YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
8 Şubat 2016, Pazartesi
Aharun.8m.net|Kontrgerilla.com|HaberKanal.net .. Terör, derin devlet, paralel devlet, kontrgerilla ve bağlantılı konularda 2001'den beri yayındayız
Terörle mücadele dursun deyip devlete demediğini bırakmayan, terör örgütüne ise ses bile çıkaramayan sözde aydınların skandal bildirisinin yurtiçi ve dışı destekçileri

HaberKanal.net.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "Oktay" için arama sonuçları    (Toplam 650 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Mısır ve Türkiye için tarihi gün: 11022011

13. duruşma balyoz sanıklarına şok getirdi. Balyoz davasının dünkü duruşmasında tarihi bir karar verildi. Eski kuvvet komutanları ile muvazzaf generallerin de aralarında bulunduğu 163 sanık için tutuklama kararı verildi. Dün için beklenmeyen bu şok gelişme Türkiye´yi sarstı. Sanıklar tutuklamaya direndi, güvenlik güçlerine teslim olmak istemedi. Aynı saatlerde Mısır´dan gelen Mübarek´in istifa ettiği, halkın kutlama için meydanları doldurduğu haberleri balyoz tutuklamalarıyla ilginç bir benzerlik oluşturdu. Tüm dünyada demokrasiye, halkın tercihlerine dayalı yönetimlere rağbet var. Mısır halkı, Türkiye´deki demokratik gelişmelere özendiğini protesto gösterilerinde sık sık dile getirmişlerdi. 11 Şubat 2011, Mısır ve Türk balyozculara vurulan darbe ile iki halk için de tarihi bir gün oldu.

Mısır ve Türkiye için tarihi gün: 11022011

13. duruşma balyoz sanıklarına şok getirdi. Balyoz davasının dünkü duruşmasında tarihi bir karar verildi. Eski kuvvet komutanları ile muvazzaf generallerin de aralarında bulunduğu 163 sanık için tutuklama kararı verildi. Dün için beklenmeyen bu şok gelişme Türkiye´yi sarstı. Sanıklar tutuklamaya direndi, güvenlik güçlerine teslim olmak istemedi. Aynı saatlerde Mısır´dan gelen Mübarek´in istifa ettiği, halkın kutlama için meydanları doldurduğu haberleri balyoz tutuklamalarıyla ilginç bir benzerlik oluşturdu. Tüm dünyada demokrasiye, halkın tercihlerine dayalı yönetimlere rağbet var. Mısır halkı, Türkiye´deki demokratik gelişmelere özendiğini protesto gösterilerinde sık sık dile getirmişlerdi. 11 Şubat 2011, Mısır ve Türk balyozculara vurulan darbe ile iki halk için de tarihi bir gün oldu.

Balyoz davasında dün şok bir gelişme yaşandı. Aralarında eski kuvvet komutanları ile halen görev yapmakta olan muvazzaf generallerin de aralarında bulunduğu 163 sanık hakkında tutuklama kararı verildi. Dün 13. duruşması yapılan Balyoz davasına 196 sanıktan 167´si katılmış, 29´u ise mazeretli olarak katılmamıştı. Duruşmada müdahillik başvuruları görüşülmeye devam edilirken söz sırası savcının talebine geldi. Savcı Gölcük´ten çıkan yeni belgeler nedeniyle 180 sanık hakkında tutuklama kararı verilmesini istedi. Bir anda ortamı geren bu talep güne damgasını vurdu. Mahkeme heyeti, saat 16:00 civarında tutuklama ve müdahillik taleplerini görüşmek için ara verdi ve sanıkların duruşma salonunu terketmemesi için uyarılarda bulundu. 5 saat kadar görüşme yapan mahkeme, 163 sanık için tutuklama kararı verirken müdahillik talepleri de kabul edildi. Bu 163 sanıktan 133´ü dünkü duruşmada bulundukları için tutuklama kararının yüzlerine okunarak yerine getirilmesine, duruşmaya katılmamış olan 29 sanığın ise yakalanmasına karar verildi. Başka suçtan tutuklu bulunan Albay Dursun Çiçek´le birlikte toplam tutuklama sayısı 163 oldu. Oybirliğiyle alınan karar, Ergenekon davasından tutuklu Albay Dursun Çiçek´in de yüzüne okunacak.

SANIKLAR DİRENDİ

Tutuklananlar arasında muvazzaf ve emekli 54 general bulunuyor. Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki aramalarda ele geçirilen yeni belgelerin dava dosyasına girmesi kararın alınmasında etkili olurken, tutuklama işlemi uzun saatler aldı. Korgeneral seviyesindeki sanıklar, görevli binbaşıya direnerek salona orgeneral istedi. Nöbetçi savcının da her bir sanık için ayrı ayrı müzekkere hazırlaması sebebiyle 21.00´de verilen tutuklama kararının uygulanması gece yarısını buldu. Bu sırada bazı sanık yakınları, hakimlere Çocuklarınıza iyi sarılın bu gece. diye tehdit savurdu. Sanıklar ise ayağa kalkarak koro halinde Harbiye Marşı ve Deniz Harp Okulu Marşı´nı okudu.

MISIR GİBİ TÜRKİYE DE TARİHİ GÜN YAŞADI - 11022011

11 Şubat 2011 ya da 11022011. Abdurrahman Dilipak´ın deyişiyle tersten de okunsa aynı tarih. Dün tarihi bir gündü. 13. duruşma balyoz sanıklarına şok getirdi. Balyoz davasının dünkü duruşmasında tarihi bir karar verildi. Eski kuvvet komutanları ile muvazzaf generallerin de aralarında bulunduğu 163 sanık için tutuklama kararı verildi. Dün için beklenmeyen bu şok gelişme Türkiye´yi sarstı. Sanıklar tutuklamaya direndi, güvenlik güçlerine teslim olmak istemedi. Tüm Türkiye nefesini tutarak hem bu olayı hem de Mısır´ı an be an takip etti. Aynı saatlerde Mısır´dan gelen Mübarek´in istifa ettiği, halkın kutlama için meydanları doldurduğu haberleri balyoz tutuklamalarıyla ilginç bir benzerlik oluşturdu. Tüm dünyada demokrasiye, halkın tercihlerine dayalı yönetimlere rağbet var. Mısır halkı, Türkiye´deki demokratik gelişmelere özendiğini protesto gösterilerinde sık sık dile getirmişlerdi. 11 Şubat 2011, Mısır ve Türk balyozculara vurulan darbe ile iki halk için de tarihi bir gün oldu.

Silivri´de görülen ´Balyoz´ davasının dünkü duruşmasında Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşandı. Eski kuvvet komutanları Halil İbrahim Fırtına ve Özden Örnek, ´darbeye teşebbüs´ten tutuklandı. Duruşmada eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü´nün de aralarında bulunduğu 167 sanık hazır bulundu. Çetin Doğan ise dünkü duruşmaya katılmadı. Görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş, 180 sanığın, dosyaya dahil edilen yeni 43 klasör, delil durumu ve CMK´nın 100. maddesini gerekçe göstererek tutuklanmasını talep etti. Bunun üzerine ara veren Mahkeme Başkanı, tutuklama talebi olduğu için tutuksuz sanıkların duruşma salonundan ayrılmaması yönünde uyarıda bulundu.

Yaklaşık 4,5 saatlik aranın ardından kararını açıklayan mahkeme 163 kişinin tutuklanmasına hükmetti. Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, sanıklar ile avukatlarına iki gün boyunca yeterli konuşma süresi verildiğini belirterek, saatin geç olması nedeniyle tekrar söz vermeyeceğini söyledi. Bunun üzerine avukatlar ´tutuklama kararı verecekseniz bize de tutuklama kararına karşı diyeceğimizi sormak için ayrıca konuşma izni vermek zorundasınız´ diye itirazda bulundu. Başkan Ömer Diken´in de duruşmanın bittiğini ve ara kararın okunacağını söylemesi üzerine avukatlar ´Savunma makamı yok sayılmaktadır´ dedi.

Kararı okuyan Mahkeme Heyeti Üyesi Ali Efendi Peksak, Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, emekli Korgeneral Engin Alan, Süha Tanyeri, Feyyaz Öğütçü, Mehmet Otuzbiroğlu, Şükrü Sarıışık, Kadir Sağdıç´ın da aralarında bulunduğu 133 sanık hakkında tutuklama kararı verildiğini açıkladı. Tutuklama kararı verilenler arasında, Tümgeneral Gürbüz Kaya, Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu da yer aldı.

Duruşmaya katılmayan sanıklar eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Orgeneral Nejat Bek ve emekli Orgeneral Ergin Saygun´un da aralarında bulunduğu 29 sanık hakkında ise yakalama kararı çıkarıldığını ifade eden Peksak, ayrıca yine duruşmaya katılmayan başka suçtan tutuklu sanık Albay Dursun Çiçek´in de tutuklama kararının yüzüne okunması için tutuklu bulunduğu cezaevi aracılığıyla mahkemede hazır edilmesine karar verildi.

TUTUKLAMA KARARI ÇIKARILAN 133 SANIK

Mahkeme Heyeti, ´dosyadaki delil durumu, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, delillerin tam olarak toplanılmamış olması, sanıkların konumları itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması, tanıkların henüz dinlenilmemiş oluşu, atılı suçun CMK´nın 100. maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması, belirtilen bu sebeplerle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı´ gerekçeleriyle, CMK´nın 100. ve 101. maddeleri gereğince 134 sanığın ayrı ayrı tutuklanmalarına karar verdi. Tutuklanmalarına karar verilen sanıklar şunlar:

´Özden Örnek, Halil İbrahim Fırtına, Mustafa Korkut Özarslan, Engin Alan, Şükrü Sarıışık, Ayhan Taş, Ramazan Cem Gürdeniz, İzzet Ocak, Süha Tanyeri, Bülent Tunçay, Mehmet Kemal Gönüldaş, Orkun Gökalp, Mustafa Kemal Tutkun, Gürbüz Kaya, Mustafa Çalış, Nurettin Işık, Hasan Basri Aslan, Ali Rıza Sözen, İlkay Nerat, Veli Murat Tulga, Behzat Balta, Halil Kalkanlı, Tuncay Çakan, Hasan Fehmi Canan, Salim Erkal Bektaş, Ahmet Yavuz, Ahmet Küçükşahin, Recai Elmaz, Erdal Akyazan, Ahmet Şentürk, Mümtaz Can, Ahmet Topdağı, Cemal Candan, Fatih Altun, Faruk Oktay Memioğlu, Mehmet Kaya Varol, Recep Yıldız, Bekir Memiş, Ali İhsan Çuhadaroğlu, Mehmet Yoleri, Namık Koç, Fuat Pakdil, Behçet Alper Güney, Metin Yavuz Yalçın, Yurdaer Olcan, İhsan Balabanlı, Emin Küçükkılıç, Kasım Erdem, Kemal Dinçer, İkrami Özturan, Burhan Gögce, Mustafa Erdal Hamzaoğulları, Doğan Fatih Küçük, Dursun Tolga Kaplama, Doğan Temel, Hayri Güner, Mehmet Fikri Karadağ, Hasan Hakan Dereli, Gökhan Gökay, Fatih Musa Çınar, Zafer Karataş, Aytekin Candemir, Nihat Özkan, Sırrı Yılmaz, Barboros Kasar, Soydan Görgülü, İsmet Kışla, Abdullah Dalay, Lütfü Sancar, Ahmet Feyyaz Öğütçü, Engin Baykal, Özer Karabulut, Mehmet Otuzbiroğlu, Hasan Hoşgit, Hüseyin Hoşgit, Kadir Sağdıç, Ali Deniz Kutluk, Mustafa Aydın Gürül, Turgay Erdağ, Taylan Çakır, Ayhan Gedik, Ahmet Türkmen, Mehmet Fatih İlgar, Cem Aziz Çakmak, Muharrem Nuri Alacalı, Ali Semih Çetin, Şafak Duruer, Utku Arslan, Ümit Özcan, Fatih Uluç Yeğin, Levent Erkek, Levent Çehreli, Hakan İsmail Çelikcan, Ahmet Necdet Doluel, Ertuğrul Uçar, Ali Türkşen, Tayfun Duman, Ercan İrençin, Mustafa Karasabun, Bora Serdar, Levent Görgeç, Dora Sungunay, Yaşar Barbaros, Yaşar Barbaros Büyüksağnak, Hasan Gülkaya, Faruk Doğan, Mücahit Erakyol, Ergün Balaban, Cemalettin Bozdağ, Taner Balkış, Abdullah Gavremoğlu, Kıvanç Kırmacı, Yusuf Ziya Toker, Cengiz Köylü, Cemal Temizöz, Bulut Ömer Mimiroğlu, Hakan Sargın, Hüseyin Özçoban, Mustafa Koç, Kahraman Dikmen, Yusuf Kelleli, Hüseyin Polatsoy, Hüseyin Topuz, Murat Özçelik, Ali Aydın, Ahmet Tuncer, Gökhan Kiloğlu, Halil Helvacıoğlu, Kubilay Aktaş, Mehmet Ulutaş, Memiş Yüksel Yalçın, Suat Aytın, Yüksel Gürcan ve Taner Gül.´

YAKALAMA KARARI ÇIKARILAN 29 SANIK

Mahkeme Heyeti, aynı gerekçelerle, CMK´nın 98 ve 199. maddeleri gereğince sanıklardan ´Çetin Doğan, Ergin Saygun, Nejat Bek, Halil Yıldız, Refik Hakan Tufan, Erhan Kuraner, Yunus Nadi Erkut, Nuri Ali Karababa, Gökhan Murat Üstündağ, Harun Özdemir, Hakan Akkoç, Mehmet Alper Şengezer, Recep Rıfkı Durusoy, Hamdi Poyraz, Hasan Nurgören, Murat Ataç, Bahtiyar Ersay, Mustafa Yuvanç, Nedim Ulusan, Mehmet Ferhat Çolpan, Nihat Altunbulak, İbrahim Koray Özyurt, Soner Polat, Meftun Hıraca, Hanifi Yıldırım, Ali Demir, Mustafa Önsel, Erdinç Atik ve Abdurrahman Başbuğ´ hakkında da yakalama emri çıkarılmasına hükmetti.

DURSUN ÇİÇEK BALYOZ´DAN DA TUTUKLANDI

Heyet, başka suçtan tutuklu olan Dursun Çiçek´in ise hakkında tutuklama kararı verilmek üzere CMK´nın 146/1 maddesi uyarınca mesai saatleri içerisinde mahkemelerinde hazır edilmesi için hakkında ihzar müzekkeresi çıkarılmasına, ihzar müzekkeresinde Çiçek´in Beşiktaş´taki İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşma salonunda hazır bulundurulmasının bildirilmesine karar verdi.

KARARLAR OYBİRLİĞİYLE ALINDI

Mahkeme Heyeti, duruşmanın 14, 15, 17, 18, 21, 22 ve 24, 25 Mart tarihlerinde saat 09.30´da yapılmasına karar verdi. Heyet tüm kararlarını oy birliğiyle aldı. ( Zaman)

Darbe ile tehdit: Çocuklarınıza iyi sarılın!

Oybirliğiyle alınan kararın okunması bitmeden izleyici bölümünde bulunan sanık yakınları, verilen kararı alkışlarla protesto etti. Sanık yakınlarının hakimlere hitaben, Çocuklarınıza iyi sarılın bu gece! diye bağırdığı duyuldu. Kararın açıklanmasının ardından sanıklar hep bir ağızdan önce Harbiye Marşı´nı, ardından da Deniz Harp Okulu Marşı´nı okudu. Sanıkların kaçma ihtimaline karşı güvenlik önlemlerinin artırıldığı gözlendi.

Duruşma salonunda direnişe geçtiler

Bu arada haklarında tutuklama kararı verilen muvazzaflar krize sebep oldu. Duruşma salonundaki muvazzaflar, aralarında korgeneral rütbesinde asker bulunduğunu belirterek, Size onu teslim etmeyiz. Buraya onu teslim almak için orgeneral gelecek. diyerek teslim olmayı reddetti. Ardından duruşma salonunun kapısı kapatıldı. Nöbetçi savcının, tutuklama kararını 133 sanık için ayrı ayrı müzekkere haline getirip cezaevine faks göndermesi beklendi. Bu sebeple sanıklar gecenin ilerleyen saatlerine kadar mahkeme salonunda tutuldu. 00.15 itibariyle hiçbir sanık cezaevine gönderilemedi.

Mahkeme, müdahillik taleplerini kabul etti

Balyoz davasının dünkü duruşmasında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, müdahillik taleplerini de karara bağladı. Mahkeme, gazeteci Abdurrahman Dilipak, Hamza Türkmen, eski İstanbul Vali Yardımcısı Ödemiş Kaymakamı Abdurrahman Koçoğlu, ÖZGÜR-DER, Hukukçular Derneği, ÖZGÜR-DER Başkanı Rıdvan Kaya´nın katılma talebini ´sanıkların üzerine atılı suçlamanın sabit olması halinde suçlamadan doğrudan zarar görme ihtimalleri olması´ nedeniyle oybirliğiyle kabul etti. Bu şekilde vatandaşlar da darbe teşebbüsü davasına müdahil olmuş oldu. Sanıklar, müdahillik taleplerinin reddini istemişti. Çetin Doğan´ın avukatı Hüseyin Ersöz, müdahillik taleplerinin reddini istedi. Ersöz, Bu davada mağdur olan, huzurda bulunan sanıklardır.´ dedi. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına da talebin reddedilmesi gerektiğini savundu. Dava 14 Mart´a ertelendi. ( Zaman)

ÖZEL HAREKAT VE ÇEVİK KUVVET POLİSLERİ GETİRİLDİ

Balyoz Davası´nda 163 kişiye tutuklama ve yakalama isteminin savcı tarafından istenmesinin ardından Silivri Kapalı Cezaevi´ne çok sayıda çevik kuvvet ve özel harekat polisi sevk edildi. Polis ekipleri cezaevi çevresinde yoğun güvenlik önlemi aldı. Silivri´ye 200´ün üzerinde çevik kuvvet polisi, 2 Toplumsal Müdahale aracı (TOMA) ve çok sayıda özel harekat polisi geldi. Polis ekipleri cezaevi çevresinde ve yollarda güvenlik önlemi aldı. Ekipler daha sonra cezaevine yakın bir park yerinde uzun süre bekletildi. ( Cihan)

´TUTUKLAMA KARARI HUKUKA AYKIRI´

Öte yandan, emekli orgeneral Çetin Doğan´ın avukatı Hüseyin Ersöz, görülen duruşmanın ardından cezaevi önünde basın mensuplarına bir açıklama yaptı. Ersöz, şunları söyledi: ´İstemediğimiz, beklemediğimiz gelişmelerle karşı karşıya kaldık. Savcılık makamı müvekkilim dahil 163 kişi hakkında tutuklama ve yakalama kararı talep etti. Bu konu hakkında tarafımıza söz hakkı verilmeliydi. Talep ettiğimiz halde bu gerçekleşmedi, alınan tutuklama kararı hukuka aykırı olarak, usulsüz olarak alınmıştır. Rahatsızlığı dolayısıyla müvekkilim Çetin Doğan 10 gün rapor almış, İstanbul´daki evinde istirahat etmektedir. Dolayısıyla bugünkü duruşmaya katılamadı. Kendisine yakalama kararı çıktığını ben haber verdim. Bunu üzüntüyle karşıladı. Ancak hukuka saygı çerçevesi içerisinde bu karara uyacağını bildirdi.´ Sanık avukatlarından Şule Nazlıoğlu Erol da, duruşma salonu önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, içeride generallerin de olduğunu belirterek, ´Bir üst rütbeli gelmeden yasal olarak çıkmayacaklar. Bu haklarını kullanacaklar´ dedi.

Tutuklanan emekli askerler, sabah Silivri Cezaevine konuldu

´Balyoz Planı´ davasının dünkü duruşmasında haklarında tutuklama kararı verilen emekli asker sanıklar, Silivri Cezaevine konuldu. Aralarında eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek´in de bulunduğu emekli asker sanıklar, saat 00.30 sıralarında sağlık kontrolü için Silivri Devlet Hastanesine götürüldü. Sağlık kontrolleri yaklaşık 5 saatte tamamlanan emekli asker sanıklar, daha sonra Silivri Cezaevine gönderildi.

Tutuklanan muvazzaflar sabah Hasdal Cezaevi´ne getirildi

Tutuklanan muvazzaf sanıklar ise, sabah saatlerinde Hasdal Askeri Cezaevi´ne getirildi. Sanıkların getirilmeleri sırasında yoğun güvenlik önlemi alındığı görüldü.

İzmir´de İşçi Partili gruptan tutuklamalara protesto

İzmir İşçi Partisi İl Başkanlığı, Balyoz planı davasında mahkemenin verdiği tutuklama kararlarını dün geç saatte protesto ederek Kordon Orduevi´ne yürüyüş düzenledi. Balyoz planı davasında 133 sanığın tutuklanmasına ve 29 sanığın yakalanmasına karar verilmesinin ardından İşçi Partili bir grup Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi´nde toplandı. Kararı protesto etmek için yürüyüş düzenleyen grup, hükümet aleyhine slogan attı. İşçi Partililer adına basın açıklamasını okuyan İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir İl Başkanı Avukat Tugay Şen, mahkemenin verdiği kararın Türk ordusuna yönelik yapılan bir operasyonun sonucu olduğunu öne sürdü. Kordon Orduevi´ne yürüyen grup olaysız bir şekilde dağıldı.

´DARBECİ BARO´NUN SESİ TİTREDİ

Ali Akkuş (Zaman): Ergenekon davasını sulandırmak isteyenlerin ısrarla gündemde tutmaya çalıştığı soru şuydu: Generaller dışarıda ise onlar neden içeride? Onlardan kasıt, gazeteci Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan´dı. Yargılandıkları mahkemeler ve suçlamalar farklıydı ama bu soru kamu vicdanında etkili oluyordu. Kafes, Poyrazköy, Balyoz gibi davalarda ismi geçen bazı generallerin tutuksuz yargılanmasını kimse izah edemiyordu çünkü. Örneğin Balyoz davasında hakimler ayrı ayrı iki defa tutuklama kararı vermiş ama bir nöbetçi, yeterli delil yok diyerek cezaevini boşaltmıştı. Tahliyeler öncesinde eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un girişimiyle oluşturulan konjonktür, insanların adalet duygusunda kırılmalara neden olmuştu. Mahkemenin dünkü kararıyla bu kırılma giderildi. Darbenin lideri olarak yargılanan Çetin Doğan hakkında tam dört kez tutuklama kararı verilmiş oldu.

Yakın dönemde, kişiler için kurumların itibarlarının yerle bir edildiği olaylara tanık olduk. Dün Silivri´de verilen karar, hukuk karşısında herkesin eşit olduğunu göstermesi açısından da tarihî niteliktedir. Aynı değerlendirmeyi, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ın 21 ay sonra devlet hastanesine gönderilmesi için de yapabiliriz. Hakimlerin tutuklama kararına rağmen, cezaevine gönderilme bir yana Adli Tıp Kurumu´na bile getirilemeyen Haberal´ın da dokunulmazlığı kaldırılmış oldu. Haberal´ın sağlık raporunu mahkemeden gizleyenler, ´Ergenekon terör örgütüne yardım ve yataklıktan´ tutuklandı. Haberal´ı hapisten kurtarmak için üniversite hastanesinde nasıl bir organizasyon yapıldığını mahkeme ortaya çıkaracak. Verilecek karar, Yargıtay´ı da ilgilendiriyor. Çünkü Yargıtay, Haberal´ı serbest bırakmadıkları için 9 hakimi cezalandırmıştı.

Balyoz sanıkları için verilen tutuklama kararı, ilk duruşmada sanık avukatlarıyla aynı yere oturan İstanbul Barosu´nun yönetiminde şok etkisi yapmışa benziyor. Kararın hemen arkasından televizyonlara konuşan Baro Başkanı Ümit Kocasakal´ın sesi titriyordu. Demokratik hukuk devletini savunması gereken Baro Başkanı´nın darbe sanıklarının tutuklanmasına karşı çıkması anlaşılır gibi değil. Başkanı dinleyenler, Genç Siviller´in Taksim´de astığı ´Darbeci Baro´ pankartını hatırladı nedense.

Silivri´de dün verilen diğer önemli bir karar da müdahillerin taleplerinin kabul edilmesiydi. Sanıklar, davanın derinleşmesi açısından çok önemli olan bu karara da tepki gösterdi. Davanın ilk duruşmasından bu yana, sanık avukatları ısrarla müdahilliğin kabul edilmemesini istediler. Galiba, mağdurlarla yüzleşmeye cesaret edemiyorlar. ( Ali Akkuş / Zaman)

Sanık yakınları yol kesti

Balyoz davasında haklarında tutuklama kararı çıkarılan sanık yakınları, Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi önünde yol keserek eylem yaptı. Sanık yakınları polisin uyarı üzerine kısa bir süre sonra eylemlerine son verdi. Tuğamiral Cem Çakmak´ın kız kardeşi olduğunu söyleyen bir sanık yakını, Süheyl Batum´a kızıyorlar ´kağıttan kaplana bir ordu var dedi´ diye. Evet bu gün karşımızda kağıttan kaplan bir ordu var. ifadesini kullandı. Davayla ilgili işlemlerin devam ettiği Beşiktaş´taki İstanbul adliyesi önüne toplanan aralarında emekli Tümamiral Özer Karabulut´un işe Sema Karabulut, Emekli Tümamiral Deniz Kutlu´nun eşi İrem Kutlu ve Koramiral Cem Çakmak´ın kız kardeşinin bulunduğu bir grup sanık yakını Beşiktaş Adliyesi önünde basın mensuplarına açıklama yaptı.

Adliye önünde bekleyen sanık yakınları medyanın kendilerine gereken ilgi ve desteği vermemesinden yakındılar. Haklarında yakalama emri verilen emekli ve muvazzaf subayların bir kısmının dün duruşma salonunda olduğunu savunan sanık yakınları, ´Şimdi biz buradayız ve bizi tutuklayın´ diyorlar. ifadesini kullandı.

Kendisini Tuğamiral Cem Çakmak´ın kız kardeşi olarak tanıtan bir sanık yakını ise, Bize dik durun diyorlar, ama bizim yanımızda dik duran bir kurum yok. Duysun Deniz Kuvvetleri Komutanı, Genelkurmay Başkanları, Kara Kuvvetleri Komutanı. Süheyl Batum´a kızıyorlar ´kağıttan kaplan bir ordu var´ dedi diye´. Evet kağıttan kaplan bir ordu var karşımızda. ifadesini kullandı.

Açıklamaların ardından sanık yakınları Beşiktaş Adliyesi´nin önündeki Çırağan Caddesi´ni trafiğe kapattı. Alkışlarla tempo tutan sanık yakınları Türkiye laiktir, laik kalacak, Susma sustukça sıra sana gelecek şeklinde sloganlar attı. Eylem sebebiyle Çırağan Caddesi´nde uzun araç kuyruğu oluşurken, bazı sürücülerin kornalarına basarak eyleme tepki gösterdikleri gözlendi. ( Cihan)

Duruşmada yaşananlara soruşturma

Balyoz darbe planı davasının dün görülen ve 163 tutuklama kararının çıktığı duruşmada yaşananlar hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma kapsamında mahkeme salonundaki kamera kayıtları inceleniyor.

İP´lilerin eylemine Özgen´den destek

İşçi Partisi (İP) üyesi bir grup, haklarında tutuklama kararı verilen Balyoz sanıklarına destek vermek için Fenerbahçe Orduevi önünde eylem yaptı. Eyleme destek veren emekli Orgeneral Necati Özgen, kameralar tarafından görüntülendiğini fark edince orduevine girdi. İP üyesi bir grup, ellerine Türk bayrağı ve parti bayraklarını alarak Fenerbahçe Orduevi önünde toplandı. Haklarında tutuklama kararı çıkartılan Balyoz sanıklarına destek vermek için eylem yapan İP´liler, yoldan geçen araçların korna çalması istedi. Eylemciler adına yapılan basın açıklamasında, tutuklama kararlarının hukuki olmadığı iddia edildi. Bu arada, Fenerbahçe Orduevi´nden çıkan emekli Orgeneral Necati Özgen, eylemcilere destek verdi. Kameraların kendisini görüntülediğini fark eden Özgen, tekrar orduevine girdi. ( Cihan)

İşçi Partisi (İP) İstanbul İl Örgütü, ´Balyoz Güvenlik Harekat Planı´ kapsamında görülen davada, 163 subay hakkında alınan tutuklama kararını protesto etti. Tutuklamaların Türk Ordusu´nu hedef aldığını öne süren İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Erkan Önsel, Hukuk, guguk olmuştur. Amerikan Gladyosu´nun savaş hukuku yürürlüktedir. Orduya ve millete karşı bir amerikan darbesi yapılıyor dedi. Fenerbahçe Orduevi önünde toplanan İşçi Partisi İstanbul İl Örgütü üyesi yaklaşık 300 kişi, Halkımız orduya sahip çıkıyor , Ordu millet el ele tam bağımsız Türkiye ve Amerikan uşağı yıldırımaz bizleri yazılı pankartları açtı. Ellerinde ABD; AKP yıkılacak, Türkiye kazanacak , Yurtseverler serbest bırakılsın , Türk Ordusu´na darbeye son , Mustafa Kemal´in askerleriyiz , ABD kağıttan kaplan, AKP kağıttan kukla , Ergenekon, Kafes, Balyoz amerikan yalanı ve Komutanları tutuklayan Süpernato´dur. Nato´dan çıkalım yazılı dövizler taşıyan topluluk, caddeden otomobilleriyle geçen vatandaşlardan klakson çalarak protestoya destek vermelerini istedi.

Ergenekon Gençlik Birliği´nden (TGB) protesto

Ergenekon´un gençlik yapılanması olduğu ileri sürülen ve bu konuya Ergenekon iddianamelerinde yer verilen Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri, “Balyoz Darbe Planı” davasında eski kuvvet komutanlarının tutuklanmasına tepki amacıyla Ak Parti Ankara İl Başkanlığı binası önünde eylem yaptı. Ellerinde çuvallarla Ak Parti İl Başkanlığına yürüyen TGB üyeleri, polis tarafından durduruldu. Gruptakiler, burada çeşitli sloganlar attı.

Balyoz Tutuklamalarına 11 sanıktan itiraz

Tümgeneral Cem Gürdeniz´in de dahil olduğu 11 kişi tutuklama kararına itiraz etti. Emekli Org. Çetin Doğan´ın da pazartesi günü teslim olacağı bildirildi.

Org. Koşaner sanık yakınlarıyla buluştu

Saat 14:15 civarında Harbiye Orduevi´ne gelen Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner tutuklama kararı çıkarılan Balyoz Davası sanıklarının yakınlarıyla buluştu. Görüşmenin hala sürdüğü öğrenildi.

(12 Şubat 2011, 12:42)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş Flaş!!! Balyoz´da 163 tutuklama

Balyoz davası 16 Aralık´ta başlıyor: Sanıklar tutuklanabilir

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

Donanma´da zemine gizlenmiş 10 çuval belge manşetlerimiz

Flaş!!! Donanma´da arama: 10 çuval belge

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2958    yazdır/print


 

ASELSAN intiharlarında şok gelişme

ASELSAN´da yaşanan 4 sır intiharın son halkası olan ve askerlik görevini yerine getirirken nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden ASELSAN mühendisi Burhaneddin Volkan´ın babası emekli Başçavuş Mahmut Volkan´ın, ´Casusluk´ soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Fikret Seçen´e kritik bilgiler verdiği öğrenildi. Acılı baba Volkan´ın Savcı Seçen´e ulaştırdığı dilekçesinde, oğlunun psikolojisinin kimyasallar kullanılarak bozulduğunu öne sürdüğü görülüyor.

ASELSAN intiharlarında şok gelişme

ASELSAN´da yaşanan 4 sır intiharın son halkası olan ve askerlik görevini yerine getirirken nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden ASELSAN mühendisi Burhaneddin Volkan´ın babası emekli Başçavuş Mahmut Volkan´ın, ´Casusluk´ soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Fikret Seçen´e kritik bilgiler verdiği öğrenildi. Acılı baba Volkan´ın Savcı Seçen´e ulaştırdığı dilekçesinde, oğlunun psikolojisinin kimyasallar kullanılarak bozulduğunu öne sürdüğü görülüyor.

Aselsan´da ard arda yaşanan 4 sır intiharın son halkası olan ve askerlik görevini yerine getirirken nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden ASELSAN mühendisi Burhaneddin Volkan´ın babası emekli Başçavuş Mahmut Volkan´ın, ´Casusluk´ soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Fikret Seçen´e kritik bilgiler verdiği öğrenildi.

Dilekçede şok ayrıntılar var

ASELSAN´ın Komuta Kontrol ve Haberleşme Yazılım Mühendisliği´nin Uçak Komuta Kontrol Merkezi bölümünde başarılı işlere imza atan genç mühendis Burhaneddin Volkan´ın, 3 arkadaşının şüpheli şekilde hayatlarını kaybetmesinin ardından, vatani görevini yapmak üzere gittiği Ankara´daki birliğinde vefat etmesinin üzerindeki sır perdesi halen aralanmazken, acılı baba Mahmut Volkan´ın Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen´e ulaştırdığı dilekçesinde şok ayrıntılar ortaya çıktı. Acılı babanın dilekçesinde, oğlu Burhaneddin Volkan´ın Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra ASELSAN´a mühendis olarak girdiğini ve burada uçak komuta kontrol merkezi bölümünde çalışan 8 mühendisten biri olduğunu belirttiği görülüyor.

Söz konusu dilekçede acılı baba, oğlunun kimlik kartında organ nakli kısmına ´hayır´ı işaretlemesine karşın tüm organlarının alındığını ifade ederken, ASELSAN´da çalışırken oğlunun kimyasallar kullanılarak psikolojisinin bozulduğunu öne sürüyor. Oğlunun organ nakline ´hayır´ dediğini belgeleyen kimlik kartını da dilekçe ile birlikte Savcı Seçen´e gönderen acılı baba Mahmut Volkan, kışladan kendisine gelen bazı telefonlarda oğlunun anlatıldığı gibi intihar etmediği, tanıkların yönlendirme sonucu askeri savcılığa bu yönde ifade verdiğini de iddia ediyor.

Ergenekon´u ilk oğlundan duymuş

Henüz Ergenekon örgütünün adı hiç bilinmezken oğlunun Ergenekon´dan söz ettiğini vurgulayan acılı baba Volkan, dilekçesinde, 2007 yılının başında Ergenekon örgütünün genelde adı bilinmezken oğlum örgütten söz ediyordu. ´Baba Ergenekon isminde bir örgüt var. Bunlar demokrasi adına ülkeyi mafya patronu gibi yönetmek istiyorlar. Bir sürü faili meçhul cinayet işledikleri halde bunlara bir şey olmuyor. Yakalanmıyorlar´ diyordu dediği görülüyor.

Aselsan´dan ansızın ayrılma isteği

Oğlu Burhaneddin Volkan´ın ASELSAN´da başarılı işlere imza attığını ve işini çok sevdiğini vurgulayan emekli Başçavuş Mahmut Volkan dilekçesinde ayrıca, oğlunun ansızın işten ayrılmak istediğini ifade ediyor. Acılı baba, kısa süre sonra ASELSAN´da ki işinden ayrılan oğlu Burhaneddin Volkan´ın eve döndüğünde psikolojik sorunlar yaşadığını gördüğünü de anlatıyor.

Beni ´sniper´lar kovalıyor

Acılı baba Volkan´ın dilekçesinde, şu ifadelere yer verdiği görülüyor: Oğlum eve döndüğünde iradesi yok gibiydi. ´Beni sniperlar kovalıyor´ diyerek, işaret parmağını alnına dokundurarak ´Bom´ diyordu. ´Anne-baba siz ölmeyin. Sizin yerinize ben öleyim´ diyordu. Mantıklı cümle kuramıyor, kesintili bir biçimde konuşuyordu. Kendisini devlet hastanesine götürdük. Tedavi süreci başladı. Düzenli tedavinin ardından mantıklı cümleler kurabilmeye başladı. ASELSAN´da intihar eden mühendisler konusunda konuşmaya başladık. Ölenlerin başarılı mühendisler olduğunu söyledi. Kaygıları vardı. Ve hemen askere gitmek istiyordu.

Aselsan mühendisinden şok cevap

Oğlunu askerliği biraz ertelemesi konusunda ikna edemediğini vurgulayan baba Volkan, dilekçesinde, Oğluma sen ASELSAN´da nasıl bir iş yapıyordun?´ diye sordum. Cevaben, ´Sır baba sır. Herşeyi açıklarsam size de zarar verirler. Uçaklara sahip çıkmaya çalışıyoruz. Irak´ın da uçakları vardı. Ama savaşta hiç biri yerden havalanamadı´ dedi. Askere gitmek talebini yenileyip duruyordu. En güvenli yer olarak orayı görüyordu dedi.

Revir yerine nöbete

Oğlunun kısa süre sonra askere gittiğini belirten baba, dilekçesinde, Eğitim birliğinde bir sorun olmadı. Esas birliğinde daha önceki gibi yine rahatsızlanmış. Bir tıp merkezinde ayaküstü tedavi görmüş. Ertesi gün kendi imkânları ile özel doktora çıkmak için birlik komutanından izin istemiş. Durumu iyi değilmiş. Ancak o haliyle eline silah verilip ücra bir noktaya nöbete göndermişler. Kendini bilmez bir halde nöbetçi silahı ile başına bir el ateş ettiğinden GATA hastanesine kaldırılmış. Ancak hayatını kaybetmiş. Tedaviye gönderilmesi gereken oğlum, iradesi yok iken nöbete gönderilmiştir diyor.

Çocukların onurlarını kurtaralım

Casusluk çetesi ile birlikte ortaya çıkan gerçeklerden etkilenerek dilekçe yazmaya karar verdiğini belirten acılı baba Volkan, En son Casusluk çetesi ile ilgili çıkan notlarda ´Aselsan ve Sagem´de sorun çıkaranlar var´, ´Elimde kırk bin dolarlık bir proje var. Bu proje herkesin ağzını sulandırır. En az yirmi bin dolar eder´ gibi notlar çıkması, ASELSAN´da ölen mühendislerle bunların bağlantısının olabileceği umut ışığıyla bu dilekçeyi kaleme aldım. Faydası olur umudundayım. Şifahi olarak da bilgim dahilinde sorularınızı cevaplandırmaya hazırım. Yeter ki ölen bu çocukların onurlarını kurtaralım diyor. ( Yeni Akit)

ERGENEKON SAVCISI ASELSAN DOSYASINI YENİDEN AÇMIŞTI

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın iki yıl önce kapattığı Aselsan intiharları dosyasını Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı yeniden açıyor. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılardan Fikret Seçen, ´Fuhuş, şantaj ve askeri casusluk´ soruşturmasını yürütürken elde ettiği çok önemli yeni bulgular üzerine Aselsan dosyasını Ankara´ya sevk etmişti. Bu aşamadan sonra Aselsan´da milli tank projesini yürüten mühendis Hüseyin Başbilen ile F-16 savaş uçaklarının modernizasyonu, komuta kontrol ve şifreleme sistemleri üzerine çalışan mühendisler Halim Ünsem Ünal, Evrim Yançeken ve Burhaneddin Volkan´ın sır intiharları sil baştan soruşturulacak. Aselsan dosyası, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içinde yapılanan casusluk çetesiyle ilgili soruşturma sırasında İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen tarafından incelenmeye başlandı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´ndaki casusluk ve şantaj çetesine yönelik operasyonda ele geçirilen bir harici bellek içerisinde bulunan ipucu niteliğindeki notlarda, Aselsan ve SAGEM´e yoğunlaşalım, sorun çıkaranlar var. Sorunun kaynağı bulunmalı, gereken yapılmalı şeklinde talimatlar bulunduğu ortaya çıkmıştı. Yapılan soruşturma sonucunda Seçen, daha önce olağan intiharlar olarak değerlendirip kapatılan 4 olayın intihar değil, cinayet olabileceği yönündeki emarelerin güçlü olduğuna kanaat getirdi. Aynı kurumda farklı zamanlarda görev yapmış 4 kişinin kısa aralıklarla art arda intihar etmesinin mümkün olmadığını düşünen Seçen, Aselsan intiharlarının cinayet olabileceği yönündeki şüpheleri doğrulayan bulgulara da ulaştı.

Cinayet bulguları

Fikret Seçen, bunun üzerine 12 Kasım´da olayların gerçekleştiği yer Ankara olduğu için görevsizlik kararı ile 2010/1323 soruşturma muhabere numaralı dosyayı Ankara´ya gönderdi. Dosya, ölümlerin arkasında bir örgütün var olabileceği şüphesiyle Ankara´da Özel Yetkili Savcılık tarafından soruşturulacak. Özel Yetkili Savcılık, Başbilen, Ünal ve Yançeken dosyalarını baştan sona inceleyecek. Seçen, Deniz Kuvvetleri çetesiyle ilgili soruşturmada uzman polislerle yaptığı incelemeler sonrasında Başbilen, Ünal ve Yançeken ve Volkan´ın cinayete kurban gittiği yönünde bulgular elde etti. Savcı Fikret Seçen, Hüseyin Başbilen´in ikiz kardeşi Hasan Başbilen´in kardeşinin ölümüyle ilgili dikkat çektiği çelişkileri araştırmaya değer buldu. Bu çelişkiler soruşturma belgelerinde şöyle sıralandı:

´Öldükten sonra milli tank projesi kayboldu´

1) Başbilen milli tank projesi üzerinde çalışıyordu ve grubun beyni idi. Sunum yapacağı gün ortadan kayboldu. Ölü bulunduktan sonra projesiyle ilgili çalışmalar kayboldu.

2) Olay yeri raporunda ölünün bileğinde 10 cm., boynunda ise 20 cm. kesikler olduğu yazıldı. Ancak Adli Tıp Raporu´nda 2 cm. boyun kesiği var deniyor. Bu çelişki aydınlatılmadı.

3) Maket bıçağında kan olduğu halde Başbilen´in elinde kan bulunmamıştır. Eğer olay intihar olsaydı ölünün eline mutlaka kan bulaşması gerekirdi.

4) Adli Tıp Raporu´nda bir kişinin aynı anda hem bileğini, hem de boğazını kesemeyeceği ve böyle bir intihar şeklinin olamayacağı belirtilmektedir.

Art arda yaşanan intiharlar

Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı yeni soruşturmayı bu şüpheli noktalar üzerine yoğunlaşarak yürütecek. Hüseyin Başbilen, 7 Ağustos 2006´da Ankara Pursaklar´da, otomobilinin içinde bileği ve boğazı kesilmiş halde bulunmuştu. Aselsan´da bir süre çalışan Halim Ünsem Ünal kafasına tek kurşun sıkılmış halde 17 Ocak 2007´de Eymir Gölü kenarında bulunmuştu. Bir diğer Aselsan çalışanı Evrim Yançeken ise bu olaydan 9 gün sonra altıncı kattaki evinden düşmüştü. Aselsan´ın genç mühendislerinden Burhaneddin Volkan da, Ankara´da vatani görevini yaparken Ekim 2007´de yine şüpheli bir şekilde intihar etmişti.

(12 Şubat 2011, 14:05)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Aselsan intiharlar dosyası yeniden açıldı

Aselsan intiharlarında ´fuhuş ve casusluk´ çetesinin izleri

Aselsan´daki 4 intihar olayı ve Ergenekon şüphesi manşetlerimiz

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2957    yazdır/print


 

Adalet Platformu´ndan CHP´ye suç duyurusu

Adalet Platformu, savcılığa başvurarak CHP´liler hakkında suç duyurusu yaptı. Suç duyurusunun hedefinde, açık darbe çağrısı yapan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, darbe yapmadığı için TSK´yı ´kağıttan kaplan´a benzeten CHP´li Süheyl Batum ve ´Kürtler eninde sonunda kucağımıza oturacak´ diyen CHP´li Hurşit Güneş var. Aynı gerekçelerle daha önce çeşitli kişiler ve son olarak da Başbakan Erdoğan suç duyurusu yapmıştı

Adalet Platformu´ndan CHP´ye suç duyurusu

Adalet Platformu, savcılığa başvurarak CHP´liler hakkında suç duyurusu yaptı. Suç duyurusunun hedefinde, açık darbe çağrısı yapan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, darbe yapmadığı için TSK´yı ´kağıttan kaplan´a benzeten CHP´li Süheyl Batum ve ´Kürtler eninde sonunda kucağımıza oturacak´ diyen CHP´li Hurşit Güneş var. Aynı gerekçelerle daha önce çeşitli kişiler ve son olarak da Başbakan Erdoğan suç duyurusu yapmıştı.

