YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
1 Mart 2015, Pazar
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "Oktay" için arama sonuçları    (Toplam 618 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


´Ergenekon Şekeri´ne ´Glock´ karıştı

Ergenekon´un kasası olduğu iddiasıyla Kayseri Şeker Fabrikası´nda başlatılan yolsuzluk operasyonu derinleşiyor. Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin´in, yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan Kayseri Şeker Fabrikası Başkanı Vedat Ali Özışık´a Glock marka silah hediye ettiği iddia ediliyor.

´Ergenekon Şekeri´ne ´Glock´ karıştı

Ergenekon´un kasası olduğu iddiasıyla Kayseri Şeker Fabrikası´nda başlatılan yolsuzluk operasyonu derinleşiyor. Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin´in, yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan Kayseri Şeker Fabrikası Başkanı Vedat Ali Özışık´a Glock marka silah hediye ettiği iddia ediliyor.

Ergenekon´un kasası olduğu iddiasıyla Kayseri Şeker Fabrikası´nda başlatılan yolsuzluk operasyonu derinleşiyor. İstanbul´da yurtdışına çıkmaya hazırlanırken polis tarafından gözaltına alınan Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´a, Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin´in Glock marka silah hediye ettiği iddia ediliyor. Özışık´ın bürosunda yapılan aramada gizli kamera bulunduğu ve gelen misafirlerin kaydedildiği de öne sürülüyor. Vedat Ali Özışık, oğlu Burhan Özışık ve kardeşi Savaş Özışık´ın yanısıra gözaltına alınan 30 kişinin mal varlıklarına el konduğu, banka hesaplarının dondurulduğu ve haklarında “yolsuzluk, nitelikli dolandırıcılık, örgüt üyeliği, şantaj ve fuhuş çetesi kurmak” gibi birçok suçlama bulunduğu bildirildi.

Cuma günü ifade verecekler

Gözaltına alınan 30 kişinin cuma günü Ankara´da soruşturmayı yürüten Savcı Cemil Tuğtekin´e ifade verecekleri belirtildi. Operasyonun arkasından savcılık ve emniyete çok sayıda ihbar mektubu bilgi ve belgelerin iletildiği öğrenildi. Özışık´a ait ev ve iş yerlerinde yapılan aramada çok önemli bilgi ve belgelere ulaşıldığı belirtilirken operasyon kapsamında Kayseri Adliyesi´nde görev yapan bazı yargı mensuplarının da gözaltına alınabileceği öne sürülüyor. İddialara göre yolsuzluk operasyonu kapsamında Kayseri´de imamlık yapan bir kişi de gözaltında. ( Taraf)

Polis yeni bulgulara ulaştı

03 Aralık 2010: Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki yolsuzluk operasyonunda polis yeni bulgulara ulaştı. Fabrika Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın evindeki aramalarda Glock marka silahlar ele geçirildi. Silahlar Ergenekon sanığı özel harekatçı İbrahim Şahin tarafından Özışık´a hediye edildi. Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki yolsuzluk operasyonu devam ediyor. Soruşturma kapsamında Vedat Ali Özışık´ın evi ve ofisinde yapılan aramalarda silahlar, gizli kamera ve ses kayıt sistemlerine rastlandı. Ankara Cumhuriyet Savcısı Cemil Tuğtekin tarafından yürütülen soruşturmada, Fabrika´nın yönetim kurulu üyesi O.E. ve Kayseri de bir camii imamı A.Ç. Ankara´da 5 yıldızlı bir otelde gözaltına alındı. İmam A. Ç.´nin Ankara´ya geldiği zamanlarda sürekli aynı otelde konakladığı ortaya çıktı. Bir reklam ajansının sahibi E.V. ile aynı reklam ajansının çalışanları E.D. ve S. K de ikamet ettikleri evlerinde gözaltına alındı.

Ergenekon bağlantısı olabilir

Öte yandan Fabrika´nın Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık ve oğlu Burhan Özışık´ın aynı adresteki ikametlerindeki aramada ´hayalet silah´ olarak tanınan Glock marka silaha ait bir adet şarjörler ele geçirildi. Ayrıca MKE yapımı bir adet şarjör, Smith Wesson silaha ait bir adet şarjör ele geçirildi. Aramalarda bilgisayarların imajları alınırken, çok sayıda evraka el konuldu. Ergenekon davasının tutuklu sanığı eski özel harekatçı İbrahim Şahin tarafından Vedat Ali Özışık, kardeşi Savaş Özışık´a ve oğlu Burhan Özışık aynı marka silahtan birer adet hediye ettiği öğrenildi. Savaş Özışık´ın Kayseri´deki evindek aramalarda ise Glock marka silahlara ulaşıldı. Özışık´ın Ergenekon davasının tutuklu bazı sanıkları aracılığıyla Suriye´ye şeker sattığı ve bu satıştan elde edilen kazancın da Ergenekon´a aktarıldığı iddia edildi. Yine Özışık´ın evindeki aramalarda çok sayıda CD ve DVD ele geçirildi. CD ve DVD´lerde çok sayıda siyasetçi, işadamı, hukukçu ve bürokratın habersiz çekilmiş görüntülerinin yer aldığı öğrenildi. Polis, bu görüntü ve ses kayıtlarının, tehdit ve şantaj amacıyla oluşturulduğu ve kullanıldığı ihtimali üzerinde duruyor. Kayseri Emniyet Müdürü Cuma Ali Aydın, gözaltına alınan zanlıların gelecek talimat doğrultusunda toplu olarak Ankara´ya gönderileceklerini söyledi. Kayseri´nin yanı sıra Yozgat, Bursa, İstanbul, Ankara, Sivas ve Gaziantep´te gözaltına alınan 30 civarında kişi Kayseri Emniyet Müdürlüğü´nde tutuluyor.

Vedat Özışık Kurtlar Vadisi´ne özenmiş

Kurtlar Vadisi dizisindeki Amerikalı ajan Aron Feller´in kullandığı kameralı heykelin bir benzeri de Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın makam odasında bulundu. Özışık´ın makam odasında ve odanın bitişiğindeki dinlenme odasında ince arama yapan polis ekipleri, makam masasının sağ tarafında içinde plaketlerin ve kitapların bulunduğu dolabın üzerinde yer alan ve kadın bir çiftçiyi canlandıran heykelin gözünde gizli kamere sistemi buldu. Dinlenme odasındaki çalışma masasının altında ise konuşmaların kaydının yapıldığı gizli ses kayıt sistemi olduğu ortaya çıktı. ( Yenişafak)

Özışık tutuklandı

04 Aralık 2010: ´Kayseri Şeker Fabrikasında yolsuzluk yapıldığı´ iddiaları üzerine yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 24 kişiden, aralarında Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın da bulunduğu 11´i tutuklanırken, 13 kişi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Tutuklular cezaevine gönderildi. Ankara Adliyesi´ne dün öğleden sonra getirilen 24 kişinin sorgusu sabah saatlerine kadar sürdü. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği, aralarında Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Özışık´ın da bulunduğu 11 kişiyi tutuklarken, 13 kişiyi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı müfettişlerinin Kayseri Şeker Fabrikası´nda yaptıkları inceleme sonrasında, fabrikada ve kooperatifte haksız kazanç sağlandığı yönündeki bilgiler ışığında suç duyurusunda bulunuldu. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Kayseri Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri 32 kişiyi gözaltına aldı. Savcı talimatıyla gözaltına alınanların dışında 100´ün üzerinde kişinin de bilgisine başvurularak ifadeleri alındı. Salı günü başlayan soruşturma kapsamındaki göz altıların ardından Kayseri Emniyeti´nde ifadesi alınan 32 kişi önceki gün Ankara Adliyesi´ne götürüldü. Şahısların burada özel yetkili savcı tarafından ifadeleri alındı. İfade sonrasında 8 kişi serbest bırakıldı. Savcılık, 24 kişiyi yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği´ne sevk etti. Burada ifadeleri alınan 24 kişiden 11´i tutuklanırken, 13 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Başkan ve Genel Müdür tutuklandı

Mahkeme tarafından tutuklanan 11 kişinin isimleri şöyle: Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık, kardeşleri Savaş ve Cengiz Özışık, Yönetim Kurulu üyeleri Oktay Efe ile Mehmet Akdeniz, Genel Müdür yardımcıları Mustafa Matur, Cuma Karataş, Vedat Ali Özışık´ın eski makam şoförü Kemal Kılıç, özel kalem müdürü ve aynı zamanda eniştesi olan Ahmet Öztürk, reklam şirketi sahibi Ercan Varol ve Fazlı Kalaycı.

´Savcılığın serbest bırakılanlar için itirazı bekleniyor´

Ankara´daki Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında 24 kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. Savcılığın talebi doğrultusunda Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği´nde 24 kişiden 13´ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı, 11´i tutuklandı. Savcılığın, serbest kalan 13 kişi ile ilgili mahkemeye itiraz etmesi bekleniyor.

´Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, kooperatife el koyabilir´

Kayseri Şeker Fabrikası´nda yürütülen yolsuzluk operasyonu sonrasında, yöneticilerinin de tutuklanmasıyla yaşanacak gelişmenin nasıl olacağı değerlendiriliyor. Kayseri Şeker Fabrikası´nın, üyeleri çiftçilerden olan Pancar Ekicileri Kooperatifi´ne ait olması nedeniyle buradaki yönetime Tarım ve Köyişleri Bakanlığı´nın el koyması bekleniyor. Yeni kooperatif yasasına göre, kooperatiflerde yönetim kurulundaki üyelerden bazılarının yolsuzluk ve benzeri suçlardan tutuklanması sonrasında bakanlığın el koyması gerekiyor. Kooperatife el konulmasıyla birlikte bakanlığın yönetimi kayyuma devretmesi bekleniyor. Dolaysıyla Şeker Fabrikası´nın yönetimi de atanmış olan kayyum yapacak. Kayyum önce genel kurul yapacak, bir yıl içerisinde ise seçimlere gidecek. Kayseri Şeker Fabrikası´nda yolsuzluk yapıldığı iddiaları üzerine yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan ve aralarında Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın da bulunduğu 11 kişi, Sincan Cezaevi´ne gönderildi. ( Zaman)

Gözaltına alınan vali yardımcısı ve hostes adliyeye sevk edildi

17 Aralık 2010: Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki yolsuzluk soruşturmasının ikinci dalga operasyonunda gözaltına alınan Antalya Vali Yardımcısı Ali Yener Elçin ve THY´de hostes olarak görev yaptığı belirtilen Aslı D., Ankara Cumhuriyet Savcılığı´na sevk edildi. ( Cihan)

Vali Yardımcısı ve hostes serbest bırakıldı

Antalya Vali Yardımcısı Ali Yener Elçin, Şeker Yolsuzluğu iddialarıyla ilgili ifade verdi. Kayseri Şeker Fabrikası´nda yolsuzluk soruşturmasında yeni bir gelişme yaşandı. Ankara Özel Yetkili Savcısının Kayseri Şeker Fabrikası ile ilgili yürüttüğü soruşturma kapsamında, daha önce Kayseri´de Vali Yardımcısı olan ve halen Antalya Vali Yardımcısı olarak görev yapan Ali Yener Elçin, bu sabah izinli olarak gittiği Kayseri´de, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındı. fadesi alınmak üzere Ankara´ya getirilen Vali Yardımcısı, savcı sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan bir hostes de serbest bırakıldı.

(02 Aralık 2010), son güncel.: (17 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çiftçi paralarını Ergenekon´a akıtan Özışık gözaltında

Çiftçilerin trilyonu Temizöz´ün avukatının çalışma ücreti

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2583    yazdır/print


 

Çiftçi paralarını Ergenekon´a akıtan Özışık gözaltında

80 bin çiftçinin ortak olduğu Kayseri Şeker´in parasıyla Boğaz´da yalı tutan, 2 milyon euroluk makam aracına binen, fabrikaya akrabalarını dolduran Yönetim Kurulu Başkanı Özışık, yolsuzluk ve çete kurma suçlamasıyla gözaltına alındı. Özışık´ın yönetimindeki Kayseri Şeker Fabrikası´ndan, Diyarbakır´da görülen faili meçhuller davasında tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz´ün avukatı Mustafa Olcayto Özhan´a çeşitli tarihlerde eski tutarla 2 trilyon lira gibi rekor miktarda para aktarıldığı belirlenmişti. Özışık´ın diğer Ergenekon sanıklarıyla bağlantı ve ilişkileri de dikkat çekmişti. İbrahim Şahin´e ait ajandada ´Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.´ diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin´in ajandasında V.A.´nın Mehmet Ağar, Susurluk hükümlüsü Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür´e para aktardığı bilgisi yer alıyor.

Çiftçi paralarını Ergenekon´a akıtan Özışık gözaltında

80 bin çiftçinin ortak olduğu Kayseri Şeker´in parasıyla Boğaz´da yalı tutan, 2 milyon euroluk makam aracına binen, fabrikaya akrabalarını dolduran Yönetim Kurulu Başkanı Özışık, yolsuzluk ve çete kurma suçlamasıyla gözaltına alındı. Özışık´ın yönetimindeki Kayseri Şeker Fabrikası´ndan, Diyarbakır´da görülen faili meçhuller davasında tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz´ün avukatı Mustafa Olcayto Özhan´a çeşitli tarihlerde eski tutarla 2 trilyon lira gibi rekor miktarda para aktarıldığı belirlenmişti. Özışık´ın diğer Ergenekon sanıklarıyla bağlantı ve ilişkileri de dikkat çekmişti. İbrahim Şahin´e ait ajandada ´Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.´ diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin´in ajandasında V.A.´nın Mehmet Ağar, Susurluk hükümlüsü Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür´e para aktardığı bilgisi yer alıyor.

Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki tatlı hayata neşter vuruldu. Ankara Özel Yetkili Savcısı Cemil Tuğtekin´in talimatıyla Kayseri, Ankara, İstanbul, Bursa, Gaziantep ve Sivas´ta kurum yöneticilerine yönelik eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Aralarında Kayseri Şeker Fabrikaları Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın da yer aldığı 30 kişi gözaltına alındı.

31 adreste arama

Bir yıl süren teknik-takip ve gizli izleme sonucu deliller toplandı ve 31 adreste arama yapıldı. Şüphelilerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda biri kurusıkı, 5´i ruhsatsız, 3´ü ruhsatlı toplam 9 tabanca ile bu silahlara ait şarjör ve mermiler ele geçirildi. Polis, Kayseri Şeker Fabrikası, Pancar Ekicileri Kooperatifi ile şüphelilerin evlerindeki bilgisayar, belge ve dokümanlara incelenmek üzere el koydu. Ankara´da Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurul Üyesi Oktay E., reklamcılar E.V. E.D., S.K. A.Ç. gözaltına alındı. Zanlılara ilişkin haksız kazanç elde etme´, genel kurul seçimlerinde aday olan kişileri sindirme´ ve aşırı zenginleşme´ iddialarının bulunduğu ifade edildi.

İlk olarak Sabah gündeme getirdi

2000 yılından bu yana lüks içinde yaşadığı ortaya çıkan yöneticiler keyfi uygulamaları jet sosyeteyi kıskandıracak türdendi. İlk kez SABAH´ın ortaya çıkardığı müfettiş raporlarında çarpıcı bilgiler yer alıyordu. Buna göre, 80 bin çiftçinin ortak olduğu fabrikada memur maaşı ile çalışan yöneticilerin, şahsına ve şirkete üst gruba hitap eden onlarca makam aracı aldırdı. Yine şirket yöneticilerinin yıl içerisinde onlarca kez yurt dışı seyahatlere gittiği ve buralarda yaptığı alışverişleri dahi şirkete fatura ettirdiği belgelerde yer alıyordu.

2 milyon euroluk makam aracı filosu

KAYSERİ Şeker´deki lüks ve şatafat kendini şirket araçlarında da gösteriyordu. Neredeyse piyasaya yeni sürülen üst segmentteki araçların birçoğunu Kayseri Şeker Fabrikası´nın Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın ve yakınlarının altında görmek mümkün. İşte değeri 2 milyon euroyu bulan ve birçoğu zırhlı olan araçların listesi : BMW X6, Range Rover Jeep, Mercedes C 180, Hyundai Tucson Jeep , Mercedes B 150, Audi Q7 Jeep, BMW 5.20, Nissan Navara, Volkswagen Jetta, Mazda 2, Mercedes E 270

Fabrikanın kasası boşaldı borç 400 milyona çıktı

KAYSERİ Şeker Fabrikası yıllık 700 milyon TL´ye dayanan şeker satış kotasına rağmen son aylarda kasasında neredeyse tek kuruş kalmamıştı. Bu da yetmezmiş gibi şirketin bankalara yönelik 400 milyon TL´yi bulan kredi borcu bulunuyordu. Firma Eylül ayında yeni bir kredi anlaşmasına daha imza attı. Ancak bu anlaşma kısa bir süre önce bankalar tarafından tek taraflı olarak fesh edildi.

Boğaz´daki yalıyı lojman yaptı

KAYSERİ Şeker Fabrikası yöneticilerinin lüks hayatının en önemli örneklerinden biri de Mimar Ahmet Vefik Alp´e ait Sarıyer´deki Boğaz´a nazır yalıyı şirkete kiralayarak lojman yapmaları oldu. Çoğu zaman boş duran yalıda personel ve Mercedes S 500 marka bir otomobil hazır bulunduruluyordu.

Ergenekon avukatına 27 milyon TL

Yaklaşık 80 bin çiftçinin ortak olduğu Kayseri Şeker, bir arazi davasında Mustafa Olcayto Özhan ve Atilla Ersoylu´ya çifte ödemeyle 27 milyon liralık vekalet ücreti vererek bir rekor kırdı. Avukatlardan Mustafa Olcayto Özhan´ın Ergenekon davasının avukatı olması dikkat çekmişti.

Türkiye´nin 58´inci büyük kuruluşu

KAYSERİ Şeker Fabrikası halihazırda, yıllık net 681 milyon TL´lik satışı ve yaklaşık 80.000 üyesi ile Türkiye´nin ilk 100 büyük sanayi kuruluşu arasında. Ancak özellikle bir süredir Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın adının karıştığı yolsuzluk iddiaları ve Özışık´ın yönetimdeki muhaliflerini sindirmek amacıyla karıştığı tehdit olayları nedeniyle, şirket yönetiminde sıkıntılı günler yaşandığı öğrenildi.

İstanbul´da 5 yıldızlı otelde yakalandı

KAYSERİ Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık, İstanbul´da kaldığı 5 yıldızlı bir otelde gözaltına alındı. Özışık´ın yurtdışına çıkacağı öğrenildi. Gözaltına alınanlar arasında Özışık´ın kardeşi, oğlu, Kayseri Şeker Fabrikası´nın iki yönetim kurulu üyesi, fabrika Genel Müdürü M.M., Genel Müdür Yardımcısı C.K. ile A.Ö. de yer alıyor.

Operasyon yolsuzlukla ilgili

KAYSERİ Emniyet Müdürü Cuma Ali Aydın, sabah saatlerinde başlayan operasyonun Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatıldığını söyledi. Operasyonun yolsuzlukla ilgili olduğunu ama soruşturma ile ilgili kesin bilgilerin savcılıkta olduğunu ifade eden Aydın, Türkiye genelinde gözaltına alınanların sayısının ise artabileceğini söyledi. Aydın, Kayseri Şeker Fabrikası´nda Ankara merkezli yürütülen bir soruşturma var. Ankara´dan gelen talimat doğrultusunda gözaltılar oluyor. Gözaltı sayısı artabilir´ dedi. ( Sabah)

Ergenekon sanıklarıyla bağlantılar

Temizöz´ün avukatına yüklü meblağlar aktarılan Kayseri Şeker Fabrikası, binlerce çiftçinin iştirakine dayanan bir kooperatif şirketi. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık ise ilginç bağlantıları ve ilişkileri ile dikkat çekiyor. İbrahim Şahin´e ait ajandada Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A. diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin´in ajandasında V.A.´nın Mehmet Ağar, Susurluk´tan hüküm giyen Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür ile olan ilişkisine atıf yapılarak bu kişilere para aktardığı bilgisi yer alıyor. Şahin´in ajandasında yer alan iddialar şöyle: Ağar-Eken-Eymür ortak hareket ediyor! Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.´nın Suriye ilişkisini MİT biliyor. E. Albay Musa ve Eymür ekibi, kendisinden devamlı para alıyor. 40 milyar Musa aldı. MİT biliyor. Eken-Kürt Ahmet-Peker-Eymür-İst. mafya para tahsilatı-Ben bizzat müdahale edince kaçtı. Süleyman Ağar-Alman istihbaratının maden şirketinde (İst.) çalışıyor. Eken-Cantürk olayında Menteş´ten kaçtı. Hiçbir operasyona girmedi. Ağar´ın hiçbir operasyondan haberi olmadı. Sonradan duydu.

(01 Aralık 2010, 11:58)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çiftçilerin trilyonu Temizöz´ün avukatının çalışma ücreti

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2573    yazdır/print


 

Balyoz gözlemci raporu: Önce mutabakat hükümeti tartışıldı

Darbe değil değil, seminer planı diye masum gösterilmeye çalışılan ´Balyoz Planı´na ilişkin çok önemli bir ayrıntı, Balyoz davasının başlamasına sayılı günler kala tekrar gündeme geldi. Kurmay Albay Hasan Durak, 1. Ordu Komutanlığı´nda 2003´te düzenlenen plan seminerine ilişkin raporda, ´Öncelikle milli mutabakat hükümeti kurulması gerekliliğinin tartışıldığını´ not etmiş.

Balyoz gözlemci raporu: Önce mutabakat hükümeti tartışıldı

Darbe değil değil, seminer planı diye masum gösterilmeye çalışılan ´Balyoz Planı´na ilişkin çok önemli bir ayrıntı, Balyoz davasının başlamasına sayılı günler kala tekrar gündeme geldi. Kurmay Albay Hasan Durak, 1. Ordu Komutanlığı´nda 2003´te düzenlenen plan seminerine ilişkin raporda, ´Öncelikle milli mutabakat hükümeti kurulması gerekliliğinin tartışıldığını´ not etmiş.

Geçen hafta Bakan kararıyla açığa alınan tümgeneraller Gürbüz Kaya, Halil Helvacıoğlu ile Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu´nun da katıldığı Selimiye´deki 5-7 Mart 2003 tarihli 1. Ordu Plan Semineri´ne ilişkin önemli bir ayrıntı Sabah gazetesinde yayınlandı. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı´nın ´hükümeti yıkmaya yönelik eylem´ olarak gördüğü 1. Ordu Plan Semineri´ne katılan Genelkurmay gözlemcisi Kurmay Albay Hasan Durak, seminerde iç tehdit unsurlarının ele alındığını belirtti ve Milli Mutabakat Hükümeti kurulması gerektiğinin tartışıldığını açık bir şekilde not etti. Raporda sıkıyönetim halinde 1. Ordu Komutanlığı bölgesinde alınacak önlemlerin değerlendirildiği ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı´na bir askerin getirilmesinin ele alındığı vurgulandı. İşte gözlemci raporunun detayları:

5 sayfalık arz raporu

5-7 Mart 2003´te gerçekleştirilen plan seminerine Genelkurmay gözlemcisi olarak katılan Kurmay Albay Hasan Durak seminere ilişkin raporunu 19 Mart´ta hazırladı. Rapor silsile yolu ile önce Daire Başkanı Tümgeneral Bekir Kalyoncu ve Harekat Başkanı Korgeneral Köksal Karabay´a sunuldu. 26 Mart 2003 tarihinde Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından imzalanan rapor, daha sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök´e arzedildi.

Rapordaki şok ayrıntı

Kurmay Albay Durak raporunda, 3 gün süren seminerin Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryoya uygun olarak gerçekleştirildiğini belirtti. 1, 2 ve 3. günde yapılanlara başlıklar halinde yer veren Durak, seminerde Türkiye için birinci öncelikli tehdidin iç tehdit olduğunun tespit edildiğini belirtti. Durak, bu çerçevede Milli Mutabakat Hükümeti kurulmasının gerektiğine ilişkin görüşlerin açık bir şekilde tartışıldığını not etti.

İstanbul´a takviye yapılmalı

Raporun iç tehdit değerlendirmesi bölümünde, olası karışıklık halinde 1. Ordu Komutanlığı bölgesindeki birliklerin zinde tutulması gerektiğinin paylaşıldığını, sıkıyönetim görevlerinin ek görev olarak görülmemesi gerektiğinin vurgulandığını belirten Durak, şu ayrıntılara yer verdi: Seminerde Sıkıyönetim Karargahlarının Komutanlık karargahları olması gerektiği, İstanbul ili için 4 ilave tugaya ihtiyaç olduğu, 3. Ordu Komutanlığı´nca İstanbul´da sıkıyönetim planının uygulanması için ihtiyaç duyulan birliklerden 44 taburun kendi kuruluşundan 16 taburun ise takviye birliklerden karşılanacağı vurgulanmıştır.

MİT´in başına asker gelmeli

Seminerde halkla ilişkilerin çok önemli olduğu, sivil toplum kuruluşlarının yeniden yapılandırılması ve istihbarata önem verilmesi gerektiğinin ele alındığını belirten Durak bu çerçevede MİT Başkanlığı´na asker kişi getirilmeli tespitinin yapıldığını kayda geçti.

Doğan´ın konuşmaları

Gözlemci raporunda plan seminerini yöneten Org. Çetin Doğan´ın sözlerine de yer verildi. Raporda, Doğan´ın İç tehdidin her zaman birinci öncelikli tehdit olarak algılanması gerektiğini ifade ettiği belirtilerek, şöyle denildi: Silahlı kuvvetlerin, demokrasinin ve insan haklarının her zaman yanında olduğu, ancak Cumhuriyetin temel niteliklerinden hiçbir zaman taviz verilmeyeceği, Sn. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan tarafından önemle vurgulanmıştır.

´Ültimatom verin diyeceğim´

Eski 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan, Plan Semineri´nde tutulan ses kayıtlarında Milli Mutabakat Hükümeti kurulması gerektiğini şu sözlerle anlatıyordu: Ben Genelkurmay Başkanı´na, Kuvvet Komutanı´na diyeceğim ki, siz Meclis´i ve hükümeti uyarıcı, bu gidişe dur deyici bir ültimatom verin gerekirse. Gerekirse çağırın ´bu işin sonu boktur, işte sonunuz böyledir.´ Bu konuda gerekli tertip ve tedbirleri alın. Evvela ulusal birliğimiz, evvela inandırıcı bir milli mutabakat, buraya öyle yazmışım. Milli Mutabakat Hükümeti Kurulması sureti ile halkın tasvip edeceği tarafsız bir hükümet kurulmasını sağlayın... ( Sabah)

İşte isim isim Balyoz Milli Mutabakat Hükümeti

Balyoz davası iddianamesinde, oluşturulacak Milli Mutabakat Hükümeti´nin şu isimlerden oluşturulmasının planlandığı öne sürülüyordu: Rıfat Hisarcıklıoğlu (Başbakan), Hikmet Çetin (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı), Yıldırım Aktuna (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı), Necmettin Karaduman (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı), Süheyl Batum (Devlet Bakanı), Mehmet Moğultay (Devlet Bakanı), Mehmet Nuri Yılmaz (Devlet Bakanı), Türkan Saylan (Devlet Bakanı), Mehmet Seyfi Oktay (Adalet Bakanı), Kemal Yavuz (Milli Savunma Bakanı), İsmet Sezgin (İçişleri Bakanı), İsmail Cem (Dışişleri Bakanı), Zekeriya Temizel (Maliye Bakanı), Kemal Gürüz (Milli Eğitim Bakanı), Ömer İzgi (Bayındırlık ve İskan Bakanı), Kemal Alemdaroğlu (Sağlık Bakanı), Işın Çelebi (Ulaştırma Bakanı), Köksal Toptan (Tarım ve Köyişleri Bakanı), Bayram Meral (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı), Hüsamettin Özkan (Sanayi ve Ticaret Bakanı), Rüştü Kazım Yücelen (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), İstemihan Talay (Kültür Bakanı), Eyüp Aşık (Turizm Bakanı), Hikmet Uluğbay (Orman Bakanı), Nur Serter (Çevre Bakanı). ( Sabah)

´Balyoz Planı´ 5 aşamadan oluşuyordu

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ve ilk duruşması 16 Aralık´ta yapılacak olan dava iddianamesinde 5 aşamalı Balyoz Harekat Planı´nın nihai amacının hükümeti devirmek olduğu belirtiliyor. Buna göre: 1. AŞAMA: İstihbarat faaliyetleri, fişleme safhası, mühimmatın dağıtılması 2. AŞAMA: Askeri müdahale için zemin hazırlama süreci 3. AŞAMA: Önce olağanüstü hal ve ardından sıkıyönetim ilan ederek, askeri bir müdahale ile Türkiye Cumhuriyeti hükümetini iktidardan zorla uzaklaştırmak 4. AŞAMA: Yürütme görevinin Milli Mutabakat Hükümeti ne bırakılması 5. AŞAMA: Seçim. ( Sabah)

Genelkurmay: Devlet sırrıdır, mahkemeye vermeyiz!

16 Aralık 2010´da görülmeye başlanacak olan Balyoz davasına bakacak İstanbul 10. Ağır Mahkemesi, Balyoz Eylem Planı´nın sonuç raporunu Genelkurmay´dan istemiş, ancak Genelkurmay rest çekmişti. Genelkurmay´ın bu resti şaşırtmamıştı. Çünkü şu ana kadar Genelkurmay mahkeme ve savcılara daima direndi. Yargının eline geçen çok gizli belgeler ya Ergenekon sanıklarında yakalandı ya da TSK içindeki meçhul subaylarca savcılara gönderildi. Soruşturma safhasında sonuç raporunun, Kara Kuvvetleri Komutanlığı´nın arşivinde olduğu ortaya çıkmıştı. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet savcıları raporu o süreçte talep etti. Ancak Genelkurmay Devlet sırrı olan gizli belgeyi veremeyiz dedi. İddianameyi kabul eden 10.Ağır Ceza Mahkemesi duruşmanın yapılacağı 16 Aralık 2010 gününü ve 102 sanık hakkında tutuklama kararını verdiği tensip tutanağında o belgenin sonuç raporunun mahkemeye gönderilmesi gerektiğini vurguladı. Tensip tutanağında, 8-5-7 Mart 2003 tarihinde İstanbul 1. Ordu Komutanlığı´nda icra edildiği bildirilen plan seminerine ait sonuç raporunun Genel Kurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı´ndan (KKK) mahkememize celbi için müzekkere yazılmasına... denildi.

İmha ettik ama KKK´da var

Balyoz´un soruşturulması safhasında savcılar raporun askeriyede olduğunu tespit etmişti. Balyoz Darbe Planı´nın konuşulduğu plan seminerinin ardından, dönemin 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan tarafından hazırlanan sonuç raporunun KKK´nın arşivinde olduğu ortaya çıktı. Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Genelkurmay ve KKK´ya yazı yazarak, sonuç raporunun kendilerinde olup olmadığını sordu. Genelkurmay ise, Sonuç raporunu biz imha ettik ama KKK arşivinde var açıklamasını yaptı. Genelkurmay, belgenin ´devlet sırrı´ kapsamında olduğu için açıklanamayacağını ancak davayla ilgili iddianamenin kabulü halinde raporu mahkemeye gönderilebileceklerini belirtti.

Gözlemciler: İç tehdit ele alındı

İddianamede, Genelkurmay tarafından gönderilen gözlemcilerin raporu da yer aldı. Gözlemciler, seminerde, birinci öncelikli tehdit olarak Yunanistan´ın değil iç tehdidin ele alındığını yazdı. Plan seminerine Genelkurmay Başkanlığı adına çeşitli rütbelerde 7 subay, Kara Kuvvetleri Komutanlığı adına çeşitli rütbelerde 7 subay ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı adına 1 subay gözlemci olarak katıldı. Seminerde görüşülen konuların özetlendiği raporun üçüncü sayfasında, olasılığı en yüksek senaryo ile ilgili olarak birinci öncelikli tehdit, iç tehdit olarak vurgulanıyor. Kuzey Irakta meydana gelen gelişmeler ise dış tehdit olarak değerlendiriliyor. İç tehdit ile ilgili olarak öncelikle ´Milli Mutabakat Hükümeti´nin kurulmasının gerektiği belirtiliyor.

(29 Kasım 2010, 10:35)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Genelkurmay: Devlet sırrıdır, mahkemeye vermeyiz

Böyle senaryo mu olur? En ince ayrıntısına kadar Terör

Flaş!!! Doğan: Cami bombalaması askeri senaryo ve gerekli

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2558    yazdır/print


 

Flaş!!! Hükümetten balyoz generallerine ´One Minute!´

Son YAŞ toplantılarında Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından terfi ettirilmeyen, ancak Askeri Mahkeme tarafından terfi ettirilmeye çalışılan ve adları balyoz soruşturmasına karışan üç general görevden alındı. Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu Milli Savunma Bakanlığı tarafından, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ise İçişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü itibarıyla görevden alındılar.

FLAŞ!!! Hükümetten balyoz generallerine ´One Minute!´

Son YAŞ toplantılarında Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından terfi ettirilmeyen, ancak Askeri Mahkeme tarafından terfi ettirilmeye çalışılan ve adları balyoz soruşturmasına karışan üç general görevden alındı. Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu Milli Savunma Bakanlığı tarafından, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ise İçişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü itibarıyla görevden alındılar.

İçişleri Bakanı Atalay, Cumhuriyet tarihinde bir ilke imza atarak Balyoz soruşturması ve çok sayıda fişleme olayında ismi geçen Paşa´yı açığa aldı. Ardından Milli Savunma Bakanlığı da benzer bir karar alarak iki generali görevden aldı. İçişleri Bakanı´na Jandarma personeli, Milli Savunma Bakanı´na Türk Silahlı Kuvvetleri Personeli hakkında verilen açığa alma yetkisi Cumhuriyet tarihinde ilk kez kullanıldı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Balyoz Davası sanığı ve çok sayıda fişleme dosyasında imzası bulunan Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nu açığa aldı. Karar, 926 sayılı TSK Personel Kanunu´nun açığa almayı düzenleyen 65. maddesi uyarınca uygulandı. 22 Kasım 2010 tarihli açığa alma kararı, önceki gün İçişleri Bakanlığı tarafından gereğinin ivedilikle yerine getirilmesi için Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı´na gönderildi. Bakanlığın yazısı Tümgeneral Helvacıoğlu´na aynı gün tebliğ edildi. Helvacıoğlu´nun üniforması çıkartıldı ve Ağustos YAŞ´ında atandığı Jandarma Genel Komutanlığı Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı´ndaki görev ve yetkileri elinden alındı.

Başbakan Erdoğan görevden almalarla ilgili konuştu

Başbakan Erdoğan, iki günlük Lübnan ziyareti öncesinde Esenboğa Havalimanı´nda basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir basın mensubunun, Balyoz davasında yargılanan Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nun İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından görevden alındığını, diğer iki generalin görevden alınıp alınmayacağı yönündeki sorusu üzerine, Başbakan Erdoğan, Sayın Atalay´ın açığa alma işlemini, aynı şekilde Milli Savunma Bakanımız da uygulayacaktır. Belki şu ana kadar uygulamış olması lazım. dedi. Bir generalin görevden alınmasının ilk olup olmadığı yönündeki soruya ise Erdoğan, Bu konunun ilk olup olmadığı noktasında bir araştırmam yok. Fakat her şey yasalar çerçevesi içerisinde, bakanlarımıza verilen yetkiler vardır. Bakanlar Kurulu´na verilen yetkiler vardır. Üçlü kararnameyle atanmışsa, görevden alınmalar vardır. Birçok bu tür metotlar vardır. Nasıl ki herhangi bir üst düzeyde memuru görevden alma yetkisine onları atayanlar sahipse, burada da öyledir. Burada çok daha farklı İç Hizmet Kanunu´na göre bazı yetkiler vardır, bu yetkiler çerçevesinde gerek savunma bakanımız, gerek içişleri bakanımız bu yetkilerini kullanmışlardır. diye cevap verdi. ( Star)

Ağır suçlamalara atıf

İçişleri Bakanlığı´nın açığa alma yazısında, Tümgeneral Helvacıoğlu hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki E: 2010/283 sayılı dosyaya atıf yapıldı. Yazıda Helvacıoğlu´nun hükümeti devirme planları içerisinde yer aldığı hatırlatıldı. Helvacıoğlu hakkında açılan davada isnat edilen suçların içeriği ve deliller göz önüne alındığı vurgulanan yazıda “926 sayılı TSK personel kanununun 65. maddesi uyarınca açığa çıkarılmıştır. Bilgilerinizi ve gereğini, durumun adı geçene bugün ivedilikle tebliğ edilerek belgenin bir örneğinin gönderilmesini rica ederim. İÇİŞLERİ BAKANI” denildi.

YAŞ´ı bypass böylece engellendi

Son YAŞ toplantısında Tümg. Gürbüz Kaya, Tümg. Helvacıoğlu ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, haklarındaki davalar nedeniyle terfi ettirilmemişti. Terfi ettirilmeyen ancak başka görevlere atanan üç Paşa, AYİM´e dava açarak YAŞ kararlarını bypass olarak nitelenen karar çıkarttırmışlardı. AYİM, Balyoz Davası´nda yeralan üç generali terfi ettirmiş ve yürütmenin de durdurulmasına hükmetmişti. Böylece sivillerin onay yetkisinde olan terfilerle ilgili YAŞ kararlarını AYİM üzerinden delmenin yolu açılırken, İçişleri Bakanlığı´nın açığa alma kararı sözkonusu girişimi de durdurdu.

Bütün yetki Bakan´da

926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu´nun, açığa alınan veya tutuklanan subay ve askeri memurlar hakkındaki esasları içeren 65. maddesi, Milli Savunma Bakanı´na ve İçişleri Bakanı´na açığa alma yetkisi veriyor. 65. madde, ´Haklarında ölüm veya ağır hapis cezasını gerektiren veya yüz kızartıcı bir suçtan ya da taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir cürümden veya emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarından dolayı kamu davası açılanlar, mensup oldukları bakanlıklarca açığa çıkarılabilirler´ diyor.” Maddenin´e´ bendinde “terfi sırasına girenlerden açıkta bulunanların terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz” hükmü açıkça yeralıyor.

YAŞ´ta terfi ettirilmemişti

YAŞ´ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan´ın terfilerine karşı çıktıkları Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Korgeneral kadrosundaki Jandarma Genel Komutanlığı Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı, Tümgeneral Gürbüz Kaya, Korgeneral kadrosundaki Harita Genel Komutanlığı ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu da, Tümamiral kadrosundaki Deniz Kuvvetleri Personel Başkanlığına vekaleten atanmışlardı.

Milli Savunma Bakanlığı da harekete geçti

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül iki komutanı pazartesi gününden itibaren açığa alındığını söyledi. Görevden alınan iki komutanın isimleri şöyle.... Vecdi Gönül, Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu´nu açığa aldı.

3 komutan hakkında ağır suçlamalar

3 komutan hakkında çok ağır suçlamalar ve belgeler bulunuyor. Star gazetesinin haberine göre, açığa alma yazısında, Tümgeneral Helvacıoğlu hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki dosyaya atıf yapıldı. Yazıda Helvacıoğlu´nun hükümeti devirme planları içerisinde yer aldığı hatırlatıldı. Fişçi general olarak da nitelenen Helvacıoğlu´nun terfi ettirilmemesinde Balyoz sanığı olmasının yanında yaptığı fişlemelerin de etkili olduğu belirtiliyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı ve diğer kabine üyelerini fişlemelerine imza atan Helvacıoğlu´nun, fişlemeleri bununla da sınırlı kalmamıştı. Aydın Doğan´ı kiliseden yardım aldığı ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunduğuna dair fişlemiş, İstanbul´daki camileri; vakit ve Cuma namazlarına cemaatin katılımı açısından takip ettirdiği ortaya çıkmıştı. Türkçe ibadet ile de ilgilenen Helvacıoğlu konuyla ilgili Batı Çalışma Grubuna sunulan andıça da imza atmıştı. ( Star)

CHP: ´İntikam... Bu da darbe, sivil darbe´

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, 3 generalin açığa alınmasını eleştirdi ve İntikam... Bu da darbe, sivil darbe diye diye konuştu. Anadol, Öztürk ile birlikte Mecliste düzenlediği basın toplantısında, Öğretmenler Günü dolayısıyla öğretmenlere bir maaş ikramiye verilmesini istedi. Daha sonra soruları yanıtlayan Anadol, ´YAŞ´ta terfi ettirilmediği için dava açan 3 subayın İçişleri ve Milli Savunma Bakanlarınca açığa alındığının´ belirtilmesi üzerine, ´İntikam.... Bu da darbe, sivil darbe. İktidarın zihniyetini ortaya koyan, hak arama özgürlüğünü bir suç gibi algılayan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP zihniyeti´ diye konuştu. Komutanların açığa alınmasıyla ilgili olarak CHP´den ilk tepki geldi. CHP adına Kemal Anadol, açığa alınmalarla ilgili ilk görüşlerini bildirdi. CHP´li Kemal Anadol: Komutanların açığa alınması sivil darbedir. ( AA)

CHP: Hani darbecilerden hesap sorulacaktı?

