortaya çıktı. Yermez'in Galatasaray-Bercelona
maçının oynandığı 5 Aralık 2001 tarihini vererek 'Ümit sayın Adli Tıp'ta
odama geldi, 'senaryo değişti, cinayeti üstelenceksin' dedi' iddiasına
karşın Ümit Sayın 'Yermez'le Adli Tıp'ta karşılaşmam mümkün değil, o
tarihte Adli Tıp Enstitüsü'nde görevliydim' şeklinde savunma yaptı.
Avukatı ise Yermez'in o tarihte Adli Tıp'a sevkedilmediğini söyledi.
Ancak Garih davasındaki Adli Tıp belgeleri Sayın ve avukatının
gerçekleri saptırdığını ortaya koydu. Belgelere göre Yermez, 3
Aralık'tan 6 Aralık 2001 tarihine kadar Adli Tıp'ta muayene edildi.
Sayın'ın söylediği gibi Adli Tıp ve Adli Tıp Enstitüsü'nün de o tarihte
ayrı binalarda olmadığı anlaşıldı.
Enstitü ve Adli Tıp 2001'de aynı binada
Ergenekon davasının dünkü duruşmasında çapraz sorguya alınan Ümit
Sayın'a hakim Hasan Hüseyin Özese, Yener Yermez'i tanıyıp tanımadığını
sordu. Savunmasındaki gibi Yermez'i tanımadığını söyleyen Sayın ise Yeni
Şafak'ın haberlerini kastederek 'Bazı sağcı gazetelerde Adli Tıp
Kurumu'nda görüştüğüm yazıldı. Ben Adli Tıp Enstitüsü'nde görevliyim.
İkisi çok farklı kurumlardır. Yermez'in enstitüye getirilmesi imkansız.
Dolayısıyla kendisi ile hiç karşılaşmadım" dedi. Yeni Şafak'ın ulaştığı
bilgilere göre Sayın'ın söylediği gibi Adli Tıp ve Adli Tıp
Enstitüsü'nün ayrı binalarda olmadığı anlaşıldı. Garih cinayetinin 2001
yılında iki kurumun aynı çatı altında olduğu, binaların 2007'de
ayrıldığı öğrenildi.
5 Aralık'ta sevk yok
Ümit Sayın'ın avukatı Mehmet Nuri Aytekin ise Yener Yermez'in
itiraflarının yalan olduğunu öne sürerek, Galatasaray-Barselona maçı
olan 5 Aralık 2001 tarihinde müvekkili ile görüşmesinin imkansız
olduğunu ileri sürdü. Yener Yermez'in 10 ya da 11 Eylül 2001'de
tutuklandığını, bir tutuklunun 5 Aralık günü durduk yere Adli Tıp
Kurumu'na getirilemeyeceğini dile getiren Aytekin, cezaeviyle ilgili
yaptıkları incelemede böyle bir şeyin olmadığını öğrendiğini kaydetti.
Kışla'dan çıkış 3 Aralık'ta
Garih davasının dosyalarında da yeralan iki belge ise Sayın ve avukatını
yalanlıyor. İlk belgeye göre, 3 Aralık 2001 tarihinde Yener Yermez'in
tutuklu bulunudğu Hasdal Kışlası Ceza ve Tutukevi Müdürlüğü, Eyüp
Cumhuriyet Başsavcılığı ve askeri savcılığa yazı yazarak Yener Yermez'in
Adli Tıp'a sevkinin yapılacağını bildiriyor.
Yermez 3 gün Adli Tıp'ta
İkinci belgeye göre de 3 Aralık'ta Adli Tıp'a sevkedilen Yener Yermez
burada 3 gün boyunca psikiyatrik ve bedensel muayeneden geçirililiyor. 6
Aralık'ta muayenesi biten Yermez hakkında, Gözlem İhtisas Dairesi'nden 3
uzman ile, Adli Tıp Kurumu Başkanı Prof. Oğuz Polat'ın imzalarının yeraldığı 'Ceza ehliyeti yerinde' raporu veriliyor.
Senaryo değişti cinayeti üstlen
Yener Yermez, Yeni Şafak'ın Üzeyir Garih'in aile dostu Doğan
Kasadolu'nun iddialarına yer verdiği haberlerine cezaevinden gönderdiği
mektupla cevap vermişti. Yener Yermez mektubunda “1.5 milyon dolar
teklif ettiler. Can güvenliğim için cinayeti üstlendim” demişti. Yermez
Ergenekon sanığı eski Adli Tıp Uzmanı Ümit Sayın'ın ifadesini
değiştirmemesi için kendisini yönlendirdiğini de ileri sürerek, "Ümit
Sayın, birlikte bir süre otelde kaldığımız Meral'i bulup mahkemeye
getirebileceğini söylemişti. İki gün sonra da telaşlı bir şekilde gelip
'Yener, gerekli kişilerle görüştüm. Ancak şu an itibarıyla ifadeni
değiştirmeni istemiyorlar' dedi. O cinayetle ilgili çok şeyi biliyor"
şeklinde konuşmuştu. Yermez Sayın'la ilk görüşmesi için Galatasaray
Bercelona maçının oynandığı 5 Aralık 2001 tarihini vermişti. (Yeni
Şafak, 6 Ocak 2009)
(06 Ocak 2009) |
|
Ergenekoncular ciddi suçlama ve deliller karşısında söz bulamıyor:
'Yaptıklarımız o anki şakaydı, duygusal tepkiydi, fanteziydi!'
Hakimi görünce 'darbe' iddialarını şakaya vurdular: Gırgır, şamata!
Türkiye'nin karanlık geçmişiyle yüzleştiği Ergenekon davası Silivri'de
sürüyor. Ergenekon terör örgütü üyeleri, darbeye zemin hazırlamak ve
cinayete azmettirmekle suçlanıyor.
İddianamede, sanıkların kendi aralarında yaptıkları telefon konuşmaları
ve MSN kayıtları önemli bir yer tutuyor. Savunmasını tamamlayan
şüphelilere, çapraz sorgusunda bu konuşmalar da soruluyor. Ancak alınan
cevaplar genellikle 'komik' oluyor. Buldukları her fırsatta yargılama
sürecini sulandırmaya özen gösteren sanıklar, darbeye ilişkin
konuşmaları, suikast veya soygun planları yüzlerine okunduğunda 'ilginç'
cevaplar veriyor. Tutuklu Muhammet Yüce iddianameye göre, örgütün
silahlı eylem grubunda yer alıyor. Coşkun Ç. isimli şahısla 2 Kasım
2007'de yaptığı telefon konuşmasında 'oluşacak kaos ortamından
faydalanarak kuyumcu soymayı düşündüğünü' anlatıyor, yazar Orhan Pamuk'a
suikast planladığını söylüyor. Sanık, savunmasında "Yaptığım telefon
görüşmesi şaka yollu bir konuşma." demekle yetiniyor. Bir başka tutuklu
sanık Vatan Bölükbaşı da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Emniyet
İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'e suikast düzenleyeceği
yönündeki iddiaları reddediyor. İnternet ve telefonda yaptıkları
konuşmaların 'gırgır, şamata, laga luga' muhabbetler olduğunu savunuyor.
Emekli astsubay ve eski MİT elemanı Orhan Tunç da savunmasında 'şakaya'
sığınıyor. Tutuklu sanık Ümit Sayın'la ilişkisi sorulan Tunç, Sayın'ı
rahatlatmak için darbe ile ilgili konuşmalar yaptığını anlatıyor: "Sayın
geçtiğimiz mart ayında, her sabah uyandığında tanklar geldi mi diye
camdan bakardı. Bana 'mutlaka darbe olacak mı' diye soruyordu.
Gözaltında iken emniyette Ümit Sayın, bana 'Bakarsın darbe olur bizi
kurtarırlar.' diye bir söz söyledi. Sayın'ın darbe paranoyası karşısında
onu rahatlatmak için şaka mahiyetinde sözler sarf ettim." Mahkeme
salonunda darbenin meşruiyetini savunan Doç. Dr. Ümit Sayın ise şunları
söylüyordu: "Darbe konulu konuşmalarım o anki duygusallığa ve depresyona
bağlı anlık iki kişi arasındaki fantezisel konuşmalardır."
Ergenekon davasında 35 duruşmadan geriye, trajikomik savunmalar kaldı
Ergenekon terör örgütü davasında 35. duruşma geride kaldı. Yaklaşık 2,5 aydır
süren yargılamaya iddianamedeki ağır iddialara açıklık getirmesi beklenen
tutuklu sanıkların 'ilginç' savunmaları damgasını vurdu. Darbeyle suçlananlar,
savcıların sorularına kaçamak cevaplar verdi. Bunun en önemli örneği, hakkında
400 yıldan fazla hapis cezası istenen emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün
savunmasında yaşandı. Küçük, Genelkurmay'ın görevi sırasında tuttuğu
gerekçesiyle yayınlamasına izin vermediği ajandasındaki notların 'turşu tarifi'
olduğunu ileri sürdü. Genelkurmay'ın yayın yasağı koyduğu konunun da turşu
tarifi olduğu izlenimi verildi. Küçük'ün, Dink davasını izlemesiyle ilgili
soruya verdiği cevap da hafızalara kazındı: "Geçiyordum uğradım." Bir başka
sanık Vedat Yenerer evinde bulunan top, havan ve bomba kovanlarında 'çiçek
yetiştirdiğini' savunmuştu.
Ergenekon davasında ilk 11 duruşma usul tartışmaları ve iddianamenin okunması
ile geçti. Türkiye tarihinde bir ilk olarak her gün gerçekleştirilen oturumlarda
savunmalara ancak 12. duruşmada geçilebildi. İddianame okunurken suçlamaları
ciddi bulup tepki gösterenler, savunmalarında işi şakaya vurdu. İddianame
okunurken gülüp geçmeyen sanıklar savunmada trajikomik kabul edilebilecek
cevaplar verdi. Davanın en önemli sanıklarından Veli Küçük de çapraz sorgusunda
ilginç cevaplar verdi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Küçük'e 'ajandasında yer alan
Behiç Aşçı'nın ölüm orucundan vazgeçirileceğine ilişkin notun ne amaçla
alındığını' sordu. Küçük'ün, Genelkumay'ın ajandalara yasak koyduğunu söylemesi
üzerine savcı, "Bu notlar 2005 yılına yani emeklilik döneminize ait."
açıklamasında bulundu. Küçük, savcının 2006 yılının 7, 11, 18 ve 28 Ekim
tarihlerinde ajandasına aldığı 'Turşular ışığa çıkacak', 'Turşular soğuk havaya
çıkacak', 'Turşuların asidi alınacak ve depoya girecek' gibi notların da 'turşu
tarifi' olduğunu söyledi. Küçük'ün savunmasına "Devlet bana komplo kurdu."
çıkışı damgasını vurdu. Hrant Dink'in yargılandığı duruşma salonuna neden
girdiğinin sorulması üzerine ise kayıtlara geçilecek bir cevap verdi:
"Geçiyordum. Kalabalığı gördüm, uğradım."
Gazeteci Vedat Yenerer, ev ve işyerinde ele geçirilen top, havan ve bomba
kovanlarıyla ilgili, "Gazeteci olarak görev yaptığım dönemde değişik savaş
bölgelerinden getirdim. Çiçek koyduğum ve dekor amaçlı bulundurduğum boş top,
havan ve bomba kovanlarını işyerinde gören polisler 'altın bulmuş gibi'
sevindi." dedi. Bir başka sanık Mehmet Zekeriya Öztürk, savcının "Şemdinli
davası ile ilgili gizli istihbarat bilgileri poliste bile yok. Polise gelmeyen
bilgi size nasıl geliyor?" sorusuna şöyle cevap veriyordu: "Bu sorunuza ben de
katılıyorum, tabii niye bana geliyor? Bu bana sorulacak soru değil."
Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol ise Noel Baba Vakfı Türkiye
temsilcisi Muammer Karabulut'un basın açıklamalarını örgütte ast-üst ilişkisi
kapsamında dikte ettirdiği iddiasına, "Muammer Bey'in beyni çok hızlı çalışır,
eli yetişmiyor. Cümle düşüklüğü oluyor. Bana okuyor, ben de redakte ediyorum."
şeklinde cevap verdi. Ümit Oğuztan da savcıların, "Hazırladığınız Susurluk
raporunda Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılması ve Ömer Lütfi Topal cinayetiyle
ilgili polisin ulaşamadığı ciddi delil var. Bunları nasıl öğrendiniz?" sorusuna,
2001 yılında gözaltına alındığında işkence gördüğünü, yaşadığı travma nedeniyle
daha önceki bazı olayları hatırlayamadığını söyleyerek cevapladı. Behiç Gürcihan
ise sanıklarla tanışıklığının sorulması üzerine ABD Başkanı Bush'u bile
tanıdığını anlattı. (Uğur Sağındık, Büşra Erdal, Zaman, 4 Ocak 2009)
(04 Ocak 2009) |
|
 JİTEM yok diyenlere
bir resmi belge daha!
İşte JİTEM tetikçilerinin memuriyet belgesi. Diyarbakır'da görülen JİTEM davasında savcı, yargılanan PKK
itirafçılarının JİTEM personeli olduklarını ve JİTEM'in de Jandarma
İstihbaratı'na bağlı bir birim olduğunu Jandarma'dan gelen yazıyla belirtti.
Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi, savcının esas hakkındaki mütalaası
doğrultusunda görevsizlik kararı vererek dosyayı 7. Kolordu Komutanlığı
Askerî Mahkemesi'ne gönderdi. Askerî mahkeme, sanıkların askerî personel
olup olmadıklarını Jandarma Genel Komutanlığı'na sordu. Jandarma,
mahkemeye gönderdiği 20 Ekim 2006 tarihli cevapta, cinayet ve bombalama
gibi çok sayıda suçtan yargılanan ve JİTEM elemanı olduğu iddia edilen 5
sanığın askerî personel olduğunu açıkladı. Jandarma Genel Komutanlığı
Personel Başkanı Tuğgeneral Vahdettin Bereceli imzalı belgede, Adil
Timurtaş ve Recep Tiril'in işçi, Ali Ozansoy, Abdulkadir Aygan ve Fethi
Çetin'in ise memur olarak Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı
bünyesinde çalıştıkları belirtildi. Sanıklar 1996 yılı öncesinde
işledikleri suçlardan yargılanıyor.
