YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
30 Mayıs 2016, Pazartesi
Aharun.8m.net|Kontrgerilla.com|HaberKanal.net .. Terör, derin devlet, paralel devlet, kontrgerilla ve bağlantılı konularda 2001'den beri yayındayız
Terörle mücadele dursun deyip devlete demediğini bırakmayan, terör örgütüne ise ses bile çıkaramayan sözde aydınların skandal bildirisinin yurtiçi ve dışı destekçileri

HaberKanal.net.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "Oktay" için arama sonuçları    (Toplam 665 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


2011 seçimleri Ergenekon referandumu

Son iki günde görüldü ki, birçok enteresan isim CHP´den siyasete soyunmak üzere görevlerinden istifa etmişlerdir. Vatandaş bu durumu, ´gerçek kimliklerine geri döndüler´ şeklinde yorumluyor. Bence de çok doğru yaptılar. Meclis dışında kalıp başka ve kirli birtakım ilişkiler ile ülke kaderi üzerine kanlı oyun oynamak isteyenlerin, bu arzularını siyasetin meşru zemininde tatmin etmeleri herkesin tercihi olmalıdır. İşte buyurunuz; yakın zamanda seçim var. Kadrolarınız hazır. Çıkınız halkın karşısına ve oy isteyiniz. Millet size oy verince, planlara, oyunlara, krokilere, zulalara ihtiyaç olmayacağını göreceksiniz. İsterseniz ´Bitirme Planları´nı hükümet programı yapıp resmen uygulamaya bile koyarsınız. Yaklaşan seçim, aynı zamanda Ergenekon referandumu olacak gibi!

2011 seçimleri Ergenekon referandumu

Son iki günde görüldü ki, birçok enteresan isim CHP´den siyasete soyunmak üzere görevlerinden istifa etmişlerdir. Vatandaş bu durumu, ´gerçek kimliklerine geri döndüler´ şeklinde yorumluyor. Bence de çok doğru yaptılar. Meclis dışında kalıp başka ve kirli birtakım ilişkiler ile ülke kaderi üzerine kanlı oyun oynamak isteyenlerin, bu arzularını siyasetin meşru zemininde tatmin etmeleri herkesin tercihi olmalıdır. İşte buyurunuz; yakın zamanda seçim var. Kadrolarınız hazır. Çıkınız halkın karşısına ve oy isteyiniz. Millet size oy verince, planlara, oyunlara, krokilere, zulalara ihtiyaç olmayacağını göreceksiniz. İsterseniz ´Bitirme Planları´nı hükümet programı yapıp resmen uygulamaya bile koyarsınız. Yaklaşan seçim, aynı zamanda Ergenekon referandumu olacak gibi!

M. Nedim Hazar (Zaman): Birçok kişi gibi, ben de hiçbir zaman ciddiye almadım Oda TV ve yayınladıklarını. Ben almadım ama alanlar vardı. Gazeteciler Cemiyeti örneğin. Her yıl ahbap yaren ilişkileriyle bol keseden ödül ve sevgi öpücüğü dağıtan bu meslek kuruluşu Oda TV´yi ´Övgüye değer´ bulmuştu! Sonra bu cerahat yüklü balona biri iğneyi batırdı ve ortalığa saçılan ilişkiler yumağı, bir mesleğin ideoloji uğruna nasıl iğdiş edildiğini gösterdi.

Şüphesiz tüm bunlar ´bir kesim´ için çok fazla anlam ifade etmeyecek biliyoruz. Biliyoruz çünkü nice deliller, nice suç-üstüleri gördükleri halde burun kıvıranlar var bu memlekette. Bu kesime göre Soner Yalçın ve Oda TV bu ülkede muhalefetin ağa babasını yapıyor. Bunun için akla mantığa zerre kadar uymayan şeyleri bile savunup, kendilerini komik duruma düşürmeyi göze alanlar bile var. Neyse konumuz bu değil... Belki başka zaman Oda TV kurbanları diye bir dernek etrafında toplanması gerekenler, içerikli bir yazı kaleme alırız. Bu ülke tarihinin neredeyse her döneminde bu tür insanlar ve kurumlar, oluşumlar hep var olmuştur. Asker ile aşk yaşayıp onları darbeye yönlendiren, tabiri caizse ´gaz´ veren yayın organlarından varlığını Türk cuntacılarına armağan eden basın leşkerleri her daim olmuştur.

Sıkıntı şu: Bu sorunlu ve marazi yapının ülkenin koskoca muhalefet partisiyle hiç de iç açıcı olmayan bir ilişki içinde olduğuna dair şüpheyi aşan birtakım veriler ortaya çıkmıştır. CHP endişe etmesin, İklim Bayraktar ismi etrafında magazinel açıyla yaklaşmıyorum olaya. Zira çok daha derin ve etik açıdan sorunlu bir durum var karşımızda. O da ilk paragraflarda bahsini ettiğimiz marazi yapı ile anamuhalefet partisinin ilişkisidir. İktidar partisini her ne pahasına olursa olsun indirmeyi kendine siyasi ikbal olarak belirleyen bir zihniyet için normal olabilir bu söylediğim. Ki hatırlarsınız daha önce de bunların değişik modelleri bizzat kamera karşısında ´Her türlü puştluğu´ yapabileceklerini kendi ağızlarıyla itiraf etmişlerdi. Başta parti içindeki liderlik kavgasında bu tür karanlık ve tehlikeli oluşumlar ile ´seviyeli´ beraberlik yaşayanların, bu bumerangın bir gün dönüp dolaşıp kendilerini vurabileceğini hesaplamaları gerekiyordu. Ki ekranlara çıkıp akılalmaz iddialarda bulunan Bayan Bayraktar, savcının elindeki kanıtları gördüklerinde bazı CHP´lilerin çok zor durumda kalacağını ifade etti.

Burada sıkıntı, ´kim doğru, kim yalan söylüyor´ meselesi değildir asla. Genel başkanları da dahil olmak üzere, gerçek işi siyaset olup, ülke meseleleriyle ilgili çözüm üretmesi gerekenlerin bu tür yapılarla -tabiri caizse- aynı çuvala girmeleridir. Sayın Kılıçdaroğlu´nun ne işi vardır bu karanlık yapı ile? Sayın Tekin ne gibi bir beklenti ile Oda TV yöneticileriyle bu tür konuları paylaşmaktadır? Dahası kendilerine hukukçu diyen ve kerameti kendinden menkul bazı isimlerin bu çirkin ve bel altı oyunlarında ne işleri vardır? Tüm bunların yakın zamanda daha net bir şekilde ortaya çıkacağını tahmin ediyorum.

Bir de şu var. Son iki günde görüldü ki, birçok enteresan isim CHP´den siyasete soyunmak üzere görevlerinden istifa etmişlerdir. Vatandaş bu durumu, ´gerçek kimliklerine geri döndüler´ şeklinde yorumluyor. Bence de çok doğru yaptılar. Meclis dışında kalıp başka ve kirli birtakım ilişkiler ile ülke kaderi üzerine kanlı oyun oynamak isteyenlerin, bu arzularını siyasetin meşru zemininde tatmin etmeleri herkesin tercihi olmalıdır. İşte buyurunuz; yakın zamanda seçim var. Kadrolarınız hazır. Çıkınız halkın karşısına ve oy isteyiniz. Millet size oy verince, planlara, oyunlara, krokilere, zulalara ihtiyaç olmayacağını göreceksiniz. İsterseniz ´Bitirme Planları´nı hükümet programı yapıp resmen uygulamaya bile koyarsınız. Yaklaşan seçim, aynı zamanda Ergenekon referandumu olacak gibi! ( M. Nedim Hazar / Zaman)

MHP´nin Osman Kaçmaz´dan haberi yok

Tartışmalı kararlarıyla gündemden düşmeyen eski Sincan Hakimi Osman Kaçmaz´ın görevinden istifa ederek MHP´den aday olacağını açıklaması parti yönetimini şaşırttı. MHP yöneticileri, Kaçmaz´ın partilerinden aday adayı olacağını, yazılı ve görsel basından öğrendi. MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, Benim bildiğim, parti ile bir görüşmesi olmadı. Genel Başkanımız Devlet Bahçeli ile de bir temasa geçtiğini duymadım. Hukukçu kimliğinin dışında kendisini de tanımam. Partiden diğer arkadaşlarımla bir ilişkiye girdi mi onu da bilemiyorum. dedi. Kaçmaz´ın aday olması halinde prosedürün belli olduğuna dikkat çeken Paçacı, Partimize başvurular 14 Mart´ta başlıyor, 21 Mart´ta sona eriyor. Bu süre içinde gelir başvuru formunu doldurur ve 1.000 lira başvuru ücretini yatırırsa aday adayı olabilir. Ancak ondan sonraki değerlendirme nasıl olur onu bilemem. şeklinde konuştu. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da Kaçmaz´ın adaylığı konusunda bir bilgiye sahip olmadığını söyledi. Vural, Bildiğim kadarıyla, hiçbir görüşme olmadı. dedi.

Sincan Hakimi Kaçmaz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´le ilgili ´Kayıp Trilyon´ davasında Anayasa´ya aykırı şekilde yargılama girişiminde bulunmuş, karar Yargıtay tarafından bozulmuştu. Kaçmaz, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan´ın başörtülü öğrencilerin üniversitelerden çıkarılamayacağı yazısı üzerine mahkemenin verdiği kovuşturmaya yer olmadığı kararını da kaldırmıştı. ( Zaman)

´Hanefi Avcı´nın adaylığı utanç verici´

CHP´li Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, makam odasına gizli kamera koyan ve kendisine operasyon düzenleyen Hanefi Avcı´nın milletvekili adaylığına sert tepki gösterdi. Avcı´yı aday göstermenin parti için utanç verici olacağını savunan Sedefçi, “CHP aday gösterirse istifa ederim” dedi. Avcı´nın Edirne´de görev yaptığı sırada, Edirne Belediyesi´nde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla başlattığı operasyon nedeniyle hapis cezası alan Sedefçi, Avcı´nın kendisini kurtarmak için Meclis´e girmeyi amaçladığını belirterek, “Avcı yüzlerce insanın ahını aldı. Hangi partiden aday olursa, o parti için utanç verici olur. CHP´den aday olursa istifa ederim. CHP´nin o tür insanları çatısı altında barındıracağını düşünmüyorum” diye konuştu. ( Star)

Cihaner: Meslekte yapılabilecek birşey kalmadı

Yargıtay´daki yargılandığı dava duruşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cihaner, milletvekili aday adaylığı için görevinden ayrılmasının anımsatılması üzerine, henüz bir siyasi parti ya da seçim bölgesi söylemek istemediğini belirtti. Mesleğini devam ettirme koşullarının kalmadığını, hukuk dışı bir süreç yaşadığını ifade eden Cihaner, ´Bu gitgide koyulaşıyor. Hem ülke genelinde hem de bizim yaşadıklarımız özelinde bundan böyle bu meslekte kalarak hukukçuluğumu yapabileceğime inanmıyorum. Koşulları kalmadı´ dedi. ´Milletvekilliğinin dokunulmazlık zırhına sığınmak istiyor´ şeklindeki değerlendirmelerin anımsatılması üzerine de Cihaner, şöyle konuştu: ´Milletvekilliğinin dokunulmazlığına ilişkin Anayasa maddesi... Benim suçlandığım maddeler, eğer seçimden önce soruşturma başlanmışsa milletvekilliği dokunulmazlığı kapsamında değildir. Hayatımda yapacağım en son şey bir şeyden kaçmaktır. Hele hele kişisel olarak bu tarz dokunulmazlığın olmaması gerektiğine inanan birisi olarak, dokunulmazlığa sığınmak gibi bir korkaklığa tevessül etmem. Tekrar söyleyeyim, benimle ilgili suçlama dokunulmazlık kapsamında değil.´ Cihaner, siyasetin bir meslek olmadığını da belirterek, hukukçuluğa devam edeceğini ifade etti. ( AA)

Hakaret ettiği haktan oy isteyecek: Ülke akıl tutulması yaşıyor

Referandumda yüksek farkla ´Evet´in ardından 10 bin civarındaki hakim ve savcı adaylarının katıldığı HSYK seçimlerinden hiçbir Yarsav adayının seçilemediği 16-0 gibi tarihi bir sonuç çıkınca, ´İnanılmaz şekilde ülke gene bir akıl tutulması yaşıyor, insanın aklı almıyor´ demişti. Gazetecilerin siyaset düşünüyor musunuz sorusu üzerine Cihaner, siyaseti bir kaçış yolu olarak tanımlayarak, Ben hiçbir şeyden kurtulmak için hiçbir şey yapmam, yasama dokunulmazlığını soruyorsanız eğer. Bundan kurtulması gerekenler başkaları olacak. Bir kehanette bulunayım. Bu süreçte rol alan birçok insanın çok uzak memleketlere kaçacaklarını şimdiden söyleyebilirim. Bundan başkaları kurtulacak ben niye kurtulayım. Ben burada saldırıya uğramış, açık bir hukuksuzluğa uğramış bir insanım, bunun hesabını zamanı gelince soracağız. Başkaları kaçacak. O anlamda başka şeylere sığınmaya çalışacak başkaları çıkacak. Ama siyaset ortalama bir Türk yurttaşının kafasında ne kadar yer ediyorsa o kadar yer ediyor. Koşullar olur olmaz. Öyle bir şeyi düşünmüş değilim demişti.

(12 Mart 2011, 13:58)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

2011 SEÇİM SÜRECİNDE YAŞANAN KIŞKIRTMALAR

2011 Kontrgerilla için ´Kıyamet´ yılı

Seçim ve anayasa Kontrgerilla için ölüm kalım meselesi

Ergenekon´da seçim hazırlığı: Mitingler tekrar devrede

Av mevsimi açıldı: Hedef AKP

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3095    yazdır/print


 

Perinçek: Devrim olmazsa dava 40 yılda bitmez

Ergenekon ana davasının talepler bölümünde tutuklu sanık İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, devrim olmazsa Ergenekon davasının 40 yılda dahi bitmeyeceğini söyledi. Danıştay suikastinin türban nedeniyle yapıldığını hiçbir şekilde kabul etmediğini belirten Perinçek, ´Bu olayın Arslan´ın kendi iradesiyle olmadığı çok açık. Bu örgütlü bir iş. Daha ilk günden bu suikast kapatılıyor, arkasındaki örgüt kapatılıyor.´ iddiasında bulundu.

Perinçek: Devrim olmazsa dava 40 yılda bitmez

Ergenekon ana davasının talepler bölümünde tutuklu sanık İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, devrim olmazsa Ergenekon davasının 40 yılda dahi bitmeyeceğini söyledi. Danıştay suikastinin türban nedeniyle yapıldığını hiçbir şekilde kabul etmediğini belirten Perinçek, ´Bu olayın Arslan´ın kendi iradesiyle olmadığı çok açık. Bu örgütlü bir iş. Daha ilk günden bu suikast kapatılıyor, arkasındaki örgüt kapatılıyor.´ iddiasında bulundu.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon ana davasının 177. duruşmasında talepler alındı. Danıştay saldırısından 9 gün sonra yaptığı basın toplantısına ait görüntülerin bir bölümünü duruşma salonunda izleten tutuklu sanık İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bu toplantıda saldırının Bulgaristan bağlantısından söz ettiğini söyledi. Perinçek, Ankara Terörle Mücadele Şubesi´nde görevli bir polis memurundan bu bilgileri öğrendiğini ifade etti. Bu bilgileri 4 farklı yerden doğrulattıktan sonra basın toplantısında açıkladıklarını belirten Perinçek, sanık Alparslan Arslan´ın Bulgaristan bağlantısının üstünün örtüldüğünü iddia etti.

Sanık Arslan´ın Ankara´da gözaltındayken yapılan mülakatı sırasında Bulgaristan bağlantısının ortaya çıktığını belirten Perinçek, bu mülakat çözümü ve görüntü kayıtlarının istenmesini talep etti. Alparslan Arslan´ın saldırıdan bir gün önce Ankara´daki yemekte Koray Yılmaz´ın yanında olan kadının kim olduğunun belirlenmesi gerektiğini dile getiren Perinçek, O bayan Gonca Bahar mı? Gonca Giray mı? Jovika mı? Arslan ile yemek yiyen bu meçhul bayan hakkında MİT´ten bilgi istenilmesini talep ediyorum. dedi. Arslan´ın saldırı için robotlaştırıldığını, Allah´ın askeri rolünün ideolojik olarak dayatıldığına tanık olunduğunu iddia eden Perinçek, gelinen aşamada bütün yalanların ortaya çıktığını savundu. Danıştay suikastinin türban nedeniyle yapıldığını hiçbir şekilde kabul etmediğini belirten Perinçek, Bu olayın Arslan´ın kendi iradesiyle olmadığı çok açık. Bu örgütlü bir iş. Daha ilk günden bu suikast kapatılıyor, arkasındaki örgüt kapatılıyor. iddiasında bulundu.

Başkan Köksal Şengün´ün kendisiyle yapılan bir röportaj sırasında ´Bu dava 30 yılda bitmez´ şeklindeki sözünün yer aldığı 9 Haziran 2010 tarihli gazete haber küpürünü mahkemeye sunan Perinçek, Bu dava, devrim olmazsa 30 yılı bırakın 40 yılda da bitmez. ifadesini kullandı. Hakim Özese, Perinçek´in basın toplantısında söz ettiği suikast yapılacak 2 devlet kurumumun hangileri olduğunu sordu. Birinin Adalet Bakanlığı, diğerinin de dönemin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer olabileceğini belirten Perinçek, bu sorunun cevabının mahkemede ortaya çıktığını söyledi. Türkiye´nin seçime gittiğini hatırlatan Perinçek, tahliyesini talep etti.

Osman Yıldırım herşeyi üstlendi

Sanık Perinçek´in ardından 5 yıldır bir hücrede kaldığını, hücre bahçesinin olmadığını ve penceresine güneş vurmadığını ifade eden tutuklu sanık Osman Yıldırım, Hücremin biraz daha küçültülmesini talep ediyorum. diyerek sözlerine başladı. Cumhuriyet gazetesine yapılan eylemleri kendisinin yaptırdığını, Danıştay saldırısını da kendisinin yaptığını öne süren Yıldırım, Ateş eden bendim. Daha sonra silahı Alparslan´a ben verdim, üstlenmesini istedim. Alparslan suçsuzdur. El bombaları ve glock silahlar da bana aittir. Bu suçlardan dolayı en ağır şekilde cezalandırılmamı istiyorum. iddiasında bulundu. Sanık Yıldırım, Necip Hablemitoğlu, Cem Ersever´i ben öldürdüm. Gazi Mahallesi´ndeki kahvehaneyi ben taradım. Sonra polis elbisesi giyerek kargaşada yer aldım. 17 kişiyi de ben öldürdüm. Buradaki tek suçlu benim. Salonda bulunan herkes suçsuzdur. iddialarını da dile getirdi. Doğu Perinçek´in tespitlerinin doğru olduğunu belirten Yıldırım, Kendisine yönelik olumsuz hareketlerimden dolayı özür diliyorum. diyerek sözlerini tamamladı. ( Cihan)

Sanıklar üslupları nedeniyle sık sık uyarıldı

Ergenekon ana davasında bugünkü oturumda talepleri alınan tutuklu sanıklardan Veli Küçük, Mehmet Demirtaş ve İsmail Yıldız, kullandıkları üslup ve sözlerinin hakaret içerdiği gerekçesi ile Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese tarafından sık sık uyarıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon ana davasında hafta sonu olması nedeniyle sanıkların taleplerinin alınmasına devam ediliyor.

Tutuklu sanıklardan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, darbe suçlamasıyla yargılandığını hatırlatarak, Kim ile darbe yapacağımı bana söylemediniz. Sami Hoştan ile mi darbe yapacağım. O benim arkadaşımdır. Bana kimlerle darbe yapacağımı söyleyemiyorsunuz, çünkü yargılama yapmaktan korkuyorsunuz. ifadesini kullandı. Sanık Küçük´ün bu sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Mahkeme kimseden korkmaz. Mahkeme heyetine ve üyelerine yönelik aşağılayıcı kelimeler kullanmayınız. uyarısında bulundu. Başkan Özese, bu uyarının hemen ardından da sanık Küçük´ün, heyete yönelik Benimle dalga geçmeyin sözlerine Mahkeme kimse ile dalga geçmez. Burada ciddi bir yargılama yapılıyor. diye Küçük´ü ikinci kez uyardı.

İkili tartışmanın ardından sanık Veli Küçük, mahkemenin neden korktuğunu açıklayacağını belirterek, Burada geçen gün Ecevit Kılıç diye bir gazeteci dinlendi. Onun örgütünü çıkarmaya korktunuz. dedi. Başkan Özese, Dinlenen o kişi yargılanmıyordu. Tanık olarak ifadesine başvuruldu. tepkisini verdi. Küçük ise sözlerine şöyle devam etti: Danıştay dosyası ile ilgili bir kadın tanık olarak dinlendi. Gördüğü kişinin kim olduğu ısrarla soruldu. Şapkalı, gözlüklü, bıyıklı, orta boylu ve 60-70 yaşlarında bir adamdan bahsediyor. Sanıklar arasında var mı diye soruldu. Hayır dedi. Beni ayağa kaldırıp, bak bakalım bu kişi o gördüğünüze benziyor mu diye ısrarla soruldu. Bıyığının kenarı benziyor deseydi, Danıştay saldırısını Veli Küçük yaptı denilecekti. Tuncay Güney´i neden yargılamıyorsunuz? Çünkü gerçeklerin ortaya çıkmasından korkuyorsunuz. Birbirleri ile telefonda geyik muhabbeti yapanlar 2 yıl burada yattı, ama ifadesi bile alınmadan Süleyman Esen´i bıraktınız, yargılamadınız. Yargılayamazsınız, çünkü yargılasanız gerçekler ortaya çıkar. Bunun için yargılamaya korktunuz.

Ergenekon soruşturmasının başlamasına neden olan 27 el bombasının bulunduğu Ümraniye´deki gecekondunun sahibi olan tutuklu sanık Mehmet Demirtaş da tahliye edilmemelerine tepki gösterdi. Demirtaş, Eğer hamurunuzda savcıları tehdit etmek varsa ve Ümit Sayın gibi hakimlerle pazarlık yaparsanız siz de çıkarsınız. ifadelerini kullandı. Demirtaş´ın, heyete hitaben Vicdan, akıl ve adalet terazinizin boyutu bu mu? sözleri üzerine Başkan Özese, sözlerine dikkat etmesi, mahkeme heyetine hakaret etmemesi yönünde Mehmet Demirtaş´ı da yaptı. Demirtaş´ın, konuşmasının devamında birkaç kez ´Ondan sonra onurlu bir yargılama yaptığınızı mı söyleyeceksiniz.´ sözleri de Özese´nin sert tepkisine neden oldu. Bu sırada sanık avukatlarından Vural Ergül´ün, oturduğu yerden sanığın savunma sınırları içerisinde konuştuğunu iddia etmesi üzerine Başkan Özese, ses tonunu daha da yükselterek avukat Ergül´ü de müdahale etmemesi yönünde uyardı. Bu tartışmanın ardından sanık Demirtaş´ın, mahkeme heyetine Sözümü kesmeyin. Arkaya bir çukur açıp beni gömün sözleri de dikkat çekti.

Son birkaç gündür kağıt mendilden cep telefonu yapıp sanık bölümünde sürekli telefon konuşması yapıyor gibi davranan ve ilginç ifadeleri ile dikkat çeken tutuklu sanık İsmail Yıldız da duruşmaya verilen kısa bir aranın ardından söz aldı. Yıldız, bugünkü talebinde de ısrarla 55 üye kuruluşu bulunan, dünyanın en büyük ve en gizli istihbarat örgütünün başkanı olduğunu iddia etti. İddianamede TULE isimli bir terör örgütünden bahsedildiğini belirten ve AK Parti´nin de bir terör örgütü olduğunu ileri süren Yıldız, Benim Başkanı bulunduğum teşkilatın elinde 33 bin ton altın var. TULE ve AK Parti´nin gitmesi ile birlikte Türk milletinin bu altınları kullanmasına izin verilecektir. iddiasında bulundu. Üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu, sanık Yıldız´dan bir sağlık sorunu olup olmadığını sordu. Yıldız´ın Yok cevabı üzerine Haşıloğlu, Peki biz sizi bir sağlık sorununuz olup olmadığının tespit edilmesi için hastaneye sevk etmiştik. Sevk edildiniz mi? Bir sonuç çıktı mı? diye sordu. Yıldız, bu soruya da sevk işleminin yapılmadığı şeklinde cevap verdi. Yıldız daha sonra da kendisinin deli olmadığını belirterek Bir deli buraya çıkıp da böyle konuşmalar yapamaz. diye konuştu. ( Cihan)

Zekeriya Öztürk: İntihar etme noktasına geldim

Ergenekon ana davasında tutuklu sanık eski Yüzbaşı Mehmet Zekeriya Öztürk, koğuşunun değiştirildiğini, 5 gündür koğuş içindeki inşaat atıkları temizlediğini, ancak ikinci kez koğuşunun değişeceğinin bildirildiğini söyledi. Yapılan muamelenin fiziki olduğu kadar psikolojik bir eziyet olduğunu öne süren Öztürk, önce ölüm orucuna gideceğini ardından da hayatına son verebileceğini açıkladı.

28 Şubat 2011 tarihinde 1 nolu cezaevi F1 koğuşuna sevk edildiğini söyleyen Öztürk, 5 Mart 2011 tarihine kadar koğuşta bulunan inşaat atıkları, boya ve çimento atıklarını da bizzat kendisinin temizlediğini ifade etti. Koğuş değişikliği sırasında yargılama ile ilgili dosya ve evrakları bir kamyonet ile ancak taşıyabildiğini savunan Öztürk, 1 nolu cezaevi görevlileri, bulunduğum koğuştan alınarak başka bir koğuşa verileceğimi söylediler. İtiraz etmeme rağmen ısrarla önümüzdeki hafta Pazartesi günü bu nakil işlemini gerçekleştireceklerini söylediler. Koğuş değiştirme işlemi, ikinci bir fiziki eziyetin yanı sıra psikolojik eziyet haline dönüştürülmüştür. dedi. Tutuklu bulunduğu 39 aylık süreçte rahatsızlandığını, 1 Haziran 2010 tarihinde annesini kaybettiğini belirten Öztürk, bu durumları savunmasında malzeme olmasın düşüncesiyle kullanmadığını dile getirdi. Öztürk, Ancak yeter noktasındayım. Son durum beni istemeyerek bir başka noktaya getirmektedir. ifadesini kullandı. Sanık Zekeriya Öztürk, yaptığı açıklamanın ardından şu ifadelere yer verdi; Onur ve şerefim için artık her türlü fiziksel karşı koymayı, birey hakkım olan hayatıma son vermeyi, hiç tereddütsüz uygulayabilirim. Bunun başlangıç noktasında ´açlık grevi´ gibi pasif uygulama değil, doğrudan ´ölümü gören bir oruç´ ve son aşamada ´hayatıma son verme´ eylemidir. Bunlar şahsımın bireysel düşünceleridir. Beni ya mahkemenizde yargılayın, başkaca yerlerin intikam alınacak özneleri haline gelmemize müsaade etmeyin, ya da bundan sonra şahsımın her türlü mücadelesinin hukuk dışına çıkması halinde payınız olduğunu kabul edin.

Levent Göktaş ve Levent Bektaş birbirlerinden ayrılmak istemiyor

Öte yandan Ergenekon tutukluları emekli Albay Levent Göktaş ile emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın avukatları, bir dilekçe ile müvekkillerinin koğuş değişikliğine itiraz etti. Göktaş ile Bektaş´ın avukatları Celal Ülgen ile Hüseyin Ersöz, dün Silivri İnfaz Hakimliği´ne verdikleri dilekçe ile koğuş değişikliği uygulamasına itiraz etti. Dilekçede, 28 Şubat 2011 akşamı yapılan koğuş değişikliğinin insan hakları ihlali olduğu ileri sürülerek, yeni koğuşun soğuk, rutubetli, sağlık koşulları uygun olmayan, çok küçük ve bir insanın yaşayabileceği uluslararası asgari standartların altında olduğu öne sürüldü. Göktaş ile Bektaş hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmadığı belirtilerek bu uygulamanın dayatılması durumunda cezaevi yönetiminin görevi kötüye kullanma suçunu işleyeceği savunuldu. 53 yaşındaki Levent Göktaş için sağlık sorunlarının da dikkate alınarak bu uygulamadan vazgeçilmesi istendi. Dilekçede, Göktaş ile Bektaş´ın tekrar eski koğuşlarına yerleştirilmeleri, hafta içi her gün saat 09.00-16.30 arası hafta sonu ise 09.30-15.00 arası bilgisayar kullanma hakkından faydalandırılmaları istendi. Silivri 5 Nolu L Tipi Cezaevi´nde bulunan Özel Kuvvetler emeklisi Göktaş ile emekli SAT subayı Bektaş, Özel Harekatçı Emniyet Amiri Servet Kaynak ile 1 Nolu L Tipi Cezaevi´ndeki F-6 koğuşuna konulmuştu. ( Cihan)

Dava 12 Nisan´a ertelendi

12 Mart 2011 - İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savcı Pekgüzel, sanık ve avukatların taleplerine ilişkin görüşünü açıkladı. Bir kısım sanıkların taleplerinde belirttikleri cezaevindeki koğuşlarının değiştirilmesine ilişkin barınma konularının Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanuna göre yapıldığını ifade eden Pekgüzel, bu konunun mahkemenin görev alanına girmediğini kaydetti.

Avukat Vural Ergül´ün talebi üzerine, Alparslan Arslan´ın ev ve avukatlık bürosu aramalarında varsa kamera kaydı görüntülerinin İstanbul Emniyet Müdürlüğünden istenmesini talep eden Pekgüzel, sanık Mehmet Zekeriya Öztürk´ün talepleri üzerine de Başbakanlık ve MİT´e yazı yazılarak, Başbakan Erdoğan´a suikast iddiası konulu yazıda geçen yurt dışı irtibatları konusunda araştırma yapılıp yapılmadığının sorulmasını, yapılmışsa sonucunun bildirilmesini istedi.

Pekgüzel, Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT ve Dışişleri Bakanlığına yazı yazılarak, Başbakan Erdoğan´a suikast konulu aynı yazıda geçen Bulgaristan´da yaşayan albay konusunda bir bilgi bulunup bulunmadığının sorulmasını talep etti. Doğu Perinçek´in talebi üzerine de Pekgüzel, Ankara Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılarak, Danıştay saldırısından sonra Alparslan Arslan ile sözlü bir mülakat yapılıp yapılmadığının sorulmasını, yapılmışsa bunun görüntü ve ses kaydının çözümünün gönderilmesini istedi. Yine Arslan ile birlikte diğer Danıştay dosyası sanıklarına ilişkin bir izleme raporu olup olmadığının da Emniyet Genel Müdürlüğü ile İstanbul ve Ankara emniyet müdürlüklerinden sorulmasını talep eden Pekgüzel, Arslan´ın saldırıdan bir gece önce Ankara´da Tarkan Toper, Koray Yılmaz ve bir kadın ile birlikte yemekte bir araya geldiği iddiasının araştırılarak, bu kadının açık kimlik ve telefonlarının tespit edilmesini istedi.

Mahkeme heyeti, sanık ve avukatların taleplerinin celse arası değerlendirilmesine karar verdi. Tutuklu sanıkların tahliye taleplerini reddeden mahkeme heyeti, duruşmayı 12 Nisan´a erteledi.

Arslan´ın telefonundaki email adresleri

Bu arada, mahkeme heyetinin Alparslan Arslan´ın Motorola marka cep telefonunda bulunan e-mail adreslerinin hangi tarihlerde yüklendiği hususunda yapılmasını kararlaştırdığı bilirkişi incelemesi sonuçlandı. Yapılan incelemede, sim kart ve telefonun kendi hafızasının aynı anda açıldığı, silinmiş olan verilerin kurtarılması için ayrıca telefon ve sim kartın tek tek incelendiği belirtilerek, yapılan ilk bilirkişi incelemesinde sim kart ve telefondaki kayıtlı bilgiler, silinmiş veriler ve e-mail adreslerinin bazı yazılımlar kullanılarak tespit edildiği kaydedildi. Bu inceleme sonucunda, telefon ve sim kartın teknik olarak ilk incelemedeki şekliyle Motorola Phone Tools orijinal yazılımı kullanılarak bilgisayar ortamına donanım olarak tanıtılmak istendiği ifade edilen raporda, uzun süre kullanılmadığı değerlendirilen cep telefonunun donanım olarak bilgisayara tanıtılamadığı için istenilen incelemenin yapılamadığı bildirildi. ( Zaman)

(11 Mart 2011), son güncel.: (12 Mart 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3090    yazdır/print


 

Odatv İsrail´in arka ´Oda´sı mı?

Soner Yalçın´ın Oda TV´sinde, ´İsrail´i aklama´ amaçlı haberler yapılması; ´İsrail´in arka Oda´sı mı?´ sorularını gündeme getirdi... Oda TV´nin basılmasından sonra; Peres´in yakın dostu Rafael Sadi´nin, odatv sitesindeki yazılarına son vermesi de dikkati çekti. Odatv´nin İsrail yakınlığı ve bağlantıları, diğer Ergenekon sanıklarının da dikkatini çekmiş. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların, Oda TV´nin İsrail´le karanlık bağlantılarını da aydınlatmaya çalıştıkları öğrenildi.

Girilen yer İsrail´in arka ´Oda´sı mıydı?

Soner Yalçın´ın Oda TV´sinde, ´İsrail´i aklama´ amaçlı haberler yapılması; ´İsrail´in arka Oda´sı mı?´ sorularını gündeme getirdi... Oda TV´nin basılmasından sonra; Peres´in yakın dostu Rafael Sadi´nin, odatv sitesindeki yazılarına son vermesi de dikkati çekti. Odatv´nin İsrail yakınlığı ve bağlantıları, diğer Ergenekon sanıklarının da dikkatini çekmiş. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların, Oda TV´nin İsrail´le karanlık bağlantılarını da aydınlatmaya çalıştıkları öğrenildi.

Oda TV sahibi ve yazarları gözaltına alındıktan sonra İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres´in yakın dostu olan ve İsrail´de yaşayan gazeteci-yazar Rafael Sadi, Oda TV´de yazılarına son verdi. Oda TV´de İsrail´in lehine dezenformasyon yapan Rafael Sadi ve Soner Yalçın hakkında ilginç değerlendirmeler yapılıyor. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Ahmet Şık, Soner Yalçın´ın ´gazetecilik faaliyetleri değil İsrail istihbaratıyla bağlantıları´ sebebiyle gözaltına alındığını açıklıyor.

İsrail´i aklayan haberler

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuksuz yargılanan sanık Fatma Sibel Yüksek de, Odatv´nin İsrailsever olduğunu söylüyor ve “Neden sistematik olarak İsrail´i aklamaya çalıştınız?” diye soruyor. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve tutuksuz olarak yargılanan eşi Behiç Gürcihan´a ait “acıkistihbarat.com” adlı internet sitesinde ise; OdaTV´nin yayınlarının İsrail Dışişlerini ve büyükelçiliğini hayli memnun ettiği açıkça belirtiliyor.

Rafael Sadi, Odatv´deki yazılarına son verdi

Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında; Oda TV´nin sahibi Soner Yalçın, Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Oda TV Genel Yayın Koordinatörü Doğan Yurdakul, Oda TV yazarlarından Coşkun Musluk, Sait Çakır ve Müyesser Yıldız´ın tutuklanması, İsrail´de yaşayan gazeteci-yazar Rafael Sadi´yi panikletti. Oda TV adlı internet sitesinde yazarlık yapan Rafael Sadi; Soner Yalçın, Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu´nun tutuklanmasının ardından sitedeki yazılarına son verdi. Rafael Sadi, söz konusu internet sitesinde İsrail´in lehine dezenformasyon yapıyordu. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres´in yakın dostu olan Rafael Sadi, Oda TV´de, Mavi Marmara baskınının ardından siyonist İsrail askerlerinin katliamını öven yazılar yazmıştı. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların, Oda TV´nin İsrail´le bağlantılarını araştırdıkları öğrenildi.

Oda TV´de, “İsrail Devlet yetkilileri görüşmeler hakkında Rafael Sadi´ye ne söyledi” başlıklı çok sayıda haber yer alıyor. http://www.odatv.com/n.php?n=turkiye-israil-gorusmelerinde-neler-oluyor-0712101200

Yine Oda TV´de;

“Kanlı Mavi Marmara”, http://www.odatv.com/n.php?n=kanli-mavi-marmara-2409101200

“İsrail son noktayı koydu”, http://www.odatv.com/n.php?n=israil-son-noktayi-koydu-3001091200

“İsrail Mavi Marmara raporunu açıkladı”, http://www.odatv.com/n.php?n=israil-mavi-marmara-raporunu-acikladi-1307101200

“İsrail Türkiye´den özür dileyecek mi?”, http://www.odatv.com/n.php?n=israil-turkiyeden-ozur-dileyecek-mi--0812101200

“Abdullah Gül Şimon Peres görüşmesinin arka planı”, http://www.odatv.com/n.php?n=abdullah-gul-simon-peres-gorusmesinin-arka-plani-2112091200

başlıklı haberler yer almıştı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Ahmet Şık´ın teknik takibe takılan konuşmaları sırasında, Soner Yalçın için ´gazetecilik faaliyetleri değil İsrail istihbaratıyla bağlantıları´ nedeniyle gözaltına alındığını açıklıyor. Ergenekon sanıkları da, Oda TV´nin İsrail´i aklayan yayınlar yaptığına dikkat çekiyorlar.

Ergenekon sanığından Odatv´ye suçlama: Neden sistematik olarak İsrail´i aklamaya çalıştınız?

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve tutuksuz olarak yargılanan Behiç Gürcihan´a ait “acıkistihbarat.com” adlı internet sitesinde, Oda TV´nin sistematik olarak İsrail´i aklamaya çalıştığı açıklanmıştı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuksuz yargılanan Fatma Sibel Yüksek, eşi Behiç Gürcihan´ın sitesinde yazarlık yapıyor. Fatma Sibel Yüksek, “OdaTV´nin Marka Değerini Yükseltmeye Devam” başlıklı yazısında; Açık İstihbarat´ın, Odatv´nin “yahudisever” değil, “İsrailsever” olduğunu yazdığını söyledi.

Odatv´nin ´Wikileaks´in arkasında İsrail yok´ haberi

Yüksek, “Odatv´nin Wikileaks olayında okuyucuyu neden “Wikileaks´ın arkasında İsrail yok” bombardımanına tuttuğu halen izah beklemektedir. “İsrail´in olmadığını kanıtlamaya çalıştık çünkü AKP Wikileaks´in arkasında İsrail olduğunu öne sürerek sızan bilgilerin yalan olduğu propagandası yapıyordu” diyeceksin ama yemezler Odatv.. Soruyu tekrarlayalım: Neden sistematik olarak İsrail´i aklamaya çalıştınız?” diye sormuştu.

“Oda TV bu İsrailseverliğin ödülünü alacaktır”

“acıkistihbarat.com” adlı internet sitesinde yer alan başka bir yazıda ise, OdaTV´nin yayınlarının İsrail Dışişlerini ve büyükelçiliğini hayli memnun ettiği belirtiliyor. “İsrail´in Derdi OdaTV´yi Gerdi” başlıklı yazıda, şöyle deniliyor: “Bir odak var ki, Wikileaks belgeleri konusunda ortaya konulan teorilerden bir tanesini boşa çıkarmak için canhıraş uğraşıyor. OdaTV, bu sızmanın arkasında İsrail olabileceği yolundaki teze karşı savaş açmış durumda. Wikileaks belgeleri ortaya çıktı çıkalı OdaTV, bu sızmanın arkasında İsrail´in olma ihtimaline karşı bir dizi haber yayınladı: Wikileaks´in ardında İsrail arayanlara İsrail gazeteleri ne yanıt verdi? İsrail belgelerden neden rahatsız olmadı? haberleri ilk akla gelenlerden. OdaTV´nin İsrail Dışişlerini ve büyükelçiliğini hayli memnun ettiğini düşündüğümüz bu canhıraşlığı bugün de; “Wikileaks´in Arkasında Yahudi Lobisi Var Diyenler Bu Yazıyı Okusun” başlığı ile devam etti. Haluk Hepkon, Yahudi lobisinin ABD dış siyasetini yönlendirdiği tezinin, “Arap Gericiliğinin Can Simidi” olduğunu ve gerçeği ifade etmediğini savunarak giriş yapıyor yazıya. Yazının derinliğini zaten bu tespit baştan belirliyor. Sorun aslında Wikileaks hakkındaki tezlerin doğruluğu veya yanlışlığı değil. Wikileaks´in arkasında İsrail olabilir ya da olmayabilir. İsrail´in Wikileaks´in ardında olması, bu belgelerdeki AKP karşıtı tonların etkisini de azaltabilir. Bu tezlerden sadece biri iken, Oda TV´nin bu teze karşı geliştirdiği hassasiyet çok dikkat çekiyor. Oda TV; neredeyse iki üç günde bir, Wikileaks´in arkasında İsrail´in olmadığına dair bir haber veya analiz yayınlıyor. (...) Elbet Oda TV bu İsrailseverliğin ödülünü alacaktır. Kim bilir belki bizim kulağımıza kadar gelen “Oda TV satılacak” söylentileri ile bağlantılı bir hareketlenme ufuktadır.”

Sadi, Wikileaks belgelerini Oda TV´ye servis etmiş

Rafael Sadi´nin, WikiLeaks´ta yer alan belgeleri Oda TV´ye servis ettiği telefon görüşmelerine yansımış. Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, sanıklara Rafael Sadi´yi sormuş. Öz, Barış Pehlivan´a Barış Terkoğlu ile yaptığı aşağıda yer alan telefon görüşmesini hatırlatmış:

Barış Pehlivan: ´Ya Barış bu Rafaelin sana söylediği belge WikiLeaks´te yok abi´

Barış Terkoğlu: ´Tel Aviv´den gitmiş abi´

Barış Pehlivan: ´Yok abi en son 3 gün önce... Yani sızma olmuş Wikileaks´te Tel Aviv´e bakıyorum işin kaynağı neyse. Umarım abi ya tamam bir şey olursa sen bi yani hani bi´...

Barış Terkoğlu: ´Tamam ben devreye girerim´

Barış Pehlivan, Zekeriya Öz´ün, “Görüşmede bahsettiğiniz Rafael isimli şahıs kimdir?” sorusuna, “Rafael Sadi İsrail´de yaşayan bir gazeteci ve yazardır. Rafael Sadi Türk medyası görmeden bir belgenin Türkçe çevirisini kendi sitesinde yayınlamıştır. Kendisi bu yazıyı sitesinde yazmış, biz de sitemize girdik” cevabını veriyor.

Şık: ´İsrail bağlantıları sebebiyle gözaltına alındı´

Ahmet Şık´ın teknik takibe takılan konuşmaları sırasında, Soner Yalçın için ´gazetecilik faaliyetleri değil İsrail istihbaratıyla bağlantıları´ sebebiyle gözaltına alındığını açıklıyor. İşte gazetelere yansıyan o görüşme:

Necati: ... Soner konusunda çok dikkatli olun niye biliyor musunuz o konu da bizim elimizde çok yani o grupla bahsettiğin gruplardan değil de başka kaynaklardan çok önemli bilgiler var yani ondan...

Ahmet Şık: Öyle ben bir ara sizin büroya uğrarım o zaman yüz yüze konuşmuş oluruz

Necati: ... o yazdıkları kitaplar bilgiler kendisine ait değil şimdi ben onu mahkemeye çağırttırdım tamam mı orada benim yapmadığım bir soruşturmayı benden yaptı diye yazmış getirttik belgeleri.

Ahmet Şık: Çünkü böyle yazması istenmiştir ondan da o yüzden...

Necati: Hayır yazan zaten bir servis... Şu anda onun içeriye alınmasının sebebi gazetecilik değil servislerle bağlantısı var, tamam mı...

Ahmet Şık: Evet evet özellikle İsrail ile... (Kenan Kıran / Yeni Akit)

(09 Mart 2011, 17:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ODATV İLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Kontrgerilla Medyası

Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon´u bozmak

Ergenekon medyası ´karanlık oda´da yapılandırıldı

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

Flaş!!! Odatv´ye 2. baskın

Flaş!!! Odatv´ye baskın

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3083    yazdır/print


 

Danıştay davası: Saldırı nedeni para mı?

Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay saldırısı davasında Gazeteci Ecevit Kılıç, tanık olarak dinleniyor. Kılıç, ´Danıştay saldırısının Kuzey Irak´tan gizlice getirilen 500 milyon dolardan alınacak 150 milyon dolarlık komisyon konusunda çıkan anlaşmazlık sonucu işlendiğini´ haberleştirmişti. Ecevit Kılıç, bir haberinde ismini verdiği D.F. isimli MİT mensubunun kendisini ölümle tehdit ettiğini söyledi.

Danıştay davası: Saldırı nedeni para mı?

Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay saldırısı davasında Gazeteci Ecevit Kılıç, tanık olarak dinleniyor. Kılıç, ´Danıştay saldırısının Kuzey Irak´tan gizlice getirilen 500 milyon dolardan alınacak 150 milyon dolarlık komisyon konusunda çıkan anlaşmazlık sonucu işlendiğini´ haberleştirmişti. Ecevit Kılıç, bir haberinde ismini verdiği D.F. isimli MİT mensubunun kendisini ölümle tehdit ettiğini söyledi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon ana davasının 175. duruşmasında Veli Küçük, Doğu Perinçek ve Muzaffer Tekin´in de aralarında bulunduğu 18 tutuklu sanık ile başka suçtan tutuklu sanık Semih Tufan Gülaltay ve tutuksuz sanık gazeteci Güler Kömürcü Öztürk hazır bulundu. Tutuksuz sanıklar Hayrettin Ertekin, Ergun Poyraz ve Erhan Timuroğlu ise duruşmaya katılmadı. Dünkü oturumda ifadesine başvurulan tanık Abdulkadir Erdil de bugün dinlenecek olan tanık Ecevit Kılıç´a soracak soruları olduğunu gerekçesiyle kendi isteği doğrultusunda alınan ara karar gereği bugünkü duruşmada hazır bulundu. Erdil´in, avukatlara ayrılan bölümde oturmasına izin verildi.

