YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
4 Mayıs 2015, Pazartesi
Aharun.8m.net|Kontrgerilla.com|Ergenekon.ws|HaberKanal.net.. Terör, derin devlet, paralel devlet, kontrgerilla ve bağlantılı konularda 2001'den beri yayında
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

HaberKanal.net.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "Oktay" için arama sonuçları    (Toplam 625 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Balyoz ve Dink hakimleri hakkında şok iddialar

Balyoz ve Hrant Dink davalarına bakan mahkeme başkanlarının görevden alınmalarıyla ilgili yeni ayrıntılar ortaya çıkıyor. Her iki hakimle ilgili yüz kızartıcı iddialar var. Gizli tanık ´Terazi´nin Ergenekon savcılarına anlattıkları çok düşündürücü.

Balyoz ve Dink hakimleri hakkında şok iddialar

Balyoz ve Hrant Dink davalarına bakan mahkeme başkanlarının görevden alınmalarıyla ilgili yeni ayrıntılar ortaya çıkıyor. Her iki hakimle ilgili yüz kızartıcı iddialar var. Gizli tanık ´Terazi´nin Ergenekon savcılarına anlattıkları çok düşündürücü.

Balyoz Darbe Planı Davası´nın görülmesine önceki gün Silivri´de başlandı. Oldukça uzun süreceği belli olan bu yargılama gündemdeki yerini belli ki koruyacak. Fakat darbe planları kadar mahkemenin şekil şartları da tartışma konusu. Özellikle de yargılama başlamadan hemen önce 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´un Gebze´ye atanması oldukça dikkat çekti. Balyoz planına da ´seminer notları´ olarak bakan medya ´bakın dosya daha baştan şaibeli´ söylemi yaydı.

Rant eroin işinden

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise haklarındaki soruşturmalar nedeniyle görev değişikliği yapıldı. ´HSYK bu kararı oy birliği ile aldı´ diyerek´ değişikliğin ne kadar zaruri olduğunu anlatmaya çalıştı. Fakat tartışmalar bitmiş değil. Ancak hem 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´un hem de Hrant Dink Davası´na bakan 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak´ın yer değiştirmesine neden olan soruşturma dosyasına bakılırsa vahim bir tabloyla karşılaşılıyor. Çünkü her iki hakimle ilgili yüz kızartıcı iddialar var. Hatta gizli tanık Terazi´nin Ergenekon savcılarına anlattıkları çok düşündürücü. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin raporlarına göre 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt ve 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak, büyük hacimli uyuşturucu davalarında sanıklar ve onların avukatlarıyla ´uygunsuz ilişkilere´ girdi. Adalet Başmüfettişi Oktay Acu´nun 25 Kasım´da Bakanlık Teftiş Kurulu´na yolladığı ´soruşturma izni talebi´nde her iki hakimle ilgili çarpıcı ifadeler yer alıyor. Soruşturma evraklarına göre hakimler Başkurt ve Canak, uyuşturucu davalarının avukatlarıyla yakın temasta. Hatta avukatlarla, üstelik onların araçlarıyla Ankara´ya gidip Seyfi Oktay´ın aracı olmasıyla HSYK Başkanvekili Kadir Özbek ile görüştüler. Yine aynı evraklara göre bir eroin davasında tutuklu bulunan Cemal Nayır´ın tahliyesi için avukatları mahkeme başkanı Erkan Canak ile müzakere ettiler. Hatta tahliye olmayınca da sanık avukatları diğer hakim Zafer Başkurt üzerinden hakim Erkan Canak´ı tehdit ettiler.

İfadenin tarihi 21 Ekim

Fakat asıl şok bilgiler adliyelerde dönen rüşvet çarkını anlatan gizli tanık ´Terazi´nin Ergenekon savcısı Zekeriya Öz´e verdiği ifadede var. 21 Ekim 2010 tarihinde ifadesi alınan gizli tanık Terazi´ye göre uyuşturucu davaları ve dönen rüşvet çarkında söz konusu iki hakim de yer aldı. Özellikle , ´yargılamayı etkilemeye teşebbüs´ten geçtiğimiz yılın mayıs ayında tutuklanan avukatlar Ali Hadi Emre ve Kudbeddin Kaya´nın uyuşturucu davalarının lehlerine sonuçlanması için hakimler Zafer Başkurt ve Erkan Canak ile ilişki içinde olduğunu anlatan gizli tanık Terazi´nin ifadesinden satır başları şöyle:

Davayı kendi lehlerine çevirdi

Bu avukatlar uyuşturucu davalarında tahliye ettirdikleri şahıslardan, yüklü miktarda paralar almaktalar. Bu paralardan söz konusu mahkeme başkanları da paylarına düşeni alıyorlar. Eğer hakimler Zafer Başkurt ve Erkan Canak´ın halledemeyeceği bir şeyse Ankara´ya gidip Seyfi Oktay gibi bazı şahıslarla görüşme yaparak davaları kendi lehlerine sonuçlandırmaktalar

2 milyondan pay aldı

Mesela 2007´de İtalya´dan gelen bir gemide yakalanan 40 kilo kokain davasında avukat Kudbeddin Kaya idi. Davanın 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülmesi sağlandı. Avukat Kaya sanıklardan 2 milyon TL aldı. Bu paranın bir kısmını hakime verdiler. Kısa bir süre sonra sanıklar tahliye oldular

Rüşvet bitti tutuklama kararı çıktı

2005 yılında 350 kilo eroin Ukrayna´da yakalandı. Bu operasyonun sanıklarının avukatı Ali Hadi Emre´ydi. Kudbeddin Kaya da yardımcı oldu. Dava 14. Ağır Ceza´da görülmeye başlandı. Sanıkların tahliyesi için 800 bin euro rüşvette anlaşıldı. 400 ben eurosu peşin kalanı tahliyeden sonraydı. Sekiz ay gibi bir sürede tüm sanıklar tahliye oldu. Fakat sanıklar paranın kalanını ödemediler. Bunun üzerine mahkeme başkanı Erkan Canak sanık Mustafa Cengiz hakkında tutuklama kararı çıkardı. Sonra sanık parayı ödedi. Yakalama kararı da hemen kaldırıldı

Müfettişi etkilemeyi başardılar

Gizli tanık ´Terazi´nin ifadesinde benzer çok sayıda olay var. Anlattıklarından olayların ´tam merkezinde´ olduğu anlaşılan Terazi, hakimler hakkında soruşturma açıldıktan sonra yaşananları ise şöyle anlatıyor : 2006 da her iki hakim hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma ile ilgili Ankara´da müfettişler görevlendirildi. Ancak bu dönemde Ali Hadi Emre ve Kudbeddin Kaya devreye girdi. Tanıdıkları şahıslara devreye soktular ve ceza almadan soruşturmadan kurtuldular ( Adem Yavuz Arslan / Bugün)

Hakim Başkurt emekliliğini istedi

Balyoz davasının görülmesine 48 saat kala HSYK´ca yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığından alınarak Gebze Adliyesi´ne hakim olarak atanan Zafer Başkurt, emekliliğini istedi. Başkurt´un görevden alınmasına rüşvet ve yargıyı etkilemeye teşebbüs suçlarına karıştığı iddiası neden olmuştu. ( Akşam)

2 ESKİ BAŞKANIN RÜŞVET KAVGASI

15 Haziran 2011 - Hrant Dink davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nin eski başkanı Erkan Canak´ın Nisan ayında Adalet Bakanlığı müfettişlerine verdiği ifadede eski başkanlardan Zafer Başkurt´u suçladığı öğrenildi. İki başkan da HSYK tarafından rüşvet iddiaları üzerine görevden alınmıştı. Uyuşturucu baronu olduğu iddiasıyla yargılanan Mahmut Çelik ile ilişkisi sorulan Erkan Canak´ın, “Mahmut Çelik isimli şahsın telefonunu eski İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´tan aldım. Başkurt bana ´Benim evde ailem var. Beni aradığı zaman konuşmam güç olur. Telefonunu sana veriyim sen irtibat kur dedi. şeklinde ifade verdiği öğrenildi.

Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından ´resmi sıfatlarının gerektirdiği saygınlık ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunma, irtikapta bulunma ve rüşvet alma iddialarını içeren soruşturma yürütüldüğü´ gerekçesiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´ndan alınarak düz hakim olarak atanan Erkan Canak, Nisan ayında Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde ifade vermişti.