Ergenekon davasıyla birlikte tekrar alevlenen JİTEM tartışmalarında
teşkilatın varlığını yalanlayan açıklamalara tepki olarak peşpeşe
belgeler yayınlanmaya devam ediyor. JİTEM'i gösteren
iki adet resmi
bordro, yukarıda bahsi geçen belgede de memur olarak jandarmada
görev yaptığı belirtilen PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan tarafından
medyaya sunulmuştu.
(02 Ocak 2009) |
|
Ergenekoncu Ümit Sayın savunmasında
açıklar verdi
Terör örgütü Ergenekon üyesi olduğu gerekçesi ile yargılanan adli tıp
uzmanı Doç. Dr. Ümit Sayın, suçlamaları adeta kabul eder tarzda ilginç bir
savunma yaptı.
Sayın: "Kesinlikle askeri darbeye karşıyım. TSK'nın
AKP hükümetine müdahale etmesi Anayasal ve kanuni bir haktır"
Terör örgütü Ergenekon üyesi olduğu gerekçesi ile yargılanan adli tıp
uzmanı Doç. Dr. Ümit Sayın savunmasını yaptı. Ümit Sayın, AK Parti'nin
Anayasa'nın laiklik ilkesine karşı olduğunu bunun Anayasa Mahkemesi
kararı ile tescilli olduğunu söyledi. Sayın, "AK Parti'nin ülkeyi
açmazlara ve yeni sorunlara götüreceği aşikardır. Bu koşullarda TSK'nın
müdahale etmesi Anayasal ve kanuni bir haktır." dedi. Bugün savunmasını yapan tutuklu sanık Ümit Sayın ifadesine tutuksuz
yargılanma talebiyle başladı. Kaçma ve delilleri yoketme olasılığının
bulunmadığını belirten Sayın, "Atatürk ilke ve inkılaplarına gönülden
bağlı, Türk Anayasası'nı savunan, devletin ülkesi ve milleti ile
bölünmez bütünlüğünü korumaktan yana akademisyen ve bilim adamıyım.
Terör ve terör örgütlerine sonuna dek karşıyım. Ergenekon adı verilen ve
şu anda huzurda yargılanmama neden olan böyle bir örgüt olmadığı gibi
ben de böylesi bir örgüte üye değilim. Olmam da. Vatansever, demokrasiye
bağlı dünya görüşüm bahsi geçen örgüte hizmet etmeye engeldir." dedi.
Sayın: "Cep telefon numaraları üzerimde tespit edilen 16 sanık ile
samimi değilim" Sanıklardan birinin ya da bazılarının cep telefon numarasının üzerinde
bulunmasının suç sayılamayacağını ileri süren Sayın, yargılanan
sanıklarla samimi ilişki içerisinde olmadığını söyledi. Yargılanan
sanıklardan 16'sının ismini sayarak bu kişilerle bir iki görüşmesi ya da
mesaj, mail ilişkisi olduğunu, diğer sanıkları hiç tanımadığını ileri
sürdü. İddianamede açık ve gizli toplantılar düzenlendiği yolundaki
iddiaları reddeden Sayın, kendisinde bomba yapım planları bulunduğuna
ilişkin iddiaları da yalanladı.
Sayın: "Mail grubumuz KTB (Kemalist Türk Birliği) 'ndeki masonik yapımız ve masonik tören
düzenleme konulu yazışmalarımız o anlık hayal ve fantezilerdir"
İddianamede sıkça bahsedilen KTB'nin, kendisi ve Yusuf Ziya Günaydın
tarafından kurulan bir mail grubu olduğunu belirten Sayın, "KTB
bünyesinde atom bombası planları bulundurmak gibi bir fonksiyonu olmadı.
Sadece plutonyum bularak atom bombası yapmak mümkün değildir." diye
konuştu. İddianamede KTB'nin masonik tören düzenleyeceği, masonik yapısı
gibi birçok tanımlara yer verildiğine dikkat çeken Sayın, "Bunların
hepsi o anlık hayal ve fantezilerdir. Hiçbir zaman gerçekleşmemiştir,
zaten birkaç ay sonra pasif hale gelmiştir ve kapanmıştır." dedi.
Sayın: " 'Hablemit bir yıla kadar gidici', 'belki iyi olur', 'bir
solucan ayıklanır' gibi sözlerim günlük duygusal ve mantıksız laflardır"
"Habmit bir yıla kadar gidici", "belki iyi olur", "bir solucan
ayıklanır" gibi sözlerinin iddianameye konulduğunu belirten Sayın,
"Necip Hablemitoğlu ile bir ara aram bozulmuştu, daha sonra düzeldi. Bu
olumsuz sözler günlük duygusal ve mantıksız laflardır. Şimdi bu şekilde
hitap ettiğime pişmanım." dedi. Sayın, iddianamede darbe ile ilgili
sözler olarak tabir edilen sözlerinin, bir miting, toplantı ya da
konferansta söylenmediğini, iki kişi arasında söylenen sözler olduğunu
belirtip, "Halkı nasıl hükümete karşı isyana tahrik edebilir bunlar?"
diye sordu.
Sayın: "Adli Tıp çalışanlarını fişledim, bunlar üzerinden ülkeye yönelebilecek tehlike doğurucu
sonuçları, vatandaş sorumluluğu içerisinde vatanına bağlı her
öğretim üyesinin yapması gerektiği gibi birçok kişi ve kuruma
ispiyonladım"
Adli Tıp Enstitüsü ve Adli Tıp Uzmanları Derneği üzerinden ülkeye
yönelebilecek tehlike doğurucu sonuçları, vatandaş sorumluluğu
içerisinde birçok kişi ve kuruma bildirdiğini belirten Sayın, "Verdiğim
bilgiler veya iddianamedeki anlatımla 'kaydedilen kişisel veriler'
devletin istihbarat kurumlarının da ulaşabileceği açık bilgilerdir.
İllegal hiçbir özelliği yoktur. Bütün bunlar vatanına bağlı her öğretim
üyesinin yapması gereken işlemlerdir." şeklinde konuştu.
TSK ülke yönetimine müdahale edebilmeli
Ümit Sayın, telefon konuşmalarında bahsedilen darbenin, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin devleti "Koruma ve Kollama" kapsamındaki bir müdahalesi
olduğunu belirterek, "Anayasa'nın laiklik ilkesine karşı oldukları
Anayasa Mahkemesi kararı ile tescillidir. AK Parti'nin ülkeyi açmazlara
ve yeni sorunlara götüreceği aşikardır. Bu koşullarda TSK'nın müdahale
etmesi Anayasal ve Kanuni bir haktır." dedi.
Sayın, Kemal Alemdaroğlu ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak
da "Türk Silahlı Kuvvetleri ülkeyi kollama ve koruma görevini yapmazsa
ülkeye ihanet etmiş olacağı da varsayımsal olarak bir gerçekliktir.
Yalnız yorumlarımın tümünde ülkenin durumu hakkında o anki duygusallığa
ait bir abartı mevcuttur. Bizler AKP'nin Türkiye'yi şeriat benzeri,
anti-laik bir sisteme götürmek istediğini düşünüyoruz. Eğer bu gerçekse
askerin konuya müdahale etmesi gerekir. Çünkü laiklik Anayasa'nın
değiştirilemeyen ana ilkelerinden birisidir. Büyük Ortadoğu Projesi de
Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne aykırıdır. Özgür Kürdistan
fikirlerinin, federasyon fikirlerinin savunulması da bölünmez bütünlüğe
aykırıdır. Bu tehditler karşısında, TSK hiçbir şey yapmıyorsa, görevini
yapmıyor demektir. Bu durumda da 'Türkiye'yi satıyor' görünümüne
düşmektedir. Tabii ki TSK Güneydoğu'da kahramanca mücadele etmektedir.
Fakat ülkenin yönetimine de gerektiğinde müdahale edebilmelidir, çünkü
TSK bu devletin sigortasıdır." diye konuştu.
Ergenekon canavarı
İddianamede kendisine ilişkin iddiaları okurken şaşırdığını ifade eden
Sayın, "Çünkü böylesine darbe veya askeri müdahale heveslisi değilim.
Son yaşadıklarımdan sonra ise kesinlikle askeri darbeye karşıyım." dedi.
İddianamede "Asker ihanet etti." şeklinde yer alan sözlerinin hoşgörü
içerisinde kalması gerektiğini savunan Sayın, "TSK'dan ise hiçbir konuya
müdahil olma, taraf olma girişimi görülmemektedir. Aslında 27 Nisan
e-muhtırasında bazı görüşler dile getirilmiş ama daha sonra bu muhtıra
ile paralel, onun arkasında duran hiçbir eylem yapılmamıştır." şeklinde
konuştu. İddianamenin "Ergenekon paranoyası" olarak kaleme alındığını
savunan Sayın, "Savcılar bir Ergenekon canavarı yaratmışlar, her yerde
bu canavarı ortaya çıkarmaktadırlar. İddianame tamamen bir cadı avıdır."
dedi. Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a bir hakaret kastı olmadığını ileri süren
Sayın, "27 Nisan e-muhtırasından sonra, politik gelişmeler karşısında
hiçbir şey yapmaması eleştirilmektedir." diye konuştu.
Sayın, savunmasının sonuç bölümünde Ergenekon örgütünün dernek
başkanlarını, üyelerini ya da taraflarını tanımadığını söyledi.
Hakkındaki suçlamaları reddeden Sayın, tahliyesini talep etti. Ümit
Sayın'ın savunmasının ardından duruşmaya ara verildi. (Zaman,
30 Aralık 2008)
Ümit
Sayın, kendisinde ele geçirilen ve iddianame ekinde yeralan belgede
laiklik kisvesi altında Masonlara hizmet ettiğini iftiharla anlatıyordu!
Ergenekon sanıklarından Sayın, bir Mason üstadına yazdığı mektupta
Kemalist Türkbirlik Grubu'dan söz ediyor ve ekliyordu: Bu grup,
kitleleri sizlerin yönlendirmesine sunacaktır.
Ergenekon iddianamesinin 441 klasörlük delillerinden çıkan bir mektupta,
terör örgütü sanıklarından Doç. Dr. Ümit Sayın, laiklik, demokrasi ve
Atatürkçülüğü yıllardır maske olarak kullanarak Masonik yeminlere bağlı
kaldığını itiraf ediyordu. Ümit Sayın, Mason üstadı Cengiz Akıncı'ya
yazdığı mektupta Kemalist Türk Birliği (KTB) Grubu çalışmalarını etkin
olarak başlattıkları haberini veriyor, "Bu grup, sol ve milli içerikli
tüm hareketlerin arka kapılarını kardeş camiamıza açacak ve kitleleri
sizlerin akıl ve hikmet dolu yönlendirmesine sunacaktır" diyor.
Gayrı muntazam değilim
Söz konusu belge 338'inci klasörün 438'inci sayfasına yer aldı.
Ergenekon zanlısı Doç. Dr. Ümit Sayın, 2000'te Amerika'da Wisconsin
Üniversitesi Nöroloji Departmanı'nda bilimsel çalışma yaptığı sıralarda,
Mason üstadı Cengiz Akıncı'ya yazdığı mektupta ilginç itiraflarda
bulundu. Mektubunda 94 Nolu Dostluk Muh. Locası'na kayıtlı olduğunu
belirten Sayın, düzenli ödediği halde aidatının kayıt düşülmemesinden
şikayet ediyor: "1999 aidatımı ödediğim halde gayr-ı muntazam ilan
edildiğimi öğrendim. Bu konuda bana hiçbir haber verilmemiştir,
sekreterliğinize yazdığım mektup ise ilişiktedir."
Devrim, sosyalizm, Atatürkçülük
Sayın mektubunda Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası
sekreterliğinden şikayetini Akıncı'ya iletirken Atatürkçülük, laiklik ve
demokrasi maskesinin altına gizlenerek Masonluk yaptığını da itiraf
ediyor: “Türkiye, İngiltere, Hollanda ve Amerika'da masonik çalışmalarda
bulunmuş bir kardeşiniz ve akılcılık, bilim, laiklik, demokrasi, devrim,
sosyalizm ve Atatürkçülük şemsiyeleri altında yıllardır Masonik
yeminlere bağlı biçimde hizmet vermekteyim." Sayın, locaya bağlılığına
Harun Yahya (Adnan Oktar) ve Bilim Araştırma Vakfı'na karşı yaptığı
mücadeleyi delil gösteriyor.
Kemalist Demokrat Türk Birlik
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan İstanbul Üniversitesi
Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Sayın'ın kuruculuğunu üstlendiği Kemalist
Türkbirlik Grubu'un tüzüğüne göre öncelikle bütün sol Kemalistlerin bir
araya getirilmesi için bir internet ağının kurulması hedefleniyor.
Kemalist Türkbirlik Grubu'nun tüzüğünde savaşılacak gruplar şöyle
özetleniyor: "Radikal dinci gruplar, MHP çizgisinde, ülkücü veya faşist
yapılanmalar, Marksist-Leninist- Maoist çizgideki sol yapılanmalar. Bu
yapılanmalar Kemalist çizgide oldukları sürece dostumuzdurlar. Ama PKK,
Dev-Sol, TİKKO, Dev-Yol gibi, silahlı eylem ve Türkiye Cumhuriyeti'nin
parçalanması amacını güden TSK'ya saldıran kişiler, kurum ve örgütler,
Kuzey Irak'ta veya Türkiye'de bir Kürt Devleti kurulmasını savunan tüm
kuruluşlar, gruplar ve örgütler."
KTB için beşgen masonik tören
Kemalist devrimi tamamlamak üzere kurulan KTB toplantıları için Masonik
törenler planlamış. Beşgen yapı içinde 7 dereceli olarak tasarlanan
sistemde bilgi akışı, e-mail yoluyla sağlanacaktı. Ele geçirilen raporda
en çarpıcı detaysa, ordunun KTB' ye iletmesi için bazı bilgileri Necip
Hablemitoğlu'na vermesi.