Adalet Platformu, Gerede Cumhuriyet Başsavcılığı´na başvurarak bazı CHP´liler hakkında suç duyurusu yaptı. Suç duyurusunun hedefinde geçtiğimiz günlerde Meclis´in bazı yasaları çıkarması karşısında ´Durumun 27 Mayıs 1960 darbe sürecinden daha kötü olduğunu ve ihtilalin hak olduğu´ şeklinde şok bir açıklama yaparak açıkça TSK´yı darbe yapmaya çağıran CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, siyasete müdahale etmediği için TSK´yı ´kağıttan kaplan´a benzeten CHP´li Süheyl Batum ve ´Kürtler eninde sonunda kucağımıza oturacak´ diyen CHP´li Hurşit Güneş var. Adalet Platformu´nun suç duyurusu şu şekilde:

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI´NA ulaştırılmak üzere GEREDE CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA GEREDE 10.02.2011

KONU: Anayasayı ihlal, darbeye çağrı, darbeye teşebbüs, yasama faaliyetlerini engellemek, kanunsuzluğa ve kaosa çağrı, ayrımcılık, halkı kin nefret ve düşmanlığa sevk, DARBECİLERE yardım ve yataklık edenlerle, destek veren Media-Mafia-siyaset-bürokrasi-işdünyası mensupları, Yargıdaki ve TSK´daki cuntacı kişiler hakkında SUÇ DUYURUSU.

MÜŞTEKİ: 1- Adem ÇEVİK Vatandaşlık No: 12409824156 Tel. 05322467411 www.adaletplatformu.net, Yenimah.Mehtap Sk.18, Gerede - Bolu, ademgerede@gmail.com, www.facebook.com/adaletplatformu

ŞÜPHELİLER: Prof. Dr Süheyl BATUM CHP Genel Başkan Yardımcısı, Kemal KILIÇDAROĞLU CHP Genel Başkanı, Hurşit GÜNEŞ CHP Milletvekili, ve 12 Eylül vb. darbe suçunu işleyenlere yaptığım suç duyurusuna işlem yapmayarak suça iştirak eden ve görevi kötüye kullanan tüm şüpheliler.

SUÇ: Darbeye çağrı, Darbe yapmaya teşebbüs, cebren anayasayı değiştirmeye teşebbüs, hükümeti yıkmaya teşebbüs, Türkiye Büyük Millet Meclisini zor kullanarak görev yapmaktan men etmeye teşebbüs, darbeye zemin hazırlamak için sistemli bir şekilde planlayarak tasarlamak, rant sağlamak amacıyla silahlı organize suç örgütü kurmak ve yönetmek,

SUÇ TARİHİ: Darbeye teşebbüs hazırlığı aşamasında işlenen suçlar. Şubat 2011 ve öncesi

AÇIKLAMALAR:

1- Cumhurbaşkanı olmak için silah zoruyla 12 eylül darbesini yapan Genel Kurmay Eski Başkanı Orgeneral Kenan Evren´in kendi ifadeleriyle sabit olan darbe zeminini hazırlamak için “şartların olgunlaşması beklenmiştir”. Darbeci Evren´in emir ve talimatlarıyla 12 Eylül 1980 askeri darbesinden yaklaşık 6 ay önce suç belgesi Bayrak Harekat Planı, dönemin Genel Kurmay 2. Başkanı Ali Haydar Saltık tarafından hazırlanmıştır. Dönemin Harp Akademileri Komutanı Bedrettin Demirel´in “darbe şartlarının olgunlaşması için iki sene bekledik” beyanı da medyaya yansımıştır. Tarihin tekerrür etmesi için darbeci CHP´lilerden Süheyl BATUM TSK´yı alenen darbeye çağırmış ve darbe planladıkları ancak darbe yapamadıkları için Türk Silahlı Kuvvetlerine “KAĞITTAN KAPLAN” demiştir. Ve Teröre yardım-yataklık ve kaos halkı kin nefret düşmanlığa sevk için “50 bin kişiyi Silivri´de toplamak” “TBMM´yi torba yasası bahanesiyle yasama faaliyetlerini engellemek mitingi düzenlemek vs suçları gibidarbeye teşebbüs eden Ergenekon ve balyoz vb. terör örgütlerine alenen yardım-yataklık etmekte ve yargıyı alenen etkilemektedirler. Seyfi OKTAY´dan alenen emir aldıkları askere darbe çağrısı yaptıkları medyaya ve Ergenekon balyoz belgelerine de yansımıştır.

2- Şüpheli Hurşit GÜNEŞ Kocaeli´ndeki bir konuşmasında “Kürtler eninde sonunda kucağımıza Oturacak” VE yargıdaki uzantılarından Hamdi Yaver AKTAN: “Öcalandan yararlanmak lazım” vb. planlarla toplumsal çatışma çıkarılması amaçlanmıştır. bir kısım insanların milli-dini duyguları tahrik edilmesi ve Türk-Kürt ayrımcılığı, yıllarca uygulanan psikolojik harekat planlarının ürünüdür. CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU: “Şartlar olgunlaştığında darbe meşrudur” eylemini gerçekleştirmek için darbeciliği ve darbecileri savunmuştur. Toplumu kontrol altında tutmak amacıyla farklılıklar rejim tehdidi gibi gösterilerek ayrımcılık körüklenmektedir. Bu sebeple toplumda yarılmalar meydana gelmiş Üretilen kaos ortamından yararlanılarak yapılan darbe çağrısı, anayasal düzene açıkça müdahaledir. Kendiliğinden soruşturma açmayanlarda suça iştirak etmişler ve görevi ihmal ederek görevi kötüye kullanmıştır. Yargıtay Başsavcılığı da tüm bu suçlara işlem yapmayarak suç işledi.

3- “Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisi´ni iskata veya vazifesini yapmaktan mene cebren teşebbüs edenler”,

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenler” idam cezasına mahkum edilmekteydi. Maddelerde 2004 yılında yapılan değişiklik ile cezalar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olmuştur. 5237 s.lı TCK da da aynı cezalar m.309 (anayasayı ihlal), m.311 (Yasama organına karşı suç), m.312 (Hükümeti karşı suç) şeklinde yer almış ve yine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştür. CHP´li şüphelilere ve darbeye yardım eden TSK ve Yargı mensubları bu ve benzer suçlardan cezalandırılmalıdırlar. Ayrıca 301 suçu.

4- 12 Eylül suç duyurularımızla ilgili işlem yapmayanların, Danıştay, Hantepe, Balyoz ve Kafes eylemleriyle darbe planlayanları görevden almayanlarda darbecilik suçuna iştirak etmiş dolayısıyla görevi ihmal görevini kötüye kullanmışlardır. Darbe kararı alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.” Kaldı ki şüpheliler halen darbe suçu işlemeye devam ettiklerinden zamanaşımı hiçbir şekilde dolmamıştır. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda müruru zaman söz konusu değildir. Yukarıda isimleri yazılı ve soruşturma sonucu kimlikleri tespit edilecek darbecilerin ve darbe şüphelilerinin işlemiş oldukları darbe suçu nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak zarar gördüğümüzden şüphelileri şikayet ediyoruz. TSK´ya karşı suç işleyen Talat AYDEMİR ASILDI ama TBMM´yi fesh etmeye çalışan BALYOZ ve ERGENEKONA TSK SAHİP ÇIKMAKTA MAHKEMELERİ ETKİLEMEYE ÇALIŞMAKTA. BALYOZCU KOMUTANLARIN TÜMÜNÜ AÇIĞA ALMAYAN SAVUNMA BAKANI VECDİ GÖNÜL ve İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY DA SUÇA İŞTİRAK ETTİ

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen ve resen tesbit olunacak sair nedenlerle şüphelilerin cezalandırılması için kamu davası açılmasını ve tüm darbecilerin malvarlıklarına el konularak hazinenin olmasını, tüm darbecilerin ve destek verenlerin kamu kurum-kuruluşlarına-cadde ve sokaklara verilen isimlerinin de acilen silinmesini hukuki zorunluluktur. Darbeci isimleri kullananlara da darbeyi-suçu-suçluyu övme suçu ve suça iştirakden ve TBMM´ye milli iradeye ve millete hakaretten de işlem yapılmasını, TSK ve Yargı mensublarının da içinde bulunduğu CUNTAcılarla ve Ergenekon-İsrail-Balyoz-Kafes-İrtica-pkk-kck-bçg-gladio vb. Çetelerle organik-inorganik bağlantılarının araştırılmasını arz ve talep ederiz.10.02.2011 Adem ÇEVİK

(10 Şubat 2011, 18:18)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

CHP´NİN HALKI SOKAK ÇATIŞMASINA ÇAĞIRMASI MANŞETLERİMİZ

CHP: Sokak sokak direniriz

Flaş!!! CHP´den kışkırtma: Meclis´e yürüyüş

Kılıçdaroğlu çıldırdı: İhtilal hak!

Sokak çatışması isteyen CHP, dünyaya hükümdar olmaz

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2948    yazdır/print


 

Ergenekon sanığı Engin Aydın vefat etti

Geçirdiği kalp krizi sonrasında hayatını kaybeden Ergenekon davası sanıklarından Engin Aydın´ın cenaze namazı Ankara Kocatepe Camii´nde kılındı. Aydın, 7 Ocak 2009 tarihinde gözaltına alınmıştı. 11 gün tutuklu kalan Aydın itiraz üzerine tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti. Engin Aydın´ın iddianamede örgüt toplantısı olarak nitelendirilen ´Kent Otel´ toplantılarının sekreterliğini yaptığı iddia ediliyordu.

Ergenekon sanığı Engin Aydın vefat etti

Geçirdiği kalp krizi sonrasında hayatını kaybeden Ergenekon davası sanıklarından Engin Aydın´ın cenaze namazı Ankara Kocatepe Camii´nde kılındı. Aydın, 7 Ocak 2009 tarihinde gözaltına alınmıştı. 11 gün tutuklu kalan Aydın itiraz üzerine tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti. Engin Aydın´ın iddianamede örgüt toplantısı olarak nitelendirilen ´Kent Otel´ toplantılarının sekreterliğini yaptığı iddia ediliyordu.

Aydın´ın cenaze namazına CHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Çetin, CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek, eski Adalet Bakanları Hikmet Sami Türk ve Seyfi Oktay, eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, HSYK üyesi Suat Ertosun, Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan, çok sayıda seveni ve ailesi katıldı. Aydın´ın eşi Naciye Aydın uzun süre tabut başında bekledi ve dua okudu.

10. ERGENEKON DALGASINDA GÖZALTINA ALINMIŞ

Aydın, Ergenekon davası kapsamında 7 Ocak 2009 tarihinde, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, eski Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şenel, emekli Org. Kemal Yavuz, yazar Yalçın Küçük ve eski Özel Harekât Daire Başkanvekili İbrahim Şahin´in de bulunduğu 37 kişi ile birlikte gözaltına alınmış ve 11 Ocak 2009´da tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Ancak Aydın ile Yalçın Küçük´ün avukatlarının tutukluluğa yaptığı itiraz üzerine Aydın ve Küçük 11 gün tutuklu kaldıkları Silivri Cezaevi´nden tahliye edilmişti. Aydın, Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan 3. iddianamede de sanık olarak yer aldı. Aydın´ın silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapsi isteniyordu. Aydın hala aynı dava kapsamında tutuksuz sanık olarak yargılanıyordu. Engin Aydın´ın iddianamede örgüt toplantısı olarak nitelendirilen ´Kent Otel´ toplantılarının sekreterliğini yaptığı iddia ediliyordu. Bu toplantılara Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi Ali Fuat Ertosun´un da 13 kez katıldığı iddia edilmişti. Engin Aydın´ın cenazesi Karşıyaka mezarlığında toprağa verildi. ( Cihan)

(06 Şubat 2011, 15:55)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2916    yazdır/print


 

Yargıtay 7. Hukuk Başkanı: Yargıtay´ın direnişi politik

Yargıtay Daire Başkanı´ndan çarpıcı açıklamalar.. Yargı reformu, yargıtaydaki yasadışı işler ve Cihaner davasıyla ilgili görüşlerini açıklayan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Günay Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´da yeni daire kurulmasını öngören düzenlemeye destek verdi. Mevcut durumda yüksek yargının içtihat üretemeyeceğini vurgulayan Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´ın tasarıya karşı çıkmasını ´Bu direniş politiktir´ ifadesiyle eleştiriyor. Yargıtay üyelerinin karıştığı yasadışı işlerin üzerine gidilmesi gerektiğini vurgulayan Kaynak, eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in yargılandığı davaya müdahale girişimlerinin cezasız kalmaması gerektiğini belirterek ´Üç beş kişi Yargıtay´ı lekeliyor´ diyor.

Yargıtay 7. Hukuk Başkanı: Yargıtay´ın direnişi politik

Yargıtay Daire Başkanı´ndan çarpıcı açıklamalar.. Yargı reformu, yargıtaydaki yasadışı işler ve Cihaner davasıyla ilgili görüşlerini açıklayan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Günay Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´da yeni daire kurulmasını öngören düzenlemeye destek verdi. Mevcut durumda yüksek yargının içtihat üretemeyeceğini vurgulayan Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´ın tasarıya karşı çıkmasını ´Bu direniş politiktir´ ifadesiyle eleştiriyor. Yargıtay üyelerinin karıştığı yasadışı işlerin üzerine gidilmesi gerektiğini vurgulayan Kaynak, eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in yargılandığı davaya müdahale girişimlerinin cezasız kalmaması gerektiğini belirterek ´Üç beş kişi Yargıtay´ı lekeliyor´ diyor.

Yargıtay ve Danıştay´da yeni daire kurulmasını öngören düzenlemeye Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Günay Kaynak´tan destek geldi. Mevcut durumda yüksek yargının içtihat üretemeyeceğini vurgulayan Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´ın tasarıya karşı çıkmasını Bu direniş politiktir. ifadesiyle eleştiriyor. Yargıtay´da üye sayısının kadrolaşma amacıyla artırıldığı iddialarının gerçek dışı olduğunu belirten Kaynak, Tamamen militanca, yargıyı siyasallaştırmak için konuşulan şeyler bunlar. diyor. Yeni daireler kurulmazsa yargıda kaos olacağı ve vatandaşın yargıya saygısının kalmayacağı uyarısında bulunuyor.

1984´te de daire sayısı arttırıldı

İktidarın reformdan başka çaresinin kalmadığına işaret eden Kaynak, 1984 yılında iş yükü sebebiyle sıkışan Yargıtay´da 5 yeni daire kurulduğunu hatırlatıyor. Üye sayısı 201 iken 251´e çıkarıldı. Davalar kısa sürede karara bağlandı. Yeni daire açılmasaydı Yargıtay boğulacak, laçka olacaktı. tespitini yapıyor. Kaynak, aynı dönemde bölge adliye mahkemelerinin kurulmasının da planlandığını ancak hâkim yetersizliği sebebiyle bundan vazgeçildiğini anlatıyor. Avrupa ülkelerinde Yargıtay´ın ayda üç beş dosyayı karara bağladığını, Türkiye´de bu rakamın günde 200 dosyaya çıktığını ifade eden Kaynak, Yargıtay Başkanlar Kurulu´nun ´Dosyaları bir yılda bitiririz.´ açıklamasını ise gerçekçi bulmuyor.

Üye sayısı artan yeni HSYK´nın politik davranması çok zor

2004 yılına kadar Yargıtay 7. Hukuk Dairesi başkanlığı görevinde bulunan Günay Kaynak, yargıda reform çalışmalarıyla ilgili Zaman´a çarpıcı açıklamalar yaptı. Yargıtay ve Danıştay´a yeni daire kurulmasının önemine dikkat çeken Kaynak, adaletin gecikmesinin devletin temelini sarsan büyük yaralar açacağı uyarısında bulunuyor. Yargıtay´da üye sayısının kadrolaşma amacıyla artırıldığı iddialarının gerçek olmadığını belirten Kaynak, Tamamen militanca, yargıyı siyasallaştırmak için konuşulan şeyler bunlar. ifadesini kullanıyor. AK Parti´nin yüksek yargıda kadrolaştığı iddialarına ise Kaynak, Başka çareleri kalmadı. Onu ortaya atacaklar. Demokratik bir seçimle gelen HSYK´da 22 kişi yüksek yargıçları gizli oyla seçiyor. ´Kendi adamımı seçeyim´ çok zor bir mesele. Daha kaliteli ve donanımlı kişilerin seçileceğini düşünüyorum. sözleriyle karşı çıkıyor.

´Dosyaları 1 yılda bitiririz´ sözü gerçekçi değil

1984´te Yargıtay´a dava yağmaya başladığını ve yeni daireler kurulduğunu anlatan Kaynak, o zaman da bölge adliye mahkemeleri kurulmasının planlandığını, ancak hakim yetersizliği sebebiyle istinafların kurulamadığını anlatıyor. Avrupa ülkelerinde Yargıtay´ın ayda üç beş dosyayı karara bağladığını, Türkiye´de ise bu rakamın günde 200 dosyaya çıktığını ifade eden Kaynak, Yargıtay Başkanlar Kurulu´nun ´Dosyaları bir yılda bitiririz.´ açıklamasını gerçekçi bulmuyor. İmkansız, kadro yetmez. Dosyayı asıl okuyan, asıl yükü taşıyan tetkik hakimidir. Her dairede 8-10 tetkik hakimi var. Bunlar insan değil mi, nasıl okuyup yetiştirsin? diyor.

Yeni daireler kurmadan İstinafların kurulması çözüm olmaz

Yargıtay´ın İstinaflar devreye girecekse yeni daire kurmaya gerek yok savunmasını doğru bulmayan Onursal Yargıtay Daire Başkanı Kaynak, şöyle devam ediyor: Yeni daire kurmadan istinaf kurmakla hiçbir dosyayı halledemezsiniz. 6 daire kurulacak, mevcut dosyalar bitecek, ondan sonra istinaf devreye girecek. İş rayına böyle oturur. Önemli olan, içtihat mahkemesine dönmesi. Yargıtay´daki hakimlerin kitap okuması, uluslararası kararları takip etmesi lazım. Bizim gazete okuyacak vaktimiz olmuyordu.

Cihaner davasına müdahale cezasız kalmamalı, üç beş kişi Yargıtay´ı lekeliyor

Yargıtay´ın çok politize olduğunu kaydeden Kaynak, Çok üstün bir görev, herkese nasip olmaz. Bu adamın sağa sola kaymaması lazım. diyor. Yargıtay üyelerinin karıştığı yasadışı işlerin üzerine gidilmesi gerektiğini vurgulayan Kaynak, Yargıtay´da bir ara bazı üyelerin hukuka uygun olmayan hareketleri oldu. Bunların üzerine gidip meydana çıkartmadılar, kapattılar. ´Atalım temizleyelim´ dedik. Ama ´Yargıtay yıpranır´ diye hep kapattılar. diye yakınıyor. Ses kayıtlarıyla gündeme gelen eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in yargılandığı davaya müdahale girişimlerinin cezasız kalmaması gerektiğini kaydeden Kaynak, Üç beş kişi Yargıtay´ı lekeliyor. Ben Yargıtay başkanı olsam, derhal tahkikat başlatır ve bunları uzaklaştırırım. Önemli olan ´Türkiye´de hakimler vardır´ sözünü millete söyletebilmek. diyor.

Seyfi Oktay´dan sonra gruplaşmalar başladı

Seyfi Oktay ve Mehmet Moğultay dönemlerinde yüksek yargıya ideolojik kişilerin seçildiğini vurgulayan Kaynak, Oktay döneminde yapılan seçimler sonrası Yargıtay´da gruplaşmalar olduğunu ve seçimlerde yaşanan rekabetin ideolojiye dönüştüğünü anlatıyor. Kaynak, o günleri şöyle anlatıyor: Yargıtay üyeliği seçimi bu şekilde yapılınca Yargıtay sallanmaya başladı.Yargıtay bu dönemde içtihat mahkemesi olmaktan çıktı. Bidayet mahkemesi gibi hababam usulü çalışmaya başladı.

Eski Adalet Bakanı: Yargıtay´da daire sayısının artması zaruridir

CHP´nin ´halkı direnişe´ çağırmasına sebep olan Yargıtay ve Danıştay´ın daire-üye sayısının artırılmasına bir destek de eski Adalet Bakanı Oltan Sungurlu´dan geldi. ANAP hükümetlerinde yıllarca adalet bakanlığı yapan Sungurlu, Bugün bir zaruretle karşı karşıyayız. Yargıtay ve Danıştay´ın üye sayısı da daire sayısı da artırılmalı. derken bunun 5 yıl gibi geçici bir süreyle olmasını önerdi. Sungurlu, yargının iş yükünü hafifletebilmek için atılması gereken en önemli adımın da hakim-savcı açığının kapatılması olduğuna işaret etti. Sungurlu, En az 15 bin hakim ve savcıya ihtiyaç var. tespitinde bulundu. Eski Adalet Bakanı Sungurlu, Türkiye´nin içinde bulunduğu şartların böyle bir düzenlemeyi zorunlu kıldığı görüşünde. Hükümet ile yüksek yargının ´ideolojik´ kavgaya girmesinin yanlış olduğunu, karşılıklı güvenin tesis edilmesi gerektiğini vurgulayan Sungurlu, yargıdaki iş yoğunluğuna da dikkat çekiyor. Sistemin en önemli sorununun hakim-savcı açığı olduğuna işaret eden Sungurlu şöyle konuştu: Bir numaralı problemimiz budur. Hakim, savcı hatta zabıt katibine ihtiyacımız çok. Mevcut yapıyla bu iş yükünün altından kalkılamaz. Bir hakim bin 500 dosyaya bakıyorsa bu ona da haksızlıktır. ( Zaman)

(03 Şubat 2011, 10:15)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

CHP´NİN HALKI SOKAK ÇATIŞMASINA ÇAĞIRMASI MANŞETLERİMİZ

Kılıçdaroğlu çıldırdı: İhtilal hak!

Sokak çatışması isteyen CHP, dünyaya hükümdar olmaz

CHP: Sokak sokak direniriz

Yargıtay ve Danıştay´a AYM freni, yüksek yargıyı şok etti

Flaş!!! Danıştay ve Yargıtay kararları AYM´ye gidebilecek

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2904    yazdır/print


 

MİT: Arslan, saldırı öncesi emekli albay ile görüştü

Birinci Ergenekon davasının dün görülen 173. duruşmasında MİT Müsteşarlığı´ndan mahkemeye gelen bir cevabi yazı şok etkisi yaptı. Yazıda, Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan´ın, Bulgaristan´da yaşayan bir emekli albayı ziyareti sonrasında suikasti gerçekleştirdiği, Çeçenistan´dan 2 kişi getirilip Ümraniye´de bir cami altında saklandığı, ´MİT Mete´ lakaplı Ergenekon sanığının örgütün Türkiye ve Bulgaristan bağlantısını sağladığı, Muzaffer Tekin ile Semih Tufan Gülaltay´ı tanıştıran kişinin de ´MİT Mete´ olduğu gibi detaylara yer verildi. Sanık avukatlarının yazıyı sır gibi saklamaya çalışması dikkat çekti.

MİT: Arslan, saldırı öncesi emekli albay ile görüştü

Birinci Ergenekon davasının dün görülen 173. duruşmasında MİT Müsteşarlığı´ndan mahkemeye gelen bir cevabi yazı şok etkisi yaptı. Yazıda, Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan´ın, Bulgaristan´da yaşayan bir emekli albayı ziyareti sonrasında suikasti gerçekleştirdiği, Çeçenistan´dan 2 kişi getirilip Ümraniye´de bir cami altında saklandığı, ´MİT Mete´ lakaplı Ergenekon sanığının örgütün Türkiye ve Bulgaristan bağlantısını sağladığı, Muzaffer Tekin ile Semih Tufan Gülaltay´ı tanıştıran kişinin de ´MİT Mete´ olduğu gibi detaylara yer verildi. Sanık avukatlarının yazıyı sır gibi saklamaya çalışması dikkat çekti.

Ergenekon ana davasında sanık Mehmet Zekeriya Öztürk´ün talebi doğrultusunda MİT Müsteşarlığı´ndan mahkemeye gelen bir cevabi yazının, sanık avukatlarınca sır gibi saklanması dikkat çekti. Basın mensupları belgeye ulaşmak isteyince sanık avukatlarının birbirlerine bu belgenin verilmemesi konusunda uyarıda bulundukları gözlerden kaçmadı. Belgede, Danıştay sanığı Alparslan Arslan´ın, Bulgaristan´da yaşayan bir emekli albayı ziyareti sonrasında suikasti gerçekleştirdiği, Çeçenistan´dan 2 kişi getirilip Ümraniye´de bir cami altında saklandığı, ´MİT Mete´ lakaplı Ergenekon sanığının örgütün Türkiye ve Bulgaristan bağlantısını sağladığı, Muzaffer Tekin ile Semih Tufan Gülaltay´ı tanıştıran kişinin de MİT Mete olduğu gibi detaylara yer verildi.

Belgeyi Ergenekon sanığı Öztürk talep etti

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon ana davasının 173. duruşmasında talepler alındı. Sanıklar ile avukatlarının taleplerinin ardından Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, talepler konusundaki görüşünü açıkladı. Daha sonra da Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, mahkemenin yazdığı yazılara bazı kurumlardan cevabi yazı geldiğini belirterek mahkemeye ulaşan belgeleri okumaya başladı. Sanık Mehmet Zekeriya Öztürk´ün talebi üzerine MİT müsteşarlığından gönderilen yazıda MİT´in istihbarat ürettiği, istihbaratların gelen ham bilgilerden elde edildiği, teyit edilmeyen ham bilgilerin istihbarat olarak değerlendirilmediği ve yerine ulaştırılması gereken yerlere iletilmediği, ancak istihbarat olarak değerlendirmedikleri bazı ham bilgileri de tehlikeli ve önem arz etmesi durumunda Başbakanlık gibi gerekli kurumlara bildirildiği kaydedildi.

MİT´ten gelen sır belge

Yazının ilerleyen bölümlerinde söz konusu örgüte emir verenin Bulgaristan´da yaşayan emekli bir albay olduğu, Alparslan Arslan´ın bu albayı ziyaretinin ardından Danıştay eylemini gerçekleştirdiği bilgisine yer verildi. Muzaffer Tekin´i, Semih Tufan Gülaltay ile ´MİT Mete´ lakaplı kişinin tanıştırdığı, MİT Mete´nin Ergenekon ana davası sanıklarından olduğu, örgütün Türkiye ile Bulgaristan arasındaki bağlantısını sağladığı ifade edildi. Çeçenistan´dan 2 kişinin getirilip Ümraniye´de bir caminin altında saklandığı bilgisi de bu belgedeki detaylar arasında yer aldı. Ergenekon ana davası sanığı Zeki Yurdakul Çağman´ın da isminin geçtiği, Çağman ile ilgili bölümde 100 milyon TL rakamının geçtiği duyuldu. Ancak MİT Müsteşarlığı´nca bildirilen ayrıntılar, belgelerin avukatlar tarafından basın mensuplarına verilmesinin engellenmesi nedeniyle öğrenilemedi.

Sanık avukatlarının dikkat çeken gayreti

Bazı sanık avukatlarının diğer sanıklar ile avukatlarını bu belgelerin basına sızmaması konusunda uyardıkları, hatta engel oldukları dikkatlerden kaçmadı. Öte yandan basın mensupları, belgeyi temin etmek için eşi aracılığıyla tutuklu sanık İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek´e konuyu iletti. Önce belgenin verilmesi konusunda avukatı Osman Aydın Şahin ile konuşan Perinçek´in, daha sonra yanında bulunan tutuklu sanık Muzaffer Tekin´in kendisi ile konuşmasının ardından belgenin basın mensuplarına ulaştırılması konusunu askıya alması dikkat çekti. Basın mensuplarından saklanan belge ile ilgili olarak 31 Ocak 2011 günü İşçi Partisi İstanbul İl Başkanlığında bir basın açıklaması yapılacağı öğrenildi.

Cumhuriyet´e molotof ve Patrik suikasti dosyaları mahkemede

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Cumhuriyet Gazetesine molotof kokteyli atılmasına ilişkin dava dosyası, Ergenekon davasıyla birleştirilmesine ilişkin geçtiğimiz günlerde verilen karar ile birlikte İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderildi. Fener Rum Patriği Bartelemous´a suikast hazırlığı içinde olduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan ve ilk duruşmasında tahliye olan İsmail Rençber´in dava dosyası da Ergenekon davası ile birleştirilmesi konusunda muvafakat alınması için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. ( Cihan)

Ergenekon davasında bir tahliye

Ergenekon ana davasının tutuklu sanığı olan ve Silahlı terör örgütüne üye olma, Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmekle suçlanan Erkut Ersoy´un, suç vasfının değişme ihtimali, dosya kapsamı ve delil durumu gözönünde bulundurularak tahliyesine karar verildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde taleplerin alınması ve cumhuriyet savcısının mütalaasını vermesinin ardından verilen 2,5 saatlik ara sonunda Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese 30 ana başlık altında toplanan kararı okudu.

Silahlı terör örgütüne üye olma, Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmekle suçlanan tutuklu sanık Erkut Ersoy hakkında suç vasfının değişme ihtimali, dosya kapsamı ve delil durumu gözönünde bulundurularak tahliyesine karar verildi. Diğer tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin de reddine karar veridi. Tutuklu sanık Sevgi Erenerol´un avukatının talepleri doğrultusunda Gizli Tanık Aydın-1 ve Prof. Dr. Mehmet Sait Doğan´ın Ergenekon ana davası kapsamında ifade verip vermediğinin Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığından sorulmasına karar verilirken bu kişilerin varsa verdikleri ifade örneklerinin istenmesi karara bağlandı. Avukat Ergül´ün, sanık Alparslan Arslan´ın cep telefonuna hukuk dışı e-mail adresleri yüklendiğine ilişkin iddiaları doğrultusunda Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı´na yazı yazılarak bu yüklemenin hangi tarihte yapıldığının, daha önce aynı konuda rapor veren bilirkişilerden sorulmasına ve bu konuda inceleme yapılmasına karar verildi. Son oturumda fenalaşan tutuklu sanık Oktay Yıldırım´ın tedavisi için avukatları tarafından verilen dilekçe ile tutuklu sanık Alparslan Arslan´ın koğuşunun değiştirilmesi için verdiği dilekçelerinin cezaevi müdürlüğü´ne gönderilmesi kararlaştırıldı.

Danıştay hakimleri davaya çağrılıyor

Üye hakim Mustafa Yücel Özbilgin´in hayatını kaybettiği 17 Mayıs 2006 tarihindeki saldırıdan yaralı olarak kurtulan Danıştay 2. Dairesi üye hakimleri Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu ile Başkan Mustafa Birden´in, mağdur sıfatıyla ilk duruşma gününe çağrılmasına karar verildi. Bu karar ile Danıştay saldırısının mağdurları, Ankara 11. Ağır Cezasında karara bağlanan ancak Ergenekon davası ile birleştirilen Danıştay saldırısına ilişkin dava kapsamında ilk kez mahkemeye çıkacak. Duruşma, 07 Mart 2011 tarihine ertelendi. ( Cihan)

Perinçek´in avukatı: Belgeyi saklamadık

02 Şubat 2011: Ergenkon davası sanığı İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek´in avukatı Osman Aydın Şahin, 30 Ocak 2011 tarihinde gazetemizde yayımlanan Arslan saldırıdan önce emekli albayla görüştü haberinin Sanıkları panikleten yazı başlıklı bölümü için bir açıklama yaptı. Haberin bu bölümünde Cihan Haber Ajansı´nın geçtiği bilgilere dayanarak Danıştay saldırısının perde arkasına ışık tutacak bilgilerin yer aldığı MİT yazısının Ergenekon sanıkları arasında endişeye neden olduğu ve sanık avukatlarının söz konusu yazıyı duruşma sırasında gazetecilerden sakladığı aktarılmıştı. Avukat Şahin, bu bilginin doğru olmadığını belirterek açıklamasında Genel Başkan Sayın Doğu Perinçek ile aramızda bu konu ile ilgili hiçbir görüşme olmamıştır. MİT´ten gelen yazının haber değeri açık olup, içeriği itibariyle, Sayın Perinçek´in Danıştay saldırısı sonrası yaptığı açıklamaları doğruladığı için, iddia edilenin aksine basında yer alması arzulanan bir husustur. Diğer yandan, Sayın Perinçek basının haber alma özgürlüğünü sonuna kadar savunur. Bu nedenle de haberde yer alan ifadenin doğru olması mümkün değildir ifadelerini kullandı. Açıklamasında 28 Ocak 2011 günü başlayan duruşmanın 29 Ocak 2011 günü saat 02.00´de sona erdiğine dikkat çeken Şahin, Geç saatlerde aldığım belgeyi, benden talepte bulunan basın mensuplarına bizzat ilettim dedi. ( Yenişafak)

(29 Ocak 2011), son güncel.: (02 Şubat 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2874    yazdır/print


 

CHP: Sokak sokak direniriz

TBMM Anayasa Komisyonunda bugün, Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin tasarı görüşmesinde sert tartışma yaşandı. Dün yayınlanan ses kaydında Danıştay üyesi ile bir dosya için pazarlık yaptığı ortaya çıkan CHP´li İsa Gök tasarıya sert tepki gösterdi: ´Bu, bir karşı devrim sürecinin son noktasıdır. Bunu böyle getirdiğinizde, halka mahalle mahalle, sokak sokak direnme hakkı doğar´ dedi. Gök´ün sözlerine tepki gösteren AK Parti´li milletvekilleri ise, ´Senin yetkin Silivri´ye kadar, yüzsüzlük yapma´ diye karşılık verdi. Ses kaydının da doğruladığı gibi CHP´nin, çok sıkı ilişkileri bulunan yüksek yargıdaki tartışılmaz hakimiyetinin son bulacağı endişesiyle Anayasa Mahkemesi tasarısına öfkelendiği anlaşılıyor.

AYM tasarısı, sokak sokak direnme hakkı doğurur´

TBMM Anayasa Komisyonunda bugün, Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin tasarı görüşmesinde sert tartışma yaşandı. Dün yayınlanan ses kaydında Danıştay üyesi ile bir dosya için pazarlık yaptığı ortaya çıkan CHP´li İsa Gök tasarıya sert tepki gösterdi: ´Bu, bir karşı devrim sürecinin son noktasıdır. Bunu böyle getirdiğinizde, halka mahalle mahalle, sokak sokak direnme hakkı doğar´ dedi. Gök´ün sözlerine tepki gösteren AK Parti´li milletvekilleri ise, ´Senin yetkin Silivri´ye kadar, yüzsüzlük yapma´ diye karşılık verdi. Ses kaydının da doğruladığı gibi CHP´nin, çok sıkı ilişkileri bulunan yüksek yargıdaki tartışılmaz hakimiyetinin son bulacağı endişesiyle Anayasa Mahkemesi tasarısına öfkelendiği anlaşılıyor.

TBMM Anayasa Komisyonunda, Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin tasarı görüşmesinde sert tartışma yaşandı. CHP Mersin Milletvekili İsa Gök, Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin tasarıya tepki göstererek, Bu, bir karşı devrim sürecinin son noktasıdır. Bunu böyle getirdiğinizde, halka mahalle mahalle, sokak sokak direnme hakkı doğar dedi. AK Parti´li milletvekilleri, Gök´ün bu sözlerine tepki gösterdi.

TBMM Anayasa Komisyonunda, Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılmasına ilişkin tasarıyı komisyona sunan Cemil Çiçek, demokratik siyasi hayat bakımından önemli bir tasarıyı görüşeceklerini söyledi. Hukuk devletinin önemli teminatlarından birisinin de yargı ve Anayasa yargısı olduğunu belirten Çiçek, Gerek Anayasa´nın belirlediği kuralların ve ilkelerin yasama tasarruflarıyla ihlal edilmemesi gerekse Anayasa´nın temel hak ve özgürlükler bölümünde zikredilen temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınabilmesi, ihlal söz konusu ise bununla ilgili gerekli kararların verilebilmesi bakımından Anayasa Mahkemesine ihtiyaç olduğu dünyada kabul edilmektedir dedi. Cemil Çiçek, Anayasa Mahkemesinin, Anayasa değişikliği sonrasında görevlerini yapabilmesi bakımından bu tasarının çıkmasının gerekli olduğunu ifade ederek, Komisyonumuz bu görevini yerine getirecektir. Eksiği varsa tamamlayacağız, yanlışı varsa düzelteceğiz. Parlamento tatile girmeden yasayı çıkarabilirsek faydalı olacaktır diye düşünüyorum diye konuştu. Tasarının alt komisyonda ele alınmasının uygun olacağını belirten Çiçek, tasarının, Adalet Bakanlığında hazırlandığını ve bunu yaparken de ilgili kurumlardan destek alabileceğini söyledi.

Kart: Nihai darbeyi vurmak üzere getirilen tasarı

Tasarı üzerinde görüşlerini açıklayan CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, tasarının, demokrasi ve hukukun katline nihai darbeyi vurmak üzere getirilen bir tasarı olduğunu öne sürdü. Türkiye Cumhuriyeti´nin, rejimi faşist bir yapıya dönüştüren sürecin nihai aşaması ile karşı karşıya olduğunu iddia eden Kart, şöyle konuştu: Bu tasarı ile Danıştay ve Yargıtay tasarıları, yargı engelini bertaraf etmenin, rejimi dönüştürmenin nihai aracı olarak kullanılmak istenmektedir. Bu sürecin kaçınılmaz sonucu, toplumun bölünmesi ve ayrışmaya dönüşmesidir. Karartma, bilgi kirliliği ve takiye konularında yakın tarihin en büyük demogoglarından olan Sayın Başbakan, Goebbels propagandası ve Machiavelli yöntemleriyle Türkiye´yi hem ekonomik, hem siyaseten hem de kültürel olarak müstemleke bir ülke haline getirme misyonunu büyük ölçüde başarmıştır. Böyle bir tablo içerisinde bu tasarıları teknik ve hukuki olarak ele almanın pek de pratik bir anlamı olmayacaktır.

CHP´li Kart, bu tasarılar ile tüm yargı mekanizması ve kazanımlarının, yeni oluşturulan ve birçoğunda yargıçlık misyonu bulunmayan Anayasa Mahkemesine boğdurulmak istendiğini savundu. Siyasi iktidarın kendisine tabi kılmak istediği Anayasa Mahkemesi yoluyla 2011 seçimleri sonrası planladığı yeni Anayasa düzenlemesiyle hukuk ve demokrasiye nihai darbeyi vurmayı amaçladığını iddia etti. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi kurumlar, faşizmi hedefleyen iktidarlar için alt edilmesi gereken, üzerlerinden atlanması gereken

kurumlardır. Devleti ele geçirdikten sonra bu kurumlar, faşizmin pençesini oluşturan faşist yargı kurumlarına kaçınılmaz olarak döneceklerdir diyen Kart, bu tasarılara karşı sivil toplumu harekete geçirmek noktasında tarihi bir görev üstlendiklerini söyledi.

Mengü: Tek fren yargı

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, tasarıyla Anayasa Mahkemesine, özellikle parasal konularda çok fazla yetkiler verildiğini öne sürdü. Başkanın yetkilerinin de artırıldığını belirten Mengü, Anayasa´da olmayan yetkilerin Mahkeme Başkanı´na verildiğini iddia etti. Parlamenter sistemlerde yürütmenin yasamaya egemen olduğunu ifade eden Mengü, Böyle durumlarda tek fren yargıdır. Ama şimdi bütün fren sistemi çökertilmeye başlanıyor. Bir senato işlevi de üstlenmiş bir Anayasa Mahkemesi ve başkanı var. Muhteşem bir Anayasa Mahkemesi Başkanı var. İstediği herşeyi yapabiliyor dedi. Şahin Mengü, tasarının alt komisyonda düzelmeyeceğini ifade ederek, Komisyon, Başbakan´ın tabiriyle ucube, bunun geri çekilerek ciddi hukukçular tarafından yazılması gerekiyor. Bu sistemin gidişi, parlamentonun tartışılmaya başlanması noktasına kadar gider, bunu telaffuz dahi etmek istemiyorum diye konuştu.

Bal: Yargıyı tarumar edebilecek tasarılar

MHP Konya Milletvekili Faruk Bal da 6 ay sonra seçim olacağını belirterek, İktidarın işsizliği ve kayıtdışılığı azaltmak için çabalaması gerekirken, yargıyı tarumar edebilecek 3 tasarıyı getirmiştir dedi. Tasarıda rejimin genetiğini bozabilecek konular olduğunu iddia eden Bal, toplumsal uzlaşma gerekirken bunun yapılmadığını ve sadece AK Parti´nin dayatmasıyla karşı karşıya bırakıldığını savundu. Faruk Bal, tasarıyla Anayasa Mahkemesine süper bir başkan yaratıldığını ifade ederek, Mahkeme, siyasallaştırılma eğilimine ciddi şekilde açık kapı bırakılır halde bir tehlike ile karşı karşıyadır dedi.

Bal, şunları kaydetti: Yasaları denetlemekle görevli bir Anayasa Mahkemesi Başkanı, iktidar partisinin fikir savunuculuğu, ideoloğu gibi, Anayasa´nın ilk 3 maddesinin de değiştirilebileceğini içeren açıklamalarda bulununca o koltuktan kalkması gerekir. Çünkü, karar vereceği konularda ihsas-ı rey de bulunamaz. Denetimsiz bir güç diktaya dönüşür. AK Parti, yandaş bir basın ve sermaye yaratmıştır, devleti partizanlarla doldurmuştur. Bu 3 gücün korunması için muhafazaya ihtiyaç vardır. İşte yapılmak istenen de yandaş basını, zengini koruyacak bir hukuk düzenidir. Tasarıyla, Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru yapılacak olmasının tehlikesine dikkati çeken Bal, yüksek mahkemenin ilgili dairesinin bu başvurulardan sonra 4-5 bin davaya bakması gerekeceğini, bunun da davaların uzamasına ve Türkiye´nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde tazminat ödemesine neden olacağını savundu. Bal, tasarının alt komisyona gönderilmesini istedi.

Gök´ün sözleri tartışmayı başlattı

CHP Mersin Milletvekili Gök ise şubat ayının operasyon ayı olduğunu öne sürerek, şöyle konuştu: Bu operasyon, 2001 seçimleri sonrası hazırlanacak yeni Anayasanın denetlenip denetlenmemesi sorusuna dayanmaktadır. Bütün kavga Anayasa´nın 4. maddesinde düğümlenecektir. İlk 3 maddesi üzerinden yapılan denetimlerin nasıl engelleneceği de tartışma konusu olacaktır. Özerkliktir, üniter yapıdır, federatif yapıdır, bunlardır konular. Anayasa Mahkemesinin değiştirilmek istenmesinin bütün dayanağı budur. Bu, bir karşı devrim sürecinin son noktasıdır. Bunu böyle getirdiğinizde, halka direnme hakkı doğar, mahalle mahalle, sokak sokak direnme hakkı doğar. Bu kadar basit. İster Soros, ister AKP deyin, siz Türkiye´yi kaosa sürüklüyorsunuz. Mertçe söyleyin, olayın özü budur. Recep Tayyip Erdoğan´ın devlet başkanı olmasından sonra bütün yargıyı kendine bağlayarak, Hitlervari rejim arayışıdır.

Daniş: Senin yetkin Silivri´ye kadar, yüzsüzlük yapma

Gök´ün bu sözleri tartışmaya neden oldu. AK Parti´li milletvekilleri Gök´e tepki gösterdi. AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş, Senin yetkin Silivri´ye kadar, yüzsüzlük yapma diye bağırırken, Gök de yüzsüz olan sizsiniz diye tepki gösterdi. AK Parti Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt da tepkisini Bunlara söz vere vere her gün slogan attırıyorsunuz. Böyle terbiyesizlik olmaz, burası yasama organı diye dile getirince, İsa Gök, Terbiyesizlik deme karşılığını verdi. AK Parti Manisa Milletvekili İsmail Bilen de Haddini aşma, bu konuşmadan sonra seni listede unutmazlar dedi.