Anayasa´da yapılan değişiklikler, 12 Eylül darbesini yapanlardan hesap sorulmasını sağlayacak mı sağlamayacak mı? CHP, konuyu bir kez daha gündeme taşıdı. Grup Başkanvekili Kemal Anadol, kameraların karşısına geçti. Anadol hem darbecilerden hala hesap sorulamadığını söyledi hem de 12 Eylül´ün yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesi için verdikleri yasa teklifinin Meclis´te görüşülmemesinden yakındı. Anadol, CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk´ün 12 Eylül müdahalesi ile ilgili yasa tekliflerinin TBMM Adalet Komisyonu gündemine alınmamasını eleştirerek, 12 Eylül çocukları, 12 Eylül´den hesap soramazlar dedi. Anadol, Öztürk ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, 12 Eylül 2010´da ibret dolu bir referandumun yaşandığını, referandumdan sonra 12 Eylül´ün unutulduğunu ifade etti. Anadol, CHP olarak, bunun peşini bırakmayacağız. Sonuna kadar, kaçtıkları yere kadar devam edeceğiz. 12 Eylül´de referandum oldu, ses yok, seda yok. Hani AKP grubunda ağlayanlar? Hani kürsüde ağlayan Başbakan? Siyaset film çevirmek, tiyatro oynamak değildir. Bunlar gözyaşları ile milleti kandıranlardır diye konuştu. ( Cnnturk)

Hüseyin Çelik: Klasik CHP budur

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, üç generalin görevden alınmasının, hukuka ve demokrasiye aykırı olmadığını belirterek, CHP budur işte. Klasik CHP budur. ´TSK´nın teammüleri vardır´ diyen zihniyetle buna ´sivil darbe´ diyen zihniyet aynı yerden kopan bir anlayıştır. dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, üç generalin görevden alınmasını ´sivil darbe´ olarak niteleyen CHP´ye cevap verdi. Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, gündeme yönelik değerlendirmelerde bulundu. Üç generalin görevden alınmasına CHP´li parti yetkililerinin ´sivil darbe´ yönündeki eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Çelik, şunları söyledi: CHP´nin çıkmazı olarak değerlendiririm. YAŞ ile ilgili olarak da Sayın Kılıçdaroğlu, ´TSK´nın teamülleri vardır. Bu teamüllere uyulmak zorundadır. Kimse bunlara karışmasın´ anlamına gelecek ifadeler kullandı. Teamül dediğimiz şeyler tekrarlana tekrarlana alışkanlık haline gelen şeylerdir. Bir memlekette anayasa varken, kanunlar varken, hukuk varken, demokrasinin evrensel ilkeleri ve normları varken, kimse teamüllerle falan iş yapamaz. Türkiye, gerçek anlamda hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik bir cumhuriyet olacaksa ki arzumuz, iddiamız budur. Anayasada da cumhuriyetin vasıfları iddia edilirken, bu yazılır. Böyle ise sivil memur için sivil kamu çalışanları için yapılan neyse, hukukun işletilmesi açısından bir farklılık ben görmüyorum. Sayın İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı kendi yetkisini aşan, kanunlara ve anayasaya aykırı bir tutum davranış içinde olursa, aynı partiden olmamıza rağmen önce ben kendilerini eleştiririm. Böyle bir şey olmadığına göre yasal bir şey yapıldığına göre, hukuka, demokrasiye aykırı bir şey olmadığına göre, klasik CHP budur işte. Klasik CHP budur. ´TSK´nın teammülleri vardır´ diyen zihniyetle buna ´sivil darbe´ diyen zihniyet aynı yerden kopan bir anlayıştır. ( Cihan)

Şehit babası: Kaya´nın açığa alınmasıyla ilgili süreci takip edeceğiz

Hakkari Gediktepe´de şehit olan Elhas Esendere´nin, Kahramanmaraş´ın Göksun ilçesi Haytalar mezrasından ikamet eden babası Çavuş Esendere, Hakkâri 3. Taktik Tümen Komutanı Tümgeneral Gürbüz Kaya´nın açığa alınmasıyla ilgili süreci bundan sonra takip edeceklerini söyledi. Elhas´ın şehit olmasının ardından ailesinin dağıldığını ifade eden Esendere, Şimdiye kadar oğlumun acısı sebebiyle kafamızı kaldıramadık. Ocağımız sönmüş durumda. Şehit olmasında ihmalin çok fazla olduğunu öğreniyoruz. Bundan sonra sorumlularla ilgili gerekli hukuki mücadeleyi yapacağım. Benim ağırıma giden nokta şudur: Yıllarca besleyip büyütüyorsunuz ve vatana bekçi olarak gönderiyorsunuz. Sahip olması gerekenler sahip çıkamıyor ve bize cenazesini gönderiyor. Önce yetkililer çocuğuma sahip çıkmalıydı. dedi. Aile olarak çok zor bir süreçten geçtiklerini anlatan baba Esendere, Gediktepe´de ihmali olanların yargılanmasını bekliyoruz. Bir komutan görevden alındı. Bakalım bundan sonra ne olacak, gereken ceza verilebilecek mi? ifadesini kullandı. ( Cihan)

Menderes´ten sonra ilk kez bir general görevden alındı

Balyoz davası sanığı üç generalin İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından görevlerinden alınmaları, Menderes´in 1950 yılında 16 generali görevden almasını hatırlattı. Demokrat Parti´nin iktidara gelmesinin ardından darbe yapma hazırlığı içinde olan 16 general ve 150 albayın orduyla ilişkileri kesilmişti. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes bir albay aracılığıyla kendisine ulaşan darbe yapılacağı yönündeki bilgi sonrasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar´ı da ikna ederek 16 general ve 150 albayı emekliye sevk etmişti. Menderes tarafından emekliye sevk edilenler arasında Genelkurmay Başkanı Abdurrahman Nafiz Gürman ile Genelkurmay İkinci Başkanı, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları ile üç ordu komutanı bulunuyordu. Menderes´in 16 generali emekliye sevk etmesinin kendisine 10 yıl zaman kazandırdığı yönünde tarihçiler tarafından değerlendirmeler yapılmıştı. Süleyman Demirel de Başbakan olduğu 1969 yılında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural´ı görevden almak yerine YAŞ´a atama formülünü bulmuştu. Tural, bu görevde 5 ay kaldıktan sonra emekliye sevk edilmişti. ( Cihan)

DYP Eski Başkanı Soylu: Yeni Türkiye´nin kodlarını algılayanlar bu tip olayları normal karşılar

Eski Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu, Milli Savunma ve İçişleri bakanlıklarınca Balyoz davası sanığı 3 tümgenerali açığa alınmasının, yeni Türkiye´nin kodlarını algılayanlarca normal karşılanacağını söyledi. Soylu, Yapılan işlem, sorumluluğun gereğidir ve hukukun içerisindedir. dedi. Konuyla ilgili açıklama yapan Süleyman Soylu, 12 Eylül 2010 referandumu sonrası Türkiye´de başlayan zihniyet yenilenmesinin devam ettiğini söyledi. Soylu: Yeni Türkiye´nin kodlarını algılayanlar, bu tip olayları normal karşılarlar. Ancak hala eski Türkiye´nin kodları ile Türkiye´yi çözümlemeye çalışanlar için içinden çıkılmaz ve kaotik bir durumdur. Demokrasinin vazgeçilmez kuralı Milli iradedir. Milli irade konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kanalıyla halkın temsilini sağlayanlar, elbetteki sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Yapılan işlem, bir sorumluluğun gereğidir ve hukukun içerisindedir. değerlendirmesini yaptı. ( Cihan)

MHP: Yetki niçin şimdi kullanılıyor?

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da komutanların görevden alınmasına tepki göstererek “Bu yetki neden şimdi kullanılıyor” diye sordu.

BDP´den destek: Askeri vesayetin kırılması açısından olumlu

BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, üç komutanın görevden alınmasını ´olumlu bir durum´ olarak değerlendirdi. Ata, TBMMde düzenlediği basın toplantısında, Balyoz iddianamesinde adı geçen Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nun İçişleri Bakanlığı tarafından, Tümgeneral Gürbüz Kaya ile Tuğamiral Abdullah Gevremoğlu´nun da Milli Savunma Bakanlığı tarafından görevden alınması ile ilgili soruları cevaplandırdı. Ata, ´Üç generalin görevden alınması Türkiye´de demokratikleşme açısından ve askeri vesayetin kırılması açısından, birçok kesimin beklentisi açısından olumlu karşılanan bir durum´ dedi. Türkiye´de geçmişte 10 yılda bir yapılan darbelerin demokrasiye geçiş sürecini uzattığını belirten Ata, şimdi bu süreçle yüzleşmenin tartışıldığı bir dönemin yaşandığını söyledi. Eylül halk oylamasında darbelerle yüzleşileceği iddiasıyla halkın oyuna getirildiğini savunan Ata, ´Üç generalin görevden alınmasının Türkiye´de bir ilk olmasının yarattığı şaşkınlığı bir tarafa bırakıp, daha kararlı adımlar atmak gerekiyor´ diye konuştu. ( Cihan)

Eski Başbakan yardımcısı Ekrem Pakdemirli: Bir başlangıç

Eski Başbakan yardımcılarından Ekrem Pakdemirli, Balyoz soruşturması kapsamında üç generalin görevden alınmasının, hukukun işlemesi adına önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Askerin kışlada mı yoksa dışarıda mı bulunduğunun belli olmadığını vurgulayan Pakdemirli, Asker kışlada değil. Asli görevinin dışında işlerle uğraşıyor. dedi. Ekrem Pakdemirli, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: Geçmişte bu kadar komplo teorilerinin dışında elde deliller varken, yazılı dökümanlar, camilerin bombalanması, uçakların düşürülmesi, insanların nerede toplatılacağına varıncaya kadar planlar yapılmış bir sistemde sen komuta kademesini sorumlu tutmuyorsun. Birileri yapmış; öyle şey mi olur? Burada bir ordu varsa, alttaki general veya albay kendi başına bir iş yapıyorsa demek ki komutanını dinlemiyor. O kişiyi görevden al. Komutanın haberi varsa, onu da görevden al. Ordu kışlada olmadığı için farklı hareket etmek lazım. Görevden alınmaları iyi olmuş. Bir başlangıçtır. Pakdemirli, geçmişte darbe planlarına kâğıt parçası diyen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un da o zaman görevden alınması gerektiğini kaydetti.

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: TSK´nın itibarını korumak için uygun

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, silahlı kuvvetlerin hem itibarını korumak hemde idarenin etkinliğini, otoritesini tesis etmek amacıyla bu işlemin uygun olduğunu söyledi. Cihan muhabirine konuşan Tanrıverdi, görevden alınanların zaten kadrosuzluk nedeniyle 30 Ağustos 2010 tarihinde emekli olmaları gerektiğini belirtti. Dolayısıyla emekliye sevk edilmeyip de yargı yolunu bahane ederek görevde tutulmalarının zaten hata olduğunu vurgulayan Tanrıverdi, herhangi bir görevde bulunmalarının da uygun olmadığını kaydetti. Tanrıverdi, sözkonusu kişilerin, aslında daha önce de açığa alma nitelikleri bulunan bir suçla suçlanarak, haklarında iddianame hazırlanmış kişiler olduğunu ifade etti. Tanrıverdi, şöyle devam etti: Görevden almanın akabinde herhalde açığa alma işleminin de olması gerekir. Hem hukukun uygulanması, hem de idarede, özellikle silahlı kuvvetlerde darbe hazırlığı iddiasıyla ağır bir suçla itham edilen kişilerin görevde bulunmaları, silahlı kuvvetleri sarsıcı bir durumdur. Çünkü mahiyeti üzerinde ayrışmaya sebep olur. ´Darbeci zihniyeti savunanlar, savunmayanlar´ diye ayrışmaya sebep olur. O bakımdan silahlı kuvvetlerin hem itibarını korumak hem de idarenin etkinliğini, otoritesini tesis etmek amacıyla bu işlemin uygun olduğu kanaatindeyim. Önemli bir işlemdi, geç kalmış bir işlemdi.

Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu: Olumlu gelişme, hukuk işliyor

Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu, bunların olumlu gelişmeler olduğunu, hukukun işlemesi anlamına geldiğini söyledi. Cihan muhabirine konuyu değerlendiren Tarımcıoğlu, halk arasında kullanılan ´Geciken adalet, adalet değildir´ sözünü hatırlattı. 926 sayılı TSK Personel Kanunu´nun açığa almayı düzenleyen 65. maddesinin çok açık olduğunu dile getiren Tarımcıoğlu, Bu 65. madde YAŞ kararlarından önce de vardı. Herhangi bir soruşturmada bir rütbeli suçlu veya suçsuz, bazı delillere dayanarak savcı dava açmıştır. O zaman gerçekten hukuk kanunları uygulanmış olsaydı, bu işlem daha önce yapılmış olurdu. 65. madde çok açık ve net, bu savsaklandı, çok gecikildi. Gelinen nokta, kanunun uygulanması anlamına gelir. Olumlu bir gelişmedir, hukukun işlemesi anlamında. İlk işlem bu şekilde yapılmalıydı. dedi. Açığa alma olayının her hadise için yapılamayacağına dikkat çeken Tarımcıoğlu, olayların kendi içinde ayrı ayrı düşünülmesinin daha doğru olacağını ifade etti. ( Cihan)

Açığa alınan komutanlardan AYİM´e itiraz

Açığa alınan 3 general, açığa alınmalarına ilişkin işlemlerin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle dün AYİM´e başvurdu. AYİM, generallerin istemiyle ilgili düşünce belirtilmesi için dosyayı Askeri Savcılığa gönderdi. Savcılıktan gelecek görüşün ardından generallerin başvurusu AYİM Daireler Kurulu´nda görüşülecek. ( Zaman)

TSK: Bakanlar takdir haklarını kullandı

3 komutanın bakanlar tarafından açığa alınmasıyla ilgili olarak, TSK´dan ilk açıklama geldi. TSK´dan yapılan açıklamada Bakanlar takdir haklarını kullanmıştır denildi.

Açığa alınmanın dayanağı olan kanun

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay´ın, Balyoz Darbe Planı Davası sanıkları Tümgeneral Gürbüz Kaya, Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ve Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nu açığa alması, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu´nun 65. maddesini gündeme getirdi. Kanunun numarası 926 iken kabul tarihi ise 27 Temmuz 1967. Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi 10 Ağustos 1967, yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı 12 bin 670. TSK Personel Kanunu´nun 65. maddesi, ´Açığa çıkarılan, tutuklanan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan, cezası infaz edilmekte olan subaylar´ hakkında yapılacak işlemleri içeriyor. Maddede açığa alınan veya tutuklanan subay ve askeri memurlar hakkında şu esaslara göre işlem yapılacağı belirtiliyor. TSK Personel Kanunu´nun 65. maddesi şöyle:

İşte 65. Madde

Haklarında ölüm veya ağır hapis cezasını gerektiren veya yüz kızartıcı bir suçtan ya da taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir cürümden veya emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarından dolayı kamu davası açılanlar mensup oldukları bakanlıklarca açığa çıkarılabilirler. Ancak, emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarında; nezdinde mahkeme kurulan kıta komutanı veya kurum amiri tarafından fiilin işleniş şekli, niteliği ve disiplini ihlal derecesi bakımından açığa alınmayı gerektirip gerektirmediği hakkında bir görüş bildirilmişse bu görüş de dikkate alınır. ´a´ bendi gereğince açığa çıkarılanlar, yapmakta oldukları görevden alıkonulurlar ve kendilerine başka görev verilmez. Yargılama sonunda beraatlerine, haklarındaki kamu davasının her ne sebeple olursa olsun ortadan kaldırılmasına veya duruşmanın tatiline veya davanın düşmesine veya kamu davasının reddine veya Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ilişiklerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hükümlülüklerine karar verilenlerin açıkları, haklarındaki kararın kesinleşmesi beklenmeksizin kaldırılır. Soruşturmaya konu olan fiillerinin hizmetlerine devama engel olmadığı anlaşılanların açıkları, haklarında karar verilmesi beklenmeksizin kaldırılabilir. Hükmün aleyhe bozulması ve mahkemece bu bozmaya uyulması veya duruşmanın tatiline dair kararın ortadan kalkması veya Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ilişiklerinin kesilmesini gerektirecek şekilde hükümlülüklerine karar verilmesi hallerinde de (a) bendi hükmü uygulanır.

Terfi sırasına girenlerden açıkta bulunanlar

Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ilişkilerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olmaları nedeniyle veya (c) bendinin (2) numaralı alt bendine göre açıkları kaldırılmış olup da henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların, Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların, Kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme hariç, firar veya izin tecavüzünde bulunmuş olanlar ile firar veya izin tecavüzüne devam edenlerin terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz. Bu gibilerin terfi ve kademe ilerlemesi işlemlerinin ne şekilde yapılacağı Subay Sicil Yönetmeliği´nde gösterilir.

Açığa alınanlar ya da tutuklananlar

Hizmet eri tazminatından ve bu kanunda öngörülen aile yardım ödeneği, mahrumiyet yeri ödeneği, doğum yardım ödeneği, ölüm yardım ödeneği, tedavi ve cenaze masrafları, yakacak yardımı, giyecek ve yiyecek (tayın bedeli) yardımı, tahsil bursları ve yurttan faydalanma, lojmandan faydalanma hükümlerinden yararlanmaya devam ederler. Açığa alınanlara, açıkta kaldıkları sürece aylıklarının üçte ikisi, tutuklulara ise yarısı ayrıca ödenir. Ancak, bu gibilerden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, muhakemenin menine, beraate, her ne sebeple olursa olsun kamu davasının düşmesine veya ortadan kaldırılmasına karar verilenlerin ödenmeyen veya noksan ödenen her türlü özlük hakları ödenir. Firar veya izin tecavüzünde bulunanların bu fiillerinin başladığı tarihten itibaren aylık, hizmet ve makamla ilgili ödenek ve tazminatları kesilir. Ancak, kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme veya mazerete dayalı olduğu adli mercilerce verilmiş kararlarla saptanan izin tecavüzlerinde kesilen aylık ve makamla ilgili ödenek ve tazminatları geri verilir. Hapis veya ağır hapis cezalarının infazı sırasında subaylar er gibi iaşe edilir. Bunlara maaş ile hizmet ve makamlarına ilişkin ödenek ve tazminatları verilmez. Soruşturma veya kovuşturmasının devamı nedeniyle terfi edemeyen subay ve astsubaylardan; açığa çıkarılan, tutuklanan ya da açıkları kaldırılanlar veya tahliye edilenler hakkında, davaları neticeleninceye kadar, bu kanunun 32´nci maddesinin (b) bendinde yer alan en çok rütbe bekleme süreleri ile 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu´nun 40´ıncı maddesinde belirtilen rütbe karşılığı yaş hadleri uygulanmaz. Bunların Silahlı Kuvvetler´de kalabileceği azami süre, emsali neşetlilerin Silahlı Kuvvetler´deki görev süresi kadardır. ( Cihan)

Cumhurbaşkanı Gül: Abartmaya gerek yok, emniyet müdürleri de açığa alınmıştı

25 Kasım 2010: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Gül, İsviçre´ye hareketinden önce Esenboğa Havalimanı´nda basın mensuplarının sorularını cevapladı. Gül, ´Üç generalin haklarındaki davayla ilgili açığa alınmasıyla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine, ´Yasaların sayın bakanlara verdiği yetki, bakanlar değerlendirmişler ve kullanmışlardır. Aslında bu hususu çok fazla abartmaya da gerek yok. Biliyorsunuz bu ülkede emniyet genel müdürleri bile aynı şekilde açığa alınmıştır.´ cevabını verdi. ( AA)

Meclis Başkanı Şahin: Sivil irade darbe değil, seçim yapar

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, vefat eden eski milletvekili Muammer Baykan için TBMM´de düzenlenen törenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. TBMM Başkanı Şahin, ´Cumhuriyet tarihinde ilk defa, bakanlar tarafından üç general açığa alındı. CHP´den ´sivil darbe´ eleştirileri geldi, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz´ sorusuna şu karşılığı verdi: ´Dün bu konuyla ilgili Antalya´da da bana soru yöneltilmişti. Orada kısa bir açıklama yapmıştım. Söyleyecek yeni bir şeyim yok. İlgili yasaların sayın bakanlara vermiş olduğu yetki çerçevesinde bir uygulama yapıldığı anlaşılıyor. Yasalar sınırları içerisinde olduğu kanaatindeyim ama kamuoyunda dikkati çekmesinin nedeni bu yasal düzenlemenin, yani 65. maddenin, ilk kez uygulanıyor olmasıdır. Tabii, siyasi partilerimizin değerlendirmeleri kendi takdirleridir. Ben onlarla ilgili, Meclis Başkanı olarak bir şey söyleyemem. Partilerimizle bir polemiğe girmek istemem. Ancak sivil irade darbe yapmaz, siviller seçim yaparlar.´ Şahin, ´Zamanlamaya ilişkin de eleştiriler var´ sözlerine, ´O soruyu tasarrufta bulunan bakanlara sorun...´ karşılığını verdi. ( AA)

(24 Kasım 2010), son güncel.: (25 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Askerden terfi resti.. Hükümetten ´One Minute´ hazırlığı

Hukukçular: Tartışma gereksiz, AYİM terfileri hükümsüzdür

Flaş!!! Gül ve Erdoğan´ı terfilerde etkisizleştirme girişimi

Flaş!!! Tarihi gün: Balyozculara terfi yok, Iğsız´a veto

Flaş!!! İşte Heron ihanetinin kayıtları

2010 yılı Yüksek Askeri Şura kriziyle ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2530    yazdır/print


 

Hani JİTEM yoktu: İşte belge ve tanıklar..

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın ´JİTEM´i ben kurdum´ şeklindeki resmi ifadelerine ve soruşturma kapsamında ele geçirilen onlarca belge ve bilgiye rağmen Ergenekon Mahkemesi´ne defalarca ´JİTEM diye bir birim yok ve hiç olmadı´ diyen Jandarma Genel Komutanlığı´nın arşivindeki belgeler JİTEM´in varlığını kanıtlıyor. Jandarma arşivindeki JİTEM´in kuruluş ve çalışmasıyla ilgili ´gizli´ raporları star ele geçirdi. 11 Kasım 1993 tarihli Binbaşı Balçık imzalı raporda JİTEM´in tarihçesi anlatılırken, İstihbarat Okullar Komutanı Tuğgeneral Zeytinci´ye gönderilen Karargah Etüdü´nde de JİTEM´in şeması var. Ergenekon Terör Örgütü´nün deşifre olmasında büyük rol oynayan eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç da, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Teoman Barutçu´nun Jandarma Genel Kuvvetleri bünyesinde illegal kurulan JİTEM´in kurucularından olduğunu açıkladı. Gizli tanık Kıskaç; Ergenekon iddianamesinde; Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün sınıf arkadaşı olduğu ve kendisiyle çok samimi olduğu belirtilen Teoman Barutçu hakkında çarpıcı bilgiler verdi.

Hani JİTEM yoktu: İşte belge ve tanıklar..

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın ´JİTEM´i ben kurdum´ şeklindeki resmi ifadelerine ve soruşturma kapsamında ele geçirilen onlarca belge ve bilgiye rağmen Ergenekon Mahkemesi´ne defalarca ´JİTEM diye bir birim yok ve hiç olmadı´ diyen Jandarma Genel Komutanlığı´nın arşivindeki belgeler JİTEM´in varlığını kanıtlıyor. Jandarma arşivindeki JİTEM´in kuruluş ve çalışmasıyla ilgili ´gizli´ raporları star ele geçirdi. 11 Kasım 1993 tarihli Binbaşı Balçık imzalı raporda JİTEM´in tarihçesi anlatılırken, İstihbarat Okullar Komutanı Tuğgeneral Zeytinci´ye gönderilen Karargah Etüdü´nde de JİTEM´in şeması var. Ergenekon Terör Örgütü´nün deşifre olmasında büyük rol oynayan eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç da, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Teoman Barutçu´nun Jandarma Genel Kuvvetleri bünyesinde illegal kurulan JİTEM´in kurucularından olduğunu açıkladı. Gizli tanık Kıskaç; Ergenekon iddianamesinde; Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün sınıf arkadaşı olduğu ve kendisiyle çok samimi olduğu belirtilen Teoman Barutçu hakkında çarpıcı bilgiler verdi.

Star Gazetesinin haberine göre, Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın JİTEM´i ben kurdum şeklindeki resmi ifadelerine ve soruşturma kapsamında ele geçirilen onlarca belge ve bilgiye rağmen Ergenekon Mahkemesi´ne defalarca JİTEM diye bir birim yok ve hiç olmadı diyen Jandarma Genel Komutanlığı´nın arşivindeki belgeler JİTEM´in varlığını kanıtlıyor. Jandarma arşivindeki JİTEM´in kuruluş ve çalışmasıyla ilgili ´gizli´ raporları star ele geçirdi.

İki ayrı raporda JİTEM anlatılıyor

Emekli Binbaşı Canfer Balçık´ın, 11 Kasım 1993 tarihli ve altında imzası bulunan Jandarma İstihbarat Grup ve Timlerinin Tarihçesi başlıklı ´gizli´ ibareli yazıda JİTEM´in varlığı resmen kabul ediliyor. Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Okul Komutanı Tuğgeneral Refik Zeytinci´nin Öğretim ve Eğitim Başkanlığı´na gönderdiği 20 Aralık 1996 tarihli yazıda da JİTEM´in varlığı ve şeması yer alıyor.

Binbaşı Balçık, tarihçesini yazmış

Dönemin Plan Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Canfer Balçık´ın imzasını taşıyan Jandarma İstihbarat Grup ve Timlerinin Tarihçesi başlıklı raporda JİTEM´in 27 Ağustos 1987 tarihinden 3 tim olarak kurulduğu ve zaman içinde sayısının artırıldığı anlatılıyor. Binbaşı Canfer Balçık imzalı raporda; JİTEM´in 27 Ağustos 1987 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı´na bağlı olarak Mardin, Silopi ve Batman´da faaliyet göstermek üzere kurulduğu daha sonra Siirt ve Şırnak´ında JİTEM kapsamına alındığı belirtiliyor. 5 ilde 7 tim olarak görev yapan Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele Timleri´nin (JİTEM) 14 Eylül 1987´de Jandarma Asayiş Komutanlığı Harekat komutasına Kasım ayında emrine verildiği kaydediliyor.

Başarılı olunca tim sayısı arttırıldı

Mayıs 1990´da timlerin başarılı olması üzerine sayılarının 8 grup ve 24 tim oluşacak şekilde yeniden yapılandırıldığının anlatıldığı belgede, personel yetersizliği nedeniyle istenilen sonuca ulaşılamadığı belirtiliyor. Raporda JİTEM´in 18 Temmuz 1991 tarihinde kuruluş ve kadrosunun J.TMK.1-22 numaralı yazı ile kaldırıldığı belirtilirken şu ifadeler kullanılıyor: Ankara´da Kurmay Başkanı´na bağlı bir istihbarat grup ve bağlı 2 timi Diyarbakır´da bir istihbarat grup ve 6 timi ile İstanbul, İzmir ve Adana´da Jandarma Bölge Komutanlıkları´na bağlı birer istihbarat timi kurulmuştur. Toplam 2 grup ve 11 tim halen bu kuruluş içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedir.

Jandarmadan mahkemeye yazı: JİTEM hiç olmadı

Jandarma Genel Komutanlığı, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü iddiasıyla başlatılan soruşturma ve daha sonrasında başlayan yargılama süresince, hem savcılık hem de mahkemenin JİTEM var? sorularına ısrarla Jandarma teşkilatı bünyesinde böyle bir birim yoktur ve olmamıştır cevabı verdi. Ergenekon Mahkemesi, 20.08.2010 günlü arar kararında bir kez daha Jandarma Genel Komutanlığı´na JİTEM´in temellerinin Korgeneral Hulusi Sayın öncülüğünde Binbaşı Aytekin Özen, Albay Arif Doğan, Hüseyin Kara ve Arnavut göçmeni Binbaşı Ahmet Cem Ersever´in çalışmaları sonucu 1987´de atıldığını ve bu isimlerin sık sık yurtdışına operasyona gittikleri iddiasını sordu. Jandarma Genel Komutanlığı, 12 Ekim 2010 tarihli son yazısında da Jandarma bünyesinde JİTEM diye bir yapılanma olmadığını, sorulan yedi subayında hiç bir zaman JİTEM´de görev yapmadığını´ tekrarladı.

1993 tarihli Karargah Etüdü´nde JİTEM´in varlığı ve şeması var

İstihbarat Okulu´na gönderilen, Mayıs 1993 tarihli Karargah?Etüdü´nde, askeri istihbaratın yapılanması anlatılırken, bu yapı içerisinde JİTEM´in varlığı şemalarla ortaya konulmuş. Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Okul Komutanı Tuğgeneral Refik Zeytinci´nin Öğretim ve Eğitim Başkanlığı´na gönderdiği 20 Aralık 1996 tarihli yazıda da JİTEM´in varlığından bahsediliyor. Tuğgeneral Zeytinci´nin Türk Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Teşkilatı´nın nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiği konusunda çalışma başlatıldığını belirtip bilgi istemesi üzerine gönderilen Mayıs 1993 tarihli Karargah Etüd Notunda da JİTEM´in varlığı resmen kabul ediliyor.

Emniyet istihbarata övgü

´Hizmete Özel´ Karargah Etüd Notu´nun 5. sayfasında Jandarma İstihbarat Teşkilatı´nın yapısı ve nasıl olması gerektiği anlatılırken Her il veya kritik ilçelerde görev alacak JİTEM (Jandarma İstihbarat Timi) birlik komutanları kendi içinde örgütlenmeli... deniliyor. Askerin istihbarat teşkilatlarının yapı ve çalışmalarının yetersiz ve ihtiyaca cevap veremediği eleştirisi yapılan Karargah Etüd Notu´nda Emniyet İstihbarat Teşkilatı´nın yapılanmasına sık sık övgü yapılması da dikkat çekiyor.

J. Kurmay Başkanı´na bağlı

Mayıs 1993 tarihli Karargah Etüdü´nde JİTEM´in yapılanma şeması da ayrıntılarıyla gösteriliyor. O şemadaki JİTEM yapılanmasına göre JİTEM doğrudan Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı´na bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Kurmay Başkanı´nın altında Jandarma İstihbarat Başkanı, Grup Komutanlığı ve JİTEM Timleri (Jandarma Bölge Komutanlıklarına bağlı) bulunuyor. Bunların altında da JİTEM birlik komutanları bulunuyor. JİTEM-1 Birgili Komutanlığı Ankara´da, JİTEM 2 Birliği Komutanlığı (Emirle) ve JİTEM 3 Birliği Komutanlığı da Diyarbakır´da Jandarma Asayiş Bölge Komutanlığı´nın emrinde faaliyet gösteriyor. Şemaya göre, kuruluş aşamasında JİTEM´de 9 subay, 12 Astsubay, 14 uzman çavuş, 15 sivil memur ve 1 işçi kadrosu bulunuyor.

Küçük´ün kira aldığı dükkanlar Balçık´ın üstüne

JİTEM´in varlığını itiraf eden Jandarma raporunda imzası olan emekli Jandarma Binbaşı Canfer Balçık´ın Ergenekon tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük´le çok yakın olduğu ortaya çıkmıştı. Ergenekon sanıklarının finans kaynaklarına yönelik incelemede, Küçük´ün hesaplarında 2005 ve 2008 yılları arasında düzenli olarak kira bedeli adı altında ödeme yapıldığını belirledi. Üzerine kayıtlı hiçbir malvarlığı olmayan?Küçük´e yatan kiraların Eminönü´ndeki dükkanlara ait olduğu ve dükkanların Canfer Balçık adına kayıtlı olduğu belirlenmişti. Balçık daha sonra Yargıyı etkileme operasyonu kapsamında eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay ile birlikte gözaltına alınmıştı.

Emekli Albay Doğan: JİTEM´i ben kurdum

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan, ilk gözaltına alındığındaki resmi ifadeleri ve internete düşen ses kayıtlarında JİTEM´i ben kurdum dedi. JİTEM yok diyenleri ağır sözlerle eleştiren Doğan İki tane JİTEM vardır, Cemal Temizöz ikincisindendir, biz birincisindeniz. İkinci JİTEM eşittir götemdir. 2 tane adamı öldürür gömer. Bir adamı kaçıran, Hizbullah´ın hiç bulunmadığı yerde Hizbullahçılar´a PKK´lı teslim eden. Mesela nedir Cemal Temizöz Albay... demişti. ( Star)

Ergenekon gizli tanığı ´Kıskaç´, JİTEM işkencelerini anlattı

Ergenekon Terör Örgütü´nün deşifre olmasında büyük rol oynayan eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Teoman Barutçu´nun Jandarma Genel Kuvvetleri bünyesinde illegal kurulan JİTEM´in kurucularından olduğunu açıkladı. Gizli tanık Kıskaç; Ergenekon iddianamesinde; Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün sınıf arkadaşı olduğu ve kendisiyle çok samimi olduğu belirtilen Teoman Barutçu hakkında çarpıcı bilgiler verdi. Gizli Tanık Kıskaç, Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı´nın, Elazığ Jandarma Komando Tabur Komutanlığı´nın yanındaki iki katlı bir binada bulunduğunu, Teoman Barutçu´nun, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı bugün bu durum ve pozisyona getiren kişi olduğunu söyledi. Teoman Barutçu´nun, Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı´nda bir çok kişiyi sorgulattığını, sorgulanan kişilerin tırnaklarının, saçlarının pense ile çekildiğini söyledi. Gizli Tanık Kıskaç, JİTEM binasının çıkışında, “Ne gördüysen, ne biliyorsan, ne duyduysan, sen neysen, hepsi burada kalsın” ifadelerinin yer aldığı tabela bulunduğunu söyledi.

Kıskaç, Teoman Barutçu´yu yakından tanıyor

Gizli tanık Kıskaç, 1993-1994 yıllarında Elazığ Jandarma Komando Tabur Komutanı Jandarma Kıdemli Binbaşı Mahmut Şahin´in yanında görev yaptığını ve o dönemde Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı Albay Teoman Barutçu´yu yakından tanıdığını belirterek, şunları söylüyor: “Teoman Barutçu, 33 asker kurşuna dizildiğinde, Elazığ Jandarma Alay Komutanı´ydı... Teoman Barutçu´dan çekinmeyen hiçbir sivil, hiçbir kimse yoktu. Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı da, bu kişinin emrindeydi. Yıldız timleri denilen itirafçı timleri de bu kişinin emir komutasındaydı. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı bugün bu durum ve pozisyona getiren kişi budur. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi´nin bir çok ilinde Teoman Barutçu, kontra gerillanın komutanı olarak bilinir. O dönemde JİTEM Grup Komutanlığı´nı, Jandarma Kıdemli Binbaşı Ahmet Cem Ersever yapıyordu. Cem Ersever de, Teoman Barutçu´nun emir ve komutasındaki kişilerdendi..”

“Sorgu odalarında yapılan işkenceler...”

“Elazığ Jandarma Komando Taburu´nun alt katında sorgu odaları vardı, bu sorgulara genelde Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım katılırdı. Ayrıca astsubay başçavuş olan ve kod adı Japon olan bir kişi vardı ki sorgu uzmanıydı. Bir çok sorgu şekli vardı, bu sorgulara ben de bir çok kez katıldım. Benim oturduğum odaya işkenceden çıkarılanlar getirilirdi. Ben sorguya getirilenlerle Kürtçe konuşur, onlara sorular sorardım ve tercümanlığını yapardım. Çoğunun tırnakları çekilmiş, pense ile saçları çekilmiş, kan revan içerisinde gelir veya da tazyik odasına konulurdu. Bu tazyik odalarında çıkanların çoğu baygındı. Ben de biraz yalvara yakara konuşup bilgi vermelerini isterdim ki daha fazla işkence görmesinler diye...”

“Silahlar Irak´tan gelirdi”

“Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı, Elazığ Jandarma Komando Tabur Komutanlığı´nın yanındaki iki katlı bir bina idi... JİTEM ajanları ve yıldız timleri de burada bulunmaktadır. JİTEM´i ilk tanıdığımda başlarında Ahmet Cem Ersever binbaşı vardı. Bunlara bağlı itirafçılardan oluşturulmuş yıldız timleri vardı. Bu timlerin de başında Yüzbaşı denilen, sonradan yeşil kod Mahmut Yıldırım denilen kişi vardı. Bu kişiler Teoman Barutçu´ya bağlı kişilerdi. Bu gruplar operasyona, ilçelere ve köylere gider, altlarında Renault marka araçlar bulunuyordu. Kaleşnikofları vardı. O dönemler kaleşnikof almak kadar kolay bir şey yoktu çünkü en iyi kaleşnikofu bile yüz marka almak çok kolaydı. Güneydoğu´dan, Irak üzerinden gelen silahlar, silah kaçakçıları, yıldız timlerinin sayesinde olurdu ki bunlara polis, jandarma kimlik dahi soramazdı ki dokunulmazlıkları vardı.”

“Fabrikada sekiz işçi öldürüldü”

“JİTEM yıldız timleri Elazığ Kovancılar ilçesi Ferrokrom işletmelerine yerleştiler. Bu işletme Almanların işlettiği fabrikaydı. Fabrika yöneticileri ile sorun olunca Elazığ Maden ilçesinde bir krom ocağında sekiz işçi öldürülürdü. Bu işçilerin öldürülmesinden sonra krom fabrikası yönetimi bunlara sesini çıkaramadı...”

“Levent Ersöz, Teoman Barutçu´nun pis işlerini gizledi”“Albay Teoman Barutçu, Elazığ´dan sonra Yalova Jandarma Alay Komutanlığı´na tayin oldu. Yalova Jandarma Alay Komutanı iken de bir sürü pisliğe karışmış ve buradan da uyuşturucu ticaretinden dolayı o dönemler istihbarat başkanı olan Tuğgeneral Levent Ersöz tarafından bu pis işler gizlenmiş. Bir türlü dönemin Jandarma Genel Komutanı´na bu bilgi sızmış ve Teoman Barutçu emekliye ayrılmıştı...”

Jandarma Genel Komutanlığı, Teoman Barutçu´yla görüştürmedi

Jandarma Genel Komutanlığı, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanlığı ve Yalova Jandarma Alay Komutanlığı´nı aradık ve hakkındaki iddialarla ilgili Emekli Albay Teoman Barutçu´ya ulaşmak istedik. Jandarma Genel Komutanlığı yetkilileri; Teoman Barutçu´ya Yalova Jandarma Alay Komutanlığı´ndan ulaşabileceğimizi söyledi. Yalova Jandarma Alay Komutanlığı yetkilileri de, Teoman Barutçu´ya Jandarma Genel Komutanlığı´ndan ulaşabileceğimizi söylediler. Elazığ İl Jandarma Alay Komutanlığı da, Teoman Barutçu hakkında bilgi vermedi. İstanbul ve Ankara´da bulunan orduevlerini aradık ancak yetkililer Teoman Barutçu hakkında bilgi vermediler. Jandarma Genel Komutanlığı´nın kendi çalışan personeli hakkında suskun kalması ve Teoman Barutçu´yla görüştürmemesi dikkat çekti. Jandarma Genel Komutanlığı, yazılı sorularımızı da cevaplamadı.

Kıskaç, ifadelerini delilleriyle belgeliyor

Gizli tanık Kıskaç´ın Ergenekon iddianamesinde delil klasörlerinde yer alan ifadelerini delilleriyle desteklemesi dikkat çekiyor.

1- Baz istasyonları ifadesini doğruluyor: Gizli tanık Kıskaç, Nisan 2007´de Mehmet Fikri Karadağ ve Veli Küçük´le görüştüğünü anlattı. Aynı tarihlerde sanıklar Oktay Yıldırım, Neriman Aydın, Güler Kömürcü ve ölen şüpheli Kuddusi Okkır´ın da aralarında bulunduğu bir grubun Çamlıca Kız Lisesi´nde toplantı yaptığını söyledi. Emniyet´in yürüttüğü teknik takip, söz konusu iddiaları doğruladı. İfadede geçen isimlerin kullandığı telefon hatları incelendi. Telefonların, 22-25 Nisan 2007 tarihleri arasında Üsküdar, Sabiha Gökçen Havalimanı, Çamlıca Kız Lisesi çevresindeki baz istasyonlarından sinyal verdiği tespit edildi.

2- 11 erin şehit edilmesini deşifre etti: Gizli tanık Kıskaç, 24 Mayıs 1993 tarihinde Bingöl-Elazığ karayolu üzerinde bulunan Mendo Deresi mevkiinde silahsız ve savunmasız 33 erin şehid edilmesinden yaklaşık 1 ay sonra, 30 Haziran 1993 tarihinde Elazığ ili Palu ilçesi Horo Deresi´nde 11 askerimizin daha şehid edildiğini deşifre etmişti.

3- Başbağlar katliamını anlattı: Kıskaç, Ergenekon savcılarına verdiği ifadede, “Başbağlar´da 33 masum insan, Mustafa Aktaş´ın da aralarında bulunduğu DHKP-C´li teröristler ve PKK´lı grup tarafından katledildi” demişti.

4- Abdullah Çatlı´nın öldürülmesi: Ergenekon savcılarına ifade veren Gizli Tanık Kıskaç, Antalya JİTEM´de görevli Başçavuş Hakan´ın Susurluk kazasıyla ilgili kendisine şunları anlattığını aktarıyor: “Zannediyor musun bu bir trafik kazası, bizde kayıtları var. Araç çarptıktan sonra Abdullah Çatlı sağ idi. Sağ kolu kırılmıştı, yaralıydı. Araba sağ ön taraftan çarpmış, Abdullah Çatlı arka solda oturuyordu. Trafik kazasından değil, darptan öldü. Çatlı´yı odunla öldürdük.” Susurluk kazasında hayatını kaybeden Abdullah Çatlı´nın arkadaşı ve eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın da, gizli tanığın ifadesinin doğru olduğunu söyledi. Çarkın, “Çatlı´nın kazada öldüğüne inanmıyorum. Ya odunla ya demirle kafasına vurarak öldürdüler. Çünkü otomobilin arka koltuğunda oturan bir kişinin kafatasının kırılması mümkün değil. Oraya vurulan bir darbe var. Kafatası içine göçmüş. Çatlı´nın kaslı ve güçlü bir yapısı vardı. Üstelik bu araç Mercedes, Doğan ya da Şahin değil ki arka tarafı parçalansın. Çatlı´yı JİTEM´cilerin öldürdüğü doğrudur” demişti. ( Kenan Kıran-Murat Alan / Vakit)

(19 Kasım 2010, 11:33)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

´JİTEM´in varlığını ispatlayan resmi belgeler´

JİTEM´le ilgili tüm manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2511    yazdır/print


 

Sürpriz tanık ve Özal´ın ölümünde yeni iddialar

Özal hastaneye geldiğinde inliyordu.. 1.5 saat hiçbir doktor bakmadı!.. Özal´ın son saatlerine tanık olduğunu söyleyen sürpriz bir isim ortaya çıktı. Eşinin bir rahatsızlığı için hastanede olan Hamza Yavuzyılmaz, ´Midesini tutarak sanki kramp geçiriyor gibi inliyordu. 1-1.5 saat kimse müdahale etmedi´ dedi.

Sürpriz tanık ve Özal´ın ölümünde yeni iddialar

Özal hastaneye geldiğinde inliyordu.. 1.5 saat hiçbir doktor bakmadı!.. Özal´ın son saatlerine tanık olduğunu söyleyen sürpriz bir isim ortaya çıktı. Eşinin bir rahatsızlığı için hastanede olan Hamza Yavuzyılmaz, ´Midesini tutarak sanki kramp geçiriyor gibi inliyordu. 1-1.5 saat kimse müdahale etmedi´ dedi.

Önceki akşam NTV´de yayınlanan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili “Bir Ölümün Anatomisi” adlı programda çok çarpıcı iddialar ortaya atıldı. Semra Özal, kendisine gönderilen delilleri savcıya ilettiğini söylerken, Özal ´ın bir sergide zehirlenmiş olabileceğini söyledi. Ancak programın en çarpıcı anları, sürpriz bir tanığın anlattıklarıydı. İşte dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş´in yakın postası olduğunu söyleyen Hamza Yavuzyılmaz isimli tanığın iddiaları: “Ben o dönemden iki üç ay önceye kadar o dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş´in yakın postasıydım. Olay gününden bir gün önce (16 Nisan 1993´te) eşim telefona yetişmek için merdivenlerden aşağı inerken ayağını burktu. Ertesi gün (17 Nisan 1993) sabah 9- 10 arası Hacettepe Acili´ne gittik. Rahmetli Özal´ın kaldığı yerin iki oda yanındaydık. Doktor aradık, bulamadık. Yaklaşık yarım saat sonra, bir kargaşa oldu. Bir polis motosikleti geldi, ´Cumhurbaşkanını getiriyorlar´ dedi. Bir Mercedes kapıya geldi, iki koruma ve bir şoför vardı. Bir tanesi de sedyenin yanındaydı. Sedyeye resmen çuval gibi oturtuldu. İki hademe o odaya onu soktular. Sedyenin üzerinde midesini tutarak, sanki kramp geçiriyor gibi resmen inliyordu. Korumanın biri bize doğru koştu, biri diğer tarafa koştu her tarafı boşalttılar. Bize de geri gidin diye talimat verdiler. Bir koruması içeride kaldı. Ben ara ara çıkıyordum merakımdan. Daha önce hiç görmemiştim ben rahmetli cumhurbaşkanımızı. Ama o anda inanılmaz derecede içim koptu, başındaki koruma yalvarıyor, ´Doktor bulun´ diyordu. Sonra bir ara genç doktor gibi bir şey geldi, baktı başında durdu. Ama o da koşmaya başladı müracaata doğru. Cumhurbaşkanımız midesini tutuyor ve kasıyordu kendini. Kesinlikle yaşıyordu. 3-4 doktor katlardan çıkıyor, bakıyor ve içeri kaçıyordu. Yaklaşık 1-1.5 saat filan gibi bir vakit geçirdik orada o sürede kimse müdahale etmedi.”

Özal´ın koruma müdürü: 67 model hasta nakil aracıyla götürüldü

Programda birçok çarpıcı iddia daha ortaya atıldı. Bunlardan biri de Özal´ın koruma müdürü Musa Öztürk´e aitti. Öztürk´ün şu sözleri içler acısıydı: “Özal, Cevdet Sunay´a hediye edilen 1967 model bir hasta nakil aracıyla hastaneye götürüldü. Bu Cumhurbaşkanlığı envanterlerinde kayıtlıdır. Şu andaki bir ambulansın dizaynını hesaplamayın, çünkü onda yok.” O döneme ve Özal´ı ölüme götüren sürece tanık olan isimler de yaşadıklarını anlattı. İşte sadece birkaçı:

´Mezarı açılmadan anlaşılmaz´

Yüksel Bozer (Dönemin Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Rektörü): “Doktorlar elinden geleni yaptı. Ancak iddiaların önüne mezarın açılması ile geçilebilir. (Semra Özal´a dönerek) Zannediyorum siz, bunun sonunda mezardan bazı saç kemik örnekleri alıp Avrupa´da bu işleri çok iyi bilen laboratuvarlara gönderip bunun sonucunu almak mecburiyetindesiniz. Artık bu noktaya geldiniz bundan kaçamak yoktur.”

´Kalbi iyi ama bacağı kötüydü´

Opr. Dr. Cengiz Arslan (Özal´ın doktoru): “Sağlık durumu oldukça iyiydi. Göğsünden kalbinden şikayeti yoktu. Bacak damarlarından dolayı yürümekte güçlük çekiyordu. Kimseye söyleyemiyordu. Durup dinleniyordu çevresi bu durumu onun çabuk yorulduğu şeklinde yorumluyordu. Bu görüntü bacak damarlarının rahatsızlığından dolayıydı.”