2 Mum 1 Hançer
KTB' ye giriş, masada bulunan 1 hançer 2 mum eşliğinde masonik bir
törenle gerçekleştirilecek. Xyz adlı kişinin Ümit Sayın olduğu iddia
edilen görüşmelerde şunlar yer alıyor.
xyz: bahsettiğim törensellikte şu öğeler var
xyz: bir kez sayı beş kişi, yani herkesin evinde beş kişi bir araya
gelir, buna beşgen diyelim
xyz: bir çeşit loca veya hücre
xyz: her derecenin töreni ayrı
xyz: bir kişi kapının önünde oturuyor, koruyucu ve kayıtları tutuyor
Beyin yıkamak
xyz: ortada bir masa var
Yavuz: evet
xyz: masanın üzerinde Türk bayrağı, KTB anayasası, Atatürk'ün resmi, iki
mum ve bir hançer
xyz: hepsi sembolik anlamları açıklanacak
xyz: kişiler kuzey, güney, doğu, batı doğrultusunda oturuyorlar
xyz: ve tören başlıyor
xyz: birinci derece törenin metnini sizlere göndereceğim, Masonik veya
diğer mistik öğeler var ama bu sadece beyin yıkamak ve insanları ortama
hazırlamak ve disiplin için. (Bugün,
14 Ağustos 2008)
"Hablemitoğlu
öldürülmeli çünkü.."
Tutuklu Ümit Sayın'ın MSN kayıtlarında Hablemitoğlu cinayeti ile
ilgili bilgiler çıkmıştı
Geçtiğimiz 26 Şubat'ta tutuklanarak cezaevine gönderilen İstanbul
Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ümit Sayın'ın, öldürülen Necip
Hablemitoğlu için söylediği 'Bir yıla kadar gidici. Tamamen bizim
tarihimizden silinmeli' ifadeleri, Ergenekon iddianamesinde önemli bir
yer tuttu. Ümit Sayın'ın bilgisayarındaki, silinen chat kayıtları
bölümünde 18 Aralık 2002 tarihinde uğradığı suikastta öldürülen Doç. Dr.
Necip Hablemitoğlu'nun örgütte sevilmediği ve 'öldürülmesi gerektiğine'
ilişkin ibareler bulunuyor. Savcılar, 262 üyesi bulunan ulusalcıların
Yahoo mail grubu Kemalist Türk Birliği'ne (KTB) üye olan Ümit Sayın ve
diğer bazı kişilerin maillerini, iddianamede Hablemitoğlu cinayetinin
anlatıldığı bölüme aktardı.
Çok yönlü oynuyor
XYZ adını kullanan Ümit Sayın ile Radkem adını kullanan Yusuf Rıza
Günaydın'ın 1 Nisan 2002 tarihinde yaptıkları diyalog iddianamede şu
şekilde geçiyor:
XYZ: KTB'nin etkileri büyük oldu. Necip çok salyangoz ve yumuşakça
konuşması yaptı.
Radkem: O halde Hablemit'le de tüm ilişkiyi kesmek gerekiyor.
XYZ: İlişkiyi kesmek akıllıca değil, adama hiç güvenemedik. Mason olma
ihtimali çok yüksek. Hablemit her yana oynayan bir etki ajanı. Belki de
gerçekten Fethullah'tan para sızdırmak isteyen bir palavracı. Belki de
sızdırdı. Genkur (Genelkurmay) bunun mutlaka farkına vardı. Habmit
tamamen bizim tarihimizden silinmek zorunda. Farklı gruplarla oynayarak
farklı güçler ve çıkarlar sağlıyor. Bunun Tantan da , Kemal Alemdaroğlu
da farkında. Habmit kötü durumda. Yakında içeri alınabilir. KTB'den
destek kaybettiğini anladı. Ayrıca korg ve 23'e güvenemeyeceğini de
anladı. Habmit korkuyor çünkü arkasında ne MİT, ne Genkur ne de Emniyet
var. Şu anda listede birinci adam. Habmit gidici, bir yıla kadar. Belki
de iyi olur.
Radkem: Gitsin bence de.
38 yıl hapis isteniyor
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Ümit Sayın'ın, silahı terör örgütüne
üye olmak, Halkı T.C. hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek ve
hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek suçlarından 38 yıla
kadar hapsi isteniyor. 2000 yılında Ali Rıza Günaydın tarafından kurulan
ve 262 üyesi bulunan Yahoo mail grubu Kemalist Türk Birliği'nin üyeleri
arasında, öldürülen Necip Hablemitoğlu ve Ümit Sayın da bulunuyordu.
'Yarın darbe olacak bizi kurtaracaklar'
İddianamenin 40 numaralı sanığı olan, Ergenekon terör örgütüne üye olmak
ve Halkı T.C. hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek suçlarından
30 yıla kadar hapsi istenen emekli astsubay Orhan Tunç'un, 'Ümit Sayın
ile sık sık telefonda görüşen Orhan Tunç, 'Ümit Sayın sürekli içip içip
beni arardı. En son gözaltına alındıktan sonra beni aradı, 'Yarın darbe
olacak, bizi kurtaracaklar' dedi. Ümit Sayın emekli Tümgeneral Reha
Taşkesen ile görüşürdü' ifadesi de iddianamede yer aldı. (Yeni
Şafak, 30 Temmuz 2008)
Üzeyir
Garih'in katili yener Yermez'in Ümit Sayın'ı zorda bırakan çarpıcı
itiraflarıyla Garih dosyası tekrar açıldı. Sayın sorgulanacak!
İşadamı Üzeyir Garih’in 2001’de Eyüp Sultan Mezarlığı’nda öldürülmesiyle
ilgili dava birçok karanlık noktayla birlikte Yener Yermez’in müebbet
hapis cezasına çarptırılmasıyla bitmişti. Garih cinayeti yıllar sonra
geçen yıl başlatılan Ergenekon soruşturmasıyla tekrar gündeme geldi.
Adli Tıp uzmanı İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Ümit Sayın’ın
bilgisayarlarında Garih cinayeti dosyasıyla ilgili geniş bir arşiv ele
geçirildi. Üzeyir Garih cinayetinden hapis yatan Yener Yermez,
Yeni Şafak'a gönderdiği mektupta şok itiraflarda bulundu. Adli Tıp
Kurumu'na sevkedildiği sırada o dönem kurumda görevli olan Ergenekon
davasının sanıklarından Doç. Dr. Ümit Sayın'ın odasına gelerek
kendisiyle konuştuğunu anlatan Yener Yermez, Sayın’ın kendisine
‘cinayeti dini amaçlarla işlediğini söylemesi’ yönünde telkinde
bulunduğunu öne sürmüş ve iddialarına devam ederek, "Dr. Ümit Sayın
odaya gelerek bana cinayeti başka bir yöne çekmemi isteyen Meral'i bulup
mahkemeye getirebileceğini söylemiş ancak iki gün sonra telaşlı bir
şekilde gelip 'Yener, gerekli kişilerle görüştüm ancak şu an itibariyle
ifadeni değiştirmeni istemiyorlar' demiştir. Ümit Sayın'ın Meral'i
tanıması, Adli Tıp'ta görevli olması, görüştüğü kişilerin taleplerini
bana bildirmesi, ifademi başka bir yöne çekmemi istemesi ve sonradan
vazgeçmeleri tüm bunları yapan kişinin Garih cinayetiyle ilgili bir çok
cevapsız sorunun cevabını bildiğini göstermektedir' dedi.
Ergenekon terör örgütü sanığı Ümit Sayın'a ait bazı adreslerde 4 Mart
2008'de yapılan aramalarda işadamı Üzeyir Garih cinayetine ilişkin
belgelerin yanı sıra kan örnekleri, DNA testleri ve otopsi raporu gibi
dokümanlar ele geçirilmişti. Üzeyir Garih cinayetinde kullanılan
delillerden 118. No'lu belge, soruşturma sırasında kaybolmuş, bu belge,
Ergenekon Operasyonu kapsamında tutuklanan, Adli Tıp Farmakoloji uzmanı
Doç. Dr. Ümit Sayın'ın bürosundan çıkmıştı.
(30 Aralık 2008) |
|
Devleti yargılayacak bir mahkeme kurulmadı
şimdiye kadar dünyada!
'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım'ın da sanık olduğu JİTEM davası için
iki yıldır mahkeme bulunamıyor..
‘ Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da sanık olduğu ve sekiz kişinin
öldürülmesiyle ilgili JİTEM davasına hangi mahkemede bakılacağına, iki
yıldır karar verilemedi.
Diyarbakır’da kendilerini polis olarak tanıtarak 8 kişiyi kaçırıp
sorguladıktan sonra işkence ederek öldürdükleri gerekçesiyle haklarında
dava açılan ve aralarında Susurluk’un kilit adamı olan “Yeşil” kod adlı
Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğu, 8 sanıklı “JİTEM dosyası” 2 yıldan beri
3 mahkeme arasında gidip geliyor.
Son olarak “Ağır Ceza Mahkemesi yetkilidir” kararından sonra dosya, bu
kez de “Özel yetkili ağır ceza mahkemesi mi, yoksa normal ağır ceza mı
yetkili?” sorusuyla tekrar Ankara’daki uyuşmazlık mahkemesine
gönderildi.
Diyarbakır’da 1992-94 yılları arasında kapatılan HEP’in Muş İl Örgütü
üyesi Harbi Arman ile Servet Aslan, Şahabettin Latifeci, Ahmet Ceylan,
Abdulkadir Çelikbilek, Mehmet Sıddık Etyemez, Lokman ve Zana Zuğurli
adlı kardeşler kaçırılarak sorguladıktan sonra işkence ederek öldürüldü.
Dosya gitti, dosya geldi
Cinayetlerin talimatını vermekle suçlanan Jandarma İstihbarat Gruplar
Komutanı emekli Binbaşı Abdulkerim Kırca, “Yeşil” kod adlı Mahmut
Yıldırım, PKK itirafçıları Fethi Çetin, Kemal Emlük, eşi Saniye Emlük,
Muhsin Gül, OYAK üyesi ve Musa Anter cinayeti zanlısı Abdulkadir Aygan,
uzman Çavuş Uğur Yüksel ile ilgili dava önce Diyarbakır 2. Ağır Ceza
Mahkemesi’nde ele alındı.
Dosya, sanıkların suç tarihinde asker kişiler olması nedeniyle 7.
Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderildi. Bir yıl yargılama
yapan Askeri Mahkeme daha sonra “görevsizlik” kararı verip dosyayı
tekrar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.
Dosya, yargılama yetkisinin hangi mahkemede olduğunun belirlenmesi için
Ankara’daki uyuşmazlık mahkemesine gönderildi. Uyuşmazlık mahkemesi,
yetkinin Ağır Ceza Mahkemesi’nde olduğuna karar verip dosyayı 2. Ağır
Ceza Mahkemesi’ne iade etti.
2. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı bu kezde olayın çete suçu olduğu
gerekçesiyle, DGM’lerin yerine kurulan özel yetkili Ağır Ceza
Mahkemesi’ne gönderdi.
Özel yetkili mahkeme de dosyayı tekrar Ankara uyuşmazlık mahkemesine
gönderdi.
(29 Aralık 2008)
|
|
Bir dokun bin ah işit! Ergenekon soruşturmasında her gün yeni bir gelişme
Davanın giderek büyümesinden cesaret alan tanık ve mağdurlar konuşmaya devam ediyor. Onlar konuştukça dava büyüyor. 1) Eski Jitemci Abdulkadir Aygan, resmi belge JİTEM bordrosundan
sonra Güneydoğu'daki bazı ölüm kuyularının
tam yerlerini de açıkladı. 2) İfadeleriyle Türkiye’nin en büyük
hayali ihracat operasyonu ‘Balina Operasyonu’nun başlamasına sebep olan
eski Mali Müşavir Abdurrahman Yakupreisoğlu, Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’e gönderdiği mektupta Ergenekon’un kilit isimlerinden Sedat Peker,
Adil Serdar Saçan ve Tuncay Özkan aleyhine ifade vermemesi için Beyoğlu
Cumhuriyet Savcısı Mustafa Erol tarafından tehdit edildiğini öne sürdü.
Savcı'dan şok Ergenekon tehdidi
İfadeleriyle Balina Operasyonu’nun kapısını aralayan Abdurrahman Yakupreisoğlu, Adalet Bakanı Şahin’e şok bir mektup yazdı:
Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Erol, Sedat Peker, Adil Serdar
Saçan ve Tuncay Özkan aleyhine ifade vermemem için beni tehdit etti.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e yazılan bir ihbar mektubu Ergenekon
davasına yeni bir boyut kazandırdı. İfadeleriyle Türkiye’nin en büyük
hayali ihracat operasyonu ‘Balina Operasyonu’nun başlamasına sebep olan
eski Mali Müşavir Abdurrahman Yakupreisoğlu, Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’e gönderdiği mektupta Ergenekon’un kilit isimleri aleyhine ifade
vermemesi için Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından tehdit edildiğini
öne sürdü.
Yakupreisoğlu, Savcı Mustafa Erol'un Sedat Peker, Adil Serdar Saçan ve
Tuncay Özkan aleyhine ifade vermemesi için tehdit edildiği iddiasını
ortaya attı. Ergenekon mağduruyum Halen ‘Suç işlemek amacıyla örgüt
kurmak’ suçundan Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan
Yakupreisoğlu, ‘Ergenekon mağduru’ sıfatıyla Şahin’e 10 sayfalık mektup
yazdı. Mektubuna ‘Sayın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e’ ifadesiyle
başlayan Yakupreisoğlu, Şubat 2008’de yaşadığı tehdit olayını detaylı
bir şekilde anlattı.
İddiaya göre İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürlüğü’nde görevli
Murat Sarıkaya, ev telefonundan Yakupreisoğlu’nu arayarak İstanbul
Conrad Otel’e çağırdı. Saat 19.30 sularında otele giden eski mali
müşavirciyi, Murat Sarıkaya karşıladı. Eski DGM ve şimdiki Beyoğlu
Cumhuriyet Savcısı Mustafa Erol ile bir yüzbaşının bir arada oturduğu
lobiye gittiler. Savcı Erol, “Adil Serdar Saçan aleyhine ifade verme,
verirsen başına gelecekleri sen bilirsin’ tehdidinde bulundu. Murat
Sarıkaya ise ‘Sen yaşanacakları bilirsin’ ifadesini kullandı. Saçan
tarafından İzmir’deki ifadesi yüzünden işkence gördüğünü ileri süren
Yakupreisoğlu, “Her iki el bileğimdeki işkence izlerini gösterdim. Benim
yerimde siz olsaydınız ne yapardınız, ben de onu yapacağım’ diyerek
otelden ayrıldı. 8 aydır ifade veremedim Yakupreioğlu, mektubunda,
“29.04.2008’den beri Ergenekon terör örgütü, Saçan adına susturulmam
amacıyla Mali Şube Amiri Murat Sarıkaya’nın Savcı Mustafa Erol’la
düzenlediği atfi cürümlerle tutuklattırıldım. 8 aydır ifadem sorgum
yapılmadan F tipinde 20 metrekarelik hücrede bedel ödetiyorlar”
ifadelerini kullandı. Yakupreisoğlu, Saçan ile Erol, 2002’de İstanbul
DGM savcısı iken 5. DGM’nin 2002/139E numaralı davası ile menfaat
ilişkisinin olduğunu ileri sürerken, Sarıkaya’nın da Saçan’ın adamı
olduğunu iddia etti.
