YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
22 Ağustos 2014, Cuma
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "Oktay" için arama sonuçları    (Toplam 603 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Eşref Paşa´nın çantasında ne vardı?

Orgeneral Eşref Bitlis´in ölümü ile ilgili yeni bilgiler ortaya çıkıyor. İddiaya göre, Bitlis Paşa´nın çantasında terör örgütlerini bitirecek çok önemli belgeler vardı. Eşref Paşa´nın sabotaj sonucu uçağının düşürüldüğüne ilişkin ciddi bulgular var. Henüz cevabını bulmamış sorular bile olayın sıradan bir kaza olmadığını gösteriyor.

Eşref Paşa´nın çantasında ne vardı?

Orgeneral Eşref Bitlis´in ölümü ile ilgili yeni bilgiler ortaya çıkıyor. İddiaya göre, Bitlis Paşa´nın çantasında terör örgütlerini bitirecek çok önemli belgeler vardı. Eşref Paşa´nın sabotaj sonucu uçağının düşürüldüğüne ilişkin ciddi bulgular var. Henüz cevabını bulmamış sorular bile olayın sıradan bir kaza olmadığını gösteriyor.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis´in Ankara Güvercinlik Havaalanı´ndan Diyarbakır´a gitmek üzere havalanan uçağı, kalkıştan 5 dakika sonra Yenimahalle Postanesi´nin yakınlarına düştü (17 Şubat 1993). Orgeneral Bitlis ile beraberindeki emir subayı Albay Fahir Işık, uçağı kullanan Binbaşı Fahir Eliyar, Yüzbaşı Tuğrul Sezginler ve teknisyen Astsubay Başçavuş Emin Öner şehit oldu. 17 yıl önce meydana gelen bu elim vaka gündemden hiç düşmedi. “Eşref Paşa´nın uçağı teknik bir arıza sonucu kazayla mı yoksa sabotaja maruz kaldığı için mi düştü?” sorusu her daim soruldu. Hem toplumun hem de uzmanların ekserinde ´uçak teknik bir arıza sonucu düşmedi´ kanısı hakim.

Eşref Paşa Kürt meselesinde ileri bilgilere sahipti

Eşref Paşa sıra dışı bir askerdi. Özellikle Kürt meselesinde hazırladığı rapor ve planları bugün yapılmak istenenin daha ötesindeydi. Çünkü sorunun çözümü ve Kürt hareketinin bağlantıları konularında ciddi bilgilere sahipti ve Kuzey Irak´taki Kürt liderleriyle sık sık görüşmeler yapıyordu. Örneğin Eşref Bitlis´in ileri sürdüğü ´komşu ülkelerle işbirliği ile Kürt meselesi çözülür´ tezi şimdi AK Parti hükümeti tarafından gündeme alınmış durumda. O dönem Paşa´nın ´Çekiç Güç´ün PKK´lılara yardım ettiği ve varlığının tehlikeli olduğu yönündeki raporları birilerini kızdırmıştı. ´Çekiç Güç´, ´Kürt meselesi´, ´PKK´nın tasfiyesi´, ´Komşu ülkelerle işbirliği´, ´Türkiye´nin bölgedeki (Ortadoğu) geleceği´ gibi konularda raporlar hazırlayan, hem Genelkurmay´ı hem de Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ı gerek rapor gerekse mektuplarla bilgilendiren Bitlis, ülkede kaos isteyen güçlerin başlıca hedefiydi zaten.Diğer taraftan ortaya atılan yeni iddialar ve konuşmaya başlayan tanıklar kazaya dair çarpıcı bilgiler vermeye devam ediyor. Bunun üzerine askeri savcılık artık tozlanmış olan Eşref Bitlis dosyasını raftan indirmek zorunda kaldı. Daha önce hakkında ´takipsizlik´ kararı verilen uçak kazası ile ilgili Kara Kuvvetleri Askeri Savcılığı yeniden soruşturma açtı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner´in de “Akıllarda şüphe kalmamalı.” dediği ve soruşturmanın bir an önce tamamlanmasını istediği belirtiliyor. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da Turgut Özal ve Eşref Bitlis´in şüpheli ölümleri üzerine kısa süre önce soruşturma başlatmıştı.

´Paşa´nın çantasındaki evraklara ne oldu?

Eşref Bitlis´in ölümünde etkili olduğu belirtilen raporların çoğu gün yüzüne çıktı. Ancak Hizbullah´a dair rapor pek gündeme gelmedi. Hatta iddiaya göre Paşa o gün Diyarbakır´a PKK ve Hizbullah meselelerini çözmenin yollarını bulmak, ilgili makamlarla toplantılar yapmak için gidiyordu. Evraklar arasında Hizbullah´ı tamamen deşifre edip çökertmeye yetecek bir isim listesi olduğu ileri sürülüyor. Bu iddianın sahibi kazadan hemen sonra olay yerine ilk ulaşan terör uzmanı Tuncer Günay. Savcılıklara ifade vermek istediğini anlatan Günay olay mahalline vardığında henüz hiçbir resmi görevlinin gelmediğini aktarıyor. Olay yerindeki belgeleri toplayan Günay, Paşa´nın parçalanmış çantasında çok sayıda evrak olduğunu söylüyor. Bakın Günay kaza mahallini nasıl anlatıyor: “PTT binasında o saatte bir telefon sorununu çözmek için bulunuyordum. Tam bir tesadüftü. Büyük bir gürültü duyunca şaşkınlıkla postaneden çıktım. ´Binanın arkasına uçak düştü´ diye bağrışan vatandaşlar var. ´Birilerini kurtarabilir miyim?´ diye ben de sevk-i tabii ile olay mahalline koştum. Düşenin askeri uçak olduğundan hele hele Eşref Paşa´nın uçağı olduğundan haberim yok. Olay mahallinde, kafası olmayan askeri pilot üniformalı birini ve bir tarafa savrulmuş Paşa şapkasını görünce o zaman uyandım ve mühim bir askeri VIP uçağının düştüğünü anladım. Ortalıkta henüz gazeteci, subay, polis yok... Dehşet içinde dolaşıyor, rastgele bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. ´Canlı var mı?´ diye bakınıyoruz, bulamıyoruz. Tecrübelerim bu uçağın çok önemli bir kuvvet komutanının uçağı olabileceğini düşündürüyor. Aklıma Eşref Paşa geliyor; ama bunun mümkün olamayacağını düşünüyorum. Şapkadaki renkten bir ipucu çıkaramıyorum. Tüm paşa şapkaları aynı çünkü. Etrafta evraklar, dosyalar var. Karlı zemine saçılmış... Bir dosyayı eğilip alıyorum. Batman İl Jandarma Komutanı´na ve alt birimlerin bilgisine yazılmış... Sayı numarası var ve çok gizli ibareli... Kozmik bir belge. Kapsamlı bir operasyon hazırlığıyla ilişkili. Ekinde operasyon adresleri ve uzun bir isim listesi... Bilgi notları, mesajlar, faks yazışmaları var. Dosya kalınca ve Hizbullah örgütü ile ilgili... Dehşete kapılıyorum. Çevreye saçılan tüm evrak ve dosyaların kozmik ve çok önemli olduğunu anlıyorum. Gazeteciler gelmeden tüm evrakları çabucak toplayıp emniyete almaya çalıştım. Toplayabildiğim kadarını topladım. 15 dakika sonra evraklar için geldiklerini anladığım bir askeri heyet olay yerini araştırıyor. Kaza kırım mahalline benden sonra ilk gelenler, Genelkurmay askeri istihbarat heyeti ile yakınlardaki GATA ve İl Jandarma askeri ekipleriydi. Kaza mahalline gelen askeri istihbarat heyetindekiler, ilk anda Eşref Paşa´nın kozmik çantasını aradı ve yerlere saçılan evrakları topladı. Askeri istihbarattan olduklarını hissediyorum. İçlerindeki albay rütbeli birine yaklaşıp selam verdim ve topladığım tüm evrakları kendisine teslim ettim.”

Günay iç çamaşırına kadar aranmış

Ardından askeri yetkililer Tuncer Günay´ı kimliğine el koyup gözaltında tutuyor. Daha sonra askeri araçta iki saat bekletilmesinin ardından Genelkurmay Başkanlığı Askeri İstihbarat ve Harekat Daire Başkanlığı´na götürülüyor. Burada sorguya alınıyor. Başka belge olup olmadığı soruluyor. Hatta Günay kendi tabiriyle ´iç çamaşırına´ kadar aranıyor. Ancak Günay emekli bir asker çocuğu olduğunu ve orduda çok sayıda akrabası bulunduğunu isim vererek anlatıp sorgucuyu ikna ettiğini anlatıyor. Günay günlerce takip edildiğini de açıklıyor. Bu arada olay yerine gelen Albay´ın yeni açılan soruşturmada tanık olarak ifade verebileceği belirtiliyor. Günay olay yerini anlatırken delillerin yok edildiğini de savunuyor. Zaten anlatımından da kaza mahalline pek ehemmiyet verilmediği ortaya çıkıyor: “Kaza kırım yeri tam bir panayır yeri gibiydi. Giren çıkan belli değildi, hiçbir şekilde delil koruma duyarlılığı yoktu. Oysa olay mahalli emniyet şeridiyle çevrilmeliydi. Cenazeler alındıktan sonra mahalle hiçbir surette kaza kırım uzmanlarından başka kimse girmemeliydi. Bu araştırma heyetinde uçağı üreten firmanın uzmanları ve Amerikan Federal Havacılık Kaza Araştırma yetkilileri de olmalıydı kesinlikle. Enkaz parçalarına asla dokunulmamalıydı. Ancak daha ilk saatlerde, cenazeler alınır alınmaz enkaz toplanmaya başlanıyor ve olay mahalli temizleniyor. Parçalar askeri üsse götürülüyor, soruşturmayı askeri savcı yapıyor. Daha vahim olanı dünyada benzeri görülmemiş şekilde, hiçbir teknik inceleme sonuçlanmamışken (olaydan 30 dakika sonra) Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Yaşar Büyükanıt, ´Kaza buzlanma nedeniyle olmuştur.´ diyerek noktayı koyuyor ve yargının önünü kapatıveriyor. Olay yerine daha sonra gelen gazeteciler ve görevliler parçaların yerini değiştiriyor, parçaların üstüne basıp kırıyordu. Hatta ceset parçalarını fotoğraflamak için çıkarıyorlardı.”

İŞTE CEVAP BEKLEYEN SORULAR

Eşref Paşa´nın sabotaj sonucu uçağının düşürüldüğüne ilişkin ciddi bulgular var. Henüz cevabını bulmamış sorular bile olayın sıradan bir kaza olmadığını gösteriyor. İşte cevap bekleyen sorular:

Uçak kalkmadan önce Eşref Paşa çantasını açıyor ve evrakları inceliyor, aynı anda da telsiz ve telefonla OHAL komutanlarına talimatlar veriyor. Görüştüğü komutanlar kimdi ve verdiği talimatlar neydi?

Kaza kırım mahalline gelen Genelkurmay Askeri İstihbarat heyeti ile yakınlardaki GATA ve İl Jandarma askeri ekipleriydi. Bu heyettekiler, Eşref Paşa´nın kozmik çantasını aradı ve yere saçılan evrakları topladı. Bu çanta ve evraklar nerede?

Uçağı yapan firma, Amerikan Federal Havacılık Kaza Araştırma ekibi neden kaza mahalline getirilmedi?

Kaza alanı neden sıradan insanların girip çıkabileceği ve parça toplayacağı bir alan olarak bırakıldı?

Eşref Bitlis´in ´Kale Planı´nın detaylarında neler vardı? Komşu ülkelerle işbirliği ve örgüte destek verenlerin de pasif hale getirilmesi öneriliyordu. Bu isimler kimlerden oluşuyordu? (Tansu Çiller bunları 4 Kasım 1996´da yaptığı basın toplantısında kısmen açıkladı.)

Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ile Eşref Bitlis arasındaki husumetin kaynağı neydi? Eşref Bitlis´in Genelkurmay Başkanlığı´nı devre dışı bırakarak Cumhurbaşkanlığı ile direkt olarak teşrik-i mesai yapması mıydı? Yoksa TSK´daki Amerikan ve Alman ekollerinin çekişmesi de söz konusu muydu?

Eşref Bitlis 22 Mart 1992 tarihli mektubunda Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a ne/neler yazmıştı?

Komşu ülkelerle görüşmeler ABD´yi rahatsız ediyor. Bu sırada (2 Ekim 1992) Ege Denizi´nde devam eden ´Kararlılık Göstergesi 92´ adlı NATO tatbikatı sırasında Amerika´ya ait Saratoga gemisinden atılan iki füze Muavenet muhribine isabet ediyor. Gemi komutanı bir subay, bir astsubay ve iki er şehit oluyor. Dönemin Milli Savunma Bakanı Nevzat Ayaz olayı ´kaza´ olarak yorumladı. Bu konudaki askeri bilgiler nedir ve devletin resmi kayıtlarına olay nasıl geçti? Kaza idiyse Genelkurmay Başkanlığı (5.10.1992/ Milliyet G.) ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (4.10.1992/ aynı gazete) gazetelere verdikleri ´vefat´ ilanlarında bunu belirtmek yerine neden/niçin ´elim olay´ dediler?

Bitlis Paşa helikopterle Kuzey Irak´a giderken ABD jetleri tarafından tacize uğruyor. Mardin´deki Çekiç Güç radarına kim haber veriyor?

1500 PKK´lı, Zele Kampı´nda silah bırakmak için anlaşmaya varıyor. Eşref Paşa´nın Kürt liderlerle görüşerek yaptığı bu anlaşmayı kim bozdu?

Uğur Mumcu´nun öldürülmesi, Eşref Bitlis sabotajı ile ne kadar ilgili?

Eşref Bitlis´in uçağı düştükten sonra dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Yaşar Büyükanıt´a soruşturma tamamlanmadan ´uçak buzlanma ve pilotaj hatası yüzünden düştü´ bilgisini kim verdi?

Uçak PTT Genel Müdürlüğü´nün bahçesine düştü. Bu kurumun hazırladığı raporda (tanıklara dayanarak) uçak yanarak düştü denildi. Yanarak düşen uçağın motoru buzlanmış olabilir mi?

İTÜ´den gelen üç kişilik heyetin hazırladığı raporda “Motor zarfı parçalanmamış ve deforme olmamış. Sabotaj ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.” deniyor. Bu rapor ne kadar dikkate alındı?

Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ve Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Fisunoğlu ´uçağa sabotaj yapılması mümkün değildir´ kesin bilgisine nasıl vardı?

Genelkurmay Başkanı (ve Kara Kuvvetleri Komutanı) o dönemde Bitlis Paşa´nın uçağı şifahen kendisinden istediğini açıkladı. Oysa Eşref Bitlis uçak için 16 Şubat´ta resmi talepte bulunuyor. Doğan Güreş (ve Muhittin Fisunoğlu) böyle bir bilgiyi neden açıklıyor?

Aynı gün aynı havaalanından 7 uçak kalkıyor. Ve hiçbirisinin teknolojisi Bitlis Paşa´nın bindiği uçağınki kadar gelişmiş değildi. Aynı şekilde aynı uçak kısa bir süre önce İzlanda üzerinden geçerken eksi 60 dereceye varan soğuğu görüyor. Eksi 10 derecede motoru nasıl buzlanmış olabilir?

Uçağın bulunduğu alan askeriyeye ait küçük bir alan, daha çok uçak bakımlarının yapıldığı bir yer. Aynı yerde Amerikan yardım komisyonu JUSMMAT´a ait iki uçak bulunuyor. Bir de Amerikalı iki teknisyen. Bu teknisyenlerin görüşlerine (ifadelerine) neden başvurulmadı? (Bu teknisyenler nöbetçi asker Metin Tahir´e neden teşhis ettirilmiyor, hiç gösterilmiyor.)

Eşref Paşa´nın bindiği pahalı askeri uçak sigortalı değildi, VIP uçak neden sigortalanmadı?

Yakıt deposu neden incelenmedi? Yakıta gres yağı katılması iddiaları hala cevabını bekliyor?

Uçağa binecekler listesinde Albay Kazım Çillioğlu´nun adı bulunuyor. Ancak Çillioğlu uçağa binmiyor. Daha sonra Albay´a dava açılıyor. Dava kararı 22 Şubat´ta açıklanıyor. Ancak Çillioğlu´nun 3 Şubat´ta intihar ettiği biliniyor. Çillioğlu´nun intiharı Eşref Paşa´nın öldürülmesini örtbas etmek için miydi? Çillioğlu gerçekten intihar mı etti? Oysa uçak düştüğünde ´Albay Çillioğlu da öldü´ diye gazetelerde haberler yer alıyor.

Eşref Bitlis´le birlikte Diyarbakır´a gidecek olan İçişleri Bakanı İsmet Sezgin son gün neden vazgeçti? Kendisi, “Ertesi gün grup toplantısı yapılacaktı, o yüzden gidemedim.” diyor. Oysa DYP grup toplantısı 2 gün önce yapılmıştı! Sezgin toplantı tarihini mi yanlış hatırlıyor, yoksa başka bir sebebi mi var?

Cem Ersever´in yazdığı “Şam´daki Kemancı” isimli kitabın kayıp kısmını kim aldı? Çünkü Ersever Bitlis suikastını aydınlatmak için yayıncısına ´bekle, belge getireceğim´ diyor ve Ersever bir hafta sonra ölü bulunuyor. “Şam´daki Kemancı” kitabının tamamı kimde? Ayrıca bu kitabın peşine düşen bir dönemin kudretli DGM Başsavcısı kimdi? Kitabı ele geçirmek istemesinin amacı neydi?

Olayları bilen (ve halen hayatta olduğu Jandarma Genel Komutanlığı´nın Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderdiği 16.12.2009 tarihli resmi ve gizli yazı ile sabit olan) itirafçı Mustafa Deniz (İhsan Hakan adını kullanıyor) nerede ve neden ifadesi alınmıyor?

11 KKK uçağı içinden sigortasız olan tek uçağı kim seçti? Bütün uçaklar rezerve ya da görevli miydi?

Uykusuz ve hastası olduğu için morali bozuk olan Fahir Eliyar´ı birinci pilot olarak kim ve niçin belirledi? Göreve çıkacak başka pilot yok muydu?

TSK´nın geleceği en parlak generallerinden biri olan Armağan Kuloğlu, Eşref Bitlis´in ölümünden bir buçuk yıl sonra, neden emekli edildi? ( Aksiyon / Haşim Söylemez)

(21 Ekim 2010, 21:11)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Eşref Bitlis suikastiyle ilgili manşetlerimiz

Flaş!!! Astsubay, Bitlis Paşa´yı öldüreni açıkladı

ŞOK Açıklama: Eşref Bitlis kaza raporu değiştirildi

Eşref Bitlis´in uçak nöbetçisi şüpheli şahsı tarif etti

Flaş!!! ´Eşref Bitlis´in uçağı düşürüldü, hiç şüphem yok´

Albay: Bensiz Bitlis´i nah öldürürlerdi

Adalet Bakanı: Özal ve Bitlis´in ölümü şüpheli

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2421    yazdır/print


 

Hakimden tanığa tepki: Söyledikleriniz kafa karıştırıyor

Birinci Ergenekon davasının 162. duruşmasında Ataşehir´deki sitenin sakinleri tanık olarak dinlendi. Pınar Sitesi´ndeki Recep Özkan´a ait dairede sanıklar Veli Küçük ile Muzaffer Tekin´in de yer aldığı bir toplantı sırasında Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarının Osman Yıldırım´a verildiği ileri sürülmüştü. Tanıkların konuşmaktan çekindikleri, düştükleri çelişkilerden görüldü. Geçen duruşmada tanıklardan biri dayanamayıp ağlamıştı. Bugünkü duruşmada dinlenen apartman yöneticisi de çelişkili ifadelerde bulununca Mahkeme Başkanı Köksal Şengün tarafından tepkiyle karşılandı. Terör örgütü davasında sanıkların karşısında teşhis yapmanın can güvenliği açısından riski ortadayken mahkemenin tanıkları açık oturumda dinlemesinin ne kadar sağlıklı olduğu, ifadelerin niçin gizli oturumda alınmadığı merak ediliyor.

Hakimden tanığa tepki: Söyledikleriniz kafa karıştırıyor

Birinci Ergenekon davasının 162. duruşmasında Ataşehir´deki sitenin sakinleri tanık olarak dinlendi. Pınar Sitesi´ndeki Recep Özkan´a ait dairede sanıklar Veli Küçük ile Muzaffer Tekin´in de yer aldığı bir toplantı sırasında Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarının Osman Yıldırım´a verildiği ileri sürülmüştü. Tanıkların konuşmaktan çekindikleri, düştükleri çelişkilerden görüldü. Geçen duruşmada tanıklardan biri dayanamayıp ağlamıştı. Bugünkü duruşmada dinlenen apartman yöneticisi de çelişkili ifadelerde bulununca Mahkeme Başkanı Köksal Şengün tarafından tepkiyle karşılandı. Terör örgütü davasında sanıkların karşısında teşhis yapmanın can güvenliği açısından riski ortadayken mahkemenin tanıkları açık oturumda dinlemesinin ne kadar sağlıklı olduğu, ifadelerin niçin gizli oturumda alınmadığı merak ediliyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen ve Danıştay davasıyla birleştirilen birinci Ergenekon davasının 162. duruşmasına tutuklu sanıklardan Erkut Ersoy, Ergun Poyraz ve Hüseyin Görüm ile başka suçtan tutuklu sanıklar Sedat Peker, Semih Tufan Gülaltay ve Selim Akkurt katılmadı. Diğer 19 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan gazeteci Güler Kömürcü Öztürk ise duruşmada hazır bulundu. Tutuklu sanık Osman Yıldırım, daha önceki ifadelerinde Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarının, Ataşehir Pınar sitesindeki bir dairede kendisine verildiğini söylemişti. Yıldırım´ın bombaları aldığı sırada dairede Veli Küçük ve Muzaffer Tekin´in de aralarında bulunduğu bazı kişilerin toplantı halinde olduğu iddia ediliyordu. Bunun üzerine mahkeme, bombaların verildiği öne sürülen, Recep Özkan´a ait dairenin komşularının ifadesinin alınmasına karar vermişti. 19 Ekim 2010 günü yapılan oturumda iki komşu tanık olarak dinlenmişti. Tanıklardan biri sanıkları tanımadığını beyan ederken diğer tanık ise Osman Yıldırım´ı benzettiğini ifade ederken diğer sanıklarla ilgili çelişkili beyanda bulunmuştu.

Öztürk´ten Elif Arslan´a sorulan sorulara itiraz

Bugünkü oturumda diğer komşular tanık olarak dinlenmeden önce tutuklu sanıklardan Mehmet Zekeriya Öztürk, usül hakkında bazı söyleyecekleri olduğunu belirtti. Tutuklu sanık Alparslan Arslan´ın kardeşi Elif Arslan´ın tanık olarak dinlendiği sırada savcılar tarafından, Sizin kullandığınız numara başka telefon kutularında da kullanılmış, sizin kullandığınız telefon cihazlarında başka numaralar da kullanılmış. Bu numaraları toplam 350 kişi kullanmış ve aralarında Ergenekon sanıkları da yer alıyor. şeklinde açıklama yapıldığını, kendisinin de bu kişiler arasında bulunduğunun belirtildiğini ifade ederek, bu durumun usule ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürdü. Öztürk, bu konuda belirlenen iki bilirkişi tarafından farklı tarihlerde iki ayrı rapor hazırlandığını, toplamda 3 farklı bilirkişi raporu bulunduğunu ve hepsinin de birbirinden farklı olduğunu söyledi. Son gelen rapora göre Elif Arslan´ın numarasının takılı olduğu cihazlarda toplam 9 ayrı numara kullanıldığını söyleyen Öztürk, Elif Arslan´a sorulan sorulara itiraz ettiğini dile getirdi.

3´ncü Tanık: Sadece Özkan´ı tanıyorum diğerlerini görmedim

Sanık Zekeriya Öztürk´ün konuşmasının ardından Ataşehir Pınar sitesindeki bahse konu 18 numaralı dairenin bulunduğu binanın yöneticisi Haydar Midilli, tanık olarak dinlenmek üzere tanık kürsüsüne çağrıldı. Gümrük Muhafaza memurluğundan emekli olduğunu belirten Midilli, 18 numaralı daire ile ilgili olarak önce 2007 yılında 3 polis memurunun geldiğini ve daire sahibi Recep Özkan´ı sorduklarını söyledi. Midilli, daha sonra 2009 yılı Ramazan ayında polislerin tekrar gelip yine aynı soruyu sorduklarını ve bazı fotoğraflar gösterip, bu kişilerin bahse konu daireye girip çıktıklarına ilişkin bilgisi olup olmadığını sorduklarını söyledi.

Hakimden tepki: Yöneticiliği de böyle mi yapıyorsunuz?

Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, 23 Ocak 2009 tarihli ifade tutanağı düzenlenmiş olduğunu belirterek bu tutanağın kendisine ait olup olmadığını sordu. Midilli kendisine ait olduğunu söyleyince Başkan Şengün, Ramazan ayı dediniz ama 2009 Ocak ayı Ramazan´a denk gelmiyor. Siz, binanın bayan sakinleri ile aynı tarihte mi ifade verdiniz? diye sordu. Bunun üzerine Midilli, bayanların Ağustos ayında ifade verdiğini, kendisinin daha önceden ifade verdiğini belirterek, Benim önce ifademi aldılar. Bir yanlışlık oldu ifademde ve sonradan düzeltmek için tekrar geldiler. Tarihler konusunda yanılıyor olabilirim. dedi. Bunun üzerine Başkan Şengün, Polisler Ramazan ayında geldi diyorsunuz ama ifadeniz 23 Ocak 2009 tarihinde alınmış. Kaç kez ifade verdiğinizi hatırlamıyorsunuz. 2009 tarihinde iki kez mi ifade verdiniz? diye sordu. Midilli´nin Olabilir cevabı üzerine Başkan Şengün, Hala yöneticilik yapıyor musunuz? diye sordu. Midilli´nin yaptığını söylemesi üzerine Gümrük Muhafaza memurluğu yapmışsınız. Siz de polis sayılırsınız. Söyledikleriniz kafa karıştırıyor. Yöneticiliği de böyle mi yapıyorsunuz? diye uyarıda bulundu. Midilli bu soruya da, Bizim hukuki işlerimiz olmuyor. dedi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ise, İyi ki olmuyor, iyi ki olmuyor. ifadesini kullandı. Daha sonra Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, tanık Midilli´ye dava sanıklarından bazılarının da siyah-beyaz fotoğrafları bulunan bir dosyanın gösterilmesini isteyerek, daireye girip çıkan kişilerle mukayese ederek bu kişilerden tanıdığı olup olmadığını söylemesini istedi. Midilli, fotoğraflardan sadece dairenin sahibi Recep Özkan´ı tanıdığını, diğerlerini tanımadığını söyledi. Midilli, hem yönetim odasının, hem de ikamet ettiği dairenin pencerelerinin bina giriş çıkışını tam olarak göremediği için kendisinin de girip çıkan herkesi tam olarak görmesinin mümkün olmadığını ifade etti. ( Cihan)

4´ncü Tanık: Çelişkili ifadesi üzerine hakim ısrar edince 2 sanığı gördüğünü kabul etti

Duruşmada, daha sonra, sitede 1998 yılından beri apartman görevlisi olarak çalışan Muharrem Arslan tanık olarak dinlendi. Arslan, polisin siteye 4 kez geldiğini, kendisinin 2 kez ifade verdiğini ve bunları imzaladığını belirtti.Başkan Şengün, ´Burada 23 Ocak 2009´da imzaladığın tutanak var´ dedi. Arslan da ikinci ifadesinin de 2009 yılının ramazan ayında alındığını kaydetti. Şengün, polislerin gösterdiği fotoğraflarda 3 kişiyi tanıdığını söylediği belirtilen Muharrem Arslan´a ´Bu tam tanıma mı?´ dedi. Arslan da tam tanıma olmadığını belirterek, ´Birini 3 kez gördüm. Toplu suratlı, saçları siyahtı. Asansörün önünde gördüm. ´Recep beyin ağabeyiyim´ dedi. Resimdeki kişinin gördüğüm kişiye benzediğini söyledim´ diye konuştu. Bunun üzerine, Başkan Şengün, Arslan´a, sanıkların da yer aldığı fotoğrafları gösterdi. Arslan, fotoğraflardaki kişilerden söz konusu evde oturan Recep Özkan´ı teşhis etti, Orhan Kadı´yı apartmanın önünde gördüğünü ve 18 numaralı daireye geldiğini söylediğini kaydetti. Sanıklardan Erhan Timuroğlu´nu da ´Recep Özkan´ın ağabeyiyim´ diyen kişi olduğunu ifade eden Arslan´dan duruşma salonundaki sanıklara tek tek bakması istendi. Sanıkların bulunduğu bölümü dışarıdan dolaşan Arslan, tanıdığı kimse olmadığını söyledi. Bunun üzerine, Başkan Şengün, asansörün önünde gördüğünü söylediği Erhan Timuroğlu´nu da Arslan´ın yakınına getirterek yakından bakmasını istedi. Arslan, Timuroğlu´nu bir süre inceledikten sonra ´Bu çok ince suratlı´ dedi.

Timuroğlu´nu fotoğraftan teşhis etti

Başkan Şengün de ´Sizden doğru söylemenizi istiyoruz. Polislere Erhan Timuroğlu´nun bir defa gördüğün kişiye, Orhan Kadı´yı da Recep Özkan´ın ağabeyiyim diyen kişiye benzetmişsin. Bize ise çapraz söylüyorsun´ dedi. Timuroğlu´na tekrar bakan Arslan, Orhan Kadı ve Timuroğlu´nu kastederek ´Bunların ikisini de gördüm´ diye konuştu. Başkan Şengün´ün ´Emin misiniz´ sorusuna Arslan, ´Eminim´ karşılığını verdi.

Alparslan Arslan´ın aklı yerine gelmiş, tanığa müdahale etti

Daha sonra söz alan Erhan Timuroğlu, Arslan´a ´Yalan beyanlardan burada insanlar mağdur oluyor. Bana iyi bak, siteye gelen kişi ben miyim?´ diye sordu. Arslan da ´Bana gösterdiğiniz resim ile siteye gelen kişi aynı insan. Bundan eminim (Timuroğlu´nu kastederek) ama bu şahıs resimdeki kişi değil´ diye cevap verdi. Muharrem Arslan´ın konuşması sırasında araya giren Alparslan Arslan da ´Resimleri bırak. Adam burada. Siteye gelen adam Erhan Timuroğlu muydu?´ diye sordu. Timuroğlu da ´Gördüğün şahıs nasıl biriydi? Uzun boylu muydu? Yüzü açık renkli miydi? Esmer miydi?´ gibi sorular yöneltti. Aslan da ´Bana gösterilen resimlerle siteye gelen kişi aynı ama buradaki kişi resimdekilerle aynı değil´ cevabını verdi.

TANIKLARIN MAHKEME HUZURUNDAKİ İFADELERİ DEĞİŞTİ Mİ?

Tanıkların duruşmada verdikleri ifadelerin polise daha önce verdikleri ifadelerinden farklılıklar ve çelişkiler içerdiği görüldü. Şöyle ki;

1.Tanık Aliye Yenal: Dairenin yan komşusu Yenal, polisteki ifadesinde olduğu gibi sanıklardan hiçbirini görmediğini, eve gelip giden erkekler olduğunu ancak onları hatırlamadığını belirtti. Tutuklu sanık Doğu Perinçek´in, polislerin kendisine teşhis konusunda bir telkinde bulunup bulunmadığını sorusuna ise Yenal, Hayır. Herhangi bir telkinde bulunmadılar yanıtını verdi.

2. Tanık Nadiye Önal: Polis ifadesinde sanıkları çeşitli oranlarda teşhis ettiği belirtilen Önal, benzerlik yüzde oranlarını polis koydu diyerek sadece Osman Yıldırım´ın binada gördüğü kişilerden birine benzediğini belirtti. Yıldırım, Cumhuriyet´e atılan bombaları Ataşehir´de bir apartmanda yapılan toplantıda Muzaffer Tekin verdi. Oktay Yıldırım, Fikri Karadağ, Orhan Kadı, Alparslan Arslan oradaydı. 2 tane bomba aldım. Arslan 1 tane aldı demişti. Ancak diğer sanıklar bunu yalanlamış, Danıştay olayının bu noktada Ergenekon davasına bağlanması için Yıldırım´ın yalan beyanda bulunduğunu iddia etmişlerdi. Sanık ve avukatları, Yıldırım´ın daireye çıkmadığını, bombaları Arslan´dan arabada teslim aldığını iddia ederek, Yıldırım´ın mahkemece yaptırılan keşif sırasında evi bulamamasını da buna delil olarak göstermişlerdi. Oysa Yıldırım dairede bulunduğu iddiasında ısrar ediyor ve ikinci bir keşif yapılarak baz istasyon kayıtlarına giren noktaya götürülmesi durumunda evi bulabileceği iddiasında bulunuyor. Yıldırım ayrıca baz kayıtlarının da sanıkların orada olduklarını ispatladığını iddia ediyor. Tanıkların çelişkili ifadeler vermeleri hakimlerin de sinirlenmesine ve sorularda ısrar etmelerine neden oldu. Çelişkiler üzerine Hakimlerin Nadiye Önal´a gördüğü ve Veli Küçük´e benzediği iddia edilen şahısla ilgili ayrıntılı sorular sorarak emin olmak istemeleri üzerine Önal daha cevap veremeden önce Veli Küçük´ün ardından da Doğu Perinçek´in bağırmaya başlamaları Nadiye Önal´ın ağlamasına neden oldu. Bu duruma tepki gösteren sanık Osman Yıldırım Nadiye Önay´ın hayatının tehlikeye atıldığını öne sürerek, ´Benden kendisine kötülük gelmez. Ev hanımı, sürekli Ergenekon, JİTEM, kontrgerilla, tutuklu generallerin haberlerini okuyor. Bu bayan parmağıyla sanıkları nasıl gösterecek? Basının önünde tanıklık yapılıyor. Tanık kendisini tehlikeye atıyor´ dedi.

3. Tanık Haydar Midilli: Bina yöneticisi olan Midilli, sadece daire sahibi Recep Özkan´ı tanıdığını beyan etti. Çelişkili ifadeleri Mahkeme Başkanını çileden çıkardı.

4. Tanık Muharrem Arslan: Polisteki ifadesinde Recep Özkan, Erhan Timuroğlu ve Orhan Kadı´yı gördüğünü beyan eden Arslan, mahkemede sadece Özkan´ı teşhis edip çelişkili ifade verince hakimlerin ısrarla soru sormasına neden oldu. Bu ısrarlı sorular karşısında Arslan, üç sanığı da teşhis etti ve bundan emin olduğunu beyan etti. Danıştay olayında adı geçen Orhan Kadı Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin´in yakın arkadaşı ve bunu mahkemede de kabul etmişti.

Yıldırım´dan Perinçek´e yumruklu saldırı

Duruşmada şok bir gelişme yaşandı. Tanıkların dinlenilmesine ara verildiği sırada tutuklu sanık Osman Yıldırım duruşma salonuna giren İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek´e yumruk attı. Hafif travma tanısı konulan Perinçek hastaneye sevk edildi. Tanık Muharrem Arslan´ın dinlenilmesine ara verildiği sırada tutuklu sanıklar kapıya doğru yöneldi. Bu sırada duruşma salonuna girmekte olan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile Osman Yıldırım kapıda karşı karşıya geldi. Yıldırım, Jandarmaların arasında olmasına rağmen Perinçek´e yumruk attı. Perinçek yumruğun etkisiyle yere düştü. Bu sırada sanıklar Perinçek´in yanına gelerek yerden kaldırdılar. Perinçek daha sonra yerine oturtuldu. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ise olayın ne olduğunu sordu. Sanıklardan Oktay Yıldırım “Doğu Perinçek´e yumruk attı demesi üzerine Başkan Şengün “Jandarmaların arasında değil miydi? Nasıl oldu? dedi. Şengün, ardından sağlık görevlilerini duruşma salonuna çağırdı. Jandarmalara tutanak tutmalarını söyleyen başkan Şengün duruşmaya ara verdi. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrol sonrası düzenlenen raporda Perinçek´in sağ yanağında kızarıklık oluştuğu ve kusma, başağrısı, kulak çınlaması şikayetinin olduğu belirtildi. Raporda ön tanı olarak hafif travma konulan Perinçek´in hastaneye sevkinin uygun olacağı belirtildi.

Yıldırım´a disiplin cezası

Arada tutanak hazırlandı ve duruşma salonundaki görüntü kaydı izlendi. Ardından Mahkeme Başkanı Köksal Şengün olayla ilgili alınan kararı okudu. Başkan Şengün, Doğu Perinçek´in yere düşme sebebinin Osman Yıldırım´ın fiili saldırısı sonucu oluştuğunu belirtti. Doğu Perinçek´in ilk tedavisinin duruşma salonunda yapıldığını ifade eden Başkan Şengün, olayın duruşma sırasında olduğu gerekçesiyle tutanakların gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesine karar verildiğini bildirdi. Sanık Doğu Perinçek´in de Silivri Devlet Hastanesi´ne sevk edilmesini karara bağladıklarını belirten Şengün, sanık Osman Yıldırım hakkında 4 gün disiplin cezası verilmesine karar verdiklerini bildirdi. Şengün, Sanık Osman Yıldırım´ın duruşma disiplinini bozduğu ve bu tarz davranışlarına devam edeceği anlaşıldığından 5 gün süreyle oturumlardan men edilmesine karar verdiklerini kaydetti. Duruşma 25 Ekim 2010 tarihine ertelendi. ( DHA)

(21 Ekim 2010), son güncel.: (22 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ataşehir´deki evin keşfi ve sanıkların komşularca teşhisi tartışmaları

Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

Osman Yıldırım, Ataşehir´deki evi bulamadı

Ataşehir´e bir delil daha: Veli Küçük´ün cep sinyalleri

Ataşehir´deki ev tanıklarla doğrulandı

Ataşehir toplantısı cep sinyalleriyle doğrulandı

Cumhuriyet Küçük´ten, bomba Tekin´den

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2419    yazdır/print


 

TBMM´den Başsavcıya: Bildiriyi geri çek milletten özür dile

Dün bir muhtıra girişimi daha yaşandı. Üniversitelerdeki başörtüsü sorununa çözüm için TBMM´de hummalı bir çalışma yapılırken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´ndan dün üstü kapalı kapatma tehdidi içeren açıklama geldi. Açıklamada siyasi partiler ´politik çıkar´ çerçevesinde davranmakla suçlandı. Başörtülüleri ikinci sınıf vatandaş olarak gören Başsavcı, başörtüsünün laiklik ve devrim kanunlarına aykırı olduğunu savundu. Başsavcının açıklamasına dün hükümet kanadından bugün de TBMM Başkanlığı ile MHP´den çok sert ve net tepkiler geldi. Hükümet adına bir açıklama yapan Hüseyin Çelik ´Hiçbir kişi, organ veya makam TBMM´ye emir ve talimat veremez´ dedi. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin´den de muhtıraya çok sert bir tepki geldi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bildirisi ile TBMM´ye adeta talimat verilmeye yeltenildiğini belirten Şahin, ´Bu bildiriyi yayınlayan makamın bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum´ dedi. MHP lideri Devlet Bahçeli, ´Yargı organlarının sınırları da Anayasa ve kanunlarla belirlenmiştir. TBMM üzerinde ´yargı kayyumluğu´ tesisi anlamına gelecek açıklamalar bu bakımdan TBMM´nin görev ve yetkilerine kabul edilmez müdahalelerdir´ derken MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da, ´Hiç kimse hukukun içinde aradığımız çözümü engelleyemez´ dedi. Hukukçular da başsavcının açıklamasına tepki gösterdi ve muhtırayı, demokratik dönüşümün bazı vesayetçi çevrelerde yarattığı hayal kırıklığının ifadesi olarak nitelendirdiler. Başsavcının kapatma tehdidinin artık işe yaramayacağı hukuk ve siyaset çevrelerinde dile getiriliyor. İlkokulda başörtüsü ısrarında olduğu gibi yaşanacağına kesin gözle bakılan çok çeşitli provokasyonlara ve CHP´nin muhalefetine rağmen, milyonları ilgilendiren bu sorunun çözümünün gerçekleşeceği, çıkarılacak yasanın götürüleceğine kesin gözle bakılan Anayasa Mahkemesi´nin de bu kez vize vereceği konuşuluyor. Adana ve Mersin´de ilkokula başörtüsüyle girme girişimi şeklindeki peşpeşe yaşanan iki olayın ardında da şaşırtıcı şekilde Ergenekon´un taşeron örgütlerinden Güneydoğu´da Hizbulkontra olarak tanınan Hizbullah çıktı.

TBMM´den Başsavcıya: Bildiriyi geri çek milletten özür dile

Dün bir muhtıra girişimi daha yaşandı. Üniversitelerdeki başörtüsü sorununa çözüm için TBMM´de hummalı bir çalışma yapılırken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´ndan dün üstü kapalı kapatma tehdidi içeren açıklama geldi. Açıklamada siyasi partiler ´politik çıkar´ çerçevesinde davranmakla suçlandı. Başörtülüleri ikinci sınıf vatandaş olarak gören Başsavcı, başörtüsünün laiklik ve devrim kanunlarına aykırı olduğunu savundu. Başsavcının açıklamasına dün hükümet kanadından bugün de TBMM Başkanlığı ile MHP´den çok sert ve net tepkiler geldi. Hükümet adına bir açıklama yapan Hüseyin Çelik ´Hiçbir kişi, organ veya makam TBMM´ye emir ve talimat veremez´ dedi. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin´den de muhtıraya çok sert bir tepki geldi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bildirisi ile TBMM´ye adeta talimat verilmeye yeltenildiğini belirten Şahin, ´Bu bildiriyi yayınlayan makamın bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum´ dedi. MHP lideri Devlet Bahçeli, ´Yargı organlarının sınırları da Anayasa ve kanunlarla belirlenmiştir. TBMM üzerinde ´yargı kayyumluğu´ tesisi anlamına gelecek açıklamalar bu bakımdan TBMM´nin görev ve yetkilerine kabul edilmez müdahalelerdir´ derken MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da, ´Hiç kimse hukukun içinde aradığımız çözümü engelleyemez´ dedi. Hukukçular da başsavcının açıklamasına tepki gösterdi ve muhtırayı, demokratik dönüşümün bazı vesayetçi çevrelerde yarattığı hayal kırıklığının ifadesi olarak nitelendirdiler. Başsavcının kapatma tehdidinin artık işe yaramayacağı hukuk ve siyaset çevrelerinde dile getiriliyor. İlkokulda başörtüsü ısrarında olduğu gibi yaşanacağına kesin gözle bakılan çok çeşitli provokasyonlara ve CHP´nin muhalefetine rağmen, milyonları ilgilendiren bu sorunun çözümünün gerçekleşeceği, çıkarılacak yasanın götürüleceğine kesin gözle bakılan Anayasa Mahkemesi´nin de bu kez vize vereceği konuşuluyor. Adana ve Mersin´de ilkokula başörtüsüyle girme girişimi şeklindeki peşpeşe yaşanan iki olayın ardında da şaşırtıcı şekilde Ergenekon´un taşeron örgütlerinden Güneydoğu´da Hizbulkontra olarak tanınan Hizbullah çıktı.

Üniversitelerde eğitim özgürlüğünü kısıtlayan başörtüsü yasağının çözüm yoluna girmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´yı rahatsız etti. 21 Mayıs 2011´de görev süresi dolacak olan Başsavcı dün yazılı bir açıklama yaparak, üstü örtülü şekilde iktidara kapatma davası uyarısında bulundu. Açıklamanın Meclis´te grubu bulunan siyasi partilerin soruna çözüm bulmak için yaptığı görüşmelerle aynı güne denk getirilmesi de dikkat çekti. Açıklamada Anayasa Mahkemesi´nin başörtüsüyle ilgili yasakçı kararları hatırlatılırken, Meclis´teki siyasi partiler, hükümet ve YÖK´e tehditlerde bulunuldu. Üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasının ´laikliğe aykırı´ olduğunu iddia eden Yalçınkaya, yüksek yargı kararlarına rağmen çözüm için gayret gösteren siyasi partileri, ´politik çıkar´ yüzünden ´hukuk devleti, laiklik ve eşitlik ilkeleri ile bağdaşmaz´ davranmakla suçladı. Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağını belirten Yalçınkaya, başörtüsü serbestisinin din ve vicdan özgürlüğü kapsamında koruma göremeyeceğini öne sürdü. Açıklama, Bundan sonraki siyasi, toplumsal, kurumsal, ekonomik ve hukuki sorumlulukların tüm siyasi partilere ait olacağı, Türk milletinin bilgisi dahilindedir. ifadesiyle sona erdi.

AK Parti: Kimse Meclis´e emir ve talimat veremez

Yargıtay Başsavcısı´nın açıklamalarına tepki gösteren AK Parti, Hiçbir kişi, organ veya makam TBMM´ye emir ve talimat veremez. dedi. AK Parti Meclis Grup Başkanlığı´ndan yapılan yazılı açıklamada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın kuvvetler ayrılığını yok sayan açıklamasının ´parlamenter demokratik rejime açık bir müdahale´ olduğu belirtildi. Yargı yetkisini kullananların görevinin ´kanun koymak değil, TBMM tarafından kabul edilen yasaları uygulamak´ olduğu hatırlatıldı. Açıklamanın yüksek yargıdaki kişisel seçim kaygılarına dönük olduğu savunuldu. BDP´li Bengi Yıldız da tepkilerini, Açıklamayı, Parlamento´nun iradesine yapılmış bir saldırı olarak değerlendiriyoruz. şeklinde ortaya koydu. ( Zaman)

´Bu bildiriyi yayınlayan makamın bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum´

Meclis Başkanı´ndan sert tepki

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bildirisi ile TBMM´ye adeta talimat verilmeye yeltenildiğini belirterek, Bu bildiriyi yayınlayan makamın bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum dedi. Japonya´ya resmi ziyarette bulunan Şahin, gazetecilerin bildiriyi nasıl değerlendirdiğini sormaları üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´nın bildiriyle TBMM´ye adete bir muhtıra verme girişiminde bulunduğunu ifade ederek, Bu kabul edilemez bir durumdur dedi. Buna hiçbir kişi ve kurumun hakkının olmadığını belirten Şahin, Haddi de değildir diye konuştu. Türkiye´de millet iradesinin tecelli ettiği TBMM´nin, Türk Milleti adına, yasama yetkisini kullanan tek organ olduğunu belirten Şahin, şunları kaydetti: Bu yetki devredilemez, paylaşılamaz bir yetkidir. Ve bu yetki mutlaktır. TBMM´nin yasa koyma yetkisi ile ilgili yargısal denetimi Anayasa Mahkemesi yapmaktadır. Anayasa Mahkemesine yargısal denetim için başvurma hakkı da sadece Cumhurbaşkanlığı makamına ve belli sayıdaki milletvekilinin müracaatına bağlanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yargısal denetimde bulunma hakkı da bulunmamaktadır. Kaldı ki bir yasa yapma teşebbüsünde bulunularak ortaya bir metinde çıkmış değildir. Zaten bir yasal düzenlemede yoktur. TBMM´nin saygıdeğer üyeleri, en az bu bildiriye imza atan Başsavcı kadar anayasal düzene ve rejime bağlıdır. Cumhuriyetin temel niteliklerini korumada en az onun kadar titizdir. Yasa yaparken, başta Anayasa, Anayasanın temel niteliklerine bağlı kalmaya özen gösterir. Ve tabii ki yasal düzenleme yaparken mutlaka yargı kararlarına da inceler ve ona göre karar verir. Parlamentomuzun yüzden fazla hukukçu milletvekili vardır. Anayasa Hukuku konusunda Türkiye´nin yetiştirdiği değerler parlamentomuzda görev yapmaktadır. O nedenle o bildiriyle TBMM´ye adeta talimat verilmeye yeltenilmiştir. Bu kabul edilemez bir durumdur. Bu bildiriyi yayınlayan makamın, bildiriyi derhal geri çekmesini Türk Milleti´nden ve onun temsilcisi TBMM´den özür dilemesini bekliyorum ( AA)

Yalçınkaya´nın açıklaması çağ dışı bir laiklik anlayışı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´nın başörtüsü serbestliğinin laiklik ilkesine aykırı olduğunu içeren açıklamasına hukukçular ve gazetecilerden tepki geldi. Açıklamayı siyasi partilere bir tehdit olarak algıladıklarını söyleyen hukukçular, Yalçınkaya´nın açıklamalarının geri kalmış hukuk göstergesi olduğunu belirtti. Açıklamayla Meclis iradesinin yok sayıldığı ve siyasi partilerin tehdit edildiğini söyleyen aydınlar, AİHM kararının çarpıtıldığını kaydetti. Bu tarz açıklamaların Türkiye´nin demokratik değişimini engellemeye dönük olduğu da vurgulandı.

Vesayetçilerin hayal kırıklığının ifadesi

AİHM´in kararlarında ´başörtüsü yasaklanmalıdır´ diye bir şey yok. Avrupa Konseyi´nin 47 ülkesi var, Türkiye´nin dışında üniversite düzeyinde yasaklayan tek bir ülke de yok. Karar çarpıtılıyor. Açıklamayı demokratik dönüşümün, bazı vesayetçi çevrelerde yarattığı hayal kırıklığının bir ifadesi olarak nitelendiriyorum. Bunlar elbette demokratik dönüşümü engelleyemez. Başsavcı çeyrek yüzyıl öncesi Anayasa Mahkemesi kararlarına ve çeyrek yüzyıl önceki Türkiye´nin standartlarına dayanarak açıklama yapıyor. Başsavcının laikliğin felsefi boyutları hakkında bilgisi yok. Başsavcının sözleri, geri kalmış bir hukuk anlayışının ifadesidir. Cumhurbaşkanının eşinin Avrupa Parlamentosu´nda tesettürü ile konuştuğunu izleyememiş. Meclis iradesi yok sayılmıştır. Kurumsal bir bünyede açıklama yapması yetki alanına girmez. Bu konuyla ilgili muhatap yasama organıdır. Yasağa ilişkin bir düzenleme yok, Anayasa Mahkemesi kanun koyucu yerine geçip yasak ihdas edemezler. Günümüzün demokratik hukuk anlayışını kavrayamamış, içine sindirememiş statükocu anlayışın bu gibi tavırları oluyor.

Referandumu iyi okuyamamış

Türkiye´de sorunun çözümü ile alakalı siyasi partiler görüşme yaparken gelen açıklama siyasete müdahale ve siyasi partileri tehdit niteliğindedir. Başsavcılığın böyle bir açıklama yetkisi yoktur. Referandumu ve HSYK seçimlerini doğru okuyamamış. Başsavcı, hak ve özgürlükleri dışlayan, Türkiye´deki gelişmeleri geriden takip eden bir anlayışı ortaya koyuyor. ( Zaman)

MHP: Toplumsal bir sancıya dönüşen bu sorun artık çözülmeli

AK Parti heyetini kabullerinin ardından basını bilgilendiren MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır, kendilerinin de Meclis´te bir komisyon kurulmasını ve Parlamento zemininde mutabakat sağlanmasını istediklerini söyledi. Ancak, CHP´nin bazı şartlar ileri sürdüğü ve söz konusu komisyona katılmayacağının anlaşıldığını belirten Şandır, AK Parti´nin de bu şartları kabul etmediği görünüyor. dedi. Bu yeni gelişmeyi MHP olarak değerlendireceklerini ifade eden Şandır, şöyle devam etti: Başın örtülmesi sorununun bir toplumsal sorun olmaktan çıkarılması ve bu sorunun çözülmesini istiyoruz. Hiçbir bahaneye sığınmadan, kamuoyu hizmetlerinin sunulmasında eşitlik ilkesine sadık kalarak, üniversitelerde başörtüsü sorununun giderilmesine biz varız ve buradayız. Ancak bu toplumsal mutabakatın temin edilmesi sorumluluğu iktidar partisine aittir. Türkiye´yi tek başına yöneten iktidar, toplumsal sancıya dönüşen bu sorunu görüşmek için Meclis´te bir mutabakat temin etmelidir. Biz, MHP olarak bu sorunun çözülmesini başından bu yana istiyoruz. MHP´nin çözüm önerisi de Sayın CHP´nin, Sayın AK Parti´nin genel başkanlarının masasında beklemektedir. Meclis´te bir mutabakatla bu konuda anayasa değişikliği yapılmasının doğru olacağı kanısındayız.

Ergenekon hareketlendi.. 28 Şubat´ın fadime müslüm aczmendileri tekrar piyasaya sürülmeye çalışılıyor..