Tasarının eksikleri olabilir

CHP´li milletvekillerinin eleştirilerini yanıtlayan Çiçek, yapılan eleştirilerin tümünün Anayasa değişikliği ve ardından referandum sürecinde dile getirildiğini söyledi. Tartışmaların tümünü millete götürdüklerini belirten Çiçek, “11 Eylül akşamına kadar tamam, 12 Eylül´de bu iddiaların doğru olmadığına vatandaş karar verdi. Hem millet adına yasama görevi yapacağız hem de milletin kabul ettiği metni, düşünceyi, ilkeyi ´Türkiye faşizme gidiyor, Türkiye diktatörlüğe gidiyor´ diye bizim üzerimizden o Anayasa değişikliğine evet diyenleri de suçlamış olacağız. Bu doğru bir şey değil. Millet bunu kabul ettikten sonra herkesin, milletten hiza, mesafe alması lazım. Eğer orada hiza, mesafe almıyor da başka türlü şeyleri söylüyorsa, halen demokrasiyi yeteri kadar özümseyememişiz demektir” diye konuştu. Tasarının eksiklikleri olabileceğini, bunu kabul ettiklerini anlatan Çiçek, “Demokrasilerde Anayasa Mahkemesinin önemli olduğunu söylüyoruz. Yoksa mevcut Anayasa Mahkemesinin yanlışları, eksiklikleri, doğruları olmuştur. Anayasa Mahkemesinde görev yapanların varsa yanlışları, bunları savunmak bizim görevimiz değildir. Düzgün bir Anayasa Mahkemesi işleyişi getirelim” dedi. Çiçek, Türk yargısının bir zaafı olduğunu ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“O da son zamanlarda giderek medyatik olmasıdır. Çok uzun zamandan beri... Medyatik yargı, yargının kendisine zarar verir. Elbette birey olarak herkesin konuşma hakkı vardır ama belli görevi yapanların nerede nasıl konuşacağını iyi tayin etmeleri lazım. Aksi takdirde hem kendilerini, hem temsil ettikleri kurumları, en başta da yargıyı tartışmaya açar. Biz buna baştan beri itiraz ettik. ´Yargı olarak biz filancanın önünü kesemedik, filanca bize yardımcı olmadı´ diye açıklamalar yapılmıştır. Yargının görevi falancanın siyasi hayatının önünü tıkamak değil. İktidar olmasını, siyasete girmesini engellemek değildir, hakkı, hukuku teslim etmektir. Soyut kuralı somut olaya uygulamaktır. Bunun dışında başka görevi yoktur. Yerindelik faaliyeti, yerindelik denetimi içerisinde bulunamaz, yerindelik anlamına gelen kararları veremez. Yaparsa ne olur, işte geldiğimiz bu tartışma çıkar. Artık herkesin yaptıklarına, yapacaklarına, söyleyeceklerine dikkat etmesi lazım.”

Ak Partililerin tepkisi

Ak Parti Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu, CHP´li İsa Gök´ün “Şubat ayı operasyon ayıdır” sözlerine tepki göstererek, “Eğer bir operasyon olacaksa, yargının bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü sağlama operasyonudur” dedi. CHP´lilerin “yandaş medya ve yandaş basın” sözlerine işaret eden Türkmenoğlu, “Yargı kimin tarafındaydı, kimin tarafına çekilmek isteniyor? Yandaş basının kim olduğu, iki hafta önce CHP liderinin Basın Konseyi eski Başkanı oktay Ekşi´ye rozet takarken ortaya çıktı. Siyasi partiler seçimle işbaşına gelir ama halkı isyana teşvik edici şekilde konuşmak doğru değil. O zaman hukukun üstünlüğüne inananlar da mı sokağa dökülsün” diye konuştu. Ak Parti Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu, CHP ve MHP´li milletvekillerinin tasarıyı eleştirirken kullandıkları ifadelerde “umut yakaladığını” belirterek, kendilerinin “tasarıyla faşizme, diktaya zemin hazırlandığı” görüşünü savunduklarını söyledi. Durdu, tasarının alt komisyona sevk edilerek üzerinde çalışılmasını isteyen Durdu, “Getirilecek tasarı faşizme, diktaya yol vermesin” dedi. Ak Parti Uşak Milletvekili Mustafa Çetin de, düzenlemenin yasal ve meşru olduğunu belirterek, “12 Eylül´den önce birileri daha eşitti, şimdi herkes eşit” dedi.

Ortam dinlemesi

“Bazı CHP´li milletvekilleri ile Danıştay ve Yargıtay üyelerinin yakın mesaide olduğunu”, bunun internette yer aldığını söyleyen Durdu´ya, CHP´li Gök tepki gösterdi. Gök, Mersin´e Muğla´dan balık çiftlikleri getirilmek istendiğini, kendisinin Mersin Baro Başkanı iken bu konuda 8 dava açtığını, dosyanın davaya geldiğini ancak karara çıkmadığını anlattı. Balık çiftliklerini engellediklerini, ildeki 12 milletvekili de dahil olmak üzere herkesin yanlarında olduğunu belirten Gök, “Danıştay´da ortam dinlemesi yapıyorsunuz. Bunu internete düşürmüşler. İyi ki verdiniz, bütün Mersin ayaklandı, arıyor, ´İsa Bey yanınızdayız´ diyorlar. İyi ki dinlemişsiniz” dedi. İnsan Haklarını inceleme Komisyonu Başkanı ve Ak Parti Mersin Milletvekili Zafer Üskül, dava konusu ne olursa olsun bir milletvekili ile Danıştay üyesinin görüşmesini anlayamadığını belirterek, ´ister adı çevre duyarlılığı, ister cüzdan duyarlılığı isterse ideolojik duyarlılık olsun.. Doğrusu yargının kendi işini kendisi yapmasıdır” dedi. Tartışmaya katılan CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat, Üskül´e “Dinleyenler de ahlaksızlık yapmış demiyorsunuz” derken, Komisyon Başkanı Burhan Kuzu, yasadışı dinlemenin en büyük ahlaksızlık olduğunu belirterek, “Bana yapıldığında ´oh oluyor, Burhan Kuzu´yu yakaladık´ diye Genel Kurulda arkadaşlarınız günlerce konuştu. İsa Bey´e yapılan da yanlıştır” karşılığını verdi.

Sizler hesap vereceksiniz

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, tasarının “çok kötü´ olduğunu ve üzerinde çalışılarak düzeltilemeyeceğini belirterek geri çekilmesini istedi. Temel yasaları değiştirmenin yargının belleğini yok edeceğini savunan Mengü, adli kolluk olmadan Türkiye´de yargılamanın hızlanmasının söz konusu olmayacağını söyledi. CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, “Adli Tıp ile bu kadar oynamazsak yargılama uzamaz. Hizbullah Davasının 5-10 yılı Adli Tıpta geçiyorsa bunu sorgulamamız lazım. Adli Tıp niye bu kadar işlemez hale geldi, raporları neden inandırıcılığını kaybetti, bu sorgulanmalı. Hazırlık soruşturmasının bağımsız merciler tarafından yapılmasını istemiyor iktidar” dedi. Hesap vermek durumunda olanların hesap sorduğunu savunan Kart, “Sizler hesap vereceksiniz, siyasi iktidarsınız. Sistemin çelişkilerini kullanacaksın, istismar edeceksin, sisteme muhalefet eder görünüyorsunuz. Bu oyunu bırakın artık. Halkın protesto hakkı demokrasinin özüdür. İnsanlar hakaret etmeden, karalama yapmadan, ıslıklama yoluyla da başka yol ve yöntemlerle de düşüncelerini tepkilerini dile getirirler. Fikir ve protesto hakkına tahammül edememek, demokrasiden nasibini almamaktır” diye konuştu.

Bakan Çiçek ile CHP´liler arasında tartışma

Toplantının sonunda Çiçek ile CHP´li milletvekilleri arasında tartışma yaşandı. Adli kolluk konusunda Avrupa´da tek tip bir uygulamanın olmadığını belirten Çiçek, ´Orada iki tip adli kolluk var; biri müstakil adli kolluk. Bunu söylüyorsunuz da orada savcıların Adalet Bakanlığına bağlı olduğunu söylemiyorsunuz. Eğer müstakil bir adli kolluk olacaksa, bu işin başında savcılar vardır ve savcılar hakimlerden ayrıdır. Var mısınız savcıların tümüyle Adalet Bakanlığına bağlı olmasına? “ dedi. CHP´li Kart´ın “Zaten yaptınız onu” sözlerine tepki gösteren Çiçek, “öyle bir suçluyorsunuz ki... Bu suçlamaları yaptınız. Millet sokağa çıksın dediniz. Bayram demedi, seyran demedi 12 Eylül´de vatandaş sokağa çıktı, kuyruğuna girdi oy kullandı” diye konuştu. Tartışmaların ardından tasarı alt komisyona sevk edildi. ( Hürriyet)

İşte dün çıkan ses kaydı: CHP´li Gök ile Danıştay üyesinin pazarlığı

CHP´li İsa Gök ile Danıştay üyesi olduğu iddia edilen kişi arasında skandal konuşma. Dailmotion.com sitesine dün yeni bir ses kaydı düştü. Danıştay Üyesi Levent Artuk ile CHP Mersin milletvekili Avukat İsa Gök olduğu ait olduğu iddia edilen ses kaydının konusu tamamen duygusal! İşte o ses kaydının dökümü:

İsa Gök: Levent Bey, ben az önce onların hepsini yazdım, aradım da, bir seri dava var, bunların incelenmesi size gelmiş (Danıştay 6. Daire´sindeki dosyaları kastediyor), Mersin 2. İdare Mahkemesi´nden 8 tane dosya ama bunların sizin esası 2010, bunların incelenmesi hangi yıl olur?

Levent Artuk: Var mı numaraları?

İsa Gök: Numaraları şu şimdi yazdım...

Levent Artuk: Siz verin de ben bir sordurayım...

İsa Gök: Şunlar...

Levent Artuk: Esas kararı istiyorum.

İsa Gök: Mersin´dekinin esas kararı, şuraya da hepsinin sizin esasları yazdım, şu esasların karşılığı...

Levent Artuk: Bir dakika şimdi öğreniriz.

İsa Gök: Yaklaşık olarak, yani ne zaman biter bunlar?

Levent Artuk: Buyurun oturun İsa Bey.

İsa Gök: Bunu, şimdi aşağıda sizin duruşma salonunun önünde yazdım hemen, telefondan biraz karışık kuruşuk yazdım o yüzden, davaları ben açtırmıştım, bizim Rıza, vali bey de karşı Hüseyin Bey, ya buraya olmaz ben de diyorum ne diyeyim dedi, Vali Bey hatta bakın ne yaptı, sağ olsun davaları hazırlık yapalım diye Vali Bey oradaki askıları falan geciktirdi, biz oda olarak hazırlık yapalım diye.

Levent Artuk: Şimdi zaten yürütmeli olunca biz bunları savunmadan sonra deyip karara bağlıyoruz İsa Bey.

İsa Gök: Esastan mı karara bağlıyorsunuz?

Levent Artuk: He esastan.

İsa Gök: He iyi o zaman uzamayacak.

Levent Artuk: Sizin mi? (davalar)

İsa Gök: Benim. Davaları biz açmıştık.

Levent Artuk: Kamping falan filan bir şeyler var.

İsa Gök: Var, bir sürü yer var otel inşaatları var orada aslında, çok önceden.

Levent Artuk: Yürütmeli, yani şimdi lehinize gözüküyor fakat, temyiz dilekçesine cevap vereceksiniz ya, şey yapın yani vereceğiniz cevapta hatta fotoğraf ekleyin, fotoğraf yok galiba o alanın fotoğraflarını ekleyin, fotoğraf çok etkili oluyor. Temyiz dilekçesi size gelecek, siz cevap verirken bunları eklerseniz iyi olur.

İsa Gök: Peki oldu, oldu...

Levent Artuk: Ekleyin, deyin ki burada herhangi bir kazı çalışması yok, birdenbire niye yapıldığını da anlamış değiliz, ondan sonra ekte fotoğrafları sunduk.

İsa Gök: Ne değişti yani, yeni bir şey mi oldu ya...

Levent Artuk: Karar lehinize olduğu için çok böyle rahat kalmayın, fotoğraf, bu mesafeler taşınmazın bulunduğu alanla işte tarihi şeye olan mesafeniz, coğrafi alanın yapısı filan, bunları da söyleyin tedbirinizi alın yani.

İsa Gök: Peki oldu Levent Bey

Levent Artuk: Ben başkan beye de söylerim. ( Habervaktim)

Gök ses kaydını kabul etti: Pazarlık yok

CHP Mersin Milletvekili İsa Gök ile Danıştay üyesi Levent Artuk´a ait ses kaydı, yüksek yargıdaki pazarlık iddialarını yeniden gündeme getirdi. Gök ve Artuk, Dailymotion.com adlı internet sitesinde yayınlanan ses kaydında, üzerinde kamping ve oteller olduğu belirtilen Mersin´deki bazı arazi dosyaları hakkında fikir alışverişinde bulunuyor. Bir seri dava var... Bunların incelenmesi hangi yıl olur? diye soran Gök´e yol gösteren Artuk, konuyu başkana da ileteceğini söylüyor. O dönemde baro başkanı olduğunu belirten Gök, görüşmeyi doğruladı. Mersin´deki tarihi ve turistik yerlerin zarar görmemesi amacıyla davanın öne alınması için devreye girdiğini savundu. CHP Mersin Milletvekili İsa Gök ile Danıştay üyesi Levent Artuk´a ait olduğu öne sürülen bir ses kaydı, dosyalar üzerinde nasıl pazarlık yapıldığını gözler önüne serdi. Dailymotion.com adlı internet sitesinde yayına konulan ses kaydında, ikili, bazı dosyalar üzerinde fikir alışverişinde bulunuyor. Pazarlık konusunun, Mersin´deki bazı araziler olduğu anlaşılıyor. Üzerinde kamping ve oteller olduğu belirtilen araziler konusunda Artuk, Gök´e yol gösteriyor. CHP´li Gök, bir dosyadan bahsederken, Bir seri dava var, bunların incelenmesi size gelmiş. Mersin 2. İdare Mahkemesi´nden 8 tane dosya. Bunların incelenmesi hangi yıl olur? diye soruyor.İsa Gök, dönemin Mersin Valisi Hüseyin Aksoy´un da bu dava konusunda kendisiyle aynı görüşte olduğunu anlatarak, Vali bey de karşı Hüseyin Bey. Hatta bakın ne yaptı; sağ olsun davalara hazırlık yapalım diye, vali bey oradaki askıları falan geciktirdi. diyor. Gök´e davanın lehine olduğunu söyleyen Artuk ise ne olursa olsun rehavete kapılmaması ve tedbirini alması yönünde uyarılarda bulunuyor. Daha sonra konuyu başkana da ileteceğini söyleyerek konuşmayı bitiriyor.

İsa Gök, internetteki bu konuşmanın kendisine ait olduğunu kabul etti. Fakat bir pazarlığın söz konusu olmadığını savundu. Davalarla ilgili kararların halen alınmamış olduğuna dikkat çekti. Görüşmenin içeriğini de şöyle anlattı: Bakanlık Mersin´de balık çiftlikleri kararı aldı. Bu balık çiftlikleri de Muğla´dan gelecekti. Ben de o zaman vekil değildim ve Mersin baro başkanıydım. Benim baromun Çevre Koruma Komisyonu da balık çiftliklerinin Mersin´e gelmemesi için müracaatta bulundu ve dava açtı. Çünkü balık çiftlikleri için belirlenen yer, Kız Kalesi ve plajların önüydü. Yani tarihi ve turistik yerler. 8 tane dava açtık, idare mahkemesi davaları reddetti. Davalar temyiz edildi. Ben de ses kaydındaki konuşmada Danıştay Üyesi Levent Artuk´a baro başkanı olarak soruyorum ´ne yapacağız´ diye. Diyorum ki erkene alın davayı. Şu ana kadar da hâlâ karar alınmış değil. O dönemde 4 AK Partili vekil de Mersin´e balık çiftliklerinin gelmemesini istiyordu.

Dönemin Mersin Valisi Hüseyin Aksoy ise, Benim ne balık çiftlikleri ne de başka bir konuda, ´ilan askısını geciktirin´ gibi bir talimatım olmamıştır. açıklamasını yaptı. Hüseyin Aksoy, şu anda Samsun valisi. ( Zaman)

(26 Ocak 2011, 15:03)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yargıtay ve Danıştay´a AYM freni, yüksek yargıyı şok etti

Flaş!!! Danıştay ve Yargıtay kararları AYM´ye gidebilecek

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2858    yazdır/print


 

Danıştay tanığı hiçbir şeyi hatırlayamadı

Birinci Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında, Danıştay saldırısına ilişkin tanık ifadelerinin alınmasına devam edildi. Duruşmada dinlenen tanık Osman Mutlu birçok soruya ´hatırlamıyorum, bilgim yok´ şeklinde cevap verdi. Tanığın Alparslan Arslan ve yakın çevresiyle telefon görüşmelerini soran Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Mutlu´nun tüm görüşmelerle ilgili, ´Hatırlamıyorum´ sözüne, ´İnsan, Türkiye´yi sarsan böyle bir olayla ilgili detayları nasıl olur da hatırlamaz?´ şeklinde tepki gösterdi. Mutlu´nun Danıştay saldırısının gerçekleştiği gün Ankara´da kaldığı otel ile tetikçi Arslan´ın kaldığı otelin birbirine çok yakın olduğu, Mutlu´nun Danıştay saldırısında adı geçen bir çok kişiyle görüşmelerinin olduğu da ortaya çıktı.

Danıştay tanığı hiçbir şeyi hatırlayamadı

Birinci Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında, Danıştay saldırısına ilişkin tanık ifadelerinin alınmasına devam edildi. Duruşmada dinlenen tanık Osman Mutlu birçok soruya ´hatırlamıyorum, bilgim yok´ şeklinde cevap verdi. Tanığın Alparslan Arslan ve yakın çevresiyle telefon görüşmelerini soran Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Mutlu´nun tüm görüşmelerle ilgili, ´Hatırlamıyorum´ sözüne, ´İnsan, Türkiye´yi sarsan böyle bir olayla ilgili detayları nasıl olur da hatırlamaz?´ şeklinde tepki gösterdi. Mutlu´nun Danıştay saldırısının gerçekleştiği gün Ankara´da kaldığı otel ile tetikçi Arslan´ın kaldığı otelin birbirine çok yakın olduğu, Mutlu´nun Danıştay saldırısında adı geçen bir çok kişiyle görüşmelerinin olduğu da ortaya çıktı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon davasının 170´inci duruşması 1,5 ay aradan sonra saat 10.30´da görülmeye başlandı. Tutuklu sanıklardan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Hayrettin Ertekin ve Ergun Poyraz´ın mazereti nedeniyle katılmadığı duruşmada aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´in de yer aldığı diğer 19 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan gazeteci Güler Kömürcü Öztürk hazır bulundu. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay davası kapsamında Osman Mutlu´nun tanık sıfatıyla dinleneceğini açıkladı. Kürsüye çağrılarak yemin ettirilen Mutlu, Danıştay saldırısını gerçekleştirdiği ileri sürülen sanık Alparslan Arslan ile üniversite yıllarında arkadaş çevresi vasıtasıyla tanıştığını söyledi. Kendisinin eczacılık fakültesinde okuduğunu ve okul kantininde ara sıra aynı arkadaş grubunda bulunduklarını belirten Mutlu, sanık Arslan ile 2001 yılı sonlarına kadar arkadaşlıklarının devam ettiğini, 2001 yılı sonunda askere gittiğini, tezkeresinin ardından da evlenip Urfa´ya yerleştiğini söyledi.

Tanık Osman Mutlu, sanık Alparslan Arslan ile en son 2005 yılı Kasım ayında yüzyüze konuştuklarını belirterek, Eczacılık konusunda bir toplantı için İstanbul´a geldim. Uçak sorunu nedeniyle geri dönüşüm bir gün gecikti. Bu sırada Alparslan ile bir kafeteryada yarım saat ya da bir saat kadar sohbet ettik. dedi. Bir otomobil satma işi için Serdar isimli arkadaşıyla Danıştay saldırısından bir gün önce 16 Mayıs 2006 Ankara´ya gittiklerini belirten Mutlu, ertesi gün yani saldırının gerçekleştiği gün de Urfa´ya geri döndüğünü ve olayı da yolda öğrendiğini söyledi. Mutlu, Alparslan Danıştay´a girmiştir. Orada kimliğini düşürmüştür de o sanmışlardır diye düşündüm. Hiç ihtimal vermedim. diye konuştu.

Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´ün, Alparslan Arslan ile en son ne zaman telefon görüşmeniz var? diye sorması üzerine Mutlu, Danıştay saldırısından 25 gün ya da bir ay önce Alparslan beni telefonla arayarak Urfa´ya gelmek istediğini söyledi. Ben de başım gözüm üstüne dedim. Ancak gelmedi. dedi. Başkan Şengün´ün konuşmanın ayrıntısını sorması üzerine Mutlu, Alparslan´ın Elazığ´a gideceğini, kendisine de uğrayabileceğini söylediğini ifade etti. Başkan Şengün´ün, Daha önce verdiğiniz ifadenizde Alparslan´ın 5 vakit namaz kıldığını söylemişsiniz. hatırlatması üzerine Mutlu, İstanbul´da karşılaştığımızda öğrendim. cevabını verdi.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in, Alparslan Arslan´ın üniversite döneminde ülkücü öğrencilerin takıldığı Üsküdar´daki çay bahçesine gidip gitmediğini sorması üzerine Mutlu, Evet ara sıra gider gelirdik. dedi. Savcı Pekgüzel´in, Dava sanıklarından Oktay Yıldırım ya da Veli Küçük´ü de orada gördünüz mü? diye sorması üzerine Mutlu, sanık Veli Küçük´ü dava nedeniyle tanıdığını ve çay bahçesinde görmediğini söyledi. Mutlu´nun, sanık Oktay Yıldırım konusunda kararsız kalması üzerine Pekgüzel, sanık bölümüne bakabileceğini söyledi. Arkasını dönerek sanıklara bakan Mutlu, sanık Oktay Yıldırım´ı da çay bahçesinde görmediğini söyledi. ( Cihan)

Duruşmada tanık olarak dinlenilen Osman Mutlu, Alparslan Arslan ile Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde okuduğu dönemde ülkücü çevreden dolayı dost olduklarını söyledi. Okul kantininde zaman zaman Arslan, Süleyman Esen, Orhan Kadı ile çay içtiklerini ifade eden Mutlu, Arslan ile aynı evde kalmadıklarını belirtti. Üniversiteyi Arslan´dan sonra bitirdiğini, askerliğini yaptıktan sonra 2002 yılında memleketi Şanlıurfa´ya geri döndüğünü ifade eden Mutlu, Arslan ile bayram ve kandillerde mesajlaştıklarını, sık olmamak kaydıyla görüştüklerini kaydetti. Mutlu, Arslan ile en son Danıştay saldırısından bir yıl önce kasım ayında görüştüklerini belirterek, ´Eczacılıkla ilgili toplantıya geldim. Uçak kalmayınca 2 gün İstanbul´da kaldım. Karşı tarafta bir saat kadar Arslan´la görüştüm. Danıştay saldırısından 1 ay ya da 25 gün önce de Arslan ile telefonda konuştum. Belki Şanlıurfa´ya geleceğini söyledi ama gelmedi´ dedi.

Tanık olay tarihinde Ankara´da.. Tetikçiyle kaldıkları oteller birbirine yakın

Olay tarihinde de Ankara´da olduğunu ifade eden Mutlu, arabasını satmak için tamirci olan arkadaşı İbrahim Akbıyık ile olaydan bir gün önce Ankara´ya gittiğini, orada yine arkadaşı olan Serdar Cevheri ile görüştüklerini, satmak istediği arabasını tamir ettirdiğini söyledi. Osman Mutlu, o akşam İbrahim Akbıyık ile Ulus´ta bir otelde kaldığını, eğlence kulüplerine gittiklerini belirterek, ertesi gün de Şanlıurfa´ya doğru yola çıktıklarını, Ankara´da kaldığı dönemde okuldaki arkadaşlarından kimseyle görüşmediğini ifade etti. Mutlu, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün´ün ´Alparslan Arslan´ın Ankara´da olduğunu bilmiyor muydun? Kaldığınız oteller neredeyse yan yana. Bir sokak arkada olduğunu biliyor muydun?´ demesi üzerine, bilmediğini söyledi. Danıştay saldırısını Şanlıurfa´ya yola çıkmadan önce yemek yerken veya tıraş olurken televizyonda duyduğunu ifade eden Mutlu, Şengün´ün ´Alparslan Arslan arkadaşın. Şaşırmadın mı?´ sorusunu ise ´Televizyonda gördüğümde ´herhalde kimliğini düşürmüştür´ dedim. İnanmadım. Şanlıurfa´ya gittim. Sabah eczanede gazetede okudum´ diye yanıtladı. Şanlıurfa´da emniyet tarafından ifadesinin alındığını, evinin arandığını belirten Mutlu, emniyetteki ifadesinin doğru olduğunu söyledi. Başkan Şengün´ün ´Emniyet ifadende Arslan ile telefonda görüştüğünde sana Elazığ´a gideceğini, geçerken de Şanlıurfa´ya uğrayacağını söylemiş´ demesi üzerine Mutlu, ´Doğrudur. Aradan zaman geçti´ dedi. Şengün´ün ´Arslan´ın psikolojik durumu nasıldı?´ sorusuna da Mutlu, okulunu bitirdikten sonra işlerinin yoğunlaştığını, Şanlıurfa´da kaldığını, evlendiğini ifade etti.

Danıştay tanığının ´hatırlamıyorum´ sözüne savcıdan tepki

Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında, Danıştay saldırısına ilişkin tanık ifadelerinin alınmasına devam edildi. Tanık Osman Mutlu´ya Alparslan Arslan ve yakın çevresiyle telefon görüşmelerini soran Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Mutlu´nun tüm görüşmelerle ilgili, Hatırlamıyorum. sözüne, İnsan, Türkiye´yi sarsan böyle bir olayla ilgili detayları nasıl olur da hatırlamaz? şeklinde tepki gösterdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon ana davasının 170. duruşmasında tanık Osman Mutlu, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in sorularını cevapladı. Savcı Pekgüzel´in soruları üzerine Osman Mutlu, daha önce tahliye edilen Arslan´ın Cumhuriyet´e atılan bombaları kendisine verdiğini öne sürdüğü sanık Süleyman Esen´i, silahları temin etmekten sanık Aykut Metin Şükre´yi tanıdığını söyledi. Savcı Pekgüzel Cumhuriyet Gazetesi´ne ilk bombanın atılmasından 4 gün önce 1 Mayıs 2006´da saat 20.28´de sizi aramış. Siz hemen sonra Arslan´ın arkadaşlarından Orhan Kadı´yı aramışsınız. 2 Mayıs´ta 17.38´de Alparslan Arslan sizi aramış. 3 Mayıs´ta 13.27´de Arslan ile görüşmüşsünüz. Ne konuştunuz? diye sordu. Mutlu, bu soruyu Hatırlamıyorum. diye cevapladı.

´Osman ile konuş, bilet alsın. Malzemeyi her türlü hazırla´

Pekgüzel´in Alparslan Arslan´ın çapraz sorgusunda, Osman Mutlu, Urfa eşrafından bir ailenin çocuğu. Korucularla, askerlerle rahat ilişkiler içinde. ´Bir çuval kaleşnikof lazım´ desem bulur şeklindeki ifadelerini hatırlatarak, Korucularla böyle ilişkileriniz var mı? Sizden kaleşnikof istedi mi? Sizin silah temin edebileceğinizi söylüyor, açıklar mısınız? diye sordu. Tanık Mutlu, sanık Alparslan Arslan´ın bu konuları kendisiyle konuşmadığını söyledi. Pekgüzel ise, Alparslan Arslan ile husumetiniz var mı? ´Alparslan yalan söylemez´ diyorlar. diyerek açıklama istedi. Mutlu, bu soruya da cevap vermedi. Arslan´ın, avukat Teoman Ekşioğlu´nun 15 Mayıs 2006 günü cep telefonuna gönderdiği Osman ile konuş, bilet alsın. Malzemeyi her türlü hazırla içerikli mesajın hatırlatılması üzerine Mutlu, bu konudan da bilgisi olmadığını ifade etti.

Savcı Pekgüzel, 16 Mayıs günü saat 11.01´te Arslan´a silah temin etmekten yargılanan Aykut Metin Şükre´nin Mutlu´yu aradığını, hemen ardından Mutlu´nun Şükre´yi aradığını hatırlatarak tanık Mutlu´dan bu görüşmenin içeriğini sordu. Mutlu´nun bu görüşmeyi hatırlamadığını ifade etmesi üzerine Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, 17 Mayıs 2006´da Türkiye´yi sarsan bir cinayet işleniyor. Siz de Ankara´dasınız. Bir gün önce Arslan´a silah temin eden kişiyi aramışsınız. İnsan olayları kafasından geçirmez mi? Hiç irdelemediniz mi? Düşünmediniz mi? diyerek açıklama istedi. Mutlu, 17 Mayıs sabahı Ankara´dan Urfa´ya doğru yolu çıktığını ve kimseyle konuşmadığını söylemesine karşın Savcı Pekgüzel, 17 Mayıs günü Arslan´ın arkadaşı Teoman Ekşioğlu´nu, sanık Süleyman Esen´i arıyorsunuz. Neler konuştunuz, hatırlamıyor musunuz? Türkiye´yi sarsan bir eylem yapılıyor. İnsan aklından çıkaramaz. Sizin bir rahatsızlığınız var mı? diye sordu. Mutlu, bu soruya da sadece kolestrolü olduğu cevabını verdi. Mutlu, Cumhuriyet Savcısının Aykut Metin Şükre ile görüşmesine ilişkin sorularını da Hatırlamıyorum. diye cevapladı.

Şükre´nin daha önce verdiği, Mutlu ile görüştüğümüzde Ankara´da bulunduğunu ve annesinin rahatsız olduğunu söyledi. Ben de İstanbul´a gelirse eczacılık diplomasını kiralayarak eczane işi yapmak istediğini söyledim. şeklindeki ifadelerinin hatırlatılması üzerine Mutlu, Annem rahatsız doğru. Ama ben Urfa´da eczanemi kendim işletiyorum. Kimseye kiraya vermeyi de düşünmüyorum. diye konuştu. Savcı Pekgüzel 16 Mayıs 2006 gecesi Arslan´ın kaldığı otelin yakınlarındaki Eş Dost Sokak´taki baz istasyonunda cep telefonu sinyal veren ve o civarda bir otelde kaldığı iddia edilen Mutlu´ya sanık Alparslan Arslan ile o gece görüşüp görüşmediğini sordu. Arslan ile görüşmediğini söyleyen Mutlu, otelde arkadaşlarının kaydı olduğu için kendisinin kayıt yaptırmadığını sokak ismini de hatırlamadığını söyledi.

Savcı Pekgüzel´in, 17 Mayıs 2006 saat 15.16´da Ankara Emniyet Müdürlüğü´nden baz verdiğini ve neden Emniyet´te gittiğini sorması üzerine Mutlu Hayır gitmedim dedi. Savcının aynı davanın tutuksuz sanığı Sedat Peker´i tanıyıp tanımadığı şeklindeki sorusuna da tanıdığını belirten Mutlu, öğrencilik döneminde bir lokantada gördüğünü ama görüşmediğini ifade etti.

Savcı Nihat Taşkın´ın, Urfa´dan Ankara´ya yolculuğunu bir kez daha sorması üzerine 15 Mayıs 2006 günü akşam saatlerinde arabasını satmak ve araba almak için tamirci arkadaşıyla Urfa´dan yola çıktığını, Adana´nın içinden geçtiğini, 16 Mayıs günü sabaha karşı Ankara´ya ulaştıklarını anlattı. 16 Mayıs günü OSTİM´de arabanın tamir işlerini yaptıktan sonra bir süre ablasına uğradığını söyledi. Mutlu, akşam yemek yediklerini ve sonra da iki eğlence yerine gittiklerini, 16 Mayıs´ı 17 Mayıs´a bağlayan gece saat 04.00 sıralarında oteline döndüğünü anlattı.

Başkan Şengün, Uzun zamandır görüşmediğiniz arkadaşının söyledikleri hakkında bir diyeceğin var mı? diye sorması üzerine tutuklu sanık Alparslan Arslan, Benim söyleyecek bir şeyim yok. Bu noktadan sonra artık insanların serbest bırakılmasından yanayım. Abdullah Öcalan da dahil bütün tutuklular serbest bırakılmalı. diye konuştu. Başkan Şengün´ün bahsedilen konular hakkında söyleyeceği birşey olup olmadığını tekrar sorması üzerine Arslan, Bu konularda net bir bilgim yok. Sizin de bir bilginiz yok. Bu konular üzerine çok gidilirse rahatsızlığımız artacaktır. diye konuştu. ( Cihan)

Arif Doğan´ın cep görüşmelerine inceleme

Mahkeme Cuma günü aldığı ara kararda tutuksuz yargılanan emekli Albay Arif Doğan´ın üç cep telefonunun incelenmesine karar verdi. Silivri Ceza ve İnfaz Kurumu yerleşkesinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce görülen ikinci Ergenekon davasının 21 Ocak 2011 Cuma günü görülen 99. duruşması, gece geç saatte tamamlanabildi. Duruşmada, sanık ve avukatların taleplerine ilişkin ara kararlar, üye hakim Hasan Hüseyin Özese tarafından açıklandı. Tutuklu sanık Hasan Atilla Uğur´un talebini kabul eden mahkeme heyeti, Albay Rıdvan Özden´in 1985 yılı ağustos ayında şehit edilmesine ilişkin soruşturma evrakı ile eklerinin bir suretinin Mardin ve Diyarbakır cumhuriyet başsavcılıklarından istenmesini kararlaştırdı.

Görüşmeleri araştırılacak

Tutuksuz sanık emekli Albay Arif Doğan´ın duruşmalardan vareste tutulmasına hükmeden mahkeme heyeti, Doğan´a ait olduğu anlaşılan 3 ayrı cep telefonunun 2000 yılı başı ile iddianamenin düzenlenme tarihi arasındaki döneme ait ayrıntılı HTS raporunun da Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı´ndan istenmesine karar verdi. Heyet, Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı, özel yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcıvekilliği ve Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesine müzekkere yazılmasını kararlaştırarak, sanık Doğan ile ilgili açılan soruşturma ve kovuşturma olup olmadığının sorulmasına, varsa buna ilişkin iddianame, görevsizlik kararı, birleştirme karar örnekleri gibi evrakın istenmesine hükmetti.

1 sanık tahliye edildi

İki yılı aşkın süredir tutuklu olan ve bu duruşmada tahliyesine karar verilen Özel Harekat polisi Yaşar Oğuz Şahin hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulmasını kararlaştıran heyet, diğer 26 sanığın tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 21 tutuklu sanığın tahliye edilmesi yönünde karşı oy kullandı. Şengün, Balbay ve Özkan hakkında 15. kez tahliye yönünde oy kullanmış oldu. Mahkeme heyeti, duruşmayı 14 Şubat´a erteledi. ( Milliyet)

(24 Ocak 2011), son güncel.: (25 Ocak 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2842    yazdır/print


 

Balyoz çuvala sığmıyor: Gölcük, tutuklama getirebilir

Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki gizli bölmeden çıkan 9 çuval yeni belge, Balyoz darbe planına ilişkin tartışmaları bitirdi. İsimleri Hrant Dink´le birlikte cuntanın ´hedef´ listesinde geçen aydınlar, ortaya çıkan durumu ´Bu iş bitti. Dört başı mamur bir darbe planıyla karşı karşıyayız. Darbe artık çuvala sığmıyor.´ şeklinde yorumladı. Hukukçulara göre ise Donanma´da ele geçirilen belgeler arasındaki ıslak imzalı dokümanlar yeniden tutuklamayı gerektiriyor.

Balyoz çuvala sığmıyor: Gölcük, tutuklama getirebilir

Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki gizli bölmeden çıkan 9 çuval yeni belge, Balyoz darbe planına ilişkin tartışmaları bitirdi. İsimleri Hrant Dink´le birlikte cuntanın ´hedef´ listesinde geçen aydınlar, ortaya çıkan durumu ´Bu iş bitti. Dört başı mamur bir darbe planıyla karşı karşıyayız. Darbe artık çuvala sığmıyor.´ şeklinde yorumladı. Hukukçulara göre ise Donanma´da ele geçirilen belgeler arasındaki ıslak imzalı dokümanlar yeniden tutuklamayı gerektiriyor.

Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki gizli bölmeden çıkan çuvallarca yeni belge, Balyoz darbe planına ilişkin tartışmaları sona erdirdi. Savcıların yer karolarını sökerek bulduğu yeni deliller arasında sanık Çetin Doğan´ın ´imzasız´ diyerek tartışmalı hale getirmeye çalıştığı 11 No´lu Balyoz CD´sindeki bazı belgelerin asılları da var.

Bürokratları yüzbaşı Gürcan sorgulayacak

Bursa´daki belediye başkanları, kaymakamlar ile mülki amirlere ilişkin fişleme raporu bunlardan biri. 11 No´lu CD içerisinde Bursa İli Ve İlçelerinde Mülki Amir Ve Belediye Başkanları.Doc ismiyle kayıtlı dijital belgenin orijinalinin altında, cuntanın sorgulama tim komutanı olarak görevlendirdiği Jandarma Yüzbaşı Yüksel Gürcan´ın imzası yer alıyor. 62 bürokratın isim isim, siyasî görüş ve genel tutumlarına yönelik bilgilerinin kaydedildiği doküman 3 sayfadan oluşuyor ve her sayfada 6 farklı kalemle atılmış paraflar bulunuyor. Belgelerde, Yüzbaşı Gürcan´ın, suç tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile Bursa Jandarma Bölge Komutanlığı arasındaki yazışmaları imzaladığı görülüyor.

Belgeler ıslak imzalı

Balyoz davasının ana delillerinden biri olarak tartışılan 11 No´lu CD içerisindeki ´Bursa İli Ve İlçelerinde Mülki Amir Ve Belediye Başkanları.Doc´ isimli dijital belgenin aslı Gölcük Donanma´daki zuladan çıktı. Belge, Balyoz Güvenlik Harekat Planı´nda Bursa ilinde sorgulama tim komutanı olarak görevlendirilen Yüksel Gürcan´ın ıslak imzasını taşıyor. Toplam 62 bürokratın isim isim, siyasi görüş ve genel tutumlarına ilişkin fişlendiğinin belgesi daha önce Balyoz davasının ana delilleri arasında yer alan 11 numaralı CD´deki word dokümanları arasında imzasız şekilde yer almıştı. Yeni belgelerin her sayfasında 6 paraf yer alırken, dokümanın sonuna İstihbarat Şube Müdürü Jandarma Yüzbaşı Yüksel Gürcan imza atmış. Islak imzalı yeni belge, ´Balyoz delilleri sahte´ iddialarını kökten çürütüyor.

Bürokratlarımızı tanıyalım

MHP, CHP, DYP, ANAP, SHP, DSP ve SP´li şeklinde siyasî kanaatleri fişlemeye konu yapılan bürokratlarla ilgili birbirinden ilginç tanımlar yazılmış. Jandarma Yüzbaşı İstihbarat Şube Müdürü Yüksel Gürcan imzasını taşıyan fişleme raporunda dönemin DSP´li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan Bilenser hakkında ´ılımlı bir kişiliği var´ deniliyor. Bir başka belediye başkanı için Kişisel menfaatlerine düşkündür. Kadınlara karşı zaafı vardır, siyasî nüfuzunu çok iyi kullanır. notu düşülmüş. Raporun birinci sırasında dönemin DSP´li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan Bilenser bulunuyor. Fişleme raporunda Bilenser hakkında DSP´li olduğu belirtiliyor ve Ilımlı bir kişiliği var. deniliyor. Fişleme listesinde dönemin Büyükşehir Belediye başkanı, il ve ilçe kaymakamları, kaymakam vekilleri, ilçe belediye başkanları, il ve ilçe belediye başkan vekilleri alt alta sıralanmış. İşte bazı isimlerle ilgili notlar: CHP´li Gemlik Belediye Başkanı Mehmet Turgut: (İlk gençlik yılı CHP´den başlıyor, sonra DYP´ye daha sonra SP´ye, en son AKP´ye geçmiştir. Ancak nerede menfaati varsa oraya geçer.) DYP´li Kurşunlu Belediye Başkanı Bayram Demir: (Atatürkçü, uyumlu bir kişiliği vardır. CHP iktidara gelirse o tarafa kayabilir.) Alanyurt Belediye Bşk. Habip Özdede: (MHP görüşünü benimser, beldesinde içkili yer açılmasına karşıdır.) Kurşunlu Belediye Başkanı Mehmet İlhan: (İçkiye düşkündür etrafında pek itibar görmez, particilik yapmaz, kendi partisi tarafından korunmaz.) Elbeyli Belediye Başkanı Kenan Karabaş: (Atatürkçü düşünceye sahip, ılımlıdır.) Çalı Belde Başkanı Ali Karamık: (Günlük ortama göre hareket eder, iş takipçiliği yapar.)

Balyozcular CHP´yi ayrı tutmuş: Diğer partililer gözaltına alınacak

´Askerî casusluk ve şantaj´ soruşturması kapsamında, Donanma Komutanlığı´nda yapılan aramalarda ele geçirilen belgeler gündemi sarstı. Soruşturma savcısının nezaretinde askerî personel tarafından yapılan aramalarda, vantuzla çekilen karoların altına gizlenmiş 9 büyük poşet belge ve dijital veri ele geçirilmişti. Söz konusu belge ve CD´ler bizzat askerî personel tarafından kayda geçirildi. İstihbarat Şube Müdürlüğü´ndeki arama hem savcılık tarafından hem de askerler tarafından saniye saniye kayıt altına alındı. Ele geçirilen birçok doküman ´Balyoz´ belgeleriyle birebir örtüşüyordu. Söz konusu belgeler, ´Balyoz´ planının aslında basit bir ´harp oyunu´ olmadığını net olarak ortaya koydu. Sanıkların kabul etmediği darbe CD´lerinin bir kopyası Donanma´da yapılan aramada da ele geçirildi.

1256 siyasi gözaltına alınacak, CHP hariç

Yeni delil niteliğindeki belgeler, Balyoz planının ayrıntılarını deşifre etti. Balyozcuların siyasî partilerle ilgili planları da belgelere yansıdı. ´Gözaltına alınacak siyasi parti temsilcileri´ başlıklı belgede, yüzlerce siyasinin ismi ve unvanı yer alıyor. Altında Jandarma Kurmay Binbaşı Hanifi Yıldırım ve Jandarma Kurmay Yarbay Mustafa Önsel´in imzası bulunan belgede Balıkesir, Bilecik, Bursa, Yalova, Edirne, Düzce, Sakarya, Kırklareli, İstanbul, Kocaeli ve Tekirdağ´da gözaltına alınacak siyasiler tek tek tespit edilmiş. Listede toplam bin 256 siyasinin ismi yer alıyor. Planda mensuplarının gözaltına alınacağı partiler şu şekilde sıralanıyor: AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Demokratik Sol Parti, Anavatan Partisi, Bağımsız Cumhuriyet Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, Büyük Birlik Partisi, Doğru Yol Partisi, Emek Partisi, Genç Parti, Halkın Demokrasi Partisi, Liberal Demokrat Parti, Saadet Partisi, Toplumcu Demokratik Parti, Yeni Türkiye Partisi, Yurt Partisi, Özgürlükçü ve Demokrasi Partisi (ÖDP), Türkiye Komünist Partisi, Millet Partisi. Gözaltına alınacaklar listesinde hiç CHP´linin olmaması dikkat çekiyor. Bir ayrıntı da AK Parti ile ilgili. Plana göre diğer partililer sadece gözaltına alınırken, AK Partili siyasilerin doğrudan cezaevine gönderilmesi öngörülüyor.

