Adresimiz http://www.kontrgerilla.com veya http://kontrgerilla.brinkster.net şeklindedir. 7 yıllık emektar adresimiz http://www24.brinkster.com/aharun hizmetini sürdürmektedir.
AnaSayfa | Tarih | FMeçhul | Fail | Gariplik | Delil | TBMM | Yokmu | ÖHD | Örgüt | YeniHedef | Laiklik | Tasfiye | Susurluk | Arşiv | Kitaplar | A.Harun | İletişim | Diğer | Manşetler | Forum

Ümit SayınErgenekoncu Ümit Sayın'ın savunması açıklar vermeye devam ediyor
Ümit Sayın, çapraz sorguda Garih cinayetinden hapis yatan Yener Yermez'in itiraflarını “Ben enstitüde görevliydim. Adlı Tıp'ta Yermez'i görmem mümkün değil” diye yalanladı. Ancak iki kurumun o tarihte tek çatı altında olduğu ortaya çıktı. Sayın'ın avukatının 'Yermez 5 Aralık'ta Adli Tıp'a sevkedilmedi' sözlerini ise resmi belgeler yalanladı.

Ergenekon tutuklusu Ümit Sayın ve avukatının Üzeyir Garih'i öldürmek suçundan hapis yatan Yener Yermez'in itiraflarına karşı savunma yaparken gerçekleri saptırdıkları ortaya çıktı. Yermez'in Galatasaray-Bercelona maçının oynandığı 5 Aralık 2001 tarihini vererek 'Ümit sayın Adli Tıp'ta odama geldi, 'senaryo değişti, cinayeti üstelenceksin' dedi' iddiasına karşın Ümit Sayın 'Yermez'le Adli Tıp'ta karşılaşmam mümkün değil, o tarihte Adli Tıp Enstitüsü'nde görevliydim' şeklinde savunma yaptı. Avukatı ise Yermez'in o tarihte Adli Tıp'a sevkedilmediğini söyledi. Ancak Garih davasındaki Adli Tıp belgeleri Sayın ve avukatının gerçekleri saptırdığını ortaya koydu. Belgelere göre Yermez, 3 Aralık'tan 6 Aralık 2001 tarihine kadar Adli Tıp'ta muayene edildi. Sayın'ın söylediği gibi Adli Tıp ve Adli Tıp Enstitüsü'nün de o tarihte ayrı binalarda olmadığı anlaşıldı.

Enstitü ve Adli Tıp 2001'de aynı binada
Ergenekon davasının dünkü duruşmasında çapraz sorguya alınan Ümit Sayın'a hakim Hasan Hüseyin Özese, Yener Yermez'i tanıyıp tanımadığını sordu. Savunmasındaki gibi Yermez'i tanımadığını söyleyen Sayın ise Yeni Şafak'ın haberlerini kastederek 'Bazı sağcı gazetelerde Adli Tıp Kurumu'nda görüştüğüm yazıldı. Ben Adli Tıp Enstitüsü'nde görevliyim. İkisi çok farklı kurumlardır. Yermez'in enstitüye getirilmesi imkansız. Dolayısıyla kendisi ile hiç karşılaşmadım" dedi. Yeni Şafak'ın ulaştığı bilgilere göre Sayın'ın söylediği gibi Adli Tıp ve Adli Tıp Enstitüsü'nün ayrı binalarda olmadığı anlaşıldı. Garih cinayetinin 2001 yılında iki kurumun aynı çatı altında olduğu, binaların 2007'de ayrıldığı öğrenildi.

5 Aralık'ta sevk yok
Ümit Sayın'ın avukatı Mehmet Nuri Aytekin ise Yener Yermez'in itiraflarının yalan olduğunu öne sürerek, Galatasaray-Barselona maçı olan 5 Aralık 2001 tarihinde müvekkili ile görüşmesinin imkansız olduğunu ileri sürdü. Yener Yermez'in 10 ya da 11 Eylül 2001'de tutuklandığını, bir tutuklunun 5 Aralık günü durduk yere Adli Tıp Kurumu'na getirilemeyeceğini dile getiren Aytekin, cezaeviyle ilgili yaptıkları incelemede böyle bir şeyin olmadığını öğrendiğini kaydetti.

Kışla'dan çıkış 3 Aralık'ta
Garih davasının dosyalarında da yeralan iki belge ise Sayın ve avukatını yalanlıyor. İlk belgeye göre, 3 Aralık 2001 tarihinde Yener Yermez'in tutuklu bulunudğu Hasdal Kışlası Ceza ve Tutukevi Müdürlüğü, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı ve askeri savcılığa yazı yazarak Yener Yermez'in Adli Tıp'a sevkinin yapılacağını bildiriyor.

Yermez 3 gün Adli Tıp'ta
İkinci belgeye göre de 3 Aralık'ta Adli Tıp'a sevkedilen Yener Yermez burada 3 gün boyunca psikiyatrik ve bedensel muayeneden geçirililiyor. 6 Aralık'ta muayenesi biten Yermez hakkında, Gözlem İhtisas Dairesi'nden 3 uzman Yener Yermezile, Adli Tıp Kurumu Başkanı Prof. Oğuz Polat'ın imzalarının yeraldığı 'Ceza ehliyeti yerinde' raporu veriliyor.


Senaryo değişti cinayeti üstlen
Yener Yermez, Yeni Şafak'ın Üzeyir Garih'in aile dostu Doğan Kasadolu'nun iddialarına yer verdiği haberlerine cezaevinden gönderdiği mektupla cevap vermişti. Yener Yermez mektubunda “1.5 milyon dolar teklif ettiler. Can güvenliğim için cinayeti üstlendim” demişti. Yermez Ergenekon sanığı eski Adli Tıp Uzmanı Ümit Sayın'ın ifadesini değiştirmemesi için kendisini yönlendirdiğini de ileri sürerek, "Ümit Sayın, birlikte bir süre otelde kaldığımız Meral'i bulup mahkemeye getirebileceğini söylemişti. İki gün sonra da telaşlı bir şekilde gelip 'Yener, gerekli kişilerle görüştüm. Ancak şu an itibarıyla ifadeni değiştirmeni istemiyorlar' dedi. O cinayetle ilgili çok şeyi biliyor" şeklinde konuşmuştu. Yermez Sayın'la ilk görüşmesi için Galatasaray Bercelona maçının oynandığı 5 Aralık 2001 tarihini vermişti. (Yeni Şafak, 6 Ocak 2009)

(06 Ocak 2009)


Ergenekoncular ciddi suçlama ve deliller karşısında söz bulamıyor: 'Yaptıklarımız o anki şakaydı, duygusal tepkiydi, fanteziydi!'
Hakimi görünce 'darbe' iddialarını şakaya vurdular: Gırgır, şamata! Türkiye'nin karanlık geçmişiyle yüzleştiği Ergenekon davası Silivri'de sürüyor. Ergenekon terör örgütü üyeleri, darbeye zemin hazırlamak ve cinayete azmettirmekle suçlanıyor.

İddianamede, sanıkların kendi aralarında yaptıkları telefon konuşmaları ve MSN kayıtları önemli bir yer tutuyor. Savunmasını tamamlayan şüphelilere, çapraz sorgusunda bu konuşmalar da soruluyor. Ancak alınan cevaplar genellikle 'komik' oluyor. Buldukları her fırsatta yargılama sürecini sulandırmaya özen gösteren sanıklar, darbeye ilişkin konuşmaları, suikast veya soygun planları yüzlerine okunduğunda 'ilginç' cevaplar veriyor. Tutuklu Muhammet Yüce iddianameye göre, örgütün silahlı eylem grubunda yer alıyor. Coşkun Ç. isimli şahısla 2 Kasım 2007'de yaptığı telefon konuşmasında 'oluşacak kaos ortamından faydalanarak kuyumcu soymayı düşündüğünü' anlatıyor, yazar Orhan Pamuk'a suikast planladığını söylüyor. Sanık, savunmasında "Yaptığım telefon görüşmesi şaka yollu bir konuşma." demekle yetiniyor. Bir başka tutuklu sanık Vatan Bölükbaşı da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'e suikast düzenleyeceği yönündeki iddiaları reddediyor. İnternet ve telefonda yaptıkları konuşmaların 'gırgır, şamata, laga luga' muhabbetler olduğunu savunuyor.

Emekli astsubay ve eski MİT elemanı Orhan Tunç da savunmasında 'şakaya' sığınıyor. Tutuklu sanık Ümit Sayın'la ilişkisi sorulan Tunç, Sayın'ı rahatlatmak için darbe ile ilgili konuşmalar yaptığını anlatıyor: "Sayın geçtiğimiz mart ayında, her sabah uyandığında tanklar geldi mi diye camdan bakardı. Bana 'mutlaka darbe olacak mı' diye soruyordu. Gözaltında iken emniyette Ümit Sayın, bana 'Bakarsın darbe olur bizi kurtarırlar.' diye bir söz söyledi. Sayın'ın darbe paranoyası karşısında onu rahatlatmak için şaka mahiyetinde sözler sarf ettim." Mahkeme salonunda darbenin meşruiyetini savunan Doç. Dr. Ümit Sayın ise şunları söylüyordu: "Darbe konulu konuşmalarım o anki duygusallığa ve depresyona bağlı anlık iki kişi arasındaki fantezisel konuşmalardır."

Ergenekon davasında 35 duruşmadan geriye, trajikomik savunmalar kaldı
Ergenekon terör örgütü davasında 35. duruşma geride kaldı. Yaklaşık 2,5 aydır süren yargılamaya iddianamedeki ağır iddialara açıklık getirmesi beklenen tutuklu sanıkların 'ilginç' savunmaları damgasını vurdu. Darbeyle suçlananlar, savcıların sorularına kaçamak cevaplar verdi. Bunun en önemli örneği, hakkında 400 yıldan fazla hapis cezası istenen emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün savunmasında yaşandı. Küçük, Genelkurmay'ın görevi sırasında tuttuğu gerekçesiyle yayınlamasına izin vermediği ajandasındaki notların 'turşu tarifi' olduğunu ileri sürdü. Genelkurmay'ın yayın yasağı koyduğu konunun da turşu tarifi olduğu izlenimi verildi. Küçük'ün, Dink davasını izlemesiyle ilgili soruya verdiği cevap da hafızalara kazındı: "Geçiyordum uğradım." Bir başka sanık Vedat Yenerer evinde bulunan top, havan ve bomba kovanlarında 'çiçek yetiştirdiğini' savunmuştu.

Ergenekon davasında ilk 11 duruşma usul tartışmaları ve iddianamenin okunması ile geçti. Türkiye tarihinde bir ilk olarak her gün gerçekleştirilen oturumlarda savunmalara ancak 12. duruşmada geçilebildi. İddianame okunurken suçlamaları ciddi bulup tepki gösterenler, savunmalarında işi şakaya vurdu. İddianame okunurken gülüp geçmeyen sanıklar savunmada trajikomik kabul edilebilecek cevaplar verdi. Davanın en önemli sanıklarından Veli Küçük de çapraz sorgusunda ilginç cevaplar verdi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Küçük'e 'ajandasında yer alan Behiç Aşçı'nın ölüm orucundan vazgeçirileceğine ilişkin notun ne amaçla alındığını' sordu. Küçük'ün, Genelkumay'ın ajandalara yasak koyduğunu söylemesi üzerine savcı, "Bu notlar 2005 yılına yani emeklilik döneminize ait." açıklamasında bulundu. Küçük, savcının 2006 yılının 7, 11, 18 ve 28 Ekim tarihlerinde ajandasına aldığı 'Turşular ışığa çıkacak', 'Turşular soğuk havaya çıkacak', 'Turşuların asidi alınacak ve depoya girecek' gibi notların da 'turşu tarifi' olduğunu söyledi. Küçük'ün savunmasına "Devlet bana komplo kurdu." çıkışı damgasını vurdu. Hrant Dink'in yargılandığı duruşma salonuna neden girdiğinin sorulması üzerine ise kayıtlara geçilecek bir cevap verdi: "Geçiyordum. Kalabalığı gördüm, uğradım."

Gazeteci Vedat Yenerer, ev ve işyerinde ele geçirilen top, havan ve bomba kovanlarıyla ilgili, "Gazeteci olarak görev yaptığım dönemde değişik savaş bölgelerinden getirdim. Çiçek koyduğum ve dekor amaçlı bulundurduğum boş top, havan ve bomba kovanlarını işyerinde gören polisler 'altın bulmuş gibi' sevindi." dedi. Bir başka sanık Mehmet Zekeriya Öztürk, savcının "Şemdinli davası ile ilgili gizli istihbarat bilgileri poliste bile yok. Polise gelmeyen bilgi size nasıl geliyor?" sorusuna şöyle cevap veriyordu: "Bu sorunuza ben de katılıyorum, tabii niye bana geliyor? Bu bana sorulacak soru değil."

Türk Ortodoks Patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol ise Noel Baba Vakfı Türkiye temsilcisi Muammer Karabulut'un basın açıklamalarını örgütte ast-üst ilişkisi kapsamında dikte ettirdiği iddiasına, "Muammer Bey'in beyni çok hızlı çalışır, eli yetişmiyor. Cümle düşüklüğü oluyor. Bana okuyor, ben de redakte ediyorum." şeklinde cevap verdi. Ümit Oğuztan da savcıların, "Hazırladığınız Susurluk raporunda Mehmet Ali Yaprak'ın kaçırılması ve Ömer Lütfi Topal cinayetiyle ilgili polisin ulaşamadığı ciddi delil var. Bunları nasıl öğrendiniz?" sorusuna, 2001 yılında gözaltına alındığında işkence gördüğünü, yaşadığı travma nedeniyle daha önceki bazı olayları hatırlayamadığını söyleyerek cevapladı. Behiç Gürcihan ise sanıklarla tanışıklığının sorulması üzerine ABD Başkanı Bush'u bile tanıdığını anlattı. (Uğur Sağındık, Büşra Erdal, Zaman, 4 Ocak 2009)

(04 Ocak 2009)


11 sanıklı Jitem Davasında yargılanan tetikçilerden bazıları: İbrahim Babat, Adil Timurtaş, Abdulkadir Aygan, Hüseyin Tilki, Recep Tiril, Ali OzansoyBüyütmek için tıklayın. Jandarma Gen.Kom.Pers.Bşk.Tuğgeneral Vahdettin Bereceli imzalı 20 Ekim 2006 tarihinde mahkemeye gönderilen ve PKK itirafçılarından bazılarının işçi memur statüsünde jandarma elemanı olduklarını açıklayan belgeJİTEM yok diyenlere bir resmi belge daha!
İşte JİTEM tetikçilerinin memuriyet belgesi. Diyarbakır'da görülen JİTEM davasında savcı, yargılanan PKK itirafçılarının JİTEM personeli olduklarını ve JİTEM'in de Jandarma İstihbaratı'na bağlı bir birim olduğunu Jandarma'dan gelen yazıyla belirtti.

Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi, savcının esas hakkındaki mütalaası doğrultusunda görevsizlik kararı vererek dosyayı 7. Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi'ne gönderdi. Askerî mahkeme, sanıkların askerî personel olup olmadıklarını Jandarma Genel Komutanlığı'na sordu. Jandarma, mahkemeye gönderdiği 20 Ekim 2006 tarihli cevapta, cinayet ve bombalama gibi çok sayıda suçtan yargılanan ve JİTEM elemanı olduğu iddia edilen 5 sanığın askerî personel olduğunu açıkladı. Jandarma Genel Komutanlığı Personel Başkanı Tuğgeneral Vahdettin Bereceli imzalı belgede, Adil Timurtaş ve Recep Tiril'in işçi, Ali Ozansoy, Abdulkadir Aygan ve Fethi Çetin'in ise memur olarak Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı bünyesinde çalıştıkları belirtildi. Sanıklar 1996 yılı öncesinde işledikleri suçlardan yargılanıyor.

Ergenekon davasıyla birlikte tekrar alevlenen JİTEM tartışmalarında teşkilatın varlığını yalanlayan açıklamalara tepki olarak peşpeşe belgeler yayınlanmaya devam ediyor. JİTEM'i gösteren iki adet resmi bordro, yukarıda bahsi geçen belgede de memur olarak jandarmada görev yaptığı belirtilen PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan tarafından medyaya sunulmuştu.

(02 Ocak 2009)


Ümit SayınErgenekoncu Ümit Sayın savunmasında açıklar verdi
Terör örgütü Ergenekon üyesi olduğu gerekçesi ile yargılanan adli tıp uzmanı Doç. Dr. Ümit Sayın, suçlamaları adeta kabul eder tarzda ilginç bir savunma yaptı.

Sayın: "Kesinlikle askeri darbeye karşıyım. TSK'nın AKP hükümetine müdahale etmesi Anayasal ve kanuni bir haktır"
Terör örgütü Ergenekon üyesi olduğu gerekçesi ile yargılanan adli tıp uzmanı Doç. Dr. Ümit Sayın savunmasını yaptı. Ümit Sayın, AK Parti'nin Anayasa'nın laiklik ilkesine karşı olduğunu bunun Anayasa Mahkemesi kararı ile tescilli olduğunu söyledi. Sayın, "AK Parti'nin ülkeyi açmazlara ve yeni sorunlara götüreceği aşikardır. Bu koşullarda TSK'nın müdahale etmesi Anayasal ve kanuni bir haktır." dedi. Bugün savunmasını yapan tutuklu sanık Ümit Sayın ifadesine tutuksuz yargılanma talebiyle başladı. Kaçma ve delilleri yoketme olasılığının bulunmadığını belirten Sayın, "Atatürk ilke ve inkılaplarına gönülden bağlı, Türk Anayasası'nı savunan, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü korumaktan yana akademisyen ve bilim adamıyım. Terör ve terör örgütlerine sonuna dek karşıyım. Ergenekon adı verilen ve şu anda huzurda yargılanmama neden olan böyle bir örgüt olmadığı gibi ben de böylesi bir örgüte üye değilim. Olmam da. Vatansever, demokrasiye bağlı dünya görüşüm bahsi geçen örgüte hizmet etmeye engeldir." dedi.

Sayın: "Cep telefon numaraları üzerimde tespit edilen 16 sanık ile samimi değilim"
Sanıklardan birinin ya da bazılarının cep telefon numarasının üzerinde bulunmasının suç sayılamayacağını ileri süren Sayın, yargılanan sanıklarla samimi ilişki içerisinde olmadığını söyledi. Yargılanan sanıklardan 16'sının ismini sayarak bu kişilerle bir iki görüşmesi ya da mesaj, mail ilişkisi olduğunu, diğer sanıkları hiç tanımadığını ileri sürdü. İddianamede açık ve gizli toplantılar düzenlendiği yolundaki iddiaları reddeden Sayın, kendisinde bomba yapım planları bulunduğuna ilişkin iddiaları da yalanladı.

Sayın: "Mail grubumuz KTB (Kemalist Türk Birliği) 'ndeki masonik yapımız ve masonik tören düzenleme konulu yazışmalarımız o anlık hayal ve fantezilerdir"
İddianamede sıkça bahsedilen KTB'nin, kendisi ve Yusuf Ziya Günaydın tarafından kurulan bir mail grubu olduğunu belirten Sayın, "KTB bünyesinde atom bombası planları bulundurmak gibi bir fonksiyonu olmadı. Sadece plutonyum bularak atom bombası yapmak mümkün değildir." diye konuştu. İddianamede KTB'nin masonik tören düzenleyeceği, masonik yapısı gibi birçok tanımlara yer verildiğine dikkat çeken Sayın, "Bunların hepsi o anlık hayal ve fantezilerdir. Hiçbir zaman gerçekleşmemiştir, zaten birkaç ay sonra pasif hale gelmiştir ve kapanmıştır." dedi.

Sayın: " 'Hablemit bir yıla kadar gidici', 'belki iyi olur', 'bir solucan ayıklanır' gibi sözlerim günlük duygusal ve mantıksız laflardır"Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002'de suikastle öldürüldü
"Habmit bir yıla kadar gidici", "belki iyi olur", "bir solucan ayıklanır" gibi sözlerinin iddianameye konulduğunu belirten Sayın, "Necip Hablemitoğlu ile bir ara aram bozulmuştu, daha sonra düzeldi. Bu olumsuz sözler günlük duygusal ve mantıksız laflardır. Şimdi bu şekilde hitap ettiğime pişmanım." dedi. Sayın, iddianamede darbe ile ilgili sözler olarak tabir edilen sözlerinin, bir miting, toplantı ya da konferansta söylenmediğini, iki kişi arasında söylenen sözler olduğunu belirtip, "Halkı nasıl hükümete karşı isyana tahrik edebilir bunlar?" diye sordu.

Sayın: "Adli Tıp çalışanlarını fişledim, bunlar üzerinden ülkeye yönelebilecek tehlike doğurucu sonuçları, vatandaş sorumluluğu içerisinde vatanına bağlı her öğretim üyesinin yapması gerektiği gibi birçok kişi ve kuruma ispiyonladım"
Adli Tıp Enstitüsü ve Adli Tıp Uzmanları Derneği üzerinden ülkeye yönelebilecek tehlike doğurucu sonuçları, vatandaş sorumluluğu içerisinde birçok kişi ve kuruma bildirdiğini belirten Sayın, "Verdiğim bilgiler veya iddianamedeki anlatımla 'kaydedilen kişisel veriler' devletin istihbarat kurumlarının da ulaşabileceği açık bilgilerdir. İllegal hiçbir özelliği yoktur. Bütün bunlar vatanına bağlı her öğretim üyesinin yapması gereken işlemlerdir." şeklinde konuştu.

TSK ülke yönetimine müdahale edebilmeli
Ümit Sayın, telefon konuşmalarında bahsedilen darbenin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin devleti "Koruma ve Kollama" kapsamındaki bir müdahalesi olduğunu belirterek, "Anayasa'nın laiklik ilkesine karşı oldukları Anayasa Mahkemesi kararı ile tescillidir. AK Parti'nin ülkeyi açmazlara ve yeni sorunlara götüreceği aşikardır. Bu koşullarda TSK'nın müdahale etmesi Anayasal ve Kanuni bir haktır." dedi. Sayın, Kemal Alemdaroğlu ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili olarak da "Türk Silahlı Kuvvetleri ülkeyi kollama ve koruma görevini yapmazsa ülkeye ihanet etmiş olacağı da varsayımsal olarak bir gerçekliktir. Yalnız yorumlarımın tümünde ülkenin durumu hakkında o anki duygusallığa ait bir abartı mevcuttur. Bizler AKP'nin Türkiye'yi şeriat benzeri, anti-laik bir sisteme götürmek istediğini düşünüyoruz. Eğer bu gerçekse askerin konuya müdahale etmesi gerekir. Çünkü laiklik Anayasa'nın değiştirilemeyen ana ilkelerinden birisidir. Büyük Ortadoğu Projesi de Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne aykırıdır. Özgür Kürdistan fikirlerinin, federasyon fikirlerinin savunulması da bölünmez bütünlüğe aykırıdır. Bu tehditler karşısında, TSK hiçbir şey yapmıyorsa, görevini yapmıyor demektir. Bu durumda da 'Türkiye'yi satıyor' görünümüne düşmektedir. Tabii ki TSK Güneydoğu'da kahramanca mücadele etmektedir. Fakat ülkenin yönetimine de gerektiğinde müdahale edebilmelidir, çünkü TSK bu devletin sigortasıdır." diye konuştu.

Ergenekon canavarı
İddianamede kendisine ilişkin iddiaları okurken şaşırdığını ifade eden Sayın, "Çünkü böylesine darbe veya askeri müdahale heveslisi değilim. Son yaşadıklarımdan sonra ise kesinlikle askeri darbeye karşıyım." dedi. İddianamede "Asker ihanet etti." şeklinde yer alan sözlerinin hoşgörü içerisinde kalması gerektiğini savunan Sayın, "TSK'dan ise hiçbir konuya müdahil olma, taraf olma girişimi görülmemektedir. Aslında 27 Nisan e-muhtırasında bazı görüşler dile getirilmiş ama daha sonra bu muhtıra ile paralel, onun arkasında duran hiçbir eylem yapılmamıştır." şeklinde konuştu. İddianamenin "Ergenekon paranoyası" olarak kaleme alındığını savunan Sayın, "Savcılar bir Ergenekon canavarı yaratmışlar, her yerde bu canavarı ortaya çıkarmaktadırlar. İddianame tamamen bir cadı avıdır." dedi. Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a bir hakaret kastı olmadığını ileri süren Sayın, "27 Nisan e-muhtırasından sonra, politik gelişmeler karşısında hiçbir şey yapmaması eleştirilmektedir." diye konuştu. Sayın, savunmasının sonuç bölümünde Ergenekon örgütünün dernek başkanlarını, üyelerini ya da taraflarını tanımadığını söyledi. Hakkındaki suçlamaları reddeden Sayın, tahliyesini talep etti. Ümit Sayın'ın savunmasının ardından duruşmaya ara verildi. (Zaman, 30 Aralık 2008)

Ümit Sayın, kendisinde ele geçirilen ve iddianame ekinde yeralan belgede laiklik kisvesi altında Masonlara hizmet ettiğini iftiharla anlatıyordu!
Ergenekon sanıklarından Sayın, bir Mason üstadına yazdığı mektupta Kemalist Türkbirlik Grubu'dan söz ediyor ve ekliyordu: Bu grup, kitleleri sizlerin yönlendirmesine sunacaktır.

Ergenekon iddianamesinin 441 klasörlük delillerinden çıkan bir mektupta, terör örgütü sanıklarından Doç. Dr. Ümit Sayın, laiklik, demokrasi ve Atatürkçülüğü yıllardır maske olarak kullanarak Masonik yeminlere bağlı kaldığını itiraf ediyordu. Ümit Sayın, Mason üstadı Cengiz Akıncı'ya yazdığı mektupta Kemalist Türk Birliği (KTB) Grubu çalışmalarını etkin olarak başlattıkları haberini veriyor, "Bu grup, sol ve milli içerikli tüm hareketlerin arka kapılarını kardeş camiamıza açacak ve kitleleri sizlerin akıl ve hikmet dolu yönlendirmesine sunacaktır" diyor.

Gayrı muntazam değilim
Söz konusu belge 338'inci klasörün 438'inci sayfasına yer aldı. Ergenekon zanlısı Doç. Dr. Ümit Sayın, 2000'te Amerika'da Wisconsin Üniversitesi Nöroloji Departmanı'nda bilimsel çalışma yaptığı sıralarda, Mason üstadı Cengiz Akıncı'ya yazdığı mektupta ilginç itiraflarda bulundu. Mektubunda 94 Nolu Dostluk Muh. Locası'na kayıtlı olduğunu belirten Sayın, düzenli ödediği halde aidatının kayıt düşülmemesinden şikayet ediyor: "1999 aidatımı ödediğim halde gayr-ı muntazam ilan edildiğimi öğrendim. Bu konuda bana hiçbir haber verilmemiştir, sekreterliğinize yazdığım mektup ise ilişiktedir."

Devrim, sosyalizm, Atatürkçülük
Sayın mektubunda Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası sekreterliğinden şikayetini Akıncı'ya iletirken Atatürkçülük, laiklik ve demokrasi maskesinin altına gizlenerek Masonluk yaptığını da itiraf ediyor: “Türkiye, İngiltere, Hollanda ve Amerika'da masonik çalışmalarda bulunmuş bir kardeşiniz ve akılcılık, bilim, laiklik, demokrasi, devrim, sosyalizm ve Atatürkçülük şemsiyeleri altında yıllardır Masonik yeminlere bağlı biçimde hizmet vermekteyim." Sayın, locaya bağlılığına Harun Yahya (Adnan Oktar) ve Bilim Araştırma Vakfı'na karşı yaptığı mücadeleyi delil gösteriyor.