Uyuşturucu baronu Çelik ile irtibatı soruldu iddiası

Tayin edildikten sonra emekliye ayrılan Canak´ın bir saat süren sorgusunda müfettişlerin hakkındaki rüşvet iddialarını sorduğu belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Fikret Seçen tarafından yürütülen bir soruşturmada, uyuşturucu baronu olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan Mahmut Çelik ile ilişkisi tespit edilen Canak´a bu ilişkinin detaylarının sorulduğu öğrenildi.

Teknik takibe takılan ilişkinin detaylarını anlatması istenildi

Uyuşturucu baronu iddiasıyla yargılanan Çelik ile nerede ve nasıl tanıştığı sorulan Canak´a, teknik takibe takılan telefon dinlemelerinin de sorulduğu belirtildi. İşte Çelik ile ilişkisinin detayları sorulan Canak´ın, HSYK tarafından aynı gerekçelerle görevden alınan eski İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´u suçladığı öğrenildi. Mahmut Çelik´in telefonunu eski Başkan Zafer Başkurt´tan aldığını söylediği ifade edildi.

Canak Başkurt´u suçladı iddiası

Eski başkan Canak´ın ifadesinde, “Mahmut Çelik isimli şahsın telefonunu eski İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´tan aldım. Başkurt bana ´Benim evde ailem var. Beni aradığı zaman konuşmam güç olur. Telefonunu sana vereyim sen irtibat kur. Sen daha rahat konuşursun. Daha sonra bana da bilgi verirsin.´ dedi. Ben de Çelik´in telefonunu öyle aldım.dediği belirtildi.

Müfettişler tutuklu Çelik´in ifadesini de aldı

Bu ifadeler üzerine müfettişler, cezaevinde tutuklu bulunan Mahmut Çelik´in ifadesini aldı. Çelik´e ifadesinde Erkan Canak´ın anlattıkları soruldu. Çelik´in ´Ben Zafer Başkurt´u tanımıyorum. Erkan Canak ile yemekte tanıştım. Birkaç kez de yanına gidip geldim. dediği öğrenildi.

Uyuşturucu soruşturmasında başkan Canak´ın ismi geçti

Erkan Canak´ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Fikret Seçen tarafından yürütülen bir soruşturmada, uyuşturucu baronu olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan Mahmut Çelik ile ilişkisi tespit edilmişti. Savcı Seçen tarafından yapılan tespitlere ilişkin belgeler Adalet Bakanlığı´na gönderilmişti. ( Cnnturk)

(18 Aralık 2010), son güncel.: (15 Haziran 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Balyoz ve Dink hakimleri oybirliğiyle değişti

Adalet Bakanı: Görevden almada oybirliği önemli

Balyoz Planı manşetlerimiz

Hrant Dink cinayeti ve davasıyla ilgili manşetlerimiz

HSYK tartışmaları ve kurul üzerinden Ergenekon davasını engelleme çabaları

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2661    yazdır/print


 

Flaş!!! Balyoz davası başladı

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da aralarında bulunduğu 196 sanığın yargılanmasına İstanbul Silivri´de başlandı. 196 sanıktan 9´u duruşmaya katılmadı. Önceki gün görevlendirilen hakim Ömer Diken´in başkanlık yaptığı mahkeme heyetinde, üye hakimler Davut Bedir, Murat Üründü ve Ali Efendi Peksak yer aldı. Duruşmada iddia makamını özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş temsil etti. Geçen hafta Gölcük´te Donanma´da ele geçirilen belgelerden, darbeyi doğrulayan Genelkurmay gözlemci raporuna kadar pek çok yeni delilin bu davanın seyrini etkileyeceği, ek iddianame ile davanın giderek genişleyeceği ileri sürülüyor. Dava sabah saatlerinde 196 sanıkla başladı, ancak Recep Yavuz isimli bir kişiye Recep Yıldız isimli kişinin tebligatı yollandığı kimlik tespiti sırasında fark edilince sanık sayısı 195´e düştü.

FLAŞ!!! Balyoz davası başladı

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da aralarında bulunduğu 196 sanığın yargılanmasına İstanbul Silivri´de başlandı. 196 sanıktan 9´u duruşmaya katılmadı. Önceki gün görevlendirilen hakim Ömer Diken´in başkanlık yaptığı mahkeme heyetinde, üye hakimler Davut Bedir, Murat Üründü ve Ali Efendi Peksak yer aldı. Duruşmada iddia makamını özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş temsil etti. Geçen hafta Gölcük´te Donanma´da ele geçirilen belgelerden, darbeyi doğrulayan Genelkurmay gözlemci raporuna kadar pek çok yeni delilin bu davanın seyrini etkileyeceği, ek iddianame ile davanın giderek genişleyeceği ileri sürülüyor. Dava sabah saatlerinde 196 sanıkla başladı, ancak Recep Yavuz isimli bir kişiye Recep Yıldız isimli kişinin tebligatı yollandığı kimlik tespiti sırasında fark edilince sanık sayısı 195´e düştü.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, Çetin Doğan, Halil İbrahim Fırtına, Özden Örnek, Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, Süha Tanyeri, Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınan Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, ´İrtica ile Mücadele Eylem Planı´ davasının tutuklu sanığı Albay Dursun Çiçek, ´Ergenekon´ davalarında tutuklu olarak yargılanan Mehmet Fikri Karadağ ve Cengiz Köylü´nün de aralarında bulunduğu 187 sanık katıldı.

9 sanık katılmadı

Sanıklar Ergin Saygun, Mustafa Kemal Tutkun, Murat Üstündağ, Kemal Dinçer, Tümuçin Erarslan, Ali Demir, Kahraman Dikmen, Erol Ersan, Fikret Çoşkun ile başka suçtan tutuklu olan Cemal Temizöz duruşmaya gelmedi. Kemal Dinçer, duruşmanın ilerleyen bölümlerinde salona geldi ve sanıklar arasındaki yerine geçti. Davaya katılımın bu derece yüksek olmasında, Ceza Kanunu´ndaki ´Duruşmaya mazeret belirtmeksizin gelmeyen sanıklar hakkında yakalama kararı çıkarılır´ maddesinin etkili olduğu belirtiliyor.

Ömer Diken Mahkeme Başkanı

Önceki gün görevlendirilen hakim Ömer Diken´in başkanlık yaptığı mahkeme heyetinde, üye hakimler Davut Bedir, Murat Üründü ve Ali Efendi Peksak yer aldı. Duruşmada iddia makamını özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş temsil etti. Duruşma sanık avukatlarının yoklamasının yapılmasıyla devam ediyor. Duruşma, ses ve görüntü kaydı kullanılarak yapılıyor.

Duruşmadan notlar

´Ergenekon´ davasında olduğu gibi bu davada da mübaşirlik yapan Aydın Aslan, duruşma başlamadan önce salonun kapısında sanıkların isimlerini tek tek okuyarak içeriye aldı. Bu arada, ismi okunduğu sırada yakınları tarafından alkışlanan Abdullah Gavremoğlu, bu şekilde salona girdi. Duruşma salonunda sanıklar için ayrılan 199 sanık sandalyenin çok azının boş kaldığı görüldü. Davaya bakan sanık avukatlarından katılımın fazlalılığı dikkati çekti. Öte yandan, başka suçtan tutuklu olan Dursun Çiçek´in, duruşma başlamadan önce sanıkların bulunduğu bölümde gezerek tokalaştığı görüldü. Çiçek, yoklama sırasında ismini söylerken, ´son günlerin milli tutuklusu Dursun Çiçek´ demesi üzerine Mahkeme Başkanı Diken uyararak, sadece ismini söylemesini istedi.

Güvenlik önlemleri

Bu arada duruşma nedeniyle salonun bulunduğu binaya girişlerdeki aramaların daha da artırıldığı, daha fazla personelin görevlendirildiği görüldü. Ancak, salonun bulunduğu binaya girerken X-ray cihazının alarm vermesine rağmen Çetin Doğan´ın üstü aranmadı. Binaya girerken Doğan´ın çamur olan ayakkabılarının da iki koruması tarafından bezle silindiği görüldü. ´Ergenekon´ davalarında olduğu gibi salona girişlerde sanık, avukat ve basın mensupları ile izleyicilere kart verilirken, fotoğraf makinesi, ses kayıt cihazı gibi ses ve görüntü kaydeden her türlü dijital malzemelerin duruşma salonunun bulunduğu binaya sokulmasına izin verilmedi.