Bu listeyi ancak özürlüler hazırlar

Gözaltına alınacaklar listesinde görünen dönemin MHP Sakarya İl Başkanı Hamdi Kılıçaslan, böyle bir listenin ancak özürlü insanlar tarafından yapılabileceğini söylüyor. Darbecileri ve darbeleri hiçbir şekilde sevmediğini söyleyen Kılıçaslan, listede bulunan yönetim kurulundaki arkadaşlarının ise çok saygın kişiler olduğunu anlatıyor. MHP İstanbul İl Başkanı İhsan Barutçu ise kendi teşkilatına yapılması düşünülen darbe gözaltı planı hakkında En kötü demokrasi en iyi ihtilalden iyidir. Gözaltı listesindeki arkadaşlarımız planlarla örtüşecek arkadaşlarımız değildir. şeklinde konuşuyor.

Kamu araçlarına el konulacak

´Balyoz´ darbe planı hazırlayıcıları, darbe yaparken hiçbir aksaklığın yaşanmaması için her türlü ayrıntıyı düşünmüş. Plana göre, darbe sonrasında bazı kamu kurum ve kuruluşlarındaki araçlara el konulacak. Soruşturma kapsamında ele geçirilen ´ŞUBAT 2003 tarihli 1´İNCİ ORDU KOMUTANLIĞI PLAN SEMİNERİ - 2003 İCRA ESASLARI konulu belgenin altında Süha Tanyeri´nin ismi bulunuyor. 1 No´lu CD içerisinde yer alan, EK-C KAMU KURUM VE KURULUŞLARINDAKİ ARAÇ, TEÇHİZAT İŞ MAKİNESİ DURUMU 29.01.03.doc isimli belgede Bursa Yalova ve Balıkesir´de kamu kuruluşlarına ait 1690 araca (kamyon, vinç, dozer) el konulmasının planlandığı vurgulanıyor. Gölcük Donanma Komutanlığı´nda ele geçirilen 11 No´lu CD içerisinde yer alan; EK-C KAMU KURUM VE KURULUŞLARINDAKİ ARAÇ, TEÇHİZAT İŞ MAKİNA isimli ve imza kısmında Hrk.Asyş. ve Eğt.Ş.Md. J.Kur.Kd.Bnb. Murat ÖZÇELİK ismi yer alan belge 1 No´lu CD´deki aynı bilgileri içeriyor. Yalnızca yeni belgede imza kısmında diğerinden farklı olarak isim bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Muhalif valiler kızağa çekilecek

´Balyoz´ kod adlı darbe planında tıpkı 12 Eylül askeri darbesinde olduğu gibi ´sakıncalı´ görülen kamu personelinin görevden alınması kararlaştırılmış. Bu amaçla il il personel sınıflandırması yapılmış. Plana göre, dönemin Bursa valisi görevden alınıyor. Balıkesir Valisi A.U.´nun ise İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı´na atanması uygun bulunmuş! ´PLANIN UYGULANMASI DURUMUNDA GÖREVDEN ALINACAKLAR´ isimli belgenin altında Hrk.Asyş. ve Eğt.Ş.Md. J.Kur.Kd.Bnb. Murat Özçelik ismi yer alıyor. Belge birbirini tamamlayan bilgiler içeriyor. 1 No´lu CD´de yer alan bilgilerde Bursa´da görevde kalması sakıncalı olan personel ile ilgili belge boş olarak yer alırken, 11 No´lu CD´de Bursa valisi ve üç kaymakamın ismi ile bunların yerine atanacak personele ait bilgiler bulunuyor. 1 No´lu CD´de Yalova´da bir kaymakam ile 2 üst düzey kamu görevlisinin görevden alınması istenirken, 11 No´lu CD´de kaymakam sayısı 3´e çıkarılmış. Yine 1 No´lu CD´de Balıkesir´de sakıncalı personel olarak kimsenin ismi kayıt altına alınmazken, 11 No´lu CD´de il valisi ve 10 kaymakamın isimleri ile bunların yerine atanacak personele ait bilgilerin yer alması dikkatlerden kaçmıyor. Ancak 11 No´lu CD´de Çanakkale´den 5 kaymakam, Bilecik´ten ise 2 kaymakam ´sakıncalı´ personel statüsüne sokulmuş.

Dink, 2003´te hedef seçilmiş

Donanma Komutanlığı´nda yapılan aramada ele geçirilen belgeler arasında, uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink´le ilgili notlar dikkat çekiyor. Daha önce adı Kafes Operasyonu Eylem Planı´nda da geçen Dink, suikasttan 5 yıl önce ölüm listesine alınmış. Dink cinayeti için ´Kafes´ planında ´operasyon´ ifadesi kullanılıyordu. Donanma´da bulunan ve Balyoz davasının ek delil klasörleri arasına giren 11 No´lu CD, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink´in, öldürüldüğü tarihten beş yıl önce hedef seçildiğini gözler önüne seriyor. Hrant Dink ismi ´KOR.LARDAN VE DİĞER KUVVETLERDEN GELENLER \ 2002-2003 \ Diğer \ Jandarma \ İSTANBUL BÖLGE \ GÖREVLENDİRMELER´ isimli klasörde yer alıyor. Klasörde sadece Dink değil, Etyen Mahçupyan ve Sevan Nişanyan gibi Ermeni gazeteciler de hedefe konulmuş durumda. Bu üç gazeteciye de ´Darbe karşıtı-Ermeni basını´ nitelemesi yapılmış. ORAK isimli operasyonla hedef seçilen bu üç gazeteci için görevli personeller ise Jandarma Üsteğmen Ahmet Yanaral´ın önderliğinde ´tahrip ve bomba imha´ kursu gören askerler Jandarma Astsubay Ali Güngör ve aynı rütbedeki Uğur Üstek.

Darbe karşıtı gazeteciler

Nazlı Ilıcak, Ahmet Taşgetiren, Ali Bulaç, Abdurrahman Dilipak ve Fehmi Koru´nun yer aldığı gazeteci grubu ise ´Darbe karşıtı-Aşırı sağ kesim´ şeklinde etiketlenmiş. ´YUMRUK´ operasyonuyla yok edilmek istenen bu gazeteciler için kurulan operasyon ekibinin başında ise Jandarma Yüzbaşı Eyüp Aktaş yer alıyor. KÜREK operasyonu ise ´Darbe karşıtı-Aşırı sol kesim´ diye hedef seçilen gazeteciler Toktamış Ateş, Hasan Cemal ve Cüneyt Ülsever´i hedef olarak belirlemiş. Jandarma Üsteğmen Mustafa Aydın´ın önderlik ettiği grupta ´gayri nizami harp ve özel harekât´ kursu alan askerler yer alıyor. ´TESTERE´ operasyonuna konu olan gazeteciler ise Mehmet Altan, Ali Bayramoğlu, Mehmet Barlas ve Taha Akyol. Bu isimler de ´Darbe karşıtı-Liberaller´ olarak ifade edilmiş.

Gayrimüslimler de hedefte

Balyoz´un hedef aldığı isimler sadece gazeteciler değil. ´SAKAL´ operasyonunda, ´Gayrimüslim Cemaat Önderi ve İşadamları´ başlığı altındaki bölümde Fener Rum Patriği Bartholomeos´un, dönemin Vatikan temsilcisi Monsenyör Maroviç´in ve yine dönemin Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan´ın ismi yer alıyor. Bu ekibe yönelik operasyon grubunun başında ise Jandarma Teğmen Altan Dikmen bulunuyor. DÖKÜM operasyonunda İsmail Ağa cemaatinin liderlerini ve Alaaddin Kaya´yı hedef seçen grubun başında ise Jandarma Binbaşı Hüseyin Bakır´ın ismi geçiyor.

´Nusret Baba´nın namazı, Balyozcuları rahatsız etmiş

Fatih ve Beyazıt gibi tarihî camilerin bombalanmasını öngören ´Balyoz´ kod adlı darbe planını yapanlar, televizyonlarda yayınlanan bazı dizileri de yakın takibe almış. Donanma´da yapılan aramada ele geçirilen bir belgeye göre, Ekmek Teknesi dizisinde ´Nusret Baba´nın kıldığı namaz bile cuntacıları rahatsız etmiş.

Kurtlar Vadisi ve diğer TV dizileri

Gölcük´teki Donanma Komutanlığı´nda ele geçirilen ´Balyoz´ davası delilleri içinde çıkan belgelere göre askerler televizyon kanallarında yayınlanan dizileri yakından takip etmiş. Donanma Komutanlığı´nda ele geçirilen belgeler arasında bulunan 13. klasördeki ´Gizemli, mistik ve mafya konulu, insanları gerçeklerden uzaklaştıran, pasif düşünmeye zorlayan ve kültürel yozlaşmaya yol açan televizyon programları´ başlıklı raporda 6 televizyonda yayınlanan 10 dizi mercek altına alınmış. Rapora göre, STV, Show TV, Kanal 7, TGRT, ATV, Star TV kanallarında yayınlanan Sırlar Dünyası, Sırlara Yolculuk, Gizli Dünyalar, Kalp Gözü, Gerçeğin Ötesinde, 6. His, Deniz Feneri, Kimse Yok mu?, Ekmek Teknesi ve Kurtlar Vadisi dizileri tek tek incelenmiş. Yayın saatleri, yapımcısı, sunucusu, yönetmeni, senaryo ve sponsor firmalarının kaleme alındığı dizilerle ilgili tüm ayrıntılar anlatılıyor. Raporda, olayları dinî olgular çerçevesinde anlatan televizyon dizilerinin kültürel yozlaşmaya yol açtığı kaydediliyor. Raporda izlenimler şu şekilde sıralanıyor: Hayatın içerisinde var olan ve tamamen tesadüften ibaret olan çeşitli olayların mistik bir atmosfer içerisinde ve İlahi olaylar dizisi olarak anlatıldığı. Genelde her zaman iyilikten ve doğruluktan yana olunması, muhtaç ve yoksullara yardım edilmesi, haram paraya el sürülmemesi, kin güdülmemesi, anneye ve babaya karşı gelinmemesi, büyüklere saygılı olunması gibi evrensel temalar işlendiği.

Dizide ´Hayırlı günler´ deniliyormuş!

Show TV´de yayınlanan Ekmek Teknesi dizisinin ´Nusret Baba´ rolündeki başrol oyuncusunun zaman zaman namaz kıldığı belirtilen raporda dizi ile ilgili şu notlar yer alıyor: Dizide oldukça fazla miktarda dinî temalar içeren ´Hayırlı günler´, ´Allah yardımcın olsun´, ´Allah her şeyi görür´, ´Allah´tan kork´, ibareleri kullanılmakta. Yine dizide rol alan Hasan Kaçan isimli şahıs tarafından zaman zaman dinsel içerikli hikâyeler ile kahramanlık hikâyeleri abartılı duygu ifadeleri ile anlatılmakta. Özellikle Osmanlı padişahları ve o dönemin tarihî kişiliklerinin yaptıkları kahramanlıklar yüceltilerek, abartılarak birtakım destansı ve dinî öğeler kullanılarak anlatılmakta, padişahların devlet adamlıkları övülmekte. ( Zaman)

Balyozcularda hapis paniği

23 Ocak 2011:Gölcük Donanma Komutanlığından çıkan 9 çuval belge, Balyoz davasının seyrini tamamen değiştirdi. Emekli Org. Çetin Doğan´ın seminerin ´kes-kopyala´ yöntemi ile darbe planına dönüştürüldüğü yönündeki iddiası, Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde aynı belgelerin ıslak imzalılarının bulunmasıyla çıkmaza girdi. Özel Yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin elde edilen yeni bilgiler ışığında dönemin Kuvvet Komutanları emekli Org. Özden Örnek, emekli Org. İbrahim Fırtına, emekli Org. Çetin Doğan´ın da aralarında bulunduğu 195 sanığın durumunu gözden geçirdiği öğrenildi. Mahkemenin değerlendirme sonrası sanıklar hakkında tutuklama kararı verebileceği belirtiliyor.

O BELGELERİ DE DONANMA´YA POLİS Mİ GÖMDÜ?

Ergenekon savcısı Fikret Seçen´e gelen ihbarla 6 Aralık´ta Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğüne baskın yapılmıştı. Genelkurmay izniyle yapılan aramada polis alınmamıştı. Bizzat askerler tarafından yapılan kazıda Şube Müdürlüğü zemininde gizli bir bölmede Balyoz Darbe Planı ve planın devamı niteliğinde on binlerce belge ele geçilmişti. Gölcük Donanma Komutanlığında askerler tarafından yapılan kazıyla çıkan belgeler, emekli Org. Çetin Doğan ve diğer sanıkların ´emniyetin kumpası, belgeler kötü niyetli kişiler tarafından oluşturuldu´ iddiasını kökten çürütüyor.

Balyoz davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi ele geçirilen belgelerden Balyoz Harekat Planıyla ilgili olan kısmını yeniden inceliyor. Başta soruşturma kapsamında gözaltına alınıp 10 saat sorgulandıktan sonra delil durumu gerekçesiyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve tutuklandıktan sonra tahliyeci hakimlerin girişimiyle tahliye edilen aralarında Çetin Doğan´ında bulunduğu 36 sanığın durumunun yeninden incelendiği öğrenildi. Davaya bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin eski kuvvet komutanları dahil hakkında belge bulunan birçok sanığı yeninden tutuklayabileceği ifade ediliyor.

FIRTINA´NIN ORAJ´DAKİ ROLÜ NETLEŞTİ

Ele geçirilen yeni belgelere göre eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına ve eski Deniz Kuvvetleri Özden Örnek, Balyoz´da kilit bir konumda bulunuyor. Birçoğu ıslak imzalı belgelere göre suikastlar, tutuklamalar ve yasaklar Oraj planı kapsamında hazırlandı. Oraj´ın başında ise dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına´nın bulunduğu ifade ediliyor. Mahkemenin incelediği Fırtına´nın tutuklanıp tutuklanmayacağını belirleyecek yeni delillerin bir kısmı ise şöyle:

Islak imzalı belge “Harp Akademileri K.lığında yapılan hazırlıkların Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından öğrenilmesi engellenecek, Komutana (Cumhur Asparuk) gelecek her türlü bilginin önü kesilecektir. Harp Akademileri K.lığında yapılan hazırlıkların öğrenilmesi durumunda çalışmaların Jenerik Harp Oyunu´na yönelik hazırlıklar olduğu bildirilecek, bu konu ivedilikle özel kurye aracılığı ile Harp Akademileri Komutanı´na iletilecektir. Komutanın ve ailesinin tüm programları yakından takip edilecek, askerî ve sivil tüm telefonları dinlenecek ve Harp Akademileri K.lığına raporlar gönderilecektir. Komutan ile yakın temasta bulunan ve şüpheli hareketleri gözlenen şahıslar yakından takip edilecek ve tüm telefonları dinlenecektir. Ege uçuşları için baskı yapılacak. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı´nda çalışan ve Oraj Hava Harekat Planı´nda öngörülen faaliyetlere destek vermeyecek personel önceden tespit edilecektir. Bu hususta yapılacak çalışmalar dikkat çekmeyecek şekilde ve gizlilik içerisinde yürütülecektir. Ege uçuşlarının sayısının arttırılmasına yönelik olarak Komutan üzerinde baskı oluşturulacak, gerekirse sert önlemlerin alınması gerektiği her fırsatta ve her kademede Komutana söylenecektir. ´Asparuk hasta oldu´ deyin.

SUGA´NIN YENİ BELGELERİ DE EKLERDEN ÇIKTI

Donanma Komutanlığı´nda ele geçen 3 Şubat 2003 tarihli yeni belgeler de eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Özden Örnek adına imzaya açılmış. Özden Örnek´le ilgili yapılan inceleme kapsamında değerlendirilen “Ödenekler” konulu Aralık 2002 tarihli belgede “SUGA Harekat Planlama faaliyetleri esnasında ihtiyaç duyulabilecek malzemelerin tedariki maksadıyla; Genelkurmay Başkanlığı´na ´Terörle Mücadele´ kapsamında tahsis edilen ödenekten transfer yapılması çalışmalarına devam edilmektedir. Eylem safhasında ihtiyaç duyulabilecek malzemelerin planlama grubu tarafından ivedilikle projelendirilmesi ve harekat ihtiyaç analizlerinin yaptırılması gerekmektedir” deniliyor.

HEYETİN TUTUKLADIĞI BALYOZCULARI NÖBETÇİLER TAHLİYE ETMİŞTİ

Balyoz darbe planına ilişkin soruşturma sürecinde tutuklamaların ardından yapılan itirazlar üzerine verilen toplu tahliye kararları tartışmalara neden olmuştu. 23 Şubat 2010 ile 2 Mart 2010 tarihleri arasında emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Koramiral Feyyaz Öğütcü´nün de aralarında bulunduğu 36 kişi tutuklandı. 33 kişinin tutukluluğuna yapılan itiraz, İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban, avukatların itirazı üzerine 1 Nisan 2010 tarihinde, emekli Orgeneral Çetin Doğan, Tümgeneraller Bekir Memiş ve İhsan Balabanlı´nın da aralarında bulunduğu 19 zanlıyı tahliye etti. Kuban, tutuklanmak üzere gönderildikleri mahkeme tarafından serbest bırakılan Korgeneral Yurdaer Olcan ve Tümgeneral Abdullah Dalay için savcıların yaptığı itirazı da reddetti.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti ise 4 Nisan 2010 tarihinde Olcan ve Dalay hakkında yakalama emri çıkardı. Aynı mahkeme 5 Nisan 2010 tarihinde de hakim Kuban´ın tahliye ettiği 11´i muvazzaf, 19 şüpheli hakkında yakalama emri çıkarttı. 17 Mayıs 2010 tarihine kadar yakalama çıkan tüm sanıklar cezaevine gönderildi.

Bu kez İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Yılmaz Alp, itirazlar üzerine 18 Haziran 2010 tarihinde emekli Orgeneral Çetin Doğan, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneral Abdullah Dalay´ın da aralarında bulunduğu 11 zanlıyı, 22 Haziran 2010 tarihinde de emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık ile birlikte 12 kişiyi tahliye etti. Albay Cengiz Köylü´nün tahliye edilmesiyle de 9 Temmuz 2010 tarihinde soruşturma kapsamında tutuklu şüpheli kalmadı.

TUTUKLAMA KORKUSU DOĞAN´I PANİKLETTİ

Duruşmalar sürerken basınla irtibat kurma gereği duymayan emekli Org. Çetin Doğan, Donanmadan çıkan şok belgeler sonrası tutuklanacağını anlayınca candaş medyaya mektup göndermeye başladı. Doğan Hürriyet yazarı Ahmet Hakan´a gönderdiği mektupta Hakan´a övgüler yağdırırken, iddiaları reddediyor. (Murat Alan / Yeni Akit)

(22 Ocak 2011), son güncel.: (23 Ocak 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

İŞTE DONANMADAKİ ARAMALARIN 3,5 SAATLİK VİDEOSU

´Yakalanırsak harp oyunu diyeceğiz´

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

Böyle senaryo mu olur? En ince ayrıntısına kadar Terör

Flaş!!! Doğan: Cami bombalaması askeri senaryo ve gerekli

Donanma´da zemine gizlenmiş 10 çuval belge manşetlerimiz

Flaş!!! Donanma´da arama: 10 çuval belge

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2836    yazdır/print


 

Flaş!!! Balyozcu iki hakimin yeri değişti

Balyoz´da tartışmalı tahliye kararlarını veren iki hakimin yeri HSYK tarafından değiştirildi. Değiştirilen isimler Yılmaz Alp ile Tuncay Aslan. Bu arada adı hep tartışmalı geçen Ankara Cumhuriyet savcısı Abbas Özden, Başsavcılık tarafından pasif göreve çekildi. Alp ve Aslan´ın adı, Balyoz soruşturmasında tutuklanan çok sayıdaki şüpheliye toplu tahliye kararları vermeleriyle gündeme gelmişti. Önceki HSYK´nın korsan kararnameleriyle görevlerine atanmış olan bu iki hakim, toplu tahliyeleri eleştiren medyadaki haberlere de dava açmışlardı. Diğer bir tartışmalı hakim Oktay Kuban´ın klonu olarak da nitelendirilen Hakim Yılmaz Alp´in adı ayrıca 1991´de yasadışı bir sol örgütün eyleminde molotof kokteylleri ve sol içerikli yayınlarla yakalandığının ortaya çıkmasıyla gündeme gelmişti.

FLAŞ!!! Balyozcu iki hakimin yeri değişti

Balyoz´da tartışmalı tahliye kararlarını veren iki hakimin yeri HSYK tarafından değiştirildi. Değiştirilen isimler Yılmaz Alp ile Tuncay Aslan. Bu arada adı hep tartışmalı geçen Ankara Cumhuriyet savcısı Abbas Özden, Başsavcılık tarafından pasif göreve çekildi. Alp ve Aslan´ın adı, Balyoz soruşturmasında tutuklanan çok sayıdaki şüpheliye toplu tahliye kararları vermeleriyle gündeme gelmişti. Önceki HSYK´nın korsan kararnameleriyle görevlerine atanmış olan bu iki hakim, toplu tahliyeleri eleştiren medyadaki haberlere de dava açmışlardı. Diğer bir tartışmalı hakim Oktay Kuban´ın klonu olarak da nitelendirilen Hakim Yılmaz Alp´in adı ayrıca 1991´de yasadışı bir sol örgütün eyleminde molotof kokteylleri ve sol içerikli yayınlarla yakalandığının ortaya çıkmasıyla gündeme gelmişti.

Balyoz´da tahliye kararı veren hakimler Yılmaz Alp ile Tuncay Aslan´ın görev yeri değişti. Bu arada adı hep tartışmalı geçen Ankara Cumhuriyet savcısı Abbas Özden, Başsavcılık tarafından pasif göreve çekildi. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Yılmaz Alp Fatih´e yine aynı mahkemede görev yapan Tuncay Aslan ise Bakırköy adliyesine atandı. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, kararı 14 Ocak´taki toplantısında aldı. Yine Balyoz soruşturmasında tahliye kararları veren 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Oktay Kuban da 6 Ocak´taki HSYK kararnamesiyle Eskişehir´e atanmıştı. Ancak Kuban´ın kurula dilekçeyle başvurması ve kendi isteği üzerine başka yere atandığı öğrenilmişti.

Alp, Balyoz´da toplu tahliye kararları vermişti

Balyoz soruşturmasında tutuklanan kişilerin yaptıkları tahliye taleplerini değerlendiren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Yılmaz Alp, 18 Haziran 2010 tarihinde Tümamiral Ali Semih Çetin, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller İhsan Balabanlı, Bekir Memiş ve Abdullah Dalay, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Tümgeneral Nuri Ali Karababa, emekli Korgeneral Engin Alan, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri, Albaylar Hanifi Yıldırım, Yüksel Gürcan, Mustafa Önsel ve Bülent Tunçay ile Yarbay Ali Rıza Sözen´in tahliyelerine karar verdi. Hakim Alp tarafından verilen kararın gerekçesinde, ´Eylemin aşaması dikkate alındığında şüpheliler lehine suç vasfının değişme olasılığı da mevcuttur. Mevcut deliller doğrultusunda şüphelilerin katıldıkları ya da görevlendirildikleri Balyoz seminer planında, yapılması planlanan eylemlerin icra hareketlerinin gerçekleştirildiğine ilişkin somut olgular bulunmamaktadır´ denildi. Hakim Yılmaz Alp, 22 Haziran 2010 tarihinde de emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık ile Mümtaz Can, Behzat Balta, Tuncay Çakan, Mehmet Kaya Varol, Emin Küçükkılıç, Halil Kalkanlı, İzzet Ocak, Recep Yıldız, Murat Özçelik, Suat Aytın ve Ali İhsan Çuhadaroğlu´nun tahliyelerini kararlaştırmıştı.

Adları hep birarada anılan iki hakim, önceki HSYK´nın korsan kararnamesiyle gelmişlerdi

Alp 1991´de sol örgüt eyleminde yakalanmıştı

Önceki HSYK´nın korsan kararnameleriyle görevlerine atanmış olan bu iki hakim, toplu tahliyeleri eleştiren medyadaki haberlere de dava açmışlardı. Diğer bir tartışmalı hakim Oktay Kuban´ın klonu olarak da nitelendirilen Hakim Yılmaz Alp´in adı ayrıca 1991´de yasadışı bir sol örgütün eyleminde molotof kokteylleri ve sol içerikli yayınlarla yakalandığının ortaya çıkmasıyla gelmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nda da yer değişiklikleri

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nda yapılan yeni görevlendirmeler de dikkat çekti. HSYK seçimlerinde aday olan ve ismi YARSAV´nın desteklediği listede yer alan Cumhuriyet savcısı Abbas Özden pasif göreve çekildi. Yeni görevlendirilenlerin çoğu ise Adalet Bakanlığı´nda görev yapan savcılar arasından seçildi. HSYK´nın 6 Ocak´ta yaptığı atamalar ile İstanbul Sarıyer´den Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na atanan İbrahim Ethem Kuriş, Başsavcılık´ta yeni görevlendirmeler yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Bürosu´nda uzun yıllar görev yapan ve kritik soruşturmaları yürüten savcı Abbas Özden, İnfaz Savcılığı´nda görevlendirildi. Özden, Ergenekon soruşturması kapsamında İşçi Partisi´nde usulsüz arama yaptıkları iddia edilen 10 polis hakkında açtığı dava ile isminden söz ettirmişti. Son olarak da HSYK seçimlerinde YARSAV´ın listesinden aday olmuştu. Savcı Özden´in hakkında dava açtığı 10 polis beraat etti. Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi, polislerin İşçi Partisi´nde yaptığı aramanın yasalara aykırı olduğunu kabul etti. Ancak suç işleme kastı olmadığına karar verdi. 10 polis ile ilgili davada, polislerin avukatı ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün 22 Ekim 2010´da HSYK üyeliğine atadığı Ahmet Gökçen´di. Gökçen, polisler hakkındaki beraat kararından bir gün önce vekaletten çekildiğini açıklamıştı. Kısa bir süre öncesine kadar Adalet Bakanlığı´nda tetkik hakim, Adalet Başmüfettişi ve müfettiş olarak görev yapan sekiz savcı ise, HSYK´nın 6 Ocak´ta aldığı karar ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na atandılar. ( Cnnturk)

YARSAV Başkanı: Savcılar görevlerinden uzaklaştırılıyor

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Emine Ülker Tarhan, Adli Yargı Kararnamesini eleştirdi. Tarhan, yaptığı yazılı açıklamada, anayasa değişiklikleri ile ´yargıyı biçimlendirme ve dönüştürme projesinin Ankara Adliyesi ayağına geçildiğini´ öne sürdü. Yetki Kararnamesi ile yapılan atamaların ardından, Cumhuriyet Savcılığı İşbölümü Yönergesi ile ´bu dönüştürme projesine hız kazandırıldığını´ ileri süren Tarhan, ´Adli Yargı Kararnamesi ile Ankara Adliyesine, olağanın ötesinde Bakanlık Teftiş Kurulunda görev yapmakta olan Adalet Müfettişi, Cumhuriyet Savcısı olarak atanmış ve özellikle memur, basın, kaçakçılık gibi özel soruşturma yöntemlerine tabi suçlara ilişkin bürolarda yıllardır özveriyle görev yapan ve konularında uzmanlaşmış Cumhuriyet savcıları ise görevlerinden uzaklaştırılarak yürüttükleri ve bir kısmı tamamlanmak üzere olan soruşturmaları da ellerinden alınmıştır´ görüşlerini savundu. Tarhan, bu konuda mağdur olan meslektaşlarına, sorunlarının çözümü konusunda her zaman destek olacaklarını da bildirdi. ( Zaman)

Oktay Kuban eşyalarını topladı

19 Ocak 2011: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu´nun (HSYK) adli yargıya ilişkin güz kararnamesiyle görev yeri değişen 410 hakim ve savcıdan biri olan İstanbul Özel Yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban eşyalarını topladı. HSYK güz kararnamesiyle Eskişehir´e hakim olarak atanan Kuban, makam odasına çağırdığı basın mensuplarıyla vedalaştı. İsminin geçtiği birçok haberin basında yer aldığını belirten Kuban, hiçbir basın mensubuna kırgın olmadığını söyledi. Hakkındaki atama kararını ailesiyle birlikte yemekteyken televizyondan geçen son dakika ile haber aldığını, bu duruma üzüldüğünü dile getiren Kuban, Farklı yerlere atanacak olan kişilere, ´Sizi şuraya tayin etmek istiyoruz uygunsa´ diye görüşülmüş. Bir tek benim hakkımda fikir sorulmaksızın böyle bir karar verildi. dedi. Atama kararına henüz bir itirazda bulunmadığını belirten Kuban, henüz kararın kendisine tebliği edilmediğini, rapor aldığını ve itiraz konusunu daha sonra değerlendireceğini söyledi. Ergenekon, İrtica ile Mücadele Eylem Planı, Poyrazköy davaları ve Balyoz soruşturması sürecinde muhalif kararları ve verdiği tahliye kararlarıyla tartışılan hakim Oktay Kuban, rapor bitiminde tebligatı alacağını ve yeni görev yeri olan Eskişehir´e gideceğini söyledi.

Hakim Kuban, Diyarbakır Özel yetkili 6. Ağır Ceza Mahkemesi´nde 3 yıl mecburi görev süresinin tamamlanmasının ardından tayin istediğini ancak verdiği dilekçelerin hiçbirinde İstanbul´un yer almadığını söyledi. Kendi isteği dışında İstanbul´a tayin edildiğini belirten Kuban, kendisi ve ailesinin İstanbul´da bir düzen kurduktan 1,5 yıl sonra yine kendi isteği dışında Eskişehir´e tayin edilmesinin de büyük kırgınlığa neden olduğunu söyledi. Kuban, öğretmenlik yapan eşinin ise sürenin dolmasına saatler kala Eskişehir´de öğretmenlik yapmak için başvurusunu yetiştirdiğini belirtti. Mahkemeye yeni atanan hakimler nedeniyle odayı boşaltması gereken Kuban, eşyalarını topladı. Kuban´ın adliyeden aldığı ilk eşyası ise kalpaklı Atatürk tablosu oldu. Kuban, adliyede tek kalpaklı Atatürk tablosunun kendisinde olduğunu ve adli çevreler tarafından çokça eleştirildiğini belirttikten sonra bu tabloyu, kendi aracının arka koltuğuna yerleştirdi. Kuban´ın araca başka eşya yüklemeden sadece bu tabloyu kendine ait aracında korumasıyla evine göndermesi ise dikkat çekti.

Hakim Kuban özellikle İrtica İle Mücadele Eylem Planı sanığı Albay Dursun Çiçek ile nöbetçi olduğu dönemde 21 Balyoz sanığı hakkında verdiği tahliye kararlarıyla dikkat çekmişti. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti ise hakim Oktay Kuban´ın Balyoz Soruşturması´nın 21 tutuklu sanığı hakkında verdiği tahliye kararını eleştiren ortadan kaldırarak yeniden tutuklama çıkarmıştı. ( Cihan)

(18 Ocak 2011), son güncel.: (19 Ocak 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hakim Yılmaz Alp ve Tuncay Aslan ile ilgili manşetlerimiz

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2811    yazdır/print


 

Arif Doğan mahkemede JİTEM´i savundu

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı emekli Albay Arif Doğan, mahkemede dün ve bugün alınan ifadesinde Genelkurmay´ın ´JİTEM yoktur´ açıklamasını net bir dille yalanladı. Eski PKK itirafçısı JİTEM elemanı Abdulkadir Aygan´ın kendisi tarafından öldürtüldüğünü, İsveç´teki Aygan´ın ise Aygan olmadığını, bunun DNA testiyle de doğrulanabileceği şeklinde kafa karıştırma amaçlı olduğu tahmin edilen açıklamalar yaptı. JİTEM´in sorumluluğunu tek başına üstlenmeye çalıştığı gözlerden kaçmayan Doğan´ın JİTEM elemanlarını övmesi ve ´JİTEM olmasaydı bugün 80 bin asker ölmüş olacaktı´ gibi ifadelerle kendisini ve örgütü kahraman göstermeye çabalaması dikkat çekti. Terörle mücadele adına hareket ettiği ileri sürülen JİTEM´in masum insanlara karşı yargısızca işlediği çok sayıda cinayetle insanları devletten nefret ettirdiği, Kürt vatandaşlardan bir çoğunun bu nedenle PKK saflarına katıldığı hatırlatılarak örgütün terörü daha da arttırdığı ileri sürülüyor. Çok sayıdaki Türk subayının da yine örgütçe suikaste uğradığı, örgütün uyuşturucu ve kaçakçılık işleriyle uğraştığı ileri sürülüyor. Bu iddialar bizzat JİTEM elemanlarınca dile getirilmekte. Ergenekon ve Albay Cemal Temizöz davaları gibi örgütü kısmen konu alan davalar haricinde, doğrudan JİTEM´i konu alan Diyarbakır´da açılmış davalar da halen görülmekte.

Arif Doğan mahkemede JİTEM´i savundu

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı emekli Albay Arif Doğan, mahkemede dün ve bugün alınan ifadesinde Genelkurmay´ın ´JİTEM yoktur´ açıklamasını net bir dille yalanladı. Eski PKK itirafçısı JİTEM elemanı Abdulkadir Aygan´ın kendisi tarafından öldürtüldüğünü, İsveç´teki Aygan´ın ise Aygan olmadığını, bunun DNA testiyle de doğrulanabileceği şeklinde kafa karıştırma amaçlı olduğu tahmin edilen açıklamalar yaptı. JİTEM´in sorumluluğunu tek başına üstlenmeye çalıştığı gözlerden kaçmayan Doğan´ın JİTEM elemanlarını övmesi ve ´JİTEM olmasaydı bugün 80 bin asker ölmüş olacaktı´ gibi ifadelerle kendisini ve örgütü kahraman göstermeye çabalaması dikkat çekti. Terörle mücadele adına hareket ettiği ileri sürülen JİTEM´in masum insanlara karşı yargısızca işlediği çok sayıda cinayetle insanları devletten nefret ettirdiği, Kürt vatandaşlardan bir çoğunun bu nedenle PKK saflarına katıldığı hatırlatılarak örgütün terörü daha da arttırdığı ileri sürülüyor. Çok sayıdaki Türk subayının da yine örgütçe suikaste uğradığı, örgütün uyuşturucu ve kaçakçılık işleriyle uğraştığı ileri sürülüyor. Bu iddialar bizzat JİTEM elemanlarınca dile getirilmekte. Ergenekon ve Albay Cemal Temizöz davaları gibi örgütü kısmen konu alan davalar haricinde, doğrudan JİTEM´i konu alan Diyarbakır´da açılmış davalar da halen görülmekte.

Balyoz Davası nedeniyle ara verilen Ergenekon davalarına 2 ay aranın ardından dün devam edildi. YP Genel Başkanı Tuncay Özkan, Gazeteci Mustafa Balbay ile halen hastanede tedavi gören Mehmet Haberal´ın da aralarında bulunduğu 27´si tutuklu 110 sanıklı davanın 96´ncı duruşmasına 600 izleyici gelince izdiham yaşandı. Duruşmada ilk kez dinlenen emekli Albay Arif Doğan, Genelkurmay ve Jandarma Komutanlığı tarafından doğrulanmayan JİTEM´in kadrolu bir kuruluş olmadığını belirterek, Geçici bir süre denenmek için kurulmuş operatif istihbarat birimidir dedi. PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan diye basına açıklamalar yapan kişinin aslında başka birisi olduğunu ileri süren Doğan, Abdülkadir Aygan´ı ben öldürttüm.Ölmüş adamı kullanıyorlar. İsveç´de yaşadığı söyleniyor. Çocuklarıyla gelsin DNA testi yapılsın. Kesinlikle o olmadığı ortaya çıkar diye konuştu.İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı emekli Albay Arif Doğan, mahkemede alınan ifadesinde Genelkurmay´ın ´JİTEM yoktur.´ açıklamasını net bir dille yalanladı. Dün Silivri´de görülen 96´ncı duruşmaya doktorlar eşliğinde ve tekerlekli sandalyede gelen Doğan, JİTEM kadrolu bir kuruluş değildir, geçici süre için kurulmuş operatif istihbarat birliğidir. İstihbarat artı icraattır. dedi. JİTEM´in, özel yetişmiş 10 bin kişiden oluştuğunu belirten Doğan, Hizbulkontra örgütünü de Hüseyin Velioğlu´na kendisinin kurdurttuğunu savundu.

Doğan´ın ifadeleri JİTEM davasını da etkileyecek

İkinci Ergenekon davasının 96. duruşması İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri´de dün görüldü. Duruşmada salona tekerlekli sandalyeyle gelen tutuksuz sanık emekli Albay Arif Doğan´ın savunmasına geçildi. ´Silahlı terör örgütü üyeliği, yasak bilgiler temin etme, ruhsatsız silah bulundurma´ suçlarından yargılanan Doğan, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini söyledi. JİTEM´le ilgili açıklamalarda bulundu. Vatan haini olmadığını anlatan Doğan, JİTEM benim. Veli paşama (Veli Küçük) devrettiğim Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı´dır. JİTEM benimle vardır. Diyeceksiniz ´sen devlet içinde devlet misin´, hayır değilim. ´JİTEM legal değil´ diyorlar. Genelkurmay, Jandarma inkar ediyor. Arif Doğan manyağı çıkmış... Kimseye ´yalan söylüyor´ demiyorum ama ben söyleyeceğimi de söylerim. JİTEM kadrolu bir kuruluş değildir, geçici süre için kurulmuş operatif istihbarat birliğidir. İstihbarat artı icraat bir arada.´ ifadelerini kullandı.

JİTEM uyuşturucuya bulaşmamış!

JİTEM´in esrar, eroin, uyuşturucu kaçakçılığı ile uğraşmadığını, PKK´ya karşı en az 100 kişilik gruplarla çalıştığını söyleyen Arif Doğan, geçtiğimiz yıl eylül ayında internete düşen JİTEM´le ilgili ses kayıtlarının kendisine ait olmadığını savundu. Ancak söz konusu kayıttaki ifadelerin aynısını kullandı. Doğan, JİTEM´in hepsi sivildir. Bir tek asker benim. 10 bin kişi vardır. Ama 20´den fazlası bir araya gelmez. Hepsi özel yetişmiş. PKK´nın ölüm bölgesine sızardı. JİTEM´in girdiği ölüm bölgesini kimse bilmez. Kimseye anlatmadım, anlatmam da. Buradaki subaylara sorun, ölüm bölgesinin ne olduğunu bilmezler. JİTEM olmasaydı bugün 80 bin askerin ölmüş olacaktı. JİTEM´i kurduğuma kuracağıma pişman ettiler. JİTEM´i lağvettik.´ dedi.

JİTEM´in arşivi bende

Emekli Albay Arif Doğan, JİTEM´in varlığını Genelkurmay ve Jandarma´nın JİTEM yoktur. açıklamasından sonra itiraf ettiğini anlattı. Hizbullah terör örgütüyle ilgili de açıklamalarda bulunan Doğan, Hizbulkontra´yı da ben kurdum. Şimdiki Hizbullah değil. Hüseyin Velioğlu´nun ilk kurduğu teşkilattı bu. Bu teşkilatı ben kurmuştum, bu olaya baş koymuşum. JİTEM´in arşivi bende. Kimse bulamaz onu. İstediler, vermedim. 10 bin kişinin arşivi var. Onlar kahraman gibi çarpışıyorlardı. İsimlerini vereyim, onları da mı yargılayacaksınız? dedi. Bir istihbarat üzerine 78 kelle aldığını söyleyen Doğan, hâkimin, Islak imzalı askerî belgeler deponuzda ne geziyor. sorusuna cevap veremedi. Hizbullah kurucusu Hüseyin Velioğlu´nu Güneydoğu´da camilere gönderip vaaz verdirdiğini ve bu sırada onu koruma işini de köy korucularının yaptığını söyleyen Doğan, Hizbullah´ın daha sonradan bozulduğunu savundu. Çapraz sorguda Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in TİT´i duydunuz mu? sorusu üzerine Doğan, TİT´ten bir kişiyi tanırım. O da Yeşil´dir. Benim emrimde de çalıştı. Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı´nda çalıştı. dedi.

´Aygan, Aygan değil. İnanmıyorsanız DNA testi yapın!´

Arif Doğan´ın dünkü duruşmada, öldüğünü iddia ettiği, İsveç´te yaşayan Abdülkadir Aygan, hayatta olduğunu ve istenirse Türkiye´deki parmak izlerinin İsveçli yetkililerde bulunanlarla karşılaştırılabileceğini açıkladı. Abdulkadir Aygan´ı kendisinin öldürttüğünü söyleyen Doğan, Ölmüş adamı kullanıyorlar. Ben bu adamı öldürdüm diyorum. İsveç´de yaşadığı söyleniyor. Çocuklarıyla gelsin DNA testi yapılsın. Kesinlikle o olmadığı ortaya çıkar diye konuştu.

Susurluk´ta 2. aracı sonra açıklarım

Arif Doğan, Susurluk kazasında Abdullah Çatlı, Sedat Edip Bucak ve Hüseyin Kocadağ´ın Mehmet Ağar ile görüşmek üzere İzmir´e gittiğini öne sürdü. Savcı, Nereden tanıyorsunuz? diye sorunca Doğan, Aynı görevden tanırım onları, aynı yolun yolcusuyuz. dedi. Görüşmenin Ağar´ın kızının sağlık durumu sebebiyle gerçekleşmediğini iddia eden Doğan, Kumarhanelerin İzmir´de açılması konusunda Ağar´la konuşacaklardı. Dönüş yolunda kaza yaptılar. dedi. Kaza sırasında arkadan gelen bir araç daha olduğu iddialarını tekrar gündeme getiren Doğan, Aracın JİTEM´e filan ait olduğunu söylüyorlar. Ben öyle duymadım, sonra açıklarım. diye konuştu. Savcının, Mahkemede açıklayabilirsiniz. demesi üzerine, Ben kişiye indirgeyeceğim. Adamı neden doğrudan doğruya suçlayayım. Aptal mıyım? ifadesini kullandı.

600 kişi duruşmaya geldi!

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Atilla Sertel, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ve Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven´in de aralarında bulunduğu yaklaşık 600 kişinin izleyici olarak geldi. İzmir Atatürkçü Düşünce Derneği ve Yeni Partili (YP) üyelerinin tam 12 otobüsle gelerek izlediği duruşmada sıralar tamamen dolunca gazeteciler avukatlara ayrılan bölüme alındı.

Arif doğan: JİTEM kadrolu kuruluş değildir

Haydarpaşa GATA Hastanesi´nde tedavi gören ve sağlık sorunları nedeniyle tutuksuz yargılanan emekli Albay Arif Doğan ise ambulans ile duruşmaya getirildi. Doktor eşliğinde oksijen tüpüne bağlı olarak savunmasını yapan Doğan, kimlik tespitinde babasından kalan pamuk tarlaları, eşinin kalan fındık tarlaları ve emekli maaşı ile aylık gelirinin toplam 7-8 bin TL olduğunu söyledi. Doğan, Hepsi helaldir yani dedi. Mesleğinin sorulması üzerine Eğer 20 yıl dağlarda çarpışılan bir meslek varsa o meslektenim, emekli subayım cevabını veren Doğan, 6 tep telefonu kullandığını, bunların sadece 2 tanesini ezbere bildiğini ifade etti. Doğan, Diğerlerini telefonlarımı dinleyenlerden sorabilirsiniz. Hepsini dinliyorlar zaten dedi.

Ben suçlu değilim

Hakkındaki suçlamaları Doğan´ın yüzüne okuyan Mahkeme başkanı Şengün, Ergenekon Terör Örgütü olmak, yasadışı bilgileri tutmak, uyuşturucu, silah ve mermiler bulundurmakla suçlanıyorsunuz. Avukatınız hazır. Siz de hazır mısınız sorusunu yöneltti. Suçlu olmadığını ve aklanmak için de kendisini savunmayacağını söyleyen Doğan, Bir hakim ve savcı beni hasta yatağımdan alıp hastaneye yatırdı. İsterseniz beni bir daha öldürün ama ben suçlu değilim diye konuştu.

