YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
7 Temmuz 2015, Salı
Aharun.8m.net|Kontrgerilla.com|Ergenekon.ws|HaberKanal.net .. Terör, derin devlet, paralel devlet, kontrgerilla ve bağlantılı konularda 2001'den beri yayındayız
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

HaberKanal.net.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "Oktay" için arama sonuçları    (Toplam 630 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Ergenekon çevreleri ´10 yıl´ şokuna girdi

2011 yılının başlamasıyla birlikte AB´ye uyum çerçevesinde uygulamaya geçen yeni ceza yasası CMK 102, Ergenekon ve benzer terör örgütü sanıklarını vurdu. Ergenekon sanıklarından tutukluluk süreleri 4 yılı dolduracak olanlar, yeni düzenlemeye göre tahliye edilmeyi bekliyordu. Ancak anayasal suçlarda tutukluluk süresinin 10 yıla çıkarılabilmesine Yargıtay da onay verdi. 10 yıllık tutukluluk süresini tamamlamış Hizbullah, PKK gibi terör örgütü tutukluları grup grup tahliye edilirken, tahliye edilmeyi bekleyen Ergenekon tutuklularının 6 sene daha cezaevinde kalabileceklerinin ortaya çıkması bu çevrelerde tam anlamıyla şok etkisi yaptı. Hizbullah ve PKK tutuklularının serbest bırakılmasını eleştiren bu çevreler, Ergenekon tutuklularının ise derhal tahliye edilmesini talep ediyorlar. Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar köşe yazısında bu çelişkiye dikkat çekiyor ve Ergenekon medyasını çifte standart uygulamakla suçluyor.

Ergenekon çevreleri ´10 yıl´ şokuna girdi

2011 yılının başlamasıyla birlikte AB´ye uyum çerçevesinde uygulamaya geçen yeni ceza yasası CMK 102, Ergenekon ve benzer terör örgütü sanıklarını vurdu. Ergenekon sanıklarından tutukluluk süreleri 4 yılı dolduracak olanlar, yeni düzenlemeye göre tahliye edilmeyi bekliyordu. Ancak anayasal suçlarda tutukluluk süresinin 10 yıla çıkarılabilmesine Yargıtay da onay verdi. 10 yıllık tutukluluk süresini tamamlamış Hizbullah, PKK gibi terör örgütü tutukluları grup grup tahliye edilirken, tahliye edilmeyi bekleyen Ergenekon tutuklularının 6 sene daha cezaevinde kalabileceklerinin ortaya çıkması bu çevrelerde tam anlamıyla şok etkisi yaptı. Hizbullah ve PKK tutuklularının serbest bırakılmasını eleştiren bu çevreler, Ergenekon tutuklularının ise derhal tahliye edilmesini talep ediyorlar. Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar köşe yazısında bu çelişkiye dikkat çekiyor ve Ergenekon medyasını çifte standart uygulamakla suçluyor.

Biliyorsunuz Türk Ceza Kanunu 2004 yılı sonunda AB´ye uyum çerçevesinde değiştirildi, tutukluluk sürelerine sınırlama getirildi. Özel yetkili mahkemelerin kapsamına giren suçlarda bu süre 10 yıl, diğer mahkemelerde 5 yıl oldu. Gerçi, bu süre tespitine ilişkin hukuki tartışmalar var ama Yargıtay 9. Ceza Dairesi´nin bu yöndeki kararı, tartışmalara son noktayı koydu. Son derece insani bir düzenlemedir. Geciken adalet adalet değildir düsturundaki gibi, bir devlet 5-10 yıl içinde hüküm veremiyorsa bedelini sanık ödememelidir. Evrensel hukukun geçerli olduğu demokratik rejimlerde temel kriter budur.

Dosyalar yargıda birikiyor

Cezaevlerini dolduran 120 bin 360 kişiden 56 bin 812´si tutuklu. Tutuklulardan 35 bin 843´ü hakkında henüz karar verilmemiş, 20 bin 969´u hakkındaki karar dosyası ise Yargıtay´da bekliyor. Defalarca yazıp çizdik, sorun çok boyutlu. Her türlü yetersizliğin ve imkansızlığın ötesinde yargı sisteminde zihni tembellik ve uyuşukluk var. Çark ağır aksak işliyor. Fiziki şartları tümden iyileştirseniz, kadro ihtiyacını karşılasanız, yeni birimler oluştursanız bile, bu kafa yapısıyla Kızılay´dan Ulus´a zor ulaşırsınız. Kaldı ki son yıllarda fiziki şartların iyileştirilmesi ve kadro sorunun giderilmesi konusunda çok önemli aşamalar kaydedildi. Yeterli mi, elbette değil. Hükümetin acil olarak, mümkünse seçimden önce yüksek yargıdaki yeni daireler oluşturma taleplerini karşılaması gerekir.

Karın ağrısı Ergenekon

Şu da bir gerçek: Son tartışmalardaki asıl sıkıntı, yargının hantallığı, geciken adalet, adil yargının erozyona uğraması, masumiyet karinesinin ihlali, hukukun üstünlerin hukuku haline gelmesi değil. 15 yıldır içeride yatan tutukluları kimse hatırlamadı, İnönü döneminden bu yana devam eden davaları kimse tınlamadı. Sayısız kişiye daha tutuklandıkları gün “katil” diye bağırdılar, “mafya babası” yaftasını astılar, “terör örgütü lideri veya üyesi” dediler.

Hukuku şimdi hatırladılar

Bu hukuksuzluklarını Ergenekon ve Balyoz sürecinde unutup şimdi “masumiyet karinesi yok mu?”, “hani hukukun üstünlüğü vardı?”, “bu kadar uzun süre tutukluluk olur mu?”, “mahkeme kararı kesinleşinceye kadar herkes masum değil mi?” diye sormaya başladılar. Heyhat, gel gör, tutukluluk sürelerine getirilen sınırlamadan Ergenekon sanıklarına piyango çıkmayınca tekrar başa döndüler. “Hizbullah´a tahliye”, “Domuz bağı katilleri ve babalar serbest”, “mafya liderine tahliye” manşetleri birbirini izledi. Hatta işi öyle çığırından çıkardılar ki, Milliyet Gazetesi dün manşetine “Silivri´ye 10 yıl darbesi” ağıtını yerleştirdi. Ergenekon soruşturmalarından çok önce, 2004 sonunda çıkarılan yasa hükmünü “darbe” olarak nitelendirdiler. Hürriyet de “Hüküm giymeden 10 yıl yatabilirler” başlığının altına Sedat Şahin´in fotoğrafını yerleştirerek “Serbest kalabilir” deyip aklınca ironi yaptı. Hele dün Vatan´da bir yorum vardı, evlere şenlik. Efendim, Türkiye´de kararların oluşumu ortalama 6 yıl sürüyormuş, tutukluluk sürelerini 5 yılla sınırlamak doğru değilmiş. Ey tosuncuklar! Hani tutukluluk süreleri uzundu? Hani masumiyet karinesi vardı? Hani yargı kararı kesinleşinceye kadar herkes masumdu? Karın ağrınız belli, şu Ergenekon sanıklarını bıraksalar iyileşeceksiniz. Olabilir, hiç değilse mertçe çıkın ortaya, hukuk devletinin omzundan ateş etmeyin sağa sola... Bu arada şunun altını çizelim; sakın ola, diğer tahliyeleri onayladığım anlamı çıkmasın yazdıklarımdan. Sadece bir kez daha Ergenekon ve Balyozcu taifenin maskesini düşürmek istedim. Gerçi yüzsüzler ama olsun... ( Şamil Tayyar / Star)

Biz buna gazeteci diyoruz!

Şamil Tayyar´ın bahsettiği çifte standart, Habertürk yazarı Fatih Altaylı´da net şekilde ortaya çıkmış. ´Biz buna adalet´ diyoruz yazısında Hizbulkontra terör örgütü üyesi ile Ergenekon terör örgütü üyesini karşılaştırmış. Biri tahliye ediliyor diğeri hala hapiste diyerek hayretini ortaya koyan Altaylı, Haberal´ı masum göstermek için abartmaktan çekinmiyor. Oysa Ergenekon Terör Örgütü´nün yönetimi ele geçirebilseydi, Hizbulkontra vahşetini aratmayacak şekilde binlerce insanın hapsedileceği ve öldürüleceği, Kamboçya türü katliamlar için 15lik 15binlik 15 milyonluk öldürme listeleri hazırladığı Ergenekon iddianamelerine de yansımıştı. Bu örgütün planladığı eylemlerden bazıları gerçekleştirildi, bazıları ise gerçekleşmesine fırsat verilmeden ortaya çıkarıldı. Denizaltı içinde öğrencileri havaya uçurmak gibi plan safhasında çökertilen adi terör eylemleri, Hrant Dink, Malatya Zirve, Danıştay gibi gerçekleşen adi saldırı, cinayet ve katliamlar, ´balyoz´ darbesini gerçekleştirmek için camilerin en kalabalık olduğu saatlerde bombalanması ve kendi uçaklarımızın düşürülmesi gibi ´bizden görünen´ içimizdeki hainlerce gerçekleştirilecek adi terör eylemleri, Fatih Altaylı gibi ´bizden görünen´ içimizdeki köşe yazarları tarafından gözlerden kaçırılarak sanıklar masum gösterilmeye çalışılıyor.

HAPİSTE DIŞARIDA

Fatih Altaylı köşe yazısında şöyle diyor: HAPİSTE: Prof. Dr. Mehmet Haberal. Profesör doktor. Bugüne kadar binlerce ameliyat yaptı. Binlerce hayat kurtardı. On binlerce hayat kurtaran binlerce doktor yetiştirdi. Hastane kurdu. Orada da on binlerce kişiye şifa verdi. Terör örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle yargılanıyor. Yargılaması sürüyor. Hâlâ hapiste. DIŞARIDA: Terör örgütü Hizbulkontra´nın askeri kanat sorumlusu Hacı İnan. Burada gördüğünüz kişinin mesleğini bilen yok. Hizbullah diye bir örgütün yöneticisi, tetikçisi. İnsanları domuz bağıyla bağlayıp infaz ettiği iddiasıyla yargılananlardan. Kadın, çocuk, erkek demeden infazlar gerçekleştirdiği söyleniyor. Öldürdüğü iddia edilen insan sayısı 188. Bu bilinen rakam. Gerçek sayıyı kimse bilmiyor. Terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla yargılanıyor. Yargılaması sürüyor. Serbest bırakıldı. ( Habertürk)

´Hizbullah´a az, Ergenekon´a çok mantığı olmaz´

Ceza Hukukçusu Profesör Bahri Öztürk çifte standarda tepki gösteriyor: Ben bu yasanın hazırlayıcıları arasındayım. 102. madde bugün kabul edilen 102. madde değil. Bu yasa 4 Aralık 2004´te Meclis´te oybirliğiyle kabul edildi. Dolayısıyla sorgulanması gereken yasa değil, 6 yıl geçmesine ve bu maddenin uygulamaya gireceğinin bilinmesine rağmen hâlâ bir şey yapılmamasıdır. İnsanların 10 yıl, hatta 14 yıl tutuklu kalmamaları için bu yasa çıkarıldı. Düşünün, 10 yıl bir kişi yargılanıyor ve hakkında hüküm verilemiyor. Sen eğer 14 yıldır hâlâ hüküm vermemişsen bu neden serbest bırakılıyor diyemezsin. Uygulama, bu işi altı yıldır çözmeliydi. Ayrıca diyelim Hizbullah veya PKK sözkonusu olduğu zaman 13 - 14 yıllık süre az bulunuyor; fakat Ergenekon davası sözkonusu olunca 2 yıllık tutuklamalar kabul edilmiyor. Böyle bir çifte standart olmaz. Eski CMK´da tutuklamada süre sınırı yoktu, 102. maddeyle bir tavan getirildi. Bundan önceki CMK, 15 - 20 yıllık tutuklamalara sebep oluyordu, böyle mi olması isteniyordu? Deniyor ki, adam müebbetle yargılanıyor, 102. maddeyle serbest kalacak. Ama öyle değil. Bir kere iki imkân var. En basiti adli kontrol. Dışarı çıkan adamı kontrol altında tutabilirsiniz. İkincisi, güvenlik tedbirleri var. Yani adam öldürmeye teşebbüsten yargılanan bir kişi eğer tahliye edildikten sonra işini bitirirse, bunun vebali bu yasayı uygulayanlarda değil, gereken sürede hüküm vermeyenlerde ve o adli güvenliği sağlayamayanlardadır. Dediğim gibi, bu yeni bir tartışma değil. 6 yıldır hiçbir tedbir alınmaması ve yargılamanın da gerekeni bu yasa geleceğini bile bile yapmaması kabul edilemez. Zaten bu uzun tutukluluk süreleri AB´nin içtihadına da uygun değildir. Bundan Türkiye yargılandı ve ağır cezalar aldı.. ( Habertürk)

Silivri´dekiler niye tahliye olamıyor?

06 Ocak 2011: Ali İhsan Karahasanoğlu (Yeni Akit): Peşinen bir hatırlatma yapalım.. Tutuklu ve mahkum farklı kavramlardır. Tutuklu; henüz aleyhinde kesinleşmiş ceza olmadığı halde, tedbiren cezaevinde tutulan kişiye denir. Bu kişilerin cezaları kesinleşirse, önceden yattıkları süre, cezadan düşülür. Beraat ederlerse, devletten tazminat isteyebilirler. Mahkum ise; cezası kesinleşmiş kişiye denir. Yerel mahkeme ceza verdi.. Bu kişi mahkum mudur? Hayır.Yargıtay´ın da cezayı onaması gerekir.Ondan sonra, kişi mahkum sıfatını alır. Normal olanı; cezaevlerinde mahkumların (yani cezası kesinleşmiş olanların) bulunması, tutukluların ise (cezası kesinleşmemiş olanların) çok önemli suçdan yargılanıyor ise, cezaevine konulmasıdır. Bu iki kavramın anlamını verdikten sonra, son üç gündür, herkesin kafasını karıştıran CMK 102 gereği tahliye edilenlerin, mahkum değil, tutuklu olduklarını hatırlatalım.. Dolayısı ile bu kişiler; haklarında verilen cezalar kesinleştiğinde, tekrar cezaevine girecekler! Çünkü şu an yattıkları süre, “cezalarını karşıladığı” için değil, “azami tutukluluk süre”leri dolduğu için tahliye oluyorlar! Kanunun mantığı şu: Hiç kimseyi, mahkum olmadan (cezası kesinleşmeden) cezaevine koymayalım. Bunu lafta değil, pratikte de uygulayalım. Bazı ciddi suçlarda, belli sebeblerle sanığı tutuklama hakkı var ama... Bunun da; kanunda azami süresini belirleyelim.. Ki, tutuklama keyfi cezalandırmaya dönüşmesin! Dolayısıyla, iki şeyi birbirine karıştırmayalım. 10 yıldan fazla cezaevinde kalmak kaldırılmış gibi bir algılama yanlış! Mahkumiyet kararı kesinleşmiş ise, 10 yıl da yatarsınız, 20 yıl da.. 30 yıl da.. Bakınız Apo, halen cezaevinde. Son kararlar ışığında, tahliyesi gündeme bile gelmiyor. Çünkü cezası kesinleşmiş durumda. Ama, henüz davası sonuçlanmamış ve cezası kesinleşmemiş olanlar, yeni kurala göre, en fazla 10 yıl cezaevinde tutulabilir. Bu kural da, Türkiye´de “adil yargılanma hakkı” gereği yeni getirilmiş bir düzenleme.

Yargıtay cezaları onarsa tahliyeciler içeri girecek

Bu çerçevede somut örneklere bakarsak.. Hizbullah adı altında yargılananlar, tahliye oldular ama.. Haklarında verilen ceza Yargıtay´da.. Yargıtay onama kararı verdiği an, ceza kesinleşecek ve tekrar cezaevine girecekler. Gümüşhane´deki 5 kişinin katili olarak yargılanırken cezaevinden çıkan kişi de, dosyası henüz Yargıtay´dan onanmadığı için tahliye oldu. Yani cezası kesinleşmediği için şu an serbest.. Bugün cezası onansın, hemen aynı gün, yakalama kararı çıkacak ve o da yeniden cezaevine girecek. Konu çok açık ve net. Ama tartışılan bir husus var.

Ergenekon´un matematik hesabı zayıf

Birçok kişiyi öldürmekle suçlanan kişiler tahliye oluyor da, Silivri sanıkları niye tahliye olmuyor? Hatta bazı aklıevveller, ciddi ciddi itiraz ediyorlar: “AK Parti´nin adaleti işte bu kadar. Hizbullah´a var. Silivri´ye yok” diyorlar! Ne kadar akılsızca, ne kadar cahilce bir itiraz! Tahliyeleri karara bağlayan, Adalet Bakanlığı veya AK Parti iktidarı değil. Yargıtay veya yerel mahkemeler. Dolayısı ile, “Şunu tahliye ettiler, bunu etmediler” diye, siyasi iktidarı suçlamanın bir manası yok. Daha önemlisi, tahliye olanların hiçbirisinde, sanık ayrımı yapılmıyor. Yani, “Şu davanın sanıklarını tahliye etmeyelim. Bu davanın sanıklarını tahliye edelim” şeklinde bir ayrım yok. Ayrım, sadece isnat edilen eylemin cinsi ve görevli olan mahkeme açısından. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi´nde yargılanan PKK sanığı da 10 yıl yattı ise tahliye oluyor. PKK´ya karşı kurulan dini hassasiyetleri ağır basan karşı grubun içinden olanlar da 10 yıl cezaevinde kaldı iseler, tahliye oluyorlar. Peki Silivri´dekiler niye hiç tahliye olmuyor? Matematik biliyorsanız, sebebini de anlarsınız. Sayı saymayı ilköğretimde öğrendi iseniz, bu karşılaştırmayı hiç yapmazsınız bile.. Silivri´de yatanlar, en eskisi itibari ile kimler? Örneğin, Danıştay Cinayeti sebebi ile tutuklu olan Alparslan Arslan... Kaç yıldır cezaevinde Arslan? Topu topu 4 yıl 7 ay. Veli Küçük´ler, Mustafa Balbay´lar, Mehmet Haberal´lar ve diğerleri Arslan´dan da az yatmış durumdalar. Dolayısı ile, 10 yılı doldurmadıkları için, son tahliyeler kapsamında serbest kalmaları da mümkün değil! Bunu anlamayacak ne var? ( Ali İhsan Karahasanoğlu / Yeni Akit)

Abdullah Harun

(05 Ocak 2011), son güncel.: (06 Ocak 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

10 yıllık tutukluluk süresi tartışmalarıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon sanıklarına yeni yıl şoku

Ergenekon sanıklarına şok: Tutukluluk 10 yıla uzayabilir

Kontrgerilla Medyası

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2750    yazdır/print


 

Genelkurmay, valiliğin güzergahını beğenmemiş

Ankara sokaklarında darbe görüntülerini anımsatan asker koşusuna bu yıl izin verilmemesi, darbeseverleri öfkelendirmeye devam ediyor. Atatürk´ün Ankara´ya gelişini kutlamak amacıyla yapılan ´Garnizon Koşusu´ ile ilgili tartışmalara Ankara Valiliği son noktayı koydu. Valilik, Garnizon yürüyüşünün Anıtkabir içi ve çevresinde uygulanması gerektiğinin ilgililerine önceden bildirildiğini açıkladı: ´Anıtkabir´de ve mücavirinde gerçekleştirilecek Garnizon Koşusu için de hiçbir makamdan veya programdan izin alınmasına gerek bulunmamaktadır.´

Genelkurmay, valiliğin güzergahını beğenmemiş

Ankara sokaklarında darbe görüntülerini anımsatan asker koşusuna bu yıl izin verilmemesi, darbeseverleri öfkelendirmeye devam ediyor. Atatürk´ün Ankara´ya gelişini kutlamak amacıyla yapılan ´Garnizon Koşusu´ ile ilgili tartışmalara Ankara Valiliği son noktayı koydu. Valilik, Garnizon yürüyüşünün Anıtkabir içi ve çevresinde uygulanması gerektiğinin ilgililerine önceden bildirildiğini açıkladı: ´Anıtkabir´de ve mücavirinde gerçekleştirilecek Garnizon Koşusu için de hiçbir makamdan veya programdan izin alınmasına gerek bulunmamaktadır.´

Tartışmaların başlamasına neden olan Genelkurmay´ın internet sitesindeki bilgi notunda ´Garnizon Koşusu´nun güzergâh tahsis edilmemesi nedeniyle yapılamadığını´ belirtilmişti. Valiliğin yaptığı açıklamayla söz konusu bilgi notunun eksik olduğu ortaya çıktı.

Genelkurmay yanıltıyor, güzergah verilmiş

Çünkü Ankara Valiliği´nin açıklamasından koşu için güzergâh gösterdiği anlaşılıyor: Seymenlerin Ankara´nın simgesi olan Ulus Meydanı ve Vilayet alanında, Garnizon Yürüyüşü´nün Anıtkabir içi ve mücavirinde, uluslararası takvime bağlanan Atatürk Koşusu´nun da güzergâhlarının yeniden gözden geçirilerek uygulanması gerektiği hususu ilgililerine bizzat ve önceden bildirilmiştir. Kaldı ki Anıtkabir´de ve mücavirinde gerçekleştirilecek Garnizon Koşusu için de hiçbir makamdan veya programdan izin alınmasına gerek bulunmamaktadır. ( Zaman)

Türkiye normalleşiyor

Mehmet Kamış (Zaman): Haftanın en güzel haberlerinden birisi ´Garnizon Koşusu´nun artık yapılmayacak olmasıydı. Bu haber bile tek başına Türkiye´nin normalleştiğinin, normal bir ülke olma kararlılığının bir göstergesi sayılabilir. 1967 yılından beri her yıl aralık ayının 27´sinde Ankara´nın en işlek bölgesi olan Kızılay, Sıhhiye, Necatibey, Gençlik Caddesi, Anıtkabir güzergâhı, gündüz trafiğe kapatılıyor, Kara Harp Okulu öğrencileri ´Garnizon Koşusu´ yapıyordu. Bu sene valilik söz konusu yolları trafiğe kapatmadığı için bu koşu gerçekleştirilemedi. ( Zaman)

Meclis´i ve mahkemeleri hazmedemeyenlerin ilginç gözdağları..

2005´te Ankara´daki koşuda yaşanan ´alçak´ uçuş

Balyoz darbe planının ortaya çıkmasıyla birlikte, 2003-2005 yıllarında kamuoyuna o ana kadar yansımamış ilginç darbe girişimlerinin yaşandığı tartışılmaya başlanmıştı. Bu tartışmalarla birlikte, Meclis´in bugüne kadar gizlenen ilginç bir hadiseye şahitlik ettiği de ortaya çıkmıştı. Buna göre, bir askeri helikopterin izin almadan TBMM üzerinde yaptığı alçak uçuş tutanaklara işlenmiş. Hadisenin yaşandığı gün, takvim yaprakları 27 Aralık 2005´i gösteriyordu. Meclis çalışanları, milletvekilleri ve ziyaretçiler, saat 10.40 civarında şiddetli bir gürültüyle irkildi. Bir askeri helikopterin Genel Kurul Salonu´nun bulunduğu ana bina ile Meclis Başkanlığı makamının çatısına değecek şekilde uçuş yapması heyecan uyandırdı. Bina camları açılıp kapanırken, bazı yön levhaları çevreye savruldu. Yaşananları tutanağa geçiren görevliler her şeyi fotoğrafladı ve bir de tutanak tuttu. Fakat bu tutanak, Meclis yönetimi tarafından sır gibi saklandı.

Harp Okulu yürüyüşü için miydi?

Tutanağın son bölümünde, helikopterin geliş sebebi hakkında tahminde bulunuluyor. Burada, Atatürk´ün Ankara´ya gelişi nedeniyle 1.500 civarında Kara Harp Okulu öğrencisinin yürüdüğü ve bu sırada helikopterin güvenlik ve çekim amacıyla alçaktan uçuş yaptığı duyumları alınmıştır. deniliyor. Bununla birlikte, fotoğrafları da çekilen helikopterin adeta Meclis çatısına değecek kadar alçaktan uçtuğu da tutanakta özellikle vurgulanıyor.

Ankara´da caminin minaresine çarpan ´alçak´ uçuş

Bu alçak uçuş Meclis´e önceden bildirilmemiş. Bu uçuşun gözdağı amaçlı olduğuna kuşku duyulmuyor. Hadisenin, Meclis içinde bulunan askeri taburun başka yere taşınmasıyla ilgili tartışmaların yaşandığı döneme denk gelmesi de dikkat çekiyor. Bir başka gözdağı 2004 yılında verilmişti. 27 Ekim 2004 tarihinde Ankara´da F-4 savaş uçaklarıyla Başbakan Tayyip Erdoğan´ın evinin üstünde yapılan alçak uçuş tartışma doğurmuş ve uçaklardan biri, Başbakan´ın evinin yaklaşık 200 metre yakınında bulunan Aksa Camii´nin minaresinin ucundaki aleme (hilal) çarpmıştı. İki kişinin yaralandığı olaydan sonra Camiden düşen parçaları alan Erdoğan, ´Birazdan MGK toplantısına gireceğim, orada teslim ederim.´ demişti.

Ergenekon iddianamesine giren gözdağları

Yakın zamandaki iki gözdağı ise Erzincan ve Erzurum´dan geldi. 3. Ordu Komutanlığı´na bağlı 30 askeri araçlık bir konvoy şehir içine girmiş, daha sonra Erzurum yönüne doğru ilerleyen konvoy kısa süre sonra tekrar geriye dönerek kışlaya yönelmiş, araç geçişi vatandaşlarca şaşkınlıkla karşılanmıştı. ´Kış tatbikatına hazırlık amaçlı´ olduğu askeri yetkililerce belirtilen, şehir merkezine araçların bu sıradışı girişi, 1997 yılında tatbikat amaçlı denilen ancak yetkililerin açıklamalarıyla ´hükümetteki sivillere gözdağı´ amaçlı olduğu ortaya çıkan Sincan ilçe merkezine tank konvoyu girişini hatırlattı. Erzurum savcılığınca iki muvazzaf üst düzey subayın Ergenekon kapsamında gözaltına alınmasının hemen ardından meydana gelmesi ve sorumlusunun da Ergenekon kapsamında ifade vermesi gündeme gelen 3. Ordu komutanı Saldıray Berk olması, bu sıradışı araç geçişinin gözdağı amaçlı ´2. Sincan Vakası´ olduğu yorumlarına neden oldu.

Bir alçak uçuş da Erzurum´da

İlerleyen günlerde bu kez Erzurum´da Ergenekon davasının mahkemede görüldüğü esnada, savaş uçakları mahkeme salonunun üstünden alçak uçuş ile geçtiler. Hava Kuvvetleri Komutanlığından yapılan açıklamada, ´Yapılan uçuş rutin bir eğitim uçuşu olup, söz konusu haberlerde yer alan iddialar gerçeği yansıtmamaktadır´ denildi. Ancak açıklama ikna edici bulunmadı. Medya, kamuoyu ve savcılar tarafından zamanlaması ve sıradışı güzergahı nedeniyle farklı algılanan sözkonusu olay iddianameye ´gözdağı´ olarak geçti. Adliye civarında böyle bir uçuşun ilk defa gerçekleştiği belirtildi. Operasyon bölgesi olmayan Erzurum´un sakinleri bu seslere pek de alışkın olmadıklarını söylerken, akla ilk gelen ´Önce konvoy yürüdü, şimdi jetler uçuyor´ oldu. Duruşma salonunda bulunan sanık avukatları “Biz ses duymadık. Tunceli´de operasyon yapılıyormuş, F16 olayı onunla ilişkili olabilir´ dediler. Adliye personeli ise ´Biz ilk kez böyle bir şey görüyoruz. Böyle kritik bir davada bu şekilde F16´ların adliye binasının üzerinden geçmesi düşündürücü´ dedi. Uçakların geçtiği sırada dışarıda bulunan basın mensupları ve güvenlik görevlileri de şaşkınlıklarını dile getirdi. Yerel gazeteciler benzeri bir olayın daha önce yaşanmadığını dile getirdiler.

Abdullah Harun

29 Aralık 2010, 10:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Bir gözdağı da 2005´te: Meclis üzerinde ´alçak´ uçuş

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2729    yazdır/print


 

Maraş 1, İstanbul 2: Kışkırtıcıların hedefi yine Aleviler

İstanbul´da bir cemevinin yüzleri maskeli kişilerce taşlanmasını değerlendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu provokasyon uyarısı yaptı. Saldırının organize bir iş olduğunu söyleyen Kenanoğlu, bayrak indirme iddialarını da yalanladı. Velibaba Cemevi dedesi Ali Kurt ise ´Eskiden beri oynanan bu oyunlara gelmeyeceğiz´ dedi. Bu saldırıdan bir hafta önce, Kahramanmaraş´ta Alevi Bektaşi Federasyonu´nun düzenlediği katliamı anma programına da yaklaşık 150 kişilik bir grup saldırmıştı. Maraş´taki Ülkücüler, İstanbul´daki ise PKK´lılar tarafından gerçekleştirilen alevilere yönelik bu saldırıların organize olduğu, bir elden tezgahlandığı değerlendiriliyor. Son olarak kabul edilen Sivas´ta Ermeni Cemaat liderine suikast iddianamesi ile önceki Ergenekon iddianamelerinde de Alevilere, Ermeni ve diğer azınlıklara provokasyon amaçlı saldırı girişimleri Ergenekon Terör Örgütü´nün işi olarak gösteriliyordu. Eylem gücü zayıflamış olsa da Ergenekon´un hala ayakta olduğu, örneğin Ergenekon davası tanıklarına yönelik saldırılar ve Gölcük Donanma´da 10 çuval belgenin ele geçirilmesi gibi çok sayıda somut gelişme ile ortaya çıkmıştı. 2011 seçimlerinin Ergenekon için hayati olduğu, iktidarın seçimlerde düşürülmesi, hiç olmazsa gücünün azaltılmasının hedeflendiği uzun zamandır dillendirilmekteydi. Bu strateji doğrultusunda seçimler yaklaştıkça kışkırtmaların beklendiği ve giderek artacağı iddia ediliyordu. Alevilere yönelik saldırılar da işte bu eylem zincirindeki halkalardan biri olarak gösteriliyor.

Maraş 1, İstanbul 2: Kışkırtıcıların hedefi yine Aleviler

İstanbul´da bir cemevinin yüzleri maskeli kişilerce taşlanmasını değerlendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu provokasyon uyarısı yaptı. Saldırının organize bir iş olduğunu söyleyen Kenanoğlu, bayrak indirme iddialarını da yalanladı. Velibaba Cemevi dedesi Ali Kurt ise ´Eskiden beri oynanan bu oyunlara gelmeyeceğiz´ dedi. Bu saldırıdan bir hafta önce, Kahramanmaraş´ta Alevi Bektaşi Federasyonu´nun düzenlediği katliamı anma programına da yaklaşık 150 kişilik bir grup saldırmıştı. Maraş´taki Ülkücüler, İstanbul´daki ise PKK´lılar tarafından gerçekleştirilen alevilere yönelik bu saldırıların organize olduğu, bir elden tezgahlandığı değerlendiriliyor. Son olarak kabul edilen Sivas´ta Ermeni Cemaat liderine suikast iddianamesi ile önceki Ergenekon iddianamelerinde de Alevilere, Ermeni ve diğer azınlıklara provokasyon amaçlı saldırı girişimleri Ergenekon Terör Örgütü´nün işi olarak gösteriliyordu. Eylem gücü zayıflamış olsa da Ergenekon´un hala ayakta olduğu, örneğin Ergenekon davası tanıklarına yönelik saldırılar ve Gölcük Donanma´da 10 çuval belgenin ele geçirilmesi gibi çok sayıda somut gelişme ile ortaya çıkmıştı. 2011 seçimlerinin Ergenekon için hayati olduğu, iktidarın seçimlerde düşürülmesi, hiç olmazsa gücünün azaltılmasının hedeflendiği uzun zamandır dillendirilmekteydi. Bu strateji doğrultusunda seçimler yaklaştıkça kışkırtmaların beklendiği ve giderek artacağı iddia ediliyordu. Alevilere yönelik saldırılar da işte bu eylem zincirindeki halkalardan biri olarak gösteriliyor.

İstanbul Başakşehir´de ortaya çıkan karanlık odaklar, önceki gün Şahintepe Mahallesi´ndeki Velibaba Cemevi´ne saldırdı. PKK lehine slogan atan yüzleri maskeli grup, işyerlerine zarar vererek, iki araca molotofkokteyli attı. Çevredeki derneklere gönderildiği öğrenilen SMS´lerin etkisiyle de kısa sürede taşlanan cemevinin önünde yüzlerce vatandaş toplandı. Kalabalık hızla artınca cemevi yetkilileri gruba sağduyu çağrısı yaptı ve Aramızda bizi provokasyona getirmek isteyenler var. uyarısında bulundu. İstanbul´da yaşananları provokasyon olarak değerlendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu saldırının organize bir iş olduğunu söyledi. İddia edildiği gibi bir bayrak indirme meselesinin yaşanmadığını belirten Kenanoğlu, güvenlik kameralarının kapalı olmasına dikkat çekti. Bu saldırı hâlâ şüphelidir. Hiç kimse saldıranları tanımıyor. dedi. Velibaba Cemevi Dedesi eski CHP milletvekili Ali Kurt ise 1980 öncesinde de bu tür provokasyonlar yaşandı. Sağduyu sahibiyiz, bu oyunlara gelmeyeceğiz. ifadelerini kullandı. Cemevi adına açıklama yapan Bektaş Ulusan, Kürt ve Alevi nüfusunun kardeşçe birlikte yaşadığı bir mahalledir. Eğer bu provokasyonu gerçekleştirenlerin amacı bir Kürt ve Alevi çatışması ise bizler buna asla izin vermeyeceğiz. ifadelerini kullandı.

Velibaba Cemevi´nin bulunduğu Şahintepe Mahallesi, İstanbul´un lüks semtlerinden Bahçeşehir ile Başakşehir arasında yer alıyor. 1990´lı yıllarda, yoğun göçle birlikte kısa sürede 60 binlik bir küçük şehir haline gelmiş. Niteliksiz işgücü oranı yüksek, işsizlik ise had safhada. Nüfus yoğunluğu ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu kökenli. Mahallenin ikinci yoğunluk grubunu Tokatlılar oluşturuyor. Zaten önceki akşam saldırıya uğrayan cemevi de Tokat´ın Zile ilçesine bağlı Karacaören Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği Velibaba Cemevi. Üyelerin verdiği bilgiye göre Karacaörenli 700 hane Şahintepe´de yaşıyor. Saldırının gerçekleştiği anda cemevinde bulunan İbrahim Akgür, akşam saat 7 sularında 30-40 kişilik bir grubun bir anda ortaya çıkarak cemevini hedef aldığını belirtiyor: Ne olduğunu anlayamadık, bir anda camları taşlamaya başladılar. Kendimizi yerlere attık. Grubun içinde yüzü poşu ile kapatılmış kişiler vardı.

Alevilerle kürtler arasında sorun yok

Saldırının ardından cemevinin önünde toplanan yaklaşık 300 kişilik gruptan bazılarının iki sokak ötede bulunan Şahintepe Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Şah-Der) ile VANDER´e de (Vanlılar derneği) saldırı düzenlediği öğrenildi. Şah-Der, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) tabanına müzahir bir dernek. Şah-Der yetkilisi Özcan Can, Bizim bu olayla hiçbir ilgimiz yok. Olayı gerçekleştirenler 30-40 kişiydi. Bunların içinde yüzlerini poşu ile kapatmış 4-5 kişi vardı. Diğerleri 12-13 yaşında çocuklar. Bugüne kadar bizim Alevilerle hiçbir sorunumuz olmadı. ifadelerini kullanıyor. VANDER yetkilisi Sertip Varlık, Çok şaşırdık, aramızda hiçbir sorun yoktu. Ne olduğunu biz de bilmiyoruz. diyor.

Kamuoyu oluşturmak için en iyi ses camiyi, cemevini basınca çıkar

Mahallede ise tam bir şaşkınlık havası var. Kimse olanlara bir anlam veremiyor. Mahalle sakinlerine göre gruplar arasında ne bir gerginlik ne de husumet var. Şimdiye kadar cemevine yönelik benzer bir saldırı da yaşanmamış. Her iki tarafın temsilcilerine göre de bu olay organize bir provokasyon. Saldırıda elinden yaralanan Ali Bakır´ın sözleri manidar: Kamuoyu oluşturmak için en iyi ses nereden çıkar? Camiyi, cemevini basarsın, oradan çıkar. Bugüne kadar PKK´nın saldırdığını görmedim. Organize bir işe benziyor. BDP ilçe yöneticilerinden Mehmet Aydemir, Biz bu olayı provokasyon olarak değerlendiriyoruz. Açığa çıkarılmasını istiyoruz. Olayın asla bizimle ilgisi yok. şeklinde konuşuyor. Şahintepe, yanı başındaki zengin semtlere oranla oldukça yoksul bir bölge. İmar problemi nedeniyle gelişememiş. Ancak muhtar Erol Çapan´ın verdiği bilgilere göre belediye bir süredir bu mahalleyi imara kavuşturmayı planlıyor. İki ay içinde 1/1000´lik planların çıkması bekleniyor. Bu da bu bölgedeki arazilerin hemen yanı başındaki Bahçeşehir´le rant açısından eşitlenmesi anlamına geliyor. Muhtar Çapan, provokasyonla ilgili değerlendirmelerde bulunurken imar çalışmalarına da dikkat çekiyor.

Bayrak indirilmedi

Saldırının ardından bayrak indirme iddiası gündeme getirildi. İddialara göre sloganlar eşliğinde yürüyen grup, cemevinin en üst katında bulunan bayrağı indirmek istemiş, cemevindekiler bunu engelleyince saldırı yaşanmıştı. Ancak görgü tanıkları bu iddiaları doğrulamıyor. Saldırı sırasında elinden yaralanan ve işyeri de hasar gören Ali Bakır, Bayrak 16 senedir orada. Bayrakla uzaktan yakından alakası yok. Grup doğrudan saldırdı. dedi. Saldırı anında cemevinin içinde bulunan İbrahim Akgür de bayrak iddiasını yalanlıyor. Polis kayıtlarında da böyle bir bilgi yok. Ancak polis bu şüpheyi göz ardı etmiyor. Ali Bakır´ın verdiği bilgilere göre bayrak tartışmasını olay sırasında bir sivil polis ortaya attı. Kameralar olay anında neden kapandı? Şahintepe´deki cemevi saldırısında güvenlik kameralarının kapalı olması, akıllarda soru işaretleri bıraktı. Cemevinin dış cephesinde sokağı görüntüleyen kameralar normal şartlarda sürekli açık. Ancak olay günü öğleden sonra kısa süreli bir elektrik kesintisi yaşandığı, bu sebeple kameraların devre dışı kaldığı ileri sürüldü. Saldırıya uğrayan Velibaba Cemevi Dernek Başkanı Kadir Savaş´a göre, elektrik kesilince bozulur diye kameralar kapatılmış. Sonra da kimse açmamış. O yüzden olay anında kamera kayıtta değilmiş. ( Zaman)

Bir hafta önce de Maraş´ta saldırı yapıldı

Bu saldırıdan bir hafta önce, Kahramanmaraş´ta Alevi Bektaşi Federasyonu´nun düzenlediği katliamı anma programına da yaklaşık 150 kişilik bir grup saldırmıştı. Kahramanmaraş katliamının 32. yıldönümü dolayısıyla Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından Müftülük Meydanı´nda yapılan anmaya, bir grup tarafından basılma girişiminde bulunuldu. Polis ve MHP İl Başkanı tarafından ikna edilmeye çalışılan grup tahta ve kalaslarla Alevi derneklerinin programı yaptığı meydana girmek istemiş, Polis grubu biber gazıyla durdurabilmişti.

2011: Ergenekon´un kıyameti

Maraş´taki Ülkücüler, İstanbul´daki ise PKK´lılar tarafından gerçekleştirilen alevilere yönelik bu saldırıların organize olduğu, bir elden tezgahlandığı söylenebilir. Son olarak kabul edilen Sivas´ta Ermeni Cemaat liderine suikast iddianamesi ile önceki Ergenekon iddianamelerinde de Alevilere, Ermeni ve diğer azınlıklara provokasyon amaçlı saldırı girişimleri Ergenekon Terör Örgütü´nün işi olarak gösteriliyordu. Eylem gücü zayıflamış olsa da Ergenekon´un hala ayakta olduğu, örneğin Ergenekon davası tanıklarına yönelik saldırılar ve Gölcük Donanma´da 10 çuval belgenin ele geçirilmesi gibi çok sayıda somut gelişme ile ortaya çıkmıştı. 2011 seçimlerinin Ergenekon için hayati olduğu, iktidarın seçimlerde düşürülmesi, hiç olmazsa gücünün azaltılmasının hedeflendiği uzun zamandır dillendirilmekteydi. Bu strateji doğrultusunda seçimler yaklaştıkça kışkırtmaların beklendiği ve giderek artacağı da aynı iddialar kapsamında dillendirilmekteydi. Alevilere yönelik saldırılar da işte bu eylem zincirindeki halkalardan biri olarak görülmeli.