´Uyuşturucu, Veli Küçük´e ait´ iddiası

Aktüel dergisinde 2006 yılında yayınlanan ve Kuzey Irak´tan Veli Küçük´e ait uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen 500 milyon doların Türkiye´ye getirilmesi konusunda Danıştay sanığı Alparslan Arslan´ın aracılık yaptığı, yüzde 30 komisyonunu alma konusunda çıkan anlaşmazlık nedeniyle de Danıştay saldırısını gerçekleştirdiği konularının geçtiği röportaj içerikli haberi yazan Gazeteci Ecevit Kılıç, bugünkü oturumda tanık olarak dinlendi. Ecevit Kılıç, bir haber kaynağından aldığı bu bilgileri teyit etmek için dönemin MHP Genel Başkan adayı olan Avukat Abdulkadir Erdil ile yaptığı röportajı dergiye aktardığını söyledi. Alparslan Arslan´ın, yazıhanesine bir iş adamı ile gelerek komisyonunu alması konusunda Erdil´den yardım istediği konusunu sormak için önce Erdil ile telefon görüşmesi yapıp randevulaştıklarını belirten Kılıç, daha sonra da gidip röportajı gerçekleştirdiğini belirtti. Röportaj sırasındaki konuşmaları mikro kasetli bir teyp ile kaydettiğini söyleyen Kılıç, haberde yazan konuları Abdulkadir Erdil´in aynen teyit ettiğini ifade etti. Haberin yayınlanmasından sonra Erdil´in, kendisini arayarak seçim döneminde bu haber nedeniyle zorda kaldığını söylediğini belirten Kılıç, Ben, görüşmeyi kaydettiğim için hukuki yollara başvurabileceğini söyledim. Ancak kendisi, hukuki yollara başvurmadan bu konuda kendisine yardım etmemizi istedi. dedi.

´MİT´çi D.F., adı geçtiği için beni ölümle tehdit etti´

Danıştay dosyası sanıkları ile akrabalığı ya da düşmanlığı olmadığını kaydeden Kılıç, Haberde Alparslan Arslan´ın, Susurluk olayında da adı geçen D.F. isimli eski bir MİT´çiye giderek kendisinin V:K: yani Veli Küçük ile görüşmesi konusunda aracılık yapmasını istediği, ancak tanımadığını söylemesi üzerine bu görüşmenin gerçekleşmediği de geçiyordu. Bu nedenle sicili oldukça kabarık olan D.F., görüşmemiz sırasında adının neden geçtiğini sorarak beni ölümle tehdit etti. O dönem çok zor zamanlar geçirdim. Muhabir olmama rağmen iş yerimden evime gidip gelmem konusunda bana araç tahsis edildi. Kapının önünden araca binerek işimden evime gidip geliyordum. diye konuştu.

´Uyuşturucunun Veli Küçük´e ait olduğunu Arif Doğan söyledi´

Bu açıklamaların ardından Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tanık Kılıç´a görüşme kayıtlarının halen kendisinde bulunup bulunmadığını sordu. Normalde röportaj kasetlerini bir yıl sakladığını belirten Kılıç, Bu önemli bir konu olduğu için kasetleri hala duruyordur diye düşünüyorum. dedi. Haber kaynağından aldığı bilgide çok isim geçtiğini belirten Kılıç, uyuşturucu parasının Veli Küçük´e ait olduğu bilgisini de yaptığı görüşme sırasından A.D.(Emekli Albay Arif Doğan) tarafından kendisine söylendiğini anlattı. Ayrıca dava sanıklarından Muzaffer Tekin´e de sordum ama bilgisi olmadığını, böyle şeylerle kendisinin ilgisi olmadığını söyleyip çok kızdı. Ben de habere yazmadım. dedi.

´Danıştay savcısı, bu iddiaları ciddiye almadı´

Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın ise sorularına başlamadan önce, Eğer iddialarınızda doğruluk payı varsa Danıştay saldırısının başka bir neden için işlendiği anlaşılıyor. Ayrıca haberiniz ile Danıştay eylemini yönlendirmek ya da siyasi bir partiye genel başkan adayı olan bir kişinin ismini Danıştay olayında geçirerek siyasi hayatını bitirdiğiniz de iddia edilebilir. Peki böyle önemli bir konuyu adalet makamlarına bildirmeyi düşündünüz mü? diye sordu. O dönem Danıştay saldırısı soruşturmasını yürüten savcıya bu konuyu anlattığını belirten Kılıç, Doğru mu yaptım bilmiyorum ama konunun önemi nedeniyle söylemenin uygun olacağını düşündüm. dedi. Savcı Taşkın, Savcı Şemsettin Özcan değil mi? diye hatırlatmada bulundu. Evet cevabını veren Kılıç, Bu konuyla ilgili iki haber yaptım. Habere yansıttığım konuları telefon ile savcıya bildirdim. Ancak savcı bana bu iddiaları ciddiye almadığını söyledi. şeklinde konuştu.

Savcı Taşkın, Dün dinlediğimiz tanık Abdulkadir Erdil de sizin anlattıklarına benzer bir bilgi aktardı. Ancak iki farklı durum vardı. Birincisi paranın ne parası olduğunu bilmediğini söyledi. İkinci konu da Çorum´lu iş adamı Erol Şahin ile birlikte yazıhanesine gelen kişinin Alparslan Arslan değil, Sait Bingöl olduğunu söyledi. Erdil ile görüşmenizde Sait Bingöl ismi geçti mi? diye sordu. Bunun üzerine Ecevit Kılıç, Zaten röportaj öncesi telefon görüşmemizde Alparslan Arslan ismi ile alakalı konu hakkında röportaj yapmak istediğimi kendisine söyledim. Bendeki bilgiyi kendisine aktardım ve o da kabul etti. Konuyu telefonda kısaca teyit etti. Alparslan Arslan yerine başka bir kişinin isminin geçmesi mümkün değil. Ben bu ismi hatırlamıyorum. Görüşmede geçmedi. dedi.

Oktay Yıldırım´dan ´savcı kanaat bildiriyor´ tepkisi

Savcı Taşkın´ın sorularını tamamlamasının ardından tutuklu sanıklardan Oktay Yıldırım, Savcı Nihat Taşkın, sorularına başlamadan önce ´Eğer haberinizde doğruluk payı varsa Danıştay saldırısının başka bir amaç için işlendiği konusu ortaya çıkıyor.´ diyerek kanaatini bildirmektedir. diye tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı Özese´nin, Sorunuz varsa sorun. Şu an tanığa soru sormak isteyenlerin sorularını alıyoruz. uyarısında bulundu. Bu uyarının ardından Oktay Yıldırım, Dün dinlenen tanık Abdulkadir Erdil, görüşme sırasında tanık Kılıç´ın haricinde bir de yabancı isimli bir kameramanın bulunduğunu, görüşme öncesinde kamera kurduklarını söyledi. Hatta kamera olup olmadığı tam anlaşılsın diye önünde kırmızı ışık yanıyor muydu? diye sorduk. Yandığını söyledi. Eğer dergide yayınlanacak bir röportaj için yapılan görüşmede görüntü çeken bir kamera varsa konuda çelişkiler ortaya çıkacak. Tanığa bu aletin kamera mı yoksa fotoğraf makinesi mi olduğunu sormak istiyorum. dedi. Tanık Ecevit Kılıç da görüşmeye foto muhabiri bir arkadaşı ile gittiğini, kurulan makinenin ise fotoğraf makinesi olduğunu söyledi. ( Cihan)

(08 Mart 2011, 14:54)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3068    yazdır/print


 

Gözaltı için önce mahkeme sonra medya onayı

Kimi tetikçiler gözaltına alınınca, önce ´Bunlar mı örgüt mensubu?´ diyerek küçümsediler. Yargı, üst düzey askerlerin kapısına dayanınca ´Bu saygın isimler mi suç işleyecek?´ dediler. Hatta daha da ileri gidip Bunlar, Öcalan´ı getiren kahramanlar ifadesiyle koruma zırhı oluşturdular. Şimdi aynı yöntemi ´basın özgürlüğü kahramanına Ergenekon gözaltısı´ diyerek uyguluyorlar. Ve asıl ilginç olanı, savcıların hakim kararıyla yaptığı operasyonların neredeyse tamamında ´cemaat´ vurgusu yaparak, Türk adalet sistemini zan altında bırakıyorlar. Deliller bir yana bırakılıyor. Doğu Perinçek´ten tutun Albay Dursun Çiçek´e; Kemal Kerinçsiz´den Çetin Doğan´a, hatta Soner Yalçın´a kadar herkes aynı vurguyla itiraz geliştiriyor.

Gözaltı için önce mahkeme sonra medya onayı

Kimi tetikçiler gözaltına alınınca, önce ´Bunlar mı örgüt mensubu?´ diyerek küçümsediler. Yargı, üst düzey askerlerin kapısına dayanınca ´Bu saygın isimler mi suç işleyecek?´ dediler. Hatta daha da ileri gidip Bunlar, Öcalan´ı getiren kahramanlar ifadesiyle koruma zırhı oluşturdular. Şimdi aynı yöntemi ´basın özgürlüğü kahramanına Ergenekon gözaltısı´ diyerek uyguluyorlar. Ve asıl ilginç olanı, savcıların hakim kararıyla yaptığı operasyonların neredeyse tamamında ´cemaat´ vurgusu yaparak, Türk adalet sistemini zan altında bırakıyorlar. Deliller bir yana bırakılıyor. Doğu Perinçek´ten tutun Albay Dursun Çiçek´e; Kemal Kerinçsiz´den Çetin Doğan´a, hatta Soner Yalçın´a kadar herkes aynı vurguyla itiraz geliştiriyor.

Ali Akkuş (Zaman):Gazetecilerin yazılarından dolayı yargılanması elbette sıkıntı verici. Önceki gün 19 muhabirimiz daha yazdıkları haber ve yorumları nedeniyle hakim karşısındaydı. Lakin şu anda gözaltına alınan gazetecilerle ilgili iddia farklı. ´Ergenekon üyeliği´ ile ´halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme´ suçlaması çerçevesinde yürütülen bir soruşturma var ortada. Başbakan Tayyip Erdoğan´ın ifadesiyle ´bırakalım yargı kendi işini yapsın.´ Gazeteci Melih Altınok´un dediği gibi ´ileride yine pişman olmamak için biraz sükunet.´

Bu ülkede öyle zamanlar oldu ki, polis gazete binalarında karakol kurdu. Bugünlerde ´ülkede faşizm var´ diye yazanların, o gün neler yaptığını yüzlerine vurmak değil amacımız. Sadece gerçeğin bilinmesini istiyoruz. Tarih, 2002 yılının Ocak ayı. Yenişafak Gazetesi´nin etrafını saran onlarca polis binaya girmek istiyor. İddiaya göre, bir ihbar telefonu gelmiş ve kimliği belli olmayan iki kişi gazeteye girmiş. Bu kişiler, başka bir operasyondan aranıyormuş. Dönemin Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan´ın talimatıyla binaya zorla giren polisler, savcılıktan izin alma gereği bile duymuyor. Gazete çalışanları yasa dışı baskına karşı çıkınca, üç saat sonra nöbetçi savcı getiriliyor ve Saçan istediği aramayı yapıyor. Bu zaman zarfında polis, gazeteye giren çıkanları tek tek kimlik kontrolünden geçiriyor. Yenişafak, o gün çok zor şartlar altında yayımlanabildi. Polis müdürü Saçan, farklı gerekçe gösterse de operasyonun asıl nedeni, gazetenin yayımladığı ´örümcek ağı´ yazı dizisiydi. Polis sorgusundan sonra adliyeye götürülen bazı isimlerin yürüyemez hale geldiklerini görmeyen kalmadı.

Gazetenin genel müdürü Mehmet Atalay, ´Burayı karakola çevirdiler.´ sözleriyle tepkisini dile getirirken, o dönemde Yenişafak´ta yazan Cengiz Çandar, gazeteci örgütlerinden tepki göstermelerini istedi. Fakat, tepkiler o kadar cılız oldu ki... Bugün, Ergenekon davasında yargılanan kimi gazeteciler, o haberi verirken, ´dinci gazete Yenişafak´ diyerek itibarsızlaştırmanın alasını yapıyorlardı. Nihayetinde onlar için, şu anda Ergenekon´dan yargılanan polis müdürü Adil Serdar Saçan iyi bir haber kaynağıydı.

Türkiye, bırakın hakim kararını, savcının bile haberinin olmadığı gazete baskınlarını gördü. Şu anda, her şey kameralar önünde. Savcılar, hakimin onayı olmadan adım bile atamıyor. İtiraz varsa, usule yönelik olsun. Yoksa yargıya kimse müdahale etmesin. ( Ali Akkuş / Zaman)

ASKERLERİN MESLEKİ DAYANIŞMASI YANLIŞ GAZETECİLERİN DOĞRU

Yener Dönmez (Yeni Akit): Ergenekon´un medya ayağına yönelik operasyon sonrası medyadaki tepkiler ne kadar acıklı. Bir tarafta şiddetli tepki verenler, diğer tarafta “pısırık sağcılar...” Hepsi bir ağızdan operasyona yükleniyorlar. Sağ cenahtan yaranma duygusuyla hareket edenlerin zavallı hallerine bakar mısınız? Nedim Şener demokratmış, Ahmet Şık bugüne kadar Ergenekoncularla mücadele ediyormuş vesaire... Kimisi de “Bu operasyonun mantığını anlamadık, bu ne iş” diyor. Bir de Ergenekon´u ranta çeviren gazete var. Ergenekon haberlerini manşetlere çekmiş, sert yapmıştı. İğnenin ucu hafiften dostlarına dokunduğu gün makas değiştirdi. Taraf´ını sürmanşetten yeniden belirledi. Efendiler! Veli Küçük alınırken destek vermek kolay... Sağ cenahtaki meslektaşlarım! Veli Küçük alınırken sizin desteğinize ihtiyaç yoktu. Zaten herkes destek veriyordu. Bir destek verilecekse, şimdi! Zor günde her biriniz başkasının trenine bindiniz bakıyorum da. Söylediklerinizin Ayşenur Arslan´ın söylediklerinden hiçbir farkı yok. Bu operasyonu yürüten savcıların, polislerin bu memlekete yürekten bağlı olduğuna imanınız var mı yok mu? Mesele bu...

Darbeci, yolsuzluğa bulaşmış, karanlık işler çeviren askerleri içeri alınca üst düzey komutanların tepki göstermesi karşısında, silahlı kuvvetlerimizi “meslek dayanışması” hatasına düşmekle suçluyordunuz. Peki şimdi sizin yaptığınız meslek dayanışması değil de nedir? Bu Ergenekon denen yapılanmanın medya ayağı yok mu? Oda TV bir istihbarat sitesi gibi çalışmıyor mu? Bu Oda TV´nin İsrail istihbaratının ürettiği psikolojik harp metinlerini çarşaf çarşaf yayınladığını ve medyadaki ulakları aracılığıyla bütün matbuata yaydığını görmüyor musunuz?Gazeteciler arasındaki bu meslek dayanışması nedir böyle? Hani yanlış yapanla yapmayanı ayırmalıydı silahlı kuvvetlerimiz?.. Medyada bu olmayacak mı? Ahmet Şık´ın Ergenekon aleyhine olduğu filan yok. Yazdığı Ergenekon kitabını alın şöyle bir bakın, Ergenekon Davası´na nasıl çaktığını göreceksiniz. Ya da yönettiği internet sitesine bakmanız bile yeter. Bu savcılar, polisler şerefsiz de Soner ve adamları mı şerefli? Hayatta duruşunu bozmayacaksın arkadaşım! Hele kartel medyasına yaranacağım diye... Çizgisini bozanın toplumda karşılığı olmaz. Tıpkı son alınan, mesleğine “Gazeteci” diyen insanların olduğu gibi.

Ne oldu? Taksim´de, Kızılay´da yürüdüler bütün meslek örgütleri birleşip... Kaç kişiydiler?... Çoğu İşçi Partisi bayrakları taşıyan birkaç yüz kişi? Darbelere karşı 70 milyon adım yürüyüşünü hatırlayın bir. Medyada doğru dürüst haber bile olmayan o yürüyüşü. Bir avuç genç Tünel´den Taksim´e kadar yürüyecekti. Valilik de izin vermişti. Ama o bir avuç genç yürüdükçe, “millet” katılmaya başladı. Kalabalık 10 bini aştı ve o kadar büyüdü ki, “güvenliği sağlayamayız” diye polis Galata´da kesti kalabalığı, Taksim´e sokmadı. Milletin bakış açısı bu arkadaşım. Millet Nedim´in de, Soner´in de, onların adamlarının da peşinden adım atmaz. Kendi dar gazeteci çevrenizden başınızı kaldırın. Millete bakın. Bunların karşılığı yok. Zor zamanda pısırıkça hareket edenin de karşılığı olmaz. İyi gün dostlarına ihtiyaç yok... Kaldı ki bugün kötü bir gün bile değil... ( Yener Dönmez / Yeni Akit)

BU SEFER ABARTTILAR

Gültekin Avcı (Bugün): Savcılık yıllarımda da hep gazeteci olmayı düşlemiştim. Özgürce yazmak, fikirlerimi pazara çıkartmak... Önemliydi benim için. Savcılık özgürce görev yapabilmenin hazzını verdi bana. Bedel ödemeyi peşinen kabul eden herkes özgürdür. Yargı için özgürlük şart olduğu gibi, basın faaliyeti için de özgürlük elzem. Basın faaliyetinin üzerinde haksız bir gölgeyi asla kabul edemeyiz. Ama adalet duygusu tüm özgürlüklerin üzerindedir. Suç içeren faaliyetler varsa, basın özgürlüğü bunları korumaz. Oda TV operasyonunda fevkalade önemli bir delil olan Ulusal Medya 2010 adlı doküman ve pek çok belge çıkmıştı. Ulusal Medya 2001 dokümanı ise Ergenekon birinci iddianamesinde ve eklerinde yer almıştı. Dokümanda; Ergenekon, Balyoz ve Poyrazköy gibi davaların sulandırılması ve kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılması için neler yapılması gerektiği belirtiliyor. Bir gazeteci Ergenekon soruşturmalarına, buradaki delillere karşı olduğunu, inanmadığını yazabilir. Ama bu yayıncılığı illegal bir odağın telkinleri, talimatları ve arzuları istikametinde yaparsa bu sefer illegal örgüte yardım, yataklık veya terör örgütü üyesi olma durumu gündeme gelir. Zira iş gazetecilikten çıkıp terör sahası içine girmiştir. Şu halde savcılar işin hakikatini araştırmaya mecburlar. Ben demiyorum. CMK.160 diyor.

Peki, savcı işin hakikatini nasıl araştıracak? Ayşenur Arslan´a, Derya Sazak´a, Kılıçdaroğlu´na, baro başkanlarına, gazetecilere veya bana sorarak mı? Yoksa CMK´nın maddi gerçeği ortaya çıkarmak için savcıya gösterdiği tedbir ve yolları kullanarak mı? Ayrıca CMK tedbirleri Nedim Şener, Soner Yalçın için çıkmadı ki... Yıllardır bu mevzuat rutin şekilde uygulanmaktadır. Neden o zamanlarda değil de şimdi şikâyet ediyorsunuz? Nokta dergisi postalların gölgesinde kapatılırken neredeydi o basın bülbülleri? Basın özgürlüğü üzerinden illegal örgüt soruşturmalarına saldırmak şık değil. Ergenekon gerçeğine inandığını söyleyen bir kısım gazetecilerin de bu sefer abarttılar imajı bırakması çok yaralayıcıdır. Savcı ve hâkim, siyasal iktidarın tepkisini, toplumdaki sonuçlarını düşünmediği için güven telkin eder. Savcı, gazetecilerin ne düşüneceklerini dikkate almaz. Gazeteci tavrı ve inisiyatifiyle hareket etselerdi, kuşkusuz ideolojik ve siyasal bir faaliyetle karşı karşıya kalırdık. Medyanın operasyonu, aramayı ve gözaltını anlayamaması, savcıların ve mahkemenin hata yaptığını göstermez. Basın özgürlüğü adalet duygusunun antitezi değildir. Ergenekon savcısının hatası yok. Hata Ergenekon savcısının bu kez abarttığını düşünenlerindir. Ne Genelkurmay Cumhuriyeti ne de Medya Cumhuriyeti. ( Gültekin Avcı / Bugün)

NE BİÇİM ÖRGÜTSÜN SEN?

Ahmet Kekeç (Star): Bu ne birader? Hem “gazeteci tutuklamalarına” karşı çıkacaksın, hem de tutuklu gazetecilerden bazılarının kurduğu internet sitesine veryansın edeceksin... Burada bir çelişki yok mu? Henüz veryansın etmedim. Birazdan edeceğim. Kaldı ki, burada bir çelişki yok. Çelişkiyi siz kafanızda arayacaksınız... Konu şu: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Oda TV adlı internet sitesine “basın özgürlüğü ödülü” vermiş... Bidon Kafa Yılmaz´ı da, “yılın köşe yazarı” seçmiş. Biz bu Cemiyet´i, sık sık, “Sultan Abdülhamit sansürünü kınama eylemlerinde” görüyoruz... “Sansür”, sadece, mezkur şahsın “devri istibdadına” özgü bir uygulamaymış gibi... Sansür uygulamalarının tillahı olan “Takrir-i Sükûn Yasası”yla ilgili, biz bu Cemiyet´in herhangi bir itirazını hatırlamıyoruz... Gazeteler kapatılırdı, gazeteler “kurdurulurdu”, temyizi olmayan mahkemelerde (İstiklal Mahkemeleri´nde) gazeteciler yargılanırdı, salkım salkım adam asılırdı... Ufunetli yıllardı. Biz bu Cemiyet´i şekva halinde hiç görmedik. Sıkıyönetim dönemlerinin basın yaptırımlarında da yoklardı... Darbelerde de yoklardı... Postmodern darbe sürecinde de yoklardı. Bu kadar dava, bu kadar mahkeme celbi, bu kadar “andıç...” Hiçbir mensubun kılı kıpırdamadı... Demeç vermediler. Kınama bildirisi yayınlamadılar. Yürüyüş yapmadılar... “Paşa emriyle” gazetecilere işten el çektirilirken, anlamsız bir suskunluğa büründüler ve sayıyla “arazi” olmanın yolunu seçtiler.

Cemiyeti böyle de, Sendikası çok mu farklı sanki? Odası çok mu farklı? Konseyi çok mu farklı? Hakkımda açılmış 100 küsur soruşturma için, Basın Konseyi´nden eman dilemiştim... “Biz de gazeteciyiz... Nurettin Şirin de gazeteci... Terörle Mücadele timlerinin tarassutu altında yaşayan Hasan Karakaya ve Hasan Maden de gazeteci...” demiştim. Karşılık bulamadım. Karşılık olarak, adresime, “savunmanızı” şeklinde bir yazı gönderdiler. Hulki Cevizoğlu kendisine hakaret ettiğim vehmiyle başvuruda bulunmuş, Basın Konseyi savunmamı istiyor. Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar andıçlandığında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti susmuştu... Mehmet Barlas, Ali Bayramoğlu, Mustafa Erdoğan, Ahmet Altan, Koray Düzgören, Ahmet Tezcan, Yağmur Atsız, Nazlı Ilıcak, Etyen Mahçupyan, Yalçın Özer susturulduğunda, yine susmuştu. Basın Konseyi de susmuştu. Pardon, susmamıştı... Bu kuruluşun “kurucusu, yaşatıcısı ve her bir şeyi” olan Oktay Ekşi “Alçakları tanıyalım” diye bir yazı yazmış, zaten generallerin gadrine uğramış gazetecileri “alçak” ilan etmişti.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti´ne soruyorum: Basın özgürlüğü konusunda hangi katkısını saptadınız da, Oda TV´yi ödüllendiriyorsunuz? İftira atmak, kara çalmak, siyasi manipülasyon yapmak, darbeleri savunmak ne zamandan beri “basın faaliyeti” sayılır oldu? Peki, nerdeyse her yazısında nefret suçu işleyen, ırkçılık yapan, kendisi gibi düşünmeyenleri hedef gösteren Yılmaz Özdil´in basın özgürlüğüne ne gibi bir katkısı var? Niçin sizi, “militarizmlerin” gadrine uğramış gazetecilerin yanında göremiyoruz? Niçin aklınıza Sultan Abdülhamit´ten başka “sansürcü” gelmiyor? Niçin darbe yandaşlarına gösterdiğiniz toleransı, bedel ödemiş demokratlardan esirgiyorsunuz? Ne biçim meslek örgütüsünüz siz! ( Ahmet Kekeç / Star)

ERGENEKON´UN MEDYA AYAĞI

Mehmet Kamış (Zaman): Son Ergenekon operasyonunda bazı gazetecilerin hangi gerekçe ile gözaltına alındığını henüz bilmiyoruz. Muhalif yazılar yazdıkları için mi gözaltına alındılar, yoksa yasa dışı bir örgüte üyelikten ve bunun doğrultusunda faaliyette bulundukları için mi? Bunu iddianame hazırlandığında öğrenebileceğiz ancak... Bu nedenle son operasyonlarda gözaltına alınan gazeteci ve yazarlarla ilgili konuşmak için çok da acele etmemekte büyük fayda var. Ama bu vesileyle başka bir tartışma açılabilir belki. O da; bizim gazetecilerimiz ne kadar gazeteci, tartışmasıdır. Ya da bizim gazeteler ne kadar gazete, ya da basın özgürlüğü denen şey ne kadar gerçekliliği olan bir şey? Bugüne kadar medyada basının rejimi korumak gibi bir görevinin olduğu kanaati hakimdi. Böyle kutsal bir görev(!) için de yalan haber yapmakta, kampanyalara alet olmakta bir beis yoktu! Bu nedenle devletten gelene karşı konulmaz, kimin işi bitirilecekse, kimlerin hakkında bir sürek avı başlatılacaksa sorgulanmadan başlatılırdı. Devletin de medyada bir hayli yakın çalıştığı isimler de yok değildi.

Bu konuda çok fazla örneğe ihtiyaç yok aslında. Çünkü buradan örnek vermeye kalktığınızda ciltler dolusu kitap yazmak yetmez. 28 Şubat darbesini yapanların, silah yerine medyayı ele aldığını, gazete ve televizyonları birer Kaleşnikof gibi kullandıklarını söylemeye bile gerek yok. Bu darbenin aslında bir medya darbesi olduğunu herkes kabul ediyor. Darbe yapan bir medyanın çağdaş bir dünyada ne kadar yeri vardır o da uzunca bir tartışma konusu aslında. Medyanın son linç girişimi Haziran 2007 tarihinde Bağcılar Lisesi´nde olmuştu. Birbirinden farklı gruplara ait tam 9 gazete aynı gün bu saçma sapan haberi manşetine taşıdı. Bir yerden emir almış gibi ya da o ´bir yer´ dokuz gazetenin yazı işlerine gelip aynı şekilde manşet olmasını sağlamış gibiydi.

Sütte leke var falanda yok

Bugün ´sütte leke var falanda yok´ tarzı yazılar görünce, bunlar ya Türkiye´de yaşamıyor ya da bütün hepsi aynı kahvenin adamları diye düşünüyor insan... Şu yirmi beş yılda maruz kaldığımız medyatik lincin, iftiranın, haddi hesabı var mı? Yüzlerce kere yalan yazdığı ispatlanmış gazeteler ve köşe yazarları hâlâ çok itibarlı adam diye ortalıkta dolaşmıyor mu? Hâlâ kimin hanesine yazdığı, yayın yaptığı belli olmayan, PKK eylem yapmıyor diye yas tutan, bunu da köşesinde açık açık yazan devletçi(!) yazarlarımız yok mu? Ergenekon tarzı derin yapılar, kamuoyu oluşturabilmek için, yasal hükümetleri çalışmaz hale getirebilmek için tabiî ki en çok medyayı kullanıyor. Hatta medya, derin güçlerle hep doldur boşalt oynardı. Yani önce gazeteler haber yapar, birtakım merkezler de bu haberleri ihbar kabul edip derhal harekete geçerdi.

Operasyon medyayı tartışmaya açacak

Soner Yalçın´ın tutuklandığı bu operasyonların şöyle bir tarafı olacak sanıyorum; bundan sonra medyada kimin eli kimin cebinde daha çok konuşulacak. Hangi gazeteci, hangi yayın yöneticileri kimlerle iş tutuyor, hangi istihbarat servisleri hangi köşe yazarlarıyla yakın temas kuruyor, artık bunları daha çok konuşacağız. Bizim medyamız, basına karşı yapılan muamelelerde hiç de iyi imtihanlar vermedi. Hep ´kendine Müslüman´ tavrı sergiledi. Kendi yandaşı ya da yakınlarına başka, rakibi olarak gördüklerine bambaşka tavırlar takındı. Gazetecilik yaparken, yazdığı, çizdiği şeyler yüzünden bir kimsenin başına bir iş gelmesine şiddetle karşı durmak gerekir. Kime yapılırsa yapılsın... Çünkü böyle bir anlayış herkesi tehdit eder. Ancak gazetecilik dışı işler yüzünden, bir terör örgütünün üyesi olmak suçundan, insanın başına bir şey geliyorsa ona diyecek bir şeyimiz yok. Velev ki, bu kişinin mesleği gazetecilik ya da yazarlık olsun fark etmez. Çağdaş dünyada darbecilik suçtur, çete kurmak suçtur, darbe yapmak kastıyla çete içinde yer almak suçtur. ( Mehmet Kamış / Zaman)

´BİZ MAĞDUR OLDUK, SİZ DE MAĞDUR OLUN´ DEĞİL, AMA BİR GERÇEĞİN DE BİLİNMESİ GEREKİR

Ali İhsan Karahasanoğlu (Yeni Akit): Tanıyın bu hokkabazları! Eski örnek olaylarda, sadece sessiz kalmış olsalardı, yine de böyle bir yazı kaleme almak istemezdim. Evet sadece ´sessiz kalmaları´ yeterli idi. Ama onlar sessiz bile kalamadılar. Tahrik ettiler. Kışkırttılar. Hedef gösterdiler. Gazeteci arkadaşlarının, haksız yere gözaltına alınmasını, keyfi kararlarla cezaevine girmesini, iftiraya maruz kalıp acı çekmesini istediler, bunun için yayın yaptılar.. “Biz mağdur olduk, siz de mağdur olun” noktasında da değilim. Ama bir gerçeğin de bilinmesi gerekir. Bugün sergilenen ikiyüzlülüklerin farkına varılması gerekir.

Hatırlatalım. Yıl 1999.. Devlet gazetesi diye ünlenen Hürriyet gazetesinin yargı muhabiri Nurettin Kurt ile, derin gazetecisi Emin Çölaşan, büyük bir habere imza atıyorlar! Neymiş bu büyük haber? O tarihte cezaevinde olan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum bir mafya babası, bir gazeteciye iftira atıyor.. “Şu kişiyi öldürmem için, bana para teklif etti” diyor.. Nurettin Kurt da, Emin Çölaşan da ve onların gazetesi Hürriyet´in yazı işlerinden bir kişi de, “Ayıptır. Günahtır. Mafya babasının lafı ile, elde tek delil olmadan, somut bir delil gösterilmeden, bir gazeteci arkadaşımızı böyle hedef tahtasına koyamayız” demiyorlar.. O iftira haberleri yayınlıyorlar. Sadece Hürriyet değil. Cumhuriyet gazetesi de hakeza.. Bugünlerde demokrat kesilen Hikmet Çetinkaya, o tarihlerdeki yazısında, hiç lafı dolaştırmadan, çalıştığımız gazetenin basılmasını, yazarlarının gözaltına alınmasını istiyordu. Hayır, işlediğimiz somut bir suç falan yoktu.. Sebep, gazetede yayınlanan haberler, köşe yazıları idi. Nitekim o hedef gösterme amacına ulaşmıştı. Gazetenin merkezi 400 polisle basılmıştı. Gözaltılar olmuş, ancak bir oyuncak tabanca bile çıkmadığı, iftiraya malzeme olabilecek küçücük bir delil bile bulunamadığı için, hemen o gün serbest bırakılmıştık. Ancak, devlet gazetesinin operasyonu, kısmen amacına ulaşmıştı.. Hedef gösterdikleri gazeteci, gözaltına alınmıştı. Sadece gözaltına alınma değil. Bir hafta da nezarette kalmıştı. Kim o gazeteci? Hasan Karakaya abimiz. Sadece Karakaya da değil..Mafya babası iftira atarken, senaryosu biraz süslü olsun diye, “Soyadını hatırlayamıyorum, Hasan diye birisi” dedi diye, gazete yayın kurulu üyesi Hasan Maden de gözaltına alınmıştı. Şaklabanlığa bakın. Bir mafya babası, “Hasan diye birisi, adam öldürmem için bana para teklif etti” diyor.. Hürriyet gazetesi de, bu iftirayı aynen basıyor. Ertesi günü de, dönemin kudretli savcısı Nuh Mete Yüksel, “Gazetede kaç tane Hasan varsa, hepsini getirin” diye talimat yazıyor!

Huuuu! Duydunuz mu beyler?.. Ergenekon gözaltılarını sulandırmak için, pireyi deve yapan bugünün hokkabazları.. Bu anlattığım olay, yüz yıl önce değil.. Sadece 11 yıl önce, bu ülkede yaşandı.. Sizin tahriklerinizle.. Sizin iftiraya aracılık etmeniz ile.. “Bizim soyadımız ne Çölaşan, ne de Çetinkaya” diyenler çıkabilir.. Onlara soralım, peki onlar bu yazıları yazarken, sizin hiç vicdanınız sızlamadı mı? Bugün, Nedim Şener´e vicdanınızın sızladığı gibi! Niye o yazılar yayınlandığı zaman, Hürriyet gazetesinde çalışmaya devam ettiniz? Gazetenize tepki vermediniz. Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya devam ettiniz. O tahrik dolu yazıya tepki göstermediniz? Niye? Bırakın tepki göstermeyi, o Çölaşan´ları, onun gazetesi Hürriyet´i.. Çetinkaya´ları, onun gazetesi Cumhuriyet´i.. O yıldan sonra, defalarca “gazetecilik başarısı” adı altında, ödüllere layık buldular! Değil mi, utanmaz hokkabazlar.. 11 yıl önce, hayatını gazeteciliğe adamış Hasan Karakaya´yı hedef gösterirken, “adalet, hukuk, vicdan” hatırınıza niye gelmiyordu?.. “Oh olsun, bugün de bizim aklımıza böyle kavramlar gelmiyor” demiyorum. Ama, ikiyüzlülüğünüzü de, unutanlar için, hatırlatmak istiyorum. Eminim ki, yarın bunların ellerine küçücük bir fırsat geçse, yine aynı tezgahı kurarlar... Bir Nuh Mete bulsalar, yine aynı gözaltıları başlatırlar.. Bugün bizim gösterdiğimiz tarafsızlığı sergilemek bir yana, yayınları ile gözaltıları tahrik eder, alkışlarlar.. Tanıyın bu ikiyüzlüleri ey halkım.. Tanıyın bu hokkabazları! ( Ali İhsan Karahasanoğlu / Yeni Akit)

YARGI SÜRECİNİ BEKLEMEDEN ZANLILARI SUÇSUZ İLAN ETMEK DOĞRU DEĞİL

Ergenekon soruşturması kapsamında son yaşanan gözaltılar medyada tartışma başlattı. Medyanın bir bölümü gözaltı ve tutuklamaların ´basın özgürlüğüne darbe´ olduğunu savunuyor. Oda TV´nin gazetecilik adı altında operasyonel istihbarat çalışması yaptığını söyleyen de var, Soner Yalçın´ın gazetecilik dışında her işi yaptığını iddia eden de. İşte o görüşler:

Melih Altınok (Taraf Gazetesi): Ahmet Şık gibi gazetecilik serüveni boyunca demokrasiden yana durmuş bir ismin evinin aranması gibi prosedürler üzerinden tüm sanıklar için masumiyet karineleri çıkartılmaya çalışılıyor. İlerde yine pişman olmamak için biraz sükûnet. Zira iddianamenin aleyhine bir delil ortaya çıkmış değil.

Mehmet Metiner (Star Gazetesi): Bir insan sadece gazeteci diye dokunulmazlık zırhına büründürülemez. Ben de yargılanıyorum. Hukukun gerektirdiği süreçlerden geçiyoruz. Bu gazetecilerimiz diğerlerinden çok daha mı değerlidir?

Nagehan Alçı (Akşam Gazetesi): Oda TV çevresi ve Soner Yalçın, Deniz Baykal´a şantaj yapmış. ´Varan 2´ diye bir kasete dokümana ulaşıp şantaj aracı olarak kullanılıyor. Ben bunu birinci elden sağlam bir istihbarattan aldım.

Nuri Elibol (Türkiye Gazetesi): Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir meslek grubunun suç işleme özgürlüğü yoktur. Gazetecilik kisvesi altında basın özgürlüğünü istismar edip Bekaa Vadisi´nde terörist başına akıl hocalığı yapmayacaksın.

Nazlı Ilıcak (Sabah Gazetesi): Bunu siyasi iktidarın yaptırmadığını biliyorum ama bu operasyon benim kafamda kuşkular yarattı. Bunu kim ne için yapıyorsa, hizmet ettiği fikre hizmet etmemiştir. Çok yanlış bir operasyon ve Türkiye´nin imajını da bozan bir operasyon gerçekleşmiştir.

Ahmet Taşgetiren (Bugün Gazetesi): Darbe ortamları için öncelikle bir kamuoyu oluşturulması gerekir, sonra da darbelerin yaptıklarının meşrulaştırılması. Bunda da medya başrolü oynar. Medya kimi zaman kullanılır, kimi zaman bizzat darbe sürecinin içine katılır.

Sedat Ergin (Hüriyet Gazetesi): Meslektaşlarıma yöneltilen suçlamaları anlamakta da ciddi güçlük çekiyorum. Ergenekon çerçevesinde gerçekleştirilen operasyonun Batı dünyasında Türkiye´de basın özgürlüğü hakkında zaten yerleşmiş olan soru işaretlerini, tereddütleri iyice pekiştireceğini düşünüyorum.

Güneri Civaoğlu (Milliyet Gazetesi): Türkiye´nin son yıllarda en fazla ´basın özgürlüğü ödülü´ almış bir gazetecisinin ´darbeci bir örgütün mensubu olduğu´ iddiasıyla evinin basılacağını, gözaltına alınacağını hiç sanmıyordum.

Derya Sazak (Milliyet Gazetesi): Elindeki bilgi ve belgeyi her gün gazetesinde haber yapan, kitap yazan, televizyonlarda görüşlerini açıkça ifade eden bir gazetecinin gizlisi-saklısı olur mu? Ben Nedim´in gazeteciliğin sınırlarını aşan bir eylem içinde olacağına ihtimal vermiyorum.

Mehmet Y. Yılmaz (Hürriyet): Ergenekon soruşturması bahanesiyle gazetecilerin evlerinin aranıp, gözaltına alınmaları doğrudan doğruya basın özgürlüğüne yönelik bir saldırıdır. ( Zaman)

Mehmet Baransu (Taraf): Yargı aşamasında olan Odatv.com olayındaki kişiler halkı kin ve nefret duygusuna yönlendirdikleri iddiasıyla gözaltına alındılar. İddianameler ortaya çıktığında bu insanların neyle suçlandığı öğrenilebilinecek.

(05 Mart 2011, 12:09)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Odatv´ye 2. baskın

ODATV İLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Kontrgerilla Medyası

Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon´u bozmak

Ergenekon medyası ´karanlık oda´da yapılandırıldı

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

Flaş!!! Odatv´ye baskın

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3055    yazdır/print


 

Ergenekon-PKK-TİKKO ilişkileri

Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul Şile´deki cephane kazılarıyla ilgili hazırlanan yeni iddianame, Ergenekon´un taşeron terör örgütleri kullandığına dair iddiaları daha da somutlaştırdı.

Ergenekon-PKK-TİKKO ilişkileri yeni iddianamede

Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul Şile´deki cephane kazılarıyla ilgili hazırlanan yeni iddianame, Ergenekon´un taşeron terör örgütleri kullandığına dair iddiaları daha da somutlaştırdı.

28 Temmuz 2010´da Şile´de yapılan kazılarla ilgili İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nce kabul edilen 34 sayfalık iddianamede Ergenekon davasının asker sanıkları Veli Küçük, Levent Bektaş, Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım ve Mustafa Turhan Ecevit´in eski TİKKO ve PKK mensuplarıyla ilişkisi dikkat çekiyor. Eski TİKKO´cu Ulaş Özel ve eski PKK´lı Hüseyin Yanç ile polis Yusuf Ethem Akbulut´un sanık Okan İşgör´ün yanında çalıştığı anlatılıyor. İddianamedeki anlatıma göre sanık İşgör, JİTEM´in kurduğu şirketi devrettiği bir isim. İddianamede, bu durumun Ergenekon´un JİTEM´le bağlantısına örnek olduğu belirtiliyor. Öte yandan davanın bir numaralı sanığı eski TİKKO´lu Ulaş Özel´de ele geçen çok sayıda mühimmat da şebekenin silahlı ayağı açısından dikkat çekiyor. İddianamede, İşgör ile Özel arasında mühimmatla ilgili şifreli konuşma geçtiği vurgulanıyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nca hazırlanan iddianamede, bir ihbar üzerine başlayan operasyonda, Özel´in üvey babası Mustafa Nemli´nin evinde 1 adet Kaleşnikof, 2 adet dolu şarjör, 51 adet Kaleşnikof´a ait fişek, şişede 3 adet MKE yapımı sağlam el bombası fünye grubu, 3 adet sağlam el bombası gövdesi, 1 adet elden fırlatmalı aydınlatma fişeği bulunduğu anlatılıyor. Sanık Özel´in yer göstermesi üzerine yapılan aramalarda ise Jandarma Genel Komutanlığı´nca verilmiş takdirnameler, çok sayıda askeri malzeme, bir adet kurusıkı tabanca ve buna ait 5 fişek bulunan şarjör, bir adet el bombası, 12 adet MKE yapımı fişek, 10 adet kurusıkı fişeği, 2 adet Glock silah şarjörü, şişeler içinde üç adet el bombası ele geçirildiği ve bunun yanında sahte isimli kimliklerin de bulunduğu aktarılıyor.

Bir numaralı sanıktan çarpıcı itiraflar

İddianameye yansıyan sanık Özel´in açıklamaları da dikkat çekici. Üniversite yıllarında TİKKO mensubu olan ve daha sonra itirafçı olup operasyonlara katılan Ulaş Özel, JİTEM adına kendisine kimlik verildiğini ve maaşa bağlandığını belirtti. Özel, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Muzaffer Tekin ve Kemal Kerinçsiz´i tanıdığını, yanında çalıştığı Okan İşgör´ün Kerinçsiz´le Cumhuriyet mitinglerine katılım ve organize ile ilgili planlamalar yaptıklarını aktardı. İşgör´ün o sırada Kerinçsiz´in yanında koruma gibi durduğunu ifade etti. Birlikte gittikleri toplantılarda Ergenekon soruşturmasında ismi geçen subayları gördüğünü de kaydetti.

PKK itirafçısı Hüseyin Yanç da Tunceli´deyken Jandarma İstihbarat´ın yönlendirmesi ile Okan İşgör´le tanıştığını anlattı. İşgör´ün kendisine, Göktuğ isimli şirketi JİTEM´in kurduğunu ve daha sonra JİTEM´den devraldığını anlattığını kaydetti. Sanıklardan Özel de 2007 yılında Ergenekon soruşturması başladıktan sonra İşgör´e ait şirketlerin mal varlığının sıfırlandığını, 24 adet TIR´ın satıldığını anlattı.

Kriminal rapor: Bombalar kullanılmaya elverişli

İddianamenin delillerin değerlendirilmesi bölümünde, ele geçirilen mühimmatla ilgili kriminal raporlara yer verildi. Ele geçen malzemeler üzerinde yapılan parmak izi incelemesinde sanıklardan Ulaş Özel´in sağ el işaret parmak izine rastlandığı belirtildi. Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) tarafından hazırlanan raporlarda sanıklarda ele geçen 88 el bombasının da TSK´ya ait olduğu kaydedildi. 44 adet el bombasının MKE tarafından 21 Şubat 2001´de Jandarma Genel Komutanlığı´na (JGK) teslim edilen 5 bin adet el bombasından, 44 adet savunma tipi el bombasının ise 25 Ekim 1999 tarihinde JGK´ya teslim edilen 5 bin 350 adet bombasından olduğu bildirildi. Ele geçirilen otomatik silah, tüfek ve fişeklerle ilgili yapılan tatbikat ve incelemelerde ise patlamaya hazır, kullanıma elverişli oldukları belirtildi. ( Zaman)

(03 Mart 2011, 10:15)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon-PKK bağlantısı manşetlerimiz

Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

DHKP-C ile ilgili manşetlerimiz

Ergenekon-Hizbuttahrir bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

Avcı, Derin-Sol´un önünü açtı

Çarkın: Karataş, istihbaratla geziyordu

Ergenekon´un karşı hamlesi Avcı´dan

Avcı´nın amacı soruşturmayı engellemek

İşte Hanefi Avcı´nın Ergenekon planı

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

ERGENEKON VE DİĞER TERÖR ÖRGÜTLERİNDEKİ BOMBA VE SİLAHLARIN KARDEŞLİĞİ

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3042    yazdır/print


 

Casus müşterileri: Rus İsrail Yunan

Askeri Casusluk iddianamesinde, TSK´nın dinleme ve istihbarat projelerinin örgüt tarafından yakından izlendiği, Rusya, İsrail ve Yunanistan´a tanıtılarak pazarlıklar yapıldığı ortaya çıktı.

Çalınacak projelerin alıcısı: Rusya İsrail Yunanistan

Askeri Casusluk iddianamesinde, TSK´nın dinleme ve istihbarat projelerinin örgüt tarafından yakından izlendiği, Rusya, İsrail ve Yunanistan´a tanıtılarak pazarlıklar yapıldığı ortaya çıktı.

Askeri casusluk ve şantaj iddianamesinin eklerinde 200 önemli projenin örgütün takibi altında olduğu ortaya çıktı. TSK, Jandarma Genel Komutanlığı gibi devletin en stratejik kurumlarına ait gizli projelerin isimleri ve amaçlarına kadar detaylı bilgilerin sıralandığı belgelerde, lazer ışınıyla, diz üstü bilgisayar ve elektrik şebekesi üzerinden aynı anda birçok evdeki konuşmayı dinleme gibi birbirinden ilginç projeler yer alıyor. Önemli projelerin karşısına “yavaşlat, engelle, içinde olmalıyız, önemli takipte, durdurulması gereken proje, kesinlikle sekteye uğratılmalı, Özden Örnek Paşa pasladı, önemli yurtdışından istek var, Ruslar talip, Yunanistan, İsrail koordine, yurtdışı müşteri var” şeklinde notlar düşüldüğü de ortaya çıktı.