Bozer, saat 12´ye doğru geldi

Ömer Şarlak (Dönemin GATA komutanı): ”Biz Hacettepe´ye gittiğimizde, orada sadece tıpta uzmanlık ihtisası yapan hekimler vardı. Ondan sonra Yüksel Bozer geldi. Saat 12:00´ye yakındı geldiğinde.” (VATAN´ın notu: 17 Nisan 1993 Cumartesi günü saat 10.30 sıralarında ani bir kalp rahatsızlığı geçiren Özal´ın, saat 11. 00´da Hacettepe Hastanesi´ne götürüldüğü ve 14.30´da öldüğü açıklanmıştı.) ( Vatan)

Özal´ın ölümünde Azerbaycan boyutu

Mahmut Övür (Sabah): Rahmetli Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili tartışmalar sürdükçe şüpheler azalmıyor, aksine daha da artıyor. Önceki gece NTV´de Can Dündar, Semra Özal´ın da katıldığı bir yayın yaptı. Çok şey konuşuldu ama ilk kez Özal´ın ölümüyle ilgili yeni bir şüphe ortaya atıldı. Eşi Semra Özal bir ara şöyle diyordu: Bu zehirlenme süreci Azerbaycan´da başlamış olabilir... İzleyenlerin büyük çoğunluğu belki şaşırdı hatta Bu kadarı da fazla... diye düşündü ama ben pek şaşırmadım. Dahası o konuşmayı beklerken aklımdan Acaba Azerbaycan´dan mı? söz edecek diye geçirdim. Geçirdim çünkü çok değil 15 gün önce Almanya´nın başkenti Berlin´de, Özal´ın öldüğü dönemde Azerbaycan´da iş yapan eski bir ülkücüyle buluşmuştum. O karanlık 90´lı yıllar üzerine konuşurken, söz Özal´ın ölümüne gelince eski ülkücü şöyle diyordu: Önce Azerbaycan´a bakmak gerekiyor. Özal orada kimlerle buluştu? Araştırılırsa ölümün ardındaki sır açığa çıkar.

Çok karmaşık ilişkiler ve Azerbaycan

Ayrıntı vermedi. Ben de içimden klasik komplo teorilerinden biri daha diye geçirdim ama o dönemi düşünmeden de edemedim. İsterseniz biraz hatırlayalım. O günlerde Azerbaycan´la Türkiye´nin derin yapısı arasında kirli ilişkilerin ilk adımı atılmıştı. Elçibey, Suret Hüseyinov arasındaki çatışma ve devreye Aliyev´in girmesiyle başlayan ilişkiler, sonunda Türkiye´deki derin yapının 95´lerde darbe girişiminde bulunmasına kadar gidecekti. Bu darbe girişimi bizzat dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tarafından önlendi... Ayrıca yine 93´lerde İstanbul-Bakü hattında kumarhane ve uyuşturucu üzerinde kurulan ilişkilerde etkili bir isim vardı; Ömer Lütfü Topal. Topal´ın kumarhanelerinde ünlü bir Azeri´nin çok para kaybettiği hep konuşuldu. Sonra ne oldu? Sonra da Topal, adı Azerbaycan´da darbe yapacaklar arasında geçen ekip tarafından İstanbul´da öldürüldü. Bu da basına devlet tetikçisi Yeşil´le Çatlı arasındaki bir çatışma olarak yansıtıldı. Karmaşık ilişkiler olduğu çok açık. Dahası var; yine 1993 yılı Ocak ayında Uğur Mumcu öldürüldü. Ünlü uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin´le Hollanda´daki cezaevinde konuşurken şöyle diyordu: Azerbaycan´da uyuşturucu eksenli neler döndüğünü Uğur Mumcu´ya anlatacaktım. Bu öğrenildiği için Mumcu öldürüldü... Tüm bunlar tesadüf olabilir mi? Tam bir kaos yılı olan 93´te sadece Özal ölmedi. Daha önce de yazdım, Eşref Bitlis ve Bahtiyar Aydın´ın da aralarında olduğu çok sayıda etkili isim ortadan kaldırıldı. Savcılığın sır perdesini aralaması için ortada pek çok ipucu var. Bu ipuçları soruşturmanın derinleştirilmesi için yeter de artar. ( Sabah)

(14 Kasım 2010, 14:41)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Turgut Özal´a suikast ve şüpheli ölümü konulu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2505    yazdır/print


 

Yasama yürütme organları bozuksa Cerrah Haberal halleder

Yıldıray Oğur: 27 Nisan muhtıra gecesi ne yapıyor Haberal? Okuyalım: ´Saat 23:15 de TSK adeta bir muhtıra verdiler. Saat 2.4:00 de Kanal B ye gittim... Kanala gittiğimde birçok arkadaşımız oradaydı. Saat 02:30 a kadar beraber çalıştık. Saat 03:00 da 28.4.2007 eve geldim. Bu ilk kez bu denli bir TSK bildirisi oluyordu. Maalesef Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı ülkemizi bu noktaya getirdiler.´ Ünlü bir cerrah için saat 3:00´e kadar televizyonunun muhtıra özel yayını yönetmek de sıra dışı... Ülkelerin de arada organ nakline ihtiyacı olabilir tabii.. Mesela yürütme organı bozulursa, yasama organı çalışmazsa...

Yasama yürütme organları bozuksa Cerrah Haberal halleder

Yıldıray Oğur: 27 Nisan muhtıra gecesi ne yapıyor Haberal? Okuyalım: ´Saat 23:15 de TSK adeta bir muhtıra verdiler. Saat 2.4:00 de Kanal B ye gittim... Kanala gittiğimde birçok arkadaşımız oradaydı. Saat 02:30 a kadar beraber çalıştık. Saat 03:00 da 28.4.2007 eve geldim. Bu ilk kez bu denli bir TSK bildirisi oluyordu. Maalesef Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı ülkemizi bu noktaya getirdiler.´ Ünlü bir cerrah için saat 3:00´e kadar televizyonunun muhtıra özel yayını yönetmek de sıra dışı... Ülkelerin de arada organ nakline ihtiyacı olabilir tabii.. Mesela yürütme organı bozulursa, yasama organı çalışmazsa...

İddianameden Haberal... Kampanya sürüyor: “Mehmet Haberal gibi uluslararası şöhrete sahip binlerce böbrek nakli yapmış ünlü bir bilim adamının ne işi olur darbeyle..” Neyse ki Türkiye bu savunmalarla beraat kararı alınacak bir muz cumhuriyeti değil. En fazla doktor raporuyla hasta olmadığının tescilli olmasına rağmen hapishaneden kaçmak için hastanede yatabilirsin. Tabii eğer arkan sağlamsa... Tabii bir de Veli, Küçük gibi kötü bir şöhretin, Doğu Perinçek gibi çok düşmanın yoksa... Derdim suç aramak, bu adam niye hapishanede değil diye sorgulamak değil. Bu ülkede tutukluluk seçeneğinin hunharca kullanıldığı da çok doğru. Benim derdim kararlarını beğenmediği hâkimleri cezaya çarptırtacak kadar kudretli insanları daha yakından tanımak... Onların dünyasını tanımak için ise bir cevher benim için Ergenekon İddianameleri... Benim gibi iddianamelerde suçun değil sosyolojinin izini sürenler arada ilk olarak “Neden Perinçek değil de Haberal için bu kadar kampanya yapılıyor” sorusunun cevabını buluyor.

İddianamede yer alan Haberal´ın günlüğünden okuyalım: “İstanbul´a gittim... Dönerken hemen köprüde Sn Namık Kemal Zeybek yol kenarında duruyordu. Arabayı durdurdum. Önada sürpriz oldu. Sordum niye buradasınız dedi ki Aydın Doğanın ağabeyi vefat etti deyince o zaman beraber baş sağlığı dileyelim dedim. Benim arabamla Doğan Holding genel merkezine gittik. Birkaç bariyerden geçtikten sonra Aydın Doğanın bulunduğu kata çıktık. Salonda Bedrettin Dalan ve yanında birkaç kişiyle tavla oynuyorlardı. Ayağa kalktılar bende oturdum...” Bu suç değil tabii... Günlüklerden 27 Nisan muhtırası öncesi Haberal´ın üst düzey temaslarının arttığını görüyoruz. En ilginci “Sayın E. Org. İsmail Hakkı Karadayı- Muhterem Paşam istemiş olduğunuz Faruk Demir´in Cd. ´lerini gönderiyorum. Hürmetlerimle” yazan doküman. Adı geçen Faruk Demir, Cumhuriyet mitinglerinin ünlü Sarı Saçlım, Mavi Gözlüm şarkısını söyleyen şarkıcı. Burası Türkiye. Bir rektör bir emekli genelkurmay başkanına tabii ki Kemalist şarkıcı CD´si hediye edebilir. Bunda da bir mesele yok...

Ama herhalde günlüklerde yer alan şu görüşme konusunda Haberal mahkemede bir açıklama yapacaktır. Tarih 4 Nisan 2007. Tandoğan mitinginden 10 gün, muhtıradan 23 gün önce. Haberal ve beraberindekiler Genelkurmay Karargâhı´nda Büyükanıt´la buluşuyor. Şöyle yazmış günlüğüne: “Saat 15:30´a Sayın Genel Kurmay Başkanı Bana Hasan Ünal ve Ufuk Söylemeze randevu vermişti. Ziyaretine gittik. Çok samimi görüşmelerimiz oldu. Ülke sorunlarını konuştuk. Sayın Erbakan ??? olan durumunu ben anlattım. Sinan Aygünle olan görüşmesini de anlattım. Uzun bir görüşme oldu. Eskiyi kapattık diye de Sayın Genel Kurmay Başkanı espri yaptı. Çıkışta bize Genel Kurmayın bir tabağını verdi. Fotoğraf çekildi.” “Eskiyi kapattık” sözü bunun ilk temas, “Erbakan´la durum”, “Sinan Aygün görüşmeleri”, “ülke meseleleri” de bunun bir protokol görüşmesi olmadığının kanıtı. Bir rektörle bir genelkurmay başkanının mazide bıraktıkları meselelerinin ne olduğunu ise bilmiyoruz. En ilginci ise görüşmede yer alan diğer iki isim. Haberal´ın birlikte Milli Egemenlik Hareketi´ni kurduğu bu iki ismin ortak bir özelliği var. Uluslararası İlişkilerci Hasan Ünal ve eski Ekonomi Bakanı Ufuk Söylemez, ayrı ayrı medyada 27 Nisan muhtırasını kaleme alan kişi olmakla suçlandı...

Peki, muhtıra gecesi ne yapıyor Haberal? Okuyalım: “Saat 23:15 de TSK adeta bir muhtıra verdiler. Saat 2.4:00 de Kanal B ye gittim... Kanala gittiğimde birçok arkadaşımız oradaydı. Saat 02:30 a kadar beraber çalıştık. Saat 03:00 da 28.4.2007 eve geldim. Bu ilk kez bu denli bir TSK bildirisi oluyordu. Maalesef Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı ülkemizi bu noktaya getirdiler.” Ünlü bir cerrah için saat 3:00´e kadar televizyonunun muhtıra özel yayını yönetmek de sıra dışı... Ülkelerin de arada organ nakline ihtiyacı olabilir tabii.. Mesela yürütme organı bozulursa, yasama organı çalışmazsa... ( Yıldıray Oğur / Taraf)

(11 Kasım 2010, 17:39)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2494    yazdır/print


 

Ergenekon´dan karşı atak: Bektaş´tan 2´nci tazminat davası

Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş, kendisini tahliye etmeyen mahkeme heyeti hakkında birkez daha tazminat davası açtı. Bektaş´ın avukatları, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ne yaptıkları başvuruda toplamda 50 bin TL tazminat istedi. Bektaş Ağustos ayında da çeşitli hakimlere 60 bin TL tazminat talebiyle dava açmıştı. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, daha önce Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen 9 hakimi tazminat ödemeye mahkum etti. Yargıtay´daki örgüt uzantılarının hukuk kılıfına sokarak Haberal üzerinden başlattıkları ´Ergenekon soruşturma ve davalarını pasifize etme girişimi´ engellenemez şekilde başarıyla sürüyor. Tazminat taleplerine çarptırılan hakimlerin, reddi hakim talebi durumunda o davalara bakamayacağı bunun da Ergenekon çevrelerinin diğer amacı olduğu ileri sürülüyor.

Ergenekon´dan karşı atak: Bektaş´tan 2´nci tazminat davası

Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş, kendisini tahliye etmeyen mahkeme heyeti hakkında birkez daha tazminat davası açtı. Bektaş´ın avukatları, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ne yaptıkları başvuruda toplamda 50 bin TL tazminat istedi. Bektaş Ağustos ayında da çeşitli hakimlere 60 bin TL tazminat talebiyle dava açmıştı. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, daha önce Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen 9 hakimi tazminat ödemeye mahkum etti. Yargıtay´daki örgüt uzantılarının hukuk kılıfına sokarak Haberal üzerinden başlattıkları ´Ergenekon soruşturma ve davalarını pasifize etme girişimi´ engellenemez şekilde başarıyla sürüyor. Tazminat taleplerine çarptırılan hakimlerin, reddi hakim talebi durumunda o davalara bakamayacağı bunun da Ergenekon çevrelerinin diğer amacı olduğu ileri sürülüyor.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın avukatları Celal Ülgen ve Hüseyin Ersöz, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ne iki ayrı dilekçe sundu. İlk dilekçede mahkeme başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu ile üye hakimler Mehmet Erdoğan ve Mehmet Karababa´nın Yasaya ve yasanın düzenlediği tutukluluk kavramının işlevine aykırı olarak 15 Ekim´deki duruşmada Bektaş´ın tutukluluk halinin devamına karar verdikleri belirtildi. Bu kararın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Hukukum Temel İlkeleri, Anayasa ve CMK hükümlerine aykırı olduğu savunuldu. 20 aydır tutuklu olan Bektaş hakkında hukuka aykırı kanıtlar gösterildiğini ileri süren avukatlar, mahkemenin diğer üye hakimi Oktay Kuban´ın tutuklu sanıkların tahliyesini istediğini hatırlattı. Bektaş´ın özgürlüğünden yoksun kalmasına ve bu suretle manevi eziyet çekmesine neden oldukları gerekçesiyle başkan Yılmazabdurrahmanoğlu ile üye hakimler Mehmet Karababa ve Mehmet Erdoğan´dan 10´ar bin liralık manevi tazminat talep edildi. Diğer dilekçede ise mahkemenin 16 Eylül´de sanıkların tutukluluk halini incelediği kaydedildi. Bu kararda başkan Yılmazabdurrahmanoğlu, üye hakimler Mehmet Karababa ve Oktay Kuban´ın olduğu hatırlatılan dilekçede Yılmazabdurrahmanoğlu ile hakim Karababa´nın tutukluluk halinin devamı yönünde görüş bildirdiği belirtildi. Oktay Kuban´ın karara muhalefet ettiği anlatılan dilekçede, Yılmazabdurrahmanoğlu ile hakim Karababa´dan 10´ar bin liralık tazminat talep edildi.Bektaş´ın avukatlarının başvuruda bulunduğu daire daha önce de Haberal´ı bilerek tahliye etmedikleri gerekçesiyle 9 hakimi tazminata mahkum etmişti. Hakimlerin itirazı üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, dairenin verdiği kararı onamıştı. Bu karar, emsal teşkil edeceği ve hakimlerin tazminat kıskacına alınacağı yorumlarına neden olmuştu. ( Cihan)

Tazminat davaları çoğalıyor

Poyrazköy davasının tutuklu sanığı Levent Bektaş´ın bugünkü dava haricinde, İstanbul 10, 11 ve 12. Ağır Ceza mahkemelerinde görev yapan 6 hakim aleyhine açtığı toplam 60 bin TL´lik tazminat davası daha var. Ayrıca Balyoz sanığı Çetin Doğan ve Süha Tanyeri´nin de, kendileri hakkında tutuklama kararı veren üç hakim hakkında açtıkları toplam 120 bin liralık tazminat davası bulunmakta.

(09 Kasım 2010, 12:48)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Ergenekon hakim ve savcılarının Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2484    yazdır/print


 

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan Prof. Dr. Mehmet Haberal´ın açtığı tazminat davasında tahliye taleplerini reddeden 9 hakimin tazminat ödemesine ilişkin kararı onadı. Oysa Haberal´ın sağlığının normal olduğuna dair heyet raporunun mahkemelerden gizlendiği ortaya çıkmıştı. Kararı değerlendiren cezalı hakimler gerekçeli kararı beklediklerini söyledi. Görevlerini suistimal etmedikleri görüşünde birleşen hakimlerin karara şaşırdıkları öğrenildi. Karar üzerine tazminata mahkum olan hakimlere destek amacıyla Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ndeki gönüllü olan meslektaşlarının fon oluşturulacağı iddia edildi. Ergenekon hakimlerinin elini kolunu bağlamayı amaçladığı çok açık olan bu skandal karar, kontrgerillacıların yüksek yargıda nasıl yuvalandıklarını, Ergenekon davasını engellemek için nasıl çalıştıklarını, HSYK reformuna niçin direndiklerini ve referandumda niçin hayır oyu için çalıştıklarını bir kez daha ispatladı. İtalyan Ergenekon´u Gladio davasına bakan savcının da dediği gibi Kontrgerilla en sert direnişi yargıda gösteriyor.

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan Prof. Dr. Mehmet Haberal´ın açtığı tazminat davasında tahliye taleplerini reddeden 9 hakimin tazminat ödemesine ilişkin kararı oyçokluğuyla onadı. Oysa Haberal´ın sağlığının normal olduğuna dair heyet raporunun mahkemelerden gizlendiği ortaya çıkmıştı. Kararı değerlendiren cezalı hakimler gerekçeli kararı beklediklerini söyledi. Görevlerini suistimal etmedikleri görüşünde birleşen hakimlerin karara şaşırdıkları öğrenildi. Karar üzerine tazminata mahkum olan hakimlere destek amacıyla Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ndeki gönüllü olan meslektaşlarının fon oluşturulacağı iddia edildi. Ergenekon hakimlerinin elini kolunu bağlamayı amaçladığı çok açık olan bu skandal karar, kontrgerillacıların yüksek yargıda nasıl yuvalandıklarını, Ergenekon davasını engellemek için nasıl çalıştıklarını, HSYK reformuna niçin direndiklerini ve referandumda niçin hayır oyu için çalıştıklarını bir kez daha ispatladı. İtalyan Ergenekon´u Gladio davasına bakan savcının da dediği gibi Kontrgerilla en sert direnişi yargıda gösteriyor.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen 9 hâkime verilen tazminat cezasını onadı. 84 yıllık ´Yargılama sürerken hâkime ceza verilemez.´ içtihadını ilk kez yok sayan Hâkimlerin ödeyeceği tazminat miktarı ise önümüzdeki hafta belirlenecek. Haberal´ın tutukluluğuna gerekçe olan hastanenin taburcu raporunu görmezden gelen ve sadece avukatların sunduğu fotokopi belgelerle verilen karar, Ergenekon davasına doğrudan müdahale olarak değerlendirildi. Hukukçular, kararın Anayasa´nın 138. maddesine göre bağımsız olarak görev yapan mahkemelere talimat anlamına geldiğini belirtiyor. Ceza ve kürsü yargıçlarının tamamının tazminat tehdidiyle karar verme durumunda bırakıldığına dikkat çekiyor. Cezaevinde bulunan binlerce hükümlü ve tutuklunun Yargıtay kararını emsal göstererek, kendilerini tutuklayan ve gözaltına alan yargı mensuplarına dava açabileceğinin altını çiziyor.

Karar oy çokluğuyla alındı

Haberal´ın avukatları, müvekkillerinin tahliye isteklerini reddeden 9 hakim hakkında tazminat davası açmıştı. Yargıçların 1. sınıf hakim olması nedeniyle ilk derece mahkemesi sıfatıyla davayı görüşen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, hakimlerin her birini 1500´er yüz TL manevi tazminat ödemeye mahkum etmişti. Hakimlerin karara itiraz etmesi üzerine, dava Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nda temyiz incelemesine tabi tutuldu. Geçen hafta davayı görüşen Kurul, oy çokluğu sağlanamadığı için bir karar vermemişti. Bugün tekrar toplanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan Prof. Dr. Mehmet Haberal´ın açtığı tazminat davasında tahliye taleplerini reddeden 9 hakimin tazminat ödemesine ilişkin kararı onadı. Onama kararı, 14´e karşı 29 oyçokluğuyla alındı. Kurul, hakimlerin ödeyeceği tazminat miktarını ise önümüzdeki hafta tekrar görüşecek. Haberal´ın ayakta tedavi görebileceğini belirten ve mahkemeden gizlendiği savcı tarafından ortaya çıkarılan 16 Ekim 2009 tarihli heyet raporu akıllara ´Haberal bir yılı aşkın süredir sebepsiz yere hastanede mi kalıyor?´ sorusunu getirmişti.

Haberal´ı kurtarmak uğruna hukuk katledildi

Yargıtay´ın skandal onamasına tepkiler gelmeye başladı. Hukukçulara göre; yargılama devam ederken tazminata hükmetmek her yönden sakıncalı. Bu durumda hakimler ile davalının husumetli duruma geleceği, dava bitmeden üst yargının hüküm vermesinin davaya müdahale ve ihsas-ı rey olduğu, kürsü hakimleri ile yargıtay üyeleri arasında telafi edilmez sıkıntılar oluşacağı bildiriliyor.

Osman Can´dan tepki: Karar yürüyen davaya müdahaledir

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ın açtığı tazminat davasında, tahliye taleplerini reddeden 9 hakimin tazminat ödemesine ilişkin kararı onamasına Eski Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Doç. Dr. Osman Can´dan tepki geldi. Can, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun kararını ´yargılamaya müdahale´ olarak niteledi. Yargıtay´ın Mehmet Haberal´ın davasına bakan hakim ve savcılar üzerinde baskı unsuru oluşturduğunu dile getiren Can, Bu karar ´siz niye tahliye etmiyorsunuz?´ anlamına gelen bir karardır. Tahliye yetkisine sahip hakimlerin bu kararlarına müdahale edilmiştir. Son tahlilde yürütülen bir davaya müdahaledir. Anayasanın 138. maddesine göre açıkça hukuka aykırı bir karardır.

İdeolojilerini hukuk adı altında topluma dayatıyorlar

Yüksek yargı üyelerinin Türkiye´deki ve dünyadaki değişimi algılayamadıklarını söyleyen Can şöyle konuştu: Dünya bir değişim geçiriyor. Hukuk sisteminde geleneksel yaklaşımlar terk ediliyor. Türkiye daha evrensel bir hukuk sistemine doğru gidiyor. Fakat Yargıtay üyelerinin bu değişimden haberdar olmadıkları anlaşılıyor. Halen eski sistemin devam ettiğini ve kendi ideolojilerini hukuk adı altında tüm topluma dayatabileceklerini zannediyorlar. Bu şekilde davranmaları şunu da gösteriyor; bütünüyle meşruiyetlerini kaybediyorlar ancak kaybettiklerinin farkında değiller. Bu kararın hakimler ve savcılar üzerinde bir baskı unsuru oluşturabileceğini zannetmiyorum. Karar, hakim ve savcıları yıldırma eylemlerinin anayasaya aykırı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Yeni HSYK´nın önündeki en büyük engel Yargıtay ve Danıştay´dır. ( Cihan)

Bozdağ: Yargıtay resmen yargı bağımsızlığını çiğnedi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ın tahliyesini reddeden hakimler aleyhine verilen tazminat cezasını onaması büyük tepkiyle karşılandı. AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, kararı sert bir dille eleştirirken, yargı bağımsızlığının Yargıtay tarafından resmen çiğnendiğini kaydetti. Kararı değerlendiren AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, 4. Hukuk Dairesi´nin kararını yerinde bulan Yargıtay´ın almış olduğu bu kararla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu´nun 142. maddesine tartışmasız bir şekilde aykırı olduğunu vurguladı. Kararın, yargı bağımsızlığının Yargıtay tarafından çiğnendiğinin açık bir delili olarak hukuk tarihine geçeceğini vurgulayan Bozdağ, böylece Anayasa ve yasaların da ayaklar altına alındığını ifade etti. Yargıtay´ın, söz konusu karar ile devam eden Ergenekon davasına çok açık olarak müdahale ettiğine dikkat çeken AK Parti Grup Başkanvekili, söz konusu karara imza atanların ´Yargı görevini yapan hakim ve savcıları etkileme´ suçunu işlediğinin altını çizdi. Bu haksız ve hukuka aykırı bir karadır. diyen Bekir Bozdağ, Yargıtay üyelerinin imza atması, haksız kararı haklı hale getirmez. Bu karardan sonra hangi hakim korkmadan bağımsız bir şekilde karar verecektir. Herhangi bir dava devam ederken hakim ve savcılara açılabilecek tazminat davaları, hakim ve savcının görevini etki altında kalmadan, hakimlik teminatı altında yapmasına engel olacaktır. diyerek, verilen kararı eleştirdi. ( Cihan)

Reşat Petek: Karar hukuki dayanaktan yoksundur

Emekli Başsavcı Reşat Petek, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirtti. Petek, Ceza Muhakemesi Kanunu´nda hakim ve savcıların görevleriyle ilgili yaptığı işlemlerde sorumlu oldukları belirtilir. Hakim ve savcıların bu sorumluluklarına binaen mağdur olanların devlet aleyhine dava açabilecekleri ifade edilir. Söz konusu bu davada devlet aleyhine değil doğrudan doğruya hakimler aleyhine bir tazminat davası açılmıştır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu davayı kabul ederek hakimler hakkında tazminata hükmetmişti. Bu kararın hukuk genel kurulundan döneceği hukuk çevreleri tarafından dile getiriliyordu. Türk Medeni Kanunu´nda tazminatla ilgili hükümlerde; hakim ve savcıların da elbette hesap verebilirlik ilkesi çerçevesinde görevlerinden dolayı başkalarına zarar vermişse dava açılabilmeli. Ama görevi kötüye kullanıp kullanmama konusu ceza hukuku uzmanlığını gerektiren bir konudur. Bu konuda hakim veya savcı hakkında bir ceza soruşturması ve kovuşturması yapılmadan, görevini kötüye kullandığına dair iddia sübuta ermeden bu konuyu Yargıtay´daki ilgili hukuk hakimlerinin tazminata hükmetmesini anlamak mümkün değil. diye konuştu. 2009 yılı Kasım ayında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun verdiği bir kararı hatırlatarak şöyle konuştu: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2009 yılındaki bu kararında, kürsü hakimleriyle Yargıtay üyelerini birbirinden ayırdı. ´Yargıtay üyeleri hakkında bir tazminat davası açılırsa önce ceza soruşturması yapılıp mahkum olmaları gerekir ki tazminat kararı verilebilsin.´ şeklinde bir karardı bu. Eğer Yargıtay´ın kendi üyeleri hakkında verdiği bu karar doğru ise o zaman kürsü hakimleri hakkında ciddi bir ayrımcılık yapılarak hem de devlet aleyhine açılması gereken bir davayı hakimler aleyhine açılmış oluyor. Dolayısıyla kara anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu´na aykırıdır.

DEÜ Hukuk Fakültesi Dekanı Karakoç: Yargıtay kararının doğruluğu tartışılır

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun, Ergenekon davası tutuklusu Prof. Dr. Mehmet Haberal hakkında verdiği kararı değerlendiren Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Karakoç, Türkiye´de ilk defa böyle bir olay yaşandığını söyledi. Yargılama bitmeden, Haberal´ın mahkum olup olmadığı konusunda bir mahkeme kararı çıkmadan, süreç devam ederken, Haksız yere tutuklandı, arandı, gözaltına alındı, yargılanıyor gibi bir izlenim bırakmanın, kararı tartışmaya açık hale getirdiğini belirten Karakoç, Kararın doğruluğu tartışılır. dedi. Yargılama sona ermeden, yargılamanın içindeki bir unsurda hukuka aykırılık olup olmadığı konusunun belirsiz olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Karakoç, bu dikkate alınmadan, Hukuka aykırılık vardır, dolayısıyla birtakım yetkiler kötüye kullanılmıştır, kişiler mağdur edilmiştir. demenin doğru olmadığını vurguladı. Karakoç, Yargılama sona erer, gerçekten kişi aklanır, dolayısıyla mağduriyetine keyfi olarak sebebiyet verilirse bunu yapanlar şüphesiz ki bir yaptırımla cezalandırılabilir, tazminat verilebilir. şeklinde konuştu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun kararının, bundan böyle herhangi bir konuda takip yapmak istediklerinde hakimleri tedirgin edeceğini vurgulayan Dekan Yusuf Karakoç, Ya bizim başımıza da tazminat yükümlülüğü, ileriki aşamada görevi kötüye kullanmak gibi bir durum çıkarsa ne yaparız? düşüncesinin, yargılama yapan kadroları etkisi altına alacağının altını çizdi. Hakimlerin cesaretini kıracağını ve motivasyonlarını azaltacağını belirten Karakoç, şunları söyledi: Yüksek yargı organları, karar verirken dikkatli olmalı, yani kötüye emsal olabilecek tutum ve davranışlardan kaçmak lazım. Kişilerin yetkilerini kullanmasını engelleyecek baskılardan da uzak durulmasında yarar var. Verilen karar doğru da olabilir ama yargılama devam ederken verilmesi biraz anlamlı gibi. ( Cihan)

Hakimler, gerekçeli kararı bekliyor

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Prof. Dr. Mehmet Haberal´ın ´kendisini kasten tahliye etmedikleri´ gerekçesiyle 9 hakime açtığı tazminat davasının Hukuk Genel Kurulu tarafından onanması üzerine tazminata mahkum olan hakimler, gerekçeli kararı bekliyor. Hakimlerin verdikleri karardan dolayı tazminata mahkum olmaları ise diğer sanıklara emsal oldu. Poyrazköy ve Cumhuriyet gazetesine molotof kokteyli atılması davasının sanıkları da bazı hakimler hakkında dava açtı. Ergenekon soruşturması kapsamında 17 Nisan 2009 tarihinde tutuklanan ancak cezaevine girmeden hastaneye kaldırılan ve hala hastanede bulunan Mehmet Haberal, Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde görevli 9 hakim hakkında kendisini kasten tahliye etmedikleri gerekçesiyle tazminat davası açmıştı. Haberal´ın talebini inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, mahkeme başkanları Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu ve Nurettin Ak ile hakimler Rüstem Eryılmaz, Resul Çakır, Kemal Can, Yakup Hakan Günay, Mehmet Faik Saban, İdris Asan ve Ali Efendi Peksak hakkında bin 500´er lira tazminat cezasına hükmetmişti. Tazminata mahkum olan hakimler de bu karara itiraz etmiş ve dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´na gitmişti. Hukuk Genel Kurulu geçen hafta yaptığı görüşmenin ardından dosyanın bugün görüşülmesine karar vermişti. Genel Kurul, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin vermiş olduğu tazminat kararını onadı. Tartışmalara neden olan bu kararın emsal olabileceği belirtiliyor. Karar ile hakimlere verdikleri karar nedeniyle tazminat açılabilecek. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin tazminat kararı vermesinin ardından bazı davaların sanıklarının hakimler hakkında tazminat davası açtığı belirtildi. Poyrazköy davasının tutuklu sanığı emekli Binbaşı Levent Bektaş ve Cumhuriyet gazetesine molotofkokteyli atılmasıyla ilgili davada bazı sanıkların aynı gerekçe ile tazminat davası açtıkları kaydedildi.

Hakimlere destek fonu oluşturuluyor

Kararı değerlendiren İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu, gerekçeli kararı beklediklerini söyledi. Yılmazabdurrahmanoğlu, Gerekçeli kararı inceleyeceğiz. Ondan sonra değerlendirmemizi yapacağız. dedi. Görevlerini suistimal etmedikleri görüşünde birleşen hakimlerin karara şaşırdıkları öğrenildi. Tazminata mahkum olan hakimlerin Hukuk Genel Kurulu´ndan böyle bir karar beklemedikleri kaydedildi. Karar üzerine tazminata mahkum olan hakimlere destek amacıyla Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ndeki gönüllü olan meslektaşlarının fon oluşturulacağı iddia edildi. ( Cihan)

Onama kararı oy çokluğuyla ve jet hızındaki süreçte alındı

06 Kasım 2010: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin, hakimleri tazminata mahkum eden kararının temyiz görüşmesinde Yargıtay Genel Kurulu´ndaki bazı üyelerin Daire´nin kararına tepki gösterdiği belirtildi. Devam eden kovuşturmayı ve hakimlik teminatını gerekçe gösteren üyelerin, bu kararın hukuki sorunları da beraberinde getireceğini dile getirdikleri kaydedildi. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin kararı oy çokluğuyla onaylandı. Yargıtay Genel Kurulu, Haberal´ı tahliye etmeyen hakimlerin temyiz görüşmesini, 3 yıldır bekleyen dosyalara rağmen, bu kadar hızlı bir şekilde karara bağlaması da dikkat çekti.

Onama kararı tartışmalarla alındı

Genel Kurul´un, sanıkları tahliye etmeyen hakim savcıları yakından ilgilendiren kararını alma süreci şöyle işledi: Geçen haftaki oturuma Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 43 üyesi katıldı. Bu müzakerede ilk olarak usul tartışması yaşandı. Yargıçlardan 13´ü, Ceza hâkimleri ile ilgili kararı hukuk hakimleri olarak bizler veremeyiz. Onun için Ergenekon davası bittikten sonra bu tazminat davasını bir ceza mahkemesi baksın görüşünü savundu. 30 yargıç, Hayır biz bu konuda yetkiliyiz dedi ve dayanak olarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 573´üncü maddesi ile Yargıtay´ın 1931 yılında verdiği bir içtihadı birleştirme kararını gösterdiler. Böylelikle usul sorunu geçen hafta aşıldı. Yine geçen hafta, davanın esasına geçildi. Bu kez 15 yargıç, dosyada eksiklikler var, daireden onların tamamlanmasını isteyelim dediler. Bunların karşısındaki 28 yargıç ise Davanın esasına geçip tazminat miktarını belirleyelim dediler. İlk oturumda çoğunluk sağlanamayınca Hukuk Genel Kurulu, konunun tartışmalı olmasını gerekçe göstererek dava için özel gün olarak dünü belirledi. Dün de toplantıya 43 yargıç katıldı. Dünkü toplantıda ikinci oturumlarda karar için salt çoğunluk arandığı için 22 yargıcın vereceği karar yeterli olacaktı. Heyetteki 29 yargıç, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerine tazminat ödetilmesi gerektiği görüşünde birleştiler. Böylelikle 9 hakimin Haberal´a tazminat ödeyeceği kesinlik kazandı. 14 Yargıç, dosyanın tamamı incelenmeden bir karar verilmesinin doğru olmayacağından Ergenekon davası dosyasının tamamının fiziki olarak da Yargıtay´a getirtilip incelenmesini, ona göre bir karar verilmesini istediler. Bu yargıçlar Biz bu hakimleri tazminata mahkum edersek hiçbir hakim kolay kolay sanığı cezaevinde tutamaz görüşünü savundu. Çoğunluğu oluşturan yargıçlar ise bu görüş karşısında, Biz, hakimler sanıkları salıversin demiyoruz. Yaşam hakkı ihlal edilmesin diyoruz dediler. Dünkü müzakerenin son aşamasında 4´üncü Hukuk Dairesi´nin takdir ettiği bin 500´er lira az mı çok mu tartışması uzayınca Genel Kurul toplantısı gelecek hafta çarşamba gününe ertelendi. ( Sabah)

Rapor mahkemeden gizlendi

Hafta içinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon duruşmasında Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Haberal´ın sağlık durumu hakkında Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından mahkemeye gönderilen cevabi yazıda, 16 Ekim 2009 tarihinde Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından tedavisinin ayakta yapılabileceğine ilişkin 5 uzman doktor (4´ü profesör, 1´i doçent) tarafından bir rapor oluşturulduğunun anlaşıldığının ifade edildiğini kaydeden Pekgüzel, bu raporun mahkemeye 28 Ekim 2010 tarihinde geldiğini, savcılık makamına ise yeni ulaştığını söylemişti. Söz konusu raporun mahkemeden gizlendiğini ileri süren Pekgüzel, raporu gizleyen ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etmişti. Hakimleri tazminata mahkum eden Yargıtay 4. Hukuk Dairesi gerekçeli kararında Haberal´ın Ani ölüm riski altında olduğu ve Bilim adamı kimliği sebebiyle tahliye edilmesi gerekir demişti. Ancak mahkemeden saklanan raporda Haberal´ın ölüm riski taşımadığı gibi ayakta tedavi görmesinin yeterli olduğu belirtilmişti.

´Yüksek alçaklık´, hakim ve savcıları dayanışmaya itiyor

Bundan sonraki aşamada, hakimler kesinleşen karar üzerine 13 bin 500 TL tazminat ve avukatlık ücretiyle birlikte 21 bin TL´yi Haberal´a ödeyecek. Tazminata mahkum edilen hakimlere önemli bir destek de Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde görevli meslektaşlarından geldi. Özel yetkili hakim ve savcılar, meslektaşlarına verilen tazminatı cezasını ödemek için fon oluşturup kendi aralarında para toplayacak. Tazminata mahkum edilen hakimler, ödeyecekleri miktarın önemli olmadığını ancak meslektaşlarının manevi destek olma adına böyle bir girişimde bulunmayı düşündüklerini söyledi. (Zaman)

Karar, hâkimlere verilmiş muhtıradır

Beypazarı Hâkimi Orhan Gazi Ertekin: Karar hukuki değil. İlk defa yargılama devam ederken hâkimler aleyhine bir mahkûmiyet kararı veriliyor. Bir dava devam ederken bu dosyaya paralel bir dava daha devam edemez. Haksız tutuklama iddiası varsa konuyla ilgili soruşturma açılması gerekir. Soruşturma sonucuna göre bir karar verilir. Hukuk Genel Kurulu´nun verdiği bu kararlar hukuk devletinin bir aracı olmadığını ortaya koymuştur. Siyasi bir tartışmada taraf haline gelmiştir. Türkiye´de tutuklama ciddi bir sorundur. Gerekli gereksiz birçok yerde uygulanır. Ancak haksız tutuklama ile hukuk kuralları içerisinde mücadele etmek gerekir. Yargıtay, yargı makamı olmaktan çıkmamalı. Verdiği kararın hiçbir hukuki zemini yoktur. Bu karar adeta hâkimlere verilmiş bir muhtıradır.

Ergenekon davasına açıktan müdahale

Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel: Bugüne kadar hiçbir yargıcın bu tür işlemlerden dolayı tazminata mahkûm olduğuna tanık olmadık. Haberal da Türkiye´de hakkında tutuklama kararı verilen on binlerce insandan biri. Ancak burada, Haberal´a ve onunla ilgili davaya ayrıcalık yapılmış, geçerli nedenler mevcut olmadığı halde bu yargıçlar hukuka aykırı bir şekilde tazminata mahkûm edildi. Bana göre Yargıtay, devam etmekte olan Ergenekon davasına müdahalede bulunmuştur. Gerek 4. Hukuk Dairesi´nin gerekse Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun verdiği kararı hukuka aykırı ve ideolojik olarak değerlendirmek mümkün. Yargı tarihinde ilk olarak böyle bir karara imza atılmıştır. Kararın kamuoyu tarafından da Mehmet Haberal´a has ideolojik nitelikte verilmiş bir karar olduğu çok açık bir şekilde görülüyor. Kararın AİHM´den döneceğini zannediyorum.

Hâkimler ve savcılar, Yargıtay´ın kıskacında

Yargıtay Onursal Üyesi Cevdet İlhan Günay: 35 senelik meslek hayatım ve 12 senelik Yargıtay üyeliğim boyunca şahit olmadığım bir karar çıkmıştır. Hâkim ve savcılar Yargıtay kıskacına alındı. Hâkimler ciddi iddialar kapsamında yargılanan diğer sanıkların baskısı altında kalacaktır. Bu durumda işlenen suçlar varsa üzeri örtülebilecektir. Özellikle Ergenekon ve Balyoz gibi çok önemli davalarda ceza hâkimleri çok büyük baskı altında kalacak. Tazminat cezası ´aba altından sopa göstermek´tir. Bundan sonra tüm hakimler kararları zor alır. Mağdur hakimler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´ne (AİHM) gidebilirler. İnanıyorum ki AİHM 9 hakimi haklı bulacaktır. Türkiye´yi para cezasına mahkum edecektir. Bu karar da Türkiye aleyhine olan kararlardan birisine eklenecektir.

Yargı bağımsızlığı büyük yara aldı

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük: Bu karar hâkimler üzerine kurulan bir baskıdır. Hiçbir hâkim ve savcı, görevini icradan dolayı cezalandırılamaz. Aksi durumda yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesi diye bir şey kalmaz. Ceza verilebilmesi için açıkça özel bir kastın varlığı ispat edilmeli. Buradaysa bir bilirkişi heyetinin verdiği karara bağlı olarak hâkimlerin vermiş olduğu bir karar var. Şayet bu hata ise bunun yolu itirazdır. Sacit Kayasu´nun başına gelen, Ferhat Sarıkaya´nın başına gelen, Erzurum özel yetkili savcılarının başına gelen ne ise bu kararla hâkimlerin başına o gelmiştir. Bu yargı bağımsızlığı için ciddi bir tehlikedir. Yargıtay´ın bu kararı diğer hâkimler tarafından dikkate alınmaya kalktığında ki bu muhtemeldir. Hâkimler psikolojik olarak etkilenebilirler. O zaman Türkiye´de tutuklanan insan kalmaz. Hâkimler tazminat cezası almanın endişesini taşır.

Yargıtay, 84 yıllık içtihadı değiştirdi

Avukat Kazım Berzeg: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, verdiği kararla Türkiye´de hukukun olmadığına hükmetti. Bu karar kesinlikle hukuki değil. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1926 yılından beri yürürlükte olan Hukuk Usulü Muhakeme Kanunu´nun 573. maddesini çiğnemiştir. Bu kanuna göre yargılama devam ederken hâkimlere ceza verilemez. Yargıtay 1926´dan beri devam eden bu içtihadını bugün değiştirmiştir. Kanun karşısında eşitlik, uygulanan içtihatları devam ettirmekle olur. Aynı konu hakkında farklı kişiler için aynı içtihat olmazsa adaletten söz edemezsiniz. Bugüne kadar tüm hâkimler için uygulanan içtihat yargılama devam ederken hâkimlerin verdikleri kararlardan yükümsüz olduklarıydı. Bugün ise farklı bir içtihat geliştirildi. Hukuk Genel Kurulu´nun verdiği bu karar Venedik Komisyonu kararlarına da aykırıdır.

Artık ceza hakimi bulunamaz

Onursal Yargıtay Üyesi Kamil Acar: Bu karar hayret-i mucip bir karardır. Bu kararla ceza hakimleri hukuk hakimlerinin denetimine girmiş olur ki o zaman ceza hakimi bulamazsınız. Bu kararı endişe ile karşılıyorum.

Anayasa, hukuk, ayaklar altında

Eski Savcı Sacit Kayasu: Hakim teminatı ayaklar altında. Devam eden bir dava ile ilgili hakime müdahale edildi. Davanın bundan sonra nasıl yürütüleceğini belirledi. Hakimler bundan sonra kolay kolay karar veremez. Anayasa, hukuk, ayaklar altında.

Demokles´in kılıcı

Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Cihat Özkan: Bu onama kararıyla artık ceza hâkimleri ve savcıları, özgür iradeleri ile karar veremeyeceklerdir. Çünkü bu tazminat kararını, Demokles´in kılıcı gibi enselerinde hissedeceklerdir.

Haberal dolaylı yoldan tahliye edilmeye çalışılıyor

Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel: Mehmet Haberal´ın normal yollardan tahliyesi sağlanamayınca yargıçlara tazminat davası açarak bu sağlanmaya çalışıldı. Maalesef Yargıtay buna hizmet ederek tazminat cezası verdi.

Yargının bağımsızlığını bitiren bir karar oldu

Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük: İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri bilirkişi raporuna dayanarak bir karar veriyor. Yargısal işlem yetkisini kullanıyor. Bundan sonra hâkimler bir tutuklama kararı verirken ´acaba bu kararımdan dolayı tazminat öder miyim´ diye düşünmek zorunda kalacaktır.

Hâkimlere ´kararlarınız gerekçeli olmalı´ diyor

Prof. Dr. Atilla Özer: Kararla hâkimlere, tüm kararlarınız gerekçeli ve dayanaklı olacak deniyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi´nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6´ncı maddesinde de böyle denilir. Hâkimler artık oturup ciddi ciddi düşünerek karar verecekler.