Ülkücüler saldırdı, Bahçeli AK Parti´yi eleştirdi!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terör örgütü mensuplarınca İstanbul Başakşehir´de bulunan Velibaba Cemevi´ne yapılan saldırıyı kınadı. Bahçeli, bu olayla ülkenin vahim bir ortama çekilmeyi çalışıldığına dikkat çekerek, buna karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. Bahçeli, TBMM´de partisinin grup konuşmasına cemevine yapılan saldırı olayı ile başladı. Bahçeli, şunları söyledi: Cemevinin dışında asılı olan Türk bayrağını tahrik unsuru sayarak taş ve sopalarla içeride bulunan kardeşlerimiz hedef alınmıştır. Canice yapılan bu eylemin gerekçesi olarak da bayrağımızın işaret edilmesi, ülkemizin içine sürüklendiği vahim ortamı göstermesi bakımından ibretlik olmuştur. Bölücülerin artık her milli değerden tahrik olmaları ve şiddete başvurmaları üzerine AKP hükümeti şapkasını önüne koşup mutlaka düşünmelidir. Bir hafta önce Kahramanmaraş´ta Alevilere yönelik gerçekleşen saldırının ülkücülerden gelmesine değinmeyen Bahçeli´nin eleştiri oklarını yine AK Parti´ye yöneltmesi ise şaşkınlıkla karşılandı. ( Cihan)

Provokasyonlara karşı Alevilerden imza kampanyası

29 Aralık 2010:Cemevine yönelik saldırıyı kınayan çok sayıda Alevi kuruluşu, provokasyonlara karşı imza kampanyası başlattı. Kampanyaya ilk imzayı; Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Turgut Öker, Hacıbektaş Anadolu Kültür Vakfı Ercan Geçmez, Pirsultan Abdal Derneği Fevzi Gümüş, Hubyar Sultan Derneği Ali Kenanoğlu, Barış Meclisi üyesi Hakan Tahmaz, Alevi dedesi Dertli Divani, Araştırmacı Yazar Erdoğan Aydın, Araştırmacı Yazar Turan Eser, Gazeteci Vedat Kara, Gazeteci Ahmet Koçak, Bozatlı Hızır Derneği Hatice Altınışık, Sanatçı Nurettin Güleç, Okmeydanı Cemevi Kamil Aykanat ve Araştırmacı Yazar Ali Murat İrat verdi.

Karanlık ellere engel olunsun

Kampanya bildirisinde; “Türkiye toplumu ´Alevi-Sünni´, ´Türk-Kürt´, şimdi de ´Alevi-Kürt´ arasında çatışma yaratmaya dönük oyunları biliyor. Alevi-Sünni çatışması” çıkarmayı başaramayanlar, şimdi Alevi-Kürt çatışması çıkarmak için pis bir tuzak kurmaya yeltendiler. Çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli Türkiye´den korkan, onları inkar eden, asimilasyona tabi tutan ve bu yönde provokasyonlar hazırlayan karanlık ellerin devreye girmesine engel olunmalıdır. Alevileri ve Kürtleri içine çekmeye çalışan bu provokatif davranışlara demokratik tepki göstermek gerektiğine inanıyoruz. Saldırıyı yapanları bir kez daha kınıyoruz.” ifadeleri kullanıldı.

Başka provokasyonlar olabilir

Hubyar Sultan Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Aleviler olarak artık kamplaşmaların oluşmasını istemediklerini, imza kampanyası ile provokasyonlara karşı taleplerinin tabana yayılmasını amaçladıklarını dile getirdi. Olayın ilk medyada yer alış biçimini eleştiren Kenanoğlu, “Burada bir bayrak indirme hadisesi yoktur. Ancak olay, ilk haberlerde Kürt-Alevi çatışması gibi yer aldı. Gazi ve Maraş olaylarında da bu tür söylenti ve haberler olayların fitilini ateşledi. Burada da aynısını yapmaya çalıştılar. Başka provokatif saldırılar da olabilir. Alevi kesim uyanık olmalı, ilk duyduğu bilgiyi Alevi derneklerine teyit ettirsinler.” diye konuştu. ( Bugün)

CEMEVİNE SALDIRIYA İDDİANAME

24 Mart 2011 - Başakşehir´de bulunan Veli Baba Cemevi´ne yapılan taşlı saldırıya ilişkin soruşturma tamamlandı. İddianamede cemevini taşlama eylemine katılan şüphelilerin 36 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mustafa Çavuşoğlu tarafından hazırlanan 37 sayfalık iddianamede 14 müşteki ile 7´si tutuklu 13 şüpheli yer aldı. İddianamede, 9 Ocak 2010 ve 2 Ekim 2010 tarihlerinde www.firatnews .com adlı internet sitesinde yayınlanan haberlerle bazı eylemlerin talimatlarının verildiği anlatıldı. Şüphelilerin 7 ayrı eyleme katıldıklarının tespit edildiği anlatıldı.

Sanıkların katıldığı belirtilen eylemler şöyle sıralandı: 10 Ocak 2010´da Başakşehir´deki BDP teşkilatının önünde toplanan bin kişinin katıldığı grubun KCK operasyonlarını protesto etmek için yaptıkları eylemde Kürtçe slogan atılması. Başakşehir´de 3 Ekim 2010´da İETT aracına molotofkokteyli atılması. 4 Aralık 2010´da Başakşehir´de İETT otobüsüne molotofkokteyli atılması. 12 Aralık 2009´da Başakşehir´de biri İETT otobüsü 6 aracın taşlanması ve bu sırada araç şoförlerinden birinin yaralanması. Ayrıca Mehmet Yaren Gümeli İlköğretim Okulu önünde toplanan bir grubun Kürtçe slogan atarak Türk bayrağını indirmesi.

İddianamede şüphelilerin gerçekleştirdiği 7 numaralı eylemde ise 26 Aralık 2010´da Başakşehir´de yüzleri maskeli 40-50 kişilik bir grubun terör örgütü lideri Abdullah Öcalan lehine Kürtçe slogan atarak barikatla caddeyi kapattıkları belirtildi. Cadde üstünde yürüyüşe geçen grubun cadde üzerindeki bir markete havai fişekli ve sopalı saldırıda bulunduğu kaydedilen iddianamede, grubun Karacaören Köyü Veli Baba Cem ve Kültür Evi´nin camlarını taş ve sopalarla kırdığı ifade edildi.

İddianamede şüphelilerden Özcan Can´ın PKK/Kongra-Gel terör örgütünün gençlik yapılanması olan DYG içerisinde Başakşehir´de faaliyetlerde bulunduğu ve diğer şüphelilerle irtibatlı olduğu, telefon görüşmelerinde örgütsel faaliyetlerinden bahsetmemeye dikkat ettiği anlatıldı. İddianamede sanıklardan Özcan Can, Fırat Tarın, Tevnur Ülgün, Adem Ünlü, Aydın Can, Bayram Can, Cümbet Erterek, Oktay Daşdemir´in Cemevi´nin taşlanması olayına katıldıkları belirtildi. Şüphelilerden Adem Ünlü´nün ifadesinde eylemi Aydın Can´ın yönlendirdiği şeklinde bilgi verdiği de iddianamede yer aldı.

İddianamede şüphelilerden Özcan Can´ın Silahlı terör örgütü üyesi olmak, ibadethane ve mezarlıklara zarar vermek ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarından 12 yıldan 36 yıla, Fırat Tarın´ın Silahlı terör örgütü üyesi olmak, ibadethane ve mezarlıklara zarar vermek, mala zarar vermek ve terör örgütü propagandası yapmak 10 yıldan 28 yıla, Tevnur Ülgün ile Adem Ünlü´nün Silahlı terör örgütü üyesi olmak, ibadethane ve mezarlıklara zarar vermek ve terör örgütü propagandası yapmak 10 yıldan 26 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

Şüphelilerden Aydın Can´ın Silahlı terör örgütü üyesi olmak, ibadethane ve mezarlıklara zarar vermek ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarından 12 yıldan 36 yıla, şüpheli Bayram Can´ın Silahlı terör örgütü üyesi olmak, ibadethane ve mezarlıklara zarar vermek ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarından 11 yıldan 31 yıla, Cümbet Erterek´in Silahlı terör örgütü üyesi olmak, ibadethane ve mezarlıklara zarar vermek, mala zarar vermek ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarından 10 yıldan 30 yıla, Oktay Daşdemir´in Silahlı terör örgütü üyesi olmak, ibadethane ve mezarlıklara zarar vermek ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarından 9 yıldan 21 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. İddianamede diğer şüphelilerin ise Silahlı terör örgütü üyesi olmak, nitelikli mala zarar verme, patlayıcı madde bulundurma, genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarından 10 yıldan 26 yıla kadar değişen yıllarda hapisle cezalandırılmaları talep edildi. (Cihan)

(28 Aralık 2010), son güncel.: (24 Mart 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon´un ortaya çıkarılamayan kadroları

Savcılar Ergenekon ´İdharı´nın peşinde

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2723    yazdır/print


 

Hakim de hayret etti: Bomba haberler sadece TRT´ye yasak

´Bomba yüklü kamyon´ haberi için TRT´ye açılan dava beraatle sonuçlandı. Duruşma savcısı da mütalaasını beraat yönünde verdi. Ancak iddianameyi hazırlayan diğer savcı, Yargıtay´a temyize gidip gazetecilik faaliyetine ceza istedi. Beraate hükmeden hakimin tespiti ise oldukça dikkat çekici: ´Aynı haberi bütün ulusal kanallar yaptı. Diğerlerinin şüpheli konumundan çıkarılıp sadece bir devlet kurumu olan TRT´nin şüpheli olarak gösterilmesinin nedeni tespit edilememiştir.´

Hakim de hayret etti: Bomba haberler sadece TRT´ye yasak!

´Bomba yüklü kamyon´ haberi için TRT´ye açılan dava beraatle sonuçlandı. Duruşma savcısı da mütalaasını beraat yönünde verdi. Ancak iddianameyi hazırlayan diğer savcı, Yargıtay´a temyize gidip gazetecilik faaliyetine ceza istedi. Beraate hükmeden hakimin tespiti ise oldukça dikkat çekici: ´Aynı haberi bütün ulusal kanallar yaptı. Diğerlerinin şüpheli konumundan çıkarılıp sadece bir devlet kurumu olan TRT´nin şüpheli olarak gösterilmesinin nedeni tespit edilememiştir.´

Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin, 10 Mart 2010´da Ankara-Gölbaşı´nda durdurduğu ve içinden 958 adet el bombası çıkan sivil plakalı kamyonla ilgili yargı süreci ilginç bir seyir izliyor. O gün son dakika gelişmesi olarak duyurulan haberin en büyük sıkıntısını gazeteciler çekiyor. Ankara Cumhuriyet Savcısı Levent Savaş, TSK´ya ait olduğu anlaşılan bombalarla ilgili haber yaptığı için TRT muhabiri Rahmi Şener ve editör Bilgehan Coşgun hakkında dava açmıştı. Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesi davayı sonuçlandırdı. Duruşmalara katılan savcının da talebi üzerine beraat kararı verdi. Soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiğine dair hiçbir delil bulunulamadığı vurgulandı. Ancak iddianameyi düzenleyen diğer savcı Levent Savaş, gazetecilerin peşini bırakmadı. Beraatin bozulması için Yargıtay´a temyiz başvurusunda bulundu. Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi İbrahim Ekdemir´in beraat kararıyla ilgili gerekçesi ise yaşanan ilginçliği gözler önüne serdi: Aynı haberi bütün ulusal kanallar yaptı. Diğerlerinin şüpheli konumundan çıkarılıp sadece bir devlet kurumu olan TRT´nin şüpheli olarak gösterilmesinin nedeni tespit edilememiştir.

Savcı Savaş´dan TRT´ye savaş

Özel Harp Dairesi´ne (ÖHD) ait 958 el bombası yüklü kamyonun durdurulmasını haber yapan TRT muhabiri için yeni bir yargı süreci başlatıldı. Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesi, duruşma savcısının mütalaası doğrultusunda TRT muhabiri Rahmi Şener´in beraatına karar verdi. Ancak iddianameyi düzenleyen savcı Levent Savaş, hükmün bozulması için kararı Yargıtay´da temyiz etti.

Kanal ırkçılığı

Bomba yüklü haberin yapılmasının ardından başlayan yargı süreci ilginç bir seyir izledi. Terörle Mücadele Şubesi ekipleri bir ihbar üzerine 10 Mart 2010 akşamı Gölbaşı yakınlarında sivil plakalı kamyonu durdurdu. Kamyondan yüzlerce bomba ve silah çıktı. Son dakika gelişmesi olarak aktarılan olayda haber kanalları polisin durdurduğu kamyondaki el bombalarının seri numarasının silindiği bilgisini verdi. Özel yetkili cumhuriyet savcısının talimatıyla sivil plakalı kamyon Ankara Emniyet Müdürlüğü´ne çekilirken, kamyonun TSK´ya ait 958 adet el bombasını taşıdığı anlaşıldı. Olayla ilgili gelişmeleri, TRT Haber muhabiri Rahmi Şener de son dakika gelişmesiyle duyurdu. Bomba yüklü kamyonla ilgili bilgileri NTV ve Habertürk gibi kanallar da vermesine rağmen Genelkurmay, haberlerle ilgili yalnızca TRT hakkında suç duyurusunda bulundu.

Hakim: Savcının TRT´yi suçlamasının nedeni anlaşılamamıştır

Suç duyuruları üzerine Ankara Cumhuriyet Savcısı Levent Savaş, TRT editörü Bilgehan Coşgun ve muhabir Rahmi Şener hakkında dava açtı. İddianamede, editör Coşgun ile muhabir Şener´in bir yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları istendi. Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesi, iki TRT çalışanı hakkında beraat kararı verdi. Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi İbrahim Ekdemir´in beraat kararıyla ilgili gerekçesi ise yaşanan ilginçliği gözler önüne serdi: Aynı haberi bütün ulusal kanallar yaptı. Diğerlerinin şüpheli konumundan çıkarılıp sadece bir devlet kurumu olan TRT´nin şüpheli olarak gösterilmesinin nedeni tespit edilememiştir. Ancak, bütün bu gelişmelere rağmen dava iddianamesini düzenleyen Savcı Levent Savaş, beraatın bozulması için kararı Yargıtay´da temyiz etti. Böylece, TRT muhabiri hakkındaki yargı sürecinde yeni bir safhaya gelindi. ( Zaman)

Haberci haberciliğini yapmış, bomba gibi haberi es geçmemiş

Sivil plakalı kamyonda ele geçirilen el bombalarıyla ilgili Ankara Cumhuriyet Savcılığı takipsizlik kararı vermişti. Ancak kriminal inceleme sonucunda ilginç bağlantılar ortaya çıktı. Bu bombaların bir kısmının Ergenekon soruşturmasında ele geçirilen bombalarla aynı seriden oldukları tespit edildi. Olayın seyrini değiştiren bu gelişme üzerine Ergenekon savcılarının, yeniden soruşturma başlatacakları öğrenildi.

Kamyondaki 317 bomba 59 olayla irtibatlı

10 Mart 2010 tarihinde polise gelen bir ihbar maili üzerine Ankara polisi tarafından durdurularak aranan ve içerisinde 958 adet el bombası bulunan kamyonetteki, eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD) olan Özel Kuvvetler Komutanlığı´na (ÖKK) gönderilen bombaların bazılarının Ergenekon soruşturmaları kapsamında ele geçirilenlerle aynı seriden olduğu tespit edildi. Ankara Emniyeti mehmetali06168@hotmail.com e-mail adresinden gelen ihbar üzerine aracı Ankara girişinde durdurarak arama yapmış, aramada Gölbaşı´ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı´na götürülmek üzere 958 adet el bombası bulmuştu. Bombalar incelendikten sonra askeri yetkililere teslim edilmişti. Olay ile ilgili soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla mühimmatın kriminal incelenmesi yapıldı. Kamyonda çıkan 125 bomba, Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye´de bir gecekonduda ele geçirilen 18 bombadan 2´si ile aynı seriden. Yine kamyondan çıkan 12 bomba 7 Ocak 2009´da Yarbay Mustafa Dönmez´in Sakarya´daki yazlığında ele geçirilen bombalarla aynı seriden. Benzerlik bununla da sınırlı değil. 25 bomba ise Yarbay Mustafa Dönmez´in evinde ele geçirilen krokiden yola çıkılarak 12 Ocak 2009´da Zir Vadisi´nde yapılan kazılarda bulunan 10 el bombası ile aynı seriden. Kamyondan çıkan 25 bomba, 21 Nisan 2009´da Poyrazköy´de yapılan kazılarda ele geçirilen 2 el bombasıyla aynı seriden. Yine kamyondaki 130 el bombası, 6 Temmuz 2007´de Vatansever Kuvvetler Birliği´ne dönük operasyonda gözaltına alınan Ahmet Cinali´den ele geçirilen el bombası ile aynı seriden. Kamyondan çıkan bombalardan bazıları Ergenekon soruşturması kapsamında 12 Aralık 2008´de Trabzon´da gözaltına alınan Özel Harekat Polisi Hasan Akyüz´ün ikametinde bulunan 8 adet el bombası ile aynı seriden. Söz konusu bombaların, Yarbay Mustafa Dönmez ile Ümraniye´de Oktay Yıldırım´da ele geçirilen bombalarla da aynı seriden olduğu daha önce ortaya çıkmıştı. 18 Ağustos 2006´de İstanbul Küçükçekmece´deki Eğirdir Tekstil isimli işyerinde ele geçirilen 4 adet el bombasından 1´inin yine kamyondaki el bombaları ile aynı seriden olduğu kriminal rapora girdi. Bu bombanın Yarbay Mustafa Dönmez´in evinde ele geçirilen el bombalarıyla da aynı seri olduğu rapora girdi. Ergenekon soruşturması kapsamında, 5 Eylül 2009 tarihinde Kahramanmaraş Merkez Döngel köyünde bulunan bir el bombası, 24 Mayıs 2008´de Antalya´da hırsızlık zanlısı Abdülvehhap Salman´da ele geçirilen el bombası ve 23-30 Nisan 2008 tarihleri arasında Mersin Merkez Kuyuluk mevkiinde köylülerin bulduğu 4 adet el bombasının da kamyondaki bombalarla aynı seriden olduğu raporda yer aldı.

125 BOMBA ÜMRANİYE: Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye´deki 18 el bombasından iki tanesi kamyondaki 125 adet bomba ile aynı seriden.

130 BOMBA VATANSEVERLER: Vatansever Kuvvetler Birliği Hareketi operasyonu kapsamında Ahmet Cinali´de bulunan el bombası da kamyondaki 130 el bombası ile kardeş.

12 BOMBA YARBAY DÖNMEZ: Mustafa Dönmez´in Sakarya´daki yazlığında ele geçen el bombaları, kamyonda bulunan 12 bomba ile aynı seriden.

25 BOMBA ZİR VADİSİ: Kazılarda ele geçen 10 el bombası kamyonda bulunan 25 adet bomba ile aynı seri.

25 BOMBA POYRAZKÖY: Kazılarda ele geçen iki el bombası, kamyonda bulunan 25 adet bomba ile aynı seriden.

TRABZON: Özel Harekat Polisi Hasan Akyüz´ün evinde bulunan 8 el bombası, Kahramanmaraş Merkez Döngel Köyü´nde bulunan 1 el bombası, Antalya´da hırsızlık zanlısı Abdülvehhap Salman´da ele geçirilen el bombası da kamyondakilerle aynı seriden.

(24 Aralık 2010, 10:45)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! İhbar üzerine yakalanan bomba kamyonu TSK´nın

İhbarcıdan yeni mail: 4 bomba kamyonu İstanbul´da

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

Ergenekon savcıları devrede: Özel Harp bombaları soruşturulacak

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2697    yazdır/print


 

ABD´ye kaçan Yaşer gibi eşi de misyoner çıktı

´Misyonerlikle´ suçlanan ve hakkında Ergenekon davası kapsamında yakalama kararı çıkarılan Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) eski Başkanı Gülsever Yaşer´in eşi de ´misyoner temsilcisi´ çıktı. Dünya Kiliseler Birliği´nin, müslümanlığın yayılmasını engellemek ve hıristiyanlığı yaymak için Yaşar Yaşer´in başkanı olduğu Sağlık ve Eğitim Vakfı´nı (SEV) kullandığı MİT raporuyla yıllar önce ortaya konulmuş. Gülseven Yaşer, Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınacağını öğrenince ABD´ye kaçmıştı. Karı koca Yaşer´lerin misyonerlikle suçlanmaları üzerine açtıkları tazminat davalarının, MİT´in iddiaları doğrulaması üzerine mahkemelerce reddedildiği de ortaya çıktı.

ABD´ye kaçan Yaşer gibi eşi de misyoner çıktı!

´Misyonerlikle´ suçlanan ve hakkında Ergenekon davası kapsamında yakalama kararı çıkarılan Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) eski Başkanı Gülsever Yaşer´in eşi de ´misyoner temsilcisi´ çıktı. Dünya Kiliseler Birliği´nin, müslümanlığın yayılmasını engellemek ve hıristiyanlığı yaymak için Yaşar Yaşer´in başkanı olduğu Sağlık ve Eğitim Vakfı´nı (SEV) kullandığı MİT raporuyla yıllar önce ortaya konulmuş. Gülseven Yaşer, Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınacağını öğrenince ABD´ye kaçmıştı. Karı koca Yaşer´lerin misyonerlikle suçlanmaları üzerine açtıkları tazminat davalarının, MİT´in iddiaları doğrulaması üzerine mahkemelerce reddedildiği de ortaya çıktı.

Ergenekon soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) yöneticilerine yönelik soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame gündemdeki yerini koruyor. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede 8 sanık bulunuyor. Mahkemenin kabul kararı ile birlikte firari sanık eski ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan iddianamede “misyonerlikle” suçlanan ve hakkında yakalama kararı çıkarılan ÇEV eski Başkanı Gülsever Yaşer´in eşiyle ilgili de şok iddialar yer alıyor.

Eşi Yaşar Yaşer

İddianame hazırlık aşamasında iken “tedavi için gittiği” ABD´den dönmeyen ve firari durumda olan ÇEV eski Başkanı Yaşer´in eşi Yaşar Yaşer´in, Hıristiyanlığın bir kolu olan Protestanlığın Türkiye´de yayılması için faaliyet gösteren Dünya Kiliseler Birliği´nin Türkiye Temsilcisi olduğu belirtiliyor. Bu iddia bizzat MİT Raporu´nda geçiyor.

MİT raporunda da adı geçiyor

Milli İstihbarat Teşkilatı´nın bir süre önce Başbakanlığa sunduğu ve Türkiye´de ki misyonerlik faaliyetlerini anlatan bir raporda, Gülseven Yaşer ile başında bulunduğu ÇEV´in de adı yer alıyor. Milli İstihbarat Teşkilatı İstihbarat Başkanı Cemal Uzgören imzasıyla 24 Nisan 2001 tarihinde Başbakanlığa gönderilen iki sayfalık yazıya göre, Hıristiyanlığın bir kolu olan Protestanlığın Türkiye´de yayılması için faaliyet gösteren Dünya Kiliseler Birliği´nin ülkemizdeki temsilcisi durumundaki Amerikan Bord Heyeti, bu faaliyetini Sağlık ve Eğitim Vakfı eliyle yürütüyor. Yazıda Amerikan Bord adına Türkiye´de faaliyet yaptığı belirtilen Vakfın mütevelli heyetinin başında ise Gülseven Yaşer´in kocası Yaşar Yaşer bulunuyor. MİT Raporu şöyle: “Faaliyetlerini yabancı müessese sıfatı ile yürüten ve son yıllarda yeni mülk edinmeyen Amerikan Bord Heyeti´nin tasarrufu altındaki mülklerini de Sağlık ve Eğitim Vakfına (SEV) devrettiği ve hali hazırda faaliyetlerini SEV aracılığıyla yürüttüğü intikal eden bilgilerdendir. Öte yandan Amerikan Bord Heyeti´ne bağlı olarak faaliyet gösteren Kitab-ı Mukaddes şirketinin yöneticisi olan Süryani asıllı Emanuel Bağdaş´ın, Türkiye Ermenileri Patriği Metrof Mutafyan ile Fener Rum Patriği Bartholomeos Arhondonis´in Haziran 2000 ayı içinde yaptıkları görüşmede vardıkları mutabakat gereği, 17 Ağustos 1999 Marmara depremi ardından ortaya çıkan Kiliseler arası deprem yardım komisyonu başkanlığı yaptığı öğrenilmiştir. Amerikan Bord Heyeti ile aynı adreste faaliyet gösteren SEV Vakfı´nın ise ülkemizde sağlık, eğitim, kültür, kurum ve kuruluşlarına yardım amacıyla 1968 yılında kurulduğu, vakfın üye sayısının yaklaşık 12 bini bulduğu, üyelerinin Amerikan Bord Heyeti ve SEV´e bağlı okullardan mezun olan şahıslardan oluştuğu, 1999 yılı itibariyle 15 Trilyon TL´yi bulan malvarlığına sahip olduğu yönünde duyumlar alınmıştır.”

SEV okulu kapatılmıştı

Misyonerlik yaptığı MİT raporuyla belgelenen SEV Vakfı´nın selefi Amerikan Bord´a ait Tarsus Amerikan Koleji dini propaganda yaptığı gerekçesi ile kapatılmıştı.

Finansör mason locaları

SEV bir mason kuruluşu olarak gösteriliyor. Türkiye Büyük Locası´nın Mimar Sinan dergisinde yayınlanan ve Loca´nın internet sitesinde de yer alan 2008 yılı faaliyet raporunda, “Loca´nın kurduğu kurumlar” olarak şu ifadeler yer alıyor: “Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV), Cüzamla Mücadele Cemiyeti, Yoksul ve Hasta Öğrencilere Yardım Vakfı geçmişte veya günümüzde Türkiye Büyük Locası´nın kurmuş olduğu yardım amaçlı vakıflardır.” ( Habervaktim)

SEV MÜTEVELLİ HEYETİ

Prof. Dr. İlter Turan (Başkan) (TAC ´59)

Dilek Erzik (Başkan Yardımcısı) (UAA´61)

Yaşar Yaşer (TAC ´51)

Mete Akyol (TAC ´55)

Josef Amado (TAC ´67)

Ceyda Aydede (ACI ´73)

Prof. Dr. Mustafa A. Aysan (TAC ´52)

Tarık Bozbey (TAC ´68)

Gülsen Çapa (ÜAA ´66)

Şükran Çelebi (ACI ´75)

Candan Çilingiroğlu (ACI ´74)

K. Erhan Dumanlı (TAC ´67)

Muhteşem Ekenler (TAC ´77)

Kenneth Frank

Sema Gökçen (ACI´61)

Hasan Güleşçi (TAC ´56)

Tülay Güngen (ACI ´74)

Mehmet Gür (TAC ´69)

İlter H. Gürel

Esin Hoyi (ÜAA ´58)

Oktay İşcen (TAC ´45)

Bülent Kalpaklıoğlu

Hazım Kantarcı (TAC ´63)

Prof. Dr. Ahmet N. Koç (TAC ´51)

Prof. Dr. Sedefhan Oğuz (ÜAA ´75)

Prof. Dr. Zeynep İ. Önsan (ÜAA ´64)

İbrahim Paksoy (TAC´68)
Yılmaz Poda (TAC ´49)

Demir Sabancı (TAC ´89)

Naci Sığın (TAC ´80)

Tamer Şahinbaş (TAC ´58)

Ejide Tanık (ACI ´72)

Prof. Dr. Aykut Toros (TAC ´63)

Sait Tosyalı (TAC ´75)

Aykut Tuzcu (TAC ´67)

Yrd. Doç. Dr. Engin Ünsal (TAC´55)

Füsun Üstün (ÜAA ´64)

Dr. Warren H. Winkler

Mehmet Yaltır (TAC ´67)

Feyhan Yaşar (ACI ´74)

ONURSAL MÜTEVELLİLER:

Zeliha Dural (ÜAA ´46)

Anna G. Edmonds

Burhan Karaçam (TAC ´64)

Johannes Meyer

Sevindik Özev (ÜAA ´49)

Sevim Öztahtacı

Harold Schoup

İstemihan Talay (TAC´64)

Müjde Tekil (ÜAA ´60)

Berin Tümer
SEV Yönetim Kurulu: Kurul üyeleri Mütevelli Heyeti tarafından gizli oyla kendi üyeleri arasından veya dışarıdan seçilecek olan en fazla dokuz üyeden oluşuyor. 7 Kasım 2009 tarihinde göreve gelen Yönetim Kurulu üyelerinin tamamı SEV okullarından mezun.

YÖNETİM KURULU ÜYELERİ:

Başkan, Erhan Dumanlı (TAC ´67)

Mehmet Yaltır (TAC ´67)

Defne Erdur Bekdik (ACI ´94)

Gülsen Çapa (ÜAA ´66)

Piraye Erdem (ACI ´80)

Prof. Dr. Serdar Küçükoğlu (TAC ´76)

Mehmet Gür (TAC ´69)

Prof. Dr. Sedefhan Oğuz (ÜAA ´75)

Prof. Dr. Ahmet Ceranoğlu (TAC ´67)

YEDEK YÖNETİM KURULU ÜYELERİ:

Hazım Kantarcı (TAC ´63)

Zeynep Arabacıoğlu Özbilen (ÜAA ´83)

Pınar Aksoğan (TAC ´9)

Tülay Güngen (ACI ´74)

Füsun Üstün (ÜAA ´64)

Prof. Dr. Ayşın Baytan Ertüzün (ACI ´77)

Prof. Dr. Emre Akkuş (TAC ´76)

Salim Erdem (TAC ´75)

İbrahim Orhon (TAC ´71)

Gülseven Yaşer´in kızı 3 sene önce din değiştirerek Hıristiyanlığı seçti

ÇEV Genel Başkanı Gülseven Yaşer´in kızı Siminsu Uçak (Baytok)´un 3 sene önce din değiştirerek Hıristiyanlığı seçtiği öğrenildi. Nüfus müdürlüğüne giden Siminsu Uçak´ın, 10 Kasım 2006´da nüfustaki Müslüman kaydını sildirdiği belirtildi. Siminsu Uçak (Baytok) halen vatandaşı olduğu ABD´de yaşıyor. Hakkında arama emri çıkarılan Gülseven Yaşer´in Ergenekon operasyonu öncesi Amerika´da yaşayan kızının yanına gittiği kocası Yaşar Yaşer tarafından açıklanmıştı. Yaşar Yaşer, kızının doğum yapacak olduğunu, eşinin bu nedenle Amerika´ya gittiğini savunmuştu. Cumhuriyet Mitinglerinde ABD ve AB´ye hayır´ sloganı atan Yaşer´in torunu ABD vatandaşlığı hakkına kavuşmuş olacak.

Bağlarbaşı´nda misyoner işgali: SEV´in misyoner gösterildik diye açtıkları davalar reddedilmişti

Gazeteciyi mahkum olmaktan MİT belgesi kurtarmıştı

Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş 27 Aralık 2005 tarihinde, Sağlık Eğitim Vakfı´nın (SEV) aleyhine açtığı 30 bin yeni liralık tazminat davasından Milli İstihbarat Teşkilatı raporu sayesinde kurtulmuştu. Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, Odabaş´ın SEV´in ´misyonerlik yaptığı´ yönündeki iddialarını MİT´e sordu. Kurum gazetecinin iddialarını doğrulayınca mahkeme tazminat talebini reddetti. Adnan Odabaş, SEV´in Çağdaş Eğitim Vakfı ve başkanlığını Türkan Saylan´ın yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile işbirliği içinde olduğunu savunmuştu. Gazetenin haberinde, SEV´in Dünya Kiliseler Birliği´ne bağlı Amerikan Board´la ilişkili olduğu, aynı binada çalıştıkları, bünyesindeki Protestan kilisesi ile 1830´dan bu yana Türkiye´de faaliyet gösterdiği, emrindeki Biblehouse şirketi ile misyonerlik faaliyeti yaptıkları ve okul mezunu 12 bin kişinin vakfın kayıtlı üyesi olduğu iddialarında bulunulmuştu.

20 Nisan 2001 tarihli MİT raporu misyonerliği tescil etti

İstanbul´da yayımlanan yerel Üsküdar Gazetesi´nde, ´Bağlarbaşı´nda misyoner okulu´ ve ´Başbakan´a misyoner komşu´ başlıklarıyla çıkan iki haber, SEV tarafından mahkemeye taşındı. Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 Aralık 2005´te verdiği kararda, vakfın 30 milyarlık manevi tazminat talebini reddetti. Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş, haberlerini MİT raporu ve Tapu Kadastro Müdürlüğü verilerini kaynak göstererek yaptıklarını bildirdi. Yerel mahkeme Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, SEV´in Üsküdar Gazetesi´nin iddialarını MİT´e sordu. Gazetenin iddialarını doğrulayan MİT, 2 Mayıs 2005´te mahkemeye gönderdiği cevapta, Amerikan Board´ın Kitab-ı Mukaddes (Bible House) şirketi aracılığıyla Protestanlığın yayılması için uğraş verdiğini bildirdi. Üsküdar Amerikan Lisesi, Üsküdar SEV İlköğretim Okulu, İzmir Amerikan Lisesi, İzmir SEV İlköğretim Okulu, Tarsus Amerikan Lisesi, Tarsus SEV İlköğretim Okulu ve Gaziantep Amerikan Hastanesi´nin Amerikan Board´la bağlantılı olarak çalıştığını kaydetti. Bilgi notunda, son yıllarda mülk edinmeyen Amerikan Board Heyeti´nin tasarrufu altındaki mülklerini de SEV´e devrettiği ve faaliyetlerini söz konusu vakıf aracılığıyla yürüttüğü bilgisi de yer alıyor. Amerikan Board Heyeti ile aynı adreste faaliyet gösteren SEV´in ise, Türkiye´de sağlık, eğitim, kültür alanında faaliyet göstermek amacıyla 1968 yılında kurulduğu, vakfın üyesinin 10 bini bulduğu, 1999 yılı itibarıyla 15 trilyon TL´yi bulan mal varlığına sahip olduğu bildirildi.

MİT raporu: Türkan Saylan hıristiyan kökenli, Atatürk ilke ve inkılaplarını kalkan olarak kullanıp, birçok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topluyor

Dikkat Misyoner Geliyor: Karı koca Yaşer´ler

Mahkeme kararını değerlendiren Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş, Gazetemizde yer alan haberlerin hepsi MİT raporuna ve Tapu Kadastro Müdürlüğü´nden aldığımız belgelere dayalı idi. SEV, bunların yalan olduğunu iddia ediyordu. Haklılığımız mahkeme kararıyla ortaya çıktı. dedi. Söz konusu vakfın çalışmalarının Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile ilişkili olduğunu da anlatan Odabaş, Bunlar hep birlikte çalışıyor. Bunlar 20 Nisan 2001 tarihli MİT Raporu´nda sabittir. ifadesini kullandı. Odabaş, Yaşar Yaşer´in başkanlığını yaptığı SEV ile eşi Gülseven Yaşer´in başkanlığını yaptığı ÇEV´in birlikte çalıştığını, 2005 yılı Nisan ayında çıkan ´Dikkat Misyoner Geliyor´ isimli kitabında MİT Raporu´na dayandırarak aktarmıştı. Kitapta şu ayrıntılara yer verilmişti: Başkanlığını Gülseven Yaşer´in yaptığı ÇEV deprem bölgesinde eğitim ve öğretim evi projesi hazırlayarak Amerikan Board´dan yardım talebinde bulunmuştur. Başkanlığını Prof. Dr. Türkan Saylan´ın yaptığı ÇYDD hakkında, Atatürk ilke ve inkılaplarını kalkan olarak kullanıp, birçok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topladığı, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurtdışından yardım aldığı, kamuoyuna kendisini sivil toplum kuruluşları birliği olarak tanıtan çeşitli dernek ve vakıflarla işbirliği içerisinde oldukları´ iddialarına yer verilirken, Saylan´ın Hıristiyan kökenli olduğu ifade ediliyor. ( Zaman, 27 Aralık 2005)

İkinci dava da diğer mahkemece reddedilmişti

Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) yöneticileri, vakfı misyonerlik yapmakla suçladığı için Üsküdar Gazetesi aleyhine 100 bin YTL´lik ikinci bir tazminat davası daha açmıştı. 5. Asliye Hukuk Mahkemesi, 16 Mart 2006´da görülen davada söz konusu miktarın SEV´e ödenmesi gerekmediğine hükmetti. Üsküdar Gazetesi sahibi Adnan Odabaş, aleyhine açılan ikinci davayı da kazandı. Mahkeme, 100 bin YTL´lik tazminat talebi ile ilgili davada MİT´ten belge istedi. MİT daha önce 4. Asliye Hukuk Mahkemesi´ne sunduğu Odabaş´ın iddialarını ispatlayan belgeyi, ikinci kez farklı bir mahkemeye sundu. Odabaş, ´Bağlarbaşı´nda misyoner işgali´ ve ´Başbakana misyoner komşu´ başlığıyla sahibi olduğu gazetede verdiği haberde, SEV´in Bağlarbaşı´nda 48 adet, Burhaniye´de de 9 adet mülk satın aldığını öne sürmüştü. Misyonerlik yaptığı iddiasında bulunduğu vakfın, Dünya Kiliseler Birliği ve Amerikan Board ile birlikte çalıştığını ifade etmişti. SEV´in manevra yaparak eski bakanlardan İstemihan Talay ve Işın Çelebi´nin eşi Şükran Çelebi, gazeteci Mete Akyol ve 5 Amerikan Board yöneticisini mahkemede şahit olarak dinlettiğini ileri süren Odabaş, SEV´in MİT´e karşı vereceği savaşın altyapısını bu şekilde oluşturmaya çalıştığını söyledi. ( Zaman, 18 Mart 2006)

Dünya Kiliseler Birliği nedir?

Kiliseler Birliği, Bütün Hıristiyan kiliselerinin birliğini sağlamak; tek bir kilise halinde toplamak amacıyla kurulan teşkilatın adıdır. “Dünya Kiliseler Birliği” veya “Kiliseler Evrensel Kurulu” olarak da bilinir. Kiliseler Birliğinin kurulması fikri, ilk defa 1910 senesinde Edinburgh´da toplanan milletlerarası konferansta ele alındı. 1948 yılında Amsterdam´da kurulan teşkilatın Merkezi Cenevre´dedir. Bütün dünya kiliseleri arasındaki birliği ve beraberliği sağlamayı, bir arada ibadet etmeyi, Hıristiyanlık inancını dünyanın her tarafına yaymayı gaye edinmiştir. İkinci Dünya Savaşı öncesinde iki ayrı teşkilat kurulmuştu. Bunlardan Hayat ve Çalışma Hareketi kiliselerin günlük çalışmaları üzerinde değerlendirme yaparken; İnanç ve Düzen Hareketi, kiliselerin inanç ve teşkilatlanma problemleriyle ilgileniyordu. Kısa bir zaman sonra, her iki teşkilatın birleşmesi gündeme geldi. 1937 yılında Edinburgh´da toplanan İnanç ve Düzen Konferansı ile Oxford´da bir araya gelen Hayat ve Çalışma Konferansında, her iki teşkilatın bir çatı altında toplanma, tek isimle çıkma tasarısı kabul edildi.Kilisenin ileri gelenleri 1938 yılında Hollanda´da bir araya geldiler. Fakat araya İkinci Dünya Harbinin girmesiyle geri dağıldılar. Kiliseler Birliğinin toplanması ve kurulması ancak 1948´de yapılabildi. 1961´de Milletlerarası Misyonerlik Meclisinin Dünya Kiliseler Birliğine katılmasıyla teşkilat güç kazandı. Ortodoks ve Protestan mezheplerinin çoğunun üye olduğu Kiliseler Birliğinde, Katolik kilisesi yer almaz. Teşkilatın genel kurulu, çeşitli yerlerde altı senede bir toplanır. Teşkilatta yirmi altı kişilik bir yürütme encümeni ile genel sekretere bağlı geniş bir kadro çalışmaktadır.