Davanın sanıkları ve ceza istemleri

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 196 sanık arasında Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller Abdullah Dalay, İhsan Balabanlı, Ali Semih Çetin, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, emekli Korgeneral Engin Alan ve Albay Dursun Çiçek ile Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ile İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınan Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu da yer alıyor.

İddianamede, ayrıca Refik Hakan Tufan, Recai Elmaz, Gökhan Murat Üstündağ, Nurettin Işık, Hasan Fehmi Canan, Salim Erkal Bektaş, Mustafa Erdal Hamzaoğulları, Burhan Gögce, Ahmet Tuncer, Sırrı Yılmaz, Doğan Fatih Küçük, Mehmet Alper Şengezer, Mustafa Karasabun, Faruk Doğan, Yaşar Barbaros Büyüksağnak, Gökhan Çiloğlu, Hasan Hoşgit, Bora Serdar, Hasan Gülkaya, Ergün Balaban, Fatih Uluç Yeğin, Osman Çetin, Hakan Yıldırım, Behzat Balta, Orkun Gökalp, Ahmet Necdet Doluel, Mehmet Fikri Karadağ, Fuat Pakdil, Timuçin Erarslan, Ali Demir, Memiş Yüksel Yalçın, Yunus Nadi Erkut, Kahraman Dikmen, Ertuğrul Uçar, Arif Bıyıklı, Yusuf Ziya Toker, Mehmet Yoleri, Metin Yavuz Yalçın, Halil Yıldız, Mehmet Ulutaş, Erhan Kuraner, İsmet Kışla, Fatih Altun, İmdat Solak, Taylan Çakır, Tayfun Duman, Ahmet Yanaral, Embiya Şen, Recep Rıfkı Durusoy, Ali Güngör, Mehmet Ferhat Çolpan, Ercan İrençin, Recep Yavuz, Hanifi Yıldırım, Ertan Karagözlü, Hamdi Poyraz, Kubilay Aktaş, Mustafa Aydın Gürül, Ahmet Küçükşahin, Levent Güldoğuş, Abdurrahman Başbuğ, Ahmet Yavuz, Rifat Gürçam, İhsan Çevik, Bulut Ömer Mimiroğlu, Hakan İsmail Çelikcan, Yüksel Gürcan, Erol Ersan, Hasan Basri Aslan, Halil Kalkanlı, Hakan Sargın, Mustafa Kelleci, Kemal Dinçer, Hüseyin Özçoban, Murat Balkaş, İzzet Ocak, Soydan Görgülü, Ayhan Gedik, Duran Ayhan, Dursun Tolga Kaplama, Cengiz Köylü, Abdullah Zafer Arısoy, Mehmet Kemal Gönüldaş, Erdinç Atik, Doğan Temel, Ali Deniz Kutluk, Cemal Temizöz, İsmail Karaoğlan, Abdil Akças, Aytekin Candemir, Taner Balkış, Harun Özdemir, Turgay Erdağ, İbrahim Koray Özyurt, Muharrem Nuri Alacalı, Levent Görgeç, Dora Sungunay, Soner Polat, Ali Türkşen, Ahmet Şentürk, Ramazan Cem Gürdeniz, Cem Aziz Çakmak, Namık Koç, Musa Farız, Levent Çehreli, Mücahit Erakyol, Nejat Bek, Ahmet Topdağı, Hüseyin Hoşgit, Selahattin Gözmen, Mustafa Korkut Özarslan, Engin Baykal, Özer Karabulut, Ümit Özcan, Lütfü Sancar, Ali İhsan Çuhadaroğlu, Mehmet Kaya Varol, Murat Özçelik, Mustafa Önsel, Emin Küçükkılıç, Mustafa Çalış, Suat Aytın, Recep Yıldız, Ramazan Bulut, Ali Rıza Sözen, Bülent Tunçay, Mutlu Kılıçlı, Levent Maraş, Uğur Üstek, Yusuf Kelleli, Bahtiyar Ersay, Levent Erkek, Mümtaz Can, Nuri Ali Karababas, Tuncay Çakan, Faruk Oktay Memioğlu, Mustafa Kemal Tutkun, Taner Gül, Hüseyin Bakır, Hakan Öktem, Murat Bektaşoğlu, Ahmet Çetin, Mustafa Aydın, Nihat Altunbulak, Cemalettin Bozdağ, Utku Arslan, Nedim Ulusan, İlkay Nerat, Kıvanç Kırmacı, Nihat Özkan, Hakan Akkoç, Gökhan Gökay, Şafak Duruer, Ahmet Türkmen, İkrami Özturan, Cemal Candan, Hayri Güner, Hüseyin Topuz, Hasan Hakan Dereli, Ali Aydın, Veli Murat Tulga, Behcet Alper Güney, Hasan Nurgören, Mustafa Yuvanç, Barbaros Kasar, Fatih Musa Çınar, Erdal Akyazan, Hüseyin Polatsoy, Kasım Erdem, Mustafa Koç, Ayhan Taşkın, Fikret Coşkun, Zafer Karataş, Hüseyin Durdu, Altan Dikmen, Bekir Memiş, Meftun Hıraca ve Murat Ataç da ´sanık´ olarak sıralanıyor.

Artık mahkeme başkanının balyozu konuşacak

Bu dava ile cunta girişimleri ilk kez mahkeme önünde yargılanmaya başlanmış oluyor. İddianamede, tüm tutuksuz sanıkların 15 ile 20 yıl arasında hapis cezası öngören ve ´Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs´ suçunu düzenleyen eski TCK´nın 147 ve 61. maddeleri gereğince cezalandırılmaları isteniyor. ( Zaman)

Çetin Doğan: Bu oyunu aydınlatın

Duruşma öncesinde salona ilk gelenlerden Çetin Doğan, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Basından davaya ilgi göstermelerini isteyen Doğan, Bu oyunu aydınlatın. Davanın meşru bir zemini kalmamıştır. Bunu göstereceğiz. Sabırla dinleyin ve halkımıza gösterin. Türkiye´de neler olduğunu anlatın. Bir hukuk cinayeti işleniyor dedim. Hala bu devam ediyor ısrarla. Ama şimdi hakimlerin karşısına bütün delillerimizle çıkacağız. O zaman göreceğiz sonucun ne olduğunu dedi. Hakim değişikliği ile ilgili soruya Doğan, Hiç beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren, davanın bir an önce sonuçlandırılması. Bizi sabırla dinleyip delilerimizi görmeleri, ortaya koyduğumuz bilgileri almalarıdır karşılığını verdi. Doğan, reddi hakim talebinde bulunup bulunmayacaklarının sorulması üzerine ´hayır´ cevabını verdi.

Doğan: Darbe planı uydurulmuş, bize ait değil

Duruşmaya katılmak için geldiği Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nin önünde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, şunları söyledi: ´Mahkemede savunma zamanı gelince ´temel olarak bu davanın meşru bir zemini kalmamıştır´ diyeceğim. Çünkü kamuoyuna yansıtıldığı gibi valizle gelen dokümanlar içerisinde yasal ve imzalı olmayan bir şey yok. İddianamede yazılanları söylüyorum, bir kısmı 1980´de, bir kısmı da benim dönemim de yazılmış resmi evraklardır. Bunlarda herhangi bir sıkıntı yoktur. Bunlar iddianamede yazılanlardır. Verilere dayanılarak dünyanın hiçbir yerinde kimse tutuklanamaz. Bu işin başında da söylemiştim kopyalayıp yapıştırmışlar. Seminerdeki konuşmalarımızdan belli bir bölümü koymuşlar. Bir montaj almışlar. Daha doğrusu 1980 darbe planını önlerine koyarak yeni bir darbe planı sözüm ona yapmışlar. Fakat yaptıkları şey acemice olmuş.´ Bir gazetecinin ´196 sanık var. Bu sanıkların hepsi 2003 yılında bu seminere katıldı mı?´ diye sorduğu emekli Orgeneral Doğan, ´Sadece 48 kişi sanık durumunda ama bunun yanı sıra 148 kişi sanık değil. Bunlar içerisinde seminere katılan, konuşma yapan, aynı durumda tugay komutanlığı yapan arkadaşlarımız var. Onlar yok. Buna karşılık kimler var? Dışarıdan tanımadığım kişiler. Ankara´da birlik komutanına görev veriliyor, Ege´de şunları yapacaksın, bunları yapacaksın... Ankara´da ona bağlı birlik de yok. Özellikle sıkıyönetim planını ele alarak bir plan yapmışlar ama iş denize, havaya gelince çuvallamışlar´ dedi. ´Davanın sonunu nasıl görüyorsunuz?´ diye sorulan Doğan, Hak yerini bulacaktır, er ya da geç... Ancak bulunmasında ne kadar debelenir, ne kadar uzatılırsa, bunları düzenleyenlerin sonuçlarının daha kötü olacağına inanıyorum. Ben çok rahatım şeklinde cevapladı. ( Cihan, AA)

12.48: Sanıkların kimlik tespitleri yapılıyor

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin görülmeye başlanan davada, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da aralarında bulunduğu bazı sanıkların kimlik tespiti yapıldı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde görülen duruşmada, 186 sanık arasına sonradan Kemal Dinçer de katıldı. Kimlik tespitine devam edildiği sırada Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, bazı sanıkların iddianamenin ellerine ulaşmadığı şeklinde yakınmalarda bulunduklarını belirterek, ´Duruşma salonu Silivri´de, mahkeme kalemi Beşiktaş´ta olunca, buraya yeteri kadar iddianamenin yer aldığı CD getirilmedi. Bugün vermek isterdik ama elimizde yeterli yok. İlk başvurunuzda imza karşılığında alabilirsiniz´ dedi.