Karar emsal teşkil eder

Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker: Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bu tür davalardan yargılanan ve uzun süredir tutuklulukları devam eden kişilerin tahliye edilmemesini eleştirel nitelikte bir açıklama yapmıştı. Ben bu kararın diğer davalara emsal olarak görülebileceği kanaatindeyim.

Hakimler artık vicdanları yerine cüzdanlarına bakarak karar verecek

Bağımsız İzmir Milletvekili Recai Birgün: Yargıtay´ın kararı hukuki bir süreç gibi gösteriliyor ama maalesef alınan kararların hukuki olmaktan çok siyasi ve ideolojik niteliği var. Açıkçası Yargıtay´ın aldığı bu karardan endişe duydum. Bugüne kadar ne Türkiye´de ne de dünyada böyle bir karar duymadım. Böyle bir karar hukukta bundan sonra yargı sürecini etkileyecek bir durumdur. Hakimlerin bundan böyle bir karar vermeden önce ceplerini düşünmek zorunda kalacaklarına dikkat çeken Milletvekili Birgün, Yani bundan böyle tahliye talebini reddeden savcı ve hakimler ceplerine bakarak karar verecek. Yani cüzdan ile vicdan arasına sıkışmış olacaklar. Bir başka ifade ile vicdani bir karar veremeyecekler. Dolayısıyla verdikleri kararlar da objektif olamayacak. Kararın kendisi için sürpriz olmadığını ifade eden Birgün, özellikle Ergenekon davasına ilişkin şu endişeleri dile getirdi: Ergenekon sürecinde tutukluk süresi sanki makul bir süreyi aştı. Ama demek ki yargının, bizim bilmediğimiz ama onların bildiği bir şeyler var ki bu kadar uzuyor. Böyle bir müdahale Ergenekon sürecini farklı yerlere götürür. Yargıçlar bağımsız olamayacak. Bir hukuk kaosu var. Bu karar sadece Ergenekon hakimlerini değil, tüm kürsü hakimleri bundan etkilenecek. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun almış olduğu bu karar siyasi ve ideolojik bir karardır. Bu benim için sürpriz olmadı. Ben böyle bir şeyi epeydir bekliyordum. Çünkü hukukun bir şekilde hukuksuzluğun yani siyasi ve ideolojik bir noktada olduğunu biliyorduk.

Haberal ´Reddi hâkim´ talep edebilir

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun onaması emsal oluşturdu. Her tutuklu, hâkimlere dava açabilecek. Öte yandan Haberal´ın tutukluluk durumuna ilişkin itirazları değerlendiren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanı ve bir üyesi ile 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nin iki üyesi, sanıkla aralarında husumet oluştuğu gerekçesiyle artık heyette yer alamayacak. Üyeler heyette yer alırsa Haberal, reddi hâkim talebinde bulunabilecek. Daha önce çete suçundan yargılanan Adnan Oktar ve beraberindekiler hakkında İstanbul 1 Nolu DGM´de sanıklar heyeti üyelerine tazminat davası açmış, husumet gerekçesiyle reddi hakim talebinde bulunmuştu. Yargıtay davayı 3 Nolu DGM´ye almıştı. ( Yenişafak , Zaman, Sabah, Cihan, Taraf)

Hakimlerden tepki

Ödemiş Kürsü Hâkimi Faruk Özsu, kararı hukuk içinde değerlendirmenin yanlış olacağını anlattı. Genel Kurul´un, Haberal için meşruiyetini masaya koyduğunu vurguladı. Haberal´ın yargılandığı Ergenekon davasının devam ettiğini hatırlatan Özsu, nihai karar verilmeden hâkimleri tazminata mahkûm etmenin kişiye özgü bir uygulama anlamı taşıdığını ifade etti: Genel Kurul, siyasi bir pozisyon alıyor. Haberal´ın suç işleyemeyeceğini savunuyor. Bizim bilmediğimiz özel bir durum var herhalde. Haberal´ın bağlantılarına bakmak gerekiyor. Bu kararı hukukçulardan ziyade Ergenekon´un siyasi ayağını iyi bilen Şamil Tayyar gibi gazeteci ile stratejistlerin yorumlaması gerekiyor.

Hakimlere aba altından sopa gösterildi

Kazan Kürsü Hâkimi Kemal Şahin, söz konusu kararın hukuki bir metin olmaktan ziyade ideolojik saplantılar doğrultusunda kişiye özgü verilen bir karar olduğunu vurguladı. Genel Kurul´un Türk hukuk tarihinde bir ayıbın yer almasına neden olacak bir karar aldığını belirten Şahin, Türkiye´nin yakından takip ettiği Ergenekon gibi kritik davaların, yargıç heyetlerine ´aba altından sopa´ gösterildiğini söyledi. Ceza yargılanması devam eden bir davada tazminata mahkûm etmenin izahının olamayacağını belirten Şahin, Hukuki yorum ve analiz yapmayı bırakın; bu kavramları kullanmak bile yersiz olacaktır. Dosyası kabarık 4. Hukuk Dairesi´nin verdiği kararı onaylayan Genel Kurul, hâkimlik teminatı ve bağımsızlığını çok ciddi zedeleyen bir karara imza attı. dedi.

Kilis Kürsü Hâkimi Muzaffer Şakar ise kararı hukuki açıdan eksik ve yetersiz buluyor. 80 yıllık içtihadın Haberal için yok sayıldığını ifade eden Şakar´ın, en büyük temennisi, söz konusu kararın içtihat niteliğini kazanıp benzer davalarla karşılaşılmaması. Aksi takdirde hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından ciddi sakıncaların neden olacağını öngörüyor. Şakar, Hukuki yönden eksiklikler barındırıyor. Yargı bağımsızlığına olumsuz yönde ciddi bir etki yapacaktır. Pek çok ülkede yeri olmayan bir durum. Umuyoruz ki bu uygulama içtihat haline dönüşmez. Hâkimlerin suç işlemediği sürece sorumlu tutulması, karar verme yetilerini elinden alacaktır. Karar verirken acaba tazminata mahkûm olur muyum bunu düşüneceklerdir.

Hâkimlerin üstünde ´Demokles´in kılıcı´ gibi duracak

Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Cahit Özkan: Öncelikle yargılama henüz tamamlanmamıştır. İlk derece mahkemesi olarak görev yapan İstanbul Özel Yetkili Ceza Mahkemesi yargıçları henüz dosyadan el çekmemiştir. Bu onama kararıyla artık ceza hâkimleri ve savcıları, rahatça özgür iradeleri ile karar veremeyecek. Çünkü bu tazminat kararını, Demokles´in kılıcı gibi enselerinde hissedecekler. Hukuk yargılaması yapan yargıçlar, ceza yargıçlarının üzerinde bir denetim görevi yerine getirecek. Bu karar Ergenekon ve darbe girişimlerinin yargılandığı dosyaların Ankara´da ve bir şekilde yüksek yargıda toplanması suretiyle akim bırakılması girişimlerinin devamıdır.

Emekli Başsavcı Reşat Petek: Karar, hukuki dayanaktan yoksun

Ceza Muhakemesi Kanunu´nda hâkim ve savcıların görevleriyle ilgili yaptığı işlemlerde sorumlu oldukları belirtilir. Hâkim ve savcıların bu sorumluluklarına binaen mağdur olanların devlet aleyhine dava açabilecekleri ifade edilir. Söz konusu bu davada ise doğrudan doğruya hâkimler aleyhine dava açıldı. Hâkim veya savcı hakkında bir ceza soruşturması yapılmadan, görevini kötüye kullandığına dair iddia sübuta ermeden bu konunun Yargıtay´daki ilgili hukuk hâkimlerinin tazminata hükmetmesini anlamak mümkün değil. Karar Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu´na aykırıdır.

Doç. Dr. Yücel Sayman: Hukuki açıdan nerden bakılırsa bakılsın savunulacak bir karar değil

Hakimler tutuklama kararını kaldırmadıkları gerekçesiyle tazminata hükmediliyor. Hakimlere atfedilen kusur hizmet kusuru değildir. Öyle olsa Adalet Bakanlığı´na karşı açılması lazım. Şahsi kusur olduğu zaman özel hukuk davasıdır. Bu ise ilk derece mahkemesinde görülür. Yargıtay´ın kararı hakimler üzerinde baskı oluşturuyor. Hakimler ne yönde karar verirse versin bir kesim hep yargıçların vereceği kararlar sonrasında akıllara soru işareti gelecektir. Yargıtay, bu yargılamayı yapmakla anayasaya aykırı davranmıştır. Hukuki olarak savunulması mümkün değildir. ( Zaman)

Yüksek Yargı´yı kim denetleyecek?

Emre Aköz (Sabah): Geçen gün Adalet Bakanı Sadullah Ergin, bizim gazeteyi ziyaret etti. Resmi demeç vermediği için, kendisini yazılmamak kaydıyla dinledik. Bakan Ergin bir ara kuvvetler ayrılığı ilkesinin çalışma biçiminden yakındı. Özetle... Yasama (Meclis) ve Yürütme´yi (Hükümet), Yargı denetliyor... Buna karşılık Yüksek Yargı hemen hemen denetim dışı dedi. Yargıtay´ın verdiği o şaşırtıcı kararı duyunca, aklıma Bakan Ergin´in söyledikleri geldi... Olayı hatırlayalım: Ergenekon davasından tutuklu yargılanan Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal, tahliye edilmesini talep etmiş... Ancak yargıçlar talebi geri çevirmişti. Bunun üzerine Haberal, 9 yargıç hakkında tazminat davası açtı ve kazandı... Neticede dosya Yargıtay´a gitti. Sonuçta söz konusu 9 yargıca verilen ceza onandı. Her bir yargıç 1500 lira ceza ödeyecek. Gerçekten tuhaf bir karar bu... Nedeni basit: Ortada yürüyen bir dava var... Eğer yargı bağımsızsa, kimse bir yargıca Şu kararı ver diyemez... Bu konuda Anayasa gayet net: MADDE 138: Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Anayasa´nın bu açık hükmüne rağmen Yargıtay, Şu kararı vermeliydin demekle kalmıyor, Madem vermedin, al sana ceza diyor... Bence korkunç bir durum! Bu kararla birlikte, benzeri davaya bakan bir yargıç, vicdanının sesine kulak tıkamak zorunda kalacak. Hani Yargı, vicdan ile cüzdan arasında sıkıştı diyorlardı ya... İşte gerçek sıkışma bu! Yargıç karar alırken, Önce cüzdanıma bir bakayım, ceza keserlerse ödeyebilir miyim diye düşünecektir. * Peki... Tamam... Öyle olsun! Madem adalet sistemi bundan sonra böyle çalışacak... O zaman, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´nin Türkiye´ye kestiği para cezalarını, buna neden olan kararları alan yargıçlara ödetelim. Özellikle de Yargıtay üyelerine! Çünkü mahkemelerin verdiği insan haklarına aykırı kararlar, onlar tarafından onanıyor...

Bir başka noktaya daha dikkatinizi çekmek isterim: Sanılanın aksine Yargıtay, mahkemelerin kararını düzeltmez... Yani diyelim ki bir hırsıza yargıç, 2 yıl hapis cezası verdi. Yargıtay, 2 yıl az olmuş, 4 yıl vermelisin diyemez.

Sadece Suça yanlış maddeyi uygulamışsın der ve dava tekrar görülür. Halbuki burada yargıçlar, belli bir karara yönlendiriliyor.

Mehmet Haberal vakasında ilginç bir başka nokta daha var: Tam 9 hâkimden söz ediyoruz. Dokuz yargıcın aynı kararı vermesi, karşımızda ciddi bir fikir-yorum birliği olduğu anlamına gelir. Bir kişi yanılır, iki kişi yanılır; yanlış yorum yaparlar... Dokuz yargıcın birden yanıldığını iddia etmek çok garip değil mi? Dokuz yargıca birden ceza kesilmesi, nokta atışı yapıldığı ve gözdağı verildiği izlenimini uyandırıyor. Bu durumda insan ister istemez o eski iddiaları hatırlıyor. Ne diyordu Ergenekon dostları: Hiç merak etmeyin, neticede dosyalar Yargıtay´a gidecek. Dosyalar henüz tamamlanmadı, yani yargıçlar son kararı vermedi ama vakalar Yargıtay´a gitmeye başladı bile! Birilerinin acelesi var galiba! Not: Bu olay Anayasa´nın 148´inci maddesine rağmen, Anayasa Mahkemesi´nin içerik denetlemesi yapmasına benziyor. Sizce hukuku ve yasaları en çok kimler çiğniyor? ( Sabah)

Yargıtay sanığı ´bırakın´ diyor

08 Kasım 2010: Malatya Barosu Başkanı Eyüp Kutlubay, hâkimlere tazminat cezası verilmesinin bir hukuk skandalı olduğunu söyledi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun kararı onamasının daha vahim olduğunu ifade etti. Kutlubay, 60 bine yakın tutuklunun kararı emsal göstererek tazminat davası açabileceği düşünüldüğünde hukukun içinden çıkılmaz bir hal alacağını belirtti. Eyüp Kutlubay, Tazminat kararının onanması çok vahim bir durum. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Türk yargı tarihinde bir ilke imza atarak, devam etmekte olan bir davanın sonucunu beklemeden böyle bir karar vermiştir. Bu kararla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, dolaylı olarak hâkimleri baskı altına alıyor. Yargıtay, ´tutuklu sanığı serbest bırakın´ diyor. Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi ilkeleri ağır yara almıştır. Şimdiye kadar tazminata mahkum edilmiş bir hâkim kararına rastlamadım. Yargıtay Kanunu´nda çok açık hükümler var. Görevi kötüye kullanmak dışında hiçbir hâkim tazminata mahkum edilemez. Yargıtay Genel Kurulu´nun da bu yönde kararları var. Bu kararı emsal gösteren tutuklular; hâkimler hakkında tazminat talep ederlerse, buna nasıl cevap verilecek? Türkiye´de yargılama biter. Davalara bakacak bir tane hâkim bulamazsınız. Bundan sonra hiçbir hâkim tutuklama kararı vermez. Hâkimler tazminat davasına muhatap olma korkusuyla, gerekli hallerde dahi tutuklama kararı veremeyeceklerdir.

Davaya doğrudan müdahale edildi

Sivas Barosu Başkanı Hilmi Bilgin ise Yargıtay´ın kararının Anayasa´ya aykırı olduğunu söyledi. Bilgin, şu ifadeleri kullandı: Anayasa´nın 132. maddesi mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen bir maddedir. Bu maddede ´Hâkimler görevlerinde bağımsızdır. Anayasa´ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler´ denilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, son kararıyla açıkça Anayasa´nın 132. maddesinde anlam bulan mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığı ilkesini ihlal etmiş. Ayrıca bu karar hâkimler üzerine kurulan bir baskıdır. Şu ana kadarki içtihatlarda hiçbir hâkim ve savcı görevini yapmasından dolayı cezalandırılmamıştır. Bunun aksi, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesinin ortadan kalkmasıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, son kararıyla görülmekte olan bir davaya doğrudan müdahale etmiştir. Son karardan sonra artık ceza hâkimlerinin, tazminat tehdidi altında bağımsız karar verme iradeleri baskı altına alınmıştır. Şu anda cezaevinde bulunan tutuklular da bu kararı emsal göstererek kendilerini tutuklayan yargı mensuplarına karşı dava açabilecekler.

Uygulamanın hukukî bir yanı yok

Erzurum Baro Başkanı Mehmet Güzel, bugüne kadar hâkim ya da savcılara açılacak davalarda Adalet Bakanlığı´nın muhatap kabul edildiğini ve bakanlığın söz konusu hâkim ya da savcılara davaları rücu ettiğini kaydetti. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun, tazminat cezasını onamasının şekil ve esas açısından aykırılık içerdiğini anlattı. Güzel, Bu yapılan, hukuksuz bir uygulamadır. Kanunun böyle bir uygulaması yoktu. Hâkim veya savcı doğrudan muhatap alınmaz, Adalet Bakanlığı üzerinden dava açılırdı. Bu dava her nasılsa doğrudan hakimlere açıldı. Davada şekil eksikliği var, usulsüz ve yanlış bir karar. Hukuka aykırı. Bu karar, yargı bağımsızlığı için büyük bir tehlikedir. Bu, hâkimlerin baskı altına alınması, yargıya müdahale edilmesi demektir. ifadelerini kullandı.

Yarsav´dan skandala destek

Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Yargıtay´ın ´Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen hâkimlere para cezası´ kararını desteklediğini söyledi. Yıllarca hakim ve yargıçların bağımsız olması gerektiğini söyleyen, yargı mensuplarının haklarını savunduklarını iddia eden Eminağaoğlu, kararın hukukun üstünlüğünün işler kılınması ve insan haklarının korunması yönünden çok önemli bir adım olduğunu savunuyor. Cumhuriyet Gazetesi´ne konuşan Eminağaoğlu, Türkiye´de tutuklama ve benzeri özgürlüğü kısıtlayıcı yöntemlere yargı kararıyla başvurulsa da bu kararların hukuka uygunluğunun denetiminin yeterince etkin olarak yapılamadığını iddia ediyor. Eminağaoğlu, Bu yönüyle karar, bundan sonrası için yol gösterici ve insan haklarını gözeten, koruyan içtihat niteliğiyle önemli referans olacaktır. Benzeri gerekçelerle aynı durumda olan tutuklular da aynı gerekçelerle bu gibi davalar açabilecektir. diyor.

Karar kişiye özel, hukukî yanı yok

Konya Denge Hukukçular Derneği Başkanı Erhan Şahin: Kararın hukuki tarafı yok. Kişiye özel. İdeolojik bir karar. Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ın fonksiyonunun öneminden kaynaklanan bir karar. Harcanamayacak bir kişi ki Yargıtay üyeleri, hiçbir hukuki dayanağı olmayan bir karara imza attılar. Daha Haberal´ın yargılandığı davayla ilgili bir karar çıkmış değil. Belki ceza çıkacak. Beraat de edebilir. Öyle bile olsa Ceza Muhakemeleri Kanunu´na (CMK) göre yargılama biter, kesinleşir, bir hizmet kusuru varsa o zaman Adalet Bakanlığı´na karşı tazminat açılır. Hâkimin şahsına dava açılamaz. Böyle bir karar, yok hükmündedir. Hukuk çiğnenmiştir. Yasalara aykırıdır.

Olanları, hayretler içinde izliyoruz

Çankırı Baro Başkanı İdris Şahin: Yargıtay Genel Kurulu, hukuku çiğnemiştir. Kurulun kararı tamamen keyfidir. Haberal´ın cezası bile netleşmeden sadece tahliye talebinin reddine karar veren hakimlere böyle bir ceza verilmesi hukuk kurallarına aykırıdır ve objektiflikten uzak subjektif bir karardır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, çok büyük hukuk hatası yapıyor. Kurul kadar 4. Hukuk Dairesi´nin verdiği ceza da bağımsız yargıya şüphe düşürüyor. Bir hukukçunun hukuk dışında bir şey düşünmesi ve karar vermesini de hayretler içinde izliyoruz. Ayrıca bu kararla hakimler baskı altına alınmış oluyor. Haberal ile gelişmeleri de bir hukukçu olarak büyük bir şaşkınlıkla izliyoruz. Hukukun çiğnenmesine hukukçuların göz yumması gerekiyor. ( Zaman)

79 yıllık içtihatla ceza hâkimliğini bitiremezsiniz

Gültekin Avcı / Emekli Savcı (Bugün): Yüksek yargı süratle irtifa kaybetmeye devam ediyor. Hâkim bağımsızlığı ve teminatı, bizzat Danıştay ve Yargıtay´ın gölgesi altında eziliyor. Hâlbuki bunun için öncelikle örnek olması gereken onlar. Adı üzerinde ´yüksek hâkim´ değiller mi? Ama tuhaf ki bizde yükseklere çıkıldıkça adalet nefes darlığı çekiyor. Şimdi gazeteci şapkamı çıkarıp hukukçu şapkamı takmak zorundayım. Mehmet Haberal tutuklaması sebebiyle hukuksuz bir şekilde tazminata mahkûm edilen hâkimlerin yaptıkları neydi? Terör örgütü kurmak ve yönetmekten sanık Haberal´ın tutukluluğunun devamına karar vermek. Tutuklama, yakalama, arama, el koyma, gözaltına alma gibi işlemlerin hepsine ´ceza yargılaması´nda ´koruma tedbirleri´ denir. Ceza yargılaması diyorum çünkü Mehmet Haberal´ın tutuklanması ve tutukluluğunun devamı işlemi, hukuk yargılaması değil ceza yargılaması içindedir. Ceza yargılamasında ´koruma tedbirleri´nden oluşan mağduriyetlerden dolayı haklarını aramak isteyenlerin muhatabı hâkim-savcı değil devlettir. (CMK. 141-142) Yani tutuklama tedbirinden dolayı mağdur olan kişilerin maddi ve manevi zararlarını devletten isteyebilecekleri açık bir şekilde belirtilmiştir. Daha önce 466 Sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun´da düzenlenmiş olan bu konu, yeni CMK´da düzenlenmiştir. Hukuk hâkimlerinin (tazmini) sorumluluğunu düzenleyen HUMK. 573. maddede kullanılan ´hâkim´ tabirinin içine ceza hâkimlerinin de girdiği nereden çıkarılıyordu? İşte o 79 yıllık, 25.3.1931 tarihli içtihadı birleştirme kararından.

Ama artık yürürlükteki yeni Ceza Yargılaması Kanunu var ve bu kanunda ceza yargılamasındaki mağduriyetlerin sorumlusu ve bu mağduriyetin nasıl giderileceği açıkça belirtilmiş. Yani artık bu hususta netlik taşıyan yeni ve özel bir kanun var. Üstelik ceza yargılamasında koruma tedbirlerinden doğan mağduriyetleri açıkça düzenleyen ´sonraki kanun´ söz konusu. Yani Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 1931 tarihli içtihada ve hakikatte hukuk hâkimlerinin sorumluluğunu düzenleyen HUMK. 573. maddeye dayanamaz. Ne zamandan itibaren dayanamaz? Yeni CMK´nın yürürlük tarihi olan 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren. Bu tarihten itibaren ´ceza yargılaması´ndaki koruma tedbirlerinden dolayı hukuk mahkemelerinde hâkimler aleyhine tazminat davası açılamaz. Artık bu konuda görevli mahkemeler ağır ceza mahkemeleridir. Ayrıca, tutuklama tedbirinden mağdur olduklarını düşünen sanıklar, CMK. 141 ve 142. maddelerine göre ağır ceza mahkemelerinde de dava açabilirler. Üstelik bu da bir tazminat davası. Diyelim ki davayı kazandılar ve tazminatı ödeyen devlet de bu hâkimi kusurlu görüp ona rücu etti. (CMK.143) Yani tazminatı ondan istedi. Bu durumda ceza hâkimi aynı olaydan dolayı iki kere mahkûm olmuş olacaktır. Bu durumu hiçbir hukuk nizamı kabul etmez. Üstelik Yargıtay, Anayasa´nın mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen 138 ve hâkim teminatını düzenleyen 139. maddesini çiğnemiştir. O 79 yıllık içtihadı birleştirme kararı da Anayasa´nın bu maddelerine aykırı. Ve 5 imzalı kurul raporuna aykırı ve şaibeli bir tek tabip raporuna dayanarak içtihat edilemez. Kaldı ki Haberal cezaevinde değil hastanede. Özgür de olsa hastanede olmayacak mı? Zarar nerede?

Anayasa Mahkemesi ve AİHM´e gidilebilir

Fotokopi üzerinden karar verilemeyeceğini tüm mahkemelere Yargıtay öğretmedi mi? Yargıtay CGK, 14.10.2008 tarihinde eski HSYK Başkan Vekili Ergül Güryel´in oğlunun örgüt kurmak suçundan yargılandığı davada fotokopi üzerinden dava görülmeyeceğini belirtmiş, 7. ve 9. Ceza dairelerinin de aynı yönde istikrarlı kararları olmuştu. Ne zaman değişti Yargıtay´ın tutumu? Cihaner davasında. Fotokopilerden kendi adaletlerini çıkardılar. Şu haliyle HUMK. 573, özellikle ceza hâkimleri açısından Anayasa´nın 138 ve 139. maddesine aykırı duruyor. Konu, Anayasa Mahkemesi´ne ve AİHM´e götürülebilir. Yargıtay bu kararından dönmezse ceza yargılamasını bitirmiş olur. Tazminata mahkûm edilen hâkimler, hem tazminat kararını veren Yargıtay 4. HD hem de bu hukuksuz kararı onayan YHGK üyelerine tazminat davası açmalılar. ( Bugün)

Bakan Yazıcı´dan sert tepki

Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Yargıtay´ın Ergenekon hakimlerinin Prof. Dr. Mehmet Haberal´a tazminat ödemesi gerektiği yönündeki kararını eleştirdi. Yazıcı, ´Bu insanların 18 aylık tutuklu olması, ´Haksızlığa uğradılar, tahliye edilsinler´ gerekçesini haklı kılmaz. Zaten bunların eylemi olsaydı yargılamayı onlar yapacaktı, mahkemeleri onlar kuracaktı. O zaman da iş işten geçmiş olacaktı´ dedi. Yazıcı, yargı önünde herkesin eşit olduğunu belirterek, “Camideki insanlar nasıl eşit bir pozisyonda saf tutuyorlarsa, onlar gibi eşittir. Yargı da insanların sıfatlarına bakılmaz” dedi. Kişilerin sıfatlarına bakılarak, yargılama işlemi sürdürülüyorsa orada hukuk devletinin varlığından söz edilemeyeceğini belirten Yazıcı, şunları söyledi: “Hakimlerin vicdanları yok mu yani? Biz ne kadar vicdanlıysak onlar da vicdanlı. Bizden belki de daha vicdanlı. Hiçbir hakim, vicdanının kabul etmediği bir sonucun savunucusu olamaz. Hakim ve savcılık çok önemli bir meslektir. Ha bunlara rağmen yargı hiç hata yapmaz da demek istemiyorum. Bu insanların tutukluluk sürelerinin 18 aydır devam etmesi, ´haksızlığa uğradılar tahliye edilsinler´ gerekçesini haklı kılmaz. Mutlaka onların orada tutulmasının gerekçesi var. Darbe teşebbüsü başlı başına suç. ´Bunların hiç eylemi yok. Bunları oturup konuştular´ demek olmaz. Zaten bunların eylemi olsaydı yargılamayı onlar yapacaktı, mahkemeleri onlar kuracaktı. O zaman iş işten geçmiş olacaktı. Siz bunları yargılayabiliyorsanız, teşebbüs aşamasında kaldıkları için yargılayabiliyorsunuz. Zaten bunlar başarıya ulaştıktan sonra, kendi hukuklarını kendileri kurarlardı. Onun için bunları yadırgamamak lazım. Zaten bunlar zihinsel olarak gelişen suçlardır. Ortada bir plan var. Yani bu planın içerisinde yer almanın da ceza kanununca öngörülmüş bir cezası var. Soruşturma bu kapsamda yürüyor. Yani hiç kimsenin kraldan daha fazla kralcı olmaması gerekiyor diye düşünüyorum. Bu soruşturmayı yürüten insanlar önemli bir görev yürütüyorlar. İnsanların şevkini kıracak şeylerden de uzak durmak gerekiyor.”

Çok ilginç bir olay

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin kararının nihai olduğunu belirten Yazıcı, “Ceza Usul Kanunu´nda, ceza yargılamasında, bütün işlemlere ilişkin itiraz yolları belirlenmiş. Mahkeme heyeti davası açılmamış dosyayı ele alır, tutululuk şartları var mı yok mu, yanlışlık var mı yok mu diye inceler. Özellikle bu somut olayda olduğu gibi, Mehmet Haberal ile ilgili yürütülen işlemlerde, tazminat sonucunu doğuracak şekilde bir değerlendirme yapılmasını yadırgadığımı ifade etmek isterim. Ama mahkeme bir karar vermiş” diye konuştu. Yazıcı, hukuk yargılamalarında, yargılamanın tarafların öne sürdüğü delillere bağlı olduğunu ifade ederek, taraflar bir delil öne sürmemişse, hakim bilse bile onu dikkate almayacağını vurgulayarak, “Hakim kararını ona dayandıramaz. Bu bakımdan olayı irdelediğimizde çok geniş delil taktirine sahip ceza hakimlerinin, ceza savcılarının baktıkları işlemlerin, hukuk yargılaması yapan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından değerlendirilmesini fevkalade yanlış buluyorum” dedi. Bu açıdan konunun irdelenmesinin gerektiğini, hiç kimsenin hakimlere, mahkemelere emir ve talimat gönderemeyeceğini, tavsiye de bulunamayacağını belirten Yazıcı, şöyle devam etti: “Ceza ile uğraşan hakim ve savcıların yaptıkları işlemler, o denli geniş itiraz prosedürüne tabidir. Nihai kararlarında yargı kritiğine bağlıyken böyle bir aşamada bu hakim ve savcıların işlemlerinin ayrıca dava konusu yapılıyor olması, bundan böyle onlara böyle yoğun bir baskıya yol açacağı gibi, aynı zamanda da doğrudan doğruya bu savcı ve hakimlere müdahaledir. Ve bunun kesinleşmesi halinde bundan böyle sanırım ki sanıkların çoğu kendileriyle ilgili işlem yapmış ceza hakimlerini, kendileriyle ilgili kovuşturma yürütmüş savcıların işlemlerini, tazminat davalarına konu alacaklar. Bütün bu açılardan bu kararın sağlıklı sonuçlara yol açmayacağı kanaatindeyim. Ha şunu söylemek istemiyorum. Bir hukuk devletinde elbette herkesin işleriyle alakalı bir yargısal süreç olmalı. Ancak hakim ve savcıların işlemleri ile ilgili yasal bir mekanizma var. Nihai kararların da temyizi var. Bu olayı çok ilginç bulduğumu ifade ediyorum.” ( Hürriyet)

(05 Kasım 2010), son güncel.: (08 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon hakim ve savcılarının Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Haberal ve onun yargı ile sağlıkta kollanması manşetlerimiz

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2467    yazdır/print


 

Ersöz´ü öldürmek isteyen suikastçiden itiraflar

Ergenekon sanığı Levent Ersöz´e tedavi gördüğü hastanede ateş açan Erhan Keskin´in eylemi, Ersöz´e suikast amacıyla gerçekleştirdiği belirtildi. Suçlamayı önce kabul etmeyen sanık Keskin´in daha sonra itiraflarda bulunduğu ortaya çıktı. Keskin, Ersöz´ün konuşmaması için mesaj vermek amacıyla Sedat Dinçer adlı askerin yönlendirmesiyle hastaneye gittiğini anlattı. Savcı Zekeriya Öz tarafından hazırlanan iddianamede ´Açık kaynaklara düşen ses kayıtlarında örgütü deşifre edeceğinden bahsettiği ve bunun da Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde ciddi rahatsızlıklara neden olduğu şüphelinin bu eylemi gerçekleştirmesinden anlaşılmaktadır´ denildi. İnternete düşen ve Ersöz´e ait olduğu belirtilen ses kaydında, ´Ben ışığı göremezsem onlara da göstermem´ ifadeleri yer almıştı.

Ersöz´ü öldürmek isteyen suikastçiden itiraflar

Ergenekon sanığı Levent Ersöz´e tedavi gördüğü hastanede ateş açan Erhan Keskin´in eylemi, Ersöz´e suikast amacıyla gerçekleştirdiği belirtildi. Suçlamayı önce kabul etmeyen sanık Keskin´in daha sonra itiraflarda bulunduğu ortaya çıktı. Keskin, Ersöz´ün konuşmaması için mesaj vermek amacıyla Sedat Dinçer adlı askerin yönlendirmesiyle hastaneye gittiğini anlattı. Savcı Zekeriya Öz tarafından hazırlanan iddianamede ´Açık kaynaklara düşen ses kayıtlarında örgütü deşifre edeceğinden bahsettiği ve bunun da Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde ciddi rahatsızlıklara neden olduğu şüphelinin bu eylemi gerçekleştirmesinden anlaşılmaktadır´ denildi. İnternete düşen ve Ersöz´e ait olduğu belirtilen ses kaydında, ´Ben ışığı göremezsem onlara da göstermem´ ifadeleri yer almıştı.

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün tedavi gördüğü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Servisi´nde silahla ateş edilmesi olayı ile ilgili iddianamede örgütün Ersöz´den rahatsız olduğu anlatıldı. Savcı Zekeriya Öz tarafından hazırlanan iddianamenin ´Delillerin ve hukuki durumun değerlendirilmesi´ başlıklı bölümünde şüpheli Erhan Keskin´in emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün susturulması için örgüt tarafından verilmiş emri yerine getirmek amacıyla 8-10 gün hastane içerisinde ve çevresinde keşif yaptığı kaydedildi. Ersöz´le bir husumeti bulunmayan Keskin´in çelişkili ifadeler vererek gerçek amacını gizlemeye çalıştığı iddianamede belirtildi. Keskin´in eylemi Ergenekon terör örgütü adına yaptığı ve Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olduğu ifade edilen iddianamede, Levent Ersöz´ün açık kaynaklara düşen ses kayıtlarında örgütü deşifre edeceğinden bahsettiği ve bunun da Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde ciddi rahatsızlıklara neden olduğu, şüphelinin bu eylemi gerçekleştirmesinden anlaşılmaktadır. ifadeleri yer aldı. İddianamede, Keskin´in kendisini fark eden güvenlik görevlilerine ateş ettiği belirtildi.

Önce reddetti sonra konuşmaya başladı

Ersöz´ün müşteki olarak yer aldığı iddianamede şüpheli Erhan Keskin, savcılık ifadesinde önce suçlamaları reddetti. Hastaneye Sedat Dinçer adlı astsubaydan alacağını istemek amacıyla gittiğini savunan Keskin daha sonra asıl amacını anlatıyor. Keskin, Ben otogarda yazıhanede otururken yanıma Sedat´ın kullandığını düşündüğüm biri geldi. Kısa bir sohbetten sonra bana, ´Sen Sedat´ı tanırmışsın. Güvenilir adammışsın diyerek Ersöz´ün bulunduğu hastaneye gitmesini istediğini anlattı. Parasının olmadığını söylemesi üzerine bu şahsın, ´sen işini yap para seni bulur´ dediğini ifade eden Keskin, Sedat´ın adamından bu talimatı aldıktan sonra hastaneye gittim, beklemeye başladım. dedi. Tecrübesi ile amacımın ne olduğunu hemen anladığını belirten Keskin, amacın orada silahlı bekleyerek görevliler tarafından fark edilmesi ve problem yaşanması olduğunu söyledi. Bunun sonucunda da kamuoyuna Ergenekon terör örgütü tarafından Ersöz´ün konuşmaması için mesajın verilmesi olduğunu anlatan Keskin, neticenin de böyle olduğunu kaydetti. Sedat Dinçer´in kilit adam olduğunu iddia eden Keskin, Şener Eruygur ile de ilişkili olduğunu öne sürdüğü Dinçer´in dinlenmesi durumunda çok şeyin anlaşılacağını söyledi. Hakkında bu soruşturma kapsamında takipsizlik kararı verilen Astsubay Sedat Dinçer´in kendisini Diyarbakır´a götürdüğünü de anlatan Keskin, Ermenice kursa gönderdiklerini daha sonra da Erivan, Bakü ve Karabağ´a giderek bilgi topladıklarını söyledi.

Şemdinli´deki ´iyi çocuklar´ Temizöz´ün adamı

İfadesinde değişik iddialar ileri süren Keskin, Şemdinli´de kitabevinin bombalanmasında adları geçen ve eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt´ın ´tanırım iyi çocuktur´ dediği astsubay Ali Kaya ile Özcan İldeniz hakkında da iddialarda bulundu. Keskin, Diyarbakır´dayken Yenikapı Mahallesi Morpetyus Keldani Kilisesi ile oradaki camii arasında bulunan boşlukta Ali Kaya ve Özcan İldeniz üniformasız geziyordu. Mahalleliler, ´Yüzbaşı Cemal Temizöz´ün ekibi burada dolaşıyor´ sözlerini duydum. Onlara, ´Dikkatli olun´ dedim. Ali Kaya ve Özcan İldeniz sürekli hareket halindeydiler. PTT´ye ait ankesörlü telefondan konuşuyorlardı. Özcan bir ara Ali´ye ´Gel gel bize gel dediler´ diye seslendiğini duydum. Akrep olarak bilinen askeri araçtan büyük bir çuval indirdiklerini gördüm. Köprünün karşısındaki trafonun yanına götürüp Çarıklı köyü kenarında kazı yapıyorlardı. Sedat Dinçer bana, ´kesin bir şeyler gömdüler. Ama ne bilmiyorum´ dedi iddialarında bulundu. Ali Kaya ve Özcan İldeniz´i ertesi gün takip ettiklerini anlatan Keskin, akrep aracının tekrar yanına gelerek araçtan bir çuval indirildiğini ifade etti. Keskin, Kürek ile 5-10 dakikada o çuvalı gömdüler. Onlar ayrıldıktan sonra gömü yerine baktık, toprağın şeklinden oraya bir şeyler gömüldüğünü anladık. Sedat´ın yanına gittik. Sedat, bize ´sizin yüzünüzden başıma bela gelecek. Bu kişiler Cemal Temizöz´ün adamı.´ dedi. diye konuştu.

Türkan Saylan´ın cenaze töreni

Keskin, Sedat´ın kendisine Ermenistan ve Karabağ´da çalışmalar yaptıklarını söylediğini, ne gibi çalışmalar diye sorduğumda Sen her şeyi bilmek zorunda değilsin. Benim arkamda Hasan Iğsız ve Altay Tokat paşa var. diye beni terslediğini öne sürdü. Vefat eden ÇYDD Başkanı Türkan Saylan´ın cenazesiyle ilgili ilginç iddialarda bulunan Keskin, Sedat Dinçer ile Esenler otogarında bulunan bir yazıhanede sık sık buluşuyorduk. Sedat, Türkan Saylan´ın cenazesine katılmamı ve Sedat´ın kullandığını tahmin ettiğim bir adamın adını verdi. Herhangi bir provokasyonu önlemek için cenazeye gittim. 2 adet silahla cenazeye katıldım. Cenazeye gittiğimde yanıma Kemal Kerinçsiz´in katibi olan bir bayan geldi. Bana, Kemal Kerinçsiz, Arif Doğan ve Fikri Karadağ´ın yakınlarının burada olduğunu ve arkalarından yürümemi istedi.

Susurlukçu Ayhan Çarkın

Eski Özel Harekat polisi Ayhan Çarkın ile Susurluk hükümlüsü Oğuz Yorulmaz´ın kardeşinin konuşmalarına şahit olduğunu belirten Keskin, ikilinin intihar ettiği belirtilen Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay´ın cenazesinde Ergenekon terör örgütünün suikast yapacağı isimleri konuştuklarını öne sürdü. Oktay´ın Malatya Hekimhan ilçesindeki cenazesine katıldığı sırada cami avlusunda şahit olduğu olayı savcıya anlatan Keskin, Cenazede bulunduğum sırada hemen yanı başımda duran Eski Özel Harekatçı ve Susurluk davasının mahkumu Ayhan Çarkın ile Oğuz Yorulmaz´ın (Susurluk hükümlüsü) kardeşi Yavuz Yorulmaz´ın konuşmalarına kulak verdim. Ayhan Çarkın, Yavuz´a ´İbo´yla Veli içeride ama bugünlerde güzel ses getirecek işler yapacaklar´ dedi. Çarkın, bu şahısların Susurluk´ta kendilerine sahip çıkmadıklarını ve bu kişilerle işinin olmadığını da söyledi. Yavuz da ´O zaman bunlar birilerini indirecekler´ dedi. Ayhan Çarkın bu kişilerin kimler olabileceğini anlatmaya başladı. Yavuz kimler olduğunu sorunca Ayhan tek tek isimleri saymaya başladı. Süryani Metropoliti Yusuf Çetin, Bartholomeos, Mesrof Mutafyan´ın yardımcısı Aram Ateşyan, Sivas´ta bulunan Minas Durmaz´ın isimlerini saydı. Sonra Diyarbakır´da açılıma destek veren Kutbettin Arzu, Abdullah İşten, Cuma İşten ve Sezgin Tanrıkulu´nu da saydı. MİT´ten de Cevat Öneş´in çok konuştuğunu, onun hedef olabileceğini söyledi. Hatta konuşmalar sırasında Ayhan Çarkın ´Pimaşlara kerizler sahip çıkamamışlar´ dedi. Pimaşlardan kasıt da lav silahlarıydı. dedi. ( Cihan)

İddianame ayrıntıları belli olmaya başladı: Suikastçiye 62,5 yıl hapis istemi

İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün tedavi gördüğü hastanede ateş açtığı ileri sürülen Erhan Keskin hakkında 33 yıl 3 ay ile 62.5 yıl arasında değişen hapis cezası istemli iddianamede, Ergenekon terör örgütünün görevlendirdiği şüphelinin, Ersöz´ü susturmak ve ona gözdağı vermek amacıyla yattığı hastaneye gönderildiği belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz´ün hazırladığı 16 sayfalık iddianamede, ikinci Ergenekon davası tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Hüseyin Keçeci ve Mehmet Çakın müşteki, Ertan Taşkın ise mağdur olarak yer aldı.

İddianamede, Ergenekon davasının tutuklu sanığı olan ve halen İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Bölümünde yatılı olarak tedavi gören emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün, bir ses kaydında, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü´nü deşifre edeceğinden bahsettiği, Ergenekon terör örgütünün şüpheli Erhan Keskin´i görevlendirerek Ersöz´ün susması ve gözdağı vermek için yattığı hastaneye gönderdiği, şüpheli Keskin´in hastanedeki güvenlik görevlilerinin kendisini fark etmesi üzerine bu görevlilere silahla ateş ettiği ve kaçmaya çalışırken yakalandığı ifade edildi.

-LEVENT ERSÖZ´ÜN EYLEMLE İLGİLİ İFADESİ-

İddianamede, hastanedeki güvenlik görevlilerinden kaçan Keskin´in kullandığı silahtan oturduğu evin camına 1 mermi isabet eden Ertan Taşkın´ın ifadelerine de yer verildi. Müşteki Levent Ersöz´ün de hastanede polislerce alınan ifadesi de yer alan iddianamede, Ersöz´ün eylemi basından öğrendiği, bunun için avukatlarının Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi sundukları, fotoğrafları gösterilen şüpheliler Erhan Keskin ve Sedat Dinçer´i tanımadığı, olay öncesi veya sonrası herhangi bir kişi ya da örgütten tehdit almadığı, bulunduğu ortamda koruma altında olduğu için tehdit almasının mümkün olmadığı ve şüpheli Erhan Keskin´den şikayetçi olduğu yönünde beyanda bulunduğu dile getirildi.

İddianamede, şüpheli Keskin´in de savcılık sorgusunda, 1995´de Ankara´da astsubay olarak görev yapan Sedat Dinçer isimli şahsa araba sattıktan sonra onunla samimi olduğu, Dinçer ile Diyarbakır´a gittikleri, Dinçer´in Diyarbakır´da kendisini korucubaşı Cimşit Aksu ve kardeşi Rıdvan ile tanıştırdığı, Dinçer´i yönlendirenin Ankara´da görevli Köksal Karabay isimli bir Orgeneral olduğu, Diyarbakır´da bir evde Anuş isimli bir kadının kendisiyle birlikte Cimşit ve Rıdvan isimli şahıslara Ermenice kursu verdiği, bu kursu 7. Kolordu´nun verdiği talimatla aldığı, evi kiralayanın da askeri eğitim verdiği ve daha sonra Erivan, Bakü ve Karabağ´a gidip bilgi topladıkları ifadelerini kullandığı kaydedildi.

-BEHÇET OKTAY´IN CENAZESİ-

Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay´ın Malatya Hekimhan ilçesindeki cenazesine katıldığını belirten Keskin´in, cenazede şahit olduğu konuşmaları da anlattığı belirtilen iddianamede, Keskin´in şu ifadelerine yer verildi:

Cenazede bulunduğum sırada hemen yanı başımda duran Eski Özel Harekat´çı ve Susurluk davasının mahkumu Ayhan Çarkın ile Oğuz Yorulmaz´ın kardeşi Yavuz Yorulmaz´ın konuşmalarına kulak verdim. Ayhan Çarkın Yavuz´a, ´İbo´yla Veli içeride ama bugünlerde güzel ses getirecek işler yapacaklar´ dedi. Çarkın, bu şahısların Susurluk´ta kendilerine sahip çıkmadıklarını ve bu kişilerle işinin olmadığını da söyledi. Yavuz da, ´O zaman bunlar birilerini indirecekler´ dedi. Ayhan Çarkın, bu kişilerin kimler olabileceğini anlatmaya başladı. Yavuz, kimler olduğunu sorunca Ayhan tek tek isimleri saymaya başladı. Süryani Metropoliti Yusuf Çetin, Bartholomeos, Mesrop Mutafyan´ın yardımcısı Aram Ateşyan, Sivas´ta bulunan Minas Durmaz´ın isimlerini saydı. Sonra Diyarbakır´da açılıma destek veren Kutbettin Arzu, Abdullah İşten, Cuma İşten ve Sezgin Tanrıkulu´nu da saydı. MİT´ten de Cevat Öneş´in çok konuştuğunu, onun hedef olabileceğini söyledi. Hatta konuşmalar sırasında Ayhan Çarkın, ´Pimaşlara kerizler sahip çıkamamışlar´ dedi. Pimaşlardan kasıt da lav silahlarıydı.