İslamiyetin hızla yayıldığı yerlerde çalışma yapıyorlar

Kiliseler Birliği, kuruluşundan beri devamlı olarak İslamiyetin karşısında yer almıştır. İslamiyetin hızla yayıldığı birçok devletlerde bu yayılışı önlemek için geniş bir faaliyet içine girmişlerdir. İslam dininin yayılmasını önleyemediği yerlerde Mezhepsizlik, Teymiyecilik, Vehhabilik gibi sapık inançları ortaya çıkarıp yayarak, kafa karışıklığı çıkarmayı, böylelikle de insanları müslümanlardan soğutmayı, müslümanların birliğini sarsmayı, Ehli sünnet vel cemaat itikadından uzaklaştırmayı hedeflemiştir.

SOS Uluslararası Çocuk Köyleri Birliği

Dünya Kiliseler Birliğinin bir yan kuruluşu olan muhtaç ve kimsesiz çocuklara ait “Köy Evleri” on dört İslam ülkesinde kırk yedi adede yükselmiştir. Türkiye´de bilinen bir çocuk köyevi İstanbul Bolluca´da bulunmaktadır. Bolluca Çocukköyünde, Uluslararası SOS Çocuk Köyleri modeli uygulanmıştır. Merkezi Viyana´da olan “Save Our Souls= Ruhlarımızı Kurtar” kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen SOS köy evleri kimsesiz ve himayeye muhtaç çocukları, rahibelerin kontrolünde Hıristiyan olarak yetiştirmektedir. 1950 başlarında Hıristiyan Kiliseler Birliğine bağlı bu vakıf o zamanın Başbakanı Adnan Menderes´e Çocuk Köy Evlerinin açılması için müracaat etmiş, ancak izin alamamışlardır.

Abdullah Harun

(22 Aralık 2010, 12:47)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ÇYDD İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

ÇYDD ve ÇEV konulu manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2679    yazdır/print


 

Balyoz ve Dink hakimleri hakkında şok iddialar

Balyoz ve Hrant Dink davalarına bakan mahkeme başkanlarının görevden alınmalarıyla ilgili yeni ayrıntılar ortaya çıkıyor. Her iki hakimle ilgili yüz kızartıcı iddialar var. Gizli tanık ´Terazi´nin Ergenekon savcılarına anlattıkları çok düşündürücü.

Balyoz ve Dink hakimleri hakkında şok iddialar

Balyoz ve Hrant Dink davalarına bakan mahkeme başkanlarının görevden alınmalarıyla ilgili yeni ayrıntılar ortaya çıkıyor. Her iki hakimle ilgili yüz kızartıcı iddialar var. Gizli tanık ´Terazi´nin Ergenekon savcılarına anlattıkları çok düşündürücü.

Balyoz Darbe Planı Davası´nın görülmesine önceki gün Silivri´de başlandı. Oldukça uzun süreceği belli olan bu yargılama gündemdeki yerini belli ki koruyacak. Fakat darbe planları kadar mahkemenin şekil şartları da tartışma konusu. Özellikle de yargılama başlamadan hemen önce 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´un Gebze´ye atanması oldukça dikkat çekti. Balyoz planına da ´seminer notları´ olarak bakan medya ´bakın dosya daha baştan şaibeli´ söylemi yaydı.

Rant eroin işinden

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise haklarındaki soruşturmalar nedeniyle görev değişikliği yapıldı. ´HSYK bu kararı oy birliği ile aldı´ diyerek´ değişikliğin ne kadar zaruri olduğunu anlatmaya çalıştı. Fakat tartışmalar bitmiş değil. Ancak hem 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´un hem de Hrant Dink Davası´na bakan 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak´ın yer değiştirmesine neden olan soruşturma dosyasına bakılırsa vahim bir tabloyla karşılaşılıyor. Çünkü her iki hakimle ilgili yüz kızartıcı iddialar var. Hatta gizli tanık Terazi´nin Ergenekon savcılarına anlattıkları çok düşündürücü. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin raporlarına göre 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt ve 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak, büyük hacimli uyuşturucu davalarında sanıklar ve onların avukatlarıyla ´uygunsuz ilişkilere´ girdi. Adalet Başmüfettişi Oktay Acu´nun 25 Kasım´da Bakanlık Teftiş Kurulu´na yolladığı ´soruşturma izni talebi´nde her iki hakimle ilgili çarpıcı ifadeler yer alıyor. Soruşturma evraklarına göre hakimler Başkurt ve Canak, uyuşturucu davalarının avukatlarıyla yakın temasta. Hatta avukatlarla, üstelik onların araçlarıyla Ankara´ya gidip Seyfi Oktay´ın aracı olmasıyla HSYK Başkanvekili Kadir Özbek ile görüştüler. Yine aynı evraklara göre bir eroin davasında tutuklu bulunan Cemal Nayır´ın tahliyesi için avukatları mahkeme başkanı Erkan Canak ile müzakere ettiler. Hatta tahliye olmayınca da sanık avukatları diğer hakim Zafer Başkurt üzerinden hakim Erkan Canak´ı tehdit ettiler.

İfadenin tarihi 21 Ekim

Fakat asıl şok bilgiler adliyelerde dönen rüşvet çarkını anlatan gizli tanık ´Terazi´nin Ergenekon savcısı Zekeriya Öz´e verdiği ifadede var. 21 Ekim 2010 tarihinde ifadesi alınan gizli tanık Terazi´ye göre uyuşturucu davaları ve dönen rüşvet çarkında söz konusu iki hakim de yer aldı. Özellikle , ´yargılamayı etkilemeye teşebbüs´ten geçtiğimiz yılın mayıs ayında tutuklanan avukatlar Ali Hadi Emre ve Kudbeddin Kaya´nın uyuşturucu davalarının lehlerine sonuçlanması için hakimler Zafer Başkurt ve Erkan Canak ile ilişki içinde olduğunu anlatan gizli tanık Terazi´nin ifadesinden satır başları şöyle:

Davayı kendi lehlerine çevirdi

Bu avukatlar uyuşturucu davalarında tahliye ettirdikleri şahıslardan, yüklü miktarda paralar almaktalar. Bu paralardan söz konusu mahkeme başkanları da paylarına düşeni alıyorlar. Eğer hakimler Zafer Başkurt ve Erkan Canak´ın halledemeyeceği bir şeyse Ankara´ya gidip Seyfi Oktay gibi bazı şahıslarla görüşme yaparak davaları kendi lehlerine sonuçlandırmaktalar

2 milyondan pay aldı

Mesela 2007´de İtalya´dan gelen bir gemide yakalanan 40 kilo kokain davasında avukat Kudbeddin Kaya idi. Davanın 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülmesi sağlandı. Avukat Kaya sanıklardan 2 milyon TL aldı. Bu paranın bir kısmını hakime verdiler. Kısa bir süre sonra sanıklar tahliye oldular

Rüşvet bitti tutuklama kararı çıktı

2005 yılında 350 kilo eroin Ukrayna´da yakalandı. Bu operasyonun sanıklarının avukatı Ali Hadi Emre´ydi. Kudbeddin Kaya da yardımcı oldu. Dava 14. Ağır Ceza´da görülmeye başlandı. Sanıkların tahliyesi için 800 bin euro rüşvette anlaşıldı. 400 ben eurosu peşin kalanı tahliyeden sonraydı. Sekiz ay gibi bir sürede tüm sanıklar tahliye oldu. Fakat sanıklar paranın kalanını ödemediler. Bunun üzerine mahkeme başkanı Erkan Canak sanık Mustafa Cengiz hakkında tutuklama kararı çıkardı. Sonra sanık parayı ödedi. Yakalama kararı da hemen kaldırıldı

Müfettişi etkilemeyi başardılar

Gizli tanık ´Terazi´nin ifadesinde benzer çok sayıda olay var. Anlattıklarından olayların ´tam merkezinde´ olduğu anlaşılan Terazi, hakimler hakkında soruşturma açıldıktan sonra yaşananları ise şöyle anlatıyor : 2006 da her iki hakim hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma ile ilgili Ankara´da müfettişler görevlendirildi. Ancak bu dönemde Ali Hadi Emre ve Kudbeddin Kaya devreye girdi. Tanıdıkları şahıslara devreye soktular ve ceza almadan soruşturmadan kurtuldular ( Adem Yavuz Arslan / Bugün)

Hakim Başkurt emekliliğini istedi

Balyoz davasının görülmesine 48 saat kala HSYK´ca yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığından alınarak Gebze Adliyesi´ne hakim olarak atanan Zafer Başkurt, emekliliğini istedi. Başkurt´un görevden alınmasına rüşvet ve yargıyı etkilemeye teşebbüs suçlarına karıştığı iddiası neden olmuştu. ( Akşam)

2 ESKİ BAŞKANIN RÜŞVET KAVGASI

15 Haziran 2011 - Hrant Dink davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nin eski başkanı Erkan Canak´ın Nisan ayında Adalet Bakanlığı müfettişlerine verdiği ifadede eski başkanlardan Zafer Başkurt´u suçladığı öğrenildi. İki başkan da HSYK tarafından rüşvet iddiaları üzerine görevden alınmıştı. Uyuşturucu baronu olduğu iddiasıyla yargılanan Mahmut Çelik ile ilişkisi sorulan Erkan Canak´ın, “Mahmut Çelik isimli şahsın telefonunu eski İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´tan aldım. Başkurt bana ´Benim evde ailem var. Beni aradığı zaman konuşmam güç olur. Telefonunu sana veriyim sen irtibat kur dedi. şeklinde ifade verdiği öğrenildi.

Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından ´resmi sıfatlarının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunma, irtikapta bulunma ve rüşvet alma iddialarını içeren soruşturma yürütüldüğü´ gerekçesiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´ndan alınarak düz hakim olarak atanan Erkan Canak, Nisan ayında Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde ifade vermişti.

Uyuşturucu baronu Çelik ile irtibatı soruldu iddiası

Tayin edildikten sonra emekliye ayrılan Canak´ın bir saat süren sorgusunda müfettişlerin hakkındaki rüşvet iddialarını sorduğu belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Fikret Seçen tarafından yürütülen bir soruşturmada, uyuşturucu baronu olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan Mahmut Çelik ile ilişkisi tespit edilen Canak´a bu ilişkinin detaylarının sorulduğu öğrenildi.

Teknik takibe takılan ilişkinin detaylarını anlatması istenildi

Uyuşturucu baronu iddiasıyla yargılanan Çelik ile nerede ve nasıl tanıştığı sorulan Canak´a, teknik takibe takılan telefon dinlemelerinin de sorulduğu belirtildi. İşte Çelik ile ilişkisinin detayları sorulan Canak´ın, HSYK tarafından aynı gerekçelerle görevden alınan eski İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´u suçladığı öğrenildi. Mahmut Çelik´in telefonunu eski Başkan Zafer Başkurt´tan aldığını söylediği ifade edildi.

Canak Başkurt´u suçladı iddiası

Eski başkan Canak´ın ifadesinde, “Mahmut Çelik isimli şahsın telefonunu eski İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´tan aldım. Başkurt bana ´Benim evde ailem var. Beni aradığı zaman konuşmam güç olur. Telefonunu sana vereyim sen irtibat kur. Sen daha rahat konuşursun. Daha sonra bana da bilgi verirsin.´ dedi. Ben de Çelik´in telefonunu öyle aldım.dediği belirtildi.

Müfettişler tutuklu Çelik´in ifadesini de aldı

Bu ifadeler üzerine müfettişler, cezaevinde tutuklu bulunan Mahmut Çelik´in ifadesini aldı. Çelik´e ifadesinde Erkan Canak´ın anlattıkları soruldu. Çelik´in ´Ben Zafer Başkurt´u tanımıyorum. Erkan Canak ile yemekte tanıştım. Birkaç kez de yanına gidip geldim. dediği öğrenildi.

Uyuşturucu soruşturmasında başkan Canak´ın ismi geçti

Erkan Canak´ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Fikret Seçen tarafından yürütülen bir soruşturmada, uyuşturucu baronu olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan Mahmut Çelik ile ilişkisi tespit edilmişti. Savcı Seçen tarafından yapılan tespitlere ilişkin belgeler Adalet Bakanlığı´na gönderilmişti. ( Cnnturk)

(18 Aralık 2010), son güncel.: (15 Haziran 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Balyoz ve Dink hakimleri oybirliğiyle değişti

Adalet Bakanı: Görevden almada oybirliği önemli

Balyoz Planı manşetlerimiz

Hrant Dink cinayeti ve davasıyla ilgili manşetlerimiz

HSYK tartışmaları ve kurul üzerinden Ergenekon davasını engelleme çabaları

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2661    yazdır/print


 

Flaş!!! Balyoz davası başladı

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da aralarında bulunduğu 196 sanığın yargılanmasına İstanbul Silivri´de başlandı. 196 sanıktan 9´u duruşmaya katılmadı. Önceki gün görevlendirilen hakim Ömer Diken´in başkanlık yaptığı mahkeme heyetinde, üye hakimler Davut Bedir, Murat Üründü ve Ali Efendi Peksak yer aldı. Duruşmada iddia makamını özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş temsil etti. Geçen hafta Gölcük´te Donanma´da ele geçirilen belgelerden, darbeyi doğrulayan Genelkurmay gözlemci raporuna kadar pek çok yeni delilin bu davanın seyrini etkileyeceği, ek iddianame ile davanın giderek genişleyeceği ileri sürülüyor. Dava sabah saatlerinde 196 sanıkla başladı, ancak Recep Yavuz isimli bir kişiye Recep Yıldız isimli kişinin tebligatı yollandığı kimlik tespiti sırasında fark edilince sanık sayısı 195´e düştü.

FLAŞ!!! Balyoz davası başladı

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da aralarında bulunduğu 196 sanığın yargılanmasına İstanbul Silivri´de başlandı. 196 sanıktan 9´u duruşmaya katılmadı. Önceki gün görevlendirilen hakim Ömer Diken´in başkanlık yaptığı mahkeme heyetinde, üye hakimler Davut Bedir, Murat Üründü ve Ali Efendi Peksak yer aldı. Duruşmada iddia makamını özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş temsil etti. Geçen hafta Gölcük´te Donanma´da ele geçirilen belgelerden, darbeyi doğrulayan Genelkurmay gözlemci raporuna kadar pek çok yeni delilin bu davanın seyrini etkileyeceği, ek iddianame ile davanın giderek genişleyeceği ileri sürülüyor. Dava sabah saatlerinde 196 sanıkla başladı, ancak Recep Yavuz isimli bir kişiye Recep Yıldız isimli kişinin tebligatı yollandığı kimlik tespiti sırasında fark edilince sanık sayısı 195´e düştü.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, Çetin Doğan, Halil İbrahim Fırtına, Özden Örnek, Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, Süha Tanyeri, Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınan Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, ´İrtica ile Mücadele Eylem Planı´ davasının tutuklu sanığı Albay Dursun Çiçek, ´Ergenekon´ davalarında tutuklu olarak yargılanan Mehmet Fikri Karadağ ve Cengiz Köylü´nün de aralarında bulunduğu 187 sanık katıldı.

9 sanık katılmadı

Sanıklar Ergin Saygun, Mustafa Kemal Tutkun, Murat Üstündağ, Kemal Dinçer, Tümuçin Erarslan, Ali Demir, Kahraman Dikmen, Erol Ersan, Fikret Çoşkun ile başka suçtan tutuklu olan Cemal Temizöz duruşmaya gelmedi. Kemal Dinçer, duruşmanın ilerleyen bölümlerinde salona geldi ve sanıklar arasındaki yerine geçti. Davaya katılımın bu derece yüksek olmasında, Ceza Kanunu´ndaki ´Duruşmaya mazeret belirtmeksizin gelmeyen sanıklar hakkında yakalama kararı çıkarılır´ maddesinin etkili olduğu belirtiliyor.

Ömer Diken Mahkeme Başkanı

Önceki gün görevlendirilen hakim Ömer Diken´in başkanlık yaptığı mahkeme heyetinde, üye hakimler Davut Bedir, Murat Üründü ve Ali Efendi Peksak yer aldı. Duruşmada iddia makamını özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş temsil etti. Duruşma sanık avukatlarının yoklamasının yapılmasıyla devam ediyor. Duruşma, ses ve görüntü kaydı kullanılarak yapılıyor.

Duruşmadan notlar

´Ergenekon´ davasında olduğu gibi bu davada da mübaşirlik yapan Aydın Aslan, duruşma başlamadan önce salonun kapısında sanıkların isimlerini tek tek okuyarak içeriye aldı. Bu arada, ismi okunduğu sırada yakınları tarafından alkışlanan Abdullah Gavremoğlu, bu şekilde salona girdi. Duruşma salonunda sanıklar için ayrılan 199 sanık sandalyenin çok azının boş kaldığı görüldü. Davaya bakan sanık avukatlarından katılımın fazlalılığı dikkati çekti. Öte yandan, başka suçtan tutuklu olan Dursun Çiçek´in, duruşma başlamadan önce sanıkların bulunduğu bölümde gezerek tokalaştığı görüldü. Çiçek, yoklama sırasında ismini söylerken, ´son günlerin milli tutuklusu Dursun Çiçek´ demesi üzerine Mahkeme Başkanı Diken uyararak, sadece ismini söylemesini istedi.

Güvenlik önlemleri

Bu arada duruşma nedeniyle salonun bulunduğu binaya girişlerdeki aramaların daha da artırıldığı, daha fazla personelin görevlendirildiği görüldü. Ancak, salonun bulunduğu binaya girerken X-ray cihazının alarm vermesine rağmen Çetin Doğan´ın üstü aranmadı. Binaya girerken Doğan´ın çamur olan ayakkabılarının da iki koruması tarafından bezle silindiği görüldü. ´Ergenekon´ davalarında olduğu gibi salona girişlerde sanık, avukat ve basın mensupları ile izleyicilere kart verilirken, fotoğraf makinesi, ses kayıt cihazı gibi ses ve görüntü kaydeden her türlü dijital malzemelerin duruşma salonunun bulunduğu binaya sokulmasına izin verilmedi.

Davanın sanıkları ve ceza istemleri

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 196 sanık arasında Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller Abdullah Dalay, İhsan Balabanlı, Ali Semih Çetin, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, emekli Korgeneral Engin Alan ve Albay Dursun Çiçek ile Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ile İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınan Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu da yer alıyor.

İddianamede, ayrıca Refik Hakan Tufan, Recai Elmaz, Gökhan Murat Üstündağ, Nurettin Işık, Hasan Fehmi Canan, Salim Erkal Bektaş, Mustafa Erdal Hamzaoğulları, Burhan Gögce, Ahmet Tuncer, Sırrı Yılmaz, Doğan Fatih Küçük, Mehmet Alper Şengezer, Mustafa Karasabun, Faruk Doğan, Yaşar Barbaros Büyüksağnak, Gökhan Çiloğlu, Hasan Hoşgit, Bora Serdar, Hasan Gülkaya, Ergün Balaban, Fatih Uluç Yeğin, Osman Çetin, Hakan Yıldırım, Behzat Balta, Orkun Gökalp, Ahmet Necdet Doluel, Mehmet Fikri Karadağ, Fuat Pakdil, Timuçin Erarslan, Ali Demir, Memiş Yüksel Yalçın, Yunus Nadi Erkut, Kahraman Dikmen, Ertuğrul Uçar, Arif Bıyıklı, Yusuf Ziya Toker, Mehmet Yoleri, Metin Yavuz Yalçın, Halil Yıldız, Mehmet Ulutaş, Erhan Kuraner, İsmet Kışla, Fatih Altun, İmdat Solak, Taylan Çakır, Tayfun Duman, Ahmet Yanaral, Embiya Şen, Recep Rıfkı Durusoy, Ali Güngör, Mehmet Ferhat Çolpan, Ercan İrençin, Recep Yavuz, Hanifi Yıldırım, Ertan Karagözlü, Hamdi Poyraz, Kubilay Aktaş, Mustafa Aydın Gürül, Ahmet Küçükşahin, Levent Güldoğuş, Abdurrahman Başbuğ, Ahmet Yavuz, Rifat Gürçam, İhsan Çevik, Bulut Ömer Mimiroğlu, Hakan İsmail Çelikcan, Yüksel Gürcan, Erol Ersan, Hasan Basri Aslan, Halil Kalkanlı, Hakan Sargın, Mustafa Kelleci, Kemal Dinçer, Hüseyin Özçoban, Murat Balkaş, İzzet Ocak, Soydan Görgülü, Ayhan Gedik, Duran Ayhan, Dursun Tolga Kaplama, Cengiz Köylü, Abdullah Zafer Arısoy, Mehmet Kemal Gönüldaş, Erdinç Atik, Doğan Temel, Ali Deniz Kutluk, Cemal Temizöz, İsmail Karaoğlan, Abdil Akças, Aytekin Candemir, Taner Balkış, Harun Özdemir, Turgay Erdağ, İbrahim Koray Özyurt, Muharrem Nuri Alacalı, Levent Görgeç, Dora Sungunay, Soner Polat, Ali Türkşen, Ahmet Şentürk, Ramazan Cem Gürdeniz, Cem Aziz Çakmak, Namık Koç, Musa Farız, Levent Çehreli, Mücahit Erakyol, Nejat Bek, Ahmet Topdağı, Hüseyin Hoşgit, Selahattin Gözmen, Mustafa Korkut Özarslan, Engin Baykal, Özer Karabulut, Ümit Özcan, Lütfü Sancar, Ali İhsan Çuhadaroğlu, Mehmet Kaya Varol, Murat Özçelik, Mustafa Önsel, Emin Küçükkılıç, Mustafa Çalış, Suat Aytın, Recep Yıldız, Ramazan Bulut, Ali Rıza Sözen, Bülent Tunçay, Mutlu Kılıçlı, Levent Maraş, Uğur Üstek, Yusuf Kelleli, Bahtiyar Ersay, Levent Erkek, Mümtaz Can, Nuri Ali Karababas, Tuncay Çakan, Faruk Oktay Memioğlu, Mustafa Kemal Tutkun, Taner Gül, Hüseyin Bakır, Hakan Öktem, Murat Bektaşoğlu, Ahmet Çetin, Mustafa Aydın, Nihat Altunbulak, Cemalettin Bozdağ, Utku Arslan, Nedim Ulusan, İlkay Nerat, Kıvanç Kırmacı, Nihat Özkan, Hakan Akkoç, Gökhan Gökay, Şafak Duruer, Ahmet Türkmen, İkrami Özturan, Cemal Candan, Hayri Güner, Hüseyin Topuz, Hasan Hakan Dereli, Ali Aydın, Veli Murat Tulga, Behcet Alper Güney, Hasan Nurgören, Mustafa Yuvanç, Barbaros Kasar, Fatih Musa Çınar, Erdal Akyazan, Hüseyin Polatsoy, Kasım Erdem, Mustafa Koç, Ayhan Taşkın, Fikret Coşkun, Zafer Karataş, Hüseyin Durdu, Altan Dikmen, Bekir Memiş, Meftun Hıraca ve Murat Ataç da ´sanık´ olarak sıralanıyor.

Artık mahkeme başkanının balyozu konuşacak

Bu dava ile cunta girişimleri ilk kez mahkeme önünde yargılanmaya başlanmış oluyor. İddianamede, tüm tutuksuz sanıkların 15 ile 20 yıl arasında hapis cezası öngören ve ´Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs´ suçunu düzenleyen eski TCK´nın 147 ve 61. maddeleri gereğince cezalandırılmaları isteniyor. ( Zaman)

Çetin Doğan: Bu oyunu aydınlatın

Duruşma öncesinde salona ilk gelenlerden Çetin Doğan, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Basından davaya ilgi göstermelerini isteyen Doğan, Bu oyunu aydınlatın. Davanın meşru bir zemini kalmamıştır. Bunu göstereceğiz. Sabırla dinleyin ve halkımıza gösterin. Türkiye´de neler olduğunu anlatın. Bir hukuk cinayeti işleniyor dedim. Hala bu devam ediyor ısrarla. Ama şimdi hakimlerin karşısına bütün delillerimizle çıkacağız. O zaman göreceğiz sonucun ne olduğunu dedi. Hakim değişikliği ile ilgili soruya Doğan, Hiç beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren, davanın bir an önce sonuçlandırılması. Bizi sabırla dinleyip delilerimizi görmeleri, ortaya koyduğumuz bilgileri almalarıdır karşılığını verdi. Doğan, reddi hakim talebinde bulunup bulunmayacaklarının sorulması üzerine ´hayır´ cevabını verdi.

Doğan: Darbe planı uydurulmuş, bize ait değil

Duruşmaya katılmak için geldiği Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nin önünde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, şunları söyledi: ´Mahkemede savunma zamanı gelince ´temel olarak bu davanın meşru bir zemini kalmamıştır´ diyeceğim. Çünkü kamuoyuna yansıtıldığı gibi valizle gelen dokümanlar içerisinde yasal ve imzalı olmayan bir şey yok. İddianamede yazılanları söylüyorum, bir kısmı 1980´de, bir kısmı da benim dönemim de yazılmış resmi evraklardır. Bunlarda herhangi bir sıkıntı yoktur. Bunlar iddianamede yazılanlardır. Verilere dayanılarak dünyanın hiçbir yerinde kimse tutuklanamaz. Bu işin başında da söylemiştim kopyalayıp yapıştırmışlar. Seminerdeki konuşmalarımızdan belli bir bölümü koymuşlar. Bir montaj almışlar. Daha doğrusu 1980 darbe planını önlerine koyarak yeni bir darbe planı sözüm ona yapmışlar. Fakat yaptıkları şey acemice olmuş.´ Bir gazetecinin ´196 sanık var. Bu sanıkların hepsi 2003 yılında bu seminere katıldı mı?´ diye sorduğu emekli Orgeneral Doğan, ´Sadece 48 kişi sanık durumunda ama bunun yanı sıra 148 kişi sanık değil. Bunlar içerisinde seminere katılan, konuşma yapan, aynı durumda tugay komutanlığı yapan arkadaşlarımız var. Onlar yok. Buna karşılık kimler var? Dışarıdan tanımadığım kişiler. Ankara´da birlik komutanına görev veriliyor, Ege´de şunları yapacaksın, bunları yapacaksın... Ankara´da ona bağlı birlik de yok. Özellikle sıkıyönetim planını ele alarak bir plan yapmışlar ama iş denize, havaya gelince çuvallamışlar´ dedi. ´Davanın sonunu nasıl görüyorsunuz?´ diye sorulan Doğan, Hak yerini bulacaktır, er ya da geç... Ancak bulunmasında ne kadar debelenir, ne kadar uzatılırsa, bunları düzenleyenlerin sonuçlarının daha kötü olacağına inanıyorum. Ben çok rahatım şeklinde cevapladı. ( Cihan, AA)

12.48: Sanıkların kimlik tespitleri yapılıyor

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin görülmeye başlanan davada, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da aralarında bulunduğu bazı sanıkların kimlik tespiti yapıldı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde görülen duruşmada, 186 sanık arasına sonradan Kemal Dinçer de katıldı. Kimlik tespitine devam edildiği sırada Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, bazı sanıkların iddianamenin ellerine ulaşmadığı şeklinde yakınmalarda bulunduklarını belirterek, ´Duruşma salonu Silivri´de, mahkeme kalemi Beşiktaş´ta olunca, buraya yeteri kadar iddianamenin yer aldığı CD getirilmedi. Bugün vermek isterdik ama elimizde yeterli yok. İlk başvurunuzda imza karşılığında alabilirsiniz´ dedi.

12.55: Davaya öğle arası

Silivri´de bugün başlayan Balyoz darbe planı davasının ilk duruşmasında öğle arası verildi. Aralarında eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına´nın da bulunduğu kimlik tespiti yapılan bazı sanıklar, araçlarına binerek Silivri´den ayrıldı. Öğleden önceki bölümünde kimlik tespitlerinin yapıldığı duruşmada, öğleden sonra da tespit işlemi devam edecek. Kimlik tespiti sırasında, Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, halen bu görevini sürdürdüğünü söyledi. Sanıklardan Ali Deniz Kutluk da emekli asker olduğunu, özel bir şirkette çalıştığını belirterek, aylık gelirinin 10 bin liranın üzerinde olduğunu kaydetti. Sanıklardan Murat Ataç Avusturya´da, Bahtiyar Ersay da Tunus´da halen askeri ateşe olarak görev yaptıklarını belirtti. Mehmet Alper Şengezer ise İtalya´da NATO´ya bağlı bir birimde çalıştığını anlattı. Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, yaklaşık 100 sanığın kimlik tespitinin yapıldığı duruşmaya öğle arası verdiklerini açıkladı.

Balyozcuların hedefinde, darbe ertesinde çok sayıda gazeteci, yazar, dernek yöneticisi ve diğer kişilerin gözaltına alınıp tutuklanması vardı

Gazeteci Yazar Dilipak müdahil oldu

Duruşma sırasında sanık avukatlarının yoklaması yapılırken, yazar Abdurrahman Dilipak´ın avukatı Salih Döğücü, müdahillik talebinde bulunacaklarını söyledi. Avukat Döğücü´nün müvekkilinin şu anda duruşma salonunun izleyicilere ayrılan bölümünde olduğunu, müdahil bölümüne girip giremeyeceğini sorması üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, Dilipak´a izin verdi. Dilipak, salonda müdahillere ayrılan bölümde oturdu. Ancak bu arada, bazı sanık avukatlarının itiraz ederek, Dilipak´ın müdahillik talebinin ancak kabul edilmesinden sonra müdahillik bölümüne alınması gerektiğini bildirdi. Mahkeme Heyeti Başkanı Diken ise müdahillik talebi değerlendirildiğinde, Dilipak´ın kalıp kalmayacağının belli olacağını kaydetti.

Müdahillik talepleri artıyor

Duruşmada, ayrıca Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneğinin avukatı Necip Kibar, davaya müdahil olmak için talepte bulunacaklarını belirtti.

Kimlik tespitleri

Duruşmada avukatların yoklamasının tamamlanmasının ardından sanıkların kimlik tespitlerine geçildi. İddianame sırasına göre ilk olarak emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın kimlik tespiti yapıldı. Evli ve 2 çocuğu bulunduğunu belirten Çetin Doğan, aylık gelirinin 4 bin 500 lira olduğunu, devlet lojmanında kaldığını ve sabıkasının olmadığını söyledi. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek de aylık gelirinin 7 bin lira olduğunu, 2 çocuğunun bulunduğunu, kendi evinde oturduğunu belirtti. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına da, 2 çocuğu olduğunu, 6-7 bin lira aylık geliri bulunduğunu ve kendi evinde oturduğunu söyledi. Korgeneral Nejat Bek ise Muhabere Destek Eğitim Komutanı olduğunu ifade ederek, aylık gelirinin 5 bin 500 lira olduğunu kaydetti.

İddianamenin kabul kararının okunması unutuldu

Bu arada Heyet Başkanı Diken, sanıkların kalabalık olmasından dolayı iddianamenin kabul kararını okumayı unuttuklarını belirtti. Diken, daha sonra iddianamenin kabul kararını okudu.

Sanık Küçükşahin oturduğu yerden cevap verince başkan uyardı

Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya ise kimlik tespiti sırasında muvazzaf asker olduğunu belirterek, ´Aylık gelirim 4 bin 700 lira. Ancak dava nedeniyle açığa alındığım için 3 bin 200 lira alıyorum´ dedi. Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık da kendi evinde oturduğunu ve aylık gelirinin 4 bin 500 lira olduğunu belirtti. Sanıklardan Ahmet Küçükşahin ise oturduğu yerden Harp Akademileri´nde görevli olduğunu söylemesi üzerine Başkan Ömer Diken, ´Bir rahatsızlığınız yoksa ayağa kalkar mısınız´ diye uyardı. Bunun üzerine ayağa kalkan Küçükşahin´in, kimlik tespiti tamamlandı. Yaklaşık bir saat boyunca 50 sanığın kimlik tespitini yapan mahkeme heyeti, duruşmaya 10 dakika ara verdi. Aranın ardından devam edilen duruşma, sanıkların kimlik tespitleri ile devam ediyor. Bu arada, rahatsızlığı nedeniyle hastanede olduğu belirtilen emekli Orgeneral Ergin Saygun´un avukatı tarafından mahkemeye sağlık raporu sunulduğu öğrenildi. Yine davada sanık olarak yer alan muvazzaf askerlerin Merkez Komutanlığına bağlı bir minibüsle, emekli subayların bir kısmının ise Fenerbahçe Orduevi´nden kalkan araçla duruşmaya geldikleri belirtildi.

Avukatlardan darbe ve darbecilere protesto

Silivri´de Türkiye´nin ilk davası görülmeye başlanırken, darbe karşıtları seslerini duyurmak için toplandılar. ´Cumhuriyetimize bulaşan darbe virüsü, hukuk eliyle dezenfekte edilip bu kirli geçmiş hiç yaşanmamış olsaydı.´ diye tepkilerini dile getirdiler. Bir grup avukat, ´Balyoz Planı´ davasının görülmeye başlanması nedeniyle ´darbe girişimlerini´ protesto etti. Davanın görüldüğü Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi önünde toplanan ´Yargıda Reform Grubu´ üyesi bir grup avukat, ´Yargı Balyoza El Koydu´ ve ´Ordu yargıyı yordu´ yazılı pankart ve dövizler açtı. Daha sonra grup adına açıklama yapan Tülay Sofu, bugün siyasi ve hukuk tarihi açısından milat oluşturacak sayılı günlerden birinin yaşandığını belirtti. Bir çeşit darbeler tarihi olan genç Türkiye Cumhuriyeti´ne, halkın seçtiği meşru hükümete, halkın meclisine karşı, etkisizleştirme ve ortadan kaldırmaya teşebbüs eden silahlı kuvvetler içindeki gayri meşru bir yapılanmanın bugün mahkeme karşısına çıkarılacağını ifade eden Sofu, ´Gönül isterdi ki bu mahkemeler, 1960´larda, 1971´lerde 1980´lerde ve 28 Şubatlarda yapılsaydı da Cumhuriyetimize bulaşan darbe virüsü, hukuk eliyle dezenfekte edilip bu kirli geçmiş hiç yaşanmamış olsaydı. Keşke hayatının baharındaki binlerce öğrenci öldürülmeseydi, 1 milyona yakın insan işkence mağduru olmasaydı´ diye konuştu. Demokrasinin, üzerinde oyun senaryoları kurulacak bir nesne olmadığını vurgulayan Sofu, ´Bunun böyle olmadığını mahkeme safahatından göreceğimizi umuyoruz. Bu insanlara hak ettikleri cezaların verileceğine inanıyoruz´ dedi. Grup, açıklamanın ardından dağıldı.

ÖZGÜR-DER davaya müdahil olmak için Silivri´ye geldi

Balyoz darbe planında adı geçen Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜR-DER) üyesi bir grup, davanın görüldüğü Silivri´deki duruşma salonu önünde basın açıklaması yaptı. Ellerinde, üzerinde ´Tehlikenin farkındayız, darbecilerin peşindeyiz´, ´Kafes´ten Balyoz´a Poyrazköy´den Gölcük´e bu kirlilik sizin´, ´Cuntanın balyozu kırılsın, darbe bataklığı kurutulsun´, ´Cuntacılıkta aslan kesilenler hesap zamanı hep hastalar´ yazılı pankart ve dövizler taşıyan grup, Darbeciler yenilecek direnenler kazanacak. şeklinde sloganlar attı.

Yazar Hamza Türkmen müdahil olmak istiyor

Grupla birlikte Silivri´ye gelen, Balyoz darbe planındaki gözaltına alınacaklar arasında adı geçen yazar Hamza Türkmen, davaya müdahil olmak için geldiklerini söyledi. Türkmen, 2002-2003 yılları arasında görev yapan Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve 1. Ordu komutanlarının örgütlediği bir subaylar komitesinin darbe planını örgütlediğini ileri sürdü. Darbe planlarının, belgeleri inceleyen TÜBİTAK ve Emniyet Kozmik Bürosu tarafından da onaylandığını söyleyen Türkmen, Bunlar darbe yaparak iktidara gelmek istiyorlar. Cuntalarını, statülerini devam ettirmek istiyorlar. Bunun için de bir çok İslami kesimin önde gelen kişisini tutuklamak, Ali Bulaç, Abdurrahman Dilipak gibi kişileri öldürmek, bazı İslami kuruluşları kapatmak istiyorlar. dedi. Referandum sonuçlarına rağmen hala TSK´nın dokunulmazlığının devam ettiğini söyleyen Türkmen, gerekli hukuki iyileştirmenin yapılmadığını ve bundan şikayetçi olduklarını söyledi. 1923 Mart´ından bu yana Türkiye´de darbeci zihniyetin devam ettiğini savunan Türkmen, Bu gün de 28 Şubat´ın ürünü bu darbeci cunta karşımıza Balyoz darbe planı olarak çıktı. Bunlar varlıklarını yürütmeyi, bozguna uğratarak, iflas ettirme amaçlı kendi uçaklarını bile düşürmeye kalkıştılar. Camileri bombalamayı, bir takım insanları öldürmeyi, sırf İstanbul´da 200 bine yakın insanı tutuklamayı planladılar. dedi. Balyoz darbe planında yararlanılabilecek diye belirtilen 321 derneğin büyük çoğunluğunun ABD, Avrupa Birliği ve İsrail´in taşeronluğunu yapan Mason locaları ve Lions kulüpleri olduğunu iddia eden Türkmen, Sanki bu paşalar Türkiye halkının askerleri değil, küresel kapitalizmin beşinci kolu pozisyonunda yer almaktadır ve kendi halkının değerlerini iç düşman konseptinde göstermektedirler. ifadelerini kullandı.

Rıdvan Kaya: Dava çok önemli

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya ise, görülen davanın Türkiye´nin yakın tarihi açısından büyük önem arz ettiğini belirtti. Yakın tarihin, darbe kirliliği ile yoğun bir şekilde pislendiğine işaret eden Kaya, Burada eğer ciddi bir hesaplaşma söz konusu olacak olursa, Türkiye yakın tarihinde yaşadığı kirliliklerden en azından kısmen de olsa kurtulma iradesi sergilenmiş olacak. O açıdan bu dava çok önemli. diye konuştu. Balyoz Darbe Planı iddiasıyla ilgili kamuoyunda açık bir dezenformasyon yapıldığını ileri süren Kaya şöyle konuştu: Ortada bu kadar açık belge bilgi varken tüm bunları inkar edenler, güneşi doğduğunda da inkar edebilecek kişilerdir. ´Bu belgelerin mantığı yok, cami bombalar mı?, kendi uçağını düşürür mü askerler?´ diyorlar. Bakın tarihe yaptıklarını göreceksiniz. Türkiye darbelerin hiç olmadığı bir ülke değil ki şeklinde konuştu. Darbe planları için İşlenmemiş fiil suç olamaz iddialarını hatırlatan Kaya, O zaman şunu düşünelim. 11 Eylül günü Kenan Evren ve cuntası yakalanabilmiş olsaydı ne diyeceklerdi acaba. Aynı bu günkü cuntacıların yaptığı gibi hepsinin yalan olduğunu iddia edeceklerdi. Darbe teşebbüs suçu ile yargılanan bir şey. Zaten darbeciler fiil aşamasına geçerse onlar sizi yargılar. diye konuştu. Basın açıklamasının ardından Grup Yürüyüş adlı bir müzik grubu Ergenekon adlı şarkısını seslendirdi. Daha sonra Özgür-Der yetkilileri müdahillik başvurusunda bulunmak üzere duruşma salonuna geçti. ( Cihan)

14.37: Öğle sonrası kimlik tespiti sürüyor

Davanın öğleden sonraki oturumu başladı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi´ndeki salonda yapılan duruşmaya verilen öğle arası tamamlandı. Yeniden başlayan duruşmada, iddianamenin 101. sırada yer alan Turgay Erdağ´ın kimlik tespitinin yapılmasına geçildi.