12.55: Davaya öğle arası

Silivri´de bugün başlayan Balyoz darbe planı davasının ilk duruşmasında öğle arası verildi. Aralarında eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına´nın da bulunduğu kimlik tespiti yapılan bazı sanıklar, araçlarına binerek Silivri´den ayrıldı. Öğleden önceki bölümünde kimlik tespitlerinin yapıldığı duruşmada, öğleden sonra da tespit işlemi devam edecek. Kimlik tespiti sırasında, Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, halen bu görevini sürdürdüğünü söyledi. Sanıklardan Ali Deniz Kutluk da emekli asker olduğunu, özel bir şirkette çalıştığını belirterek, aylık gelirinin 10 bin liranın üzerinde olduğunu kaydetti. Sanıklardan Murat Ataç Avusturya´da, Bahtiyar Ersay da Tunus´da halen askeri ateşe olarak görev yaptıklarını belirtti. Mehmet Alper Şengezer ise İtalya´da NATO´ya bağlı bir birimde çalıştığını anlattı. Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, yaklaşık 100 sanığın kimlik tespitinin yapıldığı duruşmaya öğle arası verdiklerini açıkladı.

Balyozcuların hedefinde, darbe ertesinde çok sayıda gazeteci, yazar, dernek yöneticisi ve diğer kişilerin gözaltına alınıp tutuklanması vardı

Gazeteci Yazar Dilipak müdahil oldu

Duruşma sırasında sanık avukatlarının yoklaması yapılırken, yazar Abdurrahman Dilipak´ın avukatı Salih Döğücü, müdahillik talebinde bulunacaklarını söyledi. Avukat Döğücü´nün müvekkilinin şu anda duruşma salonunun izleyicilere ayrılan bölümünde olduğunu, müdahil bölümüne girip giremeyeceğini sorması üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, Dilipak´a izin verdi. Dilipak, salonda müdahillere ayrılan bölümde oturdu. Ancak bu arada, bazı sanık avukatlarının itiraz ederek, Dilipak´ın müdahillik talebinin ancak kabul edilmesinden sonra müdahillik bölümüne alınması gerektiğini bildirdi. Mahkeme Heyeti Başkanı Diken ise müdahillik talebi değerlendirildiğinde, Dilipak´ın kalıp kalmayacağının belli olacağını kaydetti.

Müdahillik talepleri artıyor

Duruşmada, ayrıca Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneğinin avukatı Necip Kibar, davaya müdahil olmak için talepte bulunacaklarını belirtti.

Kimlik tespitleri

Duruşmada avukatların yoklamasının tamamlanmasının ardından sanıkların kimlik tespitlerine geçildi. İddianame sırasına göre ilk olarak emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın kimlik tespiti yapıldı. Evli ve 2 çocuğu bulunduğunu belirten Çetin Doğan, aylık gelirinin 4 bin 500 lira olduğunu, devlet lojmanında kaldığını ve sabıkasının olmadığını söyledi. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek de aylık gelirinin 7 bin lira olduğunu, 2 çocuğunun bulunduğunu, kendi evinde oturduğunu belirtti. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına da, 2 çocuğu olduğunu, 6-7 bin lira aylık geliri bulunduğunu ve kendi evinde oturduğunu söyledi. Korgeneral Nejat Bek ise Muhabere Destek Eğitim Komutanı olduğunu ifade ederek, aylık gelirinin 5 bin 500 lira olduğunu kaydetti.

İddianamenin kabul kararının okunması unutuldu

Bu arada Heyet Başkanı Diken, sanıkların kalabalık olmasından dolayı iddianamenin kabul kararını okumayı unuttuklarını belirtti. Diken, daha sonra iddianamenin kabul kararını okudu.

Sanık Küçükşahin oturduğu yerden cevap verince başkan uyardı

Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya ise kimlik tespiti sırasında muvazzaf asker olduğunu belirterek, ´Aylık gelirim 4 bin 700 lira. Ancak dava nedeniyle açığa alındığım için 3 bin 200 lira alıyorum´ dedi. Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık da kendi evinde oturduğunu ve aylık gelirinin 4 bin 500 lira olduğunu belirtti. Sanıklardan Ahmet Küçükşahin ise oturduğu yerden Harp Akademileri´nde görevli olduğunu söylemesi üzerine Başkan Ömer Diken, ´Bir rahatsızlığınız yoksa ayağa kalkar mısınız´ diye uyardı. Bunun üzerine ayağa kalkan Küçükşahin´in, kimlik tespiti tamamlandı. Yaklaşık bir saat boyunca 50 sanığın kimlik tespitini yapan mahkeme heyeti, duruşmaya 10 dakika ara verdi. Aranın ardından devam edilen duruşma, sanıkların kimlik tespitleri ile devam ediyor. Bu arada, rahatsızlığı nedeniyle hastanede olduğu belirtilen emekli Orgeneral Ergin Saygun´un avukatı tarafından mahkemeye sağlık raporu sunulduğu öğrenildi. Yine davada sanık olarak yer alan muvazzaf askerlerin Merkez Komutanlığına bağlı bir minibüsle, emekli subayların bir kısmının ise Fenerbahçe Orduevi´nden kalkan araçla duruşmaya geldikleri belirtildi.

Avukatlardan darbe ve darbecilere protesto

Silivri´de Türkiye´nin ilk davası görülmeye başlanırken, darbe karşıtları seslerini duyurmak için toplandılar. ´Cumhuriyetimize bulaşan darbe virüsü, hukuk eliyle dezenfekte edilip bu kirli geçmiş hiç yaşanmamış olsaydı.´ diye tepkilerini dile getirdiler. Bir grup avukat, ´Balyoz Planı´ davasının görülmeye başlanması nedeniyle ´darbe girişimlerini´ protesto etti. Davanın görüldüğü Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi önünde toplanan ´Yargıda Reform Grubu´ üyesi bir grup avukat, ´Yargı Balyoza El Koydu´ ve ´Ordu yargıyı yordu´ yazılı pankart ve dövizler açtı. Daha sonra grup adına açıklama yapan Tülay Sofu, bugün siyasi ve hukuk tarihi açısından milat oluşturacak sayılı günlerden birinin yaşandığını belirtti. Bir çeşit darbeler tarihi olan genç Türkiye Cumhuriyeti´ne, halkın seçtiği meşru hükümete, halkın meclisine karşı, etkisizleştirme ve ortadan kaldırmaya teşebbüs eden silahlı kuvvetler içindeki gayri meşru bir yapılanmanın bugün mahkeme karşısına çıkarılacağını ifade eden Sofu, ´Gönül isterdi ki bu mahkemeler, 1960´larda, 1971´lerde 1980´lerde ve 28 Şubatlarda yapılsaydı da Cumhuriyetimize bulaşan darbe virüsü, hukuk eliyle dezenfekte edilip bu kirli geçmiş hiç yaşanmamış olsaydı. Keşke hayatının baharındaki binlerce öğrenci öldürülmeseydi, 1 milyona yakın insan işkence mağduru olmasaydı´ diye konuştu. Demokrasinin, üzerinde oyun senaryoları kurulacak bir nesne olmadığını vurgulayan Sofu, ´Bunun böyle olmadığını mahkeme safahatından göreceğimizi umuyoruz. Bu insanlara hak ettikleri cezaların verileceğine inanıyoruz´ dedi. Grup, açıklamanın ardından dağıldı.