Kemalist Demokrat Türk Birlik
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Sayın'ın kuruculuğunu üstlendiği Kemalist Türkbirlik Grubu'un tüzüğüne göre öncelikle bütün sol Kemalistlerin bir araya getirilmesi için bir internet ağının kurulması hedefleniyor. Kemalist Türkbirlik Grubu'nun tüzüğünde savaşılacak gruplar şöyle özetleniyor: "Radikal dinci gruplar, MHP çizgisinde, ülkücü veya faşist yapılanmalar, Marksist-Leninist- Maoist çizgideki sol yapılanmalar. Bu yapılanmalar Kemalist çizgide oldukları sürece dostumuzdurlar. Ama PKK, Dev-Sol, TİKKO, Dev-Yol gibi, silahlı eylem ve Türkiye Cumhuriyeti'nin parçalanması amacını güden TSK'ya saldıran kişiler, kurum ve örgütler, Kuzey Irak'ta veya Türkiye'de bir Kürt Devleti kurulmasını savunan tüm kuruluşlar, gruplar ve örgütler."

KTB için beşgen masonik tören
Kemalist devrimi tamamlamak üzere kurulan KTB toplantıları için Masonik törenler planlamış. Beşgen yapı içinde 7 dereceli olarak tasarlanan sistemde bilgi akışı, e-mail yoluyla sağlanacaktı. Ele geçirilen raporda en çarpıcı detaysa, ordunun KTB' ye iletmesi için bazı bilgileri Necip Hablemitoğlu'na vermesi.

2 Mum 1 Hançer

KTB' ye giriş, masada bulunan 1 hançer 2 mum eşliğinde masonik bir törenle gerçekleştirilecek. Xyz adlı kişinin Ümit Sayın olduğu iddia edilen görüşmelerde şunlar yer alıyor.
xyz: bahsettiğim törensellikte şu öğeler var
xyz: bir kez sayı beş kişi, yani herkesin evinde beş kişi bir araya gelir, buna beşgen diyelim
xyz: bir çeşit loca veya hücre
xyz: her derecenin töreni ayrı
xyz: bir kişi kapının önünde oturuyor, koruyucu ve kayıtları tutuyor

Beyin yıkamak
xyz: ortada bir masa var

Yavuz: evet
xyz: masanın üzerinde Türk bayrağı, KTB anayasası, Atatürk'ün resmi, iki mum ve bir hançer
xyz: hepsi sembolik anlamları açıklanacak
xyz: kişiler kuzey, güney, doğu, batı doğrultusunda oturuyorlar
xyz: ve tören başlıyor
xyz: birinci derece törenin metnini sizlere göndereceğim, Masonik veya diğer mistik öğeler var ama bu sadece beyin yıkamak ve insanları ortama hazırlamak ve disiplin için. (Bugün, 14 Ağustos 2008)

"Hablemitoğlu öldürülmeli çünkü.."
Tutuklu Ümit Sayın'ın MSN kayıtlarında Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili bilgiler çıkmıştı

Geçtiğimiz 26 Şubat'ta tutuklanarak cezaevine gönderilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ümit Sayın'ın, öldürülen Necip Hablemitoğlu için söylediği 'Bir yıla kadar gidici. Tamamen bizim tarihimizden silinmeli' ifadeleri, Ergenekon iddianamesinde önemli bir yer tuttu. Ümit Sayın'ın bilgisayarındaki, silinen chat kayıtları bölümünde 18 Aralık 2002 tarihinde uğradığı suikastta öldürülen Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu'nun örgütte sevilmediği ve 'öldürülmesi gerektiğine' ilişkin ibareler bulunuyor. Savcılar, 262 üyesi bulunan ulusalcıların Yahoo mail grubu Kemalist Türk Birliği'ne (KTB) üye olan Ümit Sayın ve diğer bazı kişilerin maillerini, iddianamede Hablemitoğlu cinayetinin anlatıldığı bölüme aktardı.

Çok yönlü oynuyor
XYZ adını kullanan Ümit Sayın ile Radkem adını kullanan Yusuf Rıza Günaydın'ın 1 Nisan 2002 tarihinde yaptıkları diyalog iddianamede şu şekilde geçiyor:

XYZ: KTB'nin etkileri büyük oldu. Necip çok salyangoz ve yumuşakça konuşması yaptı.
Radkem: O halde Hablemit'le de tüm ilişkiyi kesmek gerekiyor.
XYZ: İlişkiyi kesmek akıllıca değil, adama hiç güvenemedik. Mason olma ihtimali çok yüksek. Hablemit her yana oynayan bir etki ajanı. Belki de gerçekten Fethullah'tan para sızdırmak isteyen bir palavracı. Belki de sızdırdı. Genkur (Genelkurmay) bunun mutlaka farkına vardı. Habmit tamamen bizim tarihimizden silinmek zorunda. Farklı gruplarla oynayarak farklı güçler ve çıkarlar sağlıyor. Bunun Tantan da , Kemal Alemdaroğlu da farkında. Habmit kötü durumda. Yakında içeri alınabilir. KTB'den destek kaybettiğini anladı. Ayrıca korg ve 23'e güvenemeyeceğini de anladı. Habmit korkuyor çünkü arkasında ne MİT, ne Genkur ne de Emniyet var. Şu anda listede birinci adam. Habmit gidici, bir yıla kadar. Belki de iyi olur.
Radkem: Gitsin bence de.

38 yıl hapis isteniyor
İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Ümit Sayın'ın, silahı terör örgütüne üye olmak, Halkı T.C. hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek ve hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek suçlarından 38 yıla kadar hapsi isteniyor. 2000 yılında Ali Rıza Günaydın tarafından kurulan ve 262 üyesi bulunan Yahoo mail grubu Kemalist Türk Birliği'nin üyeleri arasında, öldürülen Necip Hablemitoğlu ve Ümit Sayın da bulunuyordu.

'Yarın darbe olacak bizi kurtaracaklar'
İddianamenin 40 numaralı sanığı olan, Ergenekon terör örgütüne üye olmak ve Halkı T.C. hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek suçlarından 30 yıla kadar hapsi istenen emekli astsubay Orhan Tunç'un, 'Ümit Sayın ile sık sık telefonda görüşen Orhan Tunç, 'Ümit Sayın sürekli içip içip beni arardı. En son gözaltına alındıktan sonra beni aradı, 'Yarın darbe olacak, bizi kurtaracaklar' dedi. Ümit Sayın emekli Tümgeneral Reha Taşkesen ile görüşürdü' ifadesi de iddianamede yer aldı. (Yeni Şafak, 30 Temmuz 2008)

Üzeyir GarihÜzeyir Garih'in katili yener Yermez'in Ümit Sayın'ı zorda bırakan çarpıcı itiraflarıyla Garih dosyası tekrar açıldı. Sayın sorgulanacak!

İşadamı Üzeyir Garih’in 2001’de Eyüp Sultan Mezarlığı’nda öldürülmesiyle ilgili dava birçok karanlık noktayla birlikte Yener Yermez’in müebbet hapis cezasına çarptırılmasıyla bitmişti. Garih cinayeti yıllar sonra geçen yıl başlatılan Ergenekon soruşturmasıyla tekrar gündeme geldi. Adli Tıp uzmanı İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Ümit Sayın’ın bilgisayarlarında Garih cinayeti dosyasıyla ilgili geniş bir arşiv ele geçirildi. Üzeyir Garih cinayetinden hapis yatan Yener Yermez, Yeni Şafak'a gönderdiği mektupta şok itiraflarda bulundu. Adli Tıp Kurumu'na sevkedildiği sırada o dönem kurumda görevli olan Ergenekon davasının sanıklarından Doç. Dr. Ümit Sayın'ın odasına gelerek kendisiyle konuştuğunu anlatan Yener Yermez, Sayın’ın kendisine ‘cinayeti dini amaçlarla işlediğini söylemesi’ yönünde telkinde bulunduğunu öne sürmüş ve iddialarına devam ederek, "Dr. Ümit Sayın odaya gelerek bana cinayeti başka bir yöne çekmemi isteyen Meral'i bulup mahkemeye getirebileceğini söylemiş ancak iki gün sonra telaşlı bir şekilde gelip 'Yener, gerekli kişilerle görüştüm ancak şu an itibariyle ifadeni değiştirmeni istemiyorlar' demiştir. Ümit Sayın'ın Meral'i tanıması, Adli Tıp'ta görevli olması, görüştüğü kişilerin taleplerini bana bildirmesi, ifademi başka bir yöne çekmemi istemesi ve sonradan vazgeçmeleri tüm bunları yapan kişinin Garih cinayetiyle ilgili bir çok cevapsız sorunun cevabını bildiğini göstermektedir' dedi.

Ergenekon terör örgütü sanığı Ümit Sayın'a ait bazı adreslerde 4 Mart 2008'de yapılan aramalarda işadamı Üzeyir Garih cinayetine ilişkin belgelerin yanı sıra kan örnekleri, DNA testleri ve otopsi raporu gibi dokümanlar ele geçirilmişti. Üzeyir Garih cinayetinde kullanılan delillerden 118. No'lu belge, soruşturma sırasında kaybolmuş, bu belge, Ergenekon Operasyonu kapsamında tutuklanan, Adli Tıp Farmakoloji uzmanı Doç. Dr. Ümit Sayın'ın bürosundan çıkmıştı.

(30 Aralık 2008)


11 sanıklı Jitem Davasında yargılanan tetikçilerden bazıları: İbrahim Babat, Adil Timurtaş, Abdulkadir Aygan, Hüseyin Tilki, Recep Tiril, Ali OzansoyDevleti yargılayacak bir mahkeme kurulmadı şimdiye kadar dünyada!
'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım'ın da sanık olduğu JİTEM davası için iki yıldır mahkeme bulunamıyor..

Kod Adı: Yeşil, Sahte Kimlik Adı: Ahmet Demir, Gerçek Adı: Mahmut YıldırımYeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da sanık olduğu ve sekiz kişinin öldürülmesiyle ilgili JİTEM davasına hangi mahkemede bakılacağına, iki yıldır karar verilemedi. Diyarbakır’da kendilerini polis olarak tanıtarak 8 kişiyi kaçırıp sorguladıktan sonra işkence ederek öldürdükleri gerekçesiyle haklarında dava açılan ve aralarında Susurluk’un kilit adamı olan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğu, 8 sanıklı “JİTEM dosyası” 2 yıldan beri 3 mahkeme arasında gidip geliyor. Son olarak “Ağır Ceza Mahkemesi yetkilidir” kararından sonra dosya, bu kez de “Özel yetkili ağır ceza mahkemesi mi, yoksa normal ağır ceza mı yetkili?” sorusuyla tekrar Ankara’daki uyuşmazlık mahkemesine gönderildi.

Diyarbakır’da 1992-94 yılları arasında kapatılan HEP’in Muş İl Örgütü üyesi Harbi Arman ile Servet Aslan, Şahabettin Latifeci, Ahmet Ceylan, Abdulkadir Çelikbilek, Mehmet Sıddık Etyemez, Lokman ve Zana Zuğurli adlı kardeşler kaçırılarak sorguladıktan sonra işkence ederek öldürüldü.

Dosya gitti, dosya geldi
Cinayetlerin talimatını vermekle suçlanan Jandarma İstihbarat Gruplar Komutanı emekli Binbaşı Abdulkerim Kırca, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, PKK itirafçıları Fethi Çetin, Kemal Emlük, eşi Saniye Emlük, Muhsin Gül, OYAK üyesi ve Musa Anter cinayeti zanlısı Abdulkadir Aygan, uzman Çavuş Uğur Yüksel ile ilgili dava önce Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ele alındı. Dosya, sanıkların suç tarihinde asker kişiler olması nedeniyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderildi. Bir yıl yargılama yapan Askeri Mahkeme daha sonra “görevsizlik” kararı verip dosyayı tekrar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Dosya, yargılama yetkisinin hangi mahkemede olduğunun belirlenmesi için Ankara’daki uyuşmazlık mahkemesine gönderildi. Uyuşmazlık mahkemesi, yetkinin Ağır Ceza Mahkemesi’nde olduğuna karar verip dosyayı 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade etti. 2. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı bu kezde olayın çete suçu olduğu gerekçesiyle, DGM’lerin yerine kurulan özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Özel yetkili mahkeme de dosyayı tekrar Ankara uyuşmazlık mahkemesine gönderdi.

(29 Aralık 2008)


Bir dokun bin ah işit! Ergenekon soruşturmasında her gün yeni bir gelişme
Davanın giderek büyümesinden cesaret alan tanık ve mağdurlar konuşmaya devam ediyor. Onlar konuştukça dava büyüyor. 1) Eski Jitemci Abdulkadir Aygan, resmi belge JİTEM bordrosundan sonra Güneydoğu'daki bazı ölüm kuyularının tam yerlerini de açıkladı. 2) İfadeleriyle Türkiye’nin en büyük hayali ihracat operasyonu ‘Balina Operasyonu’nun başlamasına sebep olan eski Mali Müşavir Abdurrahman Yakupreisoğlu, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e gönderdiği mektupta Ergenekon’un kilit isimlerinden Sedat Peker, Adil Serdar Saçan ve Tuncay Özkan aleyhine ifade vermemesi için Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı Mustafa Erol tarafından tehdit edildiğini öne sürdü.

Savcı'dan şok Ergenekon tehdidi
İfadeleriyle Balina Operasyonu’nun kapısını aralayan Abdurrahman Yakupreisoğlu, Adalet Bakanı Şahin’e şok bir mektup yazdı: Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Erol, Sedat Peker, Adil Serdar Saçan ve Tuncay Özkan aleyhine ifade vermemem için beni tehdit etti.

Abdurrahman YakupreisoğluAdalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e yazılan bir ihbar mektubu Ergenekon davasına yeni bir boyut kazandırdı. İfadeleriyle Türkiye’nin en büyük hayali ihracat operasyonu ‘Balina Operasyonu’nun başlamasına sebep olan eski Mali Müşavir Abdurrahman Yakupreisoğlu, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e gönderdiği mektupta Ergenekon’un kilit isimleri aleyhine ifade vermemesi için Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından tehdit edildiğini öne sürdü. Yakupreisoğlu, Savcı Mustafa Erol'un Sedat Peker, Adil Serdar Saçan ve Tuncay Özkan aleyhine ifade vermemesi için tehdit edildiği iddiasını ortaya attı. Ergenekon mağduruyum Halen ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak’ suçundan Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Yakupreisoğlu, ‘Ergenekon mağduru’ sıfatıyla Şahin’e 10 sayfalık mektup yazdı. Mektubuna ‘Sayın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e’ ifadesiyle başlayan Yakupreisoğlu, Şubat 2008’de yaşadığı tehdit olayını detaylı bir şekilde anlattı.