JİTEM´i Küçük´e devretmedim

JİTEM´i kurup emekli Tuğgeneral Veli Küçük´e devrettiği, organize suç lideri Sedat Peker´le görüştüğü, uyuşturucu ve silah bulundurduğu iddialarını tek tek yanıtlayan Doğan, Vatan haini değilim. Hiç şüpheniz olmasın. JİTEM´i bilen bir kişi varsa beni iğneyle öldürün. Veli Küçük´e JİTEM´i falan devretmedim. Ona Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı´nı devrettim. Sedat Peker´le görüşüyormuşum, Reis diye hitap ediyormuşum. Ben istihbaratçıyım herkesle görüşürüm. Kerhanedeki orospuyla da görüşürüm. Generaller de devletin bakanları da Sedat Peker´le görüşüyordu ifadelerini kullandı.

Vahşice öldürülmüş insanları görünce intikam yemini ettim

İnternete düşen ses kayıtlarının kendisine ait olmadığını söyleyen Doğan, şunları kaydetti: Ben aptal değilim, Arif Doğan´ım. 21 yıldır dağda yaşadığım için hayvan olmadım. İnsanları yaşatmaya çalıştım. Öyle ölümler gördüm ki bu suçlamalar az bile kalır. PKK tarafından kaçırılan bir Mehmetçiğin nasıl öldürüldüğünü gördüm. Başından ve omzundan asılıp altına konan saçta yakılmış, iskeleti çıkmıştı. Be o Mehmetçiğin iskeletine dokunup ´Ey Mehmetçik senin intikamını almazsam, anam emdiğim süt burnumdan gelsin´ dedim. Sonra Yuvalı Peçenek köylerinin basılmasını gördüm. Kürt kızının karnını yarmışlar. Ona dokundum ve ´Eğer senin kanını yerde bırakırsam Kürt anamın sütü bana haram olsun dedim. Anam Kürt, babam Avşar aşiretindendir. O Kürt kızının suçu neydi? Beni bunlarla suçlayın, ama ne olur vatana ihanetle suçlamayın. Bir daha öldürmeyin. Ben vatan haini değilim. 2 kaleşnikof silahla, mermiyle suçlamayın. Ben emekli subayım. Ordudan sadece istihkakımı alsam 10 bin mermi yapardı

Kozmik yetkisi olan subaydım

Evinde bulunan evraklarda herhangi bir suç unsuru bulunmadığını belirten Doğan, Her askerde bulunur. Kozmik yetkisi olan bir subaydım. Türkiye´nin harp planlarını bilen biriyim. 21 sene dağlarda koşturdum. Bu devlet şimdi vatan haini yapıyor. Ben iki kere öldüm. 21 tane BDP´li meclise girdiğinde ve PKK´lılar Haburdan girince diye konuştu.

JİTEM benimle vardır

JİTEM´in kendisi olduğunu söyleyen Doğan, Veli Paşa´ya devrettiğim Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı´dır. JİTEM benimle vardır. ´Sen devlet misin?´ diye sorabilirsiniz. Hayır. Örgütle mücadele eden kişiyim. Ben akıllı oldukça askeri ve Kürdü öldürtmedim. Bunları ne madalya ne de aferin için yaptım dedi. JİTEM´in eroin, silah kaçakçılığı ile uğraşmadığını ifade eden Doğan, JİTEM´in görevi PKK grubunu tespit edip en az 100 kişilik gruplarla çatışmaktır dedi.

OHAL´de binlerce silah dağıttım

Hayatında hiç kimseyi öldür diye talimat vermediğini ve kimseyi öldürmediğini söyleyen Doğan, 8 yıl PKK ile çatıştım. Son çatışmada 3 kurşun yedim. Biri kalbimi sıyırdı. Bunlar suçsa bunlardan yargılayın. Evimde 2 kaleşnikof bulundu. Biri benim diğeri ise Korgeneral Hulusi Sayın tarafından verildi. 3 tane silahım var. Bunlardan birini Genelkurmay Başkanı hediye etti. ´Bin tane fişek var´ diyorlar. Ayda 150 mermi istihkakı var. 3 silahım var. 10 senede 3 bin yapar. Ben OHAL bölgesinde binlerce kaleşnikof dağıttım. Binlerce silah dağıttım. Öğretmenlerde dahil diye konuştu.

JİTEM sivildir

Üst düzey örgüt mensuplarıyla irtibatlandırıldığını ifade eden Doğan, Talabani ve Barzani ile görüştüm. Meclis Başkanına tercümanlık yaptım. Beni bunlarla suçlasınlar. JİTEM´i kurduğuma kuracağıma pişman ettiler. GÖTEM yaptılar. JİTEM sivildir. Bir tek asker benim. 10 bin kişi vardı. Ama 20´den fazla bir araya girmez. PKK´nın ölüm bölgesine giren birimdir. Buradaki subaylara sorun ölüm bölgesinin neresi olduğunu bilmezler. En büyük operasyonun istihbaratını fuhuş yapan bir kadından aldım. Bir günde 78 kelle aldım. JİTEM unsurlarıyla çalışılmasıydı bugün 80 bin şehit vardı. JİTEM ile GÖTEM birbirine girdi. Bölgedeki istihbarat kesildi. JİTEM´i lağv ettik. Ben kandile yaya olarak çıkan 21 kişiden biriyim diye konuştu.

JİTEM kadrolu kuruluş değil

Genelkurmay ve Jandarma´nın JİTEM´i inkar ettiğini ifade eden Doğan, JİTEM kadrolu bir kuruluş değildir. Geçici bir süre denenmek için kurulmuş operatif bir birimdir. Yani istihbarat artı icraat dedi.

Hizbul kontr´u ben kurdum

JİTEM´in varlığını iki kuvvetin beyanından sonra açıkladığını belirten Doğan, Genelkurmay´dan ve Jandarma Komutanlığı´ndan Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi´ne böyle birşey yok diye cevap verdiler. Bunun üzerine açıklama yaptım. Hizbul-Kontr´u da ben kurdum. Şimdiki Hizbullah değil. Hüseyin Velioğlu´nun ilk kurduğu teşkilattı bu. Bu teşkilatı ben kurmuştum. Bu olaya baş koymuşum. Çoluğumu çocuğumu bırakmıştı. Bunların kuruluşunu basından mı öğreneceğim. JİTEM´in arşivi bende. 10 bin kişinin arşivi var. Onlar kahraman gibi çarpışıyorlardı. İsimlerini vereyim, onları da mı yargılayacaksınız dedi.

Balbay: Hukuk firarda

Duruşmada tutuklu sanık gazeteci Mustafa Balbay, Hizbullahçılar´dan daha ağır cezayla yargılandığını dile getirerek, Balyoz sanıkları 20 yılla yargılanıyor. Ben 2 müebbet, 300 yıl hapisle yargılanıyorum. Firar eden Hizbullah sanıkları değil, hukuktur. Hizbullah sanıklarına her şey mümkündü, bize mümkünsüz. Gelinen noktada bu dava kilitlenmiştir. Biri 34, diğeri 48 cinayet işlediğini kabul eden Hizbullahçılar serbest. Cinayet işleyenler yurt dışında. Lütfen bir değerlendirme yapın, hukuku firardan kurtarın. Tahliyemi talep ediyorum dedi. 10 yıl önce bu davadan karar çıkar mı diye soran Tuncay Özkan da Ben Hizbullah Terör Örgütü´nün 180 kişiyi öldürmüş sanığında daha ağır cezayla yargılanıyorum. Buraya izlemeye gelenlere seslerini yükseltmemeleri için uyarılıyor. Ne yani buraya gelenler Aslantepe´de olduğu gibi ´re re re, ra ra ra Galatarasaray Galatasaray Cimbombom´ diye mi bağırsın. Bu insanlar siyaset yapmamı istediği için buraya beni desteklemek amacıyla geliyor. Bırakın beni siyaset yapayım. Arif Doğan´ın durumu daha ağır olduğu diye benim burada söz hakkım mı engellenecek. 3 yıldır yatıyorum diye konuştu.

Abdülkadir Aygan´dan cevap geldi

Anadolu Ajansı´nın geçtiği habere göre, Abdülkadir Aygan, hayatta olduğunu ve istenirse Türkiye´deki parmak izlerinin karşılaştırılabileceğini söyledi. İsveç´te açıklama yapan Abdulkadir Aygan, ikinci ´Ergenekon´ davasının bugünkü duruşmasında tutuksuz sanık emekli albay Arif Doğan´ın ´Abdülkadir Aygan´ı ben öldürttüm. Askeri, sivili, herkesi suçluyor. Bu adam ölü. Ölmüş insanı kullanıyor PKK, gayet güzel kullanıyor. İsveç´te yaşıyormuş, DNA testi yapılsın, verilecek cezaya razıyım´ sözleriyle ilgili olarak, şunları kaydetti: ´Benim ölü olduğumu ve DNA testi yapılmasını istiyor. DNA testi benim sorunum değil. İsveç ciddi bir devlettir. Biz buraya iltica başvurusu yaparken her şeyimizi araştırdılar, birçok test yaptılar. Tükürük testi bile yaptılar. Ayrıca ben Türkiye´de askerlik yaparken ya da cezaevinde bulunurken, birçok yerde parmak izim alındı. İsveç´te yapılan testler ile Türkiye´deki parmak izlerim de karşılaştırılabilir. İsveç´te yapılan testleri isteyip karşılaştırsınlar.´ 1990 yılında cezaevinden çıktıktan sonra, Kars´ta askerliğini yaptığı sırada Arif Doğan´ın kendisini telefonla arayarak, Diyarbakır´da çalışmak isteyip istemediğini sorduğunu anlatan Aygan, ancak Kars´tan Diyarbakır´a geçtiğinde Doğan´ın başka bir yere tayin olduğunu ve kendisiyle hiç yüz yüze gelmediğini belirtti. ( Habertürk, Zaman)

Aygan: Doğan, JİTEM davasını zaman aşımından düşürmeye çalışıyor

JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan, JİTEM kurucularından Arif Doğan´ın Ergenekon davasının görüldüğü mahkemede dile getirdiği iddialara cevap verdi. Aygan, Arif Doğan, şu an Diyarbakır´da devam etmekte olan JİTEM ve faili meçhuller davasının uzatmaya gitmesini istiyor. Zaman aşımına uğramasını istiyor. Benim ağzımdan basına ve resmi makamlara yapılan açıklamaları sulandırmak ve kafalarda soru işareti yaratmaya çalışıyor. dedi. İnternet sitesi nasname.com´dan bir açıklama yayınlayan Abdülkadir Aygan, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki Ergenekon davasının 96. duruşmasında ifade veren tutuksuz sanık Arif Doğan´ın hedef şaşırtma taktiği uyguladığını savundu. ´Abdulkadir Aygan´ı öldürttüm´ iddiasını cevaplayan Aygan, bugüne kadar onlarca gazeteciyle görüştüğünü, kitaplar yazdığını, Türkiye´nin resmi iade talebi dolayısıyla İsveç makamları tarafından sorgulandığını belirtti. Aygan, Türkiye´de ve İsveç´te parmak izleri ile tükürük numunelerinin bulunduğunu, kimlik tespitinin bu yolla yapılabileceğini kaydetti. 1994 yılında yaptığı kimlik değiştirme talebi dolayısıyla nüfus kütüğünden kaydının silinerek ´şehit´ ilan edildiğini anlatan Aygan, açıklamasını şöyle sürdürdü:

Arif Doğan, JİTEM´i bir bakkal dükkânına benzetiyor. Bir aile şirketine benzetiyor(!) Kendisi açıyor, kendisi kapatıyor! Sen de hiç vefa denilen şey yok mu? JİTEM´i birlikte kurduğun Cem Ersever, Hüseyin Kara, Hulusi Sayın ve diğer silah arkadaşlarınıza saygınız yok mu? Aklınca JİTEM´in tüm pisliklerini, kanun dışılıklarını kendisiyle gömecek. Suç ortaklarının adalet önünde hesap vermesini engelleyecek. Bu yaştan ve bu safhadan sonra beni PKK´li yapması gülünçtür. Kandil´e gittim demesi de atmasyondur. Arif Doğan, bırak Kandil´e gitmeyi sınırdaki Hacıbey Çayı´nı dahi geçmemiştir. Kendisini Afşar Beyi´yle akrabalık derecesiyle ilişkilendiriyor. Avşar Beyi nerde, Arif Doğan nerde? Afşar Beyi mertti, cesurdu, yalanı, hileyi sevmezdi, haksızlığa karşıydı. Bölge insanlarının PKK´li veya Hızbullahçı olması, devlet karşıtı olması Arif Doğan ve onun zihniyetindekilerin eseridir. Devletin yaptığı kanunlara uymayan, halka karşı terör estiren, yargısız infaz yapan ve yaptıranlar ne zamandan beri ´vatansever´ olmuş? Arif Doğan aklınca bazı mihraklara kapalı mesaj veriyor. ´Öldürün´ demek istiyor. Cem Ersever´i kalleşçe öldürdünüz, fakat ben size biraz pahalıya patlarım. ( Cihan)

ARİF DOĞAN´IN SORGUSUNDA 2. GÜN: 18 Ocak 2011

Arif Doğan´ın mahkemede bağırarak konuşması hakimleri kızdırdı

Arif Doğan´ın mahkemedeki çapraz sorgusuna bugün de devam ediliyor. Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi´ndeki ifade işlemi devam eden Ergenekon davası tutuksuz sanığı emekli Albay Arif Doğan, sesini yükselttiği gerekçesiyle Mahkeme Başkanı Köksal Şengün tarafından uyarıldı. Başkan Şengün önce Doğan´a refakat eden doktora Çok mu oksijen veriyorsunuz da bu kadar dinamik? diye sordu. Konuşmasına aynı tonda devam etmesi üzerine Başkan Şengün bu kez de Doğan´a, Burada jandarma yok. Burasının bir mahkeme, sizin de bir sanık olduğunuzu unutmayın. Bağırarak konuşamazsınız. uyarısında bulundu. Öte yandan çapraz sorgusu sırasında çalması üzerine Doğan´ın duruşmaya cep telefonu ile girdiği anlaşıldı.

Ersever JİTEM´de çalışmadı

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce görülen İkinci Ergenekon Davası´nın 97. duruşmasına 20´si tutuklu toplam 22 sanık katıldı. Çapraz sorgusu dün yarıda kesilen Arif Doğan´ın ambulansla doktor eşliğinde oksijen tüpüne bağlı olarak duruşma salona getirilmesinin ardından duruşma başladı. İstanbul Cumhuriyet Savcı Mehmet Ali Pekgüzel sorularına devam edeceğini belirtti. Pekgüzel ilk olarak Cem Ersever´in JİTEM´de görev yapmadığını söylediniz doğru mu? diye sordu. Doğan JİTEM´i anladıysanız doğru. Ersever Jandarma İstihbarat Gurup Komutanlığı´nda görev yapmıştır. JİTEM sivillerden oluşur. dedi.

JİTEM´in yurtdışında görev yapmadı iddiasına savcıdan itiraz

Savcı Pekgüzel, Arif Doğan´ın bir önceki celse JİTEM´in yurt dışında görev yapmadığına dair beyanlarının olduğunu hatırlattı ardından da Aktif Haber´de yayınlanan ses kayıtlarında Suriye´nin Cemşeref Köyüne düzenlenen bir operasyondan bahsedildiğini belirtti. Bu anlatımlarda çelişki olduğu tespitini yapan savcı, bu konunun aydınlatılmasını istedi. Doğan ise duruşmanın bir önceki celsesinde söylediği gibi ses kayıtlarının kendisine ait olmadığı konusunda ısrar etti. Ardından da Cemşeref köyü neresi, Murat Karayılan´ın karargahı orada elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Adam Güneydoğu´da elini kolunu sallayarak dolaşma hakkı var da devleti temsil eden kişilerin orada dolaşmaya hakkı yok mu? Orası sıfır noktası. Hollanda´da bir eylem mi yaptım dedi.

Doğan sık sık ağzını bozdu

Ardından da Albulkadir Aygan hakkında yaptığı eylemle ilgili olarak Şerefsiz. Sen kimsin Cem Ersever´in Arif Doğan´ın ismini ağzına alıyorsun pezevenk. Benim albayım kafasına sıktı. Abdulkerim Kırcı, kafasına ´Şerefsiz yaşamaktansa ölürüz daha iyi´ diyerek sıktı. Şimdi ben bunun hesabını kimden sorayım. diye bağırdı. Bunun üzerine başkan Köksal Şengün Sakin olun. Kendize eziyet edip ortamı da germeyin. şeklinde müdahale etti.

Ergenekon sanıklarının ´JİTEM´le alakamız yok´ iddiasına savcıdan itiraz

Bu sırada Avukat Celal Ülgen söz aldı, Burada Ergenekon yargılanıyor. 1970 yılındaki eylemlerle davanın ne ilgisi var müdahalesinde bulundu. Bu sırada Mustafa Balbay ısrarla söz istedi ve zorlukla da olsa söz hakkını başkandan aldı. Balbay, Dün sabırla duruşmayı dinledim. Ama bugün yeni bir gün başlıyor. İşkence altındayım. Arif Doğan´a geçmiş olsun diyorum. Arif Doğan´dan rica ediyor hatta yalvarıyorum. Burada Ergenekon davasından gayri her şey konuşuluyor. 16´ıncı yüzyılın kunta kinteleri gibiyiz. Biz bu davanın sanıkları nasıl bir araya gelmişiz onu anlatsın. Savcı bir tekneye binmiş aslan avına çıkmış iki de geyik avlıyor. Dün akşam televizyon programında arkadaşlarımızı öldürmekle suçlandık. Doğan´ın bu anlatımlarıyla üç iddianame ve iki soruşturma çıkar. Yalvarıyorum bizi anlatsın. Kurban bayramından önce bizi kurbanlık koyun gibi cezaevine gönderdiniz. Arif Doğan´a bağlı olan Muzaffer Öztürk´ün ifadesinin alınmasına karar verdiğiniz gün serbest bıraktınız. Mustafa Balbay Cumhuriyet Gazetesini nasıl bombalatmış onu anlatsın. dedi. Savcı Pekgüzel, bu soruları sormasının gerekçesini anlattığını belirterek Balbay´a Siz JİTEM´de görev yaptınız mı? Ayrı ayrı hücreleri var. diye sordu. Bu sırada Doğan, İddianamede anlatılan JİTEM benim kurduğum JİTEM değil. Kimse hesap soramaz benden. İddianamede yazılan JİTEM´i kim kurduysa o cevaplasın. diye bağırdı. Bu sırada sanıklar tepki gösterdi. Savcı Pekgüzel ise sorulardan rahatsız olan sanıkların isterlerse duruşmadan çıkarılabileceğini söyledi. .

Aygan Aygan değil

Soru üzerine JİTEM´in kadrolu bir kuruluş olmadığını belirterek, Geçici bir süre denenmek için kurulmuş operatif istihbarat birimidir dedi. PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan diye basına açıklamalar yapan kişinin aslında başka birisi olduğunu ileri süren Doğan, Abdülkadir Aygan´ı ben öldürttüm. Bu adam kim de çıkıp bu kadar şey söylüyor, ölmüş adamın adını kullanıyor. dedi.

Depodaki günlüğünü kabul etmedi

Savcı Pekgüzel, bir depodan ele geçirildiği ileri sürülen bir günlükteki notu Doğan´a göstererek, yazının kendisine ait olup olmadığını sordu. Doğan da yazıyı hatırlamadığını, kendisine ait olduğunu net olarak bilmediğini ve gözlerinin de iyi görmediğini söyledi.

PKK´lıların listesi

Kendisinde ele geçen belgelerde PKK´lıların listesinin olduğunu hatırlatması üzerine, Doğan, Ne yani PKK´lıların değil de genelevde çalışanların listesi mi olacaktı. PKK´nın bir numaralı hedefiyim. Ben onları unutsam da onlar beni unutmaz. diye konuştu.

Savcının sorularına öfkeli cevaplar verdi

İddianamedeki yer alan JİTEM´in kendisi olmadığını söyleyen Doğan, Kitapta yer alan JİTEM´de bu değil. Benim kurduğum JİTEM´i ben biliyorum dedi. Savcı Pekgüzel´in 16 Eylül 1989 yılında Cizre Nusaybin´de öldürülen Hasan Caner, Hasan Uçar ve Tahsin Sevim´i tanıyıp tanımadığını sorması üzerine Doğan, bu isimleri ilk defa duyduğunu anlatarak, ´Ben dün ne yediğimi hatırlamıyorum. Her ölen adam bana mı sorulacak? Belki eceli gelmiş ölmüştür. Ben nereden bileyim?´ yanıtını verdi.

İbrahim Babat ve Hacı Hasan

Bunun üzerine savcı Pekgüzel´in, ´Dönemin İdil savcısı tarafından hazırlanan yetkisizlikte İbrahim Babat tarafından bu olayın gerçekleştirildiği belirtiliyor´ diyerek Diyarbakır´daki bir davada JİTEM üyeleri hakkında açılan davada adı geçen kişilerden İbrahim Babat ve Hacı Hasan´ı tanıyıp tanımadığını sorduğu Doğan, ´Hacı Hasan, Suriyeli Kürttür. Daha sonra Türk vatandaşlığına geçmiştir. İbrahim Babat ile Hacı Hasan aynı kişilerdir. Devlete tarafından operasyonlarda bilgilerine kullanılmıştır. Diyarbakır´da hakkında dava açılmıştır. 17 yıl hapis almış ve çeşitli cezaevlerini dolaştıktan sonra Suriye´ye teslim edilmiştir. dedi. Doğan, İbrahim Babat´ın ´Mete´ kod adlı Hacı Hasan olduğunu ve kendisinin Suriye uyruklu eski bir PKK´lı olduğunu anlattı. Örgütten ayrıldıktan sonra Türkiye kimliğini çıkardığını ve onun bilgisinden bazı operasyonlarda yararlandığını anlatan Doğan, ´Ancak daha sonra hakkında bir dava açıldı. 17 yıl ceza aldı ve en son duyduğuma göre ülkesine iade edildi. O kişi benim hakkımda birilerinin yönlendirmesiyle 11 sayfalık ifade verdi ve dönemin başbakanı tarafından ´O ifade çok gizlidir´ denilmişti´ şeklinde konuştu.

Levent Ersöz´ü iyi bilir

Savcı Pekgüzel, sanık Doğan´a Ergenekon ana davası ile ikinci Ergenekon davasının isimlerini saydığı bazı sanıklarını tanıyıp tanımadığını sordu. Levent Ersöz´ü tanıdığını belirten Doğan, Çok iyi tanırım. Jandarma generalidir. Çok iyi bir harekat plan subayıdır. Kurmay yüzbaşılığından bilirim. Seminerler verirdik. dedi.

Atilla Uğur ve Muzaffer Öztürk

Hasan Atilla Uğur´u Albay Kürşat olarak tanıdığını belirten Doğan, birlikte çalışmadıklarını ve emekli olduktan sonra tanıdığını, bir kez de konuştuklarını söyledi. Sanık Muzaffer Öztürk´ün dairesinde kendisine ait askeri belge ve mühimmatın bulunduğunu hatırlatan savcı Pekgüzel, 1997 yılında Yalova´da görev yaptığınız dönemde tuttuğunuz bir notta Ankara JİTEM´den Albay Kürşat yazmışsınız. İfadenizde JİTEM´in 1990 yılında dondurulduğunu söylemiştiniz. Oysa bahsettiğiniz not bu tarihten sonrasına ait. Açıklar mısınız? diye sordu. Bunun üzerine Doğan, Kuran ayeti mi bu. yanlış söylemiş olamaz mıyım? Ayrıca JİTEM değil de götem mi deseydim. Bütün pisliklerin arkasında bu götem gavatları vardı. diye konuştu. Doğan´ın, kendisine sorulan sorulara sık sık sesini yükselterek cevap verdiği ve soluğunun kesilmesine kadar bağırdığı gözlendi. Doğan, sanıklardan Muzaffer Tekin, Levent Göktaş, Oktay Yıldırım, Fikri Karadağ, Fikret Emek ve Abdulmuttalip Tonçer´i tanıyıp tanımadığı şeklindeki sorulara da düşünerek hayır cevabını verdi. Doğan, daha sonra da Bu kişileri tanımadığımı söylüyorum ama bana gösterin ki belki tanıyor da olabilirim. Sonra eşek kadar kadar Arif Doğan bizi tanımıyor demesinler. Sonra mahçup olmayayım. dedi.

Adil Serdar Saçan´a: Şerefsiz!

Doğan, sanıklardan Adil Serdar Saçan´ı tanıyıp tanımadığı sorulduğunda ise Onunla bir hesabımız var. İddianamede benimle ilgili bir erkeğe yakışmayacak sözler söylemiş. 72 milyona sesleniyorum, o şerefsiz erkekse gelsin bunları yüzüme söylesin. Söylediği sözlerin 100 katını kendisine iade ediyorum. Adil Serdar Saçan ne halt olursa olsun onu tanımıyorum. ifadesini kullandı. Sanık Muzaffer Öztürk´ün de kendisine ait eşyaları evinde muhafaza ettiği için sanık olduğunu belirten Doğan, Onu çocuğum gibi severim. dedi. Savcı Pekgüzel´in sanık Muzaffer Öztürk´ün evinde bulunan malzemelerle ilgili sorusu üzerine Doğan, Bunlar askeri belgeler ve askeri malzemelerdir. O belgeler sizi ilgilendirmez. Askeri bir literatür var. Askeri savcılık ve askeri mahkeme var. Beni yargılayacaksa onlar yargılar. Bu mahkeme yargılayamaz. dedi. Savcı Pekgüzel ile Doğan arasında bu konuyla ilgili olarak yargılar-yargılayamaz polemiği yaşandı.

Mahkeme başkanından ilginç itiraz

Bu sırada Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, sanık Arif Doğan´a, Siz zaten konuşmadığınız için hastasınız sanırım. Zira konuştukça açılıyorsunuz ve rahatsızlığınız azalıyor. Aslında hakkınızdaki teşhisin doğru olup olmadığını tekrar sormak lazım. dedi.

Muzaffer Öztürk´teki belgeler

Sanık Arif Doğan, diğer sanık Muzaffer Öztürk´ün evinde ele geçirilen belgelerin askeri belgeler olduğunu, kendisine gönderildiğini ve 20 yıldır muhafaza edip, zaman zaman da kullandığını söyledi. Savcılık ve mahkeme ifadeleriyle ilgili olarak sorulan sorulara Doğan, Bana savcılıkta hasta mı suçlu mu diye sormadan emniyet ifademi aynen yazıp imzalattılar. Siz de aynını yapıyorsunuz. Bana Muzaffer Öztürk´ün evinde bulunan belgelerin içerikleri hakkında yorumlar yapıyor ve bir şeyler söyletmeye çalışıyorsunuz. Ne söyletmek istiyorsanız söyleyin ben de onu size söyleyeyim. dedi. Pekgüzel´in bu belgelerle ilgili daha önce verdiği ifadeleri okuması üzerine Doğan, ´Abdülkadir Aygan´ı bile geçmeye başladınız. Beni hırsızlıkla suçluyorsunuz. Arkadaşımın fikrini çalmışım gibi suçluyorsunuz´ dedi. Bunun üzerine Başkan Köksal Şengün, Savcı Pekgüzel´e hitaben ´Belgeleri kabul ediyor´ diye konuştu. Doğan ise ´Tamam, bende bu belgeler. Yorumlama yanlış. Bende bulunması normal. Buna karar verecek olan askeri mahkeme´ şeklinde konuştu. Şengün´ün, depoda bulunan malzemelerden başka birinin haberi olup olmadığı yönündeki sorusuna Doğan, ´Ben bile çoğu malzemeyi bilmiyordum. Bu ihbarı kimin yaptığını ben de merak ediyorum´ yanıtını verdi.

Doğan cep telefonuyla duruşmaya girmiş

Bu arada emekli Albay Arif Doğan soruları cevapladığı bölümde bir cep telefonu sesi duyuldu. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, orada bulunanlara Telefonunuz var mı? diye sordu. Bunun üzerine Arif Doğan, Özür dilerim. Korumalarım yanımda yok. Üzerimde kalmış dedi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün mübaşire telefonu almasını söyledi. Telefon duruşma salonundaki jandarma görevlilerine verilerek dışarı çıkarıldı. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel ise Telefonla nasıl içeri girmiş diyerek duruma tepki gösterdi. Doğan duruşma salonuna girerken kalbinde pil olduğu için x-ray cihazının kapalı tutulduğu öğrenildi.

Muzaffer Öztürk´teki silahlar

Sanık Öztürk´ün evinde bulunan askeri malzemelerin, kendisine yıllık verilen istihkakın 10´da biri olduğunu belirten Doğan, Bu boş kovanlardan kalemlik filan yapıp eşe dosta dağıttık. Bunlar arasında vali, belediye başkanı, hakim ve savcılar vardı. dedi. Bunun üzerine savcı Pekgüzel, Yani oradaki mühimmatlardan yani silahlardan birilerine hediye mi ettiniz? diye sordu. Bunun üzerine sanık Doğan, Hey Allah´ım beni intihar ettirmeyin. Ben size kalemlikten bahsediyorum. Siz iki silahın hesabını yapıyorsunuz. Ben Güneydoğu´da OHAL bölgesinde ruhsatsız 3 bin silah dağıttım. Onları neden sormuyorsunuz da Muzaffer´in evine koyduğum malzemeler arasından çıkan iki silahı soruyorsunuz? diye cevap verdi.

Mahkeme Başkanından Doğan´a ikaz: Bağırmayın!

Arif Doğan´ın sık sık sesini yükseltmesi üzerine Başkan Şengün tekrar sözünü keserek Doğan´a refakat eden doktora, Doktor bey, böyle konuşması onu düzeltiyor mu? Çok mu oksijen veriyorsunuz da bu kadar dinamik. Bu hareketliliği, rahatsızlığıyla bağdaşmıyor. diye sordu. Doktorun, rutin ve yeterli bir uygulama yaptıklarını söyledi. Bunun ardından salonda gülüşmelerin yaşanması üzerine Doğan, ´Beni gülünç duruma düşürüyorsunuz sayın Başkan´ dedi. Şengün ise ´Bu şekilde rahatsız olan bir insanın bu şekilde konuşması normal değil. Bağırarak mı konuşacaksınız?´ yanıtını verdi. Doğan´ın sesinin çıkmadığını bu nedenle bağırdığını belirtmesi üzerine Şengün, sanık gibi konuşması, bağırmaması gerektiğini söyledi. Doğan´ın sanık olmadığını söylemesi üzerine Şengün, ´Sanıksınız, jandarma değil. Bağırarak neyi çözeceksiniz?´ dedi. Doğan da ´Bana söyleyeceklerimi unutturdunuz başkan. Her şeyi söylemeye çalışıyorum´ diye konuştu. Doğan´ın bağırmaya devam etmesi üzerine Şengün, ´Bu kadar rahatsızlıkla, bu kadar bağırarak rahatsızlığınız artar´ dedi. Şengün ile Doğan arasında yaşanan bağırma konusundaki tartışma üzerine duruşmaya ara verildi. ( Cihan, AA)

Çapraz sorguya devam edildi

Ergenekon davası tutuksuz sanığı emekli Albay Arif Doğan, Savcı Nihat Taşkın tarafından kendisine yöneltilen Güneydoğu´da yaptığınız görevleri anlattınız. Sizin hatalarınızı kontrol eden, mükafat eden bir mekanizma var mıydı? şeklindeki sorusuna Arif Doğan, Hiç kimse kontrolsüz bir halt edemez. diye cevap verdi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon davasının öğleden sonraki bölümünde sanık Arif Doğan´ın çapraz sorgusuna savcı Nihat Taşkın´ın sorularıyla devam edildi. Kendisine defalarca aynı soruların sorulduğunu ve bundan rahatsız olduğunu belirten Doğan, Ben JİTEM´den bahsediyorum. Ben hangi suçu işledim bilmiyorum. Siz beni Ergenekondan yargılamıyor musunuz? Ben şu ana kadar bilinmeyenlerin bilinmesi için anlattım. dedi.

Zeka seviyem düşük anlatamıyorum

JİTEM çalışanlarına maaş ödenip ödenmediği sorusuna ise çok sinirlenen Doğan, Devlet bu kişilere öder miydi sana ne? Onlar da benim gibi gerizekalıydı. Çoluk çocuğunu unutmuş hayvanlar benim gibi çarpışıyorlardı salaklar. dedi. Savcı Taşkın JİTEM´i anlayabilmek için bu soruları yönelttiğini belirterek Ben anlayamadım. Anlayabileceğim şekilde anlatın bunu dedi. Doğan ise Kusura bakmayın benim zeka seviyem düşük. Anlatamıyorum. cevabını verdi.

Sedat Peker

Sanık Doğan´a, Ergenekon ana dava sanığı Sedat Peker ile ilişkili olduğu yönündeki iddiaları hatırlatan savcı, iddianamede Peker ile 1984-1985 yılında tanıştığı yönünde de anlatımlar olduğunu söyledi. Savcı Taşkın, Sedat Peker 1971 doğumlu sizinle tanıştığı dönemde 12 ya da 13 yaşında oluyor. Burada bir yanlışlık olmasın? dedikten sonra bu konunun açıklanmasını istedi. Doğan, Tarih olarak karışıklıklar olabilir. Ben tam tarih hatırlamıyorum. cevabını verdi. Savcı Taşkın, sanıktan Sedat Peker ile tanışmasına kimin aracılık ettiğini de sordu. Bu soruya ise Doğan, Kimi araya kimi bacaya soktum hatırlamıyorum. Benim araya soktuğumu biliyorsanız söyleyin. diyerek sesini yükselttiği gözlendi.

Arif Doğan: Hiç kimse kontrolsüz bir halt edemez

Savcı Nihat Taşkın´ın, Sizin yaptığınızda devlet sistematiği yok. Böyle birim kurulurken, kontrol mekanizması olması gerekir. Sizin hatalarınızı kontrol eden, mükafat eden bir mekanizma var mıydı? şeklindeki sorusuna Arif Doğan, Neden devlet sistematiği yokmuş. Ben bir sistem oluşturdum işte. Hiç kimse kontrolsüz bir halt edemez. Atatürk´ün kurduğu devlette kimse çizginin dışına çıkamaz. dedi.

Mafia kelimesi

Savcı Taşkın, Ergenekon davası tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Veli Küçük´te ele geçirildiğini söylediği Mafia başlıklı bir yazıyı okudu. Savcı Taşkın´ın, Bu yazı sizin için bir şey ifade ediyor mu? diye sorması üzerine sanık Doğan, Bazı toplantılarda, şurada burada Veli paşam ile karşılaşmalarımızda , konuşmalarımızda hiçbir siyasi içerikli kelime söylemezdi. Çok ketum bir insandır. cevabını verdi. Daha sonra savcı Nihat Taşkın´ın, Ama sizin ajandanızda da mafia diye yazıyor. uyarısında bulundu. Doğan da Öküz altında buzağı arıyorsunuz. diye konuştu. Savcı Taşkın, Çıkar amaçlı suç örgütüne mayfa denilir. Siz hangi kelime ile tarif edersiniz? diye sordu. Doğan, bu soruya da O kunuyu bilmem ama ben PKK (PEKAKA)´ya PKK(PEKEKE) derdim ve komutanlarım bu konuda bana kızardı. diye cevap verdi.

Depoda bulunan askeri malzemeler

Savcı Nihat Taşkın askeri malzeme bulundurmanın kanunen suç olduğunu söylemesi üzerine Beykoz Çavuşbaşı´ndaki deposunda bulunan askeri malzemelerin, suç unsuru olamayacağını söyleyen Doğan, Hangi kanuna göre suç? diye sordu. Savcı Taşkın´ın Türk Ceza Kanunu´na göre demesi üzerine Doğan, Siz benim emekli bir subay olduğumu neden göz önünde bulundurmuyorsunuz? Şimdi olsa yine bulundururum. Bu evrakları bulundurma nedenim, kurduğum teşkilatın evrakları olmasındandır. Örgüt dokümanı saklamıyorum. Teşkilatımın evraklarını saklıyorum. Hem de iç içe geçmiş iki sandıkta sakladım. Zarar görmesin diye bu yöntemle sakladım. Hepsinin kilidi bende. Yarın tomar halinde getireyim. Ama Emniyet, suç malzemesi bulmuş gibi dağıttı hepsini? Bunun neresi suç? dedi.

Ergenekon´un JİTEM´i

JİTEM´in ne olduğunu daha önce açıkladığını söyleyen Doğan, Ama siz hala Ergenekon´un JİTEM´ini soruyorsunuz bana. Ben onu bilmem. Onu gidin içinde yer almış arkadaşlara sorun. Bendekiler Jandarma İstihbarat Grubunun yeniden yapılanma edilerek JİTEM´e dönüştürülmesinin evraklarıdır. 30 tane JİTEM´le ilgili adam öldürüldü. Neden biliyor musunuz? Deşifre edildiler. Oradaki subaylar kına yaksın. Adamları deşifre ettiler. dedi.

Balmumcu Jandarma Komutanlığı

Sanık Doğan, sanıklardan Muzaffer Öztürk´e ait Beykoz Çavuşbaşı´ndaki depoya bıraktığı askeri malzemelerin önce Balmumcu´daki Jandarma Bölge Komutanlığı´nda olduğunu belirterek Ondan önce de Halkalı´daki komando taburunda durdu. Balmumcu´dan emekli olduktan sonra da bir süre lojmanında kalmaya devam etmiştim. Özel Koruma Kanunu´yla korunuyordum. dedi.

Depodaki kovanlar 434 silahtan atılmış

Savcı Nihat Taşkın´ın, Kriminal incelemeden depodan elde edilen boş kovanların 434 ayrı silahtan atıldıkları tespit edilmiş şeklindeki sorusuna Doğan, Hiç tabanca da kullanmazdım. Kalaşnikof ve Kanas kullanırdım. Her sarfa bir kelle. Kimse merminin hesabını sormazdı. Adam ölümden dönmüş. Bir de ´gel bakalım, ne yaptın fişekleri, mermileri´ diye hesabını mı soracaksınız. Beykoz´daki depoda bulunan boş kovanların geçmişinden haberim yok. dedi.

Halka silah dağıttık

Savcı Nihat Taşkın´ın, Bulunanları değil, bulunmayanları sorun. Halka dağıttığım binlerce silah var. Bunları sorun´ dediniz. Soruyorum, bu silahları nerelere dağıttınız? sorusuna Doğan, Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı´ndan alınan silahlar, hücrelere dağıtılırdı. Okullar basılıp, öğretmenler öldürülüyordu. İşte dağıtılan binlerce, yüzlerce silah, fişek buralara dağıtıldı, illegal yerlere dağıtılmadı. Bize verilen silahları halka dağıttığımızı anlatmaya çalışıyorum. Silahları eşeklerle dağıtıyordum. diye cevap verdi. ( Cihan)

(18 Ocak 2011, 12:28)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

JİTEM´in varlığını ispatlayan resmi belgeler

JİTEM´le ilgili tüm manşetlerimiz

JİTEM´den bordrolu Aygan hakkında geniş bilgi

Tüm Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2810    yazdır/print


 

Başbakan: 102 tahliyelerini verdiler, bizi suçluyorlar

Başbakan Erdoğan bir kez daha konuştu. Alkol yasağı, RTÜK, CHP, ucube heykel, 102 tahliyeleri, yargıtayın iş yükü ve yeni anayasa konusunda açıklamalar yapan Erdoğan birbirinden çarpıcı sözler sarfetti. 102 tahliyeleri sürecinde faturanın hükümete kesilmek istendiğini ileri süren Erdoğan şöyle konuştu: ´Bu tahliye kararlarını hükümet mi verdi? Yargı verdi! aynı yargı benimle ilgili 24 saatte dosyayı Diyarbakır´dan alıp Ankara´ya getirebildi. Bizzat Hayati Bey bu sürecin içerisindeydi. Erbakan´la ilgili kararı da aynı hızla verebildi. İşlerine geldiğinde verebiliyor. Meşhur Erzincan dosyası süratle yürütülebildi. Ankara´da Sincan gayet başarılı çalıştı. Oralarda birçok dosya çok çabuk çıkabildi. Bunlar çıkabiliyordu da sizin öncelikler denen bir yol haritanız yok muydu? şimdi bak görülmeyince hemen verdiniz kararı. Bir ay önce de verebilirdiniz. Dert başka. Burada da yine bir farklı organizasyon söz konusu.´

Başbakan: 102 tahliyelerini verdiler, bizi suçluyorlar

Başbakan Erdoğan bir kez daha konuştu. Alkol yasağı, RTÜK, CHP, ucube heykel, 102 tahliyeleri, yargıtayın iş yükü ve yeni anayasa konusunda açıklamalar yapan Erdoğan birbirinden çarpıcı sözler sarfetti. 102 tahliyeleri sürecinde faturanın hükümete kesilmek istendiğini ileri süren Erdoğan şöyle konuştu: ´Bu tahliye kararlarını hükümet mi verdi? Yargı verdi! aynı yargı benimle ilgili 24 saatte dosyayı Diyarbakır´dan alıp Ankara´ya getirebildi. Bizzat Hayati Bey bu sürecin içerisindeydi. Erbakan´la ilgili kararı da aynı hızla verebildi. İşlerine geldiğinde verebiliyor. Meşhur Erzincan dosyası süratle yürütülebildi. Ankara´da Sincan gayet başarılı çalıştı. Oralarda birçok dosya çok çabuk çıkabildi. Bunlar çıkabiliyordu da sizin öncelikler denen bir yol haritanız yok muydu? şimdi bak görülmeyince hemen verdiniz kararı. Bir ay önce de verebilirdiniz. Dert başka. Burada da yine bir farklı organizasyon söz konusu.´

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti İl Başkanları Toplantısında konuştu. Son günlerde çok tartışılan içki yasağı düzenlemesiyle ilgili olarak muhalefete ve medyaya yüklenen Erdoğan, Seçimler yaklaşınca yine kampanya başladı diye konuştu. Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

´Hükümete karşı kampanya başlatıldı´

Hükümet aleyhine bir kampanyaya dönüştürülen meseleleri alın önceki seçim dönemleriyle karşılaştırın tamamının aynı olduğunu göreceksiniz. Çoğu meselede analizi, bakış açısını değiştirmeye dahi tenezzül etmediklerini, bayat manşetlerle bayat yorum ve analizlerle hükümete saldırdıklarını farkedeceksiniz. En son tütün ve alkol konusundaki bazı modern düzenlemeleri, yargı, heykel, RTÜK gibi konuları hükümetle ilgili olup olmadığına dahi bakmadan bizim aleyhimize bir kampanyaya dönüştürme çabası içindeler. Son tartışmalar doğal akışı içinde giden tartışmalar değil, açık bir kampanyadır. Üstelik hükümet aleyhine yönetilen zorlama kampanyalardır.

´Muhteşem Yüzyıl´ tartışmasına gönderme

Bizim için mahremiyet çok önemlidir. Tarihi şahsiyetlerin manevi değerleri bizim için son derece önemlidir. Biz köksüz bir millet, devlet değiliz. Biz medeniyet inşa etmiş ve medeniyet tasavvuru olan bir milletiz.

´Aksırana tıksırana kadar içiyorlar´

Muhafazakar olduğumuz kadar demokrat bir partiyiz. Evrensel değerleri benimsemiş, özgürlüklere saygı duyan, başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığı, kutsal değerlerine hakaret etmediği sürece her türlü fikrin savunulmasına saygı gösteren bir partiyiz. Kimsenin inancına, ibadetine, yemesine, içmesine kısıtlama getirmeyen en geniş özgürlükleri sunan bir partiyiz. 8 yıldır bu noktada bizim samimiyetimiz test ediliyor. En basit meseleler büyütülerek rejim meselesine dönüştürülüyor. Birileri ısrarla bize gizli hedefler, ajandalar izaf ediyor. 8 yıldır hangi özgürlüğü kısıtladık? Özgürlük alanlarını genişletmekten başka kimin yaşam tarzına müdahale ettik? Kimin yaşamına, giyimine, kuşamına müdahale ettik? Herkes istediği gibi giyiniyor, istediği gibi eğleniyor, içiyor. Hangisine dedik ki sen ne kadar şarap içiyorsun, bira içiyorsun... Böyle bir derdimiz oldu mu bizim? Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyorlar birşey demiyoruz. Trafik kazalarında yakalananlar kimler? Onları da yakalamasınlar mı? Bunlara karşı bir şey ödetmesinler mi? Onların yaptıklarını ölümle, yaralanmayla mı ödeyeceğiz? Biz yaşam tarzlarına yönelik olarak neyi yasakladık? AK Parti yasaklıyor, sindiriyor, mahalle baskısı diyorlar.