Mektupta ‘İddialarımı belgeledim’ dedi
2001’de hayali ihracattan yakayı ele veren Mali Müşavir Abdurrahman
Yakupreisoğlu’nun, İzmir eski DGM Savcısı Cevdet Ulu’ya verdiği ifade
ile Türkiye’nin en büyük hayali ihracat operasyonu olan Balina
Operasyonu’nun düğmesine basıldı. Yakupreisoğlu, ifadesinde eski
Başbakan Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz’ı hayali ihracatın içinde
göstermekle kalmayıp, İstanbul’daki hayali ihracatı koruyanların Veli
Küçük ile Sedat Peker’in olduğunu ortaya atmıştı. O dönemde Tuncay Özkan
da olayı ‘Komplo’ başlığıyla Milliyet’in manşetine taşımıştı.
Yakupreisoğlu, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e, verdiği ifadeler
hakkında soruşturmanın gizli olduğu gerekçesiyle ayrıntı vermezken,
Şahin’e yazdığı mektupta şunları söyledi: “27.10.2008 günü Savcı
Zekeriya Öz’e anlattım. Davacı oldum. Belgeleriyle, kayıtlarıyla
2001’den beri Saçan, Özkan ve Peker arasındaki ilişkileri belgeleriyle
kayıtlarıyla ortaya koydum.” (Bugün, 27 Aralık 2008)
Ölüm
kuyuları’nın krokisi Google'da
PKK itirafçısı ve JİTEM üyesi Abdülkadir Aygan ‘ölüm kuyuları’yla
ilgili kan donduran bilgiler verdi. Aygan, adres ve isim vererek
1990’larda öldürülenlerden bazılarının nerelere gömüldüğünü açıkladı.
Star’ın gündeme getirdiği ve Ergenekon sanıkları tarafından faili meçhul
cinayetlerde kullanıldığı iddia edilen ‘ölüm kuyuları’nı soruşturmak
için harekete geçen savcılara, eski JİTEM’cilerden adrese teslim ‘nokta’
bilgiler geldi. Eski JİTEM’ci Abdülkadir Aygan, kimin, nerede ve nasıl
öldürüldüğünü, sonra hangi kuyuya atıldığını ‘adres vererek’
star’a
anlattı.
Mardin’in Kızıltepe ilçesi Katarlı Köyü’nde üzeri betonla kapalı kuyunun
açılması sırasında 2 ceset bulunması, 1993-1996 yılları arasında silahlı
kişiler tarafından kaçırılan ya da ortadan kaybolan 17 kayıp yakınını ve
bölge savcısını harekete geçirdi.
TUNCAY GÜNEY ANLATMIŞTI
Verdiği bilgilerle Ergenekon soruşturmasına yön vere Tuncay Güney de
Silopi’deki BOTAŞ tesislerinde bulunan kuyulara çok sayıda insanın
öldürülerek atıldığını iddia etmişti. Söz konusu iddiaların yaşandığı
dönemde Kızıltepe Jandarma Komutanı olan JİTEM’ci emekli Albay Atilla
Uğur’un Ergenekon soruşturmasından tutuklanması Ergenekon’un ölüm
kuyuları mı var sorularını gündeme getirmişti. Bölge savcıları faili
meçhul cinayetleri ve kuyuların Ergenekon terör örgütüyle bağlantılarını
araştırırken, İsveç’te yaşayan ve eski JİTEM’ci olarak tanınan
Abdülkadir Aygan’dan şok açıklamalar geldi.
İŞTE KUYULARIN ADRESİ
EMEKLİ Tuğgeneral Veli Küçük’ün ‘JİTEM yok’ açıklamasına tepki
göstererek ‘Hayır JİTEM var, bu da benim JİTEM’den aldığım maaşın
bordrosu’ diyen Aygan, Cem Ersever’in kirli ilişkilerini deşifre
etmemesi için Küçük tarafından öldürüldüğünü savunuyor. Aygan, harita
üzerinde, Ergenekon sanıklarının görev yaptığı dönemdeki işlenen faili
meçhul cinayetleri ve ölüm kuyularını da şu şekilde tarif ediyor:
Devegeçidi Köprüsü altında nakliyatçı bir şahıs infaz edildi. İnfazı,
Kemal Emluk tabancayla gerçekleştirdi. Diğer fotoğrafta Silopi’nin
Kortik Köyü’nden alınıp infaz edilen Hasan adlı şahsın cesedinin
atıldığı yer görülüyor. Diyarbakır’dan Elazığ’a giderken, Hazar Gölü’nün
işaretli noktasına ceset bir çuval içerisinde atılmıştı. HELİN ŞAHİN
TBMM’nin de gündeminde
DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Ergenekon’la ilgili önemli bilgi ve
belgelerin ellerinde olduğunu Meclis kürsüsünden açıkladı. Sakık,
Ergenekon’dan tutuklu Atilla Uğur’un görev yaptığı dönemde ortaya çıkan
ceset kuyularının bulunduğunu söyledi. Sakık bazı vekillerin teşvikiyle
sorunun parlamentoda tartışılmasını sağlayacaklarını belirterek ‘Eğer ön
yargılarımızdan sıyrılırsak bütün sorunları aşarız’ dedi.
(27 Aralık 2008)
|
|
  Savcı
Öz, Garih cinayeti dosyasını açıyor
Ergenekon savcısı Öz, 7 yıl önce öldürülen Garih'le ilgili dosyayı
yeniden oluşturuyor. Adalet Bakanlığı'nın kuracağı komisyon, cinayet
hükümlüsü Yener Yermez'i cezaevinde sorgulayacak..
2001 yılının ağustos ayında gizemli bir cinayete kurban giden Musevi
işadamı Üzeyir Garih'le ilgili dosya yeniden açılıyor.
Sabah'ın edindiği bilgiye göre, Ergenekon davası savcılarından
Zekeriya Öz, dün dosyanın yeniden oluşturulması için harekete geçti. Bu
doğrultuda Adalet Bakanlığı, Garih cinayetiyle ilgili bir komisyon
kuracak. Komisyon, müebbet hapse çarptırılan Üzeyir Garih suikastı
hükümlüsü Yener Yermez'i, cezasını çektiği Kırıkkale F Tipi Cezaevi'nde
sorgulayacak. Komisyon, yeni bir Adli Tıp dosyası oluşturacak, Üzeyir
Garih'in mezarını açıp kemiklerini inceleyerek, cinayete Yermez'den
başka birinin de katılıp katılmadığını tespit edecek. Komisyon ayrıca,
cinayet bıçağının yeni bir kriminal incelemeye tabi tutulmasını
sağlayacak. 2001 yılında Adli Tıp Enstitüsü'nde görev yapan ve Yermez'e,
"İlgili kişilerle görüştüm, ifadeni değiştirmeni istemiyorlar" dediği
ileri sürülen Ergenekon sanığı Ümit Sayın ve cinayetin bütün tanıkları
yeniden sorgulanacak. Komisyon, Yermez'in askerliğini yaptığı Hasdal
Kışlası'yla ilgili bilgileri de Genelkurmay Başkanlığı'ndan isteyecek.
Kameralı
sorgu
Savcı Öz'ün dün Adalet Bakanlığı'na bir yazı yazarak, Yener Yermez'in
itirafları doğrultusunda, Ergenekon davası kapsamında Garih cinayeti
dosyasını yeniden açacağı öğrenildi. Öz'ün ayrıca, Adalet Bakanlığı Ceza
ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'ne de bir yazı yazarak, Kırıkkale F
Tipi Cezaevi'nde yatan Yermez'i komisyon önünde kameralı olarak
sorgulamak istediklerini belirttiği de öğrenildi. Adli Tıp Kurumu
Başkanlığı'ndan Garih cinayetiyle ilgili tüm belgelerin birer
fotokopisini isteyen Öz, ayrıca Ümit Sayın'ın Adli Tıp'ta hangi tarihler
arasında, hangi görevle bulunduğunun bildirilmesini talep etti. Öz,
Ergenekon davasına bakan mahkemeye de Sayın'ın adliyede ifadesinin
alınması için başvurdu. Öz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar
Müdürlüğü'nden Garih'in mezarıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş
Şubesi Cinayet Büro Amirliği'nden de Garih cinayetiyle ilgili tüm bilgi
ve belgeleri talep etti. Öz ayrıca, polise Garih cinayetiyle ilgili yeni
bir rapor hazırlaması talimatını verdi.
Ergenekon şüphesi
Yeni Şafak gazetesi yazarı Fehmi Koru'ya cezaevinden gönderdiği mektupta
Garih cinayetini 1.5 milyon dolar karşılığında üstlendiğini itiraf eden
Yermez'in komisyona vereceği ifadelerle, cinayette Ergenekon örgütünün
rolünün açığa çıkması bekleniyor. Üzeyir Garih, 25 Ağustos 2001'de Küçük
Hüseyin Efendi'nin mezarını ziyaret ettikten sonra, arabasına binerken,
bir hayat kadınıyla ilişkiye girmek üzere Eyüp Mezarlığı'nda bulunan
Yener Yermez tarafından bıçaklanarak öldürülmüştü. Yermez'in gecikmiş
itiraflarının, Garih'in "Ergenekon'a finans desteği sağlamaktan
vazgeçtiği için öldürüldüğü" iddiaları gözönüne alınarak inceleneceği
belirtiliyor. Adalet Bakanlığı nezdinde kurulacak Garih Komisyonu'nun bu
amaçla Alaton'un ve Garih ailesinin de ifadesine başvurabilecek. Garih
cinayetinde Ergenekon şüphesi doğuran bir diğer önemli bilgi, Ergenekon
sanığı emekli albay Fikri Karadağ'ın, Yermez'in askerliğini yaptığı
Hasdal Kışlası'nda Mekanize Alay Komutanı olarak bulunmuş olması.
Karadağ'ın Hasdal'da görevli olduğuna ilişkin belge, Ergenekon
iddianamesinin eklerinde çıkmıştı. Komisyon, Hasdal bağlantısını da
Genelkurmay Başkanlığı'ndan istenecek belgelerle çözmeyi amaçlıyor.
Hasdal Kışlası, daha önce de bir diğer Ergenekon sanığı, sahte Yeşil
namıyla bilinen Osman Gürbüz'le ilişkili olduğu ortaya çıkan emekli
tuğgeneral Habil Küçük'ün adıyla gündeme gelmişti. Habil Küçük de,
PKK'nın, o zamanki Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'e zehirli suikast
girişiminde bulunduğu dönemde, tıpkı Karadağ gibi Hasdal'da Mekanize
Alay Komutanı idi. Ergenekon tutuklusu Oktay Yıldırım Garih cinayeti
işlendiğinde Hasdal Kışlası'nda astsubaydı.
Azerbeyacan'daki darbe girişimine finans desteğini kestiği için
öldürülmüş olamaz
İddialara göre Üzeyir Garih, Ergenekon'un Azerbaycan'da yapmaya
çalıştığı darbeye finans desteği sağlamayı reddettiği için, Veli Küçük
grubunun emriyle öldürüldü. 1995'in mart ayında Azerbaycan'daki darbe
girişiminde Küçük'ün değil, dönemin Başbakan'ı Tansu Çiller'e
yakınlığıyla bilinen bazı MİT yetkilileriyle, Abdullah Çatlı grubunun
rol aldığı biliniyor. Garih'in bu olaydan altı yıl sonra,
Azerbaycan'daki darbe girişimiyle ilgili bir anlaşmazlık yüzünden
öldürülmüş olması düşük bir ihtimal olarak değerlendiriliyor. (Sabah, 26
Aralık 2008)
(26 Aralık 2008) |
|
Ergenekoncu Karadağ kritik yerlerde boy
gösteriyor
33 şehidin verildiği yere giden ilk isim her şeyi açıklıyor. PKK’ya
affın gündeme geldiği MGK toplantısının ardından Bingöl'de 33 Mehmetçik
şehit düştü. Olay yerine ilk giden dönemin subayı, şimdinin Ergenekon
sanığı Fikri Karadağ oldu. Fikri Karadağ'ın tesadüfen(!) bulunduğu diğer
bir kritik yer de Üzeyir Garih cinayetini işleyen Yener Yermez'le aynı
dönemde bulunduğu İstanbul Hasdal Kışlası
idi.
Ergenekon operasyonuyla birlikte geçmişteki karanlık ilişkiler ağı bir
bir ortaya çıkmaya başladı
Silahsız 33 erin 1993 yılında, Bingöl'de Şemdin Sakık liderliğindeki
yolu kesen PKK'lılarca şehit edilmesi tüm Türkiye'yi acıya boğdu.
Silahsız ve savunmasız bir şekilde yola çıkarılan 33 er adeta ölüme
gönderilmişti. PKK'nın ateşkes ilan ettiği ve genel afla terörün
bitirilmek üzere olduğu bir anda yaşanan bu olayın acısı yüreklerdeki
tazeliğini korurken, Ergenekon operasyonuyla birlikte geçmişteki
karanlık ilişkiler ağı bir bir ortaya çıkmaya başladı. Ergenekon
Savcılarının Ergenekon tutuklusu emekli askerlerin ne zaman, nerede ve
hangi görevlerini sorduğu Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen cevap,
emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ'ın 33 erin şehit edildiği 24 Mayıs
1993'te, Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı İstihbarat ve İstihbarata Karşı
Koyma (İKK) Şube Müdürlüğü'nde görevli olduğu belirtildi.