14.48: Sanıklardan Recep Yavuz ilginç bir unutkanlıkla şimdilik serbest

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ömer Diken, ´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin görülmesine başlanan davada kimlik bilgileri iddianamedeki bilgilerle tutmayan Jandarma Astsubay Recep Yavuz´a hakkında açılmış bir kamu davası olmadığını bildirdi. Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´ndeki salonda görülen dava kapsamında kimlik tespiti yapılan Recep Yavuz, evli ve 2 çocuk babası olduğunu ve halen Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı´nda jandarma astsubay olarak görev yaptığını söyledi. Yavuz, kimlik bilgileri okunduğu sırada ad ve soyadı dışında iddianamede yer alan kimlik bilgilerinin gerçek kimliğiyle uyuşmadığını belirterek, itiraz etti. Bu konuda daha önceden dilekçe yazdığını ifade eden Yavuz, nüfus cüzdanının bir örneğini mahkemeye sundu. Durumun incelenmesi sonucu davanın sanıklarından Recep Yıldız´ın kimlik bilgilerinin Recep Yavuz için yazıldığı, ancak Recep Yavuz´a ait kimlik bilgilerinin olmadığı görüldü. Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, bunun üzerine ´İnsan unsurunun olduğu bir yerde böyle hatalar olur. Bu düzeltilebilir. İddianamedeki kimlik bilgileri sizin değilse zaten hakkınızda bir kamu davası da olmuyor. Bunu ilgili savcıya da ileteceğiz´ dedi. Başkan Diken´in bu sözleri, salondaki sanıklar tarafından alkışlandı. Bu diyaloğun ardından Recep Yavuz, sanık bölümünden çıkartıldı. ( AA, Cihan)

17.15: Yargıtay tazminatı gerekçesiyle reddihakim talebi

Balyoz darbe planı davasında kimlik tespitlerinin ardından bazı sanıklar ile sanık avukatları, 3 üye hakimin tarafsızlıklarından endişe duyduklarını dile getirerek reddihakim talebinde bulundu. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nde iddianame sırasına göre kimlik tespiti yapılmasının ardından taleplerin alınmasına geçildi. Bu sırada Tümgeneral Ahmet Yavuz´un avukatları 15 Aralık 2010 tarihinde üye hakimler Davut Bedir, Ali Efendi Peksak ve Murat Üründü hakkında Yargıtay 4. Hukuk Dairesine tazminat davası açtıkları ve bu nedenle hakimlerin davaya bakarken objektif olamayacaklarını ileri sürerek reddihakim talebinde bulundu. Adı geçen hakimler, Balyoz soruşturması devam ederken 102 subay hakkında yakalama kararı çıkartmıştı. Bu talep üzerine mahkeme başkanı Ömer Diken, heyetin yetkilerinin bittiğini ve ancak bu konuda karar verildikten sonra duruşmalara devam edilebileceğini söyledi. Yasa maddelerini açıklayan başkan Diken, avukatların bundan sonra ancak reddihakim benzeri zorunlu taleplerini alabileceklerini söyledi. Ardından bazı avukatlar söz alarak yargılamanın cezaevi sınırları içerisinde yapılmasının da yargıyı sakatladığını iddia ederek, adil yargılamaya uygun bir mahkeme salonu seçilmesi talebinde bulundu.

´Dava Sinagog saldırı dosyası nedeniyle durdurulsun´

Sanıklardan Korkut Özaslan´ın avukatı Tolga Akalın, 2008 yılında başlayan Ergenekon sürecinden bugüne kadar usuli işlem hatasının yapıldığını ileri sürdü. Soruşturmanın ayrılarak birbirinden farklı yargılamalar yapıldığını ve bu yargılamaların da sonradan tek dosya halinde görülecek olduğunu iddia ederek bu durumu eleştirdi. Soruşturmalar devam ederken yargılamalara da karar verilemediğini belirten Akalın, İddia konusu grubun icra faaliyeti olarak gösterilen Sinegog patlamalarına ilişkin bölüm, bu dosyadan ayrılmıştır. Ayrılan bu bölüm hakkında herhangi bir karar verilmesine kadar yargılamada durma kararı verilmesini, reddihakim taleplerinin dahi yargılamanın tekrar başlamasına kadar değerlendirilmemesini talep ediyorum. dedi.

Avukat Ülgen: Deliller gizleniyor

Sanık Çetin Doğan´ın avukatı Celal Ülgen, bazı delillerin kendilerine verilmeyip, gizlendiğini iddia etti. Bu konuyla ilgili birçok dilekçe verildiğini belirten Ülgen, Biz yargıç seçmiyoruz ama savunma hakkımıza saygı duyulmasını istiyoruz. dedi. Göreve iki gün önce atandığını ve dün yetkisini aldığını belirten Başkan Ömer Diken ise Normal bir hakim nelere bakabilirse ben de dosyaya büyük bir gayretle baktım. Dilekçelerinizi de gördüm. Kesinlikle savunmalarınızı kısıtlamamız söz konusu değil. Duruşmaya ara vereceğiz ve bu sürede dosyayı inceleyeceğiz. Bu sırada taleplerinizi inceleyip gereğini yaparız. dedi.

Doğan: Genelkurmay müdahil ve gözlemci olsun

Bilirkişi raporlarında ve delil klasörlerinde Genelkurmay Başkanlığı adına çok rastlandığını belirten sanık Çetin Doğan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin davanın hedefi olduğunu belirterek, Genelkurmay Başkanlığı ile Kara Kuvvetleri´nin duruşmaya müdahil ve gözlemci olarak katılmalarını talep ediyorum. diye konuştu. Doğan ayrıca dosyası ana dosyadan ayrılan ve iddia olunan seminer planında bulunan kişilerin dosyasının neden ayrıldığının açıklanmasını istedi. Doğan, Bu kabul edilemez. dedi.

Çiçek: Reddi hakim istedi

Davanın soruşturma aşamasında 24 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, bu kişilerle haklarında yakalama kararı verilen bazı kişiler hakkındaki dosyanın ayrıldığını iddia eden sanık Albay Dursun Çiçek, İddianamenin mahkemeniz tarafından reddedilmesi gerekirdi. Sanıklar hakkında CMK´ya aykırı olarak yakalama kararı çıkaran heyetiniz hakimleri hakkında Redd-i Hakim talep ediyorum. dedi.

Diğer reddi hakim talepleri

Avukat Erhan Ergun da iddianamede hükümetin yürütme organlarının hedef alındığı suçlamaları bulunduğunu hatırlatarak, Mahkemenizin Başkanı da davanın mağduru olan yürütme organı tarafından görevden alınmış, bu konuyla ilgili olarak da yine yürütme organı tarafından açıklama yapılmıştır. Yargılamayı yapan hakimler, davanın mağduru olan yürütme organının sağladığı araçlarla mahkemeye getiriliyor. iddiasında bulundu. Avukat Ergun, mağdur olarak gösterilen yürütme organının, mahkemeyi etkilemesinin kaçınılmaz olduğunu iddia etti. Avukat Erhan Ergun, duruşmanın davanın mağduru olan yürütme organının hakimiyet sınırları(alanı) dışına çekilmesini talep etti. Aralarında Kadir Sağdıç ile Fatih İlgar´ın da bulunduğu bazı sanıklar ile sanık avukatları da üye hakimlerin tarafsızlığından endişe duyduklarını dile getirerek reddihakim talebinde bulundular. Daha sonra mütalaasını bildiren Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş, reddihakim taleplerinin karara bağlanması için dosyanın üst mahkeme olan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderilmesini talep etti. Taleplerin değerlendirilmesi için duruşmaya ara verildi. ( Cihan)

17.20: Dava 28 Aralık´a ertelendi, tutuklama çıkmadı

Balyoz darbe planı davası, 28 Aralık´a ertelendi. Reddihakim talepleri de bir üst mahkeme olan 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderildi.

(16 Aralık 2010, 12:09)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

Balyoz davası 16 Aralık´ta başlıyor: Sanıklar tutuklanabilir

Böyle senaryo mu olur? En ince ayrıntısına kadar Terör

Balyoz davası başlıyor: Camileri bombalayacaklardı

Flaş!!! Doğan: Cami bombalaması askeri senaryo ve gerekli

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2657    yazdır/print


 

Flaş!!! Balyoz ve Dink hakimleri oybirliğiyle değişti

İki gün sonra, 16 Aralık´ta başlayacak olan Balyoz davasında hakim değişikliği.. HSYK, Balyoz ve Dink davasına bakan mahkeme başkanlarını, özel yetkilerini kaldırarak başka yerlere atadı. Balyoz davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin üyesi Ömer Diken, Dink davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na ise aynı mahkemenin üye hakimi Rüstem Eryılmaz atandı. Kararlar HSYK tarafından oybirliği ile alındı.

FLAŞ!!! Balyoz ve Dink hakimleri oybirliğiyle değişti

İki gün sonra, 16 Aralık´ta başlayacak olan Balyoz davasında hakim değişikliği.. HSYK, Balyoz ve Dink davasına bakan mahkeme başkanlarını, özel yetkilerini kaldırarak başka yerlere atadı. Balyoz davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin üyesi Ömer Diken, Dink davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na ise aynı mahkemenin üye hakimi Rüstem Eryılmaz atandı. Kararlar HSYK tarafından oybirliği ile alındı.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Bölge Adli Yargı Hakimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 13 Aralık 2010 gün ve 798 sayılı kararı ile Özel Yetkili İstanbul Adliyesi´ndeki bazı başkan ve hakimlerin görev yerleri değiştirildi. 6 Aralık´ta başlayan HSYK çalışmaları dün tamamlandı ve kararlar bugün HSYK´nın sitesinden duyuruldu. Balyoz davasına iki gün kala bu davaya da bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanı Zafer Başkurt´un özel yetkileri kaldırıldı. HSYK´nın internet sitesinden duyurulan listede Başkurt´un yetkisinin kaldırıldığı ancak nerede görevlendirildiği belirtilmedi. Dink davasına da bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanı Erkan Canak´ın da özel yetkisinin kaldırıldığı duyuruldu.

HSYK kararları oybirliğiyle alındı

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, kimi yer yargıçlarının müstemir (sürekli-devamlı) yetkilerinin belirlenmesine ilişkin kararı yayımlandı. HSYK´nın internet sitesinde yayımlanan karara göre, Türkiye genelinde toplam 67 mahkeme faaliyete geçirilirken, 11 mahkemenin de faaliyetleri donduruldu. Türkiye genelinde 37 sulh ceza, 7 sulh hukuk, 9 asliye ceza, 6 iş, 5 aile, 2 icra ve 1 de ağır ceza mahkemesi kuruldu. HSYK kararları uyarınca, 9 asliye ceza ve 2 de çocuk mahkemesinin faaliyetleri donduruldu. Yetkilendirme kararıyla, yaklaşık 500 yargıcın müstemir yetkileri de belirlendi. Kurulun yetkilendirme kararnamesini dünkü toplantısında görüşüp, karara bağladığı öğrenildi. Kurulun başkanlığını da yapan Adalet Bakanı Sadullah Ergin´in katılmadığı toplantıda kararların oybirliğiyle alındığı belirtildi. Kurul, ´Balyoz Planı´ davasına bakacak olan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt ile ´Hrant Dink cinayeti davası´nın görüldüğü 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak´ı da geçici yetkiyle Gebze ve Sakarya´da görevlendirdi. Hakimler Başkurt ve Canak hakkında 25 Ağustos 2009 tarihinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından soruşturma başlatıldığı ve soruşturma kapsamında Adalet Müfettişlerinin hazırladığı raporda, her iki hakimin görev yerlerinin değiştirilmesi talebinde bulunulduğu öğrenildi. Hakimler hakkındaki rapor doğrultusunda Adalet Bakanlığı, HSYK´ya başvuruda bulunarak Başkurt ve Canak´ın görev yerlerinin değiştirilmesini talep etmişti.

İki hakimin adı Ergenekon soruşturmasında

Her iki hakimin adı Ergenekon davasını etkilemeye teşebbüs soruşturmasında geçmişti. Soruşturmanın şüphelisi Seyfi Oktay ile buluştukları ve Yargıtay´a atanmak için Kadir Özbek ile görüştükleri tespit edilmişti.

Değişiklik için dilekçe vermişler

Haklarında Adalet Bakanlığı müfettişleri tarafından açılmış soruşturma bulunan her iki mahkeme başkanın yaz kararnamesinden bir ay önce görev yerlerinin değiştirilmesi için HSYK´ya dilekçe verdikleri öğrenildi. Hakimler Başkurt ve Canak hakkında 25 Ağustos 2008 tarihinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından soruşturma başlatıldığı ve soruşturma kapsamında Adalet Müfettişlerinin hazırladığı raporda, her iki hakimin görev yerlerinin değiştirilmesi talebinde bulunulduğu öğrenildi. Hakimler hakkındaki rapor doğrultusunda Adalet Bakanlığı, HSYK´ya başvuruda bulunarak Başkurt ve Canak´ın görev yerlerinin değiştirilmesini talep etmişti.

Yeni üyeler yeni başkanlar

Zafer Başkurt´un yerine 13. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Ömer Diken atandı. Diken´in Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde mahkeme başkanlarından sonra en kıdemli üye hakim olduğu belirtildi. 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Canak´ın yerine de aynı mahkemenin üye hakimi Rüstem Eryılmaz görevlendirildi. HSYK kararı ile hakim Hadi Çağdır, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nde, 5 Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi Nurullah Çınar da 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görevlendirildi. Geçtiğimiz yaz Van Ağır Ceza Mahkemesi´nden İstanbul´a gelen hakim Mehmet Ekinci, 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nden, 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ne atandı.

İki hakimin baktığı davalar

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink´in öldürülmesi ve Almanya´dan iade edilen Metin Kaplan´ın davalarına da bakıyordu. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt ise, 15-20 Kasım 2003´te İstanbul´a yapılan bombalı eylemlere ilişkin görülen El Kaide davası, çete lideri olduğu iddia edilen Kürşat Yılmaz, İbrahim Tatlıses, Tuğba Özay gibi ünlü isimlerin yargılandığı ´Toprak´ operasyonu davasına bakmıştı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nde son olarak 16 Aralık´ta Balyoz davasına başlanacak.

Kritik gelişme

Haber Çetin Doğan´ın da aralarında bulunduğu sanık avukatları tarafından şaşkınlıkla karşılanırken, malum medya tarafından şok gelişme olarak duyuruldu. İşte Hürriyet´te yer alan o haber: Aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Oramiral Özden Örnek ve emekli Orgeneral İbrahim Fırtına´nın da bulunduğu 196 subay, perşembe günü Silivri´de hakim karşısına çıkacak ancak bu önemli dava öncesinde kritik bir gelişme yaşandı... Balyoz davasının başkanı değişti. İstanbul Ağır Ceza Mahkemeleri´nde son anda yapılan değişiklikle Balyoz davasının görüleceği 10. Ağır Ceza Mahkemesi ile bir çok önemli davanın devam ettiği 14. Ağır Ceza Mahkemelerinin başkanları bu görevden alındılar. 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na aynı mahkemenin üyesi hakim Ömer Diken, 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanlığına aynı mahkemenin üyelerinden Rüstem Eryılmaz atandı.

Doğan´ın avukatı: İnanamıyorum

Perşembe günü başlayacak olan Balyoz Davası´nda emekli Org. Çetin Doğan´ın da avukatlığını yapan Celal Ülgen, mahkeme başkanı değişikliği için ´İnanamıyorum´ dedi. Ülgen, davanın 183 klasörünün bulunduğunu ve bunun yaklaşık 100 bin sayfa anlamına geldiğini belirtti ve şunları söyledi: Mahkeme Başkanı yaklaşık 4 aydır çalıştı, hazırlandı ve dava ile ilgili bir görüşü oldu. Dava Perşembe günü başlayacak. Mahkemenin yeni başkanının tüm dosyaya hakim olması zaman alacak. Hukuk devletinde böyle bir değişiklik olmaması gerekirdi.

Haberal´ın dava açmadığı tek hakim

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Prof. Dr. Mehmet Haberal, tahliye etmedikleri gerekçesiyle davanın hakimlerine dava açmış ve tazminat kazanmıştı. Daha sonra Haberal´ın dava açmadığı tek hakimin Başkurt olduğu ortaya çıkmıştı.

Balyoz sanığı bazı muvazzaflar mazeret bildirdi

Balyoz davası iki gün sonra 16 Aralık´ta İstanbul Silivri´de başlıyor. Bazı muvazzaf askerlerin yurtdışı görevinde olduğu gerekçesiyle mazeret bildirdiği öğrenildi. Bu sebeple muvazzaf askerler duruşma salonunda yer almayacak. Mahkeme heyeti, bu mazeretleri kabul edip etmediğine ilişkin kararı ilk duruşmada verecek. 2002 yılının Aralık ayında 1. Ordu Komutanlığı´nda çalışmalarına başlanan ve 5-7 Mart 2003´te yapılan seminerle son şekli verildiği iddia edilen Balyoz darbe planı davası 16 Aralık günü başlıyor. Bir numaralı sanık emekli Orgeneral Çetin Doğan başta olmak üzere eski kuvvet komutanları Özden Örnek ve İbrahim Fırtına´nın da aralarında bulunduğu 196 sanığa perşembe günü Silivri´deki mahkeme salonunda hazır bulunmaları için tebligat gönderilmişti. Ancak bazı muvazzaf askerlerin yurtdışı görevinde olduğu gerekçesiyle mazeret bildirdiği öğrenildi. Bu sebeple muvazzaf askerler duruşma salonunda yer almayacak. Mahkeme heyeti, bu mazeretleri kabul edip etmediğine ilişkin kararı ilk duruşmada verecek. Bu arada İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, son hazırlıkları yapmak amacıyla mahkeme salonunu incelemek için son kez Silivri´ye gitti. Mahkeme heyeti başkan Zafer Başkurt, üye hakimler Davut Bedir, Ali Efendi Peksak ve Murat Üründü´den oluşuyordu. Ancak HSYK bugün açıkladığı kararla Başkan Zafer Başkurt´u görevden alarak yerine mahkeme başkanı olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin üyesi Ömer Diken´i atadı.

İşçi Partililer, Hakim Diken ve Ergenekon savcılarını HSYK´ya şikayet etmişti

İşçi Partisi, Ergenekon soruşturmasında görev alan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Yedek Üyesi Hakim Ömer Diken, Savcılar Zekeriya Öz, Ercan Şafak, Fikret Seçen ve M. Murat Yönder´i, arama ve gözaltı kararları verirken görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu´na şikayet etmişti. ( ip.org.tr)

Önceki HSYK oyalıyordu

Başkurt ve Canak´ın aynı yerde ve baktıkları davalarda görev yapmalarının, yargıya ve soruşturmaya zarar vereceği belirtildi. Bu yüzden başka bir yere tayin edilmeleri istendi. Müfettişlerin talebi HSYK´ya iletildi. HSYKda talebi oy birliği ile yerinde buldu ve Hakimler Başkurt ve Canak İstanbul´dan tedbiren alındı. Başkurt Gebze´ye, Canak ise Sakarya´ya tayin edildi. Özel yetkileri de kaldırıldı... HSYK´nın bu önemli kararı, Balyoz Davası´nı da etkiledi. Davaya bakacak mahkeme başkanı değişti. Aslında bir önceki HSYK´da Başkurt ve Canak´ın disiplin dosyası vardı. Fakat, iddialara göre; önceki HSYK bu dosyayı ikili üzerinde baskı unsuru olarak kullanıyor, bu sebeple soruşturma bir türlü sonlandırılmıyordu. Başkurt ile Canak´ın, yargıyı etkilediği iddia edilen Ergenekon zanlısı Seyfi Oktay ile da ilişkisi olduğu tespit edildi. İkili, Oktay´ın aracılığı ile Ankara´da Kadir Özbek ile buluştu. Ve İstanbul´daki bazı Ergenekon hakimlerinin görev alınmasını istedikleri iddia edildi.

Başkurt ve Canak hakkında şok iddialar

HSYK, davaya bakacak mahkemenin başkanı Zafer Başkurt´un görev yerini değiştirdi. Hem de uyuşturucu davası sanıklarına para karşılığında yardım iddiasıyla... Herşey, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin soruşturma dosyası açmasıyla başladı. İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt ile 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak hakkında disiplin soruşturması açıldı. 25 Ağustos 2009´da başlatılan soruşturma, son derece ciddi iddialar içeriyor. Müfettiş raporlarında; Balyoz hakimi Zafer Başkurt´un uyuşturucu sanıklarına söz ve vaatlerde bulunduğu; bunun karşılığında ise maddi kazanç elde ettiği ileri sürülüyor... 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak hakkındaki soruşturmada ise bir kadının adı geçiyor. Söz konusu kadının, uyuşturucu davalarında iş takibi yaptığı iddia ediliyor. İşte Hakim Canak´ın, o kadın ile uzun süreli bir ilişki içinde olduğu belirtiliyor. Dahası da var. Haki Canak, soruşturma kapsamında teknik takibe alındı. Ve o takipte, Canak´ın uyuşturucu davası sanıklarıyla görüştüğü ortaya çıktı. Hakim Başkurt ve Canak hakkındaki bu şok tespitler üzerine; Adalet Bakanlığı düğmeye bastı. ( Habervaktim, Sabah, Cihan, AA, Cnnturk, Zaman, Samanyolu)

Ayrıntılar netleşiyor: İki hakimi şaibe altında bırakan olaylar

15 Aralık 2010: Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay´ın bazı davaları etkileme girişimine yönelik dinlemelerine takılan görüşmelerinde Erkan Canak´ın Avukat Kudbettin Kaya tarafından uyuşturucu davasının sanığının tahliyesi için tehdit edildiği öne sürülüyordu. Canak, soruşturma kapsamında gözaltına alınan Avukat Ali Hadi Emre´ye Kadir (Özbek) Bey´e de anlatacağım, gerekirse Seyfi (Oktay) Bey´e de anlatacağım, yani ne bileyim bilmem ne uyuşturucu baronunu ben tahliye etmem için beni böyle tehdit etmesi mi lazım, yani çok ayıp değil mi yani. sözleriyle Kaya´dan dert yanıyordu. Aynı görüşmede, avukat Kaya´nın sanığın tahliyesiyle ilgili 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanı Zafer Başkurt´la haber yolladığını belirtiyordu. Ayrıca Başkurt ve Canak´ın Yargıtay üyeliği için Seyfi Oktay aracılığıyla eski HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek´le yemek yedikleri bilgisi konuşmalara yansımıştı. Özbek´in, Ergenekon davalarına bakan mahkemelere yeni üye atanması için Başkurt ve Canak´tan HSYK´ya dilekçe yazmalarını istemesi de dinlemeye takılmıştı. Canak ayrıca, 30 Haziran 2009´da tutuklanan Dursun Çiçek´i 18 saat sonra tahliye eden heyetin başında yer almıştı. Adil yargılamayı etkileme soruşturması kapsamında teknik takibe takılan Zafer Başkurt, Erkan Canak ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün hakkında elde edilen dinleme kayıtları Adalet Bakanlığı´na gönderilmişti. ( Zaman)

Rüşvet iddiasıyla gelen karar

Balyoz davasının görüldüğü 10 Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´un da aralarında bulunduğu hakimler hakkında, Adalet Bakanlığı müfettişlerince yürütülen soruşturmayı ´Sabah Özel İstihbarat Servisi´ 16 Ağustos 2010 tarihinde Kadın İtirafçı Yargıyı Sarstı başlıklı haberiyle duyurmuştu. İstanbul´da Beşiktaş´taki Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin de aralarında bulunduğu 50´ye yakın hakim hakkında, rüşvet iddialarıyla ilgili olarak Adalet Bakanlığı´nca soruşturma başlatıldığı belirtilmişti. Çok gizli olarak yürütülen soruşturmada bazı şüphelilerin 500 bin ile 1 milyon euro rüşvet karşılığı tahliye edildiği iddiaları araştırılıyordu. ( Sabah)

(14 Aralık 2010), son güncel.: (15 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

HSYK tartışmaları ve kurul üzerinden Ergenekon davasını engelleme çabaları

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2644    yazdır/print


 

Kuban´dan fuhuş ve casusluk tahliyelerine ret

Balyoz soruşturmasında aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da bulunduğu 19 sanığın tahliyesine karar veren Hakim Oktay Kuban, ´askeri casusluk ve şantaj´ soruşturmasında tahliye taleplerini reddetti. 8 şüphelinin avukatları Kuban´ın nöbetçi olduğu hafta tahliye başvurusunda bulunmuşlardı.

Kuban´dan fuhuş ve casusluk tahliyelerine ret

Balyoz soruşturmasında aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da bulunduğu 19 sanığın tahliyesine karar veren Hakim Oktay Kuban, ´askeri casusluk ve şantaj´ soruşturmasında tahliye taleplerini reddetti. 8 şüphelinin avukatları Kuban´ın nöbetçi olduğu hafta tahliye başvurusunda bulunmuşlardı.

BALYOZ soruşturmasında aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da bulunduğu 19 sanığın tahliyesine karar veren Hakim Oktay Kuban, “askeri casusluk ve şantaj” soruşturmasında tahliye taleplerini reddetti. Ergenekon soruşturması savcılarından Fikret Seçen tarafından yürütülen “Askeri casusluk ve şantaj soruşturması kapsamında tutuklanan 8 şüphelinin avukatları, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban´ın nöbetçi olduğu geçtiğimiz hafta, tahliye talebinde bulunmuşlardı. Tahliye taleplerine ilişkin kararını veren Kuban, soruşturma kapsamında evinde yapılan aramalarda “devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgiler” ele geçirilen emekli Albay İbrahim Sezer ile Teğmen Emrah Küçükakça´nın da aralarında bulunduğu 8 şüphelinin tahliye talebini reddetti. ( Vatan)

(14 Aralık 2010, 20:24)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2635    yazdır/print


 

Balyoz davası başlıyor: Camileri bombalayacaklardı

Kontrgerilla´yı yargılayan en büyük davalardan biri daha başlıyor. Yönetimi ele geçirebilmek için ülkeyi yakıp yıkmayı, vatandaşı darbe ister hale getirmek için ülkede kaos çıkarmayı, bunun için Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanmasını, kendi savaş uçağımızın düşmesinin sağlanmasını ve benzer şok terör eylemlerinin TSK mensubu askeri timlerce gerçekleştirilmesini öngören Balyoz planı iddialarına ilişkin dava 5 gün sonra 16 Aralık´ta başlıyor. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç ve Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu ve Albay Dursun Çiçek´in de aralarında bulunduğu 196 şüpheli, 15 ile 20´şer yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları istemiyle yargılanacak. Soruşturma sürecinde skandal müdahaleler yaşanan, gözaltıları durdurulan, savcıları değiştirilen, davaya bakacak mahkemenin verdiği yakalama kararlarına müdahale edilen Balyoz davası başlıyor. En çok merak edilen ayrıntılardan biri, yakalama kararlarını veren ve davaya da bakacak olan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin sanıklar hakkında tutuklama kararları verip vermeyeceği. Sanıklardan bir çoğu muvazzaf yani halen görevde. Cami bombalama ve uçak düşürme gibi çok tehlikeli terör eylemlerine başvurmaktan çekinmemekle suçlanan muvazzaf sanıkların emrinde, halen askeri birliklerin olduğu düşünüldüğünde, hakimlerin tedbir amacıyla tutuklama kararı verebileceği konuşuluyor.

Balyoz davası başlıyor: Camileri bombalayacaklardı

Kontrgerilla´yı yargılayan en büyük davalardan biri daha başlıyor. Yönetimi ele geçirebilmek için ülkeyi yakıp yıkmayı, vatandaşı darbe ister hale getirmek için ülkede kaos çıkarmayı, bunun için Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanmasını, kendi savaş uçağımızın düşmesinin sağlanmasını ve benzer şok terör eylemlerinin TSK mensubu askeri timlerce gerçekleştirilmesini öngören Balyoz planı iddialarına ilişkin dava 5 gün sonra 16 Aralık´ta başlıyor. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç ve Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu ve Albay Dursun Çiçek´in de aralarında bulunduğu 196 şüpheli, 15 ile 20´şer yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları istemiyle yargılanacak. Soruşturma sürecinde skandal müdahaleler yaşanan, gözaltıları durdurulan, savcıları değiştirilen, davaya bakacak mahkemenin verdiği yakalama kararlarına müdahale edilen Balyoz davası başlıyor. En çok merak edilen ayrıntılardan biri, yakalama kararlarını veren ve davaya da bakacak olan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin sanıklar hakkında tutuklama kararları verip vermeyeceği. Sanıklardan bir çoğu muvazzaf yani halen görevde. Cami bombalama ve uçak düşürme gibi çok tehlikeli terör eylemlerine başvurmaktan çekinmemekle suçlanan muvazzaf sanıkların emrinde, halen askeri birliklerin olduğu düşünüldüğünde, hakimlerin tedbir amacıyla tutuklama kararı verebileceği konuşuluyor.

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ergül, Süleyman Pehlivan, Ali Haydar ve Murat Yönder tarafından hazırlanan 968 sayfalık iddianameyle 196 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması, 16 Aralık perşembe günü İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´ndeki salonda yapılacak. Mahkemenin tensip incelemesinde 102 sanık hakkında çıkardığı ´yakalama emri´ uyarınca Afyonkarahisar´da gözaltına alınan Kurmay Albay Ahmet Şentürk´ün yüzüne karşı kararın okunması amacıyla bir celse yapıldığı için 16 Aralıktaki duruşma, tutanağa 2. celse olarak yansıyacak.

YAŞ direnişçisi üç general de sanık

İddianamede, 196 şüpheli arasında Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller Abdullah Dalay, İhsan Balabanlı, Ali Semih Çetin, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, emekli Korgeneral Engin Alan ve Albay Dursun Çiçek ile Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ile İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınan Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu da yer alıyor.

196 sanıklı dava

İddianamede, ayrıca Refik Hakan Tufan, Recai Elmaz, Gökhan Murat Üstündağ, Nurettin Işık, Hasan Fehmi Canan, Salim Erkal Bektaş, Mustafa Erdal Hamzaoğulları, Burhan Gögce, Ahmet Tuncer, Sırrı Yılmaz, Doğan Fatih Küçük, Mehmet Alper Şengezer, Mustafa Karasabun, Faruk Doğan, Yaşar Barbaros Büyüksağnak, Gökhan Çiloğlu, Hasan Hoşgit, Bora Serdar, Hasan Gülkaya, Ergün Balaban, Fatih Uluç Yeğin, Osman Çetin, Hakan Yıldırım, Behzat Balta, Orkun Gökalp, Ahmet Necdet Doluel, Mehmet Fikri Karadağ, Fuat Pakdil, Timuçin Erarslan, Ali Demir, Memiş Yüksel Yalçın, Yunus Nadi Erkut, Kahraman Dikmen, Ertuğrul Uçar, Arif Bıyıklı, Yusuf Ziya Toker, Mehmet Yoleri, Metin Yavuz Yalçın, Halil Yıldız, Mehmet Ulutaş, Erhan Kuraner, İsmet Kışla, Fatih Altun, İmdat Solak, Taylan Çakır, Tayfun Duman, Ahmet Yanaral, Embiya Şen, Recep Rıfkı Durusoy, Ali Güngör, Mehmet Ferhat Çolpan, Ercan İrençin, Recep Yavuz, Hanifi Yıldırım, Ertan Karagözlü, Hamdi Poyraz, Kubilay Aktaş, Mustafa Aydın Gürül, Ahmet Küçükşahin, Levent Güldoğuş, Abdurrahman Başbuğ, Ahmet Yavuz, Rifat Gürçam, İhsan Çevik, Bulut Ömer Mimiroğlu, Hakan İsmail Çelikcan, Yüksel Gürcan, Erol Ersan, Hasan Basri Aslan, Halil Kalkanlı, Hakan Sargın, Mustafa Kelleci, Kemal Dinçer, Hüseyin Özçoban, Murat Balkaş, İzzet Ocak, Soydan Görgülü, Ayhan Gedik, Duran Ayhan, Dursun Tolga Kaplama, Cengiz Köylü, Abdullah Zafer Arısoy, Mehmet Kemal Gönüldaş, Erdinç Atik, Doğan Temel, Ali Deniz Kutluk, Cemal Temizöz, İsmail Karaoğlan, Abdil Akças, Aytekin Candemir, Taner Balkış, Harun Özdemir, Turgay Erdağ, İbrahim Koray Özyurt, Muharrem Nuri Alacalı, Levent Görgeç, Dora Sungunay, Soner Polat, Ali Türkşen, Ahmet Şentürk, Ramazan Cem Gürdeniz, Cem Aziz Çakmak, Namık Koç, Musa Farız, Levent Çehreli, Mücahit Erakyol, Nejat Bek, Ahmet Topdağı, Hüseyin Hoşgit, Selahattin Gözmen, Mustafa Korkut Özarslan, Engin Baykal, Özer Karabulut, Ümit Özcan, Lütfü Sancar, Ali İhsan Çuhadaroğlu, Mehmet Kaya Varol, Murat Özçelik, Mustafa Önsel, Emin Küçükkılıç, Mustafa Çalış, Suat Aytın, Recep Yıldız, Ramazan Bulut, Ali Rıza Sözen, Bülent Tunçay, Mutlu Kılıçlı, Levent Maraş, Uğur Üstek, Yusuf Kelleli, Bahtiyar Ersay, Levent Erkek, Mümtaz Can, Nuri Ali Karababas, Tuncay Çakan, Faruk Oktay Memioğlu, Mustafa Kemal Tutkun, Taner Gül, Hüseyin Bakır, Hakan Öktem, Murat Bektaşoğlu, Ahmet Çetin, Mustafa Aydın, Nihat Altunbulak, Cemalettin Bozdağ, Utku Arslan, Nedim Ulusan, İlkay Nerat, Kıvanç Kırmacı, Nihat Özkan, Hakan Akkoç, Gökhan Gökay, Şafak Duruer, Ahmet Türkmen, İkrami Özturan, Cemal Candan, Hayri Güner, Hüseyin Topuz, Hasan Hakan Dereli, Ali Aydın, Veli Murat Tulga, Behcet Alper Güney, Hasan Nurgören, Mustafa Yuvanç, Barbaros Kasar, Fatih Musa Çınar, Erdal Akyazan, Hüseyin Polatsoy, Kasım Erdem, Mustafa Koç, Ayhan Taşkın, Fikret Coşkun, Zafer Karataş, Hüseyin Durdu, Altan Dikmen, Bekir Memiş, Meftun Hıraca ve Murat Ataç da ´şüpheli´ olarak sıralanıyor.

Meclisi devre dışı bırakmaya kalkışmakla suçlanıyorlar

Aynı iddianamede, tüm şüphelilerin 15 ile 20 yıl arasında hapis cezası öngören ve ´Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs´ suçunu düzenleyen eski TCK´nın 147 ve 61. maddeleri gereğince cezalandırılmaları isteniyor.

İDDİANAMEDEN: ´BALYOZ YAPILANMASININ, ASKERİ BİR MÜDAHALE İÇİN ÖNCELİKLE ÜLKEYİ GÜNDEN GÜNE KAOS VE KARGAŞA ORTAMINA ÇEKEREK ORTAMI ŞEKİLLENDİRMEYİ PLANLADIĞI, BU AMAÇLA ´ORAJ´, ´SUGA´, ´ÇARŞAF´ VE ´SAKAL´ EYLEM PLANLARINI HAZIRLADIĞI GÖRÜLMEKTEDİR´

Balyoz ile ülke önce istikrasızlaştırılacak sonra darbe ile ele geçirilecek

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin hazırlanan iddianamede, ´Balyoz´ yapılanmasının, askeri bir müdahale için öncelikle ülkeyi günden güne kaos ve kargaşa ortamına çekerek ortamı şekillendirmeyi planladığı, bu amaçla ´Oraj´, ´Suga´, ´Çarşaf´ ve ´Sakal´ eylem planlarının hazırlandığı öne sürüldü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 968 sayfalık iddianamenin ´Sonuç, değerlendirme ve talepler´ bölümünde, ´Balyoz Sıkıyönetim Komutanlığı´ isimli yapılanmanın nihai amacının devletin kontrolünü ele geçirmek olduğu belirtiliyor.

Birinci aşama: İstihbarat faaliyetleri

Bunun aşamalardan oluştuğu ifade edilen iddianamede, birinci aşamada istihbarat faaliyetlerinin yer aldığı belirtiliyor.

İkinci aşama: Askeri müdahaleye zemin hazırlama

İddianameye göre, ikinci aşamanın askeri müdahale için zemin hazırlama süreci olduğu öne sürülüyor. İddianamede, şu görüşlere yer veriliyor: ´Balyoz yapılanmasının, askeri bir müdahale için öncelikle ülkeyi günden güne kaos ve kargaşa ortamına çekerek ortamı şekillendirmeyi planladığı, bu amaçla ´Oraj´, ´Suga´, ´Çarşaf´ ve ´Sakal´ eylem planlarını hazırladığı görülmektedir. Eylem planlarının haricinde hem ortam şekillendirmesine katkı sağlayacak nitelikte, hem de bir sonraki süreçte darbe karşıtı fikirler beyan edeceği tahmin edilen aydın, gazeteci, yazar ve akademisyenleri engellemeye yönelik planların hazırlandığı da görülmüştür. Balyoz yapılanması tarafından belirlenen temaların yoğun bir şekilde kullanılmasıyla kamuoyunun yönlendirilmesi ve halkın askeri bir müdahalenin zaruri olduğunu düşünür hale gelmesini sağlamanın da planların birer parçası olduğu görülmektedir.´

Üçüncü aşama: Askeri müdahale

İddianamede, üçüncü aşamanın askeri müdahale olduğu belirtilerek, ikinci aşamada belirtilen ortam şekillendirme faaliyetlerinin askeri bir müdahaleye zemin oluşturacak hale gelmesinin ardından 1. Ordu Komutanlığı komutasındaki yapılanmanın, önce olağanüstü hal ve ardından sıkıyönetim ilan ederek, askeri bir müdahale ile Türkiye Cumhuriyeti hükümetini iktidardan zorla uzaklaştırmayı planladığı kaydedildi. Daha sonra öncelikle kilit noktalara belirlenen Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin getirileceği, kamu kurumları, sağlık, gıda, ulaşım ve benzeri her türlü ihtiyaç kaynaklarının kontrol altına alınacağı, önceden belirlenen kişilerin teşkil edilecek birimlerce gözaltına alınacakları ve tutuklanacakları vurgulanan iddianamede, kapatılmak üzere belirlenen basın ve yayın kuruluşları, vakıf, dernek gibi yerlerin faaliyetlerine son verileceği, belirlenen şahısların, kurumların mal varlıklarına ve devlet ekonomisine el koyacaklarının görüldüğü anlatılıyor.

Dördüncü aşama: Milli Mutabakat Hükümeti

Dördüncü aşamada yürütme görevinin ´Milli Mutabakat Hükümeti´ne bırakılacağı, bu hükümetin de ´cunta´ tarafından belirlenen hükümet programını uygulayacağı dile getiriliyor.

Beşinci aşama: Seçim

İddianamede, balyoz planında beşinci aşamanın ise seçim olduğu kaydediliyor.

Balyoz Çetin Doğan´ın başının altından çıktı

İddianamede, 3 Kasım 2002 seçimlerinde mecliste çoğunluğu sağlayan ve hükümeti kuran partinin kimliği, kadroları ve yönetim tarzından rahatsızlık duyan dönemin 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan tarafından ´28 Şubat sürecinde elde edilen kazanımlardan istifade edilememesi ve 2002 seçimlerinde AK Partinin tek parti olarak iktidara gelmesi ile beraber ülkede hızlı bir zemin kayması yaşanması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin laiklik karşıtı ve irticai unsurların etkisine girmeye başladığı ve bu nedenle Balyoz Komutanlığının İç Hizmet Kanunu´nun kendisine verdiği Türkiye Cumhuriyeti´ni kollama ve koruma görevinin gereği olarak bu harekat planının hazırlandığı´ öne sürülüyor. Konuya ilişkin l. Ordu sorumluluk sahası içinde bulunan dönemin Harp Akademileri Komutanı İbrahim Fırtına ve Donanma Komutanı Özden Örnek ile temas kurulduğu ve anlaşma sağlandığı, ardından yine aynı saha içerisinde bulunan İstanbul ve Bursa jandarma bölge komutanları ile de temas ve anlaşmanın sağlandığı belirtilen iddianamede, şu ifadelere yer veriliyor: ´Eldeki mevcut delillere göre, dönemin Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının dahil olmadıkları anlaşılan, şüphelilerin ordu bünyesindeki askeri hiyerarşi dışında bu amaçla bir yapılanma oluşturdukları, kurulan bu suç örgütünün darbe yaparak hükümeti yıkmaya yönelik, öncelikle Balyoz Güvenlik Harekat Planı adı altında demokratik yollardan iş başına gelmiş hükümeti antidemokratik yollarla yönetimden uzaklaştırma amacıyla çok kapsamlı ve ayrıntılı bir plan hazırladığı, bu planda hükümet ile işbirliği içerisinde olduğu vurgusu yapılan ve irticai olarak nitelenen grupların da tek ferdi kalmayacak şekilde ortadan kaldırılmasının hedeflendiği görülmektedir.´

´Bir anda yapılmış bir plan değil´

´Balyoz Güvenlik Harekat Planı´nın bir anda yapılmış bir plan olmadığı belirtilen iddianamede, AK Partinin hükümeti kurmasından sonra çalışmaların yönünün değiştirildiği, önce ´Olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo´ oluşturulduğu, akabinde bu senaryonun yürürlüğe konulması için çalışmalar başlatıldığı öne sürülüyor. Bu çalışmalara göre, ülkenin yönetiminin ele alınmasının planlandığının anlaşıldığı belirtilen iddianamede, 1. Ordu Komutanlığının bölgesinde yer alan deniz kuvvetlerine bağlı birliğin yaptığı ´Suga Planı´, 1. Ordu bölgesinde yer alan hava kuvvetlerine bağlı birliğinin yaptığı ´Oraj Planı´ ve 1. Ordu bölgesinde yer alan jandarma birliklerinin yaptığı ´Sakal´ ve ´Çarşaf´ planlarının bu mahiyette olduğu iddia ediliyor. İddianamede, 5-7 Mart 2003 tarihlerinde l. Ordu Komutanlığında sadece 162 kişinin katılımı ile jenerik şekilde gerçekleşen seminerin, ´Balyoz Harekat Planı´nda öngörülen ve bir nevi darbenin tatbikatı olan seminer olduğu anlatılıyor. Dava konusu seminerde, şüpheli Çetin Doğan´ın 1980 askeri müdahalesinden de örnekler verdiği belirtilen iddianamede, bu defa çalışmaların daha sıkı tutulup, kurumlara yerleştirilecek askeri personelin seçimi, görevlendirilmesi, atandığı kurumda kalıcı olabilmesi için görevlendirme konusunda detaylı çalışmalar gerektiğini, aksi takdirde işlerin planlandığı şekilde yürümeyeceğini vurguladığına yer veriliyor. ´Balyoz´, ´Suga´, ´Oraj´, ´Sakal´ ve ´Çarşaf´ adlı eylem planlarında sonuç olarak görevlerin belirlendiği kaydedilen iddianamede, somut olaylarda yapılan planların senaryodan ibaret olmadığının anlaşılacağı vurgulanıyor. Planda ´Görevlendirilecek Kategoriler´ başlıklı eke bakıldığında da bu kategorilerin hiç birisinin barış zamanında ve olağanüstü hal zamanında TSK´nın görev alanına girmediği vurgulanan iddianamede, bunun planın icrası aşamasına geldiğini, dolayısıyla suçun icra hareketlerine başlandığını gösterdiği öne sürülüyor.