CHP´ye Oktay Ekşi ve Nebil İlseven eleştirisi

Şu AK Parti hükümetine, bakanlara, ailelerimize atılan iftiralar bugüne kadar hangi partiye, hangi siyasetçiye bu boyutta yapılmıştır? En büyük hakaretleri yapanlara, onu köşesinde yazanlara rozet takacaksın sonra da bu ülkede özgürlük yok diyeceksin. Sonra da yandaş medya diyeceksin. Yandaş medyanın bütün mensuplarını partine davet edeceksin ve partinden aday yapmaya hazırlanacaksın. Sevsinler seni. Bunu kimse yutmaz. Kendisini yolsuzlukla itham ettiğin kişiyi İstanbul´a il başkanı yapacaksın, sonra çıkıp namuslu insanları yolsuzlukla itham etmeye devam edeceksin. Bu nasıl iştir

RTÜK kanunu

Şimdi CHP Genel Başkanı RTÜK Kanunu´nu diline dolamış, bize en ağır hakaretleri savuruyor. İnsan kimi neyle itham ettiğine önce bir bakmaz mı? Neyi eleştirdiğinden bu denli habersiz olabilir mi? RTÜK Yasası CHP´nin iktidar olduğu dönemde çıkarılmış. Gerektiğinde bakanlar ve başbakana yayın durdurma yetkisi verilmiş. Şimdiki CHP Genel Başkanı bunu bilmiyor, belli ki kimse de kendisini uyarmamış. Şimdi çıkıyor kendilerinin çıkardığı yasadan bizi sorumlu tutuyor. Yüzün kızarması edeptendir. Atalarımız güzel söylemiş; utanmak edeptendir. Maalesef yüzlerin kızardığı, edebin rafa kaldırıldığı bir muhalefetle karşı karşıyayız. Yine maalesef sadece siyasi değil sivil muhalefetin de edebi, üslup erkanı terk ettiği bir süreçten geçiyoruz. Birileri yıllarca bu toplumun belli bir kesimine tepeden baktılar, küçümsediler. Seçkinci bir tavırla karşıladılar. Bilim bunların tekelindedir, estetikten sadece bunlar anlar. Müzikten, mimariden, heykelden, resimden sadece bunlar anlar. Başkası hiçbir şey anlamaz. Maşallah bunlara göre entelektüellik kazanılan bir şey değildir, babadan oğula geçer.

Entelektüel despotlar

Bunlar mürebidir, mürebbiyedir. Allamei cihandır. Her şeyin en iyisini bunlar bilirler. Her türlü özgürlüğü savunurlar ama bir o kadar da entelektüel despotturlar. Bunlar benim Kars´taki o malum heykel için ucube derken kralın da çıplak olduğuna işaret ettim. İçlerindeki despotizmi yıkamayanlar, içlerindeki o görünmez krala da çıplak dedirtmek istemiyorlar. Gözü olan, gözüyle izamı olan herkes güzelle çirkini, estetikle ucubeyi birbirinden ayırır. Bunun için asil bir aileden gelmiş olmaya, sırça saraylardan gelmiş olmaya gerek yoktur. Sadece milletin siyasi tercihlerini değil, beğenilerini, değerlerini, estetik, güzellik anlayışını aşağılamayı alışkanlık haline getirmiş olanlar bunlardır.

´Ucube tartışması´

Bu heykelin dikildiği yer öyle bir yüksek nokta ki; orada Seyit Hasan Hazretleri´nin camii ve vakfın eserleri o tepenin altında kalıyor. Heykelin altında kalacak şekilde tarihi bataryalar var. Bunlar da tarihi eser. Bir tarihi eser var diye, İstanbul´da belediye başkanlığı yaptığım dönemden bu yana bizim metroyu Unkapanı´nda durdurdular. Daha yeni yeni açıldı gidecek. 10 yıl kaybettirdiler. Burada ise rahatlıkla bunu yapıyor ve o dediğim noktadan itibaren de 48 m yüksekliğinde. Tüm o tarihi eserler adeta onun gölgesinde kalıyor. Ben 4 buçuk yıl İstanbul´da belediye başkanlığı yaptım arkadaş. Bu işlere yorum yapabilmek için illa güzel sanatlar akademisini bitirmek zorunda değilim ki. Vatandaşa bile görsel medya mikrofonu uzatır sorar beğendiniz mi diye, ilk soru hangi akademiyi bitirdiniz olmaz.Böyle bir eser inşa edecekseniz o çevreyle uyumlu olmasına bakmak zorundasınız. Orada siz inşaat bile yapamazsınız. Tarihi eser olan bir yerde belli mesafede hiçbir şey yapamazsınız.

Şimdi Karşıyaka Belediyesi istiyormuş. Çok da talipliler. Buyursun alsın diksin. Hiçbir itirazımız yok. Kaldı ki bu heykeltraşın çok başarılı olmasını eleştirmiyorum, ona saygı duyarım. Ama kusura bakmasınlar, ben o tarihi eserlerin o yerde, böyle bir olayın yaşanmasına -sorumluluk mevkiinde bir insan olarak- müsaade edemem.

Benim hükümetim en doğuda Moğolistan´dan batıya kadar tüm sanat eserlerine sahip çıkmış bir hükümettir. AK Parti 8 yıldır bu ülkede bir tane heykel yıktı mı? Dert başka. Çünkü AK Parti´nin yükselişini bununla durduracağız zannediyorlar. Durduramazsınız boşuna uğraşmayın. Kars´lı vatandaşlarım bile buna müsaade etmiyor zaten. ´Biz burada 8 yıldır çok çektik sizden önce´ diyorlar. Eğer yaptıkları sevilseydi yeniden seçilirdi. Akıl veriyor şimdi bir tane sanatkar, ´hükümet bunlarla uğraşacağına Kars´ta işsizlikle mücadele etsin´ diyor. Biz de onun için bunları buraya dikmeyin diyoruz. Bunlara verilen para Kars´taki altyapıya verilmiş olsaydı Kars çok daha farklı bir yer olurdu. Edirne´den Kars´a, Trabzon´dan Hatay´a kadar 5000´e yakın kültür eserine sahip çıkan bu hükümet olmuştur. Sporun da sanatın da altın çağını yaşadığı dönem bu hükümetin dönemidir. İstanbul bu dönemde Avrupa´nın kültür başkenti oldu. Bunları biz sağladık. Türkiye´nin dünya çapında artan önemi, itibarı, bu organizasyonları getirdi.

Ama seçim öncesi bir kampanyaya ihtiyaç vardı, şimdi o kampanya yönetiliyor. Milletimiz engin ferasetiyle artık neyin ne olduğunu çok net olarak görüyor. Bunu hep beraber vatandaşımıza anlatacağız. Herkesin yaşam tarzı bu hükümetin teminatı altındadır. Biz bu milletin can güvenliğini, mal güvenliğini, nesil, akıl güvenliğini sağlamak zorundayız.

102´den tahliyeler

Yoğun şekilde tartışılan bir başka konu da tahliyeler. Özellikle malum bir davadan dolayı tahliye edilenlerle ilgili, hükümetle bir örgüt arasında bir illiyet bağı kurulmak istendiğini görüyoruz. Biz tarafların birbirini suçlama zamanı olmadığını biliyoruz. Ne var ki muhalefetin de istismarıyla sürecin faturasının hükümete kesilmek istendiğini görüyoruz. Bu tahliye kararlarını hükümet mi verdi? Yargı verdi! aynı yargı benimle ilgili 24 saatte dosyayı Diyarbakır´dan alıp Ankara´ya getirebildi. Bizzat Hayati Bey bu sürecin içerisindeydi. Erbakan´la ilgili kararı da aynı hızla verebildi. İşlerine geldiğinde verebiliyor. Meşhur Erzincan dosyası süratle yürütülebildi. Ankara´da Sincan gayet başarılı çalıştı. Oralarda birçok dosya çok çabuk çıkabildi. Bunlar çıkabiliyordu da sizin öncelikler denen bir yol haritanız yok muydu? şimdi bak görülmeyince hemen verdiniz kararı. Bir ay önce de verebilirdiniz. Dert başka. Burada da yine bir farklı organizasyon söz konusu.

Yargıtay´ın iş yükü

Yargıtay´ın iş yükünün fazla olduğunun farkındayız. Cemil Bey´in Adalet Bakanı olmasından itibaren çalışmaya başladık. Dedik ki daireler arttırılsın diye adım attık. Hemen ortaya çıkan şu oldu ´bizler sözlü imtihanlarla kamera yerleştireceğiz, kamerayla bu iş yapılacak´. Bu işin tarihinde kamera diye bir şey olmuş mu, nereden çıktı bu? Dert ipe un sermek. Bu süreci adeta engellediler. Ama biz bunu da aşacağız. Uygulama noktasında gelindiğinde sudan bahanelerle hep engellendik. 2007 yılında uygulama başlayacakken bizzat yüksek yargının talepleri doğrultusunda bu süreç ertelendi. Hakim ve savcı alımları bizim dönemimize kadar hiç olmayan gerekçelerle engellenmiş, yüksek yargı adeta üzerindeki iş yükünü azaltmamak için direnmiştir. Bizim dönemimizde 2006 yılında sınavlara itiraz edildi ve 2008 yılında mülakatlarda görüntü ve ses kaydı şartı getirildi. Farklı kurumların sınavlarında görüntü ve ses kaydına itibar etmeyen Danıştay, burada bunu şart koşuyor. Adalet Bakanlığı bu yürütmenin durdurulması için başvuruda bulunuyor, iki yıldır genel kurula gelmiyor. Ama aynı Danıştay tam gün yasasını 24 saatte karara bağlıyor. Hakim-savcı alımları için 4 yılda 5 kere yürütmeyi durdurma kararı verdiler, sonra çıkıp iş yükü fazla diye hükümete yükleniyorlar. Ama bazı durumlar da işyükü mazeret olmuyor.

Onama-Bozma yargısından Vicdan yargısına geçiyoruz

12 Eylül halkoylamasıyla millet söyleyeceğini söylemiştir. Biz de yasama ve yürütme olarak bu noktada üzerimize düşeni yerine getirecek ve yargıdaki sorunları hızla aşacağız. Yargıyı birilerinin arka bahçesi olmaktan çıkarıp milletin ön bahçesi haline getireceğiz. Onama mı istersin bozma mı diyerek belli çevrelerin fikrine göre karar veren bir yargıdan, vicdanına göre karar veren bir yargıya geçeceğiz.

Yeni anayasa

Milletimize gidip bu tezgahların hepsini bozacağız. Bugünlere böyle geldik. Cesaretimiz, kararlılığımız, samimiyetimiz sayesinde milletin takdirine mazhar olduk. Bu anayasa -bazı gazeteler yanlış yazmış, ben Katar´da öyle bir şey demedim- salt anayasacıların yapacağı bir anayasa olmayacak. Bu çalışmalarda halkın her katmanı ekonomist, sosyal bilimci, siyaset bilimci, STK´lar, kadınların gençlerin sendikaların temsilcileri olacak, birçok kesimi, anayasadaki malum başlıkların bu temsil noktasında olan halkın katmanları tarafından temsil edildiği bir anayasa ön çalışması başlatmayı hedefledik, ama çerçevesi olacak. Orada anayasacılar devreye girecek. Normal vatandaş da anayasayı açtığı zaman rahatlıkla ne yaptığını anlayabilecek. Detaylarda fazla boğulmadan halkın anlayacağı bir anayasa olacak. Mevlana ne güzel demiş, bulanmadan, donmadan akacak, menzile erişeceğiz ( Habertürk)

(14 Ocak 2011, 16:03)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Başbakandan çarpıcı sözler: Yeni Anayasa ve tahliyeler

10 yıllık tutukluluk süresi tartışmalarıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2797    yazdır/print


 

Öcalan´ın Ergenekon sevgisi

Ersoy Dede: Yakalandı Öcalan.. (ya da teslim edildi fark etmez) gelirken Türkiye´ye ne diyor? ´Ben ülkemi severim. Annem de Türk´tü. Bir hizmet imkânım olursa yaparım. Onun dışında bana bir şey söylemeyin. Bir hizmet imkânım varsa, ben inanıyorum vardır, daha üst düzeydekilere de bildirirsek, ben hizmeti seve seve ederim. Ben hizmet edeceğim. Çok iyi edeceğim´... Ne oldu sonra peki.. 1998 Eylül´ünde ateşkes ilan edildi.. (eylemsizlik ya da başka bir şey adına her ne derseniz artık) Dolayısıyla örgüt marjinalleştirildi.. Silahlı güçler sınır dışına itildi.. Yeni bir döneme girildi.. Ne zamana kadar? 2004 yılına, yani Ak Parti iktidarına kadar.. 2004´te gömülü silahlar toprak altından çıkarıldı ve film, kaldığı yerden gösterilmeye devam etti..

Öcalan´ın Ergenekon sevgisi

Ersoy Dede: Yakalandı Öcalan.. (ya da teslim edildi fark etmez) gelirken Türkiye´ye ne diyor? ´Ben ülkemi severim. Annem de Türk´tü. Bir hizmet imkânım olursa yaparım. Onun dışında bana bir şey söylemeyin. Bir hizmet imkânım varsa, ben inanıyorum vardır, daha üst düzeydekilere de bildirirsek, ben hizmeti seve seve ederim. Ben hizmet edeceğim. Çok iyi edeceğim´... Ne oldu sonra peki.. 1998 Eylül´ünde ateşkes ilan edildi.. (eylemsizlik ya da başka bir şey adına her ne derseniz artık) Dolayısıyla örgüt marjinalleştirildi.. Silahlı güçler sınır dışına itildi.. Yeni bir döneme girildi.. Ne zamana kadar? 2004 yılına, yani Ak Parti iktidarına kadar.. 2004´te gömülü silahlar toprak altından çıkarıldı ve film, kaldığı yerden gösterilmeye devam etti..

Ersoy Dede (Yeni Akit):Bugüne kadar Ergenekon hakkında yalan söyleyen Abdullah Öcalan, son avukat görüşmelerinde çizgisini çizdi.. Ergenekon ile PKK arasındaki eylemsel bağ üzerine yüzlerce makale onlarca kitap yazıldığı halde, Öcalan bu yapıyı sahiplenmemişti. Hatta yapının icraatları nedeniyle, haklarını savundukları halkların mağdur olduğu görüşünü yükseltiyorlardı.. Oysa son görüşme notlarında, “çözüm arayanlar Silivri´de, çözümsüzlüğü savunanlar Ak Parti ile işbirliği içinde, dışarıda” diyerek, iddia olunan Ergenekon Terör Örgütü´ne bakışını da bize ifade etmiş oldu.. Kürt sorununda çözüm isteyen hatta kendisiyle görüşen kişilerin birer-ikişer cezaevine atıldığını, bunlardan birinin de Hanefi Avcı olduğunu söylüyor Öcalan.. PKK´ya karşı Jandarma tarafından (yüreklendirilen, görmezden gelinen, kollanan vs..) desteklendiği söylenen Hizbullah art arda cinayetler işlerken, merkezine “legal ya da illegal Hizbullah adında bir hareket bölgemizde mevcut değildir” diye rapor yazan Hanefi Avcı, şimdi oldu Apo´nun gözbebeği..

Dağıtmayalım konuyu.. PKK Ergenekon ilişkisini somut ve de basit birkaç hadiseyle aslında temelde ortaya koymak mümkün. Ama itiraf gibi gelen Öcalan´ın açıklamalarını okuduğunuzda başka bir örneğe gerek kalmıyor.. Çok basit mesela.. Yakalandı Öcalan.. (ya da teslim edildi fark etmez) gelirken Türkiye´ye ne diyor? “Ben ülkemi severim. Annem de Türk´tü. Bir hizmet imkânım olursa yaparım. Onun dışında bana bir şey söylemeyin. Bir hizmet imkânım varsa, ben inanıyorum vardır, daha üst düzeydekilere de bildirirsek, ben hizmeti seve seve ederim. Ben hizmet edeceğim. Çok iyi edeceğim”... Ne oldu sonra peki.. 1998 Eylül´ünde ateşkes ilan edildi.. (eylemsizlik ya da başka bir şey adına her ne derseniz artık) Dolayısıyla örgüt marjinalleştirildi.. Silahlı güçler sınır dışına itildi.. Yeni bir döneme girildi.. Ne zamana kadar? 2004 yılına, yani Ak Parti iktidarına kadar.. 2004´te gömülü silahlar toprak altından çıkarıldı ve film, kaldığı yerden gösterilmeye devam etti..

Birkaç noktaya yalnız, dikkatinizi çekmek istiyorum.. 1998´de ilan edilen ateşkesin, 2004´te, Balyoz´un yazıldığı, Sarıkız´ın, Yakamoz´un, Eldiven´in planlandığı dönemlerde bozulmuş olması, size de ilginç gelmiyor mu? 2007´deki Dağlıca saldırısını, 2008´deki Aktütün saldırısını hatırlayın mesela.. Aynı iki yıl içinde arta arda yaşanan Ak Parti´ye kapatma davaları, 27 Nisan e-muhtırası, 367 garabeti normal siyasi durumlar mıydı? Film tekrar gösterime girdi demiştik ya.. Peki ama Öcalan bu filmin hangi sahnesinde? İşte kritik sorunun yanıtını da Nizamettin Taş veriyor.. PKK´nın Başkanlık konseyi üyesi olan “Botan” kod adlı Nizamettin Taş, 5 yıllık eylemsizliğin ardından nasıl yeniden savaş kararı alındığını şu cümleyle açıklıyor; “Öcalan´ın avukatları PKK kampına askeri helikopterle geldiler. Öcalan´ın talimatı doğrultusunda savaş kararı aldırtıp gittiler” (Habertürk-Zülfikar Ali Aydın )... Öcalan´ın Kandil´e giden avukatı Mahmut Şakar´ın ortağı Ahmet Zeki Okçuoğlu da, zaten başka bir röportajında, Şakar´ın büroyu, Genelkurmay karargahına çevirdiğini söyleyecekti..

Buradaki en dikkat çeken mesele, öyle anlaşılıyor ki, Öcalan´ın, uçakta verdiği “hizmet” sözü.. Ve bu söz doğrultusunda, içinde cuntacı yapılar barındıran askeri daha bir defa olsun eleştirdiğine tanık olmadığımız Öcalan, kendisini yakalayıp cezaevine atan Ecevit´e bir defa olsun kızmayan Öcalan; Kürtlerle ilgili (hani şu haklarını savunduğu, uğruna dağa çıktığı) her türlü; sosyal, siyasal ve kültürel açılımı yapan Ak Parti´yi yerden yere vuruyor.. Sakın bu kavga, her iki tarafın da sonucundan mutsuz olduğu Olağanüstü Hâl´in kaldırılmasıyla ilgili olmasın?.. Kalın sağlıcakla. ( Ersoy Dede / Yeni Akit)

Öcalan´ın Hizbullah ve Ergenekon rahatsızlığı

Mehmet Metiner (Star): Öcalan, Hizbullah üst düzey yöneticilerinin serbest bırakılmasından son derece rahatsız. Sadece Hizbullah yöneticilerinin bırakılmasından değil, yakalandığı günden itibaren kendisiyle ilişkilenen kimi subayların Ergenekoncu diye Silivri´ye tıkılmasından da bir o kadar rahatsız. Ortaya koyduğu komplocu mantığa bakılırsa, Hükümet, PKK´yı tasfiye etmek için Hizbullahçıları bırakırken, Kürt sorununu çözmek isteyen asker kişileri de Ergenekoncu diye yaftalayıp hapse tıkmakla sorunu çözümsüzleştirmek istiyormuş. Öcalan´ın her iki konudaki rahatsızlığı, ilginçtir, CHP ve MHP kanadı da dahil ulusalcı-statükocuların tezleriyle örtüşüyor. Aradaki tek nüans; ulusalcı-statükocuların Hizbullahçıların Hükümet tarafından kasıtlı olarak seçim öncesi bırakıldığını söylemelerine karşılık Öcalan´ın PKK´yı ´siyasal İslam´ eliyle kasıtlı olarak tasfiye etmek isteyen bir Hükümet komplosu olarak bunu yorumlaması. Ulusalcı-statükocular Ergenekon olayını, PKK ile cansiperane savaşım veren ve dahası AK Parti´nin yürüttüğü Cumhuriyet karşıtı siyasalara karşı çıkan, açık ifadeyle AK Parti karşıtı kişilerin Ergenekoncu diye suçlanarak içeri tıkıldığını söylerken Öcalan ise içeri tıkılan bu kişilerden bazılarının Kürt sorununun çözümünü istedikleri için hapse tıkıldıklarını söylüyor. Demokratik açılım sürecinde de, 12 Eylül referandumunda da ulusalcı-statükocu cenah ile Öcalan´ın başını çektiği cenah aynı safa düşmüştü. Şimdi Hizbullahçıların tahliyesi ve Ergenekon davası konusunda duyulan rahatsızlıkta da ortaklaşmaya başladılar.

Öcalan ilk defa bu kadar açık Ergenekon davasına arka çıkıyor. Kendisine soruyorum: Bizim bilmediğimiz, ama Öcalan´ın yakından bildiği bu Kürt meselesinin çözümünü istedikleri için Silivri´ye tıkılan askeri zevat kimdir? Öcalan bu konuya bir açıklık getirmezse, PKK-Ergenekon ilişkisi konusunda kafalarda oluşan kuşkuları hem haklılaştırmış, hem de derinleştirmiş olur. Bu sorumu umarım avukatları Öcalan´a dosdoğru iletirler ve alacakları yanıtı da bizimle paylaşırlar. Ha, bu arada şu soruya da yanıt verirse memnun olurum: Madem o askeri zevat çözüm istiyordu da niye onca yıl sorunu sürüncemede bıraktılar? Bütün çözümsüzlüğün adresi olarak Başbakan Erdoğan ve Hükümetini gösteren Öcalan, yakalandığı 1999´dan AK Parti´nin iktidara geldiği 2002 yılına kadar o süreçte sistem içinde mutlak iktidar sahibi olan o kendisiyle ilişkilenen çevrelerin niye çözüme dönük tek somut adım atmadıklarını izah ederse biz de öğrenmiş oluruz. Bu arada kendilerine hatırlatmış olayım: Sahi siz değil miydiniz, her seferinde silahlı güçlerimizi sınır dışına çekip koşulsuz ateşkes ilan ettiğimiz halde o kaç yıllık süreçte devletin hiçbir adım atmadığını söyleyen? ( Mehmet Metiner / Star)

(13 Ocak 2011, 15:19)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2789    yazdır/print


 

Başbakandan çarpıcı sözler: Yeni Anayasa ve tahliyeler

Başbakan yeni anayasa konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Seçimlerden sonra yeni anayasayı anayasacılar değil, halk yapacak.. 102 tahliyelerini de eleştiren Başbakan, dosyaların hükümeti zora sokmak için işleme konmadığı iddiaları için, ´Öyle düşünmek istemiyorum ama bu öyle anlaşılıyor. Neden önemli dosyaları öne almıyorlar. Bizzat yaşadım. Benim dosyamı bir günde Diyarbakır´dan getirtip, karar alıp, beni seçime sokmadılar. Madem o kadar mahirdiniz, neden şimdi yapmıyorsunuz?´ dedi.

Başbakandan çarpıcı sözler: Yeni Anayasa ve tahliyeler

Başbakan yeni anayasa konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Seçimlerden sonra yeni anayasayı anayasacılar değil, halk yapacak.. 102 tahliyelerini de eleştiren Başbakan, dosyaların hükümeti zora sokmak için işleme konmadığı iddiaları için, ´Öyle düşünmek istemiyorum ama bu öyle anlaşılıyor. Neden önemli dosyaları öne almıyorlar. Bizzat yaşadım. Benim dosyamı bir günde Diyarbakır´dan getirtip, karar alıp, beni seçime sokmadılar. Madem o kadar mahirdiniz, neden şimdi yapmıyorsunuz?´ dedi.

Erdoğan iki gün süren Kuveyt ve Katar gezilerinin son gününde heyetteki Türk gazetecilerle sohbet etti. Kürt sorununda CMK 102 tahliyelerine kadar pek çok konuda konuşan Erdoğan´ın gündemindeki en önemli konu yeni anayasa çalışmasıydı. Yeni anayasa için çalışmaların sürdüğünü belirten Erdoğan şunları söyledi: “12 eylülde ileri demokrasi ve özgürlükler dedik. Şimdi daha geniş ele alınmalı. Bu anayasayı anayasacılar yapmayacak. Toplumun geniş katmanları yapacak. Anayasacılardan son aşamada teknik yönden istifade edeceğiz. STK´lar, gençlik ve kadın örgütleri, sendikalar, ekonomistler ve sosyal bilimciler bu anayasayı yapacak. En geniş anlamda katılımı sağlayacağız.”

Tercümana gerek kalmayacak

“Toplumun anayasayı anlamak için tercümana ihtiyacı olmayacak” diyen Erdoğan şöyle devam etti: “Seçimden sonra bunu gerçekleştirebileceğimiz bir meclis tablosu arzu ediyoruz. Kısa öz ve ileri demokrasiyi hedefleyen, özgürlükleri ve temel hakları teminat altına alan anlaşılabilir bir metin hayal ediyorum. Kadın hakları konusunda çok adım attık ama bu anayasa kadın haklarını teminat altına alacak. Aile yapımızı muhafaza altına alacak bir anayasa olacak.”

1) Kürt sorunu:Kimsenin cesaret edemediği adımları attık

Bu konuyu adeta tabu haline getiriyorlar. AK Parti Cumhuriyet tarihinde görülmedik ilgi gösterip hiç kimsenin cesaret edemediği adımları attı. OHAL´i kaldırdık. Çekiç Gücü gönderdik. Ana dilde öğrenmenin yolunu açtık. 24 saat Kürtçe yayın yapan devlet kanalı TRT şeş var. Bölgeye 20 milyar dolara civarında alt yapı yatırımı yaptık. Bunlar görülmüş şeyler değil. Kürt kökenli kardeşlerim yaptıklarımızı zaten değerlendiriyor. Abhaz, Roman kardeşlerimin de sorunları var. Onları da çözmeye çalışıyoruz. Bunlar bizim zenginliğimizdir. Kesrettir. Tek bayrak, tek dil, tek vatan üst kimliğinde vahdettir.

2) Heykel polemiği:Dolandırmayalım o heykel ucubedir

Sağa sola çekmeye gerek yok. “Ucube´ tanımını heykel için kullandım. Heykelin içeriği ile ilgilenmiyorum. Heykel ile ilgili takdir yetkisi kullanmak için illa güzel sanatlar mezunu olmak şart değil. O heykelin bulunduğu yerde Seyyit Hassan el Harkani türbesi ve camii ortaya çıkarıldı. Tarihi eseri gölgeleyecek bir inşaata izin veremezsiniz. O heykel yapılmaya başlandığında Belediye Başkanı´nı uyardım. Nitekim Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu “yıkılsın” kararı verdi. Hedef saptırmaya hiç gerek yok. 4 buçuk yıl İstanbul Belediye Başkanlığı ve 7 buçuk yıl da Başbakanlık süremde bir tane ne heykel yıktım. Ayrıca kendileri de söylüyorlar. Binlerce Atatürk heykeli var. Sanat değeri olan 5´i 10´u geçmez.”

3) CMK 102 tahliyeleri:Seçime kadar yargıda ilerleme olacak

(Hizbullah tahliyeleri tepki yarattı)... Neden hep Hizbullah´a takılıp kaldık? (-Çünkü halay çekildi...) Bazen halaylı olur, bazen alaylı olur. Bu iktidarın değil yargının tasarrufudur. Asıl soru 10 yıldır bunlar neden orada duruyor. Yargıtay, Danıştay´da daire ve üye sayısını artırmak için çalışmalar sürüyor. Ayrıca İstinaf Mahkemeleri´ni devreye soktuğumuzda, Yargıtay´ı rahatlatacağız. Seçime kadar ilerleme olacak. (Dosyaların hükümeti zora sokmak için işleme konmadığı iddiaları için) Öyle düşünmek istemiyorum ama bu öyle anlaşılıyor. Neden önemli dosyaları öne almıyorlar. Bizzat yaşadım. Benim dosyamı bir günde Diyarbakır´dan getirtip, karar alıp, beni seçime sokmadılar. Madem o kadar mahirdiniz, neden şimdi yapmıyorsunuz.

4) Başörtüsü meselesi:İleri demokrasi için köklü çözüm

Üniversitelerde başörtüsü bu sene fiili olarak serbest. Ama başörtülü mezunların akademisyen olmak ya da kamuda çalışmak gibi sorunları çözmeliyiz. İleri demokrasi, özgürlük diyorsak, bu sorunu ele almalıyız. Batıda hak ise biz de bu hakkı vermek zorundayız. ABD´de var. Japonya´da var. Avrupa´da var. Türkiye´de yok. Çünkü kendine özgü şartları var deniliyor. Bu çok zorlama, dürüst ve samimi bir savunma değil. Şimdi Anayasa Mahkemesi´ne bireysel başvuru hakkı geliyor. Anayasa Mahkemesi nasıl yasal olmadığı halde bir engel koyduysa, bireysel başvuru da yeni bir süreç başlatacak. Bu hak mücadelesinde er ya da geç bir noktaya varılacak. ( Star, DHA)

(13 Ocak 2011, 13:40)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

10 yıllık tutukluluk süresi tartışmalarıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2788    yazdır/print


 

Poyrazköy: 10. duruşmada da tartışmalar yaşandı

´Fuhuş ve askeri casusluk´ soruşturması kapsamında Gölcük Donanma Komutanlığı´nda 6 Aralık 2010 tarihinde yapılan operasyonla ele geçirilen ve tamamı 43 klasör tutan deliller, içerisinde Balyoz, Oraj ve Suga Harekat planlarıyla Sakal ve Çarşaf eylem planları bulunması nedeniyle Balyoz davasını gören İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderildi. Bir ihbar üzerine Gölcük Donanma Komutanlığı´nda istihbarat bölümünün zeminine gizlenmiş bir bölme içinde 10 çuval belge ele geçirilmişti. Belgelerin, Ergenekon ve bağlantılı bir çok dava ve soruşturmayı etkileyecek orjinal ıslak imzalı ve şok belgeler olduğu ortaya çıkmıştı. Bu arada Balyoz davasının bugün görülen 7. duruşmasında iddianamenin okunmasına devam ediliyor.

Poyrazköy: 10. duruşmada da tartışmalar yaşandı

´Kafes eylem planı´ ve ´Amirallere suikast´ iddialarına ilişkin davalarla birleştirilen ´Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmat´ ile ilgili 69 sanıklı davanın 10. duruşması başladı. Duruşmada mahkeme heyeti üyesi Hakim Mehmet Karababa ile sanık ve avukatları arasında ´sakız çiğneme´ ve ´soyadla hitap etme´ konularında tartışmalar yaşandı. Sanıkların küstah tavırlarla mahkeme heyetini ve ortamı germeye çalışması dikkat çekti.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görevli yarbay Ercan Kireçtepe, binbaşı Erme Onat, binbaşı Eren Günay, teğmenler Faruk Akın, Sinan Efe Noyan ile aralarında eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç ve Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar´ın da bulunduğu 18 tutuksuz sanık katıldı. Tutuklu sanıklar emekli deniz binbaşı Levent Bektaş ve emekli SAT komando Ergin Geldikaya´nın gelmediği duruşmada, sanık avukatları ve ´müdahil´ Agos Gazetesi´ni temsilen avukatları hazır bulundu. Duruşma, polis memuru tanık Fevzi Fidan´ın dinlenilmesiyle devam ediyor.

Poyrazköy kazısına katılan polisler dinleniyor

´Kafes eylem planı´ ve ´Amirallere suikast´ iddialarına ilişkin davalarla birleştirilen ´Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmat´ ile ilgili 69 sanıklı davada tanık olarak dinlenilen polis memurunun üzerinde silah olduğu, duruşma salonuna girerken silahını teslim etmediği belirlendi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada tanık olarak dün ifade veren, bugün soruları cevaplandıran bomba imha ve inceleme uzmanı polis memuru Fevzi F, Poyrazköy´deki kazılarda görev alan polis ekiplerine Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerinin liderlik yaptığını, kazı yerine topluca gidildikten sonra görevlilerin gruplara ayrıldığını ve belirli bölgelerde arama yapıldığını tekrarladı. Tutuksuz sanıklardan Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar´ın ´Kazı yapılacak bölgeleri kim belirledi?´ diye sorduğu Fevzi F, ´Bölgeler rastgele belirlendi. Belirli bir planlaması yoktu. Bize emir verilirken herhangi bir bölge ismi zikredilmedi´ dedi. Tanık polis Fevzi F, sanıklardan Albay Mehmet Orhan Yücel´in ´1960´lı yıllarda olduğu gibi aramalarda kazma ve kürek gibi malzemeler mi kullanıldı?´ sorusu üzerine, aradan 30 yıl ve 3 kuşak geçtiğini, bomba ve bomba tespit araçlarının değiştiğini, kazı yerinde sadece kazma, kürek ve kepçe değil aynı zamanda döneme uygun teknik malzemelerin kullanıldığını ifade etti.

Patlayıcıdan koruyucu elbise giyilmedi çünkü o elbise ile en fazla 5-6 dakika çalışılabilir

Başka bir soruyu cevaplandırırken de ele geçirilen lav silahlarının sulu bir bölgeden çıkarıldığını, çok iyi korunduğu için suyla temasının söz konusu olmadığını ve silahı çalışır vaziyette bulduklarını ifade eden Fevzi F, sanıklardan Ergin Geldikaya´nın sorusuna karşılık da kazı çalışması sırasında bomba imha görevinde kullanılan özel elbiseyi uzun süreli bir çalışma gerektiği için giymediğini ve 45 kilogramlık elbiseyle en fazla 5-6 dakika çalışılabileceğini söyledi. Kazıların 15-20 santimetreyi geçmediğini ve kepçenin de o şekilde kullanıldığını ifade eden Fevzi F´ye aramalarda kaydedilen bir videoyu izlettiren tutuklu sanık Levent Bektaş´ın avukatı Celal Ülgen, görüntülerde kepçenin metrelerce kazı yaptığı ve çevresinde korunmasız şekilde insanlar bulunduğunun fark edildiğini ifade etti. Tanık Fevzi F. de bunun üzerine, bu şekilde arama yapmanın normal olmadığını, patlayıcı arandığı için arayanların otomatik olarak tehlikede olduğunu ama oradaki aramayı o şekilde yapma kararını elbise giymenin zorluğu nedeniyle kendisinin verdiğini fakat kepçenin etrafında bulunan insanların can güvenliği konusunun da o insanlara sorulması gerektiğini kaydetti. Bir avukatın ´Kepçenin etrafında bulunan insanlardan biri de sizsiniz, neden önlem almadınız?´ diye sorduğu Fevzi F, ´Evet, orada görünen kişilerden biri de benim. İnisiyatifimi kullandım orada. Bomba imha için özel elbise giymenin şartları oluşmamıştı. Elbise kısa zamanlı işler için 5-6 dakikalığına giyilir. Bomba araması yapılması, tehlikeliden tehlikesiz durumuna doğru 3´e ayrılır. Poyrazköy´deki arama bana göre daha az tehlikeli olan 3. gruba girmektedir´ dedi.

Tanık polisin salona silahla girmesi tepkilere yol açtı

Duruşmada tanık Fevzi F. ile sanık ve sanık avukatlarının karşılıklı soru ve cevap şeklindeki tartışmalarına, konuşmanın üslubuyla ilgili mahkeme heyetinin de müdahalesi oldu. Savcı ve hakimler, Mahkeme Heyeti Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu´na, sanık ve avukatlarının yoruma tabi olmayan soruları tanığa sormaları gerektiği yönünde uyarılarda bulundu. Başkan Yılmazabdurrahmanoğlu da bu konuda soru soranları uyardı. Duruşmada söz alan avukat Celal Ülgen, tanık Fevzi F´ye ´üzerinde silah olup olmadığının´ sorulmasını istedi. Mahkeme heyetinin sorusu üzerine ´Silah üzerimde´ diyen Fevzi F, ´Silahla içeri girilmeyeceğini bilmiyor musunuz?´ diye sorulunca da ´Ben biliyordum da özür dilerim, unutmuşum´ diye konuştu. Avukat Celal Ülgen, bu konunun tutanağa geçirilmesini isteyerek, polis olan tanık Fevzi F´nin, avukatlara yönelik sert konuşma şekli nedeniyle silahının bulunduğunu ve polis psikolojisiyle silahına güvendiğini tahmin ettiğini söyledi. Ülgen, silahı görmediğini, sadece tahmin ettiği için ´Silah var mı?´ diye sorduğunu sözlerine ekledi. Başkan Yılmazabdurrahmanoğlu, bir güvenlik görevlisinin gelerek, tanıktan silahını almasını istedi. Bu sırada tanık Fevzi F, Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç´ın sorusu üzerine, arama yaptıkları bölgede silahların çıktığı gömü toprağının eski görünümlü olduğunu ve üzerinde yeşerti bulunduğunu sözlerine ekledi. Tanık Fevzi F, duruşmaya ara verildiğinde silahını görevliye teslim etti. ( AA)

Poyrazköy davasında tartışmalar yaşandı

´Kafes eylem planı´ ve ´Amirallere suikast´ iddialarına ilişkin davalarla birleştirilen ´Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmat´ ile ilgili 69 sanıklı davada mahkeme heyeti üyesi Hakim Mehmet Karababa ile sanık ve avukatları arasında ´sakız çiğneme´ ve ´soyadla hitap etme´ konularında tartışmalar yaşandı.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada tanık olarak ifade veren Komiser Cem A, sanıklardan Levent Bektaş´ın ev ve iş yerindeki aramalara katıldığını ve ifadesini aldığını, Bektaş´ın iş yerindeki dizüstü bilgisayar, CD ile 2 DVD ve bilgisayar hardiskine el koyduklarını ve şubeye götürdüklerini ifade etti. Bir avukatın ´El koyduğunuz dijital verilerin bir imajını alıyor musunuz?´ diye sorduğu tanık A, ´Teknik yetersizlikten imaj cihazımız yoktu, bu yüzden alamadık´ dedi. Mahkeme Heyeti Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu´nun ´Kaç imaj cihazınız var ve ilk incelemede dava konusuna ilişkin ne buldunuz?´ diye sorduğu Cem A, ´Hatırladığım kadarıyla o zaman şubemizde 2 adet, bilişim şubesinde de 3 adet vardı. Ancak olay tarihinde eş zamanlı 5 ayrı şahsa operasyon düzenlendiği için teknik yetersizlik söz konusu olabilir´ diye konuştu.

İlk incelemede CD´lerde ´Kafes Eylem Planı´ adlı belgeyi göremediklerini söyleyen A, bu belgenin teknik personelin incelemesinden sonra bulunduğunu kaydetti. Sanık Levent Bektaş´ın avukatı Celal Ülgen´in ´Dijital verileri kime teslim ediyorsunuz? Kim inceliyor? Ayrıca DVD ve CD´lere bilgi eklenip çıkarılabileceğini biliyor musun?´ diye sorduğu Komiser A, delilleri teknik birime verdiklerini, burada inceleme yapıldığını ve delillerin dışarı çıkartılamayacağı karşılığını verdi. Avukat Ülgen, ´CD ve DVD´lerin tekrar üzerine yazılabildiğini de bilmiyordum. Ayrıca o dönemlerde imaj alınmıyordu´ diyen A´ya, bunun CMK´ya aykırı olduğunu hatırlattı. Ülgen, ayrıca CMK´ya göre arama yapıldığı sırada suç unsuru bulunmadığında yakalama işlemi yapılamayacağını hatırlatarak, Bektaş´ın neden gözaltına alındığını sordu. Komiser Cem A´nın ´Bugüne kadar bu kararın olduğu her olayda aynı şey yapıldı´ sözlerine duruşma salonunda bulunanlar tarafından tepki gösterildi.

Duruşmada sakız tartışması

Bunun üzerine, soru-cevap tartışmalarındaki konuşmaların üslubuyla ilgili mahkeme heyetinin müdahalesi oldu. Bu sırada heyet üyesi Hakim Mehmet Karababa da duruşmada sakız çiğnenmemesi uyarısında bulunarak, ´Burası Türkiye Cumhuriyeti´ni temsil eden bir mahkeme´ dedi. Tutuklu sanık Ergin Geldikaya ise takma dişini çıkartarak, ´Bana bakarak konuşuyorsun. Ağzımdaki sakız değil, takma diş´ dedi. Avukat Celal Ülgen, bu duruma karşılık ´İkinci sakız vakası´ dedi. Hakim Karababa´nın ´Burası Türkiye Cumhuriyeti´ni temsil eden bir mahkeme´ sözlerini tekrarlaması üzerine sanık Geldikaya, ´Biz de öyle umuyoruz´ dedi. Karababa ise ´Ummak değil, öyle zaten´ cevabını verdi.

Sanık Levent Bektaş da söz alarak, tanık Komiser A´ya ´Arama sırasında zorluk çıkardım mı veya delilleri karartma gibi davranışlarda bulundum mu?´ sorusunu sordu. A´nın olumsuz bir tavırla karşılaşmadığını söylemesi üzerine Bektaş, aramaya gelen polislere yardımcı olduğunu belirterek ´Samimi olduğumu göstermek için başka yerde olan dizüstü bilgisayarımı da getirdim´ dedi.

Diğer polisler de dinlendi

Duruşmada daha sonra tanık olarak ifadesi alınan polis memuru Vahit K, 14 Mayıs 2009 tarihinde sanıklardan Ergin Geldikaya´nın Selimiye´deki ev aramasına katıldığını ve o dönem görevli olduğu İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğünden de çevre güvenliği için görevlendirildiğini belirterek, evin neresinde silah bulunup bulunmadığını hatırlamadığını aktardı. Şu an başka bir ilde bomba uzmanı olarak görev yapan tanıklar Adem T ve Serdar K. ise sanık Geldikaya´nın ev aramasında açığa çıkan askeri mühimmat olduğunu, savunma tarzı el bombasının evin sol köşesindeki odada bir varilin içinde ve silahların da mutfağın yan tarafındaki depodan çıkarıldığını söyledi. Tanık polis memuru Yaşar Ü. de o dönemde muhaberede evrak memuru olarak çalıştığını, görevinin birime gelen e-posta ihbarlarını ve şikayetleri değerlendirerek üst merciye iletmek olduğunu belirterek, 23 Şubat 2009 tarihinde ´Hüseyin Vatansever´ adlı takma isimli kişiden gelen ihbar tutanağı altında imzasının bulunduğunu ve kendilerine günlük 30-40 adet ihbar geldiğini ifade etti.

Denizaltındaki patlayıcıyı teslim alan subay

Duruşmada tanık olarak dinlenilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı SAT-SAS özel malzeme subayı Bülent B. ise Koç Müzesi´ndeki ´Turgut Reis´ denizaltısında bulunan bombayı teslim aldığına dair düzenlenen tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu belirterek, 2 poşet halinde teslim aldığı patlayıcıları SAT Grup Komutanlığının cephaneliğine götürerek üstten gelen emirle imha ettirdiğini dile getirdi.

Kendisine teslim edilen malzeme içinde TNT ve saniyeli fitil bulunduğunu belirten B, o zamanki grup komutanlığının emriyle denizaltına gittiğini, daha önce bulunan bombanın karşıdan bakıldığında görülmeyecek ama yandan bakıldığında görülecek iskandil cihazının arkasında bulunmuş olduğunu, kendilerinden önce poşetin açılıp incelendiğini ve içindekinin patlayıcı olduğunun tespit edildiğini ifade etti.