Türban Özgürlüğüne Hizbulkontra provokasyonu

Çocuklarının ilköğretime başörtülü girmesini isteyen iki aile gündeme oturdu. Provokasyon kokan eylemin altından bakın ne çıktı? Üniversitelerdeki Başörtüsü sorununun çözümü için olumlu hava yakalanmışken, Adana ve Mersin´de iki ilköğretim öğrencisinin başörtüsüyle derslere girme ısrarı bir anda ortamı gerdi. Olay medyaya yansır yansımaz Yargıtay Başsavcılığı harekete geçerken, Hükümet kanadının “provokasyon” olarak nitelediği gelişmenin arkasından Hizbulkontra olarak nitelenen Hizbullah çıktı. Derslere başörtüsüyle girmeye çalışan T.Y.´nin babasının Hizbullah bağlantısı nedeniyle kapatma kararı verilen Mustazaf-Der Adana Şubesi Başkanı Hüseyin Yosunkaya olduğu öğrenildi. Mersin´deki M.G.´nin babası Hüseyin Gül´ün ise Hizbullah Terör Örgütü Üyesi olmaktan 6 yıl hapis yattığı belirlendi. Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 9 Şubat 2010´da Mustazaf Der´in Hizbullah Terör Örgütü´nün amacı doğrultusunda faaliyet yürütmekten feshine karar vermişti. ( Aktifhaber)

MHP´den başsavcıya tepki: Hiç kimse hukukun içinde aradığımız çözümü engelleyemez

Milliyetçi Hareket Partisi´nden AK Parti´ye yeni bir başörtüsü önerisi geldi, Başsavcıya da net bir cevap verdi. MHP adına açıklama yapan Grup Başkan Vekili Oktay Vural, ´AK Parti komisyon kurmaya çalışmasın, 2008´deki önerimizi Meclise getirsin´ dedi. Vural, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´ya da cevap verdi. ´Hiç kimse hukukun içinde aradığımız çözümü engelleyemez´ diyen Vural başörtüsü sorunun çözümü için ellerinden geleni yapacaklarını vurguladı. ( Zaman)

Bahçeli: Yargı´nın TBMM´nin görev ve yetkilerine müdahalesi kabul edilemez

MHP lideri Bahçeli de başörtüsü konusunda MHP, 2008 yılında AKP ile varılan yazılı mutabakatın bütün unsurlarına bağlı olmayı sürdürmektedir. İktidar partisinin bu esaslar çerçevesinde TBMM çatısı altında başlatacağı girişimi desteklemeye hazırdır açıklamasında bulundu. Bahçeli yaptığı yazılı açıklamada, üniversitelerdeki başörtüsü konusunun Türkiye´nin kanayan yarası olduğunu ifade ederek, son gelişmelerin bugüne kadar bu sorunun çözümsüz kalmasının nedenlerini bir kere daha gözler önüne serdiğini belirtti. MHP´nin bu konudaki ilke ve yaklaşımını başından beri açık ve somut olarak ortaya koyduğunu ifade eden Bahçeli, MHP´nin aynı zamanda diğer siyasi partileri istismar hesaplarından uzak ve iyi niyetli ortak çözüme katkı yapmaya davet ettiğini anımsattı. Bahçeli, bu çerçevede başörtüsü serbestisinin sınırlarının kesin çizgilerle belirlenmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

MHP, bu düzenlemenin münhasıran üniversitelerle sınırlı kalacağının bir yasal güvenceye bağlanmasını ve siyasi partilerin bu yöndeki iradelerini tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklamalarını önermiştir. Ancak, bu konuyu istismar aracı olarak gören, istismar tahterevallisinin iki kutbu olan AKP ve CHP´nin siyasi hesapları nedeniyle TBMM çatısı altında ortak bir uzlaşma zemini bulunamayacağı anlaşılmaktadır. Öte yandan, yasal yetkileri ve konumu kanunla belirlenmiş olan YÖK Başkanı´nın bu konuda yetkilerini aşan girişimlerde bulunması, üniversite öğrenci seçme sınavları ve kamu personeli seçme sınavları için resen düzenlemeler yapması, bu konuda sürekli görüş beyan etmesi sorunun çözümsüzlüğe itilmesine katkıda bulunmaktadır. Bu konuda yapılacak yasal düzenlemeler TBMM´nin görev ve yetkisindedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´nın dün yaptığı açıklamayı da eleştiren Devlet Bahçeli, Yargı organlarının sınırları da Anayasa ve kanunlarla belirlenmiştir. TBMM üzerinde ´yargı kayyumluğu´ tesisi anlamına gelecek açıklamalar bu bakımdan TBMM´nin görev ve yetkilerine kabul edilmez müdahalelerdir değerlendirmesinde bulundu. ( Habertürk)

Başsavcı Yücedivana gönderilsin

22 Ekim 2010: YÖK ve siyasi partileri hedef alan açıklamalar yapan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´nın “görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle yargılanması istendi. Hukukçular, Yalçınkaya´nın son anayasal değişikliğe göre Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi´nde, yetkisini aşarak görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle yargılanacağını söyledi. Yeni Akit´e konuşan Anayasa Hukuku Profesörü Mustafa Kamalak, Başsavcı Yalçınkaya´nın, yetkisini aşarak “görevi kötüye kullanma” suçu işlediğini ve son anayasa değişikliğine göre Yüce Divan´da yargılanabileceğini söyledi. Anayasa´nın 148´nci maddesine, 12.09.2010 tarihli değişiklikle “Anayasa Mahkemesi, Yargıtay başsavcılarını, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar” ifadesi eklendiğini hatırlatan Kamalak, “Madde çok açık. Görevini kötüye kullanan başsavcı, Yüce Divan´da yargılanabilir. Başsavcıvekili, başsavcı hakkında dava açabilir veya birileri suç duyurusunda bulunursa Başsavcı Yüce Divan´da yargılanır” dedi.

Ciddiyetten uzak Başsavcı dikkate alınmamalı

Hukukçular Birliği Vakfı Başkanı Sinan Kılıçkaya da, Yalçınkaya´nın sözlerinin ciddiyetten uzak olduğunu ve dikkate alınmaması gerektiğini söyledi. Kılıçkaya, “Başsavcının söyledikleri tamamen yanlıştır. Ciddiye alınacak laflar değil. Söylediklerinde kayda değer hiçbir cümle bulunmamaktadır” dedi. Kılıçkaya, “Başsavcı görevi ile ilgili haddini aşan bir açıklama yapmıştır. Meclis bunu tehdit gibi algılarsa hakkında dava açılabilir” diye konuştu.

Başsavcı çağa ayak uyduramıyor

Emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Gündel ise, “Başsavcı hala durduğu yerde duruyor. Çağa ayak uydurmakta zorlanıyor. Türkiye´nin demokratikleşme hamlelerini okuyamıyor” dedi. Başörtülü kızların okuyamadığını, eğitim haklarının elinden alındığını belirten Gündel şöyle devam etti: “Yıllardan beri bu sıkıntı devam diyor. Örtülü annenin çocuğunu çatışmaya gönderiyorsunuz, başörtülü kızların ağabeyleri burada şehit oluyor. Bunların annelerini kışlaya lojmana sokmuyorsunuz. ´Haydi kızlar okula´ diyorsunuz sonra bu haklarını ellerinden alıyorsunuz. Ülkede başörtülü kızlarımız ve kadınlarımız kendilerini dışlanmış hissediyor. Kendilerini ikinci sınıf sayan bir genç nesil yetiştiriyorsunuz. Bunlara yazık günah... Bunlar bizim insanlarımız, bunlar bizim kızlarımız.”

Başsavcı hakkında suç duyurusu

Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, Anayasa´nın 148´nci maddesine göre Başsavcı Yalçınkaya´nın yargılanması için hukuki süreci başlattığını söyledi. Çevik, Başsavcı Yalçınkaya hakkında “görevi kötüye kullandığı” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Başsavcının, halkın yüzde 50´sinin kabul ettiği anayasa değişikliğine meydan okuduğunu belirten Çevik, “Başsavcı, YÖK ve siyasilere emir ve talimat vererek yetkisi aşmıştır. Bu, görevi ile ilgili suç kapsamına girer. Başsavcı Yüce Divan´da yargılanmalıdır” dedi. Yalçınkaya´nın istifa etmesi gerektiğini söyleyen Çevik, “Son anayasa değişikliği ile Türkiye´de askeri darbeler dönemi son bulmuştur. Hukuk darbeleri dönemi de mutlaka son bulacaktır. Sorumsuzca davranan Başsavcı´nın yargılanması çok önemlidir” diye konuştu. ( Yeniakit)

(21 Ekim 2010), son güncel.: (22 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2417    yazdır/print


 

Levent Bektaş Şile kazıları için sorgulandı

Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmatla ilgili davanın tutuklu sanığı emekli binbaşı Levent Bektaş, ´Ergenekon´ soruşturması kapsamında Şile´de yapılan kazıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´a ´şüpheli´ sıfatıyla ifade verdi. Şile´de geçtiğimiz aylarda yapılan mühimmat kazısına neden olan TİKKO itirafçısı Ulaş Özel´in ek ifade verdiği, bu ifadesinde patlayıcılara ilişkin yeni bilgiler ve yeni isimler verdiği, bu isimler arasında Poyrazköy davasının tutuklu sanığı Levent Bektaş´ın da bulunduğu öğrenildi.

Levent Bektaş Şile kazıları için sorgulandı

Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmatla ilgili davanın tutuklu sanığı emekli binbaşı Levent Bektaş, ´Ergenekon´ soruşturması kapsamında Şile´de yapılan kazıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´a ´şüpheli´ sıfatıyla ifade verdi. Şile´de geçtiğimiz aylarda yapılan mühimmat kazısına neden olan TİKKO itirafçısı Ulaş Özel´in ek ifade verdiği, bu ifadesinde patlayıcılara ilişkin yeni bilgiler ve yeni isimler verdiği, bu isimler arasında Poyrazköy davasının tutuklu sanığı Levent Bektaş´ın da bulunduğu öğrenildi.

Poyrazköy davası tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş, Ergenekon soruşturması kapsamında Şile´de düzenlenen operasyon sonucu gözaltına alınan TİKKO itirafçısı Ulaş Özel´in beyanlarında adı geçtiği için ifade vermek üzere Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne getirildi. Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi´nden adliyeye getirilen Bektaş, Şile´deki ormanlık alanda 22 Ağustos 2010 tarihinde başlatılan ve mühimmata rastlanmayınca ertesi gün son verilen kazı çalışmalarına ilişkin soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´ın odasına alındı. Ulaş Özel´in ifadesinde, Ergenekon sanıklarından da adı geçiyor. Küçük ile Yıldırım´ın da ilerleyen günlerde ifadelerine başvurulmak üzere adliyeye getirilmeleri bekleniyor. ( Cihan, AA)

Şile´de mühimmat kazısı

Şile´de geçtiğimiz aylarda yapılan kazı, eski TİKKO itirafçısı olduğu öğrenilen Ulaş Özel´in gözaltına alınması ile başladı. Emniyete ulaşan bir ihbarda Özel´in ismi verildi. Gözaltına alınan Ulaş Özel´in annesinin evinde patlayıcı madde ele geçirildi. İfadesi alınan Özel, ilk önce Jandarma istihbaratçısı olduğu belirtilen Okan İşgör ile Hasan Yanç ve Yusuf Ethem Akbulut´un isimlerini verdi. Evde bulunan patlayıcının İşgör´e ait olduğunu söyledi. Ardından ele geçirilen bir kroki sebebiyle Şile´de kazı yapıldı; ancak mühimmata ulaşılamadı. Okan İşgör gözaltında geldiği adliyede krokinin daha önce satın almayı planladığı bir araziye ait olduğunu belirtti. Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne bir kez daha ek ifade için getirilen Ulaş Özel, soruşturma savcısı Cihan Kansız´a ikinci kez ifade verdi. Özel bu ifadesinde patlayıcılara ilişkin yeni bilgiler ve yeni isimler verdi. Bu isimler arasında Poyrazköy ve Ergenekon davalarının tutuklu sanıkları Levent Bektaş, Veli Küçük ile Oktay Yıldırım da bulunuyor.

İfade tamamlandı

Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmatla ilgili davanın tutuklu sanığı emekli binbaşı Levent Bektaş, Ergenekon soruşturması kapsamında Şile´de yapılan kazıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´a şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Emekli binbaşı Levent Bektaş, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevinden Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesine getirildikten sonra, Şile´deki ormanlık alanda 22 Ağustosta başlatılan ve mühimmata rastlanmayınca ertesi gün son verilen kazı çalışmalarına ilişkin soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız´a şüpheli sıfatıyla ifade verdikten sonra adliyeden çıkarılarak cezaevi aracına konuldu.

İtirafçı Ulaş´ın Bektaş ifadesi

Bektaş´ın ifade vermesinin ardından basın mensuplarına açıklama yapan Bektaş´ın avukatı Hüseyin Ersöz, olayın düğüm noktası olan Ulaş adlı kişinin savcılığa verdiği beyanlarda müvekkili Levent Bektaş´a doğrudan suç isnat etmediğini söyledi. Ersöz, Ulaş isimli kişinin ifadesinde Benden ele geçirilen silahları Okan´dan teslim aldım, Okan, Levent Bektaş ile yakın ilişki içerisinde, sürekli temas halinde gibi anlatımlarda bulunduğunu ve bu nedenle Bektaş´ın adliyede ifadesine başvurulduğunu belirtti. Müvekkili Bektaş´la ilişki kurulmasının sebebinin olayın sansasyonel durum haline getirilmesi olduğunu ifade eden Ersöz, Savcı beyin verdiği bilgi çerçevesinde ´Ulaş´ın eski bir TİKKO itirafçısı olduğunu öğrendik. Bu olayın TİKKO´ya değil de ´Ergenekon´a bağlanması ve ´Ulaş´ isimli şahsın da Etkin Pişmanlık Yasası´ndan yararlanması olarak değerlendirdik dedi. Bektaş´ın yaklaşık 1,5 saat süreyle şüpheli olarak ifade verdiğini ve Ulaş Ö´nün verdiği ifade doğrultusunda çağrıldığını hatırlatan Ersöz, Ulaş Ö´nün beyanlarının doğrudan Bektaş´ı hedef alacak beyanlar olmadığını savundu. Ersöz, Okan bey üzerinden, Okan beyin Levent Bektaş ile bağlantısı olduğunu biliyormuş. Çünkü Ulaş Ö. de bir süre Okan beyin yanında çalışmış. Bu çerçevede kurulan bir irtibat olarak değerlendirdik diye konuştu.

Çevre ve Orman Bakanlığı´nın krokisi

Gazetecilerin Müvekkilinizin Şile´deki kazılarla bağlantısı nedir? diye sorması üzerine de Ersöz, şunları söyledi: Savcı beyden öğrendiğimiz bilgiye göre, Şile´de Okan İşgör bir iş yapmak istiyor. Bu işle insanların oraya gelerek sosyal aktivitelere katılması ve kamp alanı yaratmak için Çevre ve Orman Bakanlığıyla iletişime geçiyor. Yaptığı arsa alımıyla ilgili olarak Çevre ve Orman Bakanlığı almak istediği alanın krokisini gönderiyor. Yani resmi evrak niteliğinde bu. Bu evrak, Okan İşgör´ün evinde yapılan aramada ele geçiriliyor. Tamamen buna dayanan arama. Zaten Şile´de de silah ele geçirilmedi. Ele geçirilen tek silah yani silahlar, Ulaş´ın evinde yapılan aramada ele geçirilenler. Bu silahların Okan İşgör ve Levent Bektaş´la irtibatı söz konusu değildir.

´Savcı Ergenekon bağlantısından bahsetmedi´

Avukat Hüseyin Ersöz, Ergenekon bağlantısı mı kurulmuş? sorusuna karşılık da savcının bu konuyu ayrı bir soruşturma olarak yürüttüğü, Levent Bektaş´ın davasının devam etmesi ve Ergenekon soruşturmasının bitmesi nedeniyle Ergenekon adı altında ayrı bir soruşturma olarak yürütmenin mümkün olmadığı bilgisini verdi. Ersöz, Fakat anlamlandırabildiğimiz kadarıyla eski itirafçı olduğunu öğrendiğimiz Ulaş Ö, verdiği beyanda olayı daha sansasyonel hale getirmek için iş ilişkisi içerisinde bulunduğu Okan beyi kullanıyor. Okan bey üzerinden de Levent Bektaş´a bu suçlamalarda bulunuyor. Olayın doğrudan ´Ergenekon´ ile bağlantılı olduğuna ilişkin değerlendirme savcılık ifadesi sırasında yapılmadı dedi. ( Star)

(20 Ekim 2010, 11:34)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Şile Ormanlarında cephane kazısı

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2411    yazdır/print


 

Yıldırım yeni keşif istedi

Birinci Ergenekon davasının bugün yapılan 161. oturumunda tutuklu sanık Osman Yıldırım´a, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların kendisine verildiğini iddia ettiği sitede yaptırılan keşif konusu tekrar gündeme geldi. Bazı sanıklar ile avukatları, Yıldırım´ın iddia ettiği siteyi bulamadığını, toplantı yapılan böyle bir sitenin aslında olmadığını ileri sürdü ve mahkemenin hiç yapılmamış olan böyle bir toplantı konusunda sitede yaşayan komşuları tanık olarak çağırmasını eleştirerek bu karardan vazgeçilmesini talep ettiler. Osman Yıldırım ise iddiasında ısrar ederek, siteye giderken aracı kendisinin kullanmadığını, adresi de bilmediği için bulamadığını belirtip tekrar keşif yaptırılmasını istedi: ´İkinci sitenin ortaya çıkmasından dolayı rahatsız olmaktadırlar. İkinci bir site vardır. Bu sitenin olduğu, telefon sinyallerinden mevcuttur. Migros´un önünden Alparslan Arslan´a telefon açtım. Bir arkadaşı beni alıp siteye götürdü. Telefon sinyalleri ortada. Telefonun sinyal verdiği noktaya kadar götürsünler, her iki siteyi, daireleri göstereyim. Yalan konuşacak durumda değilim.´

Osman Yıldırım, yeniden keşif yaptırılmasını istedi

Birinci Ergenekon davasının bugün yapılan 161. oturumunda tutuklu sanık Osman Yıldırım´a, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların kendisine verildiğini iddia ettiği sitede yaptırılan keşif konusu tekrar gündeme geldi. Bazı sanıklar ile avukatları, Yıldırım´ın iddia ettiği siteyi bulamadığını, toplantı yapılan böyle bir sitenin aslında olmadığını ileri sürdü ve mahkemenin hiç yapılmamış olan böyle bir toplantı konusunda sitede yaşayan komşuları tanık olarak çağırmasını eleştirerek bu karardan vazgeçilmesini talep ettiler. Osman Yıldırım ise iddiasında ısrar ederek, siteye giderken aracı kendisinin kullanmadığını, adresi de bilmediği için bulamadığını belirtip tekrar keşif yaptırılmasını istedi: ´İkinci sitenin ortaya çıkmasından dolayı rahatsız olmaktadırlar. İkinci bir site vardır. Bu sitenin olduğu, telefon sinyallerinden mevcuttur. Migros´un önünden Alparslan Arslan´a telefon açtım. Bir arkadaşı beni alıp siteye götürdü. Telefon sinyalleri ortada. Telefonun sinyal verdiği noktaya kadar götürsünler, her iki siteyi, daireleri göstereyim. Yalan konuşacak durumda değilim.´

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon ana davasının 161. duruşmasına tutuklu sanıklardan Ergun Poyraz ile Hayrettin Ertekin katılmadı. Diğer 20 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan gazeteci Güler Kömürcü Öztürk ve PKK itirafçısı Abdulmuttalip Tonçer duruşmada hazır bulundu. Duruşmanın başlamasıyla birlikte tutuklu sanıklardan Muzaffer Tekin, sanık Alparslan Arslan´ın kız kardeşi tanık olarak dinlenirken savcılar tarafından bir telefon numarasıyla ilgili çok soru sorulduğunu ve bunun da dikkat çektiğini söyledi. Bir basın kuruluşu tarafından yapılan haberde bu telefon numarası ile 350 kişinin irtibatlandırıldığının yazıldığını ifade eden Tekin, dosyada bulunan kayıtlarda Oktay Yıldırım ile kendisinin de aralarında bulunduğu sadece 9 kişinin isminin geçtiğini söyledi. Savcıların sorularını sorarken konuları gizemli bırakmamalarını isteyen Tekin, Suç yaratılmak ve bizim şüpheli konumunda kalmamız adına bir şeyler yapılıyor, sahte belgelerden insanlara sorular soruluyor iddiasında bulundu. Tutuklu sanıklardan Mehmet Zekeriya Öztürk de, Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların kendisine verildiğini iddia eden sanık Osman Yıldırım´a, bombaları aldığını söylediği sitede yaptırılan keşfi hatırlattı. Sanık Alparslan Arslan´ın kız kardeşi Elif Arslan´ın kullandığı telefon ile ilgili HTS kayıtlarında kendi adının da geçtiğini belirten Öztürk, bu raporun sahte olduğunu belirtti. Keşif yapılacağı konusunda kendisine de bilgi verilmesi gerektiğini söyleyen ve mahkemeye sunduğu talep dilekçelerine nasıl bir cevap verildiğinin, bu konuda nasıl bir ara karar alındığının kendisine bildirilmediğini savunan Öztürk, bu nedenle mahkemeye gelirken ne yapacağını bilmeden geldiğini söyledi.

Küçük: Keşfe katılmak için çakallık yaptım

Veli Küçük´ün kızı ve avukatı Zeynep Küçük ise, Osman Yıldırım´a yaptırılan keşif ile ilgili olarak bazı diyeceklerini olduğunu belirterek söz aldı. Keşif yapılacağı bilgisini aldıktan sonra zamanını öğrenmek için mahkeme kalemi önünde adeta nöbet tutmak zorunda kaldığını söyleyen Küçük, Keşfe katılmak için çakallık yapmam gerekti. Çok uyanık davrandım. diye konuştu. Küçük´ün bu sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ise, Estağfirullah avukat hanım dedi. Bunun üzerine avukat Küçük de, Halk arasında rahatlıkla söylenebilen bir deyim bu cevabını verdi.

Beni araca almak istemediler

Mahkeme kaleminden kendisini aradıklarını ve Perşembe günü yapılacağını söylediklerini ifade eden Küçük, “Ara kararı elime alana kadar doğruluğuna güvenemedim. Sonra 5-6 sanık avukatına da bu durumu ben haber verdim. Adliye önünde keşif için çıkacakları araca binmek istediğimde naip hakim Hüsnü Çalmuk, araçta yer olmadığını belirterek beni alamayacaklarını söyledi. Osman Yıldırım´ın avukatının araçta olduğunu ve buna rağmen talebim olmasına rağmen beni de almadıklarını tutanağa geçirmeleri konusunda itirazda bulunmam üzerine beni de araca aldılar dedi.

Avukat Küçük´ten çok ağır itham: Savcı Taşkın Hakim Çalmuk´un kulağına ´Evi tespit ettik Osman´ı götürelim´ dedi

“Araç içinde bir kamera da kayıt yapıyordu. Ancak kamera kayıttan çıktıktan sonra çok ilginç bir konuşma yapıldı iddiasında bulunan Avukat Küçük, “Savcı Nihat Taşkın, hakim Hüsnü Çalmuk´un kulağına, ´Evi biz tespit ettik. Osman´ı götürelim göstersin´ dedi. Oysa kendisinin göstermesi gerekiyordu. Ama herşey hazırlanmış, evin önünde tertibat alınmıştı. Böyle bir uygulama yapılamayacağı konusunda ısrar ettim. Bu nedenle adresi Osman´ın bulması istendi ve haliyle bulamadı. Ben ses çıkarmasam adrese gidilecek ve evde keşif yapıldı diye tutanağa yazılacaktı. Osman bu toplantı olduğunu iddia ettiği evi bulamadı ve tutanağa da keşifin yapılamadığı yazıldı. Bulamazdı, çünkü toplantı yapılan böyle bir adres yok. Kayıtlardan da belli ki Osman bu el bombalarını 4 Mayıs akşamı Alparslan Arslan´dan arabadan teslim almıştır. Mahkeme de böyle bir toplantının yapılmadığı sitede yaşayan komşuları tanık olarak çağırıyor. Bu karardan vazgeçilmesini talep ediyorum diye konuştu. (Hürriyet)

Bulunmamış, tespiti yapılmamış evin komşuları dinlenmez

Keşfin ardından savcı Nihat Taşkın´ın Evin Recep Özkan´a ait olduğunu tespit ettik. Getirelim Osman Yıldırım gösterme yapsın dediğini, itiraz etmesi üzerine bunun kabul edilmediğini belirten Küçük, Ataşehir´deki ev yok. Osman Yıldırım o eve gitmedi, evi bulamadı. Bulunmamış, tespiti yapılmamış evin komşuları dinlenmez. Bu dosya ile Danıştay sanıkları arasında bağlantı yok. Artık zorlamayın. Alakasız tanıklar önümüze gelmesin diye konuştu. Küçük, mahkeme heyetinin Ataşehir´deki evin komşularını dinleme kararından vazgeçmesini istedi.

Yıldırım tekrar keşif istedi

Keşif itirazlarına muhatap olan tutuklu sanık Osman Yıldırım da, olay günü Ataşehir Migros önüne geldiğinde Alparslan Arslan´ı aradığını, Alparslan Arslan´ın da kendisine ´ben gelemeyeceğim. Seni bir arkadaş alacak.´ dediğini söyledi. Bu konuşmanın ardından kendisini bir kişinin almaya geldiğini, gidecekleri adresin kendisine verilmediği gibi aracı kullananın da kendisi olmadığını belirterek, Ben arabanın önünde telefonumla filan uğraşıyordum. Sürekli yola bakmıyordum. Ben, Migros´tan sonra hatırladığım yere kadar götüreceğimi, hatırlamadığım yerde telefon sinyalimin düştüğü yere beni götüreceklerini düşünerek böyle bir keşif talebinde bulundum. Bunu da Hakim Hüsnü Çalmuk´a keşif sırasında söyledim. Ancak adresi benim bulmam gerektiği konusunda ara karar alındığını söyledi. Şimdi keşif ile ilgili bir dilekçem daha var. Beni telefonumun sinyal verdiği adrese götürün ve iki evi de size göstereyim. Avukat Küçük´ün ´Öyle bir ev yoktur´ sözlerinin doğru olmadığını belirten Yıldırım, ´Zeynep Küçük, ´Osman Yıldırım antisosyal, kişilik bozukluğu var, yalan konuşuyor´ diyerek bana hakaret etmektedir. İkinci sitenin ortaya çıkmasından dolayı rahatsız olmaktadırlar. İkinci bir site vardır. Bu sitenin olduğu, telefon sinyallerinden mevcuttur. Migros´un önünden Alparslan Arslan´a telefon açtım. Bir arkadaşı beni alıp siteye götürdü. Telefon sinyalleri ortada. Telefonun sinyal verdiği noktaya kadar götürsünler, her iki siteyi, daireleri göstereyim. Yalan konuşacak durumda değilim´ dedi.

Keşif için dilekçe Cuma günü

Osman Yıldırım´ın ikince kez keşif yapılması konusunda hazırladığı dilekçeyi ne zaman mahkemeye sunabileceğini sorması üzerine Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, taleplerin alındığı Cuma günü kendilerine bu dilekçeyi vermesini söyledi. Ergenekon sanıklarının ve avukatlarının, toplantı yapılan ikinci bir adresin çıkarılması konusunda sürekli bir rahatsızlık içerisinde olduğunu belirten Yıldırım, ikinci sitenin var olduğu konusunda ısrar etti.

Tanık Gür ifade veriyor

Sanık ve avukatların beyanlarının ardından sanık Alparslan Arslan ile aynı ofiste çalışan avukat arkadaşı Burhan Gür, tanık olarak ifadesine başvurulmak üzere kürsüye davet edildi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Doğuş Factoring şirketinde Muzaffer Tekin´in bir bağının olduğunu biliyor muydunuz? diye sordu. Bahse konu şirketin bir dönem avukatlığını yürüttüğünü belirten Gür, O dönemde bir bilgi sahibi değildim ama yaşanan olayların ardından duydum bunları. diye konuştu. ( Cihan, AA, DHA)

(19 Ekim 2010), son güncel.: (20 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Şengün: Hakimlerde fikir ayrılığı yok

Osman Yıldırım, Ataşehir´deki evi bulamadı

Ataşehir´e bir delil daha: Veli Küçük´ün cep sinyalleri

Ataşehir´deki ev tanıklarla doğrulandı

Ataşehir toplantısı cep sinyalleriyle doğrulandı

Cumhuriyet Küçük´ten, bomba Tekin´den

Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2402    yazdır/print


 

Semra Özal´a doğrulama: Özal ambulansla götürülmedi

´Özal´ı vefat ettiği gün yaver ve garson kucaklayarak makam aracına taşıdı. Hastaneye ambulansla gitmedi. Köşk´te doktor ve ambulans yoktu. Hastaneye kollarına girip sürükleyerek götürdüler.´ Semra Özal´ın şok eden bu sözleri olaya tanık olan Kanal D haber muhabirince de doğrulandı. Oysa Özal´ın yaveri olan Genelkurmay 2. Başkanı Aslan Güner bu iddiaları yalanlamış, Özal´ın hastaneye ambulansla götürüldüğünü belirtmişti. Son açıklamalarla Aslan Güner ve ölüm olayında ihmal olmadığı iddialarını ortaya diğer çevreler üzerindeki şüpheleri arttırdı.

Semra Özal´a doğrulama: Özal ambulansla götürülmedi

´Özal´ı vefat ettiği gün yaver ve garson kucaklayarak makam aracına taşıdı. Hastaneye ambulansla gitmedi. Köşk´te doktor ve ambulans yoktu. Hastaneye kollarına girip sürükleyerek götürdüler.´ Semra Özal´ın şok eden bu sözleri olaya tanık olan Kanal D haber muhabirince de doğrulandı. Oysa Özal´ın yaveri olan Genelkurmay 2. Başkanı Aslan Güner bu iddiaları yalanlamış, Özal´ın hastaneye ambulansla götürüldüğünü belirtmişti. Son açıklamalar, Aslan Güner ve ölüm olayında ihmal olmadığı iddialarını ortaya atan diğer çevreler üzerindeki şüpheleri arttırdı.

Önceki gün Kanaltürk televizyonunda yayınlanan canlı programda konuyla ilgili ilginç tartışmalar yaşandı. Öldüğünde Turgut Özal´ın yanında olan eşinin anlattıklarına rağmen, Turgut Özal´la ilgili kitap yazmış bulunan gazeteci Orhan Uğuroğlu´nun olaya tanık olan diğer kişilere dayandırarak aksi yönde iddialarda bulunması katılımcıları da kızdırdı. Program katılımcılarından Mehmet Bekaroğlu, olayın birinci tanığı buradayken başkalarının iddialarında ısrar etmenin anlamsız olduğunu vurguladı. Semra Özal´ın tepki gösterdiği Uğuroğlu´nun Turgut Özal´la ve onun ölümüyle ilgili yazdığı kitap için Semra Özal´la görüşmediği de ortaya çıktı. Bu şaşırtıcı durum üzerine Uğuroğlu, defalarca aradığını ancak Semra Özal´a ulaşamadığını söyleyerek durumu düzeltmeye çalıştı. Semra Özal´ın iddialarını, programın sonlarına doğru telefonla bağlanan ve Özal´ın vefat olayını öğrenir öğrenmez hastaneye giderek haber yapan Kanal D muhabiri de doğruladı. Tartışma programında yaşanan bu ilginç ayrıntılar, Özal´ın ölüm olayı üzerine yaşananların bazı çevrelerce nasıl saptırılmaya çalışıldığını da göstermiş oldu.

Fikri Sağlar´ın, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı´nda, Cumhurbaşkanı´nın kriz geçirdiğinde doktorunun, ambulansın olmadığını söylüyorsunuz. Bu bizim için bir yüz karası. Benim bildiğim, cumhurbaşkanı ve başbakanların acil durumlara ilişkin planları vardır. Doktor yoktu dediniz. diyerek şaşkınlığı belirttiği durum bir ihmal miydi yoksa suikast planındaki adımlardan biri miydi? Eğer doktor olsaydı, ambulans olsaydı, ilk müdahale yapılsaydı ve hastaneye öyle sevkedilseydi Turgut Özal kurtarılabilir miydi?Ağabey Korkut Özal bu durumu şok sözlerle ifade ediyordu: ´Evet ağabeyim öldürüldü. Ölümü bir tertip. Köşk´ün içine kadar girmiş bir organizasyon var. Köşk´teki doktor ve hemşirelere o gün kim izin verdi? Açık kalp ameliyatı geçirmiş, rahatsızlığı bilinen bir Cumhurbaşkanı´nın Köşkü´nde doktorun bulunmaması ilginç. Kalp krizi geçirince müdahale edilmiyor ya da ettirilmiyor. Kendi haline bırakılıyor. Adeta ölmesi bekleniyor.

Şüpheli ölüm olayıyla ilgili son bir kaç haftadır çok şey söylendi, çarpıcı ayrıntılar ortaya çıktı. Bunları dikkate alan savcılarca soruşturma başlatıldı. Turgut Özal´a 1987´de kongre esnasında düzenlenen suikast girişimini ve 1993´te şüpheli ölümünü konu alan ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nca başlatılan soruşturma daha sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na devredildi. Bu kapsamda şu ana kadar sadece Ahmet Özal ifade verdi.

SEMRA ÖZAL´DAN FLAŞ AÇIKLAMALAR...

“Özal´ı vefat ettiği gün yaver ve garson kucaklayarak makam aracına taşıdı. Hastaneye ambulansla gitmedi. Köşk´te doktor ve ambulans yoktu. Hastaneye kollarına girip sürükleyerek götürdüler.” 12 Ekim 2010 tarihinde Kanaltürk´te Tarık Toros´la Merkez Siyaset programında konuşan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın eşi Semra Özal, oğlu Ahmet Özal ve kardeşi Korkut Özal ilk defa çok önemli açıklamalarda bulundu.

Açıklamalardan öne çıkan cümleler şöyle:

Ahmet Özal: Turgut Özal´a suikast girişiminin arkasında sadece Sabri Yirmibeşoğlu ve Erol Simavi isimleri yok. Anavatan Partisi´nden bazı isimler söz konusuydu. Buna reaksiyon gösteren insanlara da çok dikkat edin. Niye bu kadar agresif davranıyorlar, buna bakın. Savcıya bazı isimleri verdim, savcı da bazı isimleri bana sordu zaten. Büyük bir ihtimalle önümüzdeki haftalar içerisinde göreceğiz kimleri çağıracaklarını.

Korkut Özal: Ben, Turgut Özal´ın vefatının “öldürme” olduğuna kesin inanıyorum. Öldüğü gün, kendi korumalarından birinin verdiği ifade var. Diyor ki, “ağzından köpükler gelerek vefat etti.” Kalp rahatsızlığından ölen bir kimsenin ağzından köpük gelmesi söz konusu olamaz. Kalbi durur, gider. Bu iş olduğu zaman hanımı da başındaydı. Ağzından köpükler gelerek vefat edince denildi ki, “bu zehirlenerek ölmedir”. Bu kalp ölmesi değildir.

Semra Özal: (17 nisan 1993, Turgut Özal´ın öldüğü gün) sabahleyin kalktık, Turgut bey traş oldu. Duşunu yaptı. Ben de kahvaltı hazırlamıştım. Yürüme bandına hiç çıkmadı. Ve biz konuşa konuşa kahvaltı masasına doğru ilerliyorduk. Hemen arkamdaydı. Bir anda, konuşurken, oturma odasına geçmek üzereyken, o aralıkta küt diye düştü. Düşünce hemen çevirdim, ağzından beyaz bir köpük geliyordu. Bağırdım, “doktor, çabuk yetişin” diye... İlk gelen, orada hazır bekleyen garson oldu. Ondan sonra öbür iki garson ve aşağıdan deniz albayı vardı, yaver... Bir de o geldi... Başka kimse yoktu. En son, bizim başyaver geldi. Başyaverle birlikte kucakladılar. İki yaver, iki garson kucakladılar, kapıdaki arabaya götürdüler. Ne ambulans vardı, ne de doktor... Ben hastaneye giderken yolda gördüm, doktor geliyordu... Kucaklayıp götürdüler. Herkes birşeyler konuşuyor, tamamen uydurma, tamamen yalan... Ambulans olsaydı, bir sedye getirip onu öyle alırlardı. Sedye gelmedi. Onu yaverler ve garsonlar kucakladı, götürdüler. Bir de hastaneye girişi var. Hastaneye de iki kişi kollarından tutup sürükleyerek sokuyorlar. Ambulans olsa sedyeyle sokmazlar mıydı? Ambulans olmadığına eminim. Zira evden almaya bir sedye gelmedi. Hastaneye de sedyeyle girmedi. (Turgut Özal hastaneye ulaştığında yaşamıyordu) evde vefat etmişti. (ağzından köpük gelmesinin) zehirlenmeden olabileceğini söylediler... Vefat ettiği zaman doktor Cengiz Aslan, saçının ucundan kesti bana verdi. Hatıra diye, o kadar... (otopsi konusunda) kimse bir şey sormadı. Bunu zaten Şarlak paşa söyledi. “biz aileye bunu sormadık ki” dedi. Nereden çıkarıyorsunuz? Bize devlet böyle bir şey sormadı. Şarlak paşa, gata´nın başındaydı. (cenazenin) tahnit edilmesine değil, mumyalanmasına hayır dedim. Mumyalayıp saklayabiliriz, dediler. Hayır mumyalama istemem, dedim. Şimdi bakın, rahmetlinin hayatında yiyip içmediği üç şey vardı. Kuru fasulye yemezdi, limonata içmezdi. Bir gün önce çok yorgundu. Ertesi gün de İstanbul´a gideceğiz diye köşk´e gelip dinlenmek istiyordu. Fakat Kaya Toperi ve bir iki kişi daha, çok ısrar ettiler. “ille bu kokteyle gitmen lazım” diye... Ve aldılar bir kokteyle götürdüler. Bulgar sefaretindeki kokteyl. Sonra geldi. Ben onun yemeğini hazırlamıştım. Geldiği zaman “bir şey yemeyeceğim”, dedi. Ben de kızdım, “gene bir şeyler mi atıştırdın, ne yaptın?” Diye... “yok yok, hiçbir şey ağzıma sürmedim ama herkese içki getirirken bana bir bardak limonata yapmışlar” dedi. Demişler ki,”siz içki almıyorsunuz diye bunu sizin için hazırladık”... Bana, “ben de ayıp olmasın diye onu içtim” dedi. Dedim ki, “sen ömründe içmezsin limonata. Nasıl aldın da içtin?”... “sizin için yaptık deyince ayıp olmasın diye içtim” diye cevap verdi. Limonatadan şüpheleniyorum. (içtiği limonata, Turgut Özal´ı ölüme götüren zehirlenme olabilir mi?) Benim şüphem o. Gerekirse, gerektiği yerde ben konuşurum. Anlatacağım belki daha çok şey var. Ama bunu uluorta basına anlatamam. (saç örneğini) saklıyorum. Konuştuğum kişiler, saçın ucundan kesildiği için pek fazla bir şey ifade etmediğini söylediler. Kökünden kesilmesi gerekiyormuş. (meclis araştırması açılmalı mı?) Evet, çok isabet olur. Zaten cumhuriyet savcılığı´nda bir soruşturma var. Ahmet (Özal) gitti konuştu. Ben bunun devamını istiyorum. (çağırılırsanız, gider misiniz?) Gayet tabi giderim... (bir otopsi yapılabilir mi?) Bu noktadan sonra ne yapılacağına herhalde savcılık karar verecek. Bu konuda savcılığa, gerektiği zaman gerektiği şeyleri söyleyeceğim.

Özal´ın öldüğü dönem, Kanal D Ankara muhabiri olan Kenan Tümer: 17 nisan 1993, cumartesi... Haberi aldığımda saat 11´i geçiyordu. Teleksle flaş haber geçince hızla yola çıktık. Hacettepe acil, dediler. Gözlerimle gördüm. Çok net hatırlıyorum. Hacettepe acil servisi´nin önünde, çok uzun bir limuzin mercedes duruyordu. Ne ambulans, ne de başka bir şey vardı. Mercedes, tam acil´in önünde bekler vaziyetteydi. Kaya toperi, Turgut Özal´ın vefat haberini verdiğinde de oradaydım. Çok net söyleyebilirim ki, bize makam aracı ile geldiği belirtildi. Hatta ölüm haberinin verildiği dakikada da makam aracı acil´in önünde duruyordu. Özal bununla mı geldi, diye sorunca, bize yaveri ve korumalarıyla, bu araçta geldiği ifade edildi. O makam otosu, saatlerce orada bekletildi. Zaten makam otosu gelmemiş olsa, otonun orada durmasının bir anlamı yok. Niye orada dursun. Semra Özal bunları dile getirince bağlanma ihtiyacı duydum.

İŞTE PROGRAMIN TAM DEŞİFRESİ:

Kanaltürk´te yayımlanan Tarık Toros´la Merkez Siyaset programına konuk olan Ahmet Özal, babası merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a 1988 yılında düzenlenen suikast girişimine ilişkin olarak yeni iddialarda bulundu.

Turgut Özal´ın suikastı üç ay sonra çözdüğünü söyleyen Özal, MGK eski Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu ve Hürriyet gazetesi sahibi Erol Simavi isimlerini babasının gündeme getirdiğini söyledi.

“Baştan beri aynı şeyi söylüyorum. Ben iddiada bulunmuyorum. Ben, rahmetli babam ve araştırmayı yapan insanlardan duyduklarımı seslendirdim. İddia makamı değilim, savcı değilim. İlk günden beri bunu söylüyorum” diyen Ahmet Özal, “Partiden, ANAP´tan isimler var mıydı?” sorusuna şu cevabı verdi:

“Bazı isimler vardı. Anavatan Partisi´nden bazı isimler söz konusuydu. Onlar da çıkacaktır yakında. Bırakın savcı işini yapsın. Buna reaksiyon gösteren insanlara da çok dikkat edin. Niye bu kadar agresif davranıyorlar, buna bakın. Savcıya bazı isimleri verdim, savcı da bazı isimleri bana sordu zaten. Büyük bir ihtimalle önümüzdeki haftalar içerisinde göreceğiz kimleri çağıracaklarını. Sadece Sabri Yirmibeşoğlu ve Erol Simavi isimleri yok. Ben Sabri Yirmibeşoğlu´ndan da özür dilemedim. Telefonda konuştuk, kendisine babamdan duyduklarımı söylediğimi anlattım. Ona karşı bir tavrım yok.”

Programda daha sonra, Turgut Özal´ın kardeşi Korkut Özal´ın iki hafta önce aynı programda yaptığı açıklamalar yayımlandı. Korkut Özal, ağabeyinin öldürüldüğüne inandığını anlattı:

“Bu vefatın ben öldürme olduğuna kesin inanıyorum. Öldüğü gün, kendi korumalarından birinin verdiği ifade var. Diyor ki, “Ağzından köpükler gelerek vefat etti”. Kalp rahatsızlığından ölen bir kimsenin ağzından köpük gelmesi söz konusu olamaz. Kalbi durur, gider. Bu iş olduğu zaman hanımı da başındaydı. Ağzından köpükler gelerek vefat edince denildi ki, “Bu zehirlenerek ölmedir”. Bu kalp ölmesi değildir.”

Daha sonra söz alan gazeteci Orhan Uğuroğlu, Turgut Özal´la ilgili kitap yazdığını, çok önemli kişilerle görüştüğünü belirterek Özal´ın öldüğü günü anlatmaya başladı:

ORHAN UĞUROĞLU: Turgut Özal´ın en yakın danışmanları, koruma görevlileri ve doktorlarıyla görüştüm. Koruma Müdürü Musa Öztürk ve doktoru Cengiz Aslan´la da konuştum. Bana anlatılanlar kitabımda yer alacak. Ben size burada anlatayım. Rahmetli, o gün (17 Nisan 1993) Bayanlar Cumhurbaşkanlığı Voleybol Kupa Finali´ne gidecekti. Talimat veriyor, “Saat 11.30-12.00 gibi Köşk´ten çıkış yapacağım” diyor. Sabah 9.30-10.00 gibi kalkıyor, Semra hanıma “Ben yürüyüş bandında spor yapacağım. Kilo vermem lazım” diyor. Spor kıyafetlerini giyiyor. Tanık olanların isimlerini de verebilirim... Yürüyüş bandına çıkıyor, odanın kapısı kapalı. Bu arada Semra hanım, “Turgut bey ne zaman kahveni istersin” diye soruyor. Çünkü Turgut bey sabahları Türk kahvesi içiyor. Turgut bey, “Saat 10.30´da” diye cevap veriyor. Semra hanım hizmetçi kıza, “Saat 10.30´da beyefendinin kahvesini ver” diye talimat veriyor. Sonra Semra hanım, salonda gazete okumaya geçiyor. Vakit gelince, servis yapan kız kız, elinde kahve tepsisiyle Özal´ın bulunduğu odanın kapısını açmaya çalışıyor. Kapı açılmayınca Semra hanıma dönüp “Kilitli mi acaba” diye soruyor. Semna hanım, “Hayır, arkasına bir şey düşmüştür, itele aç” diyor. Kadıncağız kapıyı zorlayınca, aralıktan Turgut beyin yerde yattığını görüyor.

AHMET ÖZAL: Bunu sana kim söyledi? Ben hiç böyle bir şey duymadım çünkü...

ORHAN UĞUROĞLU: İzin verirseniz, anlatacağım.

AHMET ÖZAL: Doğru değil bu... İstiyorsanız anneme telefonla bağlanalım, soralım. Bu böyle değil...

ORHAN UĞUROĞLU: Bana anlatılanı anlatıyorum.

TARIK TOROS: Orhan bey bu konuyu Semra hanımla konuştunuz mu?

AHMET ÖZAL: Hayır, annemden başkası yoktu.

ORHAN UĞUROĞLU: Başkaları var.

AHMET ÖZAL: Kim var başkaları...? Allah´ını seversen yaa... Ver isimleri...

ORHAN UĞUROĞLU: O sırada Cumhurbaşkanlığı Köşkü´nde, “şok tim” denilen, Özal´ın ilk koruması Turgay Sarıali adlı koruma polisi, başkomiser Kadir bey ve şoför Mustafa görevli... Bunlar aynı katta çok yakınındalar.

AHMET ÖZAL: Aynı katta nasıl olur Orhan? Yapma gözünü seveyim yaa... Hayret bir şey. Neden bunları söylüyorsun, ben çok merak ediyorum açıkçası... Annem var yanında, başka kimse yok.

ORHAN UĞUROĞLU: Sayıyorum isimleri, dinlemediniz ki... Kapı açılıyor, Turgut bey spor yaptığı ayakkabılardan birini ayağından çıkarmış, diğerini çıkartamamış, yerde yatıyor. Bu koruma polisleri, yurt dışında acil yardım eğitimi almış insanlar olduğu için, bakıyorlar nabız yok, kalbi durmuş. Yani ölmüş olduğunu görüyorlar. Hatta, çok özür dilerim, rahmet cumhurbaşkanının küçük abdestini de kaçırdığı belirleniyor. Zira, vücut öldüğü zaman gevşer... Kusma gibi bir şey ise bana söylenmedi. Ağzından bir şey gelmiyor. Korkut beye böyle söylendiyse bilmiyorum. Ambulansa durum bildiriliyor. Telefonlara bakan polis memuru Erdal, ağlayarak koruma müdürü Musa beyi arıyor, Musa bey kapıdan fırlıyor...

**

Bu sırada Semra Özal canlı yayına bağlandı.

TARIK TOROS: Semra hanım iyi geceler.

SEMRA ÖZAL: Tamamen yalan haberler bunlar. Bir kere, o söylediği polisler orada değiller... Orhan beyi dinledim, bir kelimesi bile doğru değil. O söylediği polis memurları, Turgay filan... Çok evvel ayrılmışlardı. Orada değillerdi. Doğrusunu ben size anlatayım... Sabahleyin kalktık, Turgut bey traş oldu. Duşunu yaptı. Ben de kahvaltı hazırlamıştım. Odada beraberdik. Yatak odasıyla, bizim oturma odamıza geçerken arada bir boşluk vardır. Spor (yürüme) bandı orada durur. “Ben şimdi duşumu yaptım. Başka vaktim yok, İstanbul´a gideceğiz. Ben bugün spor yapmayacağım” dedi. Yürüme bandına hiç çıkmadı. Bandın üzerinde her zamanki gibi sor ayakkabıları çoraplarıyla beraber duruyordu. Ayağında terliği vardı. Ve biz konuşa konuşa kahvaltı masasına doğru ilerliyorduk. Hatta dönüp bana, “Dünkü elbisem güzel değildi, bana rahat bir kıyafet ver” dedi. Ben de “Hazırladım, merak etme” dedim. Ben yürüyordum, o da arkamdan geliyordu. Hemen arkamdaydı. Bir anda, konuşurken, oturma odasına geçmek üzereyken, o aralıkta küt diye düştü. Düştü, hatta ayağından terliğinin biri fırladı. Terlik vardı, buna dikkat edin. Spor ayakkabılarını hiç giymedi ve spor bandına hiç çıkmadı... Düşünce hemen çevirdim, ağzından beyaz bir köpük geliyordu. Bağırdım, “Doktor, çabuk yetişin” diye... İlk gelen, orada hazır bekleyen garson oldu. Bir garson vardı zaten, Mustafa... O koştu geldi. Ondan sonra öbür iki garson ve aşağıdan deniz albayı vardı, yaver... Bir de o geldi... İlk gelenler bunlardır... Yani, orada çalışan üç-dört kişi ve yaver... Başka kimse yoktu. Polis falan, hiç kimse yoktu. Konuşanların hepsi yalan söylüyor. Bunların hiçbiri doğru değil ve beni çok üzüyorlar. Böyle konuşmakla, böyle yalan yanlış şeyleri söylemekle beni çok üzüyorlar. Bunları yaşayan benim... En son, bizim Başyaver geldi. Başyaverle birlikte kucakladılar. İki yaver, iki garson kucakladılar, kapıdaki arabaya götürdüler. Ne ambulans vardı, ne de doktor... Ben hastaneye giderken yolda gördüm, doktor geliyordu... Doktor yoktu. Garson bana, “Biz götürüp arabaya koyduk” dedi. Kucaklayıp götürdüler. Herkes birşeyler konuşuyor, tamamen uydurma, tamamen yalan...

ORHAN UĞUROĞLU: Semra hanım sizi birkaç kere aradım, ulaşamadım.

SEMRA ÖZAL: Orhan, sen bana soracaktın...

ORHAN UĞUROĞLU: Yanınızdaki hanıma da sorabilirsiniz, kaç kere aradım... Bana anlatanlar, ambulansla direk Hacettepe´ye gönderildiğini söylediler. Genelkurmay 2. Başkanı olan Aslan Güner Paşa, o sırada Köşk´te Özal´ın yaveriydi, o da böyle anlattı.

SEMRA ÖZAL: Ambulans olsaydı, bir sedye getirip onu öyle alırlardı. Sedye gelmedi. Onu yaverler ve garsonlar kucakladı, götürdüler.

ORHAN UĞUROĞLU: Koruma Müdürü Musa bey ve doktor Hilmi bey, ambulansla götürüldüğünü söylüyorlar. Arabayla biz takip ettik, diyorlar.

SEMRA ÖZAL: Bir kere Hilmi bey yoktu. Sen bana sor doğrusunu...

TARIK TOROS: Semra hanım, siz Özal´ın en yakınısınız ve rahatsızlandığı anda oradasınız. Çok önemli bir şey söylediniz. Yaverler ve garsonlar Özal´ı kucaklayarak arabaya götürdüler, dediniz. Hangi arabaya götürdüler?

SEMRA ÖZAL: Götüren garsonun bana söylediği şu; “arabasına koyduk, ambulansı bulamadık” dedi...

TARIK TOROS: Yani makam aracına götürüyorlar?

SEMRA ÖZAL: Evet... Ambulans olsa sedyeyle gelip alacaklar, kucaklayıp götürmeyecekler. Bir de hastaneye girişi var. Hastaneye de iki kişi kollarından tutup sürükleyerek sokuyorlar. Ambulans olsa sedyeyle sokmazlar mıydı? Ambulans olmadığına eminim. Zira evden almaya bir sedye gelmedi. Hastaneye de sedyeyle girmedi.

TARIK TOROS: Çok önemli bir şey söylüyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti´nin Cumhurbaşkanını hastaneye, garsonu ve yaveri kollarından tutup sürükleyerek mi soktular?

SEMRA ÖZAL: Evet... Sürükleyerek soktular. Bunu bana bir yabancı da ayrıca söyledi.

TARIK TOROS: Peki Özal´ın nabzı atıyor muydu, acaba? Çünkü hastaneye geldiğinde vefat ettiği söyleniyor...

SEMRA ÖZAL: Evet. Evde vefat etmişti.

ORHAN UĞUROĞLU: Ambulansta elektro şok uyulandığı ama canlandırılamadığı, hastanede yine elektro şok uygulandığı fakat canlandırılamadığı söyleniyor. İlk müdahalenin ambulansta yapıldığı söyleniyor. Bana bunları anlatanları siz de ismen biliyorsunuz...

SEMRA ÖZAL: Sana bunları anlatanları, getir benim yanımda anlatsınlar bakayım. Tek şahit benim.

FİKRİ SAĞLAR: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı´nda, Cumhurbaşkanı´nın kriz geçirdiğinde doktorunun, ambulansın olmadığını söylüyorsunuz. Bu bizim için bir yüz karası. Benim bildiğim, cumhurbaşkanı ve başbakanların acil durumlara ilişkin planları vardır. Doktor yoktu dediniz.

SEMRA ÖZAL: Doktor yoktu. Ben hastaneye giderken yolda rastladım. Bir hastaneye gitmiş, bir işi varmış. Oradan yeni geliyordu Köşk´e...

FİKRİ SAĞLAR: Cumartesi-Pazar günleri Köşk´te doktor olmuyor muydu? Yoksa özellikle o anda mı doktor yoktu?

SEMRA ÖZAL: Hayır. Olması lazım. Bilemiyorum, özellikle mi, değil mi... Ama doktor yoktu.

TARIK TOROS: Semra hanım, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı´nın Çankaya Köşkü gibi korunaklı bir yerde, kendi rezidansında doktor olmaması... Turgut Özal gibi 66 yaşında, by-pass´lı kalbiyle yaşayan bir cumhurbaşkanının, doktorsuz kalması garip değil mi?

SEMRA ÖZAL: Valla, onu siz araştıracaksınız... Hem de çok garip...

FİKRİ SAĞLAR: Semra hanım, siz kimlerden şüpheleniyorsunuz?

SEMRA ÖZAL: Bu derin bir konu, böyle ayaküstü anlatılacak şey değil. Ama size şunu söylüyorum. Bir kere yürüme bandına çıkmadı. Asla, spor yapmadı. Düştüğü zaman... Beraber konuşuyorduk, oturma odasına gelirken... Konuşurken düştü. İnsanlar öyle şeyler uyduruyor ki, ben birini gördüm mesela, diyor ki, “Biz kapıyı kırdık da girdik”... Kardeşim orada ne kilitli kapı, ne de kapalı kapı var... Her taraf açık. Bunu en iyi bilen, orada yanıma gelen, o günkü garsonlardır.

TARIK TOROS: Ağzından köpük geldi, dediniz... Bunu siz neye yoruyorsunuz, araştırdınız mı?