ÖZGÜR-DER davaya müdahil olmak için Silivri´ye geldi

Balyoz darbe planında adı geçen Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜR-DER) üyesi bir grup, davanın görüldüğü Silivri´deki duruşma salonu önünde basın açıklaması yaptı. Ellerinde, üzerinde ´Tehlikenin farkındayız, darbecilerin peşindeyiz´, ´Kafes´ten Balyoz´a Poyrazköy´den Gölcük´e bu kirlilik sizin´, ´Cuntanın balyozu kırılsın, darbe bataklığı kurutulsun´, ´Cuntacılıkta aslan kesilenler hesap zamanı hep hastalar´ yazılı pankart ve dövizler taşıyan grup, Darbeciler yenilecek direnenler kazanacak. şeklinde sloganlar attı.

Yazar Hamza Türkmen müdahil olmak istiyor

Grupla birlikte Silivri´ye gelen, Balyoz darbe planındaki gözaltına alınacaklar arasında adı geçen yazar Hamza Türkmen, davaya müdahil olmak için geldiklerini söyledi. Türkmen, 2002-2003 yılları arasında görev yapan Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve 1. Ordu komutanlarının örgütlediği bir subaylar komitesinin darbe planını örgütlediğini ileri sürdü. Darbe planlarının, belgeleri inceleyen TÜBİTAK ve Emniyet Kozmik Bürosu tarafından da onaylandığını söyleyen Türkmen, Bunlar darbe yaparak iktidara gelmek istiyorlar. Cuntalarını, statülerini devam ettirmek istiyorlar. Bunun için de bir çok İslami kesimin önde gelen kişisini tutuklamak, Ali Bulaç, Abdurrahman Dilipak gibi kişileri öldürmek, bazı İslami kuruluşları kapatmak istiyorlar. dedi. Referandum sonuçlarına rağmen hala TSK´nın dokunulmazlığının devam ettiğini söyleyen Türkmen, gerekli hukuki iyileştirmenin yapılmadığını ve bundan şikayetçi olduklarını söyledi. 1923 Mart´ından bu yana Türkiye´de darbeci zihniyetin devam ettiğini savunan Türkmen, Bu gün de 28 Şubat´ın ürünü bu darbeci cunta karşımıza Balyoz darbe planı olarak çıktı. Bunlar varlıklarını yürütmeyi, bozguna uğratarak, iflas ettirme amaçlı kendi uçaklarını bile düşürmeye kalkıştılar. Camileri bombalamayı, bir takım insanları öldürmeyi, sırf İstanbul´da 200 bine yakın insanı tutuklamayı planladılar. dedi. Balyoz darbe planında yararlanılabilecek diye belirtilen 321 derneğin büyük çoğunluğunun ABD, Avrupa Birliği ve İsrail´in taşeronluğunu yapan Mason locaları ve Lions kulüpleri olduğunu iddia eden Türkmen, Sanki bu paşalar Türkiye halkının askerleri değil, küresel kapitalizmin beşinci kolu pozisyonunda yer almaktadır ve kendi halkının değerlerini iç düşman konseptinde göstermektedirler. ifadelerini kullandı.

Rıdvan Kaya: Dava çok önemli

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya ise, görülen davanın Türkiye´nin yakın tarihi açısından büyük önem arz ettiğini belirtti. Yakın tarihin, darbe kirliliği ile yoğun bir şekilde pislendiğine işaret eden Kaya, Burada eğer ciddi bir hesaplaşma söz konusu olacak olursa, Türkiye yakın tarihinde yaşadığı kirliliklerden en azından kısmen de olsa kurtulma iradesi sergilenmiş olacak. O açıdan bu dava çok önemli. diye konuştu. Balyoz Darbe Planı iddiasıyla ilgili kamuoyunda açık bir dezenformasyon yapıldığını ileri süren Kaya şöyle konuştu: Ortada bu kadar açık belge bilgi varken tüm bunları inkar edenler, güneşi doğduğunda da inkar edebilecek kişilerdir. ´Bu belgelerin mantığı yok, cami bombalar mı?, kendi uçağını düşürür mü askerler?´ diyorlar. Bakın tarihe yaptıklarını göreceksiniz. Türkiye darbelerin hiç olmadığı bir ülke değil ki şeklinde konuştu. Darbe planları için İşlenmemiş fiil suç olamaz iddialarını hatırlatan Kaya, O zaman şunu düşünelim. 11 Eylül günü Kenan Evren ve cuntası yakalanabilmiş olsaydı ne diyeceklerdi acaba. Aynı bu günkü cuntacıların yaptığı gibi hepsinin yalan olduğunu iddia edeceklerdi. Darbe teşebbüs suçu ile yargılanan bir şey. Zaten darbeciler fiil aşamasına geçerse onlar sizi yargılar. diye konuştu. Basın açıklamasının ardından Grup Yürüyüş adlı bir müzik grubu Ergenekon adlı şarkısını seslendirdi. Daha sonra Özgür-Der yetkilileri müdahillik başvurusunda bulunmak üzere duruşma salonuna geçti. ( Cihan)

14.37: Öğle sonrası kimlik tespiti sürüyor

Davanın öğleden sonraki oturumu başladı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi´ndeki salonda yapılan duruşmaya verilen öğle arası tamamlandı. Yeniden başlayan duruşmada, iddianamenin 101. sırada yer alan Turgay Erdağ´ın kimlik tespitinin yapılmasına geçildi.

14.48: Sanıklardan Recep Yavuz ilginç bir unutkanlıkla şimdilik serbest

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ömer Diken, ´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin görülmesine başlanan davada kimlik bilgileri iddianamedeki bilgilerle tutmayan Jandarma Astsubay Recep Yavuz´a hakkında açılmış bir kamu davası olmadığını bildirdi. Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´ndeki salonda görülen dava kapsamında kimlik tespiti yapılan Recep Yavuz, evli ve 2 çocuk babası olduğunu ve halen Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı´nda jandarma astsubay olarak görev yaptığını söyledi. Yavuz, kimlik bilgileri okunduğu sırada ad ve soyadı dışında iddianamede yer alan kimlik bilgilerinin gerçek kimliğiyle uyuşmadığını belirterek, itiraz etti. Bu konuda daha önceden dilekçe yazdığını ifade eden Yavuz, nüfus cüzdanının bir örneğini mahkemeye sundu. Durumun incelenmesi sonucu davanın sanıklarından Recep Yıldız´ın kimlik bilgilerinin Recep Yavuz için yazıldığı, ancak Recep Yavuz´a ait kimlik bilgilerinin olmadığı görüldü. Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, bunun üzerine ´İnsan unsurunun olduğu bir yerde böyle hatalar olur. Bu düzeltilebilir. İddianamedeki kimlik bilgileri sizin değilse zaten hakkınızda bir kamu davası da olmuyor. Bunu ilgili savcıya da ileteceğiz´ dedi. Başkan Diken´in bu sözleri, salondaki sanıklar tarafından alkışlandı. Bu diyaloğun ardından Recep Yavuz, sanık bölümünden çıkartıldı. ( AA, Cihan)

17.15: Yargıtay tazminatı gerekçesiyle reddihakim talebi

Balyoz darbe planı davasında kimlik tespitlerinin ardından bazı sanıklar ile sanık avukatları, 3 üye hakimin tarafsızlıklarından endişe duyduklarını dile getirerek reddihakim talebinde bulundu. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nde iddianame sırasına göre kimlik tespiti yapılmasının ardından taleplerin alınmasına geçildi. Bu sırada Tümgeneral Ahmet Yavuz´un avukatları 15 Aralık 2010 tarihinde üye hakimler Davut Bedir, Ali Efendi Peksak ve Murat Üründü hakkında Yargıtay 4. Hukuk Dairesine tazminat davası açtıkları ve bu nedenle hakimlerin davaya bakarken objektif olamayacaklarını ileri sürerek reddihakim talebinde bulundu. Adı geçen hakimler, Balyoz soruşturması devam ederken 102 subay hakkında yakalama kararı çıkartmıştı. Bu talep üzerine mahkeme başkanı Ömer Diken, heyetin yetkilerinin bittiğini ve ancak bu konuda karar verildikten sonra duruşmalara devam edilebileceğini söyledi. Yasa maddelerini açıklayan başkan Diken, avukatların bundan sonra ancak reddihakim benzeri zorunlu taleplerini alabileceklerini söyledi. Ardından bazı avukatlar söz alarak yargılamanın cezaevi sınırları içerisinde yapılmasının da yargıyı sakatladığını iddia ederek, adil yargılamaya uygun bir mahkeme salonu seçilmesi talebinde bulundu.