Sanıklardan eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü´nün ´Patlayıcı hemen düzenek kurulacak bir patlayıcı mıydı? Patlarsa etkisi ne olurdu?´ diye sorduğu B, bulunan patlayıcının hemen kurulacak cinsten olmadığını, pek rastlanmayan bir şekilde fünye çaplarının küçük olduğunu, daha sonra yaptığı araştırma sonucu bu fünyelerin su altında kullanıldığını öğrendiğini ve bu düzeneğin kolaylıkla yapılabileceği konusunda bir inancının olmadığını söyledi. Tanık Bülent B. ayrıca, söylenildiği gibi patlayıcının 200 ya da 300 kişi değil, en fazla 8-10 kişiye zarar verebileceğini dile getirdi.

Denizaltının en fazla 6-7 kişi kapasiteli olduğunu anlatan B, Öğütcü´nün, ´Patlayıcı yandığında fark edilir mi? Fünye uzunluğu hesaplandığında azami 4 dakikada mı yanar?´ sorusuna karşılık da bu kısa dakikalar içinde patlama halinde denizaltıdan çıkışın zor olacağını ifade etti.

Mahkeme heyeti üyesi Hakim Mehmet Karababa, tanığa ´Denizaltında bulunan patlayıcının açık alan ile kapalı alanda patlamasının etkisi aynı mı olur?´ diye sordu. Tanık B. de, patlayıcının kapalı alanda açık alana oranla daha fazla etkili olacağını ifade etti.

Hakime soyadla hitap tartışması

Bu sırada söz alan sanık Ali Türkşen, daha önce soru soran Öğütcü gibi hakime yönelik, ´Sayın Karababa´ hitabında bulunduğu için Karababa tarafından ´Bana sayın Karababa olarak hitap etmeyin. ´Sayın Hakim´ deyin. Hakkınız yok. Devletin hakimiyim´ diye uyarıldı. Bu uyarı nedeniyle tartışmaya katılan avukat Celal Ülgen, mahkeme heyeti başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu´ndan duruşma salonunda disiplinin sağlanmasını ve Hakim Karababa´nın her duruma müdahale etmesini engellemesini istedi. Ülgen´in bu çıkışına tepki gösteren Karababa, ´Celal Bey, bunu siz başlattınız. Hedef göstererek konuşamazsınız´ dedi. Celal Ülgen´in, ´Yüzbinkere Karababa´sınız´ diye bağırdığı Karababa da ´Beni hedef göstererek söyleyemezsiniz´ diye uyarısını tekrarladı. Avukat Ülgen´in, ´İsterseniz hakkımda suç duyurusunda bulunun´ ifadesini kullanmasına karşılık Karababa da ´Suç duyurusunda bulunmam, uyarıyorum´ diye konuştu. Duruşmada, bu tartışmanın ardından sanıklar ve avukatlarının Hakim Karababa´ya ´Sayın Yargıç´ diye hitap ettikleri görüldü. ( Zaman)

Kafes´te Emniyet raporunun mahkemeden gizlendiği iddiası

Poyrazköy davasında sanık avukatlarından Murat Ergün, ´Kafes Eylem Planı´ adlı belge üzerinde bulunan ´uygundur Kadir Paşa koor. etsin´ şeklindeki el yazısının iddia edildiği gibi sanık emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü´ye ait olmadığını savundu. Emniyetin bu yönde raporu olduğunu ve söz konusu raporun mahkemeden gizlendiğini ileri süren Ergün, Bu raporu Balyoz klasörlerinde bulduk. dedi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nde devam eden duruşmada avukatların talepleri alınıyor. Söz alan sanıklar Koramiral Kadir Sağdıç ve Öğütçü´nün avukatı Murat Ergün, ´Kafes Eylem Planı´ belgesi üzerindeki notun müvekkili Öğütçü´ye ait olmadığını söyledi. İddianamede ´uygundur Kadir Paşa koor. etsin´ yazılı notun Öğütçü´ye ait olduğunun iddia edildiğini ve notta ismi geçen Kadir Sağdıç´ın da bu gerekçe ile sanık olduğunu öne süren Ergün, emniyetin hazırladığı bir raporda notun Öğütçü´nün el ürünü olmadığının belirtildiğini ifade etti. Raporu tesadüfen fark ettiklerini söyleyen Ergün, Rapor, Balyoz davasının delil klasörleri arasında çıktı. Kadir Sağdıç, Balyoz davasında sanık ve o fark ediyor. Bu rapor mahkemeden ve savcıdan gizleniyor. Savcılığa, iddianame tamamlanıp mahkemeye gönderildikten bir gün sonra iletiliyor. Tamam, geç de olsa savcılığa iletildi. Savcılık neden müvekkillerimin lehine olan bu delili dosyaya koymuyor. Belki de müvekkilim burada sanık olmayacaktı. Bu durum karşısında tepkiniz ne olacak merak ediyorum. dedi. Ergün, emniyetin hazırladığı bu raporun dosyaya konulmasını da talep etti.

´Kadir Paşa koor. etsin´ yazısı

Avukat Ergün´ün duruşmada dile getirdiği söz konusu rapor Balyoz davasının ek delil klasörlerinde yer alıyor. Söz konusu el yazısına ilişkin olduğu iddia edilen raporda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü´ne yazı yazarak, Ahmet Feyyat Öğütçü´nün el yazısı örnekleri ile Kafes Eylem Planı´nda bulunan ´uygundur. Kadir Paşa koor. etsin´ yazısının karşılaştırılmasının istendiği belirtiliyor. Emniyet Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü, Öğütçü´nün el yazısı örneği ile Kafes belgesi üzerindeki notu karşılaştırıp 26 Şubat 2010 tarihinde bir rapor hazırladı. Raporda, Ahmet Feyyaz Öğütçü isimli şahsın mevcut mukayese el yazıları ile el yazılı faili meçhul dokümanlardaki el yazıları incelenmiş; aralarında kaligrafik ve karakteristik özellikler yönünden ilgi ve irtibat tespit edilememiştir.denildi. ( Cihan)

Poyrazköy davası Nisan´a ertelendi

Poyrazköy davasında tahliye kararı çıkmadı. Duruşma 6 ve 8 Nisan 2001 tarihine ertelendi. Duruşmada avukatların taleplerinin alınmasının ardından mahkeme ara verdi. Yarım saatlik aranın ardından mahkeme, taleplere ilişkin kararlarını açıkladı. Tutuklu sanıklar Levent Bektaş, Ercan Kireçtepe, Erme Onat, Eren Günay, Ergin Geldikaya, Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan´ın üzerlerine atılı eylemin vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunduğu ve devam ettiği gerekçesiyle tahliye taleplerini reddetti. Duruşmayı 6 ve 8 Nisan 2011 tarihine erteleyen mahkeme, 7 sanığın duruşmalara katılma zorunluluğunu ortadan kaldırdı.

´Kadir Paşa koor. etsin´ yazısı isteniyor

Feyyaz Öğütçü´nün Balyoz davası klasörlerinde yer aldığını belirttiği ve Kafes belgesindeki notun kendi eli ürünü olmadığını gösteren ekspertiz raporunun İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nden istenmesine karar veren heyet, 13 sanığın yurt dışı çıkış yasağının kaldırılması taleplerini reddetti. Levent Bektaş´ın ruhsatlı silah ve tüfeğinin iade edilmesi talebini kabul eden mahkeme, bu duruşma tanık olarak ifadeye çağrılan ancak zaman yetersizliği nedeniyle dinlenemeyen polis memurlarının, bir sonraki duruşma çağrılmasına hükmetti.

Kuban kendisi istedi

Taleplerle ilgili ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. 13 sanıkla ilgili yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması´ talebini reddeden heyet, tutuksuz yargılanan sanıklardan 7´sinin duruşmalara gelme zorunluluğunu kaldırdı. Savcı Nuri Ahmet Saraç, sanık avukatlarının, mahkemenin iki üyesinin talepleri dışında başka illere gönderildiği´ iddiasına karşılık, hakimler Oktay Kuban ve Nejat Ede´nin arkadaşları olduğunu ve tayinlerinin kendi talepleriyle gerçekleştiğini söyledi. ( Cihan, Yenişafak)

ÖĞÜTCÜ: ´BU DAVA ABD KOMPLOSU´

Kafes sanığı emekli Koramiral Öğütçü, dünkü duruşmada bugüne kadar kamuoyunda hiç bilinmeyen TSK içindeki bir köstebek operasyonunu anlattı. Öğütçü, “İçimizdeki sütü bozuklar bize tertip kurdu. ABD´ye sık sık giden bu personelin gizli bir istihbarat teşkilatıyla ilişkileri var. Onların komplosuyla biz sanık yapıldık” dedi. “Kafes Eylem Planı” ve “Amirallere Suikast” davalarıyla birleştirilen Poyrazköy´de ele geçirilen mühimmata ilişkin dava kapsamında yargılanan eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü dünkü duruşmada kamuoyunda hiç bilinmeyen TSK içindeki bir köstebek operasyonunu anlattı. 2009 Ağustos´ta emekli olan Kuzey Deniz Saha Komutanı Öğütçü salondaki avukatların da şaşkınlıkla izlediği şu açıklamaları yaptı: “2008 yılı Temmuz ayından itibaren TSK hedef alındı. Özellikle Deniz Kuvvetleri hedef seçilerek hedef alınan komutanlıklar ile subay ve astsubaylara karşı içimize yerleşmiş sütü bozukları vasıtasıyla tertipler hazırlanmış, bilahare emniyet ve savcılara gönderilen imzasız sahte imzalı ihbar mektupları, kablosuz internet hatlarından atılan e-mailler, el konulan bilgisayar, DVD ve CD´lere yerleştirilen düzmece plan ve notlar, teknik takip sonucu telefon konuşmalarından kendilerine göre yorumlar ile suçlamalar yapılarak tutuklamalar yapılmış ve iddianameler düzenlenmiştir. Masum insanlar tutuklanarak aileleri perişan edilmiş, alınlarına sürülmeye çalışılan lekeleme ile şeref ve haysiyetleri ayaklar altına alınmış, sisteme olan inançlarını yitirmişlerdir.”

´2005´te ihbar geldi´

Kuzey Deniz Saha Komutanlığına 20 Mayıs 2005 tarihinde Cemal Korkmaz sahte ismi ile bir ihbar mektubu gönderildi. Mektupta, SAT Grup Komutanlığında bir gruptan bahsediliyordu. Bahse konu personelin son zamanlarda SAT Grup Komutanlığında yaşanan olaylarla ilgili olabileceği, bu personelin aşırı borçlu oldukları belirtiliyordu. Bu personelin geçinemediklerini söyledikleri bir dönemde aniden paralanıp ev ve araba aldıkları, bu şahıslardan birinin ABD´ye gidip gelmesinden sonra SAT grubunda olayların meydana gelmesi dikkati çekti. Şahısların isimleri Emin Koçak, İbrahim Balçın, Mehmet Solak ve Lokman Gökbulut olarak açıklanmıştır. Prensip olarak imzasız ve sahte imzalı mektuplara işlem yapılmadığı için mektuba ilişkin bir işleme geçilmemiştir. Ancak, 25 Mayıs 2009 tarihinde, bir önceki gün Mehmet Solak´ın denize mühimmat attığı telefon ile tarafıma rapor edilmiştir.”

´Hepsini tutukladık´

Olaydan sonra sorgulanan Solak´ın ifadesinde mermileri denize attığını itiraf ettiğini ve tutuklandığını belirten Öğütçü şöyle devam etti: “Solak´ın iş yerleri ve evlerinde delil olabilecek tüm CD, doküman ve malzemelere el konuldu. Yapılan aramalarda Lokman Gökbulut´un evinde patlayıcı C4 maddesi bulundu ve 26 Mayıs 2006 tarihinde tutuklandı. Mektupta ABD´ye tatile gittiği belirtilen astsubayın araştırılmasında, Mehmet Emin Koçak´ın çok defa izinsiz yurt dışına çıktığı tespit edilerek 23 Haziran 2009 tarihinde tutuklandı.”

´Davalar ayrılsın´

Öğütcü, “Birbiriyle hiçbir ilgisi ve ilişkisi bulunmayan Kafes ve Amirallere Suikast davalarının ayrılarak bir an önce hakikatlerin ortaya çıkarılmasını, haklarında hiçbir somut delil bulunmayan, tamamen tertiplere dayalı sahte, düzmece belge ve kanıtlarla suçlanan masum insanların temize çıkarılmalarını, serbest bırakılmalarını, bahse konu senaryoyu hazırlayan ve uygulayanların bulunarak adaletin tecelli etmesinin sağlanmasını istiyoruz” dedi.

´Bektaş´ın sözleri gözlerimi doldurdu´

Ali Türkşen savunmasını yaparken gözyaşlarını tutamadığının gazetelere de yansıdığını anımsatan Öğütcü, şöyle konuştu: “Türkşen, bir önceki duruşmada sanık sıfatıyla ifade veren Levent Bektaş´ın (Benim askerlikle sorunum yok. Ben dünyaya yeniden gelsem yine asker olurdum. Yine SAT olurdum ama bu ülkenin ordusunda değil) şeklindeki sözlerini tekrarlamıştı. Gözlerimin dolmasına neden olan bu sözlerdi. Bektaş´a bu sözleri söyleten benim rolüm olmuşsa ki arkadaşım benim emrimde de görev almış, ben dahil tüm komutanları, kendisine bu tuzakları, tertipleri hazırlayan arkadaşlarını ve işbirliği yaptıkları gizli teşkilatın tüm üyelerini kınıyorum ve kınamanın da ötesinde lanetliyorum.” (Vatan)

Öğütcü´den hayatın olağan akışına uyan açıklamalar: Denizaltıdaki patlayıcılar unutulmuştur.. 3. güç TSK´yı yıpratmak için çalışıyor.. TSK´da darbe yanlısı biri bulunmuyor.. Denizaltı hala bizim görev alanımızda, Deniz Kuvvetleri ´patlayıcıları bildir´ deseydi, haber verirdim..

Davayı komplo olmakla suçlayan Öğütcü, denizaltıdaki patlayıcıları gizlice imha ettirmişti

Kafes davasının 17 Haziran 2010 tarihinde görülen 2. duruşmasında savunma yapan 1 no´lu sanık Feyyaz Öğütcü aynı sözleri sarfetmiş ve davanın, TSK´yı yıpratmak isteyen 3. Güç´ün tezgahı olduğunu iddia etmişti. 17 Haziran´daki duruşmada mahkeme duvarına yansıtılan barkovizyonla savunmasını yapan Öğütcü, hakkındaki iddiaları ´düzmece´ olarak değerlendirmişti: 40 yıl hizmet ettikten sonra imzasız, sahte imzalı ihbar mektupları, düzmece CD´ler ile üstümüze atılan kuru iftiraları temizlemek için buradayım.´ Feyyaz Öğütçü, TSK mensuplarına yönelik psikolojik harp yürütüldüğünü ve ´Ergenekon´ gibi bazı davaları yönlendiren üçüncü güç olduğuna inandığını anlattı: Bu güç, bazı mihrakların amacı doğrultusunda hareket eden, TSK´yı yıpratmak için çalışan üçüncü bir güçtür. Türkiye´de hâlâ TSK´da darbe yanlısı biri bulunmamasına rağmen, sözde darbe planları tartışılıyor. Bu üçüncü güç kendinden olmayan subayları tasfiye etmeye devam ediyor. Onlardan yana değilsen darbeden yanasın.´ Hukuk dışı olayların hep üzerine gittiğini ve mesleğinin 40. yılında çok iyi organize edilmiş haysiyetsiz kişilerin çirkin karalama kampanyası ile karşılaştığını anlatan Öğütçü, görevdeyken bu konularda askeri savcılığa 9 adet soruşturma talimatı verdiğini ve mektupla SAT Grup Komutanlığı´nda olay çıkarmakla tehdit edildiğini dile getirdi. Öğütçü, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda istihbarat amaçlı faaliyet gösterdiği iddia edilen fuhuş çetesi adına çalıştığı belirtilen sivil memur Zuhal A. ile İlknur Ö.´nün yasa dışı ve gayri ahlaki maillerini tespit ettirdiğini açıkladı. Şahısları başka yerde görevlendirdiğini ifade etti. İddianamede, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda istihbarat amaçlı fuhuş çetesinin faaliyet gösterdiği belirtilmişti. Kafes Planı üzerindeki ´Uygundur. Kadir paşa koor. etsin´ notunun kendisine ait olmadığını ileri sürdü. Bu yazının kendi yazısına benzetilmeye çalışıldığını savundu. Rahip Santoro ve Dink cinayetlerine de değinen Öğütçü, Bu cinayetlerle, söz konusu plan irtibatlandırılmaya gayret edilmiştir. Bu olayların failleri bellidir. Bu cinayetlere en çok üzülen kişilerden biri benim. şeklinde konuştu.

Öğütçü: Denizaltı hala bizim görev alanımızda

Çapraz sorgusunda üye Hakim Mehmet Karababa´nın, Denizaltıda patlayıcı madde bulununca adli makamlara neden bilgi vermediniz?´ sorusuna Öğütçü, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bana ´bildir´ deseydi, bildirirdim´ şeklinde cevap vermişti. Karababa´nın, Orası sivillere açık bir yer. Dolayısıyla sivil savcılara bilgi vermeniz gerekmez miydi?´ sözüne karşılık da Denizaltı bizim görev alanımızda hâlâ. Biz sadece sergi için onlara verdik.´ ifadesini kullanmıştı.

Öğütçü: Denizaltıdaki patlayıcılar unutulmuştur

Koç Müzesi´ndeki denizaltına konulan ve öğrencilerin ziyareti sırasında patlatılacağının iddia edildiği TNT kalıplarını imha emri veren dönemin Kuzey Deniz Saha Komutanı Ahmet Feyyaz Öğütçü suçlamaları reddetmişti. Feyyaz Öğütçü, 14 Kasım 2008´de Uluç Ali Reis isimli denizaltıda bulunan patlayıcılara ilişkin ilginç açıklamalarda bulundu. TNT kalıplarının imha edilmesinden Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nın sorumlu olduğunu belirtti. TNT kalıplarının bulunduğunun kendisine bildirilmesinden sonra kurmay başkanlığa yazı yazdığını ifade eden Öğütçü, komutanlıktan ´gerekli önlemi alın ve imha edin´ mesajının kendisine ulaşmasının ardından bu yöndeki bilgiyi SAS ekibine verdiğini kaydetti. Karargah´ta kurmay başkanının haberi olmadan kuş uçmaz. diyen Öğütçü, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içinde böyle bir yapılanmaya izin verilemeyeceğini savundu. Şöyle konuştu: Benim bu patlayıcılarla ilgili bir tahminim de var. Arkadaşlar ABD gibi ülkelerle yapılan askeri tatbikatlarda elde kalan patlayıcıları saklıyor. Emekli olduktan sonra da imha etmek istiyorlar. Bu patlayıcılar öyle de orada kalmış olabilir. Ben olay ortaya çıktığında ´denizaltı kullanılırken orada unutulmuş olabilir´ demişim. Savcı da hayatın olağan akışına uygun olmadığını söylüyor bu açıklamamın. Bu ne demek? Agos abone listesinin istihbarat birimlerinde bulunmasının normal olduğunu ifade eden Öğütçü, azınlık vatandaşları korumak için bu listelerin devletin birimlerinde yer alabileceğini söyledi.

(13 Ocak 2011), son güncel.: (14 Ocak 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Poyrazköy İddianamesinde arama yap

Kafes iddianamesinde arama yap

Amirallere suikast iddianamesinde arama yap

Poyrazköy manşetlerimiz

Kafes Eylem Planı manşetlerimiz

Amirallere suikast manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2787    yazdır/print


 

Yargıtay ve Danıştay´a AYM freni, yüksek yargıyı şok etti

TBMM tarafından hazırlanan Anayasa Mahkemesi tasarısı yüksek yargıyı sarstı. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay ve Danıştay kararlarının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal etme yetkisini değerlendirdi. Gerçeker, ´Bu durumun hayata geçmesi sonrası yargıda kaos yaşanır´ iddiasında bulundu.

Yargıtay ve Danıştay´a AYM freni, yüksek yargıyı şok etti

TBMM tarafından hazırlanan Anayasa Mahkemesi tasarısı yüksek yargıyı sarstı. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay ve Danıştay kararlarının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal etme yetkisini değerlendirdi. Gerçeker, ´Bu durumun hayata geçmesi sonrası yargıda kaos yaşanır´ iddiasında bulundu.

Gerçeker, Yargıtaya gelişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Anayasa Mahkemesinin kuruluş kanununa ilişkin bir soru üzerine Gerçeker, tasarıyı incelediklerini, şu ana kadar kendilerine herhangi bir görüş sorulmadığını belirtti. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı verileceğini zaman, daha önce konuyla ilgili rapor hazırlayıp, kamuoyuna ve ilgili makamlara sunduklarını ifade eden Gerçeker, ilk etapta detaylı bir şey söylemesinin mümkün olmadığını belirtti. Gerçeker, şöyle konuştu:

Bunun böyle olacağı belliydi

´Bunun böyle olacağı belliydi. Yeni bir süper temyiz mahkemesi geliyor, anladığım kadarıyla. Hepimiz için hayırlı olsun, bu ülkedeki yargı birliğiyle kesin hüküm kuralıyla ne derece bağdaşır. Bunu kamuoyunun takdirine bırakacağız. Yargıda verilen kararın güvenilirliği olması lazım. Danıştay ve Yargıtay yüksek mahkemeler olarak, adli ve idari yargıda son noktayı koyan merciler, bunun üzerine Anayasa Mahkemesine böyle bir yetki verilmesi bir süper temyiz yetkisi oluyor. Bildiğim kadarıyla AİHM´in bile böyle bir yetkisi yok. AİHM´de yapılan inceleme sonucunda eğer temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşmelere aykırılık, hak ihlali görüyorsa iki türlü yola başvuruyor. AİHM, tazminata hükmediyor ya da ilgili devlete ´iç hukukunu, mevzuatını buna göre değiştir´ diyor. Onun dışında hiçbir zaman bir mahkemenin, bir yüksek mahkemenin verdiği kararı iptal etme yetkisi yok.´

Asli görevini yapan herkese bir ek ödeme verilsin

´Tasarıyla yargı organları arasında mali açıdan bir dengesizliğin de ortaya çıkacağını belirten Gerçeker, ´Mali açıdan daha fazlasını alsınlar gözümüz yok, ama biz hiçbir zaman maddi açılardan konuşmak istemedik bugüne kadar, yine de konuşmak istemiyorum, ama bireysel başvuru hakkının verilmesi nedeniyle mali hak sağlanması... Bu asli bir görevdir, o zaman asli görevini yapan herkese bir ek ödeme verilsin´ diye konuştu.

Yargıda kaos oluşur

Tasarının Yargıtayda hala incelendiğini, bütün detaylarını inceledikten sonra daha sağlıklı bir açıklama yapabileceklerini ifade eden Gerçeker, ´Böyle bir uygulama hayata geçerse, bunu söylediğimiz zaman yanlış anlıyorlar ama söylemek zorundayız. Yargıda tamamen bir kaos ortamı oluşacak. Yarın istinaf mahkemeleri kurulursa, yerel mahkemeler, bölge adliye mahkemeleri, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, AİHM... Yani kaç kademeli bir yargı sistemi olacak. Davaların uzamasını bırakın, sonu gelmeyecek. Bir davanın ne zaman biteceğini bilemeyeceksiniz´ dedi.

AYM sadece yargı kararlarını değil idari işlemleri de iptal edebilecek

´Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın türbanla ilgili açıklamaları oldu. ´Anayasa Mahkemesi, yasal olmadığı halde başörtüsüne engel koyduysa bireysel başvuru da yeni bir süreç başlayacak. Bu hak mücadelesinde er ya da geç bir noktaya varılacak´ dedi. Bireysel başvuruyla türbanın önü açılır mı?´ sorusu üzerine Gerçeker, bu konularda konuşmak istemediğini söyledi. Anayasa Mahkemesine verilen iptal yetkisinin yalnızca yargı kararlarıyla ilgili olmadığını ifade eden Gerçeker, idari işlemlerle ilgili de Anayasa Mahkemesine iptal yetkisi verildiğini hatırlattı. Gerçeker, ´Yani doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesi, Danıştayın, Yargıtayın yerine geçerek, bir karar verme durumunda, böyle bir mekanizmaya ulaşmış durumda´ dedi. Türkiye´de 7-8 milyon civarında dava dosyası, aynı miktarda da idari işlem bulunduğunu ifade eden Gerçeker, ´Bunun altından nasıl kalkılır bilemiyorum. Herhalde bu yasayı gündeme getirenler düşünmüşlerdir´ değerlendirmesinde bulundu.

Hükümet bizden görüş sorarsa görüşlerimizi bildiririz

Anayasa Mahkemesi ile ilgili tasarı üzerine Hükümet ile bir görüşme yapıp yapmayacakları sorusuna da Gerçeker, ´Öyle bir talep gelirse, bizden görüş sorulursa elbette görüşlerimizi bildiririz. Arkadaşlarımızla görüşüyoruz, gerekirse Yargıtay Başkanlar Kurulu toplantısı yapacağız. Orada da kendi görüşlerimizi daha toparlayarak, derli toplu dayanaklarını da göstererek kamuoyuna açıklayacağız´ yanıtını verdi.

Ses kayıtlarını hala araştırıyoruz!

Bazı Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının basın-yayın organlarında yer aldığının hatırlatılması üzerine de Gerçeker, şöyle konuştu: ´Bunlar güzel şeyler değil, hiçbir zaman tasvip edilecek şeyler değil. Araştırıyoruz, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazdık, daha oradan bize olumlu bir cevap gelmedi. Elimizde kesin, net bilgiler olmadan bir şey yapma imkanımız yok. Her şeyi günü gününe araştırıyoruz. Elbette ki ortada suç varsa, suçlu varsa, deliller varsa bunlar elbette soruşturulacak, araştırılacak, sonuçta gereken yapılacak. Biz bunları yapmaya çalışıyoruz, ama maalesef olayların boyutu o kadar genişledi ki ´Yargıtay dinlenmiyor´ dediler. Fakat görüyoruz, çarşaf çarşaf gazetelerde tamamen tarassut altına alınmış, bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Bir hukuk devletinde böyle bir şey olabilir mi?

Basın görevini yapmıyor, ses kayıtlarını yayınlıyor

Bunların basında yayınlanması da suç. Yasal olmayan şeylerin basın-yayın organlarında yayınlanması da suç, ama basın da görevini yapmaya çalışıyor, dördüncü kuvvet olarak. Bir takım şeyleri kamuoyunun bilgisine sunmaya çalışıyor. Ben onu da kınamıyorum, ama bunu yasa dışı uygulamalara, yasa dışı davranışlara hep birlikte dur dememiz gerekiyor, yoksa bugün başkasına olan yarın size olabilir, ötekine olabilir, herkese olabilir aynı şeyler. Eğer bir kanunsuzluğa dur demezsek bundan hepimiz zarar görürüz. Bu bireysel bir konu değil.´ ´Şahsınıza ait hakaret içeren konuşmalar var´ denilmesi üzerine Gerçeker, ´Olabilir, araştırıyoruz. Ben şimdi kendi şahsıma oldu diye, onun şahsına oldu diye bir takım şeylere farklı değerler atfedecek değilim. Hepsi aynıdır. Yapılan bir yanlış varsa, benim için de öteki için de aynıdır. Yarın kimin için ne çıkacağını bilmiyorsunuz. Hani tombalada çekersiniz ya torbadan bir şey çıkar, her gün bir şey çıkıyor´ değerlendirmesinde bulundu.

Bildiğim kadarıyla bütün dairelerde bu böyle yapılır, yapılıyor olması lazım en azından

Cuma günü düzenlediği basın toplantısının ardından bir daha konuşmayacağını söylediğini, ama tartışmaların sürdüğünü belirten Gerçeker, şöyle devam etti: ´O gün anlattım. Altını çizerek söyledim, yine söylüyorum. Bir takım yanlışlar olabilir, bu kadar iş yükünün fazlalığında, elbette ki dosyalar gecikiyor, zaman aşımına uğruyor, tutukluluk süreleri uzuyor. İnsanlar da toplumda elbette ki bundan rahatsızlık duyuyor, biz de duyuyoruz, ama şunu ısrarla tekrar tekrar söylüyorum, bizim ilke kararlarımız vardır. Tutuklu dosyaları ve zaman aşımı yakın olan dosyalar mutlaka öncelikle ele alınır, bildiğim kadarıyla bütün dairelerde bu böyle yapılır, yapılıyor olması lazım en azından, ama 1,5 milyon dosyayı hiç kimsenin takip etme imkanı yok. Hiçbir zaman öncelik verilmiyor değil, öncelik veriliyor, ama dosyaların bu kadar çok olması... Hala inceleniyor. 20 bin dosyayı bir günde inceleyemezsiniz ki. Bunlara tek tek bakılacak. Artık sen haklısın, ben haklıyım, o doğru söyledi, o yanlış söyledi demenin vakti, zamanı değil. Oturup bu sorunun bir çaresini bulmak lazım, bunu çözmek lazım. Bunu da hiç zaman kaybetmeden böyle bir çalışmaya girmek lazım. İş yoğunluğu sorunumuz daha büyük boyutlarda büyümeye devam ediyor. Hukuk Muhakemesi Usulü Kanunu, Borçlar Kanunu değişti. Şimdi yeniden bütün dosyalar incelenecek, ele alınacak, yeniden ilkeleri tespit etmeye çalışacağız, içtihatlar değişecek. Bütün bunlar da iş yükünün artmasına neden oluyor. Ben hep söylüyorum, eleştirsinler, yanlış yapılan şeyi hepimiz eleştirelim, ama biraz elimizi vicdanımıza koyarak eleştirelim, fedakarca yapılan çalışmaları da biraz gözden kaçırmayalım.´ ( Zaman)

102 tahliyelerinde Yargıtay tutuklama veremez

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 102. maddesi uyarınca tahliyelerine karar verilen terör örgütü Hizbullah üyelerinin, adli kontrol için imza vermeye gitmemeleri üzerine, Yargıtayın tahliye kararı verme yetkisi bulunduğunu, ancak bundan sonra yeniden tutuklama yetkisi olmadığını söyledi. Gerçeker, Yargıtaya girişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Ankara 11. Ağır Ceza´nın 102 tahliyesine ret kararı vermesi

´Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi dün tahliye süresi dolan sanıklarla ilgili Yargıtayın aksi yönünde bir karar verdi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz´ sorusu üzerine Gerçeker, şu karar doğrudur, bu karar doğrudur diye bir yargıda bulunmayacağını söyledi. Gerçeker, ´O daire öyle karar vermiş, başka bir mahkeme, başka türlü bir karar vermiş. İşte bütün bunları ortadan kaldırabilmek için, uygulamadaki çelişkileri ortadan kaldırabilmek için mutlaka sağlıklı bir düzenleme yapmak gerekiyor. Herkesin farklı yorumlar yapmayacağı sağlıklı bir düzenleme yapılsaydı bu yorum farkları ortaya çıkmayacaktı. Bizim pozitif hukukumuz var, mevcut Ceza Muhakemesi Kanunu´ndaki düzenlemeler var, AİHM kararları var, bütün bunları değerlendirerek, evrensel hukuk kuralları, temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşme hükümleri nazara alınarak daha sağlıklı bir düzenleme yapılsaydı bu çelişkiler, tartışmalar da belki ortadan kalkardı´ diye konuştu.Yargıtay 9. Ceza Dairesinde tahliyesine karar verilen terör örgütü Hizbullah üyelerinin bazılarının adli makamlara imza vermediklerinin belirtilmesine karşılık Gerçeker, ´Orada belli bir yasal süreç var. Usul Yasası uyarınca belli bir süreç uygulanıyor. Yargıtayın tahliye kararı verme yetkisi var, ama bundan sonra yeniden tutuklama yetkisi yok. O yerel mahkemenin, ancak uygulayabileceği bir tedbir´ dedi.

Danıştay da rahtsızlığını belirtti: Bizi yok sayıyorlar

Danıştay Başkanı Mustafa Birden, süper yetkinin yargı sistemini bozacağını söyledi. Danıştay Başkanı Mustafa Birden, Anayasa Mahkemesini yeniden yapılandıran yasa tasarısına ilişkin, ´Bu tasarı yasalaşırsa ülkemizin yargı sistemini her yönü ile sakatlayan bir düzenleme olur. Tasarı sorun çözmez, aksine çok daha büyük sorunlar yaratır´ dedi. Birden, Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu tasarısını değerlendirdi. Tasarıda kendini rahatsız eden çok şey bulunduğunu belirten Birden, Anayasa Mahkemesine tanınan bireysel başvuru hakkının Anayasa değişikliği ile kabul edildiğini hatırlatarak, buna diyecek bir şey olmadığını söyledi. Kesinleşmiş yargı kararlarının kaldırılması gibi bir şeyin söz konusu olamayacağını ifade eden Birden, sürekli Avrupa ülkelerinden örnekler verildiğini ifade ederek, ´Avrupa ülkelerindeki hukuka saygı ile bizdeki hukuka saygı bir mi? Bu ülkede 150 yıldır, Anayasa Mahkemesi yokken bile insan hakları ihlalleri sorunları Yargıtay ve Danıştay tarafından çözülüyordu. Kapalı kapılar ardında tasarı hazırlanamaz. Temel görevi adalet dağıtmak olan ve on binlerce insanın adaleti için çalışan Yargıtay ve Danıştayı yok farz etmek bu kurumlara büyük haksızlıktır. Yargıtay ve Danıştayı hiçe sayarak, küçümseyecek şekilde hazırlanan bu tasarı bizi üzüyor. Bu tasarı yasalaşırsa ülkemizin yargı sistemini her yönü ile sakatlayan bir düzenleme olur. Tasarı sorun çözmez, aksine çok daha büyük sorunlar yaratır´ diye konuştu. Tasarıyı Meclisten kendi çabaları ile edindiklerini, kimsenin kendilerine bir şey sormadığını vurgulayan Birden, gerekirse konuyla ilgili Başkanlar Kurulunu ve ilgili kurulları toplayarak rapor hazırlayacaklarını belirtti.

Ödenek korkunç bir şey

Tasarıda Anayasa Mahkemesine mali yönden de üstünlük sağlandığına işaret eden Birden, ´Asli görevler konusunda bir kuruma ödenek verilmesi korkunç bir şey´ dedi. Tasarı ile Anayasa Mahkemesi üye ve raportörlerine de bazı avantajlar getirildiğini anımsatan Birden, ´Bu yargıçlar arasında ayrıma neden olur. Çok yoğun şartlar altında çalışan binlerce yargıca çok büyük haksızlıktır. Bu tasarı yasalaşırsa ülkemizin yargı sistemini her yönü ile sakatlayan bir düzenleme olur. Tasarı sorun çözmez, aksine çok daha büyük sorunlar yaratır´ diye konuştu. Anayasa Mahkemesine mali ve hukuki bir takım ayrıcalıklar vermenin kabul edilemeyeceğini dile getiren Birden, şunları kaydetti: ´Belki ileride Yargıtay ve Danıştay da kendi kanunu buna göre düzenler gönderir. Çıkar ya da çıkmaz. Yüzlerce idari ve adli yargı hakimini buradaki düzenlemeler kırmıştır. Parasal konulara hiç değinmiyoruz ama Danıştay Daire Başkanı ile Anayasa Mahkemesi raportörleri aynı maaş dilimine sokulamaz. Bu konu üzerinde düşünülmelidir. Tasarı ile tek yönlü haksızlık yapılmış. Yargının birbiri ile irtibatını zora sokan bir tasarıyı yapmak hatalıdır. Bu şekilde çıkacağına ihtimal vermiyorum. Yanlışlıklardan dönülmesi lazım. ´Ben yaptım oldu´ zihniyeti ile düzenleme yapılmaz. Bu bizi çok üzmüştür. Sürekli beyanat vermek istemiyorum ama yanlışlıklar çok fazla. Tasarıda sıkıntı yaratacak düzenlemeler çok. Meclisteki hukukçularımız umarım bunları inceler. Bu düzenleme Anayasamıza da aykırıdır. En küçük mahkeme, en yüksek mahkeme gibi yüksek mahkemeler arasında fark yaratıp da bu tip huzursuzlukların çıkmasına niçin neden oluyorlar bilemem. Anayasa Mahkemesinin görev alanı bellidir. Yeni düzenleme hukuk düzenini allak bullak edecektir. Bu kanun böyle çıkarsa ülkeye vereceği hasar kolay kolay düzelmez. ( Cnnturk)

Cemil Çiçek´ten Gerçeker´e jet yanıt

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Yargıtay´ın başından beri ferdi başvuru hakkına karşı olduğuna dikkat çekti. Çiçek, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker´in ´Süper Temyiz Mahkemesi´ görüşüne katılmadığını söyledi. Çiçek, TBMM´de, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker´in, Anayasa Mahkemesi Kanun Tasarısı ile Anayasa Mahkemesi´ne Yargıtay ve Danıştay kararlarını iptal etme yetkisiyle ilgili Süper temyiz mahkemesi geliyor şeklindeki eleştirisini hatırlatılması üzerine Saygı duyarız ama o da bir değerlendirmedir. Ben o kanaati taşımıyorum. dedi. Yargıtay´ın öteden beri kişisel başvuru hakkına karşı olduğunu, bunu doğru bulmadığını ifade eden Çiçek, Sayın Gerçeker´in bugünkü açıklaması da bunun devamı niteliğinde. diye konuştu. Çiçek, Bu açıklamaya saygı duyarız ama doğru bulmuyoruz. Yargıtay ve Danıştay baştan beri Anayasa Mahkemesi´nin bu tür bir görevle görevlendirilmesine karşı. Anayasal başvuru hakkına karşı. Bunu doğru bulmuyor. Geçmişte de bu konuyla ilgili Yargıtay başkanlarının açıklamaları var. Sayın Yargıtay Başkanı´nın açıklaması da zannediyorum ona benzer bir açıklamadır. Ama biz öyle düşünmüyoruz. değerlendirmesini yaptı. ( Star)

Ankara 11. Ağır Ceza, 102 tahliyelerine dün ret kararı vermişti

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, ´suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak´, ´kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak´ ve ´yağma´ gibi suçlardan yargılanan ve 5 yıldır tutuklu bulunan 5 kişinin, yürürlüğe giren CMK´nın 102. maddesi uyarınca yaptıkları tahliye başvurusunu reddetti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi´nin kararına rağmen, 5 sanığı geri çeviren mahkeme tartışmalı tahliyelere imza atan Yargıtay´a da hukuk dersi verdi. CMK´nın 102. maddesinin gerekçesinde, tutuklamada geçen sürenin makul olması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 5. maddesinde ön görülmüş bir temel ilke olduğu belirtilerek AİHM´in kararlarına atıf yapılarak tutuklamanın makul süreyi aşmaması gerektiğinin kaydedildiği aktarılan kararda, ´Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi´nin ve AİHM kararları nazara alındığında makul tutukluluk süresinin soruşturmanın başlamasından davanın açılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının verilmesine kadar geçen süreyi kapsadığı açıkça anlaşılmaktadır´ denildi. Temyiz süresinin tutukluluk süresine dahil edilemeyeceğine hükmeden mahkeme kararında şunları kaydetti: ilk derece mahkemesinin verdiği kararın hüküm olduğu, bu nedenle CMK 102´deki tutukluluk süresinin ilk derece mahkemesinin verdiği ilk karara kadar geçecek süreyi kapsadığı ve sanıkların tutukluluk durumunun yetkili mahkeme tarafından uzun süreli ceza ile cezalandırılmaları nedeniyle kaçma ihtimalleri nazara alınarak usulüne uygun hapsedilmek olduğu anlaşıldığından; sanıkların tahliye taleplerinin reddine ve tutuklu sanıklar Adem Atasever, Lütfü Gümüşler, Ömer Fatih Kocabeyoğlu, Gökhan Büyükkayıkçı ile Murat Yıldırım´ın tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir.´ ( Zaman, Yenişafak)

(13 Ocak 2011, 11:48)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2786    yazdır/print


 

Poyrazköy davasında gerginlik

Poyrazköy´deki kazılarla ilgili açılan davada, aralarında emekli Koramiral Ali Feyyaz Öğütçü´nün de bulunduğu sanıkların yargılanmasına bugün devam ediliyor.

Poyrazköy davasında gerginlik

Poyrazköy´deki kazılarla ilgili açılan davada, aralarında emekli Koramiral Ali Feyyaz Öğütçü´nün de bulunduğu sanıkların yargılanmasına bugün devam ediliyor.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen davada 7´si tutuklu 69 sanık yargılanıyor. Emekli Koramiral Ali Feyyaz Öğütcü´nün de yargılandığı 9. duruşma için tutuklu muvazzaf subaylar adliyeye getirildi.

Kuban artık heyette yok

Poyrazköy davası, Kafes ve Amirallere suikast davalarıyla birleştirilmişti. Bir önceki duruşma 15 Ekim 2010 tarihinde yapılmıştı. Yarın da devam edilmesi planlanan duruşmalarda bir değişiklik hakim heyetinde yaşandı. Mahkeme heyetinde yer alan Hakim Oktay Kuban, kendi isteğiyle HSYK´ya başvurmuş ve 6 Ocak 2011´de isteği doğrultusunda 12. Ağır Ceza mahkemesinden alınarak Eskişehir hakimliğine atanmıştı.

9. duruşma görülüyor

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görevli yarbay Ercan Kireçtepe, binbaşı Erme Onat, binbaşı Eren Günay, teğmenler Faruk Akın, Sinan Efe Noyan ile aralarında eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, Güney Deniz Saha Komutanı koramiral Kadir Sağdıç ve tuğamiral Mehmet Fatih Ilğar´ın da bulunduğu 21 tutuksuz sanık katıldı. Tutuklu muvazzaf askerler Ercan Kireçtepe, Erme Onat, Eren Günay, Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan Hasdal Askeri Cezaevi´nden getirildi. Askerlere kelepçe takılmadığı görüldü. Tutuklu sanıklar emekli deniz binbaşı Levent Bektaş ve emekli SAT komando Ergin Geldikaya´nın gelmediği duruşmada, sanık avukatları ve ´müdahil´ Agos Gazetesi´ni temsilen avukatları hazır bulundu. Duruşmada, daha önce tebligat gönderilen 5 tanığın dinlenilmesi bekleniyor. Davanın tutuksuz sanığı emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü de adliyeye geldi. Öğütçü, polis noktasında çantası arandıktan sonra adliyeye alındı. Koramiral Kadir Sağdıç ve Tuğamiral Fatih Ilğar´ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar da duruşmada hazır bulundu. Davanın tutuklu sanıkları emekli Binbaşı Levent Bektaş ile emekli SAT Komandosu Ergin Geldikkaya da Silivri Cezaevi´nden getirilmesi bekleniyor.

Poyrazköy´de arama yapan polisler dinleniyor

Duruşmada Poyrazköy´deki kazılarda ve ev aramalarında bulunan, arama tutanaklarında imzası olan polis memurları tanık olarak dinlenildi. Polis memurlarından Hakan Ö, 23 Nisan 2009 tarihinde Poyrazköy´deki kazı çalışmalarına görevli olarak katıldığını söyleyerek, Biz ekip olarak çalışıyoruz. Uzmanlık gerektirmeyen bir ekibiz. O gün orada da çevre güvenliği için bulunuyorduk dedi. Kazı yapılan yere atılmış boş bir lav silahı bulunduğunu ve görevlilerce oradaki bir binbaşıya teslim edildiğini aktaran Ö, avukatların aramayla ilgili sorularına karşılık da aramanın içeriğiyle ilgili çok fazla bilgi sahibi olmadığını, uzaktan gözlem yaptıklarını, bomba ve silahtan anlamadığını aktardı. Tanık Ö, bazı sanıkların soruları üzerine de 17 yıllık polis memuru olduğunu, aramalarla ilgili eğitim almadığını, bu konuda başlarında uzman arkadaşlarının olduğunu, kendilerinin sadece çevre güvenliğinden sorumlu olduklarını ve görevlendirmenin o dönemin Terörle Mücadele Şube Müdürü tarafından yapıldığını bildirdi. Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç da sanık ve avukatlarının tanık polise sordukları soruların yoruma yönelik olduğunu belirterek, davanın esasıyla ilgili soru sorulmasını istedi. Duruşmaya, daha sonra ara verildi.