Ergenekon-PKK ilişkisi
Ayrıca olayı araştıran dönemin Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askeri
Savcısı Hakim Binbaşı İnayet Taş'ın tespitleriyle "ölüme gönderilen" 33
erin şehit edilmesi olayının gerçekleştiği noktaya ilk ulaşan subayın da
Mehmet Fikri Karadağ olduğu belirtiliyor. 1993 yılında PKK'nın ateşkes
ilan ettiği ve genel afla terörün bitirilmek üzere olduğu bir anda
meydana gelen Bingöl'de 33 erin şehit edilmesi olayı, Ergenekon-PKK
ilişkisindeki en önemli kanıt olarak gösteriliyor. Yazar Ümit Fırat, 33
erin şehit edilmesi olayını, çözüm istemeyen derin devletin PKK'ya
istihbarat vererek yaptırdığını söylemişti.
Öcalan’la pazarlık yapılıyordu
Taraf gazetesine verdiği mülakatta Fırat, şu görüşleri dile getirmişti:
“Bir barış ortamı doğabilecekti. Öcalan’la pazarlıklar yapılıyordu. Ama
olmadı. Aynı gün Bingöl’de 33 er kurşuna dizildi. Çünkü PKK’lı bir time
bir takım istihbaratlar verildi. Dezenformasyon yapıldı. Gittiler, o
askerleri öldürdüler ve o günden sonra bir daha öyle bir af projesi
bakanlar kurulunun gündemine gelmedi.”
Eskortsuz yola çıktılar
Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcısı Hakim Binbaşı İnayet
Taş'ın, 33 erin şehit edilmesiyle ilgili hazırladığı iddianamede
ihmaller zincirinin Malatya'da başladığı vurgulanıyordu. Diyarbakır
Jandarma Asayiş Komutanlığı'nın Bingöl ve Elazığ İl Jandarma
komutanlıklarına gönderdiği, "8 Eylül 1992 gün ve PER: 71/30-
15-92/1183" sayılı mesajında her türlü güvenlik önleminin alınarak
askerlerin sevkinin istenmesine rağmen, o gün, Malatya İl Jandarma
Komutanlığı'ndan toplam 582 jandarma eri Bingöl İl Jandarma
Komutanlığı'na konvoy meydana getirilmeden, eskort nezaretinde
olmaksızın ve araçların içine silahlı askerler bindirilmeksizin sevk
edildi.
Teröristlerin yol keseceği biliniyordu
Savcı Taş, iddianamede 33 erin şehit edildiği PKK eylemi için "Böyle bir
olayın yaşanacağını herkes biliyor" tespitini yapmıştı. PKK'nın
Elazığ-Bingöl karayolunu keseceğine dair olaydan 4 gün önce gönderilen
birinci dereceden teyitli istihbarat raporu sonradan ortaya çıkmıştı.
Bingöl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi, 93/123 sayılı istihbaratı İl
Jandarma Komutanlığı'na, bildirilmişti. Savcı Taş'ın hazırladığı
iddianame sorumluları cezalandırmaya yetmedi. Birkaç yıl süren mahkeme
sürecinde yargılanan askeri yetkililer tek tek beraat etti.
Yeminle tanındı
Türkiye Albay Fikri Karadağ'ı Mersin'de yaptırdığı 'ölme-öldürme'
yeminiyle tanıdı. Danıştay saldırısıyla tanınan Vatansever Kuvvetler
Güçbirliği Derneği (VKGB)'nden ayrılan Karadağ, ardından Kuvayı Milliye
Derneğini kurdu. Dernek üyelerine silah ve Kur'an üzerine yaptırdığı
'ölme-öldürme' yemininin görüntüleri tüm Türkiye'yi şoke etti.
Çocukların da hazır bulunduğu törende derneğin yeni üyelerine insanı
dehşete düşüren şu konuşmaları yaptı: "Sevgili arkadaşlar! Bu uğurda
ölmek var; öldürülmek var!.. Öldürmek var! Bu işe girdiğine bin kere
pişman olup 'nereden bu işe başladım' demek var!"
Erler dayak tehdidiyle hemen yola çıkarıldılar
Hain saldırıdan kurtulan er Erdal Özdemir, o günü şöyle anlattı: 24
Mayıs günü Malatya'ya indim. Sabahtı. Garajda inzabatlar benim gibi
oraya gelen erleri alıp Malatya İl Jandarma Alayı'na götürdü. Hemen yola
çıkacağımız söylendi, geceyi orada geçirmek isteyenler olunca, 'sabaha
kadar dayak yersiniz, herkes şimdi gidecek' talimatı verildi. Kiralanan
midibüslere bindik. Koruma olarak hiçbir eskortun olmadığını kısa sürede
anladık. Yani ne araba dışında güvenlik vardı ne araba içinde silahlı
bir asker." (Bugün, 26 Aralık 2008)
(26 Aralık 2008) |
|
Albay
Özden cinayeti Ergenekon davasına dahil edildi!
Ergenekon terör örgütü davasının savcılarından Mehmet Ali Pekgüzel,
1995'te öldürülen Albay Rıdvan Özden cinayetinin Ergenekon kapsamına
alındığını açıkladı.
Ergenekon davasının dünkü duruşmasında tutuklu sanık Ümit Oğuztan'ın
çapraz sorgusu yapıldı. Savcı, Oğuztan'a 1995 yılında Mardin İl Jandarma
Alay Komutanı Rıdvan Özden'in şehit edilmesiyle ilgili ne bildiğini
sordu. Sanık, Rıdvan Özden'in eşi Tomris Özden'in, çalıştığı televizyona
geldiğini, bazı bilgiler verdiğini, ancak 'anlattıklarının çok saçma
olması ve ciddi bir belge bulunmaması' nedeniyle yayınlamadığını ileri
sürdü. Tutuklu sanıklardan Veli Küçük'ün aynı zamanda kızı olan avukatı
Zeynep Küçük müdahale ederek, "Bu konu iddianamede yok. Gelecek dosyada
mı var?" şeklinde tepki gösterdi. Bunun üzerine Pekgüzel, "Bu olaya
ilişkin soruşturmayı başka bir savcı arkadaşımız yürütüyordu. Cinayet,
bu dosyayla birleştirildi. Önümüze gelecek." dedi.
Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in, "Susurluk Komisyonu'na sunduğunuz raporda JİTEM'den de bahsediyorsunuz." demesi üzerine, "JİTEM diye bir örgüt
yok. Bu masalı ortaya atıp gerçek Gladyo yapılanmasının üstünü
örttüler." iddiasında bulundu. Komisyona verdiği yazısında Uğur Mumcu ve
Eşref Bitlis'in öldürülmesiyle ilgili iddiaların da bulunduğu
hatırlatıldı. Sanık, Susurluk Komisyonu'na verdiği raporda bütün
bildiklerini yazdığını ifade etti. "Ergenekon örgütünü nereden
öğrendiniz?" sorusuna ise, "Erol Mütercimler, yaptığımız sohbetler
esnasında bana Ergenekon terör örgütünden bahsetti. Kaynağını da
açıkladı. Duyduklarımı, bildiğim her şeyi de yazdım." diyerek cevap
verdi. Bir soru üzerine 28 Şubat sürecinde kendisinin sadece Ali
Kalkancı haberini yaptığını anlattı. Savcı, 1995'te Alay Komutanı Rıdvan
Özden'in şehit edilmesiyle ilgili ne bildiğini sordu. Sanık, Rıdvan
Özden'in eşi Tomris Özden'in, çalıştığı televizyona geldiğini, bazı
bilgiler verdiğini, ancak 'anlattıklarının çok saçma olması ve ciddi bir
belge bulunmaması' nedeniyle yayımlamadığını savundu. Savcının, "Tomris
Özden'in 16 Haziran 2008'de verdiği ifadede, 'Tuncay Güney, Ümit Oğuztan
ve Yalçın Çakır beni sorguladı. Jandarmaya ait belge vardı, onu elimden
aldı. Tuncay Güney orada 2-3 kez Veli Küçük'le görüştü' diyor."
hatırlatmasının ardından Oğuztan, Özden'le stüdyoda görüştüklerini,
ancak yanlarında Tuncay Güney'in bulunmadığını ileri sürdü. Bu sırada,
tutuklu sanıklardan Veli Küçük'ün avukatı Zeynep Küçük, müdahale ederek,
"Bu konu iddianamede yok. Neye dayanarak soruyorsunuz?" dedi. Bunun
üzerine Pekgüzel, "Bu olaya ilişkin soruşturmayı başka bir savcı
arkadaşımız yürütüyordu. Özden cinayeti, bu dosyayla birleştirildi.
Önümüze gelecek." diye konuştu. Yöneltilen sorulardan biri de, "Mehmet
Eymür'ü tanıyor musunuz?" oldu. Oğuztan, "Eymür'ü tanımıyorum. Tuncay
Güney'in anlatımlarından biliyorum. Güney ile yaptığımız sohbetlerde
bana Mehmet Eymür'e bilgi aktardığını anlatıyordu." diye konuştu.
Albay'ın eşi JİTEM'i işaret etmişti
Albay Rıdvan Özden'in 12 Ağustos 1995'teki şüpheli ölümünü ilk olarak
Zaman gündeme getirmişti. 'Albay Özden suikastı, Ergenekon dosyasında'
başlığıyla 24 Kasım 2008'de verilen haberde, savcıların, Özden'in eşi
Tomris Özden'in ifadesine başvurdukları aktarılmıştı. Zaman'a konuşan
Tomris Özden, eşinin ölümünde JİTEM'in parmağının olduğundan
şüphelendiğini anlatmış, bir başka Ergenekon sanığı Arif Doğan'ın,
1989'dan beri eşinin JİTEM'de çalışması için ısrar ettiğini aktarmıştı.
Daha sonra Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu sanıklardan
Ümit Oğuztan'a 'gizli tanıklık yapmaları' konusunda herhangi bir
teklifte bulunulmadığını açıkladı. Bu arada, davaya bakan mahkeme
heyetinde bir üye hâkim daha görevlendirildi. (Zaman, 26 Aralık 2008)
(26 Aralık 2008) |
|
Film değil gerçekti: Kontrgerilla en büyük provokasyonlarından birini
itinayla sinema salonunda sahneledi, Maraş - 19 Aralık 1978.
Katliamın 30.yılında Kontrgerilla tartışmaları Ergenekon davasının
etkisiyle tekrar alevlendi.
Türkiye'yi sıkıyönetime götüren, 12 Eylül darbesinin yolunu açan Maraş
olaylarının üzerinden 30 yıl geçti. Sağ-sol ve Alevi-Sünni çatışması
olarak lanse edilen olayların sis perdesi, son yıllarda aralanmaya
başladı.
Bülent Ecevit'in 1979'dan beri saklayıp 2006'da açıkladığı belge
111 kişinin hayatını kaybettiği kanlı tertibin faili kimdi, fitili kim
ateşledi? Bu soruyla ilgili en ciddi cevap, 2006 yılında eski
başbakanlardan Bülent Ecevit'in arşivinden çıktı. Merhum Ecevit'in
1979'dan beri sakladığı
belgeye göre, Maraş katliamı MİT görevlilerince
planlanmıştı. Üzerinde 'çok ciddi bir kaynaktan verilmiştir' notu
düşülen belgede şu ifadeler yer alıyordu: "CHP iktidarı devraldıktan
sonra vuku bulan büyük olayların (Malatya, Sivas, Maraş) çıkacağına dair
1-2 ay evvelinden haber verilmediğinden yüzlerce vatandaşımızın can ve
mal kaybına sebebiyet vermişlerdir. Önceden haber vermek bir tarafa,
olayın yaratılmasında en etkin rol oynamışlardır. Nitekim Kahramanmaraş
olayı MİT'ten... müşterek planlamaları ile çıkarılmıştır. MİT olayın
içinde olmasaydı, Maraş'tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve
olayın zuhur etmesine meydan vermezdi."
Film değil gerçekti: Kontrgerilla en büyük provokasyonlarından birini
itinayla sinema salonunda sahneledi
Türkiye'nin son 30 yılı adeta provokasyonların tarihi gibi. Oyuncular farklı olsa da aynı film, onlarca kez vizyona sokuldu. Faili meçhul
cinayetler ve tırmandırılan terör, olağanüstü hal vb. uygulamalara kapı
araladı. 1980 darbesinin yolunu açan en önemli unsur 1978'de ilan edilen
sıkıyönetim oldu. Yüzlerce faili meçhul cinayetin işlendiği karanlık
dönemin finali Kahramanmaraş olayları oldu. 19-26 Aralık 1978 tarihleri
arasında çıkan olaylarda onlarca insan hayatını kaybetti. Provokasyonun
kıvılcımı bir sinema salonunda çakıldı. Maraş olayları, Stalin zulmünden
kaçan Kırım Türklerinin anlatıldığı bir gösterim sırasında başladı.
Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan'ın başrol oynadığı 'Güneş Ne Zaman Doğacak'
adlı film, Maraş Çiçek Sineması'nda gösterime girdi. Filmin şehre
getirilmesine Ülkücü Gençlik Derneği öncülük etmişti. 19 Aralık günü
20.00 seansının sonuna doğru sinema salonunda bomba patladı. Ülkücülerin
yoğunlukta olduğu sinemaya atılan bomba ile aylardır altyapısı
hazırlanan provokasyonun fitili de ateşlenmiş oldu. "Bombayı solcular
attı." söylentisi şehrin her tarafına yayıldı. 20 Aralık'ta bu kez
Alevilerin gittiği Akın Kıraathanesi'ne bomba atıldı. İtinayla
alevlendirilen provokasyon 23 Aralık'ta kitlesel olaylara dönüştü. 111
kişi öldü, binin üzerinde insan yaralandı. 552 ev ve 289 işyeri tahrip
edildi. 26 Aralık'ta Maraş'ın da içinde bulunduğu 13 ilde sıkıyönetim
ilan edildi.
Aydınlatılamadığı için vicdan azabı çekiyorum
Olaylardan sonra İçişleri Bakanlığı'na atanan Hasan Fehmi Güneş: Maraş
olayları büyük bir tertipti. Planlama sonucu gerçekleşmişti. Ben olaydan
sonra göreve geldim. Bu olayı ortaya çıkarmak için, bakanlık dahilinde
bütün imkânlar seferber edildi. Olayı açığa çıkarmak için her şey
yapıldı. Ancak buna rağmen, ben de yeterli aydınlatma olmadığı
kanısındayım. Olayın perde arkası ve tertipleyicileri ile ilgili bir
devlet görevlisi olarak ben de vicdan azabı çekmekteyim.
En kanlı provokasyon
Ankara 78'liler Derneği Başkanı Ruşen Sümbüloğlu: Maraş katliamı, darbe
düzeninin Türkiye'yi 12 Eylül darbesine götüren en kanlı provokasyon. O
dönemde gündemde olan kontrgerilla yapılanması bu eylemde aktif rol
aldı. Bugün 30 yaşına gelmiş darbe düzeninin bu gayri meşru çocuğundan
hâlâ hesap sorulmamış olması utançtır. Malatya, Sivas, Çorum gibi diğer
tüm olaylar da darbe düzeninin ülkeyi faşist iktidara götürme yolunda
uygulamaya soktuğu kanlı tertiplerdir.
Gizli servislerdeki arşiv belgeleri açıklanmalı
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Fevzi Gümüş:
Tertipleyenlerin asıl amacı, 12 Eylül askerî darbesine zemin hazırlamak
için halklar ve inançlar bahçesi olan Maraş'ta Alevi, solcu, demokrat
insanları kıyıma uğratıp, sağ kalanları ise baskı altına alarak göçe
zorlamaktı. Başarılı olan bu senaryonun, CIA'dan ve onun yönlendirdiği
devlet içindeki derin güçlerinden icazet alınmadan yapılması mümkün
değildi. Türkiye, geçmişindeki bu utancı temizlemek, geleceğini de
aydınlatmak zorunda. Bunun çözümü katliamın, gizli servislerdeki arşiv
belgelerinin açıklanması, gerçek suçluların yargılanması ve başta
Aleviler olmak üzere tüm demokratik kamuoyundan özür dilenmesi.
Olaylar, 12 Eylül'e giden en önemli dönemeçti
Olayın tanıklarından Ökkeş Şendiller: Hükümet ve yönetimin ciddi ihmali
var. Aynı zamanda kastı var. Olayların üstünün örtülmesi ve kapatılması
da söz konusu. Maraş olayları 12 Eylül darbesine giden en önemli
dönemeçti. Bu olay üzerine sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetimle
birlikte olaylar durmadı, daha da arttı. Tezgâhlanan olay,
tertipleyenlerin bile hayal edemeyeceği bir noktaya geldi. 2 yıl önce
dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in arşivinden çıkan belgenin açıklığa
kavuşturulması lazım. Orada açık açık olayın MİT tarafından
tezgâhlandığı yazıyor. Dönemin MİT müsteşarı askerdi. Bu konuda MİT,
Genelkurmay, Emniyet ve hükümet zan altında.
1980 darbesine götüren provokasyonlar
01) 1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'nda 1 Mayıs'ı kutlayanların üzerine ateş açıldı, 34 kişi öldü çok sayıda kişi yaralandı.
02) 16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nin önünde bomba patlatıldı, 7 öğrenci öldü, 47 kişi yaralandı.
03) 24 Mart 1978'de Ankara'da savcı Doğan Öz öldürüldü. Öz, Başbakan Bülent Ecevit'in talimatıyla kontrgerilla konusunu araştırıyordu.
04) 17 Nisan 1978'de Malatya Belediye Başkanı Hamid Fendoğlu (Hamido), evine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucunda hayatını kaybetti.
05) 11 Temmuz 1978'de Ankara'da Doç. Bedrettin Cömert öldürüldü.
06) 10 Ağustos 1978'de Ankara'nın Balgat semtinde kahvehane tarandı. 5 kişi öldü, 14 kişi yaralandı.
07) Eylül 1978'de Ankara Ulubey Mahallesi'nde taranan kahvehanede 2 kişi öldü.
08) 8 Ekim 1978'de Ankara Bahçelievler'de 7 TİP'li öğrenci öldürüldü.
09) 20 Ekim 1978'de Prof. Bedri Karafakioğlu öldürüldü.
10) 18 Aralık 1978'de Adana'da TMMOB Başkanı Akın Özdemir suikasta uğradı.
11) 1 Şubat 1979'da Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi öldürüldü.
12) 16 Mayıs 1979'da Ankara Piyangotepe'de kahvehane taranması sonucu 7 kişi hayatını kaybetti.
13) 28 Eylül 1979'da Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul öldürüldü.
14) 27 Ekim 1979'de İstanbul Bayrampaşa'da kahvehane tarandı, 6 kişi can verdi.
15) 20 Kasım 1979'da Prof. Yaşar Ümit Doğanay öldürüldü.
16) 28 Kasım 1979'da Kayseri'de kahvehane tarandı, 5 kişi hayatını kaybetti.
17) 7 Aralık 1979'da Prof. Cavit Orhan Tütengil öldürüldü.
18) 16 Aralık 1979'da İstanbul Beşiktaş'ta kahvehaneye bomba atıldı, 5 kişi katledildi.
19) 27 Mayıs 1980'de MHP'li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak faili meçhul bir suikasta uğradı.
20) 1980 yılı Mayıs ve Temmuz aylarındaki Çorum Olayları'nda 57 kişi öldü.
21) 22 Temmuz 1980'de DİSK ve Maden İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler öldürüldü. (Zaman, 25 Aralık 2008)
(25 Aralık 2008) |
|
   Ergenekon davası büyük yüzleşmelere hazırlanıyor
Faili belli olan ancak arkasındaki güç bilinmeyen birçok eylem de
Ergenekon’la çakışmaya başladı. Ergenekon davası, birçok faili meçhul
cinayetin ve mağdurunun da gün yüzüne çıkmasında etkili oldu.
Ergenekon duruşma salonu ek inşaatla büyütüldü daha da büyütülecek
mi?
Ergenekon terör örgütü davası Silivri’de görülmeye devam edilirken,
Ergenekon soruşturması da diğer yandan hızla devam ettiriliyor. Öte
yandan bugüne kadar faili meçhul kalan ya da sadece tetikçileri
yakalanabilen birçok karanlık olay da Ergenekon davasıyla
birleştirilmeyi bekliyor. Faili meçhul cinayetlere kurban giden
kişilerin yakınları ise Ergenekon davasına müdahil olabilmek için
harekete geçti. Danıştay saldırısında hayatını kaybeden Mustafa Yücel
Özbilgin’in oğulları davayı Silivri’de yakından izleyerek müdahil olmaya
hazırlanıyor. 1996 yılındaki Susurluk kazasından bir ay önce Perinçek'in
Aydınlık dergisinde yayınlanan
MİT raporunda uyuşturucu
kaçakçısı Askar Simitko olarak adı geçen ve Susurluk çetesince
öldürüldüğü belirtilen İranlı Asghar Sematgou'nun oğlunun bu davaya
müdahil olma
talebi, yıllardır Jitem adına Güneydoğu'da cinayet işleyip başka
örgütler üzerine attıkları iddiaları medyada yeralan PKK
itirafçılarından Abdulkadir Aygan'ın İsveç'ten haber gönderip Ergenekon
davasında sanık-tanık-mağdur olarak ifade vermek
istemesi, 1995 yılında Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden'in PKK
ile girdiği çatışmada alnından vurulup öldürüldüğü'nün açıklanmasına karşın kocasının PKK
tarafından değil Güneydoğu'da uyuşturucu ile şiddetle mücadele
etmesinden rahatsız olan Veli Küçük'le ilişkili devlet içindeki
çetelerce ensesinden vurulup öldürüldüğünü o tarihten beri iddia eden ve
18 Temmuz 2008'de Ergenekon
savcılarına
başvurup beraberindeki tüm belgeleri teslim eden eşi Tomris
Özden'in davaya müdahillik
talebi, Özdemir
Sabancı ve Necip Hablemitoğlu cinayetlerinin dava kapsamına
alınması, Üzeyir Garih cinayetinin Ergenekon Savcıları
tarafından Ergenekon Davası kapsamına
alınması
ve son olarak da Yargıtay'ın kararıyla Danıştay'a Saldırı davasının da
Ergenekon Davasına
eklenmesi bunun son örneklerini oluşturuyor. Bu arada Atabeyler
Çetesi
davası ve diğer bir çok suikast ve terör olaylarının da Ergenekon
savcıları tarafından incelendiği ve sonuca göre davaya eklenebileceği de
medyaya yansımış durumda. Ergenekon davası ile bir dokunuldu bin ah
işitilmeye başlandı!..
Gladio davası gibi genişliyor
Ergenekon davasının kapsamı genişledikçe genişliyor... İtalyadaki gladio
davası da ilk başlarda üç-beş kişiyle başlayıp 3500 kişinin yargılandığı
bir davaya dönüşmüştü. Silivri'de görülmekte olan Ergenekon davasının
duruşma salonu bir kez ek inşaatla
büyütüldü ama birçok kez daha
büyütülecek gibi görünüyor.
Ucu ergenekon’a çıkanlar
ERGENEKON davasının başlamasının ardından Danıştay cinayeti davasına
yapılan itirazı inceleyen Yargıtay, dosyanın Ergenekon terör örgütü ile
ilişkisi olup olmadığını araştırma kararı aldı. Yargıtay’ın
görevlendirdiği bir tetkik hakim Danıştay davasıyla ilgili olarak
Ergenekon iddianamesini inceliyor. Malatya misyoner katliamı, Dink
cinayeti, Atabeyler çetesi, Dost Tarikatı lideri ile eşinin öldürülmesi,
İbrahim Çiftçi cinayeti, Vatanseverler Çetesi ve 11 sanıklı JİTEM
davasına bakan mahkemeler de sanıklar ile Ergenekon arasındaki
bağlantıları araştırmak için Ergenekon iddianamesini istedi.
   Müdahil sayısı giderek artıyor
ÖTE yandan davaya müdahil olmak için müracaat eden ve başvuru
hazırlığında olanların sayısı her geçen gün artıyor. Kişisel verilerinin
kayıt altına alındığını belirten Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur
Fincancı’nın müdahilliğinin kabul edilmesinin ardından, ‘Şeytan Üçgeni’
olarak tabir edilen bölgede 1994 yılında öldürülen Kürt işadamı Behçet
Cantürk’ün kızı Gazel Cantürk de Ergenekon davasında ortaya çıkan
belgeler nedeniyle Sapanca Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe verdi.
Cantürk ‘Ergenekon davası kapsamında babasının katillerinin belli
olduğunu ve cezalandırılmalarını’ istedi.
‘Babamı helikopterden attılar’
‘ERGENEKON’DAN davacıyım, babamı helikopterden attılar’ diyen Vanlı
İşadamı Senar Er de müdahil olmaya hazırlanıyor. İşadamı Er, ‘adının
ölüm listesinden çıkarılması için 100 bin mark fidye istendiğini,
vermeyince de şehirler arası çalışan iki otobüsünün yakıldığını’
anlattı. Senar Er ‘75 yaşındaki babamı kaçırıp öldürdüler. Babamın
öldürüldüğünü Yeşil’den öğrendim. Yüksekova’dan Hakkari’ye getirirken
helikopterden atmışlar’ diyor. Adını değiştirip izini kaybettirdiğini
anlatan Er ‘Bütün o çeteler bu Ergenekon’un uzantılarıydı. Davacıyım’
dedi.
Özbilgin Ailesi yakın takipte
17 Mayıs 2006 günü Ergenekoncularla bağlantısı sonradan belgelenen
Alparslan Aslan, Danıştay 2. Dairesi’nin üyelerine silahlı saldırıda
bulundu. Saldırı sonucu hakim Mustafa Yücel Özbilgin yaşamını yitirdi,
şu anda Danıştay Başkanı olan Mustafa Birden ile Ayla Gönenç, Ayfer
Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu da yaralandı. Ergenekon terör örgütü
iddianamesinde Özbilgin ‘maktül’ diğer Danıştay üyeleri ise ‘mağdur’
olarak yer aldı. İddianamede ‘maktul’’ olarak adı geçen Özbilgin’in oğulları Serkan ve
Gökhan Özbilgin, devam eden Ergenekon davasını adım adım takip ediyor.
Özbilgin kardeşler, davanın ilk günü Silivri Cezaevi Kampüsü’ne gelerek
davayı izlemişlerdi. Özbilgin kardeşler salı günü sanıkların savunma
yapmaya başladıkları ilk oturumu da Silivri’de takip ettiler. Özbilgin
ailesi, davanın seyrine göre müdahillik talebinde bulunacaklarını
açıklamışlardı. (Star, 13 Kasım 2008)
Yargıtay'ın Ergenekon ile Danıştay'a Saldırı davalarını birleştirme
kararına sevinen aile, dava birleşme prosedürlerinin bitmesiyle
müdahillik talebinde bulunacaklar.
Polisin
5 yıldır izini bulamadığı kayıp İşadamı Ergenekon'dan çıktı
Fail-i meçhuller birer birer Ergenekon'a çıkıyor. 19 Aralık 2003’ten bu
yana kayıp olan işadamı Cemil Sarıyar’ın kimlik fotokopisi Ergenekon
sanığında çıktı. Sarıyar’ın oğlu Selçuk Sarıyar, Savcı Öz’den yardım
istedi. Öz de sanık Muzaffer Şenocak’ı çağırıp sorguladı. Beş yıldır
kayıp olan ve polisin tüm aramalarına rağmen izine rastlanılamayan iş
adamı Cemil Sarıyar’ın (64) akibeti Ergenekon soruşturması kapsamına
alındı. Bursa’da ele geçen el bombalarının sahibi olduğu iddiasıyla
tutuklanan Muzaffer Şenocak’a, mahkemede savcılar üzerinde yakalanan
Sarıyar’ın kimlik fotokopisinin sırrını sordu.
19 Aralık 2003’te Gebze’deki işyerinden Suadiye’deki evine gitmek üzere
ayrılan Klora Gres Madeni Yağları’nın sahibi Cemil Sarıyar’dan 5 yıldır
haber alınamıyordu. Sarıyar’ın oğlu Selçuk Sarıyar (42), olay günü
Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na babasının kaybolduğunu bildirdi.
Ancak polis, yıllarca tek bir ipucu bulamadı.
İşadamı Cemil Sarıyar, o dönem iş ortağı Sadık Öztürk’ün ölümü
üzerine tüm hisselerin sahibi oldu. Ancak, Sadık Öztürk’ün avukatları
aynı zamanda Ergenekon sanığı Sedat Peker’in de avukatlarıydı.
Avukatların hisselere ortak olma girişimleri sonucu olay yargıya
taşınmıştı. Daha sonra Cemil Sarıyar tekrar hisselerini geri almıştı.
Sonrasında esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan iş adamının izine
yıllar sonra Ergenekon soruşturmasında rastlandı. Sarıyar’ın kimlik
fotokopisi, Muzaffer Şenocak’ın iş yerinde ele geçirildi. Şenocak
savcılık ifadesinde ‘Cemil Sarıyar, medikal işi yapıyor. Nüfus
cüzdanının fotokopisini Türkiye’den Afrika’ya girebilmeleri için uçak
bileti, vize ve davetiyeleri için aldım’ demişti.
Dün çapraz sorgusunda Savcı Nihat Taşkın’ın ‘Cemil Sarıyar’ın kimliği
sizde ne arıyor’ sorusuna Şenocak ‘İki hafta önce savcı Zekeriya Öz
çağırdı. Bu konuyu sordu. Emniyette benim belgelerimin ve başka
belgelerin bulunduğu masanın üzerinden çantama girmiş olabilir’ diye
yanıt verdi. Taşkın, ‘Bu kişinin Peker’den şikayetçi olduğunu biliyor
muydunuz’ deyince Şenocak ‘Hayır’ dedi.
Kayıp işadamının oğlu Selçuk Sarıyar,
Star gazetesi'ne babasının akibetine ilişkin Ergenekon
soruşturmasının savcılarından Zekeriya Öz ile bir ay önce görüştüklerini
söylemişti. ‘Muzaffer Şenocak’ta babama ait bilgilerin çıkması üzerine
hemen harekete geçtik’’ diyen Selçuk Sarıyar, ‘’Yaklaşık bir ay önce
savcı Öz’e gittik. Babamla ilgili bir dilekçe sundum, 5 yıldır haber
alamadığımızı anlattım. Savcı Zekeriya Öz, olayın üzerine gideceklerini
söyledi. Zekeriya Öz, babamın kaybolmasıyla ilgili Ergenekon’a ilişkin
bir iz bulursa gerekli tüm hukuki yollara başvuracağız’’ diye konuştu.
Üzeyir Garih cinayeti
de Ergenekon işi
Ergenekon terör örgütü sanığı Ümit Sayın'a ait bazı
adreslerde 4 Mart 2008'de yapılan aramalarda iş adamı Üzeyir Garih
cinayetine ilişkin belgelerin yanı sıra kan örnekleri, DNA testleri ve
otopsi raporu gibi dokümanların ele
geçirilmesinin ardından,
Üzeyir Garih'in bir yakının soruşturmayı yürüten savcıya Garih cinayeti ile ilgili çok önemli bir
başvuru daha yaptığı ortaya çıkmıştı. Üzeyir Garih ve ailesi ile yakın dostluğu bulunduğunu belirten Alarko
Holding eski İthalat Koordinatörü Doğan Kasadolu, cinayetin işlendiği
gün, Garih'in damadı Doron'un oğlunun kaçırıldığını, olayın üzerine
gidilmemesi konusunda aileye baskı ve tehditte bulunulduğunu söyledi.
Ergenekon terör örgütü sanığı Doç. Dr. Ümit Sayın'ın üniversitedeki
odasında Garih cinayetine ilişkin önemli belgeler ele geçirilmesinin
ardından, soruşturmayı yürüten savcıya Garih cinayeti ile ilgili çok
önemli bir başvuru daha yapıldığı ortaya çıktı. Alarko Holding eski
İthalat Koordinatörü Doğan Kasadolu'nun Ergenekon soruşturmasını yürüten
İstanbul Ağır Ceza Savcılığı'na dilekçe ile başvurarak, Garih ailesinde
cinayetin işlendiği günün hemen ertesinde yaşanan ilginç olaylar
hakkında bilgi verdiği belirlendi. Doğan Kasadolu'nun savcılığa verdiği
dilekçede, Garih'in damadı Doron'un, kendisine, olayın yaşandığı gün
oğlunun kaçırıldığını, ardından kendisine ulaşan bazı kişilerin bu işin
üzerine gidilirse cinayeti bu çocuğun gerçekleştirdiğinin açıklanacağına
dair gözdağı verildiğini söylediğini belirtti. Bu dilekçe üzerine dava
kapsamına alınan Garih cinayetinin ek iddianameye konulması bekleniyor.
Olayın medyaya yansıması sonrasında çeşitli kaynaklardan gelen
ihbarlarla Garih olayında olası Ergenekon parmağını gösteren çarpıcı
deliller ortaya çıktı.
(Abdullah Harun, 13 Kasım 2008, son
güncelleme: 19 Aralık 2008)
|
|
 ERGENEKON DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!..
Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz
için çok hayati önemde. İnanın ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM
güvenlik konseyine seçilmemiz ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi
bu dava kadar önemli değil.
Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri hem devlet
görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren,
silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk,
hizbullah, dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi
kullanan, bizzat onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet
görevlilerine eylemler düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni,
sağ-sol ve benzeri kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır
bölen ve
halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı yedirerek, köylerini yakarak,
aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir
kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı
yaşadıkları sürece unutamayacakları tarifsiz
 evlat acısına boğan,
birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok
gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine
kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu
alan bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu
ülkeye zarar veremez!
Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından
korkunuz. Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına
bakan Van mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul
Organize'ye nöbetçi mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk
dışı şekilde yeni ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya
çalışan meslek yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz!
Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları
hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye
düşünmeyin. Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve
ekibiyle hiçbir benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu
bir film değil, bir gerçek.
Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve
bilgilerde!..
Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel
suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti
adına ne devlet adına ne de Atatürkçülük adınadır.. Eğer onlardan
korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da
görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir
gün mutlaka ama mutlaka verilecektir. Unutmayınız ki kimse bu
dünyada kalıcı değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl
hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?
Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına
demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin,
sonu ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi
vicdan huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin!
Böyle olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar
ve kolaylıklar dileriz.
(Abdullah Harun, 20 Ekim 2008)
|
|
JİTEM
tetikçisinden Veli Küçük'e anında cevap: Gelir o belgeyi gözüne sokarım!
Veli Küçük, çapraz sorgusunda "JİTEM yoktur" diye tutturdu ama
JİTEM'den maaş alan Abdülkadir Aygan anında kendisine cevap verdi.
Asrın davasında, 'Ergenekon terör örgütünün üst düzey yöneticisi'
suçundan hakim karşısına çıkan Emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün JİTEM'in
varlığını yalanlamasına eski itirafçı Abdulkadir Aygan'dan cevap geldi.
JİTEM'in kendisine yıllarca düzenli maaş ödediğini dile getiren Aygan,
Ergenekon davasında ifade vermeye hazır olduğunu tekrarladı. Dün hakim
karşısına çıkan Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, istihbarat görevinde
çalışmış olmasının iddianamede suç gibi aktarıldığını savunarak kısa bir
süre için Jandarma Genel Komutanlığı istihbarat gruplarında görev
yaptığını söylemişti. Söz konusu birimin resmî bir birim olduğunu
belirterek, "İddianameye ısrarla JİTEM adı konulmuştur. Jandarma Genel
Komutanlığı'nın hiçbir zaman böyle bir birimi olmamıştır. JİTEM, TSK'ya
yapılan bir saldırıdır." diye konuşmuştu.
Gelir o belgeyi gözüne sokardım. Bu maaş bodrosuna ne diyeceksin
komutanım?
 Küçük'ün bu açıklamalarına terör örgütü PKK itirafçısı Abdulkadir
Aygan'dan cevap geldi. Terör örgütünün eski yöneticisi Şükrü Gülmüş'ün
editörlüğünü yaptığı
Nasname adlı internet sitesine
ve
Taraf gazetesine yaptığı açıklamalarla Aygan, JİTEM'in kendisine düzenli maaş ödediğini söyledi
ve resmi maaş bordrolarından birer örneği ibraz etti..
"Sayın Nasname yayın Editörü, Bugün sitenizde
yayınlanan bir haberi okuyunca,şaşkına döndüm. Haber; Ergenekon Davası
sanığı Veli Küçük`le ilgiliydi. Bu zaat, milletin gözünün içine baka
baka nasıl yalan söyleyebiliyor hayret ettim. Demekki ben dokuz yıl
boyunca "olmayan" bir hayali resmi kurumda çalışmışım(!?). Yani JİTEM
diye bir kurum veya kuruluş yokmuş(!?). Öyle ya ;JİTEM`in kurucuları
arasında bulunan ve JİTEM Gruplar Komutanlığı görevini yürüten bu şahıs
,şimdi çıkmış "JİTEM diye bir kurum yok" diyor. Peki komutanım(!),biz
yalan söylüyoruz sen doğru söylüyorsun belki(!?)..Fakat bu maaş
bodrosuna ne diyeceksin bakalım. Belgeler de yalan söylemez ya.Herkesin
malumu olan bu konuda doğru konuşmadığına göre demekki sana yöneltilen
tüm soruların cevabını da doğru olarak vermiyorsun. Dua et ki Türkiye de
hakkımda tutuklama kararı var ve ben duruşmalara katılamıyorum. Yoksa
gelir o belgeyi gözüne sokardım. Buyrun JİTEM`in resmi maaş bodrosunu
okuyun. selam ve saygılarımla. A.Aygan."
Abdulkadir Aygan'ın 25 Kasım 2008 tarihinde sitemizde aktardığımız
görüşleri için
tıklayınız.
JİTEM
elemanı Abdulkadir Aygan'ın itiraflarıyla Güneydoğu'da kontrgerilla
infazları (video)
(Röpörtajı Yapan: Hakan Akçura, 25 Mayıs 2008, süre:3.5 saat, FLV
formatında)
Seyretmek için
buraya tıklayınız
İndirmek için buraya tıklayınız (743 MB)
Abdulkadir Aygan hakkında daha geniş bilgi
(16 ve 17 Aralık 2008) |
|
  FLAŞ!!!
Danıştay davası ile Ergenekon davası birleştirildi!
Ergenekon davası zincirleme
reaksiyonlarla giderek büyüyor. Kontrgerillacıların tedirginliği
artıyor. Dava nerelere kadar genişleyecek?..
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Danıştay 2. Dairesi üyelerine ve Cumhuriyet
gazetesine yapılan saldırılarla ilgili Alparslan Arslan'ın da aralarında
bulunduğu 8 sanık hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen
kararı oy birliğiyle bozdu.
19 Temmuz 2008'de Yargıç Orhan Karadeniz müsterih şekilde Danıştay'ın
Ergenekon'la bağlantısı yok diyerek davayı
sonuçlandırmıştı
Bozma kararında çok kritik bir cümle kullanılarak, Danıştay Baskını
davasıyla Ergenekon davasının birleştirilmesinin zorunlu olduğu
vurgulandı. 9. Ceza Dairesi, "Ankara'da işlenen Danıştay saldırısının
ardından ortaya çıkan ilişkilerin, İstanbul'daki Ergenekon
soruşturmasıyla bağlantılı olabileceğini ve birleştirilmesinin zorunlu
bulunduğunu belirtti.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Danıştay 2. Dairesi üyelerine ve
Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırılarla ilgili davanın temyiz
incelemesini tamamladı. Daire'nin kararında, ''tüm dosya kapsamına göre
sanıkların mensubu bulundukları iddia edilen örgütün niteliği, atılı
suçların vasfının belirlenmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi
yönünden İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne açılan (Ergenekon) davası
ile bu dava arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunun iddia edilmiş
olması karşısında öncelikle davaların birleştirilmesinde zorunluluk
bulunduğuna'' işaret edildi. Kararda, ''Sanıklar Alparslan Arslan, Osman
Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Tekin İrşi, Süleyman Esen
müdafileri ile katılanlar Cumhuriyet Vakfı, Yeni Gün Haber Ajansı Basın
Yayıncılık A.Ş, Ayşe Sema Özbilgin, Serkan Özbilgin, Gökhan Özbilgin
vekilleri ve Cumhuriyet Savcılarının temyiz itirazları bu itibarla
yerinde görülmüş olduğundan anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs
etme, nitelikli kasten öldürme ve nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs
suçlarından resen de temyize tabi olan hükmün sair yönleri
incelenmeksizin öncelikle bu sebeplerden dolayı bozulmasına oy
birliğiyle karar verildi'' denildi. Ankara 11. Ağrı Ceza Mahkemesi, ilk
kararında direnir ve bu kararda temyiz edilirse dava dosyası Yargıtay
Ceza Genel Kurulu'na gelecek.
Danıştay dosyasının, Ergenekon terör örgütü davasına bakan İstanbul
13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi bekleniyor
Yargıtay'dan çıkan yeni kararın ardından süreç şöyle işleyecek: Ankara
11. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay'ın kararına uyarsa, dosyayı Ergenekon
davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza'ya gönderecek. İlk kararında
direnirse dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gidecek. Ankara'daki
mahkeme yetkili olduğunu öne sürerse, Ergenekon davasının iddianamesini
İstanbul'dan isteyebilecek. Ergenekon'u yargılayan mahkeme, Danıştay
saldırısıyla ilgili kendilerinin yetkili olduğunu belirtip dosyayı
göndermezse, son sözü Yargıtay 5. Ceza Dairesi söyleyecek. Ancak
Yargıtay kararında davaların hangi mahkemede birleştirileceğine
değinilmemesi soru işaretlerine yol açtı. Emekli askerî hakim Ümit
Kardaş'a göre, Ankara'daki mahkeme Yargıtay'ın kararına uyarak dosyayı
İstanbul'a gönderecek. Kardaş, "Ergenekon bir örgütlenme. Çeşitli
saldırıları var. Bunlardan biri de Danıştay olayı." dedi. Ceza hukukçusu
Prof. Dr. Vahit Bıçak da, dosyaların İstanbul'daki mahkemeye
gönderilmesi gerektiğinin altını çizdi. (Zaman,
17 Aralık 2008)
Ümit Kardaş: "Esas dava İstanbul'da. Dosyanın aradaki bağlantı
nedeniyle İstanbul'a gönderilmesi lazım."
Hukukçular, Danıştay dosyasının Ergenekon davasına dahil edilmesi
konusunda hemfikir. Emekli Askerî Hakim Ümit Kardaş, Ankara'daki
mahkemenin dosyayı İstanbul'a göndermesi gerektiğini belirtiyor:
"Ergenekon bir örgütlenme. Çeşitli saldırıları var. Bunlardan biri de
Danıştay olayı. Ankara'daki mahkeme ben yetkiliyim derse bu hukuk
mantığının dışında olur. Ana dava İstanbul'da. Ankara o örgüt
bağlantısını nasıl kuracak? Ayrıca İstanbul'da yürüyen bir soruşturma
var. Yürüyen bir davayı ve soruşturmayı buraya çağırması hukuk mantığına
aykırı geliyor."
Vahit Bıçak: "Burada devam eden mütemadi suçlar söz konusudur. En son
icra hareketinin yapıldığı yerin mahkemesinde dosyanın birleştirilmesi
lazım."
Ceza Hukuku Profesörü Vahit Bıçak da, yeni yargılama için İstanbul'u
işaret ediyor: "Burada devam eden mütemadi suçlar söz konusudur. En son
icra hareketinin yapıldığı yerin mahkemesinde dosyanın birleştirilmesi
lazım. Dolayısıyla olaylar tarihsel sıraya konulacak. Hangisi en son
fiil ise dosya o konuya bakan mahkemeye verilecek. Yerel mahkeme,
Yargıtay'ın verdiği karara uyarak Danıştay saldırısı davasının
birleştirme yeri olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi olduğuna karar
verirse, davaların İstanbul'da görülmesine devam edilecek."
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN TEBLİĞNAMESİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılılığı, Danıştay saldırısı davası sanıkları
Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu ve
Süleyman Esen'le ilgili, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve
Danıştay saldırısıyla ilgili mahkemeye gönderilen belgeler dışında,
''Ergenekon'' soruşturmasına ait tüm belge ve beyanların getirtilerek
yeniden bir karar verilmesini istemişti.
YEREL MAHKEME KARARI
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, davada sanık Alparslan Arslan'ı, ''cebir
ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni
ortadan kaldırmaya, yerine yeni bir düzen getirmeye, fiilen
uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmek'' suçundan Türk Ceza Kanunu'nun
(TCK) 309/1. maddesi uyarınca ve ''Danıştay 2. Dairesi Başkanı Mustafa
Yücel Özbilgin'i, tasarlayarak ve yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle
kasten öldürmek'' suçundan TCK 82. maddesinin (a) ve (g) bentleri
uyarınca ayrı ayrı 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle
cezalandırmıştı. Mahkeme, sanıklar Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu ve
İsmail Sağır hakkında da ''Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya, yerine
yeni bir düzen getirmeye, fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmek''
suçundan TCK'nın 309/1, maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezası vermiş, cezalar TCK'nın 62. maddesi uyarınca müebbet hapis
cezasına çevrilmişti. Sanık Süleyman Esen de ''Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya ve yerine başka bir
düzen getirmeye teşebbüs etmek amacıyla kurulan silahlı suç örgütünün
üyesi olmak'' suçundan Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 314/2. maddesi ve 3713
Sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 5. maddesi uyarınca 7 yıl 6 ay hapis
cezasına çarptırılmıştı. Sanığın duruşmadaki olumlu hal ve tavrını göz
önünde bulunduran mahkeme, TCK'nın 62. maddesi uyarınca Esen'in 6 yıl 3
ay hapisle cezalandırılmasına karar vermişti. Mahkeme, Esen'i ayrıca
''patlayıcı madde bulundurmak ve taşımak'' suçundan TCK 1/2 ve 62.
maddeleri uyarınca 3 yıl 11 ay 15 gün hapis cezasına çarptırmıştı.
Sanıklar hakkında ''Patlayıcı madde bulundurmak ve taşımak'', ''kişiler
arasında korku, kaygı ve panik yaratacak şekilde patlayıcı madde
kullanmak'', ''tasarlayarak ve yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle
kasten öldürmeye teşebbüse yardım etmek'' suçlarından çeşitli hapis
cezaları da veren mahkeme, sanıklardan Aykut Metin Şükre, Ayhan Parlak
ve Salih Kurter'in de üzerlerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatlarına
karar vermişti.
 Danıştay
davası yargıcı Orhan Karadeniz müsterihti!!!
Danıştay davasını 19 Temmuz 2008'de karara bağlayan Ankara 11. Ağır Ceza’nın eski başkanı
Orhan Karadeniz, 'İddianame beklense, Ergenekon’la Danıştay bağı
görülebilirdi' tezine katılmıyor ve "Gelen belgelerde bağ yoktu. Olsa
da diyecek bir şey yok. Bu zaten bir örgüt davası. Öcalan davasıyla tüm
PKK davaları birleşti mi? Öyle işin içinden çıkılmaz olur." diyordu.
Ergenekon iddianamesi açıklanırken iki eylemden bahsedilmişti: Danıştay
saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması. Ancak Ergenekon iddianamesinde
kurulan bağlantı, bu eylemlerin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’de
görülen davasında kurulamadı(!). Danıştay saldırısı davası “Ergenekon
iddianamesi beklenilseydi Danıştay saldırısı ile Ergenekon arasındaki
bağlantı görülebilirdi” şeklinde eleştirildi. Nitekim dava bittikten
sonra sanık Osman Yıldırım 10 saat boyunca Ergenekon savcısına
itiraflarda bulundu.
Radikal’e konuşan eski 11. Ağır Ceza Mahkemesi
Başkanı Orhan Karadeniz, “Biz re’sen sorduk, orda 3-4 ay bekledik ve 3-4
ay sonra ellerindeki bütün belgeleri gönderdiler. O belgelerle dava ile
bir bağlantı kuramadık. Olsa da diyecek bir şey yok. Bu zaten bir örgüt
davası. Sen ona bakarsan Öcalan, hakkında dava açıldığından bütün
Türkiye’deki ilgili davaların İmralı’daki dava ile birleştirilmesi
gerekirdi. Vicdanen müsterihim” dedi. Danıştay saldırısı-Ergenekon
bağlantısı konusundaki en somut iddiaların Danıştay saldırısı sanığı
Osman Yıldırım’ın 11 Mart’ta Savcı Zekeriya Öz’e verdiği ifadelerle
ortaya çıktığı görülüyor. Sanık Yıldırım’ın verdiği ifadelerin yaklaşık
10 saatlik kaset kaydı olduğu öne sürülüyor. Yıldırım Danıştay
saldırısının aktörleri ile Ergenekon örgütü üyeleriyle tanışıklığını ve
ilişkilerini bütün detaylarıyla Öz’e anlattı. Sanıklardan Süleyman
Esen’in avukatı Mehmet Ener, duruşmalarda Ergenekon bağlantısında en çok
ısrar eden kişiydi. Ener “İddianame beklenilseydi ilişkinin tümünün
açığa çıkma ihtimali daha fazla olacaktı. Ancak mahkeme, Ergenekon
soruşturmanın tümünü görmeden, eksik belgelerle sonuca gittiği için bağ
kuramadı” diye konuşmuştu. (Radikal)
(16 ve 17 Aralık 2008) |
|
Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri & provokasyonları:
Ergenekon soruşturması-davası sürecinde
provokasyonlar yaşanıyor. Birileri davayı Şemdinli olayında olduğu gibi
çıkmaza, sonuçsuzluğa, akamete uğratmaya çalışıyor. Bu girişimlerin
süreceğini tahmin edip başladığımız bu canlı yayında tarihi olaylara,
kışkırtmalara tanık oluyoruz, yaşıyoruz ve daha birçoğunun da
yaşanacağına inanıyoruz. O birileri şu anda kimbilir ne planlar
yapmakta, operasyonlar tasarlamakta. İtalyan Gladyosu'nu çökerten savcı
Felice Casson, Türkiye'de gazetecilerin yakından tanıdığı bir isim. Son
olarak bir gazeteye verdiği demeçte aynen şöyle diyor: "Soruşturmalar
başladığı zaman bazılarının şiddetli eleştiriler yaptığını görürsünüz.
Bir zaman sonra bu şiddetli eleştirileri yapan çevrelerden bazılarının
da şüpheliler arasında olduğunu anlarsınız. İşte o zaman işler daha da
karışır. Hedef aldığınız kesim öyle bir kulis yapar ki, savcı olarak
bizim yaptığımız çalışmaların yasa dışı olduğu bile ima edilir. Ta ki
soruşturma evresi tam olarak gelişinceye kadar bu böyle gider."
Türkiye'de yaşanacaklar da sanırız böyle olacak. Tekrar etmek gerekirse
en üst makamdan alttakine kadar muvazzafıyla yargısıyla ve diğer tüm
dallarıyla Kontrgerilla, Şemdinli ve Ergenekon soruşturmalarında
yakalanmış bulunuyor. General Veli Küçük ve daha alt kademedeki
elemanlarını feda edip soruşturmanın daha yukarılara, Kontrgerilla'ya
uzanmasını engellemeye çalışıyorlar. Çırpınmalar bu yüzden. Özellikle
Ergenekon soruşturması onları gittikçe köşeye sıkıştırıyor olmalı ki bu
kadar deşifre olmaya başladılar. Şurası çok açık, Savcı Öz ve
arkadaşları, Ergenekon soruşturmasıyla kontrgerillacıları kuyruğundan da
olsa gerçekten yakalamayı başarmış ve soruşturmanın seyri
kontrgerillacıları daha da zora sokacak. Türkiye,
büyük olaylara ve inşallah hayırlı değişimlere doludizgin gidiyor.
Birileri de tüm güçleriyle bunu engellemeye çalışıyor, bu çok açık.
1)
09 Temmuz: ABD İstinye Konsolosluğu maskesi altında
Türk polisine düzenlenen ve "Üzerimize gelmeyin ülkeyi
savaş alanına çeviririz" şeklinde intikam-gözdağı amaçlı yorumlanan saldırı.
2)
12 Temmuz: İçlerinde Ergenekon soruşturmasında
tutuklanan avukat Kemal Kerinçsiz, eski asker Muzaffer Tekin'in de
bulunduğu, emekli Albay Erdal Sarızeybek, İstanbul Barosu eski Başkanı
Turgut Kazan ve İşçi Partililer gibi belirli çevrelerce verilen 9 ayrı
suç duyurusu sebebiyle Adalet Bakanlığı'nca Savcı Öz hakkında inceleme
başlatıldığının ortaya çıkması. Başvuranlardan bazılarının Adalet
Bakanlığı'nın ilgisizliğinden şikayet ederek Ankara İdare Mahkemesine
suç duyurularını taşıması. İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut
Kazan'ın Savcı Zekeriya Öz´ü, elindeki soruşturmayı 11 aydır
tamamlamayıp ucu açık tutarak, yaşanan gelişmelere göre "dalga
operasyonlar"a başvurmakla ve "geceleyin
kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız öldürüldü"
suçlamasıyla Ankara İdare Mahkemesine başvurması. (haberkaynağı-2,
haberkaynağı-3,
haberkaynağı-4)
3)
16 Temmuz: CHP’li Onur Öymen'in, katıldığı bir TV
programında ‘Merak etmeyin,
Ankara’da hakimler
var’ diyerek mahkemeden mahkumiyet çıksa bile Yargıtay’dan döneceğini
ima etmesi.
4)
19 Temmuz: Kadıköy'de Atatürkçü Düşünce Derneği
öncülüğünde düzenlenen ve Atatürk'le lenin'in yan yana fotolarını içeren
pankartların taşındığı "Ergenekon soruşturması cumhuriyetimizi yıkmak
amaçlıdır!" konulu yaklaşık iki bin kişinin katıldığı gösteri.
5)
28 Temmuz: İstanbul Güngören'de aynı noktada
meydana gelen iki patlamada 17 kişinin hayatını kaybetmesi. PKK'ya
atfedilen saldırıyı PKK'nın üstlenmemesi. Saldırının Ergenekon'cuların
intikamı olarak nitelendirilmesi ve Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin
kapatılma davasında vereceği kararın hemen öncesinde meydana gelmesi.
6)
01 Ağustos: Ergenekon'dan sonra polise karşı saldırıların
dikkat çekici şekilde artması. PKK'nın, Ergenekon
soruşturmasının ardından öncelikli hedefinin polis olduğunu duyurması.
7)
08 Ağustos: Savcıların, Ergenekon bağlantısını araştırdıkları
saldırılardan Güngören ve konsolosluk saldırıları ardından üçüncü olarak
meydana gelen, muhtemel hedefi Üsküdar Selimiye Kışlası olan havan toplu
saldırı.
8)
19 Ağustos: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Anayasa
Mahkemesi Başkanvekili Paksüt ’ü yetkisiz dinledikleri iddiasıyla
Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Organize’ye nöbetçi mahkemenin
izniyle baskın yaptırıp kaşla göz arasında da olayla hiç ilgisi olmayan
ve son anda engellenen, gizli ergenekon soruşturma belgelerini
kopyalayarak soruşturmanın kimlere uzanacağı bilgisini elde etme
denemesi.
9)
02 Eylül: Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Yargıtay'a
suikast krokilerinin de ele geçirildiği İşçi Partisi'nde yapılan
Ergenekon soruşturması kapsamındaki arama işleminin hukuka aykırı
yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlatması.
10)
03 Eylül: TSK'nın görevlendirdiği bir generalin, Ergenekon
sanığı generaller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur'a moral vermek
için gündemi altüst eden, askerlerin Şemdinli davası gibi Ergenekon
davasını da yargıya baskı yaparak akamete uğratmaya ve tutuklu
generaller hakkında hazırlanan ek iddianameyi etkilemeye çalıştıkları
yorumlarına yol açan resmi cezaevi ziyareti.
11) 07 Eylül: Dikkat çekici şekilde peşpeşe yoğunlaştırılan Deniz Feneri
Davası ve diğer yolsuzluk iddiaları ile, her gün yeni bir gelişmeyle
sürekli gündem olan Ergenekon soruşturmasının gündemden düşürülme
çabaları.
12)
09 Eylül: CHP lideri Deniz Baykal'ın isim vermeden Ergenekon
soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'ü, Şemdinli'yi soruşturan
Ferhat Sarıkaya'nın akıbetini hatırlatarak tehdit etmesi.
13) 10
Ekim: Aydınlık, Cumhuriyet ve benzeri malum medyanın, Ergenekon savcısı
Zekeriya Öz'ü, çevresinde "tecavüzcü coşkun"
olarak tanınan, işçi partili ve oto kundaklamadan 3 yıl hapis yatmış
| | |