Kriptolu kodlar

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 56 sanıklı “şantaj ve askeri casusluk” davasının eklerinde yer alan ve sanık Emrah Küçükakça´dan ele geçirildiği belirtilen 78 numaralı CD içerisinde bulunan belgelerde devletin iç ve dış güvenliğiyle ilgili TSK adına yürütülen projelerle ilgili bilgilere rastlandı.

200 projenin sıralandığı belgede, “MILSEC-3 (KY-58 Ses Emniyeti Cihazı” isimli proje için “TSK´da telsiz haberleşmesinde emniyetli haberleşmeyi sağlayan ve hava, deniz ve kara platformlarında kullanılan KY-58 cihazın tamamen milli olarak gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir. Proje kapsamında 2005 yılında NATO Hellatite ch” olduğu belirtiliyor. Projenin karşısına ise “Dağ kadrosu için tehlikeli. Hava yer haberleşmesi kriptolu olacak. Durduralım, hiç olmazsa yavaşlatalım. Kriptolu kodlarını ele geçirmeliyiz” şeklinde not düşüldüğü görüldü.

“Görkem Çipli, Fatma Akçadağ düzenli takip” notu da düşülen belgede, operatör desteği olmadan laptop yardımı ile GSM haberleşme trafiğinin dinlenmesi projesine ilginin yüksek olduğu ifade edilerek, bu projeyi Merdan ve Ali Sabri isimli kişilerin pazarlayacağı belirtiliyor.

Lazer ışınıyla dinleme

“Laser Ses Dinleme” isimli, lazer ışını kullanarak 500 metre veya daha uzun mesafeden cam üzerinde ses dinleme ve bu dinlenen sesin işlenmesi, konuşma tanıma teknolojileri kullanarak istenen kişiye odaklanmasını amaçlayan proje için ise “Önemli” denilerek detay isteniyor. “Operatör desteği olmadan dizüstü bilgisayar yardımı ile GSM haberleşme trafiğinin dinlenmesi” yönündeki projenin karşısına ise “İlgi yüksek, Merdan pazarlayacak. Merdan, Ali Sabri” diye yazıyor. “ASGS-YDYS” Akıllı kart tabanlı sosyal güvenlik sistemi-yaşam döngüsü yönetim sistemi akıllı kartın çıkarılması, parmak izi alma ve tanımlama” projesi için ise “Oktay Adılıer pasife çekilsin. Elçin Tanyeli öne çıkmalı” deniliyor.

“ATAK” isimli “AHS 1 helikopterin milli görev bilgisayarının silah konfigürasyonu ile birlikte takılmasıdır. ASELSAN, TÜBİTAK MAM BTE ve TAI bu projede konsorsiyum şeklinde çalışmaktadır” denilerek “Kontrolümüz altında. ASELSAN´dan bilgi al. GATE-Turgay Malari. Pazarlama; Aysam Akses aracılığı ile Sadettin Saran´a verilsin” deniyor.

Belgede, Deniz Harp Oyunu Simülasyonu Altyapısı (DEHOS) Projesi´nin ise Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu´nun oğluna verildiği bu konuda bilgi alınması yönünde not düşülüyor. Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı internet ağı projesinin önemli olduğu belirtilen belgede projenin takibe alındığı notu düşülüyor.

Eelektrik şebekesiyle dinleme

“Parmak izi onaylama sistemi” ile “Power hattı üzerinden böcek dinleme (Elektirik şebekesi üzerinden birden fazla evi dinleme), “E-devlet çalışmaları” projelerinin ise “içinde olmalıyız”,” GENESİS” isimli projenin karşısında ise “Özden Örnek Paşa pasladı. HAVELSAN, SİGNAAL, YALTE ??” yazıyor.

Dağ kadrosu sert çıkıyor

Bir projenin karşısına ise “Kesinlikle sekteye uğratılması gereken bir proje. Geçişler sekteye uğrayabilir, trafik ve taşımacılığa dikkat... Dağ kadrosu sert çıkıyor”, İnsansız Hava Araçları (İHA) uçak sayısı ve özelliklerinin sıralandığı projenin ise “Yavaşlatılması talimatı var” deniliyor. “Hava-hava, Hava-yer, ve Yer ve hava Haberleşmesinde Güvenli Veri ve Görüntü İletimi” projesinin ise “Durdurulması gerektiği ve önemli olduğuna dikkat çekiliyor. “Çevre ülkelerin kriptolu haberleşme kanalının çözümlenmesi (BULUT, PİKA, AKVARYUM; GÖZCÜ VERİ TABANI) projesi için ise “Kripto gizli, büyükler ilgileniyor. Merdan” diye yazıyor.

Bizim cihazlar satılmalı

“Böcek yakalama” isimli projeye “Para çıkar, Görkem benzerini üretiyor” notu düşülürken, “Ulusal Marker Projesi” karşısına ise “Komutanla paslaşıyorlar, istenilen açık notlar genişletiliyor, isteklerimiz geri çevrilmiyor. Fatma Akçadağ, Sakir Baytaroplu” diye yazıyor. “Marker Yönetim Cihazı” projesinin kopyasının geldiği belirtilen belgede Güvenli Cep telefonu Güvenlik Yönetim Merkezi projesinin “ASELSAN koordine, projeyi engelle bizim cihazlar satılmalı. Merdan” deniliyor.

Önemli belgeler mühürlü torbalarda

Askeri casusluk ve şantaj davasının ek klasörlerinde TSK´ya ait 165 bin gizli belge ile TSK personeli ve ailelerine ait msn yazışmaları, fotoğraf ve video görüntüleri, askeri personeller ile müştekilerin ifadeleri, Genelkurmay, TÜBİTAK, Milli Savunma Bakanlığı yazışmaları ve gizli projelerin tümü mühürlü torbalara konularak adli emanete alındı. Sanıkların ifade tutanakları TSK mensuplarının özel hayatlarına ilişkin fişleme belgeleriyle ilgili de ipuçları verdi.

Özel hayat fişlemeleri

Bir numaralı sanık emekli Albay İbrahim Sezer´in evinden çıkan klasörlere “İtalyan İşi”, Devrim Arabaları”, “Avatar” gibi film isimlerinin verilmesi de dikkat çekti. “İtalyan işi” klasörü incelendiğinde toplam 162 askeri personelin özel hayatları ve cinsel yaşamları ile ilgili “Sanal sexten hoşlanır”, “Eşinin başkalarıyla ilişki kurmasına göz yummaktadır”, “PKK´lı”, “Grup seks bağımlısıdır”, “Hayvan pornosundan hoşlanır” şeklinde notların yazılı olduğu tespit edildi. ( Taraf)

(03 Mart 2011, 13:03)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3041    yazdır/print


 

Flaş!!! Ergenekon´da yeni dava: Şile kazıları

Ergenekon´da yeni dava açıldı. Şile´de yapılan kazılarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede 1´i tutuklu 4 sanığın ´Ergenekon terör örgütü üyesi olmak´ suçundan cezalandırılması istendi. İtirafçı olduğunu ve JİTEM adına operasyonlara katıldığını belirten sanık Ulaş Özel ifadesinde, Ergenekon sanığı emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´in cezaevine girmesinden sonra Poyrazköy davası tutuklu sanığı emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın onun konumuna geldiğini, sık sık Veli Küçük ve Levent Bektaş ile görüşüldüğünü söyledi. İddianame, Poyrazköy cephaneliği ile Ergenekon sanıkları arasındaki bağlantıyı da gösteriyor. Dikkati çeken bir ayrıntı da sanıkların TİKKO, İBDA-C ve PKK gibi çeşitli terör örgütü üyeleri olmaları.

FLAŞ!!! Ergenekon´da yeni dava: Şile kazıları

Ergenekon´da yeni dava açıldı. Şile´de yapılan kazılarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede 1´i tutuklu 4 sanığın ´Ergenekon terör örgütü üyesi olmak´ suçundan cezalandırılması istendi. İtirafçı olduğunu ve JİTEM adına operasyonlara katıldığını belirten sanık Ulaş Özel ifadesinde, Ergenekon sanığı emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´in cezaevine girmesinden sonra Poyrazköy davası tutuklu sanığı emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın onun konumuna geldiğini, sık sık Veli Küçük ve Levent Bektaş ile görüşüldüğünü söyledi. İddianame, Poyrazköy cephaneliği ile Ergenekon sanıkları arasındaki bağlantıyı da gösteriyor. Dikkati çeken bir ayrıntı da sanıkların TİKKO, İBDA-C ve PKK gibi çeşitli terör örgütü üyeleri olmaları.

Ergenekon soruşturması kapsamında Şile´de yapılan kazılarla ilgili olarak 1´i tutuklu 4 sanık hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

İddianamede, 28 Temmuz 2010´da Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü´ne gelen bir ihbar üzerine sanıklardan Ulaş Özel´in yaşadığı Başakşehir´deki evde arama yapıldığı ve aramalarda kaleşnikof silah, elden fırlatmalı roket ibareli aydınlatma fişeği, el bombası gövdesi ele geçirildiği belirtildi. Burada ulaşılamayan Ulaş Özel´in daha sonra Altınoluk´ta yakalandığı ifade edilen iddianamede, Özel´in başka mühimmat da bulunduğunu söylediği kaydedildi. Yeniden yapılan aramalarda bol miktarda askeri malzeme ve çeşitli miktarda mühimmatla birlikte çeşitli tarihli Jandarma Genel Komutanlığı tarafından verilmiş takdirnamelerin bulunduğu anlatıldı.

İddianamede yer alan ifadesine göre; sanık Özel eski bir TİKKO örgütü üyesi olduğunu anlattı. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan, cezaevinde kaldığı süre ve sonrasında Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele (JİTEM) isimli askeri kurumda çalışan Özel´e resmi kimlik ve silah verildi. Kırsal alanda silahlı terör örgütleri ile JİTEM adına çatışmalara giren Özel, 2005 yılının sonlarına doğru devletin resmi görevlilerinin yönlendirmesiyle İstanbul´da bulunan Hüseyin Yanç ile irtibata geçerek Okan İşgör´ün işyerinde çalışmaya başladığını söyledi.

İşgör´ün İBDA-C, Yanç´ın ise PKK-Kongra/Gel üyesi olduklarını, ikisinin de itirafçı JİTEM üyesi olduğunu, Yanç´ın örgüt içindeyken patlayıcı bomba yaptığını, İşgör´ün ise bomba yapımı konusunda Yanç´tan bilgi aldığını söyledi.

ERGENEKON´UN ORTAYA ÇIKMASI İLE KULLANILDIĞIMI ANLADIM

İşgör´ün yanında çalıştığı dönemde iş yerine birçok resmi görevlinin geldiğini, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan birçok şahıs ile kendisinin ve arkadaşlarının irtibatlı olduğunu anlatan Özel, İstanbul´a geldikten sonra tanık oldukları ilişkiler ve irtibatlar, Ergenekon soruşturması ile ortaya çıkan gerçeklerle kendi konumundaki kişilerin iyi niyetlerinin suiistimal edildiğini, devlete hizmet edileceği düşüncesi ile kandırıldıklarını anladığını kaydetti.

Okan İşgör´ün zengin birisi olarak lüks araçlara bindiğini, yanında Ergenekon sanıklarından Muzaffer Tekin ve Oktay Yıldırım´ın bulunduğunu anlatan Özel, Muzaffer Tekin´in emekli yüzbaşı olmasına rağmen yanına gelen emekli paşalar ve albayların bu şahsa saygı gösterdiklerini, ´komutanım´ diye hitap ettiklerini, Tekin ve etrafındaki JİTEM´den ayrılan asker emeklisi grubun Büyükçekmece´deki bir cenaze töreni ve Etiler´de bir toplantıya katıldıklarını, bu şahıslar arasında Veli Küçük´ün de bulunduğunu ifade etti.

İşgör ile Tekin´i emekli Yarbay Ömer Rıdvan Altınok´un tanıştırdığını, avukat Kemal Kerinçsiz´le İşgör´ün görüştüğünü kaydeden Özel, o dönemlerde yapılan Cumhuriyet mitinglerine katılım ve organize ile ilgili planlamalar yaptıklarını aktardı. İşgör´ün yanında daha çok koruması gibi bulunduğunu belirten Özel, birlikte gittikleri toplantılarda son yıllarda kamuoyunda Ergenekon soruşturması olarak bilinen soruşturmada isimleri geçen subayları gördüğünü söyledi.

TEKİN CEZAEVİNE GİRİNCE BEKTAŞ YERİNE GEÇTİ

2007-2008 yıllarında Muzaffer Tekin ve çevresindeki kişilerin cezaevine girdiğini anlatan Özel, sonrasında Okan İşgör´ün emekli Binbaşı Levent Bektaş ile irtibata geçtiğini, kendisinin de Levent Bektaş´la arasının iyi olduğunu ifade etti.

Muzaffer Tekin´in cezaevine girmesinden sonra Levent Bektaş´ın onun konumuna geldiğini söyleyen Özel, İşgör´ün telefonla ve yüz yüze sık sık Veli Küçük ve Levent Bektaş ile görüştüğünü öne sürdü. Özel, Bektaş´ın illegal gruplarla irtibat kurmak için İşgör´ü kullandığını ifade etti.

ŞİLE´DE SİLAHLI EĞİTİM YAPTIK

Hüseyin Yanç ve Okan İşgör´le birlikte 2006-2008 yıllarında 3-4 sefer Şile bölgesindeki ormanlık alana gittiklerini, yanlarında SAT´çı astsubaylar ve ismini bilmediği şahısların da bulunduğunu kaydeden Özel, burada silahlı eğitim yaptıklarını, bir seferinde bu şahısların kazma ve kürekle bir ağacın dibine gittiklerini, ama bir şey gömerken görmediğini anlattı.

2007 yılında Okan İşgör´ün kendisine devrettiği bir şirketin mutfak bölümünün gizli bölmesinde su baskını sonrası silah ve mühimmatlar gördüğünü söyleyen Özel, bunları Okan İşgör´ün annesinin evinde sakladığını, İşgör´ün kendisine bu malzemeleri Yüzbaşı Ali Barış Sevindik´in alacağını söylediğini kaydetti. Evinde silah ve mühimmatlar yakalanınca korktuğunu anlatan Özel, bu konuda İşgör´e bilgi verdiğini İşgör´ün de olayın kendisine sirayet ettirilmemesini söylediğini ifade etti.

Kendisini teslim olduğu günden bugüne kadar resmi operasyonlarda kullanan, gayri meşru işlerde kendisinden faydalanan, kullandıktan sonra ortada bırakan kişiler hakkında suç duyurusunda bulunmak istediğini anlatan Özel, herhangi bir örgüt üyesi olmadığını ve kendisi hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını talep etti.

BEKTAŞ İLE 128 KEZ GÖRÜŞTÜ

İddianamede, Özel´in 29 Aralık 2007 ve 20 Mart 2009 tarihleri arasında Poyrazköy davası sanıklarından Levent Bektaş ile farklı numaralarda toplam 128 kez görüşme kaydının tespit edildiği belirtildi.

ADİL SERDAR SAÇAN´A BİLGİ VERİYORDUM

Ambarlı Limanı´nda nakliyecilik yaptığını belirten sanık Okan İşgör, 1998 yılında tehdit edildiğini, haraç vermediği için silahla tarandığını, bunun üzerine jandarmadan yardım istediğini anlattı. İBDA-C terör örgütünün kendisinden haraç istediğini öne süren İşgör, bunu jandarma istihbarata bildirdiğini söyledi.

Askerliğini yaptığı sırada tanıştığı Ergenekon davası sanıklarından eski emniyet müdürü Adil Serdar Saçan´a da öğrendiği konuları haftalık olarak aktardığını ifade eden İşgör, 1998 yılında İstanbul TEM Şube´nin yaptığı İBDA-C operasyonunda tutuklandığını, cezaevinde bulunduğu dönemde de resmi görevlilere cezaevinde olup bitenleri aktardığını kaydetti.

İşgör, ayrıca Şile´de kazı yapılan arazinin Orman İşletme Müdürlüğü´ne ait olduğunu, Altay Lojistik firmasında turizm unvanı olmasından dolayı burayı mesire alanı yapmak için müracaat ettiklerini, ele geçen dökümanlarda yer alan resim, harita, kroki ve koordinat bilgilerinin 2006 senesinde bu yeri kiralamak için müracaatta bulundukları yere ait olduğunu, o zamandan bu yana içerisinde bunları sakladığını da anlattı.

İfadelerinde Kemal Kerinçsiz, Muzaffer Tekin ve Veli Küçük´ü tanımadığını söyleyen Okan İşgör´ün bu kişilerle telefon irtibatları olduğunun vurgulandığı iddianamede, İşgör´ün, 3 Ocak 2007 ve 20 Şubat 2009 tarihleri arasında Levent Bektaş ile 556 kere, Veli Küçük ile de farklı numaralardan toplam 9 kere, Kemal Kerinçsiz ile de 1 kez görüştüğü tespit edildi.

TDKP örgütünden kaçıp teslim olduğunu belirten sanık Hüseyin Yanç, cezaevinde örgüt mensuplarından baskı görünce tünel kazarak 18 kişi ile kaçtıklarını belirtti. Şam´da kendilerini Abdullah Öcalan´ın karşıladığını ifade eden Yanç, Türkiye´ye geldikten sonra 1995 yılında tekrar güvenlik güçlerine teslim olduğunu söyledi.

İtirafçı olduğunu ve 12 yıl ceza aldığını kaydeden Yanç, cezaevindeyken Jandarma Özel Harekat 5B timleri ile birlikte operasyonlara katıldığını ifade etti. 2005 yılında jandarmanın yönlendirmesiyle İstanbul´da Okan İşgör´e ait şirkette çalışmaya başladığını belirten Yanç, Levent Bektaş´ın ve birçok askerin İşgör´ün yanına gelip gittiğini söyledi.

Yanç, İşgör ile uyuşturucu işleri ile ilgili istihbarat alışverişi yaptıklarını kaydetti.

Sanık Yanç´ın telefon numarasının Poyrazköy davası sanığı emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın telefonunda Hüseyin Ji şeklinde kayıtlı olduğu belirtildi.

GENELKURMAY JİTEM YOK DEDİ

İddianamenin Şüphelilerin JİTEM ile olan irtibatları başlıklı bölümünde Ulaş Özel´in JİTEM üyesi olduğu iddialarına ilişkin olarak Genelkurmay Başkanlığı´ndan 6 Aralık 2010´da gelen yazısına yer verildi. Genelkurmay´ın JİTEM adında herhangi bir birim olmadığını belirttiği anlatılan iddianamede, cevap yazısında Ulaş Özel´le ilgili er ve erbaşlık haricinde herhangi bir görevlendirme yapılmadığı, 25 Haziran 2005 tarihinde Elazığ Kovancılar Jandarma Komando Özel Harekat Tabur Komutanlığı´ndan terhis olduğu, görev süresi içerisinde farklı tarihlerde 3 adet Jandarma Bölge Komutanı imzalı takdirname aldığına yer verildi.

ARİF DOĞAN: JİTEM´İ KANUNİ OLARAK KURDUM

JİTEM´i kurduğunu öne süren Ergenekon davası sanıklarından emekli Albay Arif Doğan´ın soruşturma sırasında tanık olarak dinlendiğinin belirtildiği iddianamede, Doğan, JİTEM´i kanuni olarak kurduğunu, görev alanının da Türkiye´nin tümü olduğunu söylediği belirtildi. 1990 yılında JTEM´in faaliyetlerinin durduğunu belirten Doğan´dan ele geçirilen belgelerde JİTEM´e dair birçok belgenin bulunduğu kaydedildi.

BEKTAŞ´IN İFADESİ ALINDI

Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Poyrazköy sanığı Bektaş´ın ise sanık İşgör´ü işi nedeniyle tanıdığını, SAT Grup Komutanlığı´nda görevli ortak arkadaşları olduğunu söylediği belirtildi. İşgör´ün terör örgütü üyesi olduğunu bilmediğini, diğer sanıkları da İşgör´ün yanında işçi olarak bildiğini belirten Bektaş´ın, ele geçirilen mühimmattan bilgisinin olmadığını söylediği ifade edildi.

İddianamede şu ifadelere yer verildi: Ergenekon soruşturmaları kapsamında elde edilen örgütsel dokümanda JİTEM ile ilgili ´İnsan yapısındaki yapı taşları özellikleri dikkate alındığında asker/sivil ayrımı yapılamayacağı ortaya çıkar´ şeklinde yer alan ibare, şüphelilerin kısmi kabule dayanan savunmaları, telefon rehberlerinde yer alan birçok ortak kamu görevlisine ait telefon numaraları, Levent Bektaş´ın telefon rehber bilgilerinde Hüseyin Yanç´ın ´Hüseyin J´ şeklinde kayıtlı olması, şüphelilerin Levent Bektaş ile olan yoğun irtibatları, Ergenekon soruşturmaları kapsamında ele geçen JİTEM ile ilgili dokümanlar birlikte değerlendirildiğinde şüphelilerin münferiden bir araya gelmedikleri, örgütün amacı doğrultusunda ve hiyerarşik yapı içerisinde hareket ettikleri değerlendirilmiştir.

İŞGÖR, VELİ KÜÇÜK´LE ŞİRKET KURACAKTI

İddianamede, Ergenekon terör örgütünün Özel Güvenlik Şirketleri kurulması için faaliyette bulunduğuna dikkat çekilerek sanık Okan İşgör´ün Ergenekon sanıklarından Veli Küçük ile birlikte güvenlik şirketi kurma hazırlığında oldukları ve Küçük´ün yönetim kurulunda görev alacağı anlatıldı.

İddianamede şu tespitlere yer verildi: Her 3 şüphelinin haklarında devam eden soruşturma ve yargılamalar bulunan Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi kişilerle irtibatlı oldukları, örgüte yönelik soruşturmalar başladıktan sonra örgüte ait olduğu değerlendirilen silah ve patlayıcıların gizlenerek muhafazasına çalışıldığı, muhtemelen uygun ortam bulunup, örgütçe karar alındıktan sonra bu silah ve patlayıcıların ilerideki eylemlerde kullanılabileceği, her 3 şüphelinin örgütün genel stratejisine uygun olarak hareket ettikleri, çevrelerine kendilerini ´Derin Devlet´ olarak adlandırılan yapının adamı olduklarını telkin ettikleri anlaşılmakla, her 3 şüphelinin Ergenekon silahlı terör örgütünün üyesi olduğu, şüphelilerden Yusuf Ethem Akbulut´un diğer şüphelilerle irtibatlı olduğu, Ulaş Özel ile birlikte Kazi Erdel isimli şahsın öldürülmesine yönelik eyleme dönülmeyen olaya iştirak ettiği, böylelikle şüphelinin de Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olduğu kanaatine varılmıştır.

MKEK BAZI MÜHİMMATIN TSK´YA AİT OLDUĞUNU RAPOR ETTİ

İddianamede kriminal raporlara da yer verildi. Şahıslardan elde edilen mühimmatın incelenmesi sonucu Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) tarafından hazırlanan raporda 44 adet el bombasının MKEK tarafından 21 Şubat 2001 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı (JGK)´ya teslim edilen 5 bin adet el bombasından olduğu belirtildi.

Raporda 44 adet savunma tipi el bombasının ise 25 Ekim 1999 tarihinde JGK´ya teslim edilen 5 bin 350 adet bombalardan olduğu kaydedildi. Bir adet el bombası tapasının ise 16 Şubat 2001 tarihinde Kara Kuvvetler Komutanlığı´na (KKK) teslim edilen mühimmattan olduğu ifade edildi.

İddianamede şüpheliler Ulaş Özel ve Hüseyin Yanç´ın Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, patlayıcı madde bulundurmak, ateşli silahlar kanununa muhalefet ve resmi evrakta sahtecilik suçlarından 74 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi. Sanıklardan Okan İşgör´ün Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, patlayıcı madde bulundurmak, ateşli silahlar kanununa muhalefet suçlarından 63 yıla kadar hapsinin talep edildiği iddianamede sanıklardan Yusuf Ethem Akbulut´un Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, ateşli silahlar kanununa muhalefet suçlarından 22,5 yıla kadar hapsi öngörüldü. ( Cihan)

JİTEM´i görünce ´bu terör bitmez´ demeye başladım

04 Mart 2011 - Şile´deki kazılarla ilgili ifade veren Ulaş Özel, iki yıl öncesine kadar JİTEM için çalıştığını söyledi. Ergenekon kapsamında Şile´deki kazılarla ilgili olarak 1´i tutuklu 4 sanık hakkında yürütülen soruşturmanın İstanbul 12.Ağır Ceza tarafından kabul edilen 34 sayfalık iddianamesinde ilginç detaylar yer alıyor. İddianamenin 1 numaralı sanığı Ulaş Özel´in “Bir dönem çalıştım” dediği JİTEM´le ilgili tespitleri dikkat çekiyor. Özel askerlikten sonra Kırıkkale, Elazığ, Erzincan ve Tunceli´ye gittiğini ve 2009´da Jandarma Binbaşı Uğur Ertekin tarafından aranarak Erzincan´da istihbarat yaptırıldığını söyledi. Özel, savcılıktaki 27 sayfalık ifadesinde, JİTEM´de yaşananları gördükten sonra bu ülkede terörün hiçbir zaman bitirilemeyeceği düşüncesine kapıldığını söyledi.

RESMİ MAKAMDA RESMİ VAR

Özel´den ele geçen görüntüler de iddianameye girdi. Özel´in resmi askeri makamlarda çekilmiş görüntülerinin olduğu, JİTEM´e ait resmi silahlarla görüldüğü ve JİTEM adına katıldığı operasyon görüntüleri olduğu kendisinin de bunları kabul ettiği belirtiliyor.

JİTEM´ciler 2 kod isimli

Ergenekon sanığı Özel, JİTEM´in bütün personelinin kod adı ve kendi kimliği haricinde kimliklerinin de olduğunu kendisinin de Sedat ve Çağdaş olmak üzere iki ismi olduğunu söylediği belirtiyor. İddianameye göre Özel, eski bir TİKKO üyesi olduğunu ´pişmanlık´ sonrası JİTEM´de çalıştığını söyledi. ( Star)

(01 Mart 2011), son güncel.: (04 Mart 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Meclis tasarıyı kabul etti: Haberal da etkilenecek

Ergenekon savcı ve hakimlerinin Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Flaş!!! Yargıtay´ın Haberal skandalına karşı yasa teklifi

Örgüte para lazım: Ergenekoncular 468 bin lira istiyor

Haberal ve onun yargı ile sağlıkta kollanması manşetlerimiz

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Haberal´ın dava açtığı iki hakim ´Şemdinli kararını´ hatırlattı

Balyoz hakimlerinden Yargıtay´a isyan: Baskı yapmayın

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3037    yazdır/print


 

Flaş!!! Balyoz´da üst mahkemeden ret

Balyoz davasında 163 askerin tutukluluk kararına yaptıkları itiraz, İstanbul 11´inci Ağır Ceza Mahkemesi´nce reddedildi. Aynı talep davaya bakan 10. Ağır Ceza tarafından da reddedilmiş, başvuru görüşülmek üzere üst mahkeme olan 11. Ağır Ceza´ya gönderilmişti. Benzer bir durum geçen yıl yaşanmış, 10. Ağır Ceza´nın verdiği 102 yakalama kararı üst mahkeme olan 11. Ağır Ceza tarafından kaldırılmıştı.

FLAŞ!!! Balyoz´da üst mahkemeden ret

Balyoz davasında 163 askerin tutukluluk kararına yaptıkları itiraz, İstanbul 11´inci Ağır Ceza Mahkemesi´nce reddedildi. Aynı talep davaya bakan 10. Ağır Ceza tarafından da reddedilmiş, başvuru görüşülmek üzere üst mahkeme olan 11. Ağır Ceza´ya gönderilmişti. Benzer bir durum geçen yıl yaşanmış, 10. Ağır Ceza´nın verdiği 102 yakalama kararı üst mahkeme olan 11. Ağır Ceza tarafından kaldırılmıştı.

Emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, emekli Oramiral Özden Örnek, emekli Orgeneral Şükrü Sarışık, emekli Korgeneral Engin Alan´ın da aralarında bulunduğu 162 sanığın tutukluluğuna yapılan itiraz reddedildi. Karar, Mahkeme Başkanı Şeref Akçay´ın karşı görüşüne rağmen oy çokluğuyla alındı. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay muhalefetine karşın, üye hakimler Mehmet Ekinci ve Birol Bilen´in sanıkların itirazının reddedilmesi yönünde karar verdi.

Tahliye şu gerekçelerle talep edilmişti

Tahliye talepleri için belirtilen gerekçeler şöyleydi: Sanıkların kaçak olmadıkları ve kaçma şüphelerinin bulunmadığı ve yakalama koşullarının oluşmadığı, sanıkların çağırıldığında gelmiş olmaları dolayısıyla kaçma şüphelerinin bulunmadığı itirazı, bazı sanıkların sağlık durumları nedeniyle itiraz, tüm delillerin toplandığı ve delillerin karartma şüphesinin bulunmadığı yönündeki itiraz, tutuklama kararı öncesinde sanık ve sanık avukatlarına söz verilmediği nedenlerle yapılan itiraz..

Başkan: ´Hukuk burada lazımdır´

Karara şerh koyan Mahkeme Başkanı Şeref Akçay, 5 sayfadan oluşan şerh gerekçesinde Netice darbe yapmaktır ancak bu meydana gelmemiştir. İhtiyarı ile vazgeçme denmez ise tam fiil diyemeyiz. Hukuk tam olarak burada lazım ifadelerine yer verdi. Demokrasilerde halkın seçtiği siyasi iktidarın yine bunun dışında hangi nedenlerle olursa olsun görevden uzaklaştırılması kabul edilebilir bir şey değildir ve sanıkların yargılanmaması gerektiğini kimse söyleyemez ifadeleriyle başlayan şerh gerekçesinde Akçay şu ifadelere yer verdi;

İddianameden de anlaşıldığı üzere sanıkların 2002 yılında 1. Ordu komutanı olarak görev yapan Çetin Doğan´ın komutasında girdikleri yapılanmayla demokratik olmayacak bir şekilde siyasi iktidarı uzaklaştırmak istemiş ve bu kapsamda Oraj, Suga, Sakal, Tırpan, Orak, Çarşaf, Yumruk, Kürek, Testere gibi eylem planlarını faaliyete geçirmek için 5-7 Mart 2003´te Çetin Doğan başkanlığında yasadışı bir toplantı yapıldığı ama eylemin faaliyete geçmediği belirtildi.

Sanıklar hakkında suça teşebbüsten dava açıldığını hatırlatan Akçay, iddianamede yer alan eylem planlarının devam ettirecek herhangi bir delile rastlanmamaktadır dedi. Gölcük´te ele geçirilen belgelerin dava dosyasında yer alan delilerin kopyası niteliğinde olduğunu ifade eden Başkan Akçay şerh gerekçesinde, Netice gerçekleşene kadar her aşamada failin suç yolundan dönmesine vazgeçmek olarak kabul etmek gerekir. Bu durumda; Netice nedir? Darbe yapmak. Meydana gelmiş midir? Gelmemiştir. İhtiyari ile vazgeçme denmez ise Tam fiil diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Hukuk işte burada lazımdır ifadelerini büyük harflerle karara yazdırdı.

Sanıkların suçlarının oluşup oluşmadığının davanın karara bağladığı zaman tartışılması gerektiğini ifade eden Akçay, Daha önce 102 sanık hakkında aynı kararın verildiği zamandan bugüne değişen bir şey olmamasına rağmen Gölcük Donanma Komutanlığı´nda ele geçirilen belgelerin yeni delilmiş gibi tutuklama kararı verilmesinin doğru olup olmadığı tartışılmalıdır ifadelerini kullandı. Sanıkların konumları ayrı ayrı belirtilmeden tümüne aynı gerekçelerle sırf kanunda belirtilen cümlelerin yazılması suretiyle tutuklama kararı verilmesi doğru mudur? cümlelerine yer veren Akçay, gerekçesini şöyle tamamladı; Dolayısıyla sanıkların Adil yargılanması ortamının sağlanması gerekir. Savunmaları alınmadan dosyaya mevcut delillerin dışında planlarını ve toplantıdaki iradelerinin devam ettirdiğine dair yeni bir delil ortaya koymadan bu gerekçelerle yukarıda belirtilen suç vasfının değişme ihtimaline ilişkin konuların tartışılması yapılmadan ve bu değişme ihtimali mevcut iken yeniden sanıkların tutuklanmalarına ve yakalama kararı çıkartılmasına karar verilmesinin adil yargılama ilkeleri ile bağdaşmadığı bu nedenle itirazların kabul edilmesi görüşünde olduğum için sayın çokluğun görüşüne katılmıyorum.

Başkan Gölcük´ü yok saydı

Başkan Akçay´ın muhalefet şerhinde belirttiği görüşleri oldukça şaşırtıcı görünüyor. Gölcük belgelerini eski delillerin yeni bilgi içermeyen kopyası olarak niteleyen, ayrıca Balyoz darbe toplantısından sonra sanıkların icrai faaliyette bulunmadığını ve eylemlerinin devam etmediğini de iddia eden Akçay, bu nedenlerle tahliye taleplerinin kabul edilmesini istedi. Ancak diğer iki hakim bu görüşlere katılmadı. Hakimler, Gölcük´te ele geçen belgelerin delil karartmaya dair bir delil olduğunu vurgulayarak serbest bırakılmaları halinde benzer bir durumun tekrar yaşanabileceğini belirttiler. Gölcük belgelerinin sonradan ortaya çıkmış olmasının da delillerin tam olarak toplanmadığını ispatladığını belirten hakimler bu gerekçelerle tahliye taleplerini reddetti.

´Mahkemenin kararı ölçülü´

Kararda, ceza sürecine ve suç türüne göre İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nce verilen tutuklama ve yakalama kararının CMK´nın 100. maddesi gereğince ölçülü olduğu belirtildi.

Tutuklama nedeni kaçma şüphesi değil

Sanıkların çağırıldıklarında gelmiş olmaları dolayısıyla kaçma şüphelerinin bulunmadığı yönündeki itirazlarına ilişkin İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi kararında, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nce 11 Şubat´ta verilen kararda kaçma şüphesinden bahsedilmemektedir. Tutuklama nedeni olarak bu husus yer almamaktadır. Mahkeme kararında yer almayan gerekçeyle itirazda bulunmanın yasal dayanağı yoktur dedi.

´Hasta olma tutuklamaya engel değil´

Bazı sanıkların sağlık durumları itibariyle itiraz ettiklerinin hatırlatıldığı kararda, CMK´nın 99, 100 ve 199 maddeleri hükümleri bakımından hasta olmanın tutuklamaya engel hal olarak düzenlenmediği kaydedildi. Kararda, sanıkların sağlık durumlarının tutukevinde kalmaya engel nitelikte olup olmadığı yönündeki değerlendirmenin, buna ilişkin sağlık kurulu raporuyla birlikte yargılamayı sürdüren mahkemesine ait olduğu, bahsedilen nedenle de yasaya aykırı bir uygulamanın bulunmadığı belirtildi.

´Deliller tam olarak toplanmamış´

Avukatların tüm delillerin toplandığı, delil karartma şüphesinin bulunmadığı yönündeki itirazı ile ilgili olarak mahkeme, yargılama devam ederken Gölcük Donanma Komutanlığı´ndan daha önceden elde edilen delillere ek olarak gizlenmiş halde çok sayıda yeni delil elde edilmiş olması göz önüne alındığında, delillerin tam olarak toplanmış sayılamayacağına dikkat çekildi. Sanıkların bir kısmının halen görev yapmakta olması, bir kısmının da emekli olmalarına karşın emekli olmadan önceki görev mahalleri, konumları, görevlerinden kaynaklanan sosyal mecralarındaki iletişimleriyle görevde olanlara ve yargılamanın safahatına, yeni delillerin elde edilmesine, delillerin karartılmasına, halen dava dosyasında tanıkların dinlenmediği de gözetilerek, etki etme tehlikesinin devam ettiği kaydedildi.

´Delil karartma tehlikesi var´

Haklarında tutuklama ve yakalama kararı çıkarılan sanıkların tümü hakkında kuvvetli suç şüphesinin var olduğu, ayrıca sanıkların delil karartma, yeni delil elde edilmesine engel olma tehlikesinin bulunduğunun belirtildiği kararda, sanıklar hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı ifade edildi.

Muhalif başkan: ´Sanıkların yargılanmaması gerektiğini kimse söyleyemez ancak...´

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nce verilen karara Mahkeme Başkanı Şeref Akçay muhalefet etti. Başkan Akçay, muhalefet şerhine ilişkin gerekçesinde Demokrasilerde halkın seçtiği siyasi iktidarın yine bunun dışında hangi nedenlerle olursa olsun, görevden uzaklaştırılması kabul edilir bir şey değildir ve sanıkların yargılanmaması gerektiğini kimse söyleyemez dedi.

Başkan, sanıkların darbe toplantısından sonra icrai faaliyette bulunmadığını iddia etti, yani ona göre girişim plan safhasında kaldı

Savcılık iddianamesinde, sanıkların eyleminin suça teşebbüs olduğu kabul edilerek bu maddeden dolayı kamu davası açılmıştır. diyen mahkeme başkanı Akçay,Burada cevaplandırılması gereken ve bize göre de bu davanın temelini oluşturan bir soru vardır ve bu soruya hukuken cevap verilmediği müddetçe bu dava sonuçlanamaz. İddianamede de bu soruya herhangi bir cevap verilmemiştir. Sorulması gereken soru sanıkların 5-7 Mart 2003 tarihindeki bu toplantıdan sonra bu eylemlerini devam ettirecek herhangi bir faaliyette, herhangi bir icrai faaliyette bulunmuşlar mıdır sorusudur ifadelerini kullandı.

Başkan Gölcük belgelerinin saklanmasını icrai faaliyet saymadı: ´Eylemlerin devam ettiğine dair delil yok!´

Gerek iddianamenin tümünde gerek iddianame açılana kadar dosyaya konulan CD´lerde, gerek iddianameden sonra Gölcük´te çıktığı belirtilen dosyalarda bu tarihten sonra sanıkların eylemleri devam ettirdiğine dair veya bu iradeyi taşıdıklarına dair herhangi bir delil yoktur diyen Başkan Akçay, şöyle dedi: Kaldı ki, o dönemde belli bir silah gücüne hükmeden komutanlar emekli olduktan sonra bu silahlı güç üzerindeki hakimiyeti sona ermiştir. İbrahim Fırtına, Özden Örnek gibi komutanlar ise planları yapıldığı tarihteki konumlarından daha güçlü olan kuvvet komutanlıklarına gelmiş ve daha büyük bir silahlı gücü hükmetme imkanına sahip olmuştur. Bu konumlarında iken bu tarihte yapılan planları devam ettirme konusunda herhangi bir faaliyet söylenebilir mi? Söylenemez. İddianamede de böyle bir iddia yoktur.

Başkan: ´Gölcük´teki belgeler eskilerinin birer kopyası´

Gölcük´te ele geçirilen delillerin, dava açıldığı zaman dosyada bulunan eski delillerin birer kopyası olduğuna vurgu yapan Akçay, yeni delillerin 2003 tarihinden sonra sanıkların yeni eylemlerini gösteren deliller olmadığını ifade etti. Akçay, mahkemenin tutuklama kararında belirttiği delillerin toplanmamış olması gerekçesi ile ilgili olarak Toplanacak hangi delil vardır dedi.

Gölcük belgeleri arasında, örneğin Poyrazköy´e silahların gömülmesi ve ıslak imza emri gibi, 2003 tarihi sonrasına ait çok sayıda belgenin çıktığı bilinirken başkan bunları dikkate almadı

Başkan: ´Tutuklama kararı verilmesi adil midir?´

Başkan Akçay muhalefet gerekçesini şöyle tamamladı: Daha önce aynı sanıkların 102 tanesi hakkında kaçma şüphesi var diye yakalama kararı çıkartılması ve o günden sonra değişen herhangi bir şey olmadan Gölcük´te yakalanan delillerin daha önceki delillerin bir örneği olmasına rağmen yeni delilmiş gibi kabul edilip bu kez tutuklama kararı verilmesi adil midir? Bunların hepsinin tartışılması gerekir. Dolayısıyla sanıkların adil yargılanması ortamının sağlanması gerekir. Bu nedenlerle, itirazların kabul edilmesi görüşünde olduğum için çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Tahliyesi reddedilen 162 sanık

Karara göre, emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, emekli Oramiral Özden Örnek, emekli Orgeneral Şükrü Sarışık, emekli Orgeneral Ergin Saygun, emekli Korgeneral Engin Alan, Koramiral Kadir Sağdıç, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Korgeneral Yurdaer Olcan, Ergün Tümgeneral Gürbüz Kaya, Balaban, Turgay Erdağ, Levent Çehreli, Mücahit Erakyol , Cemalettin Bozdağan, Dursun Çiçek, Mustafa Kemal Tutkun, Hasan Hoşgit , Hüseyin Hoşgit, Ali Deniz Kutluk, Mustafa Aydın Gürül, Aytekin Can, Engin Alan, Ahmet Yavuz, Bülent Tunçay, Ahmet Necdet Doluer, İsmail Hakan Çelikcan, Mehmet Ferhat Çolpan, Şafak Duruer, Ali Aydın, Hasan Hakan Dereli, Suat Aytın, İzzet Ocak, Mehmet Kemal Gönültaş, Cemal Candan, Gökhan Murat Üstündağ, Harun Özdemir, Namık Koç, Ahmet Küçükşahin, Abdullah Gavremoğlu, Meftun Hıraca, Hasan Basri Aslan, Ahmet Türkmen, Bahtiyar Ersay, Hakan Akkoç, Yunus Nadi Erkut, İsmet Kışla, Nedim Ulusan, Mehmet Fatih Ilğar, Süha Tanyeri, Mehmet Fikri Karadağ, Muharrem Nuri Alacalı, Mehmet Alper Şengezer, Tayfun Duman, Ali Türkşen, İbrahim Koray Özyurt, Dora Sungunay, Mustafa Yuvanç , Özer Karabulut, Ahmet Feyyaz Öğütçü, Abdurrahman Başbuğ, Mehmet Ulutaş, Yusuf Ziya Toker, Barbaros Kasar, Abdullah Dalay, Erhan Koruner, Doğan Fatih Küçük, Hamdi Poyraz, Hasan Fehmi Canan, Mehmet Kaya, Soydan Görgülü, Ayhan Gedik, Mehmet Yoleri, Erdal Akyazan, Doğan Temel, Hayri Güner, Recep Rıfkı Durusoy, Yunus Nadi Erkurt, Kubilay Aktaş, Levent Erkek, Hüseyin Polatsoy, Memiş Yüksel Yalçın, Halil Kalkanlı, Emin Küçükkılıç, Faruk Oktay Memioğlu, Lütfi Sancar, Taner Balkız, Halil Yıldız, Dursun Tolga, Ümit Özcan, İlkay Nerat, Zafer Karataş, Orkun Gökalp, Refik Hakan Tuğan, Fuat Pakdil, Recai Elmas, Ahmet Topdağ, Mustafa Çalış, Hakan İsmail Çelik, Nuri Ali Karababa, Nihat Altınbulak, Levent Görgeç, Mustafa Koç, Recep Yıldız, Mustafa Aydın, Ahmet Şentürk, Engin Baykal, Taylan Çakır, Mümtaz Can, Yüksel Gürcan, Hanifi Yıldırım, Mustafa Önsel, Bekir Memiş, İhsan Balabanlı, Halil Helvacıoğlu, Nejat Bek, Hasan Nurgören, Ayhan Taş, Behçet Alper Güney, Nurettin Işık, Salim Erkal Bektaş, Veli Murat Tolga, Fatih Altın, Burhan Gökçe, Mustafa Erdal Hamzaoğlu, Nihat Özkan, Sırrı Yılmaz, Gökhan Çiloğlu, Kasım Erdem, Gökhan Gökay, Fatih Musa Çınar, Kemal Dinçer, Murat Ataç, İkrami Özturan, Metin Yavuz Yalçın, Behzat Balta, Tuncay Çakan, Ahmet Tuncer, Cemal Temizöz, Cengiz Köylü, Bulut Ömer Mimiroğlu, Ali Rıza Sözen, Ali Demir, Erdinç Atik, Yusuf Kelleli, Hakan Sargın, Hüseyin Özçoban, Hüseyin Topuz, Kahraman Dikmen, Murat Özçelik, Ali Semih Çetin, Bora Serdar, Cem Aziz Çakmak, Ramazan Cem Gürdeniz, Ercan İrençin, Fatip Uluçyeğin, Hasan Gülkaya, Kıvanç Kırmacı, Soner Polat, Taner Gül, Yaşar Barbaros Büyüksağanak, Faruk Doğan, Utku Arslan Mustafa Karasabun´un itirazları oy çokluğu ile reddedildi. ( DHA, Sabah)

(01 Mart 2011, 12:28)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

FLAŞ Flaş!!! Balyoz´da 163 tutuklama

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3035    yazdır/print


 

28 Şubat´ta Türkiye´yi böyle bölmüşler

Bugün 28 Şubat 1997 yarı askeri darbesinin 14. yıldönümü. Darbe sürecinde Genelkurmay Karargahı´ndan organize edilen ´irtica brifingleri´nin hangi amaçla yapıldığı ortaya çıktı... Siyaset tarihimize ´Post modern darbe´ olarak giren 28 Şubat Süreci´nin ünlü ´irtica brifingleri´ne Star ulaştı. Brifinglerde kullanılan Genelkurmay belgesinde Türkiye´nin il il ´birinci ve ikinci derecede riskli iller´ şeklinde irtica haritasına bölündüğü, bu illerdeki kamu yöneticilerinden sivil dernek ve vakıflara kadar herkesin fişlenerek takibe alındığı görüldü.

28 Şubat´ta Türkiye´yi böyle bölmüşler

Bugün 28 Şubat 1997 yarı askeri darbesinin 14. yıldönümü. Darbe sürecinde Genelkurmay Karargahı´ndan organize edilen ´irtica brifingleri´nin hangi amaçla yapıldığı ortaya çıktı... Siyaset tarihimize ´Post modern darbe´ olarak giren 28 Şubat Süreci´nin ünlü ´irtica brifingleri´ne Star ulaştı. Brifinglerde kullanılan Genelkurmay belgesinde Türkiye´nin il il ´birinci ve ikinci derecede riskli iller´ şeklinde irtica haritasına bölündüğü, bu illerdeki kamu yöneticilerinden sivil dernek ve vakıflara kadar herkesin fişlenerek takibe alındığı görüldü.