SEMRA ÖZAL: Evet. O şokla neyi araştırdığımı bilmiyorum ama bunun zehirlenmeden olabileceğini söylediler...

ORHAN UĞUROĞLU: Sizin, koruma müdürü Musa beye, “Turgut beyin saçından bir örnek alın” diye talimat verdiğiniz, söyleniyor.

SEMRA ÖZAL: Hayır canım. Öyle bir şey yok. Vefat ettiği zaman doktor Cengiz Aslan, saçının ucundan kesti bana verdi. Hatıra diye, o kadar...

ORHAN UĞUROĞLU: Bir zarfa konularak size verildiğini, saç örneğinin sizde bulunduğunu söylüyorlar.

SEMRA ÖZAL: Koruma müdürü sonradan geldi, yoktu... Onu sonradan veren Cengiz Aslan.

ORHAN UĞUROĞLU: Peki o zaman, kırılan kan tüpünün ne önemi var? Saçtan tüm tahliller yapılabiliyor.

AHMET ÖZAL: Hayır hayır, bir dakika... Yapılmıyor... Orhan bey yapılmıyor, öyle bir şey yok.

ORHAN UĞUROĞU: Siz izin vermediğiniz için otopsi yapılmadığı söyleniyor.

SEMRA ÖZAL: Hayır, kimse bir şey sormadı. Bunu zaten Şarlak Paşa söyledi. “Biz aileye bunu sormadık ki” dedi. Nereden çıkarıyorsunuz? Bize devlet böyle bir şey sormadı. Şarlak Paşa, GATA´nın başındaydı.

TARIK TOROS: Ahmet Özal diyor ki, “Annem tahnit edilmesine hayır dedi”

SEMRA ÖZAL: Tahnite değil, mumyalanmasına hayır dedim. Mumyalayıp saklayabiliriz, dediler. Hayır mumyalama istemem, dedim.

TARIK TOROS: Otopsiyle ilgili kimse size bir soru sormadı...?

SEMRA ÖZAL: Hayır. Şarlak Paşa açıkladı zaten. Aileye böyle bir sormadık, dedi. “Apar topar da defnetmeye götürdüler” diye açıklama yaptı. Bunu Şarlak Paşa ile konuşun.

FİKRİ SAĞLAR: Ambulans ve doktor yoktu. Bu böyle, her haftasonu alışılagelmiş bir şey midir? Yoksa sadece o gün mü, tesadüfen oldu bunlar? Bu bir tesadüf müydü?

SEMRA ÖZAL: Herşey tesadüfe bağlı... Ben size şunu açık söyleyeyim, tesadüfen yaşıyoruz.

TARIK TOROS: Daha önce, Çankaya Köşkü´nde ambülanssız ve doktorsuz kaldığınız başka bir gün olmuş muydu? Yoksa bu durumla ilk defa o gün mü karşılaştınız?

SEMRA ÖZAL: Rahmetli, öyle ambülans kapıda beklesin diyen biri değildi. Ambülansın aşağıda bir yerde olması lazımdı.

TARIK TOROS: Devlet re´sen cumhurbaşkanını korur, kollar hanımefendi.

SEMRA ÖZAL: Evet ama... İşte maalesef böyle... Doktor zaten başka yerde çalışıyormuş. O gün sabahtan gitmiş, yoktu.

TARIK TOROS: Doktor cumhurbaşkanına bakar, başka bir görevi olabilir mi?

SEMRA ÖZAL: Bunu doktora sorun.

ORHAN UĞUROĞLU: Doktoru, Hacettepe Hastanesindeki kalp damar uzmanı Hilmi bey... Koruma müdürü Musa bey ile Hilmi bey, aynı arabanın içinde ambulansı takip ettiklerini söylediler.

TARIK TOROS: Semra hanım, o günün gecesi ve sabahı, Turgut beyde bir anormallik hissettiniz mi? Çok yorgun olduğu söyleniyor.

SEMRA ÖZAL: Hayır hayır, çok iyiydi... Telaş ediyordu, geç kalmayalım diye... “İstanbul´a gidelim” diyordu. Torununun doğum günü vardı. İstanbul´a gidecektik. “Yürüme bandına çıkarsam, tekrar duş yapmam lazım. Vakit yok, gideceğiz” dedi. İstanbul´a gidecektik. Her şeyimiz hazırdı.

ORHAN UĞUROĞLU: Madem ağzından köpük geldiği görüldü. O kadar danışman ve yaver var. Size otopsi yaptıralım, diyen olmadı mı?

SEMRA ÖZAL: Bırakın bunları. Kapıyı kırdık girdik, diyen Dışişleri´nden biri. Bunların hiçbiri orada yoktu.

TARIK TOROS: Semra hanım, siz merhum eşinizin zehirlendiğini mi düşünüyorsunuz?

SEMRA ÖZAL: Evet.

TARIK TOROS: Bu kanaate ne zaman vardınız? Vefat ettiği gün mü?

SEMRA ÖZAL: Vefat ettikten sonra. İlk önce şoktan ne yaptığımı bilmiyorum. Sonradan düşündüm. Şimdi bakın, rahmetlinin hayatında yiyip içmediği üç şey vardı. Kuru fasulye yemezdi, limonata içmezdi. Bir gün önce çok yorgundu. Ertesi gün de İstanbul´a gideceğiz diye Köşk´e gelip dinlenmek istiyordu. Fakat Kaya Toperi ve bir iki kişi daha, çok ısrar ettiler. “İlle bu kokteyle gitmen lazım” diye... Ve aldılar bir kokteyle götürdüler. Bulgar sefaretindeki kokteyl. Sonra geldi. Ben onun yemeğini hazırlamıştım. Geldiği zaman bir şey yemeyeceğim, dedi. Ben de kızdım, “Gene bir şeyler mi atıştırdın, ne yaptın?” diye... “Yok yok, hiçbir şey ağzıma sürmedim ama herkese içki getirirken bana bir bardak limonata yapmışlar” dedi. Demişler ki,”Siz içki almıyorsunuz diye bunu sizin için hazırladık”... Bana, “Ben de ayıp olmasın diye onu içtim” dedi. Dedim ki, “Sen ömründe içmezsin limonata. Nasıl aldın da içtin?”... “Sizin için yaptık deyince ayıp olmasın diye içtim” diye cevap verdi.

TARIK TOROS: Bu limonatadan mı şüpheleniyorsunuz?

SEMRA ÖZAL: Evet.

TARIK TOROS: İçtiği limonata, Turgut Özal´ı ölüme götüren zehirlenme olabilir mi, diyorsunuz?

SEMRA ÖZAL: Benim şüphem o.

FİKRİ SAĞLAR: Semra hanım, bu kadar önemli konuları, 17 sene sonra ilk defa söyüyorsunuz.

SEMRA ÖZAL: Bu kadar önemli konuları, ayaküstü sokakta basına konuşamam ben. Gerekirse, gerektiği yerde ben konuşurum. Anlatacağım belki daha çok şey var. Ama bunu uluorta basına anlatamam.

ORHAN UĞUROĞLU: Keşke o günlerde savcılığa gidip dava açsaydınız.

SEMRA ÖZAL: O günlerde düşünmedim. Kan hikayesinden sonra içimdeki şüphe kesinleşti.

TARIK TOROS: Bir kan örneği vardı. Bu döküldü ve artık yok. Saç örneği olduğundan bahsediliyor. Nerede bu saç örneği?

SEMRA ÖZAL: Ben saklıyorum onu.

TARIK TOROS: Yurt içinde mi, yurt dışında mı?

SEMRA ÖZAL: O bana ait bir şey. Yalnız, benim konuştuğum kişiler, saçın ucundan kesildiği için pek fazla bir şey ifade etmediğini söylediler. Kökünden kesilmesi gerekiyormuş.

TARIK TOROS: Bunu tahlil ettirmeyi düşünmediniz mi?

AHMET ÖZAL: Bir işe yaramaz ki...

SEMRA ÖZAL: Çok şey düşündüm. Yani, anlatacağım çok şey var. Onu bunu konuşturup kitap yazmaya kalkmayın, bunların hiçbirinin aslı yok.

FİKRİ SAĞLAR: Semra hanım, izin verirseniz. Buradan bir çağrıda bulunalım. Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili bir Meclis Araştırması açılsın. Sizin de bilgilerinize başvurularak Türkiye geçmişini aydınlatma noktasında somut bir adım atsın.

SEMRA ÖZAL: Lütfen. Çok isabet olur.

TARIK TOROS: Çok anlatacak şey var dediniz, Meclis´te bir komisyon kurulsun önerisine de destek veriyorsunuz. Devlet bu işin üzerine gitsin, aydınlatsın diyorsunuz.

SEMRA ÖZAL: Evet, zaten Cumhuriyet Savcılığı´nda bir soruşturma var. Ahmet (Özal) gitti konuştu. Ben bunun devamını istiyorum.

TARIK TOROS: Böyle bir soruşturmada, saç örneğini devlete verir misiniz?

SEMRA ÖZAL: İş oraya kalsın... Ondan önce o kadar çok şey var ki...

TARIK TOROS: Neler var?

SEMRA Özal: Ben bunu böyle açıklayamam. Bunlar gereken yerde anlatılır.

TARIK TOROS: Savcılık soruşturması çerçevesinde çağırılırsanız, gider misiniz?

SEMRA ÖZAL: Gayet tabi... gayet tabi...

TARIK TOROS: Peki Turgut Özal´ın zehirlendiği iddiası nasıl ispatlanabilir?

SEMRA ÖZAL. O savcılığın işi. Benim işim değil. Savcılık onu nasıl yapacağını bilir. Buradan konuşmaya değmez.

TARIK TOROS: Bir otopsi yapılabilir mi?

SEMRA ÖZAL: Bu noktadan sonra ne yapılacağına herhalde savcılık karar verecek.

TARIK TOROS: Siz bu konuda aile olarak savcılığa yardımcı olur musunuz?

SEMRA ÖZAL: Bu konuda savcılığa, gerektiği zaman gerektiği şeyleri söyleyeceğim.

FİKRİ SAĞLAR: Ben o zaman Hükümet´te bakandım. Bize verilen bilgilerde fark var. Ambulansın farklı bir hastaneye giderken güzergah değiştirdiği söylenmişti. Şimdi öğreniyorum ki, ambulans yokmuş, arabaymış bu. Ciddi çelişkiler var. Bunun derhal açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

SEMRA ÖZAL: GATA´ya diye çıkıyorlar. Yolu değiştirip dönüyorlar Hacettepe´ye. Oradan vazgeçip buraya çeviren kim, onu bilmiyorum.

ORHAN UĞUROĞLU: Aslan Güner bey, şu anda Genelkurmay İkinci Başkanı... Yazılı açıklama yaptı. Ambulans doğrudan Hacettepe´ye gitti, diyor.

AHMET ÖZAL: Doğru değil. Aslan Güner beyin söylediği doğru değil.

SEMRA ÖZAL: Aslan Güner arabada değildi. Yanında yoktu.

AHMET ÖZAL: Aslan Güner doğruyu söylemiyor. Çok net söylüyorum.

FİKRİ SAĞLAR: Ben Hükümet´teyim. Bilgi verdiler bize. GATA´ya giderken yön değişirip Hacettepe´ye yöneldi, diye...

SEMRA ÖZAL: Rasgele insanlarla konuşmasınlar.

TARIK TOROS: İyi geceler, çok teşekkürler açıklamalarınız için...

**

Daha sonra telefona bağlanan ve o sırada Kanal D Ankara muhabiri olan Kenan Tümer, Turgut Özal´ın hastaneye makam aracı ile getirildiğini doğruladı. Kenan Tümer şöyle konuştu:“17 Nisan 1993, Cumartesi... Haberi aldığımda saat 11´i geçiyordu. Teleksle flaş haber geçince hızla yola çıktık. Hacettepe Acil, dediler. Gözlerimle gördüm. Çok net hatırlıyorum. Hacettepe Acil Servisi´nin önünde, çok uzun bir limuzin Mercedes duruyordu. Ne ambulans, ne de başka bir şey vardı. Mercedes, tam Acil´in önünde bekler vaziyetteydi. Kaya Toperi, Turgut Özal´ın vefat haberini verdiğinde de oradaydım. Çok net söyleyebilirim ki, bize makam aracı ile geldiği belirtildi. Hatta ölüm haberinin verildiği dakikada da makam aracı Acil´in önünde duruyordu. Özal bununla mı geldi, diye sorunca, bize yaveri ve korumalarıyla, bu araçta geldiği ifade edildi. O makam otosu, saatlerce orada bekletildi. Zaten makam otosu gelmemiş olsa, otonun orada durmasının bir anlamı yok. Niye orada dursun. Semra Özal bunları dile getirince bağlanma ihtiyacı duydum. Görgü tanığı olarak, tarihe bir anekdot olsun diye anlatıyorum.” ( Kanalturk)

İŞTE TURGUT ÖZAL SUİKASTİ VE ŞÜPHELİ ÖLÜME DAİR SON 1 AYDIR YAŞANAN ÇARPICI GELİŞMELER:

12 Ekim 2010: Semra Özal: Ölümünden önceki gün Bulgaristan Büyükelçiliği´nde ikram edilen limonata ile zehirlenmiş olabilir

Kanaltürk televizyonunda bir programa katılan Semra Özal, Turgut Özal´ın Bulgaristan Büyükelçiliği´nde bir resepsiyona katılmasının ertesi günü kollarında öldüğünü anlattı. Konuyla ilgili ilk kez konuştuğunu söyleyen Semra Özal olayı şu şekilde anlattı: Turgut Bey Bulgaristan Büyükelçiliği´nde bir resepsiyona katılmıştı. Orada ´Siz içki içmezsiniz´ diyerek limonata hazırladıklarını söylemişler. Ona ikram etmişler. Oysa Turgut Bey iki şey sevmezdi. Limonata ve kurufasulye. Ayıp olmasın diye içmiş. Eve geldiğinde yemek yemedi. Ertesi gün spor için yürüyüşe çıkmıştık. Fenalaşıp kollarıma düştü. Ölürken ağzından beyaz köpük geldi. Köşk´te doktor da ambulans da yoktu. Yaverler ve garsonlar kucaklayıp makam aracına koydular. Hastaneye geldiğimizde de sedye yoktu. Hastaneye de kucaklayıp götürdüler. ( Ayrıntılar)

09 Ekim 2010: Ahmet Özal: Babam kalp krizi geçirmedi, kalbi aniden durdu

8´nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal babasının kalp krizi geçirmediğini, kalbinin bir anda durduğunu söyledi ve bu durumun doktorların raporlarında yer aldığını belirtti. Özal, babasını Ergenekon´un öldürdüğünü söyledi. ( Ayrıntılar)

08 Ekim 2010: Ahmet Özal: Babamın saç örnekleri bizde, inceleme istiyoruz

8´nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal, babasının ölümünü aydınlatacak tek delil olan saç örneklerinin incelenmesini istedi. Saç örneklerinin yurtdışında saklandığına dikkat çeken Ahmet Özal, ´Bu yerin ismini söyleyemem. Ancak savcılar bunu isteyip inceleyebilir´ dedi. ( Ayrıntılar)

04 Ekim 2010: Aslan Güner: Cumhurbaşkanı, ambulans ve korumalar eşliğinde hastaneye götürüldü

Güner, açıklamasında şunları kaydetti: ´Vefat olayının meydana geldiği 17 Nisan 1993 günü, 8´inci Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal´ın ambulansla Hacettepe Üniversitesi Hastanesine götürülmesi dışında vefat ile ilgili ortaya atılan iddialarla ilgili özel bir bilgiye sahip değilim. Olay olduğunda 8´inci Cumhurbaşkanı, Köşk´ün envanterindeki ambulans ve korumalar eşliğinde hastaneye götürülmüştür. Cumhurbaşkanı, doğrudan Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin acil kısmına götürülmüştür. Dolayısıyla önce GATA´ya götürülerek zaman kaybedildiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Olayın ilk anında 8´inci Cumhurbaşkanı´nın yanında eşi hanımefendi, daha sonrasında da önce hizmetliler ve korumalar, bilahare nöbetçi yaver gelmiştir. Başyaver olay yerine geldiğinde ise Cumhurbaşkanı´nın yanında en az altı kişi bulunmaktaydı.´ ( Ayrıntılar)

04 Ekim 2010: Ahmet Özal : Aslan Güner suikastin ardındaki derin yapıda olabilir

Son dönemdeki iddialarıyla Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili yeniden soruşturma açılmasını sağlayan Ahmet Özal, iddialarına devam ediyor. Ahmet Özal, babasının ölümüyle ilgili şüphelerini anlattı ve Eski MGK Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu´nun ardından bu kez de dikkatleri Özal´ın başyaveri, Genelkurmay İkinci Başkanı Aslan Güner´e çevirdi. Özal, Güner´in babasının ölümünün ardındaki derin yapıdan olabileceğini iddia etti: Yine bu derin yapıdan olabilecek babamın başyaveri vardı. Aslan Güner. Genelkurmay İkinci Başkanı şu anda. Daha önce istihbarat başkanlığı yaptı. Babam öldü, 17 yıl geçti, daha onu bir defa görmedim. Ben milletvekiliyken bir kez randevu için telefon açtım sekretaryasına. Ama hiç cevap gelmedi, hiçbir zaman. Müsait değil diye bile bir şey gelmedi. Rahmetli babamın öldüğü gün normalde Cumhurbaşkanlığı Köşkü´nde daimi olarak bir doktor ve ambülans bulunur. İkisi de yok. Ve arabayla götürüyorlar. Önce GATA´ya, sonra birileri yol ve güzergâh değiştirerek Hacettepe´ye götürüyor. Yolda yarım saat kaybediyorlar. Şimdi bunu kim yaptı bilmiyorum. Soru işaretleri tabii. ( Ayrıntılar)

30 Eylül 2010: Özal´ın ölümüyle ilgili soruşturma Ankara´ya devredildi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili basında yer alan bir takım haberler üzerine resen soruşturma başlattı. Aynı konuda bir hafta önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmış, Ahmet Özal´ın ifadesi alınmıştı. İstanbul savcılığının dosyayı görevsizlik kararıyla Ankara´ya gönderdiği öğrenildi. Ankara´nın bu dosyayı yeni başlattığı soruşturma dosyasıyla birleştireceği öğrenildi. Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Görüşen´in yürüteceği soruşturma çerçevesinde, Özal´ın yaşamını yitirdiği Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki kayıtlar yeniden incelenecek. Soruşturma kapsamında önümüzdeki günlerde bir takım kişilerin ifadelerine de başvurulabileceği öğrenildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili 2006 yılında da bir soruşturma başlatılmış ancak takipsizlik kararıyla sonuçlanmıştı. ( Ayrıntılar)

29 Eylül 2010: Semra Özal´dan şok açıklama: Eşim zehirlenerek öldürüldü

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın eşi Semra Özal, Erbil´de yayımlanan Rudaw gazetesine açıklamalarında eşinin ´zehirlenme´ sonucu öldüğünü söyledi. Semra Özal, eşinin zehirlendiğine dair ellerinde bulunan belgeleri yetkili kurumlara vermelerine rağmen bu belgelerin ´yok edildiğini´ ileri sürdü. ´Biz hala bu işin takipçisiyiz ancak ne yaparsak yapalım o belgeleri ortadan yok ediyorlar. Ama biz bu işin peşini bırakmayacağız ve bir gün hedefimize ulaşacağız. Oğlum milletvekili olduğu dönemde konuyu araştırmakla yükümlü meclis araştırma komisyonundan bu işi takip etmelerini istedi ancak hiçbir sonuç alınamadı.´ Ölüm olayındaki zehirlenme kuşkusunu Ahmet Özal da dile getirmiş ve babasının saç tellerini yurt dışında, ´kimsenin bulamayacağı gizli bir kasada´ sakladıklarını belirtmişti. Saç tellerinin ölüm sonrası analiz edildiğine dair basında bugüne kadar çıkan haberleri de yalanlayan Özal, ´Babamın saç telleri kesinlikle analiz edilmedi. Otopsiyi annemin engellediği iddiası da doğru değil´ demişti. ( Ayrıntılar)

29 Eylül 2010: Suikaste dair Ahmet Özal´dan şok açıklamalar, yeni isimler

TRT Haber´de dün gece Kozmik Oda programının konuğu olan Ahmet Özal, Turgut Özal suikastı ve ölümü üzerindeki şüphelere ilişkin Rıdvan Memi´nin sorularını yanıtladı. Pazartesi günkü savcılık ifadesinden sonra ilk kez konuşan Özal´ın açıklamaları yenilir yutulur cinsten değil: ´Suikastı en iyi bilenler Ahmet Selçuk ve Bülent Şemiler.. Suikasta parti içinden destek vardı, Cemil Çiçek´in bana saldırısı bununla bağlantılı olabilir.. Korkut Özal bazı şeyleri biliyor ama konuşmuyor.. Turgut Sunalp´i destekleyen bazı askerler ´bu adam (Özal) yok edilmeli´ dediler.. Babamla yakın olan Hiram Abas öldürülmeden önce suikastı araştırıyordu.. Erol Simavi ismini İsviçre istihbaratı verdi, bir gazeteci, bir işadamı ve bir asker daha var.. Özkök patronunun gazetecilik dışı işlerini bildiğinden rahatsız oldu, mesela kaçakçılık.. 1993 yılı yurtdışından yönlendirilen JİTEM, Ergenekon ve derin devletin eseri, suikastçılar da bunun içinde.. Özal Hacettepe´ye de hemen götürülmedi, araba yarım saat gezdirildi.. Babam her şeyi kasetlere okudu, 3-4 ay sonra yayında, çok şaşıracaksınız. ( Ayrıntılar)

27 Eylül 2010: Turgut Özal suikasti: Ahmet Özal ifade verdi

Ahmet Özal´ın bir gazetede çıkan röportajında ´Turgut Özal´a yapılan suikast girişiminin ardında eski MGK Genel Sekreteri vardı´ iddiasını, ihbar kabul ederek soruşturma başlatan İstanbul´da Özel Yetkili Cumhuriyet savcılarından Hakan Karaali, ifadesinin alınması için Ahmet Özal´a tebligat göndermişti. Özal´ın gazetede yer alan röportajında, babasına yönelik düzenlenen başarısız suikastın arkasındaki isimlerin çok kısa sürede tespit edildiğini ve bu isimlerin kendisine aktarıldığını dile getirmişti. Özal, ´Bu isimlerin hepsi Emniyet ve MİT´in arşivlerinde var. Arşivler açılsın´ ifadesini kullanmıştı. İfade verdikten sonra açıklama yapan Özal´a göre, savcı sadece suikastle değil ölüm olayıyla da ilgileniyor. ( Ayrıntılar)

24 Eylül 2010: Ahmet Özal: Suikast bir ülkücüye teklif edildi, kabul etmedi öldürüldü

Ahmet Özal, Turgut Özal´a suikast için daha önce Veli Can Oduncu isimli ülkücüye teklif götürüldüğünü; ancak Oduncu´nun ´Anlı secdeye değen birisine, ateş etmem´ dediği ve bunun için de hapishanede öldürüldüğü, onu öldürenin de öldürüldüğü şeklinde kendisine o dönem ihbar mektubu geldiğini açıkladı. ( Ayrıntılar)

23 Eylül 2010: FLAŞ!!! Savcı, Ahmet Özal´ı ifadeye çağırdı

Merhum 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a yönelik 18 Haziran 1988´de yapılan suikast girişimine ilişkin, önceki gün bir gazetede çıkan haberdeki iddialar nedeniyle açılan soruşturma kapsamında, oğlu Ahmet Özal´a savcılık tebligatının ulaştığı bildirildi. ( Ayrıntılar)

23 Eylül 2010: Özal iddialarını yalanlayan Özel Harpçiden tarihi itiraf: Kıbrıs´ta cami bile yaktık

Özal´a suikastın gerisindeki isim olarak suçlanan Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) eski komutanlarından emekli Org. Sabri Yirmibeşoğlu Habertürk yayınında boş bulununca ağzından çok önemli bir itiraf kaçırdı. Kıbrıs´ta sivil direnişi örgütleyen isim olarak bilinen emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, halk arasında adı kontrgerilla olarak bilinen Özel Harp Dairesi´nin faaliyetlerini anlatırken ´Halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Mesela bir cami yakılır. Kıbrıs´ta biz bunu yaptık. Bir cami yaktık´ dedi. İddiaları yalanlamak isterken ´muhteşem´ bir hata yaptı. ( Ayrıntılar)

23 Eylül 2010: ŞOK İDDİA!!! Özal´ın öleceğini Demirel ve Cindoruk biliyordu

Gazeteci Emin Çölaşan´dan şok iddia: ´Turgut Özal´ın ne zaman öleceğini Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk, Cavit Çağlar gibi isimler biliyordu. Halamın oğlu, o sırada Meclis Başkanı olan Hüsamettin Cindoruk´la Özal´dan söz ediyoruz. Kulağıma eğiliyor ve şu sözleri söylüyor: ´Bu gidici. Yakında ölecek.´ İnanmıyorum, şaşırıyorum ve aynen ´Ne gidicisi abi, o hepimizi götürür´ diyorum. Cindoruk ısrar ediyor: ´Haberin kaynağı Baba´dır. Bu devlet bilgisi. Sadece sen bil ve ağzını sıkı tut. Önümüzdeki yaz aylarını çıkaramayacak. Baba sağlamcıdır. Bunu diyorsa bir bildiği vardır. Bu devlet sırrını kimseye açamıyorum. Aradan kısa bir süre geçiyor ve Özal 17 Nisan´da ölüyor.´ ( Ayrıntılar)

23 Eylül 2010: Korkut Özal: Köşk´e kadar giren organizasyon ağabeyimi öldürdü

Ağabey Korkut Özal´dan şok açıklamalar: ´Evet ağabeyim öldürüldü. Ölümü bir tertip. Köşk´ün içine kadar girmiş bir organizasyon var. Köşk´teki doktor ve hemşirelere o gün kim izin verdi? Açık kalp ameliyatı geçirmiş, rahatsızlığı bilinen bir Cumhurbaşkanı´nın Köşkü´nde doktorun bulunmaması ilginç. Kalp krizi geçirince müdahale edilmiyor ya da ettirilmiyor. Kendi haline bırakılıyor. Adeta ölmesi bekleniyor.´ diye konuştu. ( Ayrıntılar)

22 Eylül 2010: FLAŞ!!! Özal´a suikast iddialarına soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali, vefat eden eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a yönelik 18 Haziran 1988´de yapılan suikast girişimine ilişkin, dün bir gazetede yer alan ´Özal suikastının ardından eski MGK Genel Sekreteri vardı´ başlıklı haberi ihbar kabul ederek soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın iddiaları dile getiren oğlu Ahmet Özal´ın ifadesine başvurulacağı öğrenildi. ( Ayrıntılar)

22 Eylül 2010: Özal suikastındaki 2. kilit isim de açıklandı: Erol Simavi

´Babama düzenlenen suikastin arkasında dönemin MGK Sekreteri var´ diyen 8. Cumhurbaşkanı Özal´ın oğlu Ahmet Özal, ikinci şok ismi de Yeni Şafak´a açıkladı. Babasına yapılan suikaste ilişkin ikinci önemli ismin Hürriyet Gazetesi´nin eski sahibi Erol Simavi olduğunu iddia eden Ahmet Özal ´Simavi ismi birkez babam tarafından zikredildi. Zaten dikkat edilirse Erol Simavi o olaydan sonra gazeteyi sattı gitti. Kendisi bıraktı gitti´ diye konuştu. ( Ayrıntılar)

22 Eylül 2010: Özel Harpçi Yirmibeşoğlu: Özal bana değer verirdi

Emekli Orgeneral Sabri Yirmişbeşoğlu, iddiaları yalanladı. Yirmibeşoğlu, Ortada yanlış bir anlaşılma var veya yanlış yazılmış. Ben suikastten sonra MGK Genel Sekreteri oldum. Böyle bir şey mümkün değil. Hem iş hem de arkadaşlık anlamında aramız çok iyiydi. Suikastin arkasında olsam merhum Özal, benim MGK Genel Sekreteri olmam için kararnameye imza atmazdı. Aklım mantığım almıyor. Biz, merhum Özal´la nikah şahitliği yaptık. Bana, ´burada nihayet bizi karşı karşıya getirmeyi başardılar´ dedi. Bana, her zaman ´senin konuşmalarından faydalanıyorum´ derdi dedi. Ahmet Özal´ı da telefonla aradığını dile getiren Yirmibeşoğlu, Telefonla kendisine ulaştım. Aramız çok iyidir. Benden özür diledi. ´Yanlış anlamışlar´ diye konuştu dedi. ( Ayrıntılar)

21 Eylül 2010: Özal suikasti muhteşem bir Özel Harp işiydi, amacına da ulaştı

Ahmet Özal, Turgut Özal´a yapılan suikast girişiminin ardında eski Özel Harp Dairesi ve eski MGK Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu´nun adının çıktığını açıkladı. Suikast sırasında MGK genel sekreterliği görevini yürüten Yirmibeşoğlu, halk arasındaki adıyla Kontrgerilla olan Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) eski komutanlarından biriydi. ´6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı´ açıklamasını yapan kişiydi. Özal suikastini soruşturan ve suikastçi Kartal Demirağ´ın Afyon Dazkırı bölgesindeki kontrgerilla örgütlenmesine dahil olduğunu tespit eden savcıyı, olayın üzerine daha fazla gidilmemesi için uyaran kişi de MGK sekreteri Yirmibeşoğlu´ydu. Yine Yirmibeşoğlu, 1978´de Başbakan Ecevit´in, ´Farz-ı muhal, buradaki MHP il başkanı, aynı zamanda Özel Harp Dairesi´nin sivil uzantısındaki gizli elemanlardan biri olamaz mı?´ kuşkusunu ´Evet, öyledir ama kendisi çok güvenilir, vatansever bir arkadaşımızdır.´ diyerek doğrulayan kişiydi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, suikast olayının detayları kendisine ulaşınca MGK sekreteri Yirmibeşoğlu´nu re´sen emekliye sevketti. Suikastin ardında olmakla suçlanan diğer kişi ise yine Özel Harp´te komutanlık yapan Org. Kemal Yamak´tı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın genel sekreterliği görevini yürüten Yamak, Özal´ın 1993´te şüpheli ölümü üzerine o gün görevinden istifa etmişti. ( Ayrıntılar)

17 Eylül 2010: Korkut Özal: Kardeşimi Ergenekoncular öldürdü

Korkut Özal, kardeşi Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili çarpıcı iddialarda bulundu. Habertük canlı yayınında çarpıcı açıklamalar yapan Özal, kardeşi Turgut Özal´ı Ergenekon´un zehirleyerek öldürdüğünü iddia etti. ( Ayrıntılar)

Ambulans vardı, hastaneye korumaları götürdü

15 Ekim 2010: 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne tanık olan gazeteci Metin Özer, Hastaneye korumaları götürdü. Özal´a doktorların rutin işlem denilen kan, idrar hatta gayta ve saç örneklerinden tahlil yapıp yapmadığı bilinmiyor dedi. 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal´ın öldüğü gün Çankaya Köşkü´nde bulunan gazeteci Metin Özer, o gün şahit olduğu olayları Yeni Şafak Gazetesi´ne anlattı. O tarihte Türkiye Gazetesi´nin Cumhurbaşkanlığı muhabiri olan Özer, Doktorların rutin işlem dediği kan, idrar hatta gayta ve saç örneklerinden tahlil yapılıp yapılmadığı bilinmiyor dedi. İşte Özer´in şahit olduğu olaylarla Özal´ın vefatı:

Telsizle ambulans anons edildi

Özal´ın vefat ettiği gün siz neredeydiniz? - Çankaya Köşkü´ndeydim. Özel kalem Müdürü Fevzi İşbaşaran´ın odasında oturuyordum. Ne için orada bulunuyordunuz? - Ben Türkiye Gazetesi´nin cumhurbaşkanlığı muhabiriydim. TGRT´nin kuruluş startı verilecekti. Bunun için görkemli bir açılış töreni düzenleniyordu ve açılışı Özal´a yaptırmak için davetiye hazırlanmıştı. Benden davetiyeyi Özal´a elden ulaştırıp, gelip gelmeyeceğini öğrenmem istendi. Bende Köşke çıktım. Fevzi beyle özel kalemde oturuyorduk. Fevzi bey, Sayın Cumhurbaşkanı şu an sabah yürüyüşünü yapıyor. Sonra ben seni yanına alırım dedi. Fevzi beyin arkasında açık olan el telsizinden, Acil ambulans isteyin diye, bir anons geçti. Anonsu yapan kişinin ses tonunda bir anormallik sezmediğimiz için çok da üzerinde durmadık.

(DÜZELTME: Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın vefatıyla ilgili gazeteci Metin Özer´le yapılan röportajda Özel Kalem Müdürü olarak Fevzi İşbaşaran´ın ismi geçmiştir. Doğrusu Özel Kalem Müdürü Büyükelçi Volkan Bozkır´dır. Yenişafak, 17 Ekim 2010)

Özal´ı korumaları taşıyordu

Tahmini olarak 5 ile 7 dakika arasında bir süre geçti. Aynı telsizden bu kez biraz daha panik halinde, Beyefendiyi dışarıya çıkarıyoruz anonsu geldi. O yüzden ambulansın Özal için istendiğini anladık. Kısa bir şoktan sonra Fevzi bey içeriye doğru koştu. Ben de bahçeye koştum. Gördüğüm manzara şuydu; Özal iki koruması tarafından taşınıyordu. Nasıl taşınıyordu? - Korumalardan birisi Özal´ın sağ koluna diğeri sol koluna girmişti. Korumalar kollarında mı tanışıyordu, bir sedye yok muydu? - İki koruma kollarına girmiş taşıyordu ama orada birkaç kişi daha vardı. Özal´ın yüzü gökyüzüne çevrilmiş, sırtı yere doğruydu. Ayakları yere sürtüyordu. En çok dikkatimi çeken şey, yüzü oldu.

Ambulansa benzemiyordu

Yüzü nasıldı? - Yüzü simsiyah olmuştu, kararmıştı.. Üzerindeki kıyafet neydi? - Çok rahat, sabahları giyinen eşofmanı andıran bir kıyafeti vardı. Bu arada eski model, siyah bir araç Köşk´ün merdivenlerine doğru yanaştırılmıştı. Bu araç ambulans mıydı? - Dışarıdan bakınca çok ambulans havasında olan bir araç değildi. O arada bir kişi o aracın arka kapısını açıp, sedye çıkarmaya çalıştı. Oradan ambulans olduğunu anladım. İçeride bir sedye olduğunu görünce. Birkaç dakika uğraştılar, sedyeyi çıkarmak için. Bağırış, çağırışlar vardı. Meğerse ambulansın sedyesi sabitmiş. Bu yüzden sedyeyi çıkaramadılar.

Karga tulumba bindirdiler

Ne yaptılar? - İki kişi ambulansa girdi kollarından yukarı çekti, iki kişi de, Özal´ın ayaklarından tutup, karga tulumba ambulansa koydular. Siz o arada bunu seyrediyorsunuz? - Evet ben bahçe tarafından seyrediyorum ama ben de şoka girdim. Ondan sonra ne yaptınız? - Gazetecilik refleksiyle beni bekleyen Türkiye Gazetesi´nin aracına koştum. Yan kapıdan şimdi 5 no´lu kapıdan çıkış yaptılar. Biz de son sürat çıkış yapan siyah aracın arkasına takıldık.

Semra Hanım ambulansta değildi

O sırada yanlış hatırlamıyorsam Köşk´ün siyah bir Mercedes´i bizi büyük bir hızla solladı. İçinde Semra hanımın olduğunu hastaneye gidince öğrendim. Köşk´ten direk Kızılay´a doğru iniyorduk. Kızılay´a gelince biz ambulansı kaybettik. Ben Özal´ın o halini görünce en yakın hastaneye götürüleceğini düşündüm. İbni Sina ya da Hacettepe Hastanesi diye düşündüm. Ve önce Hacettepe Hastanesi´nin Acil servisine yöneldik. Acil servisin önüne geldiğimizde o siyah aracın arka kapısı açılmış, birkaç dakika önce Özal, içeriye alınmıştı. O anı görmedim.

Getirenler ´kalp krizi´ dedi

Özal´ın ölümünü araştırdınız mı? - Elbette ki bütün bunları sıcağı sıcağına gören birisi olarak, Özal´a ne olduğunu anlamaya çalıştım. Çok kısa bir süre içerisinde inanılmaz bir kalabalık geldi, devlet hastaneyi ablukaya aldı. Ben hem içeride ne olduğunu ve Özal´ın durumunun ne olduğunu kendi kaynaklarımdan öğrenmeye çalışıyordum. O an acil serviste görev yapan genç bir doktora ulaştım. Ancak ismini vermedi. Ama enteresan bazı bilgiler verdi. Özal´ın hastaneye geldiğinde öldüğünü söyledi. Elektro şoka da hiçbir şekilde tepki vermediğini belirtti. Hastane yönetiminden hiç kimseye konuşmayın talimatını aldıklarını ve ilk müdahalenin ardından kendilerinin Özal´ın yanından uzaklaştırıldığını söyledi. Ben o an sıcağı sıcağına bir suikast ihtimali var mı onu sordum. Kendisi de ´Hastayı getirenler kalp krizi olduğunu söylediler. Biz de onun üzerinde durduk ve hayata döndürmeye çalıştık. Onun dışında bir tetkik yapma şansı bize verilmedi. Bir şey diyemem´ dedi. ´Her şey olabilir´ dedi.

Krizin nedenleri araştırılmalı

Doktor, çok önemli bir tıbbi bilgiyi benimle paylaştı. ´By-Pass geçiren bir insanın ilk iki kalp krizlerini atlatabildiğini bugüne kadar ilk iki krizi atlatıp da üçüncüyü atlatan çıkmadığını belirtip,´Sayın Cumhurbaşkanı bildiğim kadarıyla iki kalp krizi geçirmişti. Bu üçüncüsü olmuş. Bir araştırma yapılacaksa kalp krizini tetikleyebilecek maddelere bakılması gerekir. Hastanemizde zaten bu tetkikleri yapacaklardır. Onlar bizim hastanemizin işi. Burada yapılır´ dedi. Geçmişte öldürülmek istenen bir insanın ölümü hiçbir zaman normal olmaz.

Kamuoyu rahatlatılmadı

Ben bu sonuca ulaştım. Benim şüphemi çeken ve karanlıkta kalan unsurlar var. Hastane bu araştırmaları hiçbir zaman yapmadı veya yaptıysa da kamuoyuna açıklamadı. Sıradan bir doktorun rutin işlem dediği kan, idrar hatta gayta ve saç örneklerinden hiçbir zaman bir tahlil yapılıp, sonucu kamuoyuyla ya da ailesiyle paylaşılmadı. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti´nin Cumhurbaşkanı´nın vefatı sıradan bir ölümmüş gibi gösterilip, olayın kapatılması için de büyük bir gayret gösterildi. Bunlar elbetti kuşkuya neden olacak unsurlar.

1960 model ambulansla taşındı

Semra hanım ambulansın olmadığını söylüyor ama siz siyah aracın bir ambulans olduğunu anlatıyorsunuz? - Aslında bu tartışmaya da böylece son noktayı koyalım. Semra hanım Rahmetli Özal´ın ambulansla taşınmadığını söyledi. O zaman Turgut Özal´ın yaveri olan Genelkurmay 2.Başkanı Aslan Güner Paşa da Köşk´ün envanterindeki bir ambulansla götürüldüğünü söyledi. Aslında ikisi de doğru söylüyor. Nasıl? - Bu araca baktığınızda çok eski bir model. Belki 1950 ya da 60´lardan kalma. Sedyesi sabit olan bir araç. Günümüz ambulanslarıyla kıyaslandığında ambulans demek mümkün değil. Ancak Aslan Paşa´nın ifadesinde önemli bir bilgi var. Envanter kayıtlarına göre de adına ambulans denilen bir araç. Dolayısıyla o da kendi cephesinden bunun bir ambulans olduğu konusunda haklı.

Programında sergi vardı

Turgut Özal´ın eşi Semra Özal´ın, Turgut Bey, ölümünden önceki gün katıldığı resepsiyonda limonata ile zehirlendi iddiasının ardından başdanışmanı Kaya Toperi ile koruma müdürü Musa Öztürk arasında yaşanan polemikte ilginç bir noktaya gelindi. Semra Özal´ın bu iddiasından sonra başdanışmanı Kaya Toperi, Bulgar heykeltraşın sergisinde bir tepsi limonata servisi yapıldığını ve o sırada koruma müdürü Musa Öztürk´ün de bulunduğunu dile getirmişti. Ancak Öztürk, yaptığı açıklamada resepsiyonda olmadığını, o programda başka bir arkadaşının görev yaptığını, kendisinin o sırada traş olduğunu, zaten Özal´ın resepsiyona gidip gitmeyeceğinin belli olmadığını belirtmişti. Öztürk´ün ifadesinin tersine 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın Köşk´ten medya kuruluşlarına gönderilen programında Bulgar heykeltraşın sergisine katılma programının yeraldığı ortaya çıktı. Özel Kalem Müdürlüğü´nün 15 Nisan 1993´ten 9 Mayıs 1993´e kadar olan Cumhurbaşkanı programında 16 Nisan Cuma günkü programlarda resepsiyona katılması yeralıyor. O gün üç programı olan Özal´ın son programının 17.30 ile 19.30 saatleri arasında olduğu belirlendi. ´16 Nisan 1993 Cuma´ üst başlıklı günlük programın üçüncüsünde (17.30-19.30 Vejdi Rasidov Heykel Sergisi (Armoni Sanat Galerisi- Çevre Sok. 30/1- Çankaya. Giriş: Kuloğlu Sok. 5/1) ifadeleri yeralıyor. Buna göre, Kaya Toperi´nin Resepsiyonda koruma müdürü Musa (Öztürk) da vardı sözlerinin ardından Öztürk´ün Program net değildi, ben de o sırada traş oluyordum sözleri resmi programın ortaya çıkmasıyla birlikte yeni bir polemik konusu oluşturmuş oldu.

Semra Özal limonatadan şüphelendi

Semra Özal: Turgut Bey´in hayatında yemediği iki şey vardı: Biri kuru fasülye diğeri limonata. O gün Turgut Bey´e limonata içirmişler. Ertesi gün hayatını kaybetti. Ağzından beyaz köpük geliyordu. İki garson rahmetliyi makam arabasıyla GATA´ya götürmek üzere yola çıktı.

Toperi: Ben eşim ve başyaver de limonatadan içtik

Kaya Toperi: Ölmeden bir gün önce de akşam 18:00´de Çevre Sokak´taki Armoni Sanat Galerisi´nde Bulgar heykeltraş Vejdi Raşidov´un sergisine gittik. Sergide meşrubat getirildi. Turgut bey, limonata aldı. Ben, eşim ve başyaver de limonatadan içtik.

Musa Öztürk: Ben Bulgar ressamın programı sırasında yoktum. Çünkü o sırada Köşk´te berbere traş oluyordum. Rahmetlinin o gün Bulgar ressamın programına katılması resmi programında yoktu. Gidip gitmeyeceği de belli değildi.

Babamın ölümündeki sır hemşirede gizli

Ahmet Özal, babasının kan örneklerini alan hemşirenin ölü bulunduğunu söyleyerek, O hemşirenin akıbeti aydınlatılırsa, soru işaretleri de cevap bulur dedi. Özal´ın yakın arkadaşı Zeynel Abidin Erdem de İvedilikle soruşturma komisyonu kurulsun çağrısı yaptı. Turgut Özal´ın ölümü üzerinde ciddi şüphelerin olmasına rağmen soruşturma açılmadığını söyleyen Ahmet Özal, 17 yıldır komisyon kurulmasını bekliyoruz. Ciddi şüpheler hala aydınlatılamadı dedi. TBMM´de komisyon kurulursa, elindeki ihbar mektuplarını vereceğini söyleyen Özal, Kan örneklerinin birbirinden çok farklı olduğunu söyleyen hemşireye kim ne yaptı bu ortaya çıksın dedi. Özal´ın yakın arkadaşı ve Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem de, Özal´ın ölümü ile ilgili çok sayıda ss perdesi olduğunu dile getirerek, TBMM tarafından soruşturma Komisyonu kurulması çağrısında bulundu..

Süreç baştan ele alınmalı

Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal, daha önce dile getirdiği Babasının ölümü sonrasında, kan örneklerini alan ve bir süre sonra evinde ölü bulunan hemşire Dilber Karabulut´un akıbetinin araştırılması halinde şüphelerin dağılacağı iddiasını savcılık ifadesinde yineledi. Bu soru işaretlerinin kalkması için kendilerinin de 17 yıldır soruşturma komisyonu kurulması için beklediklerini söyleyen Özal Yapılacak soruşturmanın, Özal´a yapılan suikastı de içine alan bir süreci baştan ele alması gerekir. Babamın ölümü sonrasında kan örneklerinin nasıl kaybolduğu ve kan örneklerini alan hastane görevlisinin başına neler geldiğinin de aydınlatılması gerekir dedi. Özal´la birlikte sık sık yurt dışı ziyaretlerine katılan ve yakın çevresindeki isimlerden Erdem Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Zeynel Abidin Erdem, Özal´ın ölümü üzerindeki sis perdesinin kaldırılmasını istiyor. Aynı zamanda Turgut Özal Fikirleri Araştırma Derneği ve Vakfı Genel Sekreteri de olan Dr. Zeynel Abidin Erdem, kuşkuların fazla olduğunu belirterek, Yapılan çelişkili açıklamalar bir yana ortada büyük bir şüphe var. Derhal soruşturma komisyonu kurularak bu şüphelerin giderilmesi gerekir. Şu ana kadar Özal´ın ölümüyle ilgili hiçbir soruşturma komisyonu kurulmadı. Bu soruşturma Türkiye´nin vebalidir dedi.

Soruşturma komisyonu kurulsun

Turgut Özal Fikirleri Araştırma Vakfı Onursal Başkan´lığı yanı sıra Türk-Amerikan Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüten Erdem, Özal´ın ölümü ardından bu kadar kuşku duyulmasına rağmen hala resmi bir soruşturma komisyonunun kurulmamasını da anlaşılamaz olduğunu söyledi. Çelişkili açıklamalar bir yana ortada büyük bir şüphenin olduğunu söyleyen Erdem, Derhal soruşturma komisyonu kurularak bu şüphelerin giderilmesi gerekir. Şu ana kadar Özal´ın ölümüyle ilgili hiçbir soruşturma komisyonu kurulmadı. Neden diye soran da yok dedi.

Kan örnekleri tutmuyor

Hacettpe Üniversitesi Kan Laboratuvarı´nda Laborant olarak çalışan Dilber Karabulut, 17 Nisan 1993 Cumartesi sabahı hastaneye kaldırılan Turgut Özal´a yapılan ilk müdahale sonrasında kan örneklerini alan hemşireydi. Hacettepe Hastanesi´nde o gece nöbetçi kalan Karabulut, Özal ailesine kan örneğinin tüm sonuçlarının farklı çıktığını, Özal´ın normal şekilde ölen bir insanın kan sonuçlarına sahip olmadığını söylemişti. Gelişmeyle ilgili olarak ifade veren Ahmet Özal da mahkemeye verdiği ifadesinde Karabulut olayını anlattı. İfadesinde Laboratuar şefinin kendisini aradığını ve ´Babanızın kanı alındı ve o kan buradadır, alabilirsiniz´ dediğini söyleyen Özal, Ertesi gün, kan örneklerinin alınacağı sırada gelen telefonda ise ´kan, hemşire tarafından yanlışlıkla dökülmüş´ açıklaması yapıldı ifadelerine yer vermişti. Karabulut, bir süre sonra evinde ölü olarak bulunmuştu. ( Yenişafak)

Abdullah Harun

(14 Ekim 2010), son güncel.: (15 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

´Turgut Özal´ın öldüğü gün neler yaşandı?´ Kanaltürk program videosunu izlemek için tıklayınız

Özal suikasti muhteşem bir Özel Harp işiydi, amacına da ulaştı

Turgut Özal suikastiyle ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2372    yazdır/print


 

Avcı: Mahkeme izni olmadan binlerce dinleme yaptırdım

Telefonlarının izinsiz dinlendiği gerekçesiyle kitabına cemaat bölümünü ekleyerek şok iddialarda bulunan ve iki aydır Türkiye gündemini işgal eden Hanefi Avcı, Milliyet yazarı Belma Akçura´ya şok bir itirafta bulundu. Makamında dinleme arşivi bulunan ve giderek büyüyen bir soruşturmaya konu olan Avcı, ´Binlerce telefon dinlemesine karar verdim. Bir iki istisna dışında mahkeme kararı aldığımızı hatırlamıyorum´ dedi.

Avcı: Mahkeme izni olmadan binlerce dinleme yaptırdım

Telefonlarının izinsiz dinlendiği gerekçesiyle kitabına cemaat bölümünü ekleyerek şok iddialarda bulunan ve iki aydır Türkiye gündemini işgal eden Hanefi Avcı, Milliyet yazarı Belma Akçura´ya şok bir itirafta bulundu. Makamında dinleme arşivi bulunan ve giderek büyüyen bir soruşturmaya konu olan Avcı, ´Binlerce telefon dinlemesine karar verdim. Bir iki istisna dışında mahkeme kararı aldığımızı hatırlamıyorum´ dedi.

Devrimci Karargah Terör Örgütü´ne yardım ve yataklık suçundan tutuklanan Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın Eskişehir Emniyet Müdürlüğü´ndeki makamında ele geçirilen yasadışı dinlemelerle ilgili soruşturma sürüyor. Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu ve Show TV´nin eski patronu Erol Aksoy dün ´mağdur´ sıfatıyla savcılıkta ifade verdi. Avcı´nın da tutuklanmadan önce Belma Akçura´ya, binlerce yasadışı dinleme yaptığını itiraf ettiği ortaya çıktı.

Mahkeme kararını yasadışı saymıştı

Başkasının adına alınmış kendisinin kullandığı cep telefonlarının mahkeme kararıyla dinlenmesini yasa dışı dinleme olarak niteleyen ve çeşitli şikayet dilekçelerinde bulunan Hanefi Avcı´nın yasa dışı dinleme itirafları oldukça dikkat çekti. Avcı, geçtiğimiz Hafta Silivri Cezaevi´nden Fatih Adliyesi´ne gitmiş ve bazı polis şefleri hakkında ´yasadışı dinleme´ iddiasıyla suç durusunda bulunmuştu.

Dinleme için mahkemeden izin almadım

Belma Akçura´nın Teşkilat´ın Adamları isimli yeni kitabında, Hanefi Avcı´yla yapılmış bir röportaj yayınlandı. Röportajda Avcı, binlerce telefon dinlemesine karar verdiğini ama mahkeme kararı aldığını hatırlamadığını söyledi. İşte Avcı´nın o sözleri: 1988 yılında başlayıp 1995´te fiilen bıraktığım dinleme izleme işlemleri dolayısıyla da binlerce telefon dinlemesine karar verdim. Ama bir iki istisna dışında bu dinlemelere mahkeme kararı aldığımızı da hatırlamıyorum.

Evleri sebepsiz ve izinsiz bastım

Hanefi Avcı aynı şekilde, sayısını hatırlamadığı kadar çok ev ve işyeri araması yaptığını, bunlarda mahkeme kararı ya da savcı talimatı almadığını söyledi. İşte Avcı´nın o itirafı: Hiçbir sebep göstermeden yüzlerce evi arayabildiğimizi, insanları gözaltına alabildiğimizi, istediğimiz iddialarda bulunup işlem yaptığımızı hatırlıyorum. (...) ne kadar ev ve işyeri aradığımı, ne kadar insan gözaltına aldığımızı hatırlamıyorum, bütün ev aramalarımı gece yaptım, hiç mahkeme kararı veya savcı talimatı da aldığımı hatırlamıyorum.

Meslektaşlarımızın suçlarını kapattık

Uyuşturucu operasyonu kapsamında tutuklanan eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan´a verdiği destek nedeniyle hedef seçildiğini iddia eden Avcı, aynı röportajda geçmişte suça karışan meslektaşlarını nasıl koruduğunu da şöyle anlattı: Kendi teşkilat mensuplarımızın suçlarını kapatmaya çalışıyorduk, ama vatandaşın her suçuna en ufak hoşgörüde bulunmuyorduk, vatandaşa kötü muamele eden, darp eden, işkence yapan, görevini kötüye kullanan, rüşvet yiyen meslektaşlarımızı yakalama konusunda ne kadar gayretli idik?

Avcı: Sahte pasaportları ben düzenledim

Hanefi Avcı´nın mahkemedeki ifadesinde evinde çıkan sahte pasaport ve kimlikleri kendisinin düzenlediğini kabul ettiği öğrenildi. Avcı´nın mahkeme ifadesinde, Üzerinde benim resmim olan ancak farklı isme ait nüfus cüzdanı ehliyet ve pasaportu, 1991 yılında yurtdışı görevi ile ilgili olarak ben düzenledim. Hatta bu pasaportla Suriye´ye iki defa girip çıktığıma dair üzerinde kayıt vardır ifadelerine de yer verdi.

Dinleyenleri dinleyin

Telefonlarının dinlenildiğini iddia eden Avcı, bunu öğrendiğinde İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin ve Başsavcıvekili Turan Çolakkadı ile görüştüğünü kendisine tuzak kurulmaya çalışıldığını söylediği belirtildi. Avcı, Başsavcı Engin, ilgili makamlara şikayette bulunabileceğimi, tuzağı ortaya çıkarma adına da dinleme talebinde bulunulamayacağını söyledi´ dedi.

Devrimci Karargah davası dışında Avcı´ya başka davalar da açılıyor

Enis Berberoğlu: Mesleki değerlerim ´şikayetçi ol´ dedi

Hanefi Avcı´nın ofisinden çıkan yasadışı dinleme arşivinde yer alan isimlerden Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu da dün savcı Kadir Altınışık´a mağdur sıfatıyla ifade verdi. Dinlenen konuşmalarının Susurluk skandalı nedeniyle haber kaynaklarıyla 1995-96 yıllarında yaptığı görüşmeler olduğunu ve görüştüğü kişiler arasında emniyet müdürlerinin de bulunduğunu söyledi. Dinlendiği için Hanefi Avcı´dan şikayetçi olduğunu belirten Berberoğlu şöyle konuştu:

Kayıtlar 13 yıl neden saklandı?