DAVAYA İLİŞKİN SORUŞTURMA SÜRECİNDEKİ TUTUKLAMALARIN ARDINDAN YAPILAN İTİRAZLARLA YAŞANAN TAHLİYELER VE TENSİP İNCELEMESİYLE 102 KİŞİ HAKKINDA ÇIKARTILAN YAKALAMA EMİRLERİ İLE BU KARARIN KALDIRILMASI UZUN SÜRE KAMUOYUNUN GÜNDEMİNDE KALDI

Balyoz generallerine dokunulamıyor

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin soruşturma sürecindeki tutuklamaların ardından yapılan itirazlarla yaşanan tahliyeler ve tensip incelemesiyle 102 kişi hakkında çıkartılan yakalama emirleri ile bu kararın kaldırılması uzun süre kamuoyunun gündeminde kaldı. ´Balyoz Planı´na ilişkin olarak 23 Şubat 2010 ile 2 Mart 2010 tarihleri arasında soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları tarafından sorgulanan muvazzaf ve emekli askerlerden, aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Koramiral Feyyaz Öğütcü´nün de bulunduğu 36 kişi tutuklandı. Bu kişilerden aralarında emekli Orgeneral Doğan ve emekli Koramiral Öğütcü´nün de bulunduğu 15´i emekli, 18´i muvazzaf subay toplam 33 kişinin tutukluluğuna yapılan itiraz, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesice değerlendirildi. Mahkeme, 5 Mart 2010 tarihinde talebin reddine karar verdi.

İtirazla ilk tahliyeler

Soruşturması kapsamında tutuklanan Tuğamiral Turgay Erdağ ile Albay Ali Türkşen´in yaptıkları itirazı değerlendiren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi ise 14 Mart 2010 tarihinde bu kişilerin tahliyesine karar verdi. Bu arada, emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Korgeneral Engin Alan ve emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü ile Tümamiral Semih Çetin´in de aralarında bulunduğu 7 kişi, tutukluluğa ikinci kez itiraz etti. Bu başvuruyu değerlendiren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Mart 2010 tarihinde tutukluluğun devamını kararlaştırdı. Tümamiral Özer Karabulut´un avukatlarının tutukluluğa yaptıkları itirazı inceleyen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 19 Mart 2010 tarihinde Karabulut´un tahliyesine hükmetti. Aynı tarihte İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, soruşturmayı yürüten savcıların Tuğamiral Erdağ ile Albay Türkşen´in tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına yaptıkları itirazı da reddetti. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Mart 2010 tarihinde, soruşturması kapsamında daha önce mahkemece serbest bırakılmasının ardından soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının itirazı üzerine 10 Mart 2010 tarihinde tutuklanmalarına karar verilen Yüzbaşı Erdinç Atik ile astsubaylar Mustafa Kelleci ve Abdil Akça´nın avukatlarının yaptıkları itirazı kabul ederek, 3 kişinin daha tahliyesine karar verdi. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti de tutukluluğa yapılan itirazları inceleyerek 31 Mart 2010 tarihinde eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, emekli Koramiral Metin Yavuz Yalçın, emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz, Tuğamiral Aziz Çakmak, Kurmay Albay Hüseyin Özçoban, Jandarma Kurmay Yarbay Yusuf Kelleli, albaylar Hasan Basri Aslan ile Taylan Çakır´ın tahliyelerini kararlaştırdı.

1 Nisan´da tahliye, 5 Nisan´da yakalama

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan kişilerin avukatlarının yaptığı tutukluluğun kaldırılması yönündeki talepleri inceleyen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban, 1 Nisan 2010 tarihinde, emekli Orgeneral Çetin Doğan, Tümgeneraller Bekir Memiş ve İhsan Balabanlı, Tümamiral Semih Çetin, Albaylar Mustafa Önsel, Abdullah Zafer Arısoy, Recep Yıldız ve Yüksel Gürcan, Yarbaylar Hanifi Yıldırım, Ali Rıza Sözen ve Levent Çehreli, Astsubay Musa Fariz, emekli Tümgeneral İzzet Ocak, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri, emekli Korgeneral Engin Alan, emekli Albaylar Ümit Özcan, Suat Aytın, Kubilay Aktaş ve Bülent Tunçay´ın tahliyesini kararlaştırdı. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban tarafından sorgulandıktan sonra serbest bırakılan Korgeneral Yurdaer Olcan ve Tümgeneral Abdullah Dalay´a ilişkin soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarınca yapılan itirazı değerlendiren İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 4 Nisan 2010 tarihinde Olcan ve Dalay hakkında yakalama emri çıkardı. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 5 Nisan 2010 tarihinde de hakim Kuban´ın kararıyla tahliye edilen 11´i muvazzaf, 8´i emekli asker toplam 19 şüpheli hakkında yakalama emri çıkarılmasına karar verdi. Mahkeme heyeti kararında, ´Mevcut somut olgularla çelişen ve soyut gerekçeye dayalı kararlar olduğu´ görüşüne yer verdi. Bu kararlar üzerine üzerine 21 kişinin aranmasına başlandı. Süren soruşturmada, 6-7 Nisan 2010 tarihlerinde eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık´ın da aralarında bulunduğu 7 yeni tutuklama olurken, daha önce tutuklananlara ilişkin yapılan itirazlar üzerine yeni tahliyeler yaşandı.

Orgeneral Çetin Doğan 2. kez cezaevinde

Süreçte, haklarında yakalama emri çıkartılan kişilerden bazıları teslim olurken, bazıları da güvenlik güçleri tarafından yakalandı. Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi´ndeki tedavisini ardından teslim olan Çetin Doğan, 23 Nisan 2010 tarihinde hakkındaki karar yüzüne karşı okunduktan sonra yeniden cezaevine gönderildi. Korgeneral Yurdaer Olcan´ın da 17 Mayıs 2010 tarihinde tutuklanmasıyla 21 kişinin tümü hakkındaki yakalama emirleri uygulanmış oldu. Tutuklanan kişilerin yaptıkları tahliye taleplerini değerlendiren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Yılmaz Alp, 18 Haziran 2010 tarihinde Tümamiral Ali Semih Çetin, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller İhsan Balabanlı, Bekir Memiş ve Abdullah Dalay, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Tümgeneral Nuri Ali Karababa, emekli Korgeneral Engin Alan, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri, Albaylar Hanifi Yıldırım, Yüksel Gürcan, Mustafa Önsel ve Bülent Tunçay ile Yarbay Ali Rıza Sözen´in tahliyelerine karar verdi. Hakim Alp tarafından verilen kararın gerekçesinde, ´Eylemin aşaması dikkate alındığında şüpheliler lehine suç vasfının değişme olasılığı da mevcuttur. Mevcut deliller doğrultusunda şüphelilerin katıldıkları ya da görevlendirildikleri Balyoz seminer planında, yapılması planlanan eylemlerin icra hareketlerinin gerçekleştirildiğine ilişkin somut olgular bulunmamaktadır´ denildi. Hakim Yılmaz Alp, 22 Haziran 2010 tarihinde de emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık ile Mümtaz Can, Behzat Balta, Tuncay Çakan, Mehmet Kaya Varol, Emin Küçükkılıç, Halil Kalkanlı, İzzet Ocak, Recep Yıldız, Murat Özçelik, Suat Aytın ve Ali İhsan Çuhadaroğlu´nun tahliyelerini kararlaştırdı. Albay Cengiz Köylü´nün avukatının talebi üzerine tutukluluk halini değerlendiren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 9 Temmuz 2010 tarihinde oy çokluğuyla Köylü´nün tahliyesine karar vermesiyle soruşturma kapsamında tutuklu kalmadı. Bu arada, 6 Temmuz 2010 tarihinde tamamlanan soruşturmada 196 sanık hakkında hazırlanan iddianame, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

102 kişi hakkında yakalama emri

İddianame üzerindeki incelemelerini 19 Temmuz 2010 tarihinde tamamlayarak iddianamenin kabulüne karar veren İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, tensip incelemesi sonucunda 23 Temmuz 2010 tarihinde 102 sanık hakkında yakalama emri çıkarttı. Mahkemenin davaya ilişkin hazırladığı tensip tutanağında, dosyadaki delil durumu, sanıkların üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması ve suçlamanın CMK´nın 100. maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması nedeniyle adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı belirtildi. Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller Abdullah Dalay, İhsan Balabanlı, Ali Semih Çetin, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, emekli Korgeneral Engin Alan ve Albay Dursun Çiçek ile Tümgeneraller Halil Helvacıoğlu, Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu´nun da aralarında bulunduğu 102 kişinin aranmasına başlandı. Bunun üzerine 25 Temmuz 2010 tarihinde hakkındaki yakalama emri nedeniyle Bodrum Havalimanı´nda gözaltına alınan emekli Orgeneral Çetin Doğan, İstanbul´a geldiğinde kalp krizi geçirme riski nedeniyle Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alındı.

Albay Şentürk´ün cezaevine giriş-çıkışı

Aranan kişilerden emekli Kurmay Albay Ahmet Şentürk, 30 Temmuz 2010 tarihinde Afyonkarahisar´da bulunduğu orduevinden para çekmek için dışarı çıktığında polis ekiplerince gözaltına alındı. Şentürk, hakkındaki yakalama emri yüzüne karşı okunduktan sonra cezaevine konuldu. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Ağustos 2010 tarihinde, haklarında yakalama emri çıkartılan sanıkların avukatlarının itirazlarının inceleyerek, 101 sanık açısından yakalama kararlarının kaldırılmasına oy çokluğuyla karar verdi. Mahkeme, hakkında tutuklama kararı alınan sanık Ahmet Şentürk´e ilişkin yakalama emrinin konusuz kaldığı belirtilerek, yakalama emrine dair karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Kurmay Albay Ahmet Şentürk´ün de bu karardan bir süre sonra tutukluluğuna yaptığı itirazın İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 22 Haziran 2010 tarihinde kabul edilmesi üzerine davada tutuklu sanık kalmadı. ( Sabah)

(11 Aralık 2010, 16:16)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Balyoz davası 16 Aralık´ta başlıyor: Sanıklar tutuklanabilir

Balyoz gözlemci raporu: Önce mutabakat hükümeti tartışıldı

Genelkurmay: Devlet sırrıdır, mahkemeye vermeyiz

Böyle senaryo mu olur? En ince ayrıntısına kadar Terör

Flaş!!! Doğan: Cami bombalaması askeri senaryo ve gerekli

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2626    yazdır/print


 

Gençler üzerinden darbe kışkırtanlar.. O devirler geçti artık

Bu haberi girerken CHP´li Süheyl Batum ile AKP´li Burhan Kuzu´ya Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi´nde yumurtalı saldırıların gerçekleştiği haberi geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ı protesto gösterilerinde polisin aşırı şiddet göstermesi ve dayak sonucu bir bayanın çocuğunu düşürdüğü iddiası birkaç gündür gündem iken üzerine gelen bu olay, kışkırtmaların sürdürülmek istendiğini gösteriyor. Çeşitli yerlerde birden ortaya çıkan ve peşpeşe meydana gelen olayların organize olduğu açık. Kısa süre önce Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç´a da yöneltilen yumurtalı saldırıda öğrencilerin üniversite yönetimi tarafından bilinçli olarak içeriye sokulduğu ortaya çıkmıştı. Öğrenciler üzerinden ortam kışkırtılmaya çalışılıyor. Polisin şiddeti elbette masum gösterilemez, sorumlular cezalandırılsın. Ancak kışkırtmaları ve kışkırtanları da görmek gerek. Öğrencilerin polise sopalarla saldırması, konuşmacılara yumurta fırlatmaları belli çevrelerce masum bir tepki olarak gösterilmeye çalışılıyor, sadece polisin müdahalesi eleştiriliyor. Son günlerde artan öğrenci protestoları aslında neyi amaçlıyor? Polisin protestocu gençlere müdahalesi doğru mu? İşte Cafesiyaset yazarı Serdar Sadık Şimşek´in yazısı.

Gençler üzerinden darbe kışkırtanlar.. O devirler geçti artık

Bu haberi girerken CHP´li Süheyl Batum ile AKP´li Burhan Kuzu´ya Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi´nde yumurtalı saldırıların gerçekleştiği haberi geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ı protesto gösterilerinde polisin aşırı şiddet göstermesi ve dayak sonucu bir bayanın çocuğunu düşürdüğü iddiası birkaç gündür gündem iken üzerine gelen bu olay, kışkırtmaların sürdürülmek istendiğini gösteriyor. Çeşitli yerlerde birden ortaya çıkan ve peşpeşe meydana gelen olayların organize olduğu açık. Kısa süre önce Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç´a da yöneltilen yumurtalı saldırıda öğrencilerin üniversite yönetimi tarafından bilinçli olarak içeriye sokulduğu ortaya çıkmıştı. Öğrenciler üzerinden ortam kışkırtılmaya çalışılıyor. Polisin şiddeti elbette masum gösterilemez, sorumlular cezalandırılsın. Ancak kışkırtmaları ve kışkırtanları da görmek gerek. Öğrencilerin polise sopalarla saldırması, konuşmacılara yumurta fırlatmaları belli çevrelerce masum bir tepki olarak gösterilmeye çalışılıyor, sadece polisin müdahalesi eleştiriliyor. Son günlerde artan öğrenci protestoları aslında neyi amaçlıyor? Polisin protestocu gençlere müdahalesi doğru mu? İşte Cafesiyaset yazarı Serdar Sadık Şimşek´in yazısı.

Kusura bakmayın ama son günlerde artan yumurtalı ve yumruklu saldırılar beni çok rahatsız ediyor. Her şeyin bir sınırı var, tepkilerde bu sınırın hayli aşıldığı meydanda... Bundan bir adım ötesi olağanüstü dönemlerin olduğu bireylerin ses çıkaramadığı bir ülke haline geçiş dönemi olabilir. Protestolarda aşırıya kaçanların niyetinin de, özellikle protestoların geldiği kesimi, sindirmek olduğu hemen anlaşılıyor. Bir İnsanı seversiniz alkışlarsınız, sevmezsiniz yuhalar veya protesto edersiniz; alkışlamak da yuhalamak ve protesto etmek de, kabul edilebilir elbette sınırlar içinde kaldığı müddetçe, bu herkesin demokratik hakkıdır. Zaten demokratik ülkelerde kimse kimseyi veya bir şeyi sevmeye zorlanamaz. Tepkisini yumrukla yada şiddetle dile getirmeye çalışan ve her an patlamaya hazır gençler; bu yüzden haklı tavırları bile olsa tepkilere yol açabiliyor. Genç arkadaşlarımızın anlaması gereken şu doğru bir iş eğer yanlış bir biçimde yapılırsa hiçbir kimseye faydası olamaz! Bizim ülke olarak düşünebilen ve sorgulayabilen gençlere ihtiyacımız var. Başkasına zarar veren ve saldıran gençlere değil.

Bu ülkede özgürlüklerin zorlama ile kaba kuvvet ile elde edilemeyeceğini artık birilerinin bu gençlere anlatması gerekiyor. Bütün bunları şunun için söylüyorum son günlerde yumurta atma modası giderek sıklaşıyor.Ülkenin Başbakanına ve eski Ana muhalefet liderine dahası çok önemli bürokratlarına yumurta atılıyor ve birileri buna demokratik hak diyebiliyor. Son olarak Anayasa mahkemesi başkanı Haşim Kılıç´a yumurta atıldı.Bu yumurtalı saldırının sonrasında ise görevliler duruma müdahale etmek zorunda kaldı. Bir başka yerde ise öğrenciler Başbakan´ı protesto etmek istedi ve yine sert bir şekilde engellendiler. Şimdi protesto en tabii haktır ama zarar vermemek ve hakaret etmemek kaydı ile..Bu ülkenin Başbakanına dahası devlet yetkililerine kimsenin hakaret etmeye ağza alınmayacak sözler sarf etmeye hakkı olamaz. Kendisini sevmeyebilirler yada desteklemeyebilirler ama saldırmayı da bir özgürlük olarak görmeye çalışmak açık ve net konuşuyorum ki bir suçtur ve elbette cezasız kalmamalıdır. Bu ülkede geçmişte üniversitelerde kalemlerini konuşturmak yerine satırlarını konuşturanları biz çok çok iyi biliyoruz!

70 li yıllarda sokaklara dökülen gençler üzerinden cuntacılara zemin hazırlayanlar artık bu amaçlarına ulaşamayacaklar. Bu ülkenin birbirini ötekileştiren birbirine saygısızlık yapan gençlere ihtiyacı yok.Bu ülkenin daha yavaş konuşan ve dinlemesini bilen kendisini aynı zamanda da dinletebilecek gençlere ihtiyacı var. Kim olursa olsun ne olursa olsun bu ülkenin bir yetkilisine saldırmak bir suçtur. Bazı gazeteci ve yazarlarımız bu saldırıları normal karşılayarak gösterilen tepkileri aşırı bulabiliyorlar..Öğrencilerin cezaevlerine atıldığı bir ülke demokratik olabilir mi? Öğrencilere biber gazı ile müdahale edilen bir ülke demokratik olabilir mi? Diye soruyorlar. Bu soruları soranlar kısa bir süre önce bu ülkenin bir üniversitesinde iki karşıt görüşlü grubun kavgası nedeni ile bir üniversite öğrencisi gencin öldürüldüğünden sanırım haberleri yok. Gençlik çok dayanmayan bir kumaştır temennim o ki tepkisini kaba kuvvet kullanarak dile getiren genç arkadaşlarımız rüştünü ispatladıkları anda bu davranışlarının aslında iyi bir davranış olmadığını anlayacaklardır. Unutulmamalıdır ki Ateş, nasıl odunu yer yutarsa, haset de iyilikleri yer yakar ve mahveder. ( Serdar Sadık Şimşek / Cafesiyaset)

Bahçeli: Öğrenci olaylarıyla ülke 68´li yıllara götürülmek isteniyor

09 Aralık 2010: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, öğrenci olaylarıyla Türkiye´nin 68´li yıllardaki gibi bir döneme götürülmeye çalışıldığı uyarısında bulundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ajanslar, televizyon, gazete ile internet haber sitelerinin Ankara temsilcileriyle geleneksel kahvaltılı sohbet toplantı kapsamında Sheraton Otel´de bir araya geldi. Üniversitelerde tırmanıyor gibi görünen öğrenci olayları demokratik tepki mi başka bir organizasyon mu? şeklindeki bir soruya Bahçeli, bir yasa içinde eylem yapmalarının makul karşılanması gerektiğini ifade etti. Bahçeli, geçmişte acı tecrübelerin yaşandığını hatırlatarak, geçmişte öğrenci-polis çatışmalarının çok daha büyük gerilimlere neden olduğunu vurguladı. Olaylara geçmişteki birikim ışığında yaklaşmalarını isteyen Bahçeli, mümkün olduğunca emniyet güçlerinin daha az şiddetle karşılık vererek olaylara yaklaşımının daha faydalı olacağını söyledi.

Olaylar planlı

Önce İstanbul, sonra Meclis, ardından Siyasal Bilgiler Fakültesi´nde öğrenci olaylarının devam ettirildiğini anlatan Bahçeli, daha başlangıçta tepki ortaya konulduğuna göre bir takım gençliğin 68´deki olaylara benzer olaylar çıkarmaya çalıştığının anlaşıldığını kaydetti. Aileler, üniversiteler ve siyasi iktidara büyük görevler düştüğünü dile getiren Bahçeli, talepleri dışlamak yerine dikkate alınması gerektiğini kaydetti. Başbakan´ın bunlardan birkaç temsilci alarak görüşmesinin birçok şeyin önünü keseceğini anlatan Bahçeli, ülkücü gençliğin önümüzdeki günlerde de provokasyonlara katılmayacakları, gençlik olarak demokratik haklarını yürüyüş ve konferanslarla ifade edeceğine inandığını vurguladı. ( Cihan)

Gel de protestoların samimiyetine inan: Niçin hep siviller protesto ediliyor?

Ahmet Kekeç (Star): Başbakan, Dolmabahçe´de rektörlerle bir araya gelmiş... Bunu protesto etmek için Ankara´dan otobüslerle öğrenci yolluyorlar. Böyle bir toplantı “protesto nedeni” midir? Bir Başbakan rektörlerle toplantı yapamaz mı? Esnaf odalarını ziyaret edemez mi? Sivil toplum örgütleriyle bir araya gelemez mi? Bürokratlarla aynı masaya oturamaz mı? Hadi diyelim ki öğrenciler demokratik haklarını kullandılar ve mahut toplantıyı protesto ettiler. Etsinler... Peki, niçin sadece “sivil siyaset erbabı” söz konusu olunca “protesto hakkı” akla geliyor? Eski YÖK Başkanı Genelkurmay karargâhından çıkmazdı. Kafasına göre kamusal alan tarifleri yapardı. “Parlamento iktidarına karşı devlet iktidarını korumamız gerektiğini” söylerdi. Asayiş konularına girerdi. Ortada öğrenci filan göremezdik... Elan “Ergenekon sanığı” bulunan bir general, arada sırada rektörleri toplayıp nutuk atar, “akıllar fikirler” verirdi. Ortada öğrenci filan göremezdik... Rezalet uygulamalarıyla dillere destan Rektör, “Amacımız eğitim değil, kamu düzenini sağlamaktır” şeklinde vecizeler yumurtlar, “Üniversite olarak emir ve görüşlerinize hazırız Paşam” cümlesini ağzından düşürmezdi. Ortada öğrenci filan göremezdik... Tamam, polisi kınayalım, orantısız güç kullandığı için eleştirelim de, oturduğu yerden “jop demokrasisi” diye atıp tutan bir Allah´ın Kılıçdaroğlucusu da çıksın, anasının karnından “protesto hakkı”yla doğmuş öğrencilerin hafızasızlığına ve “zamanlama sorununa” dikkat çeksin... ( Star)

Organize işlere tepkiler giderek artıyor

Öğrenciler Sarıkız Planını Hortlattı. Deşifre olan Sarıkız Darbe Planı´ öğrenci eylemleriyle amacına ulaşıyor... Üniversitelilerin İstanbul´da başlayan protestoları Ankara´ya sıçradı. 2003 yılında hazırlanan, daha sonra deşifre edilen “darbe planı”nın arkasında “cuntacı paşalar” vardı... Şimdi, onların çoğu “Ergenekon”dan yargılanıyor... “Cuntacılar” deşifre olunca, devreye “Ergenekon avukatı CHP” ve “kartel medyası” ile “avukatlar” girdi... Zaten, “Sarıkız”ın amacı da buydu... Önce basın ele geçirilecek, sonra öğrenciler sokağa dökülecek ve “hükümet aleyhinde bir ortam hazırlanacak”tı!.. 2003 yılında hazırlanan, kod adı Sarıkız olan ve “AKP iktidarını devirmeyi” amaçlayan “darbe” planı, yeniden sahneye konuldu... Sarıkız´ın “5 aşamalı planı”ndan biri de “öğrencileri sokağa dökmek”ti... İstanbul´dan sonra dün de Ankara´da eylem yapan “öğrenci” kisveli provokatörler, “Sarıkız´ın piyonları” olduğu ihtimalini güçlendirdi.

Öğrenci değil, Sarıkız´ın çocukları

2003 yılında hazırlanan, daha sonra deşifre edilen “darbe planı”nın arkasında “cuntacı paşalar” vardı... Şimdi, onların çoğu “Ergenekon”dan yargılanıyor... “Cuntacılar” deşifre olunca, devreye “Ergenekon avukatı CHP” ve “kartel medyası” ile “avukatlar” girdi... Zaten, “Sarıkız”ın amacı da buydu... Önce basın ele geçirilecek, sonra öğrenciler sokağa dökülecek ve “hükümet aleyhinde bir ortam hazırlanacak”tı!..

Kaos planlarına dikkat

“Maocu” bir ideolojiye sahip Genç-Sen adlı sendikanın İstanbul ve Ankara´da gerçekleştirdiği, “CHP ve kartel medyası”nın da büyük destek verdiği eylemlerin, bir “öğrenci eylemi” değil, “1960 ve 1980 darbeleri öncesinde uygulanan kaos planının bir parçası” olduğu ifade ediliyor. Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu; “CHP 12 Eylül arayışında” derken, uzmanlar ve öğretim üyeleri; “Kaos planlarına dikkat” uyarısında bulundular.

´CHP, 12 Eylül arayışında´

Bu arada, Başbakan Tayyip Erdoğan´ın rektörlerle görüşmesini protesto eden öğrencilere yönelik polis müdahalesi, başta CHP olmak üzere laikçi kesim tarafından hükümete karşı kampanyaya dönüştürülmeye çalışılırken öğrenci protestolarının provoke edilmesinden endişe ediliyor. Memur Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, CHP´nin 12 Eylül öncesindeki gibi öğrenciler üzerinden toplumsal kutuplaşma çabası içinde olduğunu ifade ederek, “Ancak vatandaşımızın sağduyusu polisten çok daha ilerdedir. Bu projeler ülkemizde bir daha tutmaz” dedi. Solcuların özgürlük anlayışında çifte standart içinde olduğunu kaydeden Gündoğdu, “Polisin bu olayda aşırıya gittiği açık. Ancak bu eylemi yapan Genç Sen ve arkasındaki mihrakların özgürlük talepleri konusundaki çifte standartlı tutumu da en az polisin kullandığı aşırı şiddet kadar kabul edilemez. Polis copu kendilerine yönelince özgürlük diye bağıran bu kişiler, başörtülülerin, İmam Hatiplilerin özgürlüğü söz konusu olduğunda polise alkış tutmuşlardır. Katılırsınız katılmazsınız; devletten özgürlük talebinde bulunanları ötekileştirmeye kimsenin hakkı yoktur. Şimdi bu kişiler öncelikle kendi özeleştirilerini yapmalı. Medyada, dün polis turnike önünde başörtülülerin boğazını sıkarken ´Başörtülüler polisi tahrik ediyor´ diyenler şimdi polise düşman kesiliyorlar” diye konuştu.

´Kaos planlarına dikkat´

Başbakanlık İnsan Hakları eski Başkanı Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, geçmişte darbecilerin üniversite öğrencilerini kullanarak kendilerine zemin hazırladığını ifade ederek, “Hatırlanacağı üzere rahmetli Adnan Menderes hükümetine karşı yapılan darbe de bu şekilde başlamıştı. Yine deşifre olan Sarıkız darbe planında da, kaos ortamı oluşturmak için üniversite öğrencilerinin harekete geçirilmesinden söz edildiği ortaya çıkmıştı. Türkiye şu an dünyanın odağında bir ülke. Üniversite öğrencileri olası provokasyonlara karşı dikkatli olmalı. 1980 öncesinde sağ için vuruşanlar, sol için vuruşanlar cezaevinde bir araya geldi, kullanıldıklarını söylediler, itiraflarını kitaplarda yazdılar. Şiddet kendini ifade biçimi olamaz. İnsanların gönlüne barışçıl yollarla girilmeli” dedi.

´Karanlık komplolara yol açılmak isteniyor´

Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay da, öğrenci olaylarının geçmişte darbe ve karanlık komplolar için bir araç olarak kullanıldığına dikkat çekerek, “Öğrenci olayları siyaseti geliştiren değil, tahrip eden bir noktaya doğru götürülmek isteniyor. Bazı çevreler öğrencileri kullanarak karanlık komploların yolunu açmak istiyor. Polis de, masum öğrenciler de sinirlerine hakim olmalıdır. Özellikle polisin çok dikkatli olması gerekir. Zira istenen şey şiddet var görüntüsü oluşturmak. Bu oyuna gelinmemeli” diye konuştu.

Provokasyona dikkat

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramazan Çağlayan, üniversite öğrencilerinin 12 Eylül öncesinde de siyasi olaylara alet edildiğine dikkat çekerek, “Son günlerde özellikle İstanbul ve Ankara´da meydana gelen bu olaylar tesadüf mü değil mi, buna bakılmalı. Önümüzdeki kritik seçimler öncesi daha da artabilir. Arkasında kimler var, katılanların hepsi öğrenci mi, kimler organize ediyor, Emniyet bir provokasyon olup olmadığı konusunu araştırmalı” şeklinde konuştu. ( Yeni Akit)

(08 Aralık 2010), son güncel.: (09 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Yargıtay´ın Haberal skandalına karşı yasa teklifi

Örgüte para lazım: Ergenekoncular 468 bin lira istiyor

Haberal ve onun yargı ile sağlıkta kollanması manşetlerimiz

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Haberal´ın dava açtığı iki hakim ´Şemdinli kararını´ hatırlattı

Balyoz hakimlerinden Yargıtay´a isyan: Baskı yapmayın

Ergenekon hakimlerinin Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2607    yazdır/print


 

Ergenekon davasında SESAR başkanının ilginç iddiaları

Ergenekon davasının tutuklu sanığı SESAR başkanı stratejist İsmail Yıldız, Mustafa Yücel Özbilgin´in ölümüyle sonuçlanan Danıştay saldırısının tetikçisinin sanıklardan Oktay Yıldırım olduğunu ileri sürdü. Oktay Yıldırım´ın da aralarında bulunduğu Ergenekon sanıklarının Yıldız´ın iddiasına sessiz kalması dikkatlerden kaçmadı. Yıldız´ın birkaç duruşmadır delil göstermeden çok ilginç iddialarda bulunması, psikolojik sorunları olabileceği ya da kafa karıştırmaya çalışıyor olabileceği şeklinde yorumlanıyor. Mahkemenin Yıldız´ın taleplerini dikkate alıp almayacağı merak ediliyor. Sanıklardan İsmail Yıldız gibi Alparslan Arslan´ın da Danıştay saldırısı konusunda birkaç gündür ağızlarında birşeyler gevelemeye çalışması dikkat çekiyor. Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, pişman olduğunu ve baskı altında bulunduğunu bugünkü duruşmada da tekrarladı ancak hakimlerin baskı yapanlar kimler şeklindeki ısrarlı sorularına rağmen gerisini yine getirmedi.

Ergenekon davasında SESAR başkanının ilginç iddiaları

Ergenekon davasının tutuklu sanığı SESAR başkanı stratejist İsmail Yıldız, Mustafa Yücel Özbilgin´in ölümüyle sonuçlanan Danıştay saldırısının tetikçisinin sanıklardan Oktay Yıldırım olduğunu ileri sürdü. Oktay Yıldırım´ın da aralarında bulunduğu Ergenekon sanıklarının Yıldız´ın iddiasına sessiz kalması dikkatlerden kaçmadı. Yıldız´ın birkaç duruşmadır delil göstermeden çok ilginç iddialarda bulunması, psikolojik sorunları olabileceği ya da kafa karıştırmaya çalışıyor olabileceği şeklinde yorumlanıyor. Mahkemenin Yıldız´ın taleplerini dikkate alıp almayacağı merak ediliyor. Sanıklardan İsmail Yıldız gibi Alparslan Arslan´ın da Danıştay saldırısı konusunda birkaç gündür ağızlarında birşeyler gevelemeye çalışması dikkat çekiyor. Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, pişman olduğunu ve baskı altında bulunduğunu bugünkü duruşmada da tekrarladı ancak hakimlerin baskı yapanlar kimler şeklindeki ısrarlı sorularına rağmen gerisini yine getirmedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasının bugün görülen 167. duruşmasına tutuklu sanıklardan Hayrettin Ertekin, Erkut Ersoy, Ergun Poyraz ve Nusret Senem katılmadı. Aralarında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de bulunduğu 18 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan gazeteci Güler Kömürcü Öztürk, duruşmada hazır bulundu. Duruşmanın başlamasıyla birlikte daha önceki iki duruşmada olduğu gibi yine tutuklu sanıklardan Stratejik Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Merkezi´nin (SESAR) kurucusu İsmail Yıldız, Danıştay saldırısına katılan dördüncü kişiyi açıklayacağını belirterek söz istedi. Yıldız´ın, kürsüye geçerek açıklama yapmak istemesi üzerine Başkan Şengün, sanık bölümünden mikrofon aracılığıyla açıklayabileceğini belirterek, kürsüye geçmesine izin vermedi.

´Danıştay tetikçisi Oktay Yıldırım´

02 ve 03 Aralık tarihlerinde görülen duruşmalarda Danıştay saldırısına 3 kişinin katıldığı şeklinde açıklamada bulunduğunu hatırlatan Yıldız, Üçüncü kişinin Ahmet Nejdet Peker olduğunu söylemiştim. Bu kişinin gerçek adı Mustafa Levent Göktaş´tır. Saldırı sırasında tetiği çeken kişi, yani dördüncü kişi de Oktay Yıldırım´dır. Oktay Yıldırım´ın gerçek adı da Osman Yıldırım´dır. Oktay Yıldırım, Ankara´ya sanıklardan Mehmet Demirtaş ile birlikte gitmiştir. Ben burada koğuşumda ilk günden beridir Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş ile birlikte kalıyorum. Oktay Yıldırım 2008 yılı Aralık ayında bana ´Bizim bir örgütümüz var. Eğer sen de katılırsan zorluk çekmezsin.´ diye teklifte bulundu. Bunu Mehmet Demirtaş´a da sordum. Nüfus Müdürlüğü Kütük İsim Tashih Daire Başkanlığı´na yazı yazılarak 6 ay içinde dava sanıklarından isim tashihi yapılanların tespit edilmesini talep ediyorum. dedi. Oktay Yıldırım´ın da aralarında bulunduğu Ergenekon sanıklarının Yıldız´ın iddiasına sessiz kalması dikkatlerden kaçmadı.

Mahkeme başkanı mikrofonu kapattı

Bu arada Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, Bütün bunları nereden biliyorsun? diye sordu. Bunun üzerine Yıldız, stratejist olduğunu ve uzun zaman Ak Parti ile birlikte çalıştığını söyledi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, sanık Yıldız´a, iddialarını yazılı olarak mahkemeye sunmasını isteyerek konuşmasını bitirmesini istedi. Yıldız´ın ısrarla konuşmaya çalışması üzerine Başkan Şengün´ün talimatı ile Yıldız´ın kullandığı mikrofonun sesi kapatıldı. ( Cihan)

Tanık Salih Yaşar ifade verdi

Birinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Alparslan Arslan, pişman olduğunu tekrarlayarak, Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi olayları baskı altında oluşmuş hadiselerdir dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada tanık olarak bilgisine başvurulan Salih Yaşar, tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz´in sorularını yanıtladı. Sorular üzerine Yaşar, Alparslan Arslan ile fazla birlikteliği olmadığını belirterek, Arslan´ın tüm gününü kendilerinin yanında geçirmediğini söyledi. Yaşar, Arslan´ın isteği üzerine dua okuduğunu, dua sırasında bir zorlama, Arslan´ın üzerine çıkma gibi bir durumun olmadığını belirtti.

Arslan yine konuşmadı

Bunlara ilişkin söz verilen Alparslan Arslan da ilk olarak sanıklardan Salih Kurter´in 2005´te ocak ya da ilkbahar aylarında kendisine dua okuduğunu belirterek, Salih Yaşar´ın da Kurter´in evinde onun isteği üzerine dua ettiğini kaydetti. Yaşar´ın ikinci kez de Üsküdar´da kendi evinde dua okuduğunu belirten Arslan, burada bir zorlama olmadığını dile getirdi. Arslan, Dua sırasında Salih Yaşar ´uzan´ diyor. Ayıp olmasın diye uzanıyorsun. Uzanınca nefes alamıyorsunuz. Ama kırmamaya çalışıyorsunuz. Reddedemiyorsunuz diye konuştu. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün´ün Niçin okuyor sorusuna Arslan, Hal vardır. Moral bozuktur. Kafa bir şeylere takılmıştır dedi. O dönemde baskılar söz konusuydu diyen Arslan, Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi olayları, Mustafa Yücel Özbilgin´in rahmetli olduğu olay baskı altında oluşmuş hadiselerdir şeklinde konuştu. Şengün´ün Bunların evveliyatı mı baskı yaptı sorusuna da Arslan, Olaylar gerçekleştiği dönemde baskı altındaydım. Anlatabildim mi? yanıtını verdi. O zamandan beri pişmandım Şengün de Anlatamadın. Neden, kimden baskı gördün diye sordu. Arslan ise baskı altında olduğunu tekrarlayarak, Neticede pişmanlığım o zamandan beri vardı da anlatmadım dedi. Şengün´ün baskının ne olduğunu sorması üzerine Arslan, Halin altına girme şeklinde cevap verdi. Şengün´ün Halin altına girme nedir sorusuna da Arslan, Ben kanunlara aykırı bir şey yapma taraftarı değilim. Kanunlara bağlıyım. Pişmanım yanıtı verdi. Üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu ise Arslan´a, Kendisine mi yoksa ailesinin, yakınlarının üzerine baskı olup olmadığını sorması üzerine, hukuk eğitimi aldığını, kanunları okuduğunu söyledi. Haşıloğlu´nun şu anda üzerinde baskı olup olmadığı, kimden baskı gördüğü şeklindeki sorusu üzerine Arslan, kanunlara uyulması taraftarı olduğunu tekrarladı. Tutuklu sanık İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek´in, Salih Kurter´in evine baskıyla götürülüp götürülmediğine ilişkin sorusuna ise Arslan, Bizler yüzde yüz bağımsız varlıklar değiliz. Bazı şeyleri istemeyerek irade dışı yapabiliriz diye yanıt verdi. Duruşmaya öğle arası verildi. ( Cnnturk)

Avukat Küçük´den tanığa sorular

Veli Küçük´ün kızı olan avukatı, davada Arslan´ın yaptığı o görüşmeyi sordu. Birinci ´Ergenekon´ davasının tutuklu sanığı Alparslan Arslan´ın babası İdris Arslan, oğlunun can güvenliği olmadığı şeklindeki beyanları nedeniyle Silivri Cumhuriyet Savcılığına ifade verdi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada tanık olarak dinlenen Salih Yaşar´a Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, dosyada bulunan Arapça yazıları gösterdi. Yaşar da, bunların Kur´an-ı Kerim´den ayetler, şifa amacıyla okunan dualar olduğunu belirterek, kendisinin bunlarda bir katkısının olmadığını, bu yazıların hoca olarak bilinen sanık Salih Kurter´e ait olduğunu söyledi. Duruşmada, tutuklu sanık Veli Küçük´ün avukatı olan kızı Zeynep Küçük de, bu davada Salih Yaşar ismini ilk kez kendisinin ortaya çıkardığını belirterek, telefon kayıtlarına ilişkin Yaşar´a bazı sorular yöneltti. Avukat Küçük, Yaşar´a telefon kayıtlarına göre, tanık olarak dinlenen Recep Özkan ile Danıştay saldırısında önce çok görüştüklerini hatırlattı. Bunu anımsamadığını söyleyen Yaşar, Özkan ile saldırıdan sonra görüştüklerini savundu. Küçük, Yaşar´a, kayıtlara göre Alparslan Arslan´ın evine her pazar günü gittiğinin anlaşıldığını belirterek, Arslan´a dua okudukları tarihin de 14 Mayıs değil 7 Mayıs 2006 olduğunu söyledi. Yaşar ise hatırladığı kadarıyla Arslan´ın evine iki kere gittiğini, 14 Mayıs tarihinde de dua okuduğunu kaydetti.

Arslan´ın savcılarla mı görüştü?

Avukat Küçük ayrıca, duruşmaya öğlen arası verildiği sırada Alparslan Arslan´ın annesinden duyduğuna göre, Arslan´ın öğlen saatinde savcılarla görüştüğünü söyledi. Bunun üzerine duruşmada izleyici olarak bulunan Arslan´ın babası İdris Arslan söz alarak, sabahleyin duruşmaya geldiğinde cezaevi savcısının kendisini çağırdığını duyunca, Silivri Adliyesine giderek oğlunun can güvenliğiyle ilgili ifade verdiğini kaydetti. Avukat Küçük, duyduğunun bu olmadığını, Arslan´ın öğlen savcı çağırdığı için görüşe çıkmadığını duyduğunu dile getirdi. Bunun üzerine savcı Mehmet Ali Pekgüzel, ´Bizimle konuştuğunu ima ediyor. Konuşmamızda herhangi bir sakınca yok. Ama Arslan ile görüşmedik´ dedi. Bu arada, duruşma sırasında rahatsız olduğuna ilişkin dilekçe yazdığını ifade eden Osman Yıldırım, duruşmadan ayrılmak istediğini söyledi. Başkan Köksal Şengün ise kendisi hakkında bir beyan olabileceği gerekçesiyle Yıldırım´ın salondan ayrılmasına izin vermedi. Öte yandan, İdris Arslan´ın Silivri Cumhuriyet Savcısı Mehmet Kurt tarafından alınan ifadesinde, davaya bakan mahkemeye verdiği dilekçede oğlunun can güvenliğinin tehlike altında olduğunu belirttiği kaydedildi. Duruşma, Yaşar´a soruların yöneltilmesiyle devam ediyor. (AA)

Ergenekon´dan tutuklu sanık İsmail Yıldız, ayrı bir odada tutulacak

Birinci ´Ergenekon´ davasında, Danıştay saldırısıyla ilgili çeşitli iddialarda bulunarak, koğuşunun değiştirilmesini isteyen tutuklu sanık İsmail Yıldız´ın ayrı bir odada tutulması için cezaevine faks çekilmesine karar verildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada avukat Zeynep Küçük, baz istasyonu kayıtlarından ulaştığı sonuçlara göre tanık olarak dinlenen Salih Yaşar´a birçok soru yöneltti. Küçük, bu kayıtlara göre, Alparslan Arslan´ın Cumhuriyet gazetesine üçüncü bombanın atılmasından sonra sanık Süleyman Esen´i aradığını, Esen´in de hemen ardından Salih Yaşar´ı aradığını, Arslan´ın daha sonra Gültepe´de Salih Kurter´in evine yakın bir noktadan Salih Yaşar´ı aradığını söyledi. Küçük´ün yine bu verilere göre Arslan´ın gazeteye ikinci bomba atıldığı gün Coco Bar´dan çıktıktan sonra gece yarısına doğru Salih Kurter´in evine gittiğini ve evde Salih Yaşar ile Esen´in de olduğunu belirtmesi üzerine Yaşar, ´Benim onlarla bir irtibatım yok. Kuyumculuk yapıyorum. Hurdaları toplamak için çok geç saatlere kadar kaldığım oluyordu. Süleyman Esen´i ´geliyorum´ diye aramışımdır. Bilsem şikayet ederdim. Hocanın evine de sokmazdım. Danıştay olayından sonra gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanınca haberimiz oldu´ diye konuştu.

Duruşmada söz alan Arslan, kendisine dua okunmasıyla ilgili açıklama yaparak, ´Salih Kurter, Süleyman Esen ile Salih Yaşar´a, ´Bu arkadaşı bir okuyun.´ dedi. Yaşlı adam, bir şey diyemedim. Okuma denen olay böyle başladı. Üsküdar Zeynep Kamil´deki eve gittik. Üç kişiydik. Orada da Salih Yaşar okuma işini yaptı´ diye konuştu. Tutuklu sanık Doğu Perinçek´in, ´Yere yatırılarak Kur´an okuma hangi adaba sığar? Bunu sordun mu?´ diye sorduğu Arslan ise, ´Cezaevinde de en fazla 1 saat ayakta kalıyorum. Geri kalan 23 saatim yatakta geçiyor. Ben zaten rahatsız bir insanım. Çoğu zaman uzanırım´ yanıtını verdi. Arslan, 2006 yılı Mayıs ayında rahatsız olduğunu, 10-15 gün yemek yemediğini, yaklaşık 45 gün kadar tam kendinde olmadığını söyledi.

İsmail Yıldız´ın iddiaları

Duruşmada Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, tutuklu sanık İsmail Yıldız´ın dilekçe vererek, sanıklardan Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş ile aynı koğuşta kalmasının mümkün olmadığını, Demirtaş´ın kendisine saldırdığını, koğuşunun değiştirilmesini istediğini belirtti. Şengün, Danıştay saldırısıyla ilgili iddialarının yer aldığı dilekçelerinin Anayasa Mahkemesi, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT´e gönderilmesini talep eden Yıldız´ın, can güvenliğinin tehlikede olduğunu, başka bir cezaevine naklini istediğini kaydetti. Şengün, ardından Yıldız´a söz vererek, birkaç günden beri söylediği bu iddialarını neden şimdiye kadar dile getirmediğini sordu. Yıldız da, kendisinin bir stratejist olduğunu belirterek, Danıştay dosyasında tanık olarak dinlendiğini ve sürecin tamamlanma aşamasından olduğunu söyledi. Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti ve Necip Hablemitoğlu cinayetleriyle ilgili iddialarda bulunan Yıldız´a Başkan Şengün, bu bilgileri kendisine veren kişilerin isimlerini söylemesini istedi. Yıldız, bu kişilerin AK Parti milletvekilleri olduğunu ileri sürdü.

´Yıldız´ın sağlığından endişe ediyoruz´

Yıldız´ın sabahki oturumda Danıştay saldırısında asıl katil olduğunu öne sürdüğü Oktay Yıldırım ise, ´İsmail Yıldız 1,5 yıla yakın zamandan beri hayvansal hiçbir gıda almıyor. Patates ve ekmekle besleniyor. Koğuşta yemekleri Mehmet Demirtaş yapar. Onun salatasını çorbasını ayrı hazırlar´ dedi. Demirtaş´ın Yıldız ile tartıştığı gün de Yıldız´ın bir haftadır yemek yemediğini ifade eden Yıldırım, Yıldız´ın sağlığından endişe ettiklerini söyledi. Yıldız´ın kendisine yönelik suçlamalarını duyduğunda ´Acaba tıbbi durumu nedeniyle mi böyle konuşuyor, ya da gerçekten bir niyet mi var?´ diye düşündüğünü belirten Yıldırım, ´Sayın Başkan bu adam tanrının altında 6 kişilik yönetim kurulu olduğunu, onların sürekli insan ürettiğini söylüyor. Biz bunları dinliyoruz. Cezaevindeyken çocuğu oldu. İnsanlar çaresiz. Nasıl bu hale geldi? Lütfen tahliye edin´ şeklinde konuştu. Mehmet Demirtaş da, 26 aydır Yıldız ile aynı koğuşta olduğunu, kendisine Allah´tan şifa dilediğini belirterek, hiç yemek yememesi nedeniyle 24 saate bir beslenmesi için Yıldız´ı tehdit ettiğini söyledi. Bu arada söz isteyen Alparslan Arslan da, cezaevinde sigara vermediklerini, bunun vatandaşlık hakkına aykırı olduğunu söyledi. Başkan Şengün de, görevlilere ´mikrofonu kapatın´ diye uyarıda bulunarak, Arslan´a bunu cezaevi yönetimine bildirmesi gerektiğini kaydetti. Şengün, Yıldız´ın, ayrı bir odada tutulması için yattığı cezaevine faks çekilmesine karar vererek, duruşmayı yarına erteledi. ( Zaman)

İBDA-C ve Hizbullah avukatları Arslan´ı savunmak istemiş

07 Aralık 2010: Ergenekon davasında tutuklu sanık Alparslan Arslan´ın gerçekleştirdiği Danıştay saldırısı nedeniyle bir dönem avukatlığını da yapan arkadaşı Ahmet Doğan, tanık sıfatıyla ifade verdi. Doğan, Danıştay olayından sona dini hassasiyeti olan avukatların davaya müdahil olma istekleri vardı. Hizbullah ve İBDA-C davalarına bakan birkaç avukat, istememiz halinde davaya müdafi olarak katılabilecekleri yolunda teklifte bulundu. Ancak ben buna karşı çıktım. dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen Ergenekon ana davasında Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması olaylarına ilişkin tanık ifadelerinin alınmasına 168´inci duruşmada da devam edildi. Alparslan Arslan tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen Danıştay saldırısından sonra bir dönem avukatlığını da yürüten arkadaşı Ahmet Doğan, tanık sıfatıyla dinlenmek üzere kürsüye çağrıldı.

Avukat Doğan, Danıştay saldırısı sırasında Adana Adliyesi´nde olduğunu, Teoman Ekşioğlu´nun kendisini arayarak haber vermesi üzerine olaydan haberdar olduğunu anlattı. Doğan, olayı haber almasından sonra da Ankara´ya gittiğini ifade etti. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki dava sırasında Alparslan Arslan´ın avukatlığını yaptığını belirten Doğan, Alparslan Arslan´ın isteği üzerine Osman Yıldırım ile müdafi olarak görüştüm. Yıldırım´ın öğretmen olan kardeşi ve eşi de beni ısrarla aradılar. Osman Yıldırım ile Arslan´ın menfaat çatışması olduğu için ilk celsede Yıldırım´ın avukatlığından çekildim. diye konuştu. Doğan, radikal dinci örgüt davalarından tanınan Abdurrahman Sarıoğlu´nun Arslan´ın avukatlığını üstlenmesiyle Arslan´ın kendisini azlettiğini anlattı. Arslan´ın neden kendisini azlettiği konusundaki sorular üzerine Doğan, Kendisi dini hassasiyetlerle bu eylemi yaptığını söylüyordu. Savunma şekli konusunda uyuşamadık. ´Birkaç yıl içinde çıkacağım, beni savunma´ diyordu. Ben de ´seni buradan çıkarmaya yetecek hiçbir güç yok´ dedim. ´Bir iki yıl içinde çıkarım, beni savunma´ diyordu. ifadelerini kullandı. Avukat Abdurrahman Sarıoğlu´nun meslekten ihraç edildiği ve neden Arslan´ın savunmasını üstlenmek istediğinin sorulması üzerine Doğan, o dönemlerde mesleğe yeni başladığı için acemi olduğunu belirterek şöyle konuştu; Danıştay olayından sona dini hassasiyeti olan avukatların davaya müdahil olma istekleri vardı. Hizbullah ve İBDA-C davalarına bakan birkaç avukat, istememiz halinde davaya müdafi olarak katılabilecekleri yolunda teklifte bulundu. Ancak ben buna karşı çıktım. Alparslan Arslan da söz alarak, Abdurrahman Bey cezaevinde ziyaretime gelmişti. ´Avukatlığını yapabilirim´ demiş. Ben de talep edilince kabul yönünde düşüncem oldu. diye açıklamada bulundu.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Osman Yıldırım´ın çapraz sorgusunda Avukat Ahmet Doğan ile gelen Avukat Teoman Ekşioğlu bana Muzaffer Tekin´in selamını getirdi. Tekin´in ´vatanseverliği işlemesin, dini içerikli savunma yapsın´ şeklinde mesajını iletti şeklindeki iddialarını sordu. Bu iddiaları yalanlayan Ahmet Doğan, Ekşioğlu ile Yıldırım´ın yalnız görüşmediklerini söyledi. ( Cihan)

(06 Aralık 2010), son güncel.: (07 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Alparslan Arslan pişman oldu mu?

Alparslan Arslan pişman oldu mu?

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2600    yazdır/print


 

´Ergenekon Şekeri´ne ´Glock´ karıştı

Ergenekon´un kasası olduğu iddiasıyla Kayseri Şeker Fabrikası´nda başlatılan yolsuzluk operasyonu derinleşiyor. Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin´in, yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan Kayseri Şeker Fabrikası Başkanı Vedat Ali Özışık´a Glock marka silah hediye ettiği iddia ediliyor.

´Ergenekon Şekeri´ne ´Glock´ karıştı

Ergenekon´un kasası olduğu iddiasıyla Kayseri Şeker Fabrikası´nda başlatılan yolsuzluk operasyonu derinleşiyor. Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin´in, yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan Kayseri Şeker Fabrikası Başkanı Vedat Ali Özışık´a Glock marka silah hediye ettiği iddia ediliyor.

Ergenekon´un kasası olduğu iddiasıyla Kayseri Şeker Fabrikası´nda başlatılan yolsuzluk operasyonu derinleşiyor. İstanbul´da yurtdışına çıkmaya hazırlanırken polis tarafından gözaltına alınan Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´a, Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin´in Glock marka silah hediye ettiği iddia ediliyor. Özışık´ın bürosunda yapılan aramada gizli kamera bulunduğu ve gelen misafirlerin kaydedildiği de öne sürülüyor. Vedat Ali Özışık, oğlu Burhan Özışık ve kardeşi Savaş Özışık´ın yanısıra gözaltına alınan 30 kişinin mal varlıklarına el konduğu, banka hesaplarının dondurulduğu ve haklarında “yolsuzluk, nitelikli dolandırıcılık, örgüt üyeliği, şantaj ve fuhuş çetesi kurmak” gibi birçok suçlama bulunduğu bildirildi.

Cuma günü ifade verecekler

Gözaltına alınan 30 kişinin cuma günü Ankara´da soruşturmayı yürüten Savcı Cemil Tuğtekin´e ifade verecekleri belirtildi. Operasyonun arkasından savcılık ve emniyete çok sayıda ihbar mektubu bilgi ve belgelerin iletildiği öğrenildi. Özışık´a ait ev ve iş yerlerinde yapılan aramada çok önemli bilgi ve belgelere ulaşıldığı belirtilirken operasyon kapsamında Kayseri Adliyesi´nde görev yapan bazı yargı mensuplarının da gözaltına alınabileceği öne sürülüyor. İddialara göre yolsuzluk operasyonu kapsamında Kayseri´de imamlık yapan bir kişi de gözaltında. ( Taraf)

Polis yeni bulgulara ulaştı

03 Aralık 2010: Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki yolsuzluk operasyonunda polis yeni bulgulara ulaştı. Fabrika Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın evindeki aramalarda Glock marka silahlar ele geçirildi. Silahlar Ergenekon sanığı özel harekatçı İbrahim Şahin tarafından Özışık´a hediye edildi. Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki yolsuzluk operasyonu devam ediyor. Soruşturma kapsamında Vedat Ali Özışık´ın evi ve ofisinde yapılan aramalarda silahlar, gizli kamera ve ses kayıt sistemlerine rastlandı. Ankara Cumhuriyet Savcısı Cemil Tuğtekin tarafından yürütülen soruşturmada, Fabrika´nın yönetim kurulu üyesi O.E. ve Kayseri de bir camii imamı A.Ç. Ankara´da 5 yıldızlı bir otelde gözaltına alındı. İmam A. Ç.´nin Ankara´ya geldiği zamanlarda sürekli aynı otelde konakladığı ortaya çıktı. Bir reklam ajansının sahibi E.V. ile aynı reklam ajansının çalışanları E.D. ve S. K de ikamet ettikleri evlerinde gözaltına alındı.

Ergenekon bağlantısı olabilir

Öte yandan Fabrika´nın Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık ve oğlu Burhan Özışık´ın aynı adresteki ikametlerindeki aramada ´hayalet silah´ olarak tanınan Glock marka silaha ait bir adet şarjörler ele geçirildi. Ayrıca MKE yapımı bir adet şarjör, Smith Wesson silaha ait bir adet şarjör ele geçirildi. Aramalarda bilgisayarların imajları alınırken, çok sayıda evraka el konuldu. Ergenekon davasının tutuklu sanığı eski özel harekatçı İbrahim Şahin tarafından Vedat Ali Özışık, kardeşi Savaş Özışık´a ve oğlu Burhan Özışık aynı marka silahtan birer adet hediye ettiği öğrenildi. Savaş Özışık´ın Kayseri´deki evindek aramalarda ise Glock marka silahlara ulaşıldı. Özışık´ın Ergenekon davasının tutuklu bazı sanıkları aracılığıyla Suriye´ye şeker sattığı ve bu satıştan elde edilen kazancın da Ergenekon´a aktarıldığı iddia edildi. Yine Özışık´ın evindeki aramalarda çok sayıda CD ve DVD ele geçirildi. CD ve DVD´lerde çok sayıda siyasetçi, işadamı, hukukçu ve bürokratın habersiz çekilmiş görüntülerinin yer aldığı öğrenildi. Polis, bu görüntü ve ses kayıtlarının, tehdit ve şantaj amacıyla oluşturulduğu ve kullanıldığı ihtimali üzerinde duruyor. Kayseri Emniyet Müdürü Cuma Ali Aydın, gözaltına alınan zanlıların gelecek talimat doğrultusunda toplu olarak Ankara´ya gönderileceklerini söyledi. Kayseri´nin yanı sıra Yozgat, Bursa, İstanbul, Ankara, Sivas ve Gaziantep´te gözaltına alınan 30 civarında kişi Kayseri Emniyet Müdürlüğü´nde tutuluyor.

Vedat Özışık Kurtlar Vadisi´ne özenmiş

Kurtlar Vadisi dizisindeki Amerikalı ajan Aron Feller´in kullandığı kameralı heykelin bir benzeri de Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın makam odasında bulundu. Özışık´ın makam odasında ve odanın bitişiğindeki dinlenme odasında ince arama yapan polis ekipleri, makam masasının sağ tarafında içinde plaketlerin ve kitapların bulunduğu dolabın üzerinde yer alan ve kadın bir çiftçiyi canlandıran heykelin gözünde gizli kamere sistemi buldu. Dinlenme odasındaki çalışma masasının altında ise konuşmaların kaydının yapıldığı gizli ses kayıt sistemi olduğu ortaya çıktı. ( Yenişafak)

Özışık tutuklandı

04 Aralık 2010: ´Kayseri Şeker Fabrikasında yolsuzluk yapıldığı´ iddiaları üzerine yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 24 kişiden, aralarında Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın da bulunduğu 11´i tutuklanırken, 13 kişi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Tutuklular cezaevine gönderildi. Ankara Adliyesi´ne dün öğleden sonra getirilen 24 kişinin sorgusu sabah saatlerine kadar sürdü. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği, aralarında Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Özışık´ın da bulunduğu 11 kişiyi tutuklarken, 13 kişiyi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı müfettişlerinin Kayseri Şeker Fabrikası´nda yaptıkları inceleme sonrasında, fabrikada ve kooperatifte haksız kazanç sağlandığı yönündeki bilgiler ışığında suç duyurusunda bulunuldu. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Kayseri Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri 32 kişiyi gözaltına aldı. Savcı talimatıyla gözaltına alınanların dışında 100´ün üzerinde kişinin de bilgisine başvurularak ifadeleri alındı. Salı günü başlayan soruşturma kapsamındaki göz altıların ardından Kayseri Emniyeti´nde ifadesi alınan 32 kişi önceki gün Ankara Adliyesi´ne götürüldü. Şahısların burada özel yetkili savcı tarafından ifadeleri alındı. İfade sonrasında 8 kişi serbest bırakıldı. Savcılık, 24 kişiyi yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği´ne sevk etti. Burada ifadeleri alınan 24 kişiden 11´i tutuklanırken, 13 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Başkan ve Genel Müdür tutuklandı

Mahkeme tarafından tutuklanan 11 kişinin isimleri şöyle: Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık, kardeşleri Savaş ve Cengiz Özışık, Yönetim Kurulu üyeleri Oktay Efe ile Mehmet Akdeniz, Genel Müdür yardımcıları Mustafa Matur, Cuma Karataş, Vedat Ali Özışık´ın eski makam şoförü Kemal Kılıç, özel kalem müdürü ve aynı zamanda eniştesi olan Ahmet Öztürk, reklam şirketi sahibi Ercan Varol ve Fazlı Kalaycı.

´Savcılığın serbest bırakılanlar için itirazı bekleniyor´

Ankara´daki Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında 24 kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. Savcılığın talebi doğrultusunda Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği´nde 24 kişiden 13´ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı, 11´i tutuklandı. Savcılığın, serbest kalan 13 kişi ile ilgili mahkemeye itiraz etmesi bekleniyor.

´Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, kooperatife el koyabilir´

Kayseri Şeker Fabrikası´nda yürütülen yolsuzluk operasyonu sonrasında, yöneticilerinin de tutuklanmasıyla yaşanacak gelişmenin nasıl olacağı değerlendiriliyor. Kayseri Şeker Fabrikası´nın, üyeleri çiftçilerden olan Pancar Ekicileri Kooperatifi´ne ait olması nedeniyle buradaki yönetime Tarım ve Köyişleri Bakanlığı´nın el koyması bekleniyor. Yeni kooperatif yasasına göre, kooperatiflerde yönetim kurulundaki üyelerden bazılarının yolsuzluk ve benzeri suçlardan tutuklanması sonrasında bakanlığın el koyması gerekiyor. Kooperatife el konulmasıyla birlikte bakanlığın yönetimi kayyuma devretmesi bekleniyor. Dolaysıyla Şeker Fabrikası´nın yönetimi de atanmış olan kayyum yapacak. Kayyum önce genel kurul yapacak, bir yıl içerisinde ise seçimlere gidecek. Kayseri Şeker Fabrikası´nda yolsuzluk yapıldığı iddiaları üzerine yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan ve aralarında Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın da bulunduğu 11 kişi, Sincan Cezaevi´ne gönderildi. ( Zaman)

Gözaltına alınan vali yardımcısı ve hostes adliyeye sevk edildi

17 Aralık 2010: Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki yolsuzluk soruşturmasının ikinci dalga operasyonunda gözaltına alınan Antalya Vali Yardımcısı Ali Yener Elçin ve THY´de hostes olarak görev yaptığı belirtilen Aslı D., Ankara Cumhuriyet Savcılığı´na sevk edildi. ( Cihan)

Vali Yardımcısı ve hostes serbest bırakıldı

Antalya Vali Yardımcısı Ali Yener Elçin, Şeker Yolsuzluğu iddialarıyla ilgili ifade verdi. Kayseri Şeker Fabrikası´nda yolsuzluk soruşturmasında yeni bir gelişme yaşandı. Ankara Özel Yetkili Savcısının Kayseri Şeker Fabrikası ile ilgili yürüttüğü soruşturma kapsamında, daha önce Kayseri´de Vali Yardımcısı olan ve halen Antalya Vali Yardımcısı olarak görev yapan Ali Yener Elçin, bu sabah izinli olarak gittiği Kayseri´de, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındı. fadesi alınmak üzere Ankara´ya getirilen Vali Yardımcısı, savcı sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan bir hostes de serbest bırakıldı.

(02 Aralık 2010), son güncel.: (17 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çiftçi paralarını Ergenekon´a akıtan Özışık gözaltında

Çiftçilerin trilyonu Temizöz´ün avukatının çalışma ücreti

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2583    yazdır/print


 

Çiftçi paralarını Ergenekon´a akıtan Özışık gözaltında

80 bin çiftçinin ortak olduğu Kayseri Şeker´in parasıyla Boğaz´da yalı tutan, 2 milyon euroluk makam aracına binen, fabrikaya akrabalarını dolduran Yönetim Kurulu Başkanı Özışık, yolsuzluk ve çete kurma suçlamasıyla gözaltına alındı. Özışık´ın yönetimindeki Kayseri Şeker Fabrikası´ndan, Diyarbakır´da görülen faili meçhuller davasında tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz´ün avukatı Mustafa Olcayto Özhan´a çeşitli tarihlerde eski tutarla 2 trilyon lira gibi rekor miktarda para aktarıldığı belirlenmişti. Özışık´ın diğer Ergenekon sanıklarıyla bağlantı ve ilişkileri de dikkat çekmişti. İbrahim Şahin´e ait ajandada ´Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.´ diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin´in ajandasında V.A.´nın Mehmet Ağar, Susurluk hükümlüsü Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür´e para aktardığı bilgisi yer alıyor.

Çiftçi paralarını Ergenekon´a akıtan Özışık gözaltında

80 bin çiftçinin ortak olduğu Kayseri Şeker´in parasıyla Boğaz´da yalı tutan, 2 milyon euroluk makam aracına binen, fabrikaya akrabalarını dolduran Yönetim Kurulu Başkanı Özışık, yolsuzluk ve çete kurma suçlamasıyla gözaltına alındı. Özışık´ın yönetimindeki Kayseri Şeker Fabrikası´ndan, Diyarbakır´da görülen faili meçhuller davasında tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz´ün avukatı Mustafa Olcayto Özhan´a çeşitli tarihlerde eski tutarla 2 trilyon lira gibi rekor miktarda para aktarıldığı belirlenmişti. Özışık´ın diğer Ergenekon sanıklarıyla bağlantı ve ilişkileri de dikkat çekmişti. İbrahim Şahin´e ait ajandada ´Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.´ diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin´in ajandasında V.A.´nın Mehmet Ağar, Susurluk hükümlüsü Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür´e para aktardığı bilgisi yer alıyor.

Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki tatlı hayata neşter vuruldu. Ankara Özel Yetkili Savcısı Cemil Tuğtekin´in talimatıyla Kayseri, Ankara, İstanbul, Bursa, Gaziantep ve Sivas´ta kurum yöneticilerine yönelik eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Aralarında Kayseri Şeker Fabrikaları Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın da yer aldığı 30 kişi gözaltına alındı.

31 adreste arama

Bir yıl süren teknik-takip ve gizli izleme sonucu deliller toplandı ve 31 adreste arama yapıldı. Şüphelilerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda biri kurusıkı, 5´i ruhsatsız, 3´ü ruhsatlı toplam 9 tabanca ile bu silahlara ait şarjör ve mermiler ele geçirildi. Polis, Kayseri Şeker Fabrikası, Pancar Ekicileri Kooperatifi ile şüphelilerin evlerindeki bilgisayar, belge ve dokümanlara incelenmek üzere el koydu. Ankara´da Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurul Üyesi Oktay E., reklamcılar E.V. E.D., S.K. A.Ç. gözaltına alındı. Zanlılara ilişkin haksız kazanç elde etme´, genel kurul seçimlerinde aday olan kişileri sindirme´ ve aşırı zenginleşme´ iddialarının bulunduğu ifade edildi.

İlk olarak Sabah gündeme getirdi

2000 yılından bu yana lüks içinde yaşadığı ortaya çıkan yöneticiler keyfi uygulamaları jet sosyeteyi kıskandıracak türdendi. İlk kez SABAH´ın ortaya çıkardığı müfettiş raporlarında çarpıcı bilgiler yer alıyordu. Buna göre, 80 bin çiftçinin ortak olduğu fabrikada memur maaşı ile çalışan yöneticilerin, şahsına ve şirkete üst gruba hitap eden onlarca makam aracı aldırdı. Yine şirket yöneticilerinin yıl içerisinde onlarca kez yurt dışı seyahatlere gittiği ve buralarda yaptığı alışverişleri dahi şirkete fatura ettirdiği belgelerde yer alıyordu.

2 milyon euroluk makam aracı filosu

KAYSERİ Şeker´deki lüks ve şatafat kendini şirket araçlarında da gösteriyordu. Neredeyse piyasaya yeni sürülen üst segmentteki araçların birçoğunu Kayseri Şeker Fabrikası´nın Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın ve yakınlarının altında görmek mümkün. İşte değeri 2 milyon euroyu bulan ve birçoğu zırhlı olan araçların listesi : BMW X6, Range Rover Jeep, Mercedes C 180, Hyundai Tucson Jeep , Mercedes B 150, Audi Q7 Jeep, BMW 5.20, Nissan Navara, Volkswagen Jetta, Mazda 2, Mercedes E 270

Fabrikanın kasası boşaldı borç 400 milyona çıktı

KAYSERİ Şeker Fabrikası yıllık 700 milyon TL´ye dayanan şeker satış kotasına rağmen son aylarda kasasında neredeyse tek kuruş kalmamıştı. Bu da yetmezmiş gibi şirketin bankalara yönelik 400 milyon TL´yi bulan kredi borcu bulunuyordu. Firma Eylül ayında yeni bir kredi anlaşmasına daha imza attı. Ancak bu anlaşma kısa bir süre önce bankalar tarafından tek taraflı olarak fesh edildi.

Boğaz´daki yalıyı lojman yaptı

KAYSERİ Şeker Fabrikası yöneticilerinin lüks hayatının en önemli örneklerinden biri de Mimar Ahmet Vefik Alp´e ait Sarıyer´deki Boğaz´a nazır yalıyı şirkete kiralayarak lojman yapmaları oldu. Çoğu zaman boş duran yalıda personel ve Mercedes S 500 marka bir otomobil hazır bulunduruluyordu.

Ergenekon avukatına 27 milyon TL

Yaklaşık 80 bin çiftçinin ortak olduğu Kayseri Şeker, bir arazi davasında Mustafa Olcayto Özhan ve Atilla Ersoylu´ya çifte ödemeyle 27 milyon liralık vekalet ücreti vererek bir rekor kırdı. Avukatlardan Mustafa Olcayto Özhan´ın Ergenekon davasının avukatı olması dikkat çekmişti.

Türkiye´nin 58´inci büyük kuruluşu

KAYSERİ Şeker Fabrikası halihazırda, yıllık net 681 milyon TL´lik satışı ve yaklaşık 80.000 üyesi ile Türkiye´nin ilk 100 büyük sanayi kuruluşu arasında. Ancak özellikle bir süredir Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın adının karıştığı yolsuzluk iddiaları ve Özışık´ın yönetimdeki muhaliflerini sindirmek amacıyla karıştığı tehdit olayları nedeniyle, şirket yönetiminde sıkıntılı günler yaşandığı öğrenildi.

İstanbul´da 5 yıldızlı otelde yakalandı

KAYSERİ Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık, İstanbul´da kaldığı 5 yıldızlı bir otelde gözaltına alındı. Özışık´ın yurtdışına çıkacağı öğrenildi. Gözaltına alınanlar arasında Özışık´ın kardeşi, oğlu, Kayseri Şeker Fabrikası´nın iki yönetim kurulu üyesi, fabrika Genel Müdürü M.M., Genel Müdür Yardımcısı C.K. ile A.Ö. de yer alıyor.

Operasyon yolsuzlukla ilgili

KAYSERİ Emniyet Müdürü Cuma Ali Aydın, sabah saatlerinde başlayan operasyonun Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatıldığını söyledi. Operasyonun yolsuzlukla ilgili olduğunu ama soruşturma ile ilgili kesin bilgilerin savcılıkta olduğunu ifade eden Aydın, Türkiye genelinde gözaltına alınanların sayısının ise artabileceğini söyledi. Aydın, Kayseri Şeker Fabrikası´nda Ankara merkezli yürütülen bir soruşturma var. Ankara´dan gelen talimat doğrultusunda gözaltılar oluyor. Gözaltı sayısı artabilir´ dedi. ( Sabah)

Ergenekon sanıklarıyla bağlantılar

Temizöz´ün avukatına yüklü meblağlar aktarılan Kayseri Şeker Fabrikası, binlerce çiftçinin iştirakine dayanan bir kooperatif şirketi. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık ise ilginç bağlantıları ve ilişkileri ile dikkat çekiyor. İbrahim Şahin´e ait ajandada Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A. diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin´in ajandasında V.A.´nın Mehmet Ağar, Susurluk´tan hüküm giyen Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür ile olan ilişkisine atıf yapılarak bu kişilere para aktardığı bilgisi yer alıyor. Şahin´in ajandasında yer alan iddialar şöyle: Ağar-Eken-Eymür ortak hareket ediyor! Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.´nın Suriye ilişkisini MİT biliyor. E. Albay Musa ve Eymür ekibi, kendisinden devamlı para alıyor. 40 milyar Musa aldı. MİT biliyor. Eken-Kürt Ahmet-Peker-Eymür-İst. mafya para tahsilatı-Ben bizzat müdahale edince kaçtı. Süleyman Ağar-Alman istihbaratının maden şirketinde (İst.) çalışıyor. Eken-Cantürk olayında Menteş´ten kaçtı. Hiçbir operasyona girmedi. Ağar´ın hiçbir operasyondan haberi olmadı. Sonradan duydu.

(01 Aralık 2010, 11:58)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çiftçilerin trilyonu Temizöz´ün avukatının çalışma ücreti

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2573    yazdır/print


 

Balyoz gözlemci raporu: Önce mutabakat hükümeti tartışıldı

Darbe değil değil, seminer planı diye masum gösterilmeye çalışılan ´Balyoz Planı´na ilişkin çok önemli bir ayrıntı, Balyoz davasının başlamasına sayılı günler kala tekrar gündeme geldi. Kurmay Albay Hasan Durak, 1. Ordu Komutanlığı´nda 2003´te düzenlenen plan seminerine ilişkin raporda, ´Öncelikle milli mutabakat hükümeti kurulması gerekliliğinin tartışıldığını´ not etmiş.

Balyoz gözlemci raporu: Önce mutabakat hükümeti tartışıldı

Darbe değil değil, seminer planı diye masum gösterilmeye çalışılan ´Balyoz Planı´na ilişkin çok önemli bir ayrıntı, Balyoz davasının başlamasına sayılı günler kala tekrar gündeme geldi. Kurmay Albay Hasan Durak, 1. Ordu Komutanlığı´nda 2003´te düzenlenen plan seminerine ilişkin raporda, ´Öncelikle milli mutabakat hükümeti kurulması gerekliliğinin tartışıldığını´ not etmiş.

Geçen hafta Bakan kararıyla açığa alınan tümgeneraller Gürbüz Kaya, Halil Helvacıoğlu ile Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu´nun da katıldığı Selimiye´deki 5-7 Mart 2003 tarihli 1. Ordu Plan Semineri´ne ilişkin önemli bir ayrıntı Sabah gazetesinde yayınlandı. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı´nın ´hükümeti yıkmaya yönelik eylem´ olarak gördüğü 1. Ordu Plan Semineri´ne katılan Genelkurmay gözlemcisi Kurmay Albay Hasan Durak, seminerde iç tehdit unsurlarının ele alındığını belirtti ve Milli Mutabakat Hükümeti kurulması gerektiğinin tartışıldığını açık bir şekilde not etti. Raporda sıkıyönetim halinde 1. Ordu Komutanlığı bölgesinde alınacak önlemlerin değerlendirildiği ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı´na bir askerin getirilmesinin ele alındığı vurgulandı. İşte gözlemci raporunun detayları:

5 sayfalık arz raporu

5-7 Mart 2003´te gerçekleştirilen plan seminerine Genelkurmay gözlemcisi olarak katılan Kurmay Albay Hasan Durak seminere ilişkin raporunu 19 Mart´ta hazırladı. Rapor silsile yolu ile önce Daire Başkanı Tümgeneral Bekir Kalyoncu ve Harekat Başkanı Korgeneral Köksal Karabay´a sunuldu. 26 Mart 2003 tarihinde Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından imzalanan rapor, daha sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök´e arzedildi.

Rapordaki şok ayrıntı

Kurmay Albay Durak raporunda, 3 gün süren seminerin Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryoya uygun olarak gerçekleştirildiğini belirtti. 1, 2 ve 3. günde yapılanlara başlıklar halinde yer veren Durak, seminerde Türkiye için birinci öncelikli tehdidin iç tehdit olduğunun tespit edildiğini belirtti. Durak, bu çerçevede Milli Mutabakat Hükümeti kurulmasının gerektiğine ilişkin görüşlerin açık bir şekilde tartışıldığını not etti.

İstanbul´a takviye yapılmalı

Raporun iç tehdit değerlendirmesi bölümünde, olası karışıklık halinde 1. Ordu Komutanlığı bölgesindeki birliklerin zinde tutulması gerektiğinin paylaşıldığını, sıkıyönetim görevlerinin ek görev olarak görülmemesi gerektiğinin vurgulandığını belirten Durak, şu ayrıntılara yer verdi: Seminerde Sıkıyönetim Karargahlarının Komutanlık karargahları olması gerektiği, İstanbul ili için 4 ilave tugaya ihtiyaç olduğu, 3. Ordu Komutanlığı´nca İstanbul´da sıkıyönetim planının uygulanması için ihtiyaç duyulan birliklerden 44 taburun kendi kuruluşundan 16 taburun ise takviye birliklerden karşılanacağı vurgulanmıştır.

MİT´in başına asker gelmeli

Seminerde halkla ilişkilerin çok önemli olduğu, sivil toplum kuruluşlarının yeniden yapılandırılması ve istihbarata önem verilmesi gerektiğinin ele alındığını belirten Durak bu çerçevede MİT Başkanlığı´na asker kişi getirilmeli tespitinin yapıldığını kayda geçti.

Doğan´ın konuşmaları

Gözlemci raporunda plan seminerini yöneten Org. Çetin Doğan´ın sözlerine de yer verildi. Raporda, Doğan´ın İç tehdidin her zaman birinci öncelikli tehdit olarak algılanması gerektiğini ifade ettiği belirtilerek, şöyle denildi: Silahlı kuvvetlerin, demokrasinin ve insan haklarının her zaman yanında olduğu, ancak Cumhuriyetin temel niteliklerinden hiçbir zaman taviz verilmeyeceği, Sn. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan tarafından önemle vurgulanmıştır.

´Ültimatom verin diyeceğim´

Eski 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan, Plan Semineri´nde tutulan ses kayıtlarında Milli Mutabakat Hükümeti kurulması gerektiğini şu sözlerle anlatıyordu: Ben Genelkurmay Başkanı´na, Kuvvet Komutanı´na diyeceğim ki, siz Meclis´i ve hükümeti uyarıcı, bu gidişe dur deyici bir ültimatom verin gerekirse. Gerekirse çağırın ´bu işin sonu boktur, işte sonunuz böyledir.´ Bu konuda gerekli tertip ve tedbirleri alın. Evvela ulusal birliğimiz, evvela inandırıcı bir milli mutabakat, buraya öyle yazmışım. Milli Mutabakat Hükümeti Kurulması sureti ile halkın tasvip edeceği tarafsız bir hükümet kurulmasını sağlayın... ( Sabah)

İşte isim isim Balyoz Milli Mutabakat Hükümeti

Balyoz davası iddianamesinde, oluşturulacak Milli Mutabakat Hükümeti´nin şu isimlerden oluşturulmasının planlandığı öne sürülüyordu: Rıfat Hisarcıklıoğlu (Başbakan), Hikmet Çetin (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı), Yıldırım Aktuna (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı), Necmettin Karaduman (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı), Süheyl Batum (Devlet Bakanı), Mehmet Moğultay (Devlet Bakanı), Mehmet Nuri Yılmaz (Devlet Bakanı), Türkan Saylan (Devlet Bakanı), Mehmet Seyfi Oktay (Adalet Bakanı), Kemal Yavuz (Milli Savunma Bakanı), İsmet Sezgin (İçişleri Bakanı), İsmail Cem (Dışişleri Bakanı), Zekeriya Temizel (Maliye Bakanı), Kemal Gürüz (Milli Eğitim Bakanı), Ömer İzgi (Bayındırlık ve İskan Bakanı), Kemal Alemdaroğlu (Sağlık Bakanı), Işın Çelebi (Ulaştırma Bakanı), Köksal Toptan (Tarım ve Köyişleri Bakanı), Bayram Meral (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı), Hüsamettin Özkan (Sanayi ve Ticaret Bakanı), Rüştü Kazım Yücelen (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), İstemihan Talay (Kültür Bakanı), Eyüp Aşık (Turizm Bakanı), Hikmet Uluğbay (Orman Bakanı), Nur Serter (Çevre Bakanı). ( Sabah)

´Balyoz Planı´ 5 aşamadan oluşuyordu

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ve ilk duruşması 16 Aralık´ta yapılacak olan dava iddianamesinde 5 aşamalı Balyoz Harekat Planı´nın nihai amacının hükümeti devirmek olduğu belirtiliyor. Buna göre: 1. AŞAMA: İstihbarat faaliyetleri, fişleme safhası, mühimmatın dağıtılması 2. AŞAMA: Askeri müdahale için zemin hazırlama süreci 3. AŞAMA: Önce olağanüstü hal ve ardından sıkıyönetim ilan ederek, askeri bir müdahale ile Türkiye Cumhuriyeti hükümetini iktidardan zorla uzaklaştırmak 4. AŞAMA: Yürütme görevinin Milli Mutabakat Hükümeti ne bırakılması 5. AŞAMA: Seçim. ( Sabah)

Genelkurmay: Devlet sırrıdır, mahkemeye vermeyiz!

16 Aralık 2010´da görülmeye başlanacak olan Balyoz davasına bakacak İstanbul 10. Ağır Mahkemesi, Balyoz Eylem Planı´nın sonuç raporunu Genelkurmay´dan istemiş, ancak Genelkurmay rest çekmişti. Genelkurmay´ın bu resti şaşırtmamıştı. Çünkü şu ana kadar Genelkurmay mahkeme ve savcılara daima direndi. Yargının eline geçen çok gizli belgeler ya Ergenekon sanıklarında yakalandı ya da TSK içindeki meçhul subaylarca savcılara gönderildi. Soruşturma safhasında sonuç raporunun, Kara Kuvvetleri Komutanlığı´nın arşivinde olduğu ortaya çıkmıştı. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet savcıları raporu o süreçte talep etti. Ancak Genelkurmay Devlet sırrı olan gizli belgeyi veremeyiz dedi. İddianameyi kabul eden 10.Ağır Ceza Mahkemesi duruşmanın yapılacağı 16 Aralık 2010 gününü ve 102 sanık hakkında tutuklama kararını verdiği tensip tutanağında o belgenin sonuç raporunun mahkemeye gönderilmesi gerektiğini vurguladı. Tensip tutanağında, 8-5-7 Mart 2003 tarihinde İstanbul 1. Ordu Komutanlığı´nda icra edildiği bildirilen plan seminerine ait sonuç raporunun Genel Kurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı´ndan (KKK) mahkememize celbi için müzekkere yazılmasına... denildi.

İmha ettik ama KKK´da var

Balyoz´un soruşturulması safhasında savcılar raporun askeriyede olduğunu tespit etmişti. Balyoz Darbe Planı´nın konuşulduğu plan seminerinin ardından, dönemin 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan tarafından hazırlanan sonuç raporunun KKK´nın arşivinde olduğu ortaya çıktı. Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Genelkurmay ve KKK´ya yazı yazarak, sonuç raporunun kendilerinde olup olmadığını sordu. Genelkurmay ise, Sonuç raporunu biz imha ettik ama KKK arşivinde var açıklamasını yaptı. Genelkurmay, belgenin ´devlet sırrı´ kapsamında olduğu için açıklanamayacağını ancak davayla ilgili iddianamenin kabulü halinde raporu mahkemeye gönderilebileceklerini belirtti.

Gözlemciler: İç tehdit ele alındı

İddianamede, Genelkurmay tarafından gönderilen gözlemcilerin raporu da yer aldı. Gözlemciler, seminerde, birinci öncelikli tehdit olarak Yunanistan´ın değil iç tehdidin ele alındığını yazdı. Plan seminerine Genelkurmay Başkanlığı adına çeşitli rütbelerde 7 subay, Kara Kuvvetleri Komutanlığı adına çeşitli rütbelerde 7 subay ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı adına 1 subay gözlemci olarak katıldı. Seminerde görüşülen konuların özetlendiği raporun üçüncü sayfasında, olasılığı en yüksek senaryo ile ilgili olarak birinci öncelikli tehdit, iç tehdit olarak vurgulanıyor. Kuzey Irakta meydana gelen gelişmeler ise dış tehdit olarak değerlendiriliyor. İç tehdit ile ilgili olarak öncelikle ´Milli Mutabakat Hükümeti´nin kurulmasının gerektiği belirtiliyor.

(29 Kasım 2010, 10:35)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Genelkurmay: Devlet sırrıdır, mahkemeye vermeyiz

Böyle senaryo mu olur? En ince ayrıntısına kadar Terör

Flaş!!! Doğan: Cami bombalaması askeri senaryo ve gerekli

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2558    yazdır/print


 

Flaş!!! Hükümetten balyoz generallerine ´One Minute!´

Son YAŞ toplantılarında Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından terfi ettirilmeyen, ancak Askeri Mahkeme tarafından terfi ettirilmeye çalışılan ve adları balyoz soruşturmasına karışan üç general görevden alındı. Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu Milli Savunma Bakanlığı tarafından, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ise İçişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü itibarıyla görevden alındılar.

FLAŞ!!! Hükümetten balyoz generallerine ´One Minute!´

Son YAŞ toplantılarında Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından terfi ettirilmeyen, ancak Askeri Mahkeme tarafından terfi ettirilmeye çalışılan ve adları balyoz soruşturmasına karışan üç general görevden alındı. Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu Milli Savunma Bakanlığı tarafından, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ise İçişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü itibarıyla görevden alındılar.

İçişleri Bakanı Atalay, Cumhuriyet tarihinde bir ilke imza atarak Balyoz soruşturması ve çok sayıda fişleme olayında ismi geçen Paşa´yı açığa aldı. Ardından Milli Savunma Bakanlığı da benzer bir karar alarak iki generali görevden aldı. İçişleri Bakanı´na Jandarma personeli, Milli Savunma Bakanı´na Türk Silahlı Kuvvetleri Personeli hakkında verilen açığa alma yetkisi Cumhuriyet tarihinde ilk kez kullanıldı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Balyoz Davası sanığı ve çok sayıda fişleme dosyasında imzası bulunan Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nu açığa aldı. Karar, 926 sayılı TSK Personel Kanunu´nun açığa almayı düzenleyen 65. maddesi uyarınca uygulandı. 22 Kasım 2010 tarihli açığa alma kararı, önceki gün İçişleri Bakanlığı tarafından gereğinin ivedilikle yerine getirilmesi için Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı´na gönderildi. Bakanlığın yazısı Tümgeneral Helvacıoğlu´na aynı gün tebliğ edildi. Helvacıoğlu´nun üniforması çıkartıldı ve Ağustos YAŞ´ında atandığı Jandarma Genel Komutanlığı Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı´ndaki görev ve yetkileri elinden alındı.

Başbakan Erdoğan görevden almalarla ilgili konuştu

Başbakan Erdoğan, iki günlük Lübnan ziyareti öncesinde Esenboğa Havalimanı´nda basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir basın mensubunun, Balyoz davasında yargılanan Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nun İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından görevden alındığını, diğer iki generalin görevden alınıp alınmayacağı yönündeki sorusu üzerine, Başbakan Erdoğan, Sayın Atalay´ın açığa alma işlemini, aynı şekilde Milli Savunma Bakanımız da uygulayacaktır. Belki şu ana kadar uygulamış olması lazım. dedi. Bir generalin görevden alınmasının ilk olup olmadığı yönündeki soruya ise Erdoğan, Bu konunun ilk olup olmadığı noktasında bir araştırmam yok. Fakat her şey yasalar çerçevesi içerisinde, bakanlarımıza verilen yetkiler vardır. Bakanlar Kurulu´na verilen yetkiler vardır. Üçlü kararnameyle atanmışsa, görevden alınmalar vardır. Birçok bu tür metotlar vardır. Nasıl ki herhangi bir üst düzeyde memuru görevden alma yetkisine onları atayanlar sahipse, burada da öyledir. Burada çok daha farklı İç Hizmet Kanunu´na göre bazı yetkiler vardır, bu yetkiler çerçevesinde gerek savunma bakanımız, gerek içişleri bakanımız bu yetkilerini kullanmışlardır. diye cevap verdi. ( Star)

Ağır suçlamalara atıf

İçişleri Bakanlığı´nın açığa alma yazısında, Tümgeneral Helvacıoğlu hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki E: 2010/283 sayılı dosyaya atıf yapıldı. Yazıda Helvacıoğlu´nun hükümeti devirme planları içerisinde yer aldığı hatırlatıldı. Helvacıoğlu hakkında açılan davada isnat edilen suçların içeriği ve deliller göz önüne alındığı vurgulanan yazıda “926 sayılı TSK personel kanununun 65. maddesi uyarınca açığa çıkarılmıştır. Bilgilerinizi ve gereğini, durumun adı geçene bugün ivedilikle tebliğ edilerek belgenin bir örneğinin gönderilmesini rica ederim. İÇİŞLERİ BAKANI” denildi.

YAŞ´ı bypass böylece engellendi

Son YAŞ toplantısında Tümg. Gürbüz Kaya, Tümg. Helvacıoğlu ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, haklarındaki davalar nedeniyle terfi ettirilmemişti. Terfi ettirilmeyen ancak başka görevlere atanan üç Paşa, AYİM´e dava açarak YAŞ kararlarını bypass olarak nitelenen karar çıkarttırmışlardı. AYİM, Balyoz Davası´nda yeralan üç generali terfi ettirmiş ve yürütmenin de durdurulmasına hükmetmişti. Böylece sivillerin onay yetkisinde olan terfilerle ilgili YAŞ kararlarını AYİM üzerinden delmenin yolu açılırken, İçişleri Bakanlığı´nın açığa alma kararı sözkonusu girişimi de durdurdu.

Bütün yetki Bakan´da

926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu´nun, açığa alınan veya tutuklanan subay ve askeri memurlar hakkındaki esasları içeren 65. maddesi, Milli Savunma Bakanı´na ve İçişleri Bakanı´na açığa alma yetkisi veriyor. 65. madde, ´Haklarında ölüm veya ağır hapis cezasını gerektiren veya yüz kızartıcı bir suçtan ya da taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir cürümden veya emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarından dolayı kamu davası açılanlar, mensup oldukları bakanlıklarca açığa çıkarılabilirler´ diyor.” Maddenin´e´ bendinde “terfi sırasına girenlerden açıkta bulunanların terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz” hükmü açıkça yeralıyor.

YAŞ´ta terfi ettirilmemişti

YAŞ´ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan´ın terfilerine karşı çıktıkları Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Korgeneral kadrosundaki Jandarma Genel Komutanlığı Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı, Tümgeneral Gürbüz Kaya, Korgeneral kadrosundaki Harita Genel Komutanlığı ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu da, Tümamiral kadrosundaki Deniz Kuvvetleri Personel Başkanlığına vekaleten atanmışlardı.

Milli Savunma Bakanlığı da harekete geçti

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül iki komutanı pazartesi gününden itibaren açığa alındığını söyledi. Görevden alınan iki komutanın isimleri şöyle.... Vecdi Gönül, Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu´nu açığa aldı.

3 komutan hakkında ağır suçlamalar

3 komutan hakkında çok ağır suçlamalar ve belgeler bulunuyor. Star gazetesinin haberine göre, açığa alma yazısında, Tümgeneral Helvacıoğlu hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki dosyaya atıf yapıldı. Yazıda Helvacıoğlu´nun hükümeti devirme planları içerisinde yer aldığı hatırlatıldı. Fişçi general olarak da nitelenen Helvacıoğlu´nun terfi ettirilmemesinde Balyoz sanığı olmasının yanında yaptığı fişlemelerin de etkili olduğu belirtiliyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı ve diğer kabine üyelerini fişlemelerine imza atan Helvacıoğlu´nun, fişlemeleri bununla da sınırlı kalmamıştı. Aydın Doğan´ı kiliseden yardım aldığı ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunduğuna dair fişlemiş, İstanbul´daki camileri; vakit ve Cuma namazlarına cemaatin katılımı açısından takip ettirdiği ortaya çıkmıştı. Türkçe ibadet ile de ilgilenen Helvacıoğlu konuyla ilgili Batı Çalışma Grubuna sunulan andıça da imza atmıştı. ( Star)

CHP: ´İntikam... Bu da darbe, sivil darbe´

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, 3 generalin açığa alınmasını eleştirdi ve İntikam... Bu da darbe, sivil darbe diye diye konuştu. Anadol, Öztürk ile birlikte Mecliste düzenlediği basın toplantısında, Öğretmenler Günü dolayısıyla öğretmenlere bir maaş ikramiye verilmesini istedi. Daha sonra soruları yanıtlayan Anadol, ´YAŞ´ta terfi ettirilmediği için dava açan 3 subayın İçişleri ve Milli Savunma Bakanlarınca açığa alındığının´ belirtilmesi üzerine, ´İntikam.... Bu da darbe, sivil darbe. İktidarın zihniyetini ortaya koyan, hak arama özgürlüğünü bir suç gibi algılayan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP zihniyeti´ diye konuştu. Komutanların açığa alınmasıyla ilgili olarak CHP´den ilk tepki geldi. CHP adına Kemal Anadol, açığa alınmalarla ilgili ilk görüşlerini bildirdi. CHP´li Kemal Anadol: Komutanların açığa alınması sivil darbedir. ( AA)

CHP: Hani darbecilerden hesap sorulacaktı?

Anayasa´da yapılan değişiklikler, 12 Eylül darbesini yapanlardan hesap sorulmasını sağlayacak mı sağlamayacak mı? CHP, konuyu bir kez daha gündeme taşıdı. Grup Başkanvekili Kemal Anadol, kameraların karşısına geçti. Anadol hem darbecilerden hala hesap sorulamadığını söyledi hem de 12 Eylül´ün yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesi için verdikleri yasa teklifinin Meclis´te görüşülmemesinden yakındı. Anadol, CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk´ün 12 Eylül müdahalesi ile ilgili yasa tekliflerinin TBMM Adalet Komisyonu gündemine alınmamasını eleştirerek, 12 Eylül çocukları, 12 Eylül´den hesap soramazlar dedi. Anadol, Öztürk ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, 12 Eylül 2010´da ibret dolu bir referandumun yaşandığını, referandumdan sonra 12 Eylül´ün unutulduğunu ifade etti. Anadol, CHP olarak, bunun peşini bırakmayacağız. Sonuna kadar, kaçtıkları yere kadar devam edeceğiz. 12 Eylül´de referandum oldu, ses yok, seda yok. Hani AKP grubunda ağlayanlar? Hani kürsüde ağlayan Başbakan? Siyaset film çevirmek, tiyatro oynamak değildir. Bunlar gözyaşları ile milleti kandıranlardır diye konuştu. ( Cnnturk)

Hüseyin Çelik: Klasik CHP budur

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, üç generalin görevden alınmasının, hukuka ve demokrasiye aykırı olmadığını belirterek, CHP budur işte. Klasik CHP budur. ´TSK´nın teammüleri vardır´ diyen zihniyetle buna ´sivil darbe´ diyen zihniyet aynı yerden kopan bir anlayıştır. dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, üç generalin görevden alınmasını ´sivil darbe´ olarak niteleyen CHP´ye cevap verdi. Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, gündeme yönelik değerlendirmelerde bulundu. Üç generalin görevden alınmasına CHP´li parti yetkililerinin ´sivil darbe´ yönündeki eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Çelik, şunları söyledi: CHP´nin çıkmazı olarak değerlendiririm. YAŞ ile ilgili olarak da Sayın Kılıçdaroğlu, ´TSK´nın teamülleri vardır. Bu teamüllere uyulmak zorundadır. Kimse bunlara karışmasın´ anlamına gelecek ifadeler kullandı. Teamül dediğimiz şeyler tekrarlana tekrarlana alışkanlık haline gelen şeylerdir. Bir memlekette anayasa varken, kanunlar varken, hukuk varken, demokrasinin evrensel ilkeleri ve normları varken, kimse teamüllerle falan iş yapamaz. Türkiye, gerçek anlamda hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik bir cumhuriyet olacaksa ki arzumuz, iddiamız budur. Anayasada da cumhuriyetin vasıfları iddia edilirken, bu yazılır. Böyle ise sivil memur için sivil kamu çalışanları için yapılan neyse, hukukun işletilmesi açısından bir farklılık ben görmüyorum. Sayın İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı kendi yetkisini aşan, kanunlara ve anayasaya aykırı bir tutum davranış içinde olursa, aynı partiden olmamıza rağmen önce ben kendilerini eleştiririm. Böyle bir şey olmadığına göre yasal bir şey yapıldığına göre, hukuka, demokrasiye aykırı bir şey olmadığına göre, klasik CHP budur işte. Klasik CHP budur. ´TSK´nın teammülleri vardır´ diyen zihniyetle buna ´sivil darbe´ diyen zihniyet aynı yerden kopan bir anlayıştır. ( Cihan)

Şehit babası: Kaya´nın açığa alınmasıyla ilgili süreci takip edeceğiz

Hakkari Gediktepe´de şehit olan Elhas Esendere´nin, Kahramanmaraş´ın Göksun ilçesi Haytalar mezrasından ikamet eden babası Çavuş Esendere, Hakkâri 3. Taktik Tümen Komutanı Tümgeneral Gürbüz Kaya´nın açığa alınmasıyla ilgili süreci bundan sonra takip edeceklerini söyledi. Elhas´ın şehit olmasının ardından ailesinin dağıldığını ifade eden Esendere, Şimdiye kadar oğlumun acısı sebebiyle kafamızı kaldıramadık. Ocağımız sönmüş durumda. Şehit olmasında ihmalin çok fazla olduğunu öğreniyoruz. Bundan sonra sorumlularla ilgili gerekli hukuki mücadeleyi yapacağım. Benim ağırıma giden nokta şudur: Yıllarca besleyip büyütüyorsunuz ve vatana bekçi olarak gönderiyorsunuz. Sahip olması gerekenler sahip çıkamıyor ve bize cenazesini gönderiyor. Önce yetkililer çocuğuma sahip çıkmalıydı. dedi. Aile olarak çok zor bir süreçten geçtiklerini anlatan baba Esendere, Gediktepe´de ihmali olanların yargılanmasını bekliyoruz. Bir komutan görevden alındı. Bakalım bundan sonra ne olacak, gereken ceza verilebilecek mi? ifadesini kullandı. ( Cihan)

Menderes´ten sonra ilk kez bir general görevden alındı

Balyoz davası sanığı üç generalin İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından görevlerinden alınmaları, Menderes´in 1950 yılında 16 generali görevden almasını hatırlattı. Demokrat Parti´nin iktidara gelmesinin ardından darbe yapma hazırlığı içinde olan 16 general ve 150 albayın orduyla ilişkileri kesilmişti. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes bir albay aracılığıyla kendisine ulaşan darbe yapılacağı yönündeki bilgi sonrasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar´ı da ikna ederek 16 general ve 150 albayı emekliye sevk etmişti. Menderes tarafından emekliye sevk edilenler arasında Genelkurmay Başkanı Abdurrahman Nafiz Gürman ile Genelkurmay İkinci Başkanı, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları ile üç ordu komutanı bulunuyordu. Menderes´in 16 generali emekliye sevk etmesinin kendisine 10 yıl zaman kazandırdığı yönünde tarihçiler tarafından değerlendirmeler yapılmıştı. Süleyman Demirel de Başbakan olduğu 1969 yılında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural´ı görevden almak yerine YAŞ´a atama formülünü bulmuştu. Tural, bu görevde 5 ay kaldıktan sonra emekliye sevk edilmişti. ( Cihan)

DYP Eski Başkanı Soylu: Yeni Türkiye´nin kodlarını algılayanlar bu tip olayları normal karşılar

Eski Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu, Milli Savunma ve İçişleri bakanlıklarınca Balyoz davası sanığı 3 tümgenerali açığa alınmasının, yeni Türkiye´nin kodlarını algılayanlarca normal karşılanacağını söyledi. Soylu, Yapılan işlem, sorumluluğun gereğidir ve hukukun içerisindedir. dedi. Konuyla ilgili açıklama yapan Süleyman Soylu, 12 Eylül 2010 referandumu sonrası Türkiye´de başlayan zihniyet yenilenmesinin devam ettiğini söyledi. Soylu: Yeni Türkiye´nin kodlarını algılayanlar, bu tip olayları normal karşılarlar. Ancak hala eski Türkiye´nin kodları ile Türkiye´yi çözümlemeye çalışanlar için içinden çıkılmaz ve kaotik bir durumdur. Demokrasinin vazgeçilmez kuralı Milli iradedir. Milli irade konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kanalıyla halkın temsilini sağlayanlar, elbetteki sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Yapılan işlem, bir sorumluluğun gereğidir ve hukukun içerisindedir. değerlendirmesini yaptı. ( Cihan)

MHP: Yetki niçin şimdi kullanılıyor?

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da komutanların görevden alınmasına tepki göstererek “Bu yetki neden şimdi kullanılıyor” diye sordu.

BDP´den destek: Askeri vesayetin kırılması açısından olumlu

BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, üç komutanın görevden alınmasını ´olumlu bir durum´ olarak değerlendirdi. Ata, TBMMde düzenlediği basın toplantısında, Balyoz iddianamesinde adı geçen Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nun İçişleri Bakanlığı tarafından, Tümgeneral Gürbüz Kaya ile Tuğamiral Abdullah Gevremoğlu´nun da Milli Savunma Bakanlığı tarafından görevden alınması ile ilgili soruları cevaplandırdı. Ata, ´Üç generalin görevden alınması Türkiye´de demokratikleşme açısından ve askeri vesayetin kırılması açısından, birçok kesimin beklentisi açısından olumlu karşılanan bir durum´ dedi. Türkiye´de geçmişte 10 yılda bir yapılan darbelerin demokrasiye geçiş sürecini uzattığını belirten Ata, şimdi bu süreçle yüzleşmenin tartışıldığı bir dönemin yaşandığını söyledi. Eylül halk oylamasında darbelerle yüzleşileceği iddiasıyla halkın oyuna getirildiğini savunan Ata, ´Üç generalin görevden alınmasının Türkiye´de bir ilk olmasının yarattığı şaşkınlığı bir tarafa bırakıp, daha kararlı adımlar atmak gerekiyor´ diye konuştu. ( Cihan)

Eski Başbakan yardımcısı Ekrem Pakdemirli: Bir başlangıç

Eski Başbakan yardımcılarından Ekrem Pakdemirli, Balyoz soruşturması kapsamında üç generalin görevden alınmasının, hukukun işlemesi adına önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Askerin kışlada mı yoksa dışarıda mı bulunduğunun belli olmadığını vurgulayan Pakdemirli, Asker kışlada değil. Asli görevinin dışında işlerle uğraşıyor. dedi. Ekrem Pakdemirli, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: Geçmişte bu kadar komplo teorilerinin dışında elde deliller varken, yazılı dökümanlar, camilerin bombalanması, uçakların düşürülmesi, insanların nerede toplatılacağına varıncaya kadar planlar yapılmış bir sistemde sen komuta kademesini sorumlu tutmuyorsun. Birileri yapmış; öyle şey mi olur? Burada bir ordu varsa, alttaki general veya albay kendi başına bir iş yapıyorsa demek ki komutanını dinlemiyor. O kişiyi görevden al. Komutanın haberi varsa, onu da görevden al. Ordu kışlada olmadığı için farklı hareket etmek lazım. Görevden alınmaları iyi olmuş. Bir başlangıçtır. Pakdemirli, geçmişte darbe planlarına kâğıt parçası diyen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un da o zaman görevden alınması gerektiğini kaydetti.

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: TSK´nın itibarını korumak için uygun

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, silahlı kuvvetlerin hem itibarını korumak hemde idarenin etkinliğini, otoritesini tesis etmek amacıyla bu işlemin uygun olduğunu söyledi. Cihan muhabirine konuşan Tanrıverdi, görevden alınanların zaten kadrosuzluk nedeniyle 30 Ağustos 2010 tarihinde emekli olmaları gerektiğini belirtti. Dolayısıyla emekliye sevk edilmeyip de yargı yolunu bahane ederek görevde tutulmalarının zaten hata olduğunu vurgulayan Tanrıverdi, herhangi bir görevde bulunmalarının da uygun olmadığını kaydetti. Tanrıverdi, sözkonusu kişilerin, aslında daha önce de açığa alma nitelikleri bulunan bir suçla suçlanarak, haklarında iddianame hazırlanmış kişiler olduğunu ifade etti. Tanrıverdi, şöyle devam etti: Görevden almanın akabinde herhalde açığa alma işleminin de olması gerekir. Hem hukukun uygulanması, hem de idarede, özellikle silahlı kuvvetlerde darbe hazırlığı iddiasıyla ağır bir suçla itham edilen kişilerin görevde bulunmaları, silahlı kuvvetleri sarsıcı bir durumdur. Çünkü mahiyeti üzerinde ayrışmaya sebep olur. ´Darbeci zihniyeti savunanlar, savunmayanlar´ diye ayrışmaya sebep olur. O bakımdan silahlı kuvvetlerin hem itibarını korumak hem de idarenin etkinliğini, otoritesini tesis etmek amacıyla bu işlemin uygun olduğu kanaatindeyim. Önemli bir işlemdi, geç kalmış bir işlemdi.

Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu: Olumlu gelişme, hukuk işliyor

Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu, bunların olumlu gelişmeler olduğunu, hukukun işlemesi anlamına geldiğini söyledi. Cihan muhabirine konuyu değerlendiren Tarımcıoğlu, halk arasında kullanılan ´Geciken adalet, adalet değildir´ sözünü hatırlattı. 926 sayılı TSK Personel Kanunu´nun açığa almayı düzenleyen 65. maddesinin çok açık olduğunu dile getiren Tarımcıoğlu, Bu 65. madde YAŞ kararlarından önce de vardı. Herhangi bir soruşturmada bir rütbeli suçlu veya suçsuz, bazı delillere dayanarak savcı dava açmıştır. O zaman gerçekten hukuk kanunları uygulanmış olsaydı, bu işlem daha önce yapılmış olurdu. 65. madde çok açık ve net, bu savsaklandı, çok gecikildi. Gelinen nokta, kanunun uygulanması anlamına gelir. Olumlu bir gelişmedir, hukukun işlemesi anlamında. İlk işlem bu şekilde yapılmalıydı. dedi. Açığa alma olayının her hadise için yapılamayacağına dikkat çeken Tarımcıoğlu, olayların kendi içinde ayrı ayrı düşünülmesinin daha doğru olacağını ifade etti. ( Cihan)

Açığa alınan komutanlardan AYİM´e itiraz

Açığa alınan 3 general, açığa alınmalarına ilişkin işlemlerin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle dün AYİM´e başvurdu. AYİM, generallerin istemiyle ilgili düşünce belirtilmesi için dosyayı Askeri Savcılığa gönderdi. Savcılıktan gelecek görüşün ardından generallerin başvurusu AYİM Daireler Kurulu´nda görüşülecek. ( Zaman)

TSK: Bakanlar takdir haklarını kullandı

3 komutanın bakanlar tarafından açığa alınmasıyla ilgili olarak, TSK´dan ilk açıklama geldi. TSK´dan yapılan açıklamada Bakanlar takdir haklarını kullanmıştır denildi.

Açığa alınmanın dayanağı olan kanun

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay´ın, Balyoz Darbe Planı Davası sanıkları Tümgeneral Gürbüz Kaya, Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ve Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nu açığa alması, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu´nun 65. maddesini gündeme getirdi. Kanunun numarası 926 iken kabul tarihi ise 27 Temmuz 1967. Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi 10 Ağustos 1967, yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı 12 bin 670. TSK Personel Kanunu´nun 65. maddesi, ´Açığa çıkarılan, tutuklanan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan, cezası infaz edilmekte olan subaylar´ hakkında yapılacak işlemleri içeriyor. Maddede açığa alınan veya tutuklanan subay ve askeri memurlar hakkında şu esaslara göre işlem yapılacağı belirtiliyor. TSK Personel Kanunu´nun 65. maddesi şöyle:

İşte 65. Madde

Haklarında ölüm veya ağır hapis cezasını gerektiren veya yüz kızartıcı bir suçtan ya da taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir cürümden veya emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarından dolayı kamu davası açılanlar mensup oldukları bakanlıklarca açığa çıkarılabilirler. Ancak, emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarında; nezdinde mahkeme kurulan kıta komutanı veya kurum amiri tarafından fiilin işleniş şekli, niteliği ve disiplini ihlal derecesi bakımından açığa alınmayı gerektirip gerektirmediği hakkında bir görüş bildirilmişse bu görüş de dikkate alınır. ´a´ bendi gereğince açığa çıkarılanlar, yapmakta oldukları görevden alıkonulurlar ve kendilerine başka görev verilmez. Yargılama sonunda beraatlerine, haklarındaki kamu davasının her ne sebeple olursa olsun ortadan kaldırılmasına veya duruşmanın tatiline veya davanın düşmesine veya kamu davasının reddine veya Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ilişiklerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hükümlülüklerine karar verilenlerin açıkları, haklarındaki kararın kesinleşmesi beklenmeksizin kaldırılır. Soruşturmaya konu olan fiillerinin hizmetlerine devama engel olmadığı anlaşılanların açıkları, haklarında karar verilmesi beklenmeksizin kaldırılabilir. Hükmün aleyhe bozulması ve mahkemece bu bozmaya uyulması veya duruşmanın tatiline dair kararın ortadan kalkması veya Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ilişiklerinin kesilmesini gerektirecek şekilde hükümlülüklerine karar verilmesi hallerinde de (a) bendi hükmü uygulanır.

Terfi sırasına girenlerden açıkta bulunanlar

Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ilişkilerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olmaları nedeniyle veya (c) bendinin (2) numaralı alt bendine göre açıkları kaldırılmış olup da henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların, Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların, Kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme hariç, firar veya izin tecavüzünde bulunmuş olanlar ile firar veya izin tecavüzüne devam edenlerin terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz. Bu gibilerin terfi ve kademe ilerlemesi işlemlerinin ne şekilde yapılacağı Subay Sicil Yönetmeliği´nde gösterilir.

Açığa alınanlar ya da tutuklananlar

Hizmet eri tazminatından ve bu kanunda öngörülen aile yardım ödeneği, mahrumiyet yeri ödeneği, doğum yardım ödeneği, ölüm yardım ödeneği, tedavi ve cenaze masrafları, yakacak yardımı, giyecek ve yiyecek (tayın bedeli) yardımı, tahsil bursları ve yurttan faydalanma, lojmandan faydalanma hükümlerinden yararlanmaya devam ederler. Açığa alınanlara, açıkta kaldıkları sürece aylıklarının üçte ikisi, tutuklulara ise yarısı ayrıca ödenir. Ancak, bu gibilerden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, muhakemenin menine, beraate, her ne sebeple olursa olsun kamu davasının düşmesine veya ortadan kaldırılmasına karar verilenlerin ödenmeyen veya noksan ödenen her türlü özlük hakları ödenir. Firar veya izin tecavüzünde bulunanların bu fiillerinin başladığı tarihten itibaren aylık, hizmet ve makamla ilgili ödenek ve tazminatları kesilir. Ancak, kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme veya mazerete dayalı olduğu adli mercilerce verilmiş kararlarla saptanan izin tecavüzlerinde kesilen aylık ve makamla ilgili ödenek ve tazminatları geri verilir. Hapis veya ağır hapis cezalarının infazı sırasında subaylar er gibi iaşe edilir. Bunlara maaş ile hizmet ve makamlarına ilişkin ödenek ve tazminatları verilmez. Soruşturma veya kovuşturmasının devamı nedeniyle terfi edemeyen subay ve astsubaylardan; açığa çıkarılan, tutuklanan ya da açıkları kaldırılanlar veya tahliye edilenler hakkında, davaları neticeleninceye kadar, bu kanunun 32´nci maddesinin (b) bendinde yer alan en çok rütbe bekleme süreleri ile 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu´nun 40´ıncı maddesinde belirtilen rütbe karşılığı yaş hadleri uygulanmaz. Bunların Silahlı Kuvvetler´de kalabileceği azami süre, emsali neşetlilerin Silahlı Kuvvetler´deki görev süresi kadardır. ( Cihan)

Cumhurbaşkanı Gül: Abartmaya gerek yok, emniyet müdürleri de açığa alınmıştı

25 Kasım 2010: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Gül, İsviçre´ye hareketinden önce Esenboğa Havalimanı´nda basın mensuplarının sorularını cevapladı. Gül, ´Üç generalin haklarındaki davayla ilgili açığa alınmasıyla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine, ´Yasaların sayın bakanlara verdiği yetki, bakanlar değerlendirmişler ve kullanmışlardır. Aslında bu hususu çok fazla abartmaya da gerek yok. Biliyorsunuz bu ülkede emniyet genel müdürleri bile aynı şekilde açığa alınmıştır.´ cevabını verdi. ( AA)

Meclis Başkanı Şahin: Sivil irade darbe değil, seçim yapar

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, vefat eden eski milletvekili Muammer Baykan için TBMM´de düzenlenen törenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. TBMM Başkanı Şahin, ´Cumhuriyet tarihinde ilk defa, bakanlar tarafından üç general açığa alındı. CHP´den ´sivil darbe´ eleştirileri geldi, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz´ sorusuna şu karşılığı verdi: ´Dün bu konuyla ilgili Antalya´da da bana soru yöneltilmişti. Orada kısa bir açıklama yapmıştım. Söyleyecek yeni bir şeyim yok. İlgili yasaların sayın bakanlara vermiş olduğu yetki çerçevesinde bir uygulama yapıldığı anlaşılıyor. Yasalar sınırları içerisinde olduğu kanaatindeyim ama kamuoyunda dikkati çekmesinin nedeni bu yasal düzenlemenin, yani 65. maddenin, ilk kez uygulanıyor olmasıdır. Tabii, siyasi partilerimizin değerlendirmeleri kendi takdirleridir. Ben onlarla ilgili, Meclis Başkanı olarak bir şey söyleyemem. Partilerimizle bir polemiğe girmek istemem. Ancak sivil irade darbe yapmaz, siviller seçim yaparlar.´ Şahin, ´Zamanlamaya ilişkin de eleştiriler var´ sözlerine, ´O soruyu tasarrufta bulunan bakanlara sorun...´ karşılığını verdi. ( AA)

(24 Kasım 2010), son güncel.: (25 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Askerden terfi resti.. Hükümetten ´One Minute´ hazırlığı

Hukukçular: Tartışma gereksiz, AYİM terfileri hükümsüzdür

Flaş!!! Gül ve Erdoğan´ı terfilerde etkisizleştirme girişimi

Flaş!!! Tarihi gün: Balyozculara terfi yok, Iğsız´a veto

Flaş!!! İşte Heron ihanetinin kayıtları

2010 yılı Yüksek Askeri Şura kriziyle ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2530    yazdır/print


 

Hani JİTEM yoktu: İşte belge ve tanıklar..

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın ´JİTEM´i ben kurdum´ şeklindeki resmi ifadelerine ve soruşturma kapsamında ele geçirilen onlarca belge ve bilgiye rağmen Ergenekon Mahkemesi´ne defalarca ´JİTEM diye bir birim yok ve hiç olmadı´ diyen Jandarma Genel Komutanlığı´nın arşivindeki belgeler JİTEM´in varlığını kanıtlıyor. Jandarma arşivindeki JİTEM´in kuruluş ve çalışmasıyla ilgili ´gizli´ raporları star ele geçirdi. 11 Kasım 1993 tarihli Binbaşı Balçık imzalı raporda JİTEM´in tarihçesi anlatılırken, İstihbarat Okullar Komutanı Tuğgeneral Zeytinci´ye gönderilen Karargah Etüdü´nde de JİTEM´in şeması var. Ergenekon Terör Örgütü´nün deşifre olmasında büyük rol oynayan eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç da, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Teoman Barutçu´nun Jandarma Genel Kuvvetleri bünyesinde illegal kurulan JİTEM´in kurucularından olduğunu açıkladı. Gizli tanık Kıskaç; Ergenekon iddianamesinde; Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün sınıf arkadaşı olduğu ve kendisiyle çok samimi olduğu belirtilen Teoman Barutçu hakkında çarpıcı bilgiler verdi.

Hani JİTEM yoktu: İşte belge ve tanıklar..

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın ´JİTEM´i ben kurdum´ şeklindeki resmi ifadelerine ve soruşturma kapsamında ele geçirilen onlarca belge ve bilgiye rağmen Ergenekon Mahkemesi´ne defalarca ´JİTEM diye bir birim yok ve hiç olmadı´ diyen Jandarma Genel Komutanlığı´nın arşivindeki belgeler JİTEM´in varlığını kanıtlıyor. Jandarma arşivindeki JİTEM´in kuruluş ve çalışmasıyla ilgili ´gizli´ raporları star ele geçirdi. 11 Kasım 1993 tarihli Binbaşı Balçık imzalı raporda JİTEM´in tarihçesi anlatılırken, İstihbarat Okullar Komutanı Tuğgeneral Zeytinci´ye gönderilen Karargah Etüdü´nde de JİTEM´in şeması var. Ergenekon Terör Örgütü´nün deşifre olmasında büyük rol oynayan eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç da, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Teoman Barutçu´nun Jandarma Genel Kuvvetleri bünyesinde illegal kurulan JİTEM´in kurucularından olduğunu açıkladı. Gizli tanık Kıskaç; Ergenekon iddianamesinde; Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün sınıf arkadaşı olduğu ve kendisiyle çok samimi olduğu belirtilen Teoman Barutçu hakkında çarpıcı bilgiler verdi.

Star Gazetesinin haberine göre, Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın JİTEM´i ben kurdum şeklindeki resmi ifadelerine ve soruşturma kapsamında ele geçirilen onlarca belge ve bilgiye rağmen Ergenekon Mahkemesi´ne defalarca JİTEM diye bir birim yok ve hiç olmadı diyen Jandarma Genel Komutanlığı´nın arşivindeki belgeler JİTEM´in varlığını kanıtlıyor. Jandarma arşivindeki JİTEM´in kuruluş ve çalışmasıyla ilgili ´gizli´ raporları star ele geçirdi.

İki ayrı raporda JİTEM anlatılıyor

Emekli Binbaşı Canfer Balçık´ın, 11 Kasım 1993 tarihli ve altında imzası bulunan Jandarma İstihbarat Grup ve Timlerinin Tarihçesi başlıklı ´gizli´ ibareli yazıda JİTEM´in varlığı resmen kabul ediliyor. Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Okul Komutanı Tuğgeneral Refik Zeytinci´nin Öğretim ve Eğitim Başkanlığı´na gönderdiği 20 Aralık 1996 tarihli yazıda da JİTEM´in varlığı ve şeması yer alıyor.

Binbaşı Balçık, tarihçesini yazmış

Dönemin Plan Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Canfer Balçık´ın imzasını taşıyan Jandarma İstihbarat Grup ve Timlerinin Tarihçesi başlıklı raporda JİTEM´in 27 Ağustos 1987 tarihinden 3 tim olarak kurulduğu ve zaman içinde sayısının artırıldığı anlatılıyor. Binbaşı Canfer Balçık imzalı raporda; JİTEM´in 27 Ağustos 1987 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı´na bağlı olarak Mardin, Silopi ve Batman´da faaliyet göstermek üzere kurulduğu daha sonra Siirt ve Şırnak´ında JİTEM kapsamına alındığı belirtiliyor. 5 ilde 7 tim olarak görev yapan Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele Timleri´nin (JİTEM) 14 Eylül 1987´de Jandarma Asayiş Komutanlığı Harekat komutasına Kasım ayında emrine verildiği kaydediliyor.

Başarılı olunca tim sayısı arttırıldı

Mayıs 1990´da timlerin başarılı olması üzerine sayılarının 8 grup ve 24 tim oluşacak şekilde yeniden yapılandırıldığının anlatıldığı belgede, personel yetersizliği nedeniyle istenilen sonuca ulaşılamadığı belirtiliyor. Raporda JİTEM´in 18 Temmuz 1991 tarihinde kuruluş ve kadrosunun J.TMK.1-22 numaralı yazı ile kaldırıldığı belirtilirken şu ifadeler kullanılıyor: Ankara´da Kurmay Başkanı´na bağlı bir istihbarat grup ve bağlı 2 timi Diyarbakır´da bir istihbarat grup ve 6 timi ile İstanbul, İzmir ve Adana´da Jandarma Bölge Komutanlıkları´na bağlı birer istihbarat timi kurulmuştur. Toplam 2 grup ve 11 tim halen bu kuruluş içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedir.

Jandarmadan mahkemeye yazı: JİTEM hiç olmadı

Jandarma Genel Komutanlığı, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü iddiasıyla başlatılan soruşturma ve daha sonrasında başlayan yargılama süresince, hem savcılık hem de mahkemenin JİTEM var? sorularına ısrarla Jandarma teşkilatı bünyesinde böyle bir birim yoktur ve olmamıştır cevabı verdi. Ergenekon Mahkemesi, 20.08.2010 günlü arar kararında bir kez daha Jandarma Genel Komutanlığı´na JİTEM´in temellerinin Korgeneral Hulusi Sayın öncülüğünde Binbaşı Aytekin Özen, Albay Arif Doğan, Hüseyin Kara ve Arnavut göçmeni Binbaşı Ahmet Cem Ersever´in çalışmaları sonucu 1987´de atıldığını ve bu isimlerin sık sık yurtdışına operasyona gittikleri iddiasını sordu. Jandarma Genel Komutanlığı, 12 Ekim 2010 tarihli son yazısında da Jandarma bünyesinde JİTEM diye bir yapılanma olmadığını, sorulan yedi subayında hiç bir zaman JİTEM´de görev yapmadığını´ tekrarladı.

1993 tarihli Karargah Etüdü´nde JİTEM´in varlığı ve şeması var

İstihbarat Okulu´na gönderilen, Mayıs 1993 tarihli Karargah?Etüdü´nde, askeri istihbaratın yapılanması anlatılırken, bu yapı içerisinde JİTEM´in varlığı şemalarla ortaya konulmuş. Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Okul Komutanı Tuğgeneral Refik Zeytinci´nin Öğretim ve Eğitim Başkanlığı´na gönderdiği 20 Aralık 1996 tarihli yazıda da JİTEM´in varlığından bahsediliyor. Tuğgeneral Zeytinci´nin Türk Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Teşkilatı´nın nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiği konusunda çalışma başlatıldığını belirtip bilgi istemesi üzerine gönderilen Mayıs 1993 tarihli Karargah Etüd Notunda da JİTEM´in varlığı resmen kabul ediliyor.