Siyaset tarihimize “Post modern darbe” olarak giren 28 Şubat Süreci´nin ünlü “irtica brifingleri”ne star ulaştı. Brifinglerde kullanılan Genelkurmay belgesinde Türkiye´nin il il “birinci ve ikinci derecede riskli iller” şeklinde irtica haritasına bölündüğü, bu illerdeki kamu yöneticilerinden sivil dernek ve vakıflara kadar herkesin fişlenerek takibe alındığı görüldü.

Otobüslerle karargaha taşındılar

Genelkurmay´da düzenlenen “irtica brifingleri”ne yüksek yargı mensupları otobüslerle taşınmış ancak brifingin detayları yıllardır gizli kalmıştı. star´ın ele geçirdiği belgeye göre ülke genelinde 125 irticai vakıf, 44 irticai dernek ve cemiyet, 46 irticai örgüt, tarikat ve cematin bulunduğu belirtildi. Brifingte, tarihi isyanlar ve son seçimler dikkate alınarak Türkiye´nin birinci ve ikinci derece öncelikle mücadele edilecek irtica riski bulunan şehirler haritası oluşturulduğu görüldü. Yargı ve kamuda “kadrolaşma”ya dikkat çekilen brifingte, alınan tasfiye kararına dikkat çekiliyor. “Kamu kuruluşlarında hızlandırılan köktendinci kadrolaşmanın durdurulması ve tasfiye edilmesi için anayasal kurumlar ve mahalli yargı nezdinden bireysel ve toplu girişimlerinin başlatılması uygun mütalaa edilmekte” deniyor.

´Gereğini yapmayandan hesap sorarız´

Belgede, “Türk Silahlı Kuvvetleri Atatürk´ün ilke ve inkılaplarının ve Türkiye Cumhuriyeti´nin teminatıdır. Bu gerçek, hükümete, parlamentoya, bakanlıklara ve diğer anayasal kurumlara çeşitli yollardan hissettirilmektedir. Aynı şekilde bu değerlerin korunmasında görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen devlet organlarından ileride hesap sorulabileceği bu organlar tarafından idrak edilmeye başlanmıştır.” deniliyor.

Brifinge katılanlar

“İrtica brifingi”nin ilki 10 Haziran 1997´da Genelkurmay Orbay Salonu´nda düzenlenmiş, yüksek yargıç ve hakimler otobüslerle Karargah´a taşınmıştı. Yaklaşık 400 yargı mensubunun katıldığı ilk günkü protokolde oturanlar arasında Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, Yargıtay Başkanı Müfit Utku, Danıştay Başkanı Füruzan İkincioğulları, daha sonra Yargıtay Başsavcısı olan Sabih Kanadoğlu bulunuyordu. Brifingde, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Saner ile İstihbarata Karşı Koyma ve Güvenlik Dairesi Başkanı Tümgeneral Fevzi Türkeri, irticai faaliyetleri anlattı.

´Gitmeseydik bizim için ´irticacı´ diyebilirlerdi bundan korktuk´

Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir´in 28 Şubat´ın hemen ardından Haziran ayında Genelkurmay Karargahı´nda organize ettiği “İrtica brifingleri”ne katılan emekli Yargıtay Hukuk Dairesi üyesi Ekrem Serim, o günleri anlattı. Serim, brifingin amacının Anayasa Mahkemesi´ndeki Refah Partisi´ni kapatma davası ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde hakkında 312. maddeden açılan davalar olduğunu söyledi. Serim, “Brifinglerde de irtica tehdidinin farkında olun denilerek, yüksek mahkemenin bu davalarda devleti koruyan kararlar almasına çalışıldı” dedi. Pek çok üyenin 12 Haziran´da ikincisi düzenlenen brifinge “psikolojik baskı” nedeniyle gittiğini belirten Serim “Gitmeseydik bizim için ´irticacı´ diyebilirlerdi, bu da bizi korkuttu; ´darbe olursa, başımıza bir şey gelmesin´ korkusuyla brifinge gitmek zorunda kaldık. Bir de sunum sonrası kendilerini zorla alkışlattılar. Bütün bu durum çok gücüme gitti.” ( Star)

28 ŞUBAT´TA NE OLMUŞTU?

11.01.1997: Erbakan bazı dini cemaat liderlerine Başbakanlıkta yemek verdi

22.01.1997: Yüksek rütbeli subaylar toplanarak irticanın gelişimini tartıştı.

02.02.1997: Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi başlatıldı.

03.02.1997: Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve İran büyükelçisinin misafir olduğu Kudüs Gecesinde sahnelendi.

04.02.1997: Tanklar Ankara Sincan´dan geçti. Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir, bunun demokraside balans ayarı olduğunu söyledi. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, İçişleri Bakanlığı´nca görevden alındı.

05.02.1997: Süleyman Demirel, Erbakan´ı uyarmak üzere bir mektup gönderdi.

04.03.1997: Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Başkanı Derviş Günday, Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral ve DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak, MGK kararlarına tam destek verdiklerini açıkladı.

14.03.1997: 28 Şubat kararları, TBMM´de kabul edildi.

25.03.1997: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Karadayı, RP´nin ısrarlarına sert tepki gösterdi. MGK´nın anayasal bir kuruluş olduğunu belirterek, Burada alınan kararlar, herkesin riayet etmesi gereken kararlardır. dedi. DYP´den hükümetten ayrılma konusunda açıklamalar gelmeye başladı.

13.04.1997: Tüm valiler Laiklik Zirvesi için Ankara´ya çağrıldı.

20.04.1997: ANAP lideri Mesut Yılmaz, Size müjdem, bayramdan hemen sonra bu hükümet yolcudur. Falcılık falan yapmıyorum, bilerek söylüyorum açıklamasını yaptı.

26.04.1997: Kabinede ilk fireler verildi. Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna ile Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez istifa etti. DYP´nin 134 olan milletvekili sayısı 115´e düştü. Hüsamettin Cindoruk başkanlığında DTP kuruldu.

30.04.1997: Genelkurmay; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile üniversite rektörleri ve gazetecilere ´irtica brifingi´ verdi.

14.05.1997: Genelkurmay Başkanı Karadayı, orgeneralleri 26 Mayıs´ta toplantıya çağırdı. Olağanüstü Yüksek Askeri Şura niteliğindeki toplantıya, Erbakan ve Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan da davet edildi.

22.05.1997: Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, RP hakkında kapatma davası açtı.

06.05.1997: Genelkurmay, irticacı ilan ettiği bazı kuruluşlara ambargo koydu. Daha sonra Genelkurmay´ın ´irtica brifingleri´ başladı.

11.06.1997: Hakim ve savcılara, medyaya irtica brifingi verildi.

17.06.1997: Komutanlar sürpriz bir zirve yaptı. Ankara´da kulaktan kulağa ´darbe´ söylentisi yayıldı.

21.06.1997: Erbakan görevini Çiller´e devretmek için istifa etti. Ancak Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti kurma görevini ANAP lideri Mesut Yılmaz´a verdi.

17.01.1998: Anayasa Mahkemesi, Refah Partisini kapattı.

Milli Güvenlik Kurulu´nun (MGK) 28 Şubat 1997´deki toplantısında alınan kararların üzerinden 14 yıl geçti. MGK tarihinin en uzun toplantısında alınan kararlar, yeni bir siyasi dönemin kapısını açtı. Anadolu Ajansı arşivinden derlenen bilgilere göre, bazı çevrelerce ´postmodern darbe´ olarak nitelenen ve yoğun tartışmalara neden olan 28 Şubata giden süreçte Türkiye, tarihinin en sıcak yıllarından birini 1997´de yaşadı. Necmettin Erbakan´ın başbakanlığında 28 Haziran 1996´da RP-DYP koalisyonu şeklinde kurulan 54. Hükümette, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldı.

Hükümet yetkililerinin 1996 sonbaharından itibaren yaptığı bazı konuşmalar nedeniyle Türkiye 1997´ye rejim tartışmalarının gerginliğiyle başladı. 3 Kasım 1996´da meydana gelen trafik kazasının ardından patlayan ´Susurluk´ skandalıyla çalkalanan ülkede, Aczmendiler´in eylemleri de gündeme geldi.

Ramazan nedeniyle resmi dairelerdeki mesai saatlerinde mahalline göre yapılan düzenlemeler ve çalışanların iftar saatine yetişebilmeleri için bazı illerde öğle tatilinin kısa tutulması, bazılarında öğle tatili uygulanmaması tartışmalara yol açarken; dönemin Başbakanı Erbakan, tarikat tartışmalarının yoğunlaştığı bir sırada Başbakanlık konutunda bazı tarikat ve cemaat liderine iftar yemeği verdi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, RP Kayseri il örgütünün Siyasi Partiler Yasası´na aykırı olarak üniforma niteliğinde tek tip kıyafet giydirdiği görevlilerle ilgili olarak bu partiye 30 Ocak 1997´de uyarıda bulundu. Başsavcılık, RP Kayseri İl Yönetim Kurulunun 30 gün içinde görevden el çektirilmesini istedi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı fesih işleminin yapılmaması halinde RP hakkında kapatma istemiyle dava açılacağını bildirdi.

KUDÜS GECESİ

Sincan´ın RP´li Belediye Başkanı Bekir Yıldız´ın 31 Ocak 1997´de düzenlediği ´Kudüs Gecesi´ne İran´ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri de katılarak bir konuşma yaptı. Gecede, ´intifada´ hareketini canlandıran bir oyun sergilendi ve gösterinin yapıldığı çadıra Hizbullah ve Hamas örgütlerinin liderlerinin posterleri asıldı.

Başbakan Erbakan, 1 Şubat 1997´de kamuoyundan gelen tepkiler ve DYP´deki bazı bakanların ´imza koymayız´ direnişine karşın üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan kararnameyi Bakanlar Kurulu´nda imzaya açtı. Bu arada, Susurluk´taki trafik kazasıyla ortaya çıkan karanlık ilişkileri protesto etmek amacıyla düzenlenen ´Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık´ eylemi başladı.

Öte yandan Sincan´da düzenlenen ´Kudüs Gecesi´ne tepkiler yağmaya başladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve DGM Başsavcılığı Kudüs Gecesi ve geceyi düzenleyen RP´li Belediye Başkanı Bekir Yıldız hakkında 2 Şubat 1997´de ayrı ayrı soruşturma açtı.

Sincan´daki açıklamasıyla tepkilere neden olan İran Büyükelçisi, 3 Şubat 1997´de Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto edildi.

Sincan´da Kudüs gecesiyle ilgili haber yapmak üzere bulunan Star muhabiri Işın Gürel, Recep Gülmez adlı bir kişi tarafından dövüldü. Recep Gülmez daha sonra iki günlük bir takipten sonra tutuklanarak Ankara Merkez Kapalı Cezaevi´ne konuldu.

SİNCAN´DAN GEÇEN TANKLAR

Birçok çevrede bir askerlerin ´uyarısı´ olarak algılanan ve kamuoyunun belleğinde 28 Şubatı ´sembolize´ eden ´Sincan´dan tankların geçmesi´ hemen bu olayın ardından geldi. Sincan´da 4 Şubat 1997´de 15 tank ve 20 kariyer, ilçeden geçerek Yenikent´teki tatbikat alanına gitti. Sabahın erken saatinde tankları gören Sincanlılar, ´darbe´ olduğunu sanarak şaşkınlık yaşadı.

Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Sincan´dan tankların geçtiği gün Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız´ı görevden uzaklaştırdı. Ertesi gün Bekir Yıldız Ankara DGM´deki sorgusundan sonra Terörle Mücadele Şubesi tarafından gözaltına alındı. Yıldız DGM´deki iadesinden sonra 9 kişiyle birlikte yasa dışı silahlı çeteye yardım ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik iddiasıyla tutuklandı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, ´Dini siyasete alet etmek isteyenler hem suç, hem günah işliyor´ açıklaması yaptı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı 9 Şubatta yayımladığı bayram mesajında, ´Türk Silahlı Kuvvetleri laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti´nin bölünmez bütünlüğü uğrunda her türlü görevi yapacak azim ve kararlılığa sahiptir´ dedi.

Başbakan Erbakan ´Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık´ eşlemine katılanları eleştirerek, ´Işık kapatan fesat´ dedi. Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan´ın eylem için ´Elektrikleri söndürüp mum söndü oynuyorlar´ dediği iddiası Alevi vatandaşların tepkisine yol açtı. Adalet Bakanı Kazan ise ´Mum söndürme Alevilerin ananesidir´ dedi. Toplumun çeşitli kesimleri Kazan´ın istifasını istedi. Kazan, 14 Şubatta Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız´ı cezaevinde ziyaret etti. Tepkilere neden olan ziyaret için Kazan ´Ziyaret medeni bir yaklaşım´ dedi.

Sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileri tarafından Ankara´da miting düzenlendi.

HÜKÜMETTE ÇATLAK

DYP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller, 17 Şubat 1997´deki GİK toplantısında ´RP´nin son çıkışlarından rahatsız olduğunu´ söyleyerek, ´Başbakan Erbakan´ı bu konuda ikaz edeceğim´ dedi.

Adalet Bakanı Kazan´a ilk tepki hükümet ortağı partiden Devlet Bakanı olan Işılay Saygın´dan geldi. Saygın Medeni Kanun´un Kabulünün 71. yıldönümü nedeniyle Kazan´a yapılacak ziyareti iptal etti.

Çiller, 19 Şubatta Başbakan Erbakan´dan habersiz BBP´ye hükümet ortaklığı önerdi.

İran Büyükelçisi Bagheri, Kudüs Gecesi´ndeki konuşmaların ardından artan tepkiler nedeniyle ülkesine gitti.

´CUMHURBAŞKANI´NDAN BAŞBAKAN´A UYARI MEKTUBU´

Sincan´daki Kudüs Gecesi´nden 4 gün sonra İçişleri Bakanlığına bir yazı gönderen dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ´belediyelerdeki köktendinci kadrolaşmanın derhal incelenmesini´ istedi. Bu uyarı üzerine İçişleri Bakanı Meral Akşener valiliklere gönderdiği yazıda Cumhurbaşkanı´na bilgi verilmek üzere konunun araştırılması talimatı verdi. 21 Şubat 1997´de Cumhurbaşkanı Demirel ile görüşen Erbakan, ´Türkiye´nin rejim meselesi yok´ açıklaması yaptı. Aynı gün bir başka açıklama da askeri kanattan geldi. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, Washington´da Türk-ABD Konseyi kapanış balosunda ´Sincan´da demokrasiye balans ayarı yaptık´ dedi.

Adalet Bakanı Şevket Kazan, 24 Şubatta, RP yanlısı 15 derneğin temsilcilerini orduyu eleştirdikleri için makamından kovdu.

´Sıcak´ günlerin ardından, 26 Şubatta Cumhurbaşkanı Demirel´in Başbakan Necmettin Erbakan´a ´rejim konusunda endişelerine dile getirene bir mektup gönderdiği´ belirtildi. Ve iki gün sonra 28 Şubat 1997´de MGK, Cumhurbaşkanı Demirel´in başkanlığında toplandı. MGK tarihindeki en uzun toplantılarından biri olan ve bundan sonraki siyasal ve sosyal gelişmeleri belirleyen bu tarihi ´olağan´ toplantı 8 saat 45 dakika sürdü.

Çankaya Köşkü´nde saat 15.10´da başlayan toplantı saat 23.55´te sona erdi. MGK toplantısına Başbakan Necmettin Erbakan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan, İçişleri Bakanı Meral Akşener ile Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman ve MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç katıldı. Toplantıda, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen, Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Taner ile MGK Genel Sekreter Başyardımcısı Korgeneral Necdet Timur da hazır bulundu. Toplantıya katılan Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel ile Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican, saat 18.00 sıralarında MGK toplantısından ayrıldı.

Toplantı sonrasında yayımlanan MGK bildirisinde ´Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların, laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendiklerinin müşahade edildiği´ belirtilerek, ´Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmeyeceği´ vurgulanıyordu. 4 maddelik bildirinin son maddesinde şöyle deniliyordu:

´Toplantıda bilhassa Anayasa ile Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak belirlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti´ne karşı çağdışı bir kisve altında zemin oluşturmaya yönelik rejim aleyhtarı faaliyetler de gözden geçirilmiş; Türkiye Cumhuriyeti´nin varlığını, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş medeniyet yolunda, demokratik sistem içerisinde ilerlemesini teminat altına alan Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla taviz verilmemesi gerektiği; Anayasa´nın tanımladığı Cumhuriyetin demokratik, laik ve sosyal hukuk devlet ilkelerinin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesine imkan sağlayacak güvenlik, huzur ve toplumsal barışın önem ve öncelik taşıdığı; Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların laik ve anti-laik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendikleri; Türkiye´de laikliğin sadece rejimin değil aynı zamanda demokrasinin ve toplumun huzurunun da teminatı ve bir yaşam tarzı olduğu; devletin yapısal özünü oluşturan sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri anlayışından vazgeçilemeyeceği, yasalarla belirlenmiş kuralların gözardı edilerek yapılan çağdışı uygulamaların da hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayacağı; Türkiye´nin 1997 yılı içinde AB´ye tam üye olacak ülkeler listesine girmeyi öncelikli bir hedef alarak sürdürdüğü, böyle bir dönemde resmi ve sivil kurum ve kuruluşların bu sürece katkıda bulunmasının gerekli olduğu, bu sebeple, demokrasimiz hakkında kuşkulara yol açacak, Türkiye´nin yurtdışındaki imajını ve itibarını zedeleyecek her türlü spekülasyona son vermek gerektiğini, Türkiye Cumhuriyeti´nin laik, demokratik insan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devleti olduğu yolundaki temel ilkelerinin Anayasamızın ve devletimizin teminatı altında olduğu; rejimin, kendisine ve geleceğine yönelik tartışmaların, içinde bulunduğumuz ortamda Türkiye´ye yarardan çok zarar verdiği; açıklanan bu esaslar aksine davranışların, toplumumuzda huzur ve güveni bozarak yeni gerginlikleri ve yaptırımlara neden olacağı değerlendirilmiş, bu konularda alınacak ve alınması gereken tedbirlerin Bakanlar Kurulu´na bildirilmesine karar verilmiştir.´

Milli Güvenlik Kurulu´nun tarihindeki en uzun toplantılardan biri olan 28 Şubat 1997´de alınan kararlardan sonra siyasi ve sosyal süreç yön değiştirdi. Zorunlu temel eğitimin 8 yıla çıkması ve daha bir dizi kararın uygulanması MGK bildirisinin ardından gerçekleşti.

MGK bildirisinin yayımlanmasının ardından 1 Mart 1997´de askerlerin MGK toplantısına getirerek, hükümetten yapılmasını istediği 20 madde belli oldu. Temel eğitimin 8 yıla çıkması, imam hatip okullarının meslek okullarına dönüştürülmesi, irticai faaliyetlere karıştıkları için TSK´daki görevlerine son verilen askerlerin belediyelerde istihdam edilmesinin önüne geçilmesi istendi.

MGK bildirisini yorumlayan DYP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller, ´İktidarın hiçbir icraatı laikliğe aykırı değildir´ dedi. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan da ´Suni olarak meydana getirilen gerginliği ortadan kaldırmak, ülkedeki tansiyonu düşürmek hepimizin görevidir´ diye konuştu.

Erbakan, hükümete bildirilmek üzere MGK´da alınan 20 maddelik kararlar listesinde ´bazı ifadelerin çok sert olduğunu´ öne sürerek kararları imzalamadı. Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak, ´Ordu ile uyum içindeyiz´ diyen Erbakan´a, ´Ordu Atatürk´e inananlarla uyum içindedir´ yanıtını verdi. 3 Martta DYP´nin bazı önde gelen isimleri DYP´nin hükümetten çekilmesini istedi. Çiller, Başbakanlık´ta biraraya geldiği Erbakan´ı ´MGK kararlarını imzalaması´ konusunda iknaya çalıştı.

Erbakan bir basın toplantısı düzenleyerek yeni hükümet arayışlarına sert çıktı ve ´Hükümet TBMM´de kurulur, MGK´da kurulmaz´ diye konuştu. RP Genel Başkan Yardımcısı Aydın Menderes Erbakan´a ´Ya imzala, ya çekil´ dedi.

Türkiye´nin önde gelen bazı sivil toplum kuruluşları MGK kararlarına tam destek verdiklerini açıkladı.

Çiller, Erbakan´dan Temmuz 1997´de Başbakanlık görevini kendisine devretmesini istedi. Bu isteği reddeden Erbakan 5 Mart 1997´de MGK kararlarını imzaladı. Çiller, Başkanlık Divanı toplantısında MGK kararları ve uygulanması konusunda TBMM´de genel görüşme açılması için Erbakan ile anlaştıklarını, genel görüşme önergesini hafta başında Meclis´e sunacaklarını açıkladı. Ancak diğer partilerin sert tepki göstermesi üzerine bu plan uygulanamadı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Karadayı, 5 Martta, Başbakan Erbakan´ın görüşme istediğini nazik bir üslupla reddetti.

Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, MGK´nın anayasal ve kendine özgü bir kuruluş olduğunu belirterek MGK kararlarının uygulanmaması halinde devletin yürümeyeceğini, uygulamayanların sorumlu olacağını söyledi.

KARARLARI UYGULAMA KOMİTESİ KURULDU

Başbakan Erbakan MGK kararları için RP´li bakanlar Fehim Adak ve Şevket Kazan ile DYP´li Nevzat Ercan´dan oluşan bir ´uygulama komitesi´ kurdu.

Dönemin DSP lideri Bülent Ecevit, 9 Martta RP´nin katılmayacağı ve liderlerin bulunmayacağı hükümet oluşumu çağrısında bulundu. Bunun üzerine DSP´li Hüsamettin Özkan partiler arasında mekik diplomasisi başlattı.

MGK kararlarının uygulanmasıyla ilgili ilk çatlak, 8 yıllık kesintisiz eğitimde çıktı. MGK 8 yıllık temel eğitimin kesintisiz olmasını isterken, RP, imam hatiplerin orta kısımlarının zorunlu eğitim kapsamında kalmasına yol açacak 5 3 modelinde ısrarlı olduklarını bildirdi.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam, 10 Martta, 8 yıllık eğitim için müfredatın hazır olduğunu, Bakanlar Kurulu onaylarsa uygulamaya Eylülde başlanabileceğini bildirdi. Ertesi gün Çiller grup toplantısında RP´yi ve Erbakan´ı uyararak, MGK kararlarının Bakanlar Kurulunda ele alınacağını vurguladı ve ´Bunun teminatı DYP´dir´ dedi.

RP Grup Başkanvekili Oğuzhan Asiltürk MGK´nın, temel eğitimin 8 yıla çıkarılmasıyla ilgili kararını kabul etmeyeceklerini açıkladı. Başbakan Erbakan MGK kararları tartışmasına Bakanlar Kurulu toplantısında son noktayı koydu. Kararlar, kısa, orta ve uzun olmak üzere üç ayrı vadede uygulanacaktı. Toplantıda MGK´nın önlem paketini okuyan Erbakan, ´Bunların çoğu yürürlükteki yasaların uygulatılmasıdır. Kimse tereddüt etmesin, bu kararların hepsi uygulanacaktır´ dedi.

Dönemin ANAP lideri Mesut Yılmaz, 16 Mart 1997´de DYP´ye ´Rejim için birleşelim´ çağrısında bulundu.

RP içerisinde MGK kararlar paketine tepkiler sürerken Başbakan Erbakan RP´li bakanlara ´MGK kararları aynen uygulanacak´ talimatı verdi.

Erbakan, 7 yıllık eğitimin uygulanamayacağı konusunda MGK´yı ikna için bir rapor hazırladı ve buna ortağı DYP´den de destek geldi. 8 yıllık eğitimle ilgili tartışmalara Cumhurbaşkanı Demirel nokta koydu; ´MGK karar almış, hükümet uygulanacak demiş, bundan sonrası için diyeceğim birşey olmaz.´

MGK kararlarıyla ilgili ilk kez konuşan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, RP´nin ısrarlarına sert tepki gösterdi. Karadayı, MGK´nın anayasal bir kuruluş olduğunu belirterek, ´Burada alınan kararlar herkesin riayet etmesi gereken kararlardır´ dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı, 8 yıllık eğitime bu yıl (1997) geçileceğini açıkladı.

´YOL AYRIMINA GELİNDİ´

DYP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı Çiller, DYP grup toplantısında MGK kararlarına direnen ortağını uyardı. Çiller, ´Hiç kimse bu kararları gayri ciddi göremez. Bunlar ciddidir´ dedi. Bundan sonra DYP´de ´hükümetten çekilelim´ sesleri yükselmeye başladı. Dönemin Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna, ´MGK kararlarına gayri ciddi bir ifadeyle yaklaşılırsa o zaman bizim uzlaşmamız fevkalade zorlaşır. Hükümet yol ayrımına gelmiştir´ dedi. Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez, ´Bu hükümet, ülkedeki gerginliğe çözüm getiremez. Vakit geçirmeden geniş tabanlı yeni bir hükümet kurulmalıdır´ diye konuştu. DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Gölhan, ´Erbakan da bilir ki kararları uygulamazsa hükümet edemez. Hükümette RP ile bir yol ayrımına geldik´ açıklaması yaptı. Bazı RP´li yöneticilerden ise 8 yıllık kesintisiz eğitime karşı açıklamalar geliyordu.

TOBB, 31 Martta hükümetin derhal çekilmesini istedi. 31 Mart 1997´de toplanan MGK´da, Kurul´un askeri kanadı RP´nin MGK kararlarına yönelik eleştirilerinden duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

8 yıllık eğitimle ilgili tartışmalar ve yaşanan gerginlikler aylarca sürdü. 35 yıllık geleneği bozarak Anayasa Mahkemesi´nin kuruluş yıldönümünde konuşan ilk Cumhurbaşkanı olan Demirel, ´Kimse laik Cumhuriyete alternatif aramaya kalkışmasın´ dedi. Demirel, 22 Nisanda ´Türkiye´nin içinde bulunduğu krizden çıkış yolunu seçim´ olarak gösterdi.

MGK, 26 Nisanda toplandı ve 28 Şubatta alınan kararların ne kadar uygulandığını belirleyebilmek için İzleme Komitesi kurulmasını kararlaştırdı. Bu komite her ay MGK´ya bir de rapor sunacaktı.

Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, 21 Mayıs 1997´de ´Anayasa´nın laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği açıklıkla anlaşıldığı´ gerekçesiyle RP´nin sürekli kapatılması istemiyle dava açtı.

´BATI ÇALIŞMA GRUBU´

Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde 11 Haziranda irticaya karşı ´Batı Çalışma Grubu´ oluşturuldu.

Haziranın 18´inde Başbakan Necmettin Erbakan ile yardımcısı Tansu Çiller, ´giderek artan toplumsal gerginlik nedeniyle hükümetin nasıl devam edeceği´ konusundaki görüşmelerinde uzlaştılar. Başbakanlığı Çiller devralacak, BBP hükümete girecek ve erken seçim yapılacaktı. Bu anlaşmadan sonra Erbakan aynı gün hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Demirel´e sundu. Erbakan Demirel ile görüşmesinde RP, DYP ve BBP´nin anlaştığını, Bakanlar Kurulu ve hükümet programının hazır olduğunu´ bildirdi ve hükümeti kurma görevinin Çiller´e verilmesini istedi.

Cumhurbaşkanı Demirel ertesi gün muhalefet lideri Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Deniz Baykal ve Hüsamettin Cindoruk ile görüştü, ardından da hükümeti kurma görevini ANAP Genel Başkanı Yılmaz´a verdi. Yılmaz´ın görevlendirilmesine RP, DYP ve BBP liderleri tepki göstererek, Demirel´i eleştirdi.

MGK, 25 Haziranda Demirel´in başkanlığında toplandı ve bu toplantı Necmettin Erbakan´ın katıldığı son MGK toplantısı oldu. 30 Haziranda 55. Cumhuriyet Hükümeti ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz´ın başbakanlığında kuruldu. ANAP-DSP ve DTP ortaklığıyla kurulan hükümette DSP lideri Bülent Ecevit Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı.

MGK kararlarından en çok tartışılan 8 yıllık kesintisiz eğitim ile ilgili yasa tasarısı, 16 Ağustos 1997´de TBMM´de 242´ye karşı 277 oyla kabul edildi. 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulaması, 1997-1998 eğitim-öğretim yılının açıldığı 15 Eylülden itibaren uygulanmaya başlandı.

Bu arada, Anayasa Mahkemesi RP´yi, 16 Ocak 1998´de ´demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı davranarak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve millet egemenliği ilkelerini çiğnediği ve irticai faaliyetlerin odağı olduğu´ gerekçesiyle kapattı. Genel Başkan Necmettin Erbakan ile Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, İbrahim Halil Çelik´in milletvekillikleri düşürüldü ve 5 yıl siyaset yasağı konuldu. 22 Şubat 1998´de kararın Resmi Gazete´de yayımlanmasıyla RP´nin 14 yıl süren siyasi yaşamı sona erdi. ( Zaman)

28 ŞUBAT´IN AKTÖRLERİ NE YAPIYOR?

NECMETTİN ERBAKAN: 28 Şubat 1997´deki MGK bildirisinin hedef aldığı Erbakan, dün hayatını kaybettiğinde Saadet Partisi´nin genel başkanıydı.

ABDULLAH GÜL: Dönemin Devlet Bakanı Abdullah Gül, 58. hükümette Başbakan, 59. hükümette Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, 28 Ağustos 2007´de ise 11. Cumhurbaşkanı oldu.

TAYYİP ERDOĞAN: 1997´de İstanbul Belediye Başkanlığı düşürüldü. Bir şiir nedeniyle mahkûm oldu. 2001´de AK Parti kurucuları arasında yer aldı. AK Parti, 3 Kasım 2002´de iktidara gelirken Erdoğan siyaset yasağı nedeniyle seçime giremedi. Daha sonra önce seçildi ve 59´uncu hükümetin başbakanı oldu. Halen 60. dönem başbakanı.

İSMAİL HAKKI KARADAYI: Dönemin Genelkurmay Başkanı´ydı. 30 Ağustos 1998´de yaş haddinden emekli oldu.

ÇEVİK BİR: MGK bildirisi yayımlandığında Genelkurmay 2. Başkanı´ydı. 1999´da 1. Ordu Komutanlığı´ndan emekli oldu. ´Batı Çalışma Grubu´nun kurucularından olduğu ortaya çıktı.

EROL ÖZKASNAK: O dönem, Genelkurmay Genel Sekreteri´ydi. Brifingleri yönetti. Ağustos 2000´de emekli oldu. Post-modern darbe teriminin sahibi.

VURAL SAVAŞ: Dönemin Yargıtay Başsavcısı´ydı. RP´ye açtığı davada ´Batı Çalışma Grubu´na ait belgeleri kullandı. 2001´de emekli olduktan sonra Aydınlık´ta yazdı. DSP´ye girdi. 2003´te istifa etti.

ŞENER ERUYGUR, HURŞİT TOLON: O dönem korgeneral olan Şener Eruygur, Ergenekon davası sanığı oldu. 2005´te emekli olan Orgeneral Hurşit Tolon, Ergenekon´dan tutuklandı. Ardından tahliye edildi. Tutuksuz yargılanıyor.

MESUT YILMAZ: MGK´nın 28 Şubat kararlarını uygulayan ANAYOL- D hükümetinin Başbakanı Mesut Yılmaz, 14 yıl sonra, Başta Erbakan olmak üzere hükümet bu kararlara karşı dik durabilseydi, asker daha ileriye gidemezdi dedi. ( Sabah)

EMEKLİ ASKERİ HAKİMDEN ÇARPICI TESPİTLER

28 Şubat´ın görgü tanığı emekli Askeri Hakim Yusuf Çağlayan, darbenin yıl dönümünde çok çarpıcı tespitlerde bulundu.

ORDUDA ÖRGÜTLÜ BİR AZINLIĞIN VESAYETİ VAR

28 Şubat süreci ne kadar ordu hiyerarşisine mal edilmeye çalışılsa da bu doğru değil diyen Yusuf Çağlayan´a göre bu postmodern darbe, ´toplumdan kopmuş, toplumun değeerlerini iç tehdit olarak algılayan´ örgütlü bir azınlığın, ordu üzerinde vesayet kurması ile gerçekleştirildi.

RÖPORTAJ: Seda ŞİMŞEK (sedasimsek@bugun.com.tr)

Bugün 28 Şubat. Yakın tarihte, en son yaşadığımız darbenin yıl dönümü. Millet eliyle iktidara gelemeyip, asker postalından iktidar çıkaranların son kutlu günü. Yaşananlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Kurulan havuzları, hortumlanan bankaları, çaresizliğe, sefilliğe mahkum edilen aileleri, televizyonlardaki irtica yaygaralarını, okul önlerinde coplanan genç kızları, hukuku askerin emrine tahsis eden yargıçları, milletvekili transferlerini, bir iktidarın alaşağı edilişini hatırlıyorum. En çok da bütün bunlara karşı durması gereken demokrasi mamûlü siyasetçilerin adeta demokrasiyi arkadan hançerleyip vesayetten nemalanması acıtır içimi. Hele cumhurunbaşkanının, cumhura yönelik suikast girişiminde oynadığı rolü unutmam mümkün değil. Nitekim millet de unutmadı, yıllarca millete demokrasi mücahidi şeklinde yutturulan hayat hikâyeleri tanklann, postalların içine gömüldü. Yıllar sonra millet eliyle demokrasi seyrimizde yeni bir sayfa açılırken, onları, o iktidarın ortaklarını Ergenekon ittifakında, referandum sürecinde hayır cephesinde, AK Parti´ye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´a yönelik girişimlerin içinde, belki de gerçek yüzleriyle bulduk. Bunları düşünürken gelen haberle sarsıldık. Türk siyaseti Erbakan gibi bir nezaket ve zerafet timsalini kaybetti. Bir ömrü bir davaya adadı, milletin vicdanında siyaset mühendislerinin alaşağı ettiği son başbakan olarak yerini aldı. Emekli Askeri Hakim Yusuf Çağlayan, 28 Şubat´ın yıl dönümünde darbenin kitabını yazdı, Orduda ve Yargıda Darbeci Kuşatma isimli kitabı bugün raflarda yerini aldı. Darbe öncesi ortam hazırlama ve darbe psikolojisini tüm orduya, topluma hakim kılma süreçlerini fiili olarak yaşamış. İçeriden birisinin gözüyle darbenin kodlarını teşhis ediyor. Kendisiyle 28 Şubat sürecini ve Türkiye´deki darbe geleneğini konuştuk.

■ 28 Şubat süreci postmoderm darbe olarak tanımlanıyor, öyle miydi?

28 Şubat postmodern olmak zorunda idi. Çünkü, anarşi ve terörü meşrulaştırma bir darbe gerekçesi olabilirdi. Ancak, dindar kimlik etrafında bir anarşi ve terör üretilemedi. Sadece sanal bir irtica korkusu üretilerek bunun üzerinden ve daha çok diğer kurumlar öne çıkarılarak, yargının, bürokrasinin gücü kullanılarak müdahale yapıldı. Meclis tamamen kapatılmadı ancak istenmeyen siyasi partiler askeri güç ile değil, yargı eliyle kapatıldı.

■ Sizce ordu içinde görüş birliği sağlanmış mıydı?

28 Şubat süreci ne kadar ordu hiyerarşisine mal edilmeye çalışılır ise çalışılsın, bu doğru değil. 28 Şubat, toplumdan kopmuş, toplumun değerlerini iç tehdit olarak algılayan örgütlü bir azınlığın ordu üzerinde vesayet kurmaları ile gerçekleştirilebilmiştir. BÇG askeri hiyerarşiyi altüst etti.

■ Batı Çalışma Grubu (BÇG) nasıl bir rol oynadı?

BÇG, TSK´nın yasal hiyerarşisine paralel olarak oluşturulmuş yasadışı bir hiyerarşidir. Ancak, BÇG hiyerarşisi TSK´nın normal hiyerarşisini de kendi amaçları doğrultusunda kullandı. Çünkü, BÇG hiyerarşisi içinde olanlar, aynı zamanda TSK hiyerarşisi içinde emir verme makamında. Ancak, BÇG hiyerarşisinde rütbe ve kıdem hiyerarşisi o kadar keskin değil. BÇG mensubu olanlar, alt rütbede de olsa, üst rütbeler üzerinde söz ve yetki sahibi olabiliyor. Hiyerarşi altüst oluyor. Askeri disiplin tahrip oluyor. 28 Şubat sürecinin ilk yıllarında askeri hiyerarşi tamamen ele geçirilemese de kontrol altına alındı.

■ Batı Harekât Konsepti neydi? Daha sonra AK Parti´ye yönelik darbe planlarında etkisi ne oldu?

Batı Harekât Konsepti, 28 Şubat´ın öne çıkan asker aktörü tarafından kaleme alınmış ve bir askeri hizmet belgesi gibi tüm kurumlara ve devlet kuruluşlarına yayınlanmış bir belgedir. Postmodern darbenin temel belgesidir. Sadece orduya değil, tüm devlet kurumlarına, hatta hükümete ve cumhurbaşkanına dahi bir emir niteliği taşımaktadır. Durum irtica, vazife darbe formülünün açılımıdır. Daha sonraki devrede bu formülün geri teptiği görüldü. Halk AK Parti´yi tek başına iktidar yaptı. Batı Harekât Konsepti´nin amaçlan aynen korunmakla birlikte, yöntemde değişikliğe gidildi. Durum terör, vazife darbe formülüne tekrar dönüş yapıldı. Arazide bulunduğu iddia edilen askeri malzemeler ve karakol baskınları, eylem planları bu çerçevede anlam kazanıyor. Darbeciler siyasi bir sapıktır

■ Askerler kendi içinde bir müdahalenin gerekli olduğuna nasıl inandırılıyor?

Darbecilik, 1900´lü yıllardaki pozitivizm ve materyalizm bağlamındaki İslam ve Batı algısının ürettiği bir fikri sapmadır. Toplumun inanç ve değerler sistemiyle ilgili algı hatalarının oluşturduğu bu zihni sapma yanlış bir iç güvenlik kültürüne yol açtı. Bugün resmi ideolojinin şekillendirdiği güvenlik kültürü süreç içinde bir darbe kültürüne dönüştü. Dini değerleri çağdaşlık-irtica, ilericilik gericilik, etnik kimlikleri bölücülük-bölünmez bütünlük gibi ikilemler ekseninde gruplayıp düşman tanımlaması yapan darbeci zihniyet, artık milli iradeyi, meclisi, hükümeti, dindar, demokrat, liberal toplum kesimlerini ve aydınları adeta düşman kampına yerleştirdi. Kendi toplumuna yabancılaşmış, toplumun inanç ve değerlerini tehdit olarak algılayan bir zihniyetin gerçekleştirilecek provokasyonlarla durumdan vazife çıkarmaya sürüklenmesi çok kolay oluyor. Çünkü, onlara göre vatan, rejim böyle kurtarılıyor. Darbeciler, siyasi sapıktır.

Yargıya verilen brifingler durum ve vazife tebliğiydi

■ Yargı nasıl bir rol üstlendi?

Ülkemizde anayasa ve yasalar, özgürlük güvenlik dengesini sağlayan, tüm yönetim etkinliklerini hukuka uygun hale getiren birer hukuk metinleri olmaktan uzaktır. Mevzuat böyle olunca, mevzuatı uygulayan kurumlar da ideolojik birer aygıta dönüşüyor. İdeolojik / referans, develerin bu kurumlarının işlevini bozmakta, bu kurumlara ide-kolojik reflekslerle hareket eden bir yapı kazandırmaktadır. Örneğin, yargı kurumunu, hukuka uygunluk denetimi değil, resmi ideolojiye uygunluk denetimi yapan bir ideolojik aygıta dönüştürmektedir.

■ 28 Şubatta sivil yargıya verilen irtica brifingleri askeri yargıya da verildi mi?

Sivil yargıya verilen bir brifing değil, durum ve vazife tebliği idi. Askeri yargıya durum ve vazife ile ilgili tüm emirler zaten tebliğ ediliyordu.

■ Askeri yargı nasıl kullanıldı?

Daha çok tasfiyelerde hukuki dayanak oluşturmak için bir takım soruşturma emirleri verildi. Örneğin, başörtülü fotoğraf verenler hakkında emre itaatsizlikten soruşturma açmak gibi... Ancak, bu tür girişimler dava açılması ile sonuçlansa da, mahkumiyetle sonuçlanmadı. Askeri mahkemeler de askeri Yargıtay da bu girişimlere geçit vermedi. Sadece iddianameleri belge olarak kullanabildiler.

■ Yani 28 Şubat sürecinde askeri yargı sivil yargıya göre daha iyi bir sınav mı verdi?

Askeri mahkemeler başörtülü fotoğraf vermeyenler hakkında beraat kararı verdiler. Bu kararlar Askeri Yargıtay tarafından onaylandı. Yine o dönemde irtica suçlaması ile doçentlik sınavına giriş hakkı elinden alınan bir tabip yüzbaşı hakkında, eşinin başörtülü olmasının ve eşli olarak eğlencelere katılmamasının bir irtica göstergesi olamayacağı doğrultusunda AYİM´-in bir kararı var. Yine AYİM´in irtica suçlaması nedeniyle sicil yoluyla ihraç edilen iki astsubayın ihraç işlemini iptal etmesi üzerine bu astsubaylar bu kez YAŞ kararı ile ihraç edilmişti, ancak AYİM, YAŞ kararı aleyhine de karar vererek işlemi iptal etmiştir. Bunlar örnek bir yargı duruşudur. Ancak, aynı dönemde brifinge gidip alkış tutanlar sınavı kaybetmişlerdir.

Disiplin kurulları YAŞ´a dönüştü

■ Nereler irticadan arındırılmak istendi?

Önce irticanın orduya sızdığı ileri sürülerek önemli TSK personeli tasfiye edildi. Bunu tüm devlet kurumları, medya, şirketler, üniversiteler takip etti. İrticacı olarak tasnif edilenler milletin çoğunluk kesimlerini kapsayacak boyuta ulaştı.

■ Diğer kurumlarda nasıl bir disiplin mekanizması işletildi?

Bakanlıkların ve diğer kurumların yüksek disiplin kurulları birer YAŞ´a dönüştürüldü. Emniyet kurumunun da YAŞ benzeri bir üst kurumun kontrolüne bağlanması için çaba sarf edildi. Ancak bu gerçekleştirilemedi.

Darbenin stratejisi Hipnoz işlevi kazandırılmış

■ Türkıye sürekli irtica ya da bölünme tehditleri ile karşı karşıya bırakılarak, TSK´ya siyasete müdahale alanı mı yaratılıyor?

Darbe süreçlerinin ana formülü, Durumdan vazife çıkarmaktır. Kısaca, Durum irtica, vazife darbe veya Durum terör, vazife darbe... 1960 ihtilalinde ve 28 Şubat postmodern müdahalesinde durum irtica, vazife darbe formülü kullanıldı. 1971 müdahalesi ve 1980 darbesinde ise Durum terör, vazife darbe formülü uygulandı. Ancak, müdahale ve darbelerin asıl sebebi, ne irtica ne de terör. Asıl sebep, Türkiye´ye biçilen role uygun bir şekilde vesayet sisteminin uyarlanması. Ülkemizde bu tür uyarlama ihtiyacı doğduğunda, darbeyi meşrulaştıracak durumlar yok ise, böyle durumlar oluşturularak vazife çıkarılmaya zemin hazırlanmaktadır. Böylece siyasete müdahale alanı açılmaktadır.

■ Darbe sürecinde nasıl strateji izleniyor?

Darbeciler önce kurum içi kontrolü ele geçirme, kadrolaşma, kendi yapılarını ordu yapısı, örgüt çalışmalarını kurumsal aktiviteler gibi gösterme hedefini gerçekleştirmeye çalışırlar. Bunu sağlamak için kurum içinde örgüte dahil olmuş unsurlar yanında, örgüte açıkça dahil olmayanları da tasfiye edip otoritelerini tesis ederek, hiyerarşiyi kontrol altına alırlar. Bu hiyerarşik kontrol sağlanmadıkça, ordunun kurumsal gücünün darbeci amaçlar doğrultusunda kullanılması mümkün değildir.

■ Darbeci zihniyetin kodları neler?

Darbeci zihniyet genellikle tartışılmaz kavramları istismar eder. Örneğin laiklik, ulus devlet, üniter devlet, rejim, iç güvenlik, modernleşme ve çağdaşlaşma gibi... Bu kavramlara resmi ideoloji doğrultusunda anlamlar vererek, bu ideolojik algılarını herkesin inanması, benimsemesi gereken mutlak doğrular olarak kabul ediyorlar. Her şeyi bu ideolojik mihenge vurup dost-düşman tanımlaması yapıyorlar. İç güvenlik kültürü bu kavramlara yükledikleri anlamlar çerçevesinde oluşuyor. Dolayısıyla tehdit algısı da böyle.

■ Darbeciler kurumlar içinde ideolojik bir düşünce sistematiği çerçevesinde mi örgütleniyorlar ?

Darbeci yapılanmanın en önemli ayaklarından birisini ideolojik kadrolaşma oluşturur. Bu sebeple darbeciler sadece kendileri ideolojik örgütlenme ile yetinmez, tüm devlet kurumlarının, hatta topyekün halkın tek tip olarak ideolojik örgütlenmesini öngörürler. Askeri okullar, resmi ideolojinin etkisine en açık eğitim kurumları olmuştur. Başta askeri okullar olmak üzere, okullara bir eğitim ve terbiye işinden çok, adeta resmi ideolojiyi kitle kültürü haline getirmek için bir toplu şartlandırma ve hipnoz işlevi kazandınlmıştir.

■ Hiyerarşik bir düşünce sistematiği mi oluşturuluyor?