Hepimizin paylaştığı mesleki değerler şikayetçi olmamı gerektiriyor. Çünkü demokrasi, ifade özgürlüğü, insan hakları, kişilik hakları bunların tamamı çiğnenmiş durumda. Bu bir yasal soruşturma neticesinde yapılan dinleme mi bilmiyorum. Eğer öyleyse neden 12-13 senedir suç unsuruna rastlanmamışsa bunlar imha edilmemiş dinleyenler tarafından bunu da bilmiyorum. Yasa dışı dinlemeyse bu ne cüret diye düşünüyorum. Yani hem bu dinlemeyi yapacaksın hem 13 sene saklayacaksın. Ne amaçla saklayacaksın onu da bilmiyorum. Dolayısıyla şikayetçiyim.

Aksoy: Savcıyla benim aramda

Avcı´nın yasadışı dinleme arşivinde kayıtları bulunan ve ´mağdur´ sıfatıyla ifade veren ünlü isimlere “Bu ses kayıtlarından dolayı şantaja uğradınız mı?” sorusu yöneltildiği öğrenildi. DKÖ´ye yardımdan tutuklanan Avcı´nın, ayrıca 24 kasetle 53 kişiyi yasadışı olarak dinlediği gerekçesiyle ´telekulak´ davası sanığı da olabileceği belirtildi. Avcı´nın arşivinde kayıtları bulunan işadamı Erol Aksoy da dün mağdur sıfatıyla ifade verdi. Aksoy, adliyeden ayrıldığı sırada basın mensuplarının şikayetçi olup olmadığı yönündeki soruları üzerine, ´Savcıyla benim aramda” dedi. Konuşmalarının hangi döneme ait olduğu sorulan Aksoy, ´Savcıyla benim aramda. Buradan çıkıp da sayfalarca konuşan, yazanlar var. Bana kalmaz bu iş´ dedi.

Avcu´dan Avcı´ya işkence davası

Hanefi Avcı´ya bir suç duyurusu da “işkence” iddiasıyla yapıldı. Araştırmacı Şair Oktay Avcu, geçmişte yapılan işkence ve haksızlıklar sebebiyle Hanefi Avcı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği´ne suç duyurusunda bulundu. Avcu suç duyurusunda, Avcı´ya görevde bulunduğu yıllarda kimleri nasıl öldürdüğünün hesabının sorulmasını istedi. İnsanlara yapılan işkencelerin hesabının sorulmasını isteyen Avcu, Hanefi Avcı´nın çetelerle işbirliğinin hesabını vermesi gerektiğini belirtti. ( Star)

Avcı dinleme hastasıdır beni dinleyip tehdit etti

Devrimci Karargah terör örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile ilgili önemli bir iddia da DYP´li eski Bakan Salim Ensarioğlu´ndan geldi. Ensarioğlu, Avcı için, O bir dinleme hastasıdır. 1987´de DYP Diyarbakır il başkanı iken ´konuşma tutanakların 40 kg tutuyor, fazla konuşma´ diyerek beni tehdit etti. dedi. Bir iftira yüzünden 1986 yılında girdiği cezaevinde akla hayale gelmeyen işkenceler gördüğünü söylerken de dönemin İstihbarat Müdürü Hanefi Avcı´yı suçladı: Gözüm bağlı olduğu için işkencecileri göremedim ama Hanefi Avcı o dönemdeki bütün işkenceleri biliyordu. AP, DYP geleneğinin önemli isimlerinden olan Salim Ensarioğlu, yıllarca Diyarbakır milletvekili olarak görev yaptı. Refahyol hükümeti döneminde devlet bakanlığı görevini de üstlenen Ensarioğlu, Hüsamettin Cindoruk ve arkadaşlarına tepki göstererek geçtiğimiz haziran ayında genel başkan yardımcısı olduğu DP´den istifa etmişti. Ensarioğlu, Devrimci Karargah terör örgütü soruşturması kapsamında cezaevine konulan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile ilgili Zaman´a önemli açıklamalar yaptı. Salim Ensarioğlu, ünlü gazeteci ve siyasetçilerin dinleme kayıtları ofisinde bulunan Hanefi Avcı ile yaşadığı çarpıcı olayları da ilk kez anlattı. Cezaevinden çıktıktan sonra DYP il başkanı olduğunu hatırlatan Ensarioğlu, telefonlarının Hanefi Avcı tarafından dinlendiğini ve Kürt sorununa yönelik konuşma yapmaması için tehdit edildiğini aktardı. Ensarioğlu, Sene 1987. Bir gün partideki çocuklar, ´Hanefi Avcı arıyor, il başkanınız konuşmasın bizde dosyası var´ diyorlar, dedi. Ben de kendisini aradım. Bana dedi ki, ´Senin konuşma tutanakların 40 kg´yı buluyor´. Ben de dedim ki, ´sen ancak savcılara servis yapabilirsin. Bir politikacıyı arayıp tehdit edemezsin. Hanefi Bey, Türkiye´de dinlemeyi en çok yapan insandır. Çünkü onda dinleme hastalığı var. Hanımını dahi dinlemiştir mutlaka. Çünkü o bir dinleme hastası. şeklinde konuştu. Salim Ensarioğlu, Susurluk kazasında hayatını kaybeden dönemin Diyarbakır Çevik Kuvvet Müdürü Hüseyin Kocadağ´ın da Avcı´nın dinleme kayıtlarına dayanarak kendisinin ifadesini aldığını söyledi.

Bütün işkencelerden haberdardı

Hanefi Avcı, 1984-1992 yılları arasında Diyarbakır´da istihbarat şube müdürü olarak görev yapmıştı. Diyarbakır´ın tanınmış ailelerinden olan Salim Ensarioğlu, 1986 yılında bir iftiraya kurban gitti. Subay cinayeti zanlısı olarak ifadesi alınan Ensarioğlu, 36 gün boyunca hücrede tutuldu. Bu süre içerisinde akla gelen gelmeyen işkencelere maruz kalan Salim Ensarioğlu, yargılama dahi yapılmadan 7 ay da cezaevinde kaldı. Daha sonra suçsuz olduğu ortaya çıktı. Ensarioğlu, o günleri şöyle anlatıyor: Eni 40 cm, boyu 70 cm hücrede 36 gün kaldım. Her türlü işkenceyi yaptılar. Aç, susuz bırakıldım, Filistin askısını, elektriği gördüm. Cezaevine geçtiğimde 23 kilo vermiştim. Gözlerim bağlı olduğu için işkence yapanlar arasında Hanefi Avcı var mıydı bilmiyorum. Fakat Hanefi Avcı´nın o tarihlerde Diyarbakır´da yapılan bütün işkencelerin içinde olduğunu, hepsinden bilgisi olduğunu düşünüyorum. ( Zaman)

Dinlemeye feryat edenler şimdi suskun: Bu işin altından cemaat çıksaydı, vay Türkiye´nin haline, vay iktidarın haline..

Avcı´nın telekulak itirafı

Şamil Tayyar (Star): Hanefi Avcı´nın Eskişehir Emniyet Müdürlüğü´ndeki ofisinde ele geçirildiği iddia edilen ses kayıtlarında Ahmet Özal, Mehmet Eymür, Çevik Bir, Tansu Çiller, Mehmet Ali Birand gibi 53 kişinin ismi geçiyor. 1988-1995 tarihleri arasında kaydedildiği sanılan ses kayıtlarındaki bu yelpaze genişliği ilginçtir. Maşallah her cenahtan isme rastlıyoruz. Bu şahısları Hanefi Avcı mı dinledi, dinlediyse niye dinledi, maksadı neydi, kimseye şantaj yaptı mı, soruşturmanın sonunda umarım cevap bulur. Cevap bulunması gereken bir başka soru, Türkiye´nin korku imparatorluğuna döndüğünü söyleyip düne kadar dinlemelere feryat edenlerin bu kayıtlar karşısındaki şaşkınlığı ve suskunluğunun nedenidir. Bir kez daha samimiyet testinde sınıfta kaldılar. Bu işin altından cemaat çıksaydı, vay Türkiye´nin haline, vay iktidarın haline. Yer yerinden oynardı. Çok uzağa gitmeye gerek yok, “Benim işim iddiayı ortaya koymaktır, belgeleri savcılar bulur” saçmalığına sarmalanmış Avcı´nın kitabı üzerinde koparılan fırtına hala yakıp yıkıyor. Kitap yüzünden operasyon yapılmadığını, aksine operasyonu önlemek için bu kitabın yazıldığını, Avcı´nın kitabındaki belgeler üzerinden ispatlamıştık. Sonunda Avcı´nın kalemşörleri bile pes etmek zorunda kaldı.

1995 yılında bıraktım diyor ama 2008´de Sedefçi´yi dinledi

Avcı´nın ifadeleri üzerinden şimdi dinleme skandalına sorti yapmak istiyorum. Belma Akçura´nın “Teşkilatın Adamları” kitabının 87. sayfasında Avcı aynen şöyle diyor: “1988 yılında başlayıp 1995 yılında fiilen bıraktığım dinleme izleme işlemleri dolayısıyla binlerce telefon dinlemesine karar verdim. Ama bir iki istisna dışında bu dinlemeler için mahkeme kararı aldığımızı sanmıyorum.” Hemen hatırlatalım. Milliyet yazarı Belma Akçura, Avcı´nın henüz yayınlanmadan kitap taslağını gönderecek kadar güvendiği biridir. Bu cümleyi açalım ve tekrar edelim ki, Avcı yandaşlarının gözüne kulağına sokalım. Avcı 8 yıl boyunca dinleme ve takip yapmış, bir iki istisna dışında hiçbiri için mahkeme kararı almamış. Kim söylüyor? Hukuk dışı dinlendiğini iddia eden Hanefi Avcı... Üstelik İstihbarat Daire Başkan Yardımcılığı, KOM Başkanlığı, Edirne ve Eskişehir Emniyet Müdürlüğü dönemleri hariç... İstihbarat Daire Başkan Yardımcısıyken MİT´in, KOM başkanıyken Emine Erdoğan´ın, Edirne Emniyet Müdürüyken CHP´li Belediye Başkanı´nın dinlendiği ortaya çıkmıştı.

Avcı MİT´i de dinlemişti

Avcı´nın telefon sürprizi.. Kafanız fazla karışmasın. Bu vesileyle ibretlik bir iki örneği nakletmek isterim. Mehmet Eymür´ün 2 Nisan 1997 günü Hanefi Avcı hakkında açtığı 500 milyon liralık tazminat davasının görüldüğü Ankara 5. Asliye Ceza Mahkemesi´nde yargıç, Avcı´dan elindeki delilleri sunmasını istedi. Avcı, mahkemeye 6 telefon numarası vererek, bunlar arasında bazı dönemlerde yoğun telefon görüşmeleri yapıldığını, bu görüşmelere ait telefon kayıtlarının Türk Telekom İdaresi´nden ya da Turkcell şirketinden istenerek incelenmesi halinde Eymür ve yandaşlarının mafyayla ilişkisinin görüleceğini, ayrıca mahkemeye bazı bantlar sunacağını söyledi. Ancak verdiği telefon numaralarından üçü MİT adına kayıtlı resmi telefonlar, diğer üçü yine MİT´e ait ancak operasyonlarda kullanıldığı için gizlilik gerekçesiyle başka şahıslar üzerine kayıtlıydı. Ayrıca Avcı “elimde bant var” diyordu. Bunun üzerine dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, 2 Eylül 1997 günü MİT´e ait telefonları dinlediği gerekçesiyle Avcı hakkında suç duyurusunda bulundu: “Davalının hangi tarihlerde kimin, hangi numaralı telefonla ve hangi kişiyle görüştüğünü bildiğini ileri sürmesi ve bunu resmi kayıtlarla doğrulatmak istemesi, kendisinin bu görüşmeleri dinlediğini ve bir kısmını mahkemeye sunacağını belirtmesi, banda kaydettiğini göstermektedir.” Gerçekten, Avcı o telefon hatlarını ve o hatlar üzerinden kimlerin neleri görüştüğünü nerden biliyordu? Eline o dinleme bantları nasıl geçmişti? MİT Müsteşarı Köksal ve Eymür´ün Avcı hakkındaki şikayet dilekçelerinin tam metni, son kitabım Çelik Çekirdek´te yer alıyor. İlgilisi oradan tüm iddialara bakabilir. O nedenle, bu ülkede “dinleme” hesabı görülecekse sorguya çekilecek ilk sıradaki isimlerden birinin Hanefi Avcı olduğu konusunda zerre kadar şüphem yok. Soruşturmada sonuna kadar gidilmeli, “bana şantaj yapılmadı” kolaycılığına kaçılmamalı ve gerçek ortaya çıkarılmalıdır. Aksi halde, 53 kişilik listede yer alıp şikayetçi olmayanlar ve olayı ört bas etmek isteyenler, bir daha “dinleme” iddiasını ağızlarına alamazlar, haber dahi yapamazlar. Hukuksuzluk, şahsa veya gruba göre yoruma tabi tutulmaz. ( Star)

Silivri´den mektup var: Hanefi Avcı iddiaları yalanladı

03 Kasım 2010: Nazlı Ilıcak (Sabah): Hanefi Avcı´ya 29 Ekim 2010 tarihli yazımda bazı sorular sormuştum. Silivri Cezaevi´nden o sorulara cevaplar gönderdi. Bugün, bir kısmını yayınlıyorum.

1) 1988-1995 yıllarında hukuk dışı dinleme yaptığım... (Teşkilâtın Adamları-Belma Akçura) Cevap: Gerek Haliç´te Yaşayan Simonlar isimli kitabımda, gerekse Belma Akçura röportajımda, Hukuk dışı dinleme yaptım demedim. Bu yıllarda binlerce telefon dinlemesine karar verdim. Bir iki istisna dışında mahkeme kararı aldığımızı hatırlamıyorum diye yazdım. Telefon dinlemeleri ile ilgili Türkiye´de ilk yasal düzenleme 1999-2000´li yıllarda çıkarılan 4422 Sayılı yasayla olmuştur. Daha önce bu konuda yasal bir hüküm yoktur. Hangi suçlarda dinleme olacağı, ne kadar süreyle yapılacağı, nasıl kullanılacağı ile ilgili mevzuat olmadığından zabıta amirlerinin kararlarıyla dinleme işlemi yapılıyordu. Yalnız ben değil, o günlerde Ankara, İzmir, Samsun, Diyarbakır vs. gibi illerde de aynı kurallar geçerliydi. Aynı şekilde, ev ve işyeri aramaları konusunda da geçmiş yıllarda yeterli mevzuat olmadığından, zabıta muvaffakatlı arama, acil durum diyerek hâkim kararı alınmadan yapılıyordu. Tüm Türkiye´de uygulama buydu. Ben bu konuları, hukuksuzluk yapılmasın, her konuda hukuki mevzuat olsun tezi için yazdım. Benim görevli olduğum dönemde, şimdiki gibi basına bilgi sızdırılmamıştır; hiçbir şey görev harici kullanılmamıştır. Telefon dinlemeleri gazetelerde yayınlanmamıştır.

2) Mülkiye Başmüfettişi Nuri Yaman´la konuştuklarım. Cevap: Edirne ilini denetlemek için gelen Mülkiye müfettişleri grup sorumlusu olan Nuri Yaman´la bir veya iki defa polis evinde konuştuk. Nuri Yaman´la konuştuğumuz konu, Yeşil´in Güneydoğu´daki infazları, Cem Ersever´in öldürülmesi idi. Nuri Bey´le dinleme, kaset vs. konuşmadım. Ayrıca Nuri Bey´in o tarihlerde siyasi çizgisini, daha önce aday olduğunu vs. biliyordum. Bu konuşmalara diğer müfettişler de (Ekrem ..., Hüseyin ...) şahittir.

3) Ofisimde bulunan malzemelerin kime ait olduğu konusu... Cevap: 31.08.2010´da ayrıldığım Eskişehir Emniyet Müdürlüğü makamında, bana ait şahsi hiçbir eşya kalmamıştır. Tüm özel eşyalarım, birkaç defa kontrol edilerek, memurlarım tarafından listesi çıkarılarak bana verilmiştir. Değersiz de olsa, devlete ait bir şeyi aldı denilmesin diye, tüm eşyaları, masam hariç memurlarım topladı. Bundan sonra, yeni gelecek müdür için makam temizlendi; temizlemeyi ve düzenlemeyi yapan görevlilerin ifadesine göre, o makamda, siyah çanta içerisinde kasetler, arama gününe kadar hiç olmamıştır. Makamda bulunduğu söylenen 24 adet kaset ve 19 adet CD, iftira amaçlı konulmuştur ve oraya ait değildir. Diğer bulunan eşyalardan iki adet HTC telefon, Notebook bilgisayar, MP3, tamamı resmidir; demirbaşa kayıtlıdır. Emniyet Müdürü makamınca kullanılmaktadır. Şahsıma ait hiçbir şey o aramada bulunmamıştır. Ayrıca, yürütülen soruşturma ile eski makamda arama arasında bağ kurulmasının hukuki gerekliliği yoktur. Çünkü, ancak bir delil bulma umudu mevcutsa, o yerde arama yapılır. Boşaltılmış bir makamda ne bulunacağı umudu vardı? Arama, şüpheli ifadeye çağrılmadan yapılır. Ben 24 Eylül´den itibaren ifadeye çağrıldım. Arama 28 Eylül´de yapıldı. Kaset ve CD´lerin 25-26 Eylül Cumartesi- Pazar oraya konulduğu kanaatindeyim. Aramada, 24 kaset siyah çanta içerisinde gardırobun üstünde bulundu deniliyor. Ama o eşyalar hâkim huzurunda açıldığında, sarı büyük zarf içerisinde 24 adet kaset yazıyor. Siyah çanta Eskişehir´de unutulmuş; bilahare Eskişehir savcısı tarafından gönderiliyor. Ne titiz delil toplama değil mi? Parmak izi araştırmasının ise, kaset ve CD´lerin çözümlerinin yapılıp, davacıların dinlenmesinden sonra, -aramadan tam bir ay sonra-, 28.10.2010´da yapılmaya kalkıldığını öğreniyoruz. Ayrıca, makamda arama yapmak için talimatla Ankara´dan özel görevli istenmesi, arama kararının yetkili mahkemeden değil, İstanbul mahkemesinden alınması ve soruşturmayla ilgisi olmayan, ancak bilirkişi incelemesiyle soruşturmayı aylarca uzatacak çok sayıda CD ve fotoğrafın delil olarak toplanması, ceza hukukumuzla bağdaşmayan davranışlardır.

Bantların içeriklerinden, telefon dinlemelerinin bir kısmının askeri birlikler ve askeri hastane santralinden yapıldığı anlaşılıyor. Bunların Emniyet´te bulunması imkânsız. Bu dinlemeleri, cemaatin, ordu içindeki mensupları vasıtasıyla yaptırdığı, emsali olaylardan bilinmektedir. Emsalleri cemaate ait internet siteleri ve basın organlarında yer almıştır. Kaset içerikleri, geçmiş dönemde, Emniyet, Silâhlı Kuvvetler ve diğer birimlerdeki cemaat mensuplarınca, cemaat arşivine taşınmıştır; bugün de, arşivden çıkarılarak -arama yapılacağını nasıl tahmin ettilerse- oraya konulduğu alenen gözükmektedir. Terk edilmiş, boşaltılmış makamda neden aramaya gerek duyulduğunun hukuki gerekçesi de anlaşılamamıştır. Bunun yanı sıra, Mehmet Ali Birand ve Fatih Altaylı gibi kamuoyunca tanınan kişiler haricinde, 15- 16 yıl önceye ait sesler nasıl tesbit edilmiş ve davetiye çıkarılmıştır? Bu durum, kasetin gerçek sahipleri ile kimlikleri tesbit edenler arasında organik bir bağ olduğunu göstermektedir. Yazdığım Haliç´te Yaşayan Simonlar kitabında Şimdiden sonra hayatı bana zindan etmeye çalışacaklar.... Cehennemi bu dünyada yaşatmaya çalışacaklar... diye yazdıktan sonra, yapılabilecek şikâyet vs. karşı tüm tedbirleri almama rağmen, 24 adet kaset ve 19 adet CD´yi açıkta bırakıp, Gelin hakkımda işlem yapın der gibi beklemem düşünülemez. Ayrıca 100 adet kasetin 1-2 cm´lik bir USB bellekte dijitalize edilerek saklanabildiği bir zamanda, 15 yıldır bir çanta kasetle il il gezmem herhalde makûl değildir.

YARIN: Adalet Bakanlığı´na yaptığım şikâyet. Fethullahçı listesinde ismim olması. Ve Ali Uygur´a yapılan işkence ( Sabah)

(13 Ekim 2010), son güncel.: (03 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hanefi Avcı Tekirdağ valisini yasadışı dinlemiş

Duyum değil, işte belgesi: Avcı MİT´i bile dinlemiş

Hanefi Avcı´nın iddiaları manşetlerimiz

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Avcı´nın amacı soruşturmayı engellemek

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2371    yazdır/print


 

ŞOK Açıklama: Eşref Bitlis kaza raporu değiştirildi

Eşref Bitlis´in şehit düştüğü 1993´teki uçak kazasının raporunu yazan ve adı açıklanmayan emekli albaydan şok bir açıklama geldi: ´Kaza raporu ilk şekliyle çıksaydı, bazı komutanlar yanardı. Bu konu 17 yıldır içimde kanayan bir yara.´

ŞOK Açıklama: Eşref Bitlis kaza raporu değiştirildi

Eşref Bitlis´in şehit düştüğü 1993´teki uçak kazasının raporunu yazan ve adı açıklanmayan emekli albaydan şok bir açıklama geldi: ´Kaza raporu ilk şekliyle çıksaydı, bazı komutanlar yanardı. Bu konu 17 yıldır içimde kanayan bir yara.´

SABAH, geçen haftaya damgasını vuran eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Eşref Bitlis olayında ikinci perdeyi açıyor. Emekli orgeneral Eşref Bitlis´le ilgili bazı ayrıntıların ortaya çıkmasından sonra arayan ve olaydan 2 ay sonra kaza raporunu hazırlayan ekibin içinde bulunan bir emekli albay şok açıklamalarda bulundu. Ankara dışında eşinin de bulunduğu ortamda gerçekleşen görüşmede emekli albay, kazanın olduğu 1993´te Etimesgut Havaalanı´nda önemli bir görevde bulunduğunu belirterek şu açıklamaları yaptı...

17 yıllık vicdan azabı

SABAH´ın yazdıklarından sonra konuşma gereği duydum... Eşim karşı çıktı, Bizi rahat bırakmazlar dedi. Ama artık bunu taşımayacağımı anladım. Vicdanen rahatlamak istiyorum. 2 gündür gözüme uyku girmiyor. 17 yıldır içimde bir yara olarak duruyor. Hazmedemiyorum artık... 16 Şubat akşamı şiddetli bir soğuk ve buzlanma vardı, 17 Şubat günü de yoğun bir tipi... Etimesgut´ta sabah erken saatlerde kalktım, gerekli kontrolleri yaptım. Meteoroloji ile görüştüm. Bugün uçuş yapılamaz raporunu verdikten sonra dinlenmek için eve gittim. Fakat 4-5 saat sonra şok haber geldi, Bitlis Paşa uçak kazasında ölmüş diye... Dondum kaldım, inanamadım önce. İlk tepkim, Allah belalarını versin, paşayı bile bile ölüme göndermişler oldu. Uçuş yapılamaz uyarımıza rağmen Jandarma Genel Komutanı için uçak kaldırılıyor, hem de bize bilgi verilmeden. Sonra öğrendim ilgili komutanın yani Tuğgeneral Armağan Kuloğlu´nun özel izniyle uçuş izni çıkmış. Hemen üsse geldim, ekibi aldım, doğruca kazanın olduğu yere gittim.

Manzara korkunçtu

Kalkıştan tam 7 dakika sonra düşen Beech Super King Air BE-200 çift motorlu uçakta Bitlis paşa ile birlikte Emir Subayı Albay Fahir Işık, pilotlar binbaşı Yaşar Erian, yüzbaşı Tuğrul Sezginler ve teknisyen Astsubay Başçavuş Emin Öner şehit olmuştu. Manzara ise çok korkunçtu. Bitlis Paşa´mın kolları bacakları kopmuştu. Diğer personelin durumu da pek farklı değildi. Kazanın olduğu alana hiç kimseyi sokmadım. Hatta dönemin ANAP lideri sayın Mesut Yılmaz güvenlik bariyerinden ileri bir noktaya geçmek istedi, nazikçe geri çevirdim. İlk etapta olayın siyasi yönü olabileceği hiç aklıma gelmedi. Teknik açıdan bakıyordum olaya ve tek düşündüğüm şey, Bu havada uçuşa nasıl izin verildi sorusuna cevap bulmaktı. Teknik heyetin çalışması bir ayı aşkın sürdü. Son çalışmayı Genelkurmay Karargahı´nda yaptık. Tespitlerimize göre idare yüzde 40 kusurluydu ve raporu bunun üzerine kurduk. En büyük oran buydu. Sonra diğer oranları sıraladık. Çok ayrıntılı olmuştu rapor.

Karargaha çağrıldım

Raporu yazdıktan 1 veya 1.5 ay sonra Genelkurmay´a davet edildim. Rapor önümüze geldi, baktım değiştirmişler. İdari kusur oranını neredeyse sıfırlamışlar, yüzde 5´e düşmüş. İtiraz ettim. Ancak masanın karşı tarafında duran 4 general (Bu isimlerden birisi daha sonra kuvvet komutanı oldu) sert bir ifadeyle Rapor bu, imzalayın dediler. Şok içindeydim. Bu isteğe karşı çıktım. Bunun bir istek olmadığını emir olduğunu söylediler. Yutkundum ve Komutanım isterseniz rütbelerimi sökün, ama ben raporu bu şekilde imzalamam dedim. Çünkü önüme konan rapor bizim hazırladığımız rapor değildi, çok ciddi farklılıklar vardı. SONUÇ ve KARAR bölümlerini okudukça hayretim daha da arttı.

Şerh koyma şartıyla imzaladım

Karargahta bulunduğum o süre içinde sert tartışmalar oldu. Üzerimde artık taşımayacağım kadar psikolojik baskı oluştu. Ben de Ancak bir şartla, şerh koyarak imzalarım dedim ve raporu o şekilde imzaladım. Eğer rapor değiştirilmemiş olsaydı o gün birçok komutanın görevden alınması gerekirdi. Ama maalesef o kişiler bir süre sonra tek tek terfi aldılar, orgeneral bile oldular. Ve sonuçta rapor değiştirilen son şekliyle dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş´e arz edildi. ( Sabah)

Emekli albayın açıklamaları maksatlı mı?

12 Ekim 2010: Dün Sabah´ta geçen bir haber “Bitlis olayında başlangıç noktasına geri mi döndük” dedirtti. Kazanın olduğu sırada Etimesgut´ta önemli bir görevde olduğunu söyleyen ve ismini vermekten kaçınan Albay, “16 Şubat akşamı şiddetli bir soğuk ve buzlanma vardı, 17 Şubat günü de yoğun bir tipi. Etimesgut´ta sabah erken saatlerde kalktım, gerekli kontrolleri yaptım. Meteoroloji ile görüştüm. Bugün uçuş yapılamaz raporunu verdikten sonra dinlenmek için eve gittim. Fakat 4-5 saat sonra şok haber geldi, Bitlis Paşa uçak kazasında ölmüş diye... Dondum kaldım, inanamadım önce. İlk tepkim, Allah belalarını versin, paşayı bile bile ölüme göndermişler diyordu. Bir haftadır bizzat bomba kullanılarak suikast yapıldığı ifade edilirken birden olay tekrar “buzlanma” meselesine dayandırılıyor. Oysaki önceki haber ve bilirkişi raporlarına bakılırsa o uçağın buzlanma sonucu asla düşmemiş olduğu, olayın bir suikast sonucu gerçekleştiği çok açık bir şekilde görülmektedir. ( Aktifhaber)

O albay askeri savcılıkta ifade verdi

21 Ekim 2010: Bitlis´in öldüğü uçak kazasında idareyi yüzde 40 oranında kusurlu gösteren raporun değiştirildiğini açıklayan emekli albay, askeri savcılığa ifade verdi. Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis´in öldüğü uçak kazasına ilişkin Rapor değiştirildi diyen emekli albay A.S. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı´nda ifade verdi. 4 saat süren ifadesinde daha önce SABAH´a yaptığı açıklamaları tekrarlayan emekli albay, yine isminin gizli kalmasını talep etti. Emekli albayın, kaza raporunun değiştirilmesinde etkin rol oynayan Genelkurmay´daki komutanların isimlerini askeri savcıya verdiği öğrenildi. Bitlis´in 17 Şubat 1993´te düşen uçağına ilişkin iddialar üzerine 17 yıl önce takipsizlik verilen dosyayı tekrar tozlu raflardan indiren askeri savcılık 15 Ekim´de o albayı tanık sıfatıyla ifadeye çağırdı. A.S. de önceki gün Ankara´ya gelerek askeri savcıya 4 saat ifade verdi. A.S.´nin, kaza raporunun değiştirilmesinde rol oynayan komutanların isimlerini askeri savcıya verdiği, ayrıca dönemin bazı personelinin dinlenmesini istediği belirtildi. ( Sabah)

(11 Ekim 2010), son güncel.: (21 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

EYVAH!!! Bitlis dosyasını asker de açtı

Eşref Bitlis suikastiyle ilgili manşetlerimiz

´Kod adı: KALE´: İşte Eşref Bitlis´ten Özal´a son mektup

Eşref Bitlis suikastinde yeni bilgiler

Flaş!!! ´Eşref Bitlis´in uçağı düşürüldü, hiç şüphem yok´

Albay: Bensiz Bitlis´i nah öldürürlerdi

Adalet Bakanı: Özal ve Bitlis´in ölümü şüpheli

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2360    yazdır/print


 

Osman Yıldırım, Ataşehir´deki evi bulamadı

Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım, Cumhuriyet gazetesine attığı el bombalarını teslim aldığını öne sürdüğü evde tatbikat yaptırılmak üzere Ataşehir´e getirildi. Ancak iki saatlik keşif boyunca Yıldırım bahsi geçen evi bulamadı. Sanık Osman Yıldırım, birleştirilen Ergenekon davasında Cumhuriyet gazetesine attığı el bombalarını Muzaffer Tekin´den Ataşehir´deki bir evde teslim aldığını öne sürmüştü. 24 Eylül 2010 tarihli duruşmada görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Osman Yıldırım´ın, toplantı yapıldığını ve el bombalarının verildiğini iddia ettiği Ataşehir´deki iki evde keşif yapılmasını istemişti.

Osman Yıldırım, Ataşehir´deki evi bulamadı

Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım, Cumhuriyet gazetesine attığı el bombalarını teslim aldığını öne sürdüğü evde tatbikat yaptırılmak üzere Ataşehir´e getirildi. Ancak iki saatlik keşif boyunca Yıldırım bahsi geçen evi bulamadı. Sanık Osman Yıldırım, birleştirilen Ergenekon davasında Cumhuriyet gazetesine attığı el bombalarını Muzaffer Tekin´den Ataşehir´deki bir evde teslim aldığını öne sürmüştü. 24 Eylül 2010 tarihli duruşmada görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Osman Yıldırım´ın, toplantı yapıldığını ve el bombalarının verildiğini iddia ettiği Ataşehir´deki iki evde keşif yapılmasını istemişti.

Birinci ´Ergenekon´ davasının tutuklu sanığı Osman Yıldırım, toplantı yapıldığını ve el bombalarının verildiğini iddia ettiği evlerin bulunduğu Ataşehir´e getirildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 24 Eylül 2010 tarihindeki duruşmasında, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in keşif talebi ve mahkemenin bu yöndeki kararı üzerine davanın tutuklu sanığı Osman Yıldırım, cezaevi aracıyla askerler nezaretinde Ataşehir´e ulaştırıldı. Yıldırım, kendisine el bombalarının teslim edildiğini öne sürdüğü dairenin yer aldığı apartmanın yakınında geniş güvenlik önlemleri altında Savcı Pekgüzel´in bulunduğu minibüse bindirildi. Minibüs, emniyet araçlarının da eşliğinde gazeteciler barikat kurularak atlatılarak Osman Yıldırım´ın iddialarında yer alan evlere götürüldü ve keşif yapıldı. Savcı Pekgüzel ile Yıldırım´ın içinde bulunduğu minibüs, daha sonra Yıldırım´ı cezaevinden getiren araçların bekletildiği Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğüne geldi. ( AA)

Keşif tamamlandı

Birinci ´Ergenekon´ davasının tutuklu sanıklarından Osman Yıldırım, Ataşehir´de yapılan keşfin ardından yeniden Silivri Cezaevine gönderildi. Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü önünde, mahkeme hakimlerinden Hüsnü Çalmuk ile İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın´ın da bulunduğu minibüsten indirilen Yıldırım, geniş güvenlik önlemleri altında cezaevi aracına bindirilerek, tekrar cezaevine yollandı. Bu arada Yıldırım, el bombalarını teslim aldığını iddia ettiği Ataşehir´deki Yeni Çamlıca Mahallesi Baraj Yolu Caddesi Pınar Sitesi´ndeki adrese getirilmedi. Keşif gezisinin ardından basın mensuplarına bir açıklama yapan davanın tutuklu sanıklarından Veli Küçük´ün avukatı Zeynep Küçük, sanık Osman Yıldırım´ın toplantı yapıldığını ve bombaların verildiğini iddia ettiği Ataşehir´deki 2 evde keşif yapılması için getirildiğini anlattı. Küçük, keşif işlemine ilişkin şunları anlattı:

´Osman Yıldırım, davadaki ifadelerinde ´Adresleri elimle koymuş gibi gösterebilirim´ dedi. Defalarca duruşma sırasında bu iddiasını tekrarladı. Osman Yıldırım, iddia ettiği ilk evi gösteremedi. Orayı gösteremediği gibi, biz o evde herhangi bir toplantı olmadığını ispat etmemiz üzerine, bir ikinci ev iddia etmişti, orayı da gösteremedi. Osman Yıldırım, bugün sadece sözde bombaları Alparslan Arslan´dan aldıktan sonra taksiye binerek evine gittiğini iddia ettiği durağı gösterdi. Taksi durağını gösterebildi. Bunun haricinde keşif yapılamadı çünkü Osman Yıldırım, her iki evi de ne gösterebildi, ne tarif edebildi. Osman Yıldırım´ın ve savcılık makamının iddia ettiği gibi bir toplantı olmamıştır. Sadece Alparslan Arslan ile Osman Yıldırım, Recep Özkan´ın evinin önünde buluşmuşlardır. Osman Yıldırım´ı alıp getiren kişi Orhan Kadı´dır. Alparslan Arslan´ın yakın arkadaşıdır. Alparslan Arslan aşağı inmiştir, Yıldırım´ı almıştır ve bombaları arabanın içinde teslim etmiştir. Alparslan Arslan da bunu söylüyor. Orhan Kadı ve Recep Özkan da bu iddiayı aynen doğruluyor.´ Avukat Küçük, keşif gezisinin ardından her iki evin de tespitinin yapılamadığını, Yıldırım´ın evleri tespit edemediği şeklinde bir tutanak tanzim edildiğini sözlerine ekledi. ( AA)

Osman Yıldırım: Beni araçla getirdiler, adresi hatırlamıyorum

Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması olaylarıyla ilgili tutuklu sanık Osman Yıldırım´a Ataşehir´de keşif yaptırıldı. Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarını teslim aldığı evi göstermek üzere Ataşehir´e getirilen sanık Osman Yıldırım´ın, iddia edilen adreslerle ilgili, O dönemde aracı ben kullanmadığım için yerlerini tam olarak hatırlayamıyorum. dediği belirtildi. Yaklaşık 2 saat boyunca Ataşehir´de keşif heyetiyle birlikte dolaştırılan Yıldırım, Yer Gösterme Tutanağı´nın düzenlenmesinden sonra getirildiği cezaevi aracıyla Silivri Cezaevi´ne götürüldü. Yoğun güvenlik önlemleri altında yapılan keşif sırasında Hakim Hüsnü Çalmuk, Savcı Nihat Taşkın, Katip Süleyman Karaca ve Başkomiser Mustafa Şen hazır bulundu. Gazetecilerin kesif sırasında görüntü almasını engellemek isteyen görevliler, kendilerini takip eden basın mensuplarını engelledi. Yolun kapatılması üzerine bir süre ortalıkta görünmeyen kesif heyeti, daha sonra Ataşehir Acarlar Sitesi önünde görüldü. Bu sırada keşif heyetinde bulunan bir araç ile yoldan geçen bir harç mikseri çarpıştı. Kaza sırasında araçta bulunan keşif heyeti panik yaşadı. Başka araçlara bindirilen keşif heyeti, olay yerinde ayrıldı. Sanık Osman Yıldırım, daha sonra Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü´ne götürülerek yeniden cezaevi aracına bindirildi. Yıldırım, buradan Silivri Cezaevi´ne götürüldü. Öte yandan Osman Yıldırım´ın keşif heyetine, Beni o gün buraya bir araçla getirdiler. Aracı da ben kullanmıyordum. Başka biri aracı kullandığı için adresi tam olarak hatırlayamıyorum. dediği belirtildi. Bu arada gazetecilere açıklama yapan Veli Küçük´ün kızı Avukat Zeynep Küçük, Osman Yıldırım´ın iddia ettiği hiç bir adresi gösteremediğini söyledi. ( Cihan)

O görüntüler ortaya çıktı

09 Kasım 2010: Yıldırım, geçtiğimiz günlerde o el bombalarıyla ilgili keşfe çıkarılmıştı. Bu görüntüler işte o keşifte çekildi. Yıldırım, Cumhuriyet Gazetesi´ne atılan bombaları Ataşehir´deki bir evde Muzaffer Tekin´den aldığını ileri sürmüştü. Keşifte o evi göstermesi isteniyor. Yıldırım da daha önce gittiği adresi tarif etmeye çalışıyor. Keşif için kullanılan araçta savcı, sanık avukatları ve Naip Hakim Hüsnü Çalmuk bulunuyor. Soruları Hakim Hüsnü Çalmuk soruyor. O sırada gazeteciler de keşfi yakından takip ediyor. Osman Yıldırım´ın yaklaşık 5 yıl önce geldiği evi göstermesi bekleniyor. Yıldırım, el bombalarını aldıktan sonra beni bıraktılar dediği taksi durağını gösteriyor. O noktaya göre zaman ve yer tarifi de yapıyor. Ancak 5 yılda Ataşehir´de meydana gelen yapı ve trafik akışındaki değişiklikler, ekibin bombaların teslim alındığı ileri sürülen eve ulaşmasını engelliyor. Keşif yapılamayınca araç içinde bir tutanak tutuluyor. Yazıda, Osman Yıldırım´ın çevredeki yeni yapılaşmadan dolayı evi bulamadığı belirtiliyor. Yıldırım´ın ifadeleri doğrultusunda daha önce yapılan teknik incelemede Muzaffer Tekin´e ait cep telefonunun belirtilen tarihlerde Ataşehir´den sinyal verdiği tespit edilmişti. Savcılık da cep telefonu sinyal bilgilerine göre yeniden bir keşif yapılmasını talep etti. ( Samanyoluhaber)

(07 Ekim 2010), son güncel.: (09 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2347    yazdır/print


 

Avcı, Derin-Sol´un önünü açtı

´Haliç´te Yaşayan Simonlar´da anlatılan 1993 tarihli Kartal baskını, Bedri Yağan´ın da öldürüldüğü operasyonu Avcı´nın yönettiğini ortaya çıkardı. 6 Mart 1993´te Kartal´da gerçekleştirilen ve 5 Dev-Sol üyesinin ölümüyle sonuçlanan operasyonu kimin yönettiği daha düne kadar bilinmiyordu. İddialara göre bu operasyonla ´Dev-Sol´u yönetmekte olan ´bağımsız´ solcular tasfiye edilerek ´Derin-Sol´un önü açıldı. Hanefi Avcı´nın ´Devrimci Karargah´ adlı örgüte yardım ve yataklık ettiği iddiasıyla tutuklandıktan sonra kamuoyunda aydın ve demokrat kimlikleriyle tanınan bazı isimlerden açık destek bulması, o operasyonda katledilenlerden Menekşe Meral´in kız kardeşi Fatma Meral´i de isyan ettirdi. Meral´e göre, adliye önünde açıklanan ´Avcı´ya hukuk ve özgürlük´ bildirisini ´Manisalı çocuklara yapılan işkence´yi açığa çıkartan CHP´li Sabri Ergül´ün okumuş olması bir garabetti. Operasyonda ölü ele geçenlerin direnmediklerini, yargısızca infaz edildiklerini iddia eden Meral, adliye önünde Hanefi Avcı´ya destek bildirisine imza atanlar arasındaki isimlerden Ercan Karakaş, Müjde Ar, Tarık Akan ve Ahmet Hakan´a yazdığı açık mektupta tokat gibi sözler sarfetti: ´Duydum ki Hanefi Avcı için hukuk istemişsiniz.. Kendisi ablamın katili olur.. Avcı, yıllar sonra bazı işkence kurbanlarını bulup kabul edenlerden özür dilemiş. Biz de Avcı´yı affedeceğiz. Menekşe´yi bize, Bedri´yi, Gürcan´ı ailelerine, Asiye ve Rıfat´ı çocuklarına geri verdiği zaman. Hanefi Avcı´ya bu infaz için kendi söylediklerinin ihbar kabul edilerek dava açma hazırlığındayız. Bu süreçte de herkes için hukuk şiarınızı yinelemenizi ve mahkeme önü performansınızı göstermenizi bekliyoruz.´

Avcı, Dev-Sol katliamıyla Derin-Sol´un önünü açtı

´Haliç´te Yaşayan Simonlar´da anlatılan 1993 tarihli Kartal baskını, Bedri Yağan´ın da öldürüldüğü operasyonu Avcı´nın yönettiğini ortaya çıkardı.6 Mart 1993´te Kartal´da gerçekleştirilen ve 5 Dev-Sol üyesinin ölümüyle sonuçlanan operasyonu kimin yönettiği daha düne kadar bilinmiyordu. İddialara göre bu operasyonla ´Dev-Sol´u yönetmekte olan ´bağımsız´ solcular tasfiye edilerek ´Derin-Sol´un önü açıldı. Hanefi Avcı´nın ´Devrimci Karargah´ adlı örgüte yardım ve yataklık ettiği iddiasıyla tutuklandıktan sonra kamuoyunda aydın ve demokrat kimlikleriyle tanınan bazı isimlerden açık destek bulması, o operasyonda katledilenlerden Menekşe Meral´in kız kardeşi Fatma Meral´i de isyan ettirdi. Meral´e göre, adliye önünde açıklanan ´Avcı´ya hukuk ve özgürlük´ bildirisini ´Manisalı çocuklara yapılan işkence´yi açığa çıkartan CHP´li Sabri Ergül´ün okumuş olması bir garabetti.Operasyonda ölü ele geçenlerin direnmediklerini, yargısızca infaz edildiklerini iddia eden Meral, adliye önünde Hanefi Avcı´ya destek bildirisine imza atanlar arasındaki isimlerden Ercan Karakaş, Müjde Ar, Tarık Akan ve Ahmet Hakan´a yazdığı açık mektupta tokat gibi sözler sarfetti: ´Duydum ki Hanefi Avcı için hukuk istemişsiniz.. Kendisi ablamın katili olur.. Avcı, yıllar sonra bazı işkence kurbanlarını bulup kabul edenlerden özür dilemiş. Biz de Avcı´yı affedeceğiz. Menekşe´yi bize, Bedri´yi, Gürcan´ı ailelerine, Asiye ve Rıfat´ı çocuklarına geri verdiği zaman. Hanefi Avcı´ya bu infaz için kendi söylediklerinin ihbar kabul edilerek dava açma hazırlığındayız. Bu süreçte de herkes için hukuk şiarınızı yinelemenizi ve mahkeme önü performansınızı göstermenizi bekliyoruz.´

Hanefi Avcı´nın Derin Devletin Derin Solcuları arasındaki operasyonel rolü Fatma Meral´in dün gönderdiği mektupla aydınlanmaya başladı. Derin güçlerin kullandığı örgüt anlamına gelen Derin-Sol nitelemesi Hanefi Avcı tartışmalarıyla tekrar gündeme geldi. Necdet Kılıç gibi işkence yaptığı birisiyle görüşmeye devam etmesi, Hanefi Avcı gibi sola yönelik operasyonlar yaptığı bilinen bir emniyetçinin Devrimci Karargah örgütü (DKÖ) gibi ´derin sol´ olarak da nitelenen bir örgüte teknik destek vermesi, yardım yataklık yapması kafaları karıştırmıştı. Bu tartışmanın başlaması yeni bilgilerin açığa çıkmasına yol açıyor. Sol tandanslı ama DERİN bir örgüt olan Devrimci Karargah´la bağlantısından dolayı tutuklu bulunan Hanefi Avcı´nın, Dev Sol içinde, bağımsız solcuları nasıl yok edip DERİN DEVLETİN SOLCULARI´nın önünü açtığı ilk kez aydınlandı. ´Haliç´te Yaşayan Simonlar´da anlatılan 1993 tarihli Kartal baskını, Bedri Yağan´ın da öldürüldüğü operasyonu Avcı´nın yönettiğini ortaya çıkardı. Avcı´nın tutukluluğuna yükselen itirazlar, Ahmet Hakan, Müjde Ar ve CHP´lilerin Silivri Cezaevi önünde açıkladıkları Avcı´ya destek bildirisi üzerine ablası o Hanefi Avcı´nın Derin operasyonunda öldürülen Fatma Meral isyan etti ve çok kritik bir mektup yazdı.

Olayı ilk olarak Ecevit Kılıç anlattı

Gazeteci Ecevit Kılıç geçtiğimiz Pazar Habertürk TV´de katıldığı programda, Hanefi Avcı´nın 1992 yılında İstanbul´da sol örgütlere yaptığı kanlı baskınların derin yönünü deşifre etti. Ecevit Kılıç, o dönemde Dev-Sol´un içinde iki grup olduğunu, bunlardan birinin bağımsız solculardan oluşan grup diğerinin ise Derin Devletle iç içe olmakla suçlanan Dursun Karataş grubu olduğunu söyledi. Kılıç, Dev Sol´da o dönem ilk grubun örgütte söz sahibi olmaya başladığı ve suikastler işleyen derin devletle irtibatlı Karataş grubunun etkisinin kırıldığını söyledi. Ancak Kılıç, bu sırada Hanefi Avcı´nın İstanbul´a atandığını ve bir anda Dev Sol´a operasyonlar düzenleyerek, örgüt içindeki bağımsız solcuların liderlerini tek tek öldürmeye başladığını söyledi. Kılıç bu baskınlarda Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz gibi Susurluk´un baş aktörlerinin Avcı tarafından kullanıldığını ancak Kartal Baskını´nı bizzat Avcı´nın yönettiğini söyledi. Kılıç bu baskında hiç çatışma olmamasına rağmen Avcı´nın 6 kişiyi öldürdüğünü ve derin devletle iç içe olan Dursun Karataş´ı yeniden örgütte tek hakim hale getirdiğini söyledi.

Polise direnmediler, infaz edildiler

“Kartal´da bir hücre evine düzenlenen operasyonda beş kişi ölü ele geçirildi.”6 Mart 1993´te İstanbul´un Kartal ilçesinde bir eve düzenlenen, Bedri Yağan, Gürcan Eranıl, Menekşe Meral ile ev sahipleri Asiye ve Rıfat Kasap´ın polis operasyonuyla öldürüldüğü haberi ajanslara bu cümlelerle düşmüştü.Polis açıklamasında olay, çatışma olarak yansıtılmışsa da Asiye - Rıfat Kasap çiftinin iki çocuğu cehennem yerine dönen o evden her nasılsa sağ çıkartılmıştı. Üstelik evde çatışma yaşandığını doğrulayacak herhangi bir ipucu da yoktu. Olayın hemen ardından eve ulaşan gazeteciler önce içeri alınmamışlar, içerideki herkesin etkisiz hale getirildiği açıklanmış olmasına rağmen silah sesleri bir süre daha devam etmişti. Otopsi raporlarında öldürülenlerin el swaplarında kurşun yanığına rastlanmamış olması Emniyet´in ´çatışma´ iddialarının akıl dışılığını daha net gösteriyordu.Kısa bir süre sonra öldürülenlerin aileleri operasyonu gerçekleştiren polisler hakkında ´yargısız infaz´ yapıldığı iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Savcılık soruşturması sonucunda, Emniyet´in ´operasyonda görev aldı´ diye bildirdiği polis memurları hakkında da dava açıldı. Yargılanan bu polisler arasında daha sonra Susurluk davasından anımsadığımız özel timci polisler Ayhan Çarkın ve Oğuz Yorulmaz da vardı. Yargılanan polislere Emniyet´in verdiği destek duruşmalarda da devam edecekti. Her duruşma günü Kartal Adliyesi ablukaya alınıyor, mahkeme binasına güç bela girmeyi başaran katliam kurbanlarının aileleri koridorlarda bu kez kendilerini bekleyen destekçi polis ordusunun tehditleriyle baş etmek zorunda kalıyorlardı. Kısa süren yargılama sonrasında polis memurları hakkında beraat kararı çıktı.

Operasyonun şefi

Dosyadaki yazışmalarda operasyonun hangi polis şefi tarafından yönetildiğine dair de hiçbir ipucu yoktu. Bu sırrı ´Haliç´teki Simonlar´ adlı kitap piyasaya çıkıncaya kadar da kimse öğrenemedi. Hanefi Avcı kitabında, 6 Mart 1993´te Kartal´da gerçekleştirilen operasyonu, polisin teknik takip konusunda geldiği ileri noktayı övmek için anlatıyor ancak beş kişinin öldürüldüğü ´ayrıntı´yı es geçiyordu. Ama Avcı´nın satırları, bu operasyonun bizzat kendisi tarafından yönetildiğini de ele veriyordu. Bu ´tevil yollu ikrar´ Bedri Yağan, Gürcan Eranıl, Menekşe Meral ile Asiye ve Rıfat Kasap çiftinin katledilmesine ilişkin davada savcının eksik soruşturma yaptığını ortaya çıkarmakla kalmamış, Emniyet´in asli failleri nasıl gizlediğini de gözler önüne sermişti.

Kitaptan: Eve gece girmeliydik

“O zamanlar İstanbul´da tüm illegal alanlar ve faaliyetler sorumlusu olan Abla kod adlı (Hatice Eranıl, sonradan kimliği öğrenildi) militanı ve onunla irtibatlı kişileri izliyorduk. (...) Örgüte ait tespit ettiğimiz üç tane hücre evi olmuştu ve bu evlerdeki militan sayısı her gün artıyordu, anlam veremediğimiz bir hazırlık vardı, ciddi eylemler olabilirdi. Takip ettiğimiz bazı kişilerin gizli çekilen fotoğraflarından geçmişte birçok olayın faili olmuş önemli militanların bulunabileceği kanaatine vardık ve operasyona karar verdik. (...) Tam operasyon yapacağımız sırada dışardan geldiği anlaşılan ve militanların özel bir önem verdiği kişi, Abla kod adlı örgütün Türkiye sorumlusu, militanın kaldığı eve yerleştirilmiş. (...) Operasyon kararından tam iki gün geçmesine rağmen biz operasyonu erteliyorduk.Emniyet Müdürümüz Necdet Menzir bizleri topladı ve bir an önce operasyonun yapılmasında ısrar etti, gerekçelerini anlatarak biraz süre istedim. (...) Bedri´nin (Yağan) olduğu evin önüne gizli gözetleme aracını koyduk, İçine de Bedri´yi tanıyan birini yerleştirdik, gündüz tüm hedefleri takibe başladık, hata yapmamalıydık. (...) Bedri olduğunu tahmin ettiğimiz kişi hiç sokağa çıkmıyordu, akşama kadar bekledik ama görme şansımız olmadı, evde kaç kişinin olduğunu da bilmiyorduk. Gündüz operasyon başlamıştı, ama bu eve mutlaka gece girmek mecburiyetindeydik. Gece geç saatte bu eve operasyon ekipleri baskın yaptı, kısa süre sonra çatışma çıktı.Altı kişi ölü ele geçirilmişti, ölülerden biri Bedri Yağan diğeri ise İstanbul ve tüm illegal faaliyetlerin SDB komutanı konumundaki Abla kod adlı Hatice Eranıl´dı. (...) Eğer operasyon yapılmamış olmasaydı, kısa süre içinde eylemlere başlayarak İstanbul´u cehenneme çevireceklerdi. Bu olay Bedri Yağan grubunu daha henüz doğmadan bitirmişti, ama Dursun Karataş da boş durmuyordu.”

Kız kardeşin isyanı

Aynı Hanefi Avcı ´Devrimci Karargah´ adlı örgüte yardım ve yataklık ettiği iddiasıyla tutuklandıktan sonra kamuoyunda aydın ve demokrat kimlikleriyle tanınan bazı isimlerden açık destek bulması, 6 Mart´ta katledilen Menekşe Meral´in kız kardeşi Fatma Meral´i isyan ettirdi. Meral´e göre, adliye önünde açıklanan ´Avcı´ya hukuk ve özgürlük´ bildirisini ´Manisalı çocuklara yapılan işkence´yi açığa çıkartan CHP´li Sabri Ergül´ün okumuş olması da bir başka garabetti.Fatma Meral, adliye önünde Hanefi Avcı´ya destek bildirisine imza atanlar arasındaki isimlerden Ercan Karakaş, Müjde Ar, Tarık Akan ve Ahmet Hakan´a yazdığı açık mektupta, “Onu tanıyorum. Hani bildirinizde dürüst sıfatıyla tanımlayıp, tutukluluğunun kamu vicdanında rahatsızlık yarattığını tespit ettiğiniz Hanefi Avcıyı. Kendisi ablamın katili olur” dedi.Avcı hakkında dava açacağını da duyuran Meral, Avcı´nın mahkemesinde gösterilen performansın benzerinin bu davada da gösterilmesini istedi.