´Dava Sinagog saldırı dosyası nedeniyle durdurulsun´

Sanıklardan Korkut Özaslan´ın avukatı Tolga Akalın, 2008 yılında başlayan Ergenekon sürecinden bugüne kadar usuli işlem hatasının yapıldığını ileri sürdü. Soruşturmanın ayrılarak birbirinden farklı yargılamalar yapıldığını ve bu yargılamaların da sonradan tek dosya halinde görülecek olduğunu iddia ederek bu durumu eleştirdi. Soruşturmalar devam ederken yargılamalara da karar verilemediğini belirten Akalın, İddia konusu grubun icra faaliyeti olarak gösterilen Sinegog patlamalarına ilişkin bölüm, bu dosyadan ayrılmıştır. Ayrılan bu bölüm hakkında herhangi bir karar verilmesine kadar yargılamada durma kararı verilmesini, reddihakim taleplerinin dahi yargılamanın tekrar başlamasına kadar değerlendirilmemesini talep ediyorum. dedi.

Avukat Ülgen: Deliller gizleniyor

Sanık Çetin Doğan´ın avukatı Celal Ülgen, bazı delillerin kendilerine verilmeyip, gizlendiğini iddia etti. Bu konuyla ilgili birçok dilekçe verildiğini belirten Ülgen, Biz yargıç seçmiyoruz ama savunma hakkımıza saygı duyulmasını istiyoruz. dedi. Göreve iki gün önce atandığını ve dün yetkisini aldığını belirten Başkan Ömer Diken ise Normal bir hakim nelere bakabilirse ben de dosyaya büyük bir gayretle baktım. Dilekçelerinizi de gördüm. Kesinlikle savunmalarınızı kısıtlamamız söz konusu değil. Duruşmaya ara vereceğiz ve bu sürede dosyayı inceleyeceğiz. Bu sırada taleplerinizi inceleyip gereğini yaparız. dedi.

Doğan: Genelkurmay müdahil ve gözlemci olsun

Bilirkişi raporlarında ve delil klasörlerinde Genelkurmay Başkanlığı adına çok rastlandığını belirten sanık Çetin Doğan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin davanın hedefi olduğunu belirterek, Genelkurmay Başkanlığı ile Kara Kuvvetleri´nin duruşmaya müdahil ve gözlemci olarak katılmalarını talep ediyorum. diye konuştu. Doğan ayrıca dosyası ana dosyadan ayrılan ve iddia olunan seminer planında bulunan kişilerin dosyasının neden ayrıldığının açıklanmasını istedi. Doğan, Bu kabul edilemez. dedi.

Çiçek: Reddi hakim istedi

Davanın soruşturma aşamasında 24 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, bu kişilerle haklarında yakalama kararı verilen bazı kişiler hakkındaki dosyanın ayrıldığını iddia eden sanık Albay Dursun Çiçek, İddianamenin mahkemeniz tarafından reddedilmesi gerekirdi. Sanıklar hakkında CMK´ya aykırı olarak yakalama kararı çıkaran heyetiniz hakimleri hakkında Redd-i Hakim talep ediyorum. dedi.

Diğer reddi hakim talepleri

Avukat Erhan Ergun da iddianamede hükümetin yürütme organlarının hedef alındığı suçlamaları bulunduğunu hatırlatarak, Mahkemenizin Başkanı da davanın mağduru olan yürütme organı tarafından görevden alınmış, bu konuyla ilgili olarak da yine yürütme organı tarafından açıklama yapılmıştır. Yargılamayı yapan hakimler, davanın mağduru olan yürütme organının sağladığı araçlarla mahkemeye getiriliyor. iddiasında bulundu. Avukat Ergun, mağdur olarak gösterilen yürütme organının, mahkemeyi etkilemesinin kaçınılmaz olduğunu iddia etti. Avukat Erhan Ergun, duruşmanın davanın mağduru olan yürütme organının hakimiyet sınırları(alanı) dışına çekilmesini talep etti. Aralarında Kadir Sağdıç ile Fatih İlgar´ın da bulunduğu bazı sanıklar ile sanık avukatları da üye hakimlerin tarafsızlığından endişe duyduklarını dile getirerek reddihakim talebinde bulundular. Daha sonra mütalaasını bildiren Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş, reddihakim taleplerinin karara bağlanması için dosyanın üst mahkeme olan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderilmesini talep etti. Taleplerin değerlendirilmesi için duruşmaya ara verildi. ( Cihan)

17.20: Dava 28 Aralık´a ertelendi, tutuklama çıkmadı

Balyoz darbe planı davası, 28 Aralık´a ertelendi. Reddihakim talepleri de bir üst mahkeme olan 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderildi.

(16 Aralık 2010, 12:09)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

Balyoz davası 16 Aralık´ta başlıyor: Sanıklar tutuklanabilir

Böyle senaryo mu olur? En ince ayrıntısına kadar Terör

Balyoz davası başlıyor: Camileri bombalayacaklardı

Flaş!!! Doğan: Cami bombalaması askeri senaryo ve gerekli

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2657    yazdır/print


 

Flaş!!! Balyoz ve Dink hakimleri oybirliğiyle değişti

İki gün sonra, 16 Aralık´ta başlayacak olan Balyoz davasında hakim değişikliği.. HSYK, Balyoz ve Dink davasına bakan mahkeme başkanlarını, özel yetkilerini kaldırarak başka yerlere atadı. Balyoz davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin üyesi Ömer Diken, Dink davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na ise aynı mahkemenin üye hakimi Rüstem Eryılmaz atandı. Kararlar HSYK tarafından oybirliği ile alındı.

FLAŞ!!! Balyoz ve Dink hakimleri oybirliğiyle değişti

İki gün sonra, 16 Aralık´ta başlayacak olan Balyoz davasında hakim değişikliği.. HSYK, Balyoz ve Dink davasına bakan mahkeme başkanlarını, özel yetkilerini kaldırarak başka yerlere atadı. Balyoz davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin üyesi Ömer Diken, Dink davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na ise aynı mahkemenin üye hakimi Rüstem Eryılmaz atandı. Kararlar HSYK tarafından oybirliği ile alındı.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Bölge Adli Yargı Hakimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin 13 Aralık 2010 gün ve 798 sayılı kararı ile Özel Yetkili İstanbul Adliyesi´ndeki bazı başkan ve hakimlerin görev yerleri değiştirildi. 6 Aralık´ta başlayan HSYK çalışmaları dün tamamlandı ve kararlar bugün HSYK´nın sitesinden duyuruldu. Balyoz davasına iki gün kala bu davaya da bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanı Zafer Başkurt´un özel yetkileri kaldırıldı. HSYK´nın internet sitesinden duyurulan listede Başkurt´un yetkisinin kaldırıldığı ancak nerede görevlendirildiği belirtilmedi. Dink davasına da bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanı Erkan Canak´ın da özel yetkisinin kaldırıldığı duyuruldu.

HSYK kararları oybirliğiyle alındı

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, kimi yer yargıçlarının müstemir (sürekli-devamlı) yetkilerinin belirlenmesine ilişkin kararı yayımlandı. HSYK´nın internet sitesinde yayımlanan karara göre, Türkiye genelinde toplam 67 mahkeme faaliyete geçirilirken, 11 mahkemenin de faaliyetleri donduruldu. Türkiye genelinde 37 sulh ceza, 7 sulh hukuk, 9 asliye ceza, 6 iş, 5 aile, 2 icra ve 1 de ağır ceza mahkemesi kuruldu. HSYK kararları uyarınca, 9 asliye ceza ve 2 de çocuk mahkemesinin faaliyetleri donduruldu. Yetkilendirme kararıyla, yaklaşık 500 yargıcın müstemir yetkileri de belirlendi. Kurulun yetkilendirme kararnamesini dünkü toplantısında görüşüp, karara bağladığı öğrenildi. Kurulun başkanlığını da yapan Adalet Bakanı Sadullah Ergin´in katılmadığı toplantıda kararların oybirliğiyle alındığı belirtildi. Kurul, ´Balyoz Planı´ davasına bakacak olan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt ile ´Hrant Dink cinayeti davası´nın görüldüğü 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak´ı da geçici yetkiyle Gebze ve Sakarya´da görevlendirdi. Hakimler Başkurt ve Canak hakkında 25 Ağustos 2009 tarihinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından soruşturma başlatıldığı ve soruşturma kapsamında Adalet Müfettişlerinin hazırladığı raporda, her iki hakimin görev yerlerinin değiştirilmesi talebinde bulunulduğu öğrenildi. Hakimler hakkındaki rapor doğrultusunda Adalet Bakanlığı, HSYK´ya başvuruda bulunarak Başkurt ve Canak´ın görev yerlerinin değiştirilmesini talep etmişti.