İddiaya göre İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürlüğü’nde görevli Murat Sarıkaya, ev telefonundan Yakupreisoğlu’nu arayarak İstanbul Conrad Otel’e çağırdı. Saat 19.30 sularında otele giden eski mali müşavirciyi, Murat Sarıkaya karşıladı. Eski DGM ve şimdiki Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı Mustafa Erol ile bir yüzbaşının bir arada oturduğu lobiye gittiler. Savcı Erol, “Adil Serdar Saçan aleyhine ifade verme, verirsen başına gelecekleri sen bilirsin’ tehdidinde bulundu. Murat Sarıkaya ise ‘Sen yaşanacakları bilirsin’ ifadesini kullandı. Saçan tarafından İzmir’deki ifadesi yüzünden işkence gördüğünü ileri süren Yakupreisoğlu, “Her iki el bileğimdeki işkence izlerini gösterdim. Benim yerimde siz olsaydınız ne yapardınız, ben de onu yapacağım’ diyerek otelden ayrıldı. 8 aydır ifade veremedim Yakupreioğlu, mektubunda, “29.04.2008’den beri Ergenekon terör örgütü, Saçan adına susturulmam amacıyla Mali Şube Amiri Murat Sarıkaya’nın Savcı Mustafa Erol’la düzenlediği atfi cürümlerle tutuklattırıldım. 8 aydır ifadem sorgum yapılmadan F tipinde 20 metrekarelik hücrede bedel ödetiyorlar” ifadelerini kullandı. Yakupreisoğlu, Saçan ile Erol, 2002’de İstanbul DGM savcısı iken 5. DGM’nin 2002/139E numaralı davası ile menfaat ilişkisinin olduğunu ileri sürerken, Sarıkaya’nın da Saçan’ın adamı olduğunu iddia etti.

Mektupta ‘İddialarımı belgeledim’ dedi
2001’de hayali ihracattan yakayı ele veren Mali Müşavir Abdurrahman Yakupreisoğlu’nun, İzmir eski DGM Savcısı Cevdet Ulu’ya verdiği ifade ile Türkiye’nin en büyük hayali ihracat operasyonu olan Balina Operasyonu’nun düğmesine basıldı. Yakupreisoğlu, ifadesinde eski Başbakan Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz’ı hayali ihracatın içinde göstermekle kalmayıp, İstanbul’daki hayali ihracatı koruyanların Veli Küçük ile Sedat Peker’in olduğunu ortaya atmıştı. O dönemde Tuncay Özkan da olayı ‘Komplo’ başlığıyla Milliyet’in manşetine taşımıştı. Yakupreisoğlu, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e, verdiği ifadeler hakkında soruşturmanın gizli olduğu gerekçesiyle ayrıntı vermezken, Şahin’e yazdığı mektupta şunları söyledi: “27.10.2008 günü Savcı Zekeriya Öz’e anlattım. Davacı oldum. Belgeleriyle, kayıtlarıyla 2001’den beri Saçan, Özkan ve Peker arasındaki ilişkileri belgeleriyle kayıtlarıyla ortaya koydum.” (Bugün, 27 Aralık 2008)

Abdülkadir Aygan Ölüm kuyuları’nın krokisi Google'da
PKK itirafçısı ve JİTEM üyesi Abdülkadir Aygan ‘ölüm kuyuları’yla ilgili kan donduran bilgiler verdi. Aygan, adres ve isim vererek 1990’larda öldürülenlerden bazılarının nerelere gömüldüğünü açıkladı.

Star’ın gündeme getirdiği ve Ergenekon sanıkları tarafından faili meçhul cinayetlerde kullanıldığı iddia edilen ‘ölüm kuyuları’nı soruşturmak için harekete geçen savcılara, eski JİTEM’cilerden adrese teslim ‘nokta’ bilgiler geldi. Eski JİTEM’ci Abdülkadir Aygan, kimin, nerede ve nasıl öldürüldüğünü, sonra hangi kuyuya atıldığını ‘adres vererek’ star’a anlattı. Mardin’in Kızıltepe ilçesi Katarlı Köyü’nde üzeri betonla kapalı kuyunun açılması sırasında 2 ceset bulunması, 1993-1996 yılları arasında silahlı kişiler tarafından kaçırılan ya da ortadan kaybolan 17 kayıp yakınını ve bölge savcısını harekete geçirdi.

TUNCAY GÜNEY ANLATMIŞTI
Verdiği bilgilerle Ergenekon soruşturmasına yön vere Tuncay Güney de Silopi’deki BOTAŞ tesislerinde bulunan kuyulara çok sayıda insanın öldürülerek atıldığını iddia etmişti. Söz konusu iddiaların yaşandığı dönemde Kızıltepe Jandarma Komutanı olan JİTEM’ci emekli Albay Atilla Uğur’un Ergenekon soruşturmasından tutuklanması Ergenekon’un ölüm kuyuları mı var sorularını gündeme getirmişti. Bölge savcıları faili meçhul cinayetleri ve kuyuların Ergenekon terör örgütüyle bağlantılarını araştırırken, İsveç’te yaşayan ve eski JİTEM’ci olarak tanınan Abdülkadir Aygan’dan şok açıklamalar geldi.

İŞTE KUYULARIN ADRESİ
EMEKLİ Tuğgeneral Veli Küçük’ün ‘JİTEM yok’ açıklamasına tepki göstererek ‘Hayır JİTEM var, bu da benim JİTEM’den aldığım maaşın bordrosu’ diyen Aygan, Cem Ersever’in kirli ilişkilerini deşifre etmemesi için Küçük tarafından öldürüldüğünü savunuyor. Aygan, harita üzerinde, Ergenekon sanıklarının görev yaptığı dönemdeki işlenen faili meçhul cinayetleri ve ölüm kuyularını da şu şekilde tarif ediyor: Devegeçidi Köprüsü altında nakliyatçı bir şahıs infaz edildi. İnfazı, Kemal Emluk tabancayla gerçekleştirdi. Diğer fotoğrafta Silopi’nin Kortik Köyü’nden alınıp infaz edilen Hasan adlı şahsın cesedinin atıldığı yer görülüyor. Diyarbakır’dan Elazığ’a giderken, Hazar Gölü’nün işaretli noktasına ceset bir çuval içerisinde atılmıştı. HELİN ŞAHİN

TBMM’nin de gündeminde
DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Ergenekon’la ilgili önemli bilgi ve belgelerin ellerinde olduğunu Meclis kürsüsünden açıkladı. Sakık, Ergenekon’dan tutuklu Atilla Uğur’un görev yaptığı dönemde ortaya çıkan ceset kuyularının bulunduğunu söyledi. Sakık bazı vekillerin teşvikiyle sorunun parlamentoda tartışılmasını sağlayacaklarını belirterek ‘Eğer ön yargılarımızdan sıyrılırsak bütün sorunları aşarız’ dedi.

(27 Aralık 2008)


Yener YermezÜzeyir GarihSavcı Öz, Garih cinayeti dosyasını açıyor
Ergenekon savcısı Öz, 7 yıl önce öldürülen Garih'le ilgili dosyayı yeniden oluşturuyor. Adalet Bakanlığı'nın kuracağı komisyon, cinayet hükümlüsü Yener Yermez'i cezaevinde sorgulayacak..

2001 yılının ağustos ayında gizemli bir cinayete kurban giden Musevi işadamı Üzeyir Garih'le ilgili dosya yeniden açılıyor. Sabah'ın edindiği bilgiye göre, Ergenekon davası savcılarından Zekeriya Öz, dün dosyanın yeniden oluşturulması için harekete geçti. Bu doğrultuda Adalet Bakanlığı, Garih cinayetiyle ilgili bir komisyon kuracak. Komisyon, müebbet hapse çarptırılan Üzeyir Garih suikastı hükümlüsü Yener Yermez'i, cezasını çektiği Kırıkkale F Tipi Cezaevi'nde sorgulayacak. Komisyon, yeni bir Adli Tıp dosyası oluşturacak, Üzeyir Garih'in mezarını açıp kemiklerini inceleyerek, cinayete Yermez'den başka birinin de katılıp katılmadığını tespit edecek. Komisyon ayrıca, cinayet bıçağının yeni bir kriminal incelemeye tabi tutulmasını sağlayacak. 2001 yılında Adli Tıp Enstitüsü'nde görev yapan ve Yermez'e, "İlgili kişilerle görüştüm, ifadeni değiştirmeni istemiyorlar" dediği ileri sürülen Ergenekon sanığı Ümit Sayın ve cinayetin bütün tanıkları yeniden sorgulanacak. Komisyon, Yermez'in askerliğini yaptığı Hasdal Kışlası'yla ilgili bilgileri de Genelkurmay Başkanlığı'ndan isteyecek.

Zekeriya Öz, Ergenekon Soruşturma SavcısıKameralı sorgu
Savcı Öz'ün dün Adalet Bakanlığı'na bir yazı yazarak, Yener Yermez'in itirafları doğrultusunda, Ergenekon davası kapsamında Garih cinayeti dosyasını yeniden açacağı öğrenildi. Öz'ün ayrıca, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'ne de bir yazı yazarak, Kırıkkale F Tipi Cezaevi'nde yatan Yermez'i komisyon önünde kameralı olarak sorgulamak istediklerini belirttiği de öğrenildi. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'ndan Garih cinayetiyle ilgili tüm belgelerin birer fotokopisini isteyen Öz, ayrıca Ümit Sayın'ın Adli Tıp'ta hangi tarihler arasında, hangi görevle bulunduğunun bildirilmesini talep etti. Öz, Ergenekon davasına bakan mahkemeye de Sayın'ın adliyede ifadesinin alınması için başvurdu. Öz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü'nden Garih'in mezarıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Cinayet Büro Amirliği'nden de Garih cinayetiyle ilgili tüm bilgi ve belgeleri talep etti. Öz ayrıca, polise Garih cinayetiyle ilgili yeni bir rapor hazırlaması talimatını verdi.

Ergenekon şüphesi
Yeni Şafak gazetesi yazarı Fehmi Koru'ya cezaevinden gönderdiği mektupta Garih cinayetini 1.5 milyon dolar karşılığında üstlendiğini itiraf eden Yermez'in komisyona vereceği ifadelerle, cinayette Ergenekon örgütünün rolünün açığa çıkması bekleniyor. Üzeyir Garih, 25 Ağustos 2001'de Küçük Hüseyin Efendi'nin mezarını ziyaret ettikten sonra, arabasına binerken, bir hayat kadınıyla ilişkiye girmek üzere Eyüp Mezarlığı'nda bulunan Yener Yermez tarafından bıçaklanarak öldürülmüştü. Yermez'in gecikmiş itiraflarının, Garih'in "Ergenekon'a finans desteği sağlamaktan vazgeçtiği için öldürüldüğü" iddiaları gözönüne alınarak inceleneceği belirtiliyor. Adalet Bakanlığı nezdinde kurulacak Garih Komisyonu'nun bu amaçla Alaton'un ve Garih ailesinin de ifadesine başvurabilecek. Garih cinayetinde Ergenekon şüphesi doğuran bir diğer önemli bilgi, Ergenekon sanığı emekli albay Fikri Karadağ'ın, Yermez'in askerliğini yaptığı Hasdal Kışlası'nda Mekanize Alay Komutanı olarak bulunmuş olması. Karadağ'ın Hasdal'da görevli olduğuna ilişkin belge, Ergenekon iddianamesinin eklerinde çıkmıştı. Komisyon, Hasdal bağlantısını da Genelkurmay Başkanlığı'ndan istenecek belgelerle çözmeyi amaçlıyor. Hasdal Kışlası, daha önce de bir diğer Ergenekon sanığı, sahte Yeşil namıyla bilinen Osman Gürbüz'le ilişkili olduğu ortaya çıkan emekli tuğgeneral Habil Küçük'ün adıyla gündeme gelmişti. Habil Küçük de, PKK'nın, o zamanki Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'e zehirli suikast girişiminde bulunduğu dönemde, tıpkı Karadağ gibi Hasdal'da Mekanize Alay Komutanı idi. Ergenekon tutuklusu Oktay Yıldırım Garih cinayeti işlendiğinde Hasdal Kışlası'nda astsubaydı.

Azerbeyacan'daki darbe girişimine finans desteğini kestiği için öldürülmüş olamaz
İddialara göre Üzeyir Garih, Ergenekon'un Azerbaycan'da yapmaya çalıştığı darbeye finans desteği sağlamayı reddettiği için, Veli Küçük grubunun emriyle öldürüldü. 1995'in mart ayında Azerbaycan'daki darbe girişiminde Küçük'ün değil, dönemin Başbakan'ı Tansu Çiller'e yakınlığıyla bilinen bazı MİT yetkilileriyle, Abdullah Çatlı grubunun rol aldığı biliniyor. Garih'in bu olaydan altı yıl sonra, Azerbaycan'daki darbe girişimiyle ilgili bir anlaşmazlık yüzünden öldürülmüş olması düşük bir ihtimal olarak değerlendiriliyor. (Sabah, 26 Aralık 2008)

(26 Aralık 2008)


Fikri KaradağErgenekoncu Karadağ kritik yerlerde boy gösteriyor
33 şehidin verildiği yere giden ilk isim her şeyi açıklıyor. PKK’ya affın gündeme geldiği MGK toplantısının ardından Bingöl'de 33 Mehmetçik şehit düştü. Olay yerine ilk giden dönemin subayı, şimdinin Ergenekon sanığı Fikri Karadağ oldu. Fikri Karadağ'ın tesadüfen(!) bulunduğu diğer bir kritik yer de Üzeyir Garih cinayetini işleyen Yener Yermez'le aynı dönemde bulunduğu İstanbul Hasdal Kışlası idi.