Bir grup sol aydın Avcı´nın tahliyesi için başvurmuştu

Eski CHP milletvekili ve avukat Sabri Ergül, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, ´Devrimci Karargah Örgütü´ne yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan Hanefi Avcı´nın tahliye edilmesi yönünde dilekçe sunmuş ve bir basın açıklaması yapmıştı. Sabri Ergül, aralarında bazı eski milletvekilleri, sanatçılar ile gazetecilerin bulunduğu bir grup adına adliye önünde yaptığı basın açıklamasında, ´Türkiye´de geniş halk kesimi ilk defa Avcı gibi dürüst bir insanın tutuklanması konusunda sesini yükseltti. Kamu vicdanı haykırıyor. İnanıyoruz ki bu binada da adalet vardır. Umuyoruz ki burada da adalet tecelli edecektir´ demişti. Bu basın açıklamasına sanatçılar Tarık Akan, Müjde Ar, Rutkay Aziz ve Bedri Baykam ile gazeteciler Ahmet Hakan, Cüneyt Ülsever ve Hikmet Çetinkaya da imza atmış, eylemciler, ´H. Avcı´ya Hukuk, Herkese Hukuk´ yazılı pankart açmıştı.

Fatma Meral´den ulusalcı solculara tokat gibi sözler: “Duydum ki Hanefi Avcı için hukuk istemişsiniz.. Kendisi ablamın katili olur.. Avcı, yıllar sonra bazı işkence kurbanlarını bulup kabul edenlerden özür dilemiş. Biz de Avcı´yı affedeceğiz. Menekşe´yi bize, Bedri´yi, Gürcan´ı ailelerine, Asiye ve Rıfat´ı çocuklarına geri verdiği zaman. Hanefi Avcı´ya bu infaz için kendi söylediklerinin ihbar kabul edilerek dava açma hazırlığındayız. Bu süreçte de herkes için hukuk şiarınızı yinelemenizi ve mahkeme önü performansınızı göstermenizi bekliyoruz.”

Kız kardeşten mektup: Biz de affedeceğiz ama..

Fatma Meral´in, Hanefi Avcı´ya destek açıklaması yapanlara yönelik açık mektubu özetle şöyle: “Duydum ki Hanefi Avcı için hukuk istemişsiniz. Onu tanıyorum. Hani bildirinizde dürüst sıfatıyla tanımlayıp, tutukluluğunun kamu vicdanında rahatsızlık yarattığını tespit ettiğiniz Avcı´yı. Kendisi ablamın katili olur. Ve başka birçoklarının da katili ve bazı şanslıların sadece işkencecisi. Ailemiz 7 Mart 1993 sabahı Menekşe´nin katliam haberine uyandı.

Çatışmadılar, infaz edildiler

Ertesi günkü gazete haberlerinde çatışma haberleri, ama aynı gazetelerin aynı sütunlarında haberleri yalanlayan infaz fotoğrafları vardı. Bu öyle bir çatışmaydı ki, ´çatışarak ölenler´ bacak bacak üstüne atmış oturuyorlardı. İnfazın ardından açtığımız davada yetkili mercilerin operasyonda bulunduğunu bildirdiği isimler yargılandı (!). Dava hızla yargılanan polislerin beraatiyle sonuçlandı. İlk duruşmada yargılanan polislerin tutuklanmasını isteyen savcıyı bir daha mahkeme salonunda görmek mümkün olmadı. Bu isimlerden biri yıllar sonra Ayşe Arman´a ´Bin kişiyi öldürdüm´ röportajı veren Ayhan Çarkın, bir diğeri bir bar çıkışında bulunduğu karanlığın ortasına giden Oğuz Yorulmaz´dı. Avcı bu davanın sanığı olmadı.

Aynı performansı bekliyoruz

Hanefi Avcı´nın kitabında bu operasyon, kendisinin yönettiği başarı hanesinde geçiyor. Elbette infaz kısmına hiç girmemiş. O gün ablamla birlikte öldürülen Asiye-Rıfat Kasap çiftinin çocukları da o evdeydi. Biri altı aylık Sabahat´ti. Şimdi 17 yaşında. Abisi de şu anda 20´li yaşlarında olmalı. Anne ve babalarını hiç görüp tanıyamadılar. Avcı, yıllar sonra bazı işkence kurbanlarını bulup kabul edenlerden özür dilemiş. Biz de Avcı´yı affedeceğiz. Menekşe´yi bize, Bedri´yi, Gürcan´ı ailelerine, Asiye ve Rıfat´ı çocuklarına geri verdiği zaman. Hanefi Avcı´ya bu infaz için kendi söylediklerinin ihbar kabul edilerek dava açma hazırlığındayız. Bu süreçte de herkes için hukuk şiarınızı yinelemenizi ve mahkeme önü performansınızı göstermenizi bekliyoruz.”

´Cehennemde iki yavru´

Kartal operasyonu ertesi gün gazetelerde geniş yer bulmuştu. Hürriyet gazetesi haberi ilk gün ´Dev-Sol´un beynine darbe´ başlığıyla verdi. Haberde evde olanların polise ateş açtıkları, beş teröristin ölü ele geçirildiği belirtildi. Gazete bir gün sonra da haberi ´Dev-Sol´u Şam ihbar etti´ diye verdi. Milliyet gazetesiyse haberi ´Cehennemde iki yavru´ başlığıyla manşete taşıdı. ´Öldüren rekabet´ başlığı altında da şu iddiaya yer verildi: “Dev - Sol liderliği için Dursun Karataş´la yarışan Bedri Yağan, ihbar sonucu polisin elinden kurtulamadı.” ( Radikal, Aktifhaber)

İşkence mağdurları seslerini yükseltiyor

Mersin 78´liler Vakfı üyeleri, Hanefi Avcı tarafından 1980 askeri darbesi öncesinde gözaltına alındıktan sonra işkence ile öldürülen Ali Uygur´un mezarı başında basın açıklaması yaptı. Vakıf üyeleri, Avcı´nın işkenceci ve katil olduğunu savundu. Vakfın Onursal Başkanı Ethem Dinçer, Türkiye´nin yaklaşık birkaç haftadır Hanefi Avcı´nın Devrimci Karargah adı verilen örgütle bağlantılı olduğuna dair iddialarla çalkalandığını hatırlatarak, Biz Hanefi Avcı´nın adının devrimcilerle bu şekilde anılmasından rahatsız olduğumuzu dile getirmek istiyoruz. Hanefi Avcı´nın ilişkisi (mezarı göstererek) Ali Uygur´la ilişkisi vardır. Ali Uygur´un gözaltında iken kaybedilmesi ve işkence ile öldürülmesi konusunda ilişkisi vardır. eleştirisinde bulundu.

´Avcı, mağdur değil; işkenceci ve katildir´

2006 yılının 14 Temmuz´unda Ali´nin öldürülüş yıl dönümünde 78´liler Derneği´nin ailesi ile birlikte Ömer Güneş ve Hanefi Avcı ile dönemin diğer işkenceci polisleri hakkında suç duyurusu yaptıklarını anlatan Dinçer, Yani bizim Hanefi Avcı ile ilişkimiz yeni değil. Mersin Emniyeti´nde o süreçte gözaltında olan bütün devrimciler Hanefi Avcı ile ilişki içindedir. Ama bu işkence ilişkisidir. Gözaltında kaybedilme ilişkisidir. Katliam ilişkisidir. Ali Uygur´un katillerinin bulunması bizim birinci hedefimizdir. Şu an yargılamaları hikayeden göz altıları Hanefi Avcı´nın göz altındaki devrimcilerle ilişkisini protesto ediyoruz. Bunu devrimcilere hakaret sayıyoruz. şeklinde konuştu. Mersin 78´liler Vakfı Başkanı Osman Koçak ise kendini solda tanımlayan bazı aydınların Hanefi Avcı´yı sahiplenmesini basın açıklamaları yapmalarını hayretle ve ibretle izlediklerini ifade etti. Koçak, 12 Eylül´de yaşadığı baskı sürecini anne kafamda bit var diye kitaplaştıran Tarık Akan´a kafasını bitlendirenlerden birisinin Hanefi Avcı olduğunu hatırlatıyoruz. Basın açıklaması okuyan Sabri Ergül´e Manisalı çocuklara işkence yapan polisleri teşhir ettiği günleri unutmaması gerektiğini söylüyoruz. dedi.

Ülkücüler de Avcı´yı iyi tanıyor

1980 askeri darbesinden sonra Avcı´nın ilk gözaltına aldığı kişilerden olan dönemin Mersin Ülkü Ocakları Başkanı Habib Küçük, ünlü polis müdürü ile ilgili ilginç açıklamalarda bulundu. Hanefi Avcı´nın kitabı ilk çıktığında aldığını belirten Küçük, kitapta Avcı´nın Mersin anılarını anlattığını, ancak işkencede solcu bir genci öldürdüğünü anlatmadığına dikkat çekti. Küçük şöyle konuştu: Mersin hatıralarını okudum. Mersin´de o dönem göze çarpan büyük olayları, hatıralarını anlatmış. Fakat unuttuğu çok büyük bir hatırası var ki unuttuğunu da sanmıyorum aklındadır ama anlatmamış. Onu da ben anlatayım size. İhtilalin birinci günü gözaltına alınıp tam bir ay Hanefi Avcı´nın işkencesini görmüş bir insanım. Mersin´de ihtilalden önce Ali Uygur isminde sol görüşlü birini işkencede bizzat kendisinin öldürdüğünü daha sonra kimsesizler mezarlığına gömdüğünü tüm solcu ve ülkücü o dönemin insanları biliyor. Hatıralarında da zaten söylüyor şoförüm Hasan diye. Hasan dediği şahsın soyadı da Çevik. Hanefi Avcı´nın hemşehrisidir Maraşlıdır. Sarışın bir Tayyip isminde polis memuru vardı. O polis, Hasan Çevik ve Hanefi Avcı üçü işkence yaparken öldürüyorlar. Hanefi Avcı´nın bizzat ayakkabısının ökçesiyle öldürdüğünü söyleyen o dönemin emniyetinin nezaretinde görevli gece bekçisiydi. Bizzat ben kendisinden duymuştum o zaman. Ali Uygur´u öldürdükten sonra cesedini çuvala koyup kimsesizler mezarlığına gömdüklerini iddia eden Küçük, O dönem tesadüfen başka bir suçtan göz altına alınan sol görüşlü biri bu olayı görüyor ve Ali´nin annesine söylüyor. Annesi savcılık izni ile mezarı açtırıp teşhis ettiğini ben biliyorum. Haklarında da o dönem bir soruşturma açılmıştı. Ancak hemen akabinde ihtilal olduğu için dosya kapatıldı. dedi. Hanefi Avcı´nın sadece burada değil, Diyarbakır´da öldürdüklerini de söylemesini isteyen eski ülkü ocakları başkanı, Burada işkencelerde sakat bıraktıkları, hatta kız kardeşlerini, nişanlılarını, annelerinin önünde çırılçıplak soyup işkence yaptıklarını niye anlatmıyor. Kendisini şu anda hukuk dışı bir olaya maruz kaldığını telefonunun hukuk dışı dinlendiğini söylüyor. Peki bu işkenceler, bu öldürmeler hukuk dahili içinde mi idi? Hukuk gereği mi idi? şeklinde konuştu. ( Cihan)

Abdullah Harun

(07 Ekim 2010, 13:17), son güncel.: (08 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hanefi Avcı´nın iddiaları manşetlerimiz

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Avcı´nın amacı soruşturmayı engellemek

İşte Hanefi Avcı´nın Ergenekon planı

Islak imzalı belge de cemaatleri hedeflemişti

Ergenekon´un karşı hamlesi Avcı´dan

Hanefi Avcı kuyuya bir taş attı

İşte Avcı´ya savcının yönelttiği sorular

Flaş!!! Avcı´ya ´Devrimci Karargah´ gözaltısı

Devrimci Karargah operasyonundan Avcı çıktı

Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2343    yazdır/print


 

Eşref Bitlis suikastinde yeni bilgiler

Turgut Özal, terör raporları hazırlayan merhum Adnan Kahveci ile Eşref Paşa´dan ´ortak bir çalışma´ istedi. Bu olaydan yaklaşık 2 ay sonra, 5 Şubat 1993 günü Kahveci trafik kazasında, Eşret Bitlis de 17 Şubat 1993 günü düşen uçakta can veriyor. Turgut Özal da 17 Nisan 1993´de vefat edince yeni rapor devlet arşivlerinde yer almıyor. Org. Bitlis´in bir önceki raporunda terörden rant elde eden 28 kişinin isminin Özal´a verildiği ve listede yer alan bu devlet görevlilerinin kademeli olarak bölgeden uzaklaştırıldığı iddia ediliyor. Bitlis´in uçak kazasıyla ilgili şok bir ayrıntı da ortaya çıkmıştı. Bitlis´in düşen uçağındaki ikinci pilot Tuğrul Sezginler´in kız kardeşinin, uçağın yapım ya da bakım hatasından arızalanmış olabileceği ihtimali üzerine yapımcı firmaya tazminat davası açtığı, davaya bakan Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin kararıyla yapılan bilirkişi incelemesinde ´buzlanma emaresine rastlanmamıştır´ şeklinde rapor verildiği öğrenilmişti. Bilirkişi heyetinin başkanı emekli Albay Erdal Özden iddialar üzerine tekrar konuştu ve kazada suikast olasılığı olup olmadığına bakmadıklarını, sadece buzlanma olasılığını incelediklerini belirtti.

Eşref Bitlis suikastinde yeni bilgiler

Turgut Özal, terör raporları hazırlayan merhum Adnan Kahveci ile Eşref Paşa´dan ´ortak bir çalışma´ istedi. Bu olaydan yaklaşık 2 ay sonra, 5 Şubat 1993 günü Kahveci trafik kazasında, Eşret Bitlis de 17 Şubat 1993 günü düşen uçakta can veriyor. Turgut Özal da 17 Nisan 1993´de vefat edince yeni rapor devlet arşivlerinde yer almıyor. Org. Bitlis´in bir önceki raporunda terörden rant elde eden 28 kişinin isminin Özal´a verildiği ve listede yer alan bu devlet görevlilerinin kademeli olarak bölgeden uzaklaştırıldığı iddia ediliyor. Bitlis´in uçak kazasıyla ilgili şok bir ayrıntı da ortaya çıkmıştı. Bitlis´in düşen uçağındaki ikinci pilot Tuğrul Sezginler´in kız kardeşinin, uçağın yapım ya da bakım hatasından arızalanmış olabileceği ihtimali üzerine yapımcı firmaya tazminat davası açtığı, davaya bakan Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi´nin kararıyla yapılan bilirkişi incelemesinde ´buzlanma emaresine rastlanmamıştır´ şeklinde rapor verildiği öğrenilmişti. Bilirkişi heyetinin başkanı emekli Albay Erdal Özden iddialar üzerine tekrar konuştu ve kazada suikast olasılığı olup olmadığına bakmadıklarını, sadece buzlanma olasılığını incelediklerini belirtti.

SABAH, Türk siyasi tarihinde perde arkasında kalan önemli bir gerçeği daha açıklıyor. Ölümündeki sır perdesi aralanamayan Jandarma eski Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis´in Kürt sorunu çözümüne ilişkin dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a yazdığı Son Mektupun detayları ile birlikte önemli bir ayrıntıya daha ulaştı. Özal´ın kendisine terör konusunda rapor sunan iki ismi Org. Eşref Bitlis ile Maliye eski Bakanı ANAP Milletvekili Adnan Kahveci´den ortak bir rapor istediği ortaya çıktı. İkili Aralık 1992´de gözlerden uzak bir mekânda buluşur. Ancak Şubat 1993´te 12 gün ara ile iki ismin de hayatını kaybetmesi sürecin sonlanmasına neden olur.

´AYRINTILI RAPOR YAZIN´

Mayıs 1992´de Maliye Bakanı ve ANAP Milletvekili Adnan Kahveci´den, Ağustos 1992´de de Org. Eşref Bitlis´ten terör sorunu na ilişkin iki ayrı rapor alan Turgut Özal, Kasım 1992 başında Org. Bitlis´e Bir araya gelin daha ayrıntılı bir rapor üzerinde çalışın talimatı veriyor. Özal, birkaç gün sonra Kahveci´ye de aynı talebi iletiyor.

ÖZAL´DAN İKİNCİ HAMLE

Kasım ayı başlarında dile getirilen bu talep Org. Bitlis´in yoğun programı nedeniyle bir türlü gerçekleşemiyor. Özal, 20 Kasım 1992 tarihli MGK toplantısı sonrasında Bitlis Paşa´yı ikinci defa çağırıyor. Bitlis Bölgedeydim, yoğunluk vardı. Kısa sürede görüşürüz, derhal yanıtını veriyor. Özal, Kahveci´ye de aynı hatırlatmada bulunuyor. Kahveci, Bitlis Paşa´yı arıyor ve Aralık 1992´nin ilk günlerinde ikili, gözlerden ırak bir adreste akşam saatlerinde bir araya geliyor.

GÖREV DAĞILIMI YAPTILAR

2 saatlik görüşmede Kahveci´nin işin ekonomik ve siyasi yönü, Bitlis Paşa´nın da güvenlik boyutu üzerinde yoğunlaşması, işin kültürel ve sosyal yönü içinse Özal´a danışılması ile raporun 3-5 ay içinde bitirilmesi konusunda mutabakat sağlanıyor. Ancak yaklaşık 2 ay sonra, 5 Şubat 1993 günü Kahveci trafik kazası sonrasında, Eşref Bitlis de 17 Şubat günü düşen uçakta can veriyor. Turgut Özal da 17 Nisan´da vefat edince yeni rapor devlet arşivlerinde yer almıyor.

İLK RAPORLARDA NE VAR?

Öte yandan Adnan Kahveci, Mayıs 1992´de Özal´a sunduğu ilk raporunda şu uyarılarda bulunuyor: Kürt sorunu artık siyasal yaşamı kilitleyen kriz haline dönüşmüştür. Krizden çıkabilmek için Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilip siyasal alanda temsil olanağı sağlanmalıdır. Org. Bitlis´in raporunda ise terörden rant elde eden 28 kişinin ismi Özal´a veriliyor ve listede yer alan devlet görevlileri kademeli olarak bölgeden uzaklaştırılıyor.

´Buzlanma işareti yoktur´ diyen albay:SUİKAST MI DİYE İNCELEMEDİK

Eski Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis´in hayatını kaybettiği uçak kazasını inceleyerek, Buzlanma emaresine rastlanmamıştır diyen kaza kırım heyeti başkanı emekli Albay Erdal Özden, Olayı suikast yönüyle incelemedim, kazayı inceledim dedi. Bitlis´in düşen uçağındaki ikinci pilot Tuğrul Sezginler´in kız kardeşi, uçağın yapım ya da bakım hatasından arızalanmış olabileceği ihtimali üzerine yapımcı firma Beechcraft´a tazminat davası açtı. Bunun üzerine Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesine karar verdi. Olay sonrası fotoğraflar, görgü tanığı ifadeleri, kaza müfettişleri ve kaza inceleme heyetinin raporlarını ele alan bilirkişi heyeti, geniş çaplı kaza raporu hazırladı. 4 Kasım 1996 tarihli 7 sayfalık çarpıcı raporda, suikast şüphesinin de gözardı edilmemesi gerektiği vurgulandı. Raporda, kaza kırım heyeti başkanı Albay Erdal Özden´in de Motor hava girişinin buzla kaplı olduğuna dair bir emareye rastlanmamıştır ifadesi de yer aldı. Diğer bir deyişle, bilirkişi emekli Özden´e dayanarak buzlanma ihtimalinin olamayacağı görüşünü belirginleştirdi. Sessizliğini koruyan emekli Albay Erdal Özden de SABAH´a konuştu. Mahkemede de bunu dile getirdim diyen Özden şöyle konuştu: Açıklamayı Genelkurmay yapar. ´Suikast var mı, yok mu´ diye bakmadım. Bir beyanat veremem.

ESKİ DDK ÜYESİ, MHP MİLLETVEKİLİ VURAL: KAHVECİ´NİN ÖLDÜĞÜ KAZADA İHMALLER VAR

Eski Maliye Bakanı Adnan Kahveci´nin Ankara-İstanbul otoyolunda kaza sonucu ölümünü araştırmak üzere Turgut Özal, Devlet Denetleme Kurulu´nu görevlendirmişti. O tarihte DDK üyesi olan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, şu noktalara dikkat çekiyor: Biz sadece kazanın oluş şekliyle ilgili görevliydik. Kahveci´nin üzerinde çalıştığı konularla kaza arasında bir bağlantı aramadık. Ancak süreçte çeşitli kuruluşların ihmalleri söz konusu. Örneğin 4 Şubat´ta Bayındırlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ´Yol ulaşıma açılmaya uygun değil´ diye not gönderiyor. 5 Şubat´ta da kaza oluyor. Sanki açılış yapılması için yolla ilgili güvenlik önlemleri göz ardı edilmiş gibi... Öte yandan TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de Turgut Özal ve Eşref Bitlis´e suikast iddialarının üzerine gidilmesi gerektiğini belirterek, Tüm bu kuşkuları giderici nitelikle bir inceleme yapılarak, kamuoyu vicdanı tatmin edilmelidir dedi. ( Sabah)

Bitlis´i PKK´yla savaştan rant sağlayan çevreler öldürdü

Emre Aköz (Sabah): Eşref Bitlis, mektubunu 1992´de Özal´a gönderiyor. Yani PKK´nın saldırılarının başlamasından 8 yıl sonra... Bu sekiz yıl, bazı kesimlerin TSK-PKK kapışmasından nemalanmaya başlaması için yeterlidir: Zaten mektubunda Bitlis de o fırsatçı kesimin altını çiziyor. Peki, kimleri suçluyor? 1) Çekiç Güç´te görev alıp PKK´ya yardım eden Amerikalı komutanlar... 2) Savaştan rant sağlayan devlet görevlileri... 3) Güvenlik güçlerinden aldıkları destekle PKK adına iş çeviren Kürt işadamları... Burada ABD´nin yaptıkları ayrı bir tartışma konusu. Onu şimdilik bir yana koyalım... Esas olan yerli aktörlerdir! Ve Eşref Bitlis düpedüz mensubu olduğu kurumu, yani Silahlı Kuvvetler´i suçlamakta... TSK içinde PKK sorunundan nemalanan ekiplerin olduğunu... Daha da vahimi, Genelkurmay´ın bunlara ses çıkarmadığını görüyor. İşte kritik nokta bu! Yoksa Eşref Bitlis´in çözüm önerilerinde, en azından bugünden bakıldığında, heyecan uyandıracak, yaşasaydı çözecekti dedirtecek bir fikir bulunmuyor. (Örneğin PKK´nın lider kadrosunun dağıtılması gerektiğini yazmış ki bunu herkes söyler.) Eşref Bitlis´in günahı, sorunun sadece dışarıdan değil, içeriden de kaynaklandığını Cumhurbaşkanı´na bildirmesiydi. Niye GK Başkanı´na ve Kuvvet Komutanlarına değil de, CB Turgut Özal´a?.. Çünkü diğerlerinin ya işin içinde olduğunu ya da yapılanlara göz yumduklarını düşünüyordu da ondan... Eh, bir de buna Amerikalı komutanları suçlamasını eklerseniz... Tarihte hep şahit olduğumuz bir olayla karşılaşırsınız: Menfaat çarkına çomak sokanı yok etmek... Abdullah Öcalan, 1993´te Bu işi bitirmeye kalkarsam, beni bitirirler demişti. Bitirmedi, yaşadı. Eşref Bitlis bitirmek istedi... Onu bitirdiler. Olay budur. ( Sabah)

Öldürülen askerler... Sır perdesi aralanacak mı?

Nazlı Ilıcak (Sabah): Türkiye´de faili meçhul cinayetlerden hesap sorulmaya başlanması bile, daha demokratik bir ortama girildiğinin delilidir. Evvelce konuşulması mümkün olmayan konular irdeleniyor, failler aranıyor. Cinayetlerin işlendiği dönemde sesini çıkarmaya cesaret edemeyen aileler, bugün hesap sorulsun istiyor. Faili meçhul cinayet derken, sadece PKK ile irtibatlı görüldüğü için öldürülen vatandaşlardan söz etmiyorum. Bir dizi yüksek rütbeli subay da hayatını kaybetmişti; açıklanan gerekçeler yakınlarını tatmin etmekten uzaktı.

Korgeneral Hulusi Sayın, Olağanüstü Hal Bölgesi´nde oluşturulan Asayiş Birlikleri Kolordu Komutanlığı´ndan 1 Eylül 1989´da emekli olmuştu. Başbakanlık Başmüşavirliği görevini yürütürken, 30 Ocak 1991´de, Ankara´da evinin önünde uğradığı silâhlı saldırı sonucunda öldürüldü. Cinayetten Dev-Sol sorumlu tutuldu. (Uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin´e göre, Sayın yumuşama ve çözümden yana olduğu için ortadan kaldırıldı.)

Korgeneral İsmail Selen, emekli olduktan sonra, sahibi olduğu Renault bayiinde, Dev-Sol´lu militanlar tarafından öldürüldü (23 Mayıs 1991). Aynı gün Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz de, 4 Dev-Sol militanı tarafından arabasının içinde tarandı. Acaba, Dev-Sol´a bütün bu suikastlar sipariş mi edilmişti?

Orgeneral Eşref Bitlis´in uçağı, 17 Şubat 1993´te düştü. Kazanın buzlanmadan kaynaklandığı ileri sürülse de, bu konudaki şüpheler hep muhafaza edildi. Eşref Bitlis´in uçağının ikinci pilotu Yüzbaşı Tuğrul Sezginler´in ablası, işin peşine düştü ama bütün kapılar önünde kapanıyordu. Susması yolunda baskıya uğradı. Şimdi, hem Eşref Bitlis´in oğlu Tarık Bitlis, hem de Saime Sezginler uçak kazası dosyasının yeniden açılması için uğraşıyor.

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993´te, Lice Asayiş Bölük Komutanlığı binasının önünde vurularak öldürüldü. Suikastın PKK terör örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi. Yüksekova çetesi soruşturması sırasında, bir çete üyesi, Aydın´ı JİTEMci itirafçıların öldürdüğünü söyledi. Bahtiyar Aydın, Eşref Bitlis´in ekibi içinde yer alan yüksek rütbeli bir askerdi.

Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu, Eşref Bitlis´in ekibindendi. 3 Şubat 1994´te, lojmandaki odasında kafasına tek kurşun sıkılmış halde bulundu. Ailesi bunun intihar olduğuna hiçbir zaman inanmadı. Şimdi Çillioğlu´nun oğlu Gökhan Çillioğlu, suikastçılardan hesap sorulmasını istiyor. Babamı Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın öldürdüğünü biliyorum. Babamı ortadan kaldırtan Tunceli Bölge Komutanı Tuğgeneral İsmail Kuru´dur. Onu herkes ´PKK Paşası´ olarak bilir.

Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden, 12 Ağustos 1995´te PKK ile girdiği çatışmada alnından vurularak öldürüldü. Ama eşi Tomris Özden, bu iddiaya hiçbir zaman inanmadı. Zaten eşinin, alnından değil ensesinden vurulduğunu ileri sürüyor. Daha sonra bir PKK itirafçısı Tomris Özden´i doğruladı. Kendisinin de içinde bulunduğu Bıçak Timi denilen bir JİTEM ekibinin Albay Özden´i öldürdüğünü iddia etti.

Sivil dikta diyerek, Türkiye´yi karanlık bir otoriter rejim içinde göstermek isteyenler, işin biraz da bu yüzüne baksınlar. Aksine, bugün, karanlıkta kalan birçok olay aydınlanıyor. Hiç değilse, aileler korkusuzca işin peşine düşüp, hesap sorulmasını isteyebiliyor. ( Sabah)

(06 Ekim 2010, 12:08)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

´Kod adı: KALE´: İşte Eşref Bitlis´ten Özal´a son mektup

Eşref Bitlis suikastiyle ilgili manşetlerimiz

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Flaş!!! ´Eşref Bitlis´in uçağı düşürüldü, hiç şüphem yok´

Albay: Bensiz Bitlis´i nah öldürürlerdi

Adalet Bakanı: Özal ve Bitlis´in ölümü şüpheli

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Ergenekon-PKK bağlantısı manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2339    yazdır/print


 

Ergenekon sanığı Demir´in yalanı hakim tarafından yakalandı

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Hamza Demir, soruşturma sırasında savcı tarafından tehdit edildiği için ikinci bir savcılık ifadesine okumadan imza attığını ileri sürdü. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´ün okuduğu ifadesindeki bazı bölümlere, ´Ben böyle demedim. Onlar yazmış´ diyen Demir, Başkan Şengün´ün, ´İyi de bunu telefon konuşmasında söylemişsiniz. Kayıtları var´ sözü karşısında bir şey diyemedi.

Ergenekon sanığı Demir´in yalanı hakim tarafından yakalandı

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Hamza Demir, soruşturma sırasında savcı tarafından tehdit edildiği için ikinci bir savcılık ifadesine okumadan imza attığını ileri sürdü. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´ün okuduğu ifadesindeki bazı bölümlere, ´Ben böyle demedim. Onlar yazmış´ diyen Demir, Başkan Şengün´ün, ´İyi de bunu telefon konuşmasında söylemişsiniz. Kayıtları var´ sözü karşısında bir şey diyemedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde vugün görülmekte olan İkinci Ergenekon davasının 87. duruşmasına tutuklu sanıklardan Fatih Hilmioğlu, Mehmet Haberal, Levent Ersöz, İbrahim Özcan, Ersin Gönence, İbrahim Şahin, Yaşar Oğuz Şahin ve Mustafa Dönmez katılmadı. Diğer 25 tutuklu sanığın hazır bulunduğu duruşmada, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, savunmasını dünkü celsede tamamlayan Hamza Demir´in soruşturma aşamasında poliste, savcılıkta ve hakim karşısında verdiği ifadelerini okudu.

Başkan Şengün tarafından okunan ifadelerinin bazı yerlerini onaylayıp bazı yerlerinde düzenleme ve ekleme yapan sanık Hamza Demir, polis, savcılık ve hakimlikte verdiği ifadelerinin okunmasının ardından kendisine zorla imzalattırıldığını ileri sürdüğü savcılık ifadesi sırasında çok yere müdahale ederek Ben böyle bir şey demedim. şeklinde düzeltmeler yaptı. Bazı kişilerle olan tanışıklıkları, diyalogları ve konuşmalarına ilişkin verdiği cevaplar bölümünde de sık sık böyle bir şey söylemediğini öne süren Demir, geçen ifadeleri kabul etmediğini söyledi. Başkan Şengün, Bir konuşmanızdan bahsediliyor. Mehmet Ali Çelebi´ye demişsiniz. Önceleri Adakule Kıraathanesi´nde buluşuyor muşsunuz. Artık buluşma yerinizi değiştirdiğinizi. Bundan sonra Buruş salonunda buluşacağınızı söylemişsiniz. hatırlatması üzerine sanık Demir, Ben bunu söylemedim. Durduk yere neden adresimi değiştireyim ki? cevabını verdi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, Bunlar sizin beyanınız üzerine değil, yaptığınız telefon konuşmaları olarak yazılmış. Kayıtlarda geçen konuşmalar bunlar. uyarısında bulununca sanık Demir, sadece Evet efendim. dedi. (Cihan)

Ara kararlar

İkinci Ergenekon davasına bakan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Durmuş Ali Özoğlu´nun, Eşref Bitlis, Turgut Özal, Cem Ersever ve Behçet Oktay´ın ölümleriyle ilgili anlatımlarını içeren duruşma tutanaklarının, gereğinin yapılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine gönderilmesine karar verdi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, verilen aranın ardından geçen cuma günü sanık ve avukatların taleplerine ilişkin alınan kararlar üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıkladı. Buna göre, tutuksuz sanık Ferda Paksüt´ün mahkeme kalemine bizzat başvurması halinde ses dosyalarının tutanak ile kendisine teslim edilmesine karar verildi. Tutuklu sanık Hasan Ataman Yıldırım´a ait olduğu bildirilen 117 No´lu DVD´den çıktığı belirtilen tbtksvnm isimli dosyanın şifresinin meltem olduğunun tespit edildiğini belirten mahkeme heyeti, yapılan incelemede, klasör içinde bulunan belgelerde, TÜBİTAK UEKAE´ye ait bilgilerin dışarıya sızdırıldığı şeklinde değerlendirmelerin olduğunun anlaşıldığını kaydetti. Mahkeme heyeti, söz konusu şifreli dosyanın TÜBİTAK UEKAE Müdürlüğüne gönderilerek gerekli işlemin yapılıp sonucunun bildirilmesini istedi.

İbrahim Şahin için nihai rapor istendi

İbrahim Şahin hakkında Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunca verilen ceza ehliyetinin tam olmadığına ilişkin raporda belirtilen suçlamalarla ilgili açıklayıcı bilgi istenilmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, gelen cevabın ardından Şahin´in tüm raporlarının Adli Tıp Genel Kuruluna gönderilerek, ceza ehliyeti konusunda nihai rapor düzenlenmesini istemeyi kararlaştırdı. Tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün sağlık durumuyla ilgili heyet raporu alınması için tedavi gördüğü hastaneye yazı yazılmasına karar veren mahkeme heyeti, tutuklu sanık Durmuş Ali Özoğlu´nun, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, emekli Binbaşı Cem Ersever ve Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay´ın ölümleriyle ilgili beyanlarını içeren duruşma tutanakları, varsa dilekçe örnekleri ve bu konularla ilgili dosyadaki diğer belge örneklerinin, gereğinin yapılması için Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 250. maddesi ile yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine gönderilmesine hükmetti. Duruşma, 7 Ekim Perşembe gününe ertelendi. ( AA)

(05 Ekim 2010, 12:06)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

İkinci Ergenekon iddianamesinde ara

Tüm Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2336    yazdır/print


 

Balbay: Siyasetçi, avukat ve gazeteci içeren örgüt dünyada yok

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından gazeteci Mustafa Balbay yine döktürdü: ´Babası ölen, amcası dağdan atlayan ´Ergenekon yaptı´ diyor. Burada yan yana getirdiklerinize bakın.´ Davanın seyrine tepki gösteren Balbay, Hanef Avcı için ise ´Ne zaman gelecek diye düşünüyorduk´ dedi. Ortaya çıkan delilleri delilden saymayan Balbay´ın, ´Siyasi parti liderlerinin, avukatların, gazetecilerin bir arada olduğu bir örgüt dünyada yok´ diyerek İtalyan Ergenekon´u ´Gladio´ örgütünü unutması şaşırttı. Bu örgüte yönelik 6 yıl süren soruşturma ve davalar sonucunda 30 general, bir eski başbakan, 4 bakan, istihbarat örgütü şefleri, çok sayıda gazeteci, medya patronları, işadamları, bankerler, 19 yüksek yargı mensubu ve 58 profesör örgüt üyeliğinden mahkum oldu (Toplam 622 kişi). ´Operasyonlar üst düzey yetkililere uzanınca, ´devlete hizmet etmiş kişilere bu nasıl yapılır?´ diye kıyamet koptu´ diyen Savcı Casson, ´Fakat sonunda generaller ve üst düzey görevliler suçlu bulunarak mahkum oldu´ diyordu.

Balbay: Siyasetçi, avukat ve gazeteci içeren örgüt dünyada yok!

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından gazeteci Mustafa Balbay yine döktürdü: ´Babası ölen, amcası dağdan atlayan ´Ergenekon yaptı´ diyor. Burada yan yana getirdiklerinize bakın.´ Davanın seyrine tepki gösteren Balbay, Hanef Avcı için ise ´Ne zaman gelecek diye düşünüyorduk´ dedi. Ortaya çıkan delilleri delilden saymayan Balbay´ın, ´Siyasi parti liderlerinin, avukatların, gazetecilerin bir arada olduğu bir örgüt dünyada yok´ diyerek İtalyan Ergenekon´u ´Gladio´ örgütünü unutması şaşırttı. Bu örgüte yönelik 6 yıl süren soruşturma ve davalar sonucunda 30 general, bir eski başbakan, 4 bakan, istihbarat örgütü şefleri, çok sayıda gazeteci, medya patronları, işadamları, bankerler, 19 yüksek yargı mensubu ve 58 profesör örgüt üyeliğinden mahkum oldu (Toplam 622 kişi). ´Operasyonlar üst düzey yetkililere uzanınca, ´devlete hizmet etmiş kişilere bu nasıl yapılır?´ diye kıyamet koptu´ diyen Savcı Casson, ´Fakat sonunda generaller ve üst düzey görevliler suçlu bulunarak mahkum oldu´ diyordu.

İkinci Ergenekon davasının 85. duruşması görülmeye devam ediyor. Sanık ve avukatların taleplerinin alındığı duruşmada söz alan tutuklu sanık gazeteci Mustafa Balbay , 3-4 ay önce yaptığı açıklamada özel yetkili mahkemelerin geçmişteki Devlet Güvenlik Mahkemeleri´ni (DGM) aratmayacak şekilde haddini aşan bir hal aldığını ifade ettiğini belirterek, “Tartışılan biz değil o mahkemeler olacak demiştim. Gelinen noktada yargılanacak olan bizler değil sizlersiniz dedi. Medyada Ergenekon davasıyla bambaşka bir ortam yaratıldığını ifade eden Balbay, “Arif Doğan düşüncelerini açıklıyor. Durmuş Ali Özoğlu düşüncelerini açıklıyor. Belki de Ergenekon bir haber ajansıydı, soruşturma bürosuydu. Buradan terör örgütü çıkmıyor. Ama savcılar kurgulanan örgüte üye bulabilmek için can hıraç bir şekilde çırpınıyor. Bir teğmenden, bir gazeteciden, bir sendika başkanından üye yaratmaya çalışıyor diye konuştu.

Ergenekon soruşturması 3 yıl önce başladı

Zaman zaman sesini yükselten Balbay, sözlerine şöyle devam etti: “Kendinize gelin, böyle mahkeme olmaz. Bizi darağacına asıp taşlatıyorsunuz. Babası ölen, amcası dağdan atlayan ´Ergenekon yaptı´ diyor. Burada yan yana getirdiklerinize bakın. Rektörler, öğretim üyeleri, gazetecileri, sendikacıları bir araya getirdiniz. Şamil Tayyar ´Balyoz Ergenekon´un 30 katı´ diyor. Siyasi parti liderlerinin, avukatların, gazetecilerin bir arada olduğu bir örgüt dünyada yok. Bizim başka şubemiz yok taklitlerimizden sakınınız. Bu sözleri sarfeden Balbay´ın İtalyan Ergenekon´u ´Gladio´ örgütünü unutması şaşırttı. Bu örgüte yönelik 6 yıl süren soruşturma ve davalar sonucunda 30 general, bir eski başbakan, 4 bakan, istihbarat örgütü şefleri, çok sayıda gazeteci, medya patronları, işadamları, bankerler, 19 yüksek yargı mensubu ve 58 profesör örgüt üyeliğinden mahkum oldu (Toplam 622 kişi). İtalyan Savcı Felice Casson, yıllarca süren Gladio soruşturması sırasında en büyük engellemeyi yargı mensuplarından gördüğünü vurgularken şu tespitte bulunuyordu: ´Başka bir mahkemeye tayinimi çıkarıp davayı engellemek istediler. Operasyonlar üst düzey yetkililere uzanınca, ´devlete hizmet etmiş kişilere bu nasıl yapılır?´ diye kıyamet koptu. Fakat sonunda generaller ve üst düzey görevliler suçlu bulunarak mahkum oldu.´

´Bizim başka şubemiz yok taklitlerimizden sakınınız´

Davaya sürekli başka dosyaların istenmesini de eleştiren Mustafa Balbay, “Bu dosyayı da getirtelim, şu dosyayı da getirtelim. Bu davanın yürümesi değil, çürümesidir ifadesi kullandı. Cumhuriyet Gazetesi´ne yazdığı yazıların ancak 10 gün sonra yayınlanabildiğini belirten Balbay, “Gazetecilerin bir kısmı hapiste çürüyor. Gazeteye gönderdiğim yazılar 8 gün sonra gazeteye ulaşıyor. Ve 10 gün sonra yayınlanıyor. Bir yazıyı kaleme aldığımda 10 gün sonra bile güncelliğini yitirmemiş olması gerekiyor. Bu bir direniştir. Bu özünde sansür değil midir? “ diye konuştu. Türkiye´de bu savcılar olduğu sürece hükümeti davası açmak, hakaret davası açmaktan daha kolaydır iddiasında bulunan Balbay, şu örneği verdi: “Şöyle bir dava olabilir mi? 7 yıl önce Balbay 3-4 kişiyi öldürdüğü söyleniyor. Ama adamlar ölmemiş gibi. Buradan bir dava açılamaz. Ama böyle bir darbe davası açılabiliyorsunuz. Not defterinde Tayyip yazılmış, altı çizilmiş, üstü çizilmiş. Hııı... O zaman darbecisin. Daha önce savcılar, Cumhuriyet´in savcısı mı? Hükümetin savcısı mı? Diyordum ama bu sözümü değiştirdim. Şimdi ´Savcılar Cumhuriyet´in savcısı mı? Dedikodu savcısı mı?´ diyorum. Türkiye´de darbe davası açmak, hakaret davası açmaktan daha kolay bir hale gelmiştir

Hanefi Avcı yorumu

Mahkeme heyetine elindeki bir kağıdı göstererek, “Bütün dünyada bu dolaşıyor. Burada ´Türkiye gazetecilerin tutuklu olduğu bir ülke. Türkiye´yi kınayın´ yazıyor. İşte Türkiye´nin dünyadaki imajı buna dönüştü diyen Balbay, aralarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Derneği´nin de bulunduğu 17 kurumun açtığı “Tutuklu gazetecilere özgürlük kampanyası için çok teşekkür ettiğini belirtti. Bugünün TBMM´nin açılış günü olduğunu hatırlatan ve “En kötü meclis kapalı bir meclisten iyidir diyen Balbay, “Dün polise ifade vermesi için aranan Aysel Tuğluk, bugün barışa katkıda bulunması için aranıyor. Buyurun dengelerin halini görün dedi. Devrimci Karargah Örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan Hanefi Avcı´nın da Silivri Cezaevi´ne getirilmesiyle ilgili olarak da “Hanefi Avcı da Silivri´ye ne zaman gelecek diye düşünüyorduk. Silivri´de olduğumuz için buraya açılan yolları biliriz. Tahmin ettiğimiz tarihten daha geç bir tarih oldu dedi. ( Cnnturk)

Özoğlu Avcı´ya özendi: Faili Meçhuller Ergenekon´un değil, başkalarının işi, Fethullah örgütü de var

Özoğlu da döktürdü: Eşref Bitlis´i Kontrterör ekibi öldürdü

İkinci ´Ergenekon´ davasının tutuklu sanığı Durmuş Ali Özoğlu, bugün de tartışılan, eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis´in öldürülmesi gibi olayların ´Ergenekon´ değil, Kontrterör Daire Başkanlığında yetişen ekip tarafından yapıldığını ileri sürdü. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, dünkü oturumda Türkiye´deki faili meçhul cinayetlere ilişkin açıklama yapacağını söyleyen tutuklu sanık Özoğlu söz aldı. Behçet Oktay´ın bir cinayete kurban gittiğini ve bu cinayetin milletvekili Recai Birgün tarafından bilindiğini ileri süren Özoğlu, Birgün´ün telefon kayıtlarının getirtilmesini ve duruşmada dinlenmesini istedi. Oktay´ın öldürülmesinin nedeninin, ´Ergenekon´ davaları kapsamında gömülü olarak çıkarılan mühimmatlar olduğunu savunan Özoğlu, bu mühimmatları gömmenin 3-5 polisin işi olmadığını, NATO´nun da bunda rol aldığını, bunun belgesinin de kendisinde olduğunu iddia etti. Özoğlu, Ala limited Şirketine baskın düzenlenmesi durumunda kayıtların alınabileceğini savundu. Mehmet Eymür´ün başında olduğu MİT Kontrterör Dairesinin içinde askerler, polisler ve MİT´in kendi personelinin bulunduğunu ifade eden Özoğlu, 100 kişiye yakın olan bu ekibin çeşitli özel eğitimlerden geçtiğini, ABD ve İsrail´de eğitim gördüğünü, İran, Irak, Suriye ve Türk Cumhuriyetlerinin de operasyon alanları olduğunu ileri sürdü. Özoğlu, ´buradan ayrılanların birçoğunun Fethullah Gülen cemaatinde istihbarat örgütü kurduklarını´ öne sürerek, isimlerinin de mevcut olduğunu kaydetti.

Eşref Bitlis´in Türkiye tarihinde Kuzey Irak´a yapılacak en büyük operasyonu yönettiğini, sınırın Musul´a doğru kaydırılacağını, terör çatışmalarının bitirileceğini ifade eden Özoğlu, Bitlis´in uçağının durduğu yer ile Amerikalıların uçaklarının durduğu yerin aynı olduğunu ve uçağın düşürüldüğünü savundu. 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal´ın da bu operasyondan bilgisi olduğunu, Musul ve Kerkük olayını halletmeyi planladığını ifade eden Özoğlu, ´Yapamadan o da gitti´ dedi. Özoğlu, 2 yunan subayının Türk helikopterini düşürmesinin ardından eski Başbakanlardan Tansu Çiller hakkında da askeri casusluktan soruşturma yapıldığını savunarak, ´Bugün (Balyoz) onun finali yapılıyor burada. Kontrterör Dairesinde yetişenler şimdi bugün bu operasyonları Fethullah Gülen örgütüyle birlikte yapıyorlar. Cem Ersever, Eşref Paşa´nın adamlarındandı. Onu da öldürdüler. Paşanın dağ kadrosundan kim varsa onları da öldürdüler. Bu ekip, anti Amerikancı Kürt ve Türk aydınlarını da öldürdü´ dedi. Özoğlu, günümüzde de tartışılan bu olayların ´Ergenekon´ örgütü tarafından değil, Kontrterör Daire Başkanlığında yetişen ekip tarafından yapıldığını ileri sürdü.

Özoğlu, Eymür´ün, can ciğer arkadaşı olarak belirttiği Hanefi Avcı´yı içeri aldırdığını ileri sürerek, Avcı ile Bülent Orakoğlu´nun önceden askeri casusluktan cezaevinde yattığını öne sürdü. Turgut Özal´a yapılan suikastin de sahte bir hikaye olduğunu iddia eden Özoğlu, Albay Rıdvan Özden´in ise Kanas silahıyla terör örgütüyle çatışmadayken öldüğünü anlattı. ( Zaman)

Birileri gerçekleri örten sis perdesi yırtılmasın ve asıl suçlular ortaya çıkmasın istiyor..

Özoğlu gibileri hepimizi bulanık suda balık avlamaya davet ediyor

Aziz Üstel (Star): Ergenekon davası sanığı Durmuş Ali Özoğlu, Cuma günkü duruşmada, eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis´in uçağını Ergenekon´un değil, MİT Kontrterör Dairesi´nden bir ekibin düşürdüğünü iddia etti! Kuvayı Milliye Derneği Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Ali Özoğlu, faili meçhul cinayetlerle ilgili açıklamalarda bulunacağını söylüyor duruşma sırasında. Sonra da Jandarma eski Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis´in Ergenekon değil de MİT tarafından öldürüldüğünü öne sürüyor. Mehmet Eymür´ün yönettiği, MİT Kontrterör Dairesi´nin içinde asker, polis ve MİT´in adamlarından oluşan yaklaşık 100 kişilik özel bir birliğin ABD ve İsrail´de eğitim gördüğünü söyleyen Özoğlu, bu tayfanın, Irak, Suriye ve Türki cumhuriyetlere CIA ve MOSSAD ile birlikte operasyonlar düzenlediğini de açıklıyor! Eşref Bitlis´in Kuzey Irak´a yapılacak büyük bir operasyonu yönettiğini, sınırın Musul´a doğru kaydırılacağını ve terör çatışmalarının bitirileceğini açıklayan Özoğlu, “Bitlis´in uçağının durduğu yerle Amerikalıların uçaklarının bulunduğu hangarın birbirine çok yakın olduğunu, uçaktaki alkol tüpüne su katılması durumunda, havalandıktan 10-15 dakika sonra uçağın kanatlarının donacağını ve taş kütlesi gibi yere çakılabileceğini” belirterek Eşref Bitlis´in uçağının da bu şekilde düşürülmüş olabileceğini savundu. Burada “basit” bir hata yapıyor Özoğlu, çünkü uçak havada yanarak parçalanıyor ve öyle düşüyor. Buzlanma olsa Bitlis´in uçağı taş gibi yere düşer, parçalanır ve sonra patlayarak yanmaya başlardı diyor uzmanlar.

Dönelim Özoğlu´nun ifadesine. Efendim, Özoğlu´na göre, Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın da bu operasyondan bilgisi varmış, Musul ve Kerkük´ü Türkiye topraklarına katmayı tasarlamaktaymış. Her şeyden önce rahmetli Özal, böyle bir tasarıyı ABD´nin tam desteği olmaksızın gerçekleştiremeyeceğini bilecek kadar deneyimli bir devlet adamıydı. Hadi diyelim ki, bu onayı aldı ve Eşref Paşa´ya “Kerkük´le Musul´u Türkiye topraklarına kat!” dedi. Genel Kurmay Başkan´ı ve diğer Kuvvet Komutanlarıyla görüşmedi, TBMM´yi de bilgilendirmedi. Yani bir başına, Başkanlık düzenini kurdu ve de bütün bunları ABD´nin onayını alarak yaptı! Peki, madem ABD´nin onayı vardı, o zaman Amerika´lılar neden öldürdü Turgut Özal´ın Kerkük ve Musul´u Türkiye topraklarına katma görevini verdiği Bitlis´i? Cevap yok tabii!

Durmuş Ali Özoğlu´nun iddiaları bitmek bilmiyor: “Cem Ersever, Eşref Paşa´nın adamlarındandı. Onu da Kontrterör örgütü öldürdü. Paşa´nın dağ kadrosundan kim varsa onları da öldürdüler. Bu ekip, anti Amerikancı Kürt ve Türk aydınlarını da öldürdü. Günümüzde de tartışılan bu olaylar Ergenekon örgütü tarafından değil Kontrterör Daire Başkanlığı´nda yetişen ekip tarafından yapıldı.” Şimdi, bu örgüt Amerikancı mı değil mi? Eğer Amerikalılar Eşref Bitlis Paşa´yı öldürdüyse, neden Bitlis´in adamları Amerika karşıtı Kürt ve Türk aydınları vuruyor? Tam tersi olması gerekmez mi? Yani Amerika yanlılarını temizlemeleri daha akıla mantığa uygun değil mi?

Özoğlu, 29 Aralık 2009´da Ergenekon Terör Örgütü´yle olan bağlantısı olduğu gerekçesiyle tutuklanmış, bilgisayarında da darbe sonrası yapılacakları anlatan belgeler ele geçirilmişti. Türkiye´de, hele de o karanlık 1993 yılında gerçekleştirilen, failleri meçhul cinayetleri ABD´nin, Almanya´nın, İsrail´in, İran´ın, uzun lafın kısası aklınıza hangi ülke geliyorsa onun üzerine yıkmak ve birbiri ardına komplo teorileri üreterek herkesin kafasını karıştırmak, günümüzde geçer akçe olmaya başladı. Elbette birileri gerçekleri, eli kanlı katillerin kim ya da kimler olduğunu biliyor ama konuşmuyor. Onlar yerine Özoğlu gibileri çıkıyor, hepimizi bulanık suda balık avlamaya davet ediyor... ediyor ki gerçekleri örten sis perdesi yırtılmasın ve asıl suçlular ortaya çıkmasın! ( Star)

Abdullah Harun

(01 Ekim 2010), son güncel.: (04 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2318    yazdır/print


 

Ses Kaydı: Cihaner ve diğer davalar Ankara´ya

İnternete yeni bir ses kaydı daha düştü. Dailymotion.com´da yayına konulan 4 parçalı ses kaydı bir süre sonra site tarafından yayından kaldırıldı. Skandal ses kaydındaki kişiler arasında Sincan Hakimi Osman Kaçmaz, Yargıtay Üyeleri Hamdi Yaver Aktan ile Fatih Arkan, Prof. Dr. Ersan Şen, 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker, Danıştay 7. Daire Üyesi Eren Sonbay gibi isimler bulunuyor. Şok diyalogların geçtiği ses kaydı, Yargıtay´da nasıl kirli oyunlar oynandığını, yerel mahkemelerden oraya aktarılan dosyalara bakacak hakimlerle görüşülerek dosyalara nasıl tesir edildiğini bir kez daha gösteriyor. Ses kaydı, çok yakında İstanbul´da mı yoksa Ankara´da mı bakılmaya devam edileceğine dair Yargıtay Ceza Kurulu´nda karara bağlanacak olan Islak İmza ve Cihaner dosyaları konusunda yargıtayda nasıl kirli oyunlar oynandığını, hatta sadece bu davaların değil tüm Ergenekon davalarının dahi birleştirilerek Ankara´da Yargıtay´da gördürülmesi çabalarının harcandığını gösteriyor. Şu ana kadar yüksek yargıdaki bu kirli oyunları deşifre eden çok sayıda ses kaydı yayınlandı. Sonuncu ses kaydı, referandumda hayır oyları çıkmasının önemini ve boykot desteği için PKK terör örgütü lideri Öcalan´la görüşülmesi gerektiğini işliyordu. Yine önceki kayıtlardan birinde de Cihaner davasının Erzurum Mahkemesi´nden baskıyla alınarak Yargıtay´da görülmesi ve sanıkların tahliye edilmesi işleniyordu. Ortaya çıktığında Türkiye´yi sarsan bu ses kaydındaki kişiler için, kimlikleri de açık olmasına rağmen birşey yapılmadı ve kayıtta geçen kirli plan adeta göstere göstere ve adım adım gerçekleştirildi. İçlerinde gerçek hukukçular bulunsa da Yargıtay dairelerinde kritik konumlara gelmiş birçok ismin örgütlü olarak birlikte hareket ettikleri, ihsası reyde bulunarak dosyalara bakacak kişilere ve dosyalara tesir ettikleri, istedikleri yönde karar çıkartıkları bu ses kayıtlarından anlaşılıyor.