İddianamede yer alan ifadesinde, Şemdinli´de Umut Kitapevi´ni bombaladığı iddia edilen askerler Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile ilgili bilgiler veren Keskin´in, Veli Küçük ve Arif Doğan ile Sedat Dinçer´in ilişkisinin olduğunu anlattığı ve Sedat bana, ´Arif Doğan´ın Hollanda´nın Amsterdam şehrinde Türkiye´den kaçırdığı paralarla iş merkezi var, kızı Zeynep Doğan işletiyor´ dedi iddiasında bulunduğu da kaydedildi.

-RIDVAN ÖZDEN´İN VURULMASI-

Keskin´in ifadesinde, Bahtiyar Aydın ve Rıdvan Özden isimli askeri şahısların vurulmasıyla ilgili Sedat Dinçer´in bilgisinin bulunduğunu, Dinçer´in kendisine bu iki şahsın nasıl öldürüldüğünü, bunları öldürenin kendi içlerinden biri olduğunu ve bununla ilgili delilinin olmadığını anlattığını aktardığı belirtilen iddianamede, Keskin´in, Sedat Dinçer´in kuryesi tarafından otogarda hastaneye yönlendirildiğini, kendisine ´hastanede önemli bir kişi var, sen ne yapacağını bilirsin, orada bulunman gerekir. Git orada takıl ve bekle´ dendiğini, ilk 4-5 gün Levent Ersöz´ün orada yattığını bilmediğinden hastane civarında dolaştığını, üzerinde kendisine ait ruhsatlı silahı olduğunu, daha sonra Ersöz´ün yattığını öğrendiğini, kendisinden istenenin Ersöz´ün yanına gidip gelenleri takip ederek Sedat Başçavuşa bilgi vermek olduğunu, bu amaçla hastanede kaldığını, Ersöz´e karşı bir eylem yapma amacında olmadığını ve Sedat Dinçer´e bağlı haber elemanı olarak görev yaptığını belirttiği dile getirildi.

Keskin´in Türkan Saylan´ın cenazesinde Sedat isimli şahsın talimatıyla herhangi bir provokasyon olayını önlemek amacıyla adını verdiği kişilerin yakınında bulunduğunu belirttiği anlatılan iddianamede, şüpheli Erhan Keskin´in bilinçli olarak çelişkili ifadeler verdiği, Ergenekon davası sanığı Levent Ersöz´ün susturulması için örgüt tarafından verilen emri yerine getirmek için 8-10 gün kadar hastane çevresi ve içinde keşif çalışması yaptığı, Ersöz´ün başında bekleyen görevlileri yalan beyanda bulunarak atlattığı, hastanede maske kullanarak kendisini gizlediği ve amacına ulaşmak için her yolu denediği ifade edildi.

-İKİ KEZ ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS-

İddianamede,Şüphelinin tüm bu eylemleri ´Ergenekon´ silahlı terör örgütü adına yaptığı ve Levent Ersöz ile herhangi bir husumetinin de bulunmadığı, yakalandıktan sonraki ifadelerinde de sürekli yanlış beyanlar vererek gerçek amacını gizlemeye çalıştığı anlaşılmakla bu eylemleri yapması için kendi anlattığı sebeplerin de bulunmadığı göz önüne alındığında şüphelinin bu eylemi örgüt adına yaptığı ve ´Ergenekon´ silahlı terör örgütü üyesi olduğu sonucuna varılmıştır ifadesi kullanıldı.

Şüpheli Keskin´in tüm eylemleri bilinçli bir şekilde planlayarak sanık Levent Ersöz´ü öldürmek amacıyla hastaneye gelip keşif yapıp günlerce beklediği, şüphe çekmesi üzerine güvenlik görevlilerine doğru hedef gözeterek birden çok ateş ettiği, sonra kaçmaya çalıştığı, bahçede kaldırıma çarparak düştüğü, bu sırada yine görevlilere ateş ettiği ve zorla yakalandığının anlaşıldığı belirtilen iddianamede, Keskin´in örgüt talimatları çerçevesinde tutuklu sanık Levent Ersöz´ün örgütü deşifre edici açıklamalar yapmasını engellemek için gözdağı vermek amacıyla bu eylemi gerçekleştirdiği, bu eylemi gerçekleştirirken meskun mahalde halkı tehlikeye sokacak şekilde silahla ateş ettiği, yakalanmamak için iki güvenlik görevlisine ateş ederek iki kez öldürmeye teşebbüs suçunu işlediği ve ruhsatsız silah bulundurduğu kaydedildi.

İddianamede, şüpheli Erhan Keskin´in, 2 kez adam öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 24 ile 40, terör örgütü üyesi olmak suçundan 7,5 ile 15, Genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan 9 ay ile 4,5 yıl ve 6136 sayılı ateşli silahlar kanununa muhalefet etmek suçundan da 1 ile 3 yıl olmak üzere toplam 33 yıl 3 ay ile 62.5 yıl arasında değişen süre hapisle cezalandırılmasın talep edildi. ( Zaman)

(01 Kasım 2010, 17:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon tutuklusu Ersöz´e Çapa Hastanesi´nde suikast girişimi manşetlerimiz

´Işık göremezsem onlar da göremez´

Belge mahkemeye, mesaj komutanlara

Ersöz´e et yiyen bakteriyle suikast

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2455    yazdır/print


 

Komutanlara Yüce Divan hüllesi

Başsavcı İlhan Cihaner´in terör suçunun görev suçuna sokularak yerel mahkemelerden kurtarılması skandalının benzeri ´darbe günlükleri´ için gündemde. İlginç bir süreç sonunda ´görevsizlik´le Ankara´ya gönderilen ´Darbe Günlükleri´ Yüce Divan´a taşınmak isteniyor. AK Partili Üstün, ´Darbe suçu örtbas edilmek isteniyor´ dedi. Hukukçular, ´Darbe suçu görev suçu değil´ görüşünde. Emekli Başsavcı Petek ise yargılanacakları yerin özel mahkemeler olduğunu söyledi.

Komutanları kurtarmak için Yüce Divan hüllesi

Başsavcı İlhan Cihaner´in terör suçunun görev suçuna sokularak yerel mahkemelerden kurtarılması skandalının benzeri ´darbe günlükleri´ için gündemde. İlginç bir süreç sonunda ´görevsizlik´le Ankara´ya gönderilen ´Darbe Günlükleri´ Yüce Divan´a taşınmak isteniyor. AK Partili Üstün, ´Darbe suçu örtbas edilmek isteniyor´ dedi. Hukukçular, ´Darbe suçu görev suçu değil´ görüşünde. Emekli Başsavcı Petek ise yargılanacakları yerin özel mahkemeler olduğunu söyledi.

Darbe Günlükleri´ne ilişkin davanın ´Görev Suçu´ kapsamına alınarak Yüce Divan´a taşınmak istenmesi tartışmalara neden oldu. Anayasa Komisyonu Üyesi ve AK Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, Darbe suçu görev suçu değildir. Bu nedenle Yüce Divan´a taşınamaz dedi.

148. maddeye dayandırıldı

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek´in kaleme aldığı iddia edilen darbe günlükleriyle ortaya çıkan ve Kara Kuvvetleri eski Komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek ve Hava Kuvvetleri Komutanı eski İbrahim Fırtına´nın yargılandığı Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz darbe planları hakkındaki soruşturma ilginç bir boyut kazandı. İstanbul´dan Ankara´ya gönderilen soruşturma dosyasında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında kanun ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın 148. maddesinde yapılan değişiklik gereğince şüpheliler Aytaç Yalman, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına´nın hukuki konumlarının da değerlendirilip takdir edilmesi sonucuna da ulaşılmıştır denilmesi tartışmalara neden oldu. Anayasa´nın 148. maddesinde yapılan değişiklikle kuvvet komutanlarının Yüce Divan´da yargılanması şartı getirildi. 148. maddede Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan´da yargılanırlar düzenlemesi yapıldı. Darbe Günlükleri ile ilgili soruşturmanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi´ne taşınmak istendiği belirtiliyor.

Darbe görev suçu değildir

Anayasa Komisyonu Sözcüsü AK Parti´li Ayhan Sefer Üstün, ´Darbe Günlükleri´ soruşturmasının Yüce Divan´a taşınmasına tepki gösterdi. Üstün, Darbe Günlükleri soruşturması kesinlikle Yüce Divan´a götürülemez. Komutanların Yüce Divan´da yargılanmaları sadece görev ile ilgili suçlarda geçerlidir. Darbe suçu ise görev suçu değildir. Biz bu konuyu Anayasa Komisyonu´nda ve Meclis´te çok tartıştık. Bu konu kesinlikle Yüce Divan´a götürülemez dedi. Anayasa´nın 145. maddesinde yapılan değişiklikle darbe suçlarının sivil mahkemelerde yargılanması şartını getirdiklerini belirten Üstün 145. maddede yapılan değişiklik göz ardı edilmesin. Darbe suçu Yüce Divan´da değil, özel yetkili mahkemelerde görülür. Yüce Divan sadece görevle ilgili suçlara bakar. Bunlar kuvvet komutanının zimmetine para geçirmesi veya ihaleye fesat karıştırması gibi suçlardır. Darbe suçu görev suçu kapsamına alınarak örtbas edilmek isteniyor diye konuştu.

Dosyanın Ankara serüveni

Ergenekon davası kapsamında yargılama konusu olan Darbe Günlükleri dosyası, dikkat çekici bir sürecin ardından Ankara´ya gönderildi. İlk etapta ´Darbe Günlükleri´ dosyası, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Savcı Zekeriya Öz´den, ´Balyoz dosyasıyla ilgisinin olup olmadığının inceleneceği´ gerekçe gösterilerek istendi. Öz´den alınan dosya, Balyoz soruşturmasında görevlendirilen Mehmet Ergül´e devredildi. Ergenekon soruşturmasında bir ifade dahi almayan, dosyayla ilgili hiçbir işlem yapmayan Mehmet Ergül, ´Darbe Günlükleri´ soruşturmasını aldıktan sonra inceleme sürecinde Ergenekon savcılarından ya da Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nden Ergenekon dosyasını isteyip herhangi bir incelemede bulunmadı. Ergül, günlüklerin Ergenekon´la bağlantılı olmadığını iddia ederek, birkaç ay elinde beklettiği dosyayı yetkisizlik kararıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdi. Balyoz soruşturması da savcılar Bilal Bayraktar ve Mehmet Berk´ten alınıp Savcı Ergül´e verilmişti.

Görev suçu değil Anayasa´yı ihlal

Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük, ´Darbe Günlükleri´nde adı geçen komutanların Yüce Divan´da yargılanmalarının mümkün olmadığını ifade ederek, Yüce Divan´da yargılama olabilmesi için görevleriyle ilgili suçlar olması gerekir. Sözü edilen suç, görevleri ile ilgili suçlar değildir. Söz konusu suç Anayasa´yı ihlal suçudur ve özel yetkili mahkemelerde yargılama yapılır. Şayet görevle ilgili suç olsaydı, anayasa değişmeden önce bu soruşturmalar normal mahkemelerde değil, askeri mahkemelerde yapılırdı dedi.

Darbe girişimine meşruiyet kazandırır

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Şentop, anayasa değişikliğinde Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları için getirilen Yüce Divan yargısının sadece görev suçları ile ilgili olduğuna dikkati çekerek, Darbe girişimi görev suçu değildir. Darbe girişimini görev suçu olarak nitelendirmek, darbeye meşruiyet kazandırmak demektir. Darbe girişimi anayasal suçtur, yargılama yeri özel yetkili mahkemelerdir diye konuştu.

Yargı yeri özel yetkili mahkeme

Emekli Başsavcı Reşat Petek, darbenin örgütlü suç olduğunu ifade ederek, Darbe, Ceza Muhakemeleri Kanunu´nun 250. maddesinde tarif edilen katalog suçlar arasında yer alıyor. Bu suçları işleyen kimsenin sıfatı ne olursa olsun, yargılanacağı yer özel yetkili mahkemelerdir. Kuvvet komutanı da olsu eğer hükümeti devirmek örgütlenme içinde bulunmuşlarsa bu görev suçu değil, terörle mücadele kapsamındaki saçlardandır. Yüce Divan iddiası tutarlı bir görüş değil. Bunun hiçbir hukuki dayanağı yoktur dedi. ( Yenişafak)

Cihaner´in terör suçu görev suçuna sokulmuştu

Erzincan´da yürütülen Ergenekon Terör Örgütü soruşturması davası, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi´ne görülürken, Yargıtay 11. Ceza Dairesi davanın 2 numaralı sanığı Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in başsavcı olmasından hareketle hakkındaki terör suçlamasını görev suçu gibi göstermiş ve davayı kendi bünyesine almıştı. Yargıtay Ceza Kurulu´nda da onanan bu skandal süreçte Başsavcı Cihaner ve birlikte yargılandığı çok sayıdaki diğer sanık ilk duruşmada tahliye edilerek kurtarıldı.

Savcı Ergül´ün Yüce Divan´ı işaret etmesi Anayasa´ya aykırı

02 Kasım 2010: Eski kuvvet komutanları İbrahim Fırtına ve Özden Örnek, Ergenekon soruşturması kapsamında ifade vermişti. İstanbul özel yetkili savcısı Mehmet Ergül ise, Savcı Zekeriya Öz´den alınarak kendisine verilen ´Darbe Günlükleri´ adlı dosyayı ´yetkisizlik´ kararı ile Ankara savcılığına gönderdi. Ergül´ün, ´yetkisizlik´ kararında referandumla değişen Anayasa´nın 145´inci maddesini hatırlatarak Yüce Divan´ı adres göstermesi dikkat çekti. Çünkü bu madde, eski tartışmalara son noktayı koymuştu. İlgili maddede, kuvvet komutanlarının sadece göreviyle ilgili suçlardan Yüce Divan´a gideceği düzenlendi. Bu düzenlemenin tam aksine karar verilerek dosyanın Ankara´ya gönderilmesi, soru işaretlerini artırdı. Çünkü komutanlar ´darbe teşebbüsü ve terör örgütü üyeliği´ suçlarından şüpheli. Bu suçlar da askerin göreviyle ilgili suçlar arasında değil.

Şemdinli bile tekrar sivil mahkemeye geri döndü

Şemdinli sanığı muvazzaf askerler sivillere yönelik eylemleriyle ilgili sivil mahkemede 39 yıl 6´şar ay hapis cezası aldı. Yargıtay kararı bozup dosyayı askerî mahkemeye gönderdi. Askerî mahkeme, iki muvazzaf askeri tahliye etti, dosyayı tekrar sivil mahkemeye gönderdi. Anayasa´daki eski düzenlemeye göre muvazzaf askerlerin yargılanma şekli ´asker kişinin başka bir askere yönelik eylemi, asker kişinin askerî mahalde işlediği fiil ya da asker kişinin askerlik görevinden dolayı yaptığı bir eylem´ olarak düzenlenmiş ve bunun yargılama yeri olarak da askerî mahkemeler adres gösterilmişti. Ancak Anayasa´nın 145´inci maddesi referandum ile değiştirildi. Bu maddenin birinci fıkrası, Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin isleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. şeklinde düzenlendi. Ergenekon davası kapsamında kuvvet komutanları, TCK´nın 312 ve 314´üncü maddelerine göre ´darbe teşebbüsü ve terör örgütü üyesi olmak´ suçlarından şüpheli. Devletin güvenliğine ilişkin suçlar başlığı altında düzenlenen bu suçların yargılama yeri CMK´nın 250´nci maddesine göre özel yetkili ağır ceza mahkemeleri. Yeni anayasa değişikliği askerlerin yargılanmasının sınırlarını çok net çizmişken İstanbul Savcısı Ergül´ün Yüce Divan´ı adres göstermesi şaşırtıcı. ´Yetkisizlik´ kararındaki bu ifade, kararı daha da tartışmalı hale getiriyor. Dosyanın, Yüce Divan adres gösterilerek Ankara Savcılığı´na gönderilmesi Anayasa´ya aykırı görünüyor. ( Zaman)

Kararı Ankara savcılığı verecek

Kuvvet komutanları için de, Başbakan ve Bakanlara uygulanan prosedür geçerli kabul edilirse, Aytaç Yalman, İbrahim Fırtına ve Özden Örnek için 15 milletvekilinden oluşan TBMM Soruşturma Komisyonu kurulacak. Komisyonun raporu ´Yüce Divan´a sevk´ yönünde olursa ve Genel kurulda da 276 kabul oyu çıkarsa yargılama yapılabilecek. İstanbul Savcılığı, ´Yetkisizlik´ kararı verirken Anayasa´da yapılan ve kuvvet komutanlarının Yüce Divan´da yargılanabileceklerine ilişkin hükme dikkat çekti. Bu durumda, komutanlar hakkındaki soruşturmanın akıbeti de Ankara´da belli olacak. Ankara Savcılığı, ´Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs´ suçunun komutanların görevleriyle ilgili olmadığı´ kanısına varırsa, soruşturmaya devam edip dava açabilecek. Yeterli delil olmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı da verebilecek. Ya da, ´Kuvvet komutanları, Anayasa değişikliği sonucu ancak Yüce Divan´da yargılanabilir´ diyerek, yetkisizlik kararı verecek. Bu durumda yeni adres de, TBMM olacak.

(01 Kasım 2010), son güncel.: (02 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Darbe Günlükleri ve Komutanlarla ilgili manşetlerimiz

Deniz Kuv. Komutanı Özden Örnek´in darbe günlükleri (tam metin)

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2454    yazdır/print


 

Başörtüsünü görünce arka kapıdan sıvıştılar

Yaklaşık 9 ay önce yürürlükten kaldırılan ´Emasya Darbe Protokolü´nü diriltmeye çalışan Korg. Mehmet Eröz, türbanlı konukları görünce resepsiyonu arka kapıdan terk etti. Eröz´ün ardından diğer subaylar da arka çıkışı kullanarak resepsiyondan ayrıldı. Eröz´ün ismi AK Parti´yi hedefleyen 42 propaganda ve 400´ü aşkın kara propaganda sitesinin kurulmasını öngören andıçta da geçiyordu. Emasya´yı diriltmeye çalışan kontrgerillacıların cumhurun resepsiyonundan başörtülüleri protesto ederek ayrılmaları kamuoyundan büyük tepki gördü. Vatandaşlar, siyasete meraklı subayların tek tek ya da topluca istifa ederek İP ya da CHP´ye katılabileceklerini, böylece görüşlerini ve uyarılarını doğru yöntemle halka aktarabileceklerini, halkın da ikna olması durumunda onlara oy verebileceğini, halkı aşağılayan eski baskıcı yöntemlerin değişen dünyada artık ters etki yaptığını belirtiyorlar. Yaşananlar ´Kontrgerilla Cumhuriyeti´nden ´Türkiye Cumhuriyeti´ne geçiş sancıları olarak değerlendiriliyor.

Başörtüsünü görünce arka kapıdan sıvıştılar

Yaklaşık 9 ay önce yürürlükten kaldırılan ´Emasya Darbe Protokolü´nü diriltmeye çalışan Korg. Mehmet Eröz, türbanlı konukları görünce resepsiyonu arka kapıdan terk etti. Eröz´ün ardından diğer subaylar da arka çıkışı kullanarak resepsiyondan ayrıldı. Eröz´ün ismi AK Parti´yi hedefleyen 42 propaganda ve 400´ü aşkın kara propaganda sitesinin kurulmasını öngören andıçta da geçiyordu. Emasya´yı diriltmeye çalışan kontrgerillacıların cumhurun resepsiyonundan başörtülüleri protesto ederek ayrılmaları kamuoyundan büyük tepki gördü. Vatandaşlar, siyasete meraklı subayların tek tek ya da topluca istifa ederek İP ya da CHP´ye katılabileceklerini, böylece görüşlerini ve uyarılarını doğru yöntemle halka aktarabileceklerini, halkın da ikna olması durumunda onlara oy verebileceğini, halkı aşağılayan eski baskıcı yöntemlerin değişen dünyada artık ters etki yaptığını belirtiyorlar. Yaşananlar ´Kontrgerilla Cumhuriyeti´nden ´Türkiye Cumhuriyeti´ne geçiş sancıları olarak değerlendiriliyor.

Milliyet´in verdiği habere göre; Adana´da, 29 Ekim resepsiyonunda 6. Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Eröz´ün de aralarında bulunduğu askerler resepsiyonun ilerleyen saatlerinde salonu terk etti. Askerin tepkisinin salondaki türbanlı davetlilere yönelik olduğu öne sürüldü. Resepsiyonun ev sahibi Adana Valisi İlhan Atış ve eşi davetlileri tek tek karşıladı. Türbanlı davetlilerin de bulunduğu resepsiyonun ilerleyen saatlerinde salondaki askerler birden dışarıya çıkmaya başladı. 6. Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Eröz, Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Lapanta ve diğer askerler resepsiyonun düzenlendiği oteli arka kapıdan terk etti. AK Parti Adana İl Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Özcan, Açıkçası çok demokratik bulmuyorum ama kendi tercihleri diye konuştu. Ak Partililer duruma tepki gösterirken, Vali Atış askerin neden ayrıldığını bilmediğini söyledi. Atış, İçeride bir tane değil, 4-5 tane başörtülü hanımefendi vardı. Onları davet ettik, gelmişler. Ondan olduğunu sanmıyorum, bir nedeni var ama bilmiyorum. dedi.

K.C.´den T.C.´ye geçiş sancıları

Emasya´yı diriltmeye çalışan kontrgerillacıların cumhurun resepsiyonundan başörtülüleri protesto ederek ayrılmaları kamuoyunda büyük tepki gördü. Vatandaşlar, siyasete meraklı subayların tek tek ya da topluca istifa ederek İP ya da CHP´ye katılabileceklerini, böylece görüşlerini ve uyarılarını doğrudan halka aktarabileceklerini, halkın da ikna olması durumunda onlara oy verebileceğini belirtiyorlar. Yaşananlar Kontrgerilla Cumhuriyeti´nden Türkiye Cumhuriyeti´ne geçiş sancıları olarak değerlendiriliyor.

Emasya´yı Adana´da hortlatma girişimi

Yaklaşık 9 ay önce Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı´nın karşılıklı imzalarıyla kaldırılan ve darbe protokolü olarak da adlandırılan Emniyet Asayiş Yardımlaşma Protokolü (EMASYA) 6. Kolordu Komutanlığı´nda yeniden hortlatılmıştı. EMASYA´yı iptal eden protokolün altında imzası bulunan Korgeneral Mehmet Eröz´ün komutanlığını yaptığı 6. Kolordu´da böyle bir girişimin gerçekleşmiş olması şaşkınlıkla karşılanmıştı.

Birliklere talimat

Genelkurmay ile İçişleri Bakanlığı arasında 28 Şubat sürecinde yürürlüğe giren ve toplumsal olaylarda askere müdahale yetkisi veren EMASYA protokolü 4 Şubat 2010´da kaldırıldı. EMASYA´yı yürürlükten kaldıran protokole dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral Mehmet Eröz ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş imza attı. Ancak 7 Ekim 2010 tarihinde 6. Kolordu Komutanlığı, emrindeki birliklere bir talimat göndererek şehir merkezlerine yönelik bir çalışma yapılmasını istedi. Talimat içeriğinin iptal edilen EMASYA protokolünde yer alan içerikle benzer olması kafaları karıştırdı.

Şehirlerin krokilerini istediler

Altında Albay Emin Erim ile Kurmay Albay M. İhsan Tavazar´ın imzalarının bulunduğu ´GİZLİ´ gizlilik dereceli mesaj formunda Kolordu Komutanlığı´na bağlı bütün birliklerden Akdeniz Bölgesi´ndeki kışlaların acil müdahale mangaları ve hazır kıta mevcutları ile metin ve krokileri dâhil bölgedeki bütün şehirlerin planlarını istedi. 18 Ekim´e kadar gönderilmesi istenen bilgilerin Balyoz darbe planları bünyesinde kullanılan strateji planları ile aynı istekleri içeriyor olması dikkat çekti. Plan, darbe ve olağanüstü hal sonrası gerekli envanterin tespiti ile mevcut durumun belgesini içeriyor. Darbe yapılması için hazırlık çalışması olarak nitelendirilen EMASYA planlarının tekrar hazırlanması ile Adana, Osmaniye ve Gaziantep bölgelerinde çıkartılması planlanan olaylara müdahale etmek için EMASYA´nın tekrar yürürlüğe girmesi gerektiğinin gündeme getirileceği iddia ediliyor.

İnternet Andıcı´nı Iğsız´la hazırladı

Konunun en ilginç yanını ise bilgileri isteyen kişinin 4 Şubat 2010´da EMASYA planlarının kaldırılmasında imzası bulunan dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Mehmet Eröz olması. Eröz, Balyoz Darbe Planı davasının sanığı olan Korgeneral Nejat Bek´in ardından son Yüksek Askeri Şura´da 6. Kolordu Komutanlığı´na atandı. AK Parti hükümeti aleyhine faaliyet gösteren uydurma internet sitelerine dayanak gösterilen İnternet Andıcı soruşturmasında, 1. Ordu´nun eski Komutanı emekli Orgeneral Hasan Iğsız ile ismi birlikte anılan Eröz´ün bu sefer yeni atandığı 6. Kolordu Komutanlığından böyle bir belgenin çıkması şaşkınlığa neden olmuştu.

Başbakan´ın askeri danışmanıydı

Adana´da, türban protestosundan bulunarak Cumhuriyet Balosu´nu terk eden Korgeneral Eröz, 6´ncı Kolordu Komutanlığı´na tayin edilmeden önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın askeri danışmanlığını yapıyordu.

TSK generalleri ve CHP dışında herkes vardı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün verdiği resepsiyonda tek eksik TSK kadrosu ve CHP idi. Çankaya Köşkü´nde üç yıldan sonra tek resepsiyon düzenlendi. Askerlerin ve CHP´nin katılmadığı davete MHP, BDP, DSP ve BBP liderleri parti kurmaylarıyla birlikte geldi.

Gül: Tüm Renkler Burada

Cumhurbaşkanı Gül, sohbet ettiği gazetecilerin, “İki resepsiyon var. Askerler başka resepsiyon verdiler ve gelmediler” sözlerine, “Türkiye´nin bütün gerçeği burada. Bütün farklılıkları, renkleri, realitesi burada. Türkiye burada. Burası devletin yüzü” yanıtını verdi. Cumhurbaşkanı´nın eşi Hayrünnisa Gül ise, “Zor ve stresli bir süreçten sonra bu resepsiyona gelindi. Ne diyorsunuz?” sorusuna, “Doğru söylüyorsunuz ama biz olgunuz, sabırlıyız ve böyle şeylere de alışkınız” yanıtını verdi.

Komutanlar gitmedi

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ile kuvvet komutanları, jandarma genel komutanı ve Ankara´da görevli orgeneraller, dün akşam verilen resepsiyona katılmadı. Komutanlar, Köşk´teki resepsiyon yerine Işık Koşaner´in Merkez Orduevi´nde verdiği resepsiyona katıldı. Anayasaya göre “Başkomutan” sıfatını taşıyan Cumhurbaşkanı Gül´ün davetine (aslında bu bir emirdir) komutanların icabet etmeyişi bazı yorumcular tarafından emre itaatsizlik olarak algılandı

Erdoğan Askerlere Tepki Gösterdi

Resepsiyona yalnız gelen Başbakan Erdoğan, sohbet ettiği gazetecilerin, “Biliyorsunuz iki resepsiyon var, bir de askerlerin yaptığı resepsiyon var ve askerler buraya gelmedi. Ne diyorsunuz?” sorusu üzerine, “Bu gecenin resepsiyonu burasıdır. Bunun dışında resepsiyonu doğru bulmuyorum. Cumhurun başının daveti burada. Cumhur da buraya davetli. TSK temsilcileri de bugüne kadar hep burada olurdu, gelmeliydiler. Görüyorsunuz çok güzel bir ortam var. Hep bunu özledik. Hiç kimse bundan rahatsız olmamalı” diye konuştu.

Bahçeli´den Gül´e tam destek

MHP lideri Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Gül´ün düzenlediği resepsiyona kalabalık bir kurmay heyetiyle katıldı. CHP´nin aksine MHP resepsiyona destek çıktı. Bahçeli ana muhalefet ve askerin tavrını üstü kapalı eleştirdi. Bahçeli, Çankaya Köşkü´ndeki tek resepsiyonla ilgili sorular üzerine, Normal olan buydu. Normale dönmüş olduk. dedi.

CHP ve Genelkurmaya büyük tepki: Kaybedecekleri bir savaşı sürdürüyorlar

31 Ekim 2010: Cumhuriyet´in kuruluşunun 87. yıldönümü nedeniyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün Çankaya Köşkü´nde verdiği resepsiyona CHP´nin yanı sıra Genelkurmay´dan da katılım olmaması farklı kesimden aydınların tepkisini çekti. Köşk´ün davetine icabet etmeyen komuta kademesi ve anamuhalefet partisinin başörtüsünü hedef aldığını belirten aydınlar, asker ve CHP´nin bu tavırlarıyla temel hak ve özgürlükleri içine sindirmediğinin ipuçlarını ortaya koyduğunu söyledi. Askerin resepsiyona katılmamasına ilişkin siyasetçi, akademisyen ve aydınların tavrı şöyle:

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: İnsanların özel hayatlarındaki tercihlerine saygı gösterilmesi lazım. Bunun bir tehdit gibi algılanması zaten doğru değil. Nasıl cumhur tekse cumhurun bayramı da tek olmalıdır. Alternatif kutlamalar şekline dönüşmemelidir.

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre: Generallerin resepsiyona katılmaması beni pek üzmedi. Çünkü onların katılmaması şaşırtıcı değil. Bu açıdan pek üzülmedim.

Gazeteci Mehmet Ali Birand: (twitter yazısı) Komutanlar Köşk´e çıkmadı. Başkomutana başkaldırdılar. Kaybedecekleri bir savaşı sürdürüyorlar. Üstelik ellerinde etkin silah da kalmadı.

Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel: Tam da normalleşme olduğu dönemde askerin yaptığı bu davranışı ayıplıyorum. Unutulmamalıdır ki Anayasa´nın 117. maddesinde cumhurbaşkanının aynı zamanda TSK´nın başkomutanı olduğu yazıyor. Asker başkomutanın hazırladığı bu resepsiyona katılmamakla bir protokol ayıbı gerçekleştirmiş oldu. Genelkurmay´ın tavrı, asırlık bir hazımsızlığın tezahürüdür.

Özgür-Der Başkanı Rıdvan Kaya: Milletin değerlerine karşı bir asırdır süren takıntılı ruh halinin devam ettiğini görüyoruz. Cumhurbaşkanlığı´nın davetine katılmamak tek kelimeyle saygısızlıktır. Kaybediyorlar, kaybedecekler de...

Emekli Tümgeneral Adnan Tanrıverdi: Katılmamalarını resepsiyona eşli olarak davet yapılmasına bir tepki olarak algılamak lazım. Bunu hiçbir şekilde izah edemezler. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi´nde irticayı tehdit olmaktan çıkıyor. Ancak inancı gereği örtünenler yadırganıyor. Yanlış bir tavır. Asker, milletin gönlündeki yerini tekrar kazanmak istiyorsa bunları hazmetmesi gerekir. Tepkinin ötesine giden bir davranış olamaz. Geçmişi uygulamak yanlış bir tutum. TSK, bu davranışıyla temel hak ve özgürlüler ile inanç konusunu içine sindirmediğinin ipuçlarını verdi.

TESEV Başkanı Can Paker: Biz referandumdan sonra arzu edilen demokratik noktaya daha kolay gelinir diye düşünüyorduk. Askerin resepsiyon tavrı henüz buraya ulaşılamadığının göstergesi. Asker, milletin iradesine karşı irade koyamaz. Siyasilerin tutumu ile askerin tutumu bir olamaz. CHP liderinin resepsiyona katılması siyaset açısından iyi olurdu. Ancak onun tercihi. Oysa asker, devletin memurudur. Yaptıkları ´devlet´ kavramına karşı bir tutumdur.

Gazeteci Nazlı Ilıcak: Askerin resepsiyona katılmamasını da, bunun için alternatif resepsiyon geliştirmesini de doğru bulmuyorum, onaylamıyorum. Askerler kendilerini ve programlarını cumhurbaşkanına göre ayarlamak zorundadır. Komutanların tavrı kabul edilebilir bir durum değil.

Sanatçı Şanar Yurdatapan: Bir devlet kurumunun, cumhurbaşkanının verdiği resepsiyona katılmama gibi bir lüksü olamaz. Memuruna grev hakkı vermeyen bir devlette Genelkurmay´ın resepsiyona katılmamasının izahı yok. CHP´nin ise katılmaması da çok ilginç. İlkeli duruşları yok. Böyle davranarak saygınlıklarını yitiriyorlar. ( Zaman)

(30 Ekim 2010), son güncel.: (31 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

EMASYA ile ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2450    yazdır/print


 

Darbe Günlükleri´ni örtme girişimi

Darbe Günlükleri´nin ilginç bir süreçle Ergenekon´dan çıkarılıp Ankara´ya gönderilmesi hukukçuların tepkisini çekti. ´Ergenekon´da görev almayan bir savcının yetkisizlik kararı, günlüklerle Ergenekon arasındaki güçlü irtibatı ortadan kaldırmaz´ diyen hukukçular, Danıştay cinayetinde olduğu gibi soruşturmanın yine İstanbul´da tamamlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

Darbe Günlükleri´ni örtme girişimi tartışılıyor

Darbe Günlükleri´nin ilginç bir süreçle Ergenekon´dan çıkarılıp Ankara´ya gönderilmesi hukukçuların tepkisini çekti. ´Ergenekon´da görev almayan bir savcının yetkisizlik kararı, günlüklerle Ergenekon arasındaki güçlü irtibatı ortadan kaldırmaz´ diyen hukukçular, Danıştay cinayetinde olduğu gibi soruşturmanın yine İstanbul´da tamamlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

´Darbe Günlükleri´ dosyasının Balyoz soruşturmasını yürüten Mehmet Ergül tarafından Ankara´ya gönderilmesi yeni bir tartışma başlattı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nın dosyayı Savcı Zekeriya Öz´den ilginç bir yöntemle alması ve sürecin Ergenekon´da görev almayan bir savcı eliyle yürütülmesi ´darbe soruşturmasına müdahale´ olarak değerlendirildi. Günlükler Öz´den istenirken, Balyoz dosyasıyla ilgisinin olup olmadığının inceleneceği gerekçe gösterilmişti. Savcı Ergül´e verilen dosya, geri gönderilmediği gibi ilginç bir yetkisizlik kararı çıktı. Ergül, günlüklerin Ergenekon´la bağlantılı olmadığını iddia etti. Soruşturmanın Ergenekon ana davasından ayrılamayacağının altını çizen hukukçular, sürecin İstanbul´da tamamlanması gerektiğine dikkat çekiyor. ´Hukukî ve fiilî irtibat´ nedeniyle Danıştay cinayeti dosyasının Ankara´dan İstanbul´a gönderildiğini hatırlatan hukukçular, Günlüklerle Ergenekon arasındaki güçlü irtibat iddianamelerde açıkça görülüyor. Davayla doğrudan ilgilenmeyen bir savcının kararı bu güçlü irtibatı ortadan kaldırmaz. diyor. Hukukçular Derneği Başkanı Cahit Özkan, darbe davasının örtülmek istendiğini vurguluyor. Adaleti Savunanlar Derneği Başkanı Ayhan Gültekin, davayı akim bırakma girişimlerinin sürdüğünü belirtirken, emekli Başsavcı Reşat Petek, Niye iki yıl beklendi? diye soruyor.

Alavere dalavere, dosya Ankara´ya

Darbe Günlüklerine ilişkin soruşturma ilginç bir seyir izledi. ikinci Ergenekon iddianamesinde, Özden Örnek´e ait günlüklerin ´darbe planlarıyla bağlantılı´ olduğu, ancak kuvvet komutanları hakkındaki soruşturmanın tefrik edildiği belirtiliyordu. Bu kapsamda savcılar üç eski kuvvet komutanını sorgulamak için adliyeye çağırdı. Bu sırada eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek imzalı 1 Ocak 2006 tarihli genelge gündeme getirildi. İstanbul Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, bu genelgeye dayanarak 5 Aralık 2009´da ifade alma işlemlerine katıldı. Çolakkadı sorgudan bir ay sonra genelgeye göre kuvvet komutanları hakkındaki soruşturmayı başsavcı vekili olarak kendisinin yürüteceğini belirterek dosyayı Savcı Zekeriya Öz´den aldı ve Balyoz soruşturmasında görevlendirdiği Mehmet Ergül´e devretti. Ergül de birkaç ay elinde beklettiği dosyayı yetkisizlik kararıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdi.Bu sürece bakıldığında dosyanın Ankara´ya hukuki bir şekilde gönderildiği söylenemez. Şöyle ki; en başta Çolakkadı, dosyayı genelge gereği ´kuvvet komutanlarının soruşturmasını başsavcı ya da görevlendireceği başsavcı vekili yürütür´ düzenlemesi nedeniyle istemişti. Başsavcıvekili, eğer genelgeye göre işlem yapmaktan bahsediyorsa soruşturmayı kendisinin yürütmesi gerekirdi. Ancak bunu yapmadı. Genelgeye göre el koyduğu dosyayı genelgeye aykırı bir şekilde savcı Öz´le aynı nitelikte olan Ergül´e gönderdi. Ergül de yine genelgeye göre görevli olmadığı bir soruşturmada dosyaya ilişkin ´Ergenekon soruşturmasıyla ilgisi olmadığı´ gerekçesiyle yetkisizlik kararı verdi.

Ergenekon dosyasını incelemeye gerek görmedi

Burada en çok dikkat çeken durum ise, savcı Ergül´ün Ergenekon soruşturmasında bir ifade bile almamış, dosyayla ilgili hiçbir işlem yapmamış olması. Mehmet Ergül, darbe günlükleri soruşturmasını aldı ancak inceleme sürecinde Ergenekon savcılarından ya da Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nden Ergenekon dosyasını isteyip herhangi bir incelemede bulunmadı. Eğer bu yetkisizlik kararını Ergenekon savcıları verse anlaşılabilir durum olurdu. Ancak dosyayla ilgisi olmayan bir savcının karar vermesi hukukçular tarafından da şaşırtıcı bulunuyor.Ergenekon sürecinde Savcı Öz´de bulunan internet andıcı, eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay´ın baş şüpheli olduğu ´yargıyı etkileme´ gibi soruşturmalara yine bu genelge gereği müdahaleler gündeme gelmişti. Bu da müdahalenin son ayağı olarak değerlendiriliyor. Ancak gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var. Günlük soruşturmasının tekrar İstanbul´a gönderilmesi mümkün. Çünkü Özden Örnek´in darbe günlüklerinde yer alan anlatımlar Ergenekon iddianamelerinde yer verilen iddialar ile aynı. Yani soruşturmayla halen süren davanın delilleri arasında hukuki ve fiili irtibat söz konusu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in ikinci Ergenekon davasında Mustafa Balbay´ın çapraz sorgusunda sarf ettiği sözler de olayı çok net anlatıyor. Savcı Pekgüzel, darbe planları sorularına tepki gösteren Balbay´a Davanın özü bu. Darbe planları Sarıkız, Ayışığı, Eldiven gibi darbe planları. demişti. ( Zaman)

Ayrıntılar belli olmaya başladı

Darbe Günlükleri Dosyası´nın “yetkisizlik” iddiasıyla Ankara´ya gönderilmesinde tam bir “alicengiz oyunu” oynandığı öğrenildi... Akit´in edindiği bilgiye göre; dosya, Savcı Zekeriya Öz´ün elindeydi... Ama, bir “katakulli” ile alınıp Savcı Mehmet Ergül´e verildi... Ergül de, dosyayı Ankara´ya gönderdi. Balyoz operasyonları ile ilgili koordinatör savcı olarak görevlendirildikten sonra hiçbir askerin tutuklanmasını talep etmeyen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ergül´ün yetkisi olmamasına rağmen Darbe Günlükleri dosyasını Ankara´ya göndermesi şok etkisine neden oldu. Dosyanın soruşturmanın asıl sahibi Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz´den bir “katakulli” ile kaçırıldığı öğrenildi. Darbe günlükleri Nokta Dergisi´nin Nisan 2007´deki sayısında yayınlanmıştı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek´e ait olan “Darbe Günlükleri” Ergenekon soruşturması savcıları tarafından soruşturma konusu yapıldı. Bu kapsamda 5 Aralık 2009´da emekli Oramiral Özden Örnek, emekli Orgeneral Aytaç Yalman, emekli Orgeneral İbrahim Fırtına Ergenekon savcıları tarafından sorgulandı. Genelge gereği Kuvvet Komutanlığı yapmış askerlerin sorgusuna başsavcı vekili de katılacağı için sorguda İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turhan Çolakkadı da hazır bulundu.

Yeni sinsi plan

İddialara göre; sorgu sonrası sanıklar hakkında iddianame hazırlayacağı belirtilen savcı Zekeriya Öz´e başsavcılık kanalıyla baskı başladı. Ergenekon Savcısı Öz´den; dosyayı yetkisizlik kararı vererek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi istendi. Öz´ün “dosyayı gönder senin işin değil” telkinine kulak asmaması üzerine yeni bir plan yapıldı. Bunun üzerine Balyoz sanıkları ile ilgili tutuklama istememesi ile dikkat çeken Mehmet Ergül devreye girdi. Ağustos ayında savcı Öz ile görüşen Mehmet Ergül Balyoz soruşturmasına koordinatör olarak atandığını belirterek; darbe planları arasında fiili bağ olup olmadığını araştırmak için dosyayı incelemek istediğini belirtti ve dosyayı aldı. Mehmet Ergül´e ulaşan dosya bir daha geri gelmedi. Üst üste 4 defa dosyayı isteyen Ergenekon savcısına olumsuz cevap verildi. Savcı Ergül iki ay elinde tuttuğu dosyayı “yetkisizlik” kararı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdi.

Başsavcı Engin: Zekeriya´ya ben baskı yapmadımSavcı Zekeriya Öz´e sözkonusu soruşturma kapsamında baskı yapılıp yapılmadığı konusunda görüştüğümüz İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Zekeriya Öz´e kendisinin baskı yapmadığını belirtti. Dosyanın Mehmet Ergül´e nasıl gittiğini bilmediğini ifade eden Engin “Ben Zekeriya´ya baskı yapmadım. Darbe günlükleri dosyasının nasıl gittiğini bilmiyorum. Zekeriya Öz ve Başsavcı Vekili Çolakkadı katılmıştı o soruşturmaya. Ama nasıl Mehmet Ergül´e gittiğini bilmiyorum. Yani bırakın Ankara´ya gitsin onlar da pekala yürütebilir bu soruşturmayı” dedi.

Eğer mesele darbe ise mevzuat teferruattır

İSTANBUL Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili Çolakkadı, Ergenekon ve Balyoz gibi soruşturmalarda bakanlık kararnamesini hatırlatıp “Yetki bende, imzam olmalı” dedi. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, bugüne kadar birçok soruşturmada savcıların işlemlerine müdahale etmek için dayanak yaptığı genelgeyi, bu kez kendisi deldi. Önceki gün “Darbe Günlükleri” dosyasına ilişkin verilen “yetkisizlik” kararının altında Başsavcı ya da Başsavcı Vekili´nin imzası bulunması gerekirken, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ergül´ün imzasının olması kafaları karıştırdı. Adalet Bakanlığı´nın 2006 yılında yayımladığı genelge uyarınca kuvvet komutanlarıyla ilgili soruşturmalarda Başsavcı yada vekilinin imzasının bulunması gerekiyordu. Çolakkadı´nın kendisinin incelemesi gereken dosyayı Savcı Ergül´e vermesi, ´Çolakkadı genelgeyi deldi´ şeklinde yorumlandı.