Ergenekon operasyonuyla birlikte geçmişteki karanlık ilişkiler ağı bir bir ortaya çıkmaya başladı
Silahsız 33 erin 1993 yılında, Bingöl'de Şemdin Sakık liderliğindeki yolu kesen PKK'lılarca şehit edilmesi tüm Türkiye'yi acıya boğdu. Silahsız ve savunmasız bir şekilde yola çıkarılan 33 er adeta ölüme gönderilmişti. PKK'nın ateşkes ilan ettiği ve genel afla terörün bitirilmek üzere olduğu bir anda yaşanan bu olayın acısı yüreklerdeki tazeliğini korurken, Ergenekon operasyonuyla birlikte geçmişteki karanlık ilişkiler ağı bir bir ortaya çıkmaya başladı. Ergenekon Savcılarının Ergenekon tutuklusu emekli askerlerin ne zaman, nerede ve hangi görevlerini sorduğu Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen cevap, emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ'ın 33 erin şehit edildiği 24 Mayıs 1993'te, Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma (İKK) Şube Müdürlüğü'nde görevli olduğu belirtildi.

Ergenekon-PKK ilişkisi
Ayrıca olayı araştıran dönemin Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcısı Hakim Binbaşı İnayet Taş'ın tespitleriyle "ölüme gönderilen" 33 erin şehit edilmesi olayının gerçekleştiği noktaya ilk ulaşan subayın da Mehmet Fikri Karadağ olduğu belirtiliyor. 1993 yılında PKK'nın ateşkes ilan ettiği ve genel afla terörün bitirilmek üzere olduğu bir anda meydana gelen Bingöl'de 33 erin şehit edilmesi olayı, Ergenekon-PKK ilişkisindeki en önemli kanıt olarak gösteriliyor. Yazar Ümit Fırat, 33 erin şehit edilmesi olayını, çözüm istemeyen derin devletin PKK'ya istihbarat vererek yaptırdığını söylemişti.

Öcalan’la pazarlık yapılıyordu
Taraf gazetesine verdiği mülakatta Fırat, şu görüşleri dile getirmişti: “Bir barış ortamı doğabilecekti. Öcalan’la pazarlıklar yapılıyordu. Ama olmadı. Aynı gün Bingöl’de 33 er kurşuna dizildi. Çünkü PKK’lı bir time bir takım istihbaratlar verildi. Dezenformasyon yapıldı. Gittiler, o askerleri öldürdüler ve o günden sonra bir daha öyle bir af projesi bakanlar kurulunun gündemine gelmedi.”

Eskortsuz yola çıktılar
Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcısı Hakim Binbaşı İnayet Taş'ın, 33 erin şehit edilmesiyle ilgili hazırladığı iddianamede ihmaller zincirinin Malatya'da başladığı vurgulanıyordu. Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı'nın Bingöl ve Elazığ İl Jandarma komutanlıklarına gönderdiği, "8 Eylül 1992 gün ve PER: 71/30- 15-92/1183" sayılı mesajında her türlü güvenlik önleminin alınarak askerlerin sevkinin istenmesine rağmen, o gün, Malatya İl Jandarma Komutanlığı'ndan toplam 582 jandarma eri Bingöl İl Jandarma Komutanlığı'na konvoy meydana getirilmeden, eskort nezaretinde olmaksızın ve araçların içine silahlı askerler bindirilmeksizin sevk edildi.

Teröristlerin yol keseceği biliniyordu
Savcı Taş, iddianamede 33 erin şehit edildiği PKK eylemi için "Böyle bir olayın yaşanacağını herkes biliyor" tespitini yapmıştı. PKK'nın Elazığ-Bingöl karayolunu keseceğine dair olaydan 4 gün önce gönderilen birinci dereceden teyitli istihbarat raporu sonradan ortaya çıkmıştı. Bingöl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi, 93/123 sayılı istihbaratı İl Jandarma Komutanlığı'na, bildirilmişti. Savcı Taş'ın hazırladığı iddianame sorumluları cezalandırmaya yetmedi. Birkaç yıl süren mahkeme sürecinde yargılanan askeri yetkililer tek tek beraat etti.

Yeminle tanındı
Türkiye Albay Fikri Karadağ'ı Mersin'de yaptırdığı 'ölme-öldürme' yeminiyle tanıdı. Danıştay saldırısıyla tanınan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneği (VKGB)'nden ayrılan Karadağ, ardından Kuvayı Milliye Derneğini kurdu. Dernek üyelerine silah ve Kur'an üzerine yaptırdığı 'ölme-öldürme' yemininin görüntüleri tüm Türkiye'yi şoke etti. Çocukların da hazır bulunduğu törende derneğin yeni üyelerine insanı dehşete düşüren şu konuşmaları yaptı: "Sevgili arkadaşlar! Bu uğurda ölmek var; öldürülmek var!.. Öldürmek var! Bu işe girdiğine bin kere pişman olup 'nereden bu işe başladım' demek var!"

Erler dayak tehdidiyle hemen yola çıkarıldılar
Hain saldırıdan kurtulan er Erdal Özdemir, o günü şöyle anlattı: 24 Mayıs günü Malatya'ya indim. Sabahtı. Garajda inzabatlar benim gibi oraya gelen erleri alıp Malatya İl Jandarma Alayı'na götürdü. Hemen yola çıkacağımız söylendi, geceyi orada geçirmek isteyenler olunca, 'sabaha kadar dayak yersiniz, herkes şimdi gidecek' talimatı verildi. Kiralanan midibüslere bindik. Koruma olarak hiçbir eskortun olmadığını kısa sürede anladık. Yani ne araba dışında güvenlik vardı ne araba içinde silahlı bir asker." (Bugün, 26 Aralık 2008)

(26 Aralık 2008)


Rıdvan Özden, AlbayAlbay Özden cinayeti Ergenekon davasına dahil edildi!
Ergenekon terör örgütü davasının savcılarından Mehmet Ali Pekgüzel, 1995'te öldürülen Albay Rıdvan Özden cinayetinin Ergenekon kapsamına alındığını açıkladı.

Ergenekon davasının dünkü duruşmasında tutuklu sanık Ümit Oğuztan'ın çapraz sorgusu yapıldı. Savcı, Oğuztan'a 1995 yılında Mardin İl Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden'in şehit edilmesiyle ilgili ne bildiğini sordu. Sanık, Rıdvan Özden'in eşi Tomris Özden'in, çalıştığı televizyona geldiğini, bazı bilgiler verdiğini, ancak 'anlattıklarının çok saçma olması ve ciddi bir belge bulunmaması' nedeniyle yayınlamadığını ileri sürdü. Tutuklu sanıklardan Veli Küçük'ün aynı zamanda kızı olan avukatı Zeynep Küçük müdahale ederek, "Bu konu iddianamede yok. Gelecek dosyada mı var?" şeklinde tepki gösterdi. Bunun üzerine Pekgüzel, "Bu olaya ilişkin soruşturmayı başka bir savcı arkadaşımız yürütüyordu. Cinayet, bu dosyayla birleştirildi. Önümüze gelecek." dedi.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in, "Susurluk Komisyonu'na sunduğunuz raporda JİTEM'den de bahsediyorsunuz." demesi üzerine, "JİTEM diye bir örgüt yok. Bu masalı ortaya atıp gerçek Gladyo yapılanmasının üstünü örttüler." iddiasında bulundu. Komisyona verdiği yazısında Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis'in öldürülmesiyle ilgili iddiaların da bulunduğu hatırlatıldı. Sanık, Susurluk Komisyonu'na verdiği raporda bütün bildiklerini yazdığını ifade etti. "Ergenekon örgütünü nereden öğrendiniz?" sorusuna ise, "Erol Mütercimler, yaptığımız sohbetler esnasında bana Ergenekon terör örgütünden bahsetti. Kaynağını da açıkladı. Duyduklarımı, bildiğim her şeyi de yazdım." diyerek cevap verdi. Bir soru üzerine 28 Şubat sürecinde kendisinin sadece Ali Kalkancı haberini yaptığını anlattı. Savcı, 1995'te Alay Komutanı Rıdvan Özden'in şehit edilmesiyle ilgili ne bildiğini sordu. Sanık, Rıdvan Özden'in eşi Tomris Özden'in, çalıştığı televizyona geldiğini, bazı bilgiler verdiğini, ancak 'anlattıklarının çok saçma olması ve ciddi bir belge bulunmaması' nedeniyle yayımlamadığını savundu. Savcının, "Tomris Özden'in 16 Haziran 2008'de verdiği ifadede, 'Tuncay Güney, Ümit Oğuztan ve Yalçın Çakır beni sorguladı. Jandarmaya ait belge vardı, onu elimden aldı. Tuncay Güney orada 2-3 kez Veli Küçük'le görüştü' diyor." hatırlatmasının ardından Oğuztan, Özden'le stüdyoda görüştüklerini, ancak yanlarında Tuncay Güney'in bulunmadığını ileri sürdü. Bu sırada, tutuklu sanıklardan Veli Küçük'ün avukatı Zeynep Küçük, müdahale ederek, "Bu konu iddianamede yok. Neye dayanarak soruyorsunuz?" dedi. Bunun üzerine Pekgüzel, "Bu olaya ilişkin soruşturmayı başka bir savcı arkadaşımız yürütüyordu. Özden cinayeti, bu dosyayla birleştirildi. Önümüze gelecek." diye konuştu. Yöneltilen sorulardan biri de, "Mehmet Eymür'ü tanıyor musunuz?" oldu. Oğuztan, "Eymür'ü tanımıyorum. Tuncay Güney'in anlatımlarından biliyorum. Güney ile yaptığımız sohbetlerde bana Mehmet Eymür'e bilgi aktardığını anlatıyordu." diye konuştu.

Albay'ın eşi JİTEM'i işaret etmişti
Albay Rıdvan Özden'in 12 Ağustos 1995'teki şüpheli ölümünü ilk olarak Zaman gündeme getirmişti. 'Albay Özden suikastı, Ergenekon dosyasında' başlığıyla 24 Kasım 2008'de verilen haberde, savcıların, Özden'in eşi Tomris Özden'in ifadesine başvurdukları aktarılmıştı. Zaman'a konuşan Tomris Özden, eşinin ölümünde JİTEM'in parmağının olduğundan şüphelendiğini anlatmış, bir başka Ergenekon sanığı Arif Doğan'ın, 1989'dan beri eşinin JİTEM'de çalışması için ısrar ettiğini aktarmıştı. Daha sonra Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu sanıklardan Ümit Oğuztan'a 'gizli tanıklık yapmaları' konusunda herhangi bir teklifte bulunulmadığını açıkladı. Bu arada, davaya bakan mahkeme heyetinde bir üye hâkim daha görevlendirildi. (Zaman, 26 Aralık 2008)

(26 Aralık 2008)


Film değil gerçekti: Kontrgerilla en büyük provokasyonlarından birini itinayla sinema salonunda sahneledi, Maraş - 19 Aralık 1978.
Bülent EcevitKatliamın 30.yılında Kontrgerilla tartışmaları Ergenekon davasının etkisiyle tekrar alevlendi. Türkiye'yi sıkıyönetime götüren, 12 Eylül darbesinin yolunu açan Maraş olaylarının üzerinden 30 yıl geçti. Sağ-sol ve Alevi-Sünni çatışması olarak lanse edilen olayların sis perdesi, son yıllarda aralanmaya başladı.

Bülent Ecevit'in 1979'dan beri saklayıp 2006'da açıkladığı belge
111 kişinin hayatını kaybettiği kanlı tertibin faili kimdi, fitili kim ateşledi? Bu soruyla ilgili en ciddi cevap, 2006 yılında eski başbakanlardan Bülent Ecevit'in arşivinden çıktı. Merhum Ecevit'in 1979'dan beri sakladığı belgeye göre, Maraş katliamı MİT görevlilerince planlanmıştı. Üzerinde 'çok ciddi bir kaynaktan verilmiştir' notu düşülen belgede şu ifadeler yer alıyordu: "CHP iktidarı devraldıktan sonra vuku bulan büyük olayların (Malatya, Sivas, Maraş) çıkacağına dair 1-2 ay evvelinden haber verilmediğinden yüzlerce vatandaşımızın can ve mal kaybına sebebiyet vermişlerdir. Önceden haber vermek bir tarafa, olayın yaratılmasında en etkin rol oynamışlardır. Nitekim Kahramanmaraş olayı MİT'ten... müşterek planlamaları ile çıkarılmıştır. MİT olayın içinde olmasaydı, Maraş'tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve olayın zuhur etmesine meydan vermezdi."

Film değil gerçekti: Kontrgerilla en büyük provokasyonlarından birini itinayla sinema salonunda sahneledi
19 Aralık 1978 Kahramanmaraş KatliamıTürkiye'nin son 30 yılı adeta provokasyonların tarihi gibi. Oyuncular farklı olsa da aynı film, onlarca kez vizyona sokuldu. Faili meçhul cinayetler ve tırmandırılan terör, olağanüstü hal vb. uygulamalara kapı araladı. 1980 darbesinin yolunu açan en önemli unsur 1978'de ilan edilen sıkıyönetim oldu. Yüzlerce faili meçhul cinayetin işlendiği karanlık dönemin finali Kahramanmaraş olayları oldu. 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında çıkan olaylarda onlarca insan hayatını kaybetti. Provokasyonun kıvılcımı bir sinema salonunda çakıldı. Maraş olayları, Stalin zulmünden kaçan Kırım Türklerinin anlatıldığı bir gösterim sırasında başladı. Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan'ın başrol oynadığı 'Güneş Ne Zaman Doğacak' adlı film, Maraş Çiçek Sineması'nda gösterime girdi. Filmin şehre getirilmesine Ülkücü Gençlik Derneği öncülük etmişti. 19 Aralık günü 20.00 seansının sonuna doğru sinema salonunda bomba patladı. Ülkücülerin yoğunlukta olduğu sinemaya atılan bomba ile aylardır altyapısı hazırlanan provokasyonun fitili de ateşlenmiş oldu. "Bombayı solcular attı." söylentisi şehrin her tarafına yayıldı. 20 Aralık'ta bu kez Alevilerin gittiği Akın Kıraathanesi'ne bomba atıldı. İtinayla alevlendirilen provokasyon 23 Aralık'ta kitlesel olaylara dönüştü. 111 kişi öldü, binin üzerinde insan yaralandı. 552 ev ve 289 işyeri tahrip edildi. 26 Aralık'ta Maraş'ın da içinde bulunduğu 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi.

Aydınlatılamadığı için vicdan azabı çekiyorum
Olaylardan sonra İçişleri Bakanlığı'na atanan Hasan Fehmi Güneş: Maraş olayları büyük bir tertipti. Planlama sonucu gerçekleşmişti. Ben olaydan sonra göreve geldim. Bu olayı ortaya çıkarmak için, bakanlık dahilinde bütün imkânlar seferber edildi. Olayı açığa çıkarmak için her şey yapıldı. Ancak buna rağmen, ben de yeterli aydınlatma olmadığı kanısındayım. Olayın perde arkası ve tertipleyicileri ile ilgili bir devlet görevlisi olarak ben de vicdan azabı çekmekteyim.

En kanlı provokasyon
Ankara 78'liler Derneği Başkanı Ruşen Sümbüloğlu: Maraş katliamı, darbe düzeninin Türkiye'yi 12 Eylül darbesine götüren en kanlı provokasyon. O dönemde gündemde olan kontrgerilla yapılanması bu eylemde aktif rol aldı. Bugün 30 yaşına gelmiş darbe düzeninin bu gayri meşru çocuğundan hâlâ hesap sorulmamış olması utançtır. Malatya, Sivas, Çorum gibi diğer tüm olaylar da darbe düzeninin ülkeyi faşist iktidara götürme yolunda uygulamaya soktuğu kanlı tertiplerdir.

Gizli servislerdeki arşiv belgeleri açıklanmalı
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Fevzi Gümüş: Tertipleyenlerin asıl amacı, 12 Eylül askerî darbesine zemin hazırlamak için halklar ve inançlar bahçesi olan Maraş'ta Alevi, solcu, demokrat insanları kıyıma uğratıp, sağ kalanları ise baskı altına alarak göçe zorlamaktı. Başarılı olan bu senaryonun, CIA'dan ve onun yönlendirdiği devlet içindeki derin güçlerinden icazet alınmadan yapılması mümkün değildi. Türkiye, geçmişindeki bu utancı temizlemek, geleceğini de aydınlatmak zorunda. Bunun çözümü katliamın, gizli servislerdeki arşiv belgelerinin açıklanması, gerçek suçluların yargılanması ve başta Aleviler olmak üzere tüm demokratik kamuoyundan özür dilenmesi.

Olaylar, 12 Eylül'e giden en önemli dönemeçti
Olayın tanıklarından Ökkeş Şendiller: Hükümet ve yönetimin ciddi ihmali var. Aynı zamanda kastı var. Olayların üstünün örtülmesi ve kapatılması da söz konusu. Maraş olayları 12 Eylül darbesine giden en önemli dönemeçti. Bu olay üzerine sıkıyönetim ilan edildi. Sıkıyönetimle birlikte olaylar durmadı, daha da arttı. Tezgâhlanan olay, tertipleyenlerin bile hayal edemeyeceği bir noktaya geldi. 2 yıl önce dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in arşivinden çıkan belgenin açıklığa kavuşturulması lazım. Orada açık açık olayın MİT tarafından tezgâhlandığı yazıyor. Dönemin MİT müsteşarı askerdi. Bu konuda MİT, Genelkurmay, Emniyet ve hükümet zan altında.

Kenan Evren, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin lideri1980 darbesine götüren provokasyonlar
01) 1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'nda 1 Mayıs'ı kutlayanların üzerine ateş açıldı, 34 kişi öldü çok sayıda kişi yaralandı.
02) 16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nin önünde bomba patlatıldı, 7 öğrenci öldü, 47 kişi yaralandı.
03) 24 Mart 1978'de Ankara'da savcı Doğan Öz öldürüldü. Öz, Başbakan Bülent Ecevit'in talimatıyla kontrgerilla konusunu araştırıyordu.
04) 17 Nisan 1978'de Malatya Belediye Başkanı Hamid Fendoğlu (Hamido), evine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucunda hayatını kaybetti.
05) 11 Temmuz 1978'de Ankara'da Doç. Bedrettin Cömert öldürüldü.
06) 10 Ağustos 1978'de Ankara'nın Balgat semtinde kahvehane tarandı. 5 kişi öldü, 14 kişi yaralandı.
07) Eylül 1978'de Ankara Ulubey Mahallesi'nde taranan kahvehanede 2 kişi öldü.
08) 8 Ekim 1978'de Ankara Bahçelievler'de 7 TİP'li öğrenci öldürüldü.
09) 20 Ekim 1978'de Prof. Bedri Karafakioğlu öldürüldü.
10) 18 Aralık 1978'de Adana'da TMMOB Başkanı Akın Özdemir suikasta uğradı.
11) 1 Şubat 1979'da Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi öldürüldü.
12) 16 Mayıs 1979'da Ankara Piyangotepe'de kahvehane taranması sonucu 7 kişi hayatını kaybetti.
13) 28 Eylül 1979'da Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul öldürüldü.
14) 27 Ekim 1979'de İstanbul Bayrampaşa'da kahvehane tarandı, 6 kişi can verdi.
15) 20 Kasım 1979'da Prof. Yaşar Ümit Doğanay öldürüldü.
16) 28 Kasım 1979'da Kayseri'de kahvehane tarandı, 5 kişi hayatını kaybetti.
17) 7 Aralık 1979'da Prof. Cavit Orhan Tütengil öldürüldü.
18) 16 Aralık 1979'da İstanbul Beşiktaş'ta kahvehaneye bomba atıldı, 5 kişi katledildi.
19) 27 Mayıs 1980'de MHP'li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak faili meçhul bir suikasta uğradı.
20) 1980 yılı Mayıs ve Temmuz aylarındaki Çorum Olayları'nda 57 kişi öldü.
21) 22 Temmuz 1980'de DİSK ve Maden İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler öldürüldü. (Zaman, 25 Aralık 2008)

(25 Aralık 2008)


Danıştay SaldırısıMalatya Misyoner KatliamıHrant Dink cinayetiAtabeyler ÇetesiErgenekon davası büyük yüzleşmelere hazırlanıyor
Faili belli olan ancak arkasındaki güç bilinmeyen birçok eylem de Ergenekon’la çakışmaya başladı. Ergenekon davası, birçok faili meçhul cinayetin ve mağdurunun da gün yüzüne çıkmasında etkili oldu.

Ergenekon duruşma salonu ek inşaatla büyütüldü daha da büyütülecek mi?
Ergenekon terör örgütü davası Silivri’de görülmeye devam edilirken, Ergenekon soruşturması da diğer yandan hızla devam ettiriliyor. Öte yandan bugüne kadar faili meçhul kalan ya da sadece tetikçileri yakalanabilen birçok karanlık olay da Ergenekon davasıyla birleştirilmeyi bekliyor. Faili meçhul cinayetlere kurban giden kişilerin yakınları ise Ergenekon davasına müdahil olabilmek için harekete geçti. Danıştay saldırısında hayatını kaybeden Mustafa Yücel Özbilgin’in oğulları davayı Silivri’de yakından izleyerek müdahil olmaya hazırlanıyor. 1996 yılındaki Susurluk kazasından bir ay önce Perinçek'in Aydınlık dergisinde yayınlanan MİT raporunda uyuşturucu kaçakçısı Askar Simitko olarak adı geçen ve Susurluk çetesince öldürüldüğü belirtilen İranlı Asghar Sematgou'nun oğlunun bu davaya müdahil olma talebi, yıllardır Jitem adına Güneydoğu'da cinayet işleyip başka örgütler üzerine attıkları iddiaları medyada yeralan PKK itirafçılarından Abdulkadir Aygan'ın İsveç'ten haber gönderip Ergenekon davasında sanık-tanık-mağdur olarak ifade vermek istemesi, 1995 yılında Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden'in PKK ile girdiği çatışmada alnından vurulup öldürüldüğü'nün açıklanmasına karşın kocasının PKK tarafından değil Güneydoğu'da uyuşturucu ile şiddetle mücadele etmesinden rahatsız olan Veli Küçük'le ilişkili devlet içindeki çetelerce ensesinden vurulup öldürüldüğünü o tarihten beri iddia eden ve 18 Temmuz 2008'de Ergenekon savcılarına başvurup beraberindeki tüm belgeleri teslim eden eşi Tomris Özden'in davaya müdahillik talebi, Özdemir Sabancı ve Necip Hablemitoğlu cinayetlerinin dava kapsamına alınması, Üzeyir Garih cinayetinin Ergenekon Savcıları tarafından Ergenekon Davası kapsamına alınması ve son olarak da Yargıtay'ın kararıyla Danıştay'a Saldırı davasının da Ergenekon Davasına eklenmesi bunun son örneklerini oluşturuyor. Bu arada Atabeyler Çetesi davası ve diğer bir çok suikast ve terör olaylarının da Ergenekon savcıları tarafından incelendiği ve sonuca göre davaya eklenebileceği de medyaya yansımış durumda. Ergenekon davası ile bir dokunuldu bin ah işitilmeye başlandı!..

Gladio davası gibi genişliyor
Ergenekon davasının kapsamı genişledikçe genişliyor... İtalyadaki gladio davası da ilk başlarda üç-beş kişiyle başlayıp 3500 kişinin yargılandığı bir davaya dönüşmüştü. Silivri'de görülmekte olan Ergenekon davasının duruşma salonu bir kez ek inşaatla büyütüldü ama birçok kez daha büyütülecek gibi görünüyor.

Ucu ergenekon’a çıkanlar
ERGENEKON davasının başlamasının ardından Danıştay cinayeti davasına yapılan itirazı inceleyen Yargıtay, dosyanın Ergenekon terör örgütü ile ilişkisi olup olmadığını araştırma kararı aldı. Yargıtay’ın görevlendirdiği bir tetkik hakim Danıştay davasıyla ilgili olarak Ergenekon iddianamesini inceliyor. Malatya misyoner katliamı, Dink cinayeti, Atabeyler çetesi, Dost Tarikatı lideri ile eşinin öldürülmesi, İbrahim Çiftçi cinayeti, Vatanseverler Çetesi ve 11 sanıklı JİTEM davasına bakan mahkemeler de sanıklar ile Ergenekon arasındaki bağlantıları araştırmak için Ergenekon iddianamesini istedi.

Dost Tarikatı Cinayetleriİbrahim Çiftçi cinayetiVatanseverler Çetesi11 sanıklı Jitem Davasında yargılanan tetikçilerden bazıları: İbrahim Babat, Adil Timurtaş, Abdulkadir Aygan, Hüseyin Tilki, Recep Tiril, Ali OzansoyMüdahil sayısı giderek artıyor
ÖTE yandan davaya müdahil olmak için müracaat eden ve başvuru hazırlığında olanların sayısı her geçen gün artıyor. Kişisel verilerinin kayıt altına alındığını belirten Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın müdahilliğinin kabul edilmesinin ardından, ‘Şeytan Üçgeni’ olarak tabir edilen bölgede 1994 yılında öldürülen Kürt işadamı Behçet Cantürk’ün kızı Gazel Cantürk de Ergenekon davasında ortaya çıkan belgeler nedeniyle Sapanca Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe verdi. Cantürk ‘Ergenekon davası kapsamında babasının katillerinin belli olduğunu ve cezalandırılmalarını’ istedi.

‘Babamı helikopterden attılar’
‘ERGENEKON’DAN davacıyım, babamı helikopterden attılar’ diyen Vanlı İşadamı Senar Er de müdahil olmaya hazırlanıyor. İşadamı Er, ‘adının ölüm listesinden çıkarılması için 100 bin mark fidye istendiğini, vermeyince de şehirler arası çalışan iki otobüsünün yakıldığını’ anlattı. Senar Er ‘75 yaşındaki babamı kaçırıp öldürdüler. Babamın öldürüldüğünü Yeşil’den öğrendim. Yüksekova’dan Hakkari’ye getirirken helikopterden atmışlar’ diyor. Adını değiştirip izini kaybettirdiğini anlatan Er ‘Bütün o çeteler bu Ergenekon’un uzantılarıydı. Davacıyım’ dedi.

Özbilgin Ailesi yakın takipte
17 Mayıs 2006 günü Ergenekoncularla bağlantısı sonradan belgelenen Alparslan Aslan, Danıştay 2. Dairesi’nin üyelerine silahlı saldırıda bulundu. Saldırı sonucu hakim Mustafa Yücel Özbilgin yaşamını yitirdi, şu anda Danıştay Başkanı olan Mustafa Birden ile Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu da yaralandı. Ergenekon terör örgütü iddianamesinde Özbilgin ‘maktül’ diğer Danıştay üyeleri ise ‘mağdur’ olarak yer aldı. İddianamede ‘maktul’’ olarak adı geçen Özbilgin’in oğulları Serkan ve Gökhan Özbilgin, devam eden Ergenekon davasını adım adım takip ediyor. Özbilgin kardeşler, davanın ilk günü Silivri Cezaevi Kampüsü’ne gelerek davayı izlemişlerdi. Özbilgin kardeşler salı günü sanıkların savunma yapmaya başladıkları ilk oturumu da Silivri’de takip ettiler. Özbilgin ailesi, davanın seyrine göre müdahillik talebinde bulunacaklarını açıklamışlardı. (Star, 13 Kasım 2008) Yargıtay'ın Ergenekon ile Danıştay'a Saldırı davalarını birleştirme kararına sevinen aile, dava birleşme prosedürlerinin bitmesiyle müdahillik talebinde bulunacaklar.

Cemil Sarıyar, Klora Gres Madeni Yağları’nın sahibiPolisin 5 yıldır izini bulamadığı kayıp İşadamı Ergenekon'dan çıktı
Fail-i meçhuller birer birer Ergenekon'a çıkıyor. 19 Aralık 2003’ten bu yana kayıp olan işadamı Cemil Sarıyar’ın kimlik fotokopisi Ergenekon sanığında çıktı. Sarıyar’ın oğlu Selçuk Sarıyar, Savcı Öz’den yardım istedi. Öz de sanık Muzaffer Şenocak’ı çağırıp sorguladı. Beş yıldır kayıp olan ve polisin tüm aramalarına rağmen izine rastlanılamayan iş adamı Cemil Sarıyar’ın (64) akibeti Ergenekon soruşturması kapsamına alındı. Bursa’da ele geçen el bombalarının sahibi olduğu iddiasıyla tutuklanan Muzaffer Şenocak’a, mahkemede savcılar üzerinde yakalanan Sarıyar’ın kimlik fotokopisinin sırrını sordu. 19 Aralık 2003’te Gebze’deki işyerinden Suadiye’deki evine gitmek üzere ayrılan Klora Gres Madeni Yağları’nın sahibi Cemil Sarıyar’dan 5 yıldır haber alınamıyordu. Sarıyar’ın oğlu Selçuk Sarıyar (42), olay günü Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na babasının kaybolduğunu bildirdi. Ancak polis, yıllarca tek bir ipucu bulamadı. İşadamı Cemil Sarıyar, o dönem iş ortağı Sadık Öztürk’ün ölümü üzerine tüm hisselerin sahibi oldu. Ancak, Sadık Öztürk’ün avukatları aynı zamanda Ergenekon sanığı Sedat Peker’in de avukatlarıydı. Avukatların hisselere ortak olma girişimleri sonucu olay yargıya taşınmıştı. Daha sonra Cemil Sarıyar tekrar hisselerini geri almıştı. Sonrasında esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan iş adamının izine yıllar sonra Ergenekon soruşturmasında rastlandı. Sarıyar’ın kimlik fotokopisi, Muzaffer Şenocak’ın iş yerinde ele geçirildi. Şenocak savcılık ifadesinde ‘Cemil Sarıyar, medikal işi yapıyor. Nüfus cüzdanının fotokopisini Türkiye’den Afrika’ya girebilmeleri için uçak bileti, vize ve davetiyeleri için aldım’ demişti. Dün çapraz sorgusunda Savcı Nihat Taşkın’ın ‘Cemil Sarıyar’ın kimliği sizde ne arıyor’ sorusuna Şenocak ‘İki hafta önce savcı Zekeriya Öz çağırdı. Bu konuyu sordu. Emniyette benim belgelerimin ve başka belgelerin bulunduğu masanın üzerinden çantama girmiş olabilir’ diye yanıt verdi. Taşkın, ‘Bu kişinin Peker’den şikayetçi olduğunu biliyor muydunuz’ deyince Şenocak ‘Hayır’ dedi. Kayıp işadamının oğlu Selçuk Sarıyar, Star gazetesi'ne babasının akibetine ilişkin Ergenekon soruşturmasının savcılarından Zekeriya Öz ile bir ay önce görüştüklerini söylemişti. ‘Muzaffer Şenocak’ta babama ait bilgilerin çıkması üzerine hemen harekete geçtik’’ diyen Selçuk Sarıyar, ‘’Yaklaşık bir ay önce savcı Öz’e gittik. Babamla ilgili bir dilekçe sundum, 5 yıldır haber alamadığımızı anlattım. Savcı Zekeriya Öz, olayın üzerine gideceklerini söyledi. Zekeriya Öz, babamın kaybolmasıyla ilgili Ergenekon’a ilişkin bir iz bulursa gerekli tüm hukuki yollara başvuracağız’’ diye konuştu.

Üzeyir GarihÜzeyir Garih cinayeti de Ergenekon işi
Ergenekon terör örgütü sanığı Ümit Sayın'a ait bazı adreslerde 4 Mart 2008'de yapılan aramalarda iş adamı Üzeyir Garih cinayetine ilişkin belgelerin yanı sıra kan örnekleri, DNA testleri ve otopsi raporu gibi dokümanların ele geçirilmesinin ardından, Üzeyir Garih'in bir yakının soruşturmayı yürüten savcıya Garih cinayeti ile ilgili çok önemli bir başvuru daha yaptığı ortaya çıkmıştı. Üzeyir Garih ve ailesi ile yakın dostluğu bulunduğunu belirten Alarko Holding eski İthalat Koordinatörü Doğan Kasadolu, cinayetin işlendiği gün, Garih'in damadı Doron'un oğlunun kaçırıldığını, olayın üzerine gidilmemesi konusunda aileye baskı ve tehditte bulunulduğunu söyledi. Ergenekon terör örgütü sanığı Doç. Dr. Ümit Sayın'ın üniversitedeki odasında Garih cinayetine ilişkin önemli belgeler ele geçirilmesinin ardından, soruşturmayı yürüten savcıya Garih cinayeti ile ilgili çok önemli bir başvuru daha yapıldığı ortaya çıktı. Alarko Holding eski İthalat Koordinatörü Doğan Kasadolu'nun Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Ağır Ceza Savcılığı'na dilekçe ile başvurarak, Garih ailesinde cinayetin işlendiği günün hemen ertesinde yaşanan ilginç olaylar hakkında bilgi verdiği belirlendi. Doğan Kasadolu'nun savcılığa verdiği dilekçede, Garih'in damadı Doron'un, kendisine, olayın yaşandığı gün oğlunun kaçırıldığını, ardından kendisine ulaşan bazı kişilerin bu işin üzerine gidilirse cinayeti bu çocuğun gerçekleştirdiğinin açıklanacağına dair gözdağı verildiğini söylediğini belirtti. Bu dilekçe üzerine dava kapsamına alınan Garih cinayetinin ek iddianameye konulması bekleniyor. Olayın medyaya yansıması sonrasında çeşitli kaynaklardan gelen ihbarlarla Garih olayında olası Ergenekon parmağını gösteren çarpıcı deliller ortaya çıktı.

(Abdullah Harun, 13 Kasım 2008, son güncelleme: 19 Aralık 2008)


ERGENEKON DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!..
Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati önemde. İnanın ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine seçilmemiz ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli değil.

Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren, silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah, dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır bölen ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları sürece unutamayacakları tarifsiz evlat acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye zarar veremez!

Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz. Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz! Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin. Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve bilgilerde!..

Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti adına ne devlet adına ne de Atatürkçülük adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka verilecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?

Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve kolaylıklar dileriz.


(Abdullah Harun, 20 Ekim 2008)



Abdulkadir AyganJİTEM tetikçisinden Veli Küçük'e anında cevap: Gelir o belgeyi gözüne sokarım!
Veli Küçük, çapraz sorgusunda "JİTEM yoktur" diye tutturdu ama JİTEM'den maaş alan Abdülkadir Aygan anında kendisine cevap verdi.

Asrın davasında, 'Ergenekon terör örgütünün üst düzey yöneticisi' suçundan hakim karşısına çıkan Emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün JİTEM'in varlığını yalanlamasına eski itirafçı Abdulkadir Aygan'dan cevap geldi. JİTEM'in kendisine yıllarca düzenli maaş ödediğini dile getiren Aygan, Ergenekon davasında ifade vermeye hazır olduğunu tekrarladı. Dün hakim karşısına çıkan Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, istihbarat görevinde çalışmış olmasının iddianamede suç gibi aktarıldığını savunarak kısa bir süre için Jandarma Genel Komutanlığı istihbarat gruplarında görev yaptığını söylemişti. Söz konusu birimin resmî bir birim olduğunu belirterek, "İddianameye ısrarla JİTEM adı konulmuştur. Jandarma Genel Komutanlığı'nın hiçbir zaman böyle bir birimi olmamıştır. JİTEM, TSK'ya yapılan bir saldırıdır." diye konuşmuştu.

Gelir o belgeyi gözüne sokardım. Bu maaş bodrosuna ne diyeceksin komutanım?
Jitem 1992 yılı maaş bodrosu, PKK itirafçısı ve jitem tetikçisi Abdulkadir Aygan'ın Taraf gazetesine gönderdiği diğer bir resmi bordro. Bordroyu daha büyük görmek için tıklayınJitem 1993 yılı maaş bodrosu, PKK itirafçısı ve jitem tetikçisi Abdulkadir Aygan'ın nasname sitesine gönderdiği resmi bordro. Bordroyu daha büyük görmek için tıklayınKüçük'ün bu açıklamalarına terör örgütü PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan'dan cevap geldi. Terör örgütünün eski yöneticisi Şükrü Gülmüş'ün editörlüğünü yaptığı Nasname adlı internet sitesine ve Taraf gazetesine yaptığı açıklamalarla Aygan, JİTEM'in kendisine düzenli maaş ödediğini söyledi ve resmi maaş bordrolarından birer örneği ibraz etti..

"Sayın Nasname yayın Editörü, Bugün sitenizde yayınlanan bir haberi okuyunca,şaşkına döndüm. Haber; Ergenekon Davası sanığı Veli Küçük`le ilgiliydi. Bu zaat, milletin gözünün içine baka baka nasıl yalan söyleyebiliyor hayret ettim. Demekki ben dokuz yıl boyunca "olmayan" bir hayali resmi kurumda çalışmışım(!?). Yani JİTEM diye bir kurum veya kuruluş yokmuş(!?). Öyle ya ;JİTEM`in kurucuları arasında bulunan ve JİTEM Gruplar Komutanlığı görevini yürüten bu şahıs ,şimdi çıkmış "JİTEM diye bir kurum yok" diyor. Peki komutanım(!),biz yalan söylüyoruz sen doğru söylüyorsun belki(!?)..Fakat bu maaş bodrosuna ne diyeceksin bakalım. Belgeler de yalan söylemez ya.Herkesin malumu olan bu konuda doğru konuşmadığına göre demekki sana yöneltilen tüm soruların cevabını da doğru olarak vermiyorsun. Dua et ki Türkiye de hakkımda tutuklama kararı var ve ben duruşmalara katılamıyorum. Yoksa gelir o belgeyi gözüne sokardım. Buyrun JİTEM`in resmi maaş bodrosunu okuyun. selam ve saygılarımla. A.Aygan."

Abdulkadir Aygan'ın 25 Kasım 2008 tarihinde sitemizde aktardığımız görüşleri için tıklayınız.

JİTEM elemanı Abdulkadir Aygan'ın itiraflarıyla Güneydoğu'da kontrgerilla infazları (video)
(Röpörtajı Yapan: Hakan Akçura, 25 Mayıs 2008, süre:3.5 saat, FLV formatında)     
Seyretmek için buraya tıklayınız    İndirmek için buraya tıklayınız (743 MB)        Abdulkadir Aygan hakkında daha geniş bilgi

(16 ve 17 Aralık 2008)


Alparslan AslanFLAŞ!!!  Danıştay davası ile Ergenekon davası birleştirildi!
Ergenekon davası zincirleme reaksiyonlarla giderek büyüyor. Kontrgerillacıların tedirginliği artıyor. Dava nerelere kadar genişleyecek?..

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Danıştay 2. Dairesi üyelerine ve Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırılarla ilgili Alparslan Arslan'ın da aralarında bulunduğu 8 sanık hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararı oy birliğiyle bozdu.

19 Temmuz 2008'de Yargıç Orhan Karadeniz müsterih şekilde Danıştay'ın Ergenekon'la bağlantısı yok diyerek davayı sonuçlandırmıştı
Bozma kararında çok kritik bir cümle kullanılarak, Danıştay Baskını davasıyla Ergenekon davasının birleştirilmesinin zorunlu olduğu vurgulandı. 9. Ceza Dairesi, "Ankara'da işlenen Danıştay saldırısının ardından ortaya çıkan ilişkilerin, İstanbul'daki Ergenekon soruşturmasıyla bağlantılı olabileceğini ve birleştirilmesinin zorunlu bulunduğunu belirtti.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Danıştay 2. Dairesi üyelerine ve Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırılarla ilgili davanın temyiz incelemesini tamamladı. Daire'nin kararında, ''tüm dosya kapsamına göre sanıkların mensubu bulundukları iddia edilen örgütün niteliği, atılı suçların vasfının belirlenmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi yönünden İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne açılan (Ergenekon) davası ile bu dava arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunun iddia edilmiş olması karşısında öncelikle davaların birleştirilmesinde zorunluluk bulunduğuna'' işaret edildi. Kararda, ''Sanıklar Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Tekin İrşi, Süleyman Esen müdafileri ile katılanlar Cumhuriyet Vakfı, Yeni Gün Haber Ajansı Basın Yayıncılık A.Ş, Ayşe Sema Özbilgin, Serkan Özbilgin, Gökhan Özbilgin vekilleri ve Cumhuriyet Savcılarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, nitelikli kasten öldürme ve nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından resen de temyize tabi olan hükmün sair yönleri incelenmeksizin öncelikle bu sebeplerden dolayı bozulmasına oy birliğiyle karar verildi'' denildi. Ankara 11. Ağrı Ceza Mahkemesi, ilk kararında direnir ve bu kararda temyiz edilirse dava dosyası Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gelecek.

Danıştay dosyasının, Ergenekon terör örgütü davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi bekleniyor
Yargıtay'dan çıkan yeni kararın ardından süreç şöyle işleyecek: Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay'ın kararına uyarsa, dosyayı Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza'ya gönderecek. İlk kararında direnirse dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gidecek. Ankara'daki mahkeme yetkili olduğunu öne sürerse, Ergenekon davasının iddianamesini İstanbul'dan isteyebilecek. Ergenekon'u yargılayan mahkeme, Danıştay saldırısıyla ilgili kendilerinin yetkili olduğunu belirtip dosyayı göndermezse, son sözü Yargıtay 5. Ceza Dairesi söyleyecek. Ancak Yargıtay kararında davaların hangi mahkemede birleştirileceğine değinilmemesi soru işaretlerine yol açtı. Emekli askerî hakim Ümit Kardaş'a göre, Ankara'daki mahkeme Yargıtay'ın kararına uyarak dosyayı İstanbul'a gönderecek. Kardaş, "Ergenekon bir örgütlenme. Çeşitli saldırıları var. Bunlardan biri de Danıştay olayı." dedi. Ceza hukukçusu Prof. Dr. Vahit Bıçak da, dosyaların İstanbul'daki mahkemeye gönderilmesi gerektiğinin altını çizdi. (Zaman, 17 Aralık 2008)

Ümit Kardaş: "Esas dava İstanbul'da. Dosyanın aradaki bağlantı nedeniyle İstanbul'a gönderilmesi lazım."
Hukukçular, Danıştay dosyasının Ergenekon davasına dahil edilmesi konusunda hemfikir. Emekli Askerî Hakim Ümit Kardaş, Ankara'daki mahkemenin dosyayı İstanbul'a göndermesi gerektiğini belirtiyor: "Ergenekon bir örgütlenme. Çeşitli saldırıları var. Bunlardan biri de Danıştay olayı. Ankara'daki mahkeme ben yetkiliyim derse bu hukuk mantığının dışında olur. Ana dava İstanbul'da. Ankara o örgüt bağlantısını nasıl kuracak? Ayrıca İstanbul'da yürüyen bir soruşturma var. Yürüyen bir davayı ve soruşturmayı buraya çağırması hukuk mantığına aykırı geliyor."

Vahit Bıçak: "Burada devam eden mütemadi suçlar söz konusudur. En son icra hareketinin yapıldığı yerin mahkemesinde dosyanın birleştirilmesi lazım."
Ceza Hukuku Profesörü Vahit Bıçak da, yeni yargılama için İstanbul'u işaret ediyor: "Burada devam eden mütemadi suçlar söz konusudur. En son icra hareketinin yapıldığı yerin mahkemesinde dosyanın birleştirilmesi lazım. Dolayısıyla olaylar tarihsel sıraya konulacak. Hangisi en son fiil ise dosya o konuya bakan mahkemeye verilecek. Yerel mahkeme, Yargıtay'ın verdiği karara uyarak Danıştay saldırısı davasının birleştirme yeri olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi olduğuna karar verirse, davaların İstanbul'da görülmesine devam edilecek."

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN TEBLİĞNAMESİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılılığı, Danıştay saldırısı davası sanıkları Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu ve Süleyman Esen'le ilgili, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve Danıştay saldırısıyla ilgili mahkemeye gönderilen belgeler dışında, ''Ergenekon'' soruşturmasına ait tüm belge ve beyanların getirtilerek yeniden bir karar verilmesini istemişti.

YEREL MAHKEME KARARI
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, davada sanık Alparslan Arslan'ı, ''cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya, yerine yeni bir düzen getirmeye, fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmek'' suçundan Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 309/1. maddesi uyarınca ve ''Danıştay 2. Dairesi Başkanı Mustafa Yücel Özbilgin'i, tasarlayarak ve yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmek'' suçundan TCK 82. maddesinin (a) ve (g) bentleri uyarınca ayrı ayrı 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırmıştı. Mahkeme, sanıklar Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu ve İsmail Sağır hakkında da ''Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya, yerine yeni bir düzen getirmeye, fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs etmek'' suçundan TCK'nın 309/1, maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermiş, cezalar TCK'nın 62. maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına çevrilmişti. Sanık Süleyman Esen de ''Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya ve yerine başka bir düzen getirmeye teşebbüs etmek amacıyla kurulan silahlı suç örgütünün üyesi olmak'' suçundan Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 314/2. maddesi ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 5. maddesi uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Sanığın duruşmadaki olumlu hal ve tavrını göz önünde bulunduran mahkeme, TCK'nın 62. maddesi uyarınca Esen'in 6 yıl 3 ay hapisle cezalandırılmasına karar vermişti. Mahkeme, Esen'i ayrıca ''patlayıcı madde bulundurmak ve taşımak'' suçundan TCK 1/2 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 11 ay 15 gün hapis cezasına çarptırmıştı. Sanıklar hakkında ''Patlayıcı madde bulundurmak ve taşımak'', ''kişiler arasında korku, kaygı ve panik yaratacak şekilde patlayıcı madde kullanmak'', ''tasarlayarak ve yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmeye teşebbüse yardım etmek'' suçlarından çeşitli hapis cezaları da veren mahkeme, sanıklardan Aykut Metin Şükre, Ayhan Parlak ve Salih Kurter'in de üzerlerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatlarına karar vermişti.

Orhan KaradenizDanıştay davası yargıcı Orhan Karadeniz müsterihti!!!
Danıştay davasını 19 Temmuz 2008'de karara bağlayan Ankara 11. Ağır Ceza’nın eski başkanı Orhan Karadeniz, 'İddianame beklense, Ergenekon’la Danıştay bağı görülebilirdi' tezine katılmıyor ve "Gelen belgelerde bağ yoktu. Olsa da diyecek bir şey yok. Bu zaten bir örgüt davası. Öcalan davasıyla tüm PKK davaları birleşti mi? Öyle işin içinden çıkılmaz olur." diyordu.

Ergenekon iddianamesi açıklanırken iki eylemden bahsedilmişti: Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması. Ancak Ergenekon iddianamesinde kurulan bağlantı, bu eylemlerin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen davasında kurulamadı(!). Danıştay saldırısı davası “Ergenekon iddianamesi beklenilseydi Danıştay saldırısı ile Ergenekon arasındaki bağlantı görülebilirdi” şeklinde eleştirildi. Nitekim dava bittikten sonra sanık Osman Yıldırım 10 saat boyunca Ergenekon savcısına itiraflarda bulundu. Radikal’e konuşan eski 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Orhan Karadeniz, “Biz re’sen sorduk, orda 3-4 ay bekledik ve 3-4 ay sonra ellerindeki bütün belgeleri gönderdiler. O belgelerle dava ile bir bağlantı kuramadık. Olsa da diyecek bir şey yok. Bu zaten bir örgüt davası. Sen ona bakarsan Öcalan, hakkında dava açıldığından bütün Türkiye’deki ilgili davaların İmralı’daki dava ile birleştirilmesi gerekirdi. Vicdanen müsterihim” dedi. Danıştay saldırısı-Ergenekon bağlantısı konusundaki en somut iddiaların Danıştay saldırısı sanığı Osman Yıldırım’ın 11 Mart’ta Savcı Zekeriya Öz’e verdiği ifadelerle ortaya çıktığı görülüyor. Sanık Yıldırım’ın verdiği ifadelerin yaklaşık 10 saatlik kaset kaydı olduğu öne sürülüyor. Yıldırım Danıştay saldırısının aktörleri ile Ergenekon örgütü üyeleriyle tanışıklığını ve ilişkilerini bütün detaylarıyla Öz’e anlattı. Sanıklardan Süleyman Esen’in avukatı Mehmet Ener, duruşmalarda Ergenekon bağlantısında en çok ısrar eden kişiydi. Ener “İddianame beklenilseydi ilişkinin tümünün açığa çıkma ihtimali daha fazla olacaktı. Ancak mahkeme, Ergenekon soruşturmanın tümünü görmeden, eksik belgelerle sonuca gittiği için bağ kuramadı” diye konuşmuştu. (Radikal)

(16 ve 17 Aralık 2008)


Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri & provokasyonları:
Ergenekon soruşturması-davası sürecinde provokasyonlar yaşanıyor. Birileri davayı Şemdinli olayında olduğu gibi çıkmaza, sonuçsuzluğa, akamete uğratmaya çalışıyor. Bu girişimlerin süreceğini tahmin edip başladığımız bu canlı yayında tarihi olaylara, kışkırtmalara tanık oluyoruz, yaşıyoruz ve daha birçoğunun da yaşanacağına inanıyoruz. O birileri şu anda kimbilir ne planlar yapmakta, operasyonlar tasarlamakta. İtalyan Gladyosu'nu çökerten savcı Felice Casson, Türkiye'de gazetecilerin yakından tanıdığı bir isim. Son olarak bir gazeteye verdiği demeçte aynen şöyle diyor: "Soruşturmalar başladığı zaman bazılarının şiddetli eleştiriler yaptığını görürsünüz. Bir zaman sonra bu şiddetli eleştirileri yapan çevrelerden bazılarının da şüpheliler arasında olduğunu anlarsınız. İşte o zaman işler daha da karışır. Hedef aldığınız kesim öyle bir kulis yapar ki, savcı olarak bizim yaptığımız çalışmaların yasa dışı olduğu bile ima edilir. Ta ki soruşturma evresi tam olarak gelişinceye kadar bu böyle gider." Türkiye'de yaşanacaklar da sanırız böyle olacak. Tekrar etmek gerekirse en üst makamdan alttakine kadar muvazzafıyla yargısıyla ve diğer tüm dallarıyla Kontrgerilla, Şemdinli ve Ergenekon soruşturmalarında yakalanmış bulunuyor. General Veli Küçük ve daha alt kademedeki elemanlarını feda edip soruşturmanın daha yukarılara, Kontrgerilla'ya uzanmasını engellemeye çalışıyorlar. Çırpınmalar bu yüzden. Özellikle Ergenekon soruşturması onları gittikçe köşeye sıkıştırıyor olmalı ki bu kadar deşifre olmaya başladılar. Şurası çok açık, Savcı Öz ve arkadaşları, Ergenekon soruşturmasıyla kontrgerillacıları kuyruğundan da olsa gerçekten yakalamayı başarmış ve soruşturmanın seyri kontrgerillacıları daha da zora sokacak. Türkiye, büyük olaylara ve inşallah hayırlı değişimlere doludizgin gidiyor. Birileri de tüm güçleriyle bunu engellemeye çalışıyor, bu çok açık.

1) 09 Temmuz: ABD İstinye Konsolosluğu maskesi altında Türk polisine düzenlenen ve "Üzerimize gelmeyin ülkeyi savaş alanına çeviririz" şeklinde intikam-gözdağı amaçlı yorumlanan saldırı.
2) 12 Temmuz: İçlerinde Ergenekon soruşturmasında tutuklanan avukat Kemal Kerinçsiz, eski asker Muzaffer Tekin'in de bulunduğu, emekli Albay Erdal Sarızeybek, İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan ve İşçi Partililer gibi belirli çevrelerce verilen 9 ayrı suç duyurusu sebebiyle Adalet Bakanlığı'nca Savcı Öz hakkında inceleme başlatıldığının ortaya çıkması. Başvuranlardan bazılarının Adalet Bakanlığı'nın ilgisizliğinden şikayet ederek Ankara İdare Mahkemesine suç duyurularını taşıması. İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut Kazan'ın Savcı Zekeriya Öz´ü, elindeki soruşturmayı 11 aydır tamamlamayıp ucu açık tutarak, yaşanan gelişmelere göre "dalga operasyonlar"a başvurmakla ve "geceleyin kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız öldürüldü" suçlamasıyla Ankara İdare Mahkemesine başvurması. (haberkaynağı-2, haberkaynağı-3, haberkaynağı-4)
3) 16 Temmuz: CHP’li Onur Öymen'in, katıldığı bir TV programında ‘Merak etmeyin, Ankara’da hakimler var’ diyerek mahkemeden mahkumiyet çıksa bile Yargıtay’dan döneceğini ima etmesi.
4) 19 Temmuz: Kadıköy'de Atatürkçü Düşünce Derneği öncülüğünde düzenlenen ve Atatürk'le lenin'in yan yana fotolarını içeren pankartların taşındığı "Ergenekon soruşturması cumhuriyetimizi yıkmak amaçlıdır!" konulu yaklaşık iki bin kişinin katıldığı gösteri.
5) 28 Temmuz: İstanbul Güngören'de aynı noktada meydana gelen iki patlamada 17 kişinin hayatını kaybetmesi. PKK'ya atfedilen saldırıyı PKK'nın üstlenmemesi. Saldırının Ergenekon'cuların intikamı olarak nitelendirilmesi ve Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin kapatılma davasında vereceği kararın hemen öncesinde meydana gelmesi.
6) 01 Ağustos: Ergenekon'dan sonra polise karşı saldırıların dikkat çekici şekilde artması. PKK'nın, Ergenekon soruşturmasının ardından öncelikli hedefinin polis olduğunu duyurması.
7) 08 Ağustos: Savcıların, Ergenekon bağlantısını araştırdıkları saldırılardan Güngören ve konsolosluk saldırıları ardından üçüncü olarak meydana gelen, muhtemel hedefi Üsküdar Selimiye Kışlası olan havan toplu saldırı.
8) 19 Ağustos: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Paksüt ’ü yetkisiz dinledikleri iddiasıyla Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Organize’ye nöbetçi mahkemenin izniyle baskın yaptırıp kaşla göz arasında da olayla hiç ilgisi olmayan ve son anda engellenen, gizli ergenekon soruşturma belgelerini kopyalayarak soruşturmanın kimlere uzanacağı bilgisini elde etme denemesi.
9) 02 Eylül: Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Yargıtay'a suikast krokilerinin de ele geçirildiği İşçi Partisi'nde yapılan Ergenekon soruşturması kapsamındaki arama işleminin hukuka aykırı yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlatması.
10) 03 Eylül: TSK'nın görevlendirdiği bir generalin, Ergenekon sanığı generaller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur'a moral vermek için gündemi altüst eden, askerlerin Şemdinli davası gibi Ergenekon davasını da yargıya baskı yaparak akamete uğratmaya ve tutuklu generaller hakkında hazırlanan ek iddianameyi etkilemeye çalıştıkları yorumlarına yol açan resmi cezaevi ziyareti.
11) 07 Eylül: Dikkat çekici şekilde peşpeşe yoğunlaştırılan Deniz Feneri Davası ve diğer yolsuzluk iddiaları ile, her gün yeni bir gelişmeyle sürekli gündem olan Ergenekon soruşturmasının gündemden düşürülme çabaları.
12) 09 Eylül: CHP lideri Deniz Baykal'ın isim vermeden Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'ü, Şemdinli'yi soruşturan Ferhat Sarıkaya'nın akıbetini hatırlatarak tehdit etmesi.
13) 10 Ekim: Aydınlık, Cumhuriyet ve benzeri malum medyanın, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ü, çevresinde "tecavüzcü coşkun" olarak tanınan, işçi partili ve oto kundaklamadan 3 yıl hapis yatmış