ŞOK Ses Kaydı!!! Cihaner ve tüm Ergenekon davaları Ankara´ya alınsın

İnternete yeni bir ses kaydı daha düştü. Dailymotion.com´da yayına konulan 4 parçalı ses kaydı bir süre sonra site tarafından yayından kaldırıldı. Skandal ses kaydındaki kişiler arasında Sincan Hakimi Osman Kaçmaz, Yargıtay Üyeleri Hamdi Yaver Aktan ile Fatih Arkan, Prof. Dr. Ersan Şen, 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker, Danıştay 7. Daire Üyesi Eren Sonbay gibi isimler bulunuyor. Şok diyalogların geçtiği ses kaydı, Yargıtay´da nasıl kirli oyunlar oynandığını, yerel mahkemelerden oraya aktarılan dosyalara bakacak hakimlerle görüşülerek dosyalara nasıl tesir edildiğini bir kez daha gösteriyor. Ses kaydı, çok yakında İstanbul´da mı yoksa Ankara´da mı bakılmaya devam edileceğine dair Yargıtay Ceza Kurulu´nda karara bağlanacak olan Islak İmza ve Cihaner dosyaları konusunda yargıtayda nasıl kirli oyunlar oynandığını, hatta sadece bu davaların değil tüm Ergenekon davalarının dahi birleştirilerek Ankara´da Yargıtay´da gördürülmesi çabalarının harcandığını gösteriyor. Şu ana kadar yüksek yargıdaki bu kirli oyunları deşifre eden çok sayıda ses kaydı yayınlandı. Sonuncu ses kaydı, referandumda hayır oyları çıkmasının önemini ve boykot desteği için PKK terör örgütü lideri Öcalan´la görüşülmesi gerektiğini işliyordu. Yine önceki kayıtlardan birinde de Cihaner davasının Erzurum Mahkemesi´nden baskıyla alınarak Yargıtay´da görülmesi ve sanıkların tahliye edilmesi işleniyordu. Ortaya çıktığında Türkiye´yi sarsan bu ses kaydındaki kişiler için, kimlikleri de açık olmasına rağmen birşey yapılmadı ve kayıtta geçen kirli plan adeta göstere göstere ve adım adım gerçekleştirildi. İçlerinde gerçek hukukçular bulunsa da Yargıtay dairelerinde kritik konumlara gelmiş birçok ismin örgütlü olarak birlikte hareket ettikleri, ihsası reyde bulunarak dosyalara bakacak kişilere ve dosyalara tesir ettikleri, istedikleri yönde karar çıkartıkları bu ses kayıtlarından anlaşılıyor.

1. Ses kaydı: TİB baskınları

Birinci ses kaydındaki konuşmalardan, deşifre olmasına rağmen adım adım gerçekleştirilen “Ergenekon sanığı Başsavcı İlhan Cihaner´i kurtarma planı”ndan Sincan Hakimi Osman Kaçmaz´ın da haberdar olduğu anlaşılıyor. Konuşanların Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdür Yardımcısı Orhan Sungur, Ankara Hakimi Hayri Keskin, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz olduğu ileri sürülüyor. Ses kaydında, Yarsav eski Başkanı Ömerfaruk Eminağaoğlu´nun şikayeti üzerine Sincan Hakimi Osman Kaçmaz´ın verdiği kararla ve daha sonraki aylarda Yargıtay ve Danıştay yetkililerinin de telefonlarının gizlice dinlendiği şikayetleri üzerine devletin telefon dinlemelerinin denetlendiği en üst kurumu merkezi olan Ankara´daki Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı´na (TİB) 4 kez baskın yapılarak şikayetlere konu olan yasadışı dinlemelerin yapılıp yapılmadığı araştırılmıştı. Baskınları gerçekleştiren bilirkişilerin de bulunduğu heyete Ankara hakimi Hayri Keskin başkanlık etmişti. İncelemeler sonucunda hiçbir yasadışı dinleme tespit edilmediği gibi aksine yasal olarak yani mahkeme kararıyla Ergenekon kapsamında hakkında telefon dinlemesi yapılan bazı hakim ve savcıların isimleri bazı medya organlarına sızdırılmış, tüm yargının gizli ve yasa dışı şekilde dinlendiği iddiasıyla büyük bir tartışma başlatılmıştı.

2. Ses kaydı: Cihaner ve Ergenekon davalarının Yargıtay´da gördürülme çabaları

İkinci ses kaydında ise önümüzdeki haftalarda Yargıtay Ceza Kurulu´nda görüşülerek karar bağlanacak olan Cihaner ve Islak imza davalarının Ankara´da Yargıtay´da mı yoksa İstanbul´daki Ergenekon mahkemesinde mi görüleceği konusu işleniyor. Dosyaların Ceza Genel Kurulunca incelenmesi arefesinde sanık İlhan Cihaner´in Yargıtay üyesi Fatih Arkan tarafından Yargıtay üyeleri ile görüştürülerek kulis yapıldığı ve bunun da ötesinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanı İhsan Akçin ile de görüştürüldüğü belirtiliyor. Kısa süre önce medyada er alan haberlere göre de, dava sanığı Cihaner´in Yargıtay Ceza Kurulu üyeleriyle Ankara´da görüşmeler yaptığı ortaya çıkmıştı.

3. Ses kaydı: Ersan Şen ile Ersan Ülker´in dava sonucunu önceden ayarlaması

Üçüncü ses kaydındaki görüşme, Cihaner´in davasına bakan Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker ile Ergenekon davalarının muhalifi hukukçu Prof. Dr. Ersan Şen arasında geçiyor. Ülker´i arayan Şen, yerel mahkemeden Yargıtay´a intikal eden bir dosya hakkında bilgi vererek dosya hakkında ağırlığını koymasını istiyor. Ayrıntılı görüşmede Ülker de, ´Bakarız Ersan, sen merak etme, şey yaparız´ diyerek açıkça ihsası reyde bulunuyor.

4. Ses kaydı: Yargıtay´ın Ergenekon hakimlerine tazminat kararındaki kirli oyunlar

Dördüncü ses kaydındaki görüşmede yer alan kişilerden birinin Danıştay 7. Daire Üyesi Eren Sonbay olduğu ileri sürülüyor, diğer kişi ise bilinmiyor. Ses kaydından Sonbay olduğu iddia edilen kişi, bir kısım arkadaşı ile birlikte beklemekte olduğu İlhan Cihaner´in tahliyesini haber alınca, sevincinden deliye dönerken, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin Ergenekon hakimleri aleyhindeki tazminat kararını nasıl organize ettiklerini anlatıyor: ´Biz 10 gün önceden biliyorduk onu o gün heyetinde kararın verildiği akşamın hiiii. İkibuçuk milyara mı hükmetmişler Eren. Tabi, tabi ama o üst sınır zaten mecburen ama şimdi Yargıtay Genel Hukuk Kuruluna gidecek yani. Bakalım orada ne olacak. Hiçbir şey olmaz canım yani Kurulun yapısı gayet iyi.´ Hatırlanacağı gibi Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mehmet Haberal´ı tahliye etmedikleri gerekçesiyle çeşitli mahkemelerdeki 9 hakime Yargıtay 4. Hukuk Dairesi skandal şekilde tazminat cezası vermişti. Bu skandalın ardından hareketlenen diğer Ergenekon ve Balyoz sanıkları da yine aynı daireye birer ikişer müracaat ederek hakim ve savcılar aleyhine tazminat davaları açtılar. Bu yolla Ergenekon ve benzeri davalara bakan hakim ve savcıların yıldırılmak istendiği açıkça görülüyor. İşte dünkü ses kaydı Yargıtay´ın verdiği bu tazminat kararının 10 gün önceden farklı hakimler tarafından bilindiği anlaşılıyor. Dördüncü ses kaydındaki Danıştay 7. Dairesi Üyesi Eren Sonbay olduğu ileri sürülen kişi, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin Ergenekon hakimleri aleyhindeki tazminat kararını nasıl organize ettiklerini anlatıyor. Şahıs, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin Ergenekon davasında tutukluları tahliye etmedikleri gerekçesiyle 9 hakime verilen tazminat cezasını 10 gün önceden bildiklerini söylüyor. Sonbay, yargıtayda bu kararın çıkacağından HSYK üyesi Suna Türkoğlu´nun da haberdar olduğunu söylüyor. Kararname krizinden sonra Yargıtay´a üye seçilen ve 9 hakimin tazminata mahkum edilmesi kararını veren Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Üyesi Ayşe Çevikbaş, Tartıcı´nın özellikle bu daireye görevlendirildiğini söylüyor.

(4 dosya bir yerde, 109MB)

Birinci ses kaydının dökümü

Birinci ses kaydındaki konuşmalardan, deşifre olmasına rağmen adım adım gerçekleştirilen “Ergenekon sanığı Başsavcı İlhan Cihaner´i kurtarma planı”ndan Sincan Hakimi Osman Kaçmaz´ın da haberdar olduğu anlaşılıyor. Konuşanların Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdür Yardımcısı Orhan Sungur, Ankara Hakimi Hayri Keskin, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz olduğu ileri sürülüyor. İşte 1´nci ses kaydının dökümü:

Orhan Sungur: Vallahi bak sen sonra böyle dinleme minleme odalarına da girdin, oraları da gördün yani...N´oluyo oralarda

Hayri Keskin: Hiç bir şey yok genel müdürüm.

Orhan Sungur: Bu hakimler yatsın kalksın sana dua etsin yani. Yedi düvele karşı tek başına savaşıyon.

X Bayan: ..arkadaşları diyormuş; vaay adama bak helal olsun tek başına savaşıyor.

Hayri Keskin: Osman Reis´in yüzünden uzaylılar Türkçe öğrenmiş. Geçen hafta düştü ya... Uzaylılar Türkçe mi konuşuyo? Konuşurken mi düştü? Şu adamdan terörist olur mu arkadaşlar? Şu surata bak, melek melek.

Orhan Sungur: Cihaner´in davası, Cihaner´in davası ertelendi mi ?

Osman Kaçmaz: Ertelendi, haftaya Cuma´ya.

Orhan Sungur: Çook güzel oluyo...

Orhan Sungur: ...kardeşim bu davada yaa.

Osman Kaçmaz: Birleştirilecek ya

Orhan Sungur: Göndermiyor ama (dosyayı)

Hayri Keskin: CD üzerinden birleştirecekler.

Osman Kaçmaz: O dosyayı da istedi. Şeyi de istedi, bunda birleştirecekler, Bunu da birleştirecekler.

Orhan Sungur: Ergenekon´un tamamını birleştirsinler.

Osman Kaçmaz: İstanbul´u birleştiriyor.

Orhan Sungur: Yok, Ergenekon´un tamamını burayla birleştirsinler. : Üst dereceli mahkeme, birleştirir her zaman ama baskı altında.

Osman Kaçmaz: Duruşmada “evet İlhan ne diyorsun” diyor. Hemen ertesi gün başkan sanığa İlhan diye hitap etti.

Orhan Sungur: Ahmet mi diyecekti?

Osman Kaçmaz: Bu sefer döndü, ne dedi biliyor musunuz başkan? Sayın İlhan Cihaner evet ne söylüyorsun. Yav, İlhan demişsen devam et İlhan demeye. Sayın İlhan daha kötü. Ne demek Sayın İlhan.

Orhan Sungur: Bak itiraz etmiyorum yani

Osman Kaçmaz: Hüseyin Boyrazoğlu çıktı duruşmaya. (Eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, 11. Ceza Dairesi Üyesi)

Hayri Keskin: Şeye?

Osman Kaçmaz: 11´in eee. : Eee, bir oyumuz garanti o zaman.

İkinci ses kaydının dökümü

İkinci ses kaydında ise önümüzdeki haftalarda Yzrgıtay Ceza kurulu´nda görüşülerek karar bağlanacak olan Cihaner ve Islak imza davalarının Ankara´da Yargıtay´da mı yoksa İstanbul´daki Ergenekon mahkemesinde mi görüleceği konusu işleniyor. Dosyaların Ceza Genel Kurulunca incelenmesi arefesinde sanık İlhan Cihaner´in Yargıtay üyesi Fatih Arkan tarafından Yargıtay üyeleri ile görüştürülerek kulis yapıldığı ve bunun da ötesinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanı İhsan Akçin ile de görüştürüldüğü belirtiliyor. Kısa süre önce medyada er alan haberlere göre de, dava sanığı Cihaner´in Yargıtay Ceza Kurulu üyeleriyle Ankara´da görüşmeler yaptığı ortaya çıkmıştı. İşte 2´nci ses kaydının dökümü:

Hamdi Yaver Aktan: Hata bizden kaynaklanıyor yani. Bu işi iyi götüremedik. Nasıl strateji izleyeceğimizi Sabih beyle falan.

Fatih ARKAN: Herkes adına çaba gösteren çocuk, diyetini çekiyor şimdi.

Hamdi Yaver Aktan: Evet yaa.

Fatih ARKAN: Biz bu uyarıları varsayım olarak size aktarmaya çalıştık. Size, başsavcıya, Ceza Kurul başkanına (Yargıtay Ceza Genel Kuirulu Başkanı İhsan Akçin), yani ben, eee görüştürdük hepsiyle.

Hamdi Yaver Aktan: Ya dedim. Ben dedi her şeyi göze aldım dedi. Tamam madem.

Fatih ARKAN: Çok önce başladık, geliyor belli süreç yani. Herkes tavrını alsın, herkes...

Üçüncü ses kaydının dökümü

Üçüncü ses kaydındaki görüşme, Cihaner´in davasına bakan Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker ile Ergenekon davalarının muhalifi hukukçu Prof. Dr. Ersan Şen arasında geçiyor. Ülker´i arayan Şen, yerel mahkemeden Yargıtay´a intikal eden bir dosya hakkında bilgi vererek dosya hakkında ağırlığını koymasını istiyor. Ayrıntılı görüşmede Ülker de, ´Bakarız Ersan, sen merak etme, şey yaparız´ diyerek açıkça ihsası reyde bulunuyor. İşte 3´ncü ses kaydının dökümü:

Ersan Şen : Abi ben sizin, sizde olan (11. Ceza Dairesinde olan) bir dosyanın vekaletini aldım, dün itibariyle. 3 Haziran da murafaası (duruşma) var. Bir dilekçe hazırlayıp verecem.

Ersan Ülker : 3 Haziran, ne o ... dosyası mı ?

Ersan Şen : Yok hayır hayır değil. Bu 5-6 defa bozma görmüş, çokça usulden, 6. Ceza Dairesinden geçmiş gitmiş, biraz şeyi takip eden bir dosya. Yahya Murat Demirel´i takip eden bir dosya. İsim olarak hatırlarsınız, Ziraat Bankası ile Ağyar Çetinkaya. Diğer dosyayı bir miktar takip etmiş, ilginç bir dosya

Ersan Ülker : Ziraat Bankası´nın mı?

Ersan Şen : Ziraat Bankası.

Ersan Ülker : Ya o konuda bir şey var deniyor, bu hafta genel kurulda da (Ceza Genel Kurulu), güzel tartışmalar yapıldı, benden çıktı ya bu bankalara dair.

Ersan Şen : Evet.

Ersan Ülker : Tam şey yapamadım şimdi ya ama çok lehe bir durum var. Bunu siz, Bakacılar, Bankalar Birliği istiyor yani.

Ersan Şen : Abi bizim meselede şöyle. Suç tarihi 1999 gözüküyor. Ordan bu tarafa geliyor fakat çokça süreç geçirmiş, fakat işlendiği iddia olunan tarihte 4389 yürürlükte değil. İki husus yürürlükte.

Ersan Ülker : İşte aynı durum canım.

Ersan Şen : Bir şekli, nüans farkı, tek bir nüans farkı var Yahya Murat Demirel ile

Ersan Ülker : Şey çıktı bak, onu al sen yalnız, bu genel kurul kararı tam senin dosyanı ilgilendiren konu, onu alda

Ersan Şen : Ne zaman çıktı abi.

Ersan Ülker : İşte bu şeyde çıktı daha

Ersan Şen : Bizdeki sorun tabii biraz tarihler itibariyle

Ersan Ülker : Biz onlara bakarız ya artık o konuda bir netlik...

Ersan Şen : Ben dilekçe verecem, ben dilekçe verecem.

Ersan Ülker : Sen ver de onu...

Ersan Şen : Yani, Sizin yakaladığınız o ince noktayı yerel mahkeme yakalayamamış.

Ersan Ülker : Onu inceleriz. Daha gelecek herhalde değil mi ?

Ersan Şen : Geldi geldi. Sayın başkanım, sizin yakaladığınız ince noktayı yerel mahkeme görememiş.

Ersan Ülker : Ona bakacağız tabii.

Ersan Şen : Bir o bir de ikincisi şu; bilirkişi heyeti kurman gerekiyor, bu teknik bir mesele. Bunda da yine onu yapmamış. Siz gönderdiğiniz için bozmayla...

Ersan Ülker : Bakarız. Sen dilekçeni yaz da şimdi ver.

Ersan Şen : Ben kendim bizzat takip edeceğim.

Ersan Ülker : ????

Ersan Şen : Çok uzun tutmayayım değil mi ? Kaç sayfa, iki sayfa.

Ersan Ülker : Yok ya, okunacak tarzda, bizim hani o şeyimizden de referans yaparak, hangi konuların araştırılması gerektiğini

Ersan Şen : O Ceza Genel Kurulu kararının beni ilgilendiren bir tarafı var mı ?

Ersan Ülker : Eee, onu al yani. Eee çok ilgilendiriyor. Onu al yani, sizi, bankacıları çok ilgilendiriyor. Bilmiyorum yine bunlar için gene şeye, meclise sunulan bir şey vardı.

Ersan Şen : Hiç haberim yok ondan hah haa haa.

Ersan Ülker : Çıkar çıkmaz bilmiyorum yani. Belkide şey yaa.. onu takip edeceksin.

Ersan Şen : Ben nasıl dilekçe yazayım abi. Benim üç tane meselem var. Bir tanesi bu tarih, ikincisi bilirkişi incelemesi üçüncüsü de özgür suç bu. Yani özgür suç olması itibariyle 40/2 uygulanır diyorum. Yani

Ersan Ülker : Ya sen şeyine göre yaz, biz onu zaten şeyin, eee merak etme yani Önceki bir bozmamız varsa, onları mutlaka biz şey yaparız.

Ersan Şen : Peki şu, şu var mı abi sizde. bütün banka dosyalarında bilirkişi incelemesi istiyor musunuz.

Ersan Ülker : Bilirkişi incelemesi tabi şunun için istenir. Mesela kredi tahsis edildiği tarihte nedir, teminat nedir, şey nedir, karşılıyor mu krediyi. E bunları tabi bilirkişi ...

Ersan Şen : Bu yok mesela bizim dosyada.

Ersan Ülker : Onlar, onları tabiî isteyeceğiz yani şey olursa. Ona bakarız Ersan, sen merak etme, şey yaparız

Ersan Şen : Bir emrin, isteğin var mı?

Ersan Ülker : Sağol canım.

Dördüncü ses kaydının dökümü

Dördüncü ses kaydındaki görüşmede yer alan kişilerden birinin Danıştay 7. Daire Üyesi Eren Sonbay olduğu ileri sürülüyor, diğer kişi ise bilinmiyor. Ses kaydından Sonbay olduğu iddia edilen kişi, bir kısım arkadaşı ile birlikte beklemekte olduğu İlhan Cihaner´in tahliyesini haber alınca, sevincinden deliye dönerken, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin Ergenekon hakimleri aleyhindeki tazminat kararını nasıl organize ettiklerini anlatıyor. İşte 4´ncü ses kaydının dökümü:

Eren Sonbay : - Efendim Leyla´cığım, noldu duruşma, birleşti mi, - vayyy (Gülüyor), ayyy çok teşekkür ediyorum, hııı, ayyy çok sevindim Leyla ayyy bugün o kadar istedim ki orada olmak ama işte biliyorsun koşulları, çok öptüm çok çok çok çok hadi hoşça kal, - İlhan Cihaner tahliye, tahliye oldu çocuklar

X : Yaa

Eren Sonbay : Ayyy evet, çok sevindim süper benim orda olmam gerekirdi, vallahi

X : Dosyası bulundu herhalde

Eren Sonbay: Yok dosyayı bulmadılar, yok canım Yargıtay kararı ama Ayşe´lerin kararı nasıl (YARGITAY 4. H.D. ´nin Ergenekon Davalarına bakan hakimler aleyhine tazminata hükmettiği karara ilişkin olarak konuşuyorlar. HSYK, burada da bir ayak oyunu yapmış.)

X : Hı hı

Eren Sonbay : Biz 10 gün önceden biliyorduk onu o gün heyetinde kararın verildiği akşamın hiiii

X : İkibuçuk milyara mı hükmetmişler Eren

Eren Sonbay : Tabi, tabi ama o üst sınır zaten mecburen ama şimdi Yargıtay Genel Hukuk Kuruluna gidecek yani

X : Bakalım orada ne olacak

Eren Sonbay: Hiçbir şey olmaz canım yani Kurulun yapısı gayet iyi bi de bir karar yazmışlar daha şimdi gerekçesiz karar gönderildi hemen duruşmadan sonra

X : Anladım

Eren Sonbay : 4 kişi oturdular bir karar metni bir karar kararın bak bir metni gelecek görürsün yani

X : Gelince bir bana ver şeyi bi bakayım

Eren Sonbay : Tabi, tabi

X : Ya ben de olsam yazarım AİHM kararları önlerinde çünkü çok zorlanacak bir şey yok

Eren Sonbay : Hüseyin´in eşi de süper (Emekli Danıştay kıdemli tetkik hakimi Hüseyin Çevikbaş´ın karısı olan ve HSYK´nın son seçiminde üye seçilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Üyesi Ayşe Çevikbaş Tartıcı)

X : Kimin

Eren Sonbay : Hüseyin´in eşi, Yargıtay 4 de, özellikle de zaten diyor Suna (HSYK Üyesi Suna Türkoğlu)

X : Hangi Hüseyin´in!

XX : Hüseyin Çevikbaş vardı ya

Eren Sonbay : Ayşe var ya

XX : Onun eşi Ayşe

X : Ayşe

XX : Yargıtay Üyesi oldu 4.Huku´kta

X : Onu tanıyorum

Eren Sonbay : 4.Hukuk´ta, Suna´ya (HSYK üyesi Suna Türkoğlu) dedim ki Suna dedim geçen bir hafta önce Suna dedim yani bunu sizin bilmeniz gerekiyor yani ben bunu paylaşma izni aldım dedim yani böyle böyle dedim de biz onu Yargıtay 4. Hukuk´a onu ve dedi şeyi özellikle verildi dedi, yani onu

X : Suna´da şişirmesin o şeyi o adamlar

Eren Sonbay : Suna´dan değil, Kadir Abi verdi.

X : Hayır şeyi söylüyorum hiç kendi Suna ve şimdi ağlamasınlar onları oraya ben tayin etmedim özel yetkili olarak (Ergenekon savcılarını kastediyor) ve ilk günden itibaren belliydi Adalet Bakanlığı´na 5 kişi direnemiyorsa yuh olsun onlara

Eren Sonbay : Tabi, tabi onlar farklı şeyler

X : Yuh olsun

Eren Sonbay : Tabiki, tabiki

X : Özel yetkiliyi ben atamadım, yani bu bilinen bir şeydi

Eren Sonbay : Ama haklarını vermek gerekir. ( Habervaktim)

Cihaner, Ceza kurulu üyeleriyle görüştürülmüştü

Erzincan Ergenekon sanığı Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in, Yargıtay 11.Ceza Dairesi tarafından tahliye edildikten bir ay sonra, Yargıtay üyeleriyle üstelik de Yargıtay binasında bir toplantı yaptığı ortaya çıkmıştı. Cihaner´le toplantı yapan Yargıtay üyelerinin tamamının Cihaner´in davasının gitmesi muhtemel Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyesi olmaları dikkat çekmişti. Cihaner, günlerce internette ve medyada tahliye planı deşifre edilmesine rağmen tahliye edildikten yaklaşık bir ay sonra YARSAV Yönetiminde yer alan 14. Hukuk Dairesi Tetkik Hakimi Leyla Köksal ile birlikte Yargıtay 8. Ceza Dairesi´ni ziyaret etmişti.

İhsas-ı reyde bulundular

15 Temmuz günü saat 16.00 sularında gerçekleşen ziyaret sırasında Yargıtay 8.Ceza Dairesi müzakere salonunda bu dairenin üyeleriyle bir toplantı yapıldığı ileri sürülmüş, bu toplantıya, 8. Daire üyeleri Hamdi Yaver Aktan, Haydar Metiner, Nuray Duranoğlu, Ali Cengiz Özbek ve Necla Üçkardeşler´in katıldığı öne sürülmüştü. Toplantıda nelerin konuşulduğu ise merak ediliyor. Cihaner´in aynı gün, Yargıtay 1. Ceza Dairesi üyesi Salih Zeki İskender ile de bir araya geldiği ifade edildi. Toplantıya katılan Yargıtay 8.Ceza Dairesi üyeleri aynı zamanda dava sürecindeki nihai kararı verecek olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun da üyesi konumunda. Bu üyelerin sanık İlhan Cihaner´le toplantı yaparak, ihsası reyde bulundukları konuşuluyor.

Aktan hep başrolde

İlhan Cihaner´in yargılaması sırasında, internet sitesine düşen ses kayıtlarında Hamdi Yaver Aktan başrolde olmuştu. Aktan, İlhan Cihaner dosyasının fotokopi belgeler üzerinden Yargıtay 11. Ceza Dairesi´ndeki dava ile birleştirilmesi için 11. Ceza Başkanı Ersan Ülker´le görüştüğünü ve Cihaner davasını Ankara´ya alıp üzerini örtmesi karşılığında Yargıtay Başkanlığı teklif ettiğini söylemişti.

Erzincan Ergenekon davasına kim bakacak: Ankara mı İstanbul mu?

Yargıtay Ceza Kurulu´nun vereceği karar çok kritik

Ümraniye´de, Zir vadisinde, Poyrazköy´de, Amirallere suikast soruşturmasında ve diğer tüm Ergenekon soruşturmalarında hep aynı iddialar ileri sürüldü: Mühimmatları polis yerleştirdi, Ergenekon olayı bir polis komplosudur, fethullah cemaatinin işidir... Ergenekon´un Erzincan ayağı soruşturmasını da etkilemek için benzer şekilde olayın polis komplosu olduğu, gölete mühimmatın polis tarafından yerleştirildiği iddia edilmişti. Albay Dursun Çiçek´in ıslak imzalı Kontrgerilla belgesinde de açıkça belirtildiği gibi Fethullah ve İsmailağa cemaatlerini tehlikeli teröristler olarak göstermek ve bu cemaatler üzerinden hükümeti devirebilmek için Ergenekon soruşturmasından birkaç ay sonra Erzincan´da Başsavcı İlhan Cihaner tarafından başlatılan ve iki yıl Adalet Bakanlığı´ndan bile gizli yürütülen Erzincan cemaatler soruşturmasını güçlendirmek için Erzincan´da gölete bomba ve diğer mühimmatlar bırakıldı. Suların çekilmesiyle açığa çıkan göletteki mühimmatların aramasını polis nezaretinde başlatan Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı´nın soruşturması, Kontrgerilla´nın ıslak imzalı en büyük provokasyonlarından birini suç üstü yakalamış oldu. Gölde silahlarla birlikte bulunan sim kartın izinin sürülmesiyle bazı MİT görevlilerinin de olaya karıştığı anlaşıldı. 17 sanıklı Erzincan-Ergenekon davası, Kontrgerilla´nın yüksek yargıdaki uzantılarınca skandal şekilde fotokopi olarak Yargıtay´a alınarak kurtarılmaya çalışıldı. Tutuklu sanıklar ilk duruşmada tahliye edildi. Kontrgerilla´nın 2´nci Şemdinli operasyonu yine başarıya ulaşacak denilirken, ıslak imzalı belge konulu Ergenekon davasına bakan İstanbul´daki 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin Erzincan dava dosya aslının Erzurum mahkemesince kendilerine gönderilmesi üzerine devreye girmesiyle, davanın İstanbul´daki mahkemeye gitme olasılığı ortaya çıktı. Yıl sonuna kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun davaya İstanbul´un mu yoksa Ankara Yargıtay´ın mı bakacağına karar vermesi bekleniyor. Ancak hukukçular davaya İstanbul´un bakacağına eminler. Çünkü yargıtayın sadece görev suçuyla ilgili davalara bakması mümkün. Ceza Kurulu´nun vereceği kararla Kontrgerilla´nın yargıdaki varlığı bir anlamda tescillenmiş olacak.

(4 dosya bir yerde, 109MB)

Abdullah Harun

(27 Eylül 2010, 13:52)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ses kayıtlarını dinlemek isterseniz tıklayın

Ses kaydını indirmek için tıklayın

Ses kayıtlarını dinlemek için tıklayın

Cihaner´i Yargıtay´da kurtarma planı manşetlerimiz

Flaş!!! Islak İmza ve Cihaner birleşti

Ergenekon hakimlerinin Yargıtay´ın tazminat cezalarıyla yıldırılma çabası

TİB baskınlarıyla gizli Ergenekon dinlemelerinin ele geçirilme çabası

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ses kayıtları, parmak izi ve ıslak imza gibi doğrulanabilir mi?

İŞTE ADIM ADIM ERZİNCAN´DAKİ ISLAK KOMPLO

Erzincan´da savcı Cihaner ve Jandarmanın ´ıslak imza´ operasyonları

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2296    yazdır/print


 

PKK´lılar dinlemeye takıldı: Oraya asker çantası bıraktık

Hakkari´de dün Geçitli Köyü çıkışında bir minibüsün mayınlı saldırıda patlamasıyla 9 köylü öldü. Saldırı bölgesinde köylülerin bulduğu Rus yapımı mayınlar ve el bombalarıyla dolu iki sırt çantasının PKK´lılara ait olduğu ortaya çıktı. Dünkü saldırıyı üstlenmediğini açıklasa da olayı askere yüklemek isteyen PKK´lıların saldırı sonrası olay yerine asker çantası bırakarak kaçtıkları, dinlemeye takılan KCK´lıların telefon talimatıyla ortaya çıktı. Hakkari polisi de saldırıyı organize eden 3 PKK militanının kimliğine ulaştı. Yapılan tespitlere göre Geçitli köyündeki son saldırıyı, daha önce Hakkari merkezde Aziz Tan isimli imamı şehit eden aynı grup gerçekleştirdi. Timin liderliğini ise Serhat kod adlı Ferhat A.´nın yaptığı belirtildi. Yaklaşık 300 haneli Geçitli, halkının referandum boykotuna katıldığı, sandıklardan sadece 5 oy çıktığı belirtiliyor. BDP´li yetkililer saldırıdan ilginç şekilde Ergenekon´u sorumlu gösterdi, PKK´ya ise değinmedi. PKK´nın, son dönemde Kürtlere yönelik bombalı saldırılar düzenleyerek köylüleri devletle karşı karşıya getirme çabası dikkat çekiyor. PKK´nın ayrıca referandumu ve 1 hafta boyunca okulları boykot çabasıyla Kürt vatandaşlarını devlete karşı kitlesel kışkırtma çabalarını yoğunlaştırması da dikkat çekiyor. PKK´lı teröristler 1 Ağustos 2008´de Batman´da Güney Raman petrol sahasına girmiş ve daha sonra petrol vanasını açarak ateşe vermişlerdi. Saldırının ardından olay yerine gelecek olanlar için yola mayın döşeyerek kaçan teröristler, yangını söndürmek ve bekçileri kurtarmak için olay yerine gelen köylülerin mayına basması sonucu 4 kişinin ölmesine neden olmuşlardı. Mayının patlamasıyla hayatını kaybeden köylülerin kimlikleri ilginçti. Batman eski Baro Başkanı ve İHD yöneticisi Sedat Özevin, eski DYP Batman Milletvekili Faris Özdemir´in akrabası olduğu belirtilen kapatılan HEP´in eski Batman İl Başkanı Salih Özdemir, Sıtkı Özdemir ve eski İHD Batman Şube Başkanı Sadi Özdemir. Hain saldırıda 3 kardeşini kaybeden Sabri Özdemir´in BDP´li yetkililerin de katıldığı taziye esnasında, ´Ağabeyim iradesini teslim etmemesinin bedelini ödedi. Ona hediye bir mayın oldu´ şeklindeki PKK´yı eleştiren şok açıklaması kamuoyunda yankı uyandırmıştı. Kendilerine yakın insanların bile PKK tarafından öldürülmesi, örgüte yönelik eleştirileri beraberinde getirmişti. Bunun üzerine tepkileri azaltmaya çalışan PKK, patlamayla ilgili sözde soruşturma başlattığını duyurdu. Eylemi ´provokatif´ olarak niteleyen terör örgütü, mayınlı saldırıyı gerçekleştiren PKK´lı grubun sorguya alındığını duyurdu. Teröristbaşı Abdullah Öcalan da, olayın ´provokasyon´ olduğunu ileri sürerek, örgütün soruşturma açmasını istemişti.

PKK´lılar dinlemeye takıldı: Oraya asker çantası bıraktık

Hakkari´de dün Geçitli Köyü çıkışında bir minibüsün mayınlı saldırıda patlamasıyla 9 köylü öldü. Saldırı bölgesinde köylülerin bulduğu Rus yapımı mayınlar ve el bombalarıyla dolu iki sırt çantasının PKK´lılara ait olduğu ortaya çıktı. Dünkü saldırıyı üstlenmediğini açıklasa da olayı askere yüklemek isteyen PKK´lıların saldırı sonrası olay yerine asker çantası bırakarak kaçtıkları, dinlemeye takılan KCK´lıların telefon talimatıyla ortaya çıktı. Hakkari polisi de saldırıyı organize eden 3 PKK militanının kimliğine ulaştı. Yapılan tespitlere göre Geçitli köyündeki son saldırıyı, daha önce Hakkari merkezde Aziz Tan isimli imamı şehit eden aynı grup gerçekleştirdi. Timin liderliğini ise Serhat kod adlı Ferhat A.´nın yaptığı belirtildi. Yaklaşık 300 haneli Geçitli, halkının referandum boykotuna katıldığı, sandıklardan sadece 5 oy çıktığı belirtiliyor. BDP´li yetkililer saldırıdan ilginç şekilde Ergenekon´u sorumlu gösterdi, PKK´ya ise değinmedi. PKK´nın, son dönemde Kürtlere yönelik bombalı saldırılar düzenleyerek köylüleri devletle karşı karşıya getirme çabası dikkat çekiyor. PKK´nın ayrıca referandumu ve 1 hafta boyunca okulları boykot çabasıyla Kürt vatandaşlarını devlete karşı kitlesel kışkırtma çabalarını yoğunlaştırması da dikkat çekiyor. PKK´lı teröristler 1 Ağustos 2008´de Batman´da Güney Raman petrol sahasına girmiş ve daha sonra petrol vanasını açarak ateşe vermişlerdi. Saldırının ardından olay yerine gelecek olanlar için yola mayın döşeyerek kaçan teröristler, yangını söndürmek ve bekçileri kurtarmak için olay yerine gelen köylülerin mayına basması sonucu 4 kişinin ölmesine neden olmuşlardı. Mayının patlamasıyla hayatını kaybeden köylülerin kimlikleri ilginçti. Batman eski Baro Başkanı ve İHD yöneticisi Sedat Özevin, eski DYP Batman Milletvekili Faris Özdemir´in akrabası olduğu belirtilen kapatılan HEP´in eski Batman İl Başkanı Salih Özdemir, Sıtkı Özdemir ve eski İHD Batman Şube Başkanı Sadi Özdemir. Hain saldırıda 3 kardeşini kaybeden Sabri Özdemir´in BDP´li yetkililerin de katıldığı taziye esnasında, ´Ağabeyim iradesini teslim etmemesinin bedelini ödedi. Ona hediye bir mayın oldu´ şeklindeki PKK´yı eleştiren şok açıklaması kamuoyunda yankı uyandırmıştı. Kendilerine yakın insanların bile PKK tarafından öldürülmesi, örgüte yönelik eleştirileri beraberinde getirmişti. Bunun üzerine tepkileri azaltmaya çalışan PKK, patlamayla ilgili sözde soruşturma başlattığını duyurdu. Eylemi ´provokatif´ olarak niteleyen terör örgütü, mayınlı saldırıyı gerçekleştiren PKK´lı grubun sorguya alındığını duyurdu. Teröristbaşı Abdullah Öcalan da, olayın ´provokasyon´ olduğunu ileri sürerek, örgütün soruşturma açmasını istemişti.

Hakkari´de taziyeden dönen köylüleri taşıyan minibüsün geçişi sırasında, uzaktan kumandayla mayın patlatıldı. Saldırıda 9 köylü öldü, biri bebek dört çocuk yaralandı. Olay yerinde TSK´ya ait patlayıcı düzenek bulduklarını öne süren köylüler, askerlerle tartıştı. Askerler havaya ateş açtı. Hakkari´ye 35 kilometre mesafedeki Geçitli köyünün çıkışında, dün 08.30 sıralarında meydana gelen saldırı, polisin kayıt altına aldığı bir telefon görüşmesiyle açıklığa kavuştu. Saldırı sonrası, KCK operasyonu kapsamında takip edilen bazı BDP´lilerin örgüt milislerini telefonla arayarak Bırakılan asker çantasını ön plana çıkarın, provokasyonu sahiplenin! talimatını verdiği belirlendi. Bu telefon görüşmesi teknik takibi yapan Hakkari Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından kayıt altına alındı. Olay şöyle gelişti: İçinde üçü çocuk 13 kişi bulunan, Aydın Erol yönetimindeki köy minibüsü, 15 kilometre mesafedeki Durankaya beldesine gitmek üzere yola çıktı. Köyden 4 kilometre uzaklıkta, minibüsün keskin virajda yavaşladığı sırada, yola yerleştirilen mayın uzaktan kumandayla patlatıldı. Hurda yığınına dönen araçtaki dokuz kişi hayatını kaybetti. Yaralanan ve durumu ağır olan dört kişi ise hemen hastanelere kaldırıldı. Yaralılar arasındaki 15 aylık bebek, hava ambulansı ile Malatya´ya gönderildi.

Sırıtan plan: Provokasyonu sahiplenin

Patlamanın ardından olay yerine çok sayıda asker sevk edildi. Uzman ekipler, bölgede inceleme yaptı. İncelemede, yolun ortasına döşenen patlayıcının metrelerce uzayan kablo ile bağlandığı ve bu yolla patlatıldığı belirlendi. Bu sırada bir grup köylü, olay yerine yakın bir noktada asker çantaları bulunduğunu öne sürdü. Çantalardan birinde iki adet mayın, diğerinde ise dürbün ve kasatura vardı. Çantanın üzerinde yazan isim ise Hakkari Dağ Komando Tugayı idi. Köylüler, patlayıcıların askerlere ait olduğunu, yine olay yerine yakın bir noktada üzerinde MKE yazısı bulunan havan mermisi ve çok sayıda G3 mermisi bulduklarını savundu. Ancak olay yerinde bulunduğu ileri sürülen 2 askeri çantanın da bir provokasyon olduğu Hakkari Terörle Mücadele Şubesi´nin yaptığı teknik takipte ortaya çıktı. Polis tarafından takip edilen KCK üyesi bazı BDP´liler olay bölgesindeki milisleri arayarak provokasyon talimatı verdi. Teknik takibe takılan telefon görüşmesinde Bırakılan asker çantasını ön plana çıkarın, provokasyonu sahiplenin! denildiği öğrenildi. İddiaya göre minibüse mayınlı saldırıyı düzenleyen PKK timi olay yerine daha önceden ele geçirdikleri iki askeri sırt çantasını bıraktı. Sırt çantaları Hakkari Dağ Komando Tugayı´na aitti. Konuyla ilgili SABAH´a bir açıklama yapan terör uzmanı şunları söyledi: Askeri operasyonlarda çatışma alanında zaman zaman askeri malzemenin kalması çok doğaldır. Burada aynı şey sözkonusu. PKK´lılar çatışma bölgesinde buldukları iki sırt çantasını daha sonra kullanmak için yanlarına almışlar. Bu çanta belki de Gediktepe´de şehit edilen askerlere ait. Yapılan plan her yönüyle dökülüyor. Böyle bir saçmalığa dağdaki terörist bile inanmaz. Öte yandan Hakkari polisi saldırıyı organize eden 3 PKK militanının kimliğine de ulaştı. Yapılan tespitlere göre son Geçitli köyündeki son saldırıyı, daha önce Hakkari merkezde Aziz Tan isimli imamı şehit eden aynı grup gerçekleştirdi. Timin liderliğini ise Serhat kod adlı Ferhat A.´nın yaptığı belirtildi. Yaklaşık 300 haneli Geçitli, halkının referandum boykotuna katıldığı, sandıklardan sadece 5 oy çıktığı belirtiliyor. Genelkurmay da olayla ilgili açıklamasında terör örgütünün yerleştirdiği mayının patlaması sonucu 9 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Tepede izleyen yedi kişi vardı

Bazı köylüler, hakim tepelerde yedi kişinin olayı izlediğini, fark edildiklerinde kaçtığını, komutanların telsizle helikopter istediğini ancak helikopter gelmediğini öne sürdü. Öte yandan, saldırıda yaralanan tümü çocuk 4 kişi çeşitli hastanelerde tedavi altına alındı. Saldırıda yaşamını yitirenlerin isimleri ise şöyle: Aydın Erol (25) (sürücü), Enes Erol (22), Eşref Gür (30), Şirin Kurt (23), Abuzeyt İdem (40), Cane Dayan (50), Simeha Dayan (35), Zarife Çiftçi (25), Nurulluh Umut Çiftçi (3). Yaşamlarını yitirenlerin toprağa verilmesi için Geçitli köyünde hazırlıklar tamamlandı. 9 kişi için mezar yerleri iş makineleriyle kazıldı.

Mayınlar Rus yapımı

Valilik, olay yerine 50 metre mesafede iki adet sırt çantası içinde Rus yapımı iki antitank mayın ve havan içinde patlatma düzenekli C4 plastik patlayıcı bulunduğunu açıkladı. ( Sabah)

1,5 ay önceki mayınlı saldırı

PKK´nın, son dönemde Kürtlere yönelik bombalı saldırılar düzenleyerek köylüleri devletle karşı karşıya getirme çabası dikkat çekiyor. PKK´nın ayrıca referandumu ve 1 hafta boyunca okulları boykot çabasıyla Kürt vatandaşlarını devlete karşı kitlesel kışkırtma çabalarını yoğunlaştırması da dikkat çekiyor. PKK´lı teröristler 1 Ağustos 2008´de Batman´da Güney Raman petrol sahasına girmiş ve daha sonra petrol vanasını açarak ateşe vermişlerdi. Saldırının ardından olay yerine gelecek olanlar için yola mayın döşeyerek kaçan teröristler, yangını söndürmek ve bekçileri kurtarmak için olay yerine gelen köylülerin mayına basması sonucu 4 kişinin ölmesine neden olmuşlardı. Mayının patlamasıyla hayatını kaybeden köylülerin kimlikleri ilginçti. Batman eski Baro Başkanı ve İHD yöneticisi Sedat Özevin, eski DYP Batman Milletvekili Faris Özdemir´in akrabası olduğu belirtilen kapatılan HEP´in eski Batman İl Başkanı Salih Özdemir, Sıtkı Özdemir ve eski İHD Batman Şube Başkanı Sadi Özdemir. Hain saldırıda 3 kardeşini kaybeden Sabri Özdemir´in BDP´li yetkililerin de katıldığı taziye esnasında, Ağabeyim iradesini teslim etmemesinin bedelini ödedi. Ona hediye bir mayın oldu. şeklindeki PKK´yı eleştiren şok açıklaması kamuoyunda yankı uyandırmıştı. Kendilerine yakın insanların bile PKK tarafından öldürülmesi, örgüte yönelik eleştirileri beraberinde getirmişti. Bunun üzerine tepkileri azaltmaya çalışan PKK, patlamayla ilgili sözde soruşturma başlattığını duyurdu. Eylemi ´provokatif´ olarak niteleyen terör örgütü, mayınlı saldırıyı gerçekleştiren PKK´lı grubun sorguya alındığını duyurdu. Teröristbaşı Abdullah Öcalan da, olayın ´provokasyon´ olduğunu ileri sürerek, örgütün soruşturma açmasını istemişti. Olayın PKK işi olduğu saldırı bölgesindeki kovanların balistik incelemesiyle de kesinleşmişti.

29 Ağustos´ta 2 kg C-4´le yakalanan PKK´lının itirafları

Açık provokasyon

Hakkari´nin Geçitli Köyü ile Durankaya Beldesi yolu üzerinde 9 kişinin hayatını kaybettiği ve 4 kişinin de yaralandığı saldırıyı gerçekleştiren grubun başında PKK´nin Depin sorumlusu Serhat kod adlı Ferhat A.´nın bulunduğu iddia edildi. Fox TV Haber Merkezi´nin olaya ilişkin edindiği bilgiler şöyle: “Terör örgütü, bir süre önce Depin bölgesinde öldürülen 4 PKK´lının intikamını almaya hazırlanıyordu. Bunun için bölgeye 40 kişilik bir terörist grup gönderildi. Teröristler, o yoldan bir askeri konvoyun geçeceğini öğrendiler ve yola uzaktan kumandalı mayın döşediler. Ancak kaçırdıkları çok önemli bir nokta vardı. 29 Ağustos günü, 2 kilo C-4 patlayıcıyla yakalanan M.E., o bölgede bir eylem yapılacağını itiraf etmişti. Bu nedenle konvoyun güzergahı değiştirildi. Bunun üzerine teröristler, sivil minibüsü hedef aldılar. Amaç halkı kışkırtmaktı. Olay yerine içinde askeri malzemeler bulunan üç sırt çantası bırakıldı. Provokasyon olayın ardından başlatıldı. Ancak halkı kışkırtmaya çalışanlar, telefonlarının dinlendiğinden habersizdi. PKK´nın şehir yapılanması KCK´nın iki üyesinin, saldırının ardından yaptıkları konuşmalarla olayın, terör örgütü tarafından provokasyon amacıyla yapıldığı tespit edildi.” ( Hürriyet)

Dünkü saldırı nasıl oldu?

Durankaya Beldesi´ne 7 kilometre uzaklıktaki Geçitli Köyü´nden Aydın Erol (28) yönetimindeki minibüs, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 13 kişiyle birlikte dün sabah il merkezine gitmek üzere hareket etti. Minibüs köyün 2 kilometre uzağındaki viraja geldiğinde, 09.00 sıralarında asfalt yolda şiddetli bir patlama oldu. Metal yığınına dönen minibüstekiler patlamanın etkisiyle çevreye savruldu. Şoför Erol´la birlikte 9 kişi olay yerinde öldü, 4 kişi yaralandı. PKK´lıların uzaktan kumandayla infilak ettirdikleri sanılan, cinsi henüz belirlenemeyen ancak mayın olduğu üzerinde durulan patlayıcının yerleştirildiği yolda büyük bir çukur açıldı. Olayın duyulması üzerine ölen ve yaralıların yakınlarıyla birlikte yaklaşık 500 kişi saldırının gerçekleştiği bölgeye koştu. Ölenlerin yakınları cesetlerin başında ağıtlar yakarken, jandarma, bölgede başka patlayıcı veya saldırı olabileceğini göz önüne alarak köylüleri uzaklaştırdı. Yaralılar sivil ve askeri helikopterle Hakkari´ye götürülürken, 6 aylık yaralı Zeynep Kurt ambulans helikopterle Malatya´ya sevk edildi. Hakkari Valisi Muammer Türker, bölgede operasyon başlatıldığını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Gül´den çok net açıklamalar: Terör örgütü yapar, devlete atar

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hakkari´deki saldırı ile ilgili olarak, terör örgütünün sicilinde bu tür olayların bulunduğunu belirterek, Sivillerden gelecek tepkiden utanır korkarlarsa o zaman bunu kabul etmezler, ´Bunu devlet yaptı diye hemen devlete atarlar. Tabii ki olay şu anda gerek polis gerek savcılığın araştırması ve delillerle işin niye ve nasıl olduğunun ortaya çıkarılması safhasındayız dedi. Cumhurbaşkanı Gül, Birleşmiş Milletler 65. Genel Kurulu Genel görüşmelerine katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere 9 günlük ABD gezisi için Atatürk Havalimanı´ndan hareketinden önce gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gül, Hakkari´de 9 vatandaşın ölümü 4´ünün de yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıya ilişkin bir soru üzerine, terör örgütü PKK´yı kast ederek, Terör örgütünün siciline bakarsanız bu tip olaylar vardır. Terör örgütünün sicili bu tür olaylarla doludur dedi. Terör örgütünün, sivillerden gelecek tepkiden utanır veya korkarsa o zaman bunu kabul etmeyerek, Bunu devlet yaptı diye suçu hemen devlete attıklarını ifade eden Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: Bunun en tipik örneklerinden bir tanesi birkaç yıl önce Diyarbakır´da dershanelerin önünde gerçekleştirdikleri terör. Bu saldırıda birçok Diyarbakırlı çocuğumuz hayatını kaybetti ve bunu devlet yaptı diye neredeyse herkesi inandırmışlardı. Ama daha sonra katiller yakalandığında itiraf etmişlerdir, bunu terör örgütü adına yaptıklarını. Tabii ki olay şu anda, gerek polis gerek savcılığın araştırması ve delillerle işin niye ve nasıl olduğunun ortaya çıkarılması safhasındayız. Dolayısıyla şunu bir kez daha tekrarlayalım. Mayınlar dünyada ordulara bile yasaklanmıştır. Şimdi terör örgütünün nasıl mayın kullandığını, nasıl güvenlik güçlerine, sivillere karşı saldırdığını Ankara´da, İstanbul´un merkezinde neler yaptığını, hatırlarsanız bu olayın da hiç değilse ön bazı tahminlerini yaparsınız. Ama halktan ve uluslararası camiadan görecekleri tepkiden dolayı başında hemen suçlu bulurlar ve bu suçlu da devlet derler. ( Star)

Başbakan: Karşılıksız kalmaz

Saldırı, devletin zirvesince lanetlendi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, tepkisini “Devletimiz hiçbir zaman vatandaşını terör örgütü karşısında yalnız bırakmayacaktır, ezdirmeyecektir” sözleriyle dile getirdi. Başbakan Tayyip Erdoğan da, “Terör şüphesiz ki belli bir bedeli ödettiriyor. Ama bu bedel karşılıksız kalmayacak” dedi.

2 yaşında çocuğa da kıydılar

ÖLENLER: Aydın Erol (30), Eşref Gür (32), Enes Erol (22), Şirin Kurt (23), Abuzeyt İdem (40), Cane Dayan (50), Zarife Çiftçi (25), Semiha Dayan (35), Nurullah Umut Çiftçi (2). YARALILAR: Özgür İdem, Sudenaz Kurt (3), Berivan Dayan, Zeynep Kurt (6 aylık).