Emir komuta zincirinde fikrî bir tartışma ortamı olmaz. Darbe dönemlerinde, askeri hizmet ve disiplin için gerekli olan emir-komuta zinciri düşünce alanına da yansır. Hiyerarşinin tepesindeki kişi ve kurumların siyasi düşüncesi öne çıkar. Mesela, bizzat bana siyasi içerikli bir kitapçık tebliğ edilerek, düşünce ve inançlarımı buna göre düzeltmem istenmiştir. Bu kitapçık Harp Akademileri tarafından yayınlanmış, Şeriat Mi, Laiklik Mi isimli bir kitapçıktı. ( Bugün)

28 ŞUBAT´IN MAĞDUR GAZETECİLERİ O BASKILARI ANLATTI

28 Şubat 1997´de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli sürecin üzerinden 14 yıl geçti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´nun Bin yıl sürecek dediği 28 Şubat ´postmodern darbesi´ Türkiye´de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda birçok değişime neden oldu. Süreçte, farklı görüşleriyle ön plana çıkan gazeteciler de hedef haline geldi. Hazırlanan andıçlarda bazıları PKK ile işbirliği yapmakla, bazıları da irticaya destek vermekle suçlandı. Hedef tahtasına oturtulan gazeteciler işlerinden, köşelerinden oldu ama yıllar geçtikçe hepsi bir bir Türkiye´nin önemli yazarları olarak medya sahnesine geri döndü. Bugün işte o gazetecilerden beşinin hikayelerini okuyacaksınız. 28 Şubat sürecinde ne ile suçlandılar, neler yaşadılar, kimlerin tehditlerine maruz kaldılar, neler hissettiler? İşte yaşayanların ağzından ´Medyanın 28 Şubatı´:

Sabah Gazetesi Yazarı NAZLI ILICAK: OĞLUM VE BEN İŞSİZ KALDIK

28 Şubat sürecinde oğlum Mehmet Ali Ilıcak´ın çıkardığı Akşam Gazetesi´nde çalışıyordum. Fakat sonra Akşam´ın dağıtımı durduruldu ve bu gazete Mehmet Emin Karamehmet´e devredildi. Ben o dönem 28 Şubat kararları ve askerin siyasete müdahalesi karşısında yazılar yazıyordum. Mesela Teoman Koman´ı, Veli Küçük´le ilgili gerçekten çok eleştirel yazılar yazıyordum. Bana önce haber geldi, ´Askerin aleyhine yazı yazmasın´ diye. Ama ben yazılarıma devam ettim. Sonra bir gün Akşam Gazetesi yönetiminden beni aradılar ve ´Sizinle görüşmek istiyoruz´ dediler. Ben hemen Mehmet Ali´yi aradım ve ´Odama gelmek istiyorlar, bir şey mi var´ diye sordum. O da ´Bana senin işine son vermem gerektiğini söylediler´ dedi. Mehmet Ali onlara ´Ben böyle bir şeyi yapamam. Bunun gerekçesi ne?´ diye soruyor, onlar ise gerekçeye gerek olmadığını söylüyorlar. Bunun üzerine ben yönetime telefon ettim ve ´Gelmenize gerek yok, ben anladım´ dedim. Ben gazeteden ayrılırken Mehmet Ali Ilıcak, beni öven bir yazı yazmak istedi. Fakat gazete yönetimi bu yazıyı koymak istemedi. Aralarında bir münakaşa oldu ve Mehmet Ali bastırarak bu yazıyı yayınladı. Ertesi gün Mehmet Emin Karamehmet kendisini ziyarete geliyor ve ´Senin işine son vermek zorundayız´ diyor. Ve benim arkamdan oğlumu da işten çıkardılar, ikimiz de işsiz kaldık.

OĞLUMU KORUMASI İÇİN CEZAEVİNDE BİR ´BABA´ İLE ANLAŞTIM

Ben olayın nasıl olduğunu sonradan öğrendim. Erol Özkasnak, Mehmet Emin Karamehmet´i Ankara´ya çağırıyor ve kendisini ayakta bekletiyor. Bir yandan da telefonda Teoman Koman ile konuşuyor. ´Karaahmet mi Karamehmet mi onu çağırdım geldi. Ve şu an tebliğ ettiriyorum kendisine paşam, merak etmeyin´ diyor. Ve sonra benim çıkarılmam için tebligatı Erol Özkasnak yapıyor Karamehmet´e. Düşünün, ana-oğul bu şekilde gazeteden çıkarıldık. Olaylar bununla bitmedi. TRT ile olan bandrol meselesi yüzünden oğlumla ilgili haber ve yazı kampanyası başlatıldı. TRT Genel Müdürü dolandırıcılık suçlamasıyla dava açtı Mehmet Ali hakkında ve Mehmet Ali ile gazete yönetimindeki Emin Şirin ve Can Askın gözaltına alınarak tutuklandı. Biz neden dolayı tutuklandıklarını bile bilmiyorduk. 3-5 gün Sağmalcılar Cezaevi´nde kaldılar. İlk olarak bunları karantinaya alıyorlar. Bize ´Oğlunuza yönelik suikast tertiplenebilir cezaevinde´ şeklinde bilgi geldi. Ve ben bunun üzerine çok korktum, büyük heyecan yaşadım. Bu cezaevinde ´baba´ denilen insanlar vardı ve bazı insanları koruma altına alıyorlardı. Ben de bir ´baba´ ile bir şekilde irtibat kurup Mehmet Ali´yi koğuşa aldırdım. Davanın sonunda hepsi beraat etti ama Mehmet Ali yurtdışına gitmek zoruında kaldı ve bu dava üzerinde bir leke olarak kaldı. O dönem Hürriyet Gazetesi´nden Emin Çölaşan hergün bu konuyu yazdı. Bu olay da 28 Şubat´ın bir ürünüdür.

MEDYA ÇOK KÖTÜ BİR SINAV VERDİ

Medya 28 Şubat sürecinde çok kötü bir sınav verdi. Bir avuç gazeteci 28 Şubat´a direndi. Biz Yeni Şafak´a sığınmıştık. Mehmet Barlas atıldı oraya sığındı, Cengiz Çandar oraya sığındı, Fehmi Koru gelmişti... Bugün OdaTV baskınına benzer şekilde Yeni Şafak basıldı, kasalarına girildi. Yeni Şafak çok zulüm gördü ve kimse sahip çıkmadı bize. En ufak bir şey yazınca bizim hakkımızda çok yüklü tazminat davaları açılıyordu. Gazetenin bunu karşılayack gücü yoktu ki. Fazilet Partisi´nin kapatılıp milletvekilliğimin düştüğü günün ertesi günü Hürriyet ve Sabah beni manşete taşıdı. Koskoca parti kapatılmış, onlar manşete Milletvekilliği düşen Nazlı Ilıcak 60 yılla yargılanacak yazdılar. Ve ben bu davaların hepsinden beraat ettim. Tamamen düşünce suçundan açılan davalar olmasına rağmen o gazeteler o manşetleri attılar. Bu bakımdan bence 28 Şubat´ta Türk basını çok kötü bir sınav vermiştir.

28 Şubat neden bin yıl sürmedi?

ERGENEKON´A GÜVENDİLER AMA OLMADI

Bunu söylerken onlar Ergenekon yapılanmasına güveniyorlardı. Refah-Yol hükümetini devirdikleri gibi sivrilen bütün hükümetleri bu yapılanmayı kullanarak devirebileceklerini düşünüyorlardı. Ama ne oldu? Bir kere AK Parti çok güçlü olarak parlamentoya geldi. İstikrarlı bir yönetim kurdu. Hilmi Özkök Paşa´nın çok olumlu katkıları oldu. Ergenekon deşilmeye başladı ve yargılanmalar oldu. Ve bu mekanizma bunların elinden alındı. Halk çok fazla destek verdi AK Parti´ye. Asker de çekinir oldu ve 28 Şubat bin yıl süremedi. Ordu içinde de darbe planlarına karşı çıkan bir kesim oluştu ve oyunlarını bozdu.

Star Gazetesi Başyazarı MEHMET ALTAN: CUNTANIN BAŞI ÇEVİK BİR´Dİ

Askerler benim o dönemde çalıştığım gazetenin yönetimine muazzam bir baskı yaptılar. Bu abaskılar neticesinde yazılarım haftada dörtten bire indi. Dönemin koşulları nedeniyle gazetelerde otosansür de vardı. Bazen yazılarım yayınlanmıyordu. Sabah Gazetesi´nin en az para alan yazarı bendim. Askerlerle öğretmenlerin maaşlarını kıyaslayıp ´Bilgi toplumu olacaksak öğretmenlerin maaşlarını arttıralım´ diye bir yazı yazdım. O sırada Genelkurmay Genel Sekreteri olan adam patronumu aradı ve benim yazılarım üç gün kesildi. Orada aynı kişi patronuma ´Onun makatına süngü takıp gezdiririm´ gibi ağır bir söz de kullanmış. Bir Güneydoğu gezisinde Siirt Orduevi´nde Özkasnak ile aramızda bana yönelik kullandığı bu küfür ve tehditle ilgili kısa süreli bir tartışma yaşadım. Bana ´Ben hiçbir zaman öyle bir ifade kullanmadım´ dedi. Nihayetinde biz davetliydik ve orduevindeydik. Bu yüzden çok da ileri gidemedim. Bana bu yazıdan sonra ayrıca binlerce tehdit mektubu da geldi. Çünkü Türkiye´de askeri bürokrasinin en tahammülsüz olduğu şey maaş kıyaslamasıdır. Ayrıca benim sonradan Hasan Cemal´in Kürtler kitabındaki notlarından öğrendiğim bir olay daha olmuş. Çevik Bir, Dinç Bilgin ile yemek yiyip beni gazeteden atmasını istemiş. Şu an ortadan kaybolmuş, gökte tutup yerde yiyen, kendilerini dünyanın en kuvvetli ve kudretlisi gören bir sürü darbecinin daha önce gördüğüm, babama da yaptıkları baskılarının mağduru oldum ben. O dönem Genelkurmay Başkanı pek ortalarda yoktu. Cuntanın başı Çevik Bir´di. Ve onun da yardımcısı Genelkurmay Genel Sekreteri´ydi. Bunlar sabah akşam bizlerle uğraşırlardı.

ONLARDAN KORKMADIM. BURANIN SAHİBİ BENİM

Ben onlardan hiçbir zaman korkmadım. Çünkü buranın sahibi benim, bizleriz; asker değil. Buranın sahibi olarak hisseden bir insan, emekli olacak bir bürokrattan neden korksun... Benim büyük dedem İsmet Paşa´nın hocasıdır. Büyük dedem Hasan Paşa bütün topçu okullarının başında ve Çanakkale Savaşı´ndaki bütün topçu birliklerini yöneten adamdı.

MEDYA KORKAKTIR, ÖDÜ PATLAR

Medya 28 Şubat´ta çok kötü bir sınav verdi. Medya korkaktır, ödü patlar. Demokrasinin gereğini, mesleğin gereğini yapacağı yerde gücün isteğine tapar. Medya ile TSK 28 Şubat´ta işbirliği yaptı. Ben medya patronuysam neden bir patrona daha tahammül edeyim. Asker patronları neden kabul eder ki medya patronları.

28 Şubat neden bin yıl sürmedi

KENDİ GEMİSİNİ BATIRAN ORDUNUN TAHMİNLERİ ZATEN DOĞRU ÇIKMAZ

ABD´nin Irak işgali sırasında uyguladığı anlamayan birinin çağın gelişimini anlamasına imkan var mı? Kendi gemisini batıran bir ordumuz var. Askerlerin ben hiçbir zaman kendi mesleğiyle ilgili konuştuklarını duymadım. Kendi mesleğinde başarılı olamayan adamın başka konulardaki tahminlerinin doğru çıkması beklenemez.

Kanal D Haber Genel Yayın Yönetmeni ve Posta Gazetesi Yazarı MEHMET ALİ BİRAND: YOK EDİLMEK İSTENDİM

Nazlı Ilıcak andıçı köşesinde ilk yayınladığında buna uzun bir süre inanmadım. Türk Silahlı Kuvvetleri´nin bir yalanı yazılı olarak belgeye sokabileceğini aklım almadı. Ancak hiçbir yalanlama gelmeyince kendimi muazzam yalnız buldum. Herkes etrafımdan kaçtı, birkaç kişi hariç. Devletin ne kadar gaddar ve acımasız olduğunu orada hissettim. Herkes sizden kaçıyor. Doğru mu değil mi diye kimse sormuyor. Hayatımın en güç dönemiydi. Sabah Gazetesi´nden kovuldum, Show TV´den 32. Gün´ün kaldırılması için Özkasnak Paşa Erol Aksoy´u arayıp tehdit etti ve o da yayından kaldırıldı. Yok edilmek istendim ben. Çünkü devletin ve askerin resmi Kürt politikasıyla ben uyuşmuyordum, onun aleyhindeydim ve onlara göre yanlış düşünüyordum. Ama bugün benim haklı olduğum, onların haksız olduğu ortaya çıktı.

OĞLUM ´BABA SEN PKK´DAN PARA MI ALIYORSUN?´ DİYE SORUNCA YIKILDIM

Eskişehir´de bir şehit cenazesinde muvazzaf bir subay benim ve Cengiz Çandar´ın ismimizi kullanarak ´Bu hainler ortadan kaldırılmalıdır´ dedi. Ben de bunun üzerine Genelkurmay Başkanı´na bir fax mesajı gönderdim. Dedim ki; ´Sizin emrinizdeki bir subay burada benim hayatımı tehdit ediyor. Ya bu lafını geri alsın ya da siz bunun böyle olmadığını açıklayın´. Onun üzerine Erol Özkasnak Paşa beni aradı ve hiç unutmam ´Siz kim oluyorsunuz da benim genelkurmay başkanıma fax çekme cüretini gösteriyorsunuz´ dedi. Ben de ona ´Siz kim oluyorsunuz da bana bunu söyleyebiliyorsunuz´ diye karşılık verdim ve telefonu kapatıp duvara vurarak kırdım. Benim oğlum Koç Lisesi´nde okuyordu ve bir gün akşam gelip bana ´Baba sen PKK´dan para alıp yazı yazıyormuşsun, doğru mu´ diye sordu. Bu benim için yeteri kadar yaralayıcı ve kırıcı bir olaydır. Bundan daha büyük bir ceza olabilir mi?

TÜRK MEDYASI ÇIRILÇIPLAK YAKALANDI

Medya 28 Şubat´ta sınıfta kalmanın da ötesinde, birkaç yazar hariç yüz karası bir performans göstermiştir. Kendi çıkarları için bütün ilkelerini nasıl kolaylıkla satabileceğini göstermiştir. 28 Şubat Türk medyasını çırılçıplak yakalamıştır.

28 Şubat neden bin yıl sürmedi?

28 ŞUBAT´TA ASKERE BALANS AYARI YAPILDI

Bırakın bin yılı 10 yıl bile sürmedi. Çünkü gayri insaniydi, anti demokratikti, toplumun genelinin beklentilerini karşılamayan kişisel bir vandetaydi. 28 Şubat Türk demokrasisine Çevik Bir´in dediği gibi gerçekten balans ayarı yapmıştır. Ama askerin istediği bir balans ayarı olmadı, askere balans ayarı yaptı. Bumerang gibi askere döndü bu süreç

Sabah Gazetesi Başyazarı MEHMET BARLAS: ANKARA´DAN GELEN TALİMATLARLA SUSTURULDUM

28 Şubat´ta bana soyadı kırımı yapıldı. Eşim Canan Barlas ve ben aynı anda susturulduk. Sadece yazılarımın kesilmesiyle kalmadı, televizyonda da susturuldum. Ankara´dan gelen talimatlarla susturuldum. Çünkü süreçle ilgili yazılarım ve yorumlarım hoşlarına gitmedi. Ben de bunun üzerine Yeni Şafak´ta yazılarımı yazmaya devam ettim. 3 yıl Yeni Şafak´ta yazdım. İş hayatımız olumsuz etkilense de bizim ailemiz sağlam bir ailedir. Aileyi biz iç kale olarak görüyoruz ve dışarıdaki aptallıkları ailemize yansıtmıyoruz.

YÜZ KARASI OLARAK TÜRK BASIN TARİHİNE GEÇECEKLER

28 Şubat´ta merkez medya denilen iki büyük grup, Ankara´dan gelen talimatlarla ortak manşetler attılar, beğenmediklerini susturdular. Bir kartel oluşturarak rekabeti önlediler. Bu bahsettiğim gruplar yüz karası olarak Türk basın tarihine geçecekler.

28 Şubat neden bin yıl sürmedi?

APTAL BİR REJİMİN BİN YIL SÜRECEĞİNİ SANDILAR

Çağın gerisinde kalmış, özgürlükleri bastıran, demokrasiye düşman bir rejimin bu çağda bin yıl sürmesi mümkün mü? Osmanlı İmparatorluğu bile 600 yıl sürdü, bunlar aptal bir rejimin bin yıl süreceğini sandılar.

Star Gazetesi Yazarı Prof. MAHİR KAYNAK: ÇEVİK BİR BANA ´SENİN ADINI BİZ DEĞİL MEDYA YAZDI´ DEDİ

28 Şubat sürecinde Aktüel Dergisi´nde köşe yazarlığı yapıyordum. Aktüel´in yöneticilerinden Mehmet Demirel bir gün beni çağırdı ve ´Askerler senin yazı yazmanı istemiyorlar´ dedi ve ben dergiden uzaklaştırıldım. Bunu kimin istediğini söylemedi ama ben olaydan bir yıl sonra Çevik Bir ile görüştüm ve ´Paşam bana bunu neden yaptınız?´ diye sordum. Çevik Bir, ´Senin adın bizim listemizde yoktu, adın medyada eklendi´ dedi. Ben bunların kimler olduğunu, hangi güç örgütü olduğunu biliyorum ama söylemek istemiyorum. Çünkü ben yalnız bir adamım. Onlarla uğraşamam. Şemdin Sakık´ın sözde ifadeleri yüzünden ben andıçlandım. DGM´ye gittiğimizde savcı bana Sakık´ın ifadesini gösterdi. Şemdin Sakık diyor ki; ´Mahir Kaynak devletin içimize soktuğu bir ajandır´. Bu resmi bir belge. Belge bu olmasına rağmen benim için ´PKK´dan para aldılar´ diyorlar. Bu operasyonu da beni etkisiz kılmak için yaptılar. Çünkü benim Kürtler arasında iyi bir imajım vardı.

İKİ İSTİHBARATÇI BANA GELİP ´HOCAM SENİ ÖLDÜRECEKLER´ DEDİ

Bu olayları yaşadıktan sonra en yakın arkadaşlarım da dahil bütün çevrem beni terketti. Yapayalnız kaldım. O süreçte 2 istihbaratçı bana geldiler ve ´Hocam sizi öldürecekler ama biz buna razı değiliz, sizi yurtdışına kaçıralım´ dediler. ´Benim pasaportum bile yok´ dedim, ´Biz size pasaport hazırladık bile´ dediler. Bir gün sonra haberleri izliyorum ´Mahir Kaynak Berlin´de görüldü´ diye yazı gördüm. Ben bunun bir operasyon olduğunu anladım ve kabul etmedim kaçmayı. Ya beni yolda yok edeceklerdi ya da yakalatıp, ´Mahir Kaynak suçlu, kaçıyordu yakaladık´ diyeceklerdi.

MEDYA TSK´YI TSK DA MEDYAYI YÖNLENDİRİYORDU

Medya ile Türk Silahlı Kuvvetleri 28 Şubat sürecinde ortak çalışıyorlardı. Hatta ben ´Kimin kimi etkileyeceğini bilemedim´ diye bir yazı yazdım. Medya TSK´yı, TSK da medyayı yönlendiriyordu. Dolayısıyla medya 28 Şubat´ta çok kötü bir sınav verdi. Bir gün bir gazetede bir haber çıktı. ´42 yıllık sır... Mahir Kaynak ahlaksızlıktan ordudan atıldı´ diye haber yaptılar. Aynı gazetede yine benim hakkımda bir yazı ve diyor ki; 5 Temmuz 1955 tarihinde Gelibolu´ya tayin edildi. Bir teğmenin 42 yıl önce nereye tayin edildiğini nereden biliyor olabilir? Nereden geldiği belli. ( Habertürk)

(28 Şubat 2011, 11:24)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon savcısı Çolakkadı´ya tehdit

Ergenekon´un ortaya çıkarılamayan kadroları

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3030    yazdır/print


 

Kim kimi itibarsızlaştırıyor?

Kimi meslektaşımız, -belki de pek çoğu fark etmeden- hayali bir sivil dikta iddiasına sarılıp, darbelerin peşine düşenleri itibarsızlaştırma kampanyasına katılıyor. Ergenekon ya da Balyoz dolayısıyla gerçekleşen tutuklamalar, sürekli, iktidarın ya da cemaatin bir tertibi veyahut sivil diktanın bir oyunu gibi gösteriliyor; şüpheliler, bu suretle daha yargılanmadan aklanmaya çalışılıyor. Bunun böyle olmadığını söyleyen gazeteciler ise, ´yandaş´ ilan ediliyor. ´Sivil dikta´ ya da ´Silivri´ye gitmeyi göze alıyorum´ diyenler hakkında dava açıldığını duymadım ama bizim cenahta, yargının yakasına yapışmadığı kimse kalmadı gibi.

Kim kimi itibarsızlaştırıyor?

Kimi meslektaşımız, -belki de pek çoğu fark etmeden- hayali bir sivil dikta iddiasına sarılıp, darbelerin peşine düşenleri itibarsızlaştırma kampanyasına katılıyor. Ergenekon ya da Balyoz dolayısıyla gerçekleşen tutuklamalar, sürekli, iktidarın ya da cemaatin bir tertibi veyahut sivil diktanın bir oyunu gibi gösteriliyor; şüpheliler, bu suretle daha yargılanmadan aklanmaya çalışılıyor. Bunun böyle olmadığını söyleyen gazeteciler ise, ´yandaş´ ilan ediliyor. ´Sivil dikta´ ya da ´Silivri´ye gitmeyi göze alıyorum´ diyenler hakkında dava açıldığını duymadım ama bizim cenahta, yargının yakasına yapışmadığı kimse kalmadı gibi.

Nazlı Ilıcak ( Sabah): Kim kimi itibarsızlaştırmaya çalışıyor? Alın size yeni bir tartışma konusu. Soner Yalçın, Kemal Kılıçdaroğlu´nun Basın Danışmanı´na bir mektup göndermiş ve Halk TV´yi alırsa birlikte çalışacakları gazetecilerin adını vermiş. Ben de, bir başka gazeteden alıntı yaparak, bu listeyi sütunumda yayınladım. İçinde Nuray Mert ve Sedat Ergin´in de adları vardı. Ergin, Basın Odası programında bana, Keşke bir sorsaydınız, Soner Yalçın´dan böyle bir talebin gelmediğini söylerdim dedi. Nuray Mert de, dünkü yazısında, kendisini itibarsızlaştırma operasyonundan söz etmiş.

Bu hatalı değerlendirmelere katılmıyorum. Başkalarını bilmem ama benim maksadım, Soner Yalçın´ın, kendisini CHP´ye nasıl pazarladığını göstermek ve bu partiyle ticari ilişkilerini sergilemekti. Nereden bakarsanız bakın, bu bir haberdir. 1) Bir gazeteci nasıl, bir siyasi parti liderine TV´yi bana verin, seçimde sizi destekleyeyim der? Bu, sorunlu bir ilişki değil midir? 2) Yasaya göre, bir siyasi parti, bir televizyon kanalının sahibi olamazken, Soner Yalçın, niçin pazarlığını, resmi kayıtlarda Halk TV´nin patronu olarak görülen kişilerle değil de, CHP ile yapıyor? Kemal Kılıçdaroğlu´yla Deniz Baykal´ın, Odatv´ye baskının gerçekleştiği günün ertesi günü, programlarında olmadığı halde, sürpriz bir şekilde bir araya gelmesi ve Halk TV´yi görüşmesi, sorgulanmaya değer bir konu değil mi? (NOT: Bazı TV kuruluşlarının AK Parti´yi desteklemesi ile bir partinin, kanalın sahibi olması ya da o kanala kaynak transfer etmesi, iki farklı durumdur; birbiriyle karıştırılmamalıdır.)

Beni kederlendiren tavır şu: Kimi meslektaşımız, -belki de pek çoğu fark etmeden- hayali bir sivil dikta iddiasına sarılıp, darbelerin peşine düşenleri itibarsızlaştırma kampanyasına katılıyor. Ergenekon ya da Balyoz dolayısıyla gerçekleşen tutuklamalar, sürekli, iktidarın ya da cemaatin bir tertibi veyahut sivil diktanın bir oyunu gibi gösteriliyor; şüpheliler, bu suretle daha yargılanmadan aklanmaya çalışılıyor. Bunun böyle olmadığını söyleyen gazeteciler ise, yandaş ilan ediliyor. Böylece, yorumları değersizleştiriliyor. Bu, itibarsızlaştırma değil de nedir?

Korku imparatorluğu!

Dikkatimi çeken bir başka husus daha var: Sivil dikta ya da Silivri´ye gitmeyi göze alıyorum diyenler hakkında dava açıldığını duymadım ama bizim cenahta, yargının yakasına yapışmadığı kimse kalmadı gibi. Ahmet Kekeç (Star), önemli bir noktaya parmak basmış: ...Efendim memlekette sivil faşizm varmış; özgür basın susturulma tehdidiyle karşı karşıyaymış... Memleketin sivil faşizme gittiğini söyleyenler, bakıyorum da faşizmin askeri olanından hiç şekvacı değiller. Bu kadar darbe olmamış, bu kadar muhtıra verilmemiş, Ergenekon iddianamesinden haber derleştiren gazetecilere 4 binin üzerinde dava açılmamış... Sahip oldukları köşelerde muhalefetin en ahlâk dışı, en rezil, en belden aşağı örneklerini sunuyorlar. ´Utanmaz Başbakan´ diyorlar. ´Yandaş medya´ diyorlar... Değer tercihlerine göre davranan insanları ´gaflet, delalet ve hıyanet´ içinde olmakla suçluyorlar... Ne mahkemenin yolunu biliyorlar; ne savcılarla teşrik-i mesai yapmak zorunda kalıyorlar... Hepsinin işi tıkırında. İsteyen istediğini yazıyor. İsteyen istediği darbe cuntasıyla iş tutabiliyor. Sonra da, ´Memlekette basın özgürlüğü yok; korku imparatorluğu oluşturuluyor...´ diyorlar...

Benim demek istediğimi, çok daha iyi anlatmış Kekeç. Korkanları anlamaya çalıştıkça, iyice mağduriyet psikolojisine girip, kendilerini sivil diktanın kurbanı gibi gösterenlerin sayısı arttı. Oysa iki şeyi birbirinden ayırmak lâzım: 1) Medya patronuna yapılan baskı yüzünden o gazetede yazanların işlerinden olma korkusunu taşımaları ve otosansür uygulamaları. 2) Ergenekon ile bağları olduğundan şüphe duyulan gazetecilerin yargılanması. İkinci şıktakileri kurban olarak göstermek ve Aleyhte yazan Silivri´ye gönderiliyor diye bir genelleme yapmak doğru değil. Kekeç de, asıl kurbanın, darbelere karşı gelenler olduğunu anlatmaya çalışmış. Korku imparatorluğundan söz edenleri, madalyonun öbür yüzünü görmeye davet ediyorum.

Özkök´ün verdiği isimler

Ertuğrul Özkök, dün, Aydınlık dergisinin bir haberini kendi sütununa taşıdı. Meğer Aydınlık, günlük gazeteye dönüşüyormuş. Özkök, bu gazetede yazmayı kabul eden kişilerin isimlerini verdi: Prof. Şükrü Sina Gürel, Orhan Koloğlu, Prof. Sina Akşin, Tansel Çölaşan, Org. Çetin Doğan, Tümg. Osman Özbek, Albay Erdal Sarızeybek, Levent Kırca, Ferhan Şensoy vs... Şimdi tutup, Ertuğrul Özkök´e, Sahibi Ergenekon´dan tutuklu bir gazetenin haberine itibar edip, neden bu adamları afişe ettin? diye mi soracağız? Bunu, itibarsızlaştırma eylemi gibi mi göreceğiz? Soner Yalçın meselesine tekrar dönmek gerekirse... Zaten CHP Basın Danışmanı´na gönderilen mektubun kopyası, aramalarda bulunmuş. Kendilerine teklif dahi götürülmeyen isimlerin Birlikte hareket ediyoruz diye takdim edilmesi mi yanlış? Yoksa bu isimlerin yayınlanması mı? Bakıyorum da, itibarsızlaştırma kampanyasına maruz kaldıklarını iddia edenlerden pek çoğu, işin o tarafıyla ilgilenmiyorlar. Soner Yalçın´a Neden bizim adımızı kullandın? diye sormuyorlar bile. ( Nazlı Ilıcak / Sabah)

(25 Şubat 2011, 14:40)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kontrgerilla Medyası

ODATV İLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Virüs adı: Oda.. Hedefi: Ergenekon´u bozmak

Ergenekon medyası ´karanlık oda´da yapılandırıldı

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

Flaş!!! Odatv´ye baskın

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3021    yazdır/print


 

Yargıtay ve Danıştay´a 211 üye seçildi

Referandumda kabul edilen anayasa değişikliğiyle üye sayısı arttırılan Yargıtay ve Danıştay´a HSYK tarafından 211 yeni üye seçildi. Seçilen isimler arasında, Ergenekon soruşturmasında görev alan hâkim ve savcıların yanı sıra ´kozmik oda´ soruşturmasını yürüten hâkim Kadir Kayan ile YARSAV Yönetim Kurulu üyeleri de bulunuyor.

Yargıtay ve Danıştay´a 211 üye seçildi

Referandumda kabul edilen anayasa değişikliğiyle üye sayısı arttırılan Yargıtay ve Danıştay´a HSYK tarafından 211 yeni üye seçildi. Seçilen isimler arasında, Ergenekon soruşturmasında görev alan hakim ve savcıların yanı sıra ´kozmik oda´ soruşturmasını yürüten hakim Kadir Kayan ile YARSAV Yönetim Kurulu üyeleri de bulunuyor. Türkiye tarihinde ilk kez 19 düz savcı yüksek yargı üyesi oldu. Listede YARSAV´dan da 20 isim var.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Yargıtay ve Danıştay´a yeni üyeler seçti. Yargıtay´a ilk kez Başsavcılardan ayrı olarak 19 Cumhuriyet Savcısı da üye olarak seçildi. Gece geç saatlerde sonuçlanan seçimlere göre, Yargıtay´a 160, Danıştay´a ise 51 isim yüksek yargıç olarak atandı. Seçilen isimler arasında, Ergenekon soruşturmasında görev alan hakim ve savcıların yanı sıra ´kozmik oda´ soruşturmasını yürüten hakim Kadir Kayan ile YARSAV Yönetim Kurulu üyeleri de bulunuyor. HSYK´nın 51 üyeyi belirlediği, kalan üyeleri önümüzdeki günlerde seçeceği belirtildi.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin´in katılmadığı seçim 5 bini aşkın hakim ve savcı arasından iki turlu olarak yapıldı. İrtica ile Mücadele Eylem Planı soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mehmet Murat Yönder´i HSYK´nın üye seçmesi dikkat çekti. Yargıtay ve Danıştay´a üye seçilenler arasında YARSAV üyesi hakim ve savcılar da bulunduğu belirtildi. YARSAV Yönetim Kurul Üyesi Ramazan Bayrak Yargıtay üyesi, YARSAV Yönetim Kurulu üyesi Oktay Aydın ise Danıştay üyesi seçildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekili İbrahim Özyurt da Yargıtay üyeliğine seçildi. Dün gece HSYK´nın internet sitesinden yayınlanan listelere göre Yargıtay ve Danıştay´a üye seçilen bazı isimler şöyle:

İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM) ile CNR Fuarcılık arasındaki fuar salonlarının tahliyesine ilişkin davalarda rüşvet alındığı iddiasıyla Yargıtay 6´ncı Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Hasan Erdoğan´ın Yüce Divan´da yargılanması kararıyla sonuçlanan yargıda rüşvet soruşturmasını yürüten HSYK Müfettişi Halit Kıvrıl Yargıtay üyesi seçildi.

Balyoz tahliyelerini reddeden, Albay Dursun Çiçek´i ikinci tutuklama kararını veren İstanbul Hakimi İdris Asan da Yargıtay´a üye seçilenler arasında yeraldı. Şemdinli davasının görüldüğü Van 3´üncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan ve eski HSYK´nın Bakırköy hakimliğine atadığı İlhan Kaya da Yargıtay üyesi oldu.

Buna göre, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında Genelkurmay Seferberlik Tetkik Kurulu´nun kozmik odalarında arama yapan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kadir Kayan Yargıtay üyesi oldu. Uğur Mumcu ve diğer faili meçhullerin kovuşturulduğu Umut davası ile Sivas katliamı davasına da bakan bu mahkemenin bir diğer hakimi Halit Dönmez de Yargıtay´a seçildi. Eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´i İsmailağa cemaati soruşturması nedeniyle arayarak uyardığı iddia edilen Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü Çetin Şen, Atabeyler ve Küre (Sauna çetesi) soruşturmalarını yürüten Ankara Savcısı Dilaver Kahveci, Malatya Zirve Yayınevi katliamı davasına bakan 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Eray Gürtekin, anayasa referandumunda evet oyu verenleri gaflet içinde olmakla suçlayan eski Danıştay Başsavcısı ADD Başkanı Tansel Çölaşan´ı Ankara B. Şehir Belediye Başkanı Gökçek´e 5 bin Tl tazminat ödemeye mahkum eden hakim Eyüp Sarıcalar, Yargtıay Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Sincan hakimi Osman Kaçmaz´ın da aralarında olduğu çok sayıda hakim-savcı hakkında Ergenekon iddiasıyla soruşturma yürütüp telefon dinleme kararı aldıran müfettişler İbrahim Kır ve Mehmet Arı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanı Selahattin Atalay, HSYK Genel Sekreter Yardımcısı Nevzat Karababa, Melih Gökçek´i imar kirliliği davasında beraat ettiren hakim Mehmet Tanrıseven yeni Yargıtay üyeleri oldu.

Danıştay´dan yeni üyelere tepki: Anıtkabir´e çıkıyorlar

Danıştay üyelerinin saat 14.30´da Anıtkabir´i ziyaret edeceği öğrenildi. Danıştay´a atanan yeni üyelere tepki için yapılacağı iddia edilen ziyarette Danıştay Başkanı Mustafa Birden Anıtkabir özel defterini imzalayacak.

Gerçeker: Yargıtayımıza güç katacaklar

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay´a yeni seçilen üyelere ilişkin ´Yeni seçilen arkadaşlarımız inşallah Yargıtayımıza güç katacaklar. Hep birlikte sorunlarımızı bir an önce çözmeye çalışacağız´ değerlendirmesinde bulundu.

15.11: Danıştay üyeleri tepki için Anıtkabir´e çıktı

Danıştay Başkanı Mustafa Birden ve Danıştay üyeleri, yargıda son yapılan atamalara tepki için Anıtkabir´e çıktı. Danıştay Başkanı Mustafa Birden ziyarette, Anıtkabir Özel Defterini imzaladı. Birden deftere şunları yazdı: Yargının siyasallaşması devlete zarar verir. HSYK, yargıyı önceki durumundan geriye götürdü.

HSYK´dan Çok Sert Açıklama

Yargıdaki atamalarla ilgili gelen tepkilere HSYK´dan sert yanıt geldi. Yapılan açıklama şöyle...Yargıdaki atamalarla ilgili tepkilere HSYK´dan yanıt geldi: Seçilen üyeler gerekli şartları taşımaktadır... Yargının siyasallaştığını söyleyenler siyasi duruş sergiliyor.... Danıştay dahil hiçbir makam HSYK´ya emir ve talimat veremez... Her kurum görev alanını iyi bilmeli, bu sınır içinde kalmalı...

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkan Vekili Ahmet Hamsici, Danıştay´a yeni seçilen üyelerin bugüne kadarki çalışma ve liyakatleri görmezden gelinerek ve bundan sonraki çalışma ve performansları görülüp değerlendirilmeden, anlaşılmaz bir şekilde yargının siyasallaştığı açıklamalarının yapılması, bu açıklamayı yapanlar açısından siyasi bir duruşun en açık göstergesidir dedi.

Hamsici, HSYK´nın internet sitesinde yer alan açıklamasında, Danıştay Başkanı Mustafa Birden´in bazı üyelerle Anıtkabir ziyareti sırasında, HSYK´yı suçlayan ifadeler kullanması sebebiyle açıklama yapılmasına gerek duyulduğunu belirtti.

2575 sayılı Danıştay Kanunu´nun 8´inci maddesine göre, Danıştay üyeliğine seçilebilmek için, idari yargı hakim ve savcılarının birinci sınıfa ayrıldıktan sonra en az üç yıl bu görevlerde başarı ile çalışmış olmaları ve birinci sınıfa ayrılma niteliğini kaybetmemeleri gerektiğine dikkati çeken Hamsici, HSYK Genel Kurulu´nun, bu seçime yönelik yapmış olduğu çalışmalar neticesinde Başkan hariç 21 üyenin tamamının katıldığı dünkü toplantısında seçilme şartlarını taşıyan 544 idari yargı hakim ve savcısı arasından 51 kişiyi gizli oylama neticesinde Danıştay üyeliğine seçtiğini hatırlattı.

Bu şekilde seçilen üyeler, Danıştay üyeliği için gerekli olan şartların tamamını taşımaktadır diyen Hamsici, ayrıca, bu üyelerin bir başka yerden ya da kurumdan getirilmiş olmayıp idari yargı içerisinde aktif olarak çalışan birinci sınıf hakim ve savcılar olduğunu kaydetti.

DANIŞTAY ÜYELİĞİNİ HAK ETTİKLERİ GÖRÜLECEKTİR

Hamsici, son görev yaptığı yer ve unvanlara bakıldığında seçilenlerin, 3´ünün kıdemli olmak üzere 13´ünün Danıştay tetkik hakimi, 2´sinin Danıştay savcısı, 3´ünün Bölge İdare Mahkemesi başkanı, 13´ünün İdare ve Vergi Mahkemesi başkanı, 13´ünün Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemesi üyesi, birisinin idari görevde çalışan Genel Müdür Yardımcısı, 4´ünün HSYK Teftiş Kurulunda görev yapan başmüfettiş ve müfettiş, 2´sinin ise Anayasa Mahkemesi raportörü olduğu görüleceğini bildirerek, şöyle devam etti:

Ayrıca, seçilen üyelerin sicil durumları incelendiğinde; tamamının birinci sınıf oldukları, hiçbirinin sicillerinde en küçük bir olumsuzluk bulunmadığı, müfettiş ve başkanlar tarafından düzenlenen değerlendirme formlarının tamamının iyi veya pekiyi olduğu, tümünün mümtazen terfi ettiği, Danıştay üyeliğine seçilmelerine engel hiçbir hususun bulunmadığı, en gencinin Cumhurbaşkanlığı için seçilme yaşı olan 40 yaşında olduğu, hukuki bilgi, birikim ve çalışmaları itibarıyla Danıştay üyeliğini hak ettikleri görülecektir.

Seçilen üyelerin gerek mesleğe kabullerinde gerekse birinci sınıfa ayrılmalarında mevcut Kurul üyelerimizin bir dahli olmamıştır. Daha önceki kurul üyeleri, bugün haklarında beyanat verilen hakim ve savcıların, bilimsel güç ve yetenekleri ile hizmet ve meslekteki başarılarına göre emsalleri arasında temayüz ettiklerini değerlendirerek birinci sınıfa ayrılmalarına karar vermiştir.

Hal böyle iken, yargının içerisinden ve değişik kademelerinden Danıştay´a yeni seçilen üyelerin bugüne kadarki çalışma ve liyakatleri görmezden gelinerek ve bundan sonraki çalışma ve performansları görülüp değerlendirilmeden, anlaşılmaz bir şekilde yargının siyasallaştığı açıklamalarının yapılması, bu açıklamayı yapanlar açısından siyasi bir duruşun en açık göstergesidir. Ayrıca, bu şekildeki beyanlar hem seçilen üyelere, hem bu üyeleri seçen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin iradesine saygısızlıktır.

Kanundaki şartları taşıyan, sicil durumları ve terfileri dikkate alındığında liyakatleri ile öne çıkan bu meslektaşlara karşı hangi kriterler ve sebepler esas alınarak böyle bir tavır alındığı mutlaka açıklanmalıdır.

Bu ithamların, somut dayanaktan yoksun, haksız ve önyargılı olduğunu savunan Hamsici, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu´nun anayasal bir kurum olduğunu, anayasa ve kanunlardan kaynaklanan görevlerini yerine getirirken ve

yetkilerini kullanırken tamamen bağımsız olduğunu vurguladı.

Danıştay da dahil olmak üzere hiçbir organ, makam, merci veya kişinin Kurul´a emir ve talimat veremeyeceğini, iradesini vesayet altına alamayacağını, kurul kararlarını ve tasarruflarını doğrudan veya dolaylı bir şekilde etkilemeye çalışamayacağını belirten Hamsici, Her kurum kendisine Anayasanın verdiği görev alanını iyi bilmeli ve bu sınırlar içerisinde kalmalıdır. Kurulumuz mahkemelerin bağımsızlığı ile hakimlik ve savcılık teminatı esaslarını gözeterek adalet, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, tutarlılık, eşitlilik, ehliyet ve liyakat ilkeleri çerçevesinde görev yapmakta olup bu değerler çerçevesinde seçimini yapmıştır dedi.

YARGITAY´A SEÇİLEN 160 ÜYE

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu´nun 24 Şubat 2011 gün ve 92 sayılı kararı ile Yargıtay üyeliğine seçilen adli yargı hakim ve cumhuriyet savcıları şöyle:

1. Ankara, Abdi Cengiz

2. İzmir, Hakim Abdullah Ergin

3. Sincan, Ticaret Mahkemesi Başkanı Abdullah Yaman

4. Diyarbakır, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Abdurrahman Kavun

5. Ankara, Hakim Abdülhalik Yıldız

6. İzmir, Ahmet Cengiz

7. Aydın, Ahmet Er

8. Ankara, Hakim Ahmet Kiriş

9. Yargıtay, Tetkik Hakimi Ahmet Kütük

10. Tetkik Hakimi Ahmet Taşkın

11. Yargıtay, Tetkik Hakimi Ahmet Toker

12. Kayseri, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Turan Doğan

13. Kayseri, Hakim Ali Akın

14. Antalya, Hakim Ali Çolak

15. Teftiş Kurulu Başkanlığı, Adalet Başmüfettişi Ali Eryılmaz

16. Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı, Başkan Ali Kaya

17. Gaziantep, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ali Sancar

18. Eskişehir, Hakim Ali Selman Erkuş

19. Ankara, Hakim Ali Şahin

20. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ali Yağcı

21. HSYK, Başmüfettiş Ali Yıldız

22. Adana, Hakim Arif Bekler

23. Yargıtay, Tetkik Hakimi Arif Kellecioğlu

24. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Aydın Boşgelmez

25. Yargıtay, Tetkik Hakimi Ayhan Doğan

26. Üsküdar, Hakim Bahri Aydoğan

27. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı 33563 Bekir Özenir

28. Denizli, Hakim Bilal Karadağ

29. Antalya, Hakim Bilal Köseoğlu

30. Kartal, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Burhan Karaloğlu

31. Ankara, Hakim Candaş İlgün

32. Bursa, Hakim Coşkun Demir

33. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Cumhur Özer

34. Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Çetin Şen

35. Mersin, Davut Telli

36. Ankara, Dilaver Kahveci

37. Anayasa Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç.Dr.Ali Karagülmez

38. Kahramanmaraş Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Dursun Altınöz

39. Strateji Geliştirme Başkanlığı, Başkan Dursun Murat Cevher

40. Malatya, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Eray Gürtekin

41. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Erdal Noyan

42. Hatay, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Esabil Saylak

43. Bursa, Hakim Eyüp Sabri Baydar

44. Ankara, Hakim Eyüp Sarıcalar

45. Balıkesir, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Eyüp Yeşil

46. Denizli Ticaret Mahkemesi Başkanı Faruk Gök

47. Yargıtay, Tetkik Hakimi Fikriye Şentürk

48. İstanbul, Hakim Gültekin Dinç

49. İzmir, Hakim Günal Akyol

50. Yargıtay, Tetkik Hakimi Gürsel Yalvaç

51. Yargıtay, Tetkik Hakimi Hakkı Torlak

52. Muğla, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Halil Adıgüzel

53. Konya, Hakim Halil Özdemir

54. Ankara, Hakim Halit Dönmez

55. HSYK, Başmüfettiş Halit Kıvrıl

56. Tuzla, Haluk Kırca

57. Bakırköy, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hamza Yaman

58. Yargıtay, Tetkik Hakimi Hasan Tahsin Gökcan

59. Ankara, Hakim Hüsamettin Makas

60. Yargıtay, Tetkik Hakimi Hüsamettin Uğur

61. Yargıtay, Tetkik Hakimi Hüseyin Çolak

62. Yargıtay, Tetkik Hakimi Hüseyin Güngör Babacan

63. Yargıtay, Tetkik Hakimi Hüseyin Karagöl

64. Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Kulaç

65. Ankara, Hüseyin Sarıömeroğlu

66. HSYK, Başmüfettiş İbrahim Kır

67. Yargıtay, Tetkik Hakimi İbrahim Kurt

68. Ankara, İbrahim Özyurt

69. HSYK, Başmüfettiş İbrahim Tufan Ataman

70. Ankara, İbrahim Zengin

71. İstanbul, Hakim İdris Asan

72. Gaziantep, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İlhami Dal

73. Bakırköy, Hakim İlhan Kaya

74. Ankara, Hakim İlyas Altan

75. Hatay, Hakim İrfan Doğan

76. Ankara, Hakim İrfan Vural

77. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı İsmail Ergün

78. Yargıtay, Tetkik Hakimi İsmail Köse

79. İstanbul, Kadir Altınışık

80, Ankara, Hakim Kadir Kayan

81. Kayseri, Kenan Karabeyeser

82. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Kerim Tosun

83. Ankara, Hakim Kuddusi Celalettin Esen

84. Üsküdar, Hakim Mahmut Akkoyun

85. HSYK, Başmüfettiş Mahmut Kış

86. İzmir, Hakim Mahmut Özcan

87. Ankara, Hakim Mehmet Ali Demirezici

88. HSYK, Başmüfettiş Mehmet Arı

89. Aydın, Mehmet Aydoğdu

90. Ankara, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mehmet Berber

91. Ankara, Hakim Mehmet Kasım Tunç

92. Antalya, Mehmet Murat Ferat

93. İstanbul, Mehmet Murat Yönder

94. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet Özkan

95. İzmir, Mehmet Sait Demiröz

96. Bakırköy, Mehmet Şahin

97. Ankara, Hakim Mehmet Şemseddin Tanrıseven

98. Sincan, Hakim Mehmet Uslu

99. Bakırköy, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mehmet Vehip Ekinci

100. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Memiş Selçuk Güney

101. Yargıtay, Tetkik Hakimi Mesut Budak

102. Hatay, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mesut Kundakçı

103. Ankara, Hakim Muhammet Güney

104. Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcısı Muharrem Akkaya

105. Yargıtay, Tetkik Hakimi Muharrem Karayol

106. İzmir, Hakim Murat Kıyak

107. Yargıtay, Tetkik Hakimi Mustafa Abdullah Coş

108. Muğla, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mustafa Akarsu

109. Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Akkuş

110. Yargıtay Tetkik Hakimi Mustafa Albayrak

111. Tekirdağ, Mustafa Demirdağ

112. Ankara, Mustafa Erdoğan

113. Adana, Mustafa Haluk Baydilli

114. Manisa, Mustafa Kemal Semercioğlu

115. Ankara, Hakim Mustafa Kemal Tepedelen

116. Sincan, Mustafa Kılıç

117. Kayseri, Mustafa Sarıçam

118. İzmir, Hakim Mustafa Simavlı

119. Balıkesir, Hakim Mustafa Yılmazel

120. Ankara, Hakim Muzaffer Karadağ

121. Yargıtay, Tetkik Hakimi Muzaffer Özdemir

122. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Nazmi Çatak

123. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Nazmi Dere

124. Yargıtay, Tetkik Hakimi Necati Meran

125. HSYK, Genel Sekreter Yardımcısı Nevzat Karababa

126. Sincan, Hakim Nurettin Türkmen

127. Teftiş Kurulu Başkanlığı, Adalet Müfettişi Nuri Güleç

128. Yargıtay, Tetkik Hakimi Osman Yurdakul

129. Yargıtay, Tetkik Hakimi Önder Aytaç

130. Eğitim Dairesi Başkanlığı, Başkan Özcan Avcı

131. Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ramazan Bayrak

132. Yargıtay, Tetkik Hakimi Reşat Taşdelen

133. Yargıtay, Tetkik Hakimi Salih Çelik

134. Yargıtay, Tetkik Hakimi Salih Özaykut

135. Sincan, Hakim Salih Sönmez

136. Ankara, Hakim Saliha Nuran Canpolat

137. Denizli, Hakim Sami Öztürk

138. Türkiye Adalet Akademisi, Başkan Yardımcısı Sami Sezai Ural

139. Teftiş Kurulu Başkanlığı, Teftiş Kurulu Başkanı Selahittin Atalay

140. Yargıtay, Tetkik Hakimi Seracettin Göktaş

141. Yargıtay, Tetkik Hakimi Sultan Namazcı

142. Ankara, Hakim Suna Türe

143. Ankara, Hakim Süleyman Köksal

144. Yargıtay, Tetkik Hakimi Süleyman Kul

145. İstanbul, Süleyman Pehlivan

146. Ankara, Hakim Şakir Aktı

147. Adana, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şuayip Şen

148. Edirne, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Turgut Emiroğlu

149. Yargıtay, Tetkik Hakimi Türkşen Akdamar

150. Yargıtay, Tetkik Hakimi Veli Değirmenci

151. Eyüp, Vuslat Dirim

152. Konya, Hakim Yahya Memiş

153. Yargıtay, Tetkik Hakimi Yılmaz Tosun

154. HSYK, Başmüfettiş Yusuf Memiş

155. Yargıtay, Tetkik Hakimi Yüksel Kocamış

156. Trabzon, Hakim Zafer Turanlı

157. Denizli, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zekeriya Erdoğan

158. Kanunlar Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Zekeriya Yılmaz

159. İstanbul, Cumhuriyet Savcısı Zihni Doğan

160. İstanbul, Cumhuriyet Savcısı Zülfükar Tekirdağ.

DANIŞTAY´A SEÇİLEN 51 ÜYE

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu´nun 24 Şubat 2011 gün ve 93 sayılı Kararı ile Danıştay Üyeliğine Seçilen İdari Yargı Hakim ve Savcılarına İlişkin liste ise şöyle:

1. Antalya, İdare Mahkemesi Başkanı Ahmet Eğerci

2. Ankara, İdare Mahkemesi Başkanı Ali İhsan Şahin

3. Ankara, Vergi Mahkemesi üyesi Ali Kazan

4. Ankara, Bölge İdare Mahkemesi üyesi Bedrettin Işıldak

5. Anayasa Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi Raportörü Bekir Sözen

6. Ankara, İdare Mahkemesi üyesi Edat Yücel Seyhan

7. Emin Sınmaz

8. Genel Müdür Yardımcısı Enver Kaya

9. Ankara, İdare Mahkemesi üyesi Ercan Ahi

10. İstanbul, İdare Mahkemesi Başkanı Ertuğrul Arslanoğlu

11. Fethi Aslan

12. HSYK, Başmüfettiş Gürsel Ceylan

13. Isparta, İdare Mahkemesi Başkanı Halil Çırak

14. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Hannan Yılbaşı

15. Van Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Hasan Demir

16. Ankara Bölge İdare Mahkemesi üyesi Hasan Güzeler

17. Hasan Turgut

18. Hüseyin Oğuz

19. Ankara, İdare Mahkemesi Üyesi İbrahim Aliusta

20. Erzurum, İdare Mahkemesi Başkanı İbrahim Günenç

21. Ankara, Vergi Mahkemesi Başkanı İhsan Uluca

22. İstanbul, Bölge İdare Mahkemesi üyesi İlhan Hanağası

23. Ankara, İdare Mahkemesi Başkanı İrfan Eroğlu

24. Anayasa Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi Raportörü Kadir Özkaya

25. Kayseri, İdare Mahkemesi Başkanı Kemalettin İşlek

26. Mahmut Ersert

27. HSYK, Müfettiş Mehmet Ali Duran

28. Mehmet Ali Samur

29 HSYK, Başmüfettiş Mehmet Çelik

30. Mehmet Sönmez

31. Adana, İdare Mahkemesi Başkanı Mesut Güngör

32. HSYK, Müfettiş Mithat Özcan

33. Antalya, Bölge İdare Mahkemesi üyesi Muammer Arseven

34. Ankara, Bölge İdare Mahkemesi üyesi Muammer Topal

35. Denizli, İdare Mahkemesi Başkanı Mustafa Dinç

36. Ankara, Bölge İdare Mahkemesi üyesi Mustafa Genç

37. Konya, İdare Mahkemesi Başkanı Mustafa Gökçek

38. Nurdane Topuz

39. Ankara, İdare Mahkemesi üyesi Okay Koçak

40. Ankara, İdare Mahkemesi üyesi Oktay Aydın

41. Malatya, İdare Mahkemesi Başkanı Orhan Boyraz

42. İstanbul, İdare Mahkemesi Başkanı Resul Çomoğlu

43. Seyfullah Yıldıztekin

44. Süleyman Hilmi Aydın

45. Süleyman Kurt

46. Şaban Işık

47. Ünal Demirci

48. Ankara Bölge İdare Mahkemesi üyesi Vahit Bektaş

49. Vecdi Karanfil

50. Erzurum Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Yılmaz Akçil

51. Yunus Çetin

Savcılar da yüksek yargı üyesi oldu

26 Şubat 2011 - HSYK, yeni kurulan Yargıtay ve Danıştay daireleri için seçim yaptı. Yargıtay´a 160, Danıştay´a 51 yeni üye seçilirken, Türkiye tarihinde ilk kez 19 düz savcı yüksek yargı üyesi oldu. Listede YARSAV´dan da 20 isim var.

4 BİN 988 ADAYDAN 160´I SEÇİLDİ

Yargıtay´da boş bulunan 160 üyelik için 4 bin 988 aday arasından iki turlu oylama yapıldı. Yapılan ilk turda 4 bin 563 aday elendi. Kalan 423 aday arasından ikinci tur oylamaya geçildi. Yapılan ikinci tur oylamada 12 ve üzeri oy alan 160 hakim ve Cumhuriyet savcısı Yargıtay üyeliğine seçildi. Dün saat 23:00´e kadar kimlerin seçileceğini HSYK üyelerinin dahi bilmediğine dikkat çekildi.

ÜYELER ARASINDA PAYLAŞILIYORDU

Önceki HSYK döneminde yüksek yargıdan gelen üyeler, seçilecek isimleri kontenjan usulüyle paylaşıyorlardı. 30 kişi seçilecekse Yargıtay´dan gelen 3 üye 10 isim belirliyor ve bu isimler oylamayla seçiliyordu. Diğer üyelerin beğenmediği bir isim çıkarsa yeni ismi de kontenjanı bulunan sözkonusu Kurul üyesi öneriyordu. Bunun üzerinde uzlaşılırsa seçim oluyordu.

CUMHURBAŞKANI 15 ÜYE SEÇECEK

Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerine Adalet Bakanı ve Kurul Başkanı Sadullah Ergin katılmadı. HSYK, üye seçiminde yargının bütün kademelerinde görev yapan hakim ve savcıların dengeli bir şekilde temsil edilmesine özen göstererek, ilk kez Cumhuriyet savcıları arasından da seçim yaptı. Yargıtay´a ilk kez başsavcı olmayan ünvansız savcılar arasından 19 savcı Yargıtay üyeliğine seçildi. Danıştay üyelerinin 4´te 1´ini Cumhurbaşkanı´nın seçmesi nedeniyle HSYK, Danıştay´a 61 yerine emeklilik nedeniyle boşalanlarla birlikte 51 üye seçti. Cumhurbaşkanı Gül, Danıştay´a 15 üye gönderecek.

İKİ YARSAV YÖNETİCİSİ DE LİSTEDE

YARSAV Yönetim Kurulu Üyesi, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ramazan Bayrak Yargıtay´a Oktay Aydın ise Danıştay´a seçildi. Üyeler dahil toplamda YARSAV´dan 20 isim Yüksek Yargı´ya seçildi.

Kozmik Hakim de Yargıtay üyesi oldu

Yargıtay´a seçilen isimler arasında en dikkat çeken isimler şunlar:

Seferberlik Tetkik Kurulu Kozmik Odası´nda arama yapan Ankara 11. Ağır Ceza Üyesi Kadir Kayan.

Devrimci Karargah soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Kadir Altınışık.

Balyoz Darbe Planı soruşturmasını başlatan Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan.

Dursun Çiçek hakkında ikinci kez tutuklama kararı veren İstanbul 9. Ağır Ceza Üyesi İdris Asan.

Atabeyler Çetesi soruşturmasını yürüten Ankara Savcısı Dilaver Kahveci.

YARGITAY´A SEÇİLENLER

Yargıtay üyeliğine seçilen 160 yargı mensubunun önceki görevlerine göre dağılımı şöyle:

Yargıtay tetkik hakimi: 32

Yargıtay Savcısı : 12

Başsavcı ve vekili: 7

Cumhuriyet Savcısı : 19

Hukuk Hakimi : 32

Ceza Hakimi: 36

Adalet Bakanlığı yöneticisi: 11

Anayasa Mahkemesi raportörü: 1

Adalet Akademisi: 2

HSYK Başmüfettişi: 7

HSYK Genel Sekreter yardımcısı: 1

DANIŞTAY´A SEÇİLENLER

Danıştay üyeliğine seçilen 51 yargı mensubunun önceki görevlerine göre dağılımı şu şekilde:

Danıştay tetkik hakimi: 13

Danıştay savcısı: 2

Bölge İdare Mahkemesi: 10

İdare Mahkemesi: 17

Vergi Mahkemesi: 2

Anayasa Mahkemesi raportörü: 2

HSYK müfettişi: 4

Adalet Bakanlığı: 1 ( Cihan, Star)

Cumhurbaşkanı Gül´ün Danıştay´a atadığı isimler belli oldu

03 Mart 2011 - Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün Danıştay´a atadığı isimler belli oldu. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi´nden yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi; Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın 155´nci ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu´nun 8 ve 9.cu maddeleri gereğince, Danıştay Üyeliklerine; Çanakkale Valisi Abdulkadir ATALIK´ı, Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ali D. ULUSOY´u, Merkez Valisi Bülent KILINÇ´ Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. H. Bülent OLCAY´ı, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Galip Tuncay TUTAR´ı, Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Müşavir Avukatı Halide ESEN´i, İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı Halil YILMAZ´ı, Karayolları eski Genel Müdürü Hicabi ECE´yi, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürü İbrahim ER´i,Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu eski Başkanı Mahmut VURAL´ı, Merkez Valisi Mevlüt ATBAŞ´ı, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mustafa KÖKÇAM´ı, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Nizamettin KALAMAN´ı, Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yalçın EKMEKÇİ´yi,Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Zeki YİĞİT´i seçmişlerdir. ( Cihan)

(25 Şubat 2011), son güncel.: (03 Mart 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

İŞTE ADIM ADIM ERZİNCAN´DAKİ ISLAK KOMPLO

Erzincan´da savcı Cihaner ve Jandarmanın ´ıslak imza´ operasyonları

Cihaner´i Yargıtay´da kurtarma planı manşetlerimiz

Tiyatro: Er Cihaner´i kurtarmak

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3020    yazdır/print


 

Darbe davalarında 69 general

Ergenekon Terör Örgütü davası, Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davası, Ergenekon Terör Örgütü´nün Erzincan yapılanmasına ilişkin açılan dava ve Balyoz Darbe Planı davasında 69 general yargılanıyor. 69 generalden 59 general tutuklu, 7 general tutuksuz yargılanırken, 3 general hakkında yakalama kararı çıktı. Tüm bu generaller arasında tek dokunulamayan kişi, Erzincan Ergenekon davasının 1 numaralı sanığı ve şu an Genelkurmay EDOK Komutanı olan Org. Saldıray Berk.

Darbe davalarında 69 general

Ergenekon Terör Örgütü davası, Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davası, Ergenekon Terör Örgütü´nün Erzincan yapılanmasına ilişkin açılan dava ve Balyoz Darbe Planı davasında 69 general yargılanıyor. 69 generalden 59 general tutuklu, 7 general tutuksuz yargılanırken, 3 general hakkında yakalama kararı çıktı. Tüm bu generaller arasında tek dokunulamayan kişi, Erzincan Ergenekon davasının 1 numaralı sanığı ve şu an Genelkurmay EDOK Komutanı olan Org. Saldıray Berk.

Ergenekon Terör Örgütü davası, Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davası, Ergenekon Terör Örgütü´nün Erzincan yapılanmasına ilişkin açılan dava ve Balyoz Darbe Planı davasında 69 general yargılanıyor. 69 generalden 59 general tutuklu, 7 general tutuksuz yargılanırken, 3 general hakkında yakalama kararı çıktı. 30 general Silivri Cezaevi´nde, 29 general Hasdal Askeri Cezaevi´nde tutuklu bulunuyor.

Ergenekon davasında 8 general

Ergenekon Terör Örgütü kapsamında açılan davalarda 8 general yargılanıyor. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz tutuklu yargılanan generaller arasında yer alıyor. Veli Küçük 1064 gündür Silivri Cezaevi´nde tutuklu bulunuyor. 6 emekli general ise tutuksuz olarak yargılanıyor.

Tek dokunulamayan sanık Org. Berk

Bu 69 general arasında tek dokunulamayanı, Erzincan Ergenekon davasının 1 numaralı sanığı ve şu an Genelkurmay EDOK Komutanı olan Org. Saldıray Berk. Yargıtay 11. Ceza Dairesi ise, Ergenekon Terör Örgütü´nün Erzincan yapılanmasına yönelik hazırlanan iddianamenin ilk sırasında bulunan EDOK Komutanı Orgeneral Saldıray Berk 427 gündür ifade vermemesine ve duruşmalara katılmamasına rağmen hakkında yakalama kararı çıkarmadı!

Berk´in diğerlerinden farkı var

Onun diğerlerinden bir farkı da var. Ergenekon soruşturma sürecinde askeri araçları sıradışı güzergahla Erzincan şehir merkezinden geçirmiş ve davanın görüldüğü Erzurum´a yöneltmişti. Bu sıradışı hareketlilik savcı tarafından gözdağı olarak değerlendirildi ve iddianamede de belirtildi. Yine aynı davada duruşma esnasında sıradışı şekilde savaş uçakları Erzurum mahkeme binası üzerinden uçuruldu. Son olarak dava skandal şekilde fotokopi üzerinden Yargıtay´a alınarak tüm sanıklar tahliye edildi. Erzurum´daki duruşmalarda ve davanın yargıtaya alınmasında inanılmaz gelişmeler yaşandı. Saldıray Berk´in bu sıradışı hareketlenmeleri kamuoyunda endişe doğurdu. Ancak herşeye rağmen Berk tutuklanamadı. Savcı tarafından sorgulanamayan Berk bir tek duruşmaya dahi katılmadı.

Balyoz´da 56 generale tutuklama, 3 generale yakalama

Balyoz Darbe Planı davası kapsamında 60 general yargılanıyor. 29 muvazzaf, 28 emekli toplam 56 general tutuklandı, 2 muvazzaf general, 1 emekli general hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Balyoz tutuklusu 3 general Poyrazköy davasında da sanık

Balyoz Darbe Planı kapsamında tutuklanan Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar, Emekli Koramiral A. Feyyaz Öğütçü ve Tuğamiral Levent Görgeç, Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davasının da tutuksuz sanığı olarak yargılanıyor.

İşte o generalleri listesi

ERGENEKON DAVASINDA YARGILANAN 8 GENERAL

Tutuklu yargılanan generaller

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük,

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz.

Tutuksuz yargılanan general ve amiraller

Emekli Orgeneral Mehmet Şener Eruygur,

Emekli Orgeneral Ahmet Hurşit Tolon,

Emekli Tuğamiral İlker Güven,

Emekli Tümgeneral Muhittin Erdal Şenel,

Emekli Orgeneral Kemal Yavuz,

Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç.

ERZİNCAN ERGENEKON DAVASINDA YARGILANAN TUTUKSUZ GENERAL

Orgeneral Saldıray Berk.

BALYOZ´DA YARGILANAN 60 GENERAL

Tutuklu yargılanan 29 muvazzaf general ve amiraller

Korgeneral Mustafa Korkut Özarslan,

Korgeneral Nejat Bek,

Korgeneral Yurdaer Olcan (Harp Akademileri Komutan Yardımcısı),

Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu (Kuzey Deniz Saha Komutanı),

Tümgeneral Abdullah Dalay,

Tümgeneral Gürbüz Kaya (açığa alınmıştı),

Tümgeneral Hasan Fehmi Canan,

Tümgeneral Salim Erkal Bektaş,

Tümgeneral Ahmet Yavuz (Kara Harp Akademisi Komutanı),

Tümgeneral Halil Helvacıoğlu (açığa alınmıştı),

Tümgeneral Recep Rıfkı Durusoy,

Tümgeneral Bekir Memiş,

Tümgeneral İhsan Balabanlı,

Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz,

Tümamiral Ali Semih Çetin,

Tuğgeneral Nurettin Işık,

Tuğgeneral Kasım Erdem,

Tuğgeneral Gökhan Gökay,

Tuğgeneral Bulut Ömer Mimiroğlu (Tokat Jandarma Bölge Komutanı),

Tuğgeneral Ali Aydın (Kastamonu Jandarma Bölge Komutanı),

Tuğamiral Turgay Erdağ,

Tuğamiral Ayhan Gedik,

Tuğamiral Ahmet Türkmen,

Tuğamiral Cem Aziz Çakmak,

Tuğamiral Levent Erkek,

Tuğamiral Mustafa Karasabun,

Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu

Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar - (Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davasının da tutuksuz sanığı)

Tuğamiral Levent Görgeç- (Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davasının da tutuksuz sanığı)

Koramiral Kadir Sağdıç (Güney Deniz Saha Komutanı) - (Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davasının da tutuksuz sanığı)

Yakalama kararı çıkarılan 2 muvazzaf general

Tuğgeneral Hakan Akkoç,

Tümamiral Soner Polat.

Tutuklanan 28 emekli general ve amiral

Emekli Oramiral Özden Örnek,

Emekli Orgeneral İbrahim Fırtına,

Emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık,

Emekli Orgeneral Çetin Doğan,

Emekli Korgeneral Engin Alan,

Emekli Korgeneral Ayhan Taş,

Emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın,

Emekli Korgeneral Doğan Temel,

Emekli Korgeneral Hayri Güner,

Emekli Koramiral Lütfi Sancar,

Emekli Tümgeneral Mustafa Kemal Tutkun,

Emekli Tümgeneral Behzat Balta,

Emekli Tümgeneral Tuncay Çakan,

Emekli Tümgeneral Nuri Ali Karababa,

Emekli Tümamiral Özer Karabulut,

Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk,

Emekli Tümamiral Mustafa Aydın Gürül,

Emekli Tümamiral Taner Balkış,

Emekli Tuğgeneral İzzet Ocak,

Emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri,

Emekli Tuğgeneral Halil Kalkanlı,

Emekli Tuğgeneral Faruk Oktay Memioğlu,

Emekli Tuğgeneral Mehmet Kaya Varol,

Emekli Tuğamiral Engin Baykal,

Emekli Tuğamiral Hasan Hoşgit,

Emekli Tuğamiral Hüseyin Hoşgit,

Emekli Koramiral A. Feyyaz Öğütçü- (Amirallere Suikast ve Kafes Eylem Planı davalarıyla birleşen Poyrazköy davasının da tutuksuz sanığı)

Yakalama kararı çıkarılan emekli general

Emekli Orgeneral Ergin Saygun- (Tutuklama kararı çıkınca GATA´da tedaviye başladı)

Durusoy da tutuklandı

´Balyoz Planı´ davası sanıklarından emekli Tümgeneral Recep Rıfkı Durusoy da tutuklandı.Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne gelerek İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ne çıkan emekli Tümgeneral Recep Rıfkı Durusoy, hakkındaki verilen tutuklama kararının yüzüne okunmasının ardından tutuklandı. Tutuklama kararının çıktığı duruşmaya katılmayan ve GATA´ya muayeneye gittiği bildirilen Durusoy, taburcu olduktan sonra adliyeye geldi.

Emekli Albay Sargın da tutuklandı

´Balyoz Planı´ davası sanıklarından emekli Albay Hakan Sargın da dün tutuklandı.Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne gelerek İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ne çıkan emekli Albay Hakan Sargın, hakkındaki kararın yüzüne okunmasının ardından tutuklandı.Sargın, Silivri Cezaevi´ne gönderildi.11 Şubat´taki duruşmaya katılan, ancak öğleden sonra ayrılan Sargın hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştı. (Kenan Kıran / Yeni Akit)

PLANDA KALMAYIP UYGULAMAYA GEÇTİKLERİ İÇİN TUTUKLANDILAR

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin tutukladığı emekli ve muvazzaf Silahlı Kuvvetler mensuplarının Balyoz darbe planında yer alan eylemlerini lokal olarak uygulamaya geçirmeye çalıştığı iddia edildi. Savcılık mütalaasında dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan´ın birçok dosyayı bizzat takip ettiğine dikkat çekilerek bunun ses kayıtlarıyla da sabit olduğu ifade edildi. Gölcük Donanma Komutanlığı´nda davanın açılması sonrası çıkan belgeler de kirli planların ilerleyen yıllarda nasıl hazırlanıp uygulandığını çarpıcı şekilde ortaya koyuyor.

Donanma Komutanlığı´nda ele geçen 2008 tarihli ´gizli´ ibareli bir belgede Gölcük Değirmendere´de görevlendirilen elemanların iyi ilişkilerini kullanarak ´irtica yaygarası´ yapması isteniyor. Özel görevli elemanlardan ayrıca cami ve belediye hoparlörlerinden dini yayın yaptırmaları isteniyor. Belgede bu yayınların ardından polis ve askeri birliğe ihbarlarda bulunulması, sonrasında da ortalığın nasıl karıştırılması gerektiği ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Yayının duyumunu alan, ortalığı karıştırmak için polise ihbarda bulunacak, derhal sivil savcılığı da arayarak polise yaptığı ihbarı yenileyecek ve polise Donanma´ya da durumu bildireceğini, bunların (AK Parti´yi kastederek) artık hadlerini çok aştığını ifade edecek. Belge ve notlarda geçen bu planların Donanma Komutanlığı´nın yanı başındaki Gölcük Yüzbaşılar Mahallesi´nde uygulandığı belirlendi. Yüzbaşılar Mahallesi´nde bulunan caminin ve belediyenin hoparlörlerine kaçak girilerek vaazlar verildi, Kur´an okutuldu. ´Camiden Kur´an yayını yapılıyor´ iddiası ile Ali Cengiz Kurt isimli bir şahıs tarafından cami imamı Haşim Eroğlu hakkında şikayette bulunuldu. Yapılan şikayet üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı, imam Eroğlu hakkında soruşturma başlatılarak ifadesini aldı. Yapılan araştırma sonucunda, yayının çevreden frekansa girilerek yapıldığı anlaşılınca imam hakkında işlem yapılmadı. Şikayet eden Kurt´un da kim olduğu öğrenilemedi.

Balyoz´un hedefinde Hrant Dink vardı

Gölcük´teki Donanma Komutanlığı´nda ele geçirilen Balyoz davası delilleri içinde çıkan ´hedef´ listesinde şok isimler yer alıyordu. ´Operasyon Timleri ve Görevleri´ belgesinde, Hrant Dink´ten Fener Rum Patriği Bartholomeos´a, Nazlı Ilıcak´tan Fehmi Koru´ya, Toktamış Ateş´ten Mehmet Altan ve Taha Akyol´a kadar pek çok aydın, yazar ve sivil toplum lideri vardı. Hrant Dink´in ´Orak´ operasyonu ile devre dışı bırakılması hedeflenmişti. Söz konusu isimlerden Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 19 Ocak 2007 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetti.

Gölcük Donanma Komutanlığı´nda ele geçirilen ve Balyoz iddianamesi ek klasörlerinde yer alan belgelerde çok önemli bir ayrıntı daha ortaya çıktı. Altında Koramiral Kadir Sağdıç´ın adının bulunduğu belgede, iki yıl önce Türkiye´yi sarsan cephaneliğin ele geçirildiği Poyrazköy´ün de dahil olduğu bazı bölgelerdeki arazilerin toprak yapısına ilişkin derin bir tahkikat yapılması isteniyordu. Deniz Kurmay Kıdemli Albay Ali Türkşen´e gönderilen emirde Beykoz bölgesinde bulunan Anadolukavağı, Poyrazköy ve Riva mevkilerinde arazi yapısına ilişkin aşağıda belirtilen hususlar ışığında bir inceleme yapılacaktır. Yapılacak araştırmada titiz davranılacak ve icra edilecek bir faaliyette mevkiin kullanılabileceği faraziyesi ile meseleye tesir eden tüm hususlar belirlenecektir. deniyordu. Yapılan inceleme sonrası söz konusu cephaneliğin Poyrazköy´e gömüldüğü iddia edildi.

´Kalp krizi geçirdim´ diyen Saygun adliyeye gelmedi

Balyoz davası kapsamında hakkında yakalama kararı verilen emekli Orgeneral Ergin Saygun´un GATA´da ´kalp krizi geçirdiği´ iddia edildi. Tutuklama kararının yüzüne okunması için adliyeye gelmesi gereken Saygun´un yerine avukatı, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ne bilgi verdi. Saygun´un dün sabah kalp krizi geçirdiğini, bu nedenle teslim olamadığını ifade etti. Dün tutuklama kararıyla ilgili olarak emekli Albay Hakan Sargın ile GATA´da tedavi olan emekli Tümgeneral Recep Rıfkı Durusoy İstanbul Adliyesi´ne geldi. Sargın ve Durusoy tutuklandı. Burada konuşan Durusoy, 1. Ordu Karargahı´na sadece bir kez nezaket ziyaretine gittiğini, Balyoz darbe planıyla ilgisi olmadığını belirtti. Durusoy, Biri benim yazdığımı söylesin, kendi cezamı kendim veririm. dedi. ( Zaman)

(16 Şubat 2011, 12:42)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

Erzincan´da Saldıray Berk komutasında Sincan kalkışması manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2982    yazdır/print


 

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

Ergenekon operasyonu kapsamında arama yapılan ´Odatv´ isimli internet sitesiyle ilgili Akşam gazetesi yazarı Nagehan Alçı bugünkü yazısında sitede nasıl tetikçilik yapıldığını anlatıyor. Alçı´nın ´karanlık oda´ başlığını verdiği yazıda ilginç ayrıntılara yer veriliyor... Yine Sabah gazetesinden Sevilay Yükselir de benzer suçlamaları işliyor. Yükselir, ayrıca sitenin kendisine karşı nasıl ahlaksız bir komplo yaptığını açıklıyor.

Sabah Akşam ´Karanlık Oda´yı aydınlattı

Ergenekon operasyonu kapsamında arama yapılan ´Odatv´ isimli internet sitesiyle ilgili Akşam gazetesi yazarı Nagehan Alçı bugünkü yazısında sitede nasıl tetikçilik yapıldığını anlatıyor. Alçı´nın ´karanlık oda´ başlığını verdiği yazıda ilginç ayrıntılara yer veriliyor... Yine Sabah gazetesinden Sevilay Yükselir de benzer suçlamaları işliyor. Yükselir, ayrıca sitenin kendisine karşı nasıl ahlaksız bir komplo yaptığını açıklıyor.

Nagehan Alçı (Akşam): Karanlık oda. Uzun zamandır insanları hedef gösteren, Ergenekon ve Balyoz davalarını sulandırmak için manipülasyon yapan, kamuoyunu tahrik etmeye çalışan, adeta tetikçilik yapan bir internet sitesi göğsünü gere gere yayın yapıyor, üstelik hatırı sayılır bir kısım medya tarafından da övgü üzerine övgü alıyordu. Dün bir de baktım, bu sitenin hazırlandığı işyerinde polis Ergenekon soruşturması kapsamında arama yapıyor, sitenin sahibi ve yöneticilerini gözaltına alıyor.

Bu gelişme üzerine hayretler içinde izlediğim bir süreç başladı. Yok efendim, muhalefet susturuluyormuş, bu gidişle hükümete ters kimseyi bırakmayacaklarmış, zaten sırada Soner Yalçın´ın olacağını Mustafa Balbay biliyormuş vs vs... Yahu tetikçiliğin, hedef göstermenin, manipülasyonun ismi ne zamandan beri muhalefet oldu? Şayet Soner Yalçın ve sitesi adam gibi muhalefet yapıyorsa o zaman o sitede neden aslında pek yakından tanıdığımız isimler hep takma adlarla yazıyorlar? Yoksa yalan haber ve iftiralar üzerine kurulu haberler ve yorumların arkasında kimse adı ve sanıyla durmayı göze alamıyor mu?

Bazı medya ve koskoca CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin´in, üstelik Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu´nun da desteğiyle, korumak adına ´muhalefet susturuluyor´ diye haykırdığı şu Oda TV´nin neler yazdığına bir bakalım isterseniz... Bugün o sitenin soruşturulmasını özgürlüklere ket vurmak olarak görenlerin muhalefetten ne anladıklarını bir görelim... Yerim dar olduğu için maalesef birkaç örnek verebiliyorum. Yoksa arkadaşlarda daha aşağıdaki gibi çok vukuat var...

1) Kasım 2010: ´Türkiye´nin gündemini sarsacağız´ iddiasıyla ortaya bir haber atıyor Oda TV. MİT Müsteşarı Hakan Fidan´ın kardeşinin Fethullah Gülen´in danışmanı olduğunu iddia ediyor. ´Teyit etmekte çok zorlandığımız bilgilere göre´ diye ilginç bir notla! Sonra ne oluyor, tahmin edin? Haber kısa süre içinde yalanlanıyor. Geriye hedef gösterme, dezenformasyon ve çamur at izi kalsın mantığıyla etiketlenen önemli bir müsteşar bırakarak...

2) Yine 2010. Taş atayım da ortalık bulansın haberlerine bir örnek daha: ´İşte Abdullah Gül´ün Anayasa Mahkemesi´ne atadığı yobaz üye´ başlığıyla verilen haberde Gül´ün, sakallı bir yobazı, üstelik hukukçu bile olmayan bir kişiyi Anayasa Mahkemesi´ne üye olarak atadığı ileri sürülüyor. Atanan isim Alparslan Altan... Ancak Altan´ın fotoğrafı olarak sakallı Alpaslan Kuytul´un fotoğrafı kullanılmış. Bilinmez bir sebeple karışmış herhalde fotoğraflar! Çarpıtmayı görüyor musunuz?

Oda TV´nin haber mantığı ile ilgili yalnızca iki küçük örnek bunlar. Bir de Soner Yalçın´ın diğer işleri var... Konsept danışmanı ve yapımcılığını yaptığı Sağır Oda ve Kurtlar Vadisi´nde nasıl bir Yahudi düşmanlığı nasıl bir Kürt düşmanlığı, nasıl bir Hıristiyan düşmanlığı yapıldığı ne korkunç hurafelerin kafalara yerleştirilmeye çalışıldığı ortada. Bu dizilerin her bölümünde işlenmiş nefret suçları var. Kitaplarına hiç girmiyorum bile...

Bakın benim yukarıdaki örneklerle anlatmak istediklerimi ´Atatürkçü´ kimliğiyle bilinen ünlü gazeteci ve televizyoncu Reha Muhtar ağustos ayında Vatan´daki köşesinde nasıl anlatmış: ´Türk basınında insanları ve söylediklerini itibarsızlaştırmak için yalanı, riyakarlığı, pespayeliği ve haysiyetsizce saldırıyı haber adı altında yapan Soner Yalçın diye bir kişi var. Sitesinde beğenmediği, çıkarlarına uymadığı, çatıştığı ve sindirmek istediği insanları yalan haberlerle çamur atarak susturuyor ve sesini çıkartamaz hale getiriyor.´

Bu tabloya bakarak hala Oda TV ve Yalçın´ın soruşturulmasını ´muhalefeti susturmak´ olarak değerlendirenlere ve Yalçın´ın suç olan eylemlerini övüp ona adeta biat eden arkadaşlarına sesleniyorum: Siz ya derin bir uyku ya da büyük bir gaflet içerisindesiniz! Unutmayın ki suç olan bir fiili övmek de aynı şekilde suçtur. ( Nagehan Alçı / Akşam)

Soner Yalçın için neden üzülmedim?

16 Şubat 2011 - Sevilay Yükselir (Sabah): Beni yakından tanıyanlar bilir. Kolay kolay nefret etmem kimseden. Kızsam da, kırılsam da yine de vazgeçmem arkadaşlıktan, dostluk kurmaktan falan... Bir insandan nefret etmem için, muhakkak haklı bir sebebimin olması lazım... Nefret ettiğim insanın ya tamir edemeyeceği kadar kalbimi kırmış olması ya da ailem ve namusumla ilgili telafi edemeyeceği ağır laflar etmiş olması gerekir. Bana sorsanız şimdi mesela, Peki kim onlar? Kim senin bu nefretini kazanan insanlar? diye size çok fazla isim sayamam. Çünkü gerçek anlamda kimden nefret ettiğimi bilmiyorum. Bunu anlamam için sanırım o nefret ettiğim kişiyle ilgili somut bir sınav vermiş olmam gerekiyor. Tıpkı Soner Yalçın´da olduğu gibi.

Önceki gün onun gözaltına alındığı haberini duyunca kesinlikle ondan nefret ettiğimi anladım. Nedense için için sevindim. Nedense aynı mesleği yapıyor olmamıza karşın onun gözaltına alınmasını bir meslektaş gibi yorumlayamadım. Mesela hayatımda bir kez bile görmediğim gazeteci Mustafa Balbay´ın gözaltına alınışında yaşadığım gibi o garip mesleki dayanışmanın getirdiği sorumluluktan kaynaklı burukluğu yaşamadım. Şaşırmayın bu yazdıklarıma. Çünkü yerden göğe kadar haklıyım! Çünkü şahsım tam bir Soner Yalçın zededir! Kahramanmışşş, Muhalif bir yürekmişşşş... Kalemmiş... Sakın ola inanmayasınız bu safsatalara! Çünkü hepsi palavra!

Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltında olan Soner Yalçın´ı bu noktaya getiren mesele muhalif gazeteciliği falan değildir! Onu bugün adaletin terazisine oturtan tek neden vardır. O da kötücül kalbi ve her daim tetikçi gibi kullandığı o pis kalemi! Mutluyum. Çünkü şimdi yıllarca kalemini neden bir silah gibi kullandığının, hizmet ettiği karanlık güç ve düşünceler için tehlike arz eden herkese neden bel altı vurduğunun hesabını verecek adalete! Bakın şaşırmayın sakın bu yazdıklarıma. Çünkü bu adam ve çetesinden gerçekten nefret ediyorum. Pisler! Pislikler! Onlarca kez bana karşı kullandılar o kirli kalemlerini. Saldırdılar defalarca. Hatırlarsanız önce medyada kurdukları kalem kardeşliğinin gücüyle, mahkemelerde sonradan kanıtlayamayacakları belli olan iftiralarla bendenizi pes ettirmeye çalıştılar. Pes etmedim. Alçakça saldırılarının hepsine tek tek cevap verip, attıkları bütün iftiraların yalan olduğunu belgeleriyle ortaya koyup hesabını görmek için mahkemelere çağırdım.

Baktılar ki olmuyor. Bu defa bir kadının canını yakacak en hassas yerlerden girdiler. Namusumla oynamaya kalktılar. Evli barklı 13 yaşında bir erkek çocuğu sahibi olmama aldırış etmeden alçakça iftira attılar şahsıma. Çok değil, daha üç beş ay evvel... 5. sınıf asparagasçı magazincilerin kullandığı yöntemleri kullanarak şerefimi haysiyetimi kirletmeye kalkıştılar. Siz de biliyorsunuz! Manşetlerine koyduğu koca koca fotoğraflarımla kâh Tanzanya´da zavallı bir bellboy´la, kâh Bodrum´da bir gazeteci ağabeyimle kırıştıran aşifte ve namussuz bir kadın gibi göstermeye çalıştılar beni. Günlerce devam ettirdiler bu yayınlarını Oda TV´lerinden. Tek bir maksatları vardı. O da, Sen çamuru at! İzi kalsa bile yeter! diyerek psikolojik olarak çöküntüye uğramamı sağlamaktı.

Baktılar ki çökmüyorum. Yine devam ediyorum bildiğim yolda. Bu defa sektörde meslektaşlarına yaptığı ihanet ve kalleşliklerle ün yapmış, ciğeri beş para etmeyen hain ve alçak eski bir tanıdığımın haysiyetsiz kişiliğini kullandılar bana karşı.

Eski bir dost! diye mektup yazdırdılar ona. İçi yalan, dolan ve palavra dolu o mektubu günlerce tuttular Oda´larının manşetinde. Cevap vermek isteseydim, karşılığında bir başka mektubu da ben yayınlasaydım bu köşede inanın o mektubu yazan sözüm ona eski dostumun insan içine çıkacak yüzü kalmazdı. Ama yapmadım. Çünkü hep onlar kadar alçalmamam gerektiğini düşündüm. Evet her saldırdıklarında yıkıldım. Ama her defasında, Allah´ım sana havale ediyorum. Sen bilirsin ne yapacağını diyerek yoluma devam ettim. İşte önceki gün gözaltına alındığında Soner Yalçın ve bir kısım tayfası... İster istemez ağzımdan sadece şu iki cümle döküldü: Sen büyüksün Tanrı´m! Seni seviyorum! ( Sevilay Yükselir / Sabah)

Sevilay açtı ağzını yumdu gözünü

18 Şubat 2011 - Sevilay Yükselir (Sabah): Abdi İpekçi´ye Selam Olsun. Beyaz TV´de her hafta farklı bir erkek konuğun moderatörlüğünde 4 Kadın 1 Erkek adlı bir programın son haftaki konuğu Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk´tü. Öztürk´le birlikte Oda TV´ye yapılan baskını konuştuk. Her zamanki gibi lafımı sakınmadan, eğmeden, bükmeden dedim ki; Ben Soner Yalçın ve Oda TV´nin çok masumane duygularla gazetecilik yaptıklarına inanmıyorum. Onlarınki muhalif gazetecilik falan değil, tetikçiliktir! Sonra bir Soner Yalçınzede olarak Oda TV aracılığı ile başıma getirdiklerini anlattım. Kendileri için tehlike arz eden kalemleri sindirmek ve susturmak için nasıl bel altı vuruşlarla habercilik yaptıklarını izah etmeye çalıştım.

Taraf Yazarı Hilal Kaplan hariç programdaki herkes, (Saygı Öztürk, Serpil Yılmaz ve Nuriye Atabey) Tamam bu yaptıkları kesinlikle ahlaksızlık ama bu başka bir şey! Bu ahlaksızlığı yapıyor diye gözaltına alınmamalıydı diyerek işin aslını görmezden ya da anlamazdan gelmeye çalıştı. Bu arada programa telefonla bağlanan ve Yalçın´ın asistanı olduğunu söyleyen bir arkadaş, Bu millet senin şahsi meselelerini dinlemek zorunda değil! Kes artık konuşmayı! diyerek susmam yönünde baskı kurmaya çalıştı. Ardından eski karısı ve avukatı Feza Yalçın canlı yayına bağlanıp, aynı minvalde bir konuşma yaptı. Şaşırmadım. Çünkü ´Oda´cıların derdi her zaman olduğu gibi manipülatif yöntemlerini kullanarak Soner Yalçın hakkında yapılan olumsuz yorumların önünü kesmekti.Bir kahramanlık öyküsü, destanı yazmaya çalışıyorlardı. Muhalif olduğu için susturulmaya çalışılıyor şeklindeki algının toplumun hemen hemen her kesimine sirayet etmesini istiyorlardı. Ama tabii yemedi. Çünkü bu halk hiç de onların sandığı gibi aptal filan değildi. Kimin neye hizmet ettiğini, hangi mantalite ile habercilik yaptığını anlayacak kadar öngörü sahibiydi.

Zira en son bağlanan merhum gazeteci Abdi İpekçi´nin kızı Nükhet İpekçi´nin, Sevilay Yükselir kişisel bir derdini anlatmıyor. Anlattıklarına başka bir gözle bakmak gerekir. Bu kişisellik değil, bu bir zihniyetin tartışmasıdır sözleriyle destek çıkması ´Oda´cıları çileden çıkardı. Babası da bir Soner Yalçınzede olan Nükhet İpekçi´ye minnetttar olduğumu söylemem gerekiyor. Babasının ona bıraktığı o soyadını onurlu ve haysiyetli bir kadın olarak bugünlere taşıması beni çok mutlu etti.

Bu arada günlerdir bana mesaj atıp, İktidara yaranmak ve yalakalık yapmak için Soner Yalçın´ın gözaltına alınmasına alkış tutuyorsun diyen bazı çok değerli okurlarıma ve bu meseleyi basın özgürlüğünün tehdidi biçiminde ele alıp, sözüm ona demokrat, Bu gözaltına bütün gazetecilerin karşı duruş sergilemesi gerekir diyen kalemlere seslenmek istiyorum: Madem bu kadar demokrattınız! Madem bu kadar insandınız. O halde Soner Yalçın ve çetesi Odalarında o ırkçı kafalarıyla haberler yaparken, bana ve benim gibi yüzlercesine hakaret edip, şerefimizle, namusumuzla ahlaksızca oynarken sizler neredeydiniz? O zaman niye çıkıp, Ayıp bu yaptığın Soner! Böyle habercilik olmaz! Böyle manipülasyon Türk basınına yakışmaz! demediniz? Nerde bırakmıştınız bugün gösterdiğiniz o sağduyulu ve insani taraflarınızı? He Ruşen Çakır! Mesela sen! Hele bir söyle! Sen neredeydin canım kardeşim o zamanlar? Uzayda mı yaşıyordun senin kankan o iğrenç kalemiyle milletin anasını ağlatırken? ( Sevilay Yükselir / Sabah)

(15 Şubat 2011), son güncel.: (18 Şubat 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Odatv´ye baskın

Kontrgerilla Medyası

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2971    yazdır/print


 

Gölcük, Balyoz davasını derinden etkileyecek

Gölcük Donanma Komutanlığı zeminindeki gizli bölmede ele geçen çuvallarca belge Balyoz davasına büyük etki yapacak. Bunun ilk işareti 163 sanık hakkında tutuklama kararı verilmesi oldu. Bu da söylendiği gibi Gölcük´ten çıkan belgelerin sanıkların ıslak imzalarını taşıyan orjinal belgeler olduğunu doğruluyor. İlk 13 duruşmada, sanıklar ve avukatları eski savunma stratejisini sürdürerek, dava dosyasında bulunan delillerin ve Gölcük belgelerin ´sahte ve üretilmiş´ olduğu iddiasını gündeme getirdiler. Bu belgelerin dava başladıktan sonra ortaya çıktığını, dolayısıyla davaya dahil edilemeyeceğini ileri sürdüler. Belgeleri yok saymak için ´yer darlığı´ndan oraya gömülmüştür gibi inanılmaz gerekçelere dahi başvurdular. Ancak mahkeme öyle düşünmedi. Belgelerin Gölcük´te zemine gizlenmesi, başka gizleme girişimlerinin de yaşanabileceğini gösteriyor diyen hukukçular da tutuklama kararlarını doğru buluyor.

Gölcük, Balyoz davasını derinden etkileyecek

Gölcük Donanma Komutanlığı zeminindeki gizli bölmede ele geçen çuvallarca belge Balyoz davasına büyük etki yapacak. Bunun ilk işareti 163 sanık hakkında tutuklama kararı verilmesi oldu. Bu da söylendiği gibi Gölcük´ten çıkan belgelerin sanıkların ıslak imzalarını taşıyan orjinal belgeler olduğunu doğruluyor. İlk 13 duruşmada, sanıklar ve avukatları eski savunma stratejisini sürdürerek, dava dosyasında bulunan delillerin ve Gölcük belgelerin ´sahte ve üretilmiş´ olduğu iddiasını gündeme getirdiler. Bu belgelerin dava başladıktan sonra ortaya çıktığını, dolayısıyla davaya dahil edilemeyeceğini ileri sürdüler. Belgeleri yok saymak için ´yer darlığı´ndan oraya gömülmüştür gibi inanılmaz gerekçelere dahi başvurdular. Ancak mahkeme öyle düşünmedi. Belgelerin Gölcük´te zemine gizlenmesi, başka gizleme girişimlerinin de yaşanabileceğini gösteriyor diyen hukukçular da tutuklama kararlarını doğru buluyor.

´Balyoz´ kod isimli darbe planı davasında 163 sanığın cezaevine gönderilmesi kararı, sanıkların savunmalarına başlamasından önce önemli bir karar. 16 Aralık 2010´da başlayan davada usulü işlemler tamamlandı. 13 duruşmada kimlik tespitlerinin yapılması, 968 sayfalık iddianamenin okunması ve mağdurların müdahillik taleplerinin kabul edilmesinin ardından sıra savunmalara geldi.

İlk 13 duruşmada, sanıklar ve avukatları eski savunma stratejisini sürdürerek, dava dosyasında bulunan delillerin ve Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarata Karşı Koyma (İKK) Müdürlüğü´nde ele geçirilen belgelerin ´sahte ve üretilmiş´ olduğu iddiasını gündeme getirdi. Hatta sanık avukatları o kadar abarttı ki, Bir er, Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü´nün odasına girmiş ve döşemelerin altına bu belgeleri koymuş olabilir. bile dedi. Ancak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nın Balyoz dava dosyasına gönderdiği 43 klasörde yer alan resmi belgelere göre arama savcı yönetiminde askerler tarafından yapıldı.

Donanma Komutanlığı´nda İstihbarat Şube Müdürü´nün odasının zemininde ´zulalanmış´ halde ele geçen hard disk imajları da binbaşı rütbesinde bulunan askerî görevlilere verildi. Yani 9 çuval belge, hem sivil savcı hem de askerî yetkili önünde çıktı. Ve bizzat askerî personel tarafından kayda geçirildi. Öte yandan daha önce operasyonlarda ele geçirilen hard disk imajlarının kendilerine verilmediğinden yakınan avukatların Gölcük´te ele geçirilen hard disklerin imajının alınıp askerlere verilmesini eleştirmesi dikkat çekici. Savcı ve asker eşliğinde mahkeme kararı ile yapılan aramada camilerin bombalanması, Türk jetlerinin düşürülmesi gibi kanlı planların bulunduğu Oraj, Suga, Çarşaf ve Sakal eylem planlarına ilişkin belge bulunması doğrudan Balyoz davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ni ilgilendirdiği için bu belgeler de dosyaya gönderildi.

Tutuklama gerekçesi: Kuvvetli suç şüphesi

Balyoz planı soruşturmasında ilk operasyon 22 Şubat 2010´da yapıldı. Bu operasyondan sonra başta emekli Orgeneral Çetin Doğan hakkında 4 kez olmak üzere defalarca yakalama ve tutuklama kararı çıktı. Beşiktaş´taki özel yetkili mahkemelerde görevli hemen her hakim, Balyoz davasında tutuklama ya da tutuklama kararına itiraz kararı verdi. İddianame tamamlandıktan sonra davaya bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 102 sanıkla ilgili yakalama kararı verdi. Bu karar ise bir sonraki mahkemece ´usuli´ eksik gerekçesiyle kaldırıldı. Bugün ise aynı mahkeme sadece başkanı değişik olmak üzere 163 kişi hakkında tutuklanmasına yönelik karar verdi. Mahkeme, sanıkların haklarındaki delil durumu, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanmamış oluşu, sanıkların konumları itibarıyla delillere etki yapma ihtimalinin olması, tanıkların henüz dinlenmemiş oluşu, atılı suçun CMK madde 100´de belirtilen katalog suçlardan olması, belirtilen bu sebeplerle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı gerekçesiyle tutuklama kararı verdiğini açıkladı. Gölcük´te çıkan belgelerin ´kuvvetli suç şüphesi´ni artırması da tutuklama kararı alınmasında etkili oldu.

Hakim, rüşvet iddiaları nedeniyle alındı

Kamuoyunda, Balyoz mahkemesi hakiminin değiştiği ve tutuklamaların da böyle çıkarıldığı iddiaları gündeme getiriliyor. Bu iddianın karşılığı yok. Çünkü, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt, Balyoz davası sürecine hiç dahil olmadı. Temmuz 2010´da iddianame mahkemeye gönderildiğinde Başkurt izinliydi. Diğer üç üye hakim Davut Bedir, Ali Efendi Peksak ve Murat Üründü 102 sanık hakkında ´yakalama´ kararı çıkardı. HSYK, 5 Kasım 2010´daki kararnamesinde Zafer Başkurt´un özel yetkisini kaldırdı. Başkurt´un ismi Ergenekon kapsamında eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay´ın şüpheli olduğu ´yargıyı etkileme´ soruşturmasında takibe takılmasıyla gündeme gelmişti. Ayrıca hakkındaki rüşvet iddialarına ilişkin HSYK´nın önünde soruşturma dosyaları mevcut. Başkurt´un başka bir yere atanmasında da bu iddialar etkili oldu. Başkurt´un zaten tayin için HSYK´dan talepte bulunduğu ifade ediliyor. ( Zaman)

Tutuklama kararları hukuka uygun

´Balyoz´ davası sanıklarının tutuklanmasının yankıları da sürüyor. Sanık avukatlarından bazıları tutuklamaların ´hukuksuz´ olduğunu savunuyor. Ancak hukukçular tam tersini söylüyor. Avukat Tahir Elçi: Yargılama sırasında ortaya çıkarılacak yeni delillerle tutuklama verilemeyeceği görüşünün hukuki dayanaktan yoksun. Savcı iddianamede ileri sürülen iddialarla bağlantılı olmak şartıyla yeni deliller sunabilir.

Ceza hukukçusu Prof. Dr. Ersan Şen: Tutuklama şartları oluştuğunda mahkemeler tutuklama kararı verebilir. Tutuklama bir zorunluluk olmamakla birlikte bir kaçma ve/veya delil karartma şüphesi yoğun olduğu durumlarda uygulanan bir tedbir. Arama sonucunda elde edilen hukuka uygun delilleri mahkeme demek ki ciddi gördü, tutuklama konusundaki takdir yetkisini, uygulama yönünde uyguladı. Mahkeme, dava kapsamında yeni elde edilen deliller ´kuvvetli suç şüphesini´ ortaya koyması halinde Ceza Muhakemesi Kanunu´nun 100. maddesinin 3. fıkrasına göre tutuklama tedbirine başvurulabilir. Elde edilen yeni delillerin Ceza Muhakemesi Kanunu´na göre dava aşamasında da dosyaya konulabilir. Örneğin bir şahıs, diğerini öldürdü. Hakkında dava açıldı ama cinayet silahı bulunamadı. Dava açıldı ve silah da bulundu. Ne yapacaksınız? ´Artık dava açıldı bu aşamadan sonra delil ortaya konamaz´ diyebilir misiniz? Diyemezsiniz.

Emekli Hakim Albay Faik Tarımcıoğlu: Çok kapsamlı davalarda her zaman yeni deliler ortaya çıkabilir. Savcılar soruşturmanın seyrini değiştirecek biçimde yeni belgeler bularak mahkemeye sunabilir. Yeni belgeleri değerlendirmemek görmemezlikten görmek mümkün değildir. Bu nedenle kararın hukuksuz olduğu ile ilgili iddialar doğru değil.

Emekli Hakim Albay Rüştü Atpulat: Savcılar dava sürerken de yeni deliller sunabilirler. Savcılar yeni taleplerde de bulunabilir. Davada verilen karar ve yapılan işlemler hukuka uygundur. ( Zaman)

Marş darbeyi çağrıştırdı

Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu: Mahkemede sanıkların Harbiye ve Deniz Harp Okulu Marşı´nı söylemesi doğru bir şey değil. Ne sanıkların tekelindedir ne de savunma aracıdır. Darbe günlerindeki marşları algılattığı için kamuoyunda aleyhte yorumlanır. Yeni bir darbe çağrısı gibi duygulara yol açabilir. Bunların içerisinde yüzde 100 beraat etmesi gerekenler olabilir. Ancak marşa iştirak etmesi savunma imkanlarını zedeler.

Kaçma şüphesi var

Hukukçular Derneği Başkanı Cahit Özkan: Gölcük´te çıkan belgeler delillerin toplanmadığı ve karartma şüphesinin varlığını ortaya koyduğu için bir tutuklama sebebidir. Bu çerçevede sanıkların isnat edilen suçun cezasının yüksek olması kaçma şüphesini de ortaya koyduğu için tutuklama L sebebi vardır. Yargı önünde herkes eşittir. Bu suçlardan dolayı normal vatandaş nitelikli suçlar nedeniyle nasıl tutuklanabiliyorsa Balyoz sanıkları için de aynı hükümler geçerlidir. Dolayısıyla mahkemenin verdiği karar hukuka uygundur.

Rütbenin önemi yok

Boğaziçi Avukatlar Derneği Başkanı Bilal Çalışır: Bu karara herkesin saygı duyması lazım. 2011 yılının Türkiye´sindeyiz. Devletteki görevi, rütbesi ne olursa olsun verilen karara uyulması gerekir. Sıfatın bir ehemmiyeti yoktur.

Gölcük, delillerin gizlendiğini doğruladı

Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Halil Doğan: Gölcük´ten çıkan deliller daha çok belgenin varlığı kanaatini ortaya koydu. Daha çok belgenin varlığı da delillerin karartılması şüphesini k kuvvetlendirdi. Bu sebeple tutuklanma kararını doğru buluyoruz. Gölcükte ortaya çıkanlar, delillerin saklanış biçimi bile suç unsuru olduğunu ve delillerini gizleme gayretini ortaya koyuyor. Bu açıdan belki de geç kalınmış bir karardır. Çünkü birçok delili gizlemiş olabilirler.

Muvazzaflar delilleri karartabilir

Adalet ve Hukuk Derneği Başkanı Av. Ayhan Gültekin: Tutuklamalar CMK´ya göre normal ve yapılması gereken bir olay. Kanun önünde herkesin eşit olması gerektiği prensibinin Türkiye´de uygulanmaya başladığının açık bir göstergesi. Demokrasiye daha çok yaklaştığımız anlamına geliyor. Muvazzafların gerek karargahta gerek Gölcük´te ve gerekse bulundukları yerde mevcut delilleri karartma ihtimalleri çok yüksek. Kaldı ki sırf bu açıdan bile başta tutuklama kararının kaldırılmaması gerekirdi.

Hukukçular: Tutuklanan muvazzaflar görevden alınmalı

Hukukçular tutuklanan muvazzafların görevden alınması gerektiğini açıkladı. Eski Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, Milli Savunma Bakanlığı 3 generalin Yüksek Askeri İdare Mahkemesi´ne başvurma sürecinde yaşanan yanlışlığı bu defa önlemeli. Haklarında tutuklama veya yakalama çıkarılan sanıkların Askeri Personel Kanunu´nun 65. maddesine göre açığa alınma işlemi uygulanmak. Yoksa aynı anda hem görevde hem tutuklu olma kararının verilmiş olması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz dedi.

İddianame bile açığa alınma için yeterli

Emekli Askeri Hakim Yusuf Çağlayan, tutuklamanın açığa almanın bir ileri aşaması olduğuna dikkat çekti. Bu askerlerin görevlerine devam etmelerinin mümkün olmadığım vurgulayan Çağlayan, şöyle devam etti: Aslında iddianame ile birlikte açığa alınmalıydılar. Bakardık bunu değerlendirmeliydi. Kanuna göre bir iddianame yazılmışsa Askeri Mahkeme, bağlı bulunduğu komutanlıkla görüşüp açığa alınsın veya alınmasın şeklinde bilgiyi Milli Savunma Bakanlığı´na gönderir. Bakanlık da buna göre karar verir. Normal prosedür böyledir. Açığa alınmalarıyla kendisine suç isnat edilen kişi tutuklandıysa artık askeri görevini yürütemez. Boşalan görevine başka biri vekaletten atanır.

İşte paşaları tutuklatan belgeler

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin aralarında Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek ve 1. Ordu eski Komutanı Çetin Doğan´ın da olduğu 163 asker hakkında verdiği tutuklama kararı Gölcük´teki Donanma Komutanlığında ele geçirilen yeni Balyoz belgelerine dayandı. Yeni deliller arasında en dikkat çeken belge Balyoz koordinatörü olarak görevlendirilen emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri´ne ait olduğu tespit edilen Sn.Komutana Arz isimli belge oldu. Belge, sanıkların savunmalarının aksine Çetin Doğan´ın başkanlığında 5-7 Mart 2003´te yapılan seminerde Balyoz Darbe Planı´nın görüşüldüğünü ortaya koydu. Toplantıdan iki gün önce yazıldığı belirlenen dijital ortamdaki belgenin son kaydedicisinin Tanyeri olduğu tespit edilirken, belgede seminerde görüşülecek konuların başlıklar halinde yazıldığı görüldü. Belgedeki yer alan Müz. List. Atılacak, alınacak ve atanacaklar list. Tamamlandı, Hassas listeler Sok. hareketleri, F. Çarşamba, Tarikat ve Cemaatler Yön., Azınlıklar, Balyoz Suga, Sakal, Oraj ve Çarşaf başlıklarının karşısına (+) işaretinin konulduğu dikkat çekti.

Uçuşlarla gerginlik tırmandırılacak

İlk kez Gölcük´ten ele geçirilen ve HAK´ın Özel Direktifi konulu belgenin altında ise dönemin Harp Akademileri Komutanı Fırtına´nın adı yer alıyor. Devletin, Hükümetin desteğini alan irticai unsurların kıskacı altında olduğu savunulan belgede, atılacak adımlar sıralanıyor. Bu kapsamda sıkıyönetim kararı çıkarması için TBMM´nin baskı altına alınması gerektiği vurgulanan belgede, direktif doğrultusunda bir plan hazırlanması ve bu planda Ege uçuşlarının artırılması ve gerginliğin tırmandırılması esas alınacak deniliyor. Balyoz ve Kafes davasının sanıkları arasında yer alan Kuzey Deniz Saha eski Komutanı emekli Koramiral Ali Feyyaz Öğütcü´ye ait olduğu belirtilen başka bir belgede, toplumu yönlendiren 7 grubun muvazzaf subaylar tarafından takip altına alındığı ifade ediliyor. Muvazzafların emirle ilgili geri bildirim raporlarında şok detaylar bulunuyor. Güneydoğudan sorumlu Ali Semih Çetin´in sonuç raporunda bölgede kaos çıkarmak için 1 Mayıs ve terör örgütü elebaşının doğum günü gibi günlerde bazı esnaflara ait işyerlerine yönelik eylemler yaptırılabilir. Müzahir sivilleri doktrine ederek birliğe yönelik sansasyonel eylem yaptırabilir şeklinde şok ifadeler yer alıyor. Aşırı sol gruplardan sorumlu Sağdıç´ın raporunda Örgütle bölücü örgüt arasındaki bağlantıları kullanarak sansasyonel eylemleri istenen zamanda ve istenen gruplar aleyhinde yönlendirebileceği. Sol örgütlere yakınlığı ile bilinen gazeteciler vasıtasıyla asparagas haberler çıkartılabileceği şeklinde değerlendirmeler yer alıyor. Dini gruplarla ilgili hazırlanan raporda ise Radikal İslam topluluklarının istenilen şekilde cuma namazlarından sonra slogan atma, yürüyüş vb. eylemler yapma konusunda yönlendirilebileceği belirtiliyor. Gürdeniz ve Çakmak´ın sorumlu olduğu medya çalışma raporunda da Aleviliğin Ermenilerden ve Hıristiyanlıktan geldiği konusu çalışılabilir. Çeşitli internet siteleri kurulabilir/kullanılabilir. şeklinde görüşler yer alıyor.

7 yıl önce Kafes provası gibi talimat

Koramiral Kadir Sağdıç ile ilgili Aralık 2002 tarihli başka bir belgede şok talimatlar var. Kafes Planındaki gibi gayrimüslimlere suikast planlarını hatırlatan belgede, SUGA Harekat Planı´nı uygulamaya koymak için İstanbul ve Adalar´da yaşayan gayri Müslimlere yönelik ´provokatif eylemler planlanması´ öngörülüyor. Belgede SUGA Eylem Planı kapsamında Atatürkçü ve laik vatandaşlarımızın gerici hareketin karşısında, örgütlü ve alternatif sunabilecek şekilde örgütlendirilerek toplantı ve mitingler düzenlenmesi, böylece halkın bilinç düzeyinin ve iç tehdit hassasiyetinin artırılmasının ve irticai grupların yoğun bulunduğu bölgelerde, çağdaş olmayan bir kılık kıyafet taşıma ve radikal eylemler düzenlenerek halkta irtica karşıtı algı oluşturulmasının değerlendirilmesi isteniyor.

16 amiral gözaltına alınacaktı

Yeni delillerden biri de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda darbe karşıtı olan paşaların gözaltın alınmasına ilişkin belgeler oldu. Belgelerde darbe karşıtı olduğu gerekçesiyle aralarında Oramiral Bülent Alpkaya ile koramiraller Metin Ataç, Eşref Uğur Yiğit ve Yener Karahanoğlu´nun da olduğu 16 amiralin gözaltına alınmasının planlandığı belirlendi. Bu generalleri gözaltın alacak isimler arasında ise Kadir Sağdıç, Soner Polat, Semih Çetin, Serdar Okan Kırçiçek, Fatih İlgar isimleri yer alıyor. Sağdıç´ın adı belgede Oramiral Alpkaya´yı gözaltına alacak asker olarak geçiyor.

SUGA Eylem Planı kapsamında Ege´de Türkiye ile Yunanistan arasında çıkarılması planlanan gerginlik için yapılan toplantılarda alınan kararlar, bu toplantılara katılanların Üsteleri de Gölcük´teki belgeler arasından çıktı. Ege´de çıkarılması planlanan gerginlik için dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök´ün by-pass edilmek istendiği de belgeler arasında yer aldı. Balyoz sanığı Tuğamiral Mustafa Karasabun imzalı belgede Angajman kurallarının iptal yetkisinin Genelkurmay başkanından alınarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´na verilmesi istendi.

Harp oyunu deriz

Dönemin Hava Pilot Kurmay Albayı Bertan Nogaylaroğlu imzasını taşıyan belgede ise Asparuk´a yönelik uygulanacak psikolojik harekat şöyle aktarılıyor: Hazırlıkların Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından öğrenilmesi engellenecek. Komutana gelecek her türlü bilginin önü kesilecek. Hazırlıkların öğrenilmesi durumunda çalışmalarının jenerik Harp Oyununa yönelik hazırlıklar olduğu bildirilecek. Komutanın ve ailesinin tüm programları yakından takip edilecek, askeri ve sivil tüm telefonları dinlenecek. ( Bugün)

Balyoz ve diğer davalar, çürükleri TSK´dan ayıklıyor: Tutuklamayı duydular GATA´ya yattılar

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nce tutuklanmasına karar verilen Balyoz sanığı emekli Orgeneral Ergin Saygun´un aynı gün saat 20.00´de GATA Kardiyoloji Servisi´ne gelerek yatma talebinde bulunduğu öğrenildi. Saygun´un dün saat 12.00´de de GATA´ya yatışının yapıldığı bildirildi. Eski Genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt´ın 14.00´te hastaneye gelerek Saygun´u ziyaret ettiği öne sürüldü. Diğer yandan hakkında yakalama kararı çıkartılan Balyoz sanığı emekli Tümgeneral Recep Rıfkı Durusoy´un da yine yakalama kararının çıktığı gece 23.00´te GATA kardiyoloji servisine gelerek yatma talebinde bulunduğu ortaya çıktı. Durusoy´un da dün 12.30´da yatışının gerçekleştirildiği öğrenildi. Hakkında yakalama kararı çıkarılan diğer sanıkların GATA´ya başvurup vurmayacağı merakla bekleniyor. Öte yandan, davanın bir numaralı sanığı emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın tutuklanma kararını beklediği ve bu sebeple bir hafta önce kol çıkması şikayetiyle rapor alarak duruşmalara katılmadığı iddia edildi. Çetin Doğan da dava kapsamında tutuklandığında GATA´ya kaldırılmış ve uzun süre burada kalmıştı. Aynı şekilde Ergenekon davasının sanıklarından Levent Ersöz de GATA´da uzun süre yatmıştı. ( Zaman)

HSYK´DAN, ´BALYOZ HAKİM NİÇİN GÖREVDEN ALINDI´ AÇIKLAMASI

15 Şubat 2011: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili Ahmet Hamsici, ´10 ve 14 üncü Ağır Ceza Mahkemelerinin başkanları ´Balyoz Davası´ sebebiyle değil, soruşturma dosyası sebebiyle başka mahallerde yetkilendirildikten sonra, bu mahkemelere yine Özel Yetkili Mahkemelerde üye olarak çalışan hakimler arasından görevlendirme yapılmıştır´ dedi.

Hamsici, HSYK´nın internet sitesinde yaptığı açıklamasında, İstanbul Özel Yetkili 10´uncu Ağır Ceza Mahkemesi´nin kamuoyunda ´Balyoz Davası´ olarak adlandırılan davanın duruşmasında, bazı sanıkların tutuklanmasına karar vermesi üzerine, yargılamanın başlamasından 2 gün önce mahkeme başkanının değiştirilmesinin eleştiri konusu yapılması sebebiyle, kamuoyunu bilgilendirme amacıyla açıklama yapılmasına ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Hamsici, şunları kaydetti: ´İstanbul 10 ve 14´üncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanları hakkında yürütülen ´resmi sıfatlarının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunma, irtikâpta bulunma ve rüşvet alma iddialarını içeren´ soruşturmalar sonucunda aynı yerde göreve devamlarının soruşturmaların selametine ve yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceğinden, görev yerlerinin değiştirilmesi teklifini içeren soruşturma raporu Kurulumuzca 13 Aralık 2010 tarihinde görüşülüp, adı geçen başkanların bu görevlerinden alınarak başka bir yargı alanında görevlendirilmelerine, Sayın Bakanın katılmadığı toplantıda 21 Kurul Üyemizin oybirliğiyle karar verilmiştir. 10 ve 14´üncü Ağır Ceza Mahkemeleri´nin Başkanları ´Balyoz Davası´ sebebiyle değil, yukarıda izah olunan soruşturma dosyası sebebiyle başka mahallerde yetkilendirildikten sonra, bu mahkemelere yine Özel Yetkili Mahkemelerde üye olarak çalışan hâkimler arasından görevlendirme yapılmıştır. Tartışma konusu yapılan 10 uncu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atanan Hakim Ömer Diken önceki Kurul tarafından 2008 yılında İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Üyeliğine atanmış, mesleki geçmişi itibarıyla da 10 uncu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atanması Genel Kurulumuzca uygun görülmüştür. Soruşturma sebebiyle zorunlu olarak yapılan değişikliğe başka anlamlar yüklenmesi, heyete müdahale tartışmaları yapılması yargıya duyulan güveni zedelediğinden böyle bir açıklama yapılmasına gerek görülmüştür. Son verilen tutuklama kararlarının yargısal faaliyete ilişkin olması nedeniyle, kararlara yönelik itirazların yargısal yollarla talep edilmesi gerektiğini, Kurulumuzun bu kararlara ilişkin herhangi bir görev ve yetkisinin bulunmadığını kamuoyuna saygıyla duyururuz.´ ( Zaman)

(13 Şubat 2011), son güncel.: (15 Şubat 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

Donanma´da zemine gizlenmiş 10 çuval belge manşetlerimiz

Flaş!!! Donanma´da arama: 10 çuval belge

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2960    yazdır/print


 

Mısır ve Türkiye için tarihi gün: 11022011

13. duruşma balyoz sanıklarına şok getirdi. Balyoz davasının dünkü duruşmasında tarihi bir karar verildi. Eski kuvvet komutanları ile muvazzaf generallerin de aralarında bulunduğu 163 sanık için tutuklama kararı verildi. Dün için beklenmeyen bu şok gelişme Türkiye´yi sarstı. Sanıklar tutuklamaya direndi, güvenlik güçlerine teslim olmak istemedi. Aynı saatlerde Mısır´dan gelen Mübarek´in istifa ettiği, halkın kutlama için meydanları doldurduğu haberleri balyoz tutuklamalarıyla ilginç bir benzerlik oluşturdu. Tüm dünyada demokrasiye, halkın tercihlerine dayalı yönetimlere rağbet var. Mısır halkı, Türkiye´deki demokratik gelişmelere özendiğini protesto gösterilerinde sık sık dile getirmişlerdi. 11 Şubat 2011, Mısır ve Türk balyozculara vurulan darbe ile iki halk için de tarihi bir gün oldu.

Mısır ve Türkiye için tarihi gün: 11022011

13. duruşma balyoz sanıklarına şok getirdi. Balyoz davasının dünkü duruşmasında tarihi bir karar verildi. Eski kuvvet komutanları ile muvazzaf generallerin de aralarında bulunduğu 163 sanık için tutuklama kararı verildi. Dün için beklenmeyen bu şok gelişme Türkiye´yi sarstı. Sanıklar tutuklamaya direndi, güvenlik güçlerine teslim olmak istemedi. Aynı saatlerde Mısır´dan gelen Mübarek´in istifa ettiği, halkın kutlama için meydanları doldurduğu haberleri balyoz tutuklamalarıyla ilginç bir benzerlik oluşturdu. Tüm dünyada demokrasiye, halkın tercihlerine dayalı yönetimlere rağbet var. Mısır halkı, Türkiye´deki demokratik gelişmelere özendiğini protesto gösterilerinde sık sık dile getirmişlerdi. 11 Şubat 2011, Mısır ve Türk balyozculara vurulan darbe ile iki halk için de tarihi bir gün oldu.

Balyoz davasında dün şok bir gelişme yaşandı. Aralarında eski kuvvet komutanları ile halen görev yapmakta olan muvazzaf generallerin de aralarında bulunduğu 163 sanık hakkında tutuklama kararı verildi. Dün 13. duruşması yapılan Balyoz davasına 196 sanıktan 167´si katılmış, 29´u ise mazeretli olarak katılmamıştı. Duruşmada müdahillik başvuruları görüşülmeye devam edilirken söz sırası savcının talebine geldi. Savcı Gölcük´ten çıkan yeni belgeler nedeniyle 180 sanık hakkında tutuklama kararı verilmesini istedi. Bir anda ortamı geren bu talep güne damgasını vurdu. Mahkeme heyeti, saat 16:00 civarında tutuklama ve müdahillik taleplerini görüşmek için ara verdi ve sanıkların duruşma salonunu terketmemesi için uyarılarda bulundu. 5 saat kadar görüşme yapan mahkeme, 163 sanık için tutuklama kararı verirken müdahillik talepleri de kabul edildi. Bu 163 sanıktan 133´ü dünkü duruşmada bulundukları için tutuklama kararının yüzlerine okunarak yerine getirilmesine, duruşmaya katılmamış olan 29 sanığın ise yakalanmasına karar verildi. Başka suçtan tutuklu bulunan Albay Dursun Çiçek´le birlikte toplam tutuklama sayısı 163 oldu. Oybirliğiyle alınan karar, Ergenekon davasından tutuklu Albay Dursun Çiçek´in de yüzüne okunacak.

SANIKLAR DİRENDİ

Tutuklananlar arasında muvazzaf ve emekli 54 general bulunuyor. Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki aramalarda ele geçirilen yeni belgelerin dava dosyasına girmesi kararın alınmasında etkili olurken, tutuklama işlemi uzun saatler aldı. Korgeneral seviyesindeki sanıklar, görevli binbaşıya direnerek salona orgeneral istedi. Nöbetçi savcının da her bir sanık için ayrı ayrı müzekkere hazırlaması sebebiyle 21.00´de verilen tutuklama kararının uygulanması gece yarısını buldu. Bu sırada bazı sanık yakınları, hakimlere Çocuklarınıza iyi sarılın bu gece. diye tehdit savurdu. Sanıklar ise ayağa kalkarak koro halinde Harbiye Marşı ve Deniz Harp Okulu Marşı´nı okudu.

MISIR GİBİ TÜRKİYE DE TARİHİ GÜN YAŞADI - 11022011

11 Şubat 2011 ya da 11022011. Abdurrahman Dilipak´ın deyişiyle tersten de okunsa aynı tarih. Dün tarihi bir gündü. 13. duruşma balyoz sanıklarına şok getirdi. Balyoz davasının dünkü duruşmasında tarihi bir karar verildi. Eski kuvvet komutanları ile muvazzaf generallerin de aralarında bulunduğu 163 sanık için tutuklama kararı verildi. Dün için beklenmeyen bu şok gelişme Türkiye´yi sarstı. Sanıklar tutuklamaya direndi, güvenlik güçlerine teslim olmak istemedi. Tüm Türkiye nefesini tutarak hem bu olayı hem de Mısır´ı an be an takip etti. Aynı saatlerde Mısır´dan gelen Mübarek´in istifa ettiği, halkın kutlama için meydanları doldurduğu haberleri balyoz tutuklamalarıyla ilginç bir benzerlik oluşturdu. Tüm dünyada demokrasiye, halkın tercihlerine dayalı yönetimlere rağbet var. Mısır halkı, Türkiye´deki demokratik gelişmelere özendiğini protesto gösterilerinde sık sık dile getirmişlerdi. 11 Şubat 2011, Mısır ve Türk balyozculara vurulan darbe ile iki halk için de tarihi bir gün oldu.

Silivri´de görülen ´Balyoz´ davasının dünkü duruşmasında Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşandı. Eski kuvvet komutanları Halil İbrahim Fırtına ve Özden Örnek, ´darbeye teşebbüs´ten tutuklandı. Duruşmada eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü´nün de aralarında bulunduğu 167 sanık hazır bulundu. Çetin Doğan ise dünkü duruşmaya katılmadı. Görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş, 180 sanığın, dosyaya dahil edilen yeni 43 klasör, delil durumu ve CMK´nın 100. maddesini gerekçe göstererek tutuklanmasını talep etti. Bunun üzerine ara veren Mahkeme Başkanı, tutuklama talebi olduğu için tutuksuz sanıkların duruşma salonundan ayrılmaması yönünde uyarıda bulundu.

Yaklaşık 4,5 saatlik aranın ardından kararını açıklayan mahkeme 163 kişinin tutuklanmasına hükmetti. Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, sanıklar ile avukatlarına iki gün boyunca yeterli konuşma süresi verildiğini belirterek, saatin geç olması nedeniyle tekrar söz vermeyeceğini söyledi. Bunun üzerine avukatlar ´tutuklama kararı verecekseniz bize de tutuklama kararına karşı diyeceğimizi sormak için ayrıca konuşma izni vermek zorundasınız´ diye itirazda bulundu. Başkan Ömer Diken´in de duruşmanın bittiğini ve ara kararın okunacağını söylemesi üzerine avukatlar ´Savunma makamı yok sayılmaktadır´ dedi.

Kararı okuyan Mahkeme Heyeti Üyesi Ali Efendi Peksak, Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, emekli Korgeneral Engin Alan, Süha Tanyeri, Feyyaz Öğütçü, Mehmet Otuzbiroğlu, Şükrü Sarıışık, Kadir Sağdıç´ın da aralarında bulunduğu 133 sanık hakkında tutuklama kararı verildiğini açıkladı. Tutuklama kararı verilenler arasında, Tümgeneral Gürbüz Kaya, Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu da yer aldı.

Duruşmaya katılmayan sanıklar eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Orgeneral Nejat Bek ve emekli Orgeneral Ergin Saygun´un da aralarında bulunduğu 29 sanık hakkında ise yakalama kararı çıkarıldığını ifade eden Peksak, ayrıca yine duruşmaya katılmayan başka suçtan tutuklu sanık Albay Dursun Çiçek´in de tutuklama kararının yüzüne okunması için tutuklu bulunduğu cezaevi aracılığıyla mahkemede hazır edilmesine karar verildi.

TUTUKLAMA KARARI ÇIKARILAN 133 SANIK

Mahkeme Heyeti, ´dosyadaki delil durumu, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, delillerin tam olarak toplanılmamış olması, sanıkların konumları itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması, tanıkların henüz dinlenilmemiş oluşu, atılı suçun CMK´nın 100. maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması, belirtilen bu sebeplerle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı´ gerekçeleriyle, CMK´nın 100. ve 101. maddeleri gereğince 134 sanığın ayrı ayrı tutuklanmalarına karar verdi. Tutuklanmalarına karar verilen sanıklar şunlar:

´Özden Örnek, Halil İbrahim Fırtına, Mustafa Korkut Özarslan, Engin Alan, Şükrü Sarıışık, Ayhan Taş, Ramazan Cem Gürdeniz, İzzet Ocak, Süha Tanyeri, Bülent Tunçay, Mehmet Kemal Gönüldaş, Orkun Gökalp, Mustafa Kemal Tutkun, Gürbüz Kaya, Mustafa Çalış, Nurettin Işık, Hasan Basri Aslan, Ali Rıza Sözen, İlkay Nerat, Veli Murat Tulga, Behzat Balta, Halil Kalkanlı, Tuncay Çakan, Hasan Fehmi Canan, Salim Erkal Bektaş, Ahmet Yavuz, Ahmet Küçükşahin, Recai Elmaz, Erdal Akyazan, Ahmet Şentürk, Mümtaz Can, Ahmet Topdağı, Cemal Candan, Fatih Altun, Faruk Oktay Memioğlu, Mehmet Kaya Varol, Recep Yıldız, Bekir Memiş, Ali İhsan Çuhadaroğlu, Mehmet Yoleri, Namık Koç, Fuat Pakdil, Behçet Alper Güney, Metin Yavuz Yalçın, Yurdaer Olcan, İhsan Balabanlı, Emin Küçükkılıç, Kasım Erdem, Kemal Dinçer, İkrami Özturan, Burhan Gögce, Mustafa Erdal Hamzaoğulları, Doğan Fatih Küçük, Dursun Tolga Kaplama, Doğan Temel, Hayri Güner, Mehmet Fikri Karadağ, Hasan Hakan Dereli, Gökhan Gökay, Fatih Musa Çınar, Zafer Karataş, Aytekin Candemir, Nihat Özkan, Sırrı Yılmaz, Barboros Kasar, Soydan Görgülü, İsmet Kışla, Abdullah Dalay, Lütfü Sancar, Ahmet Feyyaz Öğütçü, Engin Baykal, Özer Karabulut, Mehmet Otuzbiroğlu, Hasan Hoşgit, Hüseyin Hoşgit, Kadir Sağdıç, Ali Deniz Kutluk, Mustafa Aydın Gürül, Turgay Erdağ, Taylan Çakır, Ayhan Gedik, Ahmet Türkmen, Mehmet Fatih İlgar, Cem Aziz Çakmak, Muharrem Nuri Alacalı, Ali Semih Çetin, Şafak Duruer, Utku Arslan, Ümit Özcan, Fatih Uluç Yeğin, Levent Erkek, Levent Çehreli, Hakan İsmail Çelikcan, Ahmet Necdet Doluel, Ertuğrul Uçar, Ali Türkşen, Tayfun Duman, Ercan İrençin, Mustafa Karasabun, Bora Serdar, Levent Görgeç, Dora Sungunay, Yaşar Barbaros, Yaşar Barbaros Büyüksağnak, Hasan Gülkaya, Faruk Doğan, Mücahit Erakyol, Ergün Balaban, Cemalettin Bozdağ, Taner Balkış, Abdullah Gavremoğlu, Kıvanç Kırmacı, Yusuf Ziya Toker, Cengiz Köylü, Cemal Temizöz, Bulut Ömer Mimiroğlu, Hakan Sargın, Hüseyin Özçoban, Mustafa Koç, Kahraman Dikmen, Yusuf Kelleli, Hüseyin Polatsoy, Hüseyin Topuz, Murat Özçelik, Ali Aydın, Ahmet Tuncer, Gökhan Kiloğlu, Halil Helvacıoğlu, Kubilay Aktaş, Mehmet Ulutaş, Memiş Yüksel Yalçın, Suat Aytın, Yüksel Gürcan ve Taner Gül.´

YAKALAMA KARARI ÇIKARILAN 29 SANIK

Mahkeme Heyeti, aynı gerekçelerle, CMK´nın 98 ve 199. maddeleri gereğince sanıklardan ´Çetin Doğan, Ergin Saygun, Nejat Bek, Halil Yıldız, Refik Hakan Tufan, Erhan Kuraner, Yunus Nadi Erkut, Nuri Ali Karababa, Gökhan Murat Üstündağ, Harun Özdemir, Hakan Akkoç, Mehmet Alper Şengezer, Recep Rıfkı Durusoy, Hamdi Poyraz, Hasan Nurgören, Murat Ataç, Bahtiyar Ersay, Mustafa Yuvanç, Nedim Ulusan, Mehmet Ferhat Çolpan, Nihat Altunbulak, İbrahim Koray Özyurt, Soner Polat, Meftun Hıraca, Hanifi Yıldırım, Ali Demir, Mustafa Önsel, Erdinç Atik ve Abdurrahman Başbuğ´ hakkında da yakalama emri çıkarılmasına hükmetti.

DURSUN ÇİÇEK BALYOZ´DAN DA TUTUKLANDI

Heyet, başka suçtan tutuklu olan Dursun Çiçek´in ise hakkında tutuklama kararı verilmek üzere CMK´nın 146/1 maddesi uyarınca mesai saatleri içerisinde mahkemelerinde hazır edilmesi için hakkında ihzar müzekkeresi çıkarılmasına, ihzar müzekkeresinde Çiçek´in Beşiktaş´taki İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşma salonunda hazır bulundurulmasının bildirilmesine karar verdi.

KARARLAR OYBİRLİĞİYLE ALINDI

Mahkeme Heyeti, duruşmanın 14, 15, 17, 18, 21, 22 ve 24, 25 Mart tarihlerinde saat 09.30´da yapılmasına karar verdi. Heyet tüm kararlarını oy birliğiyle aldı. ( Zaman)

Darbe ile tehdit: Çocuklarınıza iyi sarılın!

Oybirliğiyle alınan kararın okunması bitmeden izleyici bölümünde bulunan sanık yakınları, verilen kararı alkışlarla protesto etti. Sanık yakınlarının hakimlere hitaben, Çocuklarınıza iyi sarılın bu gece! diye bağırdığı duyuldu. Kararın açıklanmasının ardından sanıklar hep bir ağızdan önce Harbiye Marşı´nı, ardından da Deniz Harp Okulu Marşı´nı okudu. Sanıkların kaçma ihtimaline karşı güvenlik önlemlerinin artırıldığı gözlendi.

Duruşma salonunda direnişe geçtiler

Bu arada haklarında tutuklama kararı verilen muvazzaflar krize sebep oldu. Duruşma salonundaki muvazzaflar, aralarında korgeneral rütbesinde asker bulunduğunu belirterek, Size onu teslim etmeyiz. Buraya onu teslim almak için orgeneral gelecek. diyerek teslim olmayı reddetti. Ardından duruşma salonunun kapısı kapatıldı. Nöbetçi savcının, tutuklama kararını 133 sanık için ayrı ayrı müzekkere haline getirip cezaevine faks göndermesi beklendi. Bu sebeple sanıklar gecenin ilerleyen saatlerine kadar mahkeme salonunda tutuldu. 00.15 itibariyle hiçbir sanık cezaevine gönderilemedi.

Mahkeme, müdahillik taleplerini kabul etti

Balyoz davasının dünkü duruşmasında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, müdahillik taleplerini de karara bağladı. Mahkeme, gazeteci Abdurrahman Dilipak, Hamza Türkmen, eski İstanbul Vali Yardımcısı Ödemiş Kaymakamı Abdurrahman Koçoğlu, ÖZGÜR-DER, Hukukçular Derneği, ÖZGÜR-DER Başkanı Rıdvan Kaya´nın katılma talebini ´sanıkların üzerine atılı suçlamanın sabit olması halinde suçlamadan doğrudan zarar görme ihtimalleri olması´ nedeniyle oybirliğiyle kabul etti. Bu şekilde vatandaşlar da darbe teşebbüsü davasına müdahil olmuş oldu. Sanıklar, müdahillik taleplerinin reddini istemişti. Çetin Doğan´ın avukatı Hüseyin Ersöz, müdahillik taleplerinin reddini istedi. Ersöz, Bu davada mağdur olan, huzurda bulunan sanıklardır.´ dedi. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına da talebin reddedilmesi gerektiğini savundu. Dava 14 Mart´a ertelendi. ( Zaman)

ÖZEL HAREKAT VE ÇEVİK KUVVET POLİSLERİ GETİRİLDİ

Balyoz Davası´nda 163 kişiye tutuklama ve yakalama isteminin savcı tarafından istenmesinin ardından Silivri Kapalı Cezaevi´ne çok sayıda çevik kuvvet ve özel harekat polisi sevk edildi. Polis ekipleri cezaevi çevresinde yoğun güvenlik önlemi aldı. Silivri´ye 200´ün üzerinde çevik kuvvet polisi, 2 Toplumsal Müdahale aracı (TOMA) ve çok sayıda özel harekat polisi geldi. Polis ekipleri cezaevi çevresinde ve yollarda güvenlik önlemi aldı. Ekipler daha sonra cezaevine yakın bir park yerinde uzun süre bekletildi. ( Cihan)

´TUTUKLAMA KARARI HUKUKA AYKIRI´

Öte yandan, emekli orgeneral Çetin Doğan´ın avukatı Hüseyin Ersöz, görülen duruşmanın ardından cezaevi önünde basın mensuplarına bir açıklama yaptı. Ersöz, şunları söyledi: ´İstemediğimiz, beklemediğimiz gelişmelerle karşı karşıya kaldık. Savcılık makamı müvekkilim dahil 163 kişi hakkında tutuklama ve yakalama kararı talep etti. Bu konu hakkında tarafımıza söz hakkı verilmeliydi. Talep ettiğimiz halde bu gerçekleşmedi, alınan tutuklama kararı hukuka aykırı olarak, usulsüz olarak alınmıştır. Rahatsızlığı dolayısıyla müvekkilim Çetin Doğan 10 gün rapor almış, İstanbul´daki evinde istirahat etmektedir. Dolayısıyla bugünkü duruşmaya katılamadı. Kendisine yakalama kararı çıktığını ben haber verdim. Bunu üzüntüyle karşıladı. Ancak hukuka saygı çerçevesi içerisinde bu karara uyacağını bildirdi.´ Sanık avukatlarından Şule Nazlıoğlu Erol da, duruşma salonu önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, içeride generallerin de olduğunu belirterek, ´Bir üst rütbeli gelmeden yasal olarak çıkmayacaklar. Bu haklarını kullanacaklar´ dedi.

Tutuklanan emekli askerler, sabah Silivri Cezaevine konuldu

´Balyoz Planı´ davasının dünkü duruşmasında haklarında tutuklama kararı verilen emekli asker sanıklar, Silivri Cezaevine konuldu. Aralarında eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek´in de bulunduğu emekli asker sanıklar, saat 00.30 sıralarında sağlık kontrolü için Silivri Devlet Hastanesine götürüldü. Sağlık kontrolleri yaklaşık 5 saatte tamamlanan emekli asker sanıklar, daha sonra Silivri Cezaevine gönderildi.

Tutuklanan muvazzaflar sabah Hasdal Cezaevi´ne getirildi

Tutuklanan muvazzaf sanıklar ise, sabah saatlerinde Hasdal Askeri Cezaevi´ne getirildi. Sanıkların getirilmeleri sırasında yoğun güvenlik önlemi alındığı görüldü.

İzmir´de İşçi Partili gruptan tutuklamalara protesto

İzmir İşçi Partisi İl Başkanlığı, Balyoz planı davasında mahkemenin verdiği tutuklama kararlarını dün geç saatte protesto ederek Kordon Orduevi´ne yürüyüş düzenledi. Balyoz planı davasında 133 sanığın tutuklanmasına ve 29 sanığın yakalanmasına karar verilmesinin ardından İşçi Partili bir grup Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi´nde toplandı. Kararı protesto etmek için yürüyüş düzenleyen grup, hükümet aleyhine slogan attı. İşçi Partililer adına basın açıklamasını okuyan İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir İl Başkanı Avukat Tugay Şen, mahkemenin verdiği kararın Türk ordusuna yönelik yapılan bir operasyonun sonucu olduğunu öne sürdü. Kordon Orduevi´ne yürüyen grup olaysız bir şekilde dağıldı.

´DARBECİ BARO´NUN SESİ TİTREDİ

Ali Akkuş (Zaman): Ergenekon davasını sulandırmak isteyenlerin ısrarla gündemde tutmaya çalıştığı soru şuydu: Generaller dışarıda ise onlar neden içeride? Onlardan kasıt, gazeteci Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan´dı. Yargılandıkları mahkemeler ve suçlamalar farklıydı ama bu soru kamu vicdanında etkili oluyordu. Kafes, Poyrazköy, Balyoz gibi davalarda ismi geçen bazı generallerin tutuksuz yargılanmasını kimse izah edemiyordu çünkü. Örneğin Balyoz davasında hakimler ayrı ayrı iki defa tutuklama kararı vermiş ama bir nöbetçi, yeterli delil yok diyerek cezaevini boşaltmıştı. Tahliyeler öncesinde eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un girişimiyle oluşturulan konjonktür, insanların adalet duygusunda kırılmalara neden olmuştu. Mahkemenin dünkü kararıyla bu kırılma giderildi. Darbenin lideri olarak yargılanan Çetin Doğan hakkında tam dört kez tutuklama kararı verilmiş oldu.

Yakın dönemde, kişiler için kurumların itibarlarının yerle bir edildiği olaylara tanık olduk. Dün Silivri´de verilen karar, hukuk karşısında herkesin eşit olduğunu göstermesi açısından da tarihî niteliktedir. Aynı değerlendirmeyi, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ın 21 ay sonra devlet hastanesine gönderilmesi için de yapabiliriz. Hakimlerin tutuklama kararına rağmen, cezaevine gönderilme bir yana Adli Tıp Kurumu´na bile getirilemeyen Haberal´ın da dokunulmazlığı kaldırılmış oldu. Haberal´ın sağlık raporunu mahkemeden gizleyenler, ´Ergenekon terör örgütüne yardım ve yataklıktan´ tutuklandı. Haberal´ı hapisten kurtarmak için üniversite hastanesinde nasıl bir organizasyon yapıldığını mahkeme ortaya çıkaracak. Verilecek karar, Yargıtay´ı da ilgilendiriyor. Çünkü Yargıtay, Haberal´ı serbest bırakmadıkları için 9 hakimi cezalandırmıştı.

Balyoz sanıkları için verilen tutuklama kararı, ilk duruşmada sanık avukatlarıyla aynı yere oturan İstanbul Barosu´nun yönetiminde şok etkisi yapmışa benziyor. Kararın hemen arkasından televizyonlara konuşan Baro Başkanı Ümit Kocasakal´ın sesi titriyordu. Demokratik hukuk devletini savunması gereken Baro Başkanı´nın darbe sanıklarının tutuklanmasına karşı çıkması anlaşılır gibi değil. Başkanı dinleyenler, Genç Siviller´in Taksim´de astığı ´Darbeci Baro´ pankartını hatırladı nedense.

Silivri´de dün verilen diğer önemli bir karar da müdahillerin taleplerinin kabul edilmesiydi. Sanıklar, davanın derinleşmesi açısından çok önemli olan bu karara da tepki gösterdi. Davanın ilk duruşmasından bu yana, sanık avukatları ısrarla müdahilliğin kabul edilmemesini istediler. Galiba, mağdurlarla yüzleşmeye cesaret edemiyorlar. ( Ali Akkuş / Zaman)

Sanık yakınları yol kesti

Balyoz davasında haklarında tutuklama kararı çıkarılan sanık yakınları, Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi önünde yol keserek eylem yaptı. Sanık yakınları polisin uyarı üzerine kısa bir süre sonra eylemlerine son verdi. Tuğamiral Cem Çakmak´ın kız kardeşi olduğunu söyleyen bir sanık yakını, Süheyl Batum´a kızıyorlar ´kağıttan kaplana bir ordu var dedi´ diye. Evet bu gün karşımızda kağıttan kaplan bir ordu var. ifadesini kullandı. Davayla ilgili işlemlerin devam ettiği Beşiktaş´taki İstanbul adliyesi önüne toplanan aralarında emekli Tümamiral Özer Karabulut´un işe Sema Karabulut, Emekli Tümamiral Deniz Kutlu´nun eşi İrem Kutlu ve Koramiral Cem Çakmak´ın kız kardeşinin bulunduğu bir grup sanık yakını Beşiktaş Adliyesi önünde basın mensuplarına açıklama yaptı.

Adliye önünde bekleyen sanık yakınları medyanın kendilerine gereken ilgi ve desteği vermemesinden yakındılar. Haklarında yakalama emri verilen emekli ve muvazzaf subayların bir kısmının dün duruşma salonunda olduğunu savunan sanık yakınları, ´Şimdi biz buradayız ve bizi tutuklayın´ diyorlar. ifadesini kullandı.

Kendisini Tuğamiral Cem Çakmak´ın kız kardeşi olarak tanıtan bir sanık yakını ise, Bize dik durun diyorlar, ama bizim yanımızda dik duran bir kurum yok. Duysun Deniz Kuvvetleri Komutanı, Genelkurmay Başkanları, Kara Kuvvetleri Komutanı. Süheyl Batum´a kızıyorlar ´kağıttan kaplan bir ordu var´ dedi diye´. Evet kağıttan kaplan bir ordu var karşımızda. ifadesini kullandı.

Açıklamaların ardından sanık yakınları Beşiktaş Adliyesi´nin önündeki Çırağan Caddesi´ni trafiğe kapattı. Alkışlarla tempo tutan sanık yakınları Türkiye laiktir, laik kalacak, Susma sustukça sıra sana gelecek şeklinde sloganlar attı. Eylem sebebiyle Çırağan Caddesi´nde uzun araç kuyruğu oluşurken, bazı sürücülerin kornalarına basarak eyleme tepki gösterdikleri gözlendi. ( Cihan)

Duruşmada yaşananlara soruşturma

Balyoz darbe planı davasının dün görülen ve 163 tutuklama kararının çıktığı duruşmada yaşananlar hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma kapsamında mahkeme salonundaki kamera kayıtları inceleniyor.

İP´lilerin eylemine Özgen´den destek

İşçi Partisi (İP) üyesi bir grup, haklarında tutuklama kararı verilen Balyoz sanıklarına destek vermek için Fenerbahçe Orduevi önünde eylem yaptı. Eyleme destek veren emekli Orgeneral Necati Özgen, kameralar tarafından görüntülendiğini fark edince orduevine girdi. İP üyesi bir grup, ellerine Türk bayrağı ve parti bayraklarını alarak Fenerbahçe Orduevi önünde toplandı. Haklarında tutuklama kararı çıkartılan Balyoz sanıklarına destek vermek için eylem yapan İP´liler, yoldan geçen araçların korna çalması istedi. Eylemciler adına yapılan basın açıklamasında, tutuklama kararlarının hukuki olmadığı iddia edildi. Bu arada, Fenerbahçe Orduevi´nden çıkan emekli Orgeneral Necati Özgen, eylemcilere destek verdi. Kameraların kendisini görüntülediğini fark eden Özgen, tekrar orduevine girdi. ( Cihan)

İşçi Partisi (İP) İstanbul İl Örgütü, ´Balyoz Güvenlik Harekat Planı´ kapsamında görülen davada, 163 subay hakkında alınan tutuklama kararını protesto etti. Tutuklamaların Türk Ordusu´nu hedef aldığını öne süren İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Erkan Önsel, Hukuk, guguk olmuştur. Amerikan Gladyosu´nun savaş hukuku yürürlüktedir. Orduya ve millete karşı bir amerikan darbesi yapılıyor dedi. Fenerbahçe Orduevi önünde toplanan İşçi Partisi İstanbul İl Örgütü üyesi yaklaşık 300 kişi, Halkımız orduya sahip çıkıyor , Ordu millet el ele tam bağımsız Türkiye ve Amerikan uşağı yıldırımaz bizleri yazılı pankartları açtı. Ellerinde ABD; AKP yıkılacak, Türkiye kazanacak , Yurtseverler serbest bırakılsın , Türk Ordusu´na darbeye son , Mustafa Kemal´in askerleriyiz , ABD kağıttan kaplan, AKP kağıttan kukla , Ergenekon, Kafes, Balyoz amerikan yalanı ve Komutanları tutuklayan Süpernato´dur. Nato´dan çıkalım yazılı dövizler taşıyan topluluk, caddeden otomobilleriyle geçen vatandaşlardan klakson çalarak protestoya destek vermelerini istedi.

Ergenekon Gençlik Birliği´nden (TGB) protesto

Ergenekon´un gençlik yapılanması olduğu ileri sürülen ve bu konuya Ergenekon iddianamelerinde yer verilen Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri, “Balyoz Darbe Planı” davasında eski kuvvet komutanlarının tutuklanmasına tepki amacıyla Ak Parti Ankara İl Başkanlığı binası önünde eylem yaptı. Ellerinde çuvallarla Ak Parti İl Başkanlığına yürüyen TGB üyeleri, polis tarafından durduruldu. Gruptakiler, burada çeşitli sloganlar attı.

Balyoz Tutuklamalarına 11 sanıktan itiraz

Tümgeneral Cem Gürdeniz´in de dahil olduğu 11 kişi tutuklama kararına itiraz etti. Emekli Org. Çetin Doğan´ın da pazartesi günü teslim olacağı bildirildi.

Org. Koşaner sanık yakınlarıyla buluştu

Saat 14:15 civarında Harbiye Orduevi´ne gelen Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner tutuklama kararı çıkarılan Balyoz Davası sanıklarının yakınlarıyla buluştu. Görüşmenin hala sürdüğü öğrenildi.

(12 Şubat 2011, 12:42)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş Flaş!!! Balyoz´da 163 tutuklama

Balyoz davası 16 Aralık´ta başlıyor: Sanıklar tutuklanabilir

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

Donanma´da zemine gizlenmiş 10 çuval belge manşetlerimiz

Flaş!!! Donanma´da arama: 10 çuval belge

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2958    yazdır/print


 

ASELSAN intiharlarında şok gelişme

ASELSAN´da yaşanan 4 sır intiharın son halkası olan ve askerlik görevini yerine getirirken nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden ASELSAN mühendisi Burhaneddin Volkan´ın babası emekli Başçavuş Mahmut Volkan´ın, ´Casusluk´ soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Fikret Seçen´e kritik bilgiler verdiği öğrenildi. Acılı baba Volkan´ın Savcı Seçen´e ulaştırdığı dilekçesinde, oğlunun psikolojisinin kimyasallar kullanılarak bozulduğunu öne sürdüğü görülüyor.

ASELSAN intiharlarında şok gelişme

ASELSAN´da yaşanan 4 sır intiharın son halkası olan ve askerlik görevini yerine getirirken nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden ASELSAN mühendisi Burhaneddin Volkan´ın babası emekli Başçavuş Mahmut Volkan´ın, ´Casusluk´ soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Fikret Seçen´e kritik bilgiler verdiği öğrenildi. Acılı baba Volkan´ın Savcı Seçen´e ulaştırdığı dilekçesinde, oğlunun psikolojisinin kimyasallar kullanılarak bozulduğunu öne sürdüğü görülüyor.

Aselsan´da ard arda yaşanan 4 sır intiharın son halkası olan ve askerlik görevini yerine getirirken nöbet esnasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden ASELSAN mühendisi Burhaneddin Volkan´ın babası emekli Başçavuş Mahmut Volkan´ın, ´Casusluk´ soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Fikret Seçen´e kritik bilgiler verdiği öğrenildi.

Dilekçede şok ayrıntılar var

ASELSAN´ın Komuta Kontrol ve Haberleşme Yazılım Mühendisliği´nin Uçak Komuta Kontrol Merkezi bölümünde başarılı işlere imza atan genç mühendis Burhaneddin Volkan´ın, 3 arkadaşının şüpheli şekilde hayatlarını kaybetmesinin ardından, vatani görevini yapmak üzere gittiği Ankara´daki birliğinde vefat etmesinin üzerindeki sır perdesi halen aralanmazken, acılı baba Mahmut Volkan´ın Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen´e ulaştırdığı dilekçesinde şok ayrıntılar ortaya çıktı. Acılı babanın dilekçesinde, oğlu Burhaneddin Volkan´ın Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra ASELSAN´a mühendis olarak girdiğini ve burada uçak komuta kontrol merkezi bölümünde çalışan 8 mühendisten biri olduğunu belirttiği görülüyor.

Söz konusu dilekçede acılı baba, oğlunun kimlik kartında organ nakli kısmına ´hayır´ı işaretlemesine karşın tüm organlarının alındığını ifade ederken, ASELSAN´da çalışırken oğlunun kimyasallar kullanılarak psikolojisinin bozulduğunu öne sürüyor. Oğlunun organ nakline ´hayır´ dediğini belgeleyen kimlik kartını da dilekçe ile birlikte Savcı Seçen´e gönderen acılı baba Mahmut Volkan, kışladan kendisine gelen bazı telefonlarda oğlunun anlatıldığı gibi intihar etmediği, tanıkların yönlendirme sonucu askeri savcılığa bu yönde ifade verdiğini de iddia ediyor.

Ergenekon´u ilk oğlundan duymuş

Henüz Ergenekon örgütünün adı hiç bilinmezken oğlunun Ergenekon´dan söz ettiğini vurgulayan acılı baba Volkan, dilekçesinde, 2007 yılının başında Ergenekon örgütünün genelde adı bilinmezken oğlum örgütten söz ediyordu. ´Baba Ergenekon isminde bir örgüt var. Bunlar demokrasi adına ülkeyi mafya patronu gibi yönetmek istiyorlar. Bir sürü faili meçhul cinayet işledikleri halde bunlara bir şey olmuyor. Yakalanmıyorlar´ diyordu dediği görülüyor.

Aselsan´dan ansızın ayrılma isteği

Oğlu Burhaneddin Volkan´ın ASELSAN´da başarılı işlere imza attığını ve işini çok sevdiğini vurgulayan emekli Başçavuş Mahmut Volkan dilekçesinde ayrıca, oğlunun ansızın işten ayrılmak istediğini ifade ediyor. Acılı baba, kısa süre sonra ASELSAN´da ki işinden ayrılan oğlu Burhaneddin Volkan´ın eve döndüğünde psikolojik sorunlar yaşadığını gördüğünü de anlatıyor.

Beni ´sniper´lar kovalıyor

Acılı baba Volkan´ın dilekçesinde, şu ifadelere yer verdiği görülüyor: Oğlum eve döndüğünde iradesi yok gibiydi. ´Beni sniperlar kovalıyor´ diyerek, işaret parmağını alnına dokundurarak ´Bom´ diyordu. ´Anne-baba siz ölmeyin. Sizin yerinize ben öleyim´ diyordu. Mantıklı cümle kuramıyor, kesintili bir biçimde konuşuyordu. Kendisini devlet hastanesine götürdük. Tedavi süreci başladı. Düzenli tedavinin ardından mantıklı cümleler kurabilmeye başladı. ASELSAN´da intihar eden mühendisler konusunda konuşmaya başladık. Ölenlerin başarılı mühendisler olduğunu söyledi. Kaygıları vardı. Ve hemen askere gitmek istiyordu.

Aselsan mühendisinden şok cevap

Oğlunu askerliği biraz ertelemesi konusunda ikna edemediğini vurgulayan baba Volkan, dilekçesinde, Oğluma sen ASELSAN´da nasıl bir iş yapıyordun?´ diye sordum. Cevaben, ´Sır baba sır. Herşeyi açıklarsam size de zarar verirler. Uçaklara sahip çıkmaya çalışıyoruz. Irak´ın da uçakları vardı. Ama savaşta hiç biri yerden havalanamadı´ dedi. Askere gitmek talebini yenileyip duruyordu. En güvenli yer olarak orayı görüyordu dedi.

Revir yerine nöbete

Oğlunun kısa süre sonra askere gittiğini belirten baba, dilekçesinde, Eğitim birliğinde bir sorun olmadı. Esas birliğinde daha önceki gibi yine rahatsızlanmış. Bir tıp merkezinde ayaküstü tedavi görmüş. Ertesi gün kendi imkânları ile özel doktora çıkmak için birlik komutanından izin istemiş. Durumu iyi değilmiş. Ancak o haliyle eline silah verilip ücra bir noktaya nöbete göndermişler. Kendini bilmez bir halde nöbetçi silahı ile başına bir el ateş ettiğinden GATA hastanesine kaldırılmış. Ancak hayatını kaybetmiş. Tedaviye gönderilmesi gereken oğlum, iradesi yok iken nöbete gönderilmiştir diyor.

Çocukların onurlarını kurtaralım

Casusluk çetesi ile birlikte ortaya çıkan gerçeklerden etkilenerek dilekçe yazmaya karar verdiğini belirten acılı baba Volkan, En son Casusluk çetesi ile ilgili çıkan notlarda ´Aselsan ve Sagem´de sorun çıkaranlar var´, ´Elimde kırk bin dolarlık bir proje var. Bu proje herkesin ağzını sulandırır. En az yirmi bin dolar eder´ gibi notlar çıkması, ASELSAN´da ölen mühendislerle bunların bağlantısının olabileceği umut ışığıyla bu dilekçeyi kaleme aldım. Faydası olur umudundayım. Şifahi olarak da bilgim dahilinde sorularınızı cevaplandırmaya hazırım. Yeter ki ölen bu çocukların onurlarını kurtaralım diyor. ( Yeni Akit)

ERGENEKON SAVCISI ASELSAN DOSYASINI YENİDEN AÇMIŞTI

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın iki yıl önce kapattığı Aselsan intiharları dosyasını Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı yeniden açıyor. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılardan Fikret Seçen, ´Fuhuş, şantaj ve askeri casusluk´ soruşturmasını yürütürken elde ettiği çok önemli yeni bulgular üzerine Aselsan dosyasını Ankara´ya sevk etmişti. Bu aşamadan sonra Aselsan´da milli tank projesini yürüten mühendis Hüseyin Başbilen ile F-16 savaş uçaklarının modernizasyonu, komuta kontrol ve şifreleme sistemleri üzerine çalışan mühendisler Halim Ünsem Ünal, Evrim Yançeken ve Burhaneddin Volkan´ın sır intiharları sil baştan soruşturulacak. Aselsan dosyası, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içinde yapılanan casusluk çetesiyle ilgili soruşturma sırasında İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen tarafından incelenmeye başlandı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´ndaki casusluk ve şantaj çetesine yönelik operasyonda ele geçirilen bir harici bellek içerisinde bulunan ipucu niteliğindeki notlarda, Aselsan ve SAGEM´e yoğunlaşalım, sorun çıkaranlar var. Sorunun kaynağı bulunmalı, gereken yapılmalı şeklinde talimatlar bulunduğu ortaya çıkmıştı. Yapılan soruşturma sonucunda Seçen, daha önce olağan intiharlar olarak değerlendirip kapatılan 4 olayın intihar değil, cinayet olabileceği yönündeki emarelerin güçlü olduğuna kanaat getirdi. Aynı kurumda farklı zamanlarda görev yapmış 4 kişinin kısa aralıklarla art arda intihar etmesinin mümkün olmadığını düşünen Seçen, Aselsan intiharlarının cinayet olabileceği yönündeki şüpheleri doğrulayan bulgulara da ulaştı.

Cinayet bulguları

Fikret Seçen, bunun üzerine 12 Kasım´da olayların gerçekleştiği yer Ankara olduğu için görevsizlik kararı ile 2010/1323 soruşturma muhabere numaralı dosyayı Ankara´ya gönderdi. Dosya, ölümlerin arkasında bir örgütün var olabileceği şüphesiyle Ankara´da Özel Yetkili Savcılık tarafından soruşturulacak. Özel Yetkili Savcılık, Başbilen, Ünal ve Yançeken dosyalarını baştan sona inceleyecek. Seçen, Deniz Kuvvetleri çetesiyle ilgili soruşturmada uzman polislerle yaptığı incelemeler sonrasında Başbilen, Ünal ve Yançeken ve Volkan´ın cinayete kurban gittiği yönünde bulgular elde etti. Savcı Fikret Seçen, Hüseyin Başbilen´in ikiz kardeşi Hasan Başbilen´in kardeşinin ölümüyle ilgili dikkat çektiği çelişkileri araştırmaya değer buldu. Bu çelişkiler soruşturma belgelerinde şöyle sıralandı:

´Öldükten sonra milli tank projesi kayboldu´

1) Başbilen milli tank projesi üzerinde çalışıyordu ve grubun beyni idi. Sunum yapacağı gün ortadan kayboldu. Ölü bulunduktan sonra projesiyle ilgili çalışmalar kayboldu.

2) Olay yeri raporunda ölünün bileğinde 10 cm., boynunda ise 20 cm. kesikler olduğu yazıldı. Ancak Adli Tıp Raporu´nda 2 cm. boyun kesiği var deniyor. Bu çelişki aydınlatılmadı.

3) Maket bıçağında kan olduğu halde Başbilen´in elinde kan bulunmamıştır. Eğer olay intihar olsaydı ölünün eline mutlaka kan bulaşması gerekirdi.

4) Adli Tıp Raporu´nda bir kişinin aynı anda hem bileğini, hem de boğazını kesemeyeceği ve böyle bir intihar şeklinin olamayacağı belirtilmektedir.

Art arda yaşanan intiharlar

Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı yeni soruşturmayı bu şüpheli noktalar üzerine yoğunlaşarak yürütecek. Hüseyin Başbilen, 7 Ağustos 2006´da Ankara Pursaklar´da, otomobilinin içinde bileği ve boğazı kesilmiş halde bulunmuştu. Aselsan´da bir süre çalışan Halim Ünsem Ünal kafasına tek kurşun sıkılmış halde 17 Ocak 2007´de Eymir Gölü kenarında bulunmuştu. Bir diğer Aselsan çalışanı Evrim Yançeken ise bu olaydan 9 gün sonra altıncı kattaki evinden düşmüştü. Aselsan´ın genç mühendislerinden Burhaneddin Volkan da, Ankara´da vatani görevini yaparken Ekim 2007´de yine şüpheli bir şekilde intihar etmişti.

(12 Şubat 2011, 14:05)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Aselsan intiharlar dosyası yeniden açıldı

Aselsan intiharlarında ´fuhuş ve casusluk´ çetesinin izleri

Aselsan´daki 4 intihar olayı ve Ergenekon şüphesi manşetlerimiz

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2957    yazdır/print


 

Adalet Platformu´ndan CHP´ye suç duyurusu

Adalet Platformu, savcılığa başvurarak CHP´liler hakkında suç duyurusu yaptı. Suç duyurusunun hedefinde, açık darbe çağrısı yapan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, darbe yapmadığı için TSK´yı ´kağıttan kaplan´a benzeten CHP´li Süheyl Batum ve ´Kürtler eninde sonunda kucağımıza oturacak´ diyen CHP´li Hurşit Güneş var. Aynı gerekçelerle daha önce çeşitli kişiler ve son olarak da Başbakan Erdoğan suç duyurusu yapmıştı

Adalet Platformu´ndan CHP´ye suç duyurusu

Adalet Platformu, savcılığa başvurarak CHP´liler hakkında suç duyurusu yaptı. Suç duyurusunun hedefinde, açık darbe çağrısı yapan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, darbe yapmadığı için TSK´yı ´kağıttan kaplan´a benzeten CHP´li Süheyl Batum ve ´Kürtler eninde sonunda kucağımıza oturacak´ diyen CHP´li Hurşit Güneş var. Aynı gerekçelerle daha önce çeşitli kişiler ve son olarak da Başbakan Erdoğan suç duyurusu yapmıştı.

Adalet Platformu, Gerede Cumhuriyet Başsavcılığı´na başvurarak bazı CHP´liler hakkında suç duyurusu yaptı. Suç duyurusunun hedefinde geçtiğimiz günlerde Meclis´in bazı yasaları çıkarması karşısında ´Durumun 27 Mayıs 1960 darbe sürecinden daha kötü olduğunu ve ihtilalin hak olduğu´ şeklinde şok bir açıklama yaparak açıkça TSK´yı darbe yapmaya çağıran CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, siyasete müdahale etmediği için TSK´yı ´kağıttan kaplan´a benzeten CHP´li Süheyl Batum ve ´Kürtler eninde sonunda kucağımıza oturacak´ diyen CHP´li Hurşit Güneş var. Adalet Platformu´nun suç duyurusu şu şekilde:

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI´NA ulaştırılmak üzere GEREDE CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA GEREDE 10.02.2011

KONU: Anayasayı ihlal, darbeye çağrı, darbeye teşebbüs, yasama faaliyetlerini engellemek, kanunsuzluğa ve kaosa çağrı, ayrımcılık, halkı kin nefret ve düşmanlığa sevk, DARBECİLERE yardım ve yataklık edenlerle, destek veren Media-Mafia-siyaset-bürokrasi-işdünyası mensupları, Yargıdaki ve TSK´daki cuntacı kişiler hakkında SUÇ DUYURUSU.

MÜŞTEKİ: 1- Adem ÇEVİK Vatandaşlık No: 12409824156 Tel. 05322467411 www.adaletplatformu.net, Yenimah.Mehtap Sk.18, Gerede - Bolu, ademgerede@gmail.com, www.facebook.com/adaletplatformu

ŞÜPHELİLER: Prof. Dr Süheyl BATUM CHP Genel Başkan Yardımcısı, Kemal KILIÇDAROĞLU CHP Genel Başkanı, Hurşit GÜNEŞ CHP Milletvekili, ve 12 Eylül vb. darbe suçunu işleyenlere yaptığım suç duyurusuna işlem yapmayarak suça iştirak eden ve görevi kötüye kullanan tüm şüpheliler.

SUÇ: Darbeye çağrı, Darbe yapmaya teşebbüs, cebren anayasayı değiştirmeye teşebbüs, hükümeti yıkmaya teşebbüs, Türkiye Büyük Millet Meclisini zor kullanarak görev yapmaktan men etmeye teşebbüs, darbeye zemin hazırlamak için sistemli bir şekilde planlayarak tasarlamak, rant sağlamak amacıyla silahlı organize suç örgütü kurmak ve yönetmek,

SUÇ TARİHİ: Darbeye teşebbüs hazırlığı aşamasında işlenen suçlar. Şubat 2011 ve öncesi

AÇIKLAMALAR:

1- Cumhurbaşkanı olmak için silah zoruyla 12 eylül darbesini yapan Genel Kurmay Eski Başkanı Orgeneral Kenan Evren´in kendi ifadeleriyle sabit olan darbe zeminini hazırlamak için “şartların olgunlaşması beklenmiştir”. Darbeci Evren´in emir ve talimatlarıyla 12 Eylül 1980 askeri darbesinden yaklaşık 6 ay önce suç belgesi Bayrak Harekat Planı, dönemin Genel Kurmay 2. Başkanı Ali Haydar Saltık tarafından hazırlanmıştır. Dönemin Harp Akademileri Komutanı Bedrettin Demirel´in “darbe şartlarının olgunlaşması için iki sene bekledik” beyanı da medyaya yansımıştır. Tarihin tekerrür etmesi için darbeci CHP´lilerden Süheyl BATUM TSK´yı alenen darbeye çağırmış ve darbe planladıkları ancak darbe yapamadıkları için Türk Silahlı Kuvvetlerine “KAĞITTAN KAPLAN” demiştir. Ve Teröre yardım-yataklık ve kaos halkı kin nefret düşmanlığa sevk için “50 bin kişiyi Silivri´de toplamak” “TBMM´yi torba yasası bahanesiyle yasama faaliyetlerini engellemek mitingi düzenlemek vs suçları gibidarbeye teşebbüs eden Ergenekon ve balyoz vb. terör örgütlerine alenen yardım-yataklık etmekte ve yargıyı alenen etkilemektedirler. Seyfi OKTAY´dan alenen emir aldıkları askere darbe çağrısı yaptıkları medyaya ve Ergenekon balyoz belgelerine de yansımıştır.

2- Şüpheli Hurşit GÜNEŞ Kocaeli´ndeki bir konuşmasında “Kürtler eninde sonunda kucağımıza Oturacak” VE yargıdaki uzantılarından Hamdi Yaver AKTAN: “Öcalandan yararlanmak lazım” vb. planlarla toplumsal çatışma çıkarılması amaçlanmıştır. bir kısım insanların milli-dini duyguları tahrik edilmesi ve Türk-Kürt ayrımcılığı, yıllarca uygulanan psikolojik harekat planlarının ürünüdür. CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU: “Şartlar olgunlaştığında darbe meşrudur” eylemini gerçekleştirmek için darbeciliği ve darbecileri savunmuştur. Toplumu kontrol altında tutmak amacıyla farklılıklar rejim tehdidi gibi gösterilerek ayrımcılık körüklenmektedir. Bu sebeple toplumda yarılmalar meydana gelmiş Üretilen kaos ortamından yararlanılarak yapılan darbe çağrısı, anayasal düzene açıkça müdahaledir. Kendiliğinden soruşturma açmayanlarda suça iştirak etmişler ve görevi ihmal ederek görevi kötüye kullanmıştır. Yargıtay Başsavcılığı da tüm bu suçlara işlem yapmayarak suç işledi.

3- “Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisi´ni iskata veya vazifesini yapmaktan mene cebren teşebbüs edenler”,

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenler” idam cezasına mahkum edilmekteydi. Maddelerde 2004 yılında yapılan değişiklik ile cezalar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olmuştur. 5237 s.lı TCK da da aynı cezalar m.309 (anayasayı ihlal), m.311 (Yasama organına karşı suç), m.312 (Hükümeti karşı suç) şeklinde yer almış ve yine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştür. CHP´li şüphelilere ve darbeye yardım eden TSK ve Yargı mensubları bu ve benzer suçlardan cezalandırılmalıdırlar. Ayrıca 301 suçu.

4- 12 Eylül suç duyurularımızla ilgili işlem yapmayanların, Danıştay, Hantepe, Balyoz ve Kafes eylemleriyle darbe planlayanları görevden almayanlarda darbecilik suçuna iştirak etmiş dolayısıyla görevi ihmal görevini kötüye kullanmışlardır. Darbe kararı alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.” Kaldı ki şüpheliler halen darbe suçu işlemeye devam ettiklerinden zamanaşımı hiçbir şekilde dolmamıştır. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda müruru zaman söz konusu değildir. Yukarıda isimleri yazılı ve soruşturma sonucu kimlikleri tespit edilecek darbecilerin ve darbe şüphelilerinin işlemiş oldukları darbe suçu nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak zarar gördüğümüzden şüphelileri şikayet ediyoruz. TSK´ya karşı suç işleyen Talat AYDEMİR ASILDI ama TBMM´yi fesh etmeye çalışan BALYOZ ve ERGENEKONA TSK SAHİP ÇIKMAKTA MAHKEMELERİ ETKİLEMEYE ÇALIŞMAKTA. BALYOZCU KOMUTANLARIN TÜMÜNÜ AÇIĞA ALMAYAN SAVUNMA BAKANI VECDİ GÖNÜL ve İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY DA SUÇA İŞTİRAK ETTİ

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda arz ve izah edilen ve resen tesbit olunacak sair nedenlerle şüphelilerin cezalandırılması için kamu davası açılmasını ve tüm darbecilerin malvarlıklarına el konularak hazinenin olmasını, tüm darbecilerin ve destek verenlerin kamu kurum-kuruluşlarına-cadde ve sokaklara verilen isimlerinin de acilen silinmesini hukuki zorunluluktur. Darbeci isimleri kullananlara da darbeyi-suçu-suçluyu övme suçu ve suça iştirakden ve TBMM´ye milli iradeye ve millete hakaretten de işlem yapılmasını, TSK ve Yargı mensublarının da içinde bulunduğu CUNTAcılarla ve Ergenekon-İsrail-Balyoz-Kafes-İrtica-pkk-kck-bçg-gladio vb. Çetelerle organik-inorganik bağlantılarının araştırılmasını arz ve talep ederiz.10.02.2011 Adem ÇEVİK

(10 Şubat 2011, 18:18)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

CHP´NİN HALKI SOKAK ÇATIŞMASINA ÇAĞIRMASI MANŞETLERİMİZ

CHP: Sokak sokak direniriz

Flaş!!! CHP´den kışkırtma: Meclis´e yürüyüş

Kılıçdaroğlu çıldırdı: İhtilal hak!

Sokak çatışması isteyen CHP, dünyaya hükümdar olmaz

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2948    yazdır/print


 

Ergenekon sanığı Engin Aydın vefat etti

Geçirdiği kalp krizi sonrasında hayatını kaybeden Ergenekon davası sanıklarından Engin Aydın´ın cenaze namazı Ankara Kocatepe Camii´nde kılındı. Aydın, 7 Ocak 2009 tarihinde gözaltına alınmıştı. 11 gün tutuklu kalan Aydın itiraz üzerine tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti. Engin Aydın´ın iddianamede örgüt toplantısı olarak nitelendirilen ´Kent Otel´ toplantılarının sekreterliğini yaptığı iddia ediliyordu.

Ergenekon sanığı Engin Aydın vefat etti

Geçirdiği kalp krizi sonrasında hayatını kaybeden Ergenekon davası sanıklarından Engin Aydın´ın cenaze namazı Ankara Kocatepe Camii´nde kılındı. Aydın, 7 Ocak 2009 tarihinde gözaltına alınmıştı. 11 gün tutuklu kalan Aydın itiraz üzerine tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti. Engin Aydın´ın iddianamede örgüt toplantısı olarak nitelendirilen ´Kent Otel´ toplantılarının sekreterliğini yaptığı iddia ediliyordu.

Aydın´ın cenaze namazına CHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Çetin, CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek, eski Adalet Bakanları Hikmet Sami Türk ve Seyfi Oktay, eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, HSYK üyesi Suat Ertosun, Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan, çok sayıda seveni ve ailesi katıldı. Aydın´ın eşi Naciye Aydın uzun süre tabut başında bekledi ve dua okudu.

10. ERGENEKON DALGASINDA GÖZALTINA ALINMIŞ

Aydın, Ergenekon davası kapsamında 7 Ocak 2009 tarihinde, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, eski Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şenel, emekli Org. Kemal Yavuz, yazar Yalçın Küçük ve eski Özel Harekât Daire Başkanvekili İbrahim Şahin´in de bulunduğu 37 kişi ile birlikte gözaltına alınmış ve 11 Ocak 2009´da tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Ancak Aydın ile Yalçın Küçük´ün avukatlarının tutukluluğa yaptığı itiraz üzerine Aydın ve Küçük 11 gün tutuklu kaldıkları Silivri Cezaevi´nden tahliye edilmişti. Aydın, Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan 3. iddianamede de sanık olarak yer aldı. Aydın´ın silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapsi isteniyordu. Aydın hala aynı dava kapsamında tutuksuz sanık olarak yargılanıyordu. Engin Aydın´ın iddianamede örgüt toplantısı olarak nitelendirilen ´Kent Otel´ toplantılarının sekreterliğini yaptığı iddia ediliyordu. Bu toplantılara Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi Ali Fuat Ertosun´un da 13 kez katıldığı iddia edilmişti. Engin Aydın´ın cenazesi Karşıyaka mezarlığında toprağa verildi. ( Cihan)

(06 Şubat 2011, 15:55)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2916    yazdır/print


 

Yargıtay 7. Hukuk Başkanı: Yargıtay´ın direnişi politik

Yargıtay Daire Başkanı´ndan çarpıcı açıklamalar.. Yargı reformu, yargıtaydaki yasadışı işler ve Cihaner davasıyla ilgili görüşlerini açıklayan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Günay Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´da yeni daire kurulmasını öngören düzenlemeye destek verdi. Mevcut durumda yüksek yargının içtihat üretemeyeceğini vurgulayan Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´ın tasarıya karşı çıkmasını ´Bu direniş politiktir´ ifadesiyle eleştiriyor. Yargıtay üyelerinin karıştığı yasadışı işlerin üzerine gidilmesi gerektiğini vurgulayan Kaynak, eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in yargılandığı davaya müdahale girişimlerinin cezasız kalmaması gerektiğini belirterek ´Üç beş kişi Yargıtay´ı lekeliyor´ diyor.

Yargıtay 7. Hukuk Başkanı: Yargıtay´ın direnişi politik

Yargıtay Daire Başkanı´ndan çarpıcı açıklamalar.. Yargı reformu, yargıtaydaki yasadışı işler ve Cihaner davasıyla ilgili görüşlerini açıklayan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Günay Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´da yeni daire kurulmasını öngören düzenlemeye destek verdi. Mevcut durumda yüksek yargının içtihat üretemeyeceğini vurgulayan Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´ın tasarıya karşı çıkmasını ´Bu direniş politiktir´ ifadesiyle eleştiriyor. Yargıtay üyelerinin karıştığı yasadışı işlerin üzerine gidilmesi gerektiğini vurgulayan Kaynak, eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in yargılandığı davaya müdahale girişimlerinin cezasız kalmaması gerektiğini belirterek ´Üç beş kişi Yargıtay´ı lekeliyor´ diyor.

Yargıtay ve Danıştay´da yeni daire kurulmasını öngören düzenlemeye Yargıtay 7. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Günay Kaynak´tan destek geldi. Mevcut durumda yüksek yargının içtihat üretemeyeceğini vurgulayan Kaynak, Yargıtay ve Danıştay´ın tasarıya karşı çıkmasını Bu direniş politiktir. ifadesiyle eleştiriyor. Yargıtay´da üye sayısının kadrolaşma amacıyla artırıldığı iddialarının gerçek dışı olduğunu belirten Kaynak, Tamamen militanca, yargıyı siyasallaştırmak için konuşulan şeyler bunlar. diyor. Yeni daireler kurulmazsa yargıda kaos olacağı ve vatandaşın yargıya saygısının kalmayacağı uyarısında bulunuyor.

1984´te de daire sayısı arttırıldı

İktidarın reformdan başka çaresinin kalmadığına işaret eden Kaynak, 1984 yılında iş yükü sebebiyle sıkışan Yargıtay´da 5 yeni daire kurulduğunu hatırlatıyor. Üye sayısı 201 iken 251´e çıkarıldı. Davalar kısa sürede karara bağlandı. Yeni daire açılmasaydı Yargıtay boğulacak, laçka olacaktı. tespitini yapıyor. Kaynak, aynı dönemde bölge adliye mahkemelerinin kurulmasının da planlandığını ancak hâkim yetersizliği sebebiyle bundan vazgeçildiğini anlatıyor. Avrupa ülkelerinde Yargıtay´ın ayda üç beş dosyayı karara bağladığını, Türkiye´de bu rakamın günde 200 dosyaya çıktığını ifade eden Kaynak, Yargıtay Başkanlar Kurulu´nun ´Dosyaları bir yılda bitiririz.´ açıklamasını ise gerçekçi bulmuyor.

Üye sayısı artan yeni HSYK´nın politik davranması çok zor

2004 yılına kadar Yargıtay 7. Hukuk Dairesi başkanlığı görevinde bulunan Günay Kaynak, yargıda reform çalışmalarıyla ilgili Zaman´a çarpıcı açıklamalar yaptı. Yargıtay ve Danıştay´a yeni daire kurulmasının önemine dikkat çeken Kaynak, adaletin gecikmesinin devletin temelini sarsan büyük yaralar açacağı uyarısında bulunuyor. Yargıtay´da üye sayısının kadrolaşma amacıyla artırıldığı iddialarının gerçek olmadığını belirten Kaynak, Tamamen militanca, yargıyı siyasallaştırmak için konuşulan şeyler bunlar. ifadesini kullanıyor. AK Parti´nin yüksek yargıda kadrolaştığı iddialarına ise Kaynak, Başka çareleri kalmadı. Onu ortaya atacaklar. Demokratik bir seçimle gelen HSYK´da 22 kişi yüksek yargıçları gizli oyla seçiyor. ´Kendi adamımı seçeyim´ çok zor bir mesele. Daha kaliteli ve donanımlı kişilerin seçileceğini düşünüyorum. sözleriyle karşı çıkıyor.

´Dosyaları 1 yılda bitiririz´ sözü gerçekçi değil

1984´te Yargıtay´a dava yağmaya başladığını ve yeni daireler kurulduğunu anlatan Kaynak, o zaman da bölge adliye mahkemeleri kurulmasının planlandığını, ancak hakim yetersizliği sebebiyle istinafların kurulamadığını anlatıyor. Avrupa ülkelerinde Yargıtay´ın ayda üç beş dosyayı karara bağladığını, Türkiye´de ise bu rakamın günde 200 dosyaya çıktığını ifade eden Kaynak, Yargıtay Başkanlar Kurulu´nun ´Dosyaları bir yılda bitiririz.´ açıklamasını gerçekçi bulmuyor. İmkansız, kadro yetmez. Dosyayı asıl okuyan, asıl yükü taşıyan tetkik hakimidir. Her dairede 8-10 tetkik hakimi var. Bunlar insan değil mi, nasıl okuyup yetiştirsin? diyor.

Yeni daireler kurmadan İstinafların kurulması çözüm olmaz

Yargıtay´ın İstinaflar devreye girecekse yeni daire kurmaya gerek yok savunmasını doğru bulmayan Onursal Yargıtay Daire Başkanı Kaynak, şöyle devam ediyor: Yeni daire kurmadan istinaf kurmakla hiçbir dosyayı halledemezsiniz. 6 daire kurulacak, mevcut dosyalar bitecek, ondan sonra istinaf devreye girecek. İş rayına böyle oturur. Önemli olan, içtihat mahkemesine dönmesi. Yargıtay´daki hakimlerin kitap okuması, uluslararası kararları takip etmesi lazım. Bizim gazete okuyacak vaktimiz olmuyordu.

Cihaner davasına müdahale cezasız kalmamalı, üç beş kişi Yargıtay´ı lekeliyor

Yargıtay´ın çok politize olduğunu kaydeden Kaynak, Çok üstün bir görev, herkese nasip olmaz. Bu adamın sağa sola kaymaması lazım. diyor. Yargıtay üyelerinin karıştığı yasadışı işlerin üzerine gidilmesi gerektiğini vurgulayan Kaynak, Yargıtay´da bir ara bazı üyelerin hukuka uygun olmayan hareketleri oldu. Bunların üzerine gidip meydana çıkartmadılar, kapattılar. ´Atalım temizleyelim´ dedik. Ama ´Yargıtay yıpranır´ diye hep kapattılar. diye yakınıyor. Ses kayıtlarıyla gündeme gelen eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in yargılandığı davaya müdahale girişimlerinin cezasız kalmaması gerektiğini kaydeden Kaynak, Üç beş kişi Yargıtay´ı lekeliyor. Ben Yargıtay başkanı olsam, derhal tahkikat başlatır ve bunları uzaklaştırırım. Önemli olan ´Türkiye´de hakimler vardır´ sözünü millete söyletebilmek. diyor.

Seyfi Oktay´dan sonra gruplaşmalar başladı

Seyfi Oktay ve Mehmet Moğultay dönemlerinde yüksek yargıya ideolojik kişilerin seçildiğini vurgulayan Kaynak, Oktay döneminde yapılan seçimler sonrası Yargıtay´da gruplaşmalar olduğunu ve seçimlerde yaşanan rekabetin ideolojiye dönüştüğünü anlatıyor. Kaynak, o günleri şöyle anlatıyor: Yargıtay üyeliği seçimi bu şekilde yapılınca Yargıtay sallanmaya başladı.Yargıtay bu dönemde içtihat mahkemesi olmaktan çıktı. Bidayet mahkemesi gibi hababam usulü çalışmaya başladı.

Eski Adalet Bakanı: Yargıtay´da daire sayısının artması zaruridir

CHP´nin ´halkı direnişe´ çağırmasına sebep olan Yargıtay ve Danıştay´ın daire-üye sayısının artırılmasına bir destek de eski Adalet Bakanı Oltan Sungurlu´dan geldi. ANAP hükümetlerinde yıllarca adalet bakanlığı yapan Sungurlu, Bugün bir zaruretle karşı karşıyayız. Yargıtay ve Danıştay´ın üye sayısı da daire sayısı da artırılmalı. derken bunun 5 yıl gibi geçici bir süreyle olmasını önerdi. Sungurlu, yargının iş yükünü hafifletebilmek için atılması gereken en önemli adımın da hakim-savcı açığının kapatılması olduğuna işaret etti. Sungurlu, En az 15 bin hakim ve savcıya ihtiyaç var. tespitinde bulundu. Eski Adalet Bakanı Sungurlu, Türkiye´nin içinde bulunduğu şartların böyle bir düzenlemeyi zorunlu kıldığı görüşünde. Hükümet ile yüksek yargının ´ideolojik´ kavgaya girmesinin yanlış olduğunu, karşılıklı güvenin tesis edilmesi gerektiğini vurgulayan Sungurlu, yargıdaki iş yoğunluğuna da dikkat çekiyor. Sistemin en önemli sorununun hakim-savcı açığı olduğuna işaret eden Sungurlu şöyle konuştu: Bir numaralı problemimiz budur. Hakim, savcı hatta zabıt katibine ihtiyacımız çok. Mevcut yapıyla bu iş yükünün altından kalkılamaz. Bir hakim bin 500 dosyaya bakıyorsa bu ona da haksızlıktır. ( Zaman)

(03 Şubat 2011, 10:15)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

CHP´NİN HALKI SOKAK ÇATIŞMASINA ÇAĞIRMASI MANŞETLERİMİZ

Kılıçdaroğlu çıldırdı: İhtilal hak!

Sokak çatışması isteyen CHP, dünyaya hükümdar olmaz

CHP: Sokak sokak direniriz

Yargıtay ve Danıştay´a AYM freni, yüksek yargıyı şok etti

Flaş!!! Danıştay ve Yargıtay kararları AYM´ye gidebilecek

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2904    yazdır/print


 

Görüntülenen: 341 - 360 (Toplam 665)  |  Önceki 20 | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda'da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' internet..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Savcılıktan FETÖ Madeni açıklaması

26.05.2016 23:18 Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen FETÖ/PDY soruşturması kapsamında gözaltına alınan şüphelilerle ilgili adli süreç tamamlandı. Zanlılar emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Cum..
Tamamı 26.05.2016

Sinop'ta FETÖ'ye 22 gözaltı

26.05.2016 23:02 Sinop'un Boyabat ilçesi ile Çorum ve Samsun'da "Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması"na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında 3 kişi gözaltına alındı. 24 Mayıs'ta yaşanan gözaltılarla ilgili Boyabat C..
Tamamı 26.05.2016

Niğde'de FETÖ'ye 11 gözaltı

26.05.2016 22:50 Niğde merkezli FETÖ/PDY operasyonu 4 ilde düzenlenen operasyon kapsamında 11 zanlı gözaltına alındı. 25 Mayıs'ta yaşanan gözaltılarla ilgili edinilen bilgilere göre; Niğde İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize S..
Tamamı 26.05.2016

Ordu'da FETÖ'ye 14 gözaltı

26.05.2016 22:38 Ordu merkezli 3 ilde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında 10 kişi gözaltına alındı. 25 Mayıs sabahı yaşanan gözaltılarla ilgili Ordu Cumhuriyet Başsavcılığında..
Tamamı 26.05.2016

Sakarya SAGİAD'da 12 gözaltı

26.05.2016 22:09 Sakarya'da "Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY)" yönelik soruşturmada 10 zanlı gözaltına alındı. 25 Mayıs'ta yaşanan gözaltılarla ilgili alınan bilgilere göre; Sakarya'da polis tarafından ..
Tamamı 26.05.2016

Çorum'da FETÖ'ye 8 gözaltı

26.05.2016 21:51 Çorum'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik operasyon kapsamında 8 kişi gözaltına alındı. 25 Mayıs'ta yaşanan gözaltılarla ilgili alınan bilgiye göre, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığ..
Tamamı 26.05.2016

Diyarbakır'da FETÖ'ye 5 gözaltı

26.05.2016 21:45 Diyarbakır'da, Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Fetullahçı Terör Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik yürütülen soruşturması kapsamında düzenlenen operasyonda 5 kişi gözaltına alındı. 25 Mayıs'ta yaşana..
Tamamı 26.05.2016

Düzce'de FETÖ'ye 3 gözaltı

26.05.2016 21:31 Düzce'de "Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması"na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonda evlerinde arama yapılan 3 şüpheli gözaltına alındı. 25 Mayıs'ta yaşanan gözaltılarla ilgili edinilen bilgilere göre; Düzce..
Tamamı 26.05.2016

Karabük: Mal kaçırmaya 1 tutuklama

26.05.2016 20:24 Karabük Emniyet Müdürlüğü ekiplerince FETÖ/PDY operasyonu kapsamında kayyum ataması yapılan özel okul, yurt, pansiyon ve dershane binalarının yapılan incelemede değerlerinin çok altında satışı yapıldığı tespit edildi. ..
Tamamı 26.05.2016

Erzincan EGİSAD'da FETÖ araması

26.05.2016 19:25 Erzincan'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında Erzincan Girişimci İşadamları ve Sanayicileri Derneği'nde (EGİSAD) arama yapıldı. Alınan bilgiye göre, Erzinc..
Tamamı 26.05.2016

Ankara'da FETÖ'ye 15 gözaltı

24.05.2016 21:36 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında bir operasyon düzenlendi. 24 Mayıs'ta gerçekleşen operasyona dair alın..
Tamamı 24.05.2016

Mersin'de FETÖ'ye 87 gözaltı

24.05.2016 21:26 Mersin merkezli 14 ilde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) yönelik operasyonda 87 şüpheli hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Bunlardan ulaşılan 45'i gözaltına alınırken, 42 kişiyi arama çal..
Tamamı 24.05.2016

Maraş'ta FETÖ'ye 62 gözaltı

24.05.2016 21:14 Kahramanmaraş merkezli 4 ilde "Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY)" yönelik soruşturma kapsamında eski Kahramanmaraş Belediye Başkanı Mustafa Poyraz, eski Kahramanmaraş Lider İş Adamları De..
Tamamı 24.05.2016

Osmaniye'de FETÖ'ye 20 gözaltı

24.05.2016 21:04 Osmaniye'de 'Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonda 20 zanlı gözaltına alındı. 24 Mayıs'ta yaşanan gözaltılarla ilgili alınan bilgiye göre, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılı..
Tamamı 24.05.2016

Aksaray: Mal kaçırmaya 9 gözaltı

24.05.2016 20:52 Aksaray'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonda 8 kişi gözaltına alındı. Daha önce de 1 kişinin tutuklanmış olduğu öğrenildi. 24 Mayıs'ta yaşanan gelişmeyle ilgili ..
Tamamı 24.05.2016

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
17.715.072