Çolakkadı sadece Örnek´in sorgusuna katıldı

Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, ´Ayışığı´, ´Sarıkız´, ´Yakamoz´ ve ´Eldiven´ darbe planlarıyla ilgili Ergenekon savcıları tarafından sorgulanmıştı. Genelge gereği Başsavcı vekili Turan Çolakkadı sadece Özden Örnek´in sorgusuna iştirak etmiş, Yalman ve Fırtına´nın sorgusuna ise katılmamıştı. İfadelerin ardından savcılar, bakanlık genelgesini dikkate alarak eski kuvvet komutanlarıyla ilgili dosyayı Çolakkadı´ya gönderdi. Çolakkadı, uzun süre kendisinde kalan dosyayı ağustos ayında Balyoz soruşturmasının koordinatör savcısı Mehmet Ergül´e iletti. Ardından incelemesini tamamlayan Ergül ise “Darbe Günlükleri” dosyasını “Ergenekon´la bağlantısı bulunmadığı” gerekçesi ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdi.

Savcıların da yetkisi var

Çolakkadı kararın altında imzasının bulunmamasını “Soruşturmayı ben yapıp bitirebilirdim ancak iş yoğunluğu nedeniyle sonuçlandırmayı savcılara bıraktım” sözleriyle açıkladı. 50-100 klasörü kendisinin inceleme imkânının olmadığını vurgulayan Çolakkadı, “Bu konuda savcıların yetkisi var. Ben yazarsam 30 savcı ne yapacak. Genelgede ´üst düzey birileri varsa başsavcı ya da vekilinin en azından ifadede hazır bulunması uygun olur´ deniyor. Diğer savcıların yürütmesinde sorun görmedim” dedi. Çolakkadı, günlüklerin İkinci Ergenekon İddianamesi´nin temelini oluşturduğunun hatırlatılması üzerine ise “Ergenekon´la ilgisi yok. Suç ayrı, suç tarihleri ayrı. Karara baktım. Savcılar da “suç yeri Ankara” dediler. Usul yönünden sorun yok” dedi.

Kriz yaşanmıştı

“İnternet Andıcı” soruşturmasında Savcı Zekeriya Öz´ün, eski 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız´ın ifadesini almak istemesi üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin ile arasında yetki karmaşası yaşanmıştı. Engin, Bakanlık genelgesini gerekçe göstererek komutanlarla ilgili dosyanın kendisine gönderilmesi ve hiçbir işlem yapılmamasını istemişti. Benzer bir kriz, Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay´ın gözaltına alınması ve Deniz Baykal hakkında fezleke hazırlığı sırada da yaşanmıştı.

Genelge ne diyor

1 Ocak 2006 tarihli eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek tarafından hazırlanan genelgede şu ifadeler yer alıyor: “Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, yüksek yargı organı başkanları ve başsavcıları, Genelkurmay Başkanı, bakanlar, milletvekilleri, kuvvet komutanları gibi devlete üst düzey görevlerde hizmet etmiş veya hizmette bulunan kişiler hakkındaki soruşturmaların kolluğa bırakılmaksızın bizzat başsavcı veya görevlendirecekleri başsavcı vekilleri tarafından yürütülmesi esastır.” ( Taraf)

İlginç iddia: Yetkisizlik kararı aslında 30 Aralık 2009´da alınmış ve bu haber medyaya da yansımıştı. Öyleyse niçin 27 Ekim 2010´a kadar 10 ay beklendi ve dosya şimdi Ankara´ya gönderildi? - Cevap: Dosyanın askeri savcılığa gitme ihtimali nedeniyle yetkisizlik kararı için 10 ay beklendi..

Yargı kulisleri bu haberi konuşuyor

Yargı kulislerinde darbe günlükleri ile ilgili karar için referandumun beklendiği iddia ediliyor. Darbe günlükleri ile Ergenekon arasında bağ bulunmadığı, Ergenekon iddianamesinde de yer almıştı. Yargı kulislerinde günlüklerle ilgili karar için askeri mahkeme ihtimalini ortadan kaldıran Anayasa değişikliğinin beklendiği ileri sürülüyor... İstanbul Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği´nin Ergenekon örgütü ile bağlantısını tespit edemediği gerekçesiyle yetkisizlik kararıyla Ankara´ya gönderdiği Darbe Günlükleri dosyasının son Anayasa değişiklikleri nedeniyle askeri yargıya gönderilmeyeceği ortaya çıktı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek´in kaleme aldığı iddia edilen günlüklerde geçen “Ayışığı” darbe planı ile eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur tarafından hazırlandığı iddia edilen “Yakamoz” darbe planına ilişkin bilgisayar sunumlarına ilişkin dosyanın Ankara özel yetkili Başsavcı Vekilliği tarafından görevsizlik kararıyla Genelkurmay Askeri Savcılığı´na gönderilebileceği belirtiliyordu. Ancak referandumda kabul edilen Anayasa değişikliği dosyanın Askeri Savcılığa gönderilmesini imkansız kıldı.

´Darbe Günlükleri´nin askeri mahkemeye gitme olasılığı referandumda kalktı

Değişiklikle askeri yargının görev alanını düzenleyen Anayasa´nın 145. maddesine “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür” hükmü eklendi. Böylece Ergenekon, Kafes, Balyoz, Poyrazköy gibi asker kişilerin de sanık olduğu davaların askeri mahkemelere gönderilmesi olasılığı tamamen ortadan kaldırıldı. Yargı kulislerinde İstanbul Başsavcı Vekilliği´nin, dosyanın askeri savcılığa gönderilmesi ihtimalinin Anayasa değişikliği ile ortadan kalkmasından sonra yetkisizlik kararıyla dosyayı Ankara´ya gönderdiği konuşuluyor. Ergenekon savcıları, 16 ay önce, yani Haziran 2009´da hazırladıkları 2. Ergenekon iddianamesinde ´Darbe Günlükleri´ ile Ergenekon örgütü arasında bir bağlantının tespit edilmediğini belirtmişlerdi. Bu tespitin yapılmasından yaklaşık 6 ay sonra kuvvet komutanları İstanbul´da savcılara ifade vermişti. Aradan geçen sürede dosyanın Ankara´ya gönderileceğine ilişkin haberler çıkmasına rağmen dosya Anayasa değişikliğinden sonra Ankara´ya gönderildi. Bu değişikliğe göre Darbe Günlükleri dosyası ile ilgili soruşturmayı yürütecek olan Ankara Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği ya sanıklar hakkında dava açacak ya da takipsizlik kararı verecek.

Danıştay saldırısı örneği

Darbe Günlükleri dosyasının Ergenekon´dan ayrı olarak yürütülecek olması Yargıtay´ın Danıştay saldırısına ilişkin kararını da yeniden gündeme getirdi. Yargıtay, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nin Danıştay saldırısının Ergenekon´la bağlantısının tespit edilemediği gerekçesiyle iki dosyanın birleştirilmesini reddeden kararını bozmuştu. Bu kararda saldırının faili Alparslan Arslan´ın Ergenekon´la bağlantılı olduğu iddiaları olduğu hatırlatılarak dosyanın Silivri´de birleştirilmesine karar verilmişti. Yargıtay´ın ilerde Darbe Günlükleri hakkında açılacak olası bir davada da benzer bir karar verebileceği belirtiliyor. ( Vatan)

Davanın akıbetinden endişeliyiz

Adaleti Savunanlar Derneği Başkanı Ayhan Gültekin, söz konusu gelişmelerin dava sürecini akim bırakma girişimlerinin sürdüğünün göstergesi olarak değerlendirildiğini anlatıyor. Hukukçular Derneği Başkanı Cahit Özkan ise Ergenekon ve Balyoz davası gibi dosyalara uzun zamandan beri müdahale girişimlerinin bilindiğini belirtiyor. İşte hukukçuların görüşleri:

Hukukçular Derneği Başkanı Cahit Özkan: Kamuoyunda öyle bir izlenim oluştu ki; yüksek yargı mensupları sanki çetecileri koruyor. Ankara´ya gönderilen soruşturma dosyasını da bu kapsamda değerlendiriyorum. Bütün darbe iddialarını Ankara´da birleştirip orada da üzerini örtmek mi istiyorlar? Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in yargılanmasında bu planı gördük. Ergenekon davasında görev almamış bir savcının ve makul gerekçeler sunmadan dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na göndermesi, davaya dışarıdan bir müdahale demektir. Soruşturma dosyasının Ankara´ya gönderilme kararı hukuki değildir. Ne yazık ki Türkiye´deki darbe soruşturmalarında adalete dayanmayan kararlar veriliyor.

Emekli Başsavcı Reşat Petek: Bu soruşturma kaldığı yerden Ankara savcılığınca da devam eder. Ancak şimdiye kadar bilinen darbe teşebbüslerinin özellikle darbe girişimini planlayan bir örgüt tarafından yapıldığı ve bu örgütün de darbeye zemin hazırlayıcı eylemler yaptığı noktasında iddianamede iddialar bulunuyor. Bu açıdan da hukukçu olarak bakıldığında yetkisizlik kararı ´Neden bu saatten sonra Ankara´ya gönderildi?´ sorusu zihnimizde bir soru, cevabını bulamıyor.

Boğaziçi Avukatlar Derneği Başkanı Bilal Çalışır: ´Yetkisizlik´ suçun işlendiği yer bakımından tabii ki uygulanıyor. Ağırlıklı olarak suç nerede işlenmişse orası yetkili oluyor. Bunun da amacı delillerin toplanmasını kolaylaştırmak. Eğer bu dosyadaki yetkisizlik kararı bu gerekçe ile verilmiş ise hukuki bir karar diyebiliriz. Ancak burada da bir tereddüt var. Darbe Günlükleri 2 yıldır sürüyor. Suçun işlendiği yerin ağırlıklı olarak Ankara olduğu en başından beri bilinen bir şeydi. Soruşturma başladıktan 1-2 ay sonra verilmiş olsaydı bu daha berrak bir şekilde verilmiş olacaktı. Ama 2 yıl sonra bu kararın verilmesi, zihinlerde soru işaretlerine neden oluyor. Maalesef Türkiye´de soruşturma sürecini uzatıp zamanaşımından dolayı gerek beraate giden gerekse de soruşturmayı kamuoyuna unutturarak takipsizlik kararı verilen birçok dosya oldu Türkiye´de. Bu karardan sonra kamuoyunda bu dosyanın da böyle bir akıbete uğrayacağı yönünde kaygılar oluştu.

´yetkisizlik´ kararı yanlış

Hukukun Üstünlüğü Platformu Başkanı Satılmış Şahin: Zannediyorum ki dosyayı ayırdılar. Hukuki altyapısı şu: Darbe Günlükleri´nin yazıldığı yerin Ankara olduğu yönünde bir görüş var. O gerekçeyle soruşturmayı Ergenekon´dan ayırmak suretiyle verilmiş olabilir. Bence yanlış bir karar. Gönderilmemesi gerekirdi. Yetkisizlik kararı ile dosyanın akıbetinden şüphe eder hale geldik. Soruşturmanın üzeri kapatılmak mı isteniyor? Umarım adalet terazisi şaşmaz, hukuku zan altında bırakacak bir karar çıkmaz.

Belli makamların dokunulmazlığı var

Adalet ve Hukuk Derneği Başkanı Ayhan Gültekin: Dosyanın Ankara´ya gönderilmesinde usul açısından bir sıkıntı olmayabilir. Ancak daha önce yaşanan yüksek yargı mensuplarına ve komutanlara dönük kurtarıcı uygulamalar, Darbe Günlükleri soruşturmasının Ankara´ya gönderilmesine kuşkuyla bakmamıza neden oluyor. Çünkü yüksek yargı ve general mertebesindeki askerlere yönelik soruşturmalarda dosya akim bırakılıyor. Ergenekon davası ile iç içe ve aynı tarihlerde gerçekleşen Darbe Günlükleri soruşturmasının Ankara´ya gönderilmesini manidar buluyorum. Bizim Türk hukukuna güvenimiz tam. Hangi adliyede görülürse görülsün hakimlerimiz kanunlar çerçevesinde karar verecektir. Ancak bu şekilde soruşturmanın ilgisi farklı bir ile gönderilmesi akıllarda soru işareti bırakıyor. CNR soruşturmasında iki hakim dinlemeye takılmıştı. Biri dinlemenin yapıldığı tarihte emekli olduğu için tutuklandı, diğeri görevi başında olduğu için ifadesi bile alınmadı. Türkiye´de belli noktalarda görev yapan kişiler için dokunulmazlık var. Bu dosyada da dokunulmazlık olsun istemiyoruz. ( Zaman)

´Savcıların ve gazetecilerin ortak imalatı abartılı tepkiler´

Alper Görmüş (Taraf): Darbe Günlükleri´ne ilişkin soruşturma evrakı, savcı Mehmet Ergül tarafından Ergenekon davasından ayrıldı ve “yetkisizlik” gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderildi. Savcı Ergül´ün imzasını taşıyan “yetkisizlik” yazısında, eski kuvvet komutanları Özden Örnek, Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına´nın “Ergenekon terör örgütüyle ilgi ve irtibatlarının tesbit edilemediği” de belirtiliyordu. Bu gelişme, Ergenekon davasını önemseyenlerde hayal kırıklığı; davayı “fasa fiso” olarak görenlerde sevinç yarattı. Her iki tepkinin de abartılı olduğunu düşünüyorum. Bu abartılı tepkilerin, savcıların ve gazetecilerin ortak imalatı olduğu kanaatindeyim: a) Savcılar, İkinci Ergenekon iddianamesinde Darbe Günlükleri´yle Ergenekon davası arasında her yana çekilebilecek muğlâk bir ilişki kurmuştu. b) Bu muğlâklık nedeniyle, gazeteciler Darbe Günlükleri-Ergenekon ilişkisine aşırı anlamlar yüklediler. Savcıların muğlâk ifadeleri gazetecilerin “aşırı” yorumlarıyla birleşince, kamuoyunda, Örnek, Fırtına ve Yalman´ın (da) Ergenekon örgütünün liderleri olarak yargılanması gerektiği gibi bir kanaat oluştu. Oysa iddianamenin hiçbir yerinde bu kanaati haklı çıkartacak bir suçlama yoktu. İşte bu nedenlerle son “yetkisizlik” kararı beni ne hayal kırıklığına uğrattı, ne de şaşırttı.

“Yetkisizlik” kararına giden süreçte yaşanan bir dizi tuhaflık

Bu söylediklerimi, Darbe Günlükleri´nin İkinci Ergenekon iddianamesinde (Mart 2009) ne surette yer aldığını alıntılarla göstererek cuma günkü yazımda açacağım... Böylece göreceğiz ki, tek başına bu “yetkisizlik” kararına bakarak ne Ergenekon davasının içinin boşaltıldığı ve davanın artık temelsiz kaldığı öne sürülebilir, ne de üç kuvvet komutanının yargılanmaktan “kaçırıldığı” ve artık kolay kolay yargılanmayacakları öne sürülebilir. Fakat “yetkisizlik” kararına giden süreçte yaşanan bir dizi tuhaflık, “kaçırılma” iddialarıyla ilgili olarak daha temkinli olmamızı gerektiriyor. Bugün, dosyanın Ankara´ya gönderilme sürecinde basında dile getirilen birkaç eleştiriyi ve nasıl olup da gözlerden kaçtığına hayret ettiğim bir noktayı dikkatlerinize sunarak Darbe Günlükleri´nin “kaçırılması” iddialarını ele alacağım.

Başsavcıvekilinden farklı standart

Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz yıl 5 aralıkta, Ergenekon davası kapsamında üç kuvvet komutanının ifadeleri alınmıştı. İstanbul Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek´in 1 Ocak 2006 tarihli genelgesini gerekçe göstererek, ifade alma işlemlerine bizzat katıldı. Çolakkadı, ifadelerden bir süre sonra, aynı gerekçeye dayanarak Darbe Günlükleri soruşturmasını savcı Zekeriya Öz´den kendi uhdesine aldı. (Genelge, kuvvet komutanlarının da dâhil olduğu üst düzey devlet görevlileriyle ilgili soruşturmaların başsavcılar ya da başsavcıvekilleri tarafından yürütülmesine âmirdi.) Fakat Çolakkadı, dosyayı bir süre kendinde tuttuktan sonra, Zekeriya Öz´le aynı seviyede olan Mehmet Ergül´e verdi. O da geçtiğimiz günlerde “yetkisizlik” kararıyla soruşturma dosyasını Ankara´ya gönderdi. Cevap bekleyen birinci soru bu: Çolakkadı, madem kendisi incelemeyecekti, dosyayı neden Öz´den alıp Ergül´e vermişti? Yine Çolakkadı, benzer birkaç durumda evrakın altında savcının yanı sıra mutlaka kendi imzasının da bulunması gerektiğini şart koştuğu halde, bu defa sadece savcı Ergül´ün imzasının bulunmasına tepki göstermemişti. Cevap bekleyen ikinci soru da buydu.

Savcının, dikkatsizlikle açıklanamayacak büyük maddi hatası

Fakat bu süreçteki en vahim nokta Başsavcıvekili Çolakkadı´nın birçok soru işaretine yol açan tasarrufları değildi. Altında savcı Ergül´ün imzasının bulunduğu “yetkisizlik” yazısındaki akıl almaz hatanın yanında, bunların lafı bile edilmezdi. Savcıya göre Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven üç aşamalı bir darbe planının adlarıydı. Fakat... Gerisini “yetkisizlik” yazısından aktarıyorum: “(...) Ancak o tarihte Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök´ün Başsavcılığımızca 22.04.2009 tarihli tanık olarak alınan yeminli ifadesinden de anlaşılacağı üzere hazırlanan Ayışığı ve Yakamoz kod isimli planların slayt sunumlarından haberdar olması üzerine bu planların tüm olarak uygulanamadığı ve bunun üzerine Sarıkız kod adlı başka bir planın hazırlandığı...” Oysa biz gerek Darbe Günlükleri´nden gerekse de İkinci Ergenekon iddianamesindeki çok sayıdaki tekrardan biliyoruz ki, sıralama, savcı Ergül´ünkinin tam tersidir. Gerçek şudur: Dört komutanlı (Örnek, Yalman, Fırtına, Eruygur) Sarıkız darbe planının rafa kaldırılmasından sonra Şener Eruygur, Sarıkız´daki hazırlıklardan da faydalanarak Ayışığı adını verdiği (sonraki aşamaları Yakamoz ve Eldiven) yeni bir darbe planının hazırlığına girişmiştir. Aşağı yukarı aynı kelimelerle İkinci Ergenekon iddianamesinde defalarca tekrar edilen bu bilgi şöyledir: “Söz konusu darbe planları incelendiğinde, ´SARIKIZ´ kod adlı darbe planının, darbe öncesi ülkede darbe zemini oluşturmak için yapılması gereken faaliyetleri içerdiği, ´AYIŞIĞI´ ve ´YAKAMOZ´ kod isimli darbe planlarının ise darbenin bizzat aktif olarak nasıl ve ne şekilde yapılması gerektiğini, ´ELDİVEN´ kod isimli darbe planının ise gerçekleştirilecek darbe sonrası yapılacak faaliyetleri kapsadığı anlaşılmıştır.” Şimdi, bu kadar bariz bir bilgi yanlışı nasıl açıklanabilir? Savcı, iddianameyi hiç mi okumadı? Hadi ondan vazgeçtik, iki yıldır gazetelerde bu yönde çıkan haberlerden hiç mi haberi olmadı? Şimdi bu tuhaflığa bakıp da, dosyayla hiçbir ilgisi bulunmayan bir savcının böyle bir karar almasını yadırgayan hukukçulara hak vermemek mümkün mü? (Taraf)

(29 Ekim 2010), son güncel.: (02 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Darbe Günlükleri ve Komutanlarla ilgili manşetlerimiz

Deniz Kuv. Komutanı Özden Örnek´in darbe günlükleri (tam metin)

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2447    yazdır/print


 

Ergenekon hakimlerini karalamak için şaşkın girişim

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasında dün ilginç gelişmeler yaşandı. Mahkeme Başkanı Şengün´e gelen not akılları karıştırdı. Ergenekon ana davasının tutuklu sanığı İsmail Yıldız, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´e gönderdiği bir notta, Asabiye uzmanı olan doktor bir arkadaşının kendisine ´Davaya bakan bir hakimin eşi ve çocuğunu hastanede gördüm. Onlara yardım edebilirim´ şeklinde bilgi gönderdiğini ifade etti. Ancak Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, bu yardım teklifiyle ilgili olarak ´Bu bilgiler tamamen yanlış. Heyette eşi memur olan ve böyle iki çocuğunun sağlık problemi olan yok. Arkadaşınızın ismini açıklamanıza da gerek yok. Bu bilgiyi de ona ulaştırın´ diyerek tepki gösterdi. Böyle asılsız bir yardım teklifinin hangi amaçla yapıldığı ya da yanlışlıkla mı yapıldığı konusu anlaşılamadı.

Ergenekon hakimlerini karalamak için şaşkın girişim

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasında dün ilginç gelişmeler yaşandı. Mahkeme Başkanı Şengün´e gelen not akılları karıştırdı. Ergenekon ana davasının tutuklu sanığı İsmail Yıldız, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´e gönderdiği bir notta, Asabiye uzmanı olan doktor bir arkadaşının kendisine ´Davaya bakan bir hakimin eşi ve çocuğunu hastanede gördüm. Onlara yardım edebilirim´ şeklinde bilgi gönderdiğini ifade etti. Ancak Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, bu yardım teklifiyle ilgili olarak ´Bu bilgiler tamamen yanlış. Heyette eşi memur olan ve böyle iki çocuğunun sağlık problemi olan yok. Arkadaşınızın ismini açıklamanıza da gerek yok. Bu bilgiyi de ona ulaştırın´ diyerek tepki gösterdi. Böyle asılsız bir yardım teklifinin hangi amaçla yapıldığı ya da yanlışlıkla mı yapıldığı konusu anlaşılamadı.

Birinci ´Ergenekon´ davasının 164. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda yapılan duruşmaya, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve Alparslan Arslan´ın da aralarında bulunduğu 18 tutuklu sanık katıldı. Duruşmaya tutuklu sanıklardan Ergün Poyraz, Fikri Karadağ, Hayrettin Ertekin ile davanın 162. duruşmasında Perinçek´e fiili saldırıda bulunduğu gerekçesiyle 5 duruşmaya katılmama cezası verilen tutuklu sanık Osman Yıldırım gelmedi. Tutuksuz sanıklardan Güler Kömürcü Öztürk ise duruşmada hazır bulundu. Davanın bugünkü duruşmasında dinlenilmesi beklenen tanık Fikri Cora´nın gelmemesi üzerine sanıkların taleplerinin alınmasına geçildi.

Sanık ve avukatların taleplerini sunmalarının ardından İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, bu taleplere ilişkin görüşü ile mütalaasını mahkemeye sundu. Savcı Pekgüzel, tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün Aralık ayında uygulanacak olan ve tutuklu bulunan kişilere elektronik Kelepçe takılmasına ilişkin yasadan muaf tutulmasını içeren talebinin karara bağlanmasına yer olmadığını söyledi. Tutuklu sanıklardan avukat Kemal Kerinçsiz´in, sanıklar Muzaffer Tekin ile Ergun Poyraz´ın avukatlığını yapmasının yasaklanmasına ilişkin mahkeme tarafından önceki celselerde verilen ara kararından dönülmesini talep ettiğini hatırlatan Savcı Pekgüzel, mahkemenin bu verdiği bu kararda bir isabetsizlik olmadığını belirterek talebin reddini istedi.

Oktay Yıldırım kızdı

Savcı Pekgüzel, tutuklu sanıklardan Mehmet Demirtaş´ın, Ergenekon soruşturmasının başlamasına neden olan ve Ümraniye´de ele geçirilen el bombalarının nasıl tasarruf sahibi olduğunun iddia makamınca açıklanması talebiyle ilgili olarak da açıklama yaptı. Demirtaş´ın evde tasarruf sahibi bulunduğu kanaatine tüm dava dosyası kapsamından varıldığını belirten Pekgüzel, Özellikle kendisinin avukatı eşliğinde verdiği emniyet ifadesindeki ´Bu evin kiraya verilmesi işleriyle ilgili genel olarak ben uğraşmaktayım.´ şeklindeki ifadesi, şu anda kabul etmese de yine aynı ifadesinde kendisine sorulan ´12 Haziran 2007 tarihinde Trabzon İl Jandarma Komutanlığına yapılan bir telefon ihbarı ile ilgili olarak yakalandığınız ve yakalanmanıza konu olan 27 adet el bombasını yakalandığınız esnada askerlik yaptığınız dönemde komutanınız olan Astsubay Oktay Yıldırım´ın (Dava sanığı) bıraktığını beyan ettiğiniz ve bu beyanınıza istinaden Oktay Yıldırım isimli şahıs da yakalanmıştır. Neden bu şekilde bir beyanda bulundunuz? sorusuna verdiği Ben bu soruya susma hakkımı kullanacağım. şeklindeki cevabının da bu kanaate varmalarına neden olduğunun kendisine izah edilmesini talep etti. Savcı Pekgüzel´in bu açıklamasının ardından tutuklu sanıklar arasında bulunan Oktay Yıldırım, Pekgüzel´in bu sözlerine ayağa kalkarak tepki gösterdi. Yıldırım´ın, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ile konuşarak bu açıklamaya itiraz ettiği gözlendi.

Savcı, Tekin´den çıkan Lobi belgesine dair bilgi verdi

Savcı Pekgüzel, tutuklu sanıklardan Muzaffer Tekin´in, kendisi hakkında Ergenekon örgütü ile ilişkilendirilen tek delil olduğunu ileri sürdüğü ´Ergenekon Lobi Belgesi´nin, hangi belgeye dayanılarak kendi bilgisayarından çıktığının kendisine izah edilmesine ilişkin talebi için de bir açıklama yaptı. Bu belge ile ilgili konunun dava dosyasının 3. klasöründe 462-522 sayfaları arasında yer alan Muzaffer Tekin´den çıkan dijital malzemelerin inceleme tutanaklarında yer verildiğini kaydeden Pekgüzel, bu bölümde Tekin´in bilgisayarının silinmiş kısmında Lobi isimli belgenin bir kısmının bulunduğunun ifade edildiğinin de sanık Tekin´e izah edilmesini istedi.

Sanığın hakimleri karalama amaçlı teklifine hakimden tepki

Savcı Pekgüzel´in mütalaasını sunmasının ardından Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, ara karar gereği bazı kurum ve kuruluşlara yazılan yazılarla ilgili olarak mahkemeye ulaşan cevabi yazıları okumak için hazırlanırken ilginç bir olay gerçekleşti. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, sanıklar tarafından kendisine gönderilen bir not ile ilgili olarak sanık İsmail Sesar´a bir dizi soru yöneltti. Başkan Şengün, notta davaya bakan hakimlerden birinin memur olan eşi ile iki çocuğunu hastanede gören bir doktorun, hastalıkları konusunda istenirse yardım edebileceğinin anlatıldığını belirterek bu konuda Yıldız´dan bir açıklama yapmasını istedi. Bu konu hakkında bilgiyi veren kişinin İsmail Yıldız olduğu ve notu gönderen kişi ile mahkeme heyeti arasında elçilik yaptığı anlaşıldı. Yıldız, bir süre öncesine kadar Amerika´da doktorluk yapan bu arkadaşının, şimdilerde Türkiye´de bir muayenehanesinin bulunduğunu, yardım teklifini de bu arkadaşının yaptığını söyledi. Yıldız doktor olan arkadaşının, bu aşamada ismini vermek istemediğini ifade ederken konunun muhatabının heyette bulunan hakimlerden hangisi olduğu konusunda bir açıklama yapılmadı. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´ün, Arkadaşınızın branşı nedir? Hangi konuda yardım edebilirmiş? şeklindeki sorusu üzerine Yıldız, Sanıyorum uzmanlık alanı Asabiye diye konuştu. Başkan Şengün, bu yardım teklifiyle ilgili olarak Bu bilgiler tamamen yanlış. Heyette eşi memur olan ve böyle iki çocuğunun sağlık problemi olan yok. Arkadaşınızın ismini açıklamanıza da gerek yok. Bu bilgiyi de ona ulaştırın dedi. Böyle asılsız bir yardım teklifinin hangi amaçla yapıldığı ya da yanlışlıkla mı yapıldığı konusu anlaşılamazken Başkan Şengün, mankemeye ulaşan cevabi yazıları okuma başladı.

Emniyet, TİT için KKTC emniyetinden bilgi istemiş

Türk İntikam Tugayı (TİT) ile ilgili bilgisi Emniyet Genel Müdürlüğünce mahkemeye cevabi yazı gönderildiğini belirten Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, yazıda konuyla ilgili olarak KKTC emniyetinden cevap gelmediğinin bildirildiğini açıkladı. Şengün, sanık Alparslan Arslan´da çıktığı belirtilen emniyet araç tanıtım kartıyla ilgili olarak da Emniyet Genel Müdürlüğünden cevabi yazıda kartın hakiki örneği olmadığından gerekli incelemenin yapılmadığının bildirildiğini söyledi.

Danıştay saldırganı Arslan saldırı günü için Elazığ uçağına yer ayırtmış

Türk Hava Yolları´ndan mahkemeye gelen cevabi yazıda ise Danıştay saldırısı davasının tutuklu sanığı Alparslan Arslan´ın 17 Mayıs 2006 tarihinde İstanbul Elazığ uçağına rezervasyon yaptırdığının belirtildiğini açıklayan Şengün, ancak bu rezervasyonun 15 Mayıs 2006 tarihinde opsiyon süresinin dolması nedeniyle iptal edildiğinin belirtildiğini kaydetti.

Mahkeme başkanı 14 sanık için tahliye istedi

Kısa bir aranın ardından mahkeme heyeti tarafından verilen karar, üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu tarafından okundu. Tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin oy çokluğu ile reddedildiği belirtilen kararda uzun süredir bazı sanıkların tahliyeleri yönünde karşı oy kullanan Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´ün yine Muhalefet Şerhi bulunuyor. Şengün kararda, tutuklu sanıklardan 14´ünün çeşitli gerekçelerle tahliye edilmeleri gerektiğini ve oy çokluğuyla alınan karara uymadığını belirtti. Şengün´ün tahliyelerini istemediği 8 tutuklu sanık arasında Veli Küçük, Muzaffer Tekin ve Oktay Yıldırım da bulunuyor. Sanıklar ile avukatları tarafından yapılan diğer taleplerin, celse arasında değerlendirilmesi kararlaştırılırken duruşma 2 Aralık 2010 tarihine ertelendi. ( Yenişafak)

VELİ KÜÇÜK´TEN MAHKEMEYE AĞIR İTHAMLAR

Veli Küçük: Yargılanırken burada hiçbir gün ´hastayım´ diye gitmedim

Birinci ´Ergenekon´ davasının dünkü 164. duruşmasında tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Veli Küçük, ´Yargılanırken burada hiçbir gün ´hastayım´ diye gitmedim, gitmeyeceğim de´ dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesinde oluşturulan salonda görülen duruşmada söz alan Küçük, yaklaşık 2 yıldır yargılandıklarını belirterek, yargılanma sürecinde çok aksaklık ve yanlışlıkla karşılaştıklarını savundu. Bu yanlışlıklardan geri dönülemeyeceğini ifade eden Küçük, mahkeme heyetine yönelik ´Ancak sizi de anlıyorum. Burada oturulması gereken en son yer, sizin şu anda bulunduğunuz yerdir´ dedi.

Burada yargılananlar olarak 1000 günü geçirdiklerini ifade eden Küçük, ´Neyle suçlandığımı bilmeden, olmayan adaletin tecellisini bekliyorum. Burada yargılananların 1000 günde aile yapıları ve sağlıklarında benim de dahil olmak üzere değişiklikler oldu. Ancak yargılanırken burada hiçbir gün ´hastayım´ diye gitmedim, gitmeyeceğim de´ dedi.

Yargılanmanın 1000. gününde Türkiye´de çok şeyin değiştiğini belirten Küçük, bu süre içinde PKK´nın şehir yapılanması olan KCK´nın faaliyetlerine başladığını, Anayasa´nın değiştirilemez ilk 3 maddesinin değiştirilmeye çalışıldığını öne sürdü.

´Adalet Bakanı Sadullah Ergin´in 3 yılı dolan tutukluların elektronik kelepçe takılarak tahliye edilebileceğini ilişkin bir çalışma olduğunu ve yasanın Aralık ayında yürürlüğe girebileceği´ şeklinde açıklamalarının olduğunu ifade eden Küçük, şunları kaydetti:

´Türk ordusu içinde 35 yıl onuruyla hizmet etmiş emekli bir general olarak, böyle bir uygulamanın şahsıma ve Türk ordusuna yapılmış bir hakaret olarak kabul ediyorum. Ordunun emekli bir generalinin ayağına pranga takma zevkini emperyalistlere tatma zevkini vermeyeceğim. Veli Küçük olarak ölene kadar cezaevinde kalsam dahi pranga takmalarına izin vermeyeceğim. Emekli olmuş olsam bile hangi eylemleri yapmış olsam bile mahkemeden talebim Aralık ayında uygulanacak kanundan yararlanmamam. Ben bunu talep ediyorum.´

PERİNÇEK´İN SÖZLERİ

Tutuklu sanık İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek de iddianamede terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmelere yer verildiğini anımsatarak, daha önce Öcalan ile sık sık görüştüğüne ilişkin bir gazetede yayımlanmış haberi mahkeme heyetine gösterdi.

Öcalan ile sık görüştüğünü inkar etmediğini, hatta bu görüşmeleri hem haber, hem de kitaplaştırdığını belirten Perinçek, ´Bu görüşmelerin amacı ne? 1988 Martında ´Pentagon´un PKK senaryosu´ diye bir yazı yayımlamıştık. Orgeneral Necdet Üruğ´un evinde Orgeneral Necdet Öztorun´un da bulunduğu sırada yaptıkları ve teybe kaydedilen bir açıklamayı yazdık´ şeklinde konuştu.

Perinçek, Öcalan ile yaptığı görüşmenin içeriği ve yazdığı kitabı da mahkeme heyetine göstererek ´İşte görüşme böyle yapılır. Görüşmeleri fotoğraflarıyla yayımladım. PKK o zaman Sevrci değildi. Suriye denetiminde hep Sevr´e karşıydı ama son zamanlarda ortaya çıkan görüşmelerden sonra Sevr´ci oldular´ dedi.

Perinçek, Öcalan ile ´Büyük Kürdistan Projesi´ne karşı ABD, AB ve İsrail´e alet olmamasının mücadelesini verdiğini ifade etti.

Avrupa Parlamentosu´nda 10 Temmuz 1991 tarihinde bir konuşma yaptığını hatırlatan Perinçek, konuşmasında ´(Bize karışmayın. Biz kendi meselemizi çözeriz) dedi. Türkiye´de ne dediysem, Öcalan´la yaptığım görüşmede ne dediysem, orada da onu söyledim. AB´nin, ABD´nin karışmaması gerektiğini söyledim´ dedi.

´Orhan Pamuk olmayı o zaman kabul etmediğini´ belirten Perinçek, kabul etmesi durumunda ´Altın Tüy´ ödülünü alacağını ve bu ödülün ´Nobel Barış Ödülü´nden çok daha önemli bir ödül olduğunu söyledi.

Son günlerde ana dilde eğitim ve ana dilde savunma konularının gündeme geldiğini anlatan Perinçek, Öcalan´ın görüşmeleri sırasında ´Rüyamı bile Türkçe görüyorum. Ne Kürtçesi? Kürtçe, eğitim dili olmasın´ dediğini aktardı.

Mahkemenin haklarında vereceği kararın bir öneminin olmayacağını, bunun tarihte yer almayacağını dile getiren Perinçek, ´Sizin mahkemeniz bu süreçte ne yapacak? Tarih şunu yazacak; ´O kukla devletinin kurulmasında böyle bir mahkeme vardı.´ Ancak ben sizden umudumu hala kesmedim. Bu kararı hala verebilirsiniz´ dedi.

MUZAFFER TEKİN

Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin de Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarının Ataşehir´de kendisi ve Veli Küçük´ün de katıldığı bir toplantı sırasında tutuklu sanıklar Alparslan Arslan ile Osman Yıldırım´a verdiği şeklindeki iddialar üzerine geçen günlerde Osman Yıldırım´a olay yerinde keşif yaptırıldığını hatırlattı.

Keşfin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını ileri süren Tekin, bu keşfin amacının sadece tertibe basın desteğinin sağlanması olduğunu öne sürdü.

´O evde Savcı Nihat Taşkın mı vardı? Bombaları Osman Yıldırım´a Nihat Taşkın mı verdi de kendini kurtarmak için olayı benim üzerime yıkmaya çalışıyor. İnsanların özgürlüklerini ellerinden alan kişilerden her şeyi beklerim´ ifadesini kullanan Tekin, iddianamede ´Ergenekon´ örgütüyle tek bağlantısının ´Ergenekon Lobi Belgesi´ olarak gösterildiğini kaydederek, ´Lobi belgesinin tarafıma verilmesini, bu belgeyi benim internetten indirip indirmediğimin araştırılmasını istiyorum´ dedi.

Tekin, Danıştay davası sanığı Alparslan Arslan ile avukatlık yaptığı dönemde tanıştığını belirterek, evinde kızı ile birlikte kullandığı ancak bozuk olduğu için masa üzerinde duran bilgisayar hard diskinden çıkarılan Alparslan Arslan´a ait telefon numarasının da bu tanıştıkları tarihe ilişkin bir numara olduğunu savundu.

Bu davada başta eşi olmak üzere lehine tanık olanların bu tanıklıklarından vazgeçilmesi ve dava dosyasından çıkarılmasını isteyen Tekin, bunu zaman uzatmak için oluşturulan tertibin işine gelmemesi için istediğini anlattı. ( AA)

Veli Küçük´ün ´elektronik kelepçe´ talebi reddedildi

Birinci ´Ergenekon´ davasının bir sonraki duruşması, 2 Aralık perşembe günü görülecek. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki salonda görülen duruşmada, görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu sanık Alparslan Arslan´ın babası İdris Arslan´ın yazdığı dilekçede, oğlunun eşyaları arasında bulduğunu belirttiği yazıların dosyaya konulmasını istedi.

Savcı Pekgüzel, Kanada´da yaşadığı belirtilen Tuncay Güney´in telekonferansla ifadesinin alınması kararının mahkemenin takdirine bırakıldığını belirterek, tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün, aralık ayında yürürlüğe girme ihtimali bulunan ´elektronik kelepçe´ ile ilgili kanunun kendisine uygulanmaması ve hangi eylemlerden dolayı yargılandığının açıklanması talepleri konusunda karar verilmesine yer olmadığını söyledi.

Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Emniyet Genel Müdürlüğünden Türk İntikam Tugayı ile ilgili gelen cevabi yazıda, KKTC emniyetinden cevap gelmediğinin bildirildiğini ifade ederek, Emniyet Genel Müdürlüğünden gelen başka bir yazıda, Alparslan Arslan´da çıktığı belirtilen araç tanıtım kartıyla ilgili yapılan incelemede, kartın hakiki örneği olmadığından gerekli incelemenin yapılamadığını kaydetti.

Şengün, talep üzerine Türk Hava Yollarından gelen yazıda, Danıştay saldırısı davasının tutuklu sanığı Alparslan Arslan´ın 17 Mayıs 2006´da İstanbul-Elazığ uçağına rezervasyon yaptırdığı, rezervasyonun onaylanmadığı için 15 Mayıs 2006´da iptal edildiğinin belirtildiğini ifade etti.

Duruşmaya verilen aranın ardından kararları açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tahliye taleplerini oy çokluğuyla reddetti. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, aralarında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve avukat Kemal Kerinçsiz´in de bulunduğu 16 sanığın tahliye edilmesi yönünde oy kullandı.

Birinci ´Ergenekon´ davasının bir sonraki duruşması, 2 Aralık perşembe günü görülecek. ( Zaman)

Tekin, Küçük ile çekilen resmini silmek istemiş

28 Ekim 2010: Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan eski yüzbaşı Muzaffer Tekin´in, gözaltına alınmadan önce bilgisayarında bulunan bazı resimleri ve belgeleri silmek istediği ancak başarılı olamadığı ortaya çıktı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Muzaffer Tekin´in bilgisayarının silinmiş kısmında ilginç fotoğraflara ulaştı. Muzaffer Tekin, emekli tuğgeneral Veli Küçük´ün elini öperken çekilmiş olduğu resim ile Ümraniye´de ele geçirilen bombaların sahibi olduğu iddia edilen tutuklu sanık Oktay Yıldırım´ın resmini silmek istemiş. Muzaffer Tekin´in bilgisayarının silinmiş kısmında ´Ergenekon Lobi Belgesi´ de yer alıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Muzaffer Tekin´in bilgisayarında, silinmiş dosyalar arasında bulunan, içerisinde toplam 50 adet powerpoint ve 5 adet zip edilmiş dosyanın açılmadığını, dosyaların açılması için çalışmaların devam ettiğini bildirdi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, 15 Haziran 2007 tarihinde, Muzaffer Tekin´in Kadıköy ilçesi Göztepe semtinde bulunan evinde arama yapmıştı. ( Habervaktim)

(27 Ekim 2010), son güncel.: (28 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2438    yazdır/print


 

´Yargıda Seyfi Dede etkisi´ soruşturması bitmek üzere

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı´nın Ergenekon soruşturmasında yargıyı etkilemeye yönelik girişimler çerçevesinde başlattığı soruşturmanın tamamlanma aşamasında olduğu ilginç bilgilere ulaşıldığı bildiriliyor. Adalet eski Bakanı Seyfi Oktay ile bazı mahkeme başkanları arasında irtibatı sağlayan kişi, Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreteri Hüseyin Yıldırım.. Gözaltına alınan ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Yıldırım´ın, Alevilerin İstanbul´daki önemli isimlerinden birisi olduğu, hazırlanan iddianamede sanıklar arasında yer alacağı ve hakkında önemli suçlamalar bulunduğu belirtiliyor.

´Yargıda Seyfi Dede etkisi´ soruşturması bitmek üzere

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı´nın Ergenekon soruşturmasında yargıyı etkilemeye yönelik girişimler çerçevesinde başlattığı soruşturmanın tamamlanma aşamasında olduğu ilginç bilgilere ulaşıldığı bildiriliyor. Adalet eski Bakanı Seyfi Oktay ile bazı mahkeme başkanları arasında irtibatı sağlayan kişi, Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreteri Hüseyin Yıldırım.. Gözaltına alınan ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Yıldırım´ın, Alevilerin İstanbul´daki önemli isimlerinden birisi olduğu, hazırlanan iddianamede sanıklar arasında yer alacağı ve hakkında önemli suçlamalar bulunduğu belirtiliyor.

Bazı hakim ve mahkeme başkanlarının başka hakim ve savcıların yerlerini işlerine engel oldukları gerekçesiyle değiştirmek için çeşitli aracılar vasıtasıyla Adalet eski Bakanı Seyfi Oktay ve HSYK eski Başkanvekili Kadir Özbek´e ulaştıkları belirlendi. Seyfi Oktay ile Kadir Özbek´in sözkonusu yargı mensupları ile irtibatını sağlayan kişinin Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreteri Hüseyin Yıldırım olduğu tespit edildi. Hüseyin Yıldırım´ın işyerindeki aramada kasa defterinde Seyfi Oktay´ın “Türkiye Büyük Millet Meclisi Ziraat Bankası Döviz Hesap No:301009/102956” hesap numarası yazılı bulundu. Emniyet ifadesinde Oktay ile herhangi bir ticari ilişkisi olup olmadığı sorulan, yoksa bu hesap numarasının kendisinde ne aradığı öğrenilmek istenen Yıldırım, aralarında herhangi bir ticari ilişki olmadığını, Seyfi Oktay´ın kendisinden borç para istediğini, bu parayı göndermek için hesap numarasını aldığını iddia etti. Hüseyin Yıldırım´ın Etiler´deki ikametinde yapılan aramada ise Ergenekon soruşturmasında yargıyı etkilemeye yönelik soruşturma kapsamında tutuklanıp daha sonradan serbest bırakılan Av. Ali Hadi Emre´nin iletişim bilgilerine ulaşıldı. Aynı fihristte yine aynı soruşturmanın şüphelilerinden emekli general Kemal Yavuz´un iletişim bilgileri bulundu. Emniyet sorgusunda Kemal Yavuz´u tanımadığını söyleyen Yıldırım, Ali Hadi Emre ile olan ilişkisi konusunda ise bilgi vermedi. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen Ergenekon soruşturmasında yargıyı etkileme soruşturmasının tamamlanma aşamasında olduğu, Hüseyin Yıldırım´ın da hazırlanan iddianamede sanıklar arasında yer alacağı ve hakkında önemli suçlamalar bulunduğu belirtiliyor.