Bazı köylüler JİTEM´i suçladı: Mayınlı çanta gerginliği

Geçitli Köyü yakınlarındaki patlamanın ardından köylülerden bazıları, olayın gerçekleştiği noktaya 15 metre uzaklıkta çanta bulduklarını öne sürerek, gazetecilere haber verdiler. Köylüler, çantayı açarak poşete sarılı 2 mayın 1 roket mermisini ve seri numaralarını basın mensuplarına gösterip olayın JİTEM tarafından yapıldığını iddia ettiler. Faillerin yakalanmasını isteyen köylüler ile çantayı bırakmalarını isteyen jandarma arasında gerginlik yaşandı. Jandarma havaya ateş açtı, köylüler taş atarak karşılık verdi. ( Hürriyet)

BDP Ergenekon´u suçladı: Görüşmeye patlama iptali

Hakkari´deki mayınlı saldırının ardından Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin´in, BDP´li yöneticilerle PKK´nın eylemsizlik kararı, referandum boykotu ile bölgedeki okulların açılmaması gibi konuları görüşmek üzere planladığı toplantı, hükümet tarafından ertelenmişti. İptal kararı, saldırı sonrası Başbakanlık´ta Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek´in başkanlığındaki “mini güvenlik” zirvesinde alındı. Toplantıda, mayının patladığı Geçitli Köyü´nün boykota katıldığı tespit edildi. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, BDP ile görüşme için Hakkari´deki araştırmanın sonuçlanmasını beklemeye karar verdiklerini açıkladı. Mayın patlamasından üzüntü duyduğunu dile getiren BDP Lideri Demirtaş, BDP´nin talebine hükümetin “olumlu” yanıt vermesi üzerine, Çiçek ve Ergin ile TBMM´de dün saat 14.00´de bir görüşme öngörüldüğünü, ancak bu görüşmenin saatinin “provokatif” eylemlerin önüne geçilmesi amacıyla son ana kadar netleştirilmediğini ifade etti. “Bu görüşmeden sadece bizim telefonlarımızı dinleyenler haberdardı” diyen Demirtaş, bu nedenle “patlamanın meydana geldiği günün ve saatin oldukça önemli olduğunu” söyledi. Demirtaş, patlamanın ardından hükümetin görüşmeyi ertelediğini ifade ederek, “Bu olayın ne olduğu ortadadır. İyi çocuklar sahnededir. Hükümet bu provokasyona teslim olmuştur” dedi. Demirtaş, “Orada ciddi deliller bırakılmış, bunlar incelenmeli. Şemdinli´ye benziyor mu, ardında iyi çocuklar var mı, delillere bakınca ortaya çıkartılabilir. Bu olay aydınlatılırsa Ergenekon´un hala canlı olduğu görülecektir” diye konuştu. Başbakan Yardımcısı Çiçek ise görüşmenin mecliste yapılmasının planlandığını hatırlatarak, “Meclis´in ortasında, Başbakan´ın odasında gizli görüşme mi olur? BDP´liler Başbakan´la görüşmek istemişler. Sayın Başbakanımız program yoğunluğu nedeniyle ´Siz görüşün´ dedi. Görüşmeyi onlar istediğinden biz ne diyeceklerini bilmiyoruz” dedi. Bu arada terör örgütü PKK, 9 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıyı üstlenmedi. ( Hürriyet)

Erdoğan´dan BDP´ye Ergenekon yanıtı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terörle mücadelenin kararlılıkla süreceğini söyledi. Erdoğan, Bu teröristleri tekrar milletçe lanetliyoruz. Tabii ki sürecin çok daha farklı bir şekilde ve kararlı şekilde takipçisiyiz. Bu kararlılığımız da sonuna kadar devam edecek. Terör şüphesiz ki belli bir bedeli ödettiriyor ama bu bedel de karşılıksız kalmayacak. ifadelerini kullandı. Başbakan, BDP´nin talebi üzerine bugün (dün) kendilerine randevu verildiğini anlattı. Erdoğan, Daha önce Ahmet Türk´ün döneminde de randevu talebi gelmişti. O zaman da 13 vatandaşımızı yine şehit etmişlerdi. 13 vatandaşımızla ilgili de orada adres gösteriyorlar beyefendiler. O dedikleri adreste söyledikleri gibi bir şey çıkmadı. Bölücü terör örgütü çıktı. Burada da yöntem aynı, oyun aynı. diye konuştu. Başbakan, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş´ın açıklamalarının talihsizlik olarak değerlendirdi: Hakkari ilinin yaşadıkları, benim oradaki il başkanımdan tutunuz, ilçe başkanlarına varıncaya kadar arkadaşlarımın aldığı tehditlerin arkasında kimlerin yattığı bellidir. Bu tehditleri alan arkadaşlarım ve bu tehditleri yapanların kimlerle de dayanışma içerisinde olduğu bellidir. Eş başkan olarak eğer bölgede barışı, istikrarı istiyorlarsa yapmaları gereken demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti içerisinde, hukuka göre adımlar atmaktır. Kendilerine göre yeni bir yapı ortaya çıkarma gayretlerine ne bu parlamento müsaade eder, ne bu millet müsaade eder. 5 gün okulları boykot edeceklermiş. Bu da anayasal anlamda bir suç teşkil ediyor. Hani barış istiyordunuz siz, hani barışın güvercinleriydiniz? ( Zaman)

STK´lar Hakkari´deki katliama ve Ergenekon-PKK işbirliğine tepkili

Hakkari´nin Durankaya Beldesi´nde sivillere yönelik gerçekleştirilen mayınlı saldırı Diyarbakır´da sivil toplum kuruluşları tarafından kınandı. Ortak basın toplantısı düzenleyen STK temsicileri, barış ve huzur ortamını istemeyen karanlık güçlerin yine devreye girdiğini belirtti. Diyarbakır Barış Adalet ve Kardeşlik Grubu adı altında birleşen onlarca sivil toplum kuruluşu, her zamandan daha çok ihtiyaç duyulan sükunet ortamının bir daha karanlık eller tarafından bozulduğuna dikkat çekti. Grup adına açıklama yapan İbrahim Gökdemir, çatışma isteyen derin ve karanlık güç odaklarının, özelikle kaostan beslenen Ergenekon tipi yapıların bugünlerde tekrar aktif olarak faaliyet içinde olduklarını müşahede ettiklerini söyledi. Gökdemir, Ülkemizin ve bölgemizin hasret kaldığı barış ortamının temin edilmesine çalışıldığı bir dönemden geçerken önce bir astsubayın ve Hakkari´de bir çocuğun vurulması, bayram ve referandum öncesi 9 PKK´lının mağarada öldürülmesi, sonra da Hakkari´de 9 vatandaşın mayınla öldürülmesi bizleri derinden endişelendirmiştir. Eylemlerin çatışmasızlık ortamının sabote edilmesine yönelik olduğuna inanıyoruz. dedi.

´Saldırı imamları öldüren zihniyete hizmet ediyor´

Ramazan ayında Hakkari ve İdil´de iki imamı silahla vuranların, huzuru bozmak isteyen karanlık güçler ve uzantılarının menfaatine hizmet ettiği kanaatinde olduklarını belirten Gökdemir, insanların yaşama hakkının dokunulmazlığına inanarak insanların çatışmalarla hayatlarını kaybetmelerini derin bir üzüntü ve esefle karşıladıklarını ifade etti. Bu tür olayların en çok bölge insanını rahatsız ettiğini ve geçmişte meydana gelen olayların sahibi karanlık güçlerin yine devreye girdiğini kaygıyla izlediklerini vurgulayan Gökdemir şunları söyledi: Bölgemiz ve ülkemizi annelerin gözyaşları ile boğmaya çalışanlara tahammül edemeyeceğimizi duyurmak için burada bulunmaktayız. Artık insanların hayatlarını çatışmalarda, mayınlarla, operasyonlarla kaybetmelerinin üzüntüsünü yaşamak istemediğimizi bu sebeple çatışmazlık ortamının devam etmesini arzu ediyoruz. ( Star)

Tıpkı Bingöl olayına benziyor

Doç. Dr. Hüseyin Yayman: Geçitli Köyündeki olay, Bingöl´de 33 erin şehit edilmesi ve Reşadiye´de yapılan saldırı gibi karanlık bir olaydır. Eylemsizliğin son bulması öncesinde, hükümet yetkilileri ile BDP yöneticilerinin görüşmesinin arefesinde bu patlamanın olması bir karanlık elin Türkiye´nin barışına ve huzuruna kast etmek istediğini ortaya koymaktadır. Bu olayın cereyan etmesi, Türkiye´de yeni bir istikrarsızlaştırmanın ve sorunun demokratik yollardan çözümünün yolunun tıkanmasıdır. Bombanın patlatılma biçimi, eylemin sivillere yönelik olması, kuşkuları daha da artırmaktadır.

Oy verenler cezalandırıldı

Doç. Dr. Sedat Laçiner: Ben PKK´nın bir eylemsizlik kararı olduğuna inanmıyorum. PKK´nın bu konuda samimi olduğunu düşünmüyorum. Ramazan´da imam cinayetleri oldu, polise saldırı oldu. Sonra başka patlayıcılarla saldırı girişimleri oldu. Ramazan ayı olması nedeniyle bu işi süsledi. Hakkari´deki saldırıyla ilgili olarak BDP´den ve PKK´dan akıl karıştırıcı açıklamalar geliyor. Bu nedenle silahlı kuvvetlerin açıklama yapması gerekiyor. PKK, referandum nedeniyle sandığa gidenleri cezalandırıyor. Şu haliyle olayla ilgili çok fazla bir şey söylemek mümkün değil.

´Evet´ çıktı saldırdılar

Öğretim Üyesi Önder Aytaç: Ramazanda örgütün tatile çıkacağını, sonrasında referandum oylamasına göre harekete geçeceğini bekliyorduk. Evet oyunun yüksek çıkmasıyla birlikte harekete geçildi. Anayasa oylaması ciddi bir kırılmaya neden oldu. Türkiye´de kaosa adım atmak isteyenler için caydırıcı oldu. PKK ve KCK üzerinden, Kürtler üzerinden Türklere bindirme yapılacak. Kürt kartını teröre yönelik olarak kullananların elinde başka bir kart kalmadı. Bu tür olayları artttırma, öylüm ve şehitleri arttırma, İnegöl, Hatay benzeri olayları arttırma gibi çabalar olacaktır. ( Yenişafak)

Saldırı, Güçlükonak´ı hatırlattı

Melik Duvaklı (Zaman): Hakkari´de meydana gelen mayınlı saldırı 1996 yılında yaşanan Güçlükonak katliamını hatırlattı. İki olay arasındaki benzerlikler saldırının perde arkasına da ışık tutuyor. Öncelikle, her iki saldırı da ateşkes dönemlerinde yaşandı. Saldırının hedefindeki köyler korucu köyleriydi. Her iki köy de korucu olmasına rağmen PKK sempatizanlığı ile biliniyordu. Her iki saldırıyı da PKK üstlenmedi. Olay yerinde bırakılan silah istihbarat dilinde adres tarifi olarak yorumlanıyor. Mühimmat eylemin kaynağı hakkında yönlendirmede bulunmak için bırakıldığı şüphesini taşıyor. Güçlükonak katliamında da kirli silah kullanılmıştı. PKK, 15 Aralık 1995 tarihinde tek taraflı ateşkes ilan etti. Ateşkes ilanından yaklaşık bir ay sonra 12 Ocak 1996 günü Şırnak´ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın yapan askerler 6 kişiyi gözaltına aldı. Bir gün sonra söz konusu köydeki 5 kişi daha operasyon gerekçesi ile karakola çağrıldı. Bu 11 kişinin içinde bulunduğu minibüs bir gün sonra saldırıya uğradı. Ardından da ateşe verildi. Tüm cesetler yanmışken, şahıslara ait kimliklerin sağlam şekilde jandarma tarafından savcılığa teslim edilmesi kafalarda soru işareti bıraktı. Olayla ilgili yıllar sonra bazı jandarma personelinin ismi gündeme geldi. Üzerinden 14 yıl geçen saldırı ile ilgili geçtiğimiz yıl Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı´nca yeni bir soruşturma başlatıldı. O gün PKK eylemi diye kayıtlara geçen ve Genelkurmay´ın helikopter kaldırarak basın mensuplarını olay yerine götürüp gösterdiği hadise şimdi daha derin güçlerin adı ile anılıyor. Hakkari´de meydana gelen patlama da bir ateşkes döneminde yaşandı. PKK bu saldırıyı da Güçlükonak eyleminde olduğu gibi üstlenmedi. Saldırının hedefindeki Geçitli de korucu köyü. Ancak, PKK sempatizanlığı ile biliniyor. Son referandum oylamasında 970 seçmenden sadece 5´inin sandığa gidip; çoğunluğun boykot kararına uyması da bu şekilde yorumlanıyor. Güçlükonak katliamına hedef olan köyler de korucu olmalarına rağmen PKK´ya yardım ve yataklıkla gündeme gelmişlerdi. Olaydan önce bölgede yapılan operasyonda askerler pusuya düşürülmüş ve olayla ilgili bu korucular köstebeklikle suçlanmıştı. Diğer taraftan kritik süreçlerde meydana gelen bu tür olaylar genellikle iki taraflı provokasyonlara işaret ediyor. 1993 yılında meydana gelen 33 er olayı da yine bir ateşkes sürecinde yaşanmıştı. Söz konusu olaydaki çift taraflı kirli el halen tam olarak aydınlatılabilmiş değil. Tüm bunların yanında istihbarat birimlerine yansıyan son bilgiler örgütün 2011 seçimlerine kadar provokatif saldırılar tertiplediği yönünde. ( Zaman)

Birileri sandığa giderse senden biliriz Muhtar!

BDP boykotuna PKK´nın tehditle destek verdiği ortaya çıktı. Örgüt kampından köy muhtarını arayan terörist, “O köyden bir kişi sandığa giderse seni biliriz” tehdidinde bulundu. Abdullah Öcalan´ın talimatı üzerine 12 Eylül referandumunu boykot kararı alan PKK´nın, köy muhtarlarını tek tek sandığa gidilmemesi için tehdit ettiği ortaya çıktı. Güvenlik kuvvetleri tarafından yapılan tespitte, ismi güvenlik nedeniyle açıklanmayan bir muhtarın Kanireş kampından telefonla tehdit edildiği belirlendi. star´ın ulaştığı kayıtlarda Kanireş adlı kamptan aradığını söyleyen Şerif kod isimli terörist, “O köyün muhtarı sensin, sorumlu sensin ve bırakmaman lazım ama duyduğum kadarıyla milleti sandığa gitmeye teşvik ediyormuşsun, öyle yapma yanlıştır bu işler. O köyden bir kişi sandığa giderse seni biliriz” sözleriyle göz dağı veriyor. İşte o görüşme:

´Müdahale edemem´ dedi

Terörist: Ben Kanireşten arıyorum adım Şerif. Muhtar: Başım üstüne, buyur. Terörist: Kimse yakmasın kendini, kimse bozmasın kendini, kimse yanılmasın yani memnun olmuyoruz, düşmana yardım etmeyin. Sana diyeceğim şu, o köyden bir kişi sandığa giderse seni biliriz. Muhtar: Vallahi ben sadece kendim için diyorum, ben kimseye diyemem, ancak sen söylersin yani ben kimseye karışamam. Terörist: Hayır o köyün muhtarı sensin, sorumlu sensin, ve bırakmaman lazım ama duyduğum kadarıyla milleti sandığa gitmeye teşvik ediyormuşsun, öyle yapma yanlıştır bu işler. Muhtar: Vallahi yalan söylüyorlar, sana söyleyenler yalan söylemiş. Terörist: İnşallah yalandır, yapmayın yahu etmeyin bin defa söyledik size, yapmayın bunları bak sonra bize şikayet etmeyin. Muhtar: Tamam gözüm üstüne tamam.

Okul bombalama referandum provokasyonu

Önleyici, istihbarat amaçlı yapılan telefon görüşmelerinde, aralarında aşiret reisleri, belediye başkanları, imamlar ve muhtarların bulunduğu çok sayıda kişinin sandığa gidilmemesi yönünde baskı altına alındığı belirlendi. Öte yandan Yüksekova Merkez Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ve 75.Yıl Yatılı İlköğretim Bölge Okulu´nun bombalanması olayının da referandumla ilgili olduğu belirlendi. Bu iki okulda referanduma katılım ve evet oylarının oranı yüksekti. ( Star)

PKK´nın referandum sonrası eylem hazırlığı

18 Eylül 2010: Terör örgütü PKK´nın referandumdan çıkan olumlu havayı dağıtmak için öğrencilerin de katledileceği eylemler planladığı ortaya çıktı... Terör örgütü PKK´nın referandum sonrası hain planı deşifre oldu. İstihbarat birimleri, Anayasa değişiklik paketi için ´boykot´ emri veren PKK´nın yüzde 58´lik destekle oluşan olumlu havayı kanlı eylemlerle sabote edeceğini belirledi. PKK, 3 Ocak 2008´de Diyarbakır´da gerçekleştirdiği bombalı saldırı gibi öğrencilerin de etkileneceği planlar yaptı. Buna göre referandumda ´evet´ çıkmasının ardından bölgede katılımın yüksek olduğu yerlerde eylemler yapılacak. Böylece referandum sonrası oluşan olumlu hava dağıtılacak. Eylemin güvenlik nedeni ile gerçekleştirilememesi durumunda ise bölge farkı gözetilmeyecek. İstihbarat birimlerinin dinlemelerine takılan ve ra-porlaştırılan PKK planlarının ´acil önemli´ ibaresi ile MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğüne sunulduğu öğrenildi. Raporda Hakkâri´de el bombaları ve C4 plastik patlayıcılarla yakalanan PKK´lı M.E´nin referandum sonrası PKK´nın planladığı eylemlere yönelik verdiği kritik bilgiler yer aldı. M.E´nin verdiği istihbarat arasında büyükşehirlere zaman ayarlı bomba kurulması da bulunuyor. Güvenlik güçleri uyarıldı Güvenlik güçleri, 1 hafta içinde acil güvenlik planı hazırladı. Rapor doğrultusunda devlet zirvesinden belirlenen 10 kritik noktada özel harekât birliklerinin ´üst düzey faal´ olması talimatı verildi. İstihbarat birimleri PKK´nın büyükşehirlere karşı yapması beklenen bombalı eylemlerine karşı dikkatli olması istendi.

İşte o konuşma

X1: Başkan Bu Diyarbakır´da bizim şeye gerek kalmadı. Silav ve Perviz zaten gitmediler, gerek yok dedi. X2: Anladık ta bu eylem günü geliyor. Önemli olan 20´sinde de bir şey yapmak. Yani başkanın planı önemli, bu planı işletin diyorlar. X2: Bu bizim Diyarbakırlı´nın kini çok tuttu. Öyle bir şey lazım. Fazla büyük olmadan. Onu söylediler. Araba olayı gibi. X1: Yer belli değil herhal. Ama bu bizim Urfalı´yla Antepli dediler yapacak diye. Burada bu herifin mitingine gidenler çok. (Başbakan´ı kastediyor.) X2: Yok şimdilik o öncelik değil bu iş sonuçlandı bundan sonrası için eylem dediler. Cevap olarak da algılanır. ( Bugün)

9 teröristin intikamı 9 vatandaşla mı alındı?

18 Eylül 2010: Hakkari´de önceki gün 9 vatandaşın hayatını kaybettiği mayınlı saldırının, 7 Eylül´de öldürülen 9 PKK´lıyı ihbar eden köylülerden intikam almak için gerçekleştirildiği iddia edildi. Çatışmada öldürülen 9 teröristin Geçitli Köyü´nden dağa çıkan ve güvenlik güçlerine ihbar edilen gençler olduğu belirtiliyor. Boykot olmasa köyün referandumda ´Evet´ diyeceği de ileri sürülüyor.Hakkari´deki saldırının perde arkasından PKK´nın intikam girişimi çıktı. Saldırıda hayatını kaybeden 9 vatandaştan bazılarının, geçen ay dağa çıkan köyün gençlerini güvenlik güçlerine ihbar eden ailelerden olduğu ortaya çıktı. Köylülerin ihbarı üzerine bölgede operasyon düzenleyen güvenlik güçleri, dağa çıkan 9 PKK´lıyı etkisiz hale getirmişti. Öte yandan, Geçitli halkının köy korucularıyla yaptıkları toplantıda referandumda evet kullanma kararı aldıkları, ancak BDP´nin boykot kararının ardından sandığa gidemedikleri ileri sürüldü.

9 genç dağa çıkmıştı

Bir ay kadar önce Geçitli´de yaşayan dokuz genç, dağa çıkma kararı aldı. Bölge halkının yaptığı tüm telkinlere rağmen bu dokuz genç ikna edilemedi. Bunun üzerine köylüler, güvenlik güçlerine ihbarda bulundu. Dağa çıkan gençlerin kimlik detayları, eşkalleri ve nerelerde sığındıkları detaylı bir şekilde anlatıldı. Bu sırada Hakkari´nin Çukurca ilçesinde Jandarma Asayiş Bölük Komutanlığı´na PKK tarafından roketatarlı saldırı düzenledi. Köylülerin ihbarını değerlendiren güvenlik güçleri, saldırının hemen ardından operasyon düzenledi. Aksu köyünde girilen sıcak temasta Geçitli köyünden dağa çıkan dokuz terörist etkisiz hale getirildi. Önceki gün gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybeden dokuz vatandaşın güvenlik güçleriyle işbirliği yapan ailelere mensup oldukları, PKK´nın operasyonda ölen örgüt üyelerinin intikamını almak için bu hain eylemi planladıkları belirtiliyor. Öte yandan SABAH´a konuşan bölgenin köy korucuları, Biz kendi aramızda referanduma katılıp ´evet´ deme kararı almıştık. Ama boykot kararından sonra herkes korktu. Sandığa gidemediler dedi.

PKK tehdit etmişti

PKK, referandum öncesinde Doğu ve Güneydoğu´da bazı bölgelerde dağıttığı bildirilerde sandığa evet oyu için gidecek vatandaşları açıkça tehdit etmişti. PKK´nın silahlı gücü HPG tarafından hazırlanan bildirilerde Hayır oyu kullanarak hükümetin oyununu bozmaya çağırıyoruz. Bunu yapmayan parti ya da değişik kesimler hedeflerimiz başında yer alacaklarını bilmelidirler tehdidi yapılmıştı. ( Sabah)

Kandil´de ´derin PKK´ soruşturması

24 Eylül 2010: Hakkari´nin Geçitli Köyü yakınlarında bir minibüsün geçişi sırasında yola döşenen mayının uzaktan kumandayla patlatılması sonucu 9 vatandaşın ölümü ile sonuçlanan olayın terör örgütü PKK´da büyük rahatsızlık yarattığı kaydedildi. Hakkari´deki eyleminin kendisinde şok etkisi yarattığını belirten terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, örgüt içerisinde birtakım ülkelere hizmet eden ve köylü intikamcılığı ile hareket eden karanlık güçlerin bulunduğuna işaret ederek, eylemsizlik ve demokratikleşme sürecini sabote etmek amacıyla bu eylemin gerçekleştirilmiş olabileceği yönündeki açıklaması sonucunda Kandil´de bulunan terör örgütü yönetimi harekete geçti. Örgütün ele başlarından Murat Karayılan´ın talimatıyla Hakkari´deki kanlı eylemle ilgili örgüt içerisinde soruşturma başlatıldı. Bu kapsamda kanlı eylemin talimatını verdiği öne sürülen ve olayın bir numaralı faili olarak gösterilen Suriye uyruklu Bahoz Erdal kod adlı terörist Fehman Hüseyin´in Kandil´de sorgulandığı ortaya çıktı. İnfaz edilme korkusu yaşayan Fehman Hüseyin´in, terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan´a bağlılığını ifade ettiği ve örgütün eylemsizlik kararının sorgulanmasına neden olabilecek eylemlerden uzak kaldığını öne sürdüğü kaydedildi. Hakkari bölgesinde kendisine bağlı faaliyet gösteren Masiro kod adlı Bedirhan Abo ve grubunu suçlayan Fehman Hüseyin´in, Hakkari Merkez Hacı Sait Camii imamı Aziz Tan, Şırnak´ın İdil ilçesinde fahri imamlık yapan Emin Hezer´in öldürülmeleri, Şemdinli Derecik´te Kasım Erbaş isimli şahsa ait minibüse patlayıcı yerleştirilmesi olayıyla ilgili özeleştiri yaptığı bildirildi. Öte yandan, Hakkari eylemini gerçekleştirdiği iddia edilen grubun başındaki Bedirhan Abo´nun da Kandil´e çağrıldığı, ancak infaz edilme endişesiyle buraya gitmediği öne sürüldü. Söz konusu teröristin İran´a kaçtığına dair duyumların olduğu belirtildi. Terör örgütünde Murat Karayılan ile Fehman Hüseyin arasında yaşanan liderlik kavgası sonucunda, terörist başı Abdullah Öcalan´ın da desteğiyle, geçen yıl (15 Nisan 2009) terör örgütünün silahlı kadrolarının başındaki Fehman Hüseyin, Kandil;in talimatlarını dinlemeyerek, özellikle Türkiye içerisinde sivilleri hedef alan kanlı eylemleri nedeniyle örgüt politikasına zarar verdiği gerekçesiyle görevden alınmış, yerine terörist Murat Karayılan´a bağlılığı ile bilinen Suriye uyruklu Sofi Nurettin kod adlı Nurettin Halef Al Muhammed getirilmişti. ( AA)

Geçitli´de asıl hedef karakola gıda götüren köylülerdi

19 Ekim 2010: PKK´nın Hakkari Geçitli Köyü bölgesinde yolcu minibüsüne yönelik eyleminin asıl hedefinin, Geçitli Jandarma Karakolu´na gıda malzemesi nakliyesi yapan köylüler olduğu belirlendi. İstihbarat birimlerinin elde ettiği bilgilere göre terör örgütü PKK´nın, 9 vatandaşın ölümüyle sonuçlanan yolcu minibüsüne yönelik mayınlı eyleminin asıl hedefinin, Geçitli Jandarma Karakolu´na gıda malzemesi nakliyesi yapan köylüler olduğu belirlendi. Hakkari´deki eylemin kendisinde şok etkisi yarattığını belirten terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan´ın avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, örgüt içerisinde birtakım ülkelere hizmet eden veya köylü intikamcılığı ile hareket eden karanlık güçlerin bulunduğuna işaret ederek, eylemsizlik ve demokratikleşme sürecini sabote etmek amacıyla bu eylemin gerçekleştirilmiş olabileceği yönündeki açıklaması, Kandil´deki terör örgütü yönetimini harekete geçirmişti. Terör örgütünün ele başlarından Murat Karayılan´ın talimatıyla Hakkari´deki kanlı eylemle ilgili örgüt içerisinde başlatılan kapsamlı bir soruşturma çerçevesinde eylemin talimatını verdiği öne sürülen Suriye uyruklu Bahoz Erdal kod adlı terörist Fehman Hüseyin Kandil´de sorguya alındı. Terörist Fehman Hüseyin´in, örgüt yönetimine verdiği özeleştiride bu eylemle bölgedeki askeri birimlere gıda malzemesi taşıyan köylülerin cezalandırmayı amaçladığını anlattığı kaydedildi. Ancak bütün planlamalara rağmen asıl hedef seçilen kişilerin o gün minibüsün içinde olmamaları nedeniyle öldürülemediğini vurgulayan terörist Fehman Hüseyin´in, örgütün siyasi uzantısı oluşumların yoğun propagandaları sonrasında köylülerin ve bölge halkının eylemin güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirildiğine inandırılmasının da başarı sayılması gerektiğini ifade ettiği kaydedildi. Terörist Fehman Hüseyin´in eylemin başarıyla gerçekleştirildiği yönündeki açıklamalarına rağmen, terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan´ın uyarıları doğrultusunda hareket eden Kandil´deki örgüt yönetiminin, eylemin zamanlaması ve şeklinin eylemsizlik sürecine hizmet etmediği yönünde karar alırken, Kandil´deki örgüt yönetimi tarafından, terörist Fehman Hüseyin´i bundan sonraki süreçte bu tür eylemlerden uzak durması yönünde uyarılmakla yetinildiği belirlendi. Geçitli Köyü eylemini gerçekleştirdiği belirlenen Masiro kod adlı Bedirhan Abo ve yardımcısı Serhat kod adlı teröristin, eylemsizlik kararını hiçe sayarak, HPG´nin başındaki Sofi Nurettin´in tüm ikazlarına rağmen plansız ve programsız hareket ederek, örgütü güç duruma düşüren bir eylemi gerçekleştirdikleri gerekçesiyle Kandil´de işkence mağaralarına hapsedildikleri bildirildi. ( AA)

PKK´dan itiraf: Batman mayını bizim işimiz

01 Aralık 2010: PKK, sivillere yönelik mayınlı saldırıda eylemi yapan iki teröriste 20-24 yıl hapis cezası verdi. Özür dileyip ölenleri şehit ilan etti. Batman´da dört ay önce aralarında bölgede kanaat önderi olarak bilinen Salih Özdemir´in de bulunduğu dört kişinin hayatını kaybettiği ve Abdullah Öcalan´ın ´provokasyon´ dediği mayınlı saldırının failleri yargılayan PKK, sivillere karşı mayın kullanılan eylemi savaş suçu ilan ederek, iki teröristi 20 ve 24 yıl hapse mahkum ettikten sonra örgütten çıkarıldıklarını bildirdi. Eylemin tepki çekmesi üzerine örgüt içi mahkeme kuran PKK, ölen dört kişiyi de şehit ilan etti. Batman´ın Hasankeyf ilçesine bağlı Serikani köyü yakınlarında bulunan TPAO depolama tesislerinde 31 Temmuz´da yangın çıkaran PKK´lı teröristler, yardıma gidecek olanlara yönelik ise mayın döşedi. Yangını söndürmek için yola çıkan Eski Batman Baro Başkanı ve İHD yöneticisi Sedat Özevin (48), kapatılan HEP eski İl Başkanı Salih Özdemir (55), Sıtkı Özdemir (45) ve İHD eski Batman Şube Başkanı Sadi Özdemir´in (47) içinde bulunduğu araç, mayına çarptı. Araçta bulunan dört kişi hayatını kaybetti. O tarihte eylemi PKK´nın yaptığı iddialarına karşın, terör örgütü eylemi üstlenmedi. Abdullah Öcalan ise avukatları aracılığı yaptığı açıklamada, eylemin ´provokasyon´ olduğunu ileri sürdü. PKK ise tepkiler üzerine eylemle ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu. Saldırıda üç kardeşini kaybeden Sabri Özdemir, BDP´li yetkililerin de katıldığı taziye sırasında SABAH´a tepkisini Ağabeyim iradesini teslim etmemesinin bedelini ödedi. Ona hediye bir mayın oldu diyerek dile getirmişti.

Savaş kuralları ihlali

Tepkiler üzerine eylemi üstlenmekten kaçınan PKK dört ay sonra dolaylı da olsa üstlenmek zorunda kaldı. PKK´ya yakın bir haber sitesindeki bilgilere göre; örgütün askeri kanadı olana HPG tarafından Askeri Mahkeme kuruldu ve eylemin sorumluları Ferhat Felat ile Fikri Bermal adlı teröristler, askeri çizgi ve eylem anlayışına sığmayan eylemde bulunmak suçundan yargılandı. Örgütün hazırladığı sözde iddianamede eylem (...) herhangi bir askeri mantığa sahip değildir, öngörüden yoksun, kontrolsüz, kontra ve çeteci bir eylem biçimidir ifadeleriyle eleştirildi. Örgüt yöneticilerinden Nurettin Sofi de eylem nedeniyle aileden özür dilediklerini açıkladı. PKK, eylemi gerçekleştiren mensuplarını hapis cezasına çarptırarak HPG´den çıkardığını duyururken, saldırıda ölen Sedat Özevin, Salih Özdemir, Sıtkı Özdemir ve Sadi Özdemir ´Kürdistan Özgürlük Mücadelesi şehitleri´ olarak ilan edildi. ( Sabah)

(17 Eylül 2010), son güncel.: (01 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2250    yazdır/print


 

Günlükteki cinayet notuna garip savunma

İkinci Ergenekon davasının dün görülen 79. duruşmasında sanık Neriman Aydın´ın çapraz sorgusu yapıldı. Hakim Sedat Haşıloğlu´nun, günlüğünde ´Necip Hablemitoğlu´nun yakın arkadaşı tarafından öldürüldüğü´ şeklinde bir notu olduğunu belirterek, bununla ilgili açıklama yapmasını istediği Aydın, ´Günlüğümde şahsıma ait notlardır. Bunu açıklayamam´ dedi. Aydın, Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili bilgisi olmadığını dile getirdi.

Günlükteki cinayet notuna garip savunma

İkinci Ergenekon davasının dün görülen 79. duruşmasında sanık Neriman Aydın´ın çapraz sorgusu yapıldı. Hakim Sedat Haşıloğlu´nun, günlüğünde ´Necip Hablemitoğlu´nun yakın arkadaşı tarafından öldürüldüğü´ şeklinde bir notu olduğunu belirterek, bununla ilgili açıklama yapmasını istediği Aydın, ´Günlüğümde şahsıma ait notlardır. Bunu açıklayamam´ dedi. Aydın, Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili bilgisi olmadığını dile getirdi.

Dün yapılan ikinci ´Ergenekon´ davasında Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, çapraz sorguda savcıların sorularını yanıtlamayacağını belirten tutuklu sanık Neriman Aydın´a soru yöneltmedi. Bazı tutuklu sanıkların avukatı Kürşat Veli Eren ise Aydın´a, Hücre tipi yapılanmayı biliyor musunuz, evinizi karargah olarak kullandınız mı, evinizde dehliz var mı? sorularını yöneltti. Aydın da Bunlar ne biçim sorular? Evim benim kutsal mekanım. 80 yaşındaki annemle yaşıyorum diyerek tepki gösterdi. Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğu´nun sorusu üzerine de Aydın, Veli Küçük, Muzaffer Tekin ve Oktay Yıldırım ile hiç karşılaşmadığını dile getirdi. Haşıloğlu´nun, ´Necip Hablemitoğlu´nun yakın arkadaşı tarafından öldürüldüğü´ şeklinde bir notu (2´nci Ergenekon iddianamesi 1568, 1637 ve 1845. sayfalar) olduğunu belirterek, bununla ilgili açıklama yapmasını istediği Neriman Aydın, ´Günlüğümde şahsıma ait notlardır. Bunu açıklayamam´ dedi. Aydın, Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili bilgisi olmadığını dile getirdi. ( Habervaktim)

Aydın kardeşler Ergenekon´un TSK´ya sızmasında görevli

Ergenekon davası sanıklarından Neriman Aydın ile kardeşi Kemal Aydın´ın adı 1´nci, 2´nci, 3´ncü ve 4´ncü Ergenekon iddianamelerinde 331 yerde geçiyor. 4´ncü iddianame olan Poyrazköy iddianamesinin 8´nci sayfasında kardeşlerle ilgili şu satırlar yeralıyor: .. C.Başsavcılığımızca düzenlenen önceki iddianamelerde ERGENEKON YAPILANMASI NEDEN BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR başlığı altında ayrıntılı açıklamalar yapıldığından, bu konuda yeniden açıklama yapılmayacaktır. ERGENEKON Silahlı Terör Örgütünün, yaşamsal değerde önem verdiği TSK içerisindeki faaliyetlerinin bir kısmını Karargah Evleri ismi altında gizli hücre yapılanması ile yürüttüğü tespit edilmiştir. Bu kapsamda sanıklar Neriman AYDIN ve Kemal AYDIN´ ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve askeri okullardaki örgütlenme faaliyetlerinden sorumlu oldukları, bu amaçla açtıkları evlerde örgüte eleman kazandırmak için çalışmalar yaptıkları, bir yandan da örgüte kazandırdıkları askeri kişileri Hizbuttahrir terör örgütüne sızdırdıkları, ..

(04 Eylül 2010, 16:18)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon iddianamelerinde Neriman Aydın

İkinci Ergenekon iddianamesinde ara

Tüm Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2212    yazdır/print


 

Osman Can´ın çarpıcı açıklamalarıyla yargıdaki Kontrgerilla

Anayasa Mahkemesi´nde 8 yıl sürdürdüğü raportörlük görevinden ayrılan Doç. Dr. Osman Can, yüksek yargının politik konulardaki performansının seri cinayetler performansı olduğunu söyledi. ´Her bir faşizmi, ayakta tutacak bir yargı silahı vardır´ diyen Can, ´Doğan Öz cinayeti Yargıtay eliyle temize çıkarıldı. Katil suçunu itiraf ettiği halde Askeri Yargıtay temize çıkardı. Oysaki temize çıkmamış olsaydı çok başka ilişkiler çorap söküğü gibi ortaya çıkacaktı. Çünkü savcı Doğan Öz´ün katilinin ortaya çıkmaması gerekiyordu, bunu da ancak yargı yapabilirdi. Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri Türkiye´nin vicdanının yok edildiği davalardır.´ değerlendirmesini yaptı.

Osman Can´ın çarpıcı açıklamalarıyla yargıdaki Kontrgerilla

Anayasa Mahkemesi´nde 8 yıl sürdürdüğü raportörlük görevinden ayrılan Doç. Dr. Osman Can, yüksek yargının politik konulardaki performansının seri cinayetler performansı olduğunu söyledi. ´Her bir faşizmi, ayakta tutacak bir yargı silahı vardır´ diyen Can, ´Doğan Öz cinayeti Yargıtay eliyle temize çıkarıldı. Katil suçunu itiraf ettiği halde Askeri Yargıtay temize çıkardı. Oysaki temize çıkmamış olsaydı çok başka ilişkiler çorap söküğü gibi ortaya çıkacaktı. Çünkü savcı Doğan Öz´ün katilinin ortaya çıkmaması gerekiyordu, bunu da ancak yargı yapabilirdi. Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri Türkiye´nin vicdanının yok edildiği davalardır.´ değerlendirmesini yaptı.

12 Eylül´de yapılacak referanduma da değinen Can, halkın sandığa giderken, son kez düşünmesi gerektiğini belirterek, Türkiye´de darbe yargısıyla devam etmek istiyor muyuz, istemiyor muyuz? 17 bin faili meçhul cinayet 34 bine çıksın mı çıkmasın mı ve bir generalin istediği hâkimi meslekten atabilsin mi atamasın mı? Halk, kendisine bu soruları sorarak karar vermeli. dedi. Can, Yargıtay üyelerinin ses kayıtlarıyla ilgili olarak da, yüksek yargının bir operasyon merkezi gibi çalıştığını söyledi. Timaş Yayınları´ndan çıkan Darbe Yargısının Sonu isimli kitabıyla gündeme gelen Demokrat Yargı Derneği Eş Başkanı Osman Can, Türkiye´deki yargı sitemi üzerine çarpıcı açıklamalarda bulundu.

´Ankara´da bir yargı yok, bunu da kanıtlarım´

Osman Can, 8 yıllık görev yaptığı dönemin sonunda Ankara´da bir yargı olmadığını bilen birisi olduğunu ve bu iddiasını kanıtlayabileceğini söyledi. Can, Adı geçen konuşmayı yapan insanları tanırız, onların dışındakileri de tanırız. 8 yıllık süre içinde yargı bürokrasisinin tepesinde oldum. Orada yaptığım analizler ile Türkiye´de halkın yargısının olmadığı sonucunu öğrendim. Medyada veya sermaye kesiminde çalışan bir insan bu gerçekliği bilmez ve Ankara´da yargı olduğunu düşünür. Bu nedenle de Türkiye´de yapılan bu tartışmaları çok iyi kavrayamaz. Ben Ankara´da yargı olmadığını çok iyi bilen ve bunu da kanıtlayabilecek bir insanım. 2003 yılından beri Ergenekon veya diğer siyasi davalar ile ilgili Ankara bürokrasisinde ne gibi hareketlilikler olduğunu bilen insanlarız. Bu yüzden Ergenekon, Balyoz, Kafes gibi davalar için kimse ´yanlış, mümkün olmayan´ gibi şeyler demesin yarın pişman olmak durumunda kalırlar. diye konuştu.

´Yüksek yargı operasyon merkezi olarak çalışıyor´

Son günlerde Yargıtay mensuplarına ait ses kayıtlarına değinen Osman Can, yüksek yargının ideolojik konsey ve operasyonel merkez olarak kullanıldığını söyledi. Can, ses kayıtlarını, Bu konuşmaların çok daha ötesinde unsurların Danıştay, Yargıtay koridorlarında yapıldığını biliyoruz. Çok farklı yerlerde çok ilginç toplantılar yapılıyor. Adeta yüksek yargının ideolojik konsey, bir operasyon merkezi olarak çalıştığını ve etkinlikte bulunduğunu aşağı yukarı Ankara´daki herkes bilir. Kim nerede ne zaman, nasıl toplanmıştır, bir kapatma davası açtıralım mı, açtırmayalım mı çeşitli figürler bir araya gelerek değerlendirir. Bunlar gerçektir ve bu yüzden Ankara´da yargı yoktur. değerlendirmesinde bulundu.

´Danıştay, Yargıtay başkanları sistem sayesinde başkan olmuşlardır´

HSYK Başkanvekili Kadir Özbek´in referandumda hayır denmesi için ´mücadelemiz sürecek´ sözlerini de eleştiren Osman Can, Özbek´in sözlerine karşılık ilginç bir tespitte bulundu. Can şöyle konuştu: Bu hukuk sistemine bilge bir yargıcı da koysanız bugün tartışmalı olarak gördüğümüz insanlara dönüşür. O yüzden HSYK Başkanı falanca şahıs, Yargıtay Başkanı falanca şahıs. Aslında mevzu o şahıslarla ilgili değildir. Çünkü sistem o insanları o noktaya getirmiştir. O noktaya gelmez ise zaten, HSYK, Danıştay, Yargıtay Başkanı olamazlar. Sistem bu şekilde insanları yukarılara doğru taşıyorsa, elbette ki mücadele edeceklerdir; kaçınılmaz sonuçtur. Ama Türkiye´nin böyle bir sistem ve statüko için adaleti bir kenara atan politik bir duruş için mücadele etmeyecekleri bir sisteme dönüşmesi lazım. Böyle bir ´yargı´ya ihtiyacımız vardır.

´Yargıtay ve Danıştay´ın performansı seri hukuki cinayetler performansıdır´

Faili meçhullerle ilgili davaların sonuçlanamadığını belirten Doç. Dr. Osman Can, Danıştay ve Yargıtay´ın politik konulardaki performansını ise ´seri cinayetler´ performansını benzetti. Can konuyla ilgili şu görüşleri dile getirdi: Her bir faşizmi, ayakta tutacak bir yargı silahı vardır. 17 bin faili meçhul cinayet yaşandı bu ülkede. 1980 darbesine Türkiye´yi getiren süreçler vardır. O yüzden, bu referandum 12 Eylül ile hesaplaşma değil, 27 Mayıs ile bir hesaplaşmadır. 80 döneminde Doğan Öz cinayeti Yargıtay eliyle temize çıkarıldı. Katil suçunu itiraf ettiği halde Askeri Yargıtay temize çıkardı. Oysaki temize çıkmamış olsaydı çok başka ilişkiler çorap söküğü gibi ortaya çıkacaktı. Çünkü savcı Doğan Öz´ün katilinin ortaya çıkmaması gerekiyordu, bunu da ancak Yargı yapabilirdi ve yargı yaptı. Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri Türkiye´nin vicdanının yok edildiği davalardır. 28 Şubat döneminde şu anki HSYK başkan vekilinin de içinde olduğu yüksek yargı heyeti, genelkurmay brifinglerine katılmışlardır. Ayrıca şunun da altını çizmem lazım; 28 Şubat´tan sonra Türkiye muhteşem bir yol almıştır. Faili meçhul cinayetlerinin yakınları yargıdan netice alamayınca AİHM´e gittiler. Çünkü savcılar dosyaları kapattı ve takipsizlik kararı verdiler. Savcılar çok açık ve net gözüken, yalanların üzerine dosya tanzim ettiler ve davalar kapandı. Dava açılsa bile mahkemeler kapattı ve beraatle sonuçlandırdılar. Yargı hiç kimseye dokunmuyor. Peki o zaman yargı niye var. Bir savcı neden bir cinayet gerçekleştiği zaman davanın sonuna kadar gidemiyor. Bunu HSYK´ya bakarak cevaplandırabilirsiniz. Ferhat Sarıkaya örneği var. Bütün bunlar hukuki cinayetlerdir. Yargıtay ve Danıştay´ın politik konulardaki performansı seri hukuki cinayetler performansıdır. Referandum geçtikten sonraki kompozisyon olmuş olsaydı, o faili meçhul cinayetin üzerine gitmeyen savcı meslekten atılırdı. Ferhat Sarıkaya kesinlikle savcılıktan atılmazdı.

´AK Parti için hazırlanan iddianame anayasal bir suçtur´

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı´nın 2008 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi´nin kapatılması için açmış olduğu davayı da değerlendiren Can, raportörü olduğu dosyayı ilk gördüğünde, AK Parti´nin kapatılması için düzenlenen metnin üzerine iddianame yazılamayacağını ve yargıç olarak da altına imza atılamayacağını düşündüğünü söyledi. Can o dönem ile ilgili şu ifadeleri kullandı: Demokratik bir ülkede halkın önemli bir onayına sahip bir partinin, demokratik anayasal düzende çatışma içinde olması mümkün değildir. Batı demokrasilerinde de böyledir. Daha marjinal partilere yönelik bir tedbir olarak parti kapatma düşünülür. Parti kapatma davası açma yetkisi de genellikle hükümetlere verilir. Fakat bizde durum böyle değildir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi´nin 1962 tarihinden göreve başladığı tarihten günümüze kadar kapatılan siyasi partilere baktığınız zaman, hiçbir siyasi partinin insan hakları ihlali veya demokrasiye aykırılıkları nedeniyle kapatılmadığını görürsünüz. O zaman ya 2500 yıllık dünya demokrasi mücadelesini verenler yanılmıştır, ya da Türkiye´deki sistem demokratik değildir. Bu benim öznel düşüncelerimi de bir kenara bırakarak, hukukçu olarak dosyaya bakmak zorundaydım. İddianameyi baştan sona kadar okuduktan sonra bu iddianamenin yargının az buçuk makul olduğu bir sistemde dahi, böyle bir metnin başlığına iddianame sıfatını yakıştırıp, altına da yargıç olarak imza atmanın mümkün olamayacağını düşündüm. Böyle bir iddianame hukuk devletinde ortaya çıkmaz. Çünkü hukukçu olarak metodolojiyi takip etmek zorundasınız. Gerekçelerinizi ve argümanlarınızı temellendirmek, mantıksal örgüyü kurmak zorundasınız. En azından dava sürecine belgeleri, bilgileri çarpıtarak aktarmamak zorundasınız. Olmayan şeyleri olmuş gibi oraya aktaramazsınız. Anayasa Mahkemesi de bunu kararında teyit etmiştir. Çünkü mahkemenin gerekçesinde, bu kararda delillerin olduğundan farklılaştırılarak iddianameye aktarıldığı AYM kararında yazmaktadır. Çok açık bir şekilde anayasal bir suç işlenmiştir. Bu iddianamenin kendisi anayasal bir suçtur. Ama Türkiye´de ´bu suçu sadece halkın temsilcileri işleyebilir ve darbelerle biz indirebiliriz´ denilmektedir. Oysa ki, devletin efendileri, koca koca cübbeli yargıçlar, üniformalılar, Ankara´nın kravatlıları ülkenin hakimi olarak kendisini görüp de halkı mahlukat olarak gören insanlar hiçbir zaman suç işleyemezler zaten. Böyle bir gerçek var ne yazık ki. Osman Can, davayla ilgili raporunu mahkemeye teslim ettiğinde de Ak Parti´nin kapatılamayacağını düşündüğünü kaydetti.

´Vatandaş sandığa gitmeden önce son kez düşünsün´

Son olarak 12 Eylül´de yapılacak referanduma da değinen Can, halkın sandığa giderken, son kez düşünmesi ve Türkiye´de darbe yargısıyla devam etmek istiyor muyuz, istemiyor muyuz? 17 bin faili meçhul cinayet 34 bine çıksın mı çıkmasın mı ve bir generalin istediği hâkimi meslekten atabilsin mi atamasın mı? sorularını kendisine sorarak oyunu vermesi gerektiğini´ söyledi. Can, bu sürecin bireyler üzerinde tarihsel sorumluluğu olacağını sözlerine ekledi. ( Cihan)

(04 Eylül 2010, 15:44)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2211    yazdır/print


 

Ses kayıtlarına tepkiler çığ gibi: Sorumlu yargıçlar hesap versin

Yargıtay üyesi Hamdi Yaver Aktan´ın ´Referandumda hayır için Öcalan´a ihtiyaç var´ şeklindeki sözlerini kabul etmesinin ardından bir itiraf da HSYK üyesi Ali Suat Ertosun´dan geldi. Ertosun, yargıdaki atamalarla ilgili YARSAV´a ´isteklerinizi bildirin´ dediği kaydın kendisine ait olduğunu söyledi. Skandal itiraflar, kamuoyunda infiale yol açarken, AK Parti ve MHP´nin ardından CHP ve DSP de, konuşmaların içeriğine sert tepki gösterdi. CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce, ´Bir Yargıtay üyesinin böyle konuştuğuna inanmak istemiyorum. Olay doğruysa felakettir, gereken derhal yapılmalıdır.´ dedi. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da tepkisini, ´Adalet üst organlarının şirazeden çıkacak kadar taraf olması dehşet verici´ sözleriyle dile getirdi.

Ses kayıtlarına tepkiler çığ gibi: Sorumlu yargıçlar hesap versin

Yargıtay üyesi Hamdi Yaver Aktan´ın ´Referandumda hayır için Öcalan´a ihtiyaç var´ şeklindeki sözlerini kabul etmesinin ardından bir itiraf da HSYK üyesi Ali Suat Ertosun´dan geldi. Ertosun, yargıdaki atamalarla ilgili YARSAV´a ´isteklerinizi bildirin´ dediği kaydın kendisine ait olduğunu söyledi. Skandal itiraflar, kamuoyunda infiale yol açarken, AK Parti ve MHP´nin ardından CHP ve DSP de, konuşmaların içeriğine sert tepki gösterdi. CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce, ´Bir Yargıtay üyesinin böyle konuştuğuna inanmak istemiyorum. Olay doğruysa felakettir, gereken derhal yapılmalıdır.´ dedi. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da tepkisini, ´Adalet üst organlarının şirazeden çıkacak kadar taraf olması dehşet verici´ sözleriyle dile getirdi.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan´a ait olduğu ortaya çıkan ses kaydında referandumda ´hayır´ çıkması için Abdullah Öcalan´dan faydalanılması gerektiği anlatılıyordu. CHP´nin de BDP´nin ´elinden tutmasının´ şart olduğu aktarılan ses kaydı, Hamdi Yaver Aktan tarafından da doğrulandı. Ancak Aktan, kayıtların ´montajlanma´ olduğunu savundu. Turgut Kazan da önceki gün BDP lideri Selahattin Demirtaş´la görüştüğünü kabul etti. Söz konusu ses kaydı siyasilerin de tepkisine sebep oldu. Siyasilerin görüşleri şöyle:

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç: Yargıtay üyelerinden birisi, birkaç tanesiyle konuşuyor. Türkiye için hesap kitap yapıyorlar. Biri referandumda ´hayır´ çıkması için, ´Öcalan´ı kullanmamız lazım.´ diyor. ´Ancak onlar da hayır oyu verirse, hayır oyu çıkabilir.´ diyor. Bir başkası bunu tasdik ediyor. Öcalan´la, Öcalan´ın avukatları veya BDP ile görüşecek Yargıtay üyelerini kendi içlerinde görevlendiriyorlar. Bu ayıp değil midir, bu yanlış değil midir? Bu ilk de değildir. Maalesef, Yargıtay üyeleri hepimizin kanını donduracak, tüylerimizi diken diken edecek şeyleri konuşuyorlar.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş: Kurtulmuş, Sağlık-İş Başkanı Mustafa Başoğlu´nun, ziyaretinin ardından gazetecilerin gündemle ilgili sorularını da cevapladı. Kurtulmuş, Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen gündemdeki ses kayıtlarıyla ilişkin de Doğruysa çok vahim bir durum, doğruysa büyük bir suçtur. ifadesini kullandı. Kurtulmuş, kendilerinin referandumda ´evet´ diyeceğini ama anayasa değişikliği paketini yeterli bulmadıklarını dile getirdi.

CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce: Bir Yargıtay üyesinin böyle bir konuşma yapmış olduğuna inanmak istemiyorum. Ancak olay doğruysa gereken derhal yapılmalı. En büyük dileğim böyle bir konuşmanın hiç yapılmamış olması. Böyle bir konuşma yapıldıysa durum çok vahimdir. Bu konunun bir an önce tam olarak aydınlığa kavuşturulması gerekir.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay: Ses kayıtları dehşet verici. Adalet üst organlarının bu kadar siyasallaşması, şirazeden çıkacak kadar tartışmaların tarafı olması, kendi makamlarını korumak için Türkiye´nin önünü karartma çabası içine girmelerini dehşetle, üzüntüyle izliyorum. Yargı, garip biçimde birbirini seçen mekanizma tarafından ele geçirilmiş. Belli bir grup. Sen, ben, bizim oğlan düzeni var. Benim HSYK üyesi arkadaşlar kadar meslekte kıdemim var. Kimlerin, nasıl arkadaş hatırı, hemşehricilikle üst organlara seçildiğine defaatle tanık oldum. Bu direniş imtiyaz sahiplerinin son direnişleri. Sinsi bir direniş her tarafta görünüyor. Ancak halkın önünde hiçbir kuvvet duramaz. Halkoylaması birçok kilidi açacaktır.

DSP Genel Sekreteri Hasan Erçelebi: Ses kaydında yer alan sözler yanlış ve çirkin. Bir yüksek yargı organı mensubuna yakışmadı. Yargıtay´ın konuyla ilgili gerekli çalışmaları yapmasını istiyorum. İnsanların bulundukları makamın sorumluluğunu ve ağırlığını bilmesi gerekir. Bir yüksek yargı mensubu, ne söyleyeceğinden çok ne söylemeyeceğini bilmelidir. Bu sözler çok yanlış ve çirkindir. İlgili kişinin en azından çıkıp kamuoyundan bir özür dilemesi gerekir. Yargıtay da soruşturma açıp işin aslını ortaya çıkarmalıdır.

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman: Medyaya yansıyan konuşmalar doğru ise fevkalade üzücüdür. Ve gereği yapılmalıdır; yanlış yapanlar, cezalarını çekmelidir. Ortaya atılan iddiaları hukuk açıklığa kavuşturmalıdır. Bu konuşmalar yapılmış mıdır, bahsedilen kişilere ait midir, değil midir, kayıtlar üzerinde montaj yapılmış mıdır? Ben, bu durumun yargısal süreç içerisinde açıklığa kavuşturulması, suç unsuru varsa bunun cezalandırılmasını isterim. Ben ülkemin hukuk devleti olduğunu görmek isterim.