Öğütcü ek savunma istedi

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada söz alan tutuksuz sanıklardan eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, slayt eşliğinde daha önceki savunmasına ek yapmak istediğini bildirdi. Sözde Kafes Eylem Planı ile ilgili savunmasında TSK mensuplarına ve dolayısıyla onun ayrılmaz bir parçası olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı amiral, subay ve astsubaylarına yönelik yürütülen psikolojik asimetrik harbin hangi bilgi, belge ve amiyane tabirle kurgulanmış karalama kampanyaları ve hazırlanan tertiplerle yapıldığı konusuna açıklık getirdiğini belirten Öğütcü, şüpheli olan diğer amiral, subay ve astsubayların birbirini tanımadığını, söz konusu planın düzmece olduğunu, hedef alınan amiral, subay ve astsubayları tasfiyeye yönelik olduğunun ortaya konulmasına rağmen mahkemenin oy çokluğu ile aldığı karar ile davaların birleştirildiğini savundu. Alınan kararı saygıyla karşıladığını ve mahkemenin hukuk kuralları çerçevesinde en doğru kararı vereceğine inandığını ifade eden Öğütcü, Sözde plan iddianamesini incelediğinizde, iddianamenin 2 davanın birleştirilmesi esasına göre hazırlandığı kanaatine varmamak mümkün değildir. Soruşturma evrakının incelemesinde de iddianamede dava konusu yapılan eylemler, bu soruşturmayı başlatan ihbar ve olaylar, soruşturmanın geçirdiği aşamalar kronolojik olarak sıralanmak suretiyle peşinen her 2 davanın birleştirilmesi ve hiçbir somut delil elde edilemeyen sözde ´Kafes Eylem Planı´nın geçmişte meydana gelen olaylar ve açılan davalar ile irtibatlandırılmak için gayret gösterilerek, plana ilişkin suni deliller yaratmaya yönelik bir amacın ortaya konulduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmaktadır. Tüm bu hususlar göz ardı edilerek 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen iddianame birleştirme talepli olarak gönderilmiş ve sorumluluğu mahkemenize yönlendirilmiştir dedi.

Öğütcü: Deniz Kuvvetleri hedef alınıyor

Türkiye´de uygulamaya konulan senaryonun 2008 yılı Temmuz ayından itibaren TSK´yı hedef aldığını ileri süren Öğütcü, Özellikle Deniz Kuvvetleri hedef seçilerek hedef alınan komutanlıklar ile subay ve astsubaylara karşı içimize yerleşmiş sütü bozukları vasıtasıyla tertipler hazırlanmış, bilahare emniyet ve savcılara gönderilen imzasız sahte imzalı ihbar mektupları, kablosuz internet hatlarından atılan e-mailler, el konulan bilgisayar, DVD ve CD´lere yerleştirilen düzmece plan ve notlar, teknik takip sonucu telefon konuşmalarından kendilerine göre yorumlar ile suçlamalar yapılarak tutuklamalar yapılmış ve iddianameler düzenlenmiştir. Masum insanlar tutuklanarak aileleri perişan edilmiş, alınlarına sürülmeye çalışılan lekeleme ile şeref ve haysiyetleri ayaklar altına alınmış, sisteme olan inançlarını yitirmişlerdir dedi. İddianamede Doğu Perinçek´in yayımladığı Nisan ayı bülteninin bulunduğunu aktaran Öğütcü, bu konunun araştırılarak Perinçek´in her ay böyle bir bülten yayınlayıp yayınlamadığının ortaya çıkarılmasını istedi. Öğütcü, Birbiriyle hiçbir ilgisi ve ilişkisi bulunmayan davalarının ayrılarak bir an önce hakikatlerin ortaya çıkarılmasını, haklarında hiçbir somut delil bulunmayan, tamamen tertiplere dayalı sahte, düzmece belge ve kanıtlarla suçlanan masum insanların temize çıkarılmalarını, serbest bırakılmalarını, bahse konu senaryoyu hazırlayan ve uygulayanların bulunarak adaletin tecelli etmesinin sağlanmasını istiyoruz dedi.

Bektaş sakal bıraktı

Bu arada, Öğütcü´nün savunmasını yaptığı sırada tutuklu sanıklar emekli Binbaşı Levent Bektaş ve emekli astsubay Ergin Geldikaya´nın duruşma salonundaki yerlerini aldıkları ve Bektaş´ın sakal bıraktığı görüldü.

Poyrazköy davasında gerginlik

Poyrazköy davasında sanık avukatları ile üye hakim ve savcı arasında tartışma çıkması üzerine duruşmaya ara verildi. Duruşmada sanık ile avukatları tanık emniyetçilere ev adreslerini sordu ve ´hakkınızda suç duyurusunda bulunuruz´ gibi ifadeler kullandı. Bu ifadeler üzerine savcı müdahalede bulunarak bunların tehdit amaçlı olduğunu söyledi. Poyrazköy davasında mahkeme salonunda gerginlik yaşanması üzerine ara verildi. Duruşmada aramalarda görevli olan Emniyet Amiri Mustafa Tezcan Alaç, tanık olarak dinleniyor. Alaç´a aramalar için emri kimden aldıkları, gittikleri bölgede ilk kimlerle görüştükleri, mühimmatın nerelerde bulunduğunu sordu. Alaç, mahkeme kararının kendilerine geldiğini müdürlükten verilen talimat üzerine bölgeye gittiklerini ve askeri yetkililerin kendilerini karşıladığını anlattı. Arama kararını gösterdiklerini ve askeri personelin bu kararda belirtilen bölgeye kendilerini götürdüğünü kaydeden Alaç, uzun süreli bir çok noktada arama yapıldığını kaydetti. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, arama yapan ekibin başında olan Emniyet Amiri Mustafa Tezcan A, aramanın yaklaşık bir hafta sürdüğünü, bölgede birçok yerin arandığını kaydetti. Emniyet Amiri A, aramaya olay yeri inceleme, bomba imha ekipleri ve İstanbul Teknik Üniversitesinden hocaların katıldığını belirtti. ´Hocaların, yerin altını gösteren cihazlarla gelerek, teknik destek verdiğini´ ifade eden Tanık A, ´Onların gösterdiği yerlere de bakıldı. Ayrıca, olay inceleme ve bomba imha uzmanlarının belirlediği yerlere de bakıldı. Silahlar, patlayıcı maddeler, bol miktarda mermi bulundu. Her aramadan sonra tutanak tutuldu´ dedi.

138 parselin aranması

Tutuklu sanık emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın, ´İTÜ´den aldığınız cihazların bir katkısı oldu mu?´ diye sorması üzerine Mustafa Tezcan A, ´Çok olmadı. Genelde diğer ekiplerin gösterdiği yerlerde mühimmat çıktı´ yanıtını verdi. Bektaş´ın ´Arama nerede başladı? İhbar mektubunda parsel yazmıyor. Ama sadece 138 parsel aranıyor. Bunun nedeni nedir?´ sorusuna tanık A, aramaya ihbar mektubunda yer alan su deposundan ve köpek kulübesinden başladıklarını söyledi. Buna karşılık olarak üye hakim Mehmet Karababa, Mustafa Tezcan A´ya tutanakta 138 parsel diye yazdığını, bunu tutanağa bilmeden mi yazıp yazmadığını sordu. Mustafa Tezcan A, ihbar mektubunda yer alan yerleri aradıklarını belirterek, ´Orayla alakalı önce de bir keşif çalışması yapılmıştır. Ben sadece arama aşamasında orada bulundum. Bana müdürlerim böyle bir aramanın yapılacağını söyledi. Ve ekibin başında durmam söylendi. Ondan önceki aşamada neler yapıldığını bilmiyorum. Tutanakta öyle yazıyorsa, bana orada bir görevli arkadaş söylemiştir. Çünkü önceden, tapudan mutlaka bir araştırma yapılmıştır. Olayın üzerinden 2 yıl geçti. Ve ben bazı şeyleri hatırlamıyorum. Her şey tutanaklarda belli. Terörle Mücadele Şubesinde görev yaptığım sürede yüzlerce aramaya gittim. Bazı şeyleri hatırlamamam normal. Şu anda Yabancılar Şube Müdürlüğünde görev yapıyorum´ yanıtını verdi. Bektaş, ´Elinizde bir kroki var mıydı?´ diye sorması üzerine Emniyet Amiri A, herhangi bir krokinin olmadığını belirtti.

Kroki vardı yoktu tartışması

Söz alan tutuksuz sanık Astsubay Deniz Erki de A´ya kendisini tanıyıp tanımadığını sordu. Mustafa Tezcan A, yüz olarak tanıdık geldiğini, ancak tam hatırlayamadığını kaydetti. Erki, arama yapmaya geldiklerinde Emniyet Amiri A´nın kendisinin karşıladığını ve eşlik ettiğini ifade ederek, ´A´nın elinde bir dosya vardı. Ve o dosyanın içinde bir kroki vardı. Bu krokinin Taraf gazetesinde yayınlanan kroki olduğunu düşünüyorum. Devamlı telefonla konuşuyordu´ dedi.

Sanık ve avukatları ortamı germeye çalışıyor

Sanık ve avukatların aynı soruları defalarca sorması ve bazı sorularının dosya ile ilgili olmadığı gerekçesiyle üye hakim ve duruşma savcısı itirazda bulundu. Sanıklardan İbrahim Koray Özyurt, Alaç´a nerede ikamet ettiğini sordu. Bu soruya karşı savcı Nuri Ahmet Saraç, salon tiyatroya döndü. Alakalı sorular sorunuz. dedi. Tutuklu sanık Ergin Geldikaya da söz alarak Alaç´a, Poyrazköy´de bulunup bulunmadığını sordu. Alaç, Hayır cevabını verdi. Bunun üzerine Geldikaya, Ben Silivri´deyken bir polis arkadaşımdan öğrendim. Uzun saçlı, parlak yüzlü, kemer burunlu bir kişinin Poyrazköy´de kazı yaptığını söyledi. Bu arkadaşa çok benziyor. diye konuştu. Geldikaya´nın bu ifadeleri üzerine mahkeme başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu, Böyle bir iddianız varsa şikayetçi olursunuz. dedi. Tuğamiral Mehmet Fatih Ilğar´ın avukatı Murat Ergün, tanık A´nın tutanaklarla ifadelerinde çelişkilerin bulunduğunu belirterek, ´Sorularıma vereceğiniz cevaba göre, bu çelişki ortaya çıkarsa mahkemeye suç duyurusunda bulunacağım´ dedi. Bunun üzerine Savcı Nuri Ahmet Saraç ise ´Sayın Başkan bu bir tehdittir. Baskı yapmaya yöneliktir. Müdahale edilsin´ diye konuştu. Ergün ise ´Mahkemeniz hatırlatılınca tehdit olmuyor da ben hatırlatınca mı tehdit oluyor. Ben de burada figüran değilim. Sanıkların işine yarayan her şeye hatırlamıyorum diye cevap veriyor. Belki sorularımla adrenalini artar da hatırlar´ yanıtını verdi. Savcı Saraç da ´Burası mahkeme salonu, hormon salonu değildir´ karşılığını verdi. Mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi. Bunun üzerine, sanık avukatları tanık A´nın dışarı çıkmasının yasalara aykırı olduğunu, tek duruşmada ifadesinin alınmasının ve diğer tanıklarla bir araya gelmemesinin gerektiğini söyleyerek itirazda bulundular. Mustafa Tezcan A. ise lavaboya gideceğini söyleyerek duruşma salonundan çıktı.

17.20: Poyrazköy davası yarına ertelendi

Mahkeme duruşmayı yarına erteledi. Yarın da aramaya katılan polislerin tanık olarak dinlenmelerine devam edilecek.

İddianamelerden

Birleşen davaların iddianamelerinde, Poyrazköy Keçilik mevkisinde 21 Nisan 2009´da başlatılan ve 28 Nisan 2009´a kadar devam eden kazılarda ele geçirilen mühimmata ilişkin olarak, emekli deniz binbaşı Levent Bektaş, Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görevli yarbay Ercan Kireçtepe, binbaşı Erme Onat ve binbaşı Eren Günay ile yarbay Mustafa Turhan Ecevit´in ´cebir ve şiddet kullanarak TBMM´yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etme´, ´cebir ve şiddet kullanarak yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etme´ suçlarından 2´şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ´Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma´, ´patlayıcı madde bulundurma´, ´6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu´na muhalefet etme´ suçlarından 29,5 ile 57´şer yıl arasında hapis cezalarına çarptırılması isteniyor.

Ergin Geldikaya´nın da ´Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma´, ´patlayıcı madde bulundurma´ ve ´6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu´na muhalefet´ suçlarından 17,5 ile 39 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörülen iddianamede, tuğamiral Levent Görgeç ile Ali Türkşen, Halil Cura, Ferudun Arslan, Sadettin Doğan, İbrahim Koray Özyurt, Muharrem Nuri Alacalı, Şafak Yürekli, Dora Sungunay, Tayfun Duman ve Mert Yanık´ın da ´Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olma´ suçundan 7,5 ile 15´er yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

´Amirallere suikast´ iddiasına ilişkin Burçin Öztürk´ün ´müşteki´ olarak yer aldığı iddianamede, Alperen Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksoy ve Tarık Ayabakan´ın ´silahlı terör örgütüne üye olma´, ´kişisel kullanım amacı dışında uyuşturucu madde bulundurma´ ve ´aynı suçu işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme´ suçlarından 13 ile 34´er yıl arasında hapisle cezalandırılması isteniyor.

Faruk Akın´ın ´silahlı terör örgütüne üye olma´, ´örgüt amacı doğrultusunda patlayıcı madde ve mermi bulundurma´, ´aynı suç işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme´ suçlarından 13 yıl 8 ay ile 33 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, Sinan Efe Noyan, Barbaros Mercan ve Yiğithan Göksu´ya ´silahlı terör örgütüne üye olma´ ve ´örgüt amacı doğrultusunda patlayıcı madde ve mermi bulundurma´ suçlarından 13 ile 29 yıl arasında hapis cezası verilmesi öngörülüyor.

Ülkü Öztürk ve Sezgin Demirel ile Koray Kemiksiz´in ´silahlı terör örgütüne üye olma´ ve ´aynı suçu işleme kararıyla birçok kişiye ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme´ suçlarından 8 ile 19´ar yıl arasında hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, Ali Seyhur Güçlü, Halit Mehmet Ergül, Fatih Göktaş, Burak Amaç, Burak Özkan, Oğuz Dağnık ve Mehmet Orhan Yücel´in ´silahlı terör örgütüne üye olma´ suçundan 7,5 ile 15´er yıl arasında hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Levent Çakın´ın da ´uyuşturucu veya uyarıcı madde temin etme, ticaretini yapma veya sağlama´, ´6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu kapsamında mermi bulundurma´ suçlarından 5 ile 15,5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

Emekli koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, koramiral Kadir Sağdıç ve tuğamiral Mehmet Fatih Ilğar´ın ´Ergenekon silahlı terör örgütüyle doğrudan bağlantılı olarak ´kafes eylem planı´nı hayata geçirmek üzere faaliyet yürüten yasa dışı örgütlenmede ´danışma kurulu´ adı altında emir ve komuta yetkisini haiz örgüt mensubu oldukları´ belirtilen iddianamede, Mücahit Erakyol, Deniz Erki, Tanju Veli Aydın, Emre Sezenler, Hüseyin Doğancı, İsmail Bak, Metin Samancı, Levent Gülmen, Aydın Ayhan Saraçoğlu, Bülent Aydın, Bora Coşkun, Süleyman Erharat, Murat Aslan, Emre Tepeli, İbrahim Öztürk, Halil Özsaraç, Gürol Yurdunal, Ümit Özbek, Bülent Karaoğlu, Daylan Muslu, Hüseyin Erol, Mehmet İnce, Alpay Belleyici, İsmail Zühtü Tümer, Levent Olcaner, Özgür Erken, Metin Fidan, Türker Doğanca, Mesut Adanur ve Metin Keskin´in eylemlerinin de ´Ergenekon silahlı terör örgütüyle doğrudan bağlantılı olarak kafes operasyonu eylem planını hayata geçirmek üzere faaliyet yürüten yasa dışı örgütlenmenin üyesi olma´ suçunu oluşturduğu kaydediliyor.

Tüm sanıkların TCK´nın 314. maddesinin 2. fıkrası ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu´nun 5. maddesi uyarınca 7,5 ile 15´er yıl arasında hapis cezasına çarptırılması isteniyor. ( AA, Cnnturk, Vatan, Cihan, AA)

(12 Ocak 2011, 11:32)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Poyrazköy İddianamesinde arama yap

Kafes iddianamesinde arama yap

Amirallere suikast iddianamesinde arama yap

Poyrazköy manşetlerimiz

Kafes Eylem Planı manşetlerimiz

Amirallere suikast manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2781    yazdır/print


 

Ergenekon sanıklarına F Tipi şoku

Ergenekon, Islak İmza ve Devrimci Karargah Örgütü davasının tutuklu sanıkları F Tipi koğuşlara taşınıyor Silivri Ceza ve İnfaz Kurumu Yerleşkesi´nde tutuklu olarak bulunan Ergenekon, ´Islak İmza´ ve Devrimci Karargah örgütü davalarından tutuklu olan sanıklar koğuşlarından taşınıyor. Halen 4 ve 5 numaralı L Tipi Cezaevi´nde bulunan sanıklar, önümüzdeki günlerde F Tipi´ne dönüştürülen Silivri 1 No´lu Cezaevi´ne nakledilecek.

Ergenekon sanıklarına F Tipi şoku!

Ergenekon, Islak İmza ve Devrimci Karargah Örgütü davasının tutuklu sanıkları F Tipi koğuşlara taşınıyor Silivri Ceza ve İnfaz Kurumu Yerleşkesi´nde tutuklu olarak bulunan Ergenekon, ´Islak İmza´ ve Devrimci Karargah örgütü davalarından tutuklu olan sanıklar koğuşlarından taşınıyor. Halen 4 ve 5 numaralı L Tipi Cezaevi´nde bulunan sanıklar, önümüzdeki günlerde F Tipi´ne dönüştürülen Silivri 1 No´lu Cezaevi´ne nakledilecek.

Adalet Bakanlığı´ndan bu hafta içi personel atamalarının tamamlanmasının ardından yapılacak değişikliğe, Ergenekon davası sanıklardan Sevgi Erenerol, Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz´in avukatları itiraz etti. Hürriyet´in haberine göre, Avukatlar Vural Ergül, Zeynep Küçük ve Gönül Kerinçsiz, TBMM İnsan Hakları Komisyonu´na ve İstanbul Barosu´na dilekçe vererek, tüm bloklardaki olay çıkartan sanıklar ile müvekkillerinin aynı cezaevi ortamına konularak can güvenliklerinin tehlikeye atıldığını öne sürdü.

Nasıl koruyacaklar?

Avukat Vural Ergül şunları söyledi: Adalet Bakanlığı tarafından cezaevi idaresine gönderilen talimatlar doğrultusunda, yüksek güvenlik bahanesiyle 1´inci Blok´a nakledilecek sanıklara ilişkin yapılan son dakika değişiklik fevkalade ciddi kaygıları da beraberinde getirmektedir. Cezaevi idaresi, tüm bloklardaki koğuşlarda sorun çıkaran tutuklu ve hükümlüleri 1´inci Blok´ta bir araya getirirken, seri Ergenekon Davaları sanıklarını da aynı blokta yüksek güvenlik tedbiri altında bir araya getirmektedir. Duruşma salonunda dahi sanıkların güvenliklerini sağlamaktan aciz bir idarenin, sanıkların can güvenliklerine yönelik tehditlere de adeta açıkça davetiye çıkardığı ortadır. Diğer yandan birçok sanığın şeker, tansiyon ve kalp hastalıkları dikkate alındığında tamamıyla tecrit edilmiş bir halde güya yüksek güvenlik tedbirleri altında sanıkların ölümlerine seyirci kalınacaktır.

Kimler gidiyor?

Nakilleri yapılacak sanıklardan bazıları şöyle: Gazeteciler Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Deniz Yıldırım, Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Nusret Senem, Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol, emekli Albay Fikri Karadağ, Muzaffer Tekin, emekli astsubay Oktay Yıldırım, emekli binbaşı Fikret Emek, Mehmet Demirtaş, Hasan Atilla Uğur, avukat Yusuf Erikel, Sedat Peker, Yazar Ergun Poyraz, avukat Kemal Kerinçsiz, eski Özel Harekât Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli subaylar Levent Göktaş, Levent Bektaş, Durmuş Ali Özoğul, Hasan Ataman Yıldırım, Hayrettin Ertekin.

L tipi ne?

L tipi cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin mevcudu yaklaşık 1000 kişiyi bulabiliyor. Bir koğuşta 7 oda bulunuyor. Her odada 3´er kişi kalıyor. Dolayısı ile bir koğuşun mevcudu 21 kişi olabiliyor. Tutuklular koğuştaki salonu ortak kullanım alanı olarak kullanıyor, yemeklerini birlikte yiyor, birlikte televizyon izleyebiliyor. Yatacak yer mahalli 3 kişi ile sınırlı.

F tipi ne?

F tipi cezaevleri ise yüksek güvenlikli olarak tanımlanıyor. Buralarda her koğuşta mevcut tutuklu sayısı 3 ile sınırlı. Bu 3 kişi ortak havalandırma alanını kullanabiliyor, diğer koğuşlardaki tutuklularla irtibatları olmuyor. F tipi cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısı 300´ü geçmiyor. ( Hürriyet)

(11 Ocak 2011, 19:23)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

HABERAL VE ONUN YARGI İLE SAĞLIKTA KOLLANMASI MANŞETLERİMİZ

Haberal Ecevit gibi hastaneden çıksın, iyileşir

Haberal, Başbakan ambulansını beğenmedi

Doktorlar Haberal´ın psikolojisine bile dokundurtmuyor

Haberal gelmeyince Adli Tıp Haberal´a gidecek

Harekette ölüm riski var, tehdit ve bayan ziyaretçide değil

Ambulans 06:00´da geldi rapor 08:30´da yazıldı

Doktorlardan panik-tehdit: Haberal Adli Tıp´a gidemez, yoksa..

Panik-tehdit korkutmadı: Mahkeme Haberal sevkinde ısrarlı

Mahkemenin Haberal şüphesi hastaneyi panikletti

İşte 1 yıl mahkemeden gizlenen ´Haberal sağlıklı´ raporu

Flaş!!! 3. Haberal raporu da mahkemeden gizlenmiş

Ecevit´in tedavi sürecini Adli Tıp inceleyecek

Sağlıkta kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

3´ncü Ergenekon iddianamesinde Mehmet Haberal

Tüm Ergenekon iddianamelerinde Mehmet Haberal

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2776    yazdır/print


 

´6. Ceza gibi hassas olsalar bu tahliyeler yaşanmazdı´

Adalet Bakanı Sadullah Ergin kamuoyu vicdanını yaralayan tahliyelerle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Tüm bunların engellenebileceğine dikkat çeken Ergin, ´Yargıtay Başkanı, ´Biz UYAP üzerindeki sıraya göre dosyaya bakarız´ diyor ama 6. Ceza Dairesi, ´Biz bu süreci öngördük, 1 yıl öncesinde dosyaları taradık. 3 ay öncesinde bunları görüşmeye başladık, başka işe bakmadık. Bizim dairemizde tahliye yoktur.´ diyor. Aynı Yargıtay içerisinde farklı dairelerin uygulamalarıdır. Bu süreç 2004´ten buyana göz göre göre gelen bir süreç. 6 yıl öncesinden bu engellenebilirdi. 6. Ceza Dairesi başkanı ve üyelerinin gösterdiği hassasiyet bir miktar gösterilebilseydi bunlar oluşmayacaktı. Bu kadar toplumun vicdanı kanatılmayacaktı.´ şeklinde konuştu.

´6. Ceza gibi hassas olsalar bu tahliyeler yaşanmazdı´

Adalet Bakanı Sadullah Ergin kamuoyu vicdanını yaralayan tahliyelerle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Tüm bunların engellenebileceğine dikkat çeken Ergin, ´Yargıtay Başkanı, ´Biz UYAP üzerindeki sıraya göre dosyaya bakarız´ diyor ama 6. Ceza Dairesi, ´Biz bu süreci öngördük, 1 yıl öncesinde dosyaları taradık. 3 ay öncesinde bunları görüşmeye başladık, başka işe bakmadık. Bizim dairemizde tahliye yoktur.´ diyor. Aynı Yargıtay içerisinde farklı dairelerin uygulamalarıdır. Bu süreç 2004´ten buyana göz göre göre gelen bir süreç. 6 yıl öncesinden bu engellenebilirdi. 6. Ceza Dairesi başkanı ve üyelerinin gösterdiği hassasiyet bir miktar gösterilebilseydi bunlar oluşmayacaktı. Bu kadar toplumun vicdanı kanatılmayacaktı.´ şeklinde konuştu.

Bakan Ergin, CnnTürk´te canlı yayına katılarak, tahliyelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 3365 hakim savcı kadrosunun boş, niçin bunları doldurmadınız? şeklinde sorular sorulduğunu belirten Ergin, Adalet Bakanlığı´nın hakim, savcı alım sürecinde son 5 yılda 4 kez yürütmeyi durdurma kararı verildi. Biz her defasında hakim savcı alımına çıkmışız, sınavlar yapmışız bu sınavlar Danıştay tarafından yürütmesi durdurulmuş. Anayasa Mahkemesi´ne Adalet Bakanlığı´nın böyle bir sınav yapamayacağına dair dava açmış. Anayasa Mahkemesi ´hayır bu dava doğru değildir. 1934 yılından beri Adalet Bakanlığı hakim savcı adayı alıyor.´ demiştir. Stajdan sonra mesleğe kabullerini gene HSYK yapıyor. Bu çok önemli bir şey. Bakanlık hakim savcı alamıyor. Son 5 yılda açtığımız hakim savcı alımlarının 4 tanesi yürütmeyi durdurmayla engellenmiş, kör topal yürütülmüştür bu işlemler. dedi.

Ergin, bu davaların bir kısmının YARSAV, bir kısmının da sınavı kaybeden adayların açmış olduğu davalar olduğunu söyledi. Danıştay´ın 2006 tarihine kadar mülakatlarla ilgili davalarda ´Adalet Bakanlığı bu sınavı yapar herhangi bir yasaya Anayasa´ya aykırılık söz konusu değildir´ şeklinde içtihatları bulunduğunu aktaran Ergin, Ama 2006 tarihinden sonra bir anda Danıştay yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Bu yürütmeyi durdurma bir üst mahkeme tarafından kaldırılıyor. Anayasa Mahkemesi karar veriyor ´Adalet Bakanlığı bu sınavı yapabilir.´ Danıştay yeni bir yürütmeyi durdurma veriyor. ´Mülakatı yapar ama mülakat çok muğlak bunun şartları düzeltilsin.´ Bakanlık peki diyor, mülakatın oranını yüzde 30´a düşürüyoruz. Mülakatta neler sorulacağını kanuna yazıyoruz. Bütün bunları koyduktan sonra YARSAV, ÖSYM´nin yapmış olduğu sınavı dava etti. Bu uygulamanın yasayı aykırı olduğunu gerekçesiyle yürütmeyi durdurmasına kararı verildi. diye konuştu.

6. Ceza Dairesi üyelerinin gösterdiği hassasiyeti diğer daireler de gösterseydi bu tahliyeler olmazdı

Tahliyelerin kamuoyu vicdanını yaraladığını söyleyen Ergin, bunların engellenebileceğini fakat bu sürecin biraz da göz göre göre bu noktaya doğru geldiğine değindi. Tüm bunların engellenebileceğine dikkat çeken Ergin, Bugünkü yayınlara bakarsanız, Yargıtay Başkanı, ´Biz UYAP üzerindeki sıraya göre dosyaya bakarız´ diyor ama bir başka yayına bakıldığında 6. Ceza Dairesi, ´Biz bu süreci öngördük, 1 yıl öncesinde dosyaları taradık. 3 ay öncesinde bunları görüşmeye başladık, başka işe bakmadık. Bizim dairemizde tahliye yoktur.´ diyor. Aynı Yargıtay içerisinde farklı dairelerin uygulamalarıdır. Bu süreç 2004´ten buyana göz göre göre gelen bir süreç. 6 yıl öncesinden bu engellenebilirdi. Geç kalınmış değil, tamamı sonuçlanmış değil, bunları önleyici çalışmalar ortaya konulabilir. Bundan sonra zararın neresinden dönülürse kardır. 6. Ceza Dairesi başkanı ve üyelerinin gösterdiği hassasiyet bir miktar gösterilebilseydi bunlar oluşmayacaktı. Bu kadar toplumun vicdanı kanatılmayacaktı. şeklinde konuştu. ( Cihan)

İşte Yargıtay´daki Daire Farkları

Yargıtay´daki daireler 102. maddeyi dayanak göstererek suçluları bir bir salıverirken; 6. Ceza Dairesi bir tek suçluyu bile bırakmadı. İşte Yargıtay´daki daire farkı... Yargıtay´da aralarında cinayet, uyuşturucu kaçakçıları, Hizbullah´ın beyin takımı serbest kalırken gasp ve hırsızlık suçlarına bakan 6. Ceza Dairesi tutuklu dosyaları 3 ay önceden incelediği için CMK´nın 102. maddesi kapsamında tek bir tahliye yapmadı. Ceza Muhakemesi Kanunu´nun (CMK) tutukluluk sürelerini sınırlayan 102. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından başlayan tahliyeler tartışma yaratırken Yargıtay 6. Ceza Dairesi´nin örnek bir uygulama yaparak tutuklu sanıkların dosyalarını 3 ay önce incelemeye başladığı ortaya çıktı. Daire böylece bin 500 dosyadaki 3 bin tutuklu sanıkla ilgili temyiz incelemesini 102. maddenin yürürlüğe girdiği 31 Aralık tarihine kadar tamamladığı için bu maddeden tahliye edilen sanık olmadı.

Daire hangi suçlara bakıyor?

6. Ceza Dairesi hırsızlık suçları, kapkaç, yankesicilik, bir örgütün faaliyeti çerçevesinde hırsızlık, gasp (yağma) suçları, suç örgütlerinin oluşturduğu korkutucu güçten yararlanarak gasp, suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi, bir suçun işlenmesiyle elde edilen eşyayı satın almak suçlarının temyiz incelemesini yapıyor. Daire´nin önünde, 2009 yılından devreden 58 bin 895 dosyanın yanı sıra 2010 içinde gelen 32 bin 90 dosyayla birlikte 90 bini aşkın dosya vardı. Daire, 2010 yılı içinde bu dosyaların 21 bin 304´ü hakkında karar verdi. Daire bu iş yükü arasında CMK´nın tutukluluk sürelerini sınırlayan maddenin 31 Aralık´ta yürürlüğe gireceğini öngörerek çok önemli bir çalışma sistemine imza attı. Daire Başkanı Celal Altunkaynak, 3 ay önce tutuklu dosyalarını öne alarak görüşülmesi talimatını verdi. Böylece son 3 ayda yaklaşık bin 500 tutuklu dosyası öne alındı ve dosyalar esastan görüşülerek temyiz incelemesi yapıldı. Bu süreçte daire başka dosya ele almadı. Bu incemeler sonunda kimi dosyalarda onama, kimilerinde bozma kararı verildi. Böylece cezası onanan çete, hırsızlık ve gasp sanıklarının CMK´nın 102. maddesinde öngörülen tahliyeden yararlanmaları önlenmiş oldu. Daire, bazı dosyalarda tutuklu sanıklara verilen mahkumiyet kararlarını da bozdu. Böylece tutuklu sanıkların uzun yargılamadan kaynaklanabilecek mağduriyetlerini de gidermiş oldu. Daire´nin bu şekilde yaklaşık 3 bin tutuklu sanıkla ilgili tahliyeyi veya mağduriyetleri önleyecek kararlar verdiği belirtildi.

Diğer Daireler ne yaptı?

6. Ceza Dairesi´nin tutuklu dosyaları öne alarak bir yandan temyiz sonunda suçlu bulunan sanıkların tahliyesini önlemesi bir yandan da cezaları bozulan sanıkların mağduriyetini gidermesi yoluna gitmesine rağmen Yargıtay´ın diğer daireleri bu yola gitmedi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 26 Ekim´den bu yana önünde olan Hizbullah ana Davası´nda tebligat sorununu gerekçe göstererek Ocak ayında duruşma tarihi verdi. Bu yüzden 188 cinayetten sorumlu tutulan Hizbullah´ın 10 yöneticisi CMK´daki tutukluluk süreleri nedeniyle tahliye edildi. Daire ayrıca PKK ve diğer örgüt davalarından yargılanan 16 sanığı da tahliye etti. Cinayet ve yaralama suçlarına bakan Yargıtay 1. Ceza Dairesi de tutuklu 3 bin dosyayı öne alarak incelemediği için CMK´nın ilgili maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra her gün ortalama 50 sanığın tahliyesine karar veriyor. Uyuşturucu satıcılarının davalarına bakan 10. Ceza Dairesi de şimdiye kadar yaklaşık 20 sanığı tahliye etti. ( Vatan)

Gerçeker´in yanıt veremediği soru

Son günlerde kamuoyunda rahatsızlık yaratan tahliyelerle ilgili Yargıtay Başkanı Gerçeker bir açıklama yaptı. Gerçeker, iş yükü çok dedi ama o soruya yanıt veremedi. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratan son tahliyelerle ilgili bugün bir basın toplantısı düzenledi. Gerçeker yaptığı açıklamada Yargıtay´a yönelik eleştirilerin haksız olduğunu, ilgili dairelerde çalışan tetkik hakimlerin özveri ile çalıştığını söyledi. Sorunun çözümü için de İstinaf Mahkemelerinin bir an önce faaliyet geçmesi ve yeni dairelerin kurulmasını öneren Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, kamuoyunun merakla beklediği sorulara tatmin edici yanıtlar veremedi.

6. Daire bir tek tahliye bile vermedi, demek ki oluyormuş, peki ya diğerleri?..

Öncelikle durumu kısaca özetleyelim. 2004 yılında AB uyum yasaları çerçevesinde tutukluluk sürelerini düzenleyen CMK 102. maddede değişiklik yapıldı. Bu değişiklik 2005 yılında yürürlüğe girdi. Yargıtay da bu dosyaların 2010´a kadar neticelendirilmesi konusunda uyarıldı. (AKP´li Bekir Bozdağ´ın açıklaması bu yönde) Ancak aradan geçen 5 yıl gibi bir süre içinde sayıları 953 olan bu dosyalara bakıl(a)madı. Peki bakan Yargıtay dairesi yok mu? Var tabi... Bugün Vatan Gazetesi´nde Kemal Göktaş imzası ile çıkan haberde, Yargıtay´da aralarında cinayet, uyuşturucu kaçakçıları, Hizbullah´ın beyin takımı serbest kalırken gasp ve hırsızlık suçlarına bakan 6. Ceza Dairesi tutuklu dosyaları 3 ay önceden incelediği için CMK´nın 102. maddesi kapsamında tek bir tahliye yapmadığı belirtiliyordu. Yani 6. Ceza Dairesi, 2010´da zaman aşımı nedeniyle tahliye edilecek isimlerin dosyalarını 3 ay önceden tespit etmiş ve o dosyaların sanıkları tahliye edilmemiş. Hasan Gerçeker´e bu soru bugün soruldu. Gerçeker, her dosyanın içeriği farklıdır diyerek bu soruyu geçiştirdi.

Gerçeker´den gerçekçi olmayan savunma

Gerçeker´in cevap veremediği, daha doğrusu verdiğini sandığı sorulardan birisi; 2005-2010 yılına kadar, zaman aşımı nedeniyle ilgili dosyalara neden 5 yıl boyunca bakılmadığı sorusuydu. Gerçeker bu soruya da Deniyor ki Bu dosyaların önlemi neden alınmadı. Bu iddia doğru değil. ben de ceza dairesinde görev yaptım. Bütün arkadaşlar tutuklu dosyaları gelir gelmez gerekeni yaptı. Her dosyanın inceleme prosedürü vardır. Her dosya aynı şekilde incelenmez. Tebligatların davaların taraflarına ulaşması gerekiyor. şeklinde yanıt verdi.

Cihaner´de jet diğerlerinde kağnı

Ve gelelim asıl soruya. Yargıtay Başkanı bu soruyu öyle bir geçiştirdi ki... İlhan Cihaner, Osman Kaçmaz ve Mehmet Haberal davaları Yargıtay tarafından hemen karara bağlandı. Bu dosyalarda herhangi bir gecikme sözkonusu bile olmadı. Hatta İlhan Cihaner´in tahliye kararı fotokopi üzerinden verildi. Dosyanın aslı bile beklenmedi. İşte Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker´e bu soruda soruldu. Bazı dosyalar Hizbullahçıların, PKK´lıların dosyaları 5 senedir beklerken, neden bu dosyalar hiç bekletilmeden Yargıtay tarafından görüşüldü? Hasan Gerçeker bu soruya bakın nasıl yanıt verdi: Dosyaları kıyaslamak doğru değil. Dosyanın niteliğine göre bu durumlar değişebilir. Ortaya çıkmış somut bir gecikme durumu yok. Önceliği verilmesi gereken dosyalara öncelik verilmiştir. ( Aktifhaber)

(07 Ocak 2011, 14:35)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

10 yıllık tutukluluk süresi tartışmalarıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2760    yazdır/print


 

Hakim Kuban, Eskişehir´e atandı

Ergenekon ve Balyoz davalarında tahliye kararları veren hakim Oktay kuban HSYK kararı ile Eskişehir´e atandı. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), adli yargıda görev yapan 410 hakim ve cumhuriyet savcısının görev yerini değiştirdi.

Hakim Kuban, Eskişehir´e atandı

Ergenekon ve Balyoz davalarında tahliye kararları veren hakim Oktay kuban HSYK kararı ile Eskişehir´e atandı. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), adli yargıda görev yapan 410 hakim ve cumhuriyet savcısının görev yerini değiştirdi.

HSYK, adli yargıya ilişkin kararname taslağı üzerindeki çalışmalarını tamamladı. Kurul, büyük bölümü bulunduğu bölgede görev süresini doldurma, mazeret, disiplin ve sicil durumuna göre 410 hakim ve cumhuriyet savcısının görev yerlerini değiştirdi. Kararnameye göre, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban Eskişehir hakimliğine, Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İbrahim Topuz Bolu hakimliğine, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Mehmet Faik Saban Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına, Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Görüşen Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine ve YARSAV´ın listesinden HSYK üyeliği seçimlerine katılan Adli Sicil Genel Müdür Yardımcısı Orhan Sungur da Kadıköy Cumhuriyet savcılığına atandı. Hakim Oktay Kuban´ın görev yeri değişikliği talebinde bulunduğu ve kendi isteği doğrultusunda atmasının yapıldığı öğrenildi. ( AA)

(06 Ocak 2011, 20:59)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

06.01.2011 Tarihli ve 12 sayılı HSYK Adli Yargı Kararnamesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2757    yazdır/print


 

Görüntülenen: 341 - 360 (Toplam 650)  |  Önceki 20 | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Kumpas mağduru subaylara müjde

06.02.2016 09:59 Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM), İzmir Askeri Casusluk Davası nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edilen 30 askeri personelin meslekten ihraç kararlarının kaldırılmasına karar verdi. Daha önce bekletici ..
Tamamı 06.02.2016

Düzce'de Paralel'e 13 gözaltı

03.02.2016 20:05 Düzce'de bir kısım kamu görevlisi, bürokrat ve emniyet mensubunun usulsüz dinlendikleri iddiasına ilişkin 9 aydır yürütülen soruşturma kapsamında Düzce merkezli 6 ilde yapılan eş zamanlı operasyonda, 13 emniyet görevli..
Tamamı 03.02.2016

İşbank için kurumlar göreve

03.02.2016 11:55 Gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak'ın da kurucuları arasında olduğu "Finansal Tetikçilikle Mücadele Platformu" (FİTEM) dün Sultanahmet'teki "Türkiye Yazarlar Birliği"nde bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Platform, İ..
Tamamı 03.02.2016

Selam kumpasında ara kararlar

03.02.2016 11:24 Paralel örgütün, Başbakan Erdoğan'ı İran lideri Ahmedinecat ve Lübnan Hizbullah lideri Nasrallah ile birlikte terör örgütü yöneticisi göstermeye çalıştığı 'Selam-Tevhid soruşturmasında usulsüzlük' davasına devam edildi..
Tamamı 03.02.2016

Paralel polislere ceza gerekçesi

03.02.2016 11:11 Emniyet Genel Müdürlüğü Dış İlişkiler Daire Başkanlığı bünyesinde, görev tanımı olmayan "bölge/ülke polis uzmanı" teşkilatlanmasına gittikleri ve "personel ataması için amirleri yanılttıkları" suçlamasıyla 12 emniyet g..
Tamamı 03.02.2016

Siirt'te paralel kurumlara baskın

03.02.2016 10:20 Siirt'te Gülen cemaatinin işlettiği iki dershaneye baskın yapıldı. "Yargı Akademi" Dershanesi binasında polis ekiplerinin yaptığı aramada, bazı belge ve bilgisayar hard diskine el konuldu. Siirt İl Emniyet Müdürlüğü e..
Tamamı 03.02.2016

Manisa'da Paralel'e 21 gözaltı

02.02.2016 11:23 Manisa'da paralel örgüte yönelik operasyon düzenlendi. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında, hakkında gözaltı kararı verilen 21 kişiden 19'u gözaltına alındı. Manisa Cumhuriyet Başsavcılı..
Tamamı 02.02.2016

Rize paralel kulak davası

02.02.2016 11:00 Rize'de paralel yapı ile bağlantılı "usulsüz dinleme"ye ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 16 sanığın yargılandığı davaya devam edildi. Rize Ağır Ceza Mahkemesi'nde Ağır Ceza Reisi Bayram Kantık başkanlığındaki i..
Tamamı 02.02.2016

Selam kumpası davası başladı

02.02.2016 09:52 Takipsizlik kararıyla ortadan kalkan Selam-Tevhid soruşturması'nda usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla Fetullah Gülen, Emre Uslu ve eski emniyet müdürü Yurt Atayün'ün aralarında bulunduğu 55'i tutuklu toplam 122 sanığın ya..
Tamamı 02.02.2016

İzmir paralel kulak davası

02.02.2016 08:41 İzmir'de, "gerçeğe aykırı belgeler düzenleyerek başka isim ve IMEI numaraları üzerinden alınan mahkeme kararlarıyla usulsüz dinleme yaptıkları" iddia edilen 26 emniyet personeli hakkındaki davada, sanık savunmalarının ..
Tamamı 02.02.2016

Paralel kulağa 13 yakalama kararı

02.02.2016 08:13 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 432 ismin yasadışı dinlenmesi ile ilgili yürüttüğü soruşturmada 13 istihbaratçı hakkında daha yakalama kararı çıkardı. DOSYADAKİ FİRARİ SAYISI 41 OLDU Böylece dosya kapsamında kayıplar..
Tamamı 02.02.2016

Polis Akademisi'nde neler oluyor?

02.02.2016 07:58 Yenişafak gazetesi, emniyetteki kripto elemanlarını kullanarak Polis Akademisi'ne yönelik soruşturma başlatan paralel yapının planının deşifre olduğunu iddia etti. Haberde; örgütün, paralel yapının en büyük finansörü A..
Tamamı 02.02.2016

Malatya'da Paralel'e 9 tutuklama

30.01.2016 10:53 Malatya'da Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde gerçekleştirdiği operasyonda gözaltına alınan 11 kişi ile ilgili adli süreç sonuçlandı. Aralarınd..
Tamamı 30.01.2016

İstanbul Casusluk beraatle bitti

29.01.2016 19:21 Anayasa Mahkemesinin "hak ihlali" yönünde verdiği kararın ardından yeniden görülen İstanbul'daki "askeri casusluk" davasında mahkeme heyeti, tüm sanıkların beraatine karar verdi. "BU DAVA ASKERİ CASUSLUK DAVASI DEĞİL...
Tamamı 29.01.2016

Kozmik Oda yargısına soruşturma

29.01.2016 19:03 HSYK 3. dairesi, kamuoyunda "kozmik oda" olarak bilinen Genelkurmay Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında arama yapan ve yaptıran-savcılar Mustafa Bilgili ve Şadan Sakınan ile hâkimler Hasan Şatır, Dündar Örsdemir, Ni..
Tamamı 29.01.2016

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
16.006.967