İki hakimin adı Ergenekon soruşturmasında

Her iki hakimin adı Ergenekon davasını etkilemeye teşebbüs soruşturmasında geçmişti. Soruşturmanın şüphelisi Seyfi Oktay ile buluştukları ve Yargıtay´a atanmak için Kadir Özbek ile görüştükleri tespit edilmişti.

Değişiklik için dilekçe vermişler

Haklarında Adalet Bakanlığı müfettişleri tarafından açılmış soruşturma bulunan her iki mahkeme başkanın yaz kararnamesinden bir ay önce görev yerlerinin değiştirilmesi için HSYK´ya dilekçe verdikleri öğrenildi. Hakimler Başkurt ve Canak hakkında 25 Ağustos 2008 tarihinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından soruşturma başlatıldığı ve soruşturma kapsamında Adalet Müfettişlerinin hazırladığı raporda, her iki hakimin görev yerlerinin değiştirilmesi talebinde bulunulduğu öğrenildi. Hakimler hakkındaki rapor doğrultusunda Adalet Bakanlığı, HSYK´ya başvuruda bulunarak Başkurt ve Canak´ın görev yerlerinin değiştirilmesini talep etmişti.

Yeni üyeler yeni başkanlar

Zafer Başkurt´un yerine 13. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Ömer Diken atandı. Diken´in Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde mahkeme başkanlarından sonra en kıdemli üye hakim olduğu belirtildi. 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Canak´ın yerine de aynı mahkemenin üye hakimi Rüstem Eryılmaz görevlendirildi. HSYK kararı ile hakim Hadi Çağdır, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nde, 5 Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi Nurullah Çınar da 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görevlendirildi. Geçtiğimiz yaz Van Ağır Ceza Mahkemesi´nden İstanbul´a gelen hakim Mehmet Ekinci, 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nden, 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ne atandı.

İki hakimin baktığı davalar

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink´in öldürülmesi ve Almanya´dan iade edilen Metin Kaplan´ın davalarına da bakıyordu. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt ise, 15-20 Kasım 2003´te İstanbul´a yapılan bombalı eylemlere ilişkin görülen El Kaide davası, çete lideri olduğu iddia edilen Kürşat Yılmaz, İbrahim Tatlıses, Tuğba Özay gibi ünlü isimlerin yargılandığı ´Toprak´ operasyonu davasına bakmıştı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nde son olarak 16 Aralık´ta Balyoz davasına başlanacak.

Kritik gelişme

Haber Çetin Doğan´ın da aralarında bulunduğu sanık avukatları tarafından şaşkınlıkla karşılanırken, malum medya tarafından şok gelişme olarak duyuruldu. İşte Hürriyet´te yer alan o haber: Aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Oramiral Özden Örnek ve emekli Orgeneral İbrahim Fırtına´nın da bulunduğu 196 subay, perşembe günü Silivri´de hakim karşısına çıkacak ancak bu önemli dava öncesinde kritik bir gelişme yaşandı... Balyoz davasının başkanı değişti. İstanbul Ağır Ceza Mahkemeleri´nde son anda yapılan değişiklikle Balyoz davasının görüleceği 10. Ağır Ceza Mahkemesi ile bir çok önemli davanın devam ettiği 14. Ağır Ceza Mahkemelerinin başkanları bu görevden alındılar. 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı´na aynı mahkemenin üyesi hakim Ömer Diken, 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanlığına aynı mahkemenin üyelerinden Rüstem Eryılmaz atandı.

Doğan´ın avukatı: İnanamıyorum

Perşembe günü başlayacak olan Balyoz Davası´nda emekli Org. Çetin Doğan´ın da avukatlığını yapan Celal Ülgen, mahkeme başkanı değişikliği için ´İnanamıyorum´ dedi. Ülgen, davanın 183 klasörünün bulunduğunu ve bunun yaklaşık 100 bin sayfa anlamına geldiğini belirtti ve şunları söyledi: Mahkeme Başkanı yaklaşık 4 aydır çalıştı, hazırlandı ve dava ile ilgili bir görüşü oldu. Dava Perşembe günü başlayacak. Mahkemenin yeni başkanının tüm dosyaya hakim olması zaman alacak. Hukuk devletinde böyle bir değişiklik olmaması gerekirdi.

Haberal´ın dava açmadığı tek hakim

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Prof. Dr. Mehmet Haberal, tahliye etmedikleri gerekçesiyle davanın hakimlerine dava açmış ve tazminat kazanmıştı. Daha sonra Haberal´ın dava açmadığı tek hakimin Başkurt olduğu ortaya çıkmıştı.

Balyoz sanığı bazı muvazzaflar mazeret bildirdi

Balyoz davası iki gün sonra 16 Aralık´ta İstanbul Silivri´de başlıyor. Bazı muvazzaf askerlerin yurtdışı görevinde olduğu gerekçesiyle mazeret bildirdiği öğrenildi. Bu sebeple muvazzaf askerler duruşma salonunda yer almayacak. Mahkeme heyeti, bu mazeretleri kabul edip etmediğine ilişkin kararı ilk duruşmada verecek. 2002 yılının Aralık ayında 1. Ordu Komutanlığı´nda çalışmalarına başlanan ve 5-7 Mart 2003´te yapılan seminerle son şekli verildiği iddia edilen Balyoz darbe planı davası 16 Aralık günü başlıyor. Bir numaralı sanık emekli Orgeneral Çetin Doğan başta olmak üzere eski kuvvet komutanları Özden Örnek ve İbrahim Fırtına´nın da aralarında bulunduğu 196 sanığa perşembe günü Silivri´deki mahkeme salonunda hazır bulunmaları için tebligat gönderilmişti. Ancak bazı muvazzaf askerlerin yurtdışı görevinde olduğu gerekçesiyle mazeret bildirdiği öğrenildi. Bu sebeple muvazzaf askerler duruşma salonunda yer almayacak. Mahkeme heyeti, bu mazeretleri kabul edip etmediğine ilişkin kararı ilk duruşmada verecek. Bu arada İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, son hazırlıkları yapmak amacıyla mahkeme salonunu incelemek için son kez Silivri´ye gitti. Mahkeme heyeti başkan Zafer Başkurt, üye hakimler Davut Bedir, Ali Efendi Peksak ve Murat Üründü´den oluşuyordu. Ancak HSYK bugün açıkladığı kararla Başkan Zafer Başkurt´u görevden alarak yerine mahkeme başkanı olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin üyesi Ömer Diken´i atadı.

İşçi Partililer, Hakim Diken ve Ergenekon savcılarını HSYK´ya şikayet etmişti

İşçi Partisi, Ergenekon soruşturmasında görev alan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Yedek Üyesi Hakim Ömer Diken, Savcılar Zekeriya Öz, Ercan Şafak, Fikret Seçen ve M. Murat Yönder´i, arama ve gözaltı kararları verirken görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu´na şikayet etmişti. ( ip.org.tr)

Önceki HSYK oyalıyordu

Başkurt ve Canak´ın aynı yerde ve baktıkları davalarda görev yapmalarının, yargıya ve soruşturmaya zarar vereceği belirtildi. Bu yüzden başka bir yere tayin edilmeleri istendi. Müfettişlerin talebi HSYK´ya iletildi. HSYKda talebi oy birliği ile yerinde buldu ve Hakimler Başkurt ve Canak İstanbul´dan tedbiren alındı. Başkurt Gebze´ye, Canak ise Sakarya´ya tayin edildi. Özel yetkileri de kaldırıldı... HSYK´nın bu önemli kararı, Balyoz Davası´nı da etkiledi. Davaya bakacak mahkeme başkanı değişti. Aslında bir önceki HSYK´da Başkurt ve Canak´ın disiplin dosyası vardı. Fakat, iddialara göre; önceki HSYK bu dosyayı ikili üzerinde baskı unsuru olarak kullanıyor, bu sebeple soruşturma bir türlü sonlandırılmıyordu. Başkurt ile Canak´ın, yargıyı etkilediği iddia edilen Ergenekon zanlısı Seyfi Oktay ile da ilişkisi olduğu tespit edildi. İkili, Oktay´ın aracılığı ile Ankara´da Kadir Özbek ile buluştu. Ve İstanbul´daki bazı Ergenekon hakimlerinin görev alınmasını istedikleri iddia edildi.

