Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "Kozinoğlu" için arama sonuçları    (Toplam 27 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Oyak iddianamesi mahkemede

Danıştay saldırısına ait kamera kayıtlarının silinmesine ilişkin yürütülen soruşturmada tamamlandı. OYAK yetkililerinin tutuklandığı soruşturma, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından yürütüldü. Yaklaşık 4 aydır süren soruşturma sonunda savcı Akkaş 10 şüpheli hakkında iddianame hazırladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Fikret Seçen tarafından onaylanan iddianame İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderildi.

11.04.2012 09:54Danıştay saldırısına ait kamera kayıtlarının silinmesine ilişkin yürütülen soruşturmada tamamlandı. OYAK yetkililerinin tutuklandığı soruşturma, özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından yürütüldü. Yaklaşık 4 aydır süren soruşturma sonunda savcı Akkaş 10 şüpheli hakkında iddianame hazırladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Fikret Seçen tarafından onaylanan iddianame İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderildi.

-Oyak genel müdürü de iddianamede-

6´sı tutuklu 10 şüphelinin yer aldığı iddianamede OYAK Güvenlik eski Genel Müdürü Orhan Çoban, OYAK Güvenlik Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Tarık Özyılmaz, OYAK Elektronik Güvenlik Sistemleri Müdürü Yavuz Selim Kavaklıoğlu, şirketin Bilgi İşlem müdürü Barış Demirtaş, Bakım Teknisyeni Murat Ünal, Teknisyen Serkan Akyıldız ve Montaj Bakım Şefi Metin Alma´nın şüpheli olarak yer aldığı öğrenildi.

-Kayıtların silindiği iddia edilmişti-

TÜBİTAK 2010 yılında savcılığa gönderdiği raporda Danıştay saldırısına ait güvenlik kameralarının silindiğini belirtmişti. Bu rapor savcılık soruşturma başlattı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nca yürütülen ´Danıştay saldırısına ait kamera kayıtlarının silinmesine ilişkin´ soruşturma kapsamında, OYAK güvenlik şirketlerinin İstanbul ve Ankara şubelerinde arama yapılmış 9 kişi tutuklanmıştı. (Yenişafak)

İŞTE ADIM ADIM OYAK OLAYI

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, dava bünyesine alınan Danıştay saldırısını sil baştan soruşturmaya başlamış, derinleştirdiği soruşturmada şok delillere ulaşmıştı. Bunlardan biri de saldırıyla ilgili kamera görüntülerinin silinmesiydi. Kameralara bakan OYAK Güvenlik şirketinin kayıtları sildiğinin bilirkişi raporlarıyla tespit edilmesi üzerine mahkeme, 2 yıl önce 19 Ocak 2010´da yeni bir soruşturma başlattı. Bu 2 yıl içinde elde edilen deliller neticesinde de 3 Ocak 2012 tarihinde OYAK Güvenlik şirketine yönelik gözaltı operasyonu yaşandı. Operasyon kapsamında 8´i Oyak Güvenlik elemanı, 1´i de Danıştay bilgi işlem görevlisi olmak üzere 9 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden 7´si tutuklanarak cezaevine konuldu, 1´i ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Geçtiğimiz günlerde itiraz üzerine 1 kişi tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Soruşturma kapsamında elde edilen ve tutuklamalara da neden olan yeni delillerin bir kısmı medyaya yansıdı. Bunlardan çok önemli birisi, Oyak elemanlarının, ´veri disklerini silelim loglarla oynayalım´ şeklindeki konuşmalarıydı. Bu konuşmayla örtüşecek şekilde Oyak´ın mahkemeye kayıtları sildiği ve loglarıyla oynadığı harddiskleri verdiği bilirkişi tarafından tespit edildi. Diğer önemli bir delil de Danıştay´a saldırı günü çalışmıyor denilen kamera sisteminin çalıştığının, bozuk denilen harddiskin de bozuk olmadığının anlaşılmasıydı. Diğer bir delil de Danıştay´a saldırı günü Danıştay´a harddiski teslim almaya gittik diyen Oyak güvenlik elemanlarının doğru söylemediklerinin baz kayıtlarıyla ortaya çıkarılması oldu. Olay günü hard-diski takmak için gittiklerini ancak olay sonrası yaşanan kargaşadan dolayı takamadıklarını tutanakla ispat etmeye çalışan teknisyenlerin o gün Balgat´taki ofislerinden hiç dışarı çıkmadıkları, Dört elemandan hiçbirinin o gün Danıştay´a gitmediği anlaşıldı. Diğer bir delil, yukarıda da belirtildiği gibi Oyak´ta ele geçen bir bilgi notunda, bilirkişi raporlarının ardından gözaltına alınması beklenen kişilere yönelik olarak sorguda söylenmesi gerekenlerin ve bu raporları çürütme taktiklerinin yer almasıydı. Bu arada, Oyak Genel Müdürü Coşkun Ulusoy´un, Danıştay saldırısında kameraların karartıldığı iddialarında adının geçmesinden şikayetçi olan MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´na, ´Devleti korumak ayıp değil günah değil´ demesi de belki burada sayılabilir. Danıştay saldırısıyla Ergenekon´un amaçladığı da zaten AK Parti hükümetinin yıkılması ve derin devletin korunması değil miydi?.. Bunlar ortaya çıkarılan delillerden sadece birkaçı. Diğerlerini iddianame ortaya çıktığında öğrenebileceğiz. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(11 Nisan 2012, 09:54)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

OYAK kameraları böyle karartıldı

Danıştay´ın kameralarına bakan OYAK Güvenlik´le ilgili tüm manşetlerimiz

OYAK´ta belge imha paniği

Oyak´ta şok delil: Verileri silelim

OYAK: Devleti korumak ayıp değil

Flaş!!! Danıştay saldırısında 9 gözaltı

Danıştay soruşturması yargıya uzanır mı?

Danıştay´ın silinen kayıtlarına soruşturma başlatılmış

Flaş!!! Danıştay kayıtlarına suç duyurusu

Flaş!!! TÜBİTAK: Kayıtlar silinmiş, bir kısmını kurtardık

Mahkeme tüm ayrıntılara iniyor: Orduevi kameraları da incelenecek

Flaş!!! Sıhhiye kameraları da karartılmış

Biri emretmiş biri planlamış biri vurmuş biri karartmış biri de örtmüş

Ergenekon´un kökleri ve Menemen

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

İşte adım adım Danıştay saldırısı

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

Ankara´daki Danıştay davasında skandal

Danıştay, 11. Ağır Ceza´ya uzanabilir

Danıştay hakiminden skandal sözler

´Danıştay kararında vicdanım hala rahat´

Danıştay hakimi: Görüntüleri istememişlerse ben ne yapayım?

Birden niçin susuyor?

O gün çok konuşan hatta tekbir getirtenler(!) şimdi suskun

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4435    yazdır/print


 

MİT, Kontrgerilla bölümünü kapatmamış

Birinci Ergenekon davasına 216. duruşma ile devam ediliyor. Duruşmada gizli tanık ´Kıskaç´ın sorgusu yapılıyor.

06.03.2012 13:23 29´u tutuklu 108 sanıklı Birinci Ergenekon Davası´nın 216. duruşması görülüyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´ndeki salonda yapılan duruşmaya, emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´in de aralarında bulunduğu 21 tutuklu sanık katıldı. Duruşmaya, tutuklu sanıklar Hayrettin Ertekin, Ergün Poyraz, Sedat Peker ile duruşmalardan men cezası verilen İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Bedirhan Şinal, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Özkan Kurt, Osman Yıldırım ve Özkan Kurt ise gelmedi.

-Gizli Tanık Kıskaç, Oktay Yıldırım´la ilgili iddiasında ısrar etti-

Sanıklar ile avukatların kimlik yoklamasının ardından Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, gizli tanık Kıskaç ile ilgili soru cevap bölümüne geçileceğini açıkladı. Duruşma salonunun arka bölümündeki gizli tanık odasında hazır bulunan gizli tanık Kıskaç´ın sesi bozulmadan, görüntüsü de bozularak duruşma salonuna yansıtıldıktan sonra tutuklu sanık Oktay Yıldırım, soru sormak için söz aldı. Tanık Kıskaç´a, Dün verdiğiniz ifadenizde, buluştuğumuzu ve sizi Veli Küçük ile tanıştırdığımı söylediniz. Doğru mu? diye sordu. Kıskaç´ın Doğrudur. cevabını vermesi üzerine Yıldırım, Ben hayatımda Veli Küçük ile kimseyi tanıştırmadım. diye konuştu.

-Savcı, sanık Öztürk´ün terörle mücadeleyi savaşa benzetmesine tepki gösterdi-

Daha sonra tutuklu sanıklardan Mehmet Zekeriya Öztürk de, Kıskaç´a terörle mücadeleye ilişkin sorular yöneltti. Başkan Hasan Hüseyin Özese, bu konuların herkesin bilemeyeceği konular olduğunu, ayrıca dava ile de alakası olmadığını belirterek bu tarz sorular sormaması yönünde sanık Öztürk´e çok kez uyarıda bulundu. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel de, Zekeriya Öztürk´ün, sorularında ´savaş´ kelimesini kullanmasını eleştirerek, Savaş iki ülke arasında olur. Oysa PKK, bir terör örgütüdür. Savaş söylemini düzeltsin ikazında bulundu. Bu sırada gizli tanık Kıskaç da araya girerek, Ortada savaş diye birşey yok. PKK, terör örgütüdür. dedi. Başkan Özese de savaş kelimesini kullanmaması yönünde Öztürk´ü uyardı.

Duruşmada gizli tanık ´Kıskaç´a, diğer sanıklar ve avukatları da çeşitli sorular yöneltti. Gizli Tanık Kıskaç´a soru yönelten tutuklu sanık Hikmet Çiçek, gizli tanığın 30 Kasım 2008 yılında verdiği ifadesinde bazı bölümleri mahkemede değiştirdiğine dikkat çekerek, Kime ifade verdiniz, ifadenizi tehditle mi aldılar? diye sordu. Gizli tanık o ifadesini Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü´nde verdiğini ve tehdit edilmediğini söyledi. Daha sonra ise Savcı Zekeriya Öz´e ifade verdiğini belirten gizli tanık, birçok kere Savcı Öz´e ifadesindeki yanlış olduğunu söylediği bölümleri değiştirmek istediğini belirttiğini ve bununla ilgili birçok dilekçe yazdığını ancak kendisine ´Mahkemede değiştirirsin´ dendiğini öne sürdü.

-´MİT Kontrgerilla Dairesi´nde çalıştım´-

Hikmet Çiçek, ´Kaşif Kozinoğlu ile hiç görüştün mü? Görüştüysen bu görüşme ne zaman ve nerede oldu?´ sorusunu yöneltti. Gizli Tanık Kıskaç, 1996-1998 yılları arasında MİT Kontrgerilla Dairesinde çalıştığını öne sürdü. Bunun üzerine Çiçek, ´MİT´in yaptığı resmi açıklamada Kontrgerilla Dairesi´nin kapandığını ve Eymür´ün görevden alındığını belirtmişti dedi. Bunun üzerine gizli tanık, O resmiyette öyleydi. Mehmet Eymür beni çok iyi tanır. Hatta en son geçen hafta da onunla görüştüm diye konuştu.

Kozinoğlu´yla görüştüm´-

Gizli Tanık Kıskaç ayrıca, Odatv davası kapsamında tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi´nde rahatsızlanarak hayatını kaybeden MİT´çi Kaşif Kozinoğlu ile 2000 veya 2001 yıllında MİT binasında görüştüklerini söyledi. Hikmet Çiçek´in, Kozinoğlu ölmeden önce verdiği ifadede Kıskaç´la görüşmediğini söylediğini söylemesi üzerine Gizli Tanık Kıskaç, Ben de onun yalan söylediğini söylüyorum. Madem öyle Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı MİT´e nasıl aldılar diye konuştu.

-´Fehriye Erdal´ın adresini MİT´e bildirdim dikkate almadılar´-

Kıskaç, kendisine yöneltilen başka bir soru üzerine de Sabancı suikastine ilişkin davanın firari sanığı Fehriye Erdal ile alakalı açıklamalarını tekrarladı. Kıskaç, Cezaevinde tutuklu olduğum ve MİT´te görevli olduğum dönemde Fehriye Erdal´ın adresini bulup savcılık vasıtasıyla MİT´e bildirdim. Dikkate almadılar. Bu bilgiyi Kanal D´ye sattılar. diye konuştu.

-Mahkeme başkanı, Veli Küçük ve Fikri Karadağ ile tartıştı-

Ardından tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Veli Küçük söz aldı. Gizli tanığa soru sormayacağını avukatının soruları yönelteceğini ifade eden Küçük yüksek sesle, İki gündür dinliyoruz bu Kıskaç´ı. 5 senedir tutuklu olarak istirham ediyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri´ni yargılamayın diye konuştu. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Burada Türk Silahlı Kuvvetlerini, ordumuzu yargılamıyoruz. Hepimiz ordumuzu severiz. Bir tane ordumuz var diyerek Küçük´ü uyardı. Veli Küçük´ün Ah keşke öyle olsaydı demesi üzerine Mahkeme Başkanı Özese, sesini yükselterek, Ordumuz hepimizin ordusu. TSK içerisinde yanlış yaptığı iddia edilen bazı kişiler yargılanıyor dedi. Bunun üzerin tutuklu sanık emekli Albay Fikri Karadağ´ın 249´u tutuklu 365 çoğu asker sanığın yargılandığı Balyoz davasını hatırlatması üzerine Mahkeme Başkanı, O başka bir dava. Bu davanın Balyoz davasıyla ne ilgisi var dedi. ( Cihan, DHA)

-´Elazığ Palu´daki 11 şehidin sorumlusu Albay Fikri Karadağ´-

Gizli tanık Kıskaç, Elazığ ili Palu ilçesi Horo deresinde 11 askerin şehit edilmesiyle sonuçlanan operasyon emrini, davanın tutuklu sanığı emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ´ın verdiğini söyledi. Kıskaç, o dönem Karadağ´ın Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma (İKK) Şube Müdürü olduğu bilgisini verdi. Operasyon talimatını aldıktan sonra Horo deresinde henüz operasyona başlamadan teröristlerin baskınına uğradıklarını belirten Kıskaç, baskın sırasında 11 askerin şehit edildiğini ifade etti.

Kıskaç´ın bu ifadesinin ardından Mehmet Fikri Karadağ, gizli tanığa soru sormak için söz istedi. Kıskaç´ın ifadesinde belirttiği tarihte hiçbir operasyon emrini kendisinin vermediğini öne süren Karadağ, operasyon emirlerinin Jandarma Alay Komutanlığı´ndan geldiğini söyledi.

Karadağ´ın açıklamalarından sonra sorularını cevaplayan gizli tanık Kıskaç, ifadesini, Bahse konu operasyonun da aralarında bulunduğu tüm operasyonların harekat plan ve haritalarını Mehmet Fikri Karadağ´dan, operasyon emrini de Jandarma Alay Komutanlığı´ndan alıyorduk. şeklinde düzeltti. Bu sırada Fikri Karadağ´a seslenen tanık Kıskaç, Bizi operasyona gönderdin. 11 şehidi hatırladın mı? Hikmet astsubayın ölümünü anlat. Elini vicdanına koy paşa! Astsubaylar şehit oldu. Sabaha kadar teröristlerin ablukasında kaldık. Destek için bir tane havan bile göndermediniz. Hikmet astsubayı anlat! kucağımda nasıl şehit olduğunu anlat! Sabaha kadar kucağımda kanlar içinde can verdi. ifadelerini kullandı.

GİZLİ TANIK DİLOVASI´NIN İFADESİ

Bu arada, Kıskaç´tan sonra gizli tanık Dilovası dinlenmeye başlandı. Dilovası, 12 Eylül öncesi Devrimci Sol örgütünde yer aldığını belirterek askeri darbe döneminde çeşitli cezaevlerinde yatıp çıktığını söyledi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesiyle alakalı açıklamalarda bulunan Dilovası, Benim ve benim gibi insanlar yıllarca örgütlerde idealleri uğruna mücadele ettiklerini sandık. Ancak birtakım güçlerin amaçlarına bilerek veya bilmeyerek hizmet ettiğimizi anladık. dedi.

Darbe öncesi üniversite öğrenci grupları arasında sağ-sol çatışmasının başlatıldığını belirten Dilovası, Darbe öncesi silahlı çatışmaya dönüşen bu hareket 1960 ve 70´li yıllarda sadece fikir çatışmasıydı. Özellikle sol örgütler başta olmak üzere öğrencilerin önü devlet tarafından kesildi. Fakat 1960 - 70´lerden sonra bu hareket alttan alttan devam etti. Ülkücüler bu süreçte sol grupların peşine gönderildi. Kişiler ve sol gruplar devlete düşman edildi. şeklinde konuştu.

Gizli tanığın bu anlatımlarının ardından Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Dava konusu suçlama ve sanıklar ile ilgili bildiklerinizi anlatın. diyerek uyarıda bulundu. Bunun üzerine Dilovası, Ben 12 Eylül darbesinin öncesinde bizzat yaşadım ve olayların içinde bizzat yer aldım. Bu yaşadıklarımı da Ergenekon operasyonlarından kısa bir süre önce benzer hareketliliğin yaşandığını gördüğüm için anlatmak gereğini hissettim. dedi.

Daha sonra Dilovası, 1 Mayıs 1977 Taksim olaylarında da bulunduğunu belirterek, 40´a yakın kişinin ölümü ve onlarca kişinin de yaralandığı bu 1 Mayıs olaylarının failleri yıllarca araştırıldı. 1 Mayıs´ın arkasından bir takım güçler mezhep çatışmalarını körükledi. Sonucunda da Maraş, Çorum ve Malatya olayları meydana geldi. dedi.

Mahkeme Başkanı Özese, duruşmayı 8 Mart´a ertelediklerini belirterek gizli tanık Dilovası´nın ifadesine devam edileceğini açıkladı. ( Cihan)

(06 Mart 2012, 13:23)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4318    yazdır/print


 

Almanya Bakıcı´yı da vermiyor

İnternet andıcı davasında yakalama kararı çıkartılmasına karşın bazı askeri yetkililerin göz yummasıyla yurtdışına kaçan Tümgeneral Mustafa Bakıcı´nın firarını Bedrettin Dalan´ın organize ettiği iddia edildi. Önce Belarus´a giden Bakıcı´nın buradan Almanya´ya geçerek Dalan´ın himayesine girdiği ihbar edildi. Almanya, Dalan´dan sonra Bakıcı´yı da Türkiye´ye vermedi.

05.03.2012 10:50 İnternet andıcı davasının firari sanığı emekli Tümgeneral Mustafa Bakıcı´nın Ergenekon´un “kilit” ismi Bedrettin Dalan´la birlikte Almanya´da saklandığı iddia edildi. Alman İnterpolü, Bedrettin Dalan´dan sonra sahte pasaportla Irak´ın kuzeyinden yurtdışına kaçan Tümgeneral Bakıcı´yı da Türkiye´ye vermedi. Ergenekon Terör Örgütü üyesi olmaktan yargılanan Dalan´ın, Bakıcı´nın Türkiye´den kaçışına ve gizlenmesine yardım ettiği öne sürüldü. Bakıcı´nın, internet andıcı belgesinde tuğgeneral rütbesi ile Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanvekili olarak imzası bulunuyor. Bakıcı, hükümeti yıkma eylemi içinde bulunmanın yanı sıra “delil karartmakla” suçlanıyor.

GURBETÇİ TEYİT ETTİ

Dalan ve Bakıcı´nın Almanya´da olduğu istihbarat birimlerinin aldığı bilgi üzerine ortaya çıktı. Emniyet, Irak´tan önce Belarus´a kaçtığı yönünde istihbarat alınan Bakıcı- ´nın oradan da Almanya´ya geçtiğini tespit etti. Bu bilgi, Dalan ve Bakıcı´yı birlikte gören bir gurbetçinin Ankara´ya yaptığı ihbarla teyit edildi.

DALAN´IN PARMAĞI MI VAR?

Interpol Genel Sekreterliği´ndeki güçlü Alman lobisi yüzünden hakkında kırmızı bülten kararı çıkartılmadığı belirtilen Dalan´ın İnternet Andıcı davası sanığı Bakıcı´nın yurtdışına kaçışı ve barınmasını organize ettiği iddia edildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan yargılanan ve hakkında “yokluğunda tutuklama müzekkeresi” çıkarılan Dalan gözaltına alınacağını duyar duymaz önce ABD´ye, sonra da Rusya´ya kaçmıştı. Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı yapan Mustafa Bakıcı´nın da illegal yollardan doğruca Beyaz Rusya´ya kaçması akıllara “Dalan´ın firarda parmağımı var” sorularını getirdi.

Alman İnterpolü yanıt vermedi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 2011´deki YAŞ´ta “pasif” görev olarak tanımlanan Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkan Yardımcılığı´na atanan Mustafa Bakıcı hakkında “yakalama” kararı vererek kırmızı bülten çıkartılmasına hükmetmişti. Türkiye´nin Interpol Dairesi, firari olarak aranan Mustafa Bakıcı´nın Almanya´da kaldığı adresi Alman İnterpolü´ne bildirerek iade amacıyla yakalanmasını istedi. Alman İnterpolü ise Bakıcı hakkında “kırmızı bülten”le uluslararası düzeyde arama kararı bulunmadığı için hiçbir girişimde bulunmayarak yanıt vermedi.

IRAK´TAN RUSYA´YA KAÇTI

Yakalama kararına itiraz eden Bakıcı, bir süre sonra GATA´ya yatırılmış ve 26 Ağustos´ta taburcu olmuştu. Bir hafta istirahat raporu alan Bakıcı, yeni görevine başladıktan kısa bir süre sonra 1 aylık izin dilekçesi vermişti. Hakkında yakalama kararı bulunan bir paşanın izne ayrılmasına onay verilmesi tartışmalara neden olmuştu. 12 Eylül 2011´de eşi aracılığı ile Kara Kuvvetleri´ne emeklilik dilekçesi gönderdiği ortaya çıkan Bakıcı´nın emekliliği 20 Eylül´de onaylanmıştı. Bakıcı, kendisinden haber alınamaması ve ailesinin yerini bilmediklerini ifade etmeleri üzerine firari duruma düşmüştü. Sınır kapılarına bildirilmesi üzerine Interpol aracığıyla yapılan incelemede Bakıcı´nın Irak üzerinden Rusya´ya kaçtığı belirlenmişti.

Almanya´da görüntülendi

Almanya Federal Adli Ofisi, “Ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılıyorsunuz” gerekçesiyle Türkiye´nin Dalan´ın iade talebini reddetmişti. Interpol Genel Sekreterliği de “difüzyon” kararının kırmızı bültene dönüştürülmemesi için elinden geleni yaparak Bedrettin Dalan ve eski milletvekili Turhan Çömez için “kırmızı bülten” çıkartmamıştı. Dalan 13 Aralık 2011 tarihinde Almanya´nın Mannheim şehrinde bir grup kadınla birlikte yemek yerken objektiflere yakalanmıştı. Siyah gözlük ve şapka takan Dalan kendisini görüntüleyen gazeteciye tepki göstermişti. Bakıcı, Dalan ve Çağdaş Eğitim Vakfı Genel Başkanı Gülseven Yaşer´ in ardından firari 3. sanık olmuştu. ( Bugün)

Tümgeneral Bakıcı´nın ses kaydı çıkmıştı

19 Aralık 2011 tarihinde Rusya´ya kaçan İnternet Andıcı sanığı Tümg. Mustafa Bakıcı´ya ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı ortaya çıkmıştı. Mustafa Bakıcı ile İstanbul Garnizon Komutanı Tuğg. Muhittin Yenikeçeci arasında geçen telefon görüşmesinde Yenikeçeci, firari sanığa akşam yemeği ısmarlamış. Bakıcı, telefonda hem yemek için Yenikeçeci´ye teşekkür ediyor hem de teslim olmak için mahkemeye yapılan itirazı beklediğini bununda bir sıkıntı olup olmayacağını soruyor. Yenikeçeci de sıkıntı olmayacağını belirtiyor.

Ergenekon hala diri, Bakıcı kaçabildi

İnternet andıcı davasının sanıklarından hakkında yakalama kararı bulunan Tümgeneral Mustafa Bakıcı´nın, Genelkurmay adli müşavirinin uyarılarına rağmen önce izin aldığı, daha sonra emekli işlemlerinin tamamlanarak emekli edildiği, daha sonra da sahte kimlikle yurtdışına, Belarus´a kaçtığı ortaya çıkmıştı. İddialara göre firar olayın ayrıntıları şu şekilde gerçekleşti:

İnternet Andıcı Davası´nın üç numaralı sanığı olan Bakıcı hakkında 8 Ağustos´ta yakalama kararı çıkarılmıştı. Bakıcı, GATA´dan bir haftalık rapor alıp, evinde istirahat etti. ´Yakalama emrine´ rağmen ev istirahatının hemen ardından görevine başladı ve aynı gün bir aylık izin dilekçesi vererek izne ayrıldı. Merkez Komutanlığı´nın aramakta olduğu Tümgeneral Bakıcı´dan izin dilekçesinin onaylanmasının ardından haber alınamadı. Firari Bakıcı, tutuklama emrinden bir ay sonra eşine 12 Eylül´de verdiği vekâletnameyle emeklilik dilekçesini komutanlığa iletti. Ve firarda olmasına rağmen emekliliği onaylandı. Bakıcı, önce Ankara´dan bir dönem görev yaptığı Şırnak´a gitti. Buradan da Gürcistan adına düzenlenen sahte pasaport ile Kuzey Irak´a geçti. Kuzey Irak´ın Zaho kentinde 15 gün kalan Bakıcı ardından soluğu İran´da aldı. İran´da da sekiz gün kalan Bakıcı Paşa, buradan Belarus´a gidemeyeceğini anlayınca tekrar Türkiye´ye döndü. Türkiye´de adamları tarafından karşılanan Bakıcı, özel bir otomobille Artvin´in Hopa ilçesine götürüldü. Bakıcı, Gürcistan pasaportu ile Hopa´dan Gürcistan´a geçti. Burada üç Azeri ile buluştu. Ardından Azeriler, Gürcistan pasaportunu alıp Bakıcı´ya bu kez sahte Belarus pasaportunu verdi. Ekip daha sonra Rusya´nın Krasnador kentine geçti. Krasnador´da Mustafa Bakıcı ve üç Azeri´yi Belarus´tan gelen Bedrettin Dalan´ın iki adamı karşıladı.Oradan diğer firari Bedrettin Dalan´ın yanına yerleştirildi.

Ergenekon Terör Örgütü´nün şu ana kadar sadece bir kısmının ortaya çıkarılabildiği, bir çok hücresinin ise deşifre edilemediği savcılarca iddianamelerde belirtiliyordu. Son olarak İnternet andıcı iddianamesinde de bu tespit yer almıştı. Tümgeneral Mustafa Bakıcı´nın firarında A´dan Z´ye organize çalışılması, savcıların tespitlerini doğruluyor. Firar, Ergenekon örgütünün çökmediğini, varlığını dipdiri sürdürdüğünü gösteriyor.

ALMANYA DALAN´A SAHTE PASAPORT VERDİ

Almanya´nın Ergenekon davasının en önemli sanıklarından firari Bedrettin Dalan´a başka bir isimle sahte pasaport verdiği ortaya çıkmış, geçtiğimiz aylarda resmi olarak iletilen Türkiye´nin iade talebi reddedilmişti. Alman gizli servisinin, Ergenekon´un firari sanığı Bedrettin Dalan´a verdiği sahte pasaport da ortaya çıkmıştı. Sinan Akkuş isimli şahıs adına düzenlenen pasaportun doğum tarihi hanesinde 17 Aralık 1950 tarihi yazarken, doğum yeri ise Erzincan olarak görülüyordu. Alman istihbaratının kendisine verdiği bu sahte pasaportla Beyaz Rusya ve Ukrayna gibi ülkelere gidip gelen Dalan, havaalanlarında hiçbir zorlukla karşılaşmıyor. Güvenlik kontrollerinde pasaportundaki bütün bilgiler teyitlenen Dalan, şüphe çekmeden uçağa binebiliyor. Almanya´nın Ergenekon´un en önemli sanıklarından birisini sahte pasaportla korumaya alması şok etkisi yapmıştı. Ardından başlayan tartışmalarda Almanya´da da Ergenekon yapılanmasının bulunduğu, alman vakıflarının Türkiye´deki Ergenekon sanıklarına para yardımı yaptığı ortaya çıktı. Ergenekon davasına bakan mahkeme şimdi bu iddiaları araştırıyor.

KOZİNOĞLU´NUN DİKKAT ÇEKTİĞİ ALMAN PROJESİ

Geçtiğimiz günlerde şok bir bilgi daha ortaya çıkmıştı. Odatv davasında sanık olan ve kalp krizi ile hayatını kaybeden MİT görevlisi Kozinoğlu´nun el yazısıyla hazırladığı mektubu Aydınlık tarafından yayınlanmaktaydı. Ancak mektubun sansürlendiği ortaya çıktı. Sansürlenen bölümlerde Kozinoğlu´nun şok iddiaları yer alıyor. Kozinoğlu, Odatv ve Aydınlık yayın organlarının sahip çıktığı ve aynı davada onlarla birlikte sanık olan üst düzey bir MİT görevlisi. Aydınlık´ın övünerek yayınladığı mektubun yayınlamadığı satırlarında ise şok bilgiler var. Kozinoğlu, Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı´nın AK Parti´yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu iddia ediyor. Mektupta ayrıca Kozinoğlu, o dönem CHP milletvekili olan ´Kemal Kılıçdaroğlu´nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) görüştüğü ve BND´nin Kılıçdaroğlu´nun CHP Genel Başkanlığını desteklediği´ şeklindeki ifadelere de yer veriyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(05 Mart 2012, 10:50)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Tümg. Bakıcı Rusya´ya kaçtı

Bakıcı Belarus´ta, Dalan´ın yanında

General kaçtı, fatura inzibatlara

Ergenekon hala diri, Bakıcı kaçabildi

Tümgeneral Bakıcı´nın ses kaydı

Genelkurmay´ın provokasyon siteleri ya da ´internet andıcı´ konulu manşetlerimiz

Islak imzalı ´İrtica ile Mücadele Eylem Planı´ ya da ´AKP ve Gülen´i Bitirme Planı´ manşetlerimiz

İnternet andıcı iddianamesinde arama yap

Islak İmza iddianamesinde arama yap

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Almanya Dalan´ı iade etmiyor

Dalan Almanya´da ortaya çıktı

Naziler, Alman Ergenekonu´nun kılıfı

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi manşetlerimiz

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4310    yazdır/print


 

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

Türkiye´de ülke aleyhine siyasi faaliyetlerde bulunmakla suçlanan ve Ergenekon davasında mercek altına alınan Alman vakıfları, Mısır´da da benzer suçlamalara konu oldu. Geçen aralık ayında 17 yabancı sivil toplum kuruluşuna yapılan baskınlarda ele geçen deliller üzerine Alman vakfı Konrad Adenauer ve diğer yabancı sivil toplum kuruluşlarındaki 43 kişi dün hakim karşısına çıktı.

27.02.2012 10:49 Almanya´da Hıristiyan Demokrat Parti´ye (CDU) yakınlığıyla tanınan Konrad Adenauer Vakfı´nın Kahire şube müdürü Andreas Jacobs, bu ülkede hakim karşısına çıktı. Mısır´ın başkenti Kahire´de geçen yıl aralık ayında aralarında söz konusu vakfın da bulunduğu 17 yabancı sivil toplum kuruluşuna baskın yapılmış, vakfın doküman ve bilgisayarlarına el konularak faaliyetleri yasaklanmıştı. Mısırlı yetkililer, vakıfların yurt dışından sağlanan illegal kaynaklarla ülke aleyhine siyasi faaliyetlerde bulunduklarını öne sürüyor. Bu ve bazı diğer benzer suçlamalarla Alman vakfı Konrad Adenauer ve diğer yabancı sivil toplum kuruluşlarındaki 43 kişi dün hakim karşısına çıktı.

Vakıf başkanının Mısır dışına çıkışı yasak

Kahire´de başlayan dava öncesinde vakfın başkanı Jacobs´un Mısır dışına çıkması yasaklanmıştı. Alman makamlarıysa olaya sert tepki gösterirken, otuz yıldır bu ülkede faaliyette bulunan vakfın illegal bir çalışması olmadığını öne sürüyor. Ancak Mısırlı yetkililer Almanların bu görüşünü paylaşmıyor. (Cihan)

HABLEMİTOĞLU ÖLDÜRÜLMEDEN ÖNCE ALMAN VAKIFLARINI ARAŞTIRIYORDU

Alman vakıfları konusu Ergenekon soruşturması sürecinde bir çok kez gündeme geldi. Araştırmacı Necip Hablemitoğlu´nun bu vakıfların Türkiye´deki siyasi girişimlerini araştırırken Ergenekon örgütü tarafından öldürüldüğü iddia ediliyor. Bu vakıfların CHP´ye ve Ergenekon sanıklarına maddi yardımlarda bulunduğu iddia ediliyor. CHP´ye yardım iddiasını ispatlayan deliller Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmişti. Ancak başka partiler için internet andıcı sitelerindeki yalan haberler dahi kapatma davası açılmasına yeterli görülürken CHP hakkındaki bu şok iddia, belgelerle desteklendiği halde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya harekete geçmemişti.

DÖNERCİ CİNAYETLERİ ALMAN İŞİ ÇIKTI

Son dönemde Almanya´da meydana gelen ve dönerci cinayetleri olarak nitelendirilen Türklere yönelik katliam olaylarının ardından da neonazilerle işbirliği içindeki Alman derin devleti çıkmıştı. Bu cinayetlerle ilgili soruşturmada aylardır somut bir gelişme yaşanmadı ve görünüşe göre örtbas edilmeye gidiyor. Bu tartışma sürecinde Ergenekon´un Almanya´daki bağlantıları da gündeme geldi.

ALMANYA´DAN DALAN´A SAHTE PASAPORT

Siyasi amaçlarla Alman vakıflarını kullanan Alman derin devletinin, Ergenekon davasının en önemli sanıklarından firari Bedrettin Dalan´a başka bir isimle sahte pasaport verdiği ortaya çıkmış, Türkiye´nin iade talebi reddedilmişti. Alman gizli servisinin, Ergenekon´un firari sanığı Bedrettin Dalan´a verdiği sahte pasaporta ulaşıldı. Sinan Akkuş isimli şahıs adına düzenlenen pasaportun doğum tarihi hanesinde 17 Aralık 1950 tarihi yazarken, doğum yeri ise Erzincan olarak görülüyor. Alman istihbaratının kendisine verdiği bu sahte pasaportla Beyaz Rusya ve Ukrayna gibi ülkelere gidip gelen Dalan, havaalanlarında hiçbir zorlukla karşılaşmıyor. Güvenlik kontrollerinde pasaportundaki bütün bilgiler teyitlenen Dalan, şüphe çekmeden uçağa binebiliyor.

KOZİNOĞLU´NUN DİKKAT ÇEKTİĞİ ALMAN PROJESİ

Yine geçtiğimiz günlerde şok bir gelişme yaşanmış, Odatv davasında sanık olan ve kalp krizi ile hayatını kaybeden MİT görevlisi Kozinoğlu´nun Aydınlık tarafından yayınlanan mektubunun sansürlendiği ortaya çıkmıştı. Mektubun sansürlenen bölümlerinde CHP lideri Kılıçdaroğlu hakkında Kozinoğlu´nun şok bir tespiti yer alıyordu. Kozinoğlu´na göre, Kılıçdaroğlu´nun CHP´de liderliğe gelmesinde ve Almanya´da Deniz Feneri davasının açılması ve bu yolla AK Parti hükümetini yıpratılmasında Alman derin devleti CHP ile işbirliği yapmıştı. Kozinoğlu, Odatv ve Aydınlık yayın organlarının sahip çıktığı ve aynı davada onlarla birlikte sanık olan üst düzey bir MİT görevlisi. Aydınlık´ın övünerek yayınladığı mektubun yayınlamadığı satırlarında Kozinoğlu, Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı´nın AK Parti´yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu belirtiyor. Mektupta ayrıca Kozinoğlu, o dönem CHP milletvekili olan ´Kemal Kılıçdaroğlu´nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) görüştüğü ve BND´nin Kılıçdaroğlu´nun CHP Genel Başkanlığını desteklediği´ şeklindeki ifadelere de yer veriyor. Kılıçdaroğlu´nun PKK´lı yetkililerle aynı otomobilde birlikte bulundukları daha önce medyada yer almış, ancak bu iddia CHP´lilerce yalanlanmıştı. Ancak son iddianın, kahraman ilan ettikleri MİT mensubu Kozinoğlu´ndan gelmesi, bu iddiasını sansürleyerek diğer iddialarını savunmaları, Ergenekon ve CHP´li çevrelerin ne kadar şaşkınlık içerisinde olduklarına dair çarpıcı bir delil olarak değerlendirilmişti.

TANIK KARLIBEL ÇARPICI İDDİALARDA BULUNMUŞTU

Birinci Ergenekon davasında ifade veren Tanık Talip Doğan Karlıbel, Alman vakıflarına ve bu vakıfların Türkiye´deki Ergenekon sanıkları ve CHP´yle bağlantılarına dair çarpıcı iddialarda bulunmuştu. İfadesinde 1997´ye kadar 11 yıl Alman emniyetinde çalıştığını, tercümanlık yaptığını, uyuşturucu alanında da çalıştığını dile getirerek, 1999´da da Türkiye´ye döndüğünü anlattı.

2002 yılında öldürülen Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu ile tanıştığını ifade eden Karlıbel, ´5 Alman siyasi vakıfıyla ilgili çalışmaları vardı. Hablemitoğlu öldürüldükten sonra, 2003´ten itibaren bazı araştırmalar yapmaya başladım. Belirli bir grup bu cinayetin belirli bir cemaat tarafından yapıldığını iddia etse de bu cinayetin arkasında Alman siyasi vakıflarının olduğunu düşünüyorum. Almanya´da siyasi vakıflara karşı soru önergeleri veren milletvekilleri seks kasetleri ortaya çıkıp, siyasetten uzaklaştırılıyordu. Türkiye´de bu şekilde bir komplo olmamıştır. Nuh Mete Yüksel´e yapılan kaset skandalından sonra olmuştur´ dedi.

Kendisinin iddialarını ilk destekleyenlerin İşçi Partisi (İP) olduğunu, kitap yazdıktan sonra Ulusal kanala çıktığını belirten Karlıbel, İP´in Hablemitoğlu cinayetinin arkasında Alman vakıfları değil de belirli bir cemaat olasılığından, Hablemitoğlu´nun eşi Şengül Hablemitoğlu´nun da İran ya da Fethullah Gülen´e yakın bir cemaat olabileceğinden söz ettiğini anlattı. Karlıbel, Şengül Hablemitoğlu´na bunun hedef saptırma olabileceğini söylemesine rağmen, bu şekilde düşünmediğini söylediğini kaydetti. Hablemitoğlu´nun, öldürülmeden kısa bir süre önce Almanya´da gezinti yaptığını ifade eden Karlıbel, Ankara 2 No´lu DGM´de görülen Alman vakıflarıyla ilgili davada da eski CHP Milletvekili avukat Şahin Mengü´nün yönetimindeki avukat grubunun, bu vakıfların avukatlığını yaptığını kaydetti. Alman siyasi vakıflarının, CHP ve bazı siyasi partiler ile bölücü örgütler gibi hükümete karşı olan bütün örgütlerle iç içe olduğunu tespit ettiğini savunan Karlıbel, kendisinin kamuoyunda sahtekar gibi lanse edilmeye çalışıldığını kaydetti.

KARLIBEL ALMAN VAKIFLARINDAN PARA ALANLARI AÇIKLADI

Mahkemede ifade verdikten sonra Beyaz TV´de bir programa katılan Talip Doğan Karlıbel, çeşitli Alman Vakıflarından para alan Ergenekon sanıklarını ve aldıkları para miktarını açıkladı. Beyaz TV´de yayınlanan Medcezir programında Talip Doğan Karlıbel, Almanya´daki çeşitli vakıflardan para alan Ergenekon sanıklarının listesini verdi. Karlıbel, programda ülke elden gidiyor, memleketi parça parça satılıyor diye ulusalcılık propagandası yapan Ergenekon sanıklarının çeşitli Alman vakıflarından ne kadar para aldığını tek tek açıkladı. Latif Şimşek ile Nagehan Alçı´nın beraber modere ettiği Beyaz TV´deki Medcezir Programında dün akşam milletvekili Şamil Tayyar ile Talip Doğan Karlıbel konuktu. Karlıbel´in Almanya´daki çeşitli yerlerden Veli Küçük başta olmak üzere bazı Ergenekon sanıklarının ve Yeniçağ televizyonun para yardımı aldığını açıkladı. İşte Almanya´daki çeşitli vakıflardan para yardımı alan Ergenekon sanıkları ve bazı kurumlar...

Yeniçağ Televizyonu: 120 Bin Euro

Türk Ortodoks Kilisesi: 380 Bin Euro

Noel Baba Derneği: 90 Bin Euro

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Başkanı Taner Ünal: 15 Bin Euro

Doç. Dr. Ümit Sayın (Kitap alımı için): 4 Bin Euro

Kemal Kerinçsiz: 25 Bin Euro

Sevgi Erenerol: 3 Bin Euro

Veli Küçük: 12 Bin Euro

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

DAVA SONUÇLANDI: ALMAN VE ABD VAKIF YÖNETİCİLERE HAPİS

04.06.2013 10:42 Mısır Ceza Mahkemesi 43 sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcisini siyasi faaliyetler yürüttüğü gerekçesiyle 1 ila 5 yıl arasında hapis cezasına çarptırdı. Amerika Birleşik Devletleri Ulaştırma Bakanı Ray Lahood´un oğlunun da aralarında bulunduğu 16 Amerikalı hakkında 5 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme ayrıca sivil toplum kuruluşlarına ait tüm evrak ve dokümanlara el konulmasını ve ofislerinin kapatılmasını kararlaştırdı. Mısır Başsavcılığı söz konusu kişilerin sivil toplum kuruluşu adı altında ülkede siyasi faaliyetler yürüttüğünü belirtiyor. Savcılık, 2012 mart ve aralık ayları arasında izinsiz açılan 6 kuruluşun temsilcisinin, yabancı kaynaklardan fon sağladığını ortaya koymuştu.

Dava sonucunda Alman Konrad Adenauer Vakfı´nın yöneticilerine ve büro sorumlularına 5´er yıla kadar varan hapis cezası verildi. Halk ayaklanması sırasındaki faaliyetleri sebebiyle başta Alman vakıfları olmak üzere çoğu uluslararası STK´ların büroları basılmış ve 47 vakfın temsilcileri hakkında dava açılmıştı. Bazı ülkeler vatandaşlarını tahliye bedeli karşılığında serbest bıraktırmış ve ülke dışına çıkartmıştı. Konrad Adenauer Vakfı´nın yöneticilerine de giyabi tutuklama cezası verildi.

Bugün görülen davada, Kahire Cinayet Mahkemesi, yabancı STK´ların finansı davasında 1 ila 5 yıl arasında değişen cezalar Verdi. Yargıç Mekrem Avad başkanlığında görülen davada, içinde Mısırlı ve yabancıların bulunduğu 43 kişi yargılandı. Davada mahkeme başkanı, Mısır´daki 68 yabancı sosyal toplum kuruluşunun 60 milyon dolar yardım aldığının tespit edildiği kaydedildi. Davada 27 sanık hakkında gıyaben 5 yıl hapis cezası verildi. Tutuklu 11 sanık ise bir yıl hapis cezasına çarptırıldı. 5 sanık hakkında ise 1000 (180 ABD Doları) Mısır Cuneyhi para ve iki yıl hapis cezası verildi.

Davaya yabancı kuruluşların avukatları, basın ve halkın büyük ilgi gösterdiği gözlendi. Kahire el Cedide bölgesindeki duruşma esnasında polis sıkı güvenlik önlemleri aldı. Davadaki bütün yabancılar hakkındaki yargı gıyaben verildiğinden hiç bir yabancı hapsedilmedi.

(27 Şubat 2012), son güncel.: (04 Haziran 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Talip Doğan Karlıbel´le ilgili tüm manşetlerimiz

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

Almanya Dalan´ı iade etmiyor

Dalan Almanya´da ortaya çıktı

Naziler, Alman Ergenekonu´nun kılıfı

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

Baykal kaseti özel yetkili savcılarda

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Odatv iddianamesinde arama yap

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4291    yazdır/print


 

Arınç suikasti kapandı mı?

2009 yılında Başbakan yardımcısı Bülent Arınç´a suikast iddiasıyla başlatılan ve Özel Harp Dairesi´nin ´Kozmik Oda´sında bir aya yakın aramalar yapılmasına neden olan soruşturma iki yılı aşan süredir sonuçlanmadı. Arada bir iddianamenin yazıldığı haberleri çıktıysa da hiçbir somut gelişme yaşanmadı. Bu sessizliğin nedeni anlaşılamıyor. Bazı iddialara göre Arınç´a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturmada suikast değil askeri bir darbe hazırlığı tespit edildi.

23.02.2012 15:38 Halk arasında kontrgerilla olarak da bilinen Özel Harp Dairesi´nin merkezi olan Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı´nda görevli Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü ile Binbaşı İbrahim Göze, ihbar üzerine Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast şüphesiyle, evinin etrafında 19 Aralık 2009´da gözaltına alındı. Delillerin yok edildiği ihbarı üzerine Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı´nda ve kozmik odalarda hakim eşliğinde 26 günlük bir süreçte 12 tam gün boyunca arama yapıldı. Soruşturma sırasında, Büyükköprü ile Göze de dahil 8 asker gözaltına alındı, 3 subay tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, subayları tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı. Kozmik odadaki aramanın sona ermesinin ardından Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu, aramalarda suç unsuruna rastlanmadığını iddia etti. Dönemin Gn.Kur. Başkanı İlker Başbuğ, basına sızan ses kaydında baskınla ilgili olarak, ´İzin vermeseydik oraya nah girerlerdi´ diyordu. 2,5 yıllık süreçte herhangi bir ses çıkmaması üzerine soruşturmanın örtüleceği iddiası dile getirilmeye başlandı. Arada bir iddianamenin yazıldığı haberleri çıktıysa da hiçbir somut gelişme yaşanmadı. Bu sessizliğin nedeni anlaşılamıyor.

SUİKAST DEĞİL DARBE HAZIRLIKLARI MI YAKALANDI?

Bazı iddialara göre Arınç´a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturmada suikast değil askeri bir darbe hazırlığı tespit edildi. İlk defa gazeteci Mehmet Altan tarafından dile getirilen bu şok iddia çarpıcı bulgulara dayanıyordu.

GENELKURMAY´IN AÇIKLAMASI ŞÜPHELERİ ARTTIRDI

Ankara´da Başbakan yardımcısı Bülent Arınç´ı adım adım takip eden ve suikast yapacakları şüphesiyle yakalanan subaylar özel kuvvetler görevlisi çıkmıştı. Subaylar yakalanınca Arınç´ın adresinin yazılı olduğu kağıdı ağızlarında aceleyle yutmaya çalıştılar ancak başaramadılar. Subayların üzerinde ve evlerinde Arınç ve diğer bazı bakanların adreslerinin bulunduğu kağıtlar ve krokiler bulundu. Subayların o yılın Mart ayından Aralık ayına kadar aylardır izleme yaptıkları ortaya çıktı. Yakalanan iki kişinin subay çıkması üzerine İlker Başbuğ´un yönetimindeki Genelkurmay açıklama yaptı ve subayların dışarıya bilgi sızdıran bir subayı izlemekte olduklarını açıkladı. Ancak olayın üzerine gidildikçe bu iddianın doğru olmadığı, ne Arınç´ın apartmanında ne de civarında herhangi bir subayın oturmadığı anlaşıldı. Sonradan adı ortaya atılan bir subayın ise aylar önce emekli olduğu, olayla hiçbir bağlantısının olamayacağı anlaşıldı. Genelkurmay´ın yaptığı ´aceleci´ açıklama şüpheleri kaldırmak yerine daha da arttırmış oldu. Genelkurmay´ın açıklaması çok sayıda sorunun sorulmasına yol açtı. Çarpıcı gelişmelerin yaşandığı soruşturma Özel Kuvvetler´in merkezi olan Ankara´daki Seferberlik Tetkik Kurulu kozmik arşivine kadar uzandı. 1 aya yakın süreyle bir hakim tarafından incelemeler yapıldı.

Olayın patlak vermesinden bir kaç gün sonra basında yer alan Mehmet Altan´ın iddiası olayın şeklini birden değiştirdi. Altan´a göre, Arınç´a yönelik bir suikast değil hükümete yönelik bir darbe hazırlığı tespit edilmişti. Arınç´ı izleyen subayların görevi bir askeri darbe başlayınca evlerinden toplanacak siyasilerin adreslerini tespit etmekti. Bu iddia açısından olaya bakınca bir ayrıntı anlaşılır hale geliyordu, çok sayıda bakanın adreslerinin şüphelilerde çıkması gibi. Altan, yazısında ayrıca iddiayı destekleyen çok ilginç bir ayrıntıya daha dikkat çekiyordu. Özel Harp bölge başkanlıkları sayısı arttırılmıştı ve her darbe öncesi başkanlık sayısı arttırılıp darbe sonrasında ise azaltılıyordu.

Mehmet Altan´ın yazısından ilgili bölümü şu şekildeydi: Ankara´daki olay, darbe öncesi hazırlıkları andırıyor... Albay bizzat toparlayacağı siyasetçilerin adreslerini çıkarmakta... Bir süre önce yeniden yapılandırılan Seferberlik Tetkik Kurulu´nun 12 adet olan Bölge Başkanlıkları´nın 2010 sonuna kadar iki katına çıkarılması kararlaştırılmıştı. Bu durum ilginç bir gerçeği de gün yüzüne çıkardı. Seferberlik Kurullarının darbe öncesi dönemde artırıldığı ardından ise azaltıldığı tespit edildi. 1954 yılında 14 olan sayı 1960 Askeri Darbesi´ne kadarki dönemde 35´e kadar çıkarıldı. Darbeden hemen sonra düşürülen bölge başkanlığı sayısı 1980 İhtilali´ne giden süreçte yeniden 27´ye çıkarıldı. Turgut Özal´ın girişimiyle 1988 ve sonrasında 13´e kadar düşürülen bölge başkanlıklarında 2007 yılında yeniden artırıma gidildi. Sanırım ´suikast´ değil ama ´darbe´ hazırlığına suçüstü yapıldı. Ikınıp, sıkınıp ne olduğunu açıklayamamak da buradan kaynaklanmakta...

12 Eylül Darbesi´nden sonra “solcu” olduğu için ordudan atılan asker dostum anlatıyor: “Ankara´daki olay, darbe öncesi hazırlıkları andırıyor... Albay bizzat toparlayacağı siyasetçilerin adreslerini çıkarmakta...” Eski deneyimlerinden hareketle, bir yandan da İstanbul´daki Harp Akademileri´nde “hareketlilik” olup olmadığını izlemek gerektiğini vurguluyor. Acaba mı? “Arınç´a suikast” haberi ertesindeki Genelkurmay´ın çelişkili, garip açıklaması... Cumhuriyet tarihimizde ilk kez Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı´nda Cumhuriyet Savcıları nezaretinde yapılan arama... Burada görevli sekiz askeri personelin gözaltına alınarak Ankara Merkez Komutanlığı´na götürülmeleri... Geçen Cuma esip gürleyen Genelkurmay Başkanı´nın “belki bazı suallere cevap verememiş olabiliriz” demesi...

Ve en önemlisi Bugün Gazetesi´ndeki şu stratejik bilgi: “Ayrıca tanımla birlikte yeniden yapılandırılan (Özel Harp Dairesi´ne (ÖHD) bağlı) Seferberlik Tetkik Kurulu´nun 12 adet olan Bölge Başkanlıkları´nın da 2010 sonuna kadar iki katına çıkarılması kararlaştırıldı. Bu durum ilginç bir gerçeği de gün yüzüne çıkardı. Seferberlik Kurullarının darbe öncesi dönemde artırıldığı ardından ise azaltıldığı tespit edildi. 1954 yılında 14 olan sayı 1960 Askeri Darbesi´ne kadarki dönemde 35´e kadar çıkarıldı. Darbeden hemen sonra düşürülen bölge başkanlığı sayısı 1980 İhtilali´ne giden süreçte yeniden 27´ye çıkarıldı. Turgut Özal´ın girişimiyle 1988 ve sonrasında 13´e kadar düşürülen bölge başkanlıklarında 2007 yılında yeniden artırıma gidildi.” Sanırım “suikast” değil ama “darbe” hazırlığına suçüstü yapıldı. Ikınıp, sıkınıp ne olduğunu açıklayamamak da buradan kaynaklanmakta...

Suikast değil darbe soruşturuluyor kanaati veren diğer bulgular

Kozmik odada yapılan aramalarda Bülent Arınç´ı izleyen iki subayın görevlendirme evrakının arandığı kamuoyuna yansıtılmıştı. Ancak aramanın günlerce sürmesi, Seferberlik Bölge Başkanlığı´nın kurumsal olarak aranması, burada daha kapsamlı evrak incelemesi yapıldığının kanıtı olarak gösterilebilir. Çünkü eğer savcılık, o iki askerin görev emri belgesini arıyorsa bunu pekala TSK´dan bir yazıyla isteyebilirdi. Eğer Genelkurmay da Arınç´ı değil bilgi sızdıran bir subayı izleme görevlendirmesi yaptıysa, o taktirde görev kağıtlarını vermesi bir sorun olmazdı. Bu olmadığına göre ve bu görev kağıdı aranması olasılığı Genelkurmay açıklamasında da belirtmediğine göre demek ki görev kağıdı değil başka belgeler arandı.

Kimi değerlendirmelere göre de olayın ilk günden itibaren özel yetkili savcılık tarafından soruşturulması, Arınç´a suikasti aşan daha büyük bir hedeften, cebir ve şiddet kullanılarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüsden şüphelenildiğini gösteriyor. Bunun diğer anlam, bir darbe hazırlığı soruşturması yürütülüyor.

Özel Harp´çi Bozkır´ın CD´lerinde AK Partili bakanların güzergahları

2006 yılında, yani Ergenekon soruşturması başlamadan 1 yıl önce bir organize suç çetesine yönelik düzenlenen Küre (Sauna) isimli polis operasyonu kapsamında, Özel Harp Dairesi mensubu Yüzbaşı Nuri Bozkır´ın evinde yapılan aramalarda Özel Harp Dairesi´ne ait çok sayıda doküman elde edilmişti. Sauna çetesi lideri Kasım Zengin ifadesinde, Yüzbaşı Nuri Bozkır´ın kendisini istihbarat elemanı olarak kullandığını, MİT kimliği ve MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´nun imzasının bulunduğu bir yazı ile 68 adet CD´yi verdiğini söylemişti. CD´lerdeki bilgilerden bir kısmı şöyleydi: Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve Devlet Bakanı Ali Babacan´ın güzergahları, araçları, siyasi eğilimlerine ilişkin notlar. 7 AKP, 7 CHP´li milletvekiline ilişkin bilgiler. Yani Özel Harp Dairesi´nde bulunduğu anlaşılan bu çok gizli bilgiler suç çetelerine aktarılmıştı.

Özel Harp´çi Ergenekon sanığı Fikret Emekte ele geçen belgeler: Hükümet Darbesi Tekniği

Sauna operasyonundan 1 yıl sonra başlayan Ergenekon soruşturması sürecinde ise sanıklarda çok sayıda Özel Harp kaynaklı kritik belge ve bilgiler ele geçirilmişti. Bunlardan bazıları tam bu satırlara eklenecek kadar hassas. Ergenekon´un en büyük cephaneliklerinden birinin Eskişehir´deki annesinin evinde ele geçirildiği emekli Binbaşı Fikret Emek, Özel Harp Dairesi mensubu bir subaydı. Emek´te, Özel Harp kışlasından çıkarılması kesinlikle yasak olan bazı belgelere rastlanmıştı. Emek´ten ele geçirilen belgeler, 1´nci Ergenekon iddianamesinin 234. ve 236. ek klasörlerinde bulunuyor. Çok sayıdaki dokümanlardan iki tanesi çok dikkat çekici: 1 adet Devlet Yöneticileri İçin Devlet Yönetimini Kısa Dönemde Çökertme Kılavuzu, 1 adet Hükümet Darbesi Tekniği isimli kitap.

Özel Harp´te özel yöntemler: Terör ve kaos çıkartma teknikleri

Hatırlanacağı gibi Özel Harp Dairesi´nin resmi görevi, Bir dış düşman işgali durumunda işgal güçlerine karşı gerilla savaşı yaparak düşman kuvvetlerini yıpratmak, terör ve benzeri kaos eylemleriyle düşman işgalcilerini bezdirmek, yıpratmak şeklinde. Evet, özel harp elemanlarına özel harp yöntemleri öğretiliyor. Kaos ve terör çıkartma da bu elemanların çok iyi öğrendiği özel yöntemler arasında. Olay da aslında tam bu noktada karışıyor. Dış düşmanı yenilgiye uğratmak için bunlar gerekli. Ancak ya dış düşman yerine iç düşman hedef seçilirse?.. ´Öyle şey mi olur, saçma´ diyeceklere, bu hedef karıştırmanın, hedef saptırmanın yapılmış ve yapılmakta olduğunu göstermek aslında çok kolay. Basına da yansıyan tartışmaları hatırlarsak, bugünkü hükümet için dış güçlerin Büyük Ortadoğu Projesi´ni yürütmek için yönetime geldiklerine dair bazı kesimlerden suçlamalar yöneltilmiyor mu? Benzer nitelendirmelerle hükümet üyeleri ve onu seçen halk kesimleri, sivil toplum kuruluşları ve benzerleri irticacı nitelemesiyle iç düşman olarak gösterilmiyor mu, fişlenmiyor mu? Yakın zamana kadar kırmızı kitaplarda bu iç düşman grupları yer almıyor muydu?

Kozmik Oda´da siyasilerin adres ve krokileri, hükümet darbesi teknikleri gibi belgeler mi aranıyor?

İşte Ankara´daki kozmik oda aramalarında savcı ve hakimin Özel Harp Dairesi kayıtlarında hükümetin ve siyasilerin hedef haline getirildiği, adres-kroki, izleme, suikast, sabotaj ve benzeri gibi bu tür bilgileri aradığı da ileri sürülüyor. Ve eğer Ergenekon ve diğer çetelerin sanıklarından yukarıda da belirtildiği gibi hükümeti hedefleyen Özel Harp kaynaklı çok kritik belge ve bilgiler çıktıysa, şu halde askeri yetkililerin niçin Özel Harp Dairesi´ndeki kozmik aramaya direndikleri, niçin harddiskleri sildikleri, yandıklarına dair tutanaklar tuttukları, neden 6 bilgisayarı buharlaştırdıkları, dinlemeye de takılan evrak imha işlemi yaptırdıkları da gayet anlaşılır hale geliyor.

SUBAYLARIN ERGENEKON SANIKLARIYLA BAĞLANTISI TESPİT EDİLDİ

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast hazırlığı suçlamasıyla Arınç´ın evi civarında gözlem yaparken yakalanan ve ellerindeki adres kağıdını aceleyle ağızlarına atarak yok etmek isteyen Özel Harp Dairesi (ÖHD) mensubu iki subay suçüstü yapılarak gözaltına alınmıştı. Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü ve Binbaşı İbrahim Göze´nin, Ergenekon tutuklusu Muzaffer Tekin, bazı DHKP-C örgüt üyeleri, Ergenekon´un gençlik yapılanması olduğu iddianamelerde dile getirilen ´Türkiye Gençlik Birliği (TGB)´ üyeleri, uyuşturucu kullanmak/satmaktan sabıkalı kişiler ve tefecilikten sabıkalı kişilerle bağlantılı oldukları tespit edilmişti. Aramalarda Albay Erkan Yılmaz Büyükköprü adına düzenlenmiş görevi kısmında ´muhabir´ yazan ´Sahte Sarı Basın kartı´” ele geçirilmişti. Suikast iddiaları ele geçen delillerle giderek netleşirken yakalanan subayların Ergenekon Terör Örgütü´yle bağlantılarının araştırıldığı da belirtilmişti.

ATABEYLER GRUBUNDAKİ ÖZEL HARPÇİLER DE BAŞBAKAN´A SUİKAST İDDİASIYLA YARGILANIYOR

Arınç´a suikast iddiasıyla gözaltına iki subayın özel harp subayı çıkması kamuoyunda Atabeyler Çetesi olarak bilinen silahlı grubu akıllara getirmişti. Üyelerinden ikisinin Özel Harp Dairesi´nde görevli yüzbaşı ikisinin de astsubay olduğu belirlenen çetenin Başbakan Erdoğan ile AK Parti´li Cüneyt Zapsu´ya suikast planladıklarına dair somut deliller ortaya çıkmıştı. Özel harpçilerin evlerinde çok sayıda patlayıcı ile Erdoğan´ın evinin krokisi bulundu. Krokilerin Atabeyler Grubu üyesi subayların elinin ürünü olduğu kriminal raporlarla belgelendi. Halen devam eden Atabeyler Çetesi davasında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon savcılarından, Atabeyler çetesi ile ilgili belgeleri istedi ve kararını bu belgelerin incelenmesinden sonra verilmesine hükmetti. Atabeyler Çetesi davasında yargılanan iki subay TSK´dan atıldı.

SAVCI: SANIKLARIN BEYANLARINA İTİBAR EDİLSİN!

Arınç´a suikast soruşturması gibi Özel Harp Dairesi´nin adının geçtiği bu davada da gariplikler yaşanıyor. Islak mürekkepli krokiler ve çok sayıda patlayıcıyla yakalanan sanıklar savcı tarafından aklanmaya çalışılmıştı. Kamu davasında devlet adına görev yapan ve sanıklara karşı devleti savunması gereken savcı tıpkı bir sanık avukatı gibi mütalaa vermiş, sanıkların evlerinde bulunan patlayıcıları PKK´ya karşı kullanmak için evde bulundurduklarını belirttiklerini, sanıkların bu beyanlarına itibar edilmesi gerektiğini savunmuştu. Bu durum, polis tarafından ´Atabeyler olayı dört dörtlük suikast planıydı´ denilmesine rağmen sanıkların beraate götürülmeye çalışıldığı iddialarına neden oluyor. Üç kez savcının değiştiği süreçte dava henüz sonuçlanmış değil.

DİĞER BİR ÖZEL HARP GARİPLİĞİ: 1 KAMYON BOMBA ÖRTBAS EDİLDİ

Arınç´a suikast olayının ardından ilginç bir gelişme daha yaşandı. 3 ay sonra polise gelen bir ihbarda, ´Kozmik Oda aramalarından telaşlanan Seferberlik üyeleri kirli silahları Ankara´ya topluyor´ şeklindeydi. Plakası da ihbarda belirtilen kamyon Ankara´da polisçe durduruldu. Kamyonun Özel Harp Dairesi´nce kullanıldığı ortaya çıktı. Kamyon el bombası yüklüydü. Sayım yapıldı, bombaların seri numaraları tespit edildi. TSK´ya ait çıkması üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı vererek kamyonu bıraktı. Güvenlik önlemleri alınmadan adeta telaşla nakledildiği anlaşılan kamyondaki 940 el bombasından bazılarının Ergenekon soruşturması kapsamındaki 12 olayda ele geçen bombalarla aynı seriden olduğu kriminal incelemelerle ortaya çıkarıldı. Bombalar Ergenekon´un yanı sıra değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 olayla da bağlantılı çıktı. Bu durum, Özel Kuvvetler´e bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre karıştığı iddialarıyla örtüştü. ´Adeta nerede terör olacaksa oraya bomba temin edilmiş´ dedirtti. Arınç suikasti ve Kozmik Oda aramalarının hemen sonrasına gelen bu olay da karanlıkta kaldı.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(23 Şubat 2012), son güncel.: (24 Şubat 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BAŞB.YRD. ARINÇ´A SUİKAST İDDİASI VE KOZMİK ODA ARAMALARI MANŞETLERİMİZ

Ses kaydı: İzin vermesem nah girerlerdi

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4280    yazdır/print


 

MİT darbesi kovuşturulur mu?

MİT krizi üzerine hükümet süratle harekete geçti. Birkaç günlük süreç sonunda cumhurbaşkanının da jet onayıyla yasa değişikliği dün akşam uygulamaya girdi. Bu hızlı süreç, son YAŞ toplantısında topluca emeklilik restini çeken kuvvet komutanlarına karşı hükümet ve cumhurbaşkanının uyguladığı hızlı müdahaleyi hatırlattı. Kriz resmi olarak kapandı. Bazı yetkililere göre hükümete karşı sivil darbe girişimi yaşandı. Bu iddiayı güçlendiren bulgular var. Bu noktada akıllara çok önemli bir soru takılıyor: Bir darbe girişimi şüphesi varsa, bu kovuşturulacak mı?..

18.02.2012 13:21MİT krizi gündemi ilk sıradan meşgul etmeye devam ediyor. Hükümet kriz karşısında süratle harekete geçti. Birkaç günlük süreç sonunda Cumhurbaşkanının da jet onayıyla yasa değişikliği dün akşam uygulamaya girdi. Ancak tartışmalar bir süre daha süreceğe benziyor. Bir eski MİT yöneticisi, çok açık bir ifadeyle krizi tanımladı: ´Hükümete karşı sivil darbe girişimi yaşandı.´ Bu çok büyük bir iddia. Ancak olayın özünde aslında bu korkunç şüphe var. Bu iddiayı güçlendiren bulgular var. İşte belki de bu nedenle MİT krizi en önemli tartışma konusu oldu ve tartışmanın süreceği de söylenebilir. Hükümete karşı son darbe girişimi ´27 Nisan e-Muhtırası´ idi. Nasıl uzun süre konuşulduysa ve halen de konuşuluyorsa, bu sivil darbe girişimi iddiası da uzun süre konuşulacaktır. E-Muhtıra nasıl daha sonra kovuşturma konusu yapıldıysa, MİT üzerinden hükümete sivil darbe girişimi yaşandığı iddiası da muhtemelen kovuşturma konusu olacaktır.

Medyaya bakıldığında çok ilginç tavır değişiklikleri görülüyor. Cemaat işin içinde mi şüphesini doğuracak şekilde ona yakın bazı yayın organları sürekli ve tek taraflı MİT aleyhtarı yayınlar yaptılar, savcıları savundular. Bunu görebilmek de çok kolay. Kütüphanelere gitmeye de gerek yok. İnternet arşivlerinden yayınlanan haber ve yorumlara ulaşılabilir. Ancak son günlerde farklı tavırlar görülüyor. Oysa bu başında böyle olsa yani en azından bu işin arkasında bir komplo olabilir mi, savcılık yanlış yapmış olabilir mi, bazı zamanlamalar çok dikkat çekici acaba komplo olasılığı olabilir mi gibi haber ve yorumlara da yer verilse belki de bu tehlikeli ve rahatsız edici düşünce hiç ortaya çıkmayacaktı.

Şüphesiz her kurum içinde iyiler de var kötüler de. Hiç bir kurum için hatasız denilemez. Ancak MİT krizinde olduğu gibi MİT´i topyekün kötü ilan eden, polis teşkilatını ve yargıyı ise topyekün iyi ilan edenler var. Savcıların, hakimlerin ya da polislerin görevden alınmasını kötü görenler var. Bir görevden alma yaşanınca o görevden almayı eleştirenler olduğu gibi alkışlayanlar da var. Örneğin Zekeriya Öz´ün görevden alınması.. MİT olayında Savcı Sadrettin Sarıkaya´ya dosyadan el çektirilmesini eleştirenler Savcı Zekeriya Öz´ün görevden alınmasını ise alkışlamışlardı. Deniz Feneri savcılarının görevden alınmasına karşı çıkanlar, o savcıların mahkeme kararlarının üstünü inanılmaz şekilde örterek mahkemenin reddettiği talepleri nasıl hukuksuzca uygulattıklarını görmek istemiyorlar. Bu çevreler ilk olarak Almanya´da başlatılan Deniz Feneri davasının Alman derin devletinin bir oyunu olduğuna dair MİT´çi Kozinoğlu´nun iddialarının üstünü de örtüyorlar, hükümet aleyhtarı diğer iddialarını ise savunuyorlar. Sincan hakimi Osman Kaçmaz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ü ifadeye çağırınca eleştirenler, MİT Müsteşarı üzerinden Başbakan ifadeye çağrılınca alkışlıyorlar. Sadrettin Sarıkaya´yı görevden aldıran hükümet Ferhat Sarıkaya´nın görevden alınmasına ise tepki göstermişti deniliyor. Soyadları aynı olan savcılar aynı kefeye konuluyor. Bu arada hatırlatalım ki Zekeriya Öz´ün görevden alınmasına biz tepki göstermiş ve bunda hükümetin rolü olduğuna inanmış, açık eleştiriler yöneltmiştik.

BU HÜKÜMET OLMASAYDI ERGENEKON SORUŞTURULUR MUYDU?

Ergenekon ve Balyoz sürecinde genelkurmay başkanları dahi ifade veriyorken üst düzey subaylar tutuklanırken iyi de MİT Müsteşarı Fidan ifade verirken mi kötü deniliyor. Oysa olaylar -kasti ya da değil- tamamen birbirine karıştırılıyor. Ergenekon ve Balyoz şüphelileri hükümeti devirme suçlamasıyla kovuşturuluyor. Hükümet bu yüzden doğal olarak arkasında duruyor. MİT krizinde de hedef hükümet. Bu yüzden de hükümetin tavrı yine aynı. Farklı bir şey yok aslında. Ayrıca bu hükümet olmasaydı Ergenekon soruşturmaları süreci yaşanır mıydı? Bunu da görelim. Bunu söylemeye herhalde en layık insanlardan biri bu satırların yazarıdır. Yıllardır kontrgerilla iddialarını takip ediyorum. AK Parti iktidarından önce kesinlikle umutsuzdum bu karanlık güçlerin açığa çıkarılacağından. Benim görmemi geçelim, çocuklarımızın dahi o günleri görebileceğinden umutsuzdum. Evet açıkça umutsuzdum.

Hiçkimse, ´ama değişen çağın gereği bunların soruşturulması zaten yapılacaktı´ demesin. Onlara birşeyi hatırlatmalı. İtalya´da 1990 yılı sonunda patlayan Gladio skandalı tüm Nato ülkelerini sardı ve hepsinde yetkililer bu cinayet örgütlerinin varlığını kabul ettiler, ya tasfiye ettiler ya da hukuksal sınırlara çektiler. Evet tüm üye devletler resmen kontrgerillalara karşı tavır aldılar, Türkiye hariç. O tartışmalı günlerde Genelkurmay yetkilileri başörtüsü taleplerinin devrim süreci olarak görüldüğünü, Türkiye´de de bir İslam devrimi süreci yaşandığını ima eden açıklamalar yaptılar. Türkiye´de kesinlikle kontrgerilla olmadığını iddia ettiler. Olsa bile İslami devrim sürecine karşın örgütün gerekli olduğunu demeye getirdiler. Bu kadar kararlı ve güçlü olan derin yapıların, çağın gereği diye kendilerine yönelik soruşturmaları kabul edecekleri, her türlü darbe ve benzeri karşı koymalarla direnmeyecekleri, teslim olacakları beklenebilir mi. Hükümet kararlı tavır göstermese kelle koltukta üzerlerine gitmese Ergenekon soruşturmaları süreci başlayabilir miydi. Arkasında hükümet desteği olmasa Zekeriya Öz´ün sonu da Savcı Doğan Öz gibi olmaz mıydı?

ÖZAL´IN AÇILIM PROJESİ DE SABOTE EDİLMİŞTİ

Genelkurmay´ın bu açıklaması 1990 Aralık ayında oldu. Ardından kronolojik olarak olaylara bakarsak kontrgerillanın Türkiye´de ne kadar etkin şekilde faaliyet yürüttüğünü net şekilde görebiliriz. Özellikle 1993 yılına yığılan çok sayıda olay bu faaliyetleri o kadar çarpıcı şekilde gösteriyor ki daha önce hiçbir şekilde görülmemiştir. 1993 kanlı ve kara bir yıl oldu. O yıl adeta bir suikast fırtınası yaşandı. En kanlısının Bingöl´deki 33 er katliamının olduğu çok sayıda peşpeşe gelen olaylarda kendi alanında güçlü ve simge isimler aynı yıl, art arda hayatlarını kaybetti: Gazeteci yazar Uğur Mumcu, Jandarma Komutanı Eşref Bitlis, Cumhurbaşkanı Özal, Bingöl´de 33 asker, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Binbaşı Cem Ersever.. Kimi öldürüldü, kiminin ölümünün üzerindeki sis perdesi hala aralanamadı. Bu kişi ve olayların ortak özelliği ise ya PKK´yla mücadelenin doğrudan içinde yer almaları ya da sorunun çözümü için ciddi mesai harcamalarıydı. Bu suikast fırtınasından geriye PKK terörüne karşı şiddete devam politikası kaldı. Son yıllarda hükümetin gerçekleştirmeye çalıştığı ve MİT krizinde de ön plana çıkan PKK terörünü barışçı yollarla durdurma şeklindeki demokratik açılım projesini ilk olarak aslında Cumhurbaşkanı Turgut Özal uygulamaya çalışmıştı. Ama bedelini O ve onun ekibinde yer alan yukarıda adı sayılan askeri yetkiler ödedi. Ergenekon ya da kontrgerillanın, asker polis MİT ve PKK içindeki uzantıları yoluyla demokratik barış çabaları sabote edildi.

Aslında son yıllarda benzer sabote girişimlerini yaşamıyor muyuz? Referanduma doğru, seçimlere doğru terör ve her türlü kışkırtma girişimleri artmadı mı? Bursa İnegöl ile Hatay Dörtyol gibi örneklerle Kürt vatandaşlara karşı toplu linç girişimleri yaşanmadı mı? Böylece Türk-Kürt gerginliği arttırılmaya çalışılmadı mı? Öğrenciler CHP tarafından finanse edilerek hükümeti protesto gösterilerine, yumurtalı saldırılara kışkırtılmadı mı? Hopa´da Başbakanın otobüsü taşlanarak, Kastamonu´da PKK´lılarca seçim otobüslerine bombalı saldırılar düzenlenerek, yetersiz muhalefet seçim kampanyasında takviye edilmeye çalışılmadı mı? Olaylar, gören ya da görmek isteyen gözler için o kadar açık ki.. Birileri demokratik açılım gerçekleşmesin, barış olmasın, şiddet sürsün, bir ailenin bir oğlu askerde diğeri dağda birbirine kurşun çeksin istiyor. Birileri sanıyor ki sadece şiddet yoluyla bu terör biter.

Aslında Turgut Özal ve ekibine karşı girişilen sabotaj operasyonlarının benzerlerini bu hükümetin demokratik açılım sürecinde de görmek mümkün. Bugünlerde son örneğini MİT krizinin oluşturduğu bu girişimleri farketmemek mümkün mü? PKK´ya karşı askeri ve polisiye tedbirlerden vazgeçmeyen, KCK operasyonlarının arkasında duran, ancak barış girişimlerinden de vazgeçmeyen hükümeti, KCK´yı ve hatta PKK´yı kurduran, halkın polisini askerini öldüren, molotofla sivillerini yakan bir başbakanın hükümeti konumuna sokmak istiyorlar.

KRİZDE DİKKATİ ÇEKEN ÇOK SAYIDA AYRINTI

MİT krizinde şüphe çeken çok önemli başka ayrıntılar daha var. Tartışmaların odağındaki ses kaydının basına sızdırılması başlı başına dikkat çekici. Başbakan Erdoğan tam Mısır´da tüm dünyaya yönelik bir konuşma yapıyor, İsrail´e de uyarılarda bulunuyor. Aynı saatlerde bir internet sitesi hacklenerek ses kaydı veriliyor. Tabi hızla internet medyasında da yayılıyor. Bu sızdırma olayından birkaç gün önce İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman üstü örtülü de değil açıkça, ´Türkiye´nin düşmanı PKK´ya yardım edeceğiz´ diyor. O günlerde hükümetin terörle mücadelede yeni yapılanma çabaları sonuç veriyor, PKK´ya ve KCK´ya darbe üstüne darbe vuruluyor. Ardından ses kaydı geliyor, ardından MİT görevlileri ifadeye çağrılıyor ve bir nevi PKK ile KCK´yı bunlar kurdu diyerek hükümet korkunç bir zan altında bırakılıyor. Görüldüğü gibi çok büyük bir hamle yapılmış durumda.

Bu kadar büyük bir hamlenin arkasında İsrail, ABD derin devleti denilen neoconlar ve onların polis ile MİT içindeki uzantılarının bulunduğu konuşuluyor. Bunların üstüne Odatv ve diğer Ergenekon medyasının MİT Müsteşarı Fidan´ı yıpratma kampanyası, İsrail askerlerinin Mavi Marmara gemisine saldırısından birkaç saat sonra İskenderun deniz üssüne PKK saldırısı, İskenderun´a İsrail saldırılarına karşı füze sistemi kurulduğunun açığa çıkması, bu üsse yönelik saldırıya katılan elebaşının diğer teröristlerce de ifşa edilen İsrail bağlantıları, Lübnan´da İsrail adına casusluk yapan PKK´lıların yakalanması da konulursa perde gerisi giderek netleşiyor.

HALKA HESAP VEREN BAŞBAKAN AMA BİRİLERİ HARİÇTEN POLİTİKA YAPMAYA ÇALIŞIYOR

Başbakan´ın krize derhal el koyması, kendisine hamle yapıldığını farkettiğini gösteriyor. Eğer iddia edildiği gibi MİT yöneticileri KCK´lıların eylemlerine yardımcı oldularsa, yani suçlarına ortak oldularsa Başbakan onları sahiplenir mi? Geçtiğimiz günlerde Adana´da bir MİT görevlisi gözaltına alındı. Suriye direniş lideri albayı 100 bin dolara Esed´e sattığı ve idam edilmesine neden olduğu söyleniyor. Bu olayı öğrenince Hakan Fidan onu görevden almış. Böyle hainlere elbette lanet olsun. Ama çürük ve sağlam elmaları da birbirine karıştırmamalı. TSK içindeki Ergenekoncular temizleniyor. Aynı şey MİT içinde de yapılmalı. Aynı şey polis içinde de yapılmalı.

Başbakan risk aldığını açıkça halka söylemedi mi? Açılım projesine böyle başlamadı mı? Halk da ona güvendi. Seçimlerde yüzde 50 oyu böyle vermedi mi? Açık açık. Göstere göstere. Yani Başbakanın sorunu barış yoluyla çözmeye çalıştığı görüldü. Ama PKK kabul etmeyip silah bırakmayınca peşpeşe operasyonlar gelmedi mi? Kazan vadisinde, Karadeniz´de, Kuzey Irak´ta peşpeşe teröristler imha edilmedi mi? ´Düşürün şu heronları pkklılar vuruluyor´ diyenler kimlerdi? Onların üzerine gidenler kimler? Heron ihaneti gibi ihanetlerle MİT ve TSK içindeki hainlerin üzerine gidilip de Silivri´ye doldurulmuyorlar mı? O nedenle de artık başarılı operasyonlar yapılmıyor mu? MİT krizinin yaşandığı günlerde 24 terörist daha öldürülmedi mi?

Başsavcının, yardımcısının, hatta soruşturmadaki diğer savcının haberi olmadan çok büyük bir hamleyle MİT Müsteşarına uzanmakta bir art niyet aramamak mümkün mü? Bu hamlenin ne gibi sonuçlar doğuracağını, nelere yol açacağını o savcının öngörmemesi mümkün mü? 12 Eylül askeri bir darbe idi, 28 Şubat post-modern yarı askeri bir darbe oldu. 27 Nisan internet darbesi idi. MİT krizi ise 7 Şubat sivil darbe girişimi oldu. Ama sonuçta hepsi bir darbe girişimi idi. Meşru hükümeti devirme ya da politikalarını değiştirtme girişimleri idi.

SAVCILARIN HAKİMLERİN HER YAPTIĞI DOĞRU MUDUR?

Savcıların, hakimlerin her yaptığı doğru mudur? Eğer öyleyse Danıştay saldırısı niçin Ankara´daki yargılamada savcısıyla hakimiyle örtbas edildi? Cihaner´in mahkemeden kaçırılarak Yargıtay´a alınmasının anlamı nedir? Cihaner´in o dönemin HSYK´sı tarafından Erzincan´a atanmasının, cemaatler soruşturmasını Ergenekon´dan iki ay sonra başlatmasının, adalet bakanlığından iki yıl gizli yürüttüğü soruşturmayı hükümet üyelerine kadar tırmandırmasının anlamı nedir? Ergenekon tutuklusu Mehmet Haberal´ın başvurusu üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ndeki üyelerin skandal şekilde tazminata hükmetmelerinin ve bu açılan kapıdan çok sayıda Ergenekon ve Balyoz sanıklarının geçerek Ergenekon ve Balyoz davalarını çökertmeye çok yaklaşmasının anlamı nedir? Bir darbe illaki askeri kesimden gelir denilemez. Önceki HSYK ve Yargıtay´dan gelen bu tür darbe çabaları da geçtiğimiz yıl yapılan referandumda millet tarafından engellenmedi mi? Demek ki işin içinde hakim savcı falan olması o girişimleri temize çıkarmaya yetmiyor. Onlar da hata yapabilir. Onlar da suç işleyebilir. Onlar da ellerindeki imkanları istismar ederek pekala darbe girişiminde bulunabilir. Kişilerin kim olduğuna değil, ne yaptığına, ne dediğine bakmalı.

Başbakandan izin alınmadan MİT yetkililerinin soruşturulması zaten yasaya da aykırı. Ama CMK farklı diyenleri AYM eski raportörü Osman Can susturdu. O yasanın çok yanlış yorumladığını hukuki açıdan ispat etti. Savcılık soruşturmasının da hukuksuz olduğunu ilan etti. Yani zaten baştan yanlışlık vardı. MİT kanunu değişikliği, anlayış kıtlığı olanları ya da art niyetlilerin yollarını kapatmak için yapıldı. Zaten var olan yasa güçlendirildi. Tıpkı 367 krizindeki gibi hukuksal boşluk dolduruldu. Zaten Başbakandan önce de var olan yasalar hükümete gelince uygulanmasın isteyenler var. Tıpkı 367 krizinde olduğu gibi. Her zaman uygulanan yasalar nedense bu hükümete gelince hep aleyhte yorumlanıyor.

HALKA HESAP VERİYORSA TEK KİŞİLİK YASA DA ÇIKARIR

Bu ülkeyi hükümet yönetmeli. Yani tam olarak hükümet yönetmeli. Çeşitli kurumların içindeki hainler ya da onların organize şekilde meydana getirdiği gizli örgütler değil. Hükümete yönetme yetkisini halk seçimlerde veriyor. Gereğini yapmazsa hesabını yine seçimlerde sorar. Hükümet ne gerekiyorsa yapar. Gerekirse tek kişilik yasa da çıkarır. Önemli olan halka hesap vermek. Halk onaylıyorsa iş bitmiştir. Kim ne derse desin.

27 NİSAN SORUŞTURULMAYA BAŞLANDI, 7 ŞUBAT DA SORUŞTURULUR

Son MİT krizi olayında da çok korkunç bir şüphe var, bir darbe girişimi yaşandığına dair. Eski MİT yöneticisi Cevat Öneş bu durumu çok açık ifade ediyor: ´Bu olay AK Parti´ye, siyasete yapılan bir darbe girişimidir. AK Parti´nin ayakları kesilmek istenmiştir.´ Hükümete karşı son darbe girişimi ´27 Nisan e-Muhtırası´ idi. Nasıl uzun süre konuşulduysa ve halen de konuşuluyorsa, bu sivil darbe girişimi iddiası da uzun süre konuşulacaktır. Ancak e-Muhtıra nasıl daha sonra kovuşturma konusu yapıldıysa, MİT üzerinden hükümete sivil darbe girişimi yaşandığı gibi çok ciddi bir iddia da muhtemelen kovuşturma konusu olacaktır.

Abdullah Harun / kontrgerilla.com

(18 Şubat 2012, 13:21)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

MİT BAŞKAN VE GÖREVLİLERİNİN İFADEYE ÇAĞRILMASI KRİZİYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Başsavcılık: İstihbaratçılar suç işledi

Cemaat-MİT çatışması mı yaşanıyor?

Hükümet sivil darbeyi engelledi

KCK savcısı görevden alındı

MİT kanunu Perşembe çıkıyor

MİT´çilere yakalama kararı

MİT müsteşarı Fidan hedefte

Odatv-Aydınlık-İsrail´in hedefi: Fidan

´Mesaja mesaj´ ses kaydı

Osman Can savcıların soruşturmasını hukuksuz ilan etti: MİT yasası görmezden gelindi

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

ERGENEKON, BALYOZ VE DİĞER İDDİANAMELERDE ARAMA YAP

İnegöl ve Dörtyol´daki kitlesel kışkırtmalarda Kontrgerilla kuşkusu

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

2011 seçim sürecinde yaşanan kışkırtmalar

2011 Kontrgerilla için ´Kıyamet´ yılı

Seçim ve anayasa Kontrgerilla için ölüm kalım meselesi

Yarbay kontrgerillayı deşifre etti

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4259    yazdır/print


 

İkinci Ergenekon´da 156. duruşma

İkinci Ergenekon davasına 156. duruşma ile devam ediliyor. Savunmaların alınmasına ara verilen duruşmada, sanık ve avukatların talepleri alınıyor.

07.02.2012 12:12 İkinci ´Ergenekon´ davasına 156. duruşma ile devam ediliyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan küçük salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekili olan gazeteci Mustafa Balbay, gazeteci Tuncay Özkan, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu´nun da aralarında bulunduğu 15 tutuklu sanık ile ´Odatv davası´ kapsamında tutuklu olan bu davanın tutuksuz sanığı Yalçın Küçük katıldı. Tutuklu sanıklardan 1. Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, CHP Zonguldak Milletvekili ve Başkent Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ve emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün gelmediği duruşmada, tutuksuz sanık Mehmet Ali Çelebi de hazır bulundu.

Tutuklu sanık Mehmet Haberal, tutuklandığı 17 Nisan 2009 tarihinden bu yana duruşma salonuna hiç gelmediği gibi savunması da hastane ile duruşma salonu arasında kurulan video konferans yöntemi ile alınmıştı. Savunması aynı yöntemle alınan Levent Ersöz ise sadece bir kez ambulans ile doktor nezaretinde duruşma salonuna gelmişti.

Duruşma başlamadan önce tutuklu sanıklar, salona gelen yakınları ile sohbet etti. Emekli Kızılay müfettişi olan tutuklu sanık Kemal Aydın´ın yakınları ile yaptığı sohbet dikkat çekti. Ergenekon soruşturması ve yargılamasına ilişkin süreci ´savaş´ olarak değerlendiren Aydın, Bu bir savaş. Bizim görevimiz burada olmak. Biz şu an ahlaksız bir savaşın muhatabıyız. Ancak dua etsinler dışarı çıkmayayım. ifadelerini kullandı.

YALÇIN KÜÇÜK: AHMET ŞIK BİZİ CANİ GÖRÜYOR

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tutuksuz sanıkların savunmalarına ara verilerek sanık ve avukatların taleplerinin alınmasına geçildiğini belirtti. İlk olarak OdaTv davası kapsamında tutuklu bulunan bu davanın tutuksuz sanığı Prof. Dr. Yalçın Küçük söz aldı. Bugün başka bir davası olduğunu ancak ona gitmediğini ifade eden Küçük, Burası ana, diğerleri üvey mahkemem. Onlara fırsat buldukça gidiyorum dedi.

Savunmasını geçen hafta tamamlayan tutuksuz sanık Erol Mütercimler´in 12 Eylül askeri darbesi 24 Ocak kararlarının uygulanması ve 78´li subayların tasfiyesi için yapıldı. Ben de 78´li bir subayım. 78´li subaylara nasıl işkence yapıldığı bana anlatıldı ifadeleriyle ilgili olarak Küçük, 78´de Harp Okulu´nda bin 400 kadar öğrenci vardı. Gündüz subay, gece eylemciydiler. Büyük eylemler yaparlardı. Ordu onları tasfiye etti. Tarihin bütün sırları bende vardır. Mütercimler ayrıca bana ´Mahkeme heyetine iletin, benim bildiğim Ergenekon, bu davada iddia edilen Ergenekon değil. Benim bildiğim Ergenekon 1983 yılında tasfiye edildi´ dedi ifadesini kullandı.

Ergenekon sanıklarından ve iddianameden daha acımasız ithamların yer aldığını iddia ettiği Ertuğrul Mavioğlu ve Ahmet Şık´ın yazdığı Kırk katır, kırk satır. Ergenekonda kim kimdir kitabını göstererek Küçük, Ahmet Şık bizden çok şikayet eder ama bir üst katımızda kalıyor şimdi. Bizi her türlü cani cinayetten sorumlu tutuyor. Bizi cani olarak görüyor. Bizi sevmediğini de Odatv davasında göstermiştir diye konuştu.

Geçen hafta savunmasını tamamlayan tutuksuz sanık CHP Ankara Milletvekili Sinan Aygün´ün savunması sırasında Odatv davası nedeniyle duruşmada bulunamadığını hatırlatan Küçük, eski dostum dediği Aygün´ün çelişkiler verdiğini ifade ederek savcının dikkatini bu konuya vermesi gerektiğini söyledi. Küçük, esnaf eylemleriyle ilgili Aygün´ün o dönemde kendisine verdiği bilgiyle mahkemede verdiği ifadeler arasında çelişkiler bulunduğunu, ayrıca milletvekili olan Aygün için CHP´de müstehar, ödünç CHP´li dedi. Küçük, ´AKP´nin Aygün´ün evinde kurulduğu, kendisine de Recep Tayyip Erdoğan tarafından Sanayi Bakanlığı´nın teklif edildiği, kabul etmeyince ise aralarının bozulması´ konusunun Aygün´ün savunmasında hiç dile getirilmediğini ifade etti.

Ayrıntılı savunmasını yapmak için çok sayıda kitap ve ansiklopedi ile geleceğini ve bir aylık süreye ihtiyacı olduğunu belirten Küçük, Burası bir üniversite, burada tarih yazılıyor şeklinde yargılamayı değerlendirdi. Cezaevinde yapılan aramaları da eleştiren Küçük, aramalar için ellerini her iki yana açılması talimatının kendisini leyleğe çevirdiğini belirterek, Kendimden şüphelenmeye başladım. Acaba homo mu oluyorum? Memur beyler en gizli yerlerimizi mıncık mıncık ediyorlar. Umarım tutukluluk uzun sürmez yoksa başka bir insana benzeyeceğim diye konuştu.

Küçük´ün bu sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese Burası mahkeme salonu diyerek uyarıda bulundu. ( DHA)

BALBAY´DAN WİKİLEAKS AÇIKLAMASI

18´i tutuklu 118 sanığın yargılandığı İkinci Ergenekon Davası´nın 156. duruşması tutuklu sanıkların taleplerinin alınmasıyla devam ediyor. Duruşmada söz alan tutuklu sanık CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, sözlerine Odatv davasında tutuklu yargılanan Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan´ın yeni yayınlandığı Sızıntı/Wikileaks´te Ünlü Türkler kitabının 226 ve 269. sayfalarına dikkat çekerek başladı. Balbay, Sızıntı kitabına konu olan Wikileaks belgeleri arasında Amerikan Büyükelçiliği´nin Beyaz Saray´a gönderdiği kriptolarda 21 Kasım 2008-29 Mayıs 2009 tarihleri arasında bazı Türk emniyet yetkililerinin Amerikan Büyükelçiliği´ne Ergenekon soruşturmalarıyla ilgili brifing verdiğinin bildirildiğinin altını çizdi. Balbay, Wikileak belgelerine göre Amerikalılar´a bilgi veren yetkililer ´Mahkumiyet kesin, bu dava sağlam. Ama hakimlere güvenemiyoruz´ diyorlarmış dedi. Bu sözler üzerine Başkan Hasan Hüseyin Özese araya girerek, Dava dışı beyanlar bizi bağlamaz. Örgüt var mı yok mu yargılama sonunda belli olacak diye konuştu.

Balbay, dava dosyasının 228. klasörünün 13. sayfasında bulunan Emniyet´in kendisine ilişkin bilirkişi değerlendirmesinde, Mustafa Balbay Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisidir. İlhan Selçuk´un talimat ve yönlendirmeleri doğrultusunda hareket etmektedir. Amerikan Büyükelçiliğinde gizli kapaklı toplantılara katılmaktadır şeklinde ifadeler yer aldığına dikkat çekti. Balbay, Işıklar içinde yatsın, İlhan Selçuk´a songuz saygı duyuyorum. Benim gazeteciliğim ondan da bağımsızdır. Bu iddialara İlhan Selçuk ile ve halen gazetemizin genel yayın yönetmeni olan İbrahim Yıldız ile yaptığım telefon görüşmelerine dayanıyor dedi. Emniyet tarafından gizli kapaklı olarak değerlendirilen Amerikan Büyükelçiliği´ndeki yemeğe 4 gazetenin Ankara temsilcileri olarak katıldıklarını anlatan Balbay Büyükelçi sohbetin yazılmasını istemedi. Ama daha sonra demeç verdi. Ben Cumhuriyet Gazetesi´ne yazdım, Fikret Bila da Milliyet Gazatesi´nde yayınladı diye konuştu. Balbay şöyle devam etti:

Burada bir kurgu var. ABD tarafından yalanlanmayan belgelerde Türkiye´de sürmekte olan bir yargı için yardım istemişler. Bu kapalı kapılar arkasında kalmamalı. Arkanızda ´Adalet mülkün temelidir, yani devletin temelidir´ yazıyor. Devletin temel ilkesi nerenin temelidir? Deniz Baykal da Kemal Kılıçdaroğlu da Amerikan Büyükelçiği´ndeki görüşme ile ilgili Meclis´te soru önergesi verdiler. Bizim güvencemiz sizlersiniz. Sizler nasıl yönlendirilmek istenmişsiniz bu belgelerde görülüyor.

BALBAY: ALMA MAZLUMUN AHINI ÇIKAR AHESTE AHESTE SÖZÜ GERÇEKLEŞTİ.. VARSIN BİZ FEDA OLALIM

Markette yoğurt alındığında içeriğine, son kullanma tarihine, markasına bakıldığını ifade eden Balbay Bizim suçlandığımız iddianamede size gelen belgelerin ´made in ne´ olduğuna da bakmanız gerekir. ´Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste´ sözünün gerçekleştiği günlerdeyiz. Çok aheste çıkıyor ama varsın biz feda olalım. Biz tutuklu kalalım ama sizde gerçeği görün diye konuştu.

Sürekli olarak yargı reformu paketleri hazırlandığını, ikincisinin geçtiğini, üçüncü yargı reformu paketinin de yolda olduğunu ifade eden Balbay, En iyi yasa bile kötü uygulayıcıların elinde kötü sonuçlar verir. Yargıda sorun olmazsa sürekli reform paketi hazırlanır mı? Ben hayatımda hiçbir gazeteciye dava açmadım. Bu davadan haklı olarak açanlar oldu. Ben iddianame hazırlanırken aleyhimde çıkan haberler konusunda gizliliği ihlal suçlamasıyla bile dava açmadım. Ocak ayında bana Silivri Cumhuriyet Savcılığı´ndan bir tebligat geldi. Orta büyüklükte bir ilçede bir gazetede ´Mustafa Balbay terörist´ diye bir yazı yazılmış. Savcı soruşturma açmış, bana ´şikayetçi misin´ diye soruyor. Yani bir cumhuriyet savcısı beni savunuyor, gözlerim yaşardı. Cevap veremedim süre istedim. Bir gazeteden davacı olmak istemedim ama ´şikayetçi değilim´ desem ´teröristim´ demiş olacağım. Şikayetçi oldum. Üçüncü yargı paketine göre artık ´Balbay terörist´ denilebilecek ifadelerini kullandı.

İddianamedeki Balbay bir yandan gazetecilik mesleğini sürdürürken aynı zamanda siviller ile askerler arasında irtibat sağlıyor suçlamasına dikkat çeken Balbay mahkeme heyetine, Savcılar bile gazeteci olduğumu teslim ediyor. Siyasi iktidar temsilcileri iddianameden de öte ´Hayır, gazeteci değil´ diyor. Bu iddianameni birçok yerinde sahteciliğin altı çizildi. İddianame ´yok hükmünde´ durumuna geldi. Siz bir planın parçası olmamalısınız. Sayın Özese üye hakimken başkan oldu. Sayın Ercan Fırat, Nihat Topal, heyete yeni katıldılar. Yeni katılmaları belki daha avantajlı olur. Lütfen bu kurguyu tekrar inceleyin diye seslendi.

Gazetecileri tanıklıkları nedeniyle sanık haline getirirken tarih önündesiniz diye seslenen Balbay, Hiroşima´da ölen 260 bin kişinin mezarlığına gittim. Bunların 20 bini öleceklerini bile bile gönüllü çalışan sağlıkçılar, doktorlardı. Gazetecilerin mezarları da yanındaydı diye konuştu. Cezaevinde olmasına karşı milletvekili olarak faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade eden Balbay Cezaevinde çek ve senetten çok sayıda tutuklu ile tanıştım. 26 Mayıs 2011´de bu konuda yazmıştım. Şimdi yasa çıktı. Mobilyacı Sait, kasap Tarık, manav Soner çıkarlarken benim de payım olduğunu söylediler. Gardiyanların sorunlarıyla da ilgileniyorum. Bu koşullarda bile görevimi yapmaya çalışıyorum dedi. Balbay, konuşmasını Beni serbest bırakmayı düşünmeyin. Vicdanınızı serbest bırakın diyerek tamamladı.

HASAN ATAMAN YILDIRIM: KOZİNOĞLU CIA AJANLARININ KENDİSİNİN TUTUKLANACAĞINI SÖYLEDİKLERİNİ SÖYLEDİ!

İkinci Ergenekon Davası tutuklu sanığı emekli Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım da söz alarak ilginç iddialarda bulundu. Yıldırım, 12 Kasım 2011´de hayatını kaybeden Kaşif Kozinoğlu ile aynı koğuşta kaldığını anlatarak, Kozinoğlu, savcılık sorgusundan sonra adliyede beklerken bir hakim gelip, ´Dik dur, seni tutuklayacaklar´ demiş iddiasında bulundu. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Özese´nin, hakimin kim olduğunu sordu. Ancak Yıldırım, Bilmiyorum yanıtını verdi.

Kozinoğlu´nun tutuklanmadan önceki son görevinin Afganistan´da olduğunu belirten Yıldırım, Kozinoğlu, bana ve Hasan Atilla Uğur´a tutuklanması ile ilgili süreci anlattı. Afganistan´da iken bir CIA ajanın kendisine ´Türkiye´ye gitme seni tutuklayacaklar´ dediğini söyledi. Ancak buna rağmen Kaşif Kozinoğlu gelerek, Savcı Zekeriya Öz´e ifade verdi diye konuştu. Hasan Ataman iddialarını şöyle sürdürdü: Kozinoğlu´nun tutuklanma gerekçeleri arasında ´kaçma´ şüphesi de vardı. Kozinoğlu ´Ne kaçması ben Afganistan´dan geldim´ diyordu. Bir gün ´Mahkemede konuşayım mı?´ diye sordu. ´Konuşsam devlet sırrı açıklamaktan suç olur, konuşmasam ben suçlu olurum´ diyordu. Sonunda MİT´e avukatı aracılığıyla ´Konuşayım mı konuşmayayım mı´ diye bir yazı gönderdi. Avukat, Kozinoğlu´nun mektubunu MİT´e göndermiş ama cevap gelmedi. Kozinoğlu, MİT´e bir yazı daha gönderdi. Ama cevabı gelmeden kaybettik. ( DHA)

İLKER BAŞBUĞ´UN KOĞUŞ ARKADAŞI HURŞİT TOLON

Tutuklu sanık Hurşit Tolon´un ise dün öğleden sonra cezaevi yönetimi tarafından alınan bir karar ile koğuşunun değiştirildiği, yeni koğuşuna yerleşmeye çalıştığı için de bugünkü duruşmaya katılamadığı öğrenildi. Ergenekon davası tutuklu sanığı Hurşit Tolon´un, İnternet Andıcı davası tutuklu sanığı İlker Başbuğ ile aynı koğuşa alındığı öğrenildi. Edinilen bilgiye göre Tolon, Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ´un da kaldığı 5 No´lu Cezaevi F-9 koğuşuna alındı. Başbuğ ve Tolon bundan sonra aynı koğuşta kalacağı belirtildi. İlker Başbuğ´un avukatı İlkay Sezer, daha önce müvekkilinin 70 yaşında olduğunu ve koğuşta tek başına kalmasında sakınca bulunduğunu belirterek, Cezaevi yönetimine dilekçe vermişti.

Taleplerin alınmasının ardından duruşma 20 Şubat´a ertelendi.

(07 Şubat 2012, 12:12)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4211    yazdır/print


 

Görüntülenen: 21 - 40 (Toplam 27)  |  Önceki 20



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda'da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Sitede uygulanacak kısıtlamalar!

Kısıtlama uyarısı

2001'den beri hizmet veren sitemizin ziyaretçi sayısı giderek artış göstermiş, savcıların dahi iddianame hazırlarken faydalandıkları bir başvuru kaynağı haline gelmiştir. Ziyaretçilerden ücret talebi hiç düşünülmemiştir. İlk günkü heyecan ve amatörce bir gayretle ve sadece hizmet amacıyla yapılandırılmış sitemiz, hiç bir yerde olmayan iddianame aramaları, geniş ve kategorileştirilmeye çalışılan arşivi ile siz değerli ziyaretçilerine ve araştırmacılara -karşılıksız- hizmeti sunmayı prensip edinmiştir. Bunda herhangi bir değişiklik de düşünülmemektedir. Ancak giderek yoğunlaşan kullanım beraberinde yavaşlığı ve bazen yayının saatlerce durmasını da getirebilmektedir. Bu nedenle siteyi yoran bazı bölümlerin devre dışı bırakılmasına ve mümkün olduğunca küçülme uygulanmasına karar verilmiştir. Eğer ilerleyen süreçte ekonomi ve insangücü şartları profesyonel imkanları getirirse sitenin tekrar genişletilmesi düşünülebilecektir. Bu itibarla sitede ulaşamadığınız bölümler, karşılaşabileceğiniz kısıtlama ve olumsuzluklar için şimdiden özür diliyoruz.
Tamamı 09.08.2016

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' internet..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Kars'ta 50 askere FETÖ gözaltısı

28.09.2016 19:21 Kars'ta, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Sarıkamış 9. Komando Tugay Komutanlığında arama yapıldı. 35 askeri personel gözaltına alındı. Bu kişilerin dışında ke..
Tamamı 28.09.2016

Darbe sonrası ilk dava Adana'dan

28.09.2016 19:16 Darbe girişiminin ardından Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmalar kapsamında yaklaşık 700 kişi tutuklandı. Olayla ilgili soruşturma yürüten savcılardan biri ilk iddianamesini hazırladı. Cumhu..
Tamamı 28.09.2016

İtiraf TSK sorumlusunu yakalattı

28.09.2016 19:11 Mülakatı geçtikten sonra da bütün gazete, dergi aboneliklerini iptal ettirip arkadaş ortamını değiştirdiğini ve bu şekilde örgütle irtibatını kopardığını söyleyen itirafçı öğretmen, "O yüzden de açığa da alınmadım" ded..
Tamamı 28.09.2016

FETÖ'nün yüksek yargısı firarda

28.09.2016 19:08 FETÖ'nün darbe girişiminin ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada, 140 Yargıtay, 48 Danıştay üyesi hakkında gözaltı kararı alındı. Bunlardan 149'u tutuklanarak cezaevine gönderildi. ..
Tamamı 28.09.2016

Kamikaze hakimden şok savunma

28.09.2016 19:02 Paralel Yapı soruşturmaları kapsamındaki tutukluların tahliyesini kararlaştıran ve meslekten ihraç edilen hakimler Metin Özçelik ile Mustafa Başer'in Yargıtay 16. Ceza Dairesinde yargılandığı davaya devam edildi. Özçe..
Tamamı 28.09.2016

Anadolu Adliyesi'nde 86 gözaltı

28.09.2016 18:54 Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında, Anadolu Adalet Sarayı'nda görevli personele yönelik operasyonda 86 şüpheli gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ..
Tamamı 28.09.2016

Teğmen'den FETÖ itirafları

28.09.2016 18:50 Sivas'ta Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan ve ifadesinin ardından adli kontrol şartıyla salıverilen Jandarma Teğmen A.Ç, ifadesin..
Tamamı 28.09.2016

TSK'daki FETÖ'cüler böyle belirleniyor

28.09.2016 18:47 Vatan gazetesi yazarı Murat Çelik, 'Orduda ihbar mektubu furyası' başlıklı bugünkü yazısında Genelkurmay Başkanlığı'na binlerce ihbar mektubu gönderildiğini yazdı. Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları'nın i..
Tamamı 28.09.2016

Kimse Yok Mu'da 121 gözaltı

28.09.2016 18:42 İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY'ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 'Kimse Yok Mu Derneği'nin yöneticileri ile üyelerinin de bulunduğu 121 şüpheli hakkında gözaltı kararı alındı. Dernek yöne..
Tamamı 28.09.2016

İzmir Adliyesi'nde 101 gözaltı

28.09.2016 18:38 İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın sürdürdüğü soruşturma kapsamında İzmir Adliyesi'nde FETÖ/PDY Terör Örgütü üyesi oldukları öne sürülen zabıt katiplerine yönelik operasyon düzenlendi. 26 Eylül'de yaşanan gelişmeye dai..
Tamamı 28.09.2016

Afyon'da 70 öğretmene gözaltı

28.09.2016 20:52 Afyonkarahisar'da Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine yönelik soruşturma kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 70 öğretmen gözaltına alındı. 22 Eylül'deki gelişmeye dair alınan bilgiye göre, ..
Tamamı 28.09.2016

Raif Cilasun Vakfı'nda 31 gözaltı

28.09.2016 20:15 Fetullahçı Terör Örgütü'nun İzmir'de yazar Raif Cilasun adına kurulan Vakfı ele geçirip bu vakıf üzerinden örgüte finansman sağladı belirlenince operasyon için harekete geçildi. 27 Eylül'de yaşanan gelişmeye dair edin..
Tamamı 28.09.2016

Öksüz hakimlerine soruşturma

28.09.2016 19:23 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin ardından Ankara'daki Akıncı Üssü'nde gözaltına alındıktan sonra salıverilen FETÖ'nün "hava kuvvetleri imamı" olduğu ileri sürülen Adil Öksüz'ü serbest bırakan hakiml..
Tamamı 28.09.2016

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
19.340.053