Uluç: Ses kayıtlarıyla ilgim yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanı Yusuf Uluç, ses kayıtlarında geçen Yargıtay üyeleri Hamdi Yaver Aktan ve Fatih Arıkan ile hiçbir zaman bir araya gelmediğini, asla böyle bir sohbetin de yanında yapılmadığını savundu. Uluç, yaptığı yazılı açıklamada, internete düşen ses kayıtlarıyla ´en ufak bir ilgisinin bulunmadığını´ iddia etti. Uluç, şu ifadeleri kullandı: Benim dışımda yapılan ve montajlanan yazının bu bölümlerini asla kabul etmiyorum. Bunu vicdanlara havale ediyorum. Dinlemenin yasa dışı yapılmış olması da ayrı bir olaydır. Hiçbir zaman adalet cübbesini giyerek hukuku kirletme ve derin bağlantılar içinde toplum mühendisliğine soyunmadım. Hiç şüphesiz buna hakkım da yoktur. Kendi payıma bunu açıklık sayarım. Bunun servis edilmesinin nedeni, şu veya bu şekilde bu sohbetten yararlanmak ve 4 Mart 2010 tarihinde yapılan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanlığı seçiminin sonucunu karalamaktır.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin: Yüksek yargıdaki sorunlar adalete güveni sarsıyor

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yargıdaki sorunların ´adalete güveni sarstığı´ uyarısında bulundu. Bakan Ergin, bazı davalarda tutukluluk sürelerinin uzamasının kendilerini de rahatsız ettiğini belirtirken, HSYK görüşmelerinin objektif kriterler konusunda tıkandığını vurguladı. Sadullah Ergin, Hakimevi´nde düzenlediği basın toplantısında 2010-2014 yıllarına ilişkin ´Adalet Bakanlığı Stratejik Planı´nı açıkladı. Stratejik plana ilişkin açıklamalarının ardından Bakan Ergin, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ortam dinlemelerinin engellenmesi yönünde stratejik planda bir çalışma olup olmadığının sorulması üzerine, bu konuyla ilgili çalışmalar yapıldığını, belli bir noktaya gelindiğini ve Parlamento açıldıktan sonra bu konuda birtakım adımlar atılacağını kaydetti. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda da etik ilkeler dışında bir yaptırım öngörülüp öngörülmediğinin sorulması üzerine, tarafsızlığı ihlal edici yaptırımların Hakimler ve Savcılar Yasası içinde düzenlendiğini, yasal eksikliğin olmadığını ancak uygulamadan kaynaklanan eksiklikleri giderme konusunda gayretlerin devam ettiğini söyledi. Ergin, Yargı bağımsızlığı denince hemen akla yürütme ve yasama organının yargıya müdahale etmemesi geliyor. Yargı bağımsızlığını tehdit eden unsur sadece yürütme ve yasama mıdır? Sivil toplum örgütlerinin, baskı araçlarının, medyanın dış etki olarak yargıya etki etme şansları yok mu? Bugüne kadar dile getirilmeyen, söylenmekten çekinilen yargı bağımsızlığını etkileyen iç etkiler konuşulmuş mudur? Bunlar da yargı bağımsızlığını etkileyen unsurlardır. Onlar da yargının kendi iç dinamiğinden kaynaklanan etkilerdir, bunun içinde Kurul´u ve yüksek mahkemeleri sayabilirsiniz. Bir hakimin adil ve tarafsız olması yetmez, aynı zamanda adil ve tarafsız gözükmesi de lazım. Bu algıyı oluşturması lazım.´ şeklinde konuştu. Adalet Bakanı Ergin, HSYK´daki kararname görüşmelerinin neden tıkandığının sorulması üzerine, HSYK görüşmeleri objektif kriterler konusunda tıkanıyor. Bizim kararname taslağı kriterlere uygun hazırlanan taslaktır. Görüşmelerin sonuna doğru bu kriterlerle uyuşmayan talepler gelince bu kriterler hatırlatıldı. Bundan kaynaklı birtakım uyuşmazlık görüntüsü ortaya çıkmıştır.´ dedi. Ergin, Bakanlığın Kurul üyelerinin yeni taleplerini değerlendirmek için çalışmalar yaptığını bildirdi. Davaların ve tutukluluk sürelerinin uzamasının bazı dava sanıklarının mağduriyetlerine yol açtığının hatırlatılması üzerine şöyle konuştu: Davaların ve tutukluluk sürelerinin uzaması ´geciken adalet, adalet değildir´ özdeyişini uyandırıyor. Davaların uzaması bizi rahatsız eder, bütün bunları aşabilmek için çalışmalar yapılıyor. Yüksek yargıda son dönemde zamanaşımından düşürülmüş dosyalara bakınız... Silivri´deki dosyaların uzaması bizi rahatsız eder. Zamanaşımından düşürülen faili meçhul cinayetlere ilişkin davaların bu şekle gelmesi de bizi rahatsız eder.

Şehit aileleri: Bu vatana ihanettir, derhal istifa etsinler

Yargıtay üyelerine ait ses kayıtları şehit ailelerini de derinden yaraladı. Referandumda ´hayır´ çıkması için teröristbaşı Abdullah Öcalan´dan faydalanılması gerektiğinin dile getirildiği ses kayıtlarına tepki gösteren şehit yakınları, adı geçen Yargıtay üyelerinin istifasını istedi. İzmir Şehit Aileleri İnsan Hakları ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Yavuz Alphan, ses kaydının içeriden, kandan beslenen kesimlerin varlığını anlattığını söylüyor. Alphan, Bu ses kayıtları vatana ihanetle eşdeğerdir. Hemen istifa etsinler. Üç beş tane çocuk daha ölünce mutlu mu oluyorlar? Senin maaşını biz ödeyeceğiz, sonra PKK ile birlikte olacaksın. Hem de yargı mensupları. Yargı nasıl böyle bir işin içine girebilir, anlayamıyorum. Biz kime güveneceğiz? Tuz kokmuş! diye konuştu. Şehit Aileleri Derneği Konya Şube Başkanı Cafer Çelik ise rütbesi, mevkii, makamı ne olursa olsun terör örgütüne yakın insanları kınadıklarını söyledi. Şehit yakınlarının artık dayanacak gücünün kalmadığına değinen Çelik, Bölücü başıyla irtibat kurup memleketi çıkmaza sokan birileri varmış. Bu nasıl yapılabilir, anlamak mümkün değil. Bu insanları lanetliyoruz. dedi. Kırıkkale Vatan İçin Can Verenler Derneği Başkanı Mümtaz Torunlu ise hakimlerin, savcıların, yargıçların teröristbaşıyla görüşmesinin vatana ihanet olduğunu söyledi. Torunlu, vatana ihanet suçu işleyen bu insanların Yüce Divan´da yargılanmasını istedi. ( Zaman)

(04 Eylül 2010, 17:25)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ŞOK!!! Derin Yargıda referandum korkusu Öcalan umudu

Flaş!!! HSYK üyesi Ertosun´un şok ses kaydı

Profesör: Kayıt Tolon´un, ispat ederim

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2210    yazdır/print


 

Ses kaydındaki BDP-Kazan görüşmesi doğrulandı

Bazı Yargıtay üyelerinin internete düşen ses kaydı doğrulandı. Ses kaydında referandumda ´hayır´ çıkması için Kürt oylarının garanti altına alınması ve bunun için de BDP´yle işbirliği yapılması isteniyordu. ´Referandumda hayır için Öcalan´a ihtiyaç var´ denilen ses kaydında, bu işbirliği teklifini BDP´li yetkililere, Ergenekon sanığı Başsavcı İlhan Cihaner´in avukatı Turgut Kazan´ın ilettiği iddia ediliyordu.

Ses kaydındaki BDP-Kazan görüşmesi doğrulandı

Bazı Yargıtay üyelerinin internete düşen ses kaydı doğrulandı. Ses kaydında referandumda ´hayır´ çıkması için Kürt oylarının garanti altına alınması ve bunun için de BDP´yle işbirliği yapılması isteniyordu. ´Referandumda hayır için Öcalan´a ihtiyaç var´ denilen ses kaydında, bu işbirliği teklifini BDP´li yetkililere, Ergenekon sanığı Başsavcı İlhan Cihaner´in avukatı Turgut Kazan´ın ilettiği iddia ediliyordu.

Ses kaydındaki bir önemli ayrıntı da konuyla ilgili olarak avukat Turgut Kazan´ın BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile görüştüğü iddiasıydı. Kayıtta bu bölüm, Şimdi bu, BDP var ya, bu parti son derece önemli. Bunu geçende Turgut Kazan´la konuşuyoruz. Demirtaş´la görüştü. sözleriyle geçiyordu. Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar, dünkü köşe yazısında bu konuyu ele alırken, Bugün arkadaşlarımız BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş´la görüştü, Kazan´ın arabuluculuk girişimini doğruladı... ifadelerini kullandı. Turgut Kazan, Ergenekon davası sanıklarından Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in de avukatlığını yürütüyor. Turgut Kazan, iddialarla ilgili soruları cevaplandırmaktan kaçındı. Haberin yayımlanmasına çok sinirlenen Kazan, ilgili soruya telefonda, Size bunun hesabını soracağım. Bununla ilgili bir basın toplantısı yapacağım. Gücünüz yetiyorsa oraya gelin. şeklinde tehditvari cevap verdi. ( Zaman)

Başbakan Erdoğan: Kirli tezgahlar internete düşüyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde internet sitelerine düşen yüksek yargı üyelerinin konuşmalarına değinerek, kirli tezgâhların ortaya çıktığını söyledi. ´Referanduma evet´ mitingleri kapsamında Ağrı Dörtyol Meydanı´nda halka seslenen Başbakan Erdoğan, konuşmasında, son günlerde internet sitelerine düşen yargıçlara ait konuşmalara değindi. Telefon konuşmalarında, milletin üzerinde ne tür kirli tezgâhlar kurulduğunu herkesin bildiğini vurgulayan Başbakan, Bu ülkede çetelerin beslendiği kirli bataklıkları nasıl kurutuyorsak, terörün beslendiği bataklıkları da tek tek sizlerle beraber kurutuyoruz, kurutacağız. Bu çetelerin kimlerle işbirliğini yaptığını görüyorsunuz. Terör örgütü ile o çeteler arasındaki işbirliğinin nasıl ortaya çıktığını görüyorsunuz. Telefon konuşmalarında benim milletim üzerinde ne tür çirkin tezgâhlar kurulduğunu görüyorsunuz. Hakimler savcılar kimlerle neler yapıyormuş, şuyuu vukuundan beter. İşte bu kirli tezgâhlar ortaya çıkıyor. Millete kurulmuş bu çirkin tuzaklar bozuluyor. dedi. ( Sabah)

Yağmasa da gürledi: Yargıtay Başkanından sert tepki

Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili bir açıklama da Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker´den geldi. Gerçeker, İçerik olarak bunlar çok çirkin beyanlar. Gereği ne ise yapılacak dedi. Ses kaydındaki üyelerin daha önce de Başsavcı Cihaner davasının Erzurum mahkemesinden nasıl koparılarak Yargıtay´a alınacağını konuştukları bir başka skandal ses kaydı ortaya çıkmıştı. Yargıtay Başkanı Gerçeker o ses kaydıyla ilgili olarak da, konuyu soruşturuyoruz demişti. O tarihten beri soruşturmadan herhangi bir sonuç çıkmadı ve kamuoyuna bugüne kadar herhangi bir açıklama da yapılmadı. Bu kez de aynı şekilde davranılarak olayın soğutulacağı ve tartışmaların yatışmasının bekleneceği, ses kaydındaki üyelere karşı hiçbir adımın atılmayacağı ileri sürülüyor.

Gerçeker: Yasal olmayan dinlemeler yapılıyor

Yargıtay Başkanı Gerçeker, Yargıtay´a girişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarına ilişkin bir işlem yapıp yapmadıklarını sorması üzerine, Gerçeker, basında konuya ilişkin haberler yer aldıktan sonra olaya el koyduklarını ve gerekli talimatları verdiğini, soruşturmanın, araştırmanın yapıldığını söyledi. Adli tatil dolayısıyla nöbetçi başkanvekili ve heyetin yasal olarak gerekli her şeyi yapacağını ifade eden Gerçeker, Basında çıkan konuşmalar yasal mıdır, hukuki geçerliliği var mıdır, yok mudur, bilmiyoruz. Bunlar araştırılacak. Bize intikal eden duruma göre ne gerekiyorsa yapılacak dedi. Adli tatil dolayısıyla ses kayıtları iddia edilen yargıtay üyeleriyle görüşmediğini, tatil sonrasında ise görüşebileceğini ifade eden Gerçeker, İçerik itibariyle hiçbir zaman tasvip edilecek bir şey değil. Bir yargıtay üyesinin, hakimin, insanın söyleyebileceği, konuşabileceği şeyler değil. Bunlar hiçbir zaman tasvip edilecek şeyler değil ama hep Yargıtayla, Danıştayla ilgili yasal olmayan dinlemeler söz konusu. Bunların gerçek olduğu yayınlarla ortaya çıkıyor. Bir Yargıtay üyesinin Birinci Başkanlık Kurulu´nun izni olmadan dinlenmesi mümkün değil. Onun için ortam dinlemesi mi, telefon dinlemesi mi yapıldı, bilemiyoruz. Bunları araştıracağız dedi. Gerçeker, ses kayıtlarında terör örgütü ele başı Abdullah Öcalan ile ilgili ifadelerin yer almasının hatırlatılması üzerine de konuşmaların çok çirkin beyanlardan oluştuğunu söyledi. Konuşmaların hukuki geçerliliği tespit edilmeden kesin bir yargıda bulunmanın da doğru olmayacağını vurgulayan Gerçeker, hukuk çizgisi içerisinde ne gerekiyorsa yapılacağını söyledi. Gerçeker, Yargı bir toplum için en üstün değerdir. Ekmek gibi, su gibi gerekli olan bir şeydir. Yargıya bütün toplumun, çok büyük bir hassasiyetle sahip çıkması gerekir. Yargı, adaleti dağıtan bir müessese. Yargı zedelendiği zaman, zafiyete uğradığı zaman bundan toplum zarar görecektir. Onun için yanlış yapan varsa, o yanlışların üzerine gidilecek. Suç işleyen varsa suçlular mutlaka cezalandırılacaktır. Kimseye bir ayrıcalık söz konusu olamaz. Ama kurumları zedeleyerek, topyekün suçlayarak çalışamaz hale getirmek, hedef tahtası haline getirmek doğru bir anlayış değil ama hukuki gereklilik neyse bu da yapılacaktır diye konuştu. Daha önce de Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını anımsatan Gerçeker, konunun sonuçlanmadığını ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından kendilerine bu konuda bir bilgi iletilmediğini kaydetti. Gerçeker, kendisinin dinlenildiğinden şüphe duyup duymadığının sorulması üzerine, Şu anda dinlenip dinlenilmediğimi bilmiyorum. Basına yansıyan bilgilere, somut birtakım verilere göre yasal olmayan dinlemeler yapılıyor. Bunu hiç kimsenin inkar etmesi mümkün değil. Şunu unutmamak lazım, bugün bunu benim yararıma olduğu için hoş görebilirsen, yarın aynı durum sizi de vurabilir. Onun için hukuk dışı olan her şeye hepimizin karşı çıkması lazım dedi. ( Cnnturk)

HSYK: Ses kaydının içeriğini tasvip etmiyoruz ama..

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, üç yargıtay üyesinin ´referandumda BDP´yi CHP´nin yanına çekmeliyiz, hayır çıkması için Öcalan bize gerekli´ şeklindeki ´skandal ses kaydı´ içeriğini tasvip etmediklerini söyledi. HSYK Başkanvekili Özbek, internete düşen ses kaydı hakkında açıklamalarda bulundu. Özbek, yüksek yargı üyelerinin ses kaydının içeriğinden çok internete düşmesini eleştirdi. Referandum öncesi böylesi bir ses kaydının internete düşmesini manidar bulduğunu söyleyen Özbek, tartışma konusu olan kaydın içeriğine ise girmek istemedi. Gazetecilerin ısrarı üzerine Özbek şöyle konuştu: Ayrıntılarını bilmiyorum, ancak içeriğini tasvip etmek mümkün değil. Üzerinde durulması gereken şey bu arkadaşlarımız neden dinlediler, niye peşinde birileri dinleme hazırlığıyla geziyordu, niye bunları tespit etme ihtiyacı duydular ve niye servis edildi? Şimdi iki insan başbaşa konuşurken çok özel şeyleri de konuşabilir. Bunlar tasvip edilir, edilmez ancak bunları gizlice tespit etmek suçtur. Asıl bunun üzerinde durulması gerekir. Bu arkadaşlarımızın ne konumları ne imkanları itibariyle Öcalan ve benzerleriyle pazarlık edebilecek, bundan bir fayda bulabilecek imkanları da yok. Böyle bir şeyi gerçekleştirme şansları da yok. O sebeple bunu birilerinin kendi aralarında yaptıkları kritik olarak değerlendiriyorum. Bu şekilde yansıtılıp yargı aleyhine kullanılması son derece yanlıştır, maksatlıdır. ( Radikal)

Üç gündür yalanlanmayan skandal konuşma Türkiye´yi ayağa kaldırdı

Tepkiler artıyor

´Referandumda hayır için Öcalan´a ihtiyaç var.´ dediği belirtilen Yargıtay üyelerinden skandal ses kaydına üç gündür yalanlama gelmedi. Türkiye´yi ayağa kaldıran sözler için Meclis Adalet Komisyonu Başkanı İyimaya Yargıtay´ı açıklama yapmaya çağırdı: Hiç kimsenin adalet cübbesiyle hukuku kirletme hakkı yoktur. Referanduma sayılı günler kala Türkiye, üç yüksek yargıcın internete düşen skandal itiraflarıyla sarsıldı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi´nin Başkanı Yusuf Uluç ve üyesi Hamdi Yaver Aktan ile 10. Hukuk Dairesi üyesi Fatih Arkan olduğu iddia edilen şahıslar, referandumda hayır çıkması için terörist başı Abdullah Öcalan´a çok ihtiyaç olduğunu söylüyor. Üç gündür yalanlanmayan skandal konuşma Türkiye´yi ayağa kaldırdı. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, ´rezalet bir şey´ ifadesini kullanırken, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, konuşmayı ´yargının nasıl siyasallaştığının´ göstergesi olarak değerlendirdi. Çiçek, Teröristbaşından medet bekleyen zihniyete bin defa yuh olsun. dedi. Adalet Bakanı Sadullah Ergin de tepkisini, Bunlar, siyaset dışı aktörlerin ne tür işbirliği içinde olduğunu gösteriyor. sözleriyle dile getirdi. Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ise Yargıtay´ı kamuoyunu aydınlatmaya çağırdı. Skandal konuşmanın Yargıtay´ın imajı üzerinde ağır tahribata yol açağı uyarısında bulundu: Hiç kimsenin adalet cübbesini giyerek, hukuku kirletme hakkı yoktur. Cübbeden hak fışkırır, demokrasi tuzakları değil.

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, yaptığı yazılı açıklamada, yüksek mahkemenin yargı yetkisini kullanan bazı üyelerin bu tür tavırlarla tam bir bataklığa saplandıklarını belirtti. Bu verilerin doğru çıkması halinde, Yargıtay´ın vahim bir durumla karşı karşıya olduğu kabulünün kaçınılmaz olduğunu söyledi. Yargıtay´dan kendi iç hukuku doğrultusunda iddialarla ilgili kamuoyunu aydınlatmasını isteyen İyimaya, söz konusu ses kayıtları doğru ise ilgili yargı mensuplarını da cübbelerini iade etmeye çağırdı. Adalet Komisyonu Başkanı, Cübbeden hak fışkırır, ideolojik hurafeler ve demokrasi tuzakları değil. değerlendirmesi yaptı. İyimaya açıklamasında, şu hususlara yer verdi: Son günlerde basına yansıyan veriler (ses kayıtları), yüksek mahkememizde yargı yetkisi kullanan kimi üyelerin koruma, kollama misyonuna soyunduklarını göstermektedir. Cübbeden hak fışkırır, ideolojik hurafeler ve demokrasi tuzakları değil. Yargıtay yönetiminin kendi iç hukukuna göre soruna el atması, durum hakkında kamuoyunu aydınlatması gereği açıktır. İlk günde gösterilmesi gereken bu refleksin daha fazla geciktirilmesinin doğurabileceği anlam yüklemeleri ve algılar, göz ardı edilemez.

MHP´li Oktay Vural: Rezalet bir şey

´Referandumun reddedilmesi için Öcalan´a çok ihtiyaç var´ sözlerine Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek de tepki gösterdi. Çiçek konuşmaların ´yargının nasıl siyasallaştığının´ göstergesi olduğunu söyledi. Yozgat´ta konuşan Çiçek, İddialar doğruysa ´Türkiye´de kaos çıksın, o kaostan yararlanırız´ diyorlar. Böyle bir ifade akla ziyandır. İnsaf, vicdan, bu ülkede kaos çıkacak, kaostan yararlanacaklar. Referandumda ´hayır´ çıksın diye ´Öcalan bizim işimize gelir´ diyor. Öcalan, teröristbaşı, teröristbaşından medet bekleyen insanlar var, kesimler var. Böyle bir anlayış olabilir mi? Böylesine millete güvensizlik olabilir mi? Böylesine 40 binden fazla insanın kanına girmiş olan insandan medet olan zihniyete bin defa yuh olsun. Böyle bir demokrasi olabilir mi? dedi. Muhalefetin gündemini terör örgütünün belirlediğini ileri süren Cemil Çiçek, Hepsi aynı safta kampanya yürütüyorlar. ´Hayır´ diyenlere bakın, Türkiye´de ne kadar yasa dışı örgüt varsa, hepsi ´hayır´ kampanyası içerisinde. diye konuştu. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da Meclis´te yaptığı basın toplantısında bu konudaki soruları cevaplandırdı. Rezalet bir şey. Kimse çıkartılsın... diyen Vural, Ne hazindir ki hükümet ´evet´ için PKK ile müzakere ediyor, bir diğeri genel af talep ediyor, bir diğeri başka... Bu milletin sahibi yok mu, bu milleti düşünen yok mu? Nedir bu gaflet? Bizim hiç kimseyle bu konuda bir beklentimiz olamaz. Doğru olup olmadığını bilmiyoruz ama vahim iddialardır bunlar. Herhalde tarafları bununla ilgili açıklama yapar. ifadelerini kullandı. ( Zaman)

Kaos oluşturanlar Silivri´de değil miydi?

Ali Akkuş (Zaman): İnternete düşen ses kaydının yüksek yargıda görevli üç yargıca ait olduğu iddia ediliyor. Üç gün geçti, hâlâ yalanlama yok. Konuşulanlar tek kelimeyle skandal. Kendilerinden teröristlerin nasıl cezalandırılması gerektiği konusunda hukuki mütalaa duymayı beklediğimiz yargıçlar, referandumda ´hayır´ çıkması için Öcalan´a duyulan ihtiyacı konuşuyor. Öcalan kim? 30 binden fazla insanımızın ölümüne sebep olan PKK´nın lideri. Devlet Bahçeli´nin ifadesiyle ´İmralı canisi´. Abdullah Öcalan´a çok ihtiyaç var şimdi. diyen yargıç, Öcalan´ın etkili olduğu kitlenin iknası için avukat Turgut Kazan´ın devrede olduğunu ileri sürüyor. Kazan´ın BDP´li Selahattin Demirtaş ile görüştüğünü anlatıyor. Demirtaş´a en hassas olduğu noktadan yaklaşmışlar: KCK diye canınıza okuyacaklar sizin. KCK, Diyarbakır Başsavcılığı´nın soruşturduğu bir örgüt. Savcılığın iddianamesine göre KCK öyle bir yapı ki, PKK onun altında yer alıyor. Bir örnekle anlatacak olursak, Diyarbakır Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü´nde görevli bir KCK elemanı, Belediye Başkanı Osman Baydemir´i sorgulayabiliyor. Selahattin Demirtaş, Kazan ile görüştüğünü doğruluyor. Avukat Kazan ise kendisini arayan gazeteciye hakaret edip telefonu yüzüne kapatıyor. Meseleye devlet düzeni açısından bakacak olursak; Ankara´daki yüksek yargıçların bu konuşmaları Diyarbakır´daki hakim ve savcıları etkilemez mi?

Konunun bir başka boyutu ise Öcalan´ın kendisine duyulan ihtiyacı nasıl gidereceği hususu. Öcalan, Türkiye´ye getirilirken uçakta ´devlete hizmet etmeye hazırım´ diyordu. Eski avukatı Ahmet Zeki Okçuoğlu dün Yeni Şafak Gazetesi´ne konuşmuş. Avukat, Öcalan´ın derin devletle olan temasını hiç kesmediğini söylüyor. Ergenekon, Apo ile daima çalıştı diyor. Bu bilgiler ışığında son dönemde özellikle doğuda bir türlü anlaşılamayan olaylara yeniden bakmakta fayda var. Kapatma davalarından en fazla muzdarip olan BDP´nin, Meclis´te parti kapatmayı zorlaştıran düzenlemeye karşı çıkmasında Öcalan´ın etkisi olabilir mi? Öcalan´ın evet diyen işadamlarını ve sivil toplum örgütlerini tehdit etmesinden kim faydalanıyor? Taş atan çocuklarla ilgili düzenleme yapılacağı zaman Reşadiye´de pazardan dönen askerleri öldürmek kime yaramıştı? Samsun´da polis memurunu öldürüp kaos çıkarmanın amacı neydi? Son olarak Hatay Dörtyol´da, Kürtlerle Türkleri karşı karşıya getirmek için planlanan tezgah. MHP´li meclis üyesi, JİTEM ve PKK´nın gündeme geldiği Dörtyol saldırısını nasıl değerlendirmek lazım?

Tam bir kaos olsun, bu kaostan ben yararlanırım. diyor internetteki ses. Siyasi hedefine ulaşmak için ülkede kaos istemek suç değil mi? İnanmayan Ergenekon iddianamesine baksın. Orada şöyle yazıyor: Türkiye Cumhuriyeti devletini anti-demokratik yollarla ele geçirip kendi amaç ve çıkarları doğrultusunda bir yönetim kurmayı amaçlayan Ergenekon terör örgütü mensuplarının Anayasa´mızın 6. maddesinde belirtilen millet iradesini tamamen hiçe sayarak bu nihai amaca ulaşabilmek için her türlü illegal yolu mubah gördükleri gibi bu uğurda ülkede kaos oluşması, terör olaylarının artması ve ekonomik kriz çıkması için her türlü eylemi gerçekleştirmekten çekinmedikleri görülmüştür. ( Ali Akkuş / Zaman)

(02 Eylül 2010, 10:45)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ŞOK!!! Derin Yargıda referandum korkusu Öcalan umudu

Ses kaydını dinlemek için tıklayın

Profesör: Kayıt Tolon´un, ispat ederim

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2197    yazdır/print


 

Islak İmza davası: Savunma ve sorgular tamam, 1 tahliye

Ergenekon davası firari sanık Bedrettin Dalan´ın özel kalem müdürü olduğu ileri sürülen tutuksuz sanık İlhami Ümit Handan, ´AK Parti ve Gülen´i bitirme eylem planı´ belgesine ilişkin davada diğer Ergenekon davası sanıklarını tanıyıp tanımadığı şeklindeki sorulara ilginç cevaplar verdi. ´Drej Ali lakaplı Ali Yasak, tavla oynamak için gelirdi´ diyen Handan, Tuğgeneral Veli Küçük´ün de makam aracı ve resmi kıyafetle Bedrettin Dalan´ı ziyarete gelip gittiğini söyledi.

Islak İmza davası: Savunma ve sorgular tamam, 1 tahliye

Ergenekon davası firari sanık Bedrettin Dalan´ın özel kalem müdürü olduğu ileri sürülen tutuksuz sanık İlhami Ümit Handan, ´AK Parti ve Gülen´i bitirme eylem planı´ belgesine ilişkin davada diğer Ergenekon davası sanıklarını tanıyıp tanımadığı şeklindeki sorulara ilginç cevaplar verdi. ´Drej Ali lakaplı Ali Yasak, tavla oynamak için gelirdi´ diyen Handan, Tuğgeneral Veli Küçük´ün de makam aracı ve resmi kıyafetle Bedrettin Dalan´ı ziyarete gelip gittiğini söyledi.

Islak imzalı ´İrtica ile Mücadele Eylem Planı´ iddialarıyla ilgili haklarında dava açılan ve Yeditepe Üniversitesi kurucusu Bedrettin Dalan ile Albay Dursun Çiçek´in de aralarında bulunduğu 7 sanıklı davanın 11. duruşması yapılıyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´ndeki salonda yapılan duruşmaya, tutuklu sanıklar Albay Çiçek, avukat Serdar Öztürk, Ufuk Akkaya ve Mehmet Deniz Yıldırım katıldı. Duruşmada, tutuksuz sanık İlhami Ümit Handan da hazır bulundu. Tutuksuz sanık Özel Yılmaz ile hakkında yakalama kararı bulunan Bedrettin Dalan ise duruşmaya gelmedi. Yaklaşık 1,5 ay aranın ardından devam edilen duruşmada mahkeme heyetine, Başkan Köksal Şengün´ün yıllık izinde olması nedeniyle üye hakim Hasan Hüseyin Özese başkanlık yapıyor. Duruşmada savunmasını yapan İlhami Ümit Handan, Bedrettin Dalan´ı 19-20 yıldır tanıdığını belirterek, ´Dalan´ın dışarıdaki işlerine bakarım. İddia edilen örgütü tanımıyorum. Onlar da beni tanımaz. İlişkim sadece Dalan´ın özel işlerini yapmak´ dedi. Matbaacı olduğunu, Yeditepe Üniversitesinin matbaa işlerini piyasa fiyatlarının altında yaptığını ifade eden Handan, vakıf tarafından üniversitede okuyan emniyet, MİT, subay, savcı, hakim ve şehit ailelerinin çocuklarına verilen burs işleriyle de ilgilendiğini kaydetti. Handan, burs almak isteyen öğrencilerin ´emniyetten, MİT´tenim dediğini´, kendisinin de bunların doğru olup olmadığını araştırdığını dile getirerek, ´Ben bu konuda yardımcı oluyordum. Çevremin geniş olması nedeniyle emniyet ve MİT´ten insanlar, hakim ve savcılar tanıyordum. Burs işleriyle ilgili yardımcı oluyordum. Ticari işlerimi yaparım. Onun yanında üniversiteye yardımcı olanlardan biriyim´ diyerek savunmasını tamamladı.

Üniversitede odası yok, daima göreve hazır

İlhami Ümit Handan´ın savunmasını tamamlamasının ardından soruşturma aşamasında verdiği ifadelerin okunmasına geçildi. Ara sıra okunan ifadelerine müdahale edip açıklamalar getiren Handan, bir ara, Yanlış anlamayın oruç olduğum için ağzım kuruyor. Orucumu da bozmak istemedim. demesi de dikkat çekti. Sanık Bedrettin Dalan´ın özel kalem müdürü olmadığını ve İstek Vakfı tarafından öğrencilere verilecek olan burslarla ilgili başvuruları kontrol ettiğini belirten sanık İlhami Ümit Handan, Çeşitli devlet dairesi makamında olduğunu belirterek burs alan ancak bu makamlarda olmayan kişiler olduğunu gördük. Bedrettin Dalan bey de bir kontrol mekanizması geliştirerek beni de bu konuda sorumlu yaptı. Çevrem geniş olduğu için başvuru yapan kişilerin gerçekte belirttikleri görevlerde, makamlarda olup olmadıklarını araştırıyordum. dedi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in, Burs başvurusunda bulunacak kişiler size nasıl ulaşıyordu. Makamınız ya da telefonunuz olmadığını söylediniz? diye sordu. Handan, Yer darlığı nedeniyle doğru düzgün kimsenin odası yoktu. Ben oralarda olurdum. dedi. Bunun üzerine savcı Pekgüzel, Nasıl yani? Kapıda mı beklerdiniz gün boyunca da gelenler sizi bulabilirdi? diye sordu. Ümit Handan bu soruyu da Oralarda olurdum. Bir ihtiyaç olduğunda sekreterler beni bulurdu. Korumaların odasında filan otururdum. diye cevapladı.

Devletini seven birisi olduğum için Dalan bana güvenmemiş olsa gerek!

Firari sanık Dalan´ın yurt dışına çıkışı konusunda kendisine yardımcı olup olmadığı şeklindeki soruya ise Handan, Normalde uçak biletlerini bir gün öncesinden biz alırız. Ancak o gün uçağa bineceğini son anda havalimanında görevli polis Yusuf Yılmaz´dan duydum. Biletini de biz almadık. Zaten havalimanına da hanımefendi ile birlikte kılı kılına yetiştiler. Bir anda çıktılar. şeklinde cevap verdi. Dalan´ın yurt dışına çıkacağını bilmediğini belirten Handan, koruma polisi Mehmet Tunçman´ın da Dalan´ın Ankara´ya uçacağı şeklinde rapor hazırladığını, kendisinin de yolculuğun Ankara´ya yapılacağını bildiğini söyledi. Pekgüzel´in, Peki size o kadar yakın olan birisi, her defasında biletlerini dahi sizin almanıza rağmen bu defa neden gideceği yer konusunda size bilgi verilmedi? şeklindeki sorusuna da Handan, Devlete yakın ve devletini seven birisi olduğum için bana güvenmemiş olsa gerek. dedi. Bedrettin Dalan´ın yanında 18-19 yıldır çalıştığını belirten Handan, Üniversite 12-13 yıldır var. Ondan önceleri de başkanlığa adaylığını koyduğu dönemlerde kendisine yardımcı olur, sonra kendi işimin başına giderdim. Kağıt işi yapıyordum. diye konuştu.

Dalan´dan burslu MİT görevlisi

Savcı Pekgüzel´in sanıklardan MİT görevlisi Özel Yılmaz´ı nereden tanıdığını sorması üzerine Handan, Çocuklarının burs işlemleri için gelip gitmesi nedeniyle tanıyorum. Burslar senelikti. Her burs alan kişi senede bir kez yani öğrenim boyunca en az 4 kez gelmek zorunda. dedi. Handan, Dalan ile Özel Yılmaz arasındaki irtibatlarının sorulması üzerine İstanbul´a Başsavcı, Emniyet Müdürü ve MİT Başkanı geldiği zaman Dalan Başkan ziyaretlerine giderdi. Özel Yılmaz da burs için geldi. Mütevelli heyetinin bir burs şart vardı. Bu şartları kabul edenler gelirdi. Yılmaz da bu şartları kabul ederek Dalan Başkana geldi. şeklinde konuştu. Sanık Handan, protokol sahibi kişiler ile Bedrettin Dalan´ın birbirlerini yemeğe davet ettiklerini belirterek, Dalan Başkan üniversiteye davet edeceği kişileri öğle yemeği zamanında davet ederdi. Her gün 8-10 kişilik bir yemek masası hazırlanırdı. Yemek 3-4 saat sürerdi. Sonunu bekleyen bekler, beklemeyen de işi bitince giderdi. dedi.

Büyük patron İstanbul´da, biraz daha kalın size haber veririm

Savcı Pekgüzel´in, Bedrettin Dalan ile yaptığınız bir görüşmede ´Büyük patron İstanbul´da´ diyorsunuz. Dalan da ´Anladım. Çok selamımı söyle´ diye cevap veriyor. Siz de ´Biraz daha kalın. Ben size haber veririm.´ şeklinde konuşuyorsunuz. İfadenizde rektöre büyük patron dediğinizi söylediniz. Ancak konuşmalarınız şüphe içeriyor. Konuyu açıklar mısınız? diye sordu. Handan bu soruya da Çocuklarının anlattığı kadarıyla 5 damarı ve kalp kapakçığı değişmiş. Dinlenmesi gerektiğini, iyice iyileşip gelmesini istedim. Art niyetli bir konuşma değildi. Bunu konuşma sırasında açıkça söylemem gerekirdi. şeklinde konuştu.

İfade değiştirdi

Sanık Handan, soruşturma aşamasında verdiği ifadesinde Bedrettin Dalan´ın makam şoförü Coşkun Umur, Dalan hakkında arama kararı çıkarılacağını Aydın Doğan´dan duymuş. şeklindeki ifadesini kabul etmedi. Handan, Kendisi söyleyebilecek durumda birisi. Neden gidip Coşkun´a söylesin ve Coşkun da gelip bana söylesin. O zamanki haleti ruhiyem nasılsa böyle bir ifade vermişim. dedi. Bedrettin Dalan´ın yurt dışına çıkmadan önce Özel Yılmaz ile görüşüp görüşmedikleri şeklindeki soru üzerine Handan, Özel Yılmaz Yeditepe Üniversitesi Hastanesi´nde önce sahte anjiyo, ardından da gerçek anjiyo oldu. Ameliyattan sonra geçmiş olsun demek üzere telefon ile aradı. Ben de telefonu kendisine götürdüm. Ne konuştuklarını bilmiyorum. diye konuştu. Handan, ikinci dava sanıklarından Tuncay Özkan´ı tanıyıp tanımadığı şeklindeki soruyu da Her ay rutin olarak Bedrettin Dalan´ı ziyarete geldiği için tanırım. Daha sonra eşi de orada çalışmaya başladı. diye cevapladı.

Veli Küçük İstanbul Alay Komutanı

Ergenekon ana davası sanıklarından Veli Küçük´ü tanıyıp tanımadığı sorulan Handan, Kendisini şahsen tanımam. Geliş gidişleri nedeniyle tanırım. dedi. Savcı Pekgüzel´in, Giresun´da görevliyken mi tanırsınız? sorusuna Handan, Hayır İstanbul´daydı. cevabını verdi. Hangi görevde olduğu sorusuna ise Handan, Jandarma Alay Komutanıydı. cevabını verdi. Bunun üzerine Pekgüzel, Böyle bir görevi yoktu. dedi. Handan ise 4-5 yıl önce makam otosu ile gelirdi. Üzerinde resmi kıyafeti olurdu. Hiç sivil kıyafetli de görmedim. diye cevap verdi.

İmzalı mühürlü numuneler

Savcı Pekgüzel, Danıştay zanlısı Alparslan Arslan´ın otosunda bulunan emniyet otopark kartına benzer bir kart da sizin kayınbiraderinize ait Mor Ajans´ta yapılan aramalarda ele geçirilmiş. Size gelen işleri bu ajansta yaptığınızı ve bu eşyaların da size ait olduğunu söylediniz. Bu kartı açıklar mısınız? diye sordu. Handan, bu kartın kendisine çoğaltması amacıyla numune olarak geldiğini söyledi. Savcı Pekgüzel´in, gelen numuneler böyle damgalı mühürlü mü olurdu? şeklindeki sorusuna Handan Bazı numuneler mühürlü imzalı bazıları da boş olurdu. ifadesini kullandı. Sanık İlhami Ümit Handan, Ergenekon ana davası sanığı Drej Ali lakaplı Alı Yasak´ı tanıyıp tanımadığı şeklindeki soruya da Tavla oynamak için gelip giderdi. Oradan tanırım. diye cevap verdi. Savcı Pekgüzel, Burs işi mi vardı? Yoksa ihale işi filan mı vardı? Bilginiz var mı? diye sordu. Bunun üzerine Handan, Burs işi olup olmadığını bilmiyorum. İhale konusunu da İstek Vakfı kendisi hallederdi zaten. diye konuştu. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in sorularını bitirmesinin ardından duruşmaya öğle arası verildi. ( Cihan)

Genelkurmay´ın Dursun Çiçek yazısı, mahkemeye ulaştı

Hükümete ve millete komplo eylem planı davasına bakan mahkemenin talebi üzerine Genelkurmay Başkanlığından gönderilen yazıda, Albay Dursun Çiçek´in 2-9 Nisan ve 8-15 Haziran 2009 tarihlerinde olmak üzere iki kez Bilgi Destek Dairesi Başkanlığına vekalet ettiği bildirildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin Çiçek´in 1 Ocak 2009 ile 4 Haziran 2009 tarihleri arasında kullandığı senelik ve mazeret izinlerine ilişkin sorularına Genelkurmay Başkanlığından yanıt verildi. Buna göre Çiçek´in 21-24 Şubat 2009 tarihleri arasında 3 günlük yıllık izin kullandığı ve izinde bulunduğu adresi Fenerbahçe Orduevi olarak gösterdiği kaydedildi. Yine 7-10 Mart 2009´da da yıllık izin kullanan Çiçek´in, İzmir Orduevini izinde bulunduğu adres olarak gösterdiği, 25 Mart ile 2 Haziran 2009 tarihleri arasında 8 gün, 9-13 Haziran 2009 tarihleri arasında da 5 gün izne ayrılan Çiçek´in, New York´ta bir adres verdiği bildirildi. Erzincan Valiliğinden gönderilen yazıda da Dursun Çiçek´in kaldığı iddia edilen Konak Mazlum Otel´de 2009 yılında 32 adet kameranın bulunduğu, fakat 7 günde bir kayıtların yenilendiği ifade edildi. Yazıda, kayıt ve arşiv cihazları olmadığından 2009 yılına ait kayıtların bulunmadığı belirtilirken, otelin çevresinde de kamera olmadığı kaydedildi.

Erzincan Havaalanı´na gelen yolcu listesi

Mahkemenin Erzincan Havaalanına gelen yolcu listelerini istediği THY Erzincan Satış Şefliğinden gelen yazıda ise yolcu seyahat bilgilerinin uluslararası havacılık kuralları gereği yolcunun bilgisi olmadan üçüncü kişilere verilmediği, konunun Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı Genel Müdürlüğü nezdinde çözülmesi gerektiği kaydedildi.

Genelkurmaydaki bilgisayarların silinmesi

Mahkemenin, ´Soruşturmaya konu olan 14 adet hard diskin de içinde bulunduğu 26 adet bilgisayar ve 5 adet sunucunun niçin silindiği, soruşturma kapsamındaki hard disklerin neden ayrılıp soruşturma sonuna kadar saklanmadığı, silme emrinin hangi yetkili makam tarafından, hangi gerekçeyle verildiği´ şeklindeki sorularına da Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığından cevap verildi. Buna göre, askeri savcılık tarafından bu dosyayla ilgili kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiği anımsatıldı. Askeri savcılığın bu kararda suç delillerini yok etme suçu yönünden şüpheliler hakkında değerlendirme başlığı altında hukuki değerlendirmeye yer verdiği ifade edilerek, istenen bilgilerin bu bölümde bulunduğu anlatıldı.

Çiçek iki kez Bilgi Destek Dairesi´nde başkan vekili

Bilgi Destek Dairesi Başkanlığı bünyesinde yer alan şubelerin 2004-2009 yılları arasındaki her yıla ait ayrıntılı görev dağılım çizelgesiyle ilgili cevabi yazı da mahkemeye ulaştı. Yazıda, Başkanlığın 1996 ve 2007 yılları arasında iki kez teşkilat değişikliğine tabi olduğu belirtildi. Yazıda 2004-2009 tarihleri arasında görev yapan, aralarında çeşitli rütbedeki subay ve sivil memurların da yer aldığı 81 kişinin isimleri liste halinde gönderildi. Yazıda ayrıca Daire Başkanlığının icra ettiği görevler de yer aldı. Genelkurmay Başkanlığından gelen başka bir yazıda da Çiçek´in Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığına 2009 yılında hangi tarihlerde vekalet ettiğine dair sorulan soruya yanıt verildi. Yazıda, Çiçek´in 2-9 Nisan ve 8-15 Haziran 2009 tarihlerinde olmak üzere iki kez Bilgi Destek Daire Başkanlığına vekalet ettiği bildirildi. Mahkemenin, Bilgi Destek Grup Komutanlığının yapısında 2009 yılında değişiklik yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa ne gibi bir işlem yapıldığı sorusuna da aynı kurumdan cevap geldi. Yazıda, 18 Şubat 2009 tarihinde Bilgi Destek Grup Komutanlığı bünyesindeki Sayısal Bilgi Harekat Timi´nin Bilgi Güvenlik Araştırma Kısmı olarak Genelkurmay İstihbarat Başkanlığına dahil edildiği, Birinci Bilgi Destek Tabur Komutanlığı ile Üçüncü Bilgi Destek Tabur Komutanlığının lağvedildiği, Dördüncü Bilgi Destek Tabur Komutanlığının isminin Birinci Bilgi Destek Tabur Komutanlığı olarak değiştirildiği kaydedildi. Bilgi Destek Daire Başkanlığının 27 Ağustos 2009 tarihli emirle Genelkurmay Genel Sekreterliğine bağlandığı ifade edilen yazıda, 7 Eylül 2009 tarihli emirle de Bilgi Destek Daire Başkanlığının İdari Kısım ve Bilgi Destek Harekat Merkezi Amirliği olarak iki birimden oluştuğu belirtildi.

Kullanılan bilgisayarlar

Bilgi Destek Daire Başkanlığının tüm şubelerinde çalışan askeri ve sivil personelin kullandıkları bilgisayarlara ait kayıtlara ilişkin mahkemenin yazısına gelen cevapta, Ağustos 2008´den sonra atanan ve 2009 yılı ilk 6 ayı itibarıyla çalışan tüm askeri ve sivil personelin kullandığı bilgisayarlara ait kayıtlar ile bu bilgisayarları kullanan kişilerin kullanıcı kodlarının gönderildiği belirtildi. Yazıda ayrıca, 2008´den önce atanan ve 2009 yılı ilk 6 ayında çalışan varsa diğer askeri ve sivil personelin elektronik kayıtları üzerine de inceleme başlatıldığı kaydedildi.

Bilgisayarlara talimatta belirtilen emre göre işlem yapıldı

Genelkurmay Başkanlığından gelen başka bir yazıda da askeri savcılık tarafından soruşturması devam eden bilgisayar ve sunucuların, 20 Haziran 2009 tarihli bilgisayar güvenliği konulu olarak yayınlanan yazının ´güvenli sil´ işlemine tabi tutularak silinecek bilgisayarlar kapsamına girip girmediği konusunda bilgi istendiği hatırlatıldı. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı tarafından Çiçek ile ilgili yürütülen soruşturmada, el konulduktan sonra bilirkişilere incelettirilen bilgisayar ve sunucuları hakkında yapılan talimatlar üzerine, tekrar Bilgi Destek Daire Başkanlığına iade edildiği belirtildi. Bu bilgisayar ve sunuculara da talimatta belirtilen emir kapsamında işlem yapıldığı vurgulandı.

TSK iç ağına internetten erişilemez

Genelkurmay Başkanlığından, bilgisayara dışarıdan girilerek veri çalınmasının mümkün olup olmadığına ilişkin mahkeme yazısına verilen cevapta da Genelkurmay karargahı bilgi sistemlerinde internet ve TSK iç ağı olmak üzere iki ağ işletildiği belirtildi. Teknolojinin sağladığı tüm imkanlar kullanılarak güvenlik tedbiri sağlandığı ifade edilen yazıda, internetin dünya genelinde kontrolsüz olduğu ve bu ortamda her an yeni saldırı teknikleri ve saldırı yazılımlarının geliştirildiği dikkate alındığında, TSK´da internet kullanımının son derece kısıtlı olarak ve kullanıcılara sadece ´Tasnif dışı´ gizlilik derecesinde bilgi işlemesi müsaadesi verildiği anlatıldı. Ayrıca çeşitli saldırılara karşı da gerekli güvenlik duvarları, güvenlik yazılımları ve zararlı kodlara karşı yazılımlar kullanıldığı ifade edilen yazıda, ´TSK iç ağı TSK çapında kullanılan kuruma ait özel bir ağdır. Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları, ayrıca Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve bunların Türkiye genelindeki ast birimleri bu ağa bağlıdır. Bu ağ üzerinden bilgi paylaşılmaktadır. TSK iç ağının internet ile bir irtibatı, bağlantısı yoktur. Bu nedenle Genelkurmay Başkanlığı birimlerinde bulunan bilgisayarlara dışarıdan ´internet ortamında´ müdahaleyle girilerek veri çalınması mümkün değildir´ denildi. ( Zaman)

SAVUNMA VE SORGULAR TAMAMLANDI

Akkaya tahliye edildi

Duruşmada, sanıklardan Bedrettin Dalan´ın özel kalem müdürü İlhami Ümit Handan´ın çapraz sorgusu tamamlandı. Böylece davanın 4´ü tutuklu toplam 6 sanığının sorgu ve savunması tamamlanmış oldu. Mahkeme, Albay Dursun Çiçek´in de aralarında bulunduğu üç sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Tutuklu olarak yargılanan Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya suç vasfının değişme ihtimali gözönünde bulundurularak tahliye edildi. Akkaya için yurt dışına çıkış yasağı konuldu. Duruşmada, tutuklu sanık Kurmay Albay Dursun Çiçek de söz aldı. Çiçek, Hanefi Avcı´nın tartışma yaratan kitabında, kendisi hakkında da iki sayfa bulunduğunu söyledi. Çiçek, Bu kitabı yazan sokaktan bir serseri değil. Yılların istihbaratçısı. Anlattıklarıyla senaryo uyuşuyor. Buraya çağırılarak kitapta yazmadıklarını da anlatmasını istiyorum diye konuştu. Duruşma 18 Ekim´e ertelendi. ( Cnnturk)

Sanıklardan Yıldırım´da çıkan ilginç not: Behçet Oktay indirildi

İntihar mı ettiği cinayete mi kurban gittiği tartışılan eski Özel Harekat Dairesi Başkanı Behçet Oktay´ın ölümüyle ilgili ´Islak imzalı belge´ davası tutuklu sanığı Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Deniz Yıldırım´ın ajandasında ilginç bir not çıktı. Notta, Zir Vadisi ve özel harekata hibe edilen silahlar Behçet Oktay bunları topladı, onun için indirildi. yazısı dikkat çekti. Eski Özel Harekat Dairesi Başkanı Behçet Oktay, 25 Şubat 2009 tarihinde aracında ölü bulunmuştu. Ankara Dikmen´de arabasının içinde ölü bulunan Oktay´ın intihar ettiği belirtilmişti. Oktay´ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma 20 Nisan 2009´da intihar olduğu gerekçesiyle kapatılmıştı. Olayın cinayet mi, intihar mı olduğu ise hala tartışılıyor. Adli Tıp Kurumu´nun Oktay´ın ölümüne ilişkin raporunda vücudunda kırıklar, kanında kokain ve alkol bulunduğu ifade edilmişti. Bunun üzerine Oktay´ın ailesi olayın intihar olmadığını belirterek soruşturmanın kapatılmasını itiraz etmişti. Tartışma konusu olan olayla ilgili Islak imzalı belge davasının tutuklu sanıklarından Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Deniz Yıldırım´ın iş yerinde yapılan aramalarda ele geçirilen ajandasında bir not bulunduğu ortaya çıktı. El yazısı ile yazılan notta, Behçet Oktay ismi en üste yazılmış ve altı çizilmiş. Oktay´ın isminin altına ise, Zir vadisi ve özel harekata hibe edilen silahlar Behçet Oktay bunları topladı, onun için indirildi. İllerdeki ÖH. şubelerini kapatmayı planlıyordu. notu düşülmüş. Bu arada, Mehmet Deniz Yıldırım´a söz konusu notla ilgili emniyet ve savcılıkta herhangi bir soru sorulmadığı öğrenildi. ( Cihan)

Dursun Çiçek Ölüm Orucuna Başladı

Savunmasını yaptıktan sonra tahliye talebinde bulunan Albay Dursun Çiçek, talebinin reddedilmesinin ardından ´ölüm orucuna´ başladığını açıkladı. Albay Dursun Çiçek´in avukat kızı İrem Çiçek, babasının kendi el yazısıyla gönderdiği notu, gözyaşlarına boğularak okudu. İrem Çiçek, babasının ölüm orucuna başladığına dair notu okumakta zorlandı. İftira, yargısız infaz ve tutsaklık bitinceye, hakimler, hukuk ve vicdanlarına göre karar verinceye, hukuk ve adalet geri gelip hukuk cinayeti bitinceye kadar orucumu açmayacağım. Evet, babam artık orucunu açmayacak

(31 Ağustos 2010), son güncel.: (01 Eylül 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Islak İmzalı ´AKP ve Gülen´i Bitirme Planı´ manşetlerimiz

7´nci iddianamede (Islak İmza) arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2192    yazdır/print


 

Görüntülenen: 341 - 360 (Toplam 603)  |  Önceki 20 | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Şok plan: HSYK bunu yapacak

26.07.2014 11:54 HSYK'dan önceki gün gelen şok tehdit hayata geçirildi. HSYK 3. Dairesi, Bolu Savcısı Zekeriya Öz hakkında, Twitter'da kullandığı hesap üzerinden 'Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sonunun Kaddafi ve Saddam gibi olacağını' ima..
Tamamı 26.07.2014

İsrail Gazze'den, paralel buradan

25.07.2014 10:31 Paralel yapı mensuplarından Hakkari eski Emniyet Müdürü Tufan Ergüder şok açıklamalar yaptı. Selam-Tevhid örgütü iddiasıyla masum insanları dinledikleri suçlamasıyla gözaltına alınan polis arkadaşlarını savundu. Bugün ..
Tamamı 25.07.2014

İşte F-tipi kumpasın delilleri

23.07.2014 17:25 Türkiye önceki gün; Ergenekon, Balyoz, KCK, ÇHD ve Devrimci Karargah gibi çok yakın geçmişin ünlü soruşturmalarını yürüten polis şeflerinin kelepçelenerek gözaltına alındığı bir sabaha uyandı. 25 ilde toplam 99 polis ş..
Tamamı 23.07.2014

Flaş!!! Paralel polislere operasyon

22.07.2014 10:12 İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nin yönetiminde İstanbul merkezli olmak üzere 22 ilde paralel yapıya karşı büyük bir operasyon başlatıldı. Biri "Selam Tevhid örgütü soruşturmasında kumpas", diğeri ise "'yasadışı dinle..
Tamamı 22.07.2014

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

23.06.2014 20:31 Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde 2007'de biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazları kesilerek öldürülmesine ilişkin davaya 93. duruşmayla devam edildi. Duruşmaya, bir süre önce cezaevinden tahliye edilen Ergenekon hükümlüsü..
Tamamı 23.06.2014

Flaş!!! 12 Eylül müebbetle bitti

18.06.2014 12:57 12 Eylül davasında önemli gelişme.. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Özdabakaoğlu, "sanıkların, darbeyi yapmaya yaklaşık 1 yıl kadar önce karar verdiklerinin ve darbenin ..
Tamamı 18.06.2014

Gülen soruşturması büyüyor

29.05.2014 14:12 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fethullah Gülen hakkında yürütülen soruşturmanın derinleştirildiği öğrenildi. Soruşturmayı yürüten Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcılığı, Gülen'in geçmişe yönel..
Tamamı 29.05.2014

Flaş!!! Paralel örgütün adı: PDY

28.05.2014 11:02 Dicle Üniversitesi'nde paralel yapılanma iddialarını araştıran Diyarbakır Başsavcılığı, örgütün adını "Paralel Devlet Yapılanması" (PDY) olarak koydu. Aralarında rektör Ayşegül Jale Saraç'ın da bulunduğu 9 öğretim üyes..
Tamamı 28.05.2014

Taraf-Baransu'ya 52 yıl şoku!

22.05.2014 17:31 Taraf gazetesi ile muhabir Baransu'ya şok dava.. "Gülen'i Bitirme Kararı 2004'te MGK'da Alındı" haberi için açılan savcılık soruşturması tamamlandı. Mehmet Baransu ve gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü hakkında 52'şe..
Tamamı 22.05.2014

Gülen'e 3 soruşturma daha

02.05.2014 11:29 Fetullah Gülen hakkında, 'dini kullanarak dolandırıcılık' ve 'örgüt kurma' suçlarından dolayı İstanbul'da üç soruşturma yürütüldüğü ileri sürüldü. Gülen hakkında Ankara'da 'darbe girişimi' suçlamasını da içeren bir sor..
Tamamı 02.05.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Paralel yargı: Direneceğiz!

15.02.2014 15:41 Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara'daki hakim ve savcılara d..
Tamamı 15.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 ve 25 Aralık operasyonunu ..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
9.012.374