´Sadece ricada bulundum, referans olmuş da olabilirim bunda ne var ki?´

Geçtiğimiz Haziran ayında gözaltına alınıp çıkarıldığı İstanbul Cumhuriyet Savcılığı´nca tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Hüseyin Yıldırım, Alevilerin İstanbul´daki önemli isimlerinden birisi. Hüseyin Yıldırım, dükkânları, daireleri, otelleri olan zengin bir işadamı. Eski Yıldırım´ın, eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay´la yakından görüştüğü, Seyfi Oktay İstanbul´a geldiğinde, kendi arabasını ve şoförünü Oktay´ın altına çektiği belirtiliyor. Sivasspor kurucu başkanı olan ve Atletizm Federasyonu As Başkanı olan Hüseyin Yıldırım Sivas ile ilgili birçok etkinlikte ön planda. Hüseyin Yıldırım, Seyfi Oktay ve HSYK eski Başkanvekili Kadir Özbek ile tanışıklığını doğruladı. Seyfi Oktay´ı yıllardır tanıdığını, Kadir Özbek´in ise hemşehrisi olduğunu kaydeden Yıldırım, “İstanbul Adliyesi´nden hakimler tanırım, bunu yalanlayamam. Bana gelip gidenler olur. Özellikle iş yerim olan Mecidiyeköy katlı otoparkı Ali Sami Yen Stadı´nın yanında olduğu için benden maç bileti isterler. Ayarlar, davet ederim kendilerini. Maçlardan sonra da otoparkımın üzerindeki restorantta birlikte yemek yeriz. Bazen benden atamalar konusunda ricaları olur, kırmam. İlkokuldan beri arkadaşım olan Seyfi Oktay ile hemşehrim olan HSYK Başkanvekili Kadir Özbek´e iletirim. Seyfi bey İstanbul´a geldiğinde hem şoförümü hem de arabamı emrine veririm” dedi. Atamalar konusunda bugüne kadar kaç kişi için devreye girdiğini sorduğumuz Yıldırım, “Açıp rica ederim sadece. Belki referans olduğum olmuştur. Referans olmakta ne kötülük olabilir ki” diye konuştu. Haziran ayında gözaltına alınıp, sorgusunun ardından serbest bırakılan Yıldırım´a ait katlı otoparkta yapılan aramalarda, Seyfi Oktay´ın iletişim bilgileri ile hesap numaraları ele geçirildi. Yıldırım´ın, yargı mensuplarının taleplerini, Seyfi Oktay ve Kadir Özbek´e ilettiği ortaya çıktı. (Yeni Akit)

(25 Ekim 2010, 12:17)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2431    yazdır/print


 

Eşref Paşa´nın çantasında ne vardı?

Orgeneral Eşref Bitlis´in ölümü ile ilgili yeni bilgiler ortaya çıkıyor. İddiaya göre, Bitlis Paşa´nın çantasında terör örgütlerini bitirecek çok önemli belgeler vardı. Eşref Paşa´nın sabotaj sonucu uçağının düşürüldüğüne ilişkin ciddi bulgular var. Henüz cevabını bulmamış sorular bile olayın sıradan bir kaza olmadığını gösteriyor.

Eşref Paşa´nın çantasında ne vardı?

Orgeneral Eşref Bitlis´in ölümü ile ilgili yeni bilgiler ortaya çıkıyor. İddiaya göre, Bitlis Paşa´nın çantasında terör örgütlerini bitirecek çok önemli belgeler vardı. Eşref Paşa´nın sabotaj sonucu uçağının düşürüldüğüne ilişkin ciddi bulgular var. Henüz cevabını bulmamış sorular bile olayın sıradan bir kaza olmadığını gösteriyor.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis´in Ankara Güvercinlik Havaalanı´ndan Diyarbakır´a gitmek üzere havalanan uçağı, kalkıştan 5 dakika sonra Yenimahalle Postanesi´nin yakınlarına düştü (17 Şubat 1993). Orgeneral Bitlis ile beraberindeki emir subayı Albay Fahir Işık, uçağı kullanan Binbaşı Fahir Eliyar, Yüzbaşı Tuğrul Sezginler ve teknisyen Astsubay Başçavuş Emin Öner şehit oldu. 17 yıl önce meydana gelen bu elim vaka gündemden hiç düşmedi. “Eşref Paşa´nın uçağı teknik bir arıza sonucu kazayla mı yoksa sabotaja maruz kaldığı için mi düştü?” sorusu her daim soruldu. Hem toplumun hem de uzmanların ekserinde ´uçak teknik bir arıza sonucu düşmedi´ kanısı hakim.

Eşref Paşa Kürt meselesinde ileri bilgilere sahipti

Eşref Paşa sıra dışı bir askerdi. Özellikle Kürt meselesinde hazırladığı rapor ve planları bugün yapılmak istenenin daha ötesindeydi. Çünkü sorunun çözümü ve Kürt hareketinin bağlantıları konularında ciddi bilgilere sahipti ve Kuzey Irak´taki Kürt liderleriyle sık sık görüşmeler yapıyordu. Örneğin Eşref Bitlis´in ileri sürdüğü ´komşu ülkelerle işbirliği ile Kürt meselesi çözülür´ tezi şimdi AK Parti hükümeti tarafından gündeme alınmış durumda. O dönem Paşa´nın ´Çekiç Güç´ün PKK´lılara yardım ettiği ve varlığının tehlikeli olduğu yönündeki raporları birilerini kızdırmıştı. ´Çekiç Güç´, ´Kürt meselesi´, ´PKK´nın tasfiyesi´, ´Komşu ülkelerle işbirliği´, ´Türkiye´nin bölgedeki (Ortadoğu) geleceği´ gibi konularda raporlar hazırlayan, hem Genelkurmay´ı hem de Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ı gerek rapor gerekse mektuplarla bilgilendiren Bitlis, ülkede kaos isteyen güçlerin başlıca hedefiydi zaten.Diğer taraftan ortaya atılan yeni iddialar ve konuşmaya başlayan tanıklar kazaya dair çarpıcı bilgiler vermeye devam ediyor. Bunun üzerine askeri savcılık artık tozlanmış olan Eşref Bitlis dosyasını raftan indirmek zorunda kaldı. Daha önce hakkında ´takipsizlik´ kararı verilen uçak kazası ile ilgili Kara Kuvvetleri Askeri Savcılığı yeniden soruşturma açtı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner´in de “Akıllarda şüphe kalmamalı.” dediği ve soruşturmanın bir an önce tamamlanmasını istediği belirtiliyor. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da Turgut Özal ve Eşref Bitlis´in şüpheli ölümleri üzerine kısa süre önce soruşturma başlatmıştı.

´Paşa´nın çantasındaki evraklara ne oldu?

Eşref Bitlis´in ölümünde etkili olduğu belirtilen raporların çoğu gün yüzüne çıktı. Ancak Hizbullah´a dair rapor pek gündeme gelmedi. Hatta iddiaya göre Paşa o gün Diyarbakır´a PKK ve Hizbullah meselelerini çözmenin yollarını bulmak, ilgili makamlarla toplantılar yapmak için gidiyordu. Evraklar arasında Hizbullah´ı tamamen deşifre edip çökertmeye yetecek bir isim listesi olduğu ileri sürülüyor. Bu iddianın sahibi kazadan hemen sonra olay yerine ilk ulaşan terör uzmanı Tuncer Günay. Savcılıklara ifade vermek istediğini anlatan Günay olay mahalline vardığında henüz hiçbir resmi görevlinin gelmediğini aktarıyor. Olay yerindeki belgeleri toplayan Günay, Paşa´nın parçalanmış çantasında çok sayıda evrak olduğunu söylüyor. Bakın Günay kaza mahallini nasıl anlatıyor: “PTT binasında o saatte bir telefon sorununu çözmek için bulunuyordum. Tam bir tesadüftü. Büyük bir gürültü duyunca şaşkınlıkla postaneden çıktım. ´Binanın arkasına uçak düştü´ diye bağrışan vatandaşlar var. ´Birilerini kurtarabilir miyim?´ diye ben de sevk-i tabii ile olay mahalline koştum. Düşenin askeri uçak olduğundan hele hele Eşref Paşa´nın uçağı olduğundan haberim yok. Olay mahallinde, kafası olmayan askeri pilot üniformalı birini ve bir tarafa savrulmuş Paşa şapkasını görünce o zaman uyandım ve mühim bir askeri VIP uçağının düştüğünü anladım. Ortalıkta henüz gazeteci, subay, polis yok... Dehşet içinde dolaşıyor, rastgele bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. ´Canlı var mı?´ diye bakınıyoruz, bulamıyoruz. Tecrübelerim bu uçağın çok önemli bir kuvvet komutanının uçağı olabileceğini düşündürüyor. Aklıma Eşref Paşa geliyor; ama bunun mümkün olamayacağını düşünüyorum. Şapkadaki renkten bir ipucu çıkaramıyorum. Tüm paşa şapkaları aynı çünkü. Etrafta evraklar, dosyalar var. Karlı zemine saçılmış... Bir dosyayı eğilip alıyorum. Batman İl Jandarma Komutanı´na ve alt birimlerin bilgisine yazılmış... Sayı numarası var ve çok gizli ibareli... Kozmik bir belge. Kapsamlı bir operasyon hazırlığıyla ilişkili. Ekinde operasyon adresleri ve uzun bir isim listesi... Bilgi notları, mesajlar, faks yazışmaları var. Dosya kalınca ve Hizbullah örgütü ile ilgili... Dehşete kapılıyorum. Çevreye saçılan tüm evrak ve dosyaların kozmik ve çok önemli olduğunu anlıyorum. Gazeteciler gelmeden tüm evrakları çabucak toplayıp emniyete almaya çalıştım. Toplayabildiğim kadarını topladım. 15 dakika sonra evraklar için geldiklerini anladığım bir askeri heyet olay yerini araştırıyor. Kaza kırım mahalline benden sonra ilk gelenler, Genelkurmay askeri istihbarat heyeti ile yakınlardaki GATA ve İl Jandarma askeri ekipleriydi. Kaza mahalline gelen askeri istihbarat heyetindekiler, ilk anda Eşref Paşa´nın kozmik çantasını aradı ve yerlere saçılan evrakları topladı. Askeri istihbarattan olduklarını hissediyorum. İçlerindeki albay rütbeli birine yaklaşıp selam verdim ve topladığım tüm evrakları kendisine teslim ettim.”

Günay iç çamaşırına kadar aranmış

Ardından askeri yetkililer Tuncer Günay´ı kimliğine el koyup gözaltında tutuyor. Daha sonra askeri araçta iki saat bekletilmesinin ardından Genelkurmay Başkanlığı Askeri İstihbarat ve Harekat Daire Başkanlığı´na götürülüyor. Burada sorguya alınıyor. Başka belge olup olmadığı soruluyor. Hatta Günay kendi tabiriyle ´iç çamaşırına´ kadar aranıyor. Ancak Günay emekli bir asker çocuğu olduğunu ve orduda çok sayıda akrabası bulunduğunu isim vererek anlatıp sorgucuyu ikna ettiğini anlatıyor. Günay günlerce takip edildiğini de açıklıyor. Bu arada olay yerine gelen Albay´ın yeni açılan soruşturmada tanık olarak ifade verebileceği belirtiliyor. Günay olay yerini anlatırken delillerin yok edildiğini de savunuyor. Zaten anlatımından da kaza mahalline pek ehemmiyet verilmediği ortaya çıkıyor: “Kaza kırım yeri tam bir panayır yeri gibiydi. Giren çıkan belli değildi, hiçbir şekilde delil koruma duyarlılığı yoktu. Oysa olay mahalli emniyet şeridiyle çevrilmeliydi. Cenazeler alındıktan sonra mahalle hiçbir surette kaza kırım uzmanlarından başka kimse girmemeliydi. Bu araştırma heyetinde uçağı üreten firmanın uzmanları ve Amerikan Federal Havacılık Kaza Araştırma yetkilileri de olmalıydı kesinlikle. Enkaz parçalarına asla dokunulmamalıydı. Ancak daha ilk saatlerde, cenazeler alınır alınmaz enkaz toplanmaya başlanıyor ve olay mahalli temizleniyor. Parçalar askeri üsse götürülüyor, soruşturmayı askeri savcı yapıyor. Daha vahim olanı dünyada benzeri görülmemiş şekilde, hiçbir teknik inceleme sonuçlanmamışken (olaydan 30 dakika sonra) Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Yaşar Büyükanıt, ´Kaza buzlanma nedeniyle olmuştur.´ diyerek noktayı koyuyor ve yargının önünü kapatıveriyor. Olay yerine daha sonra gelen gazeteciler ve görevliler parçaların yerini değiştiriyor, parçaların üstüne basıp kırıyordu. Hatta ceset parçalarını fotoğraflamak için çıkarıyorlardı.”

İŞTE CEVAP BEKLEYEN SORULAR

Eşref Paşa´nın sabotaj sonucu uçağının düşürüldüğüne ilişkin ciddi bulgular var. Henüz cevabını bulmamış sorular bile olayın sıradan bir kaza olmadığını gösteriyor. İşte cevap bekleyen sorular:

Uçak kalkmadan önce Eşref Paşa çantasını açıyor ve evrakları inceliyor, aynı anda da telsiz ve telefonla OHAL komutanlarına talimatlar veriyor. Görüştüğü komutanlar kimdi ve verdiği talimatlar neydi?

Kaza kırım mahalline gelen Genelkurmay Askeri İstihbarat heyeti ile yakınlardaki GATA ve İl Jandarma askeri ekipleriydi. Bu heyettekiler, Eşref Paşa´nın kozmik çantasını aradı ve yere saçılan evrakları topladı. Bu çanta ve evraklar nerede?

Uçağı yapan firma, Amerikan Federal Havacılık Kaza Araştırma ekibi neden kaza mahalline getirilmedi?

Kaza alanı neden sıradan insanların girip çıkabileceği ve parça toplayacağı bir alan olarak bırakıldı?

Eşref Bitlis´in ´Kale Planı´nın detaylarında neler vardı? Komşu ülkelerle işbirliği ve örgüte destek verenlerin de pasif hale getirilmesi öneriliyordu. Bu isimler kimlerden oluşuyordu? (Tansu Çiller bunları 4 Kasım 1996´da yaptığı basın toplantısında kısmen açıkladı.)

Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ile Eşref Bitlis arasındaki husumetin kaynağı neydi? Eşref Bitlis´in Genelkurmay Başkanlığı´nı devre dışı bırakarak Cumhurbaşkanlığı ile direkt olarak teşrik-i mesai yapması mıydı? Yoksa TSK´daki Amerikan ve Alman ekollerinin çekişmesi de söz konusu muydu?

Eşref Bitlis 22 Mart 1992 tarihli mektubunda Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a ne/neler yazmıştı?

Komşu ülkelerle görüşmeler ABD´yi rahatsız ediyor. Bu sırada (2 Ekim 1992) Ege Denizi´nde devam eden ´Kararlılık Göstergesi 92´ adlı NATO tatbikatı sırasında Amerika´ya ait Saratoga gemisinden atılan iki füze Muavenet muhribine isabet ediyor. Gemi komutanı bir subay, bir astsubay ve iki er şehit oluyor. Dönemin Milli Savunma Bakanı Nevzat Ayaz olayı ´kaza´ olarak yorumladı. Bu konudaki askeri bilgiler nedir ve devletin resmi kayıtlarına olay nasıl geçti? Kaza idiyse Genelkurmay Başkanlığı (5.10.1992/ Milliyet G.) ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (4.10.1992/ aynı gazete) gazetelere verdikleri ´vefat´ ilanlarında bunu belirtmek yerine neden/niçin ´elim olay´ dediler?

Bitlis Paşa helikopterle Kuzey Irak´a giderken ABD jetleri tarafından tacize uğruyor. Mardin´deki Çekiç Güç radarına kim haber veriyor?

1500 PKK´lı, Zele Kampı´nda silah bırakmak için anlaşmaya varıyor. Eşref Paşa´nın Kürt liderlerle görüşerek yaptığı bu anlaşmayı kim bozdu?

Uğur Mumcu´nun öldürülmesi, Eşref Bitlis sabotajı ile ne kadar ilgili?

Eşref Bitlis´in uçağı düştükten sonra dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Yaşar Büyükanıt´a soruşturma tamamlanmadan ´uçak buzlanma ve pilotaj hatası yüzünden düştü´ bilgisini kim verdi?

Uçak PTT Genel Müdürlüğü´nün bahçesine düştü. Bu kurumun hazırladığı raporda (tanıklara dayanarak) uçak yanarak düştü denildi. Yanarak düşen uçağın motoru buzlanmış olabilir mi?

İTÜ´den gelen üç kişilik heyetin hazırladığı raporda “Motor zarfı parçalanmamış ve deforme olmamış. Sabotaj ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.” deniyor. Bu rapor ne kadar dikkate alındı?

Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ve Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Fisunoğlu ´uçağa sabotaj yapılması mümkün değildir´ kesin bilgisine nasıl vardı?

Genelkurmay Başkanı (ve Kara Kuvvetleri Komutanı) o dönemde Bitlis Paşa´nın uçağı şifahen kendisinden istediğini açıkladı. Oysa Eşref Bitlis uçak için 16 Şubat´ta resmi talepte bulunuyor. Doğan Güreş (ve Muhittin Fisunoğlu) böyle bir bilgiyi neden açıklıyor?

Aynı gün aynı havaalanından 7 uçak kalkıyor. Ve hiçbirisinin teknolojisi Bitlis Paşa´nın bindiği uçağınki kadar gelişmiş değildi. Aynı şekilde aynı uçak kısa bir süre önce İzlanda üzerinden geçerken eksi 60 dereceye varan soğuğu görüyor. Eksi 10 derecede motoru nasıl buzlanmış olabilir?

Uçağın bulunduğu alan askeriyeye ait küçük bir alan, daha çok uçak bakımlarının yapıldığı bir yer. Aynı yerde Amerikan yardım komisyonu JUSMMAT´a ait iki uçak bulunuyor. Bir de Amerikalı iki teknisyen. Bu teknisyenlerin görüşlerine (ifadelerine) neden başvurulmadı? (Bu teknisyenler nöbetçi asker Metin Tahir´e neden teşhis ettirilmiyor, hiç gösterilmiyor.)

Eşref Paşa´nın bindiği pahalı askeri uçak sigortalı değildi, VIP uçak neden sigortalanmadı?

Yakıt deposu neden incelenmedi? Yakıta gres yağı katılması iddiaları hala cevabını bekliyor?

Uçağa binecekler listesinde Albay Kazım Çillioğlu´nun adı bulunuyor. Ancak Çillioğlu uçağa binmiyor. Daha sonra Albay´a dava açılıyor. Dava kararı 22 Şubat´ta açıklanıyor. Ancak Çillioğlu´nun 3 Şubat´ta intihar ettiği biliniyor. Çillioğlu´nun intiharı Eşref Paşa´nın öldürülmesini örtbas etmek için miydi? Çillioğlu gerçekten intihar mı etti? Oysa uçak düştüğünde ´Albay Çillioğlu da öldü´ diye gazetelerde haberler yer alıyor.

Eşref Bitlis´le birlikte Diyarbakır´a gidecek olan İçişleri Bakanı İsmet Sezgin son gün neden vazgeçti? Kendisi, “Ertesi gün grup toplantısı yapılacaktı, o yüzden gidemedim.” diyor. Oysa DYP grup toplantısı 2 gün önce yapılmıştı! Sezgin toplantı tarihini mi yanlış hatırlıyor, yoksa başka bir sebebi mi var?

Cem Ersever´in yazdığı “Şam´daki Kemancı” isimli kitabın kayıp kısmını kim aldı? Çünkü Ersever Bitlis suikastını aydınlatmak için yayıncısına ´bekle, belge getireceğim´ diyor ve Ersever bir hafta sonra ölü bulunuyor. “Şam´daki Kemancı” kitabının tamamı kimde? Ayrıca bu kitabın peşine düşen bir dönemin kudretli DGM Başsavcısı kimdi? Kitabı ele geçirmek istemesinin amacı neydi?

Olayları bilen (ve halen hayatta olduğu Jandarma Genel Komutanlığı´nın Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderdiği 16.12.2009 tarihli resmi ve gizli yazı ile sabit olan) itirafçı Mustafa Deniz (İhsan Hakan adını kullanıyor) nerede ve neden ifadesi alınmıyor?

11 KKK uçağı içinden sigortasız olan tek uçağı kim seçti? Bütün uçaklar rezerve ya da görevli miydi?

Uykusuz ve hastası olduğu için morali bozuk olan Fahir Eliyar´ı birinci pilot olarak kim ve niçin belirledi? Göreve çıkacak başka pilot yok muydu?

TSK´nın geleceği en parlak generallerinden biri olan Armağan Kuloğlu, Eşref Bitlis´in ölümünden bir buçuk yıl sonra, neden emekli edildi? ( Aksiyon / Haşim Söylemez)

(21 Ekim 2010, 21:11)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Eşref Bitlis suikastiyle ilgili manşetlerimiz

Flaş!!! Astsubay, Bitlis Paşa´yı öldüreni açıkladı

ŞOK Açıklama: Eşref Bitlis kaza raporu değiştirildi

Eşref Bitlis´in uçak nöbetçisi şüpheli şahsı tarif etti

Flaş!!! ´Eşref Bitlis´in uçağı düşürüldü, hiç şüphem yok´

Albay: Bensiz Bitlis´i nah öldürürlerdi

Adalet Bakanı: Özal ve Bitlis´in ölümü şüpheli

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2421    yazdır/print


 

Hakimden tanığa tepki: Söyledikleriniz kafa karıştırıyor

Birinci Ergenekon davasının 162. duruşmasında Ataşehir´deki sitenin sakinleri tanık olarak dinlendi. Pınar Sitesi´ndeki Recep Özkan´a ait dairede sanıklar Veli Küçük ile Muzaffer Tekin´in de yer aldığı bir toplantı sırasında Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarının Osman Yıldırım´a verildiği ileri sürülmüştü. Tanıkların konuşmaktan çekindikleri, düştükleri çelişkilerden görüldü. Geçen duruşmada tanıklardan biri dayanamayıp ağlamıştı. Bugünkü duruşmada dinlenen apartman yöneticisi de çelişkili ifadelerde bulununca Mahkeme Başkanı Köksal Şengün tarafından tepkiyle karşılandı. Terör örgütü davasında sanıkların karşısında teşhis yapmanın can güvenliği açısından riski ortadayken mahkemenin tanıkları açık oturumda dinlemesinin ne kadar sağlıklı olduğu, ifadelerin niçin gizli oturumda alınmadığı merak ediliyor.

Hakimden tanığa tepki: Söyledikleriniz kafa karıştırıyor

Birinci Ergenekon davasının 162. duruşmasında Ataşehir´deki sitenin sakinleri tanık olarak dinlendi. Pınar Sitesi´ndeki Recep Özkan´a ait dairede sanıklar Veli Küçük ile Muzaffer Tekin´in de yer aldığı bir toplantı sırasında Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarının Osman Yıldırım´a verildiği ileri sürülmüştü. Tanıkların konuşmaktan çekindikleri, düştükleri çelişkilerden görüldü. Geçen duruşmada tanıklardan biri dayanamayıp ağlamıştı. Bugünkü duruşmada dinlenen apartman yöneticisi de çelişkili ifadelerde bulununca Mahkeme Başkanı Köksal Şengün tarafından tepkiyle karşılandı. Terör örgütü davasında sanıkların karşısında teşhis yapmanın can güvenliği açısından riski ortadayken mahkemenin tanıkları açık oturumda dinlemesinin ne kadar sağlıklı olduğu, ifadelerin niçin gizli oturumda alınmadığı merak ediliyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen ve Danıştay davasıyla birleştirilen birinci Ergenekon davasının 162. duruşmasına tutuklu sanıklardan Erkut Ersoy, Ergun Poyraz ve Hüseyin Görüm ile başka suçtan tutuklu sanıklar Sedat Peker, Semih Tufan Gülaltay ve Selim Akkurt katılmadı. Diğer 19 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan gazeteci Güler Kömürcü Öztürk ise duruşmada hazır bulundu. Tutuklu sanık Osman Yıldırım, daha önceki ifadelerinde Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarının, Ataşehir Pınar sitesindeki bir dairede kendisine verildiğini söylemişti. Yıldırım´ın bombaları aldığı sırada dairede Veli Küçük ve Muzaffer Tekin´in de aralarında bulunduğu bazı kişilerin toplantı halinde olduğu iddia ediliyordu. Bunun üzerine mahkeme, bombaların verildiği öne sürülen, Recep Özkan´a ait dairenin komşularının ifadesinin alınmasına karar vermişti. 19 Ekim 2010 günü yapılan oturumda iki komşu tanık olarak dinlenmişti. Tanıklardan biri sanıkları tanımadığını beyan ederken diğer tanık ise Osman Yıldırım´ı benzettiğini ifade ederken diğer sanıklarla ilgili çelişkili beyanda bulunmuştu.

Öztürk´ten Elif Arslan´a sorulan sorulara itiraz

Bugünkü oturumda diğer komşular tanık olarak dinlenmeden önce tutuklu sanıklardan Mehmet Zekeriya Öztürk, usül hakkında bazı söyleyecekleri olduğunu belirtti. Tutuklu sanık Alparslan Arslan´ın kardeşi Elif Arslan´ın tanık olarak dinlendiği sırada savcılar tarafından, Sizin kullandığınız numara başka telefon kutularında da kullanılmış, sizin kullandığınız telefon cihazlarında başka numaralar da kullanılmış. Bu numaraları toplam 350 kişi kullanmış ve aralarında Ergenekon sanıkları da yer alıyor. şeklinde açıklama yapıldığını, kendisinin de bu kişiler arasında bulunduğunun belirtildiğini ifade ederek, bu durumun usule ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürdü. Öztürk, bu konuda belirlenen iki bilirkişi tarafından farklı tarihlerde iki ayrı rapor hazırlandığını, toplamda 3 farklı bilirkişi raporu bulunduğunu ve hepsinin de birbirinden farklı olduğunu söyledi. Son gelen rapora göre Elif Arslan´ın numarasının takılı olduğu cihazlarda toplam 9 ayrı numara kullanıldığını söyleyen Öztürk, Elif Arslan´a sorulan sorulara itiraz ettiğini dile getirdi.

3´ncü Tanık: Sadece Özkan´ı tanıyorum diğerlerini görmedim

Sanık Zekeriya Öztürk´ün konuşmasının ardından Ataşehir Pınar sitesindeki bahse konu 18 numaralı dairenin bulunduğu binanın yöneticisi Haydar Midilli, tanık olarak dinlenmek üzere tanık kürsüsüne çağrıldı. Gümrük Muhafaza memurluğundan emekli olduğunu belirten Midilli, 18 numaralı daire ile ilgili olarak önce 2007 yılında 3 polis memurunun geldiğini ve daire sahibi Recep Özkan´ı sorduklarını söyledi. Midilli, daha sonra 2009 yılı Ramazan ayında polislerin tekrar gelip yine aynı soruyu sorduklarını ve bazı fotoğraflar gösterip, bu kişilerin bahse konu daireye girip çıktıklarına ilişkin bilgisi olup olmadığını sorduklarını söyledi.

Hakimden tepki: Yöneticiliği de böyle mi yapıyorsunuz?

Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, 23 Ocak 2009 tarihli ifade tutanağı düzenlenmiş olduğunu belirterek bu tutanağın kendisine ait olup olmadığını sordu. Midilli kendisine ait olduğunu söyleyince Başkan Şengün, Ramazan ayı dediniz ama 2009 Ocak ayı Ramazan´a denk gelmiyor. Siz, binanın bayan sakinleri ile aynı tarihte mi ifade verdiniz? diye sordu. Bunun üzerine Midilli, bayanların Ağustos ayında ifade verdiğini, kendisinin daha önceden ifade verdiğini belirterek, Benim önce ifademi aldılar. Bir yanlışlık oldu ifademde ve sonradan düzeltmek için tekrar geldiler. Tarihler konusunda yanılıyor olabilirim. dedi. Bunun üzerine Başkan Şengün, Polisler Ramazan ayında geldi diyorsunuz ama ifadeniz 23 Ocak 2009 tarihinde alınmış. Kaç kez ifade verdiğinizi hatırlamıyorsunuz. 2009 tarihinde iki kez mi ifade verdiniz? diye sordu. Midilli´nin Olabilir cevabı üzerine Başkan Şengün, Hala yöneticilik yapıyor musunuz? diye sordu. Midilli´nin yaptığını söylemesi üzerine Gümrük Muhafaza memurluğu yapmışsınız. Siz de polis sayılırsınız. Söyledikleriniz kafa karıştırıyor. Yöneticiliği de böyle mi yapıyorsunuz? diye uyarıda bulundu. Midilli bu soruya da, Bizim hukuki işlerimiz olmuyor. dedi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ise, İyi ki olmuyor, iyi ki olmuyor. ifadesini kullandı. Daha sonra Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, tanık Midilli´ye dava sanıklarından bazılarının da siyah-beyaz fotoğrafları bulunan bir dosyanın gösterilmesini isteyerek, daireye girip çıkan kişilerle mukayese ederek bu kişilerden tanıdığı olup olmadığını söylemesini istedi. Midilli, fotoğraflardan sadece dairenin sahibi Recep Özkan´ı tanıdığını, diğerlerini tanımadığını söyledi. Midilli, hem yönetim odasının, hem de ikamet ettiği dairenin pencerelerinin bina giriş çıkışını tam olarak göremediği için kendisinin de girip çıkan herkesi tam olarak görmesinin mümkün olmadığını ifade etti. ( Cihan)

4´ncü Tanık: Çelişkili ifadesi üzerine hakim ısrar edince 2 sanığı gördüğünü kabul etti

Duruşmada, daha sonra, sitede 1998 yılından beri apartman görevlisi olarak çalışan Muharrem Arslan tanık olarak dinlendi. Arslan, polisin siteye 4 kez geldiğini, kendisinin 2 kez ifade verdiğini ve bunları imzaladığını belirtti.Başkan Şengün, ´Burada 23 Ocak 2009´da imzaladığın tutanak var´ dedi. Arslan da ikinci ifadesinin de 2009 yılının ramazan ayında alındığını kaydetti. Şengün, polislerin gösterdiği fotoğraflarda 3 kişiyi tanıdığını söylediği belirtilen Muharrem Arslan´a ´Bu tam tanıma mı?´ dedi. Arslan da tam tanıma olmadığını belirterek, ´Birini 3 kez gördüm. Toplu suratlı, saçları siyahtı. Asansörün önünde gördüm. ´Recep beyin ağabeyiyim´ dedi. Resimdeki kişinin gördüğüm kişiye benzediğini söyledim´ diye konuştu. Bunun üzerine, Başkan Şengün, Arslan´a, sanıkların da yer aldığı fotoğrafları gösterdi. Arslan, fotoğraflardaki kişilerden söz konusu evde oturan Recep Özkan´ı teşhis etti, Orhan Kadı´yı apartmanın önünde gördüğünü ve 18 numaralı daireye geldiğini söylediğini kaydetti. Sanıklardan Erhan Timuroğlu´nu da ´Recep Özkan´ın ağabeyiyim´ diyen kişi olduğunu ifade eden Arslan´dan duruşma salonundaki sanıklara tek tek bakması istendi. Sanıkların bulunduğu bölümü dışarıdan dolaşan Arslan, tanıdığı kimse olmadığını söyledi. Bunun üzerine, Başkan Şengün, asansörün önünde gördüğünü söylediği Erhan Timuroğlu´nu da Arslan´ın yakınına getirterek yakından bakmasını istedi. Arslan, Timuroğlu´nu bir süre inceledikten sonra ´Bu çok ince suratlı´ dedi.

Timuroğlu´nu fotoğraftan teşhis etti

Başkan Şengün de ´Sizden doğru söylemenizi istiyoruz. Polislere Erhan Timuroğlu´nun bir defa gördüğün kişiye, Orhan Kadı´yı da Recep Özkan´ın ağabeyiyim diyen kişiye benzetmişsin. Bize ise çapraz söylüyorsun´ dedi. Timuroğlu´na tekrar bakan Arslan, Orhan Kadı ve Timuroğlu´nu kastederek ´Bunların ikisini de gördüm´ diye konuştu. Başkan Şengün´ün ´Emin misiniz´ sorusuna Arslan, ´Eminim´ karşılığını verdi.

Alparslan Arslan´ın aklı yerine gelmiş, tanığa müdahale etti

Daha sonra söz alan Erhan Timuroğlu, Arslan´a ´Yalan beyanlardan burada insanlar mağdur oluyor. Bana iyi bak, siteye gelen kişi ben miyim?´ diye sordu. Arslan da ´Bana gösterdiğiniz resim ile siteye gelen kişi aynı insan. Bundan eminim (Timuroğlu´nu kastederek) ama bu şahıs resimdeki kişi değil´ diye cevap verdi. Muharrem Arslan´ın konuşması sırasında araya giren Alparslan Arslan da ´Resimleri bırak. Adam burada. Siteye gelen adam Erhan Timuroğlu muydu?´ diye sordu. Timuroğlu da ´Gördüğün şahıs nasıl biriydi? Uzun boylu muydu? Yüzü açık renkli miydi? Esmer miydi?´ gibi sorular yöneltti. Aslan da ´Bana gösterilen resimlerle siteye gelen kişi aynı ama buradaki kişi resimdekilerle aynı değil´ cevabını verdi.

TANIKLARIN MAHKEME HUZURUNDAKİ İFADELERİ DEĞİŞTİ Mİ?

Tanıkların duruşmada verdikleri ifadelerin polise daha önce verdikleri ifadelerinden farklılıklar ve çelişkiler içerdiği görüldü. Şöyle ki;

1.Tanık Aliye Yenal: Dairenin yan komşusu Yenal, polisteki ifadesinde olduğu gibi sanıklardan hiçbirini görmediğini, eve gelip giden erkekler olduğunu ancak onları hatırlamadığını belirtti. Tutuklu sanık Doğu Perinçek´in, polislerin kendisine teşhis konusunda bir telkinde bulunup bulunmadığını sorusuna ise Yenal, Hayır. Herhangi bir telkinde bulunmadılar yanıtını verdi.

2. Tanık Nadiye Önal: Polis ifadesinde sanıkları çeşitli oranlarda teşhis ettiği belirtilen Önal, benzerlik yüzde oranlarını polis koydu diyerek sadece Osman Yıldırım´ın binada gördüğü kişilerden birine benzediğini belirtti. Yıldırım, Cumhuriyet´e atılan bombaları Ataşehir´de bir apartmanda yapılan toplantıda Muzaffer Tekin verdi. Oktay Yıldırım, Fikri Karadağ, Orhan Kadı, Alparslan Arslan oradaydı. 2 tane bomba aldım. Arslan 1 tane aldı demişti. Ancak diğer sanıklar bunu yalanlamış, Danıştay olayının bu noktada Ergenekon davasına bağlanması için Yıldırım´ın yalan beyanda bulunduğunu iddia etmişlerdi. Sanık ve avukatları, Yıldırım´ın daireye çıkmadığını, bombaları Arslan´dan arabada teslim aldığını iddia ederek, Yıldırım´ın mahkemece yaptırılan keşif sırasında evi bulamamasını da buna delil olarak göstermişlerdi. Oysa Yıldırım dairede bulunduğu iddiasında ısrar ediyor ve ikinci bir keşif yapılarak baz istasyon kayıtlarına giren noktaya götürülmesi durumunda evi bulabileceği iddiasında bulunuyor. Yıldırım ayrıca baz kayıtlarının da sanıkların orada olduklarını ispatladığını iddia ediyor. Tanıkların çelişkili ifadeler vermeleri hakimlerin de sinirlenmesine ve sorularda ısrar etmelerine neden oldu. Çelişkiler üzerine Hakimlerin Nadiye Önal´a gördüğü ve Veli Küçük´e benzediği iddia edilen şahısla ilgili ayrıntılı sorular sorarak emin olmak istemeleri üzerine Önal daha cevap veremeden önce Veli Küçük´ün ardından da Doğu Perinçek´in bağırmaya başlamaları Nadiye Önal´ın ağlamasına neden oldu. Bu duruma tepki gösteren sanık Osman Yıldırım Nadiye Önay´ın hayatının tehlikeye atıldığını öne sürerek, ´Benden kendisine kötülük gelmez. Ev hanımı, sürekli Ergenekon, JİTEM, kontrgerilla, tutuklu generallerin haberlerini okuyor. Bu bayan parmağıyla sanıkları nasıl gösterecek? Basının önünde tanıklık yapılıyor. Tanık kendisini tehlikeye atıyor´ dedi.

3. Tanık Haydar Midilli: Bina yöneticisi olan Midilli, sadece daire sahibi Recep Özkan´ı tanıdığını beyan etti. Çelişkili ifadeleri Mahkeme Başkanını çileden çıkardı.

4. Tanık Muharrem Arslan: Polisteki ifadesinde Recep Özkan, Erhan Timuroğlu ve Orhan Kadı´yı gördüğünü beyan eden Arslan, mahkemede sadece Özkan´ı teşhis edip çelişkili ifade verince hakimlerin ısrarla soru sormasına neden oldu. Bu ısrarlı sorular karşısında Arslan, üç sanığı da teşhis etti ve bundan emin olduğunu beyan etti. Danıştay olayında adı geçen Orhan Kadı Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin´in yakın arkadaşı ve bunu mahkemede de kabul etmişti.

Yıldırım´dan Perinçek´e yumruklu saldırı

Duruşmada şok bir gelişme yaşandı. Tanıkların dinlenilmesine ara verildiği sırada tutuklu sanık Osman Yıldırım duruşma salonuna giren İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek´e yumruk attı. Hafif travma tanısı konulan Perinçek hastaneye sevk edildi. Tanık Muharrem Arslan´ın dinlenilmesine ara verildiği sırada tutuklu sanıklar kapıya doğru yöneldi. Bu sırada duruşma salonuna girmekte olan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile Osman Yıldırım kapıda karşı karşıya geldi. Yıldırım, Jandarmaların arasında olmasına rağmen Perinçek´e yumruk attı. Perinçek yumruğun etkisiyle yere düştü. Bu sırada sanıklar Perinçek´in yanına gelerek yerden kaldırdılar. Perinçek daha sonra yerine oturtuldu. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ise olayın ne olduğunu sordu. Sanıklardan Oktay Yıldırım “Doğu Perinçek´e yumruk attı demesi üzerine Başkan Şengün “Jandarmaların arasında değil miydi? Nasıl oldu? dedi. Şengün, ardından sağlık görevlilerini duruşma salonuna çağırdı. Jandarmalara tutanak tutmalarını söyleyen başkan Şengün duruşmaya ara verdi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrol sonrası düzenlenen raporda Perinçek´in sağ yanağında kızarıklık oluştuğu ve kusma, başağrısı, kulak çınlaması şikayetinin olduğu belirtildi. Raporda ön tanı olarak hafif travma konulan Perinçek´in hastaneye sevkinin uygun olacağı belirtildi.

Yıldırım´a disiplin cezası

Arada tutanak hazırlandı ve duruşma salonundaki görüntü kaydı izlendi. Ardından Mahkeme Başkanı Köksal Şengün olayla ilgili alınan kararı okudu. Başkan Şengün, Doğu Perinçek´in yere düşme sebebinin Osman Yıldırım´ın fiili saldırısı sonucu oluştuğunu belirtti. Doğu Perinçek´in ilk tedavisinin duruşma salonunda yapıldığını ifade eden Başkan Şengün, olayın duruşma sırasında olduğu gerekçesiyle tutanakların gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine karar verildiğini bildirdi. Sanık Doğu Perinçek´in de Silivri Devlet Hastanesi´ne sevk edilmesini karara bağladıklarını belirten Şengün, sanık Osman Yıldırım hakkında 4 gün disiplin cezası verilmesine karar verdiklerini bildirdi. Şengün, Sanık Osman Yıldırım´ın duruşma disiplinini bozduğu ve bu tarz davranışlarına devam edeceği anlaşıldığından 5 gün süreyle oturumlardan men edilmesine karar verdiklerini kaydetti. Duruşma 25 Ekim 2010 tarihine ertelendi. ( DHA)

(21 Ekim 2010), son güncel.: (22 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ataşehir´deki evin keşfi ve sanıkların komşularca teşhisi tartışmaları

Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

Osman Yıldırım, Ataşehir´deki evi bulamadı

Ataşehir´e bir delil daha: Veli Küçük´ün cep sinyalleri

Ataşehir´deki ev tanıklarla doğrulandı

Ataşehir toplantısı cep sinyalleriyle doğrulandı

Cumhuriyet Küçük´ten, bomba Tekin´den

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2419    yazdır/print


 

TBMM´den Başsavcıya: Bildiriyi geri çek milletten özür dile

Dün bir muhtıra girişimi daha yaşandı. Üniversitelerdeki başörtüsü sorununa çözüm için TBMM´de hummalı bir çalışma yapılırken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´ndan dün üstü kapalı kapatma tehdidi içeren açıklama geldi. Açıklamada siyasi partiler ´politik çıkar´ çerçevesinde davranmakla suçlandı. Başörtülüleri ikinci sınıf vatandaş olarak gören Başsavcı, başörtüsünün laiklik ve devrim kanunlarına aykırı olduğunu savundu. Başsavcının açıklamasına dün hükümet kanadından bugün de TBMM Başkanlığı ile MHP´den çok sert ve net tepkiler geldi. Hükümet adına bir açıklama yapan Hüseyin Çelik ´Hiçbir kişi, organ veya makam TBMM´ye emir ve talimat veremez´ dedi. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin´den de muhtıraya çok sert bir tepki geldi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bildirisi ile TBMM´ye adeta talimat verilmeye yeltenildiğini belirten Şahin, ´Bu bildiriyi yayınlayan makamın bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum´ dedi. MHP lideri Devlet Bahçeli, ´Yargı organlarının sınırları da Anayasa ve kanunlarla belirlenmiştir. TBMM üzerinde ´yargı kayyumluğu´ tesisi anlamına gelecek açıklamalar bu bakımdan TBMM´nin görev ve yetkilerine kabul edilmez müdahalelerdir´ derken MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da, ´Hiç kimse hukukun içinde aradığımız çözümü engelleyemez´ dedi. Hukukçular da başsavcının açıklamasına tepki gösterdi ve muhtırayı, demokratik dönüşümün bazı vesayetçi çevrelerde yarattığı hayal kırıklığının ifadesi olarak nitelendirdiler. Başsavcının kapatma tehdidinin artık işe yaramayacağı hukuk ve siyaset çevrelerinde dile getiriliyor. İlkokulda başörtüsü ısrarında olduğu gibi yaşanacağına kesin gözle bakılan çok çeşitli provokasyonlara ve CHP´nin muhalefetine rağmen, milyonları ilgilendiren bu sorunun çözümünün gerçekleşeceği, çıkarılacak yasanın götürüleceğine kesin gözle bakılan Anayasa Mahkemesi´nin de bu kez vize vereceği konuşuluyor. Adana ve Mersin´de ilkokula başörtüsüyle girme girişimi şeklindeki peşpeşe yaşanan iki olayın ardında da şaşırtıcı şekilde Ergenekon´un taşeron örgütlerinden Güneydoğu´da Hizbulkontra olarak tanınan Hizbullah çıktı.

TBMM´den Başsavcıya: Bildiriyi geri çek milletten özür dile

Dün bir muhtıra girişimi daha yaşandı. Üniversitelerdeki başörtüsü sorununa çözüm için TBMM´de hummalı bir çalışma yapılırken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´ndan dün üstü kapalı kapatma tehdidi içeren açıklama geldi. Açıklamada siyasi partiler ´politik çıkar´ çerçevesinde davranmakla suçlandı. Başörtülüleri ikinci sınıf vatandaş olarak gören Başsavcı, başörtüsünün laiklik ve devrim kanunlarına aykırı olduğunu savundu. Başsavcının açıklamasına dün hükümet kanadından bugün de TBMM Başkanlığı ile MHP´den çok sert ve net tepkiler geldi. Hükümet adına bir açıklama yapan Hüseyin Çelik ´Hiçbir kişi, organ veya makam TBMM´ye emir ve talimat veremez´ dedi. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin´den de muhtıraya çok sert bir tepki geldi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bildirisi ile TBMM´ye adeta talimat verilmeye yeltenildiğini belirten Şahin, ´Bu bildiriyi yayınlayan makamın bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum´ dedi. MHP lideri Devlet Bahçeli, ´Yargı organlarının sınırları da Anayasa ve kanunlarla belirlenmiştir. TBMM üzerinde ´yargı kayyumluğu´ tesisi anlamına gelecek açıklamalar bu bakımdan TBMM´nin görev ve yetkilerine kabul edilmez müdahalelerdir´ derken MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da, ´Hiç kimse hukukun içinde aradığımız çözümü engelleyemez´ dedi. Hukukçular da başsavcının açıklamasına tepki gösterdi ve muhtırayı, demokratik dönüşümün bazı vesayetçi çevrelerde yarattığı hayal kırıklığının ifadesi olarak nitelendirdiler. Başsavcının kapatma tehdidinin artık işe yaramayacağı hukuk ve siyaset çevrelerinde dile getiriliyor. İlkokulda başörtüsü ısrarında olduğu gibi yaşanacağına kesin gözle bakılan çok çeşitli provokasyonlara ve CHP´nin muhalefetine rağmen, milyonları ilgilendiren bu sorunun çözümünün gerçekleşeceği, çıkarılacak yasanın götürüleceğine kesin gözle bakılan Anayasa Mahkemesi´nin de bu kez vize vereceği konuşuluyor. Adana ve Mersin´de ilkokula başörtüsüyle girme girişimi şeklindeki peşpeşe yaşanan iki olayın ardında da şaşırtıcı şekilde Ergenekon´un taşeron örgütlerinden Güneydoğu´da Hizbulkontra olarak tanınan Hizbullah çıktı.

Üniversitelerde eğitim özgürlüğünü kısıtlayan başörtüsü yasağının çözüm yoluna girmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´yı rahatsız etti. 21 Mayıs 2011´de görev süresi dolacak olan Başsavcı dün yazılı bir açıklama yaparak, üstü örtülü şekilde iktidara kapatma davası uyarısında bulundu. Açıklamanın Meclis´te grubu bulunan siyasi partilerin soruna çözüm bulmak için yaptığı görüşmelerle aynı güne denk getirilmesi de dikkat çekti. Açıklamada Anayasa Mahkemesi´nin başörtüsüyle ilgili yasakçı kararları hatırlatılırken, Meclis´teki siyasi partiler, hükümet ve YÖK´e tehditlerde bulunuldu. Üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasının ´laikliğe aykırı´ olduğunu iddia eden Yalçınkaya, yüksek yargı kararlarına rağmen çözüm için gayret gösteren siyasi partileri, ´politik çıkar´ yüzünden ´hukuk devleti, laiklik ve eşitlik ilkeleri ile bağdaşmaz´ davranmakla suçladı. Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağını belirten Yalçınkaya, başörtüsü serbestisinin din ve vicdan özgürlüğü kapsamında koruma göremeyeceğini öne sürdü. Açıklama, Bundan sonraki siyasi, toplumsal, kurumsal, ekonomik ve hukuki sorumlulukların tüm siyasi partilere ait olacağı, Türk milletinin bilgisi dahilindedir. ifadesiyle sona erdi.

AK Parti: Kimse Meclis´e emir ve talimat veremez

Yargıtay Başsavcısı´nın açıklamalarına tepki gösteren AK Parti, Hiçbir kişi, organ veya makam TBMM´ye emir ve talimat veremez. dedi. AK Parti Meclis Grup Başkanlığı´ndan yapılan yazılı açıklamada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın kuvvetler ayrılığını yok sayan açıklamasının ´parlamenter demokratik rejime açık bir müdahale´ olduğu belirtildi. Yargı yetkisini kullananların görevinin ´kanun koymak değil, TBMM tarafından kabul edilen yasaları uygulamak´ olduğu hatırlatıldı. Açıklamanın yüksek yargıdaki kişisel seçim kaygılarına dönük olduğu savunuldu. BDP´li Bengi Yıldız da tepkilerini, Açıklamayı, Parlamento´nun iradesine yapılmış bir saldırı olarak değerlendiriyoruz. şeklinde ortaya koydu. ( Zaman)

´Bu bildiriyi yayınlayan makamın bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum´

Meclis Başkanı´ndan sert tepki

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bildirisi ile TBMM´ye adeta talimat verilmeye yeltenildiğini belirterek, Bu bildiriyi yayınlayan makamın bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum dedi. Japonya´ya resmi ziyarette bulunan Şahin, gazetecilerin bildiriyi nasıl değerlendirdiğini sormaları üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın bildiriyle TBMM´ye adete bir muhtıra verme girişiminde bulunduğunu ifade ederek, Bu kabul edilemez bir durumdur dedi. Buna hiçbir kişi ve kurumun hakkının olmadığını belirten Şahin, Haddi de değildir diye konuştu. Türkiye´de millet iradesinin tecelli ettiği TBMM´nin, Türk Milleti adına, yasama yetkisini kullanan tek organ olduğunu belirten Şahin, şunları kaydetti: Bu yetki devredilemez, paylaşılamaz bir yetkidir. Ve bu yetki mutlaktır. TBMM´nin yasa koyma yetkisi ile ilgili yargısal denetimi Anayasa Mahkemesi yapmaktadır. Anayasa Mahkemesine yargısal denetim için başvurma hakkı da sadece Cumhurbaşkanlığı makamına ve belli sayıdaki milletvekilinin müracaatına bağlanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yargısal denetimde bulunma hakkı da bulunmamaktadır. Kaldı ki bir yasa yapma teşebbüsünde bulunularak ortaya bir metinde çıkmış değildir. Zaten bir yasal düzenlemede yoktur. TBMM´nin saygıdeğer üyeleri, en az bu bildiriye imza atan Başsavcı kadar anayasal düzene ve rejime bağlıdır. Cumhuriyetin temel niteliklerini korumada en az onun kadar titizdir. Yasa yaparken, başta Anayasa, Anayasanın temel niteliklerine bağlı kalmaya özen gösterir. Ve tabii ki yasal düzenleme yaparken mutlaka yargı kararlarına da inceler ve ona göre karar verir. Parlamentomuzun yüzden fazla hukukçu milletvekili vardır. Anayasa Hukuku konusunda Türkiye´nin yetiştirdiği değerler parlamentomuzda görev yapmaktadır. O nedenle o bildiriyle TBMM´ye adeta talimat verilmeye yeltenilmiştir. Bu kabul edilemez bir durumdur. Bu bildiriyi yayınlayan makamın, bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum ( AA)

Yalçınkaya´nın açıklaması çağ dışı bir laiklik anlayışı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´nın başörtüsü serbestliğinin laiklik ilkesine aykırı olduğunu içeren açıklamasına hukukçular ve gazetecilerden tepki geldi. Açıklamayı siyasi partilere bir tehdit olarak algıladıklarını söyleyen hukukçular, Yalçınkaya´nın açıklamalarının geri kalmış hukuk göstergesi olduğunu belirtti. Açıklamayla Meclis iradesinin yok sayıldığı ve siyasi partilerin tehdit edildiğini söyleyen aydınlar, AİHM kararının çarpıtıldığını kaydetti. Bu tarz açıklamaların Türkiye´nin demokratik değişimini engellemeye dönük olduğu da vurgulandı.

Vesayetçilerin hayal kırıklığının ifadesi

AİHM´in kararlarında ´başörtüsü yasaklanmalıdır´ diye bir şey yok. Avrupa Konseyi´nin 47 ülkesi var, Türkiye´nin dışında üniversite düzeyinde yasaklayan tek bir ülke de yok. Karar çarpıtılıyor. Açıklamayı demokratik dönüşümün, bazı vesayetçi çevrelerde yarattığı hayal kırıklığının bir ifadesi olarak nitelendiriyorum. Bunlar elbette demokratik dönüşümü engelleyemez. Başsavcı çeyrek yüzyıl öncesi Anayasa Mahkemesi kararlarına ve çeyrek yüzyıl önceki Türkiye´nin standartlarına dayanarak açıklama yapıyor. Başsavcının laikliğin felsefi boyutları hakkında bilgisi yok. Başsavcının sözleri, geri kalmış bir hukuk anlayışının ifadesidir. Cumhurbaşkanının eşinin Avrupa Parlamentosu´nda tesettürü ile konuştuğunu izleyememiş. Meclis iradesi yok sayılmıştır. Kurumsal bir bünyede açıklama yapması yetki alanına girmez. Bu konuyla ilgili muhatap yasama organıdır. Yasağa ilişkin bir düzenleme yok, Anayasa Mahkemesi kanun koyucu yerine geçip yasak ihdas edemezler. Günümüzün demokratik hukuk anlayışını kavrayamamış, içine sindirememiş statükocu anlayışın bu gibi tavırları oluyor.

Referandumu iyi okuyamamış

Türkiye´de sorunun çözümü ile alakalı siyasi partiler görüşme yaparken gelen açıklama siyasete müdahale ve siyasi partileri tehdit niteliğindedir. Başsavcılığın böyle bir açıklama yetkisi yoktur. Referandumu ve HSYK seçimlerini doğru okuyamamış. Başsavcı, hak ve özgürlükleri dışlayan, Türkiye´deki gelişmeleri geriden takip eden bir anlayışı ortaya koyuyor. ( Zaman)

MHP: Toplumsal bir sancıya dönüşen bu sorun artık çözülmeli

AK Parti heyetini kabullerinin ardından basını bilgilendiren MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır, kendilerinin de Meclis´te bir komisyon kurulmasını ve Parlamento zemininde mutabakat sağlanmasını istediklerini söyledi. Ancak, CHP´nin bazı şartlar ileri sürdüğü ve söz konusu komisyona katılmayacağının anlaşıldığını belirten Şandır, AK Parti´nin de bu şartları kabul etmediği görünüyor. dedi. Bu yeni gelişmeyi MHP olarak değerlendireceklerini ifade eden Şandır, şöyle devam etti: Başın örtülmesi sorununun bir toplumsal sorun olmaktan çıkarılması ve bu sorunun çözülmesini istiyoruz. Hiçbir bahaneye sığınmadan, kamuoyu hizmetlerinin sunulmasında eşitlik ilkesine sadık kalarak, üniversitelerde başörtüsü sorununun giderilmesine biz varız ve buradayız. Ancak bu toplumsal mutabakatın temin edilmesi sorumluluğu iktidar partisine aittir. Türkiye´yi tek başına yöneten iktidar, toplumsal sancıya dönüşen bu sorunu görüşmek için Meclis´te bir mutabakat temin etmelidir. Biz, MHP olarak bu sorunun çözülmesini başından bu yana istiyoruz. MHP´nin çözüm önerisi de Sayın CHP´nin, Sayın AK Parti´nin genel başkanlarının masasında beklemektedir. Meclis´te bir mutabakatla bu konuda anayasa değişikliği yapılmasının doğru olacağı kanısındayız.

Ergenekon hareketlendi.. 28 Şubat´ın fadime müslüm aczmendileri tekrar piyasaya sürülmeye çalışılıyor..

Türban Özgürlüğüne Hizbulkontra provokasyonu

Çocuklarının ilköğretime başörtülü girmesini isteyen iki aile gündeme oturdu. Provokasyon kokan eylemin altından bakın ne çıktı? Üniversitelerdeki Başörtüsü sorununun çözümü için olumlu hava yakalanmışken, Adana ve Mersin´de iki ilköğretim öğrencisinin başörtüsüyle derslere girme ısrarı bir anda ortamı gerdi. Olay medyaya yansır yansımaz Yargıtay Başsavcılığı harekete geçerken, Hükümet kanadının “provokasyon” olarak nitelediği gelişmenin arkasından Hizbulkontra olarak nitelenen Hizbullah çıktı. Derslere başörtüsüyle girmeye çalışan T.Y.´nin babasının Hizbullah bağlantısı nedeniyle kapatma kararı verilen Mustazaf-Der Adana Şubesi Başkanı Hüseyin Yosunkaya olduğu öğrenildi. Mersin´deki M.G.´nin babası Hüseyin Gül´ün ise Hizbullah Terör Örgütü Üyesi olmaktan 6 yıl hapis yattığı belirlendi. Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 9 Şubat 2010´da Mustazaf Der´in Hizbullah Terör Örgütü´nün amacı doğrultusunda faaliyet yürütmekten feshine karar vermişti. ( Aktifhaber)

MHP´den başsavcıya tepki: Hiç kimse hukukun içinde aradığımız çözümü engelleyemez

Milliyetçi Hareket Partisi´nden AK Parti´ye yeni bir başörtüsü önerisi geldi, Başsavcıya da net bir cevap verdi. MHP adına açıklama yapan Grup Başkan Vekili Oktay Vural, ´AK Parti komisyon kurmaya çalışmasın, 2008´deki önerimizi Meclise getirsin´ dedi. Vural, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´ya da cevap verdi. ´Hiç kimse hukukun içinde aradığımız çözümü engelleyemez´ diyen Vural başörtüsü sorunun çözümü için ellerinden geleni yapacaklarını vurguladı. ( Zaman)

Bahçeli: Yargı´nın TBMM´nin görev ve yetkilerine müdahalesi kabul edilemez

MHP lideri Bahçeli de başörtüsü konusunda MHP, 2008 yılında AKP ile varılan yazılı mutabakatın bütün unsurlarına bağlı olmayı sürdürmektedir. İktidar partisinin bu esaslar çerçevesinde TBMM çatısı altında başlatacağı girişimi desteklemeye hazırdır açıklamasında bulundu. Bahçeli yaptığı yazılı açıklamada, üniversitelerdeki başörtüsü konusunun Türkiye´nin kanayan yarası olduğunu ifade ederek, son gelişmelerin bugüne kadar bu sorunun çözümsüz kalmasının nedenlerini bir kere daha gözler önüne serdiğini belirtti. MHP´nin bu konudaki ilke ve yaklaşımını başından beri açık ve somut olarak ortaya koyduğunu ifade eden Bahçeli, MHP´nin aynı zamanda diğer siyasi partileri istismar hesaplarından uzak ve iyi niyetli ortak çözüme katkı yapmaya davet ettiğini anımsattı. Bahçeli, bu çerçevede başörtüsü serbestisinin sınırlarının kesin çizgilerle belirlenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

MHP, bu düzenlemenin münhasıran üniversitelerle sınırlı kalacağının bir yasal güvenceye bağlanmasını ve siyasi partilerin bu yöndeki iradelerini tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklamalarını önermiştir. Ancak, bu konuyu istismar aracı olarak gören, istismar tahterevallisinin iki kutbu olan AKP ve CHP´nin siyasi hesapları nedeniyle TBMM çatısı altında ortak bir uzlaşma zemini bulunamayacağı anlaşılmaktadır. Öte yandan, yasal yetkileri ve konumu kanunla belirlenmiş olan YÖK Başkanı´nın bu konuda yetkilerini aşan girişimlerde bulunması, üniversite öğrenci seçme sınavları ve kamu personeli seçme sınavları için resen düzenlemeler yapması, bu konuda sürekli görüş beyan etmesi sorunun çözümsüzlüğe itilmesine katkıda bulunmaktadır. Bu konuda yapılacak yasal düzenlemeler TBMM´nin görev ve yetkisindedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´nın dün yaptığı açıklamayı da eleştiren Devlet Bahçeli, Yargı organlarının sınırları da Anayasa ve kanunlarla belirlenmiştir. TBMM üzerinde ´yargı kayyumluğu´ tesisi anlamına gelecek açıklamalar bu bakımdan TBMM´nin görev ve yetkilerine kabul edilmez müdahalelerdir değerlendirmesinde bulundu. ( Habertürk)

Başsavcı Yücedivana gönderilsin

22 Ekim 2010: YÖK ve siyasi partileri hedef alan açıklamalar yapan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´nın “görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle yargılanması istendi. Hukukçular, Yalçınkaya´nın son anayasal değişikliğe göre Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi´nde, yetkisini aşarak görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle yargılanacağını söyledi. Yeni Akit´e konuşan Anayasa Hukuku Profesörü Mustafa Kamalak, Başsavcı Yalçınkaya´nın, yetkisini aşarak “görevi kötüye kullanma” suçu işlediğini ve son anayasa değişikliğine göre Yüce Divan´da yargılanabileceğini söyledi. Anayasa´nın 148´nci maddesine, 12.09.2010 tarihli değişiklikle “Anayasa Mahkemesi, Yargıtay başsavcılarını, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar” ifadesi eklendiğini hatırlatan Kamalak, “Madde çok açık. Görevini kötüye kullanan başsavcı, Yüce Divan´da yargılanabilir. Başsavcıvekili, başsavcı hakkında dava açabilir veya birileri suç duyurusunda bulunursa Başsavcı Yüce Divan´da yargılanır” dedi.

Ciddiyetten uzak Başsavcı dikkate alınmamalı

Hukukçular Birliği Vakfı Başkanı Sinan Kılıçkaya da, Yalçınkaya´nın sözlerinin ciddiyetten uzak olduğunu ve dikkate alınmaması gerektiğini söyledi. Kılıçkaya, “Başsavcının söyledikleri tamamen yanlıştır. Ciddiye alınacak laflar değil. Söylediklerinde kayda değer hiçbir cümle bulunmamaktadır” dedi. Kılıçkaya, “Başsavcı görevi ile ilgili haddini aşan bir açıklama yapmıştır. Meclis bunu tehdit gibi algılarsa hakkında dava açılabilir” diye konuştu.

Başsavcı çağa ayak uyduramıyor

Emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Gündel ise, “Başsavcı hala durduğu yerde duruyor. Çağa ayak uydurmakta zorlanıyor. Türkiye´nin demokratikleşme hamlelerini okuyamıyor” dedi. Başörtülü kızların okuyamadığını, eğitim haklarının elinden alındığını belirten Gündel şöyle devam etti: “Yıllardan beri bu sıkıntı devam diyor. Örtülü annenin çocuğunu çatışmaya gönderiyorsunuz, başörtülü kızların ağabeyleri burada şehit oluyor. Bunların annelerini kışlaya lojmana sokmuyorsunuz. ´Haydi kızlar okula´ diyorsunuz sonra bu haklarını ellerinden alıyorsunuz. Ülkede başörtülü kızlarımız ve kadınlarımız kendilerini dışlanmış hissediyor. Kendilerini ikinci sınıf sayan bir genç nesil yetiştiriyorsunuz. Bunlara yazık günah... Bunlar bizim insanlarımız, bunlar bizim kızlarımız.”

Başsavcı hakkında suç duyurusu

Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, Anayasa´nın 148´nci maddesine göre Başsavcı Yalçınkaya´nın yargılanması için hukuki süreci başlattığını söyledi. Çevik, Başsavcı Yalçınkaya hakkında “görevi kötüye kullandığı” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Başsavcının, halkın yüzde 50´sinin kabul ettiği anayasa değişikliğine meydan okuduğunu belirten Çevik, “Başsavcı, YÖK ve siyasilere emir ve talimat vererek yetkisi aşmıştır. Bu, görevi ile ilgili suç kapsamına girer. Başsavcı Yüce Divan´da yargılanmalıdır” dedi. Yalçınkaya´nın istifa etmesi gerektiğini söyleyen Çevik, “Son anayasa değişikliği ile Türkiye´de askeri darbeler dönemi son bulmuştur. Hukuk darbeleri dönemi de mutlaka son bulacaktır. Sorumsuzca davranan Başsavcı´nın yargılanması çok önemlidir” diye konuştu. ( Yeniakit)

(21 Ekim 2010), son güncel.: (22 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2417    yazdır/print


 

Levent Bektaş Şile kazıları için sorgulandı

Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmatla ilgili davanın tutuklu sanığı emekli binbaşı Levent Bektaş, ´Ergenekon´ soruşturması kapsamında Şile´de yapılan kazıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´a ´şüpheli´ sıfatıyla ifade verdi. Şile´de geçtiğimiz aylarda yapılan mühimmat kazısına neden olan TİKKO itirafçısı Ulaş Özel´in ek ifade verdiği, bu ifadesinde patlayıcılara ilişkin yeni bilgiler ve yeni isimler verdiği, bu isimler arasında Poyrazköy davasının tutuklu sanığı Levent Bektaş´ın da bulunduğu öğrenildi.

Levent Bektaş Şile kazıları için sorgulandı

Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmatla ilgili davanın tutuklu sanığı emekli binbaşı Levent Bektaş, ´Ergenekon´ soruşturması kapsamında Şile´de yapılan kazıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´a ´şüpheli´ sıfatıyla ifade verdi. Şile´de geçtiğimiz aylarda yapılan mühimmat kazısına neden olan TİKKO itirafçısı Ulaş Özel´in ek ifade verdiği, bu ifadesinde patlayıcılara ilişkin yeni bilgiler ve yeni isimler verdiği, bu isimler arasında Poyrazköy davasının tutuklu sanığı Levent Bektaş´ın da bulunduğu öğrenildi.

Poyrazköy davası tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş, Ergenekon soruşturması kapsamında Şile´de düzenlenen operasyon sonucu gözaltına alınan TİKKO itirafçısı Ulaş Özel´in beyanlarında adı geçtiği için ifade vermek üzere Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne getirildi. Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi´nden adliyeye getirilen Bektaş, Şile´deki ormanlık alanda 22 Ağustos 2010 tarihinde başlatılan ve mühimmata rastlanmayınca ertesi gün son verilen kazı çalışmalarına ilişkin soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´ın odasına alındı. Ulaş Özel´in ifadesinde, Ergenekon sanıklarından da adı geçiyor. Küçük ile Yıldırım´ın da ilerleyen günlerde ifadelerine başvurulmak üzere adliyeye getirilmeleri bekleniyor. ( Cihan, AA)

Şile´de mühimmat kazısı

Şile´de geçtiğimiz aylarda yapılan kazı, eski TİKKO itirafçısı olduğu öğrenilen Ulaş Özel´in gözaltına alınması ile başladı. Emniyete ulaşan bir ihbarda Özel´in ismi verildi. Gözaltına alınan Ulaş Özel´in annesinin evinde patlayıcı madde ele geçirildi. İfadesi alınan Özel, ilk önce Jandarma istihbaratçısı olduğu belirtilen Okan İşgör ile Hasan Yanç ve Yusuf Ethem Akbulut´un isimlerini verdi. Evde bulunan patlayıcının İşgör´e ait olduğunu söyledi. Ardından ele geçirilen bir kroki sebebiyle Şile´de kazı yapıldı; ancak mühimmata ulaşılamadı. Okan İşgör gözaltında geldiği adliyede krokinin daha önce satın almayı planladığı bir araziye ait olduğunu belirtti. Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne bir kez daha ek ifade için getirilen Ulaş Özel, soruşturma savcısı Cihan Kansız´a ikinci kez ifade verdi. Özel bu ifadesinde patlayıcılara ilişkin yeni bilgiler ve yeni isimler verdi. Bu isimler arasında Poyrazköy ve Ergenekon davalarının tutuklu sanıkları Levent Bektaş, Veli Küçük ile Oktay Yıldırım da bulunuyor.

İfade tamamlandı

Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmatla ilgili davanın tutuklu sanığı emekli binbaşı Levent Bektaş, Ergenekon soruşturması kapsamında Şile´de yapılan kazıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´a şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Emekli binbaşı Levent Bektaş, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevinden Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesine getirildikten sonra, Şile´deki ormanlık alanda 22 Ağustosta başlatılan ve mühimmata rastlanmayınca ertesi gün son verilen kazı çalışmalarına ilişkin soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´a şüpheli sıfatıyla ifade verdikten sonra adliyeden çıkarılarak cezaevi aracına konuldu.

İtirafçı Ulaş´ın Bektaş ifadesi

Bektaş´ın ifade vermesinin ardından basın mensuplarına açıklama yapan Bektaş´ın avukatı Hüseyin Ersöz, olayın düğüm noktası olan Ulaş adlı kişinin savcılığa verdiği beyanlarda müvekkili Levent Bektaş´a doğrudan suç isnat etmediğini söyledi. Ersöz, Ulaş isimli kişinin ifadesinde Benden ele geçirilen silahları Okan´dan teslim aldım, Okan, Levent Bektaş ile yakın ilişki içerisinde, sürekli temas halinde gibi anlatımlarda bulunduğunu ve bu nedenle Bektaş´ın adliyede ifadesine başvurulduğunu belirtti. Müvekkili Bektaş´la ilişki kurulmasının sebebinin olayın sansasyonel durum haline getirilmesi olduğunu ifade eden Ersöz, Savcı beyin verdiği bilgi çerçevesinde ´Ulaş´ın eski bir TİKKO itirafçısı olduğunu öğrendik. Bu olayın TİKKO´ya değil de ´Ergenekon´a bağlanması ve ´Ulaş´ isimli şahsın da Etkin Pişmanlık Yasası´ndan yararlanması olarak değerlendirdik dedi. Bektaş´ın yaklaşık 1,5 saat süreyle şüpheli olarak ifade verdiğini ve Ulaş Ö´nün verdiği ifade doğrultusunda çağrıldığını hatırlatan Ersöz, Ulaş Ö´nün beyanlarının doğrudan Bektaş´ı hedef alacak beyanlar olmadığını savundu. Ersöz, Okan bey üzerinden, Okan beyin Levent Bektaş ile bağlantısı olduğunu biliyormuş. Çünkü Ulaş Ö. de bir süre Okan beyin yanında çalışmış. Bu çerçevede kurulan bir irtibat olarak değerlendirdik diye konuştu.

Çevre ve Orman Bakanlığı´nın krokisi

Gazetecilerin Müvekkilinizin Şile´deki kazılarla bağlantısı nedir? diye sorması üzerine de Ersöz, şunları söyledi: Savcı beyden öğrendiğimiz bilgiye göre, Şile´de Okan İşgör bir iş yapmak istiyor. Bu işle insanların oraya gelerek sosyal aktivitelere katılması ve kamp alanı yaratmak için Çevre ve Orman Bakanlığıyla iletişime geçiyor. Yaptığı arsa alımıyla ilgili olarak Çevre ve Orman Bakanlığı almak istediği alanın krokisini gönderiyor. Yani resmi evrak niteliğinde bu. Bu evrak, Okan İşgör´ün evinde yapılan aramada ele geçiriliyor. Tamamen buna dayanan arama. Zaten Şile´de de silah ele geçirilmedi. Ele geçirilen tek silah yani silahlar, Ulaş´ın evinde yapılan aramada ele geçirilenler. Bu silahların Okan İşgör ve Levent Bektaş´la irtibatı söz konusu değildir.

´Savcı Ergenekon bağlantısından bahsetmedi´

Avukat Hüseyin Ersöz, Ergenekon bağlantısı mı kurulmuş? sorusuna karşılık da savcının bu konuyu ayrı bir soruşturma olarak yürüttüğü, Levent Bektaş´ın davasının devam etmesi ve Ergenekon soruşturmasının bitmesi nedeniyle Ergenekon adı altında ayrı bir soruşturma olarak yürütmenin mümkün olmadığı bilgisini verdi. Ersöz, Fakat anlamlandırabildiğimiz kadarıyla eski itirafçı olduğunu öğrendiğimiz Ulaş Ö, verdiği beyanda olayı daha sansasyonel hale getirmek için iş ilişkisi içerisinde bulunduğu Okan beyi kullanıyor. Okan bey üzerinden de Levent Bektaş´a bu suçlamalarda bulunuyor. Olayın doğrudan ´Ergenekon´ ile bağlantılı olduğuna ilişkin değerlendirme savcılık ifadesi sırasında yapılmadı dedi. ( Star)

(20 Ekim 2010, 11:34)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Şile Ormanlarında cephane kazısı

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2411    yazdır/print


 

Yıldırım yeni keşif istedi

Birinci Ergenekon davasının bugün yapılan 161. oturumunda tutuklu sanık Osman Yıldırım´a, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların kendisine verildiğini iddia ettiği sitede yaptırılan keşif konusu tekrar gündeme geldi. Bazı sanıklar ile avukatları, Yıldırım´ın iddia ettiği siteyi bulamadığını, toplantı yapılan böyle bir sitenin aslında olmadığını ileri sürdü ve mahkemenin hiç yapılmamış olan böyle bir toplantı konusunda sitede yaşayan komşuları tanık olarak çağırmasını eleştirerek bu karardan vazgeçilmesini talep ettiler. Osman Yıldırım ise iddiasında ısrar ederek, siteye giderken aracı kendisinin kullanmadığını, adresi de bilmediği için bulamadığını belirtip tekrar keşif yaptırılmasını istedi: ´İkinci sitenin ortaya çıkmasından dolayı rahatsız olmaktadırlar. İkinci bir site vardır. Bu sitenin olduğu, telefon sinyallerinden mevcuttur. Migros´un önünden Alparslan Arslan´a telefon açtım. Bir arkadaşı beni alıp siteye götürdü. Telefon sinyalleri ortada. Telefonun sinyal verdiği noktaya kadar götürsünler, her iki siteyi, daireleri göstereyim. Yalan konuşacak durumda değilim.´

Osman Yıldırım, yeniden keşif yaptırılmasını istedi

Birinci Ergenekon davasının bugün yapılan 161. oturumunda tutuklu sanık Osman Yıldırım´a, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların kendisine verildiğini iddia ettiği sitede yaptırılan keşif konusu tekrar gündeme geldi. Bazı sanıklar ile avukatları, Yıldırım´ın iddia ettiği siteyi bulamadığını, toplantı yapılan böyle bir sitenin aslında olmadığını ileri sürdü ve mahkemenin hiç yapılmamış olan böyle bir toplantı konusunda sitede yaşayan komşuları tanık olarak çağırmasını eleştirerek bu karardan vazgeçilmesini talep ettiler. Osman Yıldırım ise iddiasında ısrar ederek, siteye giderken aracı kendisinin kullanmadığını, adresi de bilmediği için bulamadığını belirtip tekrar keşif yaptırılmasını istedi: ´İkinci sitenin ortaya çıkmasından dolayı rahatsız olmaktadırlar. İkinci bir site vardır. Bu sitenin olduğu, telefon sinyallerinden mevcuttur. Migros´un önünden Alparslan Arslan´a telefon açtım. Bir arkadaşı beni alıp siteye götürdü. Telefon sinyalleri ortada. Telefonun sinyal verdiği noktaya kadar götürsünler, her iki siteyi, daireleri göstereyim. Yalan konuşacak durumda değilim.´

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon ana davasının 161. duruşmasına tutuklu sanıklardan Ergun Poyraz ile Hayrettin Ertekin katılmadı. Diğer 20 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan gazeteci Güler Kömürcü Öztürk ve PKK itirafçısı Abdulmuttalip Tonçer duruşmada hazır bulundu. Duruşmanın başlamasıyla birlikte tutuklu sanıklardan Muzaffer Tekin, sanık Alparslan Arslan´ın kız kardeşi tanık olarak dinlenirken savcılar tarafından bir telefon numarasıyla ilgili çok soru sorulduğunu ve bunun da dikkat çektiğini söyledi. Bir basın kuruluşu tarafından yapılan haberde bu telefon numarası ile 350 kişinin irtibatlandırıldığının yazıldığını ifade eden Tekin, dosyada bulunan kayıtlarda Oktay Yıldırım ile kendisinin de aralarında bulunduğu sadece 9 kişinin isminin geçtiğini söyledi. Savcıların sorularını sorarken konuları gizemli bırakmamalarını isteyen Tekin, Suç yaratılmak ve bizim şüpheli konumunda kalmamız adına bir şeyler yapılıyor, sahte belgelerden insanlara sorular soruluyor iddiasında bulundu. Tutuklu sanıklardan Mehmet Zekeriya Öztürk de, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların kendisine verildiğini iddia eden sanık Osman Yıldırım´a, bombaları aldığını söylediği sitede yaptırılan keşfi hatırlattı. Sanık Alparslan Arslan´ın kız kardeşi Elif Arslan´ın kullandığı telefon ile ilgili HTS kayıtlarında kendi adının da geçtiğini belirten Öztürk, bu raporun sahte olduğunu belirtti. Keşif yapılacağı konusunda kendisine de bilgi verilmesi gerektiğini söyleyen ve mahkemeye sunduğu talep dilekçelerine nasıl bir cevap verildiğinin, bu konuda nasıl bir ara karar alındığının kendisine bildirilmediğini savunan Öztürk, bu nedenle mahkemeye gelirken ne yapacağını bilmeden geldiğini söyledi.

Küçük: Keşfe katılmak için çakallık yaptım

Veli Küçük´ün kızı ve avukatı Zeynep Küçük ise, Osman Yıldırım´a yaptırılan keşif ile ilgili olarak bazı diyeceklerini olduğunu belirterek söz aldı. Keşif yapılacağı bilgisini aldıktan sonra zamanını öğrenmek için mahkeme kalemi önünde adeta nöbet tutmak zorunda kaldığını söyleyen Küçük, Keşfe katılmak için çakallık yapmam gerekti. Çok uyanık davrandım. diye konuştu. Küçük´ün bu sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ise, Estağfirullah avukat hanım dedi. Bunun üzerine avukat Küçük de, Halk arasında rahatlıkla söylenebilen bir deyim bu cevabını verdi.

Beni araca almak istemediler

Mahkeme kaleminden kendisini aradıklarını ve Perşembe günü yapılacağını söylediklerini ifade eden Küçük, “Ara kararı elime alana kadar doğruluğuna güvenemedim. Sonra 5-6 sanık avukatına da bu durumu ben haber verdim. Adliye önünde keşif için çıkacakları araca binmek istediğimde naip hakim Hüsnü Çalmuk, araçta yer olmadığını belirterek beni alamayacaklarını söyledi. Osman Yıldırım´ın avukatının araçta olduğunu ve buna rağmen talebim olmasına rağmen beni de almadıklarını tutanağa geçirmeleri konusunda itirazda bulunmam üzerine beni de araca aldılar dedi.

Avukat Küçük´ten çok ağır itham: Savcı Taşkın Hakim Çalmuk´un kulağına ´Evi tespit ettik Osman´ı götürelim´ dedi

“Araç içinde bir kamera da kayıt yapıyordu. Ancak kamera kayıttan çıktıktan sonra çok ilginç bir konuşma yapıldı iddiasında bulunan Avukat Küçük, “Savcı Nihat Taşkın, hakim Hüsnü Çalmuk´un kulağına, ´Evi biz tespit ettik. Osman´ı götürelim göstersin´ dedi. Oysa kendisinin göstermesi gerekiyordu. Ama herşey hazırlanmış, evin önünde tertibat alınmıştı. Böyle bir uygulama yapılamayacağı konusunda ısrar ettim. Bu nedenle adresi Osman´ın bulması istendi ve haliyle bulamadı. Ben ses çıkarmasam adrese gidilecek ve evde keşif yapıldı diye tutanağa yazılacaktı. Osman bu toplantı olduğunu iddia ettiği evi bulamadı ve tutanağa da keşifin yapılamadığı yazıldı. Bulamazdı, çünkü toplantı yapılan böyle bir adres yok. Kayıtlardan da belli ki Osman bu el bombalarını 4 Mayıs akşamı Alparslan Arslan´dan arabadan teslim almıştır. Mahkeme de böyle bir toplantının yapılmadığı sitede yaşayan komşuları tanık olarak çağırıyor. Bu karardan vazgeçilmesini talep ediyorum diye konuştu. (Hürriyet)

Bulunmamış, tespiti yapılmamış evin komşuları dinlenmez

Keşfin ardından savcı Nihat Taşkın´ın Evin Recep Özkan´a ait olduğunu tespit ettik. Getirelim Osman Yıldırım gösterme yapsın dediğini, itiraz etmesi üzerine bunun kabul edilmediğini belirten Küçük, Ataşehir´deki ev yok. Osman Yıldırım o eve gitmedi, evi bulamadı. Bulunmamış, tespiti yapılmamış evin komşuları dinlenmez. Bu dosya ile Danıştay sanıkları arasında bağlantı yok. Artık zorlamayın. Alakasız tanıklar önümüze gelmesin diye konuştu. Küçük, mahkeme heyetinin Ataşehir´deki evin komşularını dinleme kararından vazgeçmesini istedi.

Yıldırım tekrar keşif istedi

Keşif itirazlarına muhatap olan tutuklu sanık Osman Yıldırım da, olay günü Ataşehir Migros önüne geldiğinde Alparslan Arslan´ı aradığını, Alparslan Arslan´ın da kendisine ´ben gelemeyeceğim. Seni bir arkadaş alacak.´ dediğini söyledi. Bu konuşmanın ardından kendisini bir kişinin almaya geldiğini, gidecekleri adresin kendisine verilmediği gibi aracı kullananın da kendisi olmadığını belirterek, Ben arabanın önünde telefonumla filan uğraşıyordum. Sürekli yola bakmıyordum. Ben, Migros´tan sonra hatırladığım yere kadar götüreceğimi, hatırlamadığım yerde telefon sinyalimin düştüğü yere beni götüreceklerini düşünerek böyle bir keşif talebinde bulundum. Bunu da Hakim Hüsnü Çalmuk´a keşif sırasında söyledim. Ancak adresi benim bulmam gerektiği konusunda ara karar alındığını söyledi. Şimdi keşif ile ilgili bir dilekçem daha var. Beni telefonumun sinyal verdiği adrese götürün ve iki evi de size göstereyim. Avukat Küçük´ün ´Öyle bir ev yoktur´ sözlerinin doğru olmadığını belirten Yıldırım, ´Zeynep Küçük, ´Osman Yıldırım antisosyal, kişilik bozukluğu var, yalan konuşuyor´ diyerek bana hakaret etmektedir. İkinci sitenin ortaya çıkmasından dolayı rahatsız olmaktadırlar. İkinci bir site vardır. Bu sitenin olduğu, telefon sinyallerinden mevcuttur. Migros´un önünden Alparslan Arslan´a telefon açtım. Bir arkadaşı beni alıp siteye götürdü. Telefon sinyalleri ortada. Telefonun sinyal verdiği noktaya kadar götürsünler, her iki siteyi, daireleri göstereyim. Yalan konuşacak durumda değilim´ dedi.

Keşif için dilekçe Cuma günü

Osman Yıldırım´ın ikince kez keşif yapılması konusunda hazırladığı dilekçeyi ne zaman mahkemeye sunabileceğini sorması üzerine Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, taleplerin alındığı Cuma günü kendilerine bu dilekçeyi vermesini söyledi. Ergenekon sanıklarının ve avukatlarının, toplantı yapılan ikinci bir adresin çıkarılması konusunda sürekli bir rahatsızlık içerisinde olduğunu belirten Yıldırım, ikinci sitenin var olduğu konusunda ısrar etti.

Tanık Gür ifade veriyor

Sanık ve avukatların beyanlarının ardından sanık Alparslan Arslan ile aynı ofiste çalışan avukat arkadaşı Burhan Gür, tanık olarak ifadesine başvurulmak üzere kürsüye davet edildi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Doğuş Factoring şirketinde Muzaffer Tekin´in bir bağının olduğunu biliyor muydunuz? diye sordu. Bahse konu şirketin bir dönem avukatlığını yürüttüğünü belirten Gür, O dönemde bir bilgi sahibi değildim ama yaşanan olayların ardından duydum bunları. diye konuştu. ( Cihan, AA, DHA)

(19 Ekim 2010), son güncel.: (20 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Şengün: Hakimlerde fikir ayrılığı yok

Osman Yıldırım, Ataşehir´deki evi bulamadı

Ataşehir´e bir delil daha: Veli Küçük´ün cep sinyalleri

Ataşehir´deki ev tanıklarla doğrulandı

Ataşehir toplantısı cep sinyalleriyle doğrulandı

Cumhuriyet Küçük´ten, bomba Tekin´den

Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2402    yazdır/print


 

Görüntülenen: 341 - 360 (Toplam 618)  |  Önceki 20 | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Şok: Fuat Avni=Emre Uslu!

21.02.2015 15:42 Paralel Terör Örgütü'ne emniyet, yargı ve medyada yapılacak operasyonları ve kritik konularda hükümetin atacağı adımları Twitter'da önceden yayınlayan 'fuatavni' takma adlı kullanıcı deşifre oldu. STAR Gazetesi'nin ula..
Tamamı 21.02.2015

O kadın, kumpası itiraf etti

21.02.2015 15:01 Fethullah Gülen hakkında “yasadışı örgüt kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla 1999 yılında iddianame hazırlayan dönemin Ankara DGM savcısı Nuh Mete Yüksel'e kurulan kaset kumpasında önemli bir gelişme yaşandı. ..
Tamamı 21.02.2015

Mahkeme:Çiller duruşmaya katılsın

21.02.2015 14:26 28 Şubat 1997'de TSK yöneticilerinin dönemin seçilmiş hükümetine baskı uygulayarak örtülü bir darbe gerçekleştirdiği iddialarına ilişkin 103 sanığın, "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak"..
Tamamı 21.02.2015

Gömük: İftira atmamı istediler

21.02.2015 14:02 Fetullah Gülen ve paralel yapı hakkındaki kumpas şikayetleri hızla artıyor. İzmir'in Bornova ilçesinde 2 Ekim 2012 tarihinde düzenlenen 'Adliye Çetesi' operasyonunda gözaltına alınan ve çete lideri olarak yargılandığı ..
Tamamı 21.02.2015

Yalan Cumhuriyeti'ne soruşturma

21.02.2015 12:49 Cumhuriyet Gazetesi'nin hakim savcıları hedef alan “Konutta Birlik Platformu” haberi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Gazetenin haberinde bazı hakim savcıların Em..
Tamamı 21.02.2015

Flaş: 17 tutuklama:Gülen örgüt lideri

15.02.2015 10:56 "Yasadışı dinleme" soruşturması kapsamında geçtiğimiz Pazar günü düzenlenen operasyonda gözaltına alındıktan sonra savcılık sorguları İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde yapılan 21 polis, Perşembe sabahı tutuklanmaları tale..
Tamamı 15.02.2015

21 polis kararı 15:00'de

14.02.2015 10:34  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, ifadelerinin alınmasının ardından tutuklanma istemiyle nöbetçi İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk e..
Tamamı 14.02.2015

Flaş!!! 1 numara Gülen, 2 Uslu

13.02.2015 22:53 Paralel yapıyla ilgili çok somut bir gelişme yaşandı. 8 Şubat'ta düzenlenen ve 21 polis memurunun gözaltına alındığı operasyonların arka planında şok bir detay bulunduğu ortaya çıktı. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müd..
Tamamı 13.02.2015

İşte Paralel'in 160 ülke imamı

13.02.2015 22:30 Önce, Zaman Gazetesi temsilciliği ve TUSKON aracılığı ile öğrenci evleri açılıyor, Türkiye'den lisans öğrencileri yönlendiriliyor, Bulundukları ülkelerin üst düzey yöneticilerinin çocuklarını burslu okutarak faaliyetle..
Tamamı 13.02.2015

Paralel telekulağa yeni dava

13.02.2015 22:06 Erzurum'da görev yaptıkları dönemde 1,5 yıl süreyle yasa dışı dinleme yaptıkları iddia edilen aralarında Düzce'de görev yapan Emniyet Amiri Y... Erzurum'da görev yaptıkları dönemde 1,5 yıl süreyle yasa dışı dinleme ya..
Tamamı 13.02.2015

Tesadüf: Sadece Şahin dinlenmemiş!

13.02.2015 21:53 Selam soruşturması kılıfıyla devletin zirvesinin dinlemeye alınmasını soruşturan savcılar, İstanbul Emniyet'inin şifreli bilgisayarlarında 100'e yakın ismin ses kaydına ulaştı. Kayıtlarda eski İçişleri Bakanı İdris Nai..
Tamamı 13.02.2015

Soruları sızdıranlar firarda

13.02.2015 21:41 Binlerce gencin umutlarının söndüğü 2010 KPSS sorularını sızdırmakla gündeme gelen Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği'nin Bilgi İşlem Sorumlusu Berat Koşucu'nun yurt dışına kaçtığı ve hala dönüş yapmadığı belirlendi...
Tamamı 13.02.2015

Flaş!!! İstanbul'da 21 polis gözaltında

08.02.2015 10:45  İstanbul merkezli yapılan operasyonlarda 21 polis gözaltına alındı. İstanbul'da 21 polisin gözaltına alındığı operasyonun talimatını İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili İrfan Fidan'ın verdiği öğrenildi. Operasyon..
Tamamı 08.02.2015

Firari böcekçiler yakalandı!

07.02.2015 22:24  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde çalışma ofisine böcek koyan firari polislerden 2'si Romanya'da yakalandı. Haberi Türkiye'ye Cumhurbaşkanı Erdoğan duyurdu. Bursa'da sivil toplum kurulu..
Tamamı 07.02.2015

HSYK'dan deprem gibi kararname

07.02.2015 22:24  Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Dairesi, paralel yapıya büyük darbe vuran 888 kişilik kararnamenin ardından uzun süredir beklenen adli ve idari yargı yetki kararnamelerini tamamladı. Yetki kararnames..
Tamamı 07.02.2015

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
11.146.559