Emniyet istihbarata övgü

´Hizmete Özel´ Karargah Etüd Notu´nun 5. sayfasında Jandarma İstihbarat Teşkilatı´nın yapısı ve nasıl olması gerektiği anlatılırken Her il veya kritik ilçelerde görev alacak JİTEM (Jandarma İstihbarat Timi) birlik komutanları kendi içinde örgütlenmeli... deniliyor. Askerin istihbarat teşkilatlarının yapı ve çalışmalarının yetersiz ve ihtiyaca cevap veremediği eleştirisi yapılan Karargah Etüd Notu´nda Emniyet İstihbarat Teşkilatı´nın yapılanmasına sık sık övgü yapılması da dikkat çekiyor.

J. Kurmay Başkanı´na bağlı

Mayıs 1993 tarihli Karargah Etüdü´nde JİTEM´in yapılanma şeması da ayrıntılarıyla gösteriliyor. O şemadaki JİTEM yapılanmasına göre JİTEM doğrudan Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı´na bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Kurmay Başkanı´nın altında Jandarma İstihbarat Başkanı, Grup Komutanlığı ve JİTEM Timleri (Jandarma Bölge Komutanlıklarına bağlı) bulunuyor. Bunların altında da JİTEM birlik komutanları bulunuyor. JİTEM-1 Birgili Komutanlığı Ankara´da, JİTEM 2 Birliği Komutanlığı (Emirle) ve JİTEM 3 Birliği Komutanlığı da Diyarbakır´da Jandarma Asayiş Bölge Komutanlığı´nın emrinde faaliyet gösteriyor. Şemaya göre, kuruluş aşamasında JİTEM´de 9 subay, 12 Astsubay, 14 uzman çavuş, 15 sivil memur ve 1 işçi kadrosu bulunuyor.

Küçük´ün kira aldığı dükkanlar Balçık´ın üstüne

JİTEM´in varlığını itiraf eden Jandarma raporunda imzası olan emekli Jandarma Binbaşı Canfer Balçık´ın Ergenekon tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük´le çok yakın olduğu ortaya çıkmıştı. Ergenekon sanıklarının finans kaynaklarına yönelik incelemede, Küçük´ün hesaplarında 2005 ve 2008 yılları arasında düzenli olarak kira bedeli adı altında ödeme yapıldığını belirledi. Üzerine kayıtlı hiçbir malvarlığı olmayan?Küçük´e yatan kiraların Eminönü´ndeki dükkanlara ait olduğu ve dükkanların Canfer Balçık adına kayıtlı olduğu belirlenmişti. Balçık daha sonra Yargıyı etkileme operasyonu kapsamında eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay ile birlikte gözaltına alınmıştı.

Emekli Albay Doğan: JİTEM´i ben kurdum

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan, ilk gözaltına alındığındaki resmi ifadeleri ve internete düşen ses kayıtlarında JİTEM´i ben kurdum dedi. JİTEM yok diyenleri ağır sözlerle eleştiren Doğan İki tane JİTEM vardır, Cemal Temizöz ikincisindendir, biz birincisindeniz. İkinci JİTEM eşittir götemdir. 2 tane adamı öldürür gömer. Bir adamı kaçıran, Hizbullah´ın hiç bulunmadığı yerde Hizbullahçılar´a PKK´lı teslim eden. Mesela nedir Cemal Temizöz Albay... demişti. ( Star)

Ergenekon gizli tanığı ´Kıskaç´, JİTEM işkencelerini anlattı

Ergenekon Terör Örgütü´nün deşifre olmasında büyük rol oynayan eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Teoman Barutçu´nun Jandarma Genel Kuvvetleri bünyesinde illegal kurulan JİTEM´in kurucularından olduğunu açıkladı. Gizli tanık Kıskaç; Ergenekon iddianamesinde; Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün sınıf arkadaşı olduğu ve kendisiyle çok samimi olduğu belirtilen Teoman Barutçu hakkında çarpıcı bilgiler verdi. Gizli Tanık Kıskaç, Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı´nın, Elazığ Jandarma Komando Tabur Komutanlığı´nın yanındaki iki katlı bir binada bulunduğunu, Teoman Barutçu´nun, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı bugün bu durum ve pozisyona getiren kişi olduğunu söyledi. Teoman Barutçu´nun, Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı´nda bir çok kişiyi sorgulattığını, sorgulanan kişilerin tırnaklarının, saçlarının pense ile çekildiğini söyledi. Gizli Tanık Kıskaç, JİTEM binasının çıkışında, “Ne gördüysen, ne biliyorsan, ne duyduysan, sen neysen, hepsi burada kalsın” ifadelerinin yer aldığı tabela bulunduğunu söyledi.

Kıskaç, Teoman Barutçu´yu yakından tanıyor

Gizli tanık Kıskaç, 1993-1994 yıllarında Elazığ Jandarma Komando Tabur Komutanı Jandarma Kıdemli Binbaşı Mahmut Şahin´in yanında görev yaptığını ve o dönemde Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı Albay Teoman Barutçu´yu yakından tanıdığını belirterek, şunları söylüyor: “Teoman Barutçu, 33 asker kurşuna dizildiğinde, Elazığ Jandarma Alay Komutanı´ydı... Teoman Barutçu´dan çekinmeyen hiçbir sivil, hiçbir kimse yoktu. Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı da, bu kişinin emrindeydi. Yıldız timleri denilen itirafçı timleri de bu kişinin emir komutasındaydı. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı bugün bu durum ve pozisyona getiren kişi budur. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi´nin bir çok ilinde Teoman Barutçu, kontra gerillanın komutanı olarak bilinir. O dönemde JİTEM Grup Komutanlığı´nı, Jandarma Kıdemli Binbaşı Ahmet Cem Ersever yapıyordu. Cem Ersever de, Teoman Barutçu´nun emir ve komutasındaki kişilerdendi..”

“Sorgu odalarında yapılan işkenceler...”

“Elazığ Jandarma Komando Taburu´nun alt katında sorgu odaları vardı, bu sorgulara genelde Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım katılırdı. Ayrıca astsubay başçavuş olan ve kod adı Japon olan bir kişi vardı ki sorgu uzmanıydı. Bir çok sorgu şekli vardı, bu sorgulara ben de bir çok kez katıldım. Benim oturduğum odaya işkenceden çıkarılanlar getirilirdi. Ben sorguya getirilenlerle Kürtçe konuşur, onlara sorular sorardım ve tercümanlığını yapardım. Çoğunun tırnakları çekilmiş, pense ile saçları çekilmiş, kan revan içerisinde gelir veya da tazyik odasına konulurdu. Bu tazyik odalarında çıkanların çoğu baygındı. Ben de biraz yalvara yakara konuşup bilgi vermelerini isterdim ki daha fazla işkence görmesinler diye...”

“Silahlar Irak´tan gelirdi”

“Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı, Elazığ Jandarma Komando Tabur Komutanlığı´nın yanındaki iki katlı bir bina idi... JİTEM ajanları ve yıldız timleri de burada bulunmaktadır. JİTEM´i ilk tanıdığımda başlarında Ahmet Cem Ersever binbaşı vardı. Bunlara bağlı itirafçılardan oluşturulmuş yıldız timleri vardı. Bu timlerin de başında Yüzbaşı denilen, sonradan yeşil kod Mahmut Yıldırım denilen kişi vardı. Bu kişiler Teoman Barutçu´ya bağlı kişilerdi. Bu gruplar operasyona, ilçelere ve köylere gider, altlarında Renault marka araçlar bulunuyordu. Kaleşnikofları vardı. O dönemler kaleşnikof almak kadar kolay bir şey yoktu çünkü en iyi kaleşnikofu bile yüz marka almak çok kolaydı. Güneydoğu´dan, Irak üzerinden gelen silahlar, silah kaçakçıları, yıldız timlerinin sayesinde olurdu ki bunlara polis, jandarma kimlik dahi soramazdı ki dokunulmazlıkları vardı.”

“Fabrikada sekiz işçi öldürüldü”

“JİTEM yıldız timleri Elazığ Kovancılar ilçesi Ferrokrom işletmelerine yerleştiler. Bu işletme Almanların işlettiği fabrikaydı. Fabrika yöneticileri ile sorun olunca Elazığ Maden ilçesinde bir krom ocağında sekiz işçi öldürülürdü. Bu işçilerin öldürülmesinden sonra krom fabrikası yönetimi bunlara sesini çıkaramadı...”

“Levent Ersöz, Teoman Barutçu´nun pis işlerini gizledi”“Albay Teoman Barutçu, Elazığ´dan sonra Yalova Jandarma Alay Komutanlığı´na tayin oldu. Yalova Jandarma Alay Komutanı iken de bir sürü pisliğe karışmış ve buradan da uyuşturucu ticaretinden dolayı o dönemler istihbarat başkanı olan Tuğgeneral Levent Ersöz tarafından bu pis işler gizlenmiş. Bir türlü dönemin Jandarma Genel Komutanı´na bu bilgi sızmış ve Teoman Barutçu emekliye ayrılmıştı...”

Jandarma Genel Komutanlığı, Teoman Barutçu´yla görüştürmedi

Jandarma Genel Komutanlığı, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanlığı ve Yalova Jandarma Alay Komutanlığı´nı aradık ve hakkındaki iddialarla ilgili Emekli Albay Teoman Barutçu´ya ulaşmak istedik. Jandarma Genel Komutanlığı yetkilileri; Teoman Barutçu´ya Yalova Jandarma Alay Komutanlığı´ndan ulaşabileceğimizi söyledi. Yalova Jandarma Alay Komutanlığı yetkilileri de, Teoman Barutçu´ya Jandarma Genel Komutanlığı´ndan ulaşabileceğimizi söylediler. Elazığ İl Jandarma Alay Komutanlığı da, Teoman Barutçu hakkında bilgi vermedi. İstanbul ve Ankara´da bulunan orduevlerini aradık ancak yetkililer Teoman Barutçu hakkında bilgi vermediler. Jandarma Genel Komutanlığı´nın kendi çalışan personeli hakkında suskun kalması ve Teoman Barutçu´yla görüştürmemesi dikkat çekti. Jandarma Genel Komutanlığı, yazılı sorularımızı da cevaplamadı.

Kıskaç, ifadelerini delilleriyle belgeliyor

Gizli tanık Kıskaç´ın Ergenekon iddianamesinde delil klasörlerinde yer alan ifadelerini delilleriyle desteklemesi dikkat çekiyor.

1- Baz istasyonları ifadesini doğruluyor: Gizli tanık Kıskaç, Nisan 2007´de Mehmet Fikri Karadağ ve Veli Küçük´le görüştüğünü anlattı. Aynı tarihlerde sanıklar Oktay Yıldırım, Neriman Aydın, Güler Kömürcü ve ölen şüpheli Kuddusi Okkır´ın da aralarında bulunduğu bir grubun Çamlıca Kız Lisesi´nde toplantı yaptığını söyledi. Emniyet´in yürüttüğü teknik takip, söz konusu iddiaları doğruladı. İfadede geçen isimlerin kullandığı telefon hatları incelendi. Telefonların, 22-25 Nisan 2007 tarihleri arasında Üsküdar, Sabiha Gökçen Havalimanı, Çamlıca Kız Lisesi çevresindeki baz istasyonlarından sinyal verdiği tespit edildi.

2- 11 erin şehit edilmesini deşifre etti: Gizli tanık Kıskaç, 24 Mayıs 1993 tarihinde Bingöl-Elazığ karayolu üzerinde bulunan Mendo Deresi mevkiinde silahsız ve savunmasız 33 erin şehid edilmesinden yaklaşık 1 ay sonra, 30 Haziran 1993 tarihinde Elazığ ili Palu ilçesi Horo Deresi´nde 11 askerimizin daha şehid edildiğini deşifre etmişti.

3- Başbağlar katliamını anlattı: Kıskaç, Ergenekon savcılarına verdiği ifadede, “Başbağlar´da 33 masum insan, Mustafa Aktaş´ın da aralarında bulunduğu DHKP-C´li teröristler ve PKK´lı grup tarafından katledildi” demişti.

4- Abdullah Çatlı´nın öldürülmesi: Ergenekon savcılarına ifade veren Gizli Tanık Kıskaç, Antalya JİTEM´de görevli Başçavuş Hakan´ın Susurluk kazasıyla ilgili kendisine şunları anlattığını aktarıyor: “Zannediyor musun bu bir trafik kazası, bizde kayıtları var. Araç çarptıktan sonra Abdullah Çatlı sağ idi. Sağ kolu kırılmıştı, yaralıydı. Araba sağ ön taraftan çarpmış, Abdullah Çatlı arka solda oturuyordu. Trafik kazasından değil, darptan öldü. Çatlı´yı odunla öldürdük.” Susurluk kazasında hayatını kaybeden Abdullah Çatlı´nın arkadaşı ve eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın da, gizli tanığın ifadesinin doğru olduğunu söyledi. Çarkın, “Çatlı´nın kazada öldüğüne inanmıyorum. Ya odunla ya demirle kafasına vurarak öldürdüler. Çünkü otomobilin arka koltuğunda oturan bir kişinin kafatasının kırılması mümkün değil. Oraya vurulan bir darbe var. Kafatası içine göçmüş. Çatlı´nın kaslı ve güçlü bir yapısı vardı. Üstelik bu araç Mercedes, Doğan ya da Şahin değil ki arka tarafı parçalansın. Çatlı´yı JİTEM´cilerin öldürdüğü doğrudur” demişti. ( Kenan Kıran-Murat Alan / Vakit)

(19 Kasım 2010, 11:33)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

´JİTEM´in varlığını ispatlayan resmi belgeler´

JİTEM´le ilgili tüm manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2511    yazdır/print


 

Sürpriz tanık ve Özal´ın ölümünde yeni iddialar

Özal hastaneye geldiğinde inliyordu.. 1.5 saat hiçbir doktor bakmadı!.. Özal´ın son saatlerine tanık olduğunu söyleyen sürpriz bir isim ortaya çıktı. Eşinin bir rahatsızlığı için hastanede olan Hamza Yavuzyılmaz, ´Midesini tutarak sanki kramp geçiriyor gibi inliyordu. 1-1.5 saat kimse müdahale etmedi´ dedi.

Sürpriz tanık ve Özal´ın ölümünde yeni iddialar

Özal hastaneye geldiğinde inliyordu.. 1.5 saat hiçbir doktor bakmadı!.. Özal´ın son saatlerine tanık olduğunu söyleyen sürpriz bir isim ortaya çıktı. Eşinin bir rahatsızlığı için hastanede olan Hamza Yavuzyılmaz, ´Midesini tutarak sanki kramp geçiriyor gibi inliyordu. 1-1.5 saat kimse müdahale etmedi´ dedi.

Önceki akşam NTV´de yayınlanan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili “Bir Ölümün Anatomisi” adlı programda çok çarpıcı iddialar ortaya atıldı. Semra Özal, kendisine gönderilen delilleri savcıya ilettiğini söylerken, Özal ´ın bir sergide zehirlenmiş olabileceğini söyledi. Ancak programın en çarpıcı anları, sürpriz bir tanığın anlattıklarıydı. İşte dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş´in yakın postası olduğunu söyleyen Hamza Yavuzyılmaz isimli tanığın iddiaları: “Ben o dönemden iki üç ay önceye kadar o dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş´in yakın postasıydım. Olay gününden bir gün önce (16 Nisan 1993´te) eşim telefona yetişmek için merdivenlerden aşağı inerken ayağını burktu. Ertesi gün (17 Nisan 1993) sabah 9- 10 arası Hacettepe Acili´ne gittik. Rahmetli Özal´ın kaldığı yerin iki oda yanındaydık. Doktor aradık, bulamadık. Yaklaşık yarım saat sonra, bir kargaşa oldu. Bir polis motosikleti geldi, ´Cumhurbaşkanını getiriyorlar´ dedi. Bir Mercedes kapıya geldi, iki koruma ve bir şoför vardı. Bir tanesi de sedyenin yanındaydı. Sedyeye resmen çuval gibi oturtuldu. İki hademe o odaya onu soktular. Sedyenin üzerinde midesini tutarak, sanki kramp geçiriyor gibi resmen inliyordu. Korumanın biri bize doğru koştu, biri diğer tarafa koştu her tarafı boşalttılar. Bize de geri gidin diye talimat verdiler. Bir koruması içeride kaldı. Ben ara ara çıkıyordum merakımdan. Daha önce hiç görmemiştim ben rahmetli cumhurbaşkanımızı. Ama o anda inanılmaz derecede içim koptu, başındaki koruma yalvarıyor, ´Doktor bulun´ diyordu. Sonra bir ara genç doktor gibi bir şey geldi, baktı başında durdu. Ama o da koşmaya başladı müracaata doğru. Cumhurbaşkanımız midesini tutuyor ve kasıyordu kendini. Kesinlikle yaşıyordu. 3-4 doktor katlardan çıkıyor, bakıyor ve içeri kaçıyordu. Yaklaşık 1-1.5 saat filan gibi bir vakit geçirdik orada o sürede kimse müdahale etmedi.”

Özal´ın koruma müdürü: 67 model hasta nakil aracıyla götürüldü

Programda birçok çarpıcı iddia daha ortaya atıldı. Bunlardan biri de Özal´ın koruma müdürü Musa Öztürk´e aitti. Öztürk´ün şu sözleri içler acısıydı: “Özal, Cevdet Sunay´a hediye edilen 1967 model bir hasta nakil aracıyla hastaneye götürüldü. Bu Cumhurbaşkanlığı envanterlerinde kayıtlıdır. Şu andaki bir ambulansın dizaynını hesaplamayın, çünkü onda yok.” O döneme ve Özal´ı ölüme götüren sürece tanık olan isimler de yaşadıklarını anlattı. İşte sadece birkaçı:

´Mezarı açılmadan anlaşılmaz´

Yüksel Bozer (Dönemin Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Rektörü): “Doktorlar elinden geleni yaptı. Ancak iddiaların önüne mezarın açılması ile geçilebilir. (Semra Özal´a dönerek) Zannediyorum siz, bunun sonunda mezardan bazı saç kemik örnekleri alıp Avrupa´da bu işleri çok iyi bilen laboratuvarlara gönderip bunun sonucunu almak mecburiyetindesiniz. Artık bu noktaya geldiniz bundan kaçamak yoktur.”

´Kalbi iyi ama bacağı kötüydü´

Opr. Dr. Cengiz Arslan (Özal´ın doktoru): “Sağlık durumu oldukça iyiydi. Göğsünden kalbinden şikayeti yoktu. Bacak damarlarından dolayı yürümekte güçlük çekiyordu. Kimseye söyleyemiyordu. Durup dinleniyordu çevresi bu durumu onun çabuk yorulduğu şeklinde yorumluyordu. Bu görüntü bacak damarlarının rahatsızlığından dolayıydı.”

Bozer, saat 12´ye doğru geldi

Ömer Şarlak (Dönemin GATA komutanı): ”Biz Hacettepe´ye gittiğimizde, orada sadece tıpta uzmanlık ihtisası yapan hekimler vardı. Ondan sonra Yüksel Bozer geldi. Saat 12:00´ye yakındı geldiğinde.” (VATAN´ın notu: 17 Nisan 1993 Cumartesi günü saat 10.30 sıralarında ani bir kalp rahatsızlığı geçiren Özal´ın, saat 11. 00´da Hacettepe Hastanesi´ne götürüldüğü ve 14.30´da öldüğü açıklanmıştı.) ( Vatan)

Özal´ın ölümünde Azerbaycan boyutu

Mahmut Övür (Sabah): Rahmetli Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili tartışmalar sürdükçe şüpheler azalmıyor, aksine daha da artıyor. Önceki gece NTV´de Can Dündar, Semra Özal´ın da katıldığı bir yayın yaptı. Çok şey konuşuldu ama ilk kez Özal´ın ölümüyle ilgili yeni bir şüphe ortaya atıldı. Eşi Semra Özal bir ara şöyle diyordu: Bu zehirlenme süreci Azerbaycan´da başlamış olabilir... İzleyenlerin büyük çoğunluğu belki şaşırdı hatta Bu kadarı da fazla... diye düşündü ama ben pek şaşırmadım. Dahası o konuşmayı beklerken aklımdan Acaba Azerbaycan´dan mı? söz edecek diye geçirdim. Geçirdim çünkü çok değil 15 gün önce Almanya´nın başkenti Berlin´de, Özal´ın öldüğü dönemde Azerbaycan´da iş yapan eski bir ülkücüyle buluşmuştum. O karanlık 90´lı yıllar üzerine konuşurken, söz Özal´ın ölümüne gelince eski ülkücü şöyle diyordu: Önce Azerbaycan´a bakmak gerekiyor. Özal orada kimlerle buluştu? Araştırılırsa ölümün ardındaki sır açığa çıkar.

Çok karmaşık ilişkiler ve Azerbaycan

Ayrıntı vermedi. Ben de içimden klasik komplo teorilerinden biri daha diye geçirdim ama o dönemi düşünmeden de edemedim. İsterseniz biraz hatırlayalım. O günlerde Azerbaycan´la Türkiye´nin derin yapısı arasında kirli ilişkilerin ilk adımı atılmıştı. Elçibey, Suret Hüseyinov arasındaki çatışma ve devreye Aliyev´in girmesiyle başlayan ilişkiler, sonunda Türkiye´deki derin yapının 95´lerde darbe girişiminde bulunmasına kadar gidecekti. Bu darbe girişimi bizzat dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tarafından önlendi... Ayrıca yine 93´lerde İstanbul-Bakü hattında kumarhane ve uyuşturucu üzerinde kurulan ilişkilerde etkili bir isim vardı; Ömer Lütfü Topal. Topal´ın kumarhanelerinde ünlü bir Azeri´nin çok para kaybettiği hep konuşuldu. Sonra ne oldu? Sonra da Topal, adı Azerbaycan´da darbe yapacaklar arasında geçen ekip tarafından İstanbul´da öldürüldü. Bu da basına devlet tetikçisi Yeşil´le Çatlı arasındaki bir çatışma olarak yansıtıldı. Karmaşık ilişkiler olduğu çok açık. Dahası var; yine 1993 yılı Ocak ayında Uğur Mumcu öldürüldü. Ünlü uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin´le Hollanda´daki cezaevinde konuşurken şöyle diyordu: Azerbaycan´da uyuşturucu eksenli neler döndüğünü Uğur Mumcu´ya anlatacaktım. Bu öğrenildiği için Mumcu öldürüldü... Tüm bunlar tesadüf olabilir mi? Tam bir kaos yılı olan 93´te sadece Özal ölmedi. Daha önce de yazdım, Eşref Bitlis ve Bahtiyar Aydın´ın da aralarında olduğu çok sayıda etkili isim ortadan kaldırıldı. Savcılığın sır perdesini aralaması için ortada pek çok ipucu var. Bu ipuçları soruşturmanın derinleştirilmesi için yeter de artar. ( Sabah)

(14 Kasım 2010, 14:41)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Turgut Özal´a suikast ve şüpheli ölümü konulu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2505    yazdır/print


 

Yasama yürütme organları bozuksa Cerrah Haberal halleder

Yıldıray Oğur: 27 Nisan muhtıra gecesi ne yapıyor Haberal? Okuyalım: ´Saat 23:15 de TSK adeta bir muhtıra verdiler. Saat 2.4:00 de Kanal B ye gittim... Kanala gittiğimde birçok arkadaşımız oradaydı. Saat 02:30 a kadar beraber çalıştık. Saat 03:00 da 28.4.2007 eve geldim. Bu ilk kez bu denli bir TSK bildirisi oluyordu. Maalesef Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı ülkemizi bu noktaya getirdiler.´ Ünlü bir cerrah için saat 3:00´e kadar televizyonunun muhtıra özel yayını yönetmek de sıra dışı... Ülkelerin de arada organ nakline ihtiyacı olabilir tabii.. Mesela yürütme organı bozulursa, yasama organı çalışmazsa...

Yasama yürütme organları bozuksa Cerrah Haberal halleder

Yıldıray Oğur: 27 Nisan muhtıra gecesi ne yapıyor Haberal? Okuyalım: ´Saat 23:15 de TSK adeta bir muhtıra verdiler. Saat 2.4:00 de Kanal B ye gittim... Kanala gittiğimde birçok arkadaşımız oradaydı. Saat 02:30 a kadar beraber çalıştık. Saat 03:00 da 28.4.2007 eve geldim. Bu ilk kez bu denli bir TSK bildirisi oluyordu. Maalesef Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı ülkemizi bu noktaya getirdiler.´ Ünlü bir cerrah için saat 3:00´e kadar televizyonunun muhtıra özel yayını yönetmek de sıra dışı... Ülkelerin de arada organ nakline ihtiyacı olabilir tabii.. Mesela yürütme organı bozulursa, yasama organı çalışmazsa...

İddianameden Haberal... Kampanya sürüyor: “Mehmet Haberal gibi uluslararası şöhrete sahip binlerce böbrek nakli yapmış ünlü bir bilim adamının ne işi olur darbeyle..” Neyse ki Türkiye bu savunmalarla beraat kararı alınacak bir muz cumhuriyeti değil. En fazla doktor raporuyla hasta olmadığının tescilli olmasına rağmen hapishaneden kaçmak için hastanede yatabilirsin. Tabii eğer arkan sağlamsa... Tabii bir de Veli, Küçük gibi kötü bir şöhretin, Doğu Perinçek gibi çok düşmanın yoksa... Derdim suç aramak, bu adam niye hapishanede değil diye sorgulamak değil. Bu ülkede tutukluluk seçeneğinin hunharca kullanıldığı da çok doğru. Benim derdim kararlarını beğenmediği hâkimleri cezaya çarptırtacak kadar kudretli insanları daha yakından tanımak... Onların dünyasını tanımak için ise bir cevher benim için Ergenekon İddianameleri... Benim gibi iddianamelerde suçun değil sosyolojinin izini sürenler arada ilk olarak “Neden Perinçek değil de Haberal için bu kadar kampanya yapılıyor” sorusunun cevabını buluyor.

İddianamede yer alan Haberal´ın günlüğünden okuyalım: “İstanbul´a gittim... Dönerken hemen köprüde Sn Namık Kemal Zeybek yol kenarında duruyordu. Arabayı durdurdum. Önada sürpriz oldu. Sordum niye buradasınız dedi ki Aydın Doğanın ağabeyi vefat etti deyince o zaman beraber baş sağlığı dileyelim dedim. Benim arabamla Doğan Holding genel merkezine gittik. Birkaç bariyerden geçtikten sonra Aydın Doğanın bulunduğu kata çıktık. Salonda Bedrettin Dalan ve yanında birkaç kişiyle tavla oynuyorlardı. Ayağa kalktılar bende oturdum...” Bu suç değil tabii... Günlüklerden 27 Nisan muhtırası öncesi Haberal´ın üst düzey temaslarının arttığını görüyoruz. En ilginci “Sayın E. Org. İsmail Hakkı Karadayı- Muhterem Paşam istemiş olduğunuz Faruk Demir´in Cd. ´lerini gönderiyorum. Hürmetlerimle” yazan doküman. Adı geçen Faruk Demir, Cumhuriyet mitinglerinin ünlü Sarı Saçlım, Mavi Gözlüm şarkısını söyleyen şarkıcı. Burası Türkiye. Bir rektör bir emekli genelkurmay başkanına tabii ki Kemalist şarkıcı CD´si hediye edebilir. Bunda da bir mesele yok...

Ama herhalde günlüklerde yer alan şu görüşme konusunda Haberal mahkemede bir açıklama yapacaktır. Tarih 4 Nisan 2007. Tandoğan mitinginden 10 gün, muhtıradan 23 gün önce. Haberal ve beraberindekiler Genelkurmay Karargâhı´nda Büyükanıt´la buluşuyor. Şöyle yazmış günlüğüne: “Saat 15:30´a Sayın Genel Kurmay Başkanı Bana Hasan Ünal ve Ufuk Söylemeze randevu vermişti. Ziyaretine gittik. Çok samimi görüşmelerimiz oldu. Ülke sorunlarını konuştuk. Sayın Erbakan ??? olan durumunu ben anlattım. Sinan Aygünle olan görüşmesini de anlattım. Uzun bir görüşme oldu. Eskiyi kapattık diye de Sayın Genel Kurmay Başkanı espri yaptı. Çıkışta bize Genel Kurmayın bir tabağını verdi. Fotoğraf çekildi.” “Eskiyi kapattık” sözü bunun ilk temas, “Erbakan´la durum”, “Sinan Aygün görüşmeleri”, “ülke meseleleri” de bunun bir protokol görüşmesi olmadığının kanıtı. Bir rektörle bir genelkurmay başkanının mazide bıraktıkları meselelerinin ne olduğunu ise bilmiyoruz. En ilginci ise görüşmede yer alan diğer iki isim. Haberal´ın birlikte Milli Egemenlik Hareketi´ni kurduğu bu iki ismin ortak bir özelliği var. Uluslararası İlişkilerci Hasan Ünal ve eski Ekonomi Bakanı Ufuk Söylemez, ayrı ayrı medyada 27 Nisan muhtırasını kaleme alan kişi olmakla suçlandı...

Peki, muhtıra gecesi ne yapıyor Haberal? Okuyalım: “Saat 23:15 de TSK adeta bir muhtıra verdiler. Saat 2.4:00 de Kanal B ye gittim... Kanala gittiğimde birçok arkadaşımız oradaydı. Saat 02:30 a kadar beraber çalıştık. Saat 03:00 da 28.4.2007 eve geldim. Bu ilk kez bu denli bir TSK bildirisi oluyordu. Maalesef Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı ülkemizi bu noktaya getirdiler.” Ünlü bir cerrah için saat 3:00´e kadar televizyonunun muhtıra özel yayını yönetmek de sıra dışı... Ülkelerin de arada organ nakline ihtiyacı olabilir tabii.. Mesela yürütme organı bozulursa, yasama organı çalışmazsa... ( Yıldıray Oğur / Taraf)

(11 Kasım 2010, 17:39)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2494    yazdır/print


 

Ergenekon´dan karşı atak: Bektaş´tan 2´nci tazminat davası

Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş, kendisini tahliye etmeyen mahkeme heyeti hakkında birkez daha tazminat davası açtı. Bektaş´ın avukatları, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ne yaptıkları başvuruda toplamda 50 bin TL tazminat istedi. Bektaş Ağustos ayında da çeşitli hakimlere 60 bin TL tazminat talebiyle dava açmıştı. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, daha önce Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen 9 hakimi tazminat ödemeye mahkum etti. Yargıtay´daki örgüt uzantılarının hukuk kılıfına sokarak Haberal üzerinden başlattıkları ´Ergenekon soruşturma ve davalarını pasifize etme girişimi´ engellenemez şekilde başarıyla sürüyor. Tazminat taleplerine çarptırılan hakimlerin, reddi hakim talebi durumunda o davalara bakamayacağı bunun da Ergenekon çevrelerinin diğer amacı olduğu ileri sürülüyor.

Ergenekon´dan karşı atak: Bektaş´tan 2´nci tazminat davası

Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş, kendisini tahliye etmeyen mahkeme heyeti hakkında birkez daha tazminat davası açtı. Bektaş´ın avukatları, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ne yaptıkları başvuruda toplamda 50 bin TL tazminat istedi. Bektaş Ağustos ayında da çeşitli hakimlere 60 bin TL tazminat talebiyle dava açmıştı. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, daha önce Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen 9 hakimi tazminat ödemeye mahkum etti. Yargıtay´daki örgüt uzantılarının hukuk kılıfına sokarak Haberal üzerinden başlattıkları ´Ergenekon soruşturma ve davalarını pasifize etme girişimi´ engellenemez şekilde başarıyla sürüyor. Tazminat taleplerine çarptırılan hakimlerin, reddi hakim talebi durumunda o davalara bakamayacağı bunun da Ergenekon çevrelerinin diğer amacı olduğu ileri sürülüyor.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın avukatları Celal Ülgen ve Hüseyin Ersöz, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ne iki ayrı dilekçe sundu. İlk dilekçede mahkeme başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu ile üye hakimler Mehmet Erdoğan ve Mehmet Karababa´nın Yasaya ve yasanın düzenlediği tutukluluk kavramının işlevine aykırı olarak 15 Ekim´deki duruşmada Bektaş´ın tutukluluk halinin devamına karar verdikleri belirtildi. Bu kararın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Hukukum Temel İlkeleri, Anayasa ve CMK hükümlerine aykırı olduğu savunuldu. 20 aydır tutuklu olan Bektaş hakkında hukuka aykırı kanıtlar gösterildiğini ileri süren avukatlar, mahkemenin diğer üye hakimi Oktay Kuban´ın tutuklu sanıkların tahliyesini istediğini hatırlattı. Bektaş´ın özgürlüğünden yoksun kalmasına ve bu suretle manevi eziyet çekmesine neden oldukları gerekçesiyle başkan Yılmazabdurrahmanoğlu ile üye hakimler Mehmet Karababa ve Mehmet Erdoğan´dan 10´ar bin liralık manevi tazminat talep edildi. Diğer dilekçede ise mahkemenin 16 Eylül´de sanıkların tutukluluk halini incelediği kaydedildi. Bu kararda başkan Yılmazabdurrahmanoğlu, üye hakimler Mehmet Karababa ve Oktay Kuban´ın olduğu hatırlatılan dilekçede Yılmazabdurrahmanoğlu ile hakim Karababa´nın tutukluluk halinin devamı yönünde görüş bildirdiği belirtildi. Oktay Kuban´ın karara muhalefet ettiği anlatılan dilekçede, Yılmazabdurrahmanoğlu ile hakim Karababa´dan 10´ar bin liralık tazminat talep edildi.Bektaş´ın avukatlarının başvuruda bulunduğu daire daha önce de Haberal´ı bilerek tahliye etmedikleri gerekçesiyle 9 hakimi tazminata mahkum etmişti. Hakimlerin itirazı üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, dairenin verdiği kararı onamıştı. Bu karar, emsal teşkil edeceği ve hakimlerin tazminat kıskacına alınacağı yorumlarına neden olmuştu. ( Cihan)

Tazminat davaları çoğalıyor

Poyrazköy davasının tutuklu sanığı Levent Bektaş´ın bugünkü dava haricinde, İstanbul 10, 11 ve 12. Ağır Ceza mahkemelerinde görev yapan 6 hakim aleyhine açtığı toplam 60 bin TL´lik tazminat davası daha var. Ayrıca Balyoz sanığı Çetin Doğan ve Süha Tanyeri´nin de, kendileri hakkında tutuklama kararı veren üç hakim hakkında açtıkları toplam 120 bin liralık tazminat davası bulunmakta.

(09 Kasım 2010, 12:48)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Ergenekon hakim ve savcılarının Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2484    yazdır/print


 

Görüntülenen: 341 - 360 (Toplam 630)  |  Önceki 20 | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkınd..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahke..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul et..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un fira..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargıla..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek ..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanm..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gaze..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç ..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ib..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na veri..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olayl..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldı..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına a..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt ..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günle..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Adana: Usulsüz dinleme davası

05.07.2015 15:47 Adana'da bazı hakim, savcı ve bazı adliye personelinin olduğu kişileri yasa dışı yollarla dinledikleri iddia edilen, aralarında eski emniyet müdürlerinin de bulunduğu 31 polis hakkında açılan davanın görülmesine devam ..
Tamamı 05.07.2015

Eskişehir: Usulsüz dinleme davası

05.07.2015 15:45 Eskişehir'de, usulsüz dinleme yaptığı iddia edilen biri tutuklu 25 emniyet mensubunun yargılandığı davanın ilk duruşması, iki klasörden oluşan bin sayfalık iddianamenin okunmasıyla başladı. Eskişehir 1'inci Ağır Ceza ..
Tamamı 05.07.2015

Sakarya: Usulsüz dinleme davası

05.07.2015 15:41 Haklarında "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, kişiler arasındaki aleni konuşmaları kaydetmek" suçlarından dava açılan, eski Sakarya Emniyet Müdürleri Mustafa Aktaş ve Ali Bilkay'ın da aralarında bulunduğu 10..
Tamamı 05.07.2015

Trabzon: Usulsüz dinleme davası

05.07.2015 15:35 Trabzon'da, 2012 ve 2013 arasında sahte ihbar ve tutanak düzenleyerek, dönemin AK Parti Trabzon İl Başkanı Adnan Günnar, Trabzon Belediyesi Özel Kalem Müdürü Mustafa Akkaya ve Trabzon Emniyet Müdürlüğünde görevli ikinc..
Tamamı 05.07.2015

Taltif davasına devam edildi

05.07.2015 15:30 Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuksuz sanıklar Halil Dumanlı, Cemil Çevik ve Bekir Akarsu'nun da aralarında bulunduğu 11 sanık ile avukatları ve yakınları katıldı. Duruşmada savunmasını yapan sanıkla..
Tamamı 05.07.2015

Paralel'in hukuk çelişkisi

05.07.2015 15:23 Paralel Yapı'nın yayın organları Bugün ve Zaman, Silivri Cezaevi'ndeki Hidayet Karaca ile sahte isim ve telefon numaralarıyla insanları 'terör örgütü üyeliği'nden yıllarca hukuksuz yere dinlemekten tutuklanan emniyet m..
Tamamı 05.07.2015

HSYK'ya sızma planı

05.07.2015 15:19 Pensilvanya'dan gelen talimatlar doğrultusunda özellikle bürokrasi referansını kullanan yapının en büyük hedefi bir dahaki seçimlerde HSYK'yı ele geçirmek. 17-25 Aralık yargı darbesi teşebbüsünden sonra deşifre olan Pa..
Tamamı 05.07.2015

Cihaner davasına devam edildi

05.07.2015 15:06 Yargıtay 11. Ceza Dairesinde, CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner ve emekli Orgeneral Saldıray Berk'in de aralarında bulunduğu 14 sanığın "terör örgütü üyeliği" suçundan yargılandığı davaya devam edildi. Yargıtay ..
Tamamı 05.07.2015

Lav ve 2 el bombası bulundu

05.07.2015 14:59 Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde çuval içinde lav silahı ve 2 el bombası bulundu. Alınan bilgiye göre, ilçe merkezine yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki Oyaca Mahallesi'nde inşaatının etrafını temizleyen Kahraman ..
Tamamı 05.07.2015

Firari general ifade verdi

05.07.2015 14:26 Ergenekon davasının 5 yıldır firari olan sanığı Emekli Tümgeneral Mustafa Bakıcı, yargılamanın yapıldığı mahkemenin duruşma salonuna geldi. İstanbul Adliyesi'ne gelen Bakıcı, mahkemede ifade verdi. Bakıcı hakkındaki ya..
Tamamı 05.07.2015

Zaman'ın eski sahibinden itiraflar

05.07.2015 14:15 Fethullah Gülen'in karakutusu, sağkolu gazeteci Nurettin Veren, paralel yapının doğuşunu ve devleti nasıl ele geçirmeye çalıştığını ölüm tehditlerine rağmen AKŞAM'a anlattı. Nurettin Veren paralel örgüt lideri Gülen'in..
Tamamı 05.07.2015

Gülen'in Erdoğan davasına ret

05.07.2015 14:11 Fetullah Gülen'in, çeşitli tarihlerdeki konuşmalarında "kişilik haklarını ihlal ettiği" iddiasıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aleyhine açtığı manevi tazminat davası reddedildi. Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemes..
Tamamı 05.07.2015

ABD Dışişleri'nden skandal rapor

05.07.2015 14:05 Türkiye, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'i iade dosyasını hazırlayadursun, ABD Dışişleri Bakanlığı, Ankara ile Washington'un ilişkilerini zedeleyecek bir rapor açıkladı. Kendi ülkesinde zencil..
Tamamı 05.07.2015

Akkaş'a Akyürek suçlaması

05.07.2015 13:58 25 Aralık darbe girişiminin savcısı Muammer Akkaş'ın bir kumpası daha ortaya çıktı. Akkaş'ın baktığı Hrant Dink cinayeti soruşturmasında baş şüphelilerden polis şefi Ramazan Akyürek'i kurtarmaya çalıştığı öne sürüldü. ..
Tamamı 05.07.2015

Balyoz sanıklarına terfi ve zam

05.07.2015 13:49 Balyoz davasında beraat eden 293 sanık için Genelkurmay Başkanlığı'ndan müjdeli haber geldi. Genelkurmay, devlete maddi-manevi tazminat davası açmaya hazırlanan subayları jet hızıyla terfi ettirdi. Emekli ve muvazzaf s..
Tamamı 05.07.2015

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
12.980.335