Başkurt ve Canak hakkında şok iddialar

HSYK, davaya bakacak mahkemenin başkanı Zafer Başkurt´un görev yerini değiştirdi. Hem de uyuşturucu davası sanıklarına para karşılığında yardım iddiasıyla... Herşey, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin soruşturma dosyası açmasıyla başladı. İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt ile 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak hakkında disiplin soruşturması açıldı. 25 Ağustos 2009´da başlatılan soruşturma, son derece ciddi iddialar içeriyor. Müfettiş raporlarında; Balyoz hakimi Zafer Başkurt´un uyuşturucu sanıklarına söz ve vaatlerde bulunduğu; bunun karşılığında ise maddi kazanç elde ettiği ileri sürülüyor... 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak hakkındaki soruşturmada ise bir kadının adı geçiyor. Söz konusu kadının, uyuşturucu davalarında iş takibi yaptığı iddia ediliyor. İşte Hakim Canak´ın, o kadın ile uzun süreli bir ilişki içinde olduğu belirtiliyor. Dahası da var. Haki Canak, soruşturma kapsamında teknik takibe alındı. Ve o takipte, Canak´ın uyuşturucu davası sanıklarıyla görüştüğü ortaya çıktı. Hakim Başkurt ve Canak hakkındaki bu şok tespitler üzerine; Adalet Bakanlığı düğmeye bastı. ( Habervaktim, Sabah, Cihan, AA, Cnnturk, Zaman, Samanyolu)

Ayrıntılar netleşiyor: İki hakimi şaibe altında bırakan olaylar

15 Aralık 2010: Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay´ın bazı davaları etkileme girişimine yönelik dinlemelerine takılan görüşmelerinde Erkan Canak´ın Avukat Kudbettin Kaya tarafından uyuşturucu davasının sanığının tahliyesi için tehdit edildiği öne sürülüyordu. Canak, soruşturma kapsamında gözaltına alınan Avukat Ali Hadi Emre´ye Kadir (Özbek) Bey´e de anlatacağım, gerekirse Seyfi (Oktay) Bey´e de anlatacağım, yani ne bileyim bilmem ne uyuşturucu baronunu ben tahliye etmem için beni böyle tehdit etmesi mi lazım, yani çok ayıp değil mi yani. sözleriyle Kaya´dan dert yanıyordu. Aynı görüşmede, avukat Kaya´nın sanığın tahliyesiyle ilgili 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanı Zafer Başkurt´la haber yolladığını belirtiyordu. Ayrıca Başkurt ve Canak´ın Yargıtay üyeliği için Seyfi Oktay aracılığıyla eski HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek´le yemek yedikleri bilgisi konuşmalara yansımıştı. Özbek´in, Ergenekon davalarına bakan mahkemelere yeni üye atanması için Başkurt ve Canak´tan HSYK´ya dilekçe yazmalarını istemesi de dinlemeye takılmıştı. Canak ayrıca, 30 Haziran 2009´da tutuklanan Dursun Çiçek´i 18 saat sonra tahliye eden heyetin başında yer almıştı. Adil yargılamayı etkileme soruşturması kapsamında teknik takibe takılan Zafer Başkurt, Erkan Canak ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün hakkında elde edilen dinleme kayıtları Adalet Bakanlığı´na gönderilmişti. ( Zaman)

Rüşvet iddiasıyla gelen karar

Balyoz davasının görüldüğü 10 Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt´un da aralarında bulunduğu hakimler hakkında, Adalet Bakanlığı müfettişlerince yürütülen soruşturmayı ´Sabah Özel İstihbarat Servisi´ 16 Ağustos 2010 tarihinde Kadın İtirafçı Yargıyı Sarstı başlıklı haberiyle duyurmuştu. İstanbul´da Beşiktaş´taki Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin de aralarında bulunduğu 50´ye yakın hakim hakkında, rüşvet iddialarıyla ilgili olarak Adalet Bakanlığı´nca soruşturma başlatıldığı belirtilmişti. Çok gizli olarak yürütülen soruşturmada bazı şüphelilerin 500 bin ile 1 milyon euro rüşvet karşılığı tahliye edildiği iddiaları araştırılıyordu. ( Sabah)

(14 Aralık 2010), son güncel.: (15 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

HSYK tartışmaları ve kurul üzerinden Ergenekon davasını engelleme çabaları

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2644    yazdır/print


 

Kuban´dan fuhuş ve casusluk tahliyelerine ret

Balyoz soruşturmasında aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da bulunduğu 19 sanığın tahliyesine karar veren Hakim Oktay Kuban, ´askeri casusluk ve şantaj´ soruşturmasında tahliye taleplerini reddetti. 8 şüphelinin avukatları Kuban´ın nöbetçi olduğu hafta tahliye başvurusunda bulunmuşlardı.

Kuban´dan fuhuş ve casusluk tahliyelerine ret

Balyoz soruşturmasında aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da bulunduğu 19 sanığın tahliyesine karar veren Hakim Oktay Kuban, ´askeri casusluk ve şantaj´ soruşturmasında tahliye taleplerini reddetti. 8 şüphelinin avukatları Kuban´ın nöbetçi olduğu hafta tahliye başvurusunda bulunmuşlardı.

BALYOZ soruşturmasında aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan´ın da bulunduğu 19 sanığın tahliyesine karar veren Hakim Oktay Kuban, “askeri casusluk ve şantaj” soruşturmasında tahliye taleplerini reddetti. Ergenekon soruşturması savcılarından Fikret Seçen tarafından yürütülen “Askeri casusluk ve şantaj soruşturması kapsamında tutuklanan 8 şüphelinin avukatları, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban´ın nöbetçi olduğu geçtiğimiz hafta, tahliye talebinde bulunmuşlardı. Tahliye taleplerine ilişkin kararını veren Kuban, soruşturma kapsamında evinde yapılan aramalarda “devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgiler” ele geçirilen emekli Albay İbrahim Sezer ile Teğmen Emrah Küçükakça´nın da aralarında bulunduğu 8 şüphelinin tahliye talebini reddetti. ( Vatan)

(14 Aralık 2010, 20:24)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2635    yazdır/print


 

Balyoz davası başlıyor: Camileri bombalayacaklardı

Kontrgerilla´yı yargılayan en büyük davalardan biri daha başlıyor. Yönetimi ele geçirebilmek için ülkeyi yakıp yıkmayı, vatandaşı darbe ister hale getirmek için ülkede kaos çıkarmayı, bunun için Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanmasını, kendi savaş uçağımızın düşmesinin sağlanmasını ve benzer şok terör eylemlerinin TSK mensubu askeri timlerce gerçekleştirilmesini öngören Balyoz planı iddialarına ilişkin dava 5 gün sonra 16 Aralık´ta başlıyor. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç ve Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu ve Albay Dursun Çiçek´in de aralarında bulunduğu 196 şüpheli, 15 ile 20´şer yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları istemiyle yargılanacak. Soruşturma sürecinde skandal müdahaleler yaşanan, gözaltıları durdurulan, savcıları değiştirilen, davaya bakacak mahkemenin verdiği yakalama kararlarına müdahale edilen Balyoz davası başlıyor. En çok merak edilen ayrıntılardan biri, yakalama kararlarını veren ve davaya da bakacak olan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin sanıklar hakkında tutuklama kararları verip vermeyeceği. Sanıklardan bir çoğu muvazzaf yani halen görevde. Cami bombalama ve uçak düşürme gibi çok tehlikeli terör eylemlerine başvurmaktan çekinmemekle suçlanan muvazzaf sanıkların emrinde, halen askeri birliklerin olduğu düşünüldüğünde, hakimlerin tedbir amacıyla tutuklama kararı verebileceği konuşuluyor.

Balyoz davası başlıyor: Camileri bombalayacaklardı

Kontrgerilla´yı yargılayan en büyük davalardan biri daha başlıyor. Yönetimi ele geçirebilmek için ülkeyi yakıp yıkmayı, vatandaşı darbe ister hale getirmek için ülkede kaos çıkarmayı, bunun için Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanmasını, kendi savaş uçağımızın düşmesinin sağlanmasını ve benzer şok terör eylemlerinin TSK mensubