YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
17 Nisan 2014, Perşembe
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..


İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "jitem mahkeme" için arama sonuçları    (Toplam 461 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Temizöz davası: Görmedim duymadım bilmiyorum

Faili meçhuller davasında dönemin Cizre savcısı şu an Samsun savcısı olan Atilla Ceylan tanık olarak dinlendi. Savcı Ceylan´ın sorulan tüm soruları ´hatırlamadığını´ gerekçe göstererek geçiştirmesine müdahil avukatları tepki gösterdi. Soruşturma dosyalarından örnek veren avukatlar, İbrahim Adak´ın öldürülmesinde hiçbir tanık beyanı ve belge olmadan neden örgüt tarafından öldürüldüğünü yazarak görevsizlik kararı verdiğini sorması üzerine Ceylan, ´O dönemdeki olayı hatırlamıyorum´ diyerek cevapladı. Ceylan´ın, kendisine belgeleri getiren kolluk kuvvetlerinin ´kod´ ad kullanıp kullanmadığı şeklindeki diğer bir soruyu da ´hatırlamıyorum´ diye cevaplaması üzerine avukatlar, ´Sizin döneminizde Yavuz kod adlı Burhanettin Kıyak var. Evraklarda da geçiyor. Sizin de evraklarda imzanız var. Ama bilgim yok diyorsunuz.´ diyerek tepki gösterdi.

Temizöz davası: Görmedim duymadım bilmiyorum

Faili meçhuller davasında dönemin Cizre savcısı şu an Samsun savcısı olan Atilla Ceylan tanık olarak dinlendi. Savcı Ceylan´ın sorulan tüm soruları ´hatırlamadığını´ gerekçe göstererek geçiştirmesine müdahil avukatları tepki gösterdi. Soruşturma dosyalarından örnek veren avukatlar, İbrahim Adak´ın öldürülmesinde hiçbir tanık beyanı ve belge olmadan neden örgüt tarafından öldürüldüğünü yazarak görevsizlik kararı verdiğini sorması üzerine Ceylan, ´O dönemdeki olayı hatırlamıyorum´ diyerek cevapladı. Ceylan´ın, kendisine belgeleri getiren kolluk kuvvetlerinin ´kod´ ad kullanıp kullanmadığı şeklindeki diğer bir soruyu da ´hatırlamıyorum´ diye cevaplaması üzerine avukatlar, ´Sizin döneminizde Yavuz kod adlı Burhanettin Kıyak var. Evraklarda da geçiyor. Sizin de evraklarda imzanız var. Ama bilgim yok diyorsunuz.´ diyerek tepki gösterdi.

Güneydoğu´da 1993-95 yılları arasında Şırnak ve Cizre ilçesinde işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili davanın duruşmasına devam edildi. Duruşmada, dönemin Cizre Cumhuriyet Savcısı ve şu an Samsun Cumhuriyet Savcısı olarak çalışan Atilla Ceylan tanık olan dinlendi. Savcı Ceylan, dosyadaki bazı evraklardaki imzanın kendisine ait olduğunu kabul ederken, iddialarla ilgili hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen bugünkü duruşmaya, tutuklu sanıklar Emekli Albay Cemal Temizöz, Cizre eski Belediye Başkanı Kamil Atağ ve oğulları Tamer ile Kukel Atağ, itirafçılar Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ve Adem Yakin katıldı.

Hiçbir olayı hatırlayamadı

Mahkeme Başkanı Menderes Yılmaz, kimlik tespiti yaptıktan sonra tanıkların dinlenmesine devam etti. Sanıkların avukatlarının isteği üzerine; tanık olarak çağrılan bürokratlardan dönemin Cizre Savcısı Atilla Ceylan, sanıklardan Kamil Atağ ile Temizöz´ü tanıdığını söyledi. Savcı Ceylan, 1993 yılı ile 94 yılının bir bölümünde savcılığa ilk kez Cizre´de başladığını söyledi. Mahkeme Başkanı Yılmaz´ın, öldürüldüğü iddia edilen kişilerin isimlerini tek tek okurken, Savcı Ceylan, hiçbir ismi hatırlamadığını söyledi. Temizöz ve ekibi tarafından öldürüldüğü iddia edilen kişilerle ilgili düzenlenen evraklardaki imzanın kendisine ait olduğunu kabul eden Ceylan, O dönemde evraklar üzerinde işlem yapılmış, biz de gerekeni yapmışız. Olayları ve detaylarını hatırlamıyorum. dedi. Mahkeme başkanı Yılmaz´ın, Sivil araçlar olduğu, yine sivil giyimli kişiler bu araçlara insanları alıp götürüp öldürüyordu. şeklinde iddiaların olduğunu sorması üzerine Savcı Ceylan, Bunlarla ilgili bir bilgi ya da duyumumuz olsaydı gerekli işlemi yapardık. diye cevap verdi.

Soruşturma yapmadan görevsizlik veril, tanık beyanı ve belge olmadan cinayetler PKK işidir denilmiş

Faili meçhullerden İbrahim Adak dosyasındaki imzanın kendisine ait olduğunu belirten Ceylan, avukatların, neden soruşturma yapmadan ´görevsizlik´ verdiniz sorusu üzerine, Biz dosyayı yetkili Diyarbakır DGM savcılığına gönderdik. dedi. Avukatlardan Emin Aktar´ın, Adak´ın öldürülmesinde hiçbir tanık beyanı ve belge olmadan neden örgüt tarafından öldürüldüğünü yazarak görevsizlik kararı vermesine sorması üzerine Ceylan, O dönemdeki olayı hatırlamıyorum. Evrak üzerinde gerekli işlemin yapıldığını düşünüyorum. diye cevap verdi. Avukatlardan Tahir Elçi´nin size ilgili belgeleri getiren kolluk kuvvetlerinin ´kod´ ad kullanıp kullanmadığını sorması üzerine Ceylan, böyle bir şey hatırlamadığını söyledi. Bu sırada söz alan mağdur avukatlardan Bahattin Özdemir, Sizin döneminizde Yavuz kod adlı Burhanettin Kıyak var. Evraklarda da geçiyor. Sizin de evraklarda imzanız var. Ama bilgim yok diyorsunuz. Biz Yavuz´un uzman çavuş olduğunu ve halen görevde olduğunu biliyoruz. diye konuştu.

Sanıklarla avukat arasında gerginlik

Tanık ifadelerinden sonra söz alan mağdur avukatlarından Veysel Vesek, faili meçhul cinayete kurban gittiği belirtilen Beşir Bayar´ın dosyasında hiçbir belge olmamasına rağmen, ´örgüt tarafından öldürüldü´ denilerek görevsizlik kararı verildiğini söyledi. Avukat Vesek, Bayar´ın nerede saat kaçta öldürüldüğünün belli olduğunu kaydetti. Bu sırada söz alan Temizöz, ´avukatların bu detayı bilmesi, kendisinin de işin içinde olmasından kaynaklanıyor´ demesi gerginliğe neden oldu. Vesek´in ´başka bir şey var mı´ demesi üzerine, bu sefer sanık Kamil Atağ ayağa kalkıp elini kaldırarak, Vesek´e ´sen yerinde rahat ol´ diye bağırdı. Vesek, bunun tehdit olduğunu, dosyaya yazılmasını istedi. Mahkeme Başkanı Menderes Yılmaz, Atağ hareketini dosyaya yazdırdı. ( Cihan)

Diğer savcı da tanık olarak ifade verdi

Albay Cemal Temizöz davasının öğleden sonraki bölümünde, 1993-1996 yılları arasında Cizre´de Cumhuriyet Savcısı olan Taner Tabel, tanık olarak dinlendi. Görev yaptığı dönemde çok sayıda kişinin alınıp sorgulandığı ve kendilerine getirildiğini anlatan Tabel, JİTEM ismini o dönemde de duydum. Ama bilgim yok. Beyaz renkli Toros olayını ise basından duyduktan sonra biraz hafızamı yokladım. Öyle bir araba var mı hatırlamıyorum. Ama kamu kurumlarında sivil araçlar vardı. Sivil olarak çalışan emniyet ve jandarma görevlileri de vardı. dedi.

Mahkeme Başkanı Menderes Yılmaz´ın, ´sivil çalışan güvenlik görevlilerinin kod isim kullandıklarına şahit oldunuz mu? Ya da Yavuz, Bedran, Tuna isimlerini hatırlıyor musun?´ şeklindeki sorusuna, Savcı Tabel, Kod adı Yavuz olan kişiyi uzman çavuş olarak biliyorum. Selim ve Tuna isimli uzman çavuşları hatırlıyorum. Ama bu isimler kod mu gerçek mi? Bilmiyorum. Onların gerçek ismi olduğunu düşünüyorum. Bana o isimlerle kendilerini tanıttılar. O kişiler şu an mahkeme salonunda yok. şeklinde cevap verdi.

Öldürülme olaylarında ise terör şüphesi olduğu zaman yetkileri olmadığını, özel yetkili Diyarbakır DGM´nin devreye girdiğini anlatan Tabel, şunları söyledi: Temizöz ile ilgili fezleke hazırladığımı basından öğrendim. O dönemde demek ki böyle bir işlem yapmışım ama hatırlamıyorum.

Faili meçhul cinayetlerden olan Mardinli iş adamı Abdulhamit Düdük olayından sonra, abisinin verdiği dilekçede Bedran ve Abdulhakim isimlerinin geçmesine rağmen, dosyaya görevsizlik kararını verme nedenini ise şöyle açıkladı: Dosyada görgü tanığı muhtar İzhak´ın da ifadesi alınmış, dosya Diyarbakır DGM´ye gönderilmiş. Bununla ilgili tahkikat devam ediyor.

Cizre´de göreve başladıktan sonra insanların adliye önüne gelemediklerini anlatan Tabel, Sonra insanlar dilekçe vermeye başladılar. Bunun nedeni bize olan güven olabilir. Terör olabilir. Farklı nedenleri olabilir. Tanık müşteki gibi kişiler, bana gelmeden önce baskı görmüyorlardı diyemem. Görmüş olabilir veya olmayabilirler de kapım herkese açıktı. dedi. ( Cihan)

Söz alan sanık Cemal Temizöz, tanık Tabel´e görev yaptığı dönemdeki Cizre´nin durumunu sorarak, terör örgütü PKK tarafından Cizre Hükümet Konağı´na yapılan saldırı esnasında neler yaşadığını anlatmasını istedi. Adliye lojmanının hükümet konağına çok yakın olduğunu ifade eden tanık Tabel, ´Biz saldırı esnasında ya kapıcı dairesine inerdik ya da binanın koridorunda uyurduk´ dedi.

Kaymakama da tehdit mektubu gönderilmiş

Önceki duruşmada tanık olarak dinlenen dönemin Cizre Kaymakamı olan Antalya Vali Yardımcısı Osman Bulgurlu´ya duruşmada nasıl ifade vermesi gerektiği anlatılan mektubun bir benzerinin, tanık olarak çağrılan dönemin Cizre Kaymakamı olan Buca Kaymakamı Şenol Bozacıoğlu´na da gönderildiği ortaya çıktı. Duruşmada tanık olarak dinlenen Bozacıoğlu, müdahil avukatlarının, ´Size de nasıl ifade vermeniz gerektiği yönünde bir mektup gönderildi mi?´ sorusu üzerine, ´Bana kargo aracılığıyla böyle bir mektup geldi. Sadece giriş kısmını okudum. Bu davadan ve Cizre´den bahsediliyordu. Ciddi bulmadığım için içeriğinin tümünü okumadan yırtıp attım´ dedi. İddianamede yer alan cinayet olayları hakkında bilgi sahibi olmadığını ifade eden tanık Bozacıoğlu, ´Aradan yıllar geçtiği için olayları çok detaylı hatırlamak mümkün değil. Benim görev yaptığım dönemde huzur sağlanmıştı. Vatandaşlar gece bile sokağa çıkar hale gelmişti. İlçede bir korku mevcut değildi´ diye konuştu. Müdahil avukatı Tahir Elçi, mahkemeden, tanık Bozacıoğlu´na gönderilen mektubun nereden ve kimler tarafından gönderildiğinin tespit edilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığı´na yazı yazılmasını talep etti. Bu arada söz alan sanık Temizöz´ün avukatı Ünsal Aktaş, mektubu bir komplo olarak değerlendirdiklerini, gerçeğin er ya da geç ortaya çıkacağını söyledi.

Karakol komutanı ifadesinin bir kısmını kabul etmedi

Duruşmada tanık olarak dinlenen dönemin Cizre Merkez Jandarma Karakol Komutanı Ahmet Öznalbant, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı´na verdiği ifadenin bir kısmını kabul etmediğini anlattı. Savcının kendisiyle yaklaşık 2 saat sohbet ettiğini ve kendisine ´Vereceğin ifadenin çok önemi yok. Her şey ortada. Sadece bilgine başvurmak için çağırdım´ dediğini ileri süren tanık Öznalbant, şöyle dedi: ´Savcılıkta verdiğim ifadenin bir kısmını kabul etmiyorum. Savcı ile detaylı konuştuk. İfademi ´evet, hayır´ şeklinde verdim. O da öyle yazdırdı. Okuduktan sonra imzaladım. Ancak daha sonra ifademi, yanlış anlaşılabileceği düşüncesiyle değiştirmek istedim. Kendi el yazımla yazdığım ifademi savcılığa gönderdim. Ben üstlerimden usulsüz bir emir almadım ve vermedim.´

´İlçe tamamen tehlikeliydi´

Cizre´ye 1992 yılında atandığını belirten tanık Öznalbant, o dönemde jandarmanın ancak kendi güvenliğini sağlayabildiğini anlattı. Bulundukları binadan dışarı çıkamadıklarını ifade eden Öznalbant, şunları söyledi: ´İlçe tamamen tehlikeliydi. Terör örgütü PKK´nın kurtarılmış bölgesi halindeydi. Dışarı çıkamadığımız için gözaltı işlemi yapamıyorduk. Temizöz´ün ilçeye atanmasından sonra jandarmada personel sayısı, silah ve teçhizat artırıldı. Yeni bir jandarma binası yapıldı. Temizöz vatandaşlarla iyi ilişki kurdu. Bu nedenle geçici köy korucusu sayısı arttı. Bizim işlerimiz çok yoğundu. Bu nedenle komutanımız Temizöz, terör örgütüne yardım yataklık ve haklarında ihbar bulunan kişilerin adli işlemlerini yapmak üzere 3-4 rütbeli personel görevlendirdi. Gözaltına alınan kişilerin ihtiyaçlarını gidermek için de 3-4 er vardı. Bunlar ifade alırdı.´

Tanığın savcılıkta verdiği ifadesini okuyan Mahkeme Başkanı Yılmaz, ´Yavuz´, ´Tuna´ ve ´Selim hoca´ kod adlı jandarma görevlilerini tanıyıp tanımadığını sordu. ´Yavuz´ ve ´Tuna´yı hatırladığını kaydeden tanık Öznalbant, ´Bunlar kod isim kullanırdı. Çünkü terör bölgesinde açık kimlikleri deşifre olursa saldırıya uğramasınlar diye yapılırdı. Kendi aralarında bu ismi kullanırlardı. Ben gerçek isimlerini hatırlamıyorum´ dedi. Terör örgütü PKK itirafçılarının bölgeyi iyi bildikleri için karakollarda jandarmaya yardımcı olduklarını ifade eden Öznalbant, bunlardan Fırat Altın´ın Cizreli olduğu için bildiğini, diğerlerini ise hatırlamadığını belirtti.

Bunun üzerine söz alan müdahil avukatlardan Selçuk Kozağaçlı, mahkeme heyetinden, tanık hakkında ´yalancı tanıklığa´ başvurduğu gerekçesiyle işlem yapılmasını talep etti.

Sanıkların tahliye talebi reddedildi

Tanık beyanlarının ardından söz alan sanıklardan Kukel Atağ, mesane kanseri olduğunu, tedavisini sürdürebilmek için tahliye talebinde bulundu. Sanık Tamer Atağ da faili meçhul cinayetlerin faili olmadıklarını belirterek, ´Bu olayı çözmek istiyorsanız o dönem ülkeyi yönetenleri çağırıp yargılayın´ dedi.

Sanık Kamil Atağ ise suçunun korucu ve terör örgütüne karşı savaşmak olduğunu ifade ederek, ´Ben faili meçhulcü değilim. Abdullah Öcalan Kürdü temsil edemez. Kemal Burkay´ı, Osman Baydemir´i, Leyla Zana´yı hedef alamaz. Sen canavarsın, Kürt olamazsın. Seni tanımıyorum. Bu ses Kandil´e de İmralı´ya da gider. Belki okyanustan düğmeye bastılar. Amerikalılar beni ajanlaştırmaya çalıştı, elçileri yanıma geldi onları kovdum. Belki onlar düğmeye bastı´ diye konuştu.

Sanık Adem Yakin de söz konusu davanın Türk hukuk tarihine kara bir leke olarak geçeceğini ileri sürerek, ´Bir hukuk devletinde hukuksuzca yargılanmak çok acı verici. Faili meçhuller, devletin bir askeriyle çözülemez. Faili meçhulleri çözmek için bir dönemin karanlık sayfalarının sahiplerini bulmalısınız´ dedi.

Sanıklardan Cemal Temizöz ise Cizre´de görev yaptığı dönemde her gün çatışmaların yaşandığını anlatarak, ´Siz bana sinir sisteminiz nasıl dayandı diye sormadınız. Leblebi gibi her yere mayın döşüyorlardı. Bu davada sivil giyimli görev yapmanın da suç olduğunu gördük. Burada bir şeylerin diyeti olmayalım´ diye konuştu.

Avukatların tahliyeye ilişkin taleplerini dinleyen mahkeme başkanı Yılmaz, dönemin Şırnak Valisi olan İzmir Valisi Cahit Kıraç ile Cizre´de o dönem görev yapan Başkomiser Muharrem Durmaz´ın önümüzdeki duruşmada tanık olarak dinlenmeleri için hazır edilmelerini istedi. Mahkeme, ayrıca, sağlık durumu dikkate alınarak emekli Albay Arif Doğan ve tutuklu emniyet müdürü Hanefi Avcı´nın da tanık olarak dinlenilmesi için yazılan müzekkerenin cevabının beklenilmesine de karar verdi. Sanıkların tutukluluk halinin devamına da karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı erteledi. ( AA)

İddianameden

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´nca hazırlanan 104 sayfalık iddianamede, sanıkların TCK´nın ´Adam öldürmek´, ´Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak´ ve ´Adam öldürmeye azmettirmek´ suçlarından cezalandırılmaları isteniyor. Sanıklardan Cemal Temizöz´ün 9, Kamil Atağ´ın 7, Temer Atağ´ın 2, Adem Yakin´in 7, Hıdır Altuğ´un 3, Fırat Altın´ın (Abdulhakim Güven) 6, Kukel Atağ´ın ise bir kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor. İddianamede, sanık Albay Temizöz´ün, 1993´te Cizre´de terörle mücadele ediliyor görüntüsü altında korucu, itirafçı ve uzman çavuşlardan bir grup oluşturduğu savunuluyor. ´Söz konusu grubun, süreç içerisinde asli görevinden ayrılarak, terör örgütü PKK´ya yardım ettiğinin değerlendirildiği ya da özel sebeplerden dolayı gözaltına aldıkları kişileri sorguladığı´na yer verilen iddianamede, grubun, bu sorgulanan kişilerden bir kısmını öldürdüğü öne sürülüyor. ( Cihan)

Cemal Temizöz Balyoz davasında da tutuklu, adı bir çok başka soruşturmada da geçiyor

Davanın 1 no´lu sanığı Albay Cemal Temizöz, Balyoz davasında da 143 no´lu sanık olarak tutuklu yargılanıyor. Temizöz´ün adı ayrıca Ergenekon örgütünün TSK içindeki yapılanması olan ´Karargah Evleri´ oluşumuna yönelik soruşturmayı örtbas gayretlerinde Kayseri´de üç astsubaya uygulanan hipnozlu ve işkenceli sorguya katılanlar arasında da geçiyor. Yine Temizöz´ün adı Ergenekon sanıklarıyla yapılan telefon görüşmeleri nedeniyle 3. Ergenekon iddianamesinde ve ayrıca Şemdinli iddianamesinde de geçiyor. Temizöz´ün adı yine Malatya Zirve Yayınevi katliamı davasının tanıklarından Erhan Özen´in ifadesi ile Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın ifadesinde de geçiyor. Temizöz´ün adı ayrıca Ergenekon bağlantılı Kafes davasının ek klasörlerinde de geçiyor.

Kukel Atağ kanser olduğu gerekçesiyle tahliye edildi

28 Mart 2011 - Güneydoğu´da ´karanlık dönem´ olarak adlandırılan 1993-1995 yılları arasında işlenen 23 faili meçhul cinayetten sorumlu oldukları iddiasıyla, eski Kayseri İl Jandarma Komutanı emekli Albay Cemal Temizöz´ün de aralarında bulunduğu 7 sanıklı davada bir kişi tahliye edildi.Diyarbakır 6´ncı Ağır Ceza Mahkemesi, Temizöz ile birlikte cinayetler işlediği iddia edilen dönemin Cizre Belediye Başkanı ve korucu başı Kamil Atağ´ın oğlu Kukel Atağ´ı sağlık sorunlarından dolayı tahliye etti. Davada Temizöz, Kamil Atak, Tamer Atak, Âdem Yakın, Fırat Altun (Abdulhakim Güven) ve Hıdır Altuğ tutuklu olarak yargılanmaya devam edecek. Geçtiğimiz hafta Diyarbakır´da görülen duruşmada sanık avukatı Nail Karaaslan, mahkemeye heyetine müvekkilinin mesane kanseri olduğunu belirterek tedavi olması için tahliye talebinde bulunmuştu. Mahkeme Başkanı Menderes Yılmaz, tahliye talebine ret ederek hastaneden gönderilecek raporları beklemeye karar vermişti.

Faili meçhul cinayetler davasının önemli tanıklarından Mehmet Nuri Binzet, Kukel Atağ´ın yeğenleriyle birlikte Ramazan Uykur´u silahla öldürdüğünü dile getirmişti. Duruşmada tanık olarak dinlenen Ramazan Uykur´un yeğeni Mehmet Uykur ise amcasının nasıl öldürüldüğünü anlatmıştı. Uykur, Kamil Atağ´ın çocukları amcamı götürmek istedi. Amcam gitmeyince önünü kesip arabaya bindirmeye çalıştılar. Amcam bu sırada tartıştı, tabancayla yaraladıktan sonra yere düştü. Atağ´ın oğlu Temel ve Kukel sırayla kaleşnikofla tarayıp öldürdüler. demişti. Kukel Atağ ise böyle bir şeyin olmadığını iddia etmişti.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´nca hazırlanan 104 sayfalık iddianamede, sanıkların TCK´nın ´Adam öldürmek´, ´Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak´ ve ´Adam öldürmeye azmettirmek´ suçlarından cezalandırılmaları isteniyor. Sanıklardan Cemal Temizöz´ün 9, Kamil Atağ´ın 7, Tamer Atağ´ın 2, Âdem Yakın´ın 7, Hıdır Altuğ´un 3, Fırat Altın´ın (Abdulhakim Güven) 6, Kukel Atağ´ın ise bir kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.

İddianamede, sanık Temizöz´ün 1993´te Cizre´de ´terörle mücadele ediliyor´ görüntüsü altında ´korucu, itirafçı ve uzman çavuşlardan bir grup oluşturduğu´ ileri sürülüyor. ´Söz konusu grubun, süreç içerisinde asli görevinden ayrılarak, terör örgütü PKK´ya yardım ettiğinin değerlendirildiği ya da özel sebeplerden dolayı gözaltına aldıkları kişileri sorguladığı´ ifade edilen iddianamede, grubun, bu sorgulanan kişilerden bir kısmını öldürdüğü öne sürülüyor. ( Cihan)

(18 Mart 2011), son güncel.: (28 Mart 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Temizöz´le ilgili tüm manşetlerimiz

Temizöz iddianamesinde ara

Temizöz´ü şikayet edemezdim, bizi de öldürürdü

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3114    yazdır/print


 

Flaş!!! Ergenekon´da ´Zirve´ operasyonu

Ergenekon sanığı Sevgi Erenerol´un misyonerlikle ilgili faaliyetleri ve Zirve Katliamı zanlılarıyla ilişkileri nedeniyle Ergenekon soruşturması savcılarından Zekeriya Öz´ün talimatıyla başlatılan operasyon kapsamında Siirt, Muğla, Malatya ve İzmir´in de aralarında bulunduğu 9 ilde aramalar yapılıyor. Aralarında eski Malatya Alay Komutanı Mehmet Ülger ve öğretim görevlisi Ruhi Babat´ın da bulunduğu 20´nin üzerinde kişi hakkında gözaltı kararı bulunduğu öğrenildi. Gözaltı kararı verilen şüphelilerin Zirve katliamını planlayan ve azmettirenler olduğu iddia ediliyor.

FLAŞ!!! Ergenekon´da ´Zirve´ operasyonu

Ergenekon sanığı Sevgi Erenerol´un misyonerlikle ilgili faaliyetleri ve Zirve Katliamı zanlılarıyla ilişkileri nedeniyle Ergenekon soruşturması savcılarından Zekeriya Öz´ün talimatıyla başlatılan operasyon kapsamında Siirt, Muğla, Malatya ve İzmir´in de aralarında bulunduğu 9 ilde aramalar yapılıyor. Aralarında eski Malatya Alay Komutanı Mehmet Ülger ve öğretim görevlisi Ruhi Babat´ın da bulunduğu 20´nin üzerinde kişi hakkında gözaltı kararı bulunduğu öğrenildi. Gözaltı kararı verilen şüphelilerin Zirve katliamını planlayan ve azmettirenler olduğu iddia ediliyor.

Ergenekon soruşturması savcılarından Zekeriya Öz´ün talimatıyla başlatılan operasyon kapsamında Siirt, Muğla, Malatya ve İzmir´in de aralarında bulunduğu 9 ilde aramalar yapılıyor. Aralarında eski Malatya Alay Komutanı Mehmet Ülger ve öğretim görevlisi Ruhi Babat´ın da bulunduğu 20´nin üzerinde kişi hakkında gözaltı kararı bulunduğu öğrenildi. Gözaltı kararı verilen şüphelilerin Zirve katliamını planlayan ve azmettirenler olduğu iddia ediliyor. Ergenekon sanığı Sevgi Erenerol´un misyonerlikle ilgili faaliyetleri ve zanlılarla ilişkileri nedeniyle operasyonun başlatıldığı ifade edildi. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin koordinasyonun da yürütülen soruşturma kapsamında bir çok ilin jandarma alay komutanlıklarında arama yapıldığı ileri sürüldü. Arama yapılan adresler arasında Malatya İnönü Üniversitesi´nin bulunduğu belirtildi. Gözaltına alınanların İstanbul´a getirileceği öğrenildi.

Siirt´te bir astsubay gözaltına alındı

Zirve Yayınevi katliamı ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Siirt´te, jandarmada görevli bir astsubay gözaltına alındı. Astsubayın evinde polis tarafından arama yapılıyor. Malatya eski Jandarma Alay Komutanı Ülger gözaltına alındı. Malatya´daki Zirve Yayınevi´nde biri Alman uyruklu 3 kişinin öldürülmesiyle ilgili davada cinayetin işlendiği dönemde Malatya Jandarma Alay Komutanı olan emekli Albay Mehmet Ülger´in gözaltına alındığı ileri sürüldü.

Jandarma istihbarattan savcılığa ihbar mektubu

Davaya bakan özel yetkili cumhuriyet savcısının talimatıyla, 9 ilde 20 adrese baskın düzenlendiği, Malatya eski Jandarma Komutanı Albay Mehmet Ülger´in bu çerçevede gözaltına alındığı öğrenildi. Kayseri Jandarma Bölge Komutanlığı, mahkemeye gönderdiği yazıda, 25-26 Mayıs 2006´da eski Malatya İl Jandarma Alay Komutanı emekli Kurmay Albay Mehmet Ülger tarafından ´aşırı sağ faaliyetler ve misyonerlik´ semineri düzenlendiğini bildirmişti. Malatya İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şubesi´nde çalışan bir personel olduğu belirtilen kişi ise özel yetkili savcıya gönderdiği mektubunda şu ifadelere yer vermişti Malatya İl Jandarma Komutanı Jandarma Kurmay Albay Mehmet Ülger tarafından Kayseri Jandarma Bölge Komutanı ve Jandarma Genel Komutanlığı Denetleme Başkanı´na 2007 yılı Mart ayında brifing verildi. Bu brifingden yaklaşık bir buçuk ay sonra misyoner cinayeti işlenmiştir. Bu brifingde, öldürülen kişiler ve yaptıkları faaliyetleri ile ilgili olarak ayrıntılı raporlar bizzat Mehmet Ülger tarafından üstlerine sunulmuştur.

Katliamın gerçekleşeceği subaylar tarafından biliniyordu

Mektupta, olayın gerçekleşeceğinin Ülger ve bazı üst komutanlar tarafından bilindiği ileri sürülüyor.

İlahiyatçı öğretim görevlisi de katliamla bağlantılı

İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi personeli Ruhi Abat´ın da jandarma ile birlikte çalıştığı iddiasının bulunduğu mektupta şu satırlar yer almıştı: Ruhi Abat´ın İl Jandarma Komutanlığı´na gelişi hiçbir zaman kayıt altına alınmamıştır. Normalde İl Jandarma Komutanlığı´na gelen tüm sivil şahıslar nizamiyede nöbet tutan personel tarafından ziyaret defterine kayıt edilir, kimlikleri alınır ve kendilerine ziyaretçi giriş kartı verildikten sonra içeri alınmalarına karşılık Ruhi Abat hiçbir zaman bu işleme tabi tutulmamıştır. Öte yandan soruşturma kapsamında İnönü Üniversitesi Rektörlük binasında arama yapıldığı bildirildi.

İzmir´de bir askeri misafirhanede arama

İzmir´de bir askeri misafirhanede, Ergenekon soruşturması çerçevesinde arama yapıldı. Alınan bilgiye göre, Ergenekon soruşturmasına ilişkin, sabah saatlerinde bazı illerdeki adreslerle birlikte İzmir´deki bir askeri misafirhanede, cumhuriyet savcısı gözetiminde polis tarafından arama yapıldı. Konuyla ilgili gözaltına alınan kişi olmadığı öğrenildi.

Ankara´da emekli asker gözaltına alındı

Ergenekon soruşturması kapsamında, emekli bir askerin Ankara´da gözaltına alındığı bildirildi. Edinilen bilgiye göre, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı doğrultusunda emekli bir askeri gözaltına aldı. Sağlık kontrolünden geçirilen emekli askerin, İstanbul´a gönderileceği öğrenildi.

Zirve Katliamı nasıl oldu?

Malatya´da, 18 Nisan 2007´de, Zirve Yayınevi´nde çalışan Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel bıçaklanarak öldürülmüş, zanlılardan Salih Gürler(20), Cuma Özdemir (20), Hamit Çeker (19) ve Abuzer Yıldırım (19) olay yerinde yakalanmıştı. Üçüncü katın penceresinden kaçmaya çalışırken düşerek yaralanan Emre Günaydın, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinde tedavi edildikten sonra tutuklanmıştı. Günaydın´ın olaydan yaklaşık 2 yıl sonra cezaevinde Cumhuriyet savcısına verdiği ifade doğrultusunda, olayı azmettirdiği gerekçesiyle Varol Bülent Aral ve Zirve Yayınevi çalışanı olduğu belirtilen Hüseyin Yelki de tutuklanmıştı. Yelki, 22 Mayıs 2009, Aral ise 20 Ağustos 2009´daki duruşmalarda tahliye edilmiş, 15 Ekim 2010´daki 29. duruşmada tanık olarak dinlenilen Erhan Özen´in ifadelerini de dikkate alan mahkeme heyeti, Aral´ın yeniden tutuklanmasına karar vermişti.

ERGENEKON VE ZİRVE BAĞLANTISINI GÖSTEREN RAPOR VE İFADELER

Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan son operasyon öncesinde Zirve Yayınevi katliamı ile Ergenekon arasında irtibat olduğunu gösteren rapor ve ifadeler bulunuyor. Gizli bir tanık da ifadesinde, Zirve Yayınevi cinayetinin, eski Malatya Alay Komutanı Mehmet Ülger ve öğretim görevlisi Ruhi Abat, İstihbarat Binbaşı Haydar Yeşil´in de aralarında bulunduğu bir ekip tarafından planlandığını söylemişti. Zirve Yayınevi cinayeti davasının avukatları da özel yetkili savcılıktan aradaki ilişkinin araştırılmasını talep etmişti.

Zirve Yayınevi´nde misyonerlik yaptıkları gerekçesiyle 3 kişinin öldürülmesi olayını planladıkları ve azmettirdikleri gerekçesiyle bir çok zanlı hakkında gözaltı kararı verildi. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz´ün talimatı ile başlayan operasyon öncesinde cinayetle Ergenekon ilişkisini gösteren rapor ve ifadeler bulunuyor. Savcı Öz´e 29 Aralık 2010´da ifade veren gizli bir tanık cinayetin, eski Malatya Alay Komutanı Mehmet Ülger, öğretim görevlisi Ruhi Abat, İstihbarat Binbaşı Haydar Yeşil´in de aralarında bulunduğu bir ekip tarafından cinayetin planlandığını söylemişti.

Bu ifadenin yanı sıra Dink ve Zirve Yayınevi cinayeti davalarında tanık olarak ifade veren Erhan Özen, cinayetinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla yargılanan Varol Bülent Aral ile Ergenekon davası sanıkları emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´in irtibatlı olduğunu söylemişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nın isteği üzerine Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü´nün cinayetle Ergenekon soruşturması arasında bir bağ olup olmadığına yönelik 32 sayfadan oluşan raporda da bağlantılar anlatılıyor.

Kafes Eylem Planı´nın ortaya çıkmasıyla Santaro, Malatya Zirve Yayınevi ve Hrant Dink cinayetleri için ´operasyonlar´ ibaresi kullanıldığını belirten raporun sonuç bölümünde, Ülkemizde son zamanlarda meydana gelen provokatif amaçlı olaylar incelendiğinde hemen hemen her birisinin değişik amaçlar içerdiği, bir olayda laik-antilaik çatışması tetiklenmeye çalışıldığı, bir kısım olaylarda azınlıkların hedef alındığı, bir takım olaylarda da ülkemizi uluslar arası arenada sıkıntıya sokmaya çalışıldığı görülmüştür. deniliyor.

Raporda, Soruşturma kapsamında haklarında işlem yapılan Ahmet Hurşit Tolon ve Durmuş Ali Özoğlu isimli şahıslardan, Türkiye´de yaşayan azınlıklarla ve Rum, Ermeni, Yahudi azınlığın sahip oldukları vakıflarla ilgili detaylı bilgilerin yer aldığı gizli ibareli belgeler olduğu, yine aynı şahıslarda misyonerlik faaliyetleri ile ilgili bilgileri içeren- belgeler olduğu, şahıslardan elde edilen PH 02-2-9 isimli word dosyalarının birebir aynı olduğu ve her iki belgede de Türk Ortodoks patrikhanesi sözcüsü Sevgi Erenerol´un ifadesi ile, Batı Kurtuluş savaşı ile yapamadığını, misyonerlik ile yapmaya çalışmaktadır. Misyonerlik kilise kurumu olarak görünse de, aslında Emperyalizmin mızrak ucudur. şeklinde ibarelerin olduğu, Soruşturma kapsamında hakkında işlem yapılan Hüseyin Buzoğlu ve Ergün Poyraz isimli şahıslardan elde edilen dijital verilerde Sevgi Erenerol isimli sanığın askeri personele yönelik vermiş olduğu misyonerlik konulu konferansa ait video görüntüleri ve konferansın çözüm metninin olduğu görülmüştür. Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Sevgi Erenerol isimli şahsın her ne kadar söylemiş olduğu sözleri genel bir kitleye hitap ediyormuş gibi söylediği görülse de, Ergenekon Terör örgütünün faaliyetleri kapsamında özellikle bir gruba yönelik bilgilendirme ve yönlendirme faaliyeti içerisinde olduğu, ayrıca Ahmet Hurşit Tolon´dan elde edilen 1 nolu cd içerisinde yer alan misyonerlik isimli 27 slaytlı sunumun 20. slaytında Kayra Dağıtım isminin ve il bazında Malatya, İstanbul, İzmir, Trabzon şehir isimlerinin özellikle belirtilmesi, Durmuş Ali Özoğlu ve Hurşit Tolon´dan elde edilen dijital verilerde Mesrob Mutafyan isminin bulunması ve aynı şahsın isminin soruşturma kapsamında tutuklu sanıklardan İbrahim Şahin´den de tedhiş planı çerçevesinde elde edilmesi bahse konu, şehir, kurum ve şahıs isimlerinin özel hedef gösterildiği kanaatini oluşturmaktadır.

Kafes Operasyonu Eylem Planı´nın ´Durum´ başlığı altında; Santaro, Malatya Zirve Yayınevi ve Hrant Dink eylemleri için operasyonlar ibaresi kullanılmıştır. Belirtilen bu üç eylemin de Ergenekon Terör örgütü amaçları doğrultusunda yapılan eylemler oldukları değerlendirilmektedir. ifadeleri yer alıyor.

Raporun sonuç bölümü, İş bu iddia olunan Ergenekon terör örgütü ile Zirve cinayeti sanıklarının irtibatlarını gösterir rapor tarafımızdan tanzimle altı birlikte imza altına alınmıştır. ifadeleri ile son buluyor.

Bunların yanı sıra Zirve Yayınevi davasının müdahil avukatı Erdal Doğan´ın 18 Ocak 2010 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na verdiği dilekçenin de soruşturma dosyasında yer aldığı öğrenildi. Doğan, Savcı Öz´e verdiği dilekçede, Ergenekon sanıkları ile Zirve Yayınevi cinayeti sanıklarının ilişkilerinin araştırılmasını talep etmişti. ( Cihan)

ÇOK GÜÇLÜ DELİLLER VAR

18 Mart 2011 - Zirve Yayınevi davasının müdahil avukatı Erdal Doğan´ın 18 Ocak 2010 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na verdiği dilekçenin de soruşturma dosyasında yer aldığı öğrenildi. Doğan, dilekçesinde, Ergenekon sanıkları ile Zirve Yayınevi cinayeti sanıklarının ilişkilerinin araştırılmasını istemişti. Emniyet´in hazırladığı 32 sayfalık Zirve katliamı raporunda, Doğu Perinçek´le katliamı azmettirmekle suçlanan emekli Albay Ülger arasındaki ilişkiye dikkat çekilmişti. Rapora Sevgi Erenerol´la ilgili bilgiler de girmişti. Erenerol´un 25 Aralık 2000 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve SAREM´de verdiği misyonerlik konferansı geniş olarak raporda yer almıştı. Seminerde, misyonerliğin ajanlık ve provokatörlük olduğunu belirten Erenerol, Türk Ortodoksluğu dışında tüm yabancı din misyonlarına karşı durduklarını aktarmıştı. Mahkemeye gönderilen katliamın hedef göstererek işlendiği belirtilen polis raporunda, olayın Ergenekon yapılanması tarafından gerçekleştirildiği kanaatine varıldığı belirtiliyor.

´Şerefsizlere vur dedik, öldürmüşler´

Gazeteci-yazar Adem Yavuz Arslan´ın geçtiğimiz aylarda çıkan ´Bi Ermeni Var´ kitabında yer verdiği bilgiler kamuoyunu sarsmıştı. Kendisine daha sonra mermi ve beyaz bere gönderilerek tehdit edilen Arslan´ın yazdığı kitapta, Hurşit Tolon´un görevi sırasında Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekat Dairesi´nde (TUSHAD) görevli olduğu belirtilen bir kişinin 24 Aralık 2010´da gizli tanık olarak ifade verdiği aktarılıyordu. Gizli tanık, ifadelerinde, Zirve katliamını jandarmanın organize ettiğini iddia etmişti. Şahıs, Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün emriyle, 2003-2005 yılları arasında şehrin kilisesinde başpapaz olarak çalıştığını anlatıyordu. Aynı tanığın kitapta yer alan ifadesine göre, Ülger ve beraberindekiler katledilen üç kişiye yönelik sansasyonel bir eylem hazırlığı içindeydi. O tanığın iddiasına göre, olay akşamı, İnönü Üniversitesi Öğretim Üyesi Ruhi Abat´ın (küçük resim) cinayetlerden sonra yaptığı bir telefon görüşmesinde, Şerefsizlere vur dedik, öldürmüşler. dediği iddia edilmişti.

İşte karanlık bağlantılar

Danıştay saldırısından yaklaşık bir yıl sonra Malatya´da bir provokasyon yaşandı. Zirve Yayınevi´nde çalışan ve misyonerlik yaptıkları ileri sürülen Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel, 18 Nisan 2007´de boğazları kesilerek öldürüldü. Zanlılardan Salih Gürler (20), Cuma Özdemir (20), Hamit Çeker (20) ve Abuzer Yıldırım (19) olay yerinde yakalandı. Üçüncü katın penceresinden kaçmak isterken düşerek yaralanan Emre Günaydın (19) ise tedavisinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Davanın 9 Haziran 2008´de yapılan 7. duruşmasında Emre Günaydın ilginç ifadeler kullandı. Saldırıda azmettirici olmakla suçlanan Varol Bülent Aral ile ilgili soru üzerine şunları söyledi: Aral işten çıkarıldığında bana (´Bizimle birlikte ol, sana her türlü devlet desteği sağlarız´) dedi. Davanın bir numaralı sanığı Emre Günaydın´a talimat veren kişinin Varol Bülent Aral olduğu ileri sürüldü. Malatya Otogarı´nda bulunan Aral´a ait ajandada Ergenekon izine rastlandı. Bülent Aral´ın ajandasında Veli Küçük´ten Zekeriya Öztürk´e kadar pek çok isim ve kayıt yer alıyordu. Milliyet Gazetesi 17 Şubat 2009´da önemli bir habere imza attı. Haberde, Malatya´da Zirve Yayınevi´nde 3 kişinin boğazı kesilerek öldürülmesi olayının azmettiricisi olarak tutuklanan Hüseyin Yelki´nin, emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün katliam için görevlendirdiği öne sürülen iki kişiyi tanıdığı ortaya çıktı. deniliyordu.

Ergenekon dosyası eklendi

Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Eray Gürtekin, 21 Kasım 2008´de Ergenekon davası iddianamesinin, Malatya´daki yayınevi cinayetleri davasının dosyasına eklendiğini açıkladı. Cinayetlerle ilgili davanın görüldüğü 3. Ağır Ceza Mahkemesi´ne 12 Haziran 2007´de gönderilen ihbar mektubunda, eski Malatya Jandarma Alay Komutanı Mehmet Ülger´e yönelik suçlamalar bulunuyordu. Mektupta ´Emre Günaydın´ı azmettiren ve yönlendiren kişi komutanımız M.Ü.´nün yönlendirmesiyle İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Ruhi Abat´tır´ deniliyordu. Ruhi Abat´ın olaydan önceki 6 ay boyunca istihbaratçılarla 600´e yakın görüşme yaptığı tespit edildi.

Bir dönem JİTEM´de haber elemanı olarak çalıştığını anlatan Erhan Özen ise davanın 29. duruşmasında verdiği ifadede, Varol Bülent Aral ile Ergenekon davasının tutuklu sanıkları emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´in irtibatlı olduğunu söylemişti.

Veli Küçük ifade vermiş ve katliamın Ergenekon davasıyla birleştirileceğini iddia etmişti

13 Nisan 2009´da Ruhi Abat ve Mehmet Ülger tanık olarak dinlendi. Mahkeme heyeti ve müdahil avukatları, olay günü cinayet yerine gidip gitmediğini sordu. Olay yerine gittiğini, nedeninin de alay komutanı olarak savcının bir talimatının olup olmayacağını öğrenmek amacı taşıdığını ileri sürdü. Ergenekon davasının 8 Mayıs 2009´da yapılan 83. duruşmasında ilginç bir gelişme yaşandı. Veli Küçük, Malatya´daki katliama ilişkin, 6 Mayıs Çarşamba günü şüpheli olarak Silivri´de ifade verdiğini açıkladı. Küçük, Malatya´daki Zirve Yayınevi katliamı nedeniyle çarşamba günü şüpheli olarak Silivri´de ifade verdim. Zirve Yayınevi´nin şu anda şüphelisiyim. diye konuştu.

Ergenekon davası tutuksuz sanıklarından eski Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon´da ele geçirilen Psikolojik Harekat Seminerleri isimli bir sunuda Zirve Yayınevi´nin eski ismi yer alıyordu: Malatya´da Kayra Dağıtım (Zirve Yayınevi´nin eski ismi) Pazarlama Ltd. Şirketi adı altında kurulan kitabevi tarafından askeri personele yönelik misyonerlik faaliyetlerinde bulunulduğu...

Zirve soruşturması derinleşiyor, müdahil avukatlar umutlu

Zirve Yayınevi´nde 3 kişinin bıçaklanarak öldürülmesiyle ilgili davanın müdahil avukatı Erdal Doğan, 18 Ocak 2010´da Savcı Zekeriya Öz´den katliamın Kafes Eylem Planı çerçevesinde ve Ergenekon bağlantısı konusunda araştırma ve soruşturma yapılmasına dair talepte bulunduklarını söyledi. Katliamla ilgili davanın son 3 yıldır Poyrazköy ve Ergenekon gibi davalarla bağlantılı olduğunu her duruşmada söylediklerini ifade eden Doğan, şöyle konuştu: Zirve Yayınevi´ndeki cinayetlerle ilgili davanın Ergenekon-Poyrazköy davasıyla bağlantısına dair iddialarımızı, delillerimizi en az son 3 yıldır davanın görüldüğü Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi´ne ve halen davayla ilgili soruşturmayı sürdüren Malatya savcıları ile Ergenekon soruşturmasını başlatan İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz´e sunmuştuk. Ayrıca davanın müdahil avukatları olarak 18 Ocak 2010 tarihinde Savcı Zekeriya Öz´e katliamın Kafes Eylem Planı çerçevesinde ve Ergenekon bağlantısı konusunda araştırma ve soruşturma yapılmasına dair taleplerimizi içeren bir dilekçe de vermiştik. Bugünkü gelişmelerden de anlaşılıyor ki Sayın Öz´ün daha önceki araştırmalarıyla birlikte bu soruşturmayı derinleştirdiği görünüyor. Hatırlanacağı üzere rahip Santoro, Zirve Yayınevi ve Hrant Dink cinayetleri, Kafes Eylem Planı´nda birer operasyon olarak zikredilmekteydi.´ ( Zaman)

SAVCIYA GELEN ŞOK SES KAYDI OPERASYONU BAŞLATTI

Malatya´da dört yıl önce Zirve Yayınevi´nde misyonerlik faaliyeti yaptıkları gerekçesiyle biri Alman üç kişinin vahşice öldürüldüğü katliamla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılardan Zekeriya Öz´e konuşan jandarma istihbaratında çalışan gizli tanığın anlatımları ve postayla gönderilen bir CD, dün polisi harekete geçirdi. Dokuz kentte çoğu asker 20 kişinin gözaltına alındığı operasyonun perde arkasına Taraf ulaştı. İşte operasyonun perde arkasındaki olaylar ve Zirve katliamını çözen ses kaydının hikâyesi.

Operasyona jandarma istihbaratında çalışan bir ismin ´gizli tanık´ olarak 24 Aralık 2010 tarihinde soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz´e verdiği ifadeyle başlandı. Gizli tanık, Zirve katliamının tüm ayrıntılarını, cinayeti kimin işlediğini Öz´e ayrıntılarıyla anlattı. Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon´un da ismini veren gizli tanığın ifadeleri üzerine soruşturma derinleştirildi.

Deliller postayla geldi

Bu safhada savcılığa postadan cinayetin tüm ayrıntılarını anlatan bir ses kaydı ulaştı. CD normal ebatlarda değil, mini boydaydı. CD içerisindeki tüm konuşmalar deşifre edildi. Konuşma, Malatya Organize Sanayi Jandarma Karakolu´nda geçiyordu. 27 Ocak 2008 tarihinde gerçekleşen bu toplantıya katılan isimler ise oldukça dikkat çekici. Dönemin Malatya Jandarma Alay Komutanı Albay Mehmet Ülger, İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Ruhi Abat, papaz İlker Çınar, İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Haydar Yeşil, İl Jandarma İstihbarat Başçavuş Adil Akçay.

Katliamı gülerek anlatıyorlardı

CD´deki ses kayıtları gizli alınmış bir kayıttı. Albay Mehmet Ülger ve Ruhi Abat dahil cinayetin içerisinde olan bazı isimler cinayetin nasıl işlendiğini kendi aralarında konuşuyorlardı. Cinayet emrinin nasıl verildiği, kimin cinayette kaç para aldığı gibi tüm ayrıntılar CD içerisinde vardı. Cinayet öncesi ve sonrasıyla ilgili tüm ayrıntılar bu toplantıda konuşulmuştu. Hatta toplantıya katılanlar cinayetin işlenişini gülerek anlatıyorlardı. Cinayet sonrası siyasi hayatın nasıl şekilleneceği gibi konuşmalar yapmaktan da çekinmiyorlardı.

Savcı Öz, gizli tanığı dinledi

İşte bu CD üzerine 24 Aralık 2010 günü ifade veren gizli tanığı savcı bir kez daha dinledi. 14 Mart 2011 tarihinde gizli tanık savcıya ifade verdi. Savcının ifade istemesinin sebebi, seslerin kime ait olduğunu öğrenmekti. Gizli tanık Albay ve öğretim görevlisi dahil toplantıya katılan tüm isimleri savcıya bildirdi. Aynı gizli tanık bu kez de sekiz sayfalık bir ifade verdi. Toplantıda konuşulanlar çerçevesinde tüm ayrıntıları savcı Öz´e aktardı.

Önemli delillere ulaşıldı

Soruşturma dosyasında CD´nin yanı sıra katliamda öldürülen sanıkların ölmeden önce katıldıkları toplantılarda çekilen fotoğrafları da yer aldı. Cinayeti işleyenler adım adım Zirve katliamında ölen isimleri takip etmişlerdi. Savcılığa gönderilen CD içerisindeki ses kayıtları ve gizli tanığın ifadesinin ardından düğmeye basıldı ve dün operasyon başlatıldı. Dün görüştüğüm bir yetkili “Bir iki gün içerisinde tüm Türkiye Zirve katliamının sorumlularını öğrenecek. Ses kaydında cinayeti kimlerin işlediği ortaya çıkacak” dedi. Görüştüğüm bir başka yetkili ise “Cinayet tüm yönleriyle ortaya çıktı. Siz çarşamba günü tüm Türkiye bu haberi konuşacak demiştiniz ama asıl Zirve´nin ses kayıtlarını birkaç gün içerisinde konuşulacak” dedi.

Biz vurun dedik, onlar öldürmüş

Gizli tanığın iddiaları, Gazeteci Adem Yavuz Arslan´ın “Bi Ermeni Var...” adlı kitabında yayımlanmıştı. Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekât Dairesi´nde (TUSHAD) görevli olduğunu belirten gizli tanık, Ergenekon sanığı Levent Ersöz´ün emriyle, 2003-2005 yılları arasında görevlendirildiği şehrin kilisesinde başpapaz olarak çalıştığını belirtiyor. Daha sonra Mehmet Ülger, Ruhi Abat ve Binbaşı Haydar Yeşil´in ekibinde çalıştığını anlatan tanık, iddiaya göre Ülger´e sansasyonel eylemin ne olduğunu sormuş ve “Gelen emir doğrultusunda misyonerlere gözdağı vermek için Necati Aydın, Thilman Geske ve Uğur Yüksel´i korkutacağız” yanıtını almıştı. Yine tanığın iddiasına göre öğretim görevlisi Ruhi Abat, katliamın yaşandığı gün bağlantılarına telefonla bilgi verirken “Biz o şerefsizlere ´vurun´ dedik, onlar gidip öldürmüş” dediği iddia edilmişti.

Dokuz ilde 20 gözaltı

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz´ün yürüttüğü soruşturma kapsamında, Malatya, Siirt, Muğla ve İzmir´in aralarında olduğu 9 ilde yapılan operasyonlarda, Malatya eski İl Alay Komutanı emekli Kurmay Albay Mehmet Ülger ve yaklaşık 20 kişi gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında, İnönü Üniversitesi (İÜ) İlahiyat Fakültesi´nde araştırma görevlisi olan Ruhi Abat´ın evinin yanı sıra 3 ayrı noktada arama yapıldı. Özel yetkili Cumhuriyet savcılarının katıldığı aramaların ardından Ruhi Abat ile Malatya İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Jandarma Binbaşı H.Y, jandarma astsubaylar Mehmet Çolak ve A.A. gözaltına alınarak, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü´ne götürüldü. Emekli Albay Mehmet Ülger ise Ankara´daki evinde gözaltına alındıktan sonra İstanbul Emniyeti´ne getirilerek, sorguya alındı. Muğla Jandarma Komutanlığı´nda yapılan aramanın ardından bir muvazzaf gözaltına alındı. Siirt´te yapılan baskında ise İl Alay Komutanlığı´nda görevli A.G emniyete götürüldü. İzmir´de ise İl Jandarma Komutanlığı´na ait misafirhanede arama yapıldı. Aranan muvazzafa ulaşılamadı.

İntihar girişimi

Malatya´da gözaltına alınan astsubay Mehmet Çolak´ın eşi H. Çolak, olayın ardından intihar girişiminde bulundu. Alınan bilgiye göre, H.Çolak´ın Fırat Mahallesi´ndeki evinde tabanca ile intihar etmek istediği ve bir el silah sesi duyulduğu öğrenildi. Çağrılan ambulansla Malatya Devlet Hastanesine götürülen H. Çolak´ın yara almadığı, hastanede gözetim altında tutulduğu belirtildi. ( Mehmet Baransu / Taraf)

(17 Mart 2011), son güncel.: (18 Mart 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Tanık: Malatya ve Dink ´Kafes´ işi

Flaş!!! Dink davası tanığından yeni şok ifadeler

Malatya Zirve Katliamı ve Ergenekon bağlantısı manşetlerimiz

Zirve Yayınevi Katliamı ile Kafes davaları birleşebilir

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3111    yazdır/print


 

Soner Yalçın´ın çarpıttığı dosya Savcı Öz´de

Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, Odatv soruşturmasında tutuklanan Soner Yalçın´ın, eski Gümrük ve Tekel Bakanlığı Başmüfettişi Necati Can´a hakaretten yargılandığı dava dosyasını incelemeye aldı. İskenderun´daki silah kaçakçılığı ile ilgili dosyada, Yalçın´ın, ASALA´ya bağlı Overco şirketinin içinde bulunduğu olayı Muhsin Yazıcıoğlu ve MHP´lilerin üzerine yıkmaya çalıştığı, öldürülen Binbaşı Cem Ersever´in adını da kirli dosyaya karıştırdığı ileri sürülüyor. Soner Yalçın, Ergenekon kapsamında tutuklanmıştı. Dosyada, İtalya´da derin devlet ve Gladio´nun bağlantılarını araştıran Savcı Carlo Palermo´nun Hollanda üzerinden İskenderun´a getirilen silahlarda P2 Mason Locası´nın parmağı olduğuna yönelik tespitleri, bir itirafçının ´Silahları sağcı-solcu terör örgütlerine dağıtıyorduk´ şeklindeki beyanı da yer alıyor.

Soner Yalçın´ın çarpıttığı dosya Savcı Öz´de

Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, Odatv soruşturmasında tutuklanan Soner Yalçın´ın, eski Gümrük ve Tekel Bakanlığı Başmüfettişi Necati Can´a hakaretten yargılandığı dava dosyasını incelemeye aldı. İskenderun´daki silah kaçakçılığı ile ilgili dosyada, Yalçın´ın, ASALA´ya bağlı Overco şirketinin içinde bulunduğu olayı Muhsin Yazıcıoğlu ve MHP´lilerin üzerine yıkmaya çalıştığı, öldürülen Binbaşı Cem Ersever´in adını da kirli dosyaya karıştırdığı ileri sürülüyor. Soner Yalçın, Ergenekon kapsamında tutuklanmıştı. Dosyada, İtalya´da derin devlet ve Gladio´nun bağlantılarını araştıran Savcı Carlo Palermo´nun Hollanda üzerinden İskenderun´a getirilen silahlarda P2 Mason Locası´nın parmağı olduğuna yönelik tespitleri, bir itirafçının ´Silahları sağcı-solcu terör örgütlerine dağıtıyorduk´ şeklindeki beyanı da yer alıyor.

Odatv.com baskınının ardından tutuklanan Soner Yalçın´ın Gümrük ve Tekel Bakanlığı eski Başmüfettişi Necati Can´a hakaretten yargılandığı dava dosyası da Ergenekon soruşturması kapsamında incelemeye alındı. Sıradan bir hakaret davası gibi görünen dosya, Soner Yalçın´ın ve Türkiye´nin yakın tarihindeki önemli gelişmelere ilişkin yaptığı dezenformasyonlarla ilgili çarpıcı bilgiler içeriyor.

Cem Ersever´i açığa aldıran olay

İskenderun Limanı´nda 12 Eylül öncesi ortaya çıkarılan bir silah kaçakçılığıyla ilgili resmi raporda fail olarak bazı Kürt iş adamları ile Ermeni firması Overco´nun adı geçiyor. Buna rağmen Yalçın, ´Binbaşı Ersever´in İtirafları´ kitabının 41. sayfasında olayda Necati Can´ın Ersever´le görüştüğü ve onu kolladığı ima ediliyor. Kitap Türkiye´ye kaçak yollardan sokulan 2 bin 500 tabancanın yakalanma sürecini anlatırken şu cümlelere yer veriyor: Ersever, İstanbul´da kaçakçılık olayını soruşturan Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müfettişi Necati Can´la görüşüyor. Necati Can´a Muhsin Yazıcıoğlu´nun mektubunu veriyor. Ersever, MHP´lilere ait olan 2 bin 500 tabanca ve kaçak malların yakalanması görevini ihmal ettiği için açığa alınıyor.

Soruşturmayı yapan isim bile farklı

Yalçın´ın kitabının aksine müfettiş raporları ve mahkeme tutanaklarında ise olay şöyle: 1978´de İskenderun Limanı´ndan transit yük taşıyan bir TIR´da Gaziantep Jandarma ekipleri tarafından yapılan aramada 2 bin 500 adet Bersa marka kaçak tabanca ve şarjörler ele geçirildi. Gümrük belgelerinde malın alıcısı olarak Ahmet ve Mehmet Taner kardeşler görünürken, kamyonun başında bekleyen sabıkalı kaçakçı Mehmet Taner yakalanarak sorgulandı. Kaçakçılık soruşturmasını Necati Can değil Müfettiş İsmail Yanlar yaptı. Mahkeme zabıtlarına ve resmî belgelere göre silahları yurtdışından gönderen şirket, Ermenilere ait Overco. Bu dönemde Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay Mataracı organize kaçakçılık olaylarına rüşvet karşılığı destek suçundan Yüce Divan´da yargılanarak 46 yıl hapis cezası aldı. Kaçak tabancaları taşıyan şirketin sahibi ise Bayındırlık Bakanı Şerafettin Elçi´nin çocuklarının kirvesi olan kaçakçı Necat Söyler.

Silahlar Kürt ve Ermenilere gidiyor

Silah kaçakçılığına adı karışan Overco firmasını ilk olarak tespit eden müfettiş ise Yalçın´dan şikayetçi olan Necati Can oldu. Can, Overco´nun Türkiye üzerinden kaçakçılık yaptığını ve dikkat edilmesi gerektiğiyle ilgili tespitlerde bulunup, gümrükleri uyaran bir rapor hazırlamış. İskenderun´da ele geçirilen 2 bin 500 tane silahla ilgili İsmail Yanal, Ali Cevat Akın, İsmail Yanal, Mutlu Otman, Cafer Çetin ve Yunus Nadi Kural gibi dönemin önemli gümrük müfettişleri de ayrı ayrı soruşturma raporu hazırladı. Raporların hiçbirinde 2 bin 500 tabancanın failleriyle ilgili Soner Yalçın´ın anlattığı yönde bilgi yer almadı. Yalçın´ın kitabında yer vermediği Overco, raporlara göre Türkiye aleyhine yurtdışında faaliyet gösteren ASALA gibi Ermeni örgütlerinin uzantısı. Bu firmanın kaçakçılık yapan Türkiye´deki işbirlikçilerinin ise Ahmet, Hasan Karagülle ve amca çocukları Taner Kardeşler ile Necat Söyler olduğu belirtiliyor. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Fahri Görgülü ise kaçak silahların Barzani ve Talabani´ye ulaştırıldığını belirtiyor.

Veli Küçük de İskenderun´daydı

1978´de İskenderun Limanı´ndan transit yük taşıyan TIR´da 2 bin 500 adet Bersa marka kaçak tabanca ve şarjörün ele geçirildiği dönemde İskenderun´da Jandarma´nın başında Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük bulunuyordu. Küçük´ün evinde ele geçirilen ajandalarda da silah kaçakçılığın kara yolları ayağını oluşturan Orta Doğu Nakliyat´ın sahibi Nejat Söyler ve ekibiyle ilgili notlar bulunduğu tespit edildi. Küçük´ün Söyler´in konuşmalarını bir kasete kaydettiği, İskenderun´daki gümrükte yaşanan kaçakçılık olaylarını yakından takip ettiği ve bunu ajandasına kaydettiği Ergenekon davasının ek klasör delilleri arasına girdi.

Asıl kaçakçılara kitabında hiç yer vermedi

Soner Yalçın´ın yargılandığı dava dosyasında ´Binbaşı Ersever´in İtirafları´ kitabında anlatılan dönemin kaçakçılık olayının perde arkası da mahkemeye delil teşkil etmesi açısından ayrıntılı şekilde anlatılıyor. Özellikle Türkiye´deki silah kaçakçılığının uluslararası boyutlarda olduğu ve İtalyan Savcısı Carlo Palermo´nun Gladyo ve derin devletin iç yüzüne dair yürüttüğü soruşturmanın ayağının o dönemde Türkiye´ye uzandığı belirtiliyor. Savcı Palermo´nun kaçakçıların bazılarının Türk vatandaşı olduğunu tespit ettiği belirtiliyor.

Mason Locası P2 parmağı

İtalyan polisinin elindeki başka bir tutuklu da ismi açıklanmaması kaydıyla şu açıklamayı yapıyor: Türkiye´ye İskenderun Limanı´ndan silah sokuyorduk, sağ-sol ayrımı yapmadan bütün terör örgütlerine satıyorduk. Palermo´nun İtalya´da Vatikan´a bağlı P2 Mason Locası´nın kaçakçılığa karıştığına dair tespitlerde bulunduğu yönünde haberlerin de o dönemde gazetelere yansıdığı belirtiliyor. Silahları İtalya´dan yükleyip Hollanda üzerinden gönderenlerin aslında Yahudi, Ermeni ve Kürt kökenli olduğu bazı gümrük müfettişlerinin raporlarına da yansımış. 12 Eylül döneminde kaçak silahların gümrük işlerini yürüten Nurettin Yaygılı´nın Rotaryen olduğu tespit edilmiş. Olaydaki tüm aktörlerin çok net bir şekilde bilinmesine rağmen Soner Yalçın Binbaşı Ersever´in İtirafları adlı kitabında silahların MHP´ye aitmiş gibi anlatmasının Ermeni firmayı ve silah kaçakçılığını organize eden yabancı istihbaratçıları gizlenme çabası olarak yorumlanıyor.

Cumhuriyet de saptırmış

O dönemde olayın üstünü örtmeye dönük haberler de dava dosyasında yer alıyor. 13 Nisan 1981 tarihli Cumhuriyet gazetesinde manşetten verilen haberde 13 gümrükçü yargılanacak denilerek Overco firması aklanıyor ve şirketin açıklamasına yer veriliyor. Hürriyet gazetesinin 9 Mayıs 1982 tarihinde manşetten verdiği İşte 400 milyarlık kaçakçılığın belgeleri. Maskeleri indiriyoruz başlıklarıyla verilen haber ise tam tersini ortaya koyuyor. Haberde Belgeler, Ermeni terör örgütü ASALA´nın 5 yıl öncesinden başlayarak 12 Eylül´e kadar Türkiye´ye silah ve kaçak eşya soktuğunu gösteriyor. Müfettiş raporlarında ASALA ve onun maşası kaçakçı şebekelerinin bütün faaliyetleri ortaya konarken, ´Kimler bunu örtbas etmeye çalışıyordu? deniyor.

Yalçın´ın JİTEM çelişkisi

Soner Yalçın´ın olayları nasıl çarpıttığına ilişkin bilgi ve belgeleri bir araya getiren eski Başmüfettiş Necati Can, davalık olduğu dosyada soruşturmayı bile kendisinin yürütmediğini, müfettiş İsmail Yanlar´ın soruşturduğunu söylüyor. Can ifadesinde Soner Yalçın´ın bu konuları bilmediğini ve kitabın kesinlikle birileri tarafından kendisine yazdırıldığını ileri sürüyor: Duruşmada bu bilgileri nereden öğrendiğini sordum. ´Ersever anlattı´ dedi. Halbuki aynı kitapta bu bilgileri JİTEM´in kurucusu olduğu ileri sürülen Yüzbaşı Cem Ersever´le tanışmadan önce yazdığını belirtiyor. Bunu hatırlatınca cevap veremedi. Soner Yalçın, Binbaşı Ersever´in İtirafları isimli kitabın içinde yer alan detayları Ankara 4 No´lu Sıkıyönetim Mahkemesi´nden aldığını belirtiyor. Ancak Sıkıyönetim Mahkemesi´nin kararında ve gerekçeli kararda da olay kitaptaki gibi anlatılmıyor. Kimler tarafından yazıldığı hiçbir zaman tespit edilememiş iki mektupta MHP adının geçtiği belirtiliyor. Ancak işin ilginç yanı, Alparslan Türkeş ve arkadaşlarına yönelik baskında parti binasında ele geçirilen bu mektuplarda da hadise böyle anlatılmıyor.

Dosya 2 yıldır bekliyor

Soner Yalçın´ın 2006 yılından bu tarafa sanık olarak yargılamasına devam edilen dosyanın iki yıldır bekletildiği öğrenildi. Necati Can kitabın 41. sayfasında yer alan bilgilerin, 2005´te Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi´nde delil olarak kullanılmak istenmesi üzerine Soner Can´dan şikâyetçi oldu. Bakırköy 16. Asliye Ceza Mahkemesi´nde 2006 yılında açılan dava, 2008 yılına kadar devam etti ve mahkeme suça teşkil eden Binbaşı Ersever´in İtirafları kitabının ilk baskısının 1994 yılında yapıldığını ve suçun zaman aşımına uğradığını belirtip Soner Yalçın lehine karar verdi. Fakat kitabın 2007´ye kadar sürekli basıldığı gözardı edildi. Fakat zaman aşımının yanlış uygulandığını tespit eden Yargıtay 13 Temmuz 2009´da kararı bozdu. Dosya iki yıldır 16. Asliye Ceza´da bekletiliyor. ( Yenişafak)

(17 Mart 2011, 12:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Odatv ile ilgili manşetlerimiz

Kontrgerilla Medyası

Ergenekon medyası ´karanlık oda´da yapılandırıldı

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon´u bozmak

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3109    yazdır/print


 

Kozinoğlu kiminle irtibatlı?

Ergenekon soruşturması kapsamında evi aranan ve yurtdışında olduğu gerekçesiyle gözaltına alınamayan MİT Dış Operasyonlar Daire Başkan Yardımcısı Kâşif Kozinoğlu´nun, Nurullah Teyfik Ağansoy´un öldürülmesini planlandığı gerekçesiyle tutuklu bulunan ve Alaattin Çakıcı´nın sağ kolu olan Adnan Çiçek ile irtibatının olduğu ortaya çıktı. Ergenekon´un deşifre olmasında büyük rol oynayan eski Jandarma İstihbaratçısı Gizli Tanık Kıskaç ise, Adnan Çiçek´in yardımıyla Kaşif Kozinoğlu ile görüştüğünü söyledi.

Kozinoğlu kiminle irtibatlı?

Ergenekon soruşturması kapsamında evi aranan ve yurtdışında olduğu gerekçesiyle gözaltına alınamayan MİT Dış Operasyonlar Daire Başkan Yardımcısı Kaşif Kozinoğlu´nun, Nurullah Teyfik Ağansoy´un öldürülmesini planlandığı gerekçesiyle tutuklu bulunan ve Alaattin Çakıcı´nın sağ kolu olan Adnan Çiçek ile irtibatının olduğu ortaya çıktı. Ergenekon´un deşifre olmasında büyük rol oynayan eski Jandarma İstihbaratçısı Gizli Tanık Kıskaç ise, Adnan Çiçek´in yardımıyla Kaşif Kozinoğlu ile görüştüğünü söyledi.

Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında evi aranan ve yurtdışında olduğu gerekçesiyle gözaltına alınamayan MİT Dış Operasyonlar Daire Başkan Yardımcısı Kaşif Kozinoğlu´nun, Nurullah Teyfik Ağansoy´un öldürülmesini planlandığı gerekçesiyle tutuklu bulunan ve Alaattin Çakıcı´nın sağ kolu olan Adnan Çiçek ile irtibatının olduğu ortaya çıktı.

JİTEM MENSUPLARI KOZİNOĞLU´YLA GÖRÜŞMÜŞ

Tevfik Nurullah Ağansoy´un da aralarında bulunduğu 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı saldırı davasının iddianamesinde, “Taammüden öldürmeye azmettirmek, öldürmek ve öldürmeye iştirak” suçlarından 4 defa idam cezasına çarptırılması talep edilen Adnan Çiçek, JİTEM mensublarını Kaşif Kozinoğlu´yla görüştürmüş.

“ÇAKICI´YA ´REİS´ DİYORDU”

Ergenekon´un deşifre olmasında büyük rol oynayan eski Jandarma İstihbaratçısı Gizli Tanık Kıskaç, Adnan Çiçek´in yardımıyla Kaşif Kozinoğlu ile görüştüğünü söyledi. Adnan Çiçek ile görüştüğünü, kendisine, “Ankara´ya git. Milli İstihbarat Teşkilatındaki adamımız ile görüştüreceğim” dediğini kaydeden Gizli Tanık Kıskaç, “2000 yılında, yurtdışına çıkmak istedim. Ankara´ya gittim, Milli İstihbarat Teşkilatı´nın (MİT) Bahçelievler´deki merkezine gittim. Kaşif Kozinoğlu, o dönemde MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanıydı. Kaşif Kozinoğlu ile görüştüm. Kozinoğlu´nun kendisiyle görüşeceğimden haberi vardı. Alaattin Çakıcı´nın ismi geçince ´Reis´ diyordu. Demek ki, aralarında güçlü bir bağ vardı. Bir saat kadar yanında oturduktan sonra ayrıldım” dedi.

“ADNAN ÇİÇEK´LE CEZAEVİNDE TANIŞTIM”

Sivas E Tipi Kapalı Cezaevi´nde 16. koğuşta kaldığını, Alaattin Çakıcı´nın adamı olarak bilinen Davut Yıldız sayesinde Adnan Çiçek ile tanıştığını kaydeden Gizli Tanık Kıskaç, “Davut Yıldız´ın can güvenliği yoktu. Alaattin Çakıcı´nın da Uludağ´da eşini öldürtmesi yüzünden Dündar Kılıç, Uğur Çakıcı´nın intikamını aldırtmak için Davut Yıldız´ı cezaevinde vurdurtmak istemesinden dolayı Davut Yıldız´ın can güvenliği bize aitti. Davut Yıldız sayesinde Adnan Çiçek ile tanıştım. Zaten bir süre sonra da Adnan Çiçek cezaevine girdi” diye konuştu.

“ASIL NEDEN TOPAL´IN ÖLDÜRÜLMEMESİYDİ”

Gizli Tanık Kıskaç, Adnan Çiçek´in cezaevine giriş sebebinin Nurullah Teyfik Ağansoy cinayeti olduğunu belirterek, “Nurullah Teyfik Ağansoy´un öldürülme sebebi ise Alaattin Çakıcı ile hasımlıktan öte kumarhaneler kralı Ömer Lütfü Topal´ın öldürmemesiydi” değerlendirmesinde bulundu.

ÇİÇEK HAKKINDA 4 DEFA İDAM CEZASINA ÇARPTIRILMASI TALEP EDİLİYOR

Bebek´teki bir çay bahçesinde, Teyfik Nurullah Ağansoy´un da aralarında bulunduğu 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı saldırı olayına ilişkin, 3´ü gıyabi tutuklu, 6´sı tutuklu, 12 sanık hakkında dava açıldı. Dava, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülüyor. İddianamede, Ağansoy´a silahlı saldırı girişimini planladıkları öne sürülen Adnan Çiçek ve Kenan Ali Gürsel, saldırıda tetiği çektiği iddia edilen Ferdi Heybet, Hasan Taşkın, Aydın Göker ve Yener Üçüncü ile gıyabi tutuklu sanıklar Kamil Özkılıç ve Ahmet Atlılar´ın da, “Taammüden öldürmeye azmettirmek, öldürmek ve öldürmeye iştirak” suçlarından 4 defa idam cezasına çarptırılması talep ediliyor. (Kenan Kıran / Yeni Akit)

Hayalet´ MİT´çiden ´1 numara´ Teoman Paşa´ya

15 Mart 2011 - Ergenekon´dan tutuklanan ´Kozmik´ ve ´Hayalet´ lakaplı MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu´nun ilişkileri oldukça manidar. Devlete ait gizli bilgileri ifşa ettiği iddia edilen Kozinoğlu´nun yolu eski MİT Müsteşarı Teoman Koman ile kesişiyor. Ergenekon Terör Örgütü soruşturmasında adı geçen ancak yurt dışında olduğu için ifadesi alınamayan MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu ile ilgili ´sırlar´ devam ediyor. Geçen perşembe günü Afganistan´dan getirilerek Zekeriya Öz tarafından ifadesi alınan Kozinoğlu, ´terör örgütü üyesi olmak´ ve ´devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek´ suçlamalarıyla tutuklandı. Adı çok duyulan ama kimliği ve özellikleri hakkında fazla bir şey bilinmeyen Kozinoğlu, halen merak konusu. İfade vermeye gelene kadar Kozinoğlu´na ait net bir fotoğraf karesi dahi yoktu.

Kendini saklamayı çok iyi bilen, birden fazla pasaport kullanan ve ayrı ayrı banka hesapları olduğu ileri sürülen Kaşif Kozinoğlu için iki tabir kullanılıyor: ´Kozmik´ ve ´Hayalet´... ´Kozmik´ denilmesinin sebebi, MİT´e ulaşan devlete ait gizli belgelerin çoğunu arşivlemesi. ´Hayalet´ lakabı ise ortalarda pek görünmeyen ancak önemli işleri yürüten ve hiçbir zaman takibe takılmayan özelliğinden kaynaklanıyor.

Kozinoğlu´nun Ergenekon´daki son operasyonda evinin aranması ve sonrasında tutuklanmasının ilk gerekçesinin, Oda TV´ye verdiği bazı bilgi, belge ve görüntü kasetleri olduğu söyleniyor. Elinde çok sayıda kişiye ait dinleme kayıtları, görüntüler ve devlete ait gizli belgeler olduğu tahmin ediliyor. Bunun ötesinde bazı vakıf ve derneklere yönelik raporlar hazırladığı ve bu raporları üstlerinin izni olmadan başka ülkelerin istihbarat birimleriyle paylaştığı belirtiliyor.

Peki, Oda TV ile Kozinoğlu´nun ilişkisi ne zaman başladı? Oda TV´nin sahibi Soner Yalçın ile ilk bağlantıya geçen, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay´dı. İddialara göre, Yalçın´a ´Efendi´ kitabını yazdıran ve kaynak sağlayan kişi de Alpay´dı. Mikdat Alpay, bilgileri Kaşif Kozinoğlu´ndan alıp Yalçın´a iletiyordu. Soner Yalçın kitabı yazdıktan sonra tehdit edildiğini söyleyip koruma almıştı. Ancak bir süre ortalarda görünmemişti. Yalçın´ı bu süre zarfında Kozinoğlu´nun sakladığı belirtiliyor.

Mikdat Alpay aslında MİT müsteşarı olmayı bekliyordu (Mesut Yılmaz´ın başbakanlığı döneminde). Ancak onun yerine Şenkal Atasagun atandı. Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer´in sınıf arkadaşı olan Alpay, beklediği atama gerçekleşmeyince görevini bırakmak zorunda kaldı ve emekli oldu. Aslında bu ilişkiler yumağı hep devam etti. Kozinoğlu ile Alpay, aynı ekipteydi. Aynı şekilde MİT´in asker kökenli son müsteşarı olan eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Teoman Koman ile sıkı bağlantıları vardı.

MİT´e gelen bazı bilgilere rağmen terör saldırılarına zamanında müdahale edilemediği için başta Doç. Dr. Bahriye Üçok olmak üzere eski MİT Müsteşarı Hiram Abbas gibi kişilerin öldürülmesi engellenemedi. Diğer bir ayrıntı ise JİTEM mensubu Ahmet Cem Ersever´in Soner Yalçın´a konuşmasını da aynı ekip sağlamıştı. Zaten Ersever konuştuktan sonra sıkıntılı bir döneme girmiş, sonra da hala cevap bekleyen bir düzine soru ile faili meçhule kurban gitmişti. Kullanıp atma veya faydalanıp bırakmanın, geçmişte Türk istihbaratının en çok başvurduğu yöntemlerden olduğu söyleniyor. Bu nedenle Ersever´in elindeki bilgi ve belgelerin, Eşref Bitlis suikastı başta olmak üzere, 90´lı yıllardaki faili meçhullerin aydınlanmasını sağlayacak nitelikte olduğu belirtiliyor.

İddialara göre, Soner Yalçın ile Ersever´i buluşturan Kozinoğlu ekibiydi. Alpay-Kozinoğlu-Koman ilişkisi ise ayrı bir tartışma ve araştırma konusu. İkisi de JİTEM-Jandarma-MİT üçgenini çok iyi biliyordu. ´Hayalet´ Kaşif Kozinoğlu´nun bildiklerini Teoman Koman da biliyordu. İlginçtir, Teoman Koman´ın MİT´teki lakabı veya kod adı ise ´Bir Numara´ idi.

Ergenekon´da da ´Bir numara kim?´ sorusu sık sık medya tarafından gündeme getirilmişti. Kafaları karıştıran bu isimlerin ortalarda pek görülmemesi ve hiçbir olayda neredeyse isimlerinin anılmaması oldukça ilginç. Garip bir el, bir ekibin üstünü örterken, diğer bir ekibin üstünü ısrarla açmaya çalışıyor. Mesela, Teoman Koman Paşa ismi hiçbir şekilde gündeme gelmiyor. Geçmişte hem Bülent Arınç hem de Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış tarafından ismi gündeme getirilmesine rağmen hiçbir yargı birimi harekete geçmedi. Hatta Elkatmış´a göre Susurluk´un üstünü Koman Paşa örtmüştü. Susurluk´un üzerine gidilmiş olsaydı belki Türkiye Ergenekon gerçeğini çoktan çözmüş olacaktı.

Kozinoğlu´nun bir özelliği de MİT´te ´Türkçü-kafatasçı´ (bugünkü ´ulusalcı´ kavramının karşılığı) olarak tabir edilen klikten olması. Bu nedenle Çerkez grubu ile sürekli bir yarış içinde oldu ve onları ekarte eden kim varsa onların yanında yer aldı. Mehmet Eymür, Şenkal Atasagun, Hiram Abbas gibi isimlerle ayrılıkları da bundan geliyor. Tabii onun asker tarafı da unutulmamalı. Ona göre, MİT´i en iyi, istihbaratı güçlü, askeri eğitim almış kişiler yönetebilir. Şu anki MİT Müsteşarı Hakan Fidan´ı yıpratma ve hükümeti güç durumda bırakma gibi planları olduğu söylenen Kozinoğlu´nun, aynı zamanda Ergenekon davasına karşı bir cephe oluşturulması gerektiğini yakın çevresine aktardığı belirtiliyor.

Geçen hafta Aksiyon´da ´Kozmik Kozinoğlu´ başlığıyla yayımlanan haber, aslında onun kimliğini biraz ortaya koyuyor. Türkiye, Kaşif Kozinoğlu adını ilk olarak 6 yıl önce MİT-Mafya-Yargıtay üçgeninde gelişen bir skandalla duymuştu. Alaattin Çakıcı´nın davası için dönemin Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile görüşmeler yapmıştı. İkili arasındaki konuşmalar yasal dinlemeye takılmıştı. Kozinoğlu, görüşmeyi inkar etmiş ancak mahkeme, Çakıcı´nın ceza almaması için Yargıtay´daki dosyasını takip ettiği ortaya çıkan Kozinoğlu´na 5 ay hapis cezası vermişti. Hakkında dava açılan ilk üst düzey MİT görevlisi olan Kozinoğlu´nun yolu, Ergenekon´la eskiden beri kesişiyordu. Hatta iş Susurluk´a kadar uzanıyor. Özel Kuvvetler´in bir kolu olan Muharebe Arama Kurtarma Birliği (MAK)´nin de kuruculuğunu yapan MİT mensubu, görevi Ergenekon operasyonunda tutuklanan Levent Göktaş´a bırakmıştı. MİT´te Operasyon Başkanlığı´nın altında Asya Ülkeleri Daire Başkanı Vekilliği yapan Ergenekon zanlısının, ´yükselebilmek için teşkilata sahte diploma verdiği´ de Çakıcı davası sırasında ortaya çıkmıştı. Binbaşı rütbesiyle emekli olan Kozinoğlu, 1986´da Özel Harp Dairesi´nde çalışırken Polis Özel Harekat timlerini eğitmek üzere görevlendirildi. 1987´de ise MİT´in yurt dışında görev yapması için kurduğu birime atandı.

Kaşif Kozinoğlu´nu Ergenekon´a yaklaştıran en büyük etkenlerden biri, Ergenekon sanığı emekli Yarbay Korkut Eken´le irtibatı. Eken, Mehmet Ağar´ın Emniyet Müdürlüğü´ne atanmasının ardından müşavir oldu. 12 Mart 1995´te Gazi Mahallesi´nde başlayan olaylar sırasında oluşturulan Güvenlik Masası´nda ´Özel Harekat Danışmanı´ olarak yer aldı. Susurluk Komisyonu´na yaptığı açıklamada Abdullah Çatlı´yla bir yemekte tanıştığını, Çatlı´nın 1980 öncesinde kullanılmış olabileceğini ve Tarık Ümit´i tanıdığını söyledi. Çete iddialarının asılsız olduğunu ileri sürdü. İstanbul DGM´de süren ´Çete Davası´nda yargılandı. Emniyet´e ´Hospro´ şirketi tarafından hibe edilen ve bir bölümü ortadan kaybolan silahlarla ilgili olarak Eken´le birlikte Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Şemsettin Can Polat, Necmettin Ercan, Mustafa Teber, Tekin Hatipoğlu, Nazmi Kara, Ömer Aydoğan, Niyazi Pek hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Mehmet Ağar, bu soruşturma sırasında verdiği yazılı ifadede, silahları Korkut Eken´e senet karşılığı teslim ettiğini ileri sürdü. Kaşif Kozinoğlu´nun bütün bu bilgilerden haberi vardı. Çünkü hem Korkut Eken hem de Ergenekon sanığı İbrahim Şahin, Kozinoğlu ile irtibat halindeydi. ( Aksiyon)

(07 Mart 2011), son güncel.: (15 Mart 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Odatv´ye 2. baskın

ODATV İLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3063    yazdır/print


 

Ergenekon-PKK-TİKKO ilişkileri

Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul Şile´deki cephane kazılarıyla ilgili hazırlanan yeni iddianame, Ergenekon´un taşeron terör örgütleri kullandığına dair iddiaları daha da somutlaştırdı.

Ergenekon-PKK-TİKKO ilişkileri yeni iddianamede

Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul Şile´deki cephane kazılarıyla ilgili hazırlanan yeni iddianame, Ergenekon´un taşeron terör örgütleri kullandığına dair iddiaları daha da somutlaştırdı.

28 Temmuz 2010´da Şile´de yapılan kazılarla ilgili İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nce kabul edilen 34 sayfalık iddianamede Ergenekon davasının asker sanıkları Veli Küçük, Levent Bektaş, Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım ve Mustafa Turhan Ecevit´in eski TİKKO ve PKK mensuplarıyla ilişkisi dikkat çekiyor. Eski TİKKO´cu Ulaş Özel ve eski PKK´lı Hüseyin Yanç ile polis Yusuf Ethem Akbulut´un sanık Okan İşgör´ün yanında çalıştığı anlatılıyor. İddianamedeki anlatıma göre sanık İşgör, JİTEM´in kurduğu şirketi devrettiği bir isim. İddianamede, bu durumun Ergenekon´un JİTEM´le bağlantısına örnek olduğu belirtiliyor. Öte yandan davanın bir numaralı sanığı eski TİKKO´lu Ulaş Özel´de ele geçen çok sayıda mühimmat da şebekenin silahlı ayağı açısından dikkat çekiyor. İddianamede, İşgör ile Özel arasında mühimmatla ilgili şifreli konuşma geçtiği vurgulanıyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nca hazırlanan iddianamede, bir ihbar üzerine başlayan operasyonda, Özel´in üvey babası Mustafa Nemli´nin evinde 1 adet Kaleşnikof, 2 adet dolu şarjör, 51 adet Kaleşnikof´a ait fişek, şişede 3 adet MKE yapımı sağlam el bombası fünye grubu, 3 adet sağlam el bombası gövdesi, 1 adet elden fırlatmalı aydınlatma fişeği bulunduğu anlatılıyor. Sanık Özel´in yer göstermesi üzerine yapılan aramalarda ise Jandarma Genel Komutanlığı´nca verilmiş takdirnameler, çok sayıda askeri malzeme, bir adet kurusıkı tabanca ve buna ait 5 fişek bulunan şarjör, bir adet el bombası, 12 adet MKE yapımı fişek, 10 adet kurusıkı fişeği, 2 adet Glock silah şarjörü, şişeler içinde üç adet el bombası ele geçirildiği ve bunun yanında sahte isimli kimliklerin de bulunduğu aktarılıyor.

Bir numaralı sanıktan çarpıcı itiraflar

İddianameye yansıyan sanık Özel´in açıklamaları da dikkat çekici. Üniversite yıllarında TİKKO mensubu olan ve daha sonra itirafçı olup operasyonlara katılan Ulaş Özel, JİTEM adına kendisine kimlik verildiğini ve maaşa bağlandığını belirtti. Özel, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Muzaffer Tekin ve Kemal Kerinçsiz´i tanıdığını, yanında çalıştığı Okan İşgör´ün Kerinçsiz´le Cumhuriyet mitinglerine katılım ve organize ile ilgili planlamalar yaptıklarını aktardı. İşgör´ün o sırada Kerinçsiz´in yanında koruma gibi durduğunu ifade etti. Birlikte gittikleri toplantılarda Ergenekon soruşturmasında ismi geçen subayları gördüğünü de kaydetti.

PKK itirafçısı Hüseyin Yanç da Tunceli´deyken Jandarma İstihbarat´ın yönlendirmesi ile Okan İşgör´le tanıştığını anlattı. İşgör´ün kendisine, Göktuğ isimli şirketi JİTEM´in kurduğunu ve daha sonra JİTEM´den devraldığını anlattığını kaydetti. Sanıklardan Özel de 2007 yılında Ergenekon soruşturması başladıktan sonra İşgör´e ait şirketlerin mal varlığının sıfırlandığını, 24 adet TIR´ın satıldığını anlattı.

Kriminal rapor: Bombalar kullanılmaya elverişli

İddianamenin delillerin değerlendirilmesi bölümünde, ele geçirilen mühimmatla ilgili kriminal raporlara yer verildi. Ele geçen malzemeler üzerinde yapılan parmak izi incelemesinde sanıklardan Ulaş Özel´in sağ el işaret parmak izine rastlandığı belirtildi. Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) tarafından hazırlanan raporlarda sanıklarda ele geçen 88 el bombasının da TSK´ya ait olduğu kaydedildi. 44 adet el bombasının MKE tarafından 21 Şubat 2001´de Jandarma Genel Komutanlığı´na (JGK) teslim edilen 5 bin adet el bombasından, 44 adet savunma tipi el bombasının ise 25 Ekim 1999 tarihinde JGK´ya teslim edilen 5 bin 350 adet bombasından olduğu bildirildi. Ele geçirilen otomatik silah, tüfek ve fişeklerle ilgili yapılan tatbikat ve incelemelerde ise patlamaya hazır, kullanıma elverişli oldukları belirtildi. ( Zaman)

(03 Mart 2011, 10:15)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon-PKK bağlantısı manşetlerimiz

Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

DHKP-C ile ilgili manşetlerimiz

Ergenekon-Hizbuttahrir bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

Avcı, Derin-Sol´un önünü açtı

Çarkın: Karataş, istihbaratla geziyordu

Ergenekon´un karşı hamlesi Avcı´dan

Avcı´nın amacı soruşturmayı engellemek

İşte Hanefi Avcı´nın Ergenekon planı

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

ERGENEKON VE DİĞER TERÖR ÖRGÜTLERİNDEKİ BOMBA VE SİLAHLARIN KARDEŞLİĞİ

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3042    yazdır/print


 

Flaş!!! Ergenekon´da yeni dava: Şile kazıları

Ergenekon´da yeni dava açıldı. Şile´de yapılan kazılarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede 1´i tutuklu 4 sanığın ´Ergenekon terör örgütü üyesi olmak´ suçundan cezalandırılması istendi. İtirafçı olduğunu ve JİTEM adına operasyonlara katıldığını belirten sanık Ulaş Özel ifadesinde, Ergenekon sanığı emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´in cezaevine girmesinden sonra Poyrazköy davası tutuklu sanığı emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın onun konumuna geldiğini, sık sık Veli Küçük ve Levent Bektaş ile görüşüldüğünü söyledi. İddianame, Poyrazköy cephaneliği ile Ergenekon sanıkları arasındaki bağlantıyı da gösteriyor. Dikkati çeken bir ayrıntı da sanıkların TİKKO, İBDA-C ve PKK gibi çeşitli terör örgütü üyeleri olmaları.

FLAŞ!!! Ergenekon´da yeni dava: Şile kazıları

Ergenekon´da yeni dava açıldı. Şile´de yapılan kazılarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede 1´i tutuklu 4 sanığın ´Ergenekon terör örgütü üyesi olmak´ suçundan cezalandırılması istendi. İtirafçı olduğunu ve JİTEM adına operasyonlara katıldığını belirten sanık Ulaş Özel ifadesinde, Ergenekon sanığı emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´in cezaevine girmesinden sonra Poyrazköy davası tutuklu sanığı emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın onun konumuna geldiğini, sık sık Veli Küçük ve Levent Bektaş ile görüşüldüğünü söyledi. İddianame, Poyrazköy cephaneliği ile Ergenekon sanıkları arasındaki bağlantıyı da gösteriyor. Dikkati çeken bir ayrıntı da sanıkların TİKKO, İBDA-C ve PKK gibi çeşitli terör örgütü üyeleri olmaları.

Ergenekon soruşturması kapsamında Şile´de yapılan kazılarla ilgili olarak 1´i tutuklu 4 sanık hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

İddianamede, 28 Temmuz 2010´da Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü´ne gelen bir ihbar üzerine sanıklardan Ulaş Özel´in yaşadığı Başakşehir´deki evde arama yapıldığı ve aramalarda kaleşnikof silah, elden fırlatmalı roket ibareli aydınlatma fişeği, el bombası gövdesi ele geçirildiği belirtildi. Burada ulaşılamayan Ulaş Özel´in daha sonra Altınoluk´ta yakalandığı ifade edilen iddianamede, Özel´in başka mühimmat da bulunduğunu söylediği kaydedildi. Yeniden yapılan aramalarda bol miktarda askeri malzeme ve çeşitli miktarda mühimmatla birlikte çeşitli tarihli Jandarma Genel Komutanlığı tarafından verilmiş takdirnamelerin bulunduğu anlatıldı.

İddianamede yer alan ifadesine göre; sanık Özel eski bir TİKKO örgütü üyesi olduğunu anlattı. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan, cezaevinde kaldığı süre ve sonrasında Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele (JİTEM) isimli askeri kurumda çalışan Özel´e resmi kimlik ve silah verildi. Kırsal alanda silahlı terör örgütleri ile JİTEM adına çatışmalara giren Özel, 2005 yılının sonlarına doğru devletin resmi görevlilerinin yönlendirmesiyle İstanbul´da bulunan Hüseyin Yanç ile irtibata geçerek Okan İşgör´ün işyerinde çalışmaya başladığını söyledi.

İşgör´ün İBDA-C, Yanç´ın ise PKK-Kongra/Gel üyesi olduklarını, ikisinin de itirafçı JİTEM üyesi olduğunu, Yanç´ın örgüt içindeyken patlayıcı bomba yaptığını, İşgör´ün ise bomba yapımı konusunda Yanç´tan bilgi aldığını söyledi.

ERGENEKON´UN ORTAYA ÇIKMASI İLE KULLANILDIĞIMI ANLADIM

İşgör´ün yanında çalıştığı dönemde iş yerine birçok resmi görevlinin geldiğini, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan birçok şahıs ile kendisinin ve arkadaşlarının irtibatlı olduğunu anlatan Özel, İstanbul´a geldikten sonra tanık oldukları ilişkiler ve irtibatlar, Ergenekon soruşturması ile ortaya çıkan gerçeklerle kendi konumundaki kişilerin iyi niyetlerinin suiistimal edildiğini, devlete hizmet edileceği düşüncesi ile kandırıldıklarını anladığını kaydetti.

Okan İşgör´ün zengin birisi olarak lüks araçlara bindiğini, yanında Ergenekon sanıklarından Muzaffer Tekin ve Oktay Yıldırım´ın bulunduğunu anlatan Özel, Muzaffer Tekin´in emekli yüzbaşı olmasına rağmen yanına gelen emekli paşalar ve albayların bu şahsa saygı gösterdiklerini, ´komutanım´ diye hitap ettiklerini, Tekin ve etrafındaki JİTEM´den ayrılan asker emeklisi grubun Büyükçekmece´deki bir cenaze töreni ve Etiler´de bir toplantıya katıldıklarını, bu şahıslar arasında Veli Küçük´ün de bulunduğunu ifade etti.

İşgör ile Tekin´i emekli Yarbay Ömer Rıdvan Altınok´un tanıştırdığını, avukat Kemal Kerinçsiz´le İşgör´ün görüştüğünü kaydeden Özel, o dönemlerde yapılan Cumhuriyet mitinglerine katılım ve organize ile ilgili planlamalar yaptıklarını aktardı. İşgör´ün yanında daha çok koruması gibi bulunduğunu belirten Özel, birlikte gittikleri toplantılarda son yıllarda kamuoyunda Ergenekon soruşturması olarak bilinen soruşturmada isimleri geçen subayları gördüğünü söyledi.

TEKİN CEZAEVİNE GİRİNCE BEKTAŞ YERİNE GEÇTİ

2007-2008 yıllarında Muzaffer Tekin ve çevresindeki kişilerin cezaevine girdiğini anlatan Özel, sonrasında Okan İşgör´ün emekli Binbaşı Levent Bektaş ile irtibata geçtiğini, kendisinin de Levent Bektaş´la arasının iyi olduğunu ifade etti.

Muzaffer Tekin´in cezaevine girmesinden sonra Levent Bektaş´ın onun konumuna geldiğini söyleyen Özel, İşgör´ün telefonla ve yüz yüze sık sık Veli Küçük ve Levent Bektaş ile görüştüğünü öne sürdü. Özel, Bektaş´ın illegal gruplarla irtibat kurmak için İşgör´ü kullandığını ifade etti.

ŞİLE´DE SİLAHLI EĞİTİM YAPTIK

Hüseyin Yanç ve Okan İşgör´le birlikte 2006-2008 yıllarında 3-4 sefer Şile bölgesindeki ormanlık alana gittiklerini, yanlarında SAT´çı astsubaylar ve ismini bilmediği şahısların da bulunduğunu kaydeden Özel, burada silahlı eğitim yaptıklarını, bir seferinde bu şahısların kazma ve kürekle bir ağacın dibine gittiklerini, ama bir şey gömerken görmediğini anlattı.

2007 yılında Okan İşgör´ün kendisine devrettiği bir şirketin mutfak bölümünün gizli bölmesinde su baskını sonrası silah ve mühimmatlar gördüğünü söyleyen Özel, bunları Okan İşgör´ün annesinin evinde sakladığını, İşgör´ün kendisine bu malzemeleri Yüzbaşı Ali Barış Sevindik´in alacağını söylediğini kaydetti. Evinde silah ve mühimmatlar yakalanınca korktuğunu anlatan Özel, bu konuda İşgör´e bilgi verdiğini İşgör´ün de olayın kendisine sirayet ettirilmemesini söylediğini ifade etti.

Kendisini teslim olduğu günden bugüne kadar resmi operasyonlarda kullanan, gayri meşru işlerde kendisinden faydalanan, kullandıktan sonra ortada bırakan kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmak istediğini anlatan Özel, herhangi bir örgüt üyesi olmadığını ve kendisi hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını talep etti.

BEKTAŞ İLE 128 KEZ GÖRÜŞTÜ

İddianamede, Özel´in 29 Aralık 2007 ve 20 Mart 2009 tarihleri arasında Poyrazköy davası sanıklarından Levent Bektaş ile farklı numaralarda toplam 128 kez görüşme kaydının tespit edildiği belirtildi.

ADİL SERDAR SAÇAN´A BİLGİ VERİYORDUM

Ambarlı Limanı´nda nakliyecilik yaptığını belirten sanık Okan İşgör, 1998 yılında tehdit edildiğini, haraç vermediği için silahla tarandığını, bunun üzerine jandarmadan yardım istediğini anlattı. İBDA-C terör örgütünün kendisinden haraç istediğini öne süren İşgör, bunu jandarma istihbarata bildirdiğini söyledi.

Askerliğini yaptığı sırada tanıştığı Ergenekon davası sanıklarından eski emniyet müdürü Adil Serdar Saçan´a da öğrendiği konuları haftalık olarak aktardığını ifade eden İşgör, 1998 yılında İstanbul TEM Şube´nin yaptığı İBDA-C operasyonunda tutuklandığını, cezaevinde bulunduğu dönemde de resmi görevlilere cezaevinde olup bitenleri aktardığını kaydetti.

İşgör, ayrıca Şile´de kazı yapılan arazinin Orman İşletme Müdürlüğü´ne ait olduğunu, Altay Lojistik firmasında turizm unvanı olmasından dolayı burayı mesire alanı yapmak için müracaat ettiklerini, ele geçen dökümanlarda yer alan resim, harita, kroki ve koordinat bilgilerinin 2006 senesinde bu yeri kiralamak için müracaatta bulundukları yere ait olduğunu, o zamandan bu yana içerisinde bunları sakladığını da anlattı.

İfadelerinde Kemal Kerinçsiz, Muzaffer Tekin ve Veli Küçük´ü tanımadığını söyleyen Okan İşgör´ün bu kişilerle telefon irtibatları olduğunun vurgulandığı iddianamede, İşgör´ün, 3 Ocak 2007 ve 20 Şubat 2009 tarihleri arasında Levent Bektaş ile 556 kere, Veli Küçük ile de farklı numaralardan toplam 9 kere, Kemal Kerinçsiz ile de 1 kez görüştüğü tespit edildi.

TDKP örgütünden kaçıp teslim olduğunu belirten sanık Hüseyin Yanç, cezaevinde örgüt mensuplarından baskı görünce tünel kazarak 18 kişi ile kaçtıklarını belirtti. Şam´da kendilerini Abdullah Öcalan´ın karşıladığını ifade eden Yanç, Türkiye´ye geldikten sonra 1995 yılında tekrar güvenlik güçlerine teslim olduğunu söyledi.

İtirafçı olduğunu ve 12 yıl ceza aldığını kaydeden Yanç, cezaevindeyken Jandarma Özel Harekat 5B timleri ile birlikte operasyonlara katıldığını ifade etti. 2005 yılında jandarmanın yönlendirmesiyle İstanbul´da Okan İşgör´e ait şirkette çalışmaya başladığını belirten Yanç, Levent Bektaş´ın ve birçok askerin İşgör´ün yanına gelip gittiğini söyledi.

Yanç, İşgör ile uyuşturucu işleri ile ilgili istihbarat alışverişi yaptıklarını kaydetti.

Sanık Yanç´ın telefon numarasının Poyrazköy davası sanığı emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın telefonunda Hüseyin Ji şeklinde kayıtlı olduğu belirtildi.

GENELKURMAY JİTEM YOK DEDİ

İddianamenin Şüphelilerin JİTEM ile olan irtibatları başlıklı bölümünde Ulaş Özel´in JİTEM üyesi olduğu iddialarına ilişkin olarak Genelkurmay Başkanlığı´ndan 6 Aralık 2010´da gelen yazısına yer verildi. Genelkurmay´ın JİTEM adında herhangi bir birim olmadığını belirttiği anlatılan iddianamede, cevap yazısında Ulaş Özel´le ilgili er ve erbaşlık haricinde herhangi bir görevlendirme yapılmadığı, 25 Haziran 2005 tarihinde Elazığ Kovancılar Jandarma Komando Özel Harekat Tabur Komutanlığı´ndan terhis olduğu, görev süresi içerisinde farklı tarihlerde 3 adet Jandarma Bölge Komutanı imzalı takdirname aldığına yer verildi.

ARİF DOĞAN: JİTEM´İ KANUNİ OLARAK KURDUM

JİTEM´i kurduğunu öne süren Ergenekon davası sanıklarından emekli Albay Arif Doğan´ın soruşturma sırasında tanık olarak dinlendiğinin belirtildiği iddianamede, Doğan, JİTEM´i kanuni olarak kurduğunu, görev alanının da Türkiye´nin tümü olduğunu söylediği belirtildi. 1990 yılında JTEM´in faaliyetlerinin durduğunu belirten Doğan´dan ele geçirilen belgelerde JİTEM´e dair birçok belgenin bulunduğu kaydedildi.

BEKTAŞ´IN İFADESİ ALINDI

Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Poyrazköy sanığı Bektaş´ın ise sanık İşgör´ü işi nedeniyle tanıdığını, SAT Grup Komutanlığı´nda görevli ortak arkadaşları olduğunu söylediği belirtildi. İşgör´ün terör örgütü üyesi olduğunu bilmediğini, diğer sanıkları da İşgör´ün yanında işçi olarak bildiğini belirten Bektaş´ın, ele geçirilen mühimmattan bilgisinin olmadığını söylediği ifade edildi.

İddianamede şu ifadelere yer verildi: Ergenekon soruşturmaları kapsamında elde edilen örgütsel dokümanda JİTEM ile ilgili ´İnsan yapısındaki yapı taşları özellikleri dikkate alındığında asker/sivil ayrımı yapılamayacağı ortaya çıkar´ şeklinde yer alan ibare, şüphelilerin kısmi kabule dayanan savunmaları, telefon rehberlerinde yer alan birçok ortak kamu görevlisine ait telefon numaraları, Levent Bektaş´ın telefon rehber bilgilerinde Hüseyin Yanç´ın ´Hüseyin J´ şeklinde kayıtlı olması, şüphelilerin Levent Bektaş ile olan yoğun irtibatları, Ergenekon soruşturmaları kapsamında ele geçen JİTEM ile ilgili dokümanlar birlikte değerlendirildiğinde şüphelilerin münferiden bir araya gelmedikleri, örgütün amacı doğrultusunda ve hiyerarşik yapı içerisinde hareket ettikleri değerlendirilmiştir.

İŞGÖR, VELİ KÜÇÜK´LE ŞİRKET KURACAKTI

İddianamede, Ergenekon terör örgütünün Özel Güvenlik Şirketleri kurulması için faaliyette bulunduğuna dikkat çekilerek sanık Okan İşgör´ün Ergenekon sanıklarından Veli Küçük ile birlikte güvenlik şirketi kurma hazırlığında oldukları ve Küçük´ün yönetim kurulunda görev alacağı anlatıldı.

İddianamede şu tespitlere yer verildi: Her 3 şüphelinin haklarında devam eden soruşturma ve yargılamalar bulunan Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi kişilerle irtibatlı oldukları, örgüte yönelik soruşturmalar başladıktan sonra örgüte ait olduğu değerlendirilen silah ve patlayıcıların gizlenerek muhafazasına çalışıldığı, muhtemelen uygun ortam bulunup, örgütçe karar alındıktan sonra bu silah ve patlayıcıların ilerideki eylemlerde kullanılabileceği, her 3 şüphelinin örgütün genel stratejisine uygun olarak hareket ettikleri, çevrelerine kendilerini ´Derin Devlet´ olarak adlandırılan yapının adamı olduklarını telkin ettikleri anlaşılmakla, her 3 şüphelinin Ergenekon silahlı terör örgütünün üyesi olduğu, şüphelilerden Yusuf Ethem Akbulut´un diğer şüphelilerle irtibatlı olduğu, Ulaş Özel ile birlikte Kazi Erdel isimli şahsın öldürülmesine yönelik eyleme dönülmeyen olaya iştirak ettiği, böylelikle şüphelinin de Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olduğu kanaatine varılmıştır.

MKEK BAZI MÜHİMMATIN TSK´YA AİT OLDUĞUNU RAPOR ETTİ

İddianamede kriminal raporlara da yer verildi. Şahıslardan elde edilen mühimmatın incelenmesi sonucu Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) tarafından hazırlanan raporda 44 adet el bombasının MKEK tarafından 21 Şubat 2001 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı (JGK)´ya teslim edilen 5 bin adet el bombasından olduğu belirtildi.

Raporda 44 adet savunma tipi el bombasının ise 25 Ekim 1999 tarihinde JGK´ya teslim edilen 5 bin 350 adet bombalardan olduğu kaydedildi. Bir adet el bombası tapasının ise 16 Şubat 2001 tarihinde Kara Kuvvetler Komutanlığı´na (KKK) teslim edilen mühimmattan olduğu ifade edildi.

İddianamede şüpheliler Ulaş Özel ve Hüseyin Yanç´ın Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, patlayıcı madde bulundurmak, ateşli silahlar kanununa muhalefet ve resmi evrakta sahtecilik suçlarından 74 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi. Sanıklardan Okan İşgör´ün Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, patlayıcı madde bulundurmak, ateşli silahlar kanununa muhalefet suçlarından 63 yıla kadar hapsinin talep edildiği iddianamede sanıklardan Yusuf Ethem Akbulut´un Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, ateşli silahlar kanununa muhalefet suçlarından 22,5 yıla kadar hapsi öngörüldü. ( Cihan)

JİTEM´i görünce ´bu terör bitmez´ demeye başladım

04 Mart 2011 - Şile´deki kazılarla ilgili ifade veren Ulaş Özel, iki yıl öncesine kadar JİTEM için çalıştığını söyledi. Ergenekon kapsamında Şile´deki kazılarla ilgili olarak 1´i tutuklu 4 sanık hakkında yürütülen soruşturmanın İstanbul 12.Ağır Ceza tarafından kabul edilen 34 sayfalık iddianamesinde ilginç detaylar yer alıyor. İddianamenin 1 numaralı sanığı Ulaş Özel´in “Bir dönem çalıştım” dediği JİTEM´le ilgili tespitleri dikkat çekiyor. Özel askerlikten sonra Kırıkkale, Elazığ, Erzincan ve Tunceli´ye gittiğini ve 2009´da Jandarma Binbaşı Uğur Ertekin tarafından aranarak Erzincan´da istihbarat yaptırıldığını söyledi. Özel, savcılıktaki 27 sayfalık ifadesinde, JİTEM´de yaşananları gördükten sonra bu ülkede terörün hiçbir zaman bitirilemeyeceği düşüncesine kapıldığını söyledi.

RESMİ MAKAMDA RESMİ VAR

Özel´den ele geçen görüntüler de iddianameye girdi. Özel´in resmi askeri makamlarda çekilmiş görüntülerinin olduğu, JİTEM´e ait resmi silahlarla görüldüğü ve JİTEM adına katıldığı operasyon görüntüleri olduğu kendisinin de bunları kabul ettiği belirtiliyor.

JİTEM´ciler 2 kod isimli

Ergenekon sanığı Özel, JİTEM´in bütün personelinin kod adı ve kendi kimliği haricinde kimliklerinin de olduğunu kendisinin de Sedat ve Çağdaş olmak üzere iki ismi olduğunu söylediği belirtiyor. İddianameye göre Özel, eski bir TİKKO üyesi olduğunu ´pişmanlık´ sonrası JİTEM´de çalıştığını söyledi. ( Star)

(01 Mart 2011), son güncel.: (04 Mart 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Meclis tasarıyı kabul etti: Haberal da etkilenecek

Ergenekon savcı ve hakimlerinin Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Flaş!!! Yargıtay´ın Haberal skandalına karşı yasa teklifi

Örgüte para lazım: Ergenekoncular 468 bin lira istiyor

Haberal ve onun yargı ile sağlıkta kollanması manşetlerimiz

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Haberal´ın dava açtığı iki hakim ´Şemdinli kararını´ hatırlattı

Balyoz hakimlerinden Yargıtay´a isyan: Baskı yapmayın

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3037    yazdır/print


 

Bomba iddia: Örgüte jandarmadan eğitim

PKK ve Dev-Sol´un naylon örgütü Devrimci Karargah´ın liderlerine jandarma tarafından eğitim verildiği, istihbarat desteği sağlandığı ortaya çıktı. Ancak jandarma haberlere tepki gösterdi ve eğitimin jandarma tarafından değil jandarma içindeki sol görüşlü elemanlar tarafından verildiğini ve bu ilişki tespit edilir edilmez de o şahısların TSK ile ilişiğinin kesildiğini açıkladı.

Bomba iddia: Örgüte jandarmadan eğitim

PKK ve Dev-Sol´un naylon örgütü Devrimci Karargah´ın liderlerine jandarma tarafından eğitim verildiği, istihbarat desteği sağlandığı ortaya çıktı. Ancak jandarma haberlere tepki gösterdi ve eğitimin jandarma tarafından değil jandarma içindeki sol görüşlü elemanlar tarafından verildiğini ve bu ilişki tespit edilir edilmez de o şahısların TSK ile ilişiğinin kesildiğini açıkladı.

Selimiye Kışlası´na havan topu saldırısı, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı´na bombalı saldırı ve 1 polisin şehit olduğu Bostancı´daki çatışmayla gündeme gelen Devrimci Karargah terör örgütü (DKÖ) yönetici ve elamanlarına Jandarma´nın eğitim verdiği ortaya çıktı. Aralarında Hanefi Avcı´nın da bulunduğu 22 sanıklı Devrimci Karargah terör örgütü iddianamesinin ek delil klasörlerindeki belgelerde örgüt elemanlarının ´Jandarma A tipi Özel Kuvvetler´ tarafından eğitildiği belirtiliyor. Soruşturmayı yürüten savcılığın tespitlerine göre, PKK ve Dev-Sol ile bağlantılı ve işbirliği içindeki ´taşeron´ ve ´naylon´ bir terör örgütü olan Devrimci Karargah elemanlarına Jandarma Komando Astsubay Muzaffer Mehmetçiler bomba ve suikast eğimi verdi.

SUBAYDAN ÖRGÜTE İSTİHBARAT

İddianame eklerinde, Dev-Sol ve devamı niteliğindeki Devrimci Karargah arasında bağlantıyla ilgili çarpıcı tespitlere yer verildi. Jandarmada görevli subaylar tarafından, şehirde eylem yapacaklar için takip-tarassut-suikast-istihbarat; dağda eylem yapacaklar için de çatışma, karakol baskınları, pusu kurma, bombalama gibi eğitimler verildiği belirtildi. Eklerde Jandarma Genel Komutanlığı´nda görevli Yüzbaşı Necmi Suna´nın Devrimci Karargah örgütünün liderlerinden İbrahim Bingöl´e istihbarat bilgisi ve patlayıcı sağladığı yeraldı. 1990-1991-1992 ve 1993 yıllarında gerçekleştirilen eski MİT mensubu Hiram Abas, Emekli Paşa İsmail Selen, Emekli Orgeneral Memduh Ünlütürk, Adana Jandarma Bölge Komutanı Temel Cingöz, eski MİT Müsteşarı Adnan Ersöz, Emekli Paşa Kemal Kayacan gibi birçok sansasyonel eylemin de bugünkü Devrimci Karargah´ın lider kadrosu tarafından organize edildiği gizli tanık ifadeleriyle kanıtlandı.

SUİKASTLER SERVİS EDİLİYORDU

17 Mayıs 2008´de, Devrimci Karargah´ın çekirdek kadrosuyla ilgili ifade veren eski Dev-Solcu gizli Tanık ´Dilovası´, örgütün 90-92 yıllarında gerçekleştirdiği söz konusu suikastlar için örgütün hiçbir istihbarat çalışması yapmadığını belirterek İstihbarat çalışması olmadan çok ciddi ve gizli nokta eylemlerin, örgütün merkezi tarafından ekiplere ulaştırılmasında derin bağlantıların olduğu ve adeta eylemlerin servis edildiğini söyleyebilirim dedi.

BOMBALAR YÜZBAŞI NECMİ´DEN

Eski örgüt mensubu gizli tanık ´İsmet´ ise 16 Mayıs 2008 tarihli ifadesinde ´Jandarma A Tipi Özel Kuvvetler Birliği´nden subaylarla görüşmeler yaptıklarını ve örgüt liderlerinin bir çoğunun bu birlikteki askerler tarafından eğitildiğini anlattı. ´İsmet´ Bu birliklerde subay olarak görev yapan görevlilerle örgütün talimatıyla görüşmeler yapıyor, silah, patlayıcı ve istihbarat konularında bilgi alışverişi yapıyorduk. O dönemlerde Jandarma A Tipi Özel Kuvvetleri´nde görevli Yüzbaşı Necmi Suna vasıtasıyla örgütün eylem için ihtiyaç duyduğu patlayıcı ve silahlar ile eylem istihbaratını tedarik ediyordum... Jandarma Genel Komutanlığı´na Yüzbaşı Necmi Suna´nın çağırmasıyla gidiyordum, beni kapıda karşılıyordu. Operasyonlarda attı kullandı göstererek sakladığı daha doğrusu bana öyle söylediği TNT, dinamit, el bombası, silah, mermi gibi malzemeleri kışlanın içerisinde yani askeri lojmanların içerisinde bana veriyordu. Arandığım dönemde dahi Jandarma Genel Komutanlığı´na gidiyordum ifadelerini kullandı.

BEKAA´DA JANDARMA EĞİTİMİ

Kendisinin de aralarında bulunduğu üst düzey 3 yöneticinin, Bekaa´da silahlı ve ideolojik eğitim aldığını belirterek sözkonusu eğitimi Jandarma´da görevli Komando Astsubay Muzaffer Mehmetçiler´in verdiğini belirtti. İsmet, Mehmetçiler şehirde eylem yapacaklar için takip-tarassut-suikast-bombalama-istihbarat; dağda eylem yapacaklara çatışma, karakol baskınları, pusu kurma, gibi eğitimler verdi dedi.

SUİKAST İSTİHBARATINI YÜZBAŞIDAN ALDI

İsmet, Devrimci Karargah´ın liderlerinden İbrahim Bingöl´ün de jandarmadan eğitim alan 3 yöneticiden biri olduğunu söyledi. Savcılık tespitlerine göre, Dev-Sol´un darbeci kanat sorumlularından Bingöl için gizli tanık İsmet şöyle konuştu: Birçok öldürme ve bombalama eylemlerinde bulunmuş İbrahim Bingöl de Jandarma A tipi özel kuvvetlerde görevli subaylarla görüşüyordu. Onlarda bilgi ve istihbarat aldığını net olarak biliyorum.

İbrahim Bingöl, Hulusi Sayın suikastı sonrası yakalandı. Kısa bir süre sonra tutuklu bulunduğu cezaevinden örgüt üyelerinden Lütfi Topal ile firar ettiler. Ayrıca iddianameye giren ´Ali´ kod adlı Lütfi Topal, 20 Haziran 1991´tarihli ifadesinde, emekli paşa İsmail Selen´in öldürülmesiyle ilgili istihbaratın, Jandarma Genel Komutanlığı´nda görevli Yüzbaşı Necmi Suna tarafından verildiğini söyledi.

JİTEM BAĞLANTILI

Soruşturmada tutuklanan Devrimci Karargah üyesi Ulaş Erdoğan ise örgütün liderlerinden Serdar Kaya´nın JİTEM bağlantısı olduğunu anlattı. Erdoğan, Serdar Kaya ile ilgili 1990´lı yıllardan beri derin ve karanlık bağlantıları olduğu yönünde net bilgilerim vardı. JİTEM yetkilileriyle görüşürken görüldüğünü babası anlattı. Sarp Kuray´ın Beşiktaş´ta MİT görevlileriyle yaptığı görüşmenin Serdar Kaya´ya ulaşması şüphelendim. JİTEM bağlantısını kendi ağzıyla itiraf etmesine gerek yok. Serdar Kaya´nın verdiği eylem talimatları ve örgütün yaptıkları bu bağlantıyı doğruluyor dedi.

POLİS KAYDI OLMAYACAK, SİLAH KULLANACAK

Devrimci Karargâh terör örgütünün, bünyesine alacağı kişilere yönelik titiz bir çalışma yaptığı ortaya çıktı. İddianamenin ek klasörlerinde yer alan belgelere göre üyeliğe kabul edilecek kişilere kapsamlı bir özgeçmiş formu dolduruluyor. Onlarca sorunun yer aldığı bu formda silah kullanma deneyiminin olup olmadığı soruluyor.

Bostancı´daki çatışmada öldürülen örgüt lideri Orhan Yılmazkaya´dan elde edilen deliller arasında yer alan ´özgeçmiş doldurma belgesi´ 8 numaralı ek klasörde bulunuyor. Orhan Yılmazkaya´nın bilgisayarının harddiskinde oluşturulmuş herhangi bir belge bulunmadığı için veri kurtarma işlemleri yapılarak daha önce kaydedilmiş çok sayıda ofis belgesi ele geçirildi. Bunların yüzde 10´u ise ancak açılabildi. ´Unallocated Clusters-634´ isimli bir sayfadan oluşan belgede özgeçmiş raporunun nasıl doldurulacağı gösteriliyor. Nüfus cüzdanında yer alan adı, soyadı, cinsiyeti, kan grubu, anne ve baba adı, doğum yeri, doğum tarihi, medeni hali, nüfusa kayıtlı olduğu yer, veriliş tarihi ve TC kimlik numarası gibi nüfus kayıt bilgilerinin yanı sıra formda çok özel belgeler de bulunuyor. Bunlar arasında ´kod adı´ ibaresi özellikle dikkat çekiyor. Etnik ve dini kökeni, pasaport numarası, medeni durumu ve varsa gönül ilişkisi, evli ise eşinin evi ve iş adresleri ve telefonları sorgulanıyor. Olağanüstü durumlarda iletişim kurulacak akrabaların isim, telefon ve adresleri isteniyor. İlkokuldan başlayarak bitirdiği okullar ve dereceleri isim, semt ve adresleriyle birlikte isteniyor. Bildiği diller soruluyor. Birinci derece akrabalar arasında örgütlü devrimci, faşist ve İslamcı kişilerin olup olmadığı da formda sorulanlar arasında yer alıyor.

Formdaki sorular bunlarla sınırlı kalmıyor. 57 ayrı sorunun yöneltildiği formda, kişinin üye olduğu demokratik kitle örgütleri ve görevi de sorgulanıyor. Silah kullanma deneyimi; nerede edindiği, ne kadar olduğu yazılacak ibaresinden sonra şu sorular da sıralanıyor: Hangi suçlamalarla, hangi tarihlerde ne kadar gözaltına alındı? Polis kaydı var mı, parmak izi ve fotoğrafı çekildi mi? Suçlamalarıyla birlikte tutukluluk süreleri. Mahkumiyet; suç, mahkemenin adı, dosya numarası yazılacak. Kayıtlarda görülen sabıka. Geçirdiği önemli ameliyatlar ve hastalıklar varsa halen süren etkileri ve psikolojik rahatsızlıklar yazılacak. Devrimci mücadeleye giriş tarihi. Örgütsel deneyimler; tüm örgütler, giriş ve çıkış süreleri, çıkış nedenleri, çalışılan görev yazılacak. Detaylı bilgilerin alındığı özgeçmiş doldurma formunun altında doldurulma tarihi ile birlikte ilginç bir detay da yer alıyor. Formu dolduran sorumlunun kod adı da altına yazılıyor. ( Zaman)

JANDARMA´DAN HABERLERE TEPKİ

28 Şubat 2011 - JANDARMA Genel Komutanlığı, dün bazı basın yayın organlarından çıkan Devrimci Karargah Örgütü´ne ´Bomba Eğitimi Jandarma´dan´ başlık haberlerle ilgili olarak, Bir Kanun Ordusu olan J.Gn.K.lığının suç örgütleri ve suçlularla ilişki içinde bulunduğu izlenimi verilmeye çalışılması üzüntü ile karşılanmıştır denildi.

İnternet sitesinde yapılan açıklamada, Bazı basın yayın organlarında 27 Şubat tarihinde yer alan ´Bomba eğitimi Jandarma´dan´ başlıklı haberde ´Jandarma Genel Komutanlığında görevli Yüzbaşı Necmi SUNA´nın Devrimci Karargah Örgütü mensupları ile ilişkisinin olduğu´, ´Jandarma Komando Astsubay Muzaffer MEHMETÇİLER tarafından Dev-Sol ve PKK´nın taşeronu olan Devrimci Karargah elemanlarına bomba ve suikast eğitimi verildiği´, ´Devrimci Karargah liderlerinden çoğunun Bekaa Vadisi´nde Jandarma´da görevli subaylardan eğitim aldığı´ hususları yer almıştır.

Konu ile ilgili yapılan incelemede; haberde Yzb. Necmi SUNA olarak belirtilen şahsın Astsubay Necmi SUNA olduğu ve Jandarma Genel Komutanlığı´nda görevli iken, yapılan bir soruşturma sonucunda yasadışı bir sol örgüt mensupları ile ilişkisinin tespit edilmesi nedeniyle, 25 Kasım 1991 tarihinde TSK´den ilişiğinin kesildiği, haberde ismi geçen Astsubay Muzaffer MEHMETÇİLER´in, Ankara İl J. K.lığında görevli iken, yapılan bir soruşturma sonucunda yasadışı bir sol örgüt mensubu olduğunun belirlenmesi üzerine, Ekim 1990´da firar ettiği ve firarda iken 25 Kasım 1991 tarihinde TSK´den ilişiğinin kesildiği tespit edilmiştir. Bir Kanun Ordusu olan J.Gn.K.lığının suç örgütleri ve suçlularla ilişki içinde bulunduğu izlenimi verilmeye çalışılması üzüntü ile karşılanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur denildi. ( Hürriyet)

(27 Şubat 2011), son güncel.: (28 Şubat 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Devrimci Karargah iddianamesi kabul edildi

Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3028    yazdır/print


 

Cuntaya yardım baskısına suç duyurusu

Adalet Platformu, geçtiğimiz günlerde internet yayınlanan ses kaydına da yansıdığı gibi Balyoz ve Ergenekon sanıkları için askerlerden küfür ve baskıyla para toplamaya çalıştığı iddia edilen Kurmay Albay Ali Çankır hakkında suç duyurusunda bulundu. Ali Çankır olduğu iddia edilen kişi, sadece balyoz sanığı askerlere değil Mehmet Haberal, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay gibi Ergenekon davası sanıklarına dahi açıkça sahip çıkarak yardım yapılması gerektiğini belirtiyor, ağza alınmayacak küfürlerle askerler üzerinde baskı kuruyordu.

Cuntaya yardım baskısına suç duyurusu

Adalet Platformu, geçtiğimiz günlerde internet yayınlanan ses kaydına da yansıdığı gibi Balyoz ve Ergenekon sanıkları için askerlerden küfür ve baskıyla para toplamaya çalıştığı iddia edilen Kurmay Albay Ali Çankır hakkında suç duyurusunda bulundu. Ali Çankır olduğu iddia edilen kişi, sadece balyoz sanığı askerlere değil Mehmet Haberal, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay gibi Ergenekon davası sanıklarına dahi açıkça sahip çıkarak yardım yapılması gerektiğini belirtiyor, ağza alınmayacak küfürlerle askerler üzerinde baskı kuruyordu.

´Mehmet Haberal´ın ne suçu var? Tuncay Özkan´ın ne suçu var? Mustafa Balbay´ın ne suçu var? İçeri girmiş insanlarımıza yardım etmeyelim mi?´ diyerek Ergenekon ve Balyoz davasında yargılanan sanıklara baskıyla para toplamaya çalıştığı iddia edilen Kurmay Albay Ali Çankır hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Sivil Toplum kuruluşlarından olan Adalet Platformu tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmek üzere Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı´na teslim edilen suç duyurusu dilekçesinde, Kandıra Tugay Komutanlığı´ndaki olayın soruşturulması ve ilgililerin ´terör örgütüne yardım yataklık yapmak, zorla yardım toplamak, görevi kötüye kullanmak, vatana ihanet, kaos, anayasal düzeni yıkmak, darbeye teşebbüs, kanunları uygulamamak, yargının, TBMM´nin ve hükümetin faaliyetlerini engellemek, suçu ve suçluyu övmek, suça iştirak ve çıkar amaçlı organize suç örgütü üyeliği suçlarından yargılanması talep edildi. İşte o suç duyurusu:

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI´NA ulaştırılmak üzere(CMK 250. Maddeye Göre Özel Yetkili )

ÜSKÜDAR CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI´NA kayıt no.2011-1252-23.02.2011

Şüpheliler: Kurmay Albay Ali Çankır ve Astsubay Osman isimli şüpheliler (kandıra tugay komutanlığı) Soruşturma ile tespit edilecek kişiler.

Müşteki: Adem ÇEVİK TCNo:12409824156 Toros sk. 17/14 Sıhhıye Ankara Tel:05322467411 www.adaletplatformu.net www.facebook.com/adaletplatformu www.twitter.com/adaletplatformu

Suçlar: TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM YATAKLIK YAPMAK, Zorla yardım toplamak, Görevi kötüye kullanmak, vatana ihanet, kaos, anayasal düzeni yıkmak, Darbeye teşebbüs, kanunları uygulamamak, Yargının, TBMM´nin ve hükümetin faaliyetlerini engellemek. Suçu ve suçluyu övmek, suça iştirak, çıkar amaçlı organize suç örgütü üyeliği

İzah: Aktifhaber.com ve dailymotion.com sitelerinin haberine göre Balyoz darbecilerine alenen destekleyenler suçu-suçluyu övenler teröre yardım yataklık yapanlar zorla küfürle terör örgütüne yardım toplayanların haberinden öncesinde de TSK üst düzey komutanları Hasdal ziyaretiyle Balyoza aleni destek vermişlerdir.

Balyoz terörüne zorla yardım toplanması Genelkurmaydan ve TSK üst kademesinden haberli yapılması tüm komutanların olayların içinde bulunması Balyoz Darbesine aleni destektir ve TBMM´ye ve MİLLİ İRADEYE ALENEN HAKARETTİR AYRICA DARBEYE TERÖRE AÇIKCA DESTEKTİR VE MAHKEMEYİ TEHDİTTİR. ASKERLİKTEN SOĞUTMA ve suça iştirak suçu işlenmiştir.

Komutanların tutuklu general-amiral ve subaylarla görüşmesi ve emirle zorla Balyoz Çetesine yardım toplatılması Balyoz Mahkemesi hakim ve savcılarına ALENEN BASKIdır. Balyozcu paşaları açığa almayarak delillerin karartılması suçları da işlenmiştir.

Zorla yardım toplatılarak Helikopterle Hasdal ziyareti TCK 266., 288., 265/2 madde anayasanın 138. Maddesine alenen askeri ceza kanununun 148. maddesine aykırıdır

Geçtiğimiz ay TSK sitesinden “TSK aksi yönde yapılan telkinlere rağmen, yargı sürecine sabrediyoruz” daha önce de İlker BAŞBUĞ “sabrımızı zorlamayın” tehditi.. TSK´daki Cuntadan TSK´ya ve mahkemeye Baskı.

YARGININ, TBMM ve hükümetin faaliyetlerini engellemek, vatana ihanet, anayasal düzeni ortadan kaldırmak, suça yardım-yataklık ve suça iştirak suçu işlenmiştir 251. Maddenin ve 288. Maddenin açık hükmüne rağmen adil yargılamayı engellemek ve etkilemek.

BALYOZ´u ERGENEKONu, uyuşturucu ticaretini, silah ve terör rantının araştırılmasını engellemeye çalışarak suça iştirak edenler ve YARGIYA BASKI yapanlar, devam ettirenler ve emeği geçenler de suçludur

“BALYOZ PLANI”, “Kafes planı”, “irtica eylem planı”, “tank skandalı” sarıkız, ayışığı, yakamoz, eldiven v.b. Soruşturma ile tespit edilecek “DARBE ve KAOS” planlarında adı geçenler, şikayete konu planların hazırlanması için talimat veren, hazırlayan ve suç için anlaşan, planın icrasında görev alan ve suça asli ve fer`i iştirak eden, suçu öven, suçluyu gizleyenler, suçluları azletmeyenler veya destekleyen veya resen soruşturma açmayanlar ve diğer şüpheliler. Subay Sicil Yönetmeliğinin 65. maddesini uygulamayarak görevini kötüye kullanan dolayısıyla delillerin karartılmasına aracılık yapan bakanlar da suça iştirak ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti SİLAHLI KUVVETLERİ kutsal olmayıp, mensuplarının suçlardan azade olabileceği de söylenemez. Hesap verebilir ve şeffaf olmayan yapılar elbette ki eleştiriye açık olmalıdır. TSK mensuplarının işlediği iddia edilen hususlarda etkin soruşturma ve faillerin yargılanarak cezalandırılmaları gerekir.

Türkiye´deki modern ve post modern askeri darbelerin, sivillere muhtıraların, askeri harcamaların, JİTEM ve psikolojik harp dairesinin faaliyetlerinin, Çukurca, Reşadiye, Dağlıca, 33 asker ve diğer olaylardaki kusurların, kafes eylem planı, millete komplo planları, Lahikaların, yer altından çıkan silahların, suikast planları ve diğer onlarca hukuk dışı faaliyetlerin 12 Eylül ve 27 Mayıs darbesinin ve 28 Şubat postmodern darbesinin, 12 Mart ve 27 Nisan Muhtırasının ve tüm darbe planlarının TSK mensublarının gerçekleştirmiş olduğu bilimsel ve tarihi bir olgudur. Zalim askerler ve emrindeki yargıçlar bırakın başbakan-bakan asmayı dünya dönüyor denildiği için bile adam asabilirler. mutlaka darbecilerin acilen hesaplarının verilmesi gerekir. Hesap soramayanlarında sorgulanması gerekmektedir. Vatana ihanet edenler, cinnet geçirenler de derhal müşahede altına alınmalıdır.

Suç işlediği gerekçesiyle yargılananların açığa alınmaması, askeriyeden ve bürokrasiden uzaklaştırılmayıp , sahip çıkılması ve soruşturulmaması; üstelik terfi ettirilmesi görevi ihmal, vatana ihanet ve görevi kötüye kullanmaktır. siyaset yapmak, yargıyı etkilemek ve baskı yapmak ve kaos planları oluşturma suçları işlenmiş ve halen alenen hukuksuzluğa devam edilmesinden dolayı suça iştirak suçu işlenmesinin yanısıra organizeli şekilde yasama, yargı ve yürütme faaliyetleri engelleniyor.

Ayrıca Ergenekon PKK KCK israil stratejik işbirliği iddialarını, TSK+Yargı ve diğer kurumlardaki ilişkilerini araştırmamak. uyuşturucu ticareti ve terörden rant sağlayanların hala görevde kalmasını sağlamak görevi kötüye kullanmaktır. Vatana ve millete ihanet içinde olunmasıdır. Terör ve darbeden rant-çıkar sağlamak için ekonomik kriz çıkartmak dolayısıyla işsizliği çoğaltmak da suçtur. 400 milyar doların terör-silah harcamasında ve 30bin ölü, 20bin faili meçhul meydana gelmesinde terör tüccarı darbecilerin Balyozcuların rolü büyüktür.

Deliller: tüm yasal deliller, tanıklar, haberler

www.aktifhaber.com/bu-ses-kaydi-gundemi-sarsacak-399737h.htm

Netice-i Taleb: Balyoz ve Ergenekon belgelerinden, Ses kayıtlarından ve şüphelilerin uygulamalarıyla görüldüğü gibi; anayasal düzeni ortadan kaldıran hatta uygulayan terör tüccarlığı yaparak görevini kötüye kullananlardan ve kamu malı helikopteri ve bulunduğu statüyü kullanarak alenen mahkemeye ve baskı yapanlardan ve askerlerden zorla yardım toplayanlardan suçu-suçluyu ve DARBEYİ-DARBECİLERİ övenlerden şikayetçiyim.

Şüphelilerin; TCK´nın halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçunu düzenleyen 216. maddesi, görevi kötüye kullanma suçunu içeren 257. maddesi ve mahkemeyi etkilemek suçunu düzenleyen 288. Maddesi çerçevesinde yargılanmaları gerekiyor. Şüpheliler ayrıca TCK´nın ´silahlı örgüt kurarak anayasal düzeni değiştirmek ve değiştirmeye çalışmak, yargının ve hükümetin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, seçilmiş meşru hükümete silahlı isyan, Türkiye Büyük Millet Meclisi´nin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs v.b.suçlarını düzenleyen 309,310, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316, 318, 319,maddelerinden de yargılanmalı.

Ayrıca diğer suçlar için de ilgili anayasalara yasalara kanunlara ve maddelere aykırılığın yanı sıra;, Anayasa 138.madde ihlali, 288.madde, , 39. 38/1. Ve 40.madde, askeri kanunlara göre de işlem yapılmasını,

Yukarıdaki iddialardan dolayı ilgililere Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerinin uygulanması kamu davası açılmasını ve tüm medyada çıkan bu iddialarla ilgili idari veya hukuki kamu davası veya soruşturma açmayanlar, delilerin karartılmaması için açığa almayanlar ve görevden azletmeyenler veya istifasını istemeyenler de ayrıca anayasayı ve evrensel hukuku ve uluslararası anlaşmaları uygulamayanlarda suçludur

10 Aralık 2003 yılında anlaşması imzalanmış ve 9 Kasım 2006´da anlaşma yürürlüğe girmiş “Yolsuzlukları ve Görev Suistimallerini Önlemeye Yönelik BM Sözleşmesi”ni Yolsuzlukla Savaş kanunlarını 90.madde ve 5506 sayılı kanun çerçevesinde uygulamayarak görevini ihmal eden ve dolayısıyla görevini kötüye kullanan tüm yetkililerle ilgili de işlem yapılmasını dilerim.

23.02.2011

Adem ÇEVİK Vekili

(24 Şubat 2011, 12:15)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Fakir cuntacıların 1 TL ısrarı

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3014    yazdır/print


 

Koşaner´e suç duyurusu

Adalet Platformu, Genelkurmay Başkanı Koşaner ve kuvvet komutanları hakkında, Balyoz darbe planına destek ve mahkemeyi etkilemekten suç duyurusunda bulundu. Birkaç gün önce, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları Hasdal Askeri Cezaevi´nde yatan 102 muvazzaf subayı ziyaret etmiş, bu ziyarete sadece iki kuvvet komutanı katılmamıştı. Kamuoyunu sarsan bu ziyaretle, Balyoz davasına bakan mahkemeye ´Biz Balyozcuların arkasındayız´ mesajı verildiğini öne süren Adalet Platformu sözcüsü Adem Çevik, TCK ve anayasanın çeşitli maddelerine açık aykırılık taşıyan bu eylemin suç olduğunu ayrıntılarıyla belirttiği ve şüphelilerin yargılanmasını talep ettiği suç duyurusunu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na teslim etti.

22.02.2011 12:48 Adalet Platformu, Genelkurmay Başkanı Koşaner ve kuvvet komutanları hakkında, Balyoz darbe planına destek ve mahkemeyi etkilemekten suç duyurusunda bulundu. Birkaç gün önce, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları Hasdal Askeri Cezaevi´nde yatan 102 muvazzaf subayı ziyaret etmiş, bu ziyarete sadece iki kuvvet komutanı katılmamıştı. Kamuoyunu sarsan bu ziyaretle, Balyoz davasına bakan mahkemeye ´Biz Balyozcuların arkasındayız´ mesajı verildiğini öne süren Adalet Platformu sözcüsü Adem Çevik, TCK ve anayasanın çeşitli maddelerine açık aykırılık taşıyan bu eylemin suç olduğunu ayrıntılarıyla belirttiği ve şüphelilerin yargılanmasını talep ettiği suç duyurusunu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na teslim etti.

´Balyoz´ davası sanıklarını Hasdal Cezaevi´nde ziyaret eden Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve kuvvet komutanları hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, dilekçesini İstanbul Adliyesi´ne gelerek İstanbul Özel Yetkili Savcısı Hakan Karaalioğlu´na verdi. Komuta kademesinin ´Balyoz´ sanıklarını ziyaret ederek darbecilere alenen destek verdiğini aktaran Çevik, Resen soruşturma başlatmaları gereken savcılar, görevlerini yapmadığı için Türkiye Cumhuriyeti´nin bir vatandaşı olarak ben suç duyurusunda bulunuyorum. dedi. Çevik ayrıca CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında da Balyoz sanıklarına sahip çıkması nedeniyle, eski Genelkurmay başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ´u da delillerin karartılmasını sağladığı iddiasıyla şikâyet etti. İşte o suç duyurusu:

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI´NA (CMK 250. Maddeye Göre Özel Yetkili )

Şüpheliler: Işık Koşaner Genel Kurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Necdet Özel, Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Kemal KILIÇDAROĞLU CHP Genel Başkanı. İlker BAŞBUĞ Şeref madalyası verilmeyen GenelKurmay E Bşk. Soruşturma-inceleme ile tespit edilecek kişiler. Ayrıca organize suç örgütü kurarak ve yargıya baskı yaparak terör tüccarlığından RANT-menfaat elde edenler, yargısal siyasal medyatik askeri stratejik ve maddi destek sağlayanlar. Terörü, yolsuzluğu, işsizliği, kaosu, balyozu, ergenekonu, kafesi, irticayı, suikastları ve darbeyi adaletsizliği savunanlar. TBMM, Hükümet, Yargı faaliyetlerini, Adaleti engelleyen organize çete üyeleri. Anayasayı kaldıran ve TBMMeclisini FESH eden vatan hainlerine 12 Eylül DARBESİne suç duyurumuza adaleti uygulamayarak görevini ihmal eden, görevini kötüye kullanarak suça iştirak eden vatan hainliği yapanlar.

Müşteki: Adem ÇEVİK TCNo:12409824156 Toros sk. 17/14 Sıhhiye Ankara Tel:05322467411 www.adaletplatformu.net www.facebook.com/adaletplatformu www.twitter.com/adaletplatformu

Suçlar: ALENEN YARGIYA BASKI YAPMAK, Görevi kötüye kullanmak, vatana ihanet, kaos, anayasal düzeni yıkmak, Darbeye teşebbüs, kanunları uygulamamak, TBMM´nin ve hükümetin faaliyetlerini engellemek. Yargıya baskı yapmak, emir ve talimat vermek, adaleti engellemek, suçu ve suçluyu övmek, suça iştirak, görevi kötüye kullanmak, teröre yardım ve yataklık, terör ve YARGI tüccarlarına ve uyuşturucu ticaretine yardım yataklık, kaos, işsizlik ve ekonomik psikolojik travmatik zararlar verilmesi, çıkar amaçlı organize suç örgütü kurmak ve üye olmak, emir-brifing-muhtıra alan savcı ve hakimlerin görev yapmasına göz yummak, devlet memuru olduğu halde siyaset yapmak, siyasi demeçler vermek, bir zümreye ayrıcalık. Anayasal düzeni ortadan kaldırmak ve çete anayasasını uygulamak, devlet malına zarar vermek, suçu ve suçluyu gizlemek, Uluslar arası hukuku ve sözleşmeleri uygulamamak.

İzah:19Şubat 2011´de TSK Komutasının Balyoz sanıklarına destek ziyareti Mahkemeye ALENİ BASKIdır. Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları Hasdal Askeri Cezaevi´nde yatan 102 muvazzaf subayı ziyaret etti. Balyoz davası kapsamında tutuklanarak Hasdal Cezaevi´ne konulan 24´ü general ve amiral toplam 102 muvazzaf subayın ziyaret edilmesi Mahkemeye biz Balyozcuların arkasındayız mesajı verildi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner,Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu,Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit,Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Necdet Özel Hasdal Cezaevi´ne helikopterle gitti.

Ziyarette Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu´nun da bulunması TBMM´ye ve MİLLİ İRADEYE ALENEN HAKARETTİR AYRICA DARBEYE AÇIKÇA DESTEK VE MAHKEMEYİ TEHDİTTİR.

Komutanların tutuklu general-amiral ve subaylarla görüşmesi Balyoz Mahkemesi hakim ve savcılarına ALENEN BASKIdır. Balyozcu paşaları açığa almayarak delillerin karartılması suçlarını işlenmiştir.

Helikopterle Hasdal ziyareti TCK 266., 288., 265/2 madde anayasanın 138. Maddesine alenen aykırıdır

Geçtiğimiz ay TSK sitesinden “TSK aksi yönde yapılan telkinlere rağmen, yargı sürecine sabrediyoruz” daha önce de İlker BAŞBUĞ “sabrımızı zorlamayın” tehditi.. TSK´daki Cuntadan TSK´ya ve mahkemeye Baskı.

YARGININ, TBMM ve hükümetin faaliyetlerini engellemek, vatana ihanet, anayasal düzeni ortadan kaldırmak, suça yardım-yataklık ve suça iştirak suçu işlenmiştir 251. Maddenin ve 288. Maddenin açık hükmüne rağmen adil yargılamayı engellemek ve etkilemek.

BALYOZ´u ERGENEKONu, uyuşturucu ticaretini, silah ve terör rantının araştırılmasını engellemeye çalışarak suça iştirak edenler ve YARGIYA BASKI yapanlar, devam ettirenler ve emeği geçenler de suçludur.

“BALYOZ PLANI”, “Kafes planı”, “irtica eylem planı”, “tank skandalı” sarıkız, ayışığı, yakamoz, eldiven v.b. Soruşturma ile tespit edilecek “DARBE ve KAOS” planlarında adı geçenler, şikayete konu planların hazırlanması için talimat veren, hazırlayan ve suç için anlaşan, planın icrasında görev alan ve suça asli ve fer`i iştirak eden, suçu öven, suçluyu gizleyenler, suçluları azletmeyenler veya destekleyen veya resen soruşturma açmayanlar ve diğer şüpheliler. Subay Sicil Yönetmeliğinin 65. maddesini uygulamayarak görevini kötüye kullanan dolayısıyla delillerin karartılmasına aracılık yapan bakanlar da suça iştirak ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti SİLAHLI KUVVETLERİ kutsal olmayıp, mensuplarının suçlardan azade olabileceği de söylenemez. Hesap verebilir ve şeffaf olmayan yapılar elbette ki eleştiriye açık olmalıdır. TSK mensuplarının işlediği iddia edilen hususlarda etkin soruşturma ve faillerin yargılanarak cezalandırılmaları gerekir.

Türkiye´deki modern ve post modern askeri darbelerin, sivillere muhtıraların, askeri harcamaların, JİTEM ve psikolojik harp dairesinin faaliyetlerinin, Çukurca, Reşadiye, Dağlıca, 33 asker ve diğer olaylardaki kusurların, kafes eylem planı, millete komplo planları, Lahikaların, yer altından çıkan silahların, suikast planları ve diğer onlarca hukuk dışı faaliyetlerin 12 Eylül ve 27 Mayıs darbesinin ve 28 Şubat postmodern darbesinin, 12 Mart ve 27 Nisan Muhtırasının ve tüm darbe planlarının TSK mensublarının gerçekleştirmiş olduğu bilimsel ve tarihi bir olgudur. Zalim askerler ve emrindeki yargıçlar bırakın başbakan-bakan asmayı dünya dönüyor denildiği için bile adam asabilirler. mutlaka darbecilerin acilen hesaplarının verilmesi gerekir. Hesap soramayanlarında sorgulanması gerekmektedir. Vatana ihanet edenler, cinnet geçirenler de derhal müşahede altına alınmalıdır.

Suç işlediği gerekçesiyle yargılananların açığa alınmaması, askeriyeden ve bürokrasiden uzaklaştırılmayıp , sahip çıkılmasi ve soruşturulmaması; üstelik terfi ettirilmesi görevi ihmal, vatana ihanet ve görevi kötüye kullanmaktır. siyaset yapmak, yargıyı etkilemek ve baskı yapmak ve kaos planları oluşturma suçları işlenmiş ve halen alenen hukuksuzluğa devam edilmesinden dolayı suça iştirak suçu işlenmesinin yanısıra organizeli şekilde yasama, yargı ve yürütme faaliyetleri engelleniyor.

Ayrıca Ergenekon PKK KCK israil stratejik işbirliği iddialarını, TSK+Yargı ve diğer kurumlardaki ilişkilerini araştırmamak. uyuşturucu ticareti ve terörden rant sağlayanların hala görevde kalmasını sağlamak görevi kötüye kullanmaktır. Vatana ve millete ihanet içinde olunmasıdır. Terör ve darbeden rant-çıkar sağlamak için ekonomik kriz çıkartmak dolayısıyla işsizliği çoğaltmak da suçtur. 400 milyar doların terör-silah harcamasında ve 30bin ölü, 20bin faili meçhul meydana gelmesinde terör tüccarı darbecilerin Balyozcuların rolü büyüktür.

Deliller: Tüm yasal deliller, tanıklar, haberler:
www.samanyoluhaber.com/h_511952_balyoz-saniklarina-surpriz-ziyaret.html
http://ergenekon.ws/mansetgoster.asp?haber_no=2993
www.bugun.com.tr/kose-yazisi/143500-darbe-saniklarini-terfiyle-taltif-makalesi.aspx
www.bugun.com.tr/kose-yazisi/143484-darbe-sorusturmalarini-anlamaya-calismak-makalesi.aspx
http://www.stargazete.com/politika/askere-kim-telkinde-bulunuyor-haber-325891.htm
www.haber7.com/haber/20110219/Hasdal-ziyareti-ve-darbeci-damarin-calistiginin-kanitlari.php
www.as-der.org.tr/genel/balyoz-tutuklamalari.html
www.facebook.com/video/video.php?v=384539888986
http://www.samanyoluhaber.com/h_508573_balyoz-saniklarinin-yakinlari-yol-keserek-eylem-yaptilar.html
http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=19697
www.habereditor.com/news_detail.php?id=66704
http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=19177
www.beyazgazete.com/video/2010/01/25/basbug-allah-allah-diyen-ordu-trtturk.html

Netice-i Taleb: Balyoz ve Ergenekon belgelerinden, Ses kayıtlarından ve şüphelilerin uygulamalarıyla görüldüğü gibi; anayasal düzeni ortadan kaldıran hatta uygulayan terör tüccarlığı yaparak görevini kötüye kullananlardan ve kamu malı helikopteri ve bulunduğu statüyü kullanarak alenen mahkemeye baskı yapanlardan suçu-suçluyu ve DARBEYİ-DARBECİLERİ övenlerden şikayetçiyim.

Şüphelilerin; TCK´nın halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçunu düzenleyen 216. maddesi, görevi kötüye kullanma suçunu içeren 257. maddesi ve mahkemeyi etkilemek suçunu düzenleyen 288. Maddesi çerçevesinde yargılanmaları gerekiyor. Şüpheliler ayrıca TCK´nın ´silahlı örgüt kurarak anayasal düzeni değiştirmek ve değiştirmeye çalışmak, yargının ve hükümetin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, seçilmiş meşru hükümete silahlı isyan, Türkiye Büyük Millet Meclisi´nin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs v.b.suçlarını düzenleyen 309,310, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316, 318, 319,maddelerinden de yargılanmalı.

Ayrıca diğer suçlar için de ilgili anayasalara yasalara kanunlara ve maddelere aykırılığın yanı sıra;, Anayasa 138.madde ihlali, 288.madde, 214.madde, 213., 216., 217., 218., 265., 266., 251., 39. 38/1. Ve 40.madde,125.madde, 220.madde, 657 sayılı devlet memurları kanununa , askeri kanunlara göre de işlem yapılmasını,

Yukarıdaki iddialardan dolayı ilgililere Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerinin uygulanması kamu davası açılmasını ve tüm medyada çıkan bu iddialarla ilgili idari veya hukuki kamu davası veya soruşturma açmayanlar, delilerin karartılmaması için açığa almayanlar ve görevden azletmeyenler veya istifasını istemeyenler de ayrıca anayasayı ve evrensel hukuku ve uluslararası anlaşmaları uygulamayanlarda suçludur

10 Aralık 2003 yılında anlaşması imzalanmış ve 9 Kasım 2006´da anlaşma yürürlüğe girmiş “Yolsuzlukları ve Görev Suistimallerini Önlemeye Yönelik BM Sözleşmesi”ni Yolsuzlukla Savaş kanunlarını 90.madde ve 5506 sayılı kanun çerçevesinde uygulamayarak görevini ihmal eden ve dolayısıyla görevini kötüye kullanan tüm yetkililerle ilgili de işlem yapılmasını dilerim. 21.02.2011 Adem ÇEVİK

Hasdal´ın kararttığı değerler

Gültekin Avcı (Bugün): Orgeneraller, Hasdal Askeri Cezaevi ziyaretini yapmamalıydı, yapamamalıydı. Genelkurmay´da taassup devam ediyor. Polis modern ve profesyonel dönüşümünü tamamladı. Ama postmodern darbenin aktörü, modern tavırlar bile göstermiyor. Postmodern çağın askeri için sadece üniforma yeterli değil. Düşünsel dinamikler itibarıyla 27 Mayıs 1960 darbesinden bugünün Genelkurmay´ına esaslı bir değişim yok. Hâlâ soğuk savaş refleksleri, hâlâ sivil üstü ima ve inisiyatifler. Her tutuklamada komuta kademesiyle dikkat celbedici toplantılar yapan veya başbakana koşup medyanın tansiyonunu yükselten generallerin demokrasi ve hukuk bilinci yoktur. Demokrasiye bağlılık sözle değil hal diliyle gösterilir. İlker Başbuğ, korgenerale TSK adına Ergenekon tutuklu ziyareti yaptırdı diyorduk. Bu sefer inanılmaz bir şekilde Org. Koşaner ve komuta kademesi toplu bir şekilde Hasdal´a indi.

Efendim insaf edin tutuklu olanlar silah arkadaşları büyütülmemeli denemez. Emniyet Genel Müdürü, tutuklanan Emniyet Genel Müdür Yardımcıları´nı neden ziyaret etmedi? Emniyetin komuta kademesi tutuklanmıştı. Üstelik tutuklanan Em. Gn. Md. Yardımcıları´nın suçu Hasdal´dakiler gibi ağırlaştırılmış müebbet hapsi gerektirecek vahamette suçlar da değil. Ayrıca tutuklanan emniyet mensupları için özel şartlarla donatılmış bir Hasdal yok. Aman iyi davranın, moralleri bozulmasın tarzında kayırılacakları bir ortam yok. Hepsi sivil cezaevlerine konuyorlar. Askeri mevzuata göre, tutuklanan veya mahkûm olan muvazzaf unsurlar askeri cezaevlerine konuyorlar. Hangi suç olursa olsun. Anayasal eşitlik prensibi nerede kaldı? Sivil mahkemenin tutukladığı muvazzafların da sivil cezaevlerine konulması gerekiyor. Mevzuat değişikliği yapılmalı. Zira suç da askeri bir suç değil. Askeri cezaevleri sivil cumhuriyet savcılarının kontrolünde değil.

Ordular siyasal ve ideolojik refleksler gösterdikçe, halk desteğini kaybederler ve toplumdan koparlar. TSK sadece bir ideolojik kampın hayat garantörü ve silahlı gücü imajı vermemeli. Bugünün askerini geçen asırların ´savaşçı´sından ayıran esas nokta profesyonelliktir. Profesyonel asker insanlara, ülkesine, milletine hissi veya ideolojik hassasiyetle bakmaz. Duygusal ve ideolojik refleksler gösteren bir askeri bürokrasi, devletin apolitik enstrümanı olma konumunu kaybeder. Böyle bir panoramada silahlı kuvvetlerden değil, silahlı siyasetten bahsetmek gerekir. Türkiye ve dünya kamuoyunun yakından takip ettiği Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda bürokratik aygıtlardan zirvede bir itina beklenir. Sükûnet ve etkisizlik içinde bulunması gereken birinci konum Genelkurmay´dır. Zira bu bürokrasi içinden pek çok emekli ve muvazzaf unsurun soruşturulması, tutuklanması ve yargılanması söz konusudur. Ve geçmişten bugüne darbe suçunu işleyenler sadece bu yapı içinden çıkmıştır.

Genelkurmay Başkanı´nın komuta kademesiyle darbe tutuklularını ziyareti, bu minvalde yürütülen soruşturma ve yargılamaları kasvete boğar. TSK´nın halk nezdindeki itibarını erozyona uğratır. Adalet duygusunu karartır. Yargıya ve kamuoyuna ciddi bir psikolojik harekâttır yapılan ziyaret. Her hal ve tavrının kamuoyunda nasıl algılanacağı konusunda kılı kırk yaran Genelkurmay, komuta kademesinin Hasdal´daki görünümünün nasıl yorumlanacağını iyi bilmektedir. ABD´nin meşhur başkanlarından Woodrow Wilson 1915´te Savunma Bakanı Henry Breckinridge´i acil olarak Beyaz Saray´a çağırmıştı. Başkan Wilson elindeki Baltimore Sun gazetesini sallayarak savunma bakanını sert bir şekilde azarlıyordu. Gazete Genelkurmay Başkanlığı´nın, Almanlar´la savaşa hazırlandığı haberini vermişti. Savunma Bakanı konudan haberi olmadığını söyleyince Wilson, Derhal araştır eğer bu doğruysa, Genelkurmay´daki bütün yetkilileri derhal görevden al ve sen de Washington´u terk et emrini verdi. ABD´de sivil yönetim kendi inisiyatif ve egemenlikleriyle hareket eden generallere asla müsamaha göstermedi. (Gültekin Avcı / Bugün)

Darbecilik en yüz kızartıcı suçtur

23 Şubat 2011 - Gülay Göktürk (Bugün): Genelkurmay Başkanı, Hasdal´daki komutanlar zimmet, rüşvet ve irtikaptan yargılanıyor olsaydı yine ziyaretlerine gider miydi? Tutuklu eşleri, kocaları nitelikli dolandırıcılıktan tutuklanmış olsaydı Anıtkabir´e gidip eşlerini tutuklayan mahkemeyi Ata´ya şikayet eder miydi? Hadi gittiler diyelim; kamuoyu onların bu densizliğine isyan etmez miydi? Biliyorum, nasıl olur da tutuklu komutanların durumunu yüz kızartıcı suçlardan yargılananlarla bir tutarsın denecek. Zaten bütün mesele de burada... Mesele, halkın seçtiği bir hükümeti düşürmek için kumpaslar kuranların, darbe tezgahlayanların yüzlerinin kızarmamasında. Eşlerinin ve çocuklarının da eziklik duymak yerine onları onurlu bir görev için risk alan kahramanlar olarak görmeye devam etmelerinde... Mesele, darbeciliğin hâlâ yüz kızartıcı bir suç olarak görülmemesinde... Bir hırsız bir kişinin malına mülküne göz dikmişken; darbecinin koca bir halkın en değerli mülküne, kendi kendini yönetme hakkına göz diktiğinin ve bunun bir halka karşı işlenebilecek en büyük suç olduğunun kavranılmamasında...

Türkiye´de herkes kendine göre suç ayrımcılığı yapıyor. Kimilerine göre mubah suçlar ve mubah olmayan suçlar var sanki. AK Parti´yi indirmek uğruna darbecilik yapmak mubah mesela. İsterse TCK´da suç olduğu yazsın... Kimisi bölücü teröristler, yurtsever teröristler diye ikiye ayırıyor teröristleri. PKK şiddet kullandığı zaman bölücü terörist diye saldırıyor ama cuntacılar cami bombalayıp namaza durmuş insanları öldürmeyi, gazetecilere suikast düzenlemeyi planladığında buna vatanseverlik diyor. Kimisi siyasi suç, adi suç ayrımı yapıyor. Böylece, siyasi suç gibi bir kavram icat etmekle kalmıyor; suçların bir kısmını adi olarak nitelediğine göre diğerlerini de asil saymış oluyor. Suçları yüz kızartanlar-kızartmayanlar olarak tasnif edenler ise bazı fiilleri hem suç olarak tanımlamış hem de bu suçları işlemenin utanılacak bir şey olmadığını söylemiş oluyor. O zaman neden suç? Suç olup da ayıp olmayan bir fiil olabilir mi?

Biz bu farklı suç tasniflerinden çok çektik ve hâlâ da çekiyoruz. Türkiye´de benim teröristim iyidir yanlışı bir türlü temizlenemedi zihinlerden. Herkes siyasi ideolojik çizgisini beğendiği grupların şiddetini şiddet saymadı. Sol tandanslı kamuoyu yıllar yılı bu yüzden PKK şiddetine karşı tavır alamadı. Kürt davasını haklı gördüğü için, bu dava uğruna şiddet kullanılmasını da haklı gördü. Şimdi aynı şeyi Kemalistler yapıyor. AK Parti´yi düşürme hedefini destekledikleri için, bu hedef uğruna bütün yöntemleri mubah görüyor, şiddet kullanılmasını (yani darbecilik yapılmasını) açık açık ya da mahcup bir biçimde destekliyorlar.

Üstelik onların bir mazereti daha var: Hayatları boyunca onlara ordunun siyasetin üstündeki büyük ağabey olduğu öğretilmiş. Ordunun cumhuriyeti koruma ve kollama misyonuyla taçlandırıldığı bir düzen içinde yetişip bugünlere gelmişler. Ordunun muhtıra vermesinin de, vesayet kurmasının da, vesayet dışına çıkanlar olduğunda düdük çalıp Meclis´i tatil etmesinin de gayet doğal karşılandığı on yıllar yaşanmış. Ama bir gün işler değişmiş. Komutanlar eskiden beri yaptıklarını yapmaya kalktıklarında bu en büyük suçtur denmiş. İşte bu değişikliği bir türlü intikal edemiyorlar. Zamanında aynı şeyi yapanlar omuzlar üstünde taşınırken, şimdikilerin hapse tıkılmasını bir türlü anlayamıyorlar.

Genelkurmay Başkanı Koşaner´in darbe sanıklarına yaptığı ziyaretin mesleki dayanışma jesti olarak görülüp normal karşılanmasının ardında da; tutuklu ailelerinin Anıtkabir ziyaretinin toplumda bir şaşkınlığa ve infiale neden olmamasının ardında da, toplumun bir kesiminin bu yeni durumu algılamada yaşadığı zorluk yatıyor. Ve bana kalırsa bu algılama zorluğu Türkiye´nin darbeci-vesayetçi gelenekle mücadelesinin en çetin faslını oluşturuyor. Diyebiliriz ki, darbecilikle en zorlu hesaplaşma mahkeme salonlarında değil, zihinlerde yapılacak gibi görünüyor. (Gülay Göktürk / Bugün)

Hasdal ziyaretinin perde arkası

02 Mart 2011 - Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner ve kuvvet komutanları, Balyoz Davası kapsamında Hasdal Askeri Cezaevi´nde tutuklu bulunan 24´ü general 102 muvazzaf subayı 17 Şubat´ta sürpriz bir şekilde ziyaret etmişti. Yaklaşık 3,5 saat süren görüşmede neler konuşulduğu sanık avukatlarından birinin anlatımıyla ortaya çıktı. Vatan Gazetesi´nden Kenan Butakın´ın haberine göre, tutuklu sanık Koramiral Kadir Sağdıç, Tümamiral Ali Semih Çetin ve Tuğamiral Mehmet Fatih Ilğar´ın avukatı Celal Ülgen, görüşmede tutuklu bulunan 24´ü general 102 muvazzaf subayı “Kor” rütbesindeki 5 subayın temsil ettiğini söyledi. Görüşmede ayrıca tutuklu bulunan alt rütbede bir subay da yer aldı.

Ülgen´in verdiği bilgiye göre, komutanlarla görüşen ´Kor´ rütbesindeki subaylar Harp Akademileri Komutan Yardımcısı Korgeneral Yurdaer Olcan, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, MEBS Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, Korgeneral Nejat Bek ve Korgeneral Mustafa Korkut Özarslan. Ziyarette Org. Koşaner, 5 “Kor” general ve amiralin tutuklamalarla ilgili şikayetlerini dinledi. Ülgen´in verdiği bilgiye göre, Genelkurmay Başkanı´nın cevabı ise şöyle oldu: “Biz sizin büyük bir komplo ile karşı karşıya olduğunuzu biliyoruz. Sabırlı olun Türk yargısı bunu çözecektir. Genelkurmay olarak bizim yapacağımız başka bir şey yok. Sizin arkanızdayız ya da yanınızdayız diyemeyiz. Ama sizlerden biriyiz, sizlerin içindeyiz.” Avukat Ülgen, bu görüşmenin kendisine müvekkillerinin aktardığını söyledi. (Vatan)

(22 Şubat 2011, 12:48), son güncel.: (02 Mart 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş Flaş!!! Balyoz´da 163 tutuklama

Mısır ve Türkiye için tarihi gün: 11022011

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3006    yazdır/print


 

JİTEM, Özel Harp´te eğitiliyordu

Ergenekon davasının tutuksuz sanığı emekli Albay Arif Doğan, JİTEM personelinin Özel Harp Dairesi (ÖHD) tarafından eğitildiğini açıkladı.

JİTEM, Özel Harp´te eğitiliyordu

Ergenekon davasının tutuksuz sanığı emekli Albay Arif Doğan, JİTEM personelinin Özel Harp Dairesi (ÖHD) tarafından eğitildiğini açıkladı.

Resmî makamlar tarafından kabul edilmeyen JİTEM´i kendisinin kurduğunu belirten Doğan, böyle bir birimin varlığını belgelerle de ortaya koyuyor. Eski ve halk arasında bilinen ismiyle Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olan askeri dairedeki deneyimli subay ve astsubayların JİTEM personeliyle özel olarak ilgilendiğini ifade eden Doğan, JİTEM´in sembolü olan akrep amblemli kartviziti de ilk kez Zaman ile paylaştı. Üniforma ve yazışmalarda kullanılmayan akrep ambleminin sınırlı sayıda olduğunu, kartvizitlerin arkasında kod numarası bulunduğunu anlattı. Bu rakamın, kişinin JİTEM arşivinde kayıtlı dosya ve kod numarası olduğunu söyledi.

Doğu ve Güneydoğu´da faili meçhul cinayetler, gasp, uyuşturucu ve insan kaçakçılığıyla ismini duyuran JİTEM, resmi makamlar tarafından kabul edilmese de kurucusu Arif Doğan, böyle bir birimin olduğunu belgelerle ortaya koyuyor. Öyle ki JİTEM´le ilgili ayrıntıların yer aldığı bir kitap da kaleme aldı. Kuruluşun başından ayrıldıktan sonra yanlış işler yaptığını savunan Doğan, bunu Ergenekon davasına ilişkin mahkemedeki savunmasında da yineledi. JİTEM biriminde görev alan personelin özel olarak seçildiğini söyleyen Doğan, kullanılan araç ve sembollerin de bu ölçüde olduğunu aktardı.

Doğan, ´JİTEM´i Ben Kurdum´ isimli kitabında bahsettiği ancak görseline yer vermediği akrep logosunun detaylarını da anlattı. JİTEM´in özel bir yazışma ve iletişim tekniği olduğunu belirten Doğan, kimi sembollerin anlamını yalnızca kendisi ile birimin arşivcisinin bildiğini öne sürdü. Akrep amblemi ile ilgili de şunları kaydetti: JİTEM´in amblemidir. Akrep, dünyada intihar eden ve kendine en sadık hayvandır. Ölümü gördüğünde başkası tarafından öldürülmeyi reddediyor ve intihar ediyor. On tane mermi varsa dokuz tanesini kullanırım, onuncusunu da kafama sıkarım. Yani mücadele ettiğim güçlerin, örgütlerine gidip teslim olmam. Onun için amblem olarak bunu seçtik. Arif Doğan, üniforma ve yazışmalarda bulunmayan akrep ambleminin sınırlı sayıda ve arkasında kod numaralarının bulunduğu kartvizitlerde kullanıldığını anlattı. Kartın arka yüzünde ´önce vatan sonra can´ ifadesi yazılı. Bunun yanında şahsın birim içinde kullanılan kod ismine tekabül eden ´kod numarası´ yer alıyor. Bu numara, kişinin JİTEM arşivinde kayıtlı bulunan dosya ve kod numarası olarak da kullanılıyor.

Güneydoğu´da yanlış bir politika izledik

JİTEM´in kurucusu Arif Doğan, uzun yıllar görev yaptığı Doğu ve Güneydoğu´da devlet eliyle yanlış politikalar izlendiğine dikkat çekti. Devletin bölge halkını yeniden kazanmak için geçmişe dönük özeleştiri yapması gerektiğini ifade eden Doğan, PKK ile Kürtlerin aynı kategoride değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Doğan, şunları kaydetti: Güneydoğu´da yanlış işler yapıldığını kabul etmek gerekiyor. Yeri geldi, bütün Diyarbakır´a PKK´lı gözüyle bakıldı. En büyük yanlış böyle başladı. Bizim hedefimizde Kürtler değil, PKK vardı. Ama kimi zaman katı politikalar izlendi. Bu da yöre halkını devlete karşı haklı olarak tavır almasına neden oldu. İyi şeyler yapmak için hâlâ vakit var. İnsanları kazanmak için öncelikle onların değerlerine saygı göstermek gerekiyor. ( Zaman)

(14 Şubat 2011, 11:15)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ERGENEKON SANIĞI ALBAY ARİF DOĞAN´LA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

JİTEM´i ispatlayan belgeler: Jand. Komutanı Korg. Hulusi Sayın´dan Arif Doğan´a tebrik yazısı

Aygan: Doğan, aklınca JİTEM´i gömecek

Arif Doğan mahkemede JİTEM´i savundu

JİTEM´in varlığını ispatlayan resmi belgeler

JİTEM´le ilgili tüm manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2964    yazdır/print


 

Vedat Aydın cinayeti hep faili meçhul kalmak üzere

Kapatılan Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın ölümü ile ilgili dava dosyası 5 ay sonra zamanaşımına giriyor.

Vedat Aydın cinayeti hep faili meçhul kalmak üzere

Kapatılan Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın ölümü ile ilgili dava dosyası 5 ay sonra zamanaşımına giriyor.

Cinayetin üzerinden tam 20 yıl geçtiğine dikkat çeken avukat Mahmut Vefa, dosyanın 5 Temmuz 2011 tarihinde zamanaşımından düşeceğini açıkladı. Vedat Aydın cinayetinin Kürt meselesinin dönüm noktalarından biri olduğu, PKK´nın Güneydoğu´da kitleleri harekete geçirme kabiliyetini bu cinayetten sonra geliştirebildiği ileri sürüldü.

Vedat Aydın, 5 Temmuz 1991 günü gece 24.00 sularında kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce ´ifadesi alınmak üzere´ evinden alındı. O gecenin tanığı olan eşi Şükran Aydın´ın ve avukatı Hüsniye Ölmez´in tüm çabasına rağmen bir daha izine rastlanmadı. Ta ki, üzerinde 8 kurşun yarası ve sayısız işkence izi bulunan cesedi iki gün sonra Ergani-Maden yolu üzerinde bulunana dek.

Vedat Aydın cinayeti bölgede yeni bir sürecin başlangıcı oldu. Bu cinayetten önce de infazlar yaşanıyordu ancak simgesel isimlere yönelik ilk büyük eylemdi. O yüzden de Aydın´ın cenaze töreni bölgedeki ilk kitlesel eyleme dönüştü. Binlerce kişinin katıldığı cenazede çıkan olaylarda da 13 kişi öldü, çok sayıda katılımcı da yaralandı. Aydın´ın ailesi 1991 yılından beri bu cinayetin sorumlularının hesap vermesi için mücadele veriyor. Ancak, cinayeti aydınlatmak için harekete geçmeyen mekanizma, ailenin geri kalanını hedef haline getirdi. Eşinin öldürülmesinden sonra şikâyetçi olarak emniyete giden Şükran Aydın, dönemin Diyarbakır Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ (1996´da Susurluk kazasında öldü) tarafından sorgulandı ve ölümle tehdit edildi. 5 yıl boyunca JİTEM tarafından yakın takibe alındığını belirten acılı eş, 1991´den bugüne kadar tam 60 kez gözaltına alındığını söylüyor.

Bu cinayet, Diyarbakır´da devam eden JİTEM davalarında da suçlamalar arasında yer aldı. Ancak iki dosya da yıllardır sürüncemede bırakıldı. Birine 8 yıl boyunca mahkeme arandı. Diğeri ise Jandarma Genel Komutanlığı ile mahkeme arasında gidip gelen JİTEM var mı, yok mu? yazışmalarının gölgesinde zamanaşımına düşeceği günü bekliyor. ( Zaman)

(08 Şubat 2011, 12:30)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

Donanma´da zemine gizlenmiş 10 çuval belge manşetlerimiz

Flaş!!! Donanma´da arama: 10 çuval belge

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2933    yazdır/print


 

Aygan´dan mahkemeye 117 JİTEM cinayeti listesi

JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan, Diyarbakır´da devam eden faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında ilk kez resmi olarak ifade gönderdi. PKK itirafçısı ve JİTEM tetikçisi Aygan, ifadesinde 117 kişinin JİTEM tarafından öldürüldüğünü söyledi. Taraf, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´na iletilen 21 sayfalık dilekçeye ulaştı. Aygan´ın gönderdiği ifadede JİTEM tarafından öldürüldüğü öne sürülen kişilerin listesi de yer aldı. Listede Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, Albay Rıdvan Özden, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın yanısıra Bingöl-Elazığ karayolunda 33 askerin öldürüldüğü olay da yer aldı. Aygan, Süleyman Demirel´den Tansu Çiller´e kadar birçok kimse hakkında açıklamalar yapacağını da belirtti. Aygan, soruları yanıtlarken gözyaşlarını tutamadığını söyledi.

Aygan´dan mahkemeye 117 JİTEM cinayeti listesi

JİTEM tetikçisi Abdülkadir Aygan, Diyarbakır´da devam eden faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında ilk kez resmi olarak ifade gönderdi. PKK itirafçısı ve JİTEM tetikçisi Aygan, ifadesinde 117 kişinin JİTEM tarafından öldürüldüğünü söyledi. Taraf, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´na iletilen 21 sayfalık dilekçeye ulaştı. Aygan´ın gönderdiği ifadede JİTEM tarafından öldürüldüğü öne sürülen kişilerin listesi de yer aldı. Listede Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, Albay Rıdvan Özden, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın yanısıra Bingöl-Elazığ karayolunda 33 askerin öldürüldüğü olay da yer aldı. Aygan, Süleyman Demirel´den Tansu Çiller´e kadar birçok kimse hakkında açıklamalar yapacağını da belirtti. Aygan, soruları yanıtlarken gözyaşlarını tutamadığını söyledi.

Taraf, Abdülkadir Aygan´ın Diyarbakır Başsavcılığı´na gönderdiği 21 sayfalık ifadeye ulaştı. Aygan´ın resmî olarak verdiği ilk ifade olan 21 sayfalık metinde en çarpıcı bölüm olarak JİTEM´in yaptığı eylemler ve ölüm listesi ön plana çıktı. Aygan´ın ifadesinde sorular dışında ek bilgiler de verdiği öğrenildi. Buna göre Aygan, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım hakkında bildikleri ve akibeti konusunda da bilgi verdi. Aygan dönemin siyasi, idari ve askerî sorumluları (Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Hayri Kozakçıoğlu, Ünal Erkan, Hasan Kundakçı, Doğan Güreş ve Hikmet Köksal) hakkında da açıklamalar yaptı.

Gözyaşlarımı tutamadım

Aygan, soruları yanıtlamasının tam beş saat sürdüğünü ifade etti. Cihan´a konuşan Aygan, şunları söyledi: Yıllardır Türk savcılarına yaptığım çağrı nihayet yankı buldu ve kendileri gelmese de soruları geldi... Bu saatten sonra tükürdüğümü yalayamazdım. Üzerime düşeni yaptım. Geçmişteki olayları hatırlamak istemesem de, ara sıra geçmişte tanık olduğum üzücü durumları hatırladıkça gözyaşlarıma hâkim olamasam da anlatmalıydım. Uzunca soru listesine 5 saat içerisinde bilgim dahilinde cevaplar verdim, izahlar getirmeye çalıştım. İfade işlemim sabah saat 10.00´da başladı. Bir öğle arasından sonra 17.00´ye kadar sürdü. 27 soru ele alındı. Fotoğraf teşhisleri var daha. Toplam 70 soruyu geçebilir de... Biz ilk 70 biliyoruz; ama ek sorularla artabilir. Ben de bazı konuları ekstra açıklayacağım. Dolayısıyla da daha da artabilir. Demirel´den Çiller´e kadar birçok kimse hakkında açıklamalar yapacağım.

İşte ölüm listesindeki 117 kişi

Aygan´ın JİTEM tarafından öldürülenler başlığıyla savcılığa verdiği ve 117 kişinin adının yer aldığı eylem listesi şöyle ( Taraf):

Necati Aydın

Mehmet Ay

Ramazan Keskin

Mehmet Salih Dönen

Mehmet Saim Dönen

Murat Aslan

Hasan Ergül

Mehmet Emin Kaynar

İzettin Acet

Ercan Başer

İhsan Haran

İdris Yıldırım

Abdülkadir Çelikbilek

Vedat Aydın

Behzat Özkan

Behattin Turan

Nevzat Kelekçi

Hafzı Ekenci

Mustafa Ata

Ramazan Yazıcı

Fahriye Mahmut

Mahmut Mahmut

Veysi Tekin

Fevzi Erkal

Lütfi Uyar
Mehmet Nacar

Mehmet Güngör

Zübeyr Uygun

Mustafa Uygun

Sıddık Uygun

Mehmet Akıncı

Şeyhmuz Akıncı

Mehmet Mehmet Saydın

Mehmet Şah İkonsoy

Servet Aslan

Fatma Aslan

Şemsettin Tek

Sıddık Etyemez

Ahmet Ceylan

Şahabettin Latifeci

Nizamettin Ece

Abdulkadir Zogurlu

Zana Zogurlu

Talat Akyıldız

Zahid Turan

Fikri Özgen

Orhan Cingöz

Mehmet Bektaş

Şerif Avşar

Musa Toprak
Mehmet Şen

Metin Can

Hasan Kaya

Mehmet Sincar

Hakkı Kaya

Fethi Yıldırım

Turgut Yenisoy

Doktor Recai Aydın

Ali Tekdağ

Seyithan Ulumaskan

Sadık Ulumaskan

Edip Aksoy

Muhsin Gül

Mehmet Kılıç

Albay Rıdvan Özden

Lice´de (1993.10.22) Bahtiyar Aydın ve 15 kişinin öldürülmesi

1993´te Bingöl-Elazığ karayolunda 33 er ve dört sivilin öldürülmesi

Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan ve 5 polisin şehit edilmesi

Avukat Mustafa Özer´in arabasının altında C4 patlayıcı bombanın patlatılması

Mardin-Kızıltepe´de Renault marka bir otomobilin C4 ile patlatılması.

Gencan´da bulunan iki kimliği belirsiz ceset

Hani yolunda cesedi bulunan kimliği belirsiz bir kadın cesedi

Hani eski yolu ve Gencan Köyü kavşağında bulunan kimliği belirsiz iki erkek cesedi

Gencan-Hani yol kavşağında kimliği belirsiz bir erkek cesedi

Abdulkadir Aygan´la ilgili manşetlerimiz

(07 Şubat 2011, 16:39)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

JİTEM´den bordrolu Aygan hakkında geniş bilgi

JİTEM´in varlığını ispatlayan resmi belgeler

JİTEM´le ilgili tüm manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2925    yazdır/print


 

Devrimci Karargah Ergenekon´u bitirmek için kuruldu

Devrimci Karargah soruşturması kapsamında hazırlanan üçüncü iddianame dün kabul edildi. İddianamede, eski polis müdürü Hanefi Avcı´nın, ´Devrimci Karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım´ ve ´terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme´ gibi suçlardan 51 yıl hapsi istendi. Örgütün amacı ise ´kaos ortamı oluşturarak, Ergenekon soruşturma ve davaları sürecini sabote etmek, daha fazla genişlemeden durdurmak´ olarak aktarılıyor. Hatırlanacağı gibi Ergenekon davasının firari sanığı ÇEV Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer, ´Askerler bir ihtilal yapmazsa Ergenekon davası bizi bitirecek´ diye açıklama yapmıştı. Devrimci Karargah 3´ncü davası 13 Nisan 2011´de başlıyor.

Devrimci Karargah Ergenekon´u bitirmek için kuruldu

Devrimci Karargah soruşturması kapsamında hazırlanan üçüncü iddianame dün kabul edildi. İddianamede, eski polis müdürü Hanefi Avcı´nın, ´Devrimci Karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım´ ve ´terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme´ gibi suçlardan 51 yıl hapsi istendi. Örgütün amacı ise ´kaos ortamı oluşturarak, Ergenekon soruşturma ve davaları sürecini sabote etmek, daha fazla genişlemeden durdurmak´ olarak aktarılıyor. Hatırlanacağı gibi Ergenekon davasının firari sanığı ÇEV Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer, ´Askerler bir ihtilal yapmazsa Ergenekon davası bizi bitirecek´ diye açıklama yapmıştı. Devrimci Karargah 3´ncü davası 13 Nisan 2011´de başlıyor.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Kadir Altınışık tarafından Hanefi Avcı´nın da aralarında bulunduğu 14´ü tutuklu 22 kişi hakkında hazırlanan iddianame üzerindeki incelemesini tamamladı. Mahkeme heyeti, 129 sayfalık iddianamenin oybirliğiyle kabulüne ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

Sanıklar, 13 ve 15 Nisan 2011´de ilk kez Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde hakim karşısına çıkacak. İddianamede, örgütün kuruluş ve yeniden harekete geçirilmesi süreçleri anlatılıyor. 2009 yılında Selimiye Kışlası´na havan topu atılması, AK Parti İstanbul İl binasına bomba bulunan paket gönderilmesi, 27 Nisan 2009´daki Bostancı´da bir polisin şehit olduğu çatışma ve son olarak Beşiktaş´taki bir banka şubesine bomba bırakılması olarak örgütün toplam dört eylemi sayılıyor. Yine soruşturma kapsamında ifadesi alınan gizli tanık, Ergenekon soruşturmasının yürütüldüğü ortamda, Türkiye´de bu aşamadan sonra yapılacak şiddet içerikli terör eylemlerinin tek bir amacı olabilir; o da yapılan Ergenekon soruşturmasını sabote etmektir. diyor. İddianameden aktaralım: Orhan Yılmazkaya´nın öldürülmesinden sonra Devrimci Karargah terör örgütü Türkiye sorumlusu olduğu anlaşılan Ulaş Erdoğan´ın, Serdar Kaya´nın devrime ve devrimci mücadeleye hizmet etmeyecek ancak Ergenekon çetesinin istekleri ve beklentilerini karşılayacak eylemlere bizi yöneltmeye çalışması kabul edilebilir değildi. şeklindeki beyanları birlikte değerlendirildiğinde, Devrimci Karargah´ın devam etmekte olan Ergenekon soruşturmasını etkilemek ve demokratikleşme reformlarını sabote etmeyi amaçladığı kanaatine varılmıştır.

Soruşturmayı deşifre ediyor

Avcı´nın soruşturmaya ilişkin bilgileri deşifre etmesinin ardından Nejdet Kılıç´ın Beyoğlu´ndaki evinde yapılan aramada elde edilen el yazımı dokümanların içerisinde soruşturmanın tarih ve sayısının yer aldığı notlar ele geçiriliyor. İddianamede, Hanefi Avcı´nın, gizli belge niteliğini taşıyan mahkeme kararını usulsüz olarak elde ettiği ve Devrimci Karargah örgütü (DKÖ) şüphelisi Nejdet Kılıç´la paylaştığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın Devrimci Karargah Örgütü ve şüphelilerine yardımda bulunduğu tespit edilmiştir.´ deniliyor. Hanefi Avcı´nın iş adresinden elde edilen kasetlerin, mahkeme kararına dayanmaksızın yapılan dinlemeler sonucunda elde edildiği belirtiliyor. Avcı´nın ikametinden elde edilen otomatik tüfek ve tabancaların ruhsat süreleri dolmasına ve veriliş amacına uygun şartların ortadan kalkmasına rağmen şüpheli tarafından ilgili kurumuna iade edilmediği anlatılıyor.

İddianamede örgütün stratejisi ve amacı şöyle özetleniyor: Hiçbir taban kazanma çabası göstermeden pek çok örgütten eleman devşirebilen, yurtdışından yönetilen ve finanse edilen, gelişmiş istihbarat taktik ve teknikleri konusunda deneyimli, hassas ve şifreli haberleşme kaynaklarını kullanabilen terör örgütünün, eylem-hedef ve stratejisiyle toplumda devlete olan güveni sarsma, kamu düzenini bozma ve kaos ortamı oluşturma gayreti içerisinde olduğu, devlet otoritesi ve hükümeti yıpratmaya yönelik faaliyetlerde bulunduğu kanaatine varılmıştır.

Hanefi Avcı´ya 51 yıl hapis talebi

İddianamede, tutuklu sanıklardan Hanefi Avcı, ´Devrimci Karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım, yargı görevini yapanı etkileme, soruşturmanın gizliliğini ihlal, terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme, ruhsatsız silah bulundurmak, zincirleme şekilde kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek´le suçlanıyor. Avcı´nın toplam 23 yıl 1 ay ile 51 yıl 9 ay arasında değişen hapisle cezalandırılması talep ediliyor. Sanıklar arasında Avcı´nın eşi Şenay Avcı da var. Şenay Hanım´ın, ´ikametinde bulunan birden fazla ruhsat süreleri dolmuş silahı bulundurma´ suçundan 7 yıl 6 aydan 12 yıla kadar yargılanması isteniyor. Hanefi Avcı´nın kullandığı telefon hattının sahibi olduğu öne sürülen tutuklu sanık Nejdet Kılıç da ´Devrimci Karargah terör örgütü üyesi olmak´la suçlanıyor. İstenen ceza ise toplam 9 ila 18 yıl. İddianamede diğer sanıklar hakkında da farklı suçlardan değişen miktarlarda ceza isteniyor.

Avcı´nın cd´lerinden 2003 darbe planları çıktı

Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´dan ele geçirilen CD´lerde önemli bilgilerin bulunduğu belirtildi. JİTEM ile bu yapılanma adına yapılan infaz, bombalama, darbe planlamasına ait metinler ve yağma eylemleri konu başlıklarının yer aldığı kaydedilen bir CD´de Veli Küçük, Cem Ersever ve darbe planlamasına ait metinler, başlıklı konuların da bulunduğu ifade edildi. İddianamede Avcı´dan ele geçirilen CD´lerde yer alan bilgilerin konu başlıkları sıralandı. 8 No´lu CD´nin incelemesinde CD´nin 25 Şubat 2003 tarihinde oluşturulduğu belirtildi. CD´nin içinde yer aldığı belirtilen bilgilere ilişkin konu başlıkları şöyle: TSK´da örgütlenmiş terör örgütleriyle iltisaklı kişiler. TİT (Türk İntikam Tugayı) ile ilgili bilgiler. Ergenekon soruşturması kapsamında hakkında işlem yapılan kişi ve kuruluşlara ait bilgiler. Aydınlık dergisinin gizli istihbarat teşkilatı gibi kişisel verileri toplayarak raporladığına dair bilgiler. Yeşil Kod Mahmut Yıldırım´la ilgili bilgiler. İtirafçı İbrahim BABAT, faili meçhul olay/eylemler, faili meçhul eylemlerde devlet içindeki çetelerin rolü hakkındaki bilgiler. Arif Doğan, Veli Küçük, A. Cem Ersever, JİTEM ve faaliyetleri. JİTEM adına gerçekleştirilen infaz, bombalama, nitelikli yağma ve kundaklama eylemleri. Gizli ve kişiye özel gizlilik dereceli askeri belgeler. Darbe planlamasına ait metinler.

PKK kamplarında 3 yıl silahlı eğitim

İddianamede, örgütün silahlı kanadının PKK tarafından eğitildiği aktarılıyor. İşte o bölüm: Devrimci Karargah terör örgütü 9 No´lu bildirisinde ´2005 yılının yaz aylarında, Bedrettin Hareketi ve 16 Haziran Hareketi kadrolarının birleşmesiyle´ kurulduğunu ve 3 No´lu bildirisinde ´Devrimci Sol, artık bir Devrimci Karargah bileşeni olma kararı almıştır´ şeklindeki açıklamasıyla Dev-Sol´un bünyesine katıldığını duyurmuştur. Örgütün askeri yapılanması olan Silahlı Devrim Müfrezelerine (SDM) bağlı Şehit Ongan Müfrezesi içerisinde faaliyet gösteren Orhan Yılmazkaya´nın da içinde bulunduğu bazı militanlar PKK/KONGRE-GEL terör örgütü mensubu ENVER KOD İsmail BERKA aracılığıyla Van ilinde karşılanmıştır. Buradaki bağlantılarla birlikte sınırı geçip önce İran´da bulunan ´Kelareş Kampına´, oradan da Kuzey Irak´ta bulunan ´Zap Kampına´ gitmişler, burada ´askeri ve siyasi eğitim´ almışlardır. Yaklaşık üç yıl kadar bir süre terör örgütü PKK/KONGRA-GEL tarafından eğitilen ve 2008 yılında Türkiye´ye giriş yapan Devrimci Karargah örgüt mensupları İstanbul´a geçerek hücre evlerinde faaliyetlerine başlamışlardır.

Terör örgütlerini bir araya topluyorlar

Tutuklu sanık Nejdet Kılıç´ın, (Devrimci Karargah terör örgütünün devrimci gruplar ile yan yana durup iş yapma stratejisinin gereği olarak) sol terör örgütlerinde kurucu, aktif ve sorumlu düzeyde faaliyet yürütmüş bir kısım kişileri buluşturmaya çalıştığının belirlendiği ifade ediliyor. Kılıç´ın, terör örgütü geçmişi olan bazı kişileri bir araya toplamaya çalıştığı aktarılıyor. İddianamede, Hanefi Avcı´nın Eskişehir´deki çalışma ofisinde ele geçirilen kasetlere ilişkin parmak izi çalışmalarına yer veriliyor. Kasetlerin içinde bulunduğu çanta ile birlikte delil torbasına konulan iki adet naylon poşet üzerinde 65 adet vücut izi tespit edildiği anlatılıyor. İddianamede, Bahse konu çanta üzerinde parmak izi çalışması yapılabilmesi için İstanbul Emniyet Müdürlüğü´ne gönderilmiş, olay yeri inceleme ve kimlik tespit şube müdürlüğü görevlilerince mühürlü torba içerisinden çanta ile birlikte çıkan iki adet naylon poşetlerin üzerinden (65) adet vücut izi elde edilmiştir. Mevcut izlerin mukayeseleri devam etmekte olup, ilgili raporlar gönderildiğinde dosyasına konulacaktır. deniliyor.

Örgütün iki ayağı: Silahlı kanat ve cephe yapılanması

Silahlı Devrim Müfrezeleri, örgütün silahlı kanadı olarak anlatılıyor. İddianamede, İstanbul´daki eylemleri Şehit Ongan Müfrezesi´nin yaptığının belirlendiği ifade ediliyor: Müfrezelerde görev alan örgüt mensuplarının 3-4 kişiden oluştuğu, silah ve patlayıcı eğitimi aldıkları, metropollerde sansasyonel nitelikte eylemler gerçekleştirmek üzere eğitildikleri görülmüştür. Ayrıca, örgütün metropollerde faaliyet gösteren Halk Savunma Güçleri (HSG) isimli bir milis yapılanmasının da bulunduğu. Bu yapının genelde sokak eylemleri ve Silahlı Devrim Müfrezeleri´ne destek amaçlı kurulduğu tespit edilmiştir. Devrimci Karargah terör örgütüne yönelik yapılan operasyonda yakalanarak tutuklanan Ulaş Erdoğan´a ait ´Secure Digital´ marka ´813100706000´ seri numaralı ´2GB´ kapasiteli dijital malzeme içerisinde ele geçirilen ´ORGUTLENME PERSPEKTIFI2´ isimli iki sayfadan oluşan ´değerli yoldaşlar´ başlığı ile başlayan belge içeriğinde; Yoldaşlar, bildiğiniz gibi, örgütlenme tarzımızın bir daimi askeri ve devrimci şiddeti içeren bir ayağı, bir de bu tarzın motive ettiği devrimci ve atılgan kitle ruhunu örgütleyen ayağı vardır. Örgütlenmemiz bu iki ayak üzerinde yürüyebildiğince sağlıklı ve yol alıcı olacaktır. Aksi, mecazın da gösterdiği gibi topallayacak, hatta yere düşecektir. şeklinde geçen içerikte de Devrimci Karargah terör örgütünün ´silahlı alan ve cephe yapılanması´ olarak iki şekilde örgütlendiği belirtilmiştir.

Örgüt üyesinden ihbar maili: Gömülü mühimmat çıkardık

Devrimci Karargah terör örgütüyle ilgili hazırlanan iddianamede, örgütün İstanbul ve çevresinde gömülü mühimmatlar çıkardığı aktarılıyor. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü´ne 30 Ağustos 2009 tarihinde 15509083019 sayılı mesaj numarası ile gönderilen e-mail ihbarında örgütün silahlarıyla ilgili şu bilgiler veriliyor: Ergenekon örgütü İstanbul ve çevresinde daha önce çeşitli yerlere gömülü vaziyetteki ve İstanbul dışındaki villa tipi evlerde sakladıkları silah, el bombaları, LAW silahlarını bizlere söyleyerek almamızı sağladılar. Söyledikleri yerlerin çok az bir kesimi boş çıksa da çoğunluğu da çok sayıda mühimmat alındı ve çıkarıldı. Bu silahların bizden önce DHKP-C örgütüne de verildiği söyleniyor. Bize en son bir askerî yetkili tarafından çok miktarlarda askeriyeye ait silah patlayıcı teçhizat verildi. Biz üslerimize sorduğumuzda neden biz bunlardan silah alıyoruz dediğimizde askeriye içerisinde solcu subaylar var onlar bize destek sunuyorlar denildi ama görüyorum ki bizi yurtdışına çıkartanlar da bize silah mühimmat verenler de Ergenekon´un ta kendisi ve bu örgüt Ergenekon ve PKK kontrolünde ve denetiminde bir yapı.

İddianamede ayrıca 2008 yılında 1´inci Ordu Komutanlığı´nın bulunduğu Selimiye Kışlası´na yapılan havan saldırısı ile ilgili çarpıcı bilgiler yer alıyor. İddianameye göre 7 Ağustos 2008 tarihinde Karacaahmet Mezarlığı içerisinden 4 adet 60´lık havan mermisi ile Selimiye Kışlası hedef olacak şekilde ateşlenmesi eyleminde kullanılan ve olay yerinde ele geçirilen materyallerle ilgili olarak TSK tarafından kriminal inceleme yapıldı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK´lığı) 1´inci Ordu Komutanlığı´nın 16 Eylül 2008 tarihli 4070-103-08/Tük.mlz.Ks. (Müht) sayılı yazısında; söz konusu mühimmat parçalarının Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) envanterinde bulunan 60 mm´lik havan mühimmatı ile aynı özelliklere sahip olduğu tespit edilmiştir. ifadeleri yer alıyor.

Strateji: Akan kan durmamalı

İddianamede Devrimci Karargah´ın stratejisi de net olarak ortaya konuluyor. Strateji, Devrimci Karargah terör örgütünü deşifre eden ´Son Tezgah´ isimli gizli tanık beyanında, Devrimci Karargah terör örgütü, Ergenekon soruşturmasıyla ilişkileri açığa çıkarak yıpranan ve taban kaybeden terör örgütlerinden kopan kitleleri etrafında toplamak için eylemlere başlamıştır. Eskimiş yüzler tasfiye edilerek adı kirlenmemiş yeni bir terör örgütüyle bu ülkede akan kanın devam etmesini istiyorlar. şeklinde ifadeye de yansıdı. Devrimci Karargah terör örgütünün en kısa anlamda stratejisinin ´Türkiye devrimci hareketini birleştirme ve devrimci bir çatı altında toplama´ sloganını kullanarak terör ve şiddeti devam ettirme olduğu değerlendirilmiştir. denildi.

Öte yandan iddianamede Orhan Yılmazkaya´nın bilgisayarından elde edilen bir belgede, Devrimci Karargah örgütünün Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) içinde yapılandığı ve kabul gördüğünün bildirildiği kaydedildi. İddianamedeki belgede partinin yayın organı olan Sosyalist Demokrasi gazetesinde örgüt mensuplarının yazılarının yayınlandığının belirtildiğine yer verildi. SDP Başkanı Rıdvan Turan´ın, Orhan Yılmazkaya´nın anısına 3 Mayıs 2009 tarihinde düzenlenen anma törenine katıldığı da iddianamede yer aldı.

Devrimci Karargah´ın üssü Beyoğlu Tosbağa Sokak

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın da sanık olarak yer aldığı Devrimci Karargah davasının iddianamesi, polisin örgütü nasıl deşifre ettiğini ortaya koydu. Devrimci Karargah´ın yöneticilerinden Necdet Kılıç´ın İstanbul Beyoğlu Tosbağa Sokak´taki evine gelenleri takibe alan polis, örgütü çözdü. Dinlemeye alınan cep telefonları Hanefi Avcı bağlantısına götürdü. Aralarında eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın da bulunduğu 22 sanıklı Devrimci Karargah davasının iddianamesi kabul edildi. İddianamede yer alan bilgiler polisin örgütü nasıl deşifre ettiğini ortaya koydu. AK Parti binası ve 1. Ordu Komutanlığı´na saldırılarla ismini duyuran Devrimci Karargah´ın yöneticilerinden Necdet Kılıç´ın İstanbul Beyoğlu Tomtom Mahallesi Tosbağa Sokak´taki evine gelenleri takibe alan polis, örgütün yeniden yapılanma faaliyetleri kapsamında harekete geçtiğini belirledi. Kılıç´ın evine gelenlerin cep telefonlarını dinlemeye alan istihbarat polisleri, Hanefi Avcı´nın da örgütle bağlantısını deşifre etti.

Avcı´dan Kılıç´a fısıltı

Devrimci Karargah örgütü AK Parti´nin Sütlüce´deki binasına yönelik bombalı eylem ve Üsküdar´daki 1. Ordu Komutanlığı Selimiye Kışlası´na havan saldırısıyla adını duyurmuştu. Bu iki eylemin ardından operasyon yapan polis, örgütün lideri Orhan Yılmazkaya´yı Bostancı´daki çatışmada ölü ele geçirerek örgüte darbe vurmuştu. İddianamede yeniden yapılanmaya giden örgütün deşifre edilmesi ve Hanefi Avcı´yla bağlantılarına ilişkin istihbarat ve terörle mücadele ekiplerinin ortaya çıkardığı ilginç detaylara yer verildi. Buna göre, 053174... ve 0507363... nolu telefonları dinlenen örgütün yöneticilerinden Nejdet Kılıç, sol gruplar arasında birleştirme amaçlı toplantılar yaptı ve örgüte eleman kazandırmak için harekete geçti. Hanefi Avcı da Kılıç´a polisin yaptığı takiple ilgili bilgiler verdi. Kılıç´ın evinden çıkan el yazımı dökümanların içerisinde gizli soruşturmanın tarih ve sayısının da yer alması Avcı´nın örgüte yardımda bulunduğunu ispatladı. Kılıç´a soruşturmadan kurtulması için telefonda taktikler verdiği de tespit edilen Avcı, soruşturma devam ederken yazdığı Haliç´te yaşayan Simonlar´ adlı kitabının 500. sayfasında ise İstanbul´da yapılan yasa dışı dinlemelere örnek olarak kendisi ve Necdet Kılıç´ın telefonlarının dinlendiğini yazarak, şüphelilerin teknik ve fiziki takibini deşifre etti.

Kılıç´ın evi bağlantıyı çözdü

Polis ekipleri, gelişmiş istihbarat taktik ve teknikleri konusunda deneyimli, hassas ve şifreli haberleşme kaynakları kullanabilen örgüt elemanlarını deşifre etmek için Kılıç´ın İstanbul Beyoğlu Tomtom Mahallesi Tosbağa Sokak´ta bulunan evinin çevresinde fiziki ve teknik takip başlattı. Çalışmalar sonucunda Ceyhun Ünlü ve Tuğrul Çakır adına kayıtlı numaralar evin çevresinde sinyal verdi. Çakır adına kayıtlı 053173070... nolu telefon Kezban Küçük isimli şahıs tarafından, Ceyhun Ünlü adına kayıtlı 053173070.... nolu telefonun ise Hanefi Avcı tarafından kullanıldığı belirlendi.

Kitaptan sonra teknik takibe önlem

Şüpheli Nejdet Kılıç´ın evi çevresinde yapılan teknik çalışma neticesinde tespit edilen ve birebir kullanıldığı anlaşılan telefon numaralarının şüpheli Hanefi Avcı ve Kezban Küçük tarafından kullanıldığı, ayrıca Nejdet Kılıç´a ait 1898728... sayılı hizmet numaralı ADSL´den kezbankerman@hotmail.com e-posta adresinin de kullanıldığı tespit edildi. Hanefi Avcı´nın yazdığı kitapla dinlemeleri deşifre etmesi sonrası örgüt üyelerinin birbirlerini uyardıkları da iddianamede yer alan bilgiler arasında.

El kitabı Amerikan malı

Devrimci Karargah iddianamesinde örgütün Amerika Birleşik Devletleri Özel Kuvvetlerinin taktiklerini kullandığı belirtiliyor. Buna göre, Selimiye Kışlası´na düzenlenen saldırıda kullanılan el yapımı havan, TM 31-210 isimli ABD Özel Kuvvetleri için hazırlanan kitapçıkta belirtilen el yapısı havan ile büyük oranda benzerlik gösterdi. TM 31-210 isimli kitapçık kapağındaki, Department Of The Army Technical Manual ibaresinin ´Ordu Teknik Talimname Dairesi´ anlamına geldiği, Improvised Munitions Handbook ibaresinin ´Pratik Harp Silahları El Kitabı´ anlamına geldiği, Headquarters, Department Of Army ibaresinin ise ´Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Ana Karargah´ anlamına geldiği vurgulanıyor. Kitapçıklar patlayıcı alet yapımı konusunda bilgiler sunuyor. ( Yenişafak, Zaman)

(05 Şubat 2011, 11:39)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

Flaş!!! Avcı´ya ´Devrimci Karargah´ gözaltısı

Hanefi Avcı´nın iddiaları manşetlerimiz

Avcı´nın amacı soruşturmayı engellemek

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2914    yazdır/print


 

DKÖ iddianamesine kabul: Avcı sanık

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın da aralarında bulunduğu 22 kişi hakkında ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) soruşturması kapsamında hazırlanan iddianameyi kabul etti. Devrimci Karargah Örgütü hakkında daha önce de iki iddianame hazırlanmış, davaları İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülmekte olan bu iki iddianame birleştirilmişti. Bugün kabul edilen 3´ncü iddianamede, tutuklu sanık Hanefi Avcı´nın eşi Şenay Avcı da 22 sanık arasında yerini aldı. Avcı´nın 51 yıl 9 aya kadar, eşi için de ruhsatsız silahları saklamaktan dolayı 12 yıla kadar hapis cezası istendi.

Devrimci Karargah iddianamesi kabul edildi

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın da aralarında bulunduğu 22 kişi hakkında ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) soruşturması kapsamında hazırlanan iddianameyi kabul etti. Devrimci Karargah Örgütü hakkında daha önce de iki iddianame hazırlanmış, davaları İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülmekte olan bu iki iddianame birleştirilmişti. Bugün kabul edilen 3´ncü iddianamede, tutuklu sanık Hanefi Avcı´nın eşi Şenay Avcı da 22 sanık arasında yerini aldı. Avcı´nın 51 yıl 9 aya kadar, eşi için de ruhsatsız silahları saklamaktan dolayı 12 yıla kadar hapis cezası istendi.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Kadir Altınışık tarafından Avcı´nın da aralarında bulunduğu 14´ü tutuklu 22 kişi hakkında hazırlanan iddianame üzerindeki incelemesini tamamladı. Mahkeme heyeti, iddianamenin kabulüne karar verdi. Avcı´nın da aralarında bulunduğu 14´ü tutuklu 22 kişi hakkında hazırlanan iddianameyi oy birliğiyle kabul eden İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, tensip incelemesi sonucunda davanın ilk duruşmalarının 13 ve 15 Nisan 2011 tarihlerinde Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesinde yapılmasına karar verdi.

Mahkeme heyeti, ´Devrimci Karargah´ adlı silahlı terör örgütünün varlığı, yapısı, varsa eylemleri konusunda detaylı bilgilerin istenilmesi için İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı, Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığına yazı yazılmasını da kararlaştırdı. Avcı´nın da aralarında bulunduğu 14 tutuklu şüphelinin, ´terör örgütü üyesi´ olduklarına ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması ve devam etmesi ile atılı eylemin CMK´nın 100. maddesinin 3. fıkrasında sayılan suçlardan olması dikkate alınarak tutukluluk hallerinin devamına karar veren mahkeme heyeti, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ´Devrimci Karargah Örgütü´ davası dosyasının bir örneğinin dijital ortamda istenmesine hükmetti.

Hanefi Avcı´ya 51 yıl, eşine 12 yıl hapis istendi

Devrimci Karargah terör örgütüne ilişkin hazırlanan iddianamede, tutuklu sanık Hanefi Avcı´nın eşi Şenay Avcı da sanık olarak yer aldı. Avcı´nın 51 yıl 9 aya kadar, eşi için de 12 yıla kadar hapis cezası istendi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bugün kabul edilen iddianamede emniyet müdürü Avcı´nın, ´Devrimci karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım, yargı görevini yapanı etkileme, soruşturmanın gizliliğini ihlal, terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme, ikametinde ele geçirilen ruhsatsız silahlar nedeni ile 6136 sayılı yasaya muhalefet ve zincirleme şekilde kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme´ suçlarından 23 yıl 1 ay ile 51 yıl 9 ay arasında değişen hapis cezası talep edildi.

İddianamede, Hanefi Avcı´nın eşi Şenay Avcı´nın da, ´ikametinde bulunan birden fazla ruhsat süreleri dolmuş silahı bulundurma´ suçundan 7 yıl 6 aydan 12 yıla kadar hapsi istendi. İddianamede, Avcı ve eşi Şenay Avcı üzerine ruhsatlı silahlarla ilgili, Emniyet Genel Müdürlüğü İkmal ve Bakım Daire Başkanlığı´nın 8 Ekim 2010 tarihli yazısı da yer aldı. Yazıda, Parabellum marka 116311-6311 seri numaralı 9 mm çaplı tabanca, kaleşnikof marka 07637-2801707-9336 seri numaralı otomatik tüfek ve Reck marka P800 model 6.35 mm çaplı tabancanın Emniyet Genel Müdürlüğü kuvvesine kayıtlı olmadıkları tespit edilmiştir. denildi.

Şüpheli Şenay Avcı´nın üzerine kayıtlı Kaleşnikof marka silahın ruhsatının iptal edildiğine ve Emniyet Genel Müdürlüğü´ne teslim edilmesi gerektiğine dair Diyarbakır Valiliği´nin 8 Aralık 1994 tarihli yazısına da yer verilen iddianamede, ´İçişleri Bakanlığı´nın 23.03.2009 tarih ve Genelge no: 2009/32 sayılı yazılarında istenmesine rağmen silahını teslim etmeyen veya kendisine ulaşılamayanlarla ilgili olarak 6136 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olarak silah taşımak ve bulundurmak suçundan adli işlem yapılması gerektiği´ şeklindeki hususun belirtildiği, şüpheliye bu konuda tebligat yapıldığı ve konu hakkında İl Emniyet Müdürlükleri ile Valilikler arasında yazışmaların gerçekleştiği, ancak silahların teslim edilmediği anlaşılmaktadır. denildi. ( AA, Cihan)

Avcı´daki CD´den JİTEM ve darbe dosyaları çıktı

Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´dan ele geçirilen CD´lerde önemli bilgilerin bulunduğu belirtildi. JİTEM ile bu yapılanma adına yapılan infaz, bombalama ve yağma eylemleri konu başlıklarının yer aldığı kaydedilen bir CD´de Veli Küçük, Cem Ersever ve darbe planlamasına ait metinler, başlıklı konuların da bulunduğu ifade edildi. Devrimci Karargah terör örgütüne yönelik hazırlanan ve bugün kabul edilen iddianamede Avcı´dan ele geçirilen CD´lerde yer alan bilgilerin konu başlıkları sıralandı. 8 nolu CD´nin incelemesinde CD´nin 25 Şubat 2003 tarihinde oluşturulduğu belirtildi. CD´nin içinde yer aldığı belirtilen bilgilere ilişkin konu başlıkları şöyle:

- TSK´da örgütlenmiş terör örgütleriyle iltisaklı kişiler.

- TİT (Türk İntikam Tugayı) ile ilgili bilgiler.

- Ergenekon soruşturması kapsamında hakkında işlem yapılan kişi ve kuruluşlara ait bilgiler.

- Aydınlık Dergisinin gizli istihbarat teşkilatı gibi kişisel verileri toplayarak raporladığına dair bilgiler.

- Yeşil Kod Mahmut Yıldırım´la ilgili bilgiler.

- İtirafçı İbrahim BABAT, faili meçhul olay/eylemler, faili meçhul eylemlerde devlet içindeki çetelerin rolü hakkındaki bilgiler.

- Arif Doğan, Veli Küçük, A.Cem Ersever, JİTEM ve faaliyetleri.

- JİTEM adına gerçekleştirilen infaz, bombalama, nitelikli yağma ve kundaklama eylemleri.

- Gizli ve kişiye özel gizlilik dereceli askeri belgeler.

- Darbe planlamasına ait metinler. ( Cihan)

65 vücut izi inceleniyor

Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´dan elde edilen ses kasetlerinin içinde bulunduğu çanta ile birlikte ele geçirilen iki poşette 65 adet vücut izi bulunduğu belirtildi. Bu izlerin incelemelerinin devam ettiği kaydedilirken kasetlerin kapları üzerinde tespit edilen 6 adet parmak izinin ise mukayese etmeye elverişsiz olduğu ifade edildi. Devrimci Karargah terör örgütü iddianamesinde, tutuklu sanık Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın Eskişehir´deki çalışma ofisinde ele geçirilen kasetlere ilişkin parmak izi çalışmalarına yer verildi. İddianamede, kasetlerin içinde bulunduğu çanta ile birlikte delil torbasına konan iki adet naylon poşet üzerinde 65 adet vücut izi tespit edildiği anlatıldı. İddianamede, Bahse konu çanta üzerinde parmak izi çalışması yapılabilmesi için İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gönderilmiş, olay yeri inceleme ve kimlik tespit şube müdürlüğü görevlilerince mühürlü torba içerisinden çanta ile birlikte çıkan iki adet naylon poşetlerin üzerinden (65) adet vücut izi elde edilmiştir. Mevcut izlerin mukayeseleri devam etmekte olup, ilgili raporlar gönderildiğinde dosyasına konulacaktır. denildi. Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü´nün 2 Aralık 2010 tarihli yazısına da yer verilen iddianamede, Kaset dış kapları üzerinden (6) adet parmak izinin tespit edildiği, bu izlerin mukayeseye elverişsiz nitelikte oldukları bildirilmiştir. ifadeleri yer aldı. ( Cihan)

Devrimci Karargah´ın Ergenekon´un hedefleri doğrultusunda eylem yapması istenmiş

Devrimci Karargah iddianamesinde örgütün Ergenekon terör örgütü hedefleri doğrultusunda ve demokratik açılımı saboteye yönelik eylemlere yönelmesi istenmiş. Örgütün lideri olduğu belirtilen Serdar Kaya´nın JİTEM yetkilileriyle görüşmeler yaptığı kaydedilen iddianamede, bu bilgilerin örgütün Türkiye sorumlusu olduğu iddia edilen tutuklu sanık Ulaş Erdoğan´ın ifadelerinde yer aldığı belirtildi.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bugün kabul edilen iddianamede örgütün şifreli yazışmalarının çözümü ve örgüt yöneticisi Ulaş Erdoğan´ın verdiği beyanlarında yakın zamanda gerçekleştirmeyi planladıkları eylemlerin tespit edildiği anlatıldı. İşçi ölümleri nedeniyle tersane sahiplerine yönelik eylemler, uçak kaçırma ve ´Demokratik Açılım´ konusu ile ilgili olarak limanlarda bulunan yatların kundaklanması eylemlerini planladığı belirtilen örgütün, Mehmet Ağar´a yönelik suikast yapılması eylemlerini gerçekleştirmeyi de hedeflediği iddia edildi.

Bostancı´daki çatışmada öldürülen Orhan Yılmazkaya´dan sonra örgütün Türkiye sorumlusu olduğu belirtilen tutuklu sanık Ulaş Erdoğan´ın ifadesinde, Bu eylemlerin Kürt açılımı sürecinde yapılmasının istenmesi, Mehmet Ağar eylemine karşı çıkılması, Devrimci Karargah örgütü ile ilgili Ergenekon bağlantılarının basında devamlı yer alması kendisinde çelişkiler doğurduğunu. Gençleri dergilere göndermemesinin nedenleri arasında bunların olduğunu. Serdar Kaya ile ilgili 1990´lı yıllardan beri derin ve karanlık bağlantıları olduğu yönünde kuşkularının olduğunu. Bunun aslında bir kuşku değil net bilgilere dayandığını, JİTEM yetkilileriyle görüşürken görüldüğünü babasından duyduğunu. Ayrıca Sarp Kuray´ın Beşiktaş´ta MİT görevlileriyle bir kaç kez görüşürken görülmesi ve bu görüşmelerinden birinin alınan video kaydının derin ilişkiler kanalıyla Serdar Kaya´ya ulaşması gibi konuları biliyor olmasından dolayı midesinin bulandığını. Şüphenin şüpheyi doğurduğunu. JİTEM bağlantısını kendi ağzıyla itiraf etmesine gerek olmadığını. Serdar Kaya´nın verdiği eylem talimatları ve örgütün yaptıkları zaten bu şüpheleri net olarak doğurduğunu. Serdar Kaya´nın devrime ve devrimci mücadeleye hizmet etmeyecek ancak Ergenekon çetesinin istekleri ve beklentilerini karşılayacak eylemlere kendilerini yöneltmeye çalışmasının kabul edilebilir olmadığı. şeklinde beyanlarda bulunduğu anlatıldı.

Erdoğan´ın ifadesinin devamında, Emek alanı olarak beyan edilen husus tersanelerdeki işçi ölümlerinin olduğunu. Serdar Kaya´nın bu alandan vazgeçerek Kürt açılımı konusuna yönelmelerini istediğini. Bunun için de değişik eylemleri yapmalarını önerdiğini. Bunların yat ve araç yakmaları şeklinde olacağını. Bu eylemler PKK´nın içindeki bir grup adına dayanışma amaçlı yapılacağını. Demokratik Açılım sürecini baltalayacak bu eylemlerin kendisinde örgütün kullanıldığı fikrini uyandırdığı. şeklindeki beyanları iddianamede yer aldı.

Gizli tanık Son Tezgah´ın ifadelerine yer verilen iddianamede tanığın, Hizbullah, PKK, DHKP-C gibi ülkemizin geçmişini kana bulayan terör örgütlerinin, Ergenekon terör örgütüyle ortak hareket ettiği, daha doğrusu Ergenekon terör örgütünün bu tür örgütlenmeleri kendi çıkar ve amacı doğrultusunda yönlendirdiği ve idare ettiği ortaya çıktığını belirttiği, şiddet eylemlerinde bulunan Hizbullah, PKK, DHKP-C, MLKP gibi terör örgütlerinin Ergenekon bağlantıları ortaya çıktığını. Terör örgütlerinden kopmalar yaşanıyor. Teröre bulaşmış kitleler kendi içlerinde sorgulamalara başladılar. Bütün bu kaçışları yeni ve adı kirlenmemiş bir örgüt etrafında toparlamak ve ülkemizde akan kanı devam ettirmek için Devrimci Karargah diye bir örgüt çıkarılmıştır. ifadeleri aktarıldı. ( Cihan)

Devrimci Karargahın ürküten çalışmaları

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın da sanıkları arasında olduğu Devrimci Karargah Örgütüne ilişkin hazırlanan iddianamenin ek klasörlerinde, örgütün çalışmaları hakkında çarpıcı bilgiler yer aldı. Uçak kaçırmayı planlayan örgüt, soygun amacıyla kuyumcularda keşif de yapmışlar. Örgütün gelir elde etmek amacıyla çeşitli yollara başvurduğu belirlendi. Sanıkların sahte ´SSK denetmeni´ olarak önceden belirledikleri işyerlerinden sahte ceza makbuzu karşılığı para topladığı bilgilerine ulaşıldığı anlatıldı. Sanıklardan elde edilen dijital verilerin incelenmesinde bu amaç için kullandıkları anlaşılan çok sayıda SSK cezaları, Sigortalı Çalıştırma Yönetmeliği, ceza tutanakları, denetleme yöntemleri gibi belgeler bulunduğu belirtildi.

Bostancı´daki çatışmada öldürülen Orhan Yılmazkaya, Cemal Bozkurt ve Fatih Aydın adlı örgüt üyelerinin 2008 yılı Eylül, Ekim ve Aralık aylarında bazı işyerlerine giderek kendilerini SSK elemanı olarak tanıtıp rüşvet istedikleri de ek klasörlerde yer aldı. Sanıkların, terör örgütüne gelir temin etmek için soygun yapmak amacıyla kuyumcu istihbaratı yaptıkları da tespit edildi. Örgütün tespit edilen çalışmalarının anlatıldığı ek klasörlerde, sanıkların çektiği kuyumcu fotoğrafları da yer aldı. Klasörlerde örgütün AK Parti İstanbul İl Başkanlığı ile ilçe başkanlıklarına ait bilgilerin temin edildiği de belirtildi. AK Parti il ve ilçe başkanlarının fotoğraflarının da bulunduğu sanıklardan, parti teşkilatlarının adreslerini gösterir krokilerin de ele geçirildiği kaydedildi.

Asker, polis ve sivil vatandaşlara yönelik istihbarat çalışmaları yaptıkları belirlenen örgüt üyelerinin, askeri servis araç güzergahlarıyla ilgili de çalışma yaptıkları belirtildi. Sanıklardan bazı askeri servis araçlarının plakaları, geçiş güzergahları ve bu güzergahlara ait 23 adet harita ele geçirildi.

Örgüt liderleri olduğu iddiasıyla aranan firarı sanık Serdar Kaya´nın, örgütün üst düzey sorumlularından Ulaş Erdoğan´a gönderdiği şifreli mesaj da ek klasörlerde yer aldı. Şifreli mesajı çözen polis, örgütün uçak kaçırmayı planladığını tespit etti. Sabiha Gökçen Havalimanı hakkında da detaylı bilgiler edinen örgütün bu eyleminin polisin tespiti üzerine engellendiği belirtildi. ( DHA)

(04 Şubat 2011), son güncel.: (25 Şubat 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

Flaş!!! Avcı´ya ´Devrimci Karargah´ gözaltısı

Hanefi Avcı´nın iddiaları manşetlerimiz

Avcı´nın amacı soruşturmayı engellemek

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2910    yazdır/print


 

Jandarma, Ersever´de JİTEM´i kabul etmiş

Doğu ve Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayetlerde adı gündeme gelen ancak hakkında açılan davalarda varlığı resmi makamlarca hep reddedilen JİTEM´in, bizzat kurucularından olan Binbaşı Cem Ersever´in 1993 yılında öldürülmesi olayında varlığının kabul edildiği belirlendi. Cinayet dosyasında Ersever´in öldürülme şeklinden de yola çıkılarak JİTEM´deki eski göreviyle bağlantılı olarak öldürüldüğü ifade edildi. Jandarma tarafından hazırlanan ancak halen aydınlatılamadığı için kapatılamayan cinayet dosyasında Ersever´den ´JİTEM Grup Komutanlığından emekli Binbaşı´ diye bahsedildiği ortaya çıktı.

Jandarma, Ersever dosyasında ´JİTEM´i kabul etmiş

Doğu ve Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayetlerde adı gündeme gelen ancak hakkında açılan davalarda varlığı resmi makamlarca hep reddedilen JİTEM´in, bizzat kurucularından olan Binbaşı Cem Ersever´in 1993 yılında öldürülmesi olayında varlığının kabul edildiği belirlendi. Cinayet dosyasında Ersever´in öldürülme şeklinden de yola çıkılarak JİTEM´deki eski göreviyle bağlantılı olarak öldürüldüğü ifade edildi.Jandarma tarafından hazırlanan ancak halen aydınlatılamadığı için kapatılamayan cinayet dosyasında Ersever´den ´JİTEM Grup Komutanlığından emekli Binbaşı´ diye bahsedildiği ortaya çıktı.

JİTEM´in kurucularından olan Binbaşı Cem Ersever´in geçtiğimiz günlerde 17 yıl önce öldürülmesine ilişkin cinayet fotoğraflarının yayınlanmasının ardından bu kez de Ersever cinayeti dosyasında JİTEM´in varlığına ilişkin yeni ipuçları ortaya çıktı. Ergenekon´un tutuksuz sanıklarından Arif Doğan´ın JİTEM´i ben kurdum. 10 bin kişilik çekirdek kadro var. açıklamalarının ardından kamuoyunda JİTEM´in varlığı tekrar tartışılmaya başlandı. Yaşanan bu tartışmalar sırasında Arif Doğan gibi JİTEM´in kurucularından sayılan Cem Ersever´in cinayet dosyasında kendisinden JİTEM Grup Komutanlığı´ndan emekli binbaşı Ahmet Cem Ersever diye bahsedildiği görüldü. Söz konusu dosyada ayrıca o yıllarda Ersever cinayetinin faili meçhul kalmaması ve aydınlatılması için ´dar kapsamlı bir araştırma yapıldığı´ ileri sürüldü.

JİTEM´in rutin dışı faaliyetlerini kamuoyuyla paylaşacağı ifade edilen Cem Ersever 24 Ekim 1993´de Ankara´ya geldikten sonra kaybolmuştu. Ersever her yerde aranırken önce arkadaşı Neval Boz´un cesedi Ankara´nın ilçesi Çamlıdere´de, bir gün sonra JİTEM itirafçısı Murat Demir´in cesedi yine Ankara´nın başka bir ilçesi Polatlı´da bulunmuştu. Ersever´in cesedi ise 4 Kasım 1993´te de Elmadağ´da bulunmuştu. Kim yada kimler tarafından öldürüldüğü sır olarak kalan Ersever´in başkentteki evinde tuttuğu JİTEM arşivi de kaybolmuştu. Bugüne kadar açılan faili meçhul cinayetlere ilişkin davalarda JİTEM´in varlığı hep reddedilmişti. Ergenekon davalarının başlamasıyla birlikte mahkemenin böyle bir yapının ordu içinde olup olmadığı yönünde Genelkurmay ve Jandarma Genel Komutanlığı´na başvurusu üzerine söz konusu kurumlar, resmi olarak, ´JİTEM yoktur´ diyerek yanıt vermişlerdi. Mahkemeye gönderilen cevapta JİTEM´in sadece alt birimlerde isim olarak kullanıldığı, zaman zaman da bu birimlerce ´JİT´ olarak da isimlendirildiğini beyan etmişlerdi.

Belgede açıkça JİTEM geçiyor

4 Kasım 1993 yılında cesedi Ankara´nın Elmadağ ilçesi Lalabel Gökpınar mevkiinde kireç dökülen bir arazide bulunan JİTEM kurucularından Binbaşı Ersever cinayetine ilişkin o dönemin Elmadağ İlçe Jandarma Komutanlığı ve Ankara İl Jandarma Komutanlığı arasında yapılan yazışmalarda JİTEM´in varlığı açıkça kabul ediliyor. Jandarmanın hazırladığı faili meçhul cinayet dosyasında ´JİTEM Grup Komutanlığı´ndan emekli binbaşı Ahmet Cem Ersever, eski göreviyle bağlantılı olarak elleri bağlı, ağzında bez, yüz kısmı bezle örtülü vaziyette, tabanca ile yakın mesafeden kafasının sağ tarafından iki kurşunla öldürülmüştür. deniliyor.

Ersever cinayetine dar kapsamlı araştırma

Halen kapatılamayan Ersever cinayet dosyasında o yıllarda arka arkaya işlenen üç cinayetinde aynı dosyada yer verilmesine rağmen Türkiye geneli bir balistik araştırma yapılmadığı iddia edildi. Ersever´in cesedini gören 1961 doğumlu Enver Çakmak isimli işçinin 4 Kasım 20111 günü saat 18.00´de jandarmaya haber vermesinin ardından oluşturulmaya başlanan cinayet dosyasında, Ersever´in yanında bulunan Çamlıdere´de öldürülen Neval Boz ile Polatlı´da cesedi bulunan Murat Demir´in cinayet dosyalarına birbiriyle bağlantılı olduğu gerekçesiyle aynı faili meçhul cinayet dosyasında yer aldılar.

Mermilerin kriminal incelemesi sadece Ankara´yla sınırlı yapıldı

Olayın ardından Ersever´in başına isabet eden MKE yapımı 9 mm çapındaki mermilerin kovanları Jandarma´da kriminal laboratuvarında faili meçhuller arşivi bulunmadığı için Emniyete ait Merkez Kriminal Polis Laboratuvarına gönderilmiş. Ankara dahilinde işlenen faili meçhul cinayetlerle karşılaştırılması istenen kovanların, yapılan karşılaştırılmasında başka cinayetlerle bağlantısı bulunmadığı tespit edilmiş. Ankara dahilinde yapılan bu araştırmada 1992-1995 yıllarında işlenen faili meçhul cinayetlerin bölgesi olarak ifade edilen Batı´da Kocaeli, Sapanca, Düzce üçgeni ile Doğu´da Mardin, Batman, Diyarbakır üçgenindeki olaylarla karşılaştırılmasının yapılmadığı iddia ediliyor. Ersever´in dosyasında mermilerin balistik incelemesine ilişkin şu bilgilere yer veriliyor: Olayda kullanılan 9 mm çapında parabellum tipi mermi kovanları (jandarmada faili meçhul arşivi oluşmadığından) Ankara ili dahilinde meydana gelen Merkez Kriminal Polis Laboratuvarı arşivine intikal etmiş faili meçhul olaylara ait suç konusu mermilerin karşılaştırılmasında başka olaylara ilişkisi bulunmamıştır.Cinayet dosyasında ayrıca, cinayet mahallinin krokisine de geniş yer verildiği görüldü. (Cihan)

Ersever ve arkadaşlarının öldürülmesinde ´üçgen´ mesajı

JİTEM´in kurucusu olarak bilinen Binbaşı Ahmet Cem Ersever, PKK terörüyle etkin mücadele eden isimlerden biriydi. 17 Mart 1993´te ordudaki görevinden 30 arkadaşıyla birlikte istifa ederek ayrıldı. Daha sonra bazı gazete ve dergilere ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ve Güneydoğu´daki faili meçhullerle ilgili bilgiler verdi. Aydınlık gazetesine anlattıkları ile ilgili mahkemeye ifade vermek için 24 Ekim 1993´te Ankara´ya giden Ersever´den bir süre haber alınamadı. 4 Kasım 1993´te Ankara Elmadağ´da cesedi jandarma ekipleri tarafından ensesinden kurşunlanmış olarak bulundu. Ersever´in ekibini oluşturan arkadaşlarından Nevval (veya Neval) Boz 1 Kasım´da, Murat Demir de 2 Kasım´da öldürülmüş olarak öyle yerlerde bulundular ki Cem Ersever´in cesedinin bulunduğu yer de göz önüne alındığında bir üçgen teşkil ediyordu. Bu üçgen cinayetleri, uçak kazasında ölen Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis´in en yakın adamı olarak bilinen Cem Ersever´in, devletin PKK ile mücadelesindeki yanlışlıkları ve terörün sürmesini isteyen menfaat çetelerini açıklayacağı ve yazımına başladığı ´Üçgendeki Tezgah´ kitabına karşı bir mesaj olarak algılanmıştı.

(29 Ocak 2011, 16:08)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Cem Ersever suikastiyle ilgili manşetlerimiz

Ersever itiraf için yanlış adrese mi gitti?

CEM ERSEVER´İN CESEDİNE AİT SON FOTOĞRAFLAR

Bir JİTEM belgesi daha: Ersever bunun için mi öldürüldü?

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

JİTEM´in varlığını ispatlayan resmi belgeler

JİTEM´le ilgili tüm manşetlerimiz

Askerlerin Ergenekon ve diğer soruşturmalara müdahalesi

G.kurmay´da hangi soruşturma sonuçlandı ki?

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2876    yazdır/print


 

Şok suçlama: Yeni Şafak´ın ne idüğü belirsiz yazarı

Dink cinayetiyle ilgili çok çarpıcı yeni ayrıntıları yazdığı kitabıyla ortaya koyan Bugün yazarı Adem Yavuz Arslan´a saldırılar artıyor. Mermili mektubun şokunu atlatamayan Arslan´a bir şok da meslektaşından geldi. Yenişafak yazarı Kürşat Bumin kitabı adeta yerden yere vuran eleştiri yazısında Arslan´ı bir tarafın adamı olmakla suçlayarak şaşırttı. Bumin´in bu yazısına çok sert bir cevap Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar´dan geldi: ´Kitap hakkında ´utanmaz´ bir üslupla yazı döşeyen Yeni Şafak´ın ne idüğü belirsiz yazarı bu haber karşısında kına mı yakar, Nedim Şener´le Kumkapı´da kafa mı çeker bilemem. Unutmasın, Hrant Dink´in katline giden yollar da bu taşlarla döşendi.´

Şok suçlama: Yeni Şafak´ın ne idüğü belirsiz yazarı!

Dink cinayetiyle ilgili çok çarpıcı yeni ayrıntıları yazdığı kitabıyla ortaya koyan Bugün yazarı Adem Yavuz Arslan´a saldırılar artıyor. Mermili mektubun şokunu atlatamayan Arslan´a bir şok da meslektaşından geldi. Yenişafak yazarı Kürşat Bumin kitabı adeta yerden yere vuran eleştiri yazısında Arslan´ı bir tarafın adamı olmakla suçlayarak şaşırttı. Bumin´in bu yazısına çok sert bir cevap Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar´dan geldi: ´Kitap hakkında ´utanmaz´ bir üslupla yazı döşeyen Yeni Şafak´ın ne idüğü belirsiz yazarı bu haber karşısında kına mı yakar, Nedim Şener´le Kumkapı´da kafa mı çeker bilemem. Unutmasın, Hrant Dink´in katline giden yollar da bu taşlarla döşendi.´

Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, Bugün´den Adem Yavuz Arslan´ın “Bi Ermeni Var” kitabını “Tuhaf bir kitap” başlıklı yazısında yerden yere vuran Yeni Şafak´tan Kürşat Bumin´e fena giydirdi. Tayyar, Bumin´den “Yeni Şafak´ın ne idüğü belirsiz yazarı” diye söz etti. Tayyar bugünkü yazısının ilgili bölümü şöyle: “Kitap hakkında “utanmaz” bir üslupla yazı döşeyen Yeni Şafak´ın ne idüğü belirsiz yazarı bu haber karşısında kına mı yakar, Nedim Şener´le Kumkapı´da kafa mı çeker bilemem. Unutmasın, Hrant Dink´in katline giden yollar da bu taşlarla döşendi.”

Tayyar: Genç meslektaşıma tavsiyem, çakallara pabuç bırakmasın

Şamil Tayyar, Bugün Temsilcisi Adem Yavuz Arslan´a da şu tavsiyede bulundu: “Öncelikle sevgili Adem Yavuz Arslan´a geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. “Bi Ermeni Var” isimli kitabı piyasaya çıkar çıkmaz Ogün Samast´la simgeleşmiş beyaz bere içinde dört mermiyi masasında buldu... Genç meslektaşıma tavsiyem, mermi postalayan bu çakallara pabuç bırakmadan doğru bildiği yolda yürümeye devam etmesidir. Medyanın ilgisizliği canını sıkmasın, bu çifte standardı Ergenekon ve Balyoz sürecinde iliklerimize kadar yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Adem´e “kör” kalanlar, Ergenekon ve Balyoz´a cinleştiler.”

Bumin: Başka bir amaçla yazılmış sanki

Yeni Şafak yazarı Kürşat Bumin önceki gün şöyle yazmıştı: “Piyasaya yeni sürülmüş bu kitap çok zor okunuyor. Söz konusu zorluk konunun ağırlığından kaynaklanmıyor. Zor okunuyor, çünkü kitabın bir sistematiği yok her şeyden önce. Birçok ifade tutanağı ve bunların aralarına sıkıştırılmış yerli-yersiz pek çok yorumdan oluşan bir kitap bu. Daha da önemlisi, kitabın sonuna geldiğinizde Hrant Dink Cinayeti´nin artık herkesin dilinde olan Emniyet Teşkilatı içindeki çekişmede taraf olduğu iddia edilen cenahlardan birinin açısından nasıl değerlendirildiğine şahit oluyorsunuz. Yani özetle, Hrant Dink Cinayeti´nin aydınlatılmasına katkı sağlayacak bir kitap değil bu. Başka bir amaçla yazılmış sanki... Esrarlı sözler ettiğim kanaatine varılmasın. Okuduğunuzda siz de göreceksiniz ki, bu kitap bugüne kadar cinayet dosyasında adı geçen bazı kişi ve kurumları temize çıkartmak, bazılarını ise doğrudan işaret etmek amacıyla yazılmış.”

Arslan: Doğmamış çocuğuma bile mermi yolladılar

Mermilere ve şok ithamlara maruz kalan Arslan ise bugünkü köşe yazısında Bumin´e içerlediğini, başına gelenlerin tüm medya mensuplarını ilgilendirmesi gerektiğini belirtiyor. Arslan´ın yazısı şu şekilde:

Dink cinayetini yazmaya başladığımda başımın ağrıyacağını biliyordum ama açıkçası bu kadar ileri gidebileceklerini tahmin etmemiştim. Gözü dönmüş kalleşler, henüz doğmamış bebeğime bile Kaleş mermisi gönderdiler. Beyaz bere ile birlikte 4 Kaleşnikof mermisi yollayıp ´seninle birlikte tüm aileni de ortadan kaldırırız´ dediler. Peki ben ne yapmıştım? Bir gazeteci olarak, tek gücü elindeki kalemi olan bir gazeteci olarak Dink cinayetinin karanlıkta kalan yönlerine ışık tutmaya çalışmıştım. O kadar... Fakat onlar ne yaptılar? Mermiyle, silahla cevap verdiler. Üstelik mermileri hesaplarken bir ay sonra doğacak bebeğimi, 3,5 yaşındaki kızımı ve eşimi de unutmamışlar. Mesajları gayet açık. Hrant Dink´i öldüren Ogün Samast ile özdeşleşen beyaz bereyle, Kaleşnikof mermileriyle ´bu işi kurcalayanı vururuz´ diyorlar. Yani cinayet faili meçhul kalsın, perde arkasındaki organizatörlere bakılmasın istiyorlar. Ayrıca da bunu Başbakan Erdoğan´ın ´tetikçileri yakaladık ama ana kumandada kim var orası meçhul´ sözünün gazetelerde olduğu gün yapıyorlar. Meali filan bırakın doğrudan ´büyük abiler hâlâ büyük´ diyorlar.

Önceki akşam gazeteye gönderilen ve içinde bir beyaz bere ile 4 Kaleşnikof mermisinin olduğu tehdit paketinden sonra emniyet olaya el koydu. İçişleri Bakanı Beşir Atalay arayıp geçmiş olsun dedikten sonra tüm birimlere talimat verdiğini, gerekli takip ve koruma süreçlerinin eksiksiz uygulanacağını söyledi. Ama tüm bu iyi niyetli çalışmalar faillerin yakalanmasına yetmeyebilir. Çünkü dün itibarıyla gelinen durum şuydu: Kargo şirketinin Yozgat Yerköy şubesinde kamera yok. Şirket yetkilisi postaya veren kişiyi hatırlamıyor. Tehdit paketini yollayan kişinin verdiği isim, telefon ve TC kimlik no sahte. Tabii ki çalışmalar sürüyor ama bu yaşananlar tehdit mesajını yollayanların pek amatör olmadıklarını da gösteriyor. Biz alabileceğimiz her tedbiri aldık. Koruma tahsis edildi. Bundan sonrası yargının ve emniyetin maharetine kaldı. Ha, ayrıca da her şeye rağmen başıma bir şey gelirse de takdir-i ilahidir derim. Sonuçta ecel saati gelmişse hastalık da vesile olur kahpe kurşunlar da. Bu tür tehditlerden korkup kaçacak değilim.

Ama ben yine mesajın kendisine dönmek istiyorum. Aslında bu tehdit sadece şahsıma ya da aileme değil. Tüm Türk medyasına yönelikti. ´Eğer biriniz Dink cinayetinin arkasındaki büyük resme bakmaya çalışırsanız, doğru yerlere ışık tutmaya çalışırsanız sonunuz Dink´ten farklı olmaz´ demiş oldu perde arkasındaki zinde güçler. Gerçi mesajın asıl hedefindeki Türk medyasının büyük bir kısmı ´duymadım, görmedim, bilmiyorum´ modundaydı. Hem geçmiş olsun demek için arayan hem de olayı haber yaparak tepkilerini dile getiren meslektaşlarımı ayrı tutuyorum. Ama her fırsatta Hrant Dink davasının bayraktarlığını yapan çevreler sanki Dink kitabı yazdığı için bir gazeteci ölüm tehdidi almamış gibi davrandılar. Kitap çıktığı günden bu yana sistemli bir şekilde kitabı yok sayarak boğmaya çalışanlar, gelen ölüm tehditlerine de duyarsız kaldılar.

Bu arada bugünkü yazımda Kürşat Bumin´e cevap verecektim. Çünkü kendisi kitabım hakkında inanılmaz ön yargılı bir yazı kaleme almıştı. Tabii ki bir yazar bir başka yazarın kitabını beğenmeyebilir, eleştirebilir. Fakat Bumin ne kitabı okumuştu ne de içindekilere alıcı gözle bakmıştı. Kimle oturup kalktı, kimle sohbet etti bilmiyorum ama yaptığı talihsiz bir işti. Üstelik ´Dink hayatta olsaydı bu kitabı okumazdı´ gibi ucube bir cümle de kullanmıştı. Ama son olaydan sonra Kürşat Bumin´e cevap yazmanın da bir anlamı kalmadı. Bumin´e tavsiyem dünkü Bugün Gazetesi´nin birinci sayfasındaki fotoğrafa bakması. Beyaz bir bere ve 4 tane Kaleşnikof mermisi var o fotoğrafta. Tekrar tekrar bakın. Belki o fotoğraf size bir şeyler ifade eder. Eğer hâlâ azıcık insafınız varsa... ( Adem Yavuz Arslan / Bugün)

Veli Küçük: JİTEM´i bilmiyorum

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Birinci Ergenekon davasının 173. duruşmasında söz alan tutuklu sanık Veli Küçük, Jandarma İstihbarat Gruplar Komutanlığı yaptığını ancak kendisi hakkında iddia edilenin tersine JİTEM´in ne olduğunu bilmediğini söyledi. Duruşmada Tuncay Güney´in el yazısıyla çizdiği Ergenekon şemasında üstü kapalı olarak iddianameye konan isimlerin dinlenmesini talep ettiğini ifade eden tutuklu sanık Veli Küçük, Tuncay Güney´in el yazısıyla yaptığı şema ile Türk yargısı bu hale getirilemez. iddiasında bulundu. JİTEM´in ne olduğunu bilmediğini savunan Küçük, Ben Jandarma İstihbarat Gruplar Komutanlığı yaptım. Görev saham da tüm Türkiye´ydi. Görevimiz istihbarat elde etmekti. Onun dışında operasyonel faaliyetimiz yoktu, olamazdı da. Türkiye genelinde aldığımız istihbaratları, kendileriyle alakalı olan MİT ve emniyet gibi kurumlara ihtiyacı olur diye verirdim. İstihbarat işlemlerini yasalara göre yürüttüm. ifadesini kullandı.

Küçük: Dink´i tanımam, kendisini sevmiyorum

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetiyle ilgili iddialara yönelik ise Küçük, Ben Hrant Dink´i hiç tanımam. Ne aracılarla ne de doğrudan bir görüşmem vardır. Kendisini tehdit etmedim, kendisini sevmiyorum. Sevmek mecburiyetinde değilim. Ancak başına gelenleri de kesinlikle kabul etmiyorum. dedi. Sanık Küçük, Böyle beynine kurşun sıkılarak öldürülmesi onun cezası değildir. Zaten mahkemeye verilmişti. Varsa cezası çekerdi. Evet, Hrant Dink´in davasına müdahil oldum. Şişli Adliyesi´ne gidip müdahillik dilekçesini imzalayıp 4 dakika bile durmadan çıktım. Duruşma salonuna bile girmedim. ´Hrant Dink Veli Küçük´ün ekibi tarafından öldürüldü´ denildi. Dink cinayeti örtbas ediliyor. Asıl araştırılması gereken konular araştırılmıyor şeklinde konuştu. ( Cihan)

(28 Ocak 2011, 13:58)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Tayyar´ın yazısı için tıklayın

Bumin´in yazısı için tıklayın

Kontrgerilla Medyası

Gül: DDK´ya Dink talimatı verebilirim

Hrant Dink cinayeti ve davasıyla ilgili manşetlerimiz

AİHM: Ergenekon, terör örgütü

Flaş!!! Ergenekon ve Dink sanıklarının irtibatı tespit edildi

Balyoz Darbe Planı´nın hedeflerinden biri de Dink çıktı

Tanık: Malatya ve Dink ´Kafes´ işi

Flaş!!! Dink davası tanığından yeni şok ifadeler

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2867    yazdır/print


 

Askeri ´bilmezkişiler´ itinayla seçilir

Muvazzafların suçlandığı çeşitli davalarda askeri bilirkişi krizi yaşanıyor. Genelkurmay Adli Müşavirliği´nin tercih ettiği isimler hep aynı... Askeri personelin hukuktan kaçırılması ve delil karartma suçlaması yöneltilen Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu´nun askeri bilirkişileri özenle seçtiği öne sürüldü. Son olarak Gölcük zeminine gizlenmiş belgeler için adeta temize çıkaran bir rapor hazırlaması askeri bilirkişileri tartışmaya açtı.

28 Ocak 2011, 11:52 Muvazzafların suçlandığı Sahte Çürük Raporu, Casusluk ve Fuhuş Çetesi gibi kritik soruşturmalarda askeri bilirkişi krizi yaşanıyor. Genelkurmay Adli Müşavirliği´nin tercih ettiği isimler hep aynı... Adli Müşavir Çubuklu, Ergenekon davalarının şüphelisi ve savcılara hala ifade vermedi. Erzincan´daki Ergenekon, Albay Zeki Üçok´un tutuklandığı Sahte Çürük Raporu Çetesi ve casusluk soruşturmalarında bilirkişi tercihleri dikkat çekiyor. Askeri personelin hukuktan kaçırılması ve delil karartma suçlaması yöneltilen Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu´nun askeri bilirkişileri özenle seçtiği öne sürüldü. Son olarak Gölcük zeminine gizlenmiş belgeler için adeta temize çıkaran bir rapor hazırlaması askeri bilirkişileri tartışmaya açtı.

Genelkurmay Askeri Savdığının yürüttüğü soruşturmalarda; kolluk kuvveti olarak Jandarma Genel Komutanlığı´ndan istenen bilirkişiler hep aynı isimler. Bunun son örneği Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığında yapıldığı iddia edilen usulsüz dinleme ile Fuhuş ve Casusluk şebekesi soruşturmasında yaşandı. Görevlendirilen bilirkişilerden Yüzbaşı Şükrü Durmaz´ın ismi öne çıkıyor.

Hiç göreve başlamamış

Genelkurmay Askeri Savcısı Albay Yavuz Şentürk´ün, Yüzbaşı Durmaz´ı ismen talep ettiği öğrenildi. Jandarma Genel Komutanlığı´ndan aldığı olumsuz cevap üzerine Şentürk´ün Diyarbakır İl Jandarma Alay Komutanlığı´ndan Durmaz´ı bizzat talep ettiği belirtildi. Durmaz´ın Diyarbakır İl Jandarma Alay Komutanlığında personel şubede görevli olmasına rağmen, atandığı 2 yıldan beri hiç göreve başlamadığı aktarıldı. İki yıldır askeri savcılığın bilirkişisi olarak görev yapan Durmaz´ın bağlantıları dikkat çekiyor.

Sanıklarla ilişkili

Personel sınıfından olmasına rağmen, emekli Orgeneral Şener Eruygur´un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde istihbarat Başkanlığı´na alınan Durmaz´ın, komutanları Ergenekon sanıkları Albay Atilla Uğur ve emekli Tuğgeneral Levent Ersöz. Durmaz´ın Cumhuriyet Çalışma Grubu bünyesinde illegal dinlemeler ve internet takibinde görev yaptığı iddia edildi. Ergenekon sanıklarının yargılandığı davalarda bilirkişi olarak talep edilmesinde sanıklara olan yakın ilişkilerinin etkili olduğu ileri sürülüyor.

´Mal varlığı arttı´ iddiası

Bu arada Durmaz´ın, askeri savcılığın yürüttüğü soruşturmalar için gerekli teknik bilgi ve gerekli sertifikalara sahip olmadığı belirtildi. Durmaz´ın mal varlığının da dikkat çekici boyutlarda olduğu bildirildi. Bilirkişi olduğu davalarda başkaları tarafından hazırlanan raporlara imza atması karşılığında menfaat temin ettiği iddialar arasında.

JİTEM yapılanmasında adı geçiyor

Emekli Albay Arif Doğan´ın JİTEM´in yeniden yapılandığına yönelik sözleri Yüzbaşı Durmaz´ı işaretliyor. Adı, JİTEM´in tekrar yapılandırılmasında geçen Jandarma İstihbarat Başkanı Tümgeneral Mehmet Çörten´in, Durmaz ile bire bir görüşmeler yaparak sınıfını değiştirmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi´ne (AYİM) başvuruda bulunmasını sağladığı ileri sürülüyor. ( Bugün)

(28 Ocak 2011, 11:52)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Askerlerin Ergenekon ve diğer soruşturmalara müdahalesi

G.kurmay´da hangi soruşturma sonuçlandı ki?

İşte Karargah Evleri soruşturması böyle örtbas edildi

Karargah Evleri gibi diğer soruşturmaları da karartmak istediler

Donanma´da zemine gizlenmiş 10 çuval belge manşetlerimiz

Flaş!!! Donanma´da arama: 10 çuval belge

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2866    yazdır/print


 

´Arslan ilk mahkemede de böyle sinsi gülüyordu´

Alparslan Arslan´ı saldırıdan bir gün önce Danıştay yakınında 2 kişiyle birlikte gördüğünü söyleyen Aysel Sağlam, ´En önemli tanıklardan biri sizsiniz´ iddiasına ´Hiç ilgisi yok. Çünkü ben olayın tanığı değilim´ dedi. Hakimin, ´Saldırıdan bir gün önce gördüğün kişilerden biri bu muydu?´ diye sorması üzerine Sağlam, ´Evet bu Alparslan Arslan, ilk mahkemede de böyle sinsi gülüşü vardı. Oradan hatırlıyorum. Ancak çok kilo almış´ diye cevap verdi. Sağlam, Arslan´ın yanında gördüğü diğer iki kişiyi teşhis edemedi. Öldürülme korkusu yaşadığını, sanıklardan İsmail Yıldız´ın kendisinin öldürüleceğine dair duruşmalarda şifreli mesaj verdiğini, eşinin ve annesinin mezarlarının takip edildiğini iddia eden Sağlam, bu konuyla ilgili mahkemeye gizli olarak bilgi vereceğini anlattı.

´Arslan ilk mahkemede de böyle sinsi gülüyordu´

Alparslan Arslan´ı saldırıdan bir gün önce Danıştay yakınında 2 kişiyle birlikte gördüğünü söyleyen Aysel Sağlam, ´En önemli tanıklardan biri sizsiniz´ iddiasına ´Hiç ilgisi yok. Çünkü ben olayın tanığı değilim´ dedi. Hakimin, ´Saldırıdan bir gün önce gördüğün kişilerden biri bu muydu?´ diye sorması üzerine Sağlam, ´Evet bu Alparslan Arslan, ilk mahkemede de böyle sinsi gülüşü vardı. Oradan hatırlıyorum. Ancak çok kilo almış´ diye cevap verdi. Sağlam, Arslan´ın yanında gördüğü diğer iki kişiyi teşhis edemedi. Öldürülme korkusu yaşadığını, sanıklardan İsmail Yıldız´ın kendisinin öldürüleceğine dair duruşmalarda şifreli mesaj verdiğini, eşinin ve annesinin mezarlarının takip edildiğini iddia eden Sağlam, bu konuyla ilgili mahkemeye gizli olarak bilgi vereceğini anlattı.

Birinci ´Ergenekon´ davasının bugün görülen 172. duruşmasında Danıştay saldırısı tanıkları dinlenmeye devam ediliyor.İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda yapılan duruşmaya, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Alparslan Arslan ve Osman Yıldırım´ın da aralarında bulunduğu 19 tutuklu sanık katıldı. Duruşmada, tutuksuz yargılanan gazeteci Güler Kömürcü Öztürk de hazır bulundu. Tutuklu sanıklardan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Hayrettin Ertekin ve Erkut Ersoy ise duruşmaya gelmedi.

Köksal Şengün´ün mazereti dolayısıyla üye Hakim Hasan Hüseyin Özese´nin mahkeme heyetine başkanlık yaptığı duruşmada, Alparslan Arslan´ı saldırıdan bir gün önce Danıştay yakınında 2 kişiyle birlikte gördüğünü söyleyen Aysel Sağlam, tanık olarak dinlendi. Genelkurmay Başkanlığında eğitimci olarak çalıştığını ve emekli olduğunu belirten Sağlam, Özese´nin ´En önemli tanıklardan biri sizsiniz´ demesi üzerine, ´Hiç ilgisi yok. Çünkü ben olayın tanığı değilim´ dedi.

´İsmail Yıldız, öldürüleceğime dair şifreli mesaj gönderdi´

Sağlam, 2 Aralık 2010 tarihindeki duruşmada konuşan sanıklardan İsmail Yıldız´ın, ´Tuncay Güney ve Fethullah Gülen´in öldüğü´ şeklindeki beyanlarının, kendisine gönderilen şifreli mesaj olduğunu ileri sürdü. ´Ben şifreyi çözdüm´ diyen Sağlam, kendisinin de öldürüleceğinin mesajının verildiğini, Yıldız´ın kendisine JİTEM´in mesajını ilettiğini, eşinin ve annesinin mezarlarının takip edildiğini savundu. Sağlam, bu konuyla ilgili mahkemeye gizli olarak bilgi vereceğini anlattı.

Arslan´la birlikte iki kişi daha gördüm

Sağlam, Danıştay Başkanlığı binası önünde avukat olduklarını anladığı 3 kişiyi, saldırıdan önceki gün bir haberle ilgili olarak görüşeceği muhabir için yola çıktığı sırada gördüğünü kaydetti. Kendisiyle ilgili ´Danıştay saldırısının sürpriz tanığı´ şeklindeki haberler üzerine emniyette ve Ankara´daki mahkemede ifade verdiğini dile getiren Sağlam, hakim Hasan Hüseyin Özese´nin gördüğü kişilerle ilgili sorularına, ´Ben avukat olan 3 kişiyi gördüm. Eylem hazırlığı görmedim. Bütün ömrüm adliyelerde geçti. Bu kişilerin avukat olduklarını tahmin ettim. 3´ü de gençti. Diğer ikisinin yüz hatlarını tam olarak seçmem mümkün değil. Dar patika bir yoldu. Bana yol vermedikleri için sinirlendim. Ama onlar beni fark etmediler. Saat 10.30 ile 11.30 arasıydı. Fark etmedikleri için konuşmadık. Arkalarından baktım´ şeklinde cevap verdi.

Arslan´ı teşhis etti, diğer iki kişi sanıklar arasında değil

Hakim Hasan Hüseyin Özese, duruşmalarda tanık olarak dinlenen Burhan Gür, Orhan Kadı, Recep Özkan, Osman Mutlu, Tarkan Toper ile sanıklardan Semih Tufan Gülaltay, Tekin Irşi ve Süleyman Esen´in aralarında bulunduğu bazı sanık ve tanıkların fotoğraflarını göstererek, tanık Sağlam´a Danıştay saldırısından bir gün önce Alparslan Arslan´ın yanında gördüğü 2 kişinin bunların arasında yer alıp almadığını sordu. Sağlam´ın, fotoğraftaki kişileri tanımadığını belirtmesi üzerine Özese, sanıklara bakmasını istedi. Önce baktığı sanıklardan tanıdığının olmadığını söyleyen Sağlam, Özese´nin ´Yakınlarına giderek oradan da bakabilirsiniz´ uyarısı üzerine sanıkların bulunduğu bölümün etrafında dolaşmaya başladı. Arslan´ın bulunduğu alana geldiğinde, ´Bu bana bir işkence, gerçekten işkence´ diyen Sağlam, Arslan´a ´Neden gülüyorsun sen bana?´ dedi. Jandarmaların Arslan´a daha fazla yaklaşmasına izin vermediği Aysel Sağlam, tekrar ön taraftaki kürsüye giderek, ´Gülüşünün arkasında çok farklı şeyler var. Birçok şeyi biliyor. Bana onun baskısıyla onca zamandır işkence yapıyorlar´ dedi.

Arslan, ilk mahkemede de böyle sinsi gülüyordu

Özese´nin, ´Saldırıdan bir gün önce gördüğün kişilerden biri bu muydu?´ diye sorması üzerine Sağlam, ´Evet bu Alparslan Arslan, ilk mahkemede de böyle sinsi gülüşü vardı. Oradan hatırlıyorum. Ancak çok kilo almış´ diye cevap verdi. Sağlam, Özese´nin, ´Diğer kişilerden sanıklar arasında olan var mı?´ sorusuna ´Yalan söyleyemem, hiçbirini görmedim´ dedi. Sağlam, ´Kim bana bu işkenceyi yaptıran sayın başkanım?´ diyerek ağladı. Duruşma, Sağlam´a soruların yöneltilmesiyle devam ediyor. ( AA)

(27 Ocak 2011, 14:49)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2862    yazdır/print


 

Mumcu cinayeti aydınlandı mı?

Gazeteci yazar Uğur Mumcu´nun 24 Ocak 1993´te Ankara´da Karlı Sokak´taki evinin önünde arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu ölümünün üzerinden 18 yıl geçti. Kimileri bu cinayetin faillerinin yakalandığını belirterek olayın aydınlatıldığını ileri sürüyor. Oysa kamuoyu hiç öyle düşünmüyor. Yakalanan kişilerin gerçekten olayı gerçekleştiren kişiler olup olmadığı, onlar olsa bile kim adına bu cinayeti gerçekleştirdikleri hala büyük bir soru işareti olarak duruyor. İran´da eğitim gördükleri açıklanan zanlılardan hareketle olayın ardında İran´ın olduğunu ileri süren bu çevrelere en büyük itiraz bizzat Mumcu´nun yakınlarından geliyor.

Mumcu cinayeti aydınlandı mı?

Gazeteci yazar Uğur Mumcu´nun 24 Ocak 1993´te Ankara´da Karlı Sokak´taki evinin önünde arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu ölümünün üzerinden 18 yıl geçti. Kimileri bu cinayetin faillerinin yakalandığını belirterek olayın aydınlatıldığını ileri sürüyor. Oysa kamuoyu hiç öyle düşünmüyor. Yakalanan kişilerin gerçekten olayı gerçekleştiren kişiler olup olmadığı, onlar olsa bile kim adına bu cinayeti gerçekleştirdikleri hala büyük bir soru işareti olarak duruyor. İran´da eğitim gördükleri açıklanan zanlılardan hareketle olayın ardında İran´ın olduğunu ileri süren bu çevrelere en büyük itiraz bizzat Mumcu´nun yakınlarından geliyor.

24 Ocak 1993. Ankara Karlı Sokak. Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu, evinin önünde arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti. Ölümden tam 18 yıl geçti. Yıldönümünde cinayet tekrar tartışılıyor. Dönemin Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Recai Birgün, Mumcu suikastı hakkında konuştu. Katillerin yakalandığını ve olayın İran´da eğitim görmüş kişilerin işi olduğunu iddia ediyor. Gazeteci Nazlı Ilıcak, yakalanan kişilerin gerçekten olayı gerçekleştiren kişiler olsa bile tıpkı Sabancı suikastinde olduğu gibi taşeron olduklarına inandığını belirtiyor. Uğur Mumcu´nun kardeşi Ceyhan Mumcu ise olayın ardında İran´ın değil ABD´nin olduğunu iddia ediyor.

Uğur Mumcu cinayeti ancak 6 yıl sonra 1999 yılında kısmen aydınlanabildi. Oysa cinayetten sonra dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin Bu bizim namus borcumuz diyerek en kısa sürede katilleri yakalayacaklarını söylemişti. Mumcu´nun katilleri yakalandı, ancak o katilleri kimlerin azmettirdiği sır olarak kalmaya devam ediyor. Tıpkı diğer faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi. Katiller yakalanıyor ama azmettiriciler ortada yok. İşte bu yüzden TBMM´nin yeni bir Araştırma Komisyonu kurması isteniyor. Faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin yakınları, bu olayların perde arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasını istiyor.

Kariyer yapmak için

1999 yılında Uğur Mumcu olayı sanıklarının İstanbul´da yakalandığı açıklandı. Yakalanan sanıklar sorgu için Ankara´ya getirildiler. Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit´in koruma Müdürü Recai Birgün, o dönemde Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısıydı. Operasyonun sonuna kadar bizzat içinde yer aldı. İstanbul´dan gelen sanıkların, aslında cinayeti işleyen kişiler olmadığı, sadece Hizbullah´a verdikleri özgeçmişlerinde, faili henüz belli olmayan Uğur Mumcu cinayetini üstelenerek örgüt içinde kendilerine bir kariyer yaratmaya çalıştıkları ortaya çıktı. Ancak sanıklardan birinin itirafı doğrultusunda gerçek suçluların isimleri öğrenildi ve yakın takibe alındı. Bunlar Ferhan Özmen ve arkadaşlarıydı. Ferhan Özmen Ankara´da bir taksi şoförüydü.

Operasyon başlıyor

Recai Birgün, Özmen´in ismi ve adresi belirlendikten sonra neler yapıldığını şöyle anlattı: Ferhan Özmen´in Aydınlıkevler´deki evine baskın yaptığımızda gördük ki, evin duvarları, camları, kapıları tamamen korunaklı hale getirilmiş. Asla bir taksici evi değildi. Bir örgüt mensubu eviydi. Evdeki kitaplar ve diğer dokümanlar da bunu gösteriyordu. Bu arada Özmen´e 2 gün boyunca teknik takip yapıldı.

Yeşil Kuşak karateciler neredeyse Birgün´ü de dövüyordu!

Ferhan Özmen´in telefonla verdiği talimat sonucu Sincan´da bir tarlaya bazı silahların atıldığını öğrendik. Gidince gördük ki, kasalar dolusu MP 5 silahlar, tabancalar, mermiler, patlayıcılar vardı. 5-10 kişilik bir timi donatacak kadar silah vardı. Sonra o silahların ´yeşil kuşak´ projesi kapsamında Amerika´nın Rusya´nın güneyindeki ülkelere verdiği seri numaraları kazınmış NATO silahları olduğu anlaşıldı. Ecevit´in koruma müdürü, İzmir Bağımsız milletvekili Recai Birgün, o operasyonu anlatmaya devam ediyor: Silahları bulduktan 1 gün sonra Ferhan Özmen ve 2 arkadaşını yakaladık. Operasyon sırasında ´yakın dövüş uzmanı´ olduklarını gördük. Ferhan Özmen ve arkadaşlarını ele geçirmek polisi oldukça zorladı. Hatta içlerinden biri aynı anda 4 polisle mücadele edebilecek kadar iyi eğitilmişti.

Neredeyse bizi döveceklerdi. Ama hepsini yakalamayı başardık.

Perde arkasındaki kim?

Recai Birgün, Ferhan Özmen ve arkadaşlarının yakalandıktan sonra suçlarını itiraf ettiklerini söyledi. Yapılan sorgulamada sık sık İran´a gidip geldikleri, hatta orada kaldıkları öğrenildi. Pasaportlardan ve kayıtlardan da bu durum tesbit edildi. Birgün Yakalanan silahların da ´Yeşil kuşak´ projesi kapsamında İran´a verilen NATO silahları olduğu anlaşıldı. Oradan Türkiye´ye sokmuşlardı dedi. Sanıklar, İran´a gidip eğitim aldıklarını itiraf ettiler. Biz böyle eğitim alırız. Bizim gibi Türkiye´de çok grup var. Ama her grup diğerinden bağımsızdır dediler. Mumcu´yu öldürme gerekçeleri ise bu işi talimatla yaptıklarını açıkça gösteriyordu. Biz bu adamın yazılarını okuduk. Beğenmedik ve öldürmeye karar verdik diyorlardı. Recai Birgün´ün altını çizdiği çok önemli bir nokta var: Ne yazık ki, sorgulama Ferhan Özmen ve arkadaşlarıyla sınırlı kaldı. Sorgulama çok zor oldu. Sonunda ´biz öldürdük´ diye itirafta bulundular. Mahkemede de suçlarını kabul ettiler. Ama soruşturma daha ileri gidemedi. Yukarıdaki bağlantılarına ulaşılamadı... ( Takvim)

Yakalananlar taşeron.. Tetikçiler onlar olsa bile asıl katil kim?..

Uğur Mumcu´yu öldürenler yakalandı; yargılanıyor. Bunlar, Tevhid-i Selâm örgütüne üye Ferhan Özmen, Necdet Yüksel, Rüştü Aytufan. Ama, faili meçhul cinayetlerden çok çeken ülkemizde, aydınlar, haklı olarak soruyor: Perde arkasında kimler var? Ufak bir parantez açıp, Özdemir Sabancı cinayetini hatırlayalım. Bu cinayet aydınlandı mı? Görünüşte THKP-C militanları öldürdü Sabancı´yı. Peki özel kurye ile Suriye´den getirilen Sabancı´nın katili Mustafa Duyar´ı hapishanede kim, niçin öldürdü? Mumcu´nun katili diye, farklı isimler de ortaya çıkmıştı. Özellikle, ilk başta şüpheler Velit Hüseyin üzerinde toplanmıştı. Uğur Mumcu Komisyonu´nda, bilgi sahipleri Velit Hüseyin-Derin devlet ilişkisinden söz ediyordu. Velit Hüseyin, Türkiye vatandaşı olmakla birlikte Kerküklüydü. Savcı, onu, sınır dışı etti. Barzani hapsetti. Barzani´nin hapishanesinden, Özel Kuvvetler, Velit Hüseyin´i kaçırdı. 18 Nisan 2009´da, Sabah gazetesine açıklamalarda bulunan Genelkurmay´ın tercümanı Yıldırım Beğler, bunları anlattıktan sonra, suikastın temelindeki üçgenden de söz ediyordu: Asker, polis, MİT Ve gene Yıldırım Beğler´in ifadesine göre, Velit Hüseyin´i Özel Kuvvetler Irak´tan kaçırdıktan sonra, onu Silopi´de karşılayan kendisiydi; Velit Hüseyin´i Terörle Mücadele´ye teslim etmişti. 3 gün sonra, Mardin/Silopi´ye bağlı Başköy köprüsünün altında Velit Hüseyin ölü olarak bulundu. Mehmet Ağar´ın da, Uğur Mumcu ailesi mensuplarına Duvardan tuğla çekilirse, altında çok kişi kalır dediğini biliyoruz. Sanıklar yargılanmakla birlikte, bu bilgiler ışığında Uğur Mumcu´nun katilleri kim? diye hâlâ sormakta haklı değil miyiz?

Mumcu cinayetini devlet yapmıştır

Sabah gazetesinden Mahmut Övür Uğur Mumcu´nun eşi Güldal Mumcu´nun ´Cinayet devlet işi´ açıklamalarını işliyor: Alın Uğur Mumcu suikastını. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel 30 Ocak´ta Katar´dan şöyle bir açıklama yapar: Suçlular devletin avucunun içindedir. Demirel hükümetinin İçişleri Bakanı ise İsmet Sezgin´dir. Bakan Sezgin´e Nokta dergisi muhabiri sorar: Haberden sonra, Ankara Emniyeti adrese gitti. Ama adres boş çıktı. Sezgin´in cevabı şaşırtıcı: Hayır, boş çıkmadı. Yanlış biliyorsunuz. Bir devlet memurunun yeri çıktı orası... Acaba hangi devlet memurunun? Bu sorunun cevabı hala verilmiş değil. Verilmediğinin nedenlerini ise en çarpıcı biçimde bugün Meclis´te CHP milletvekili olan ve neden bu konuların üzerine gitmediğini merak ettiğim rahmetli Uğur Mumcu´nun eşi Güldal Mumcu anlatıyor. Milliyet gazetesi, tarih 24 Kasım 1994: En yetkili kişilerin verdiği sözlere rağmen soruşturmanın sürüncemede bırakıldığı izlenimi doğmuştur. Soruşturmayı yürüten ilk savcı Ülkü Coşkun´un benim ifademi alırken söylediği, ´Bu olayı devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse bu iş çözülür´ şeklindeki sözlerini de ayrıca vurgulamak istiyorum. Tabii Güldal Mumcu´nun şu sözleri de unutulmadı: Bu olayın kimler tarafından ve nasıl gerçekleştirildiği, devlet örgütünün bir kısmının bilgisi dışında değildir. Devlet yapmıştır sözünden daha net ipucu olabilir mi? ( Mahmut Övür / Sabah)

Babam öldürülmeden önce Öcalan-MİT ilişkisini araştırıyordu

Uğur Mumcu´nun geçen yılki 17´nci ölüm yıldönümünde konuşan kızı Özge Mumcu, babasının öldürülmeden önce teröristbaşı Öcalan´ın MİT´le bağlantısını araştırdığını vurguluyordu. Siyasi cinayetlerde herkesin hedef olabileceğine dikkat çeken Mumcu, Cinayeti konjonktürel olarak uygun olduğunda taşeron örgüte verirsin, o da öldürür. ifadelerini kullanıyor. Gazeteci Uğur Mumcu´nun kızı Özge Mumcu, babasının öldürülmeden önce Öcalan´ın MİT´le bağlantısını araştırdığını söyledi. Babasının öldürülmese bir gün sonra Baki Tuğ´la randevusu olduğunu belirten Mumcu, Yıllar geçtikçe babamın gerçeğe ne kadar yaklaştığını anladım. Muhtemelen Apo´nun MİT ajanı olduğuna dair bir belgenin izine ulaşmıştı. Bu belgeyi aradığını da biliyordum. Üzerine hiç gidilmedi. diye konuşuyor. 90´lı yıllarda başlayan suikastların ideolojik kavgayı körüklediğini vurgulayan Mumcu sözlerini şöyle sürdürüyor: Bunların çoğu da siyasal İslam kökenli örgütlerin öldürdüğü söylenen cinayetlerdi. O konjonktürde bunu kullanmak işlerine gelirse bunu kullanırlar. Hrant Dink suikastında da Ermeni kimliği üzerinden bir şey kurmak isterlerse onu kullanırlar. Çünkü bunlar büyük infial yaratacak eylemlerdir ve toplumu parçalayacak eylemlerdir. Bu kimlerin işine yarar ona bakmak lazım. ifadelerini kullanıyor. Uğur Mumcu´nun oğlu Özgür Mumcu da kısa bir süre önce, Bu cinayeti kontrgerillanın işlediğini duysam şaşırmam. PKK´nın yaptığını duysam yine şaşırmam. Ama ben bu cinayetin bir İslamcı operasyonu olduğuna inanmıyorum. demişti.

Cinayeti konjonktürel olarak uygun olduğunda taşeron örgüte verirsin, o da öldürür

Babasının ulaştığı gerçekleri engellemek için herhangi bir örgütün kullanılmış olabileceğini aktarıyor. Kürt kimlikli olur, siyasal İslam kimlikli olur ya da öldüren siyasi bir ideolojiye sahipmiş gibi gözükebilir. diyen Mumcu, siyasi ideolojiye sahip olup olmamasından ziyade cinayet emrini kimin verdiğiyle ilgilendiğini anlatıyor. Siyasi cinayetlerde herkesin hedef olabileceğini dile getiren Mumcu, Cinayeti konjonktürel olarak uygun olduğunda taşeron örgüte verirsin, o da öldürür. Kimin yaptığının bir önemi var ama kimin yaptırdığı daha önemli. ifadelerini kullanıyor.

Suikast kararı 1992 yılının Nisan ayında verildi

Gazeteci ve yazar Uğur Mumcu´nun ağabeyi Ceyhan Mumcu, kardeşinin 24 Ocak 1993´te Ankara´da Karlı Sokak´taki evinin önünde arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu düzenlenen suikastın kararının 1992 yılının Nisan ayında verildiğini iddia etti. Ağabey Mumcu, iddiasıyla ilgili olarak şunları söyledi:

Kesinlikle İran değil aksine ABD

Uğur, 24 Ocak 1993´te öldürüldü. O zamana kadar öldürülmüyor. Bir şeyler yazdı ki öldürülüyor. Birilerini kızdırdı. Kimi kızdırdığı, 312 yazısından belli oluyor. 312 yazının yüzde 64´ü ABD´nin Irak´a müdahalesinin insanlık açısından sakıncalarını içeriyor. Uğur Mumcu-´yu ´İran öldürdü´ denildi. İran ile ilgili tek bir yazısı var. O yazı da İran´ı eleştiren değil, İran´ın dış politika siyasetinin, bağımsızlık siyasetinin eleştirildiği bir yazı. Bunun dışında hiç yazısı yoktur. İran kriptolarında, ´Uğur Mumcu´nun yazısı bizim için tehlikeli´ diyen hiçbir şey yoktur. Uğur Mumcu´nun aleyhine Amerika Birleşik Devletleri´nce, Türkiye´de bazı ünlü solculardan rapor istendiği de bir kanıt olarak elimize geçmiştir. Öyle anlaşılıyor ki suikastın kararı 1992´nin Nisan ayında verildi.

Uğur Mumcu, ´Kontrgerillayı deşifre etmeye çok yaklaştığı´ için öldürüldü

Yine Sabah gazetesinden Engin Ardıç cinayetin ardında kontrgerillanın olduğunu işliyor: Birçok ahmak Uğur Mumcu´nun Atatürkçü olduğu için öldürüldüğünü sanıyor! Çünkü katilleri, cinayetin toplumda böyle algılanmasını istemişlerdi... Yazıya oturunca papağan gibi Emeç, Üçok, Cömert, Hablemitoğlu, Kışlalı, Mumcu isimlerini ardarda sıralamayı marifet sanan birçok basın ahmağı da buna farkında olmadan pek güzel çanak tuttu... Uğur Mumcu, kontrgerillayı deşifre etmeye çok yaklaştığı için öldürüldü. Özellikle örgütün uyuşturucu ve silah trafiği üzerinde duruyor, mafya bağlantılarını inceliyordu. 12 Eylül ortamını yaratmak için kurulmuş tezgahlarda örgütün öncü parmağını ortaya çıkarmak üzereydi. Yani bugünkü Ergenekon var mı yok mu tartışmasını daha o zamanlar aşmıştı, bu da onun sonunu getirdi, alçakça katledildi. Pardon yahu, iddia olunan Ergenekon örgütü diyecektik. Törenlerle anılıyor. Atam, izindeyiz muhabbeti gibi Mumcu, izindeyiz nutukları atılıyor. Sonra da dönüp Ergenekon soruşturması sulandırılmaya, saptırılmaya, küçümsenmeye çalışılıyor. Hükümete duydukları nefret gözlerini öyle bir karartmış ki, utanç verici saçmalıklar ve aymazlıklar sergiliyorlar. Patronları ve yöneticileri tarafından hangi çıkar kavgasında kullanıldıklarını da ya görmezden geliyorlar ya da göremeyecek kadar zavallı bunlar. Atıp tutuyorlar: Yiğidim aslanım, sana söz veriyoruz, yemin ediyoruz, gerekirse gittiğin yolda biz de öleceğiz ama dönmeyeceğiz! Sonra da hükümete, savcılara, polislere giydirmece ... Atatürkçüler baskı altındaymış. Uğur Mumcu´yu, Atatürkçülük maskesini senin gibilere pek güzel yutturanlar öldürdüler, bre salak! Pardon, öyle olduğu iddia olunuyor diyelim de başımıza dert almayalım. Faşistlerle ittifak yapmanın ayıbı da solcu bozuntularına yetsin. ( Engin Ardıç / Sabah)

Uğur Mumcu, Kürt meselesi nedeniyle tasfiye edildi

Ünlü istihbarat analisti Mahir Kaynak, 24 Ocak 1993´te arabasına bomba konularak öldürülen Gazeteci Uğur Mumcu´nun da Kürt sorunu konusunda yakaladığı ipuçları olduğuna değiniyor. Kaynak, Uğur Mumcu öldürüldüğü zaman, bunun İran ve Türkiye´deki İslamcı çevrelerce yapılmadığını söylemiştim. Uğur Mumcu, ideolojik bir nedenle öldürülmedi´ demiştim. Çünkü Uğur Mumcu, eskiden beri Atatürkçüydü, bugün olmadı. Eskiden beri Türkiye´de İslamcı kanat vardı, hiç böyle bir şey olmadı. İran´ın da bundan elde edeceği bir şey yok. Mumcu, Kürt meselesindeki tavrı nedeniyle tasfiye edildi. Abdullah Öcalan´ı deşifre edecek veya onu Kürt hareketi içinde etkisiz hale getirecek bilgilere sahipti. ´Öcalan ajandı´ diyecekti belki de. ifadelerini kullandı.

Uğur Mumcu´nun ulaştığı bilgileri Eşref Bitlis´e aktarması hayatına mal oldu

18 Ocak 2011 akşamı TRT Haber´de ´Kozmik Oda´ programının konuğu olan Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu Mumcu cinayetine de değindi. Orakoğlu şöyle diyordu: Uğur Mumcu çok önemli konular araştırmıştır. PKK meselesi, Öcalan´ın devletle olan ilişkileri arkasından Hizbullah´ın devletle olan ilişkileri. Türkiye´nin bazı büyük olaylarda mesela MOSSAD gibi yabancı gizli servislerin Türkiye´deki rollerini araştıran bir kişiydi. Buna daha çok ciddi 10-15 tane madde sayabiliriz buna. Şimdi Uğur Mumcu´ya gene böyle bir dosya geliyor. Bu dosya geldiği zaman kendisi bakın bu dönemde çok tabu olan konu araştırarak bir gazeteci bunlardan dehşete düşüyor. Çünkü yaptığı hareketlerden bunu anlıyoruz yani. Ve hemen sayın Cumhurbaşkanı´nı arıyor. Turgut bey yok o anda emir subayı, orda kim çıktıysa onla görüşüyor.Cumhurbaşkanının Türki Cumhuriyetlerde olduğu söyleniyor. Sonra dönüyor sayın Eşref Bitlis Paşa´yı arıyor. Bence hayatına mal olacak bir hata yapıyor. Kendisine gelen dosyayla ilgili bir takım şeyler anlatıyor Bitlis Paşa´ya. Anlatınca muhakkak ki Uğur Mumcu izlenen bir kişi. Bu izlenmeler yanlış anlaşılmasın devlette izleyebilir kanuni olarak, başka örgütlerde, gizli servislerde izleyebilir basit bir şey çünkü ve izleniyor. Uğur Mumcu hepimizin bildiği gibi arabasına biniyor ve uçuyor. Aradan belli bir süre geçtikten sonra Eşref Bitlis´in uçağı kaza olarak düştü, ondan sonrada Turgut Özal´ın vefatı bu üç aylık bir süredir yani bu saydıklarımız

Uğur Mumcu, Cem Ersever´le birlikte çalışıyordu

Özal´ın ölümüyle ilgili açıklamalar yapan oğlu Ahmet Özal da Orakoğlu´nun görüşlerini paylaşıyor: Kennedy 1960´ların başlarında öldürüldü, 35 sene sonra gerçek failler ortaya çıktı. Sadece babamın değil Uğur Mumcu cinayetinin de çözülmesini istiyorum. Uğur Mumcu, Cem Ersever´le birlikte çalışıyordu ve derin devlet-terör ilişkisini açıklamak üzerelerdi... En son babamla 93´te Aşkabat´ta konuştuğumuzda Türkiye´ye döneceğim, PKK ve Kürt meselesini bitireceğim. demişti bana. Bunun bitmesini istemeyen güçler, her kimseler, derin yapı-PKK ilişkisini inceleyen Uğur Mumcu ile işe başladılar. Ocakta Mumcu, şubatta Bitlis gitti. Sonra Kahveci, sonra babam, sırayla da Madımak, Başbağlar ve 33 er olayları.

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Mumcu´nun son günlerinde PKK lideri Öcalan´ın MİT´le ilişkilerini incelediği, buna dair bir kitap yazmakta olduğu biliniyordu. O dönem Türkiye için yeni sayılan bilgisayar kullanımına geçen Mumcu eline geçen bilgileri bilgisayarına yüklüyordu. Bir tuşa basmakla belgeler arasındaki ilişkileri kolayca yakaladığı, bilgisayar kullanımıyla araştırma yapmakta birden mesafeler katettiği bilinen Mumcu, etrafındakilere Öcalan´la ilgili de ilginç bağlantılara ulaştığını açıklamıştı. Kızı bu durumu şöyle ifade ediyor: Muhtemelen Apo´nun MİT ajanı olduğuna dair bir belgenin izine ulaşmıştı. Bu belgeyi aradığını da biliyordum. Ancak kısa süre sonra suikast meydana geldi. Mumcu´nun öldürülmesiyle başlayan1993 yılı Türkiye için kanlı ve kara bir yıl oldu. En kanlısının Bingöl´deki 33 er katliamının olduğu çok sayıda peşpeşe gelen olaylarda kendi alanında güçlü ve simge isimler aynı yıl, art arda hayatlarını kaybetti: Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Jandarma Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, JİTEM Grup Komutanı Binbaşı Cem Ersever ve gazeteci Uğur Mumcu. Kimi öldürüldü, kiminin ölümünün üzerindeki sis perdesi hala aralanamadı. Bu dört ismin ortak özelliği ise ya PKK´yla mücadelenin doğrudan içinde yer almaları ya da sorunun çözümü için ciddi mesai harcamalarıydı. Bu olaylar sonucunda bugünlerde ´demokratik açılım´ projesiyle yapılmaya çalışılanın benzeri, PKK´nın tasfiyesinin sağlanarak Doğu ve Güneydoğu´nun terörden kurtulması ve barışın sağlanması projesi rafa kaldırıldı.

İşte 1993 yılındaki olaylar dizesi

24 Ocak 1993: Uğur Mumcu cinayeti

17 Şubat 1993: Jandarma Komutanı Eşref Bitlis´in uçak kazasında ölümü

17 Nisan 1993: Cumhurbaşkanı Özal´ın kalp krizinden vefatı

24 Mayıs 1993: Bingöl´de 33 asker katliamı

22 Ekim 1993: Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasti

04 Kasım 1993: JİTEM kurucusu Cem Ersever ve yakın arkadaşlarının öldürülmesi. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

Abdullah Harun

(25 Ocak 2011, 14:39)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2851    yazdır/print


 

Batum: 50 bin kişi Silivri´yi basalım

CHP´nin, başka milletvekili adayı bulamamış gibi Ergenekon Terör Örgütü mensuplarını milletvekili yapmayı ve Haziran seçimlerinde seçilmelerini sağlayarak, cezaevinden ve davalardan kurtarma planı giderek netleşiyor. Son olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum, Silivri´deki Ergenekon sanıklarını korumak için her yöntemi uygulayacaklarını açıkladı.

24.01.2011 12:42 Uğur Mumcu´nun öldürülüşünün 18. yılı dolayısıyla düzenlenen anma etkinlikleri için İzmir´e gelen Batum, ´Ergenekon´ sanıklarının milletvekili yapılarak cezaevinden kurtarılması teklifini değerlendireceklerini belirtti. Batum, İçeride yatan Atatürkçü aydınları korumak için elimizden geleni yapacağız. dedi. Bunun için her yöntemi uygulayacaklarının altını çizdi. Batum, Biz terör örgütü falan değiliz. Biz, AKP hükümetinin bilerek ve isteyerek Atatürkçü aydınları içeri tıkmak suretiyle, Türkiye´de kendi iktidarını hiçbir engel olmadan kurmak istediğini düşünüyoruz. Buna kesinlikle izin vermeyeceğiz. Buna izin vermemek her yöntemle olabilir. Oradaki Atatürkçü aydınları partiye alarak veya başka bir yöntemle, iktidara baskı kurarak olabilir. Bunların hepsini uygulayacağız. şeklinde konuştu.

50 bin kişiyle mahkemeyi korkutma harekatı!

Geçtiğimiz günlerde Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Tansel Çölaşan´la birlikte Silivri Cezaevi´ne giderek Ergenekon sanıklarına destek veren CHP Genel Başkan Yardımcısı, Haberal ve Balbay´ı milletvekili yapın. çağrılarına, Mesajınızı alıyorum. diye karşılık vermişti. Batum, her şeye rağmen bu Silivri çıkarmasından tatmin olmadı. Ergenekon davasına bakan mahkemenin, kendilerinden sonra, ziyaretçilerin bundan böyle içeriye sokulmaması yönünde bir karar aldığını söyledi. Süheyl Batum, Biz 50 bin kişiyle Silivri´ye gitseydik ´gelenler açıkta duracaklar, içeri kadar giremeyecekler´ diye karar almaya cesaret edemezlerdi. 50 bin kişi, bunu kuracağız şimdi. Biliyorum ki sizler bunu örgütlersiniz, korkmazsınız da... diyerek yeni bir Silivri çıkarmasına hazırlandığının ipuçlarını verdi.

Kılıçdaroğlu sıcak

Ergenekon sanıklarını BDP´li Sabahat Tuncel modeliyle vekil yaparak hapisten kurtaracaklarını daha önce inkar eden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, Denizli´de bazı gazetecilerin, Hanefi Avcı, Mehmet Haberal gibi tutuklu sanıkları aday göstermeniz söz konusu mu sorusu üzerine Her talebe saygılıyız, niye böyle bir talep geldi diye bir şey diyemeyiz ama sonuçta karar verecek olan parti organları diyerek açık kapı bıraktı.

Bursa´da açıkladı

Kılıçdaroğlu´nun Silivri planı 5 Aralık´ta Yeni Şafak´ta yer almıştı. Kılıçdaroğlu bu planını Bursa´ya yaptığı gezi sırasında buradaki Kent Gazetesi yazarı Yusuf Kotaman´a anlatmış, Kotaman da buna köşesinde yazmıştı. Yeni Şafak´ın Kotaman´ı kaynak göstererek yaptığı haber ise Kılıçdaroğlu tarafından yalanlanmıştı. Kılıçdaroğlu, ´Hayır böyle bir çalışmamız yok. Nereden çıkarılıyor anlamıyorum demişti. CHP Bursa İl Başkanı Gürhan Aydoğan ise Kılıçdaroğlu´nun yalanlamasından habersiz Kotaman´ı doğrulamıştı. CHP´nin bu planında ne kadar ciddi olduğu geçen hafta İzmir İl Başkanı Tacettin Bayır ile CHP Genel Başkan Yardımcısı Alaattin Yüksel´in açıklamalarıyla da ortaya çıkmıştı.

CHP için onur olur

Bayır, Balbay ve Haberal´ın her ikisi de alanlarında değerli isimler. Her ikisinin de aday olması CHP için onurdur. Balbay´ın İzmir´den kontenjan milletvekili olmasına dair beklentiler bana da ulaştı. Haberal´ın daha çok tanındığı ve çalıştığı bölge Ankara olduğu için belki o bölgeden değerlendirilmesi daha şık olabilir. Genel Merkez´e İzmir´den Mustafa Balbay´ın adaylığını önermekte sakınca görmem ifadelerini kullanmıştı. Yüksel de bu isimlerin değerlendirilebileceğini söylemişti.

MHP ve CHP´nin iş bölümü

Ergenekon davası kapsamında Silivri´de tutuklu bulunanların hapisten çıkarılması için MHP ve CHP´nin işbölümü yapacağı belirtiliyor. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde DTP, cezaevinde bulunan Sebahat Tuncel´i bağımsız milletvekili adayı olarak göstermişti. Tuncel milletvekili seçilince dokunulmazlık kazanmış ve ceza evinden çıkmıştı. Şimdi CHP ve MHP de benzer bir taktikle Silivri tutuklarını kendi aralarında paylaşarak milletvekili yapacak. CHP´nin Silivri tutuklularından Mehmet Haberal, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Doğu Perinçek ve Çetin Doğan´ı, MHP´nin ise Engin Alan, Atilla Uğur ve Hasan Iğsız´ı aday göstereceği belirtiliyor. ( Yenişafak, Zaman)

Batum: Balbay ve Özkan´ı aday göstereceğim

CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum, Ergenekon davasının tutuklu sanıkları Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan´ın milletvekili adaylığı için Parti Meclisi´ne öneri sunacağını açıkladı. Batum, bu düşüncenin kendi şahsi fikri olduğunu ve parti yönetimi ile yapacağı görüşmede Balbay ve Özkan´ın aday yapılmasını teklif edeceğini son kararı da Parti Meclisi´nin vereceğini ifade etti. ( Hürriyet)

Batum´un Ergenekon yakınlığı

Süheyl Batum´un adı son olarak Encümen-i Daniş adı verilen derin devlet ihtiyarlar heyetinin, merkez sağı toparlamak için DYP´nin başına onu getirmek istediklerini açıklamasıyla gündeme gelmişti. Daha önce gündeme gelen ses kayıtlarında da, ÇYDD başkanı Türkan Saylan, CHP lideri Deniz Baykal´ı liderlikten çekilmeye zorlamak için kalp ameliyatına müdahale edilmesini ve yerine Süheyl Batum´un gelmesini istiyordu. Yine Batum´un adı Balyoz davası iddianamesinde iki yerde geçiyor: Darbe sonrası oluşturulacak Milli Mutabakat Hükümeti´nde Devlet Bakanı olarak, darbe sonrası faydalanma umulan 137 gazeteciden biri olarak.

´Dokunulmazlıklar kalksın, ama Ergenekon sanıklarına dokunulmasın´

AK Parti Trabzon Milletvekili Asım Aykan, CHP´nin bir yandan ´dokunulmazlıklar kalksın´ derken, bir yandan da Ergenekon sanıklarına dokunulmazlık zırhı giydirmeye çalıştığını söyledi. Aykan yaptığı yazılı açıklamada, CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum´un, Ergenekon davasından yargılananlardan bazı isimleri milletvekili adayı yapmayı düşündüklerini ilan etmesini eleştirdi. Ergenekon yapılanmasının PKK ile bağlantılarını, JİTEM ile bağlantılarını, faili meçhullerle bağlantılarını, Hizbullah ile bağlantılarını, Kandil ve Öcalan ile bağlantılarını bütün dünya duydu, ancak CHP duymamış ifadelerini kullanan Aykan, Son olarak Gölcük´te zulalarda çıkan belgelerle birilerinin ihtilal için gece gündüz kan ter içerisinde çalıştıklarını, demokrasiyi, milli iradeyi, hukuku, siyasi partileri yok etmek için örgütlendiklerini net biçimde ortaya koyuyor. Ancak CHP´nin bu da umurunda değil. Duymuyor, görmüyor, yandaş medyası da duymuyor, görmezlikten geliyor. dedi.

´Bir komplo ile Ergenekon avukatlığını devraldığını´ iddia ettiği CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu´nun ne yapacağını şaşırmış durumda olduğunu belirten Aykan, açıklamasını şöyle sürdürdü: Geldiği günden beri öyle zikzaklar çizdi ki milletin kafası tamamen karıştı. CHP tabanı yakında kurtar bizi Baykal diye haykırırsa kimse şaşmasın. Partisini yönetemeyen bir kadro, ülkeyi yönetmeye talip, hazırlığı yok. Ne zaman, nerede ne söyleyeceğini bilmiyor. Popülizme yönelmiş, geçmişte söylediklerini şimdi nakzediyor. Ergenekon davası çözülmeden terör örgütü PKK´nın yaptığı olaylar, faili meçhuller, Uğur Mumcu, Hrant Dink, Rahip Santoro, Zirve Yayınevi cinayeti, Eşref Bitlis Paşa´nın ölümü gibi olaylar çözülmez. Bu mesele bir parti meselesi değildir. Ülkenin bekası, evlatlarımızın geleceği, demokrasi ve hukuk devleti olmamız davasıdır. Bir yandan dokunulmazlıklar kalksın diyen CHP, bir yandan da Ergenekon sanıklarına dokunulmazlık zırhı giydirmeye çalışıyor. Öyle anlaşılıyor ki bu işi kotarma görevi Encümen-i Daniş prensi Sayın Batum´a verilmiş gözüküyor. Sayın Batum´a dikkat çekmek istiyorum, birileri kendisini bazı görevler için CHP´ye monte etmiş durumda. CHP bu tavrı ile haziran seçimlerini; Türkiye´nin geleceğine değil, hukuk mu, demokrasi mi, Ergenekon mu, üçgenine sıkıştırıyor. Silivri´den ´mesaj alınmıştır´ diyen Sayın Batum´a 12 Haziran akşamı milletimiz de ´mesaj alınmış ve gereği yapılmıştır´ diyecektir. ( Cihan)

(24 Ocak 2011, 12:42)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

CHP´nin Ergenekon sanıklarını milletvekili yapma planı

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2848    yazdır/print


 

Görüntülenen: 221 - 240 (Toplam 461)  |  Önceki 20 | Sonraki 20 

| Paylaş:


Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Şok!!! 509 bin kişi dinlenmiş

07.03.2014 13:13 Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda yürütülen soruşturma çerçevesinde, 2012'de 257 bin 454 kişi, 2013'te 252 bin 062 kişi olmak üzere toplam 509 bin 516 kişinin dinlendiği tespit edildi. TİB'de dinlemeler konusun..
Tamamı 07.03.2014

Suç duyurusu & Basın açıklaması

22.01.2014 12:42 Son günlerde Türkiye gündemini meşgul eden ve birbiriyle bağlantılı olduğu düşünülen iki konuda, 'Paralel Devlet' ve 'Kaset Komplocuları' konusunda TMK ile yetkili cumhuriyet savcılığına çok sayıda somut delil içeren i..
Tamamı 22.01.2014

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

İşte Özal dosyasındaki isimler

29.04.2013 13:35 8´nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne dair soruşturmada iddianame hazırlanarak mahkemeye sunuldu. Mahkemenin de kabul etmesiyle dava açıldı. 56 sayfalık iddianamede, Özal´ın Ergenekon tutuklusu emekli tuğgeneral L..
Tamamı 29.04.2013

Başbakan: Saldırı Ergenekon işi

20.03.2013 20:58 Dün gece Ankara´da Adalet Bakanlığı binası ile AK Parti Genel Merkezi´ne eş zamanlı olarak iki saldırı düzenlenmiş, el bombaları ve law roketatarları kullanılmıştı. Ergenekon davasında önceki gün verilen savcılık mütal..
Tamamı 20.03.2013

27 Nisan soruşturması sürüyor

06.03.2013 18:25 Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik´in suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27 Nisan 2007 askeri muhtırasıyla ilgili başlatılan soruşturmanın sürdüğü öğrenildi. Savcılığa yeni belgeler sunan ..
Tamamı 06.03.2013

Flaş!!! Özel Harp´e dava açılıyor

23.02.2013 13:38 Türkiye´nin en gizli ve gizemli yeri olarak gösterilen Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) ´kozmik oda´sının sır perdesi aralanıyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast iddiası ile başlayan soruşturma yakın tarihle yüzl..
Tamamı 23.02.2013

Savcı: Hamido Özel Harp işi

18.02.2013 13:47 Terörle Mücadele Kanunu´nun (TMK) 10. maddesiyle görevli Malatya Cumhuriyet Savcısı, Zirve Yayınevi cinayetleri davası kapsamında tutuklu bulunan muvazzaf asker Haydar Yeşil´in kayınbiraderi H.K. tarafından teslim edil..
Tamamı 18.02.2013

Genelkurmay, Özel Harp´i yalanladı

15.02.2013 15:05 Genelkurmay Başkanlığı, resmi internet sitesinden yayınladığı açıklamada, son dönemde Özel Kuvvetler Komutanlığı ile ilgili medyada yer alan haberlere tepki gösterdi. Açıklamada, Özel Kuvvetler Komutanlığı gizli ve ill..
Tamamı 15.02.2013

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Skandal!!! Hakim mi militan mı?

13.03.2014 11:33 Denizli'de gezi eylemlerine katıldıkları için Ali Şimşek, Kerem Yıldırım, Güldane Pekdoğan, Recai Altuntaş, Cem Dikmen, Cüneyt Çelik, Süleyman Can Bayram ve Mustafa Kayhan hakkında geçen yıl 'Kanuna Aykırı Toplantı ve ..
Tamamı 13.03.2014

Erdoğan: Hoca, ülkeyi karıştırma!

27.02.2014 14:27 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yerel seçim mitingleri kapsamında Türkiye'yi dolaşıyor. Erdoğan şimdi Burdur'da halka sesleniyor.. İşte Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları: Rabbim kardeşliğimizi inşallah dai..
Tamamı 27.02.2014

Mütalaa: Zirve=Ergenekon

25.02.2014 12:20 2007'de Malatya'da Zirve Yayınevi'nde biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazının kesilerek öldürülmesi olayına ilişkin davanın 92. duruşması dün görüldü. Zirve Yayınevi'nde 18 Nisan 2007'de Alman uyruklu Tilman Ekkehart G..
Tamamı 25.02.2014

Başbakan: Gülen, örgüt lideri

11.02.2014 21:20 Başbakan Erdoğan, Fethullah Gülen hakkında ilk kez 'Örgütün lideri' ifadesini kullandı. Paralel yapılanmanın sınavlarda usulsüzlükten şantaj ve tehdide kadar ne kadar kirli iş varsa bulaştığını söyleyen Başbakan Erdoğa..
Tamamı 11.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17 ve 25 Aralık operasyonunu y..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı.  TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devle..
Tamamı 23.01.2014

Koç suç duyurusunda şok iddia

15.01.2014 15:27 Sivil toplum kuruluşlarından Adalet Platformu, yabancı vakıfların Gezi olaylarına karıştığına dair 2 Aralık 2013'de verdikleri suç duyurusuyla ilgili şok bir iddiada bulundu. MÜRACAAT SAVCISI KOÇ'A DİKKAT ÇEKTİ, DİLE..
Tamamı 15.01.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.01.2014

Hanefi Avcı haklı çıktı

13.01.2014 15:43 Hükümet-cemaat kavgası, özellikle cemaatin yargı üzerinden yaptığı salvolar pek çok adli süreçle ilgili soru ve kuşkuları tekrar akla getirdi. Cemaatin emniyet ve yargı içinde keyfi ve kendi hesabına girişimleriyle ilg..
Tamamı 13.01.2014

Flaş!!! Savcı: Darbeye direnin

31.12.2013 10:25 İstanbul'da şok gelişme.. İstanbul Cumhuriyet Savcılarından Mehmet Demir, içinde bazı yargı mensuplarının da olduğu bir yapının Başbakan Erdoğan'a darbe yapmak istediğini belirterek, "Yargının bağımsızlığına ve tarafsı..
Tamamı 31.12.2013

İkinci 7 Şubat krizi

18.12.2013 11:00 Seçimler yaklaştıkça şok gelişmeler peşpeşe geliyor.. Dün AK Partili belediye ve kamu kuruluşlarına yönelik yolsuzluk operasyonları üzerine bugün İstanbul Emniyeti'nde operasyon yetkisine sahip 5 üst düzey emniyet müdü..
Tamamı 18.12.2013

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Darbe kaydına tekzip talebi

25.11.2013 14:10 Adalet Platformu'nun suç duyurusu ses getirdi. Platform, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili 1 hafta önce suç duyurusu yapmıştı. Ankara Cumhuriyet Ba..
Tamamı 25.11.2013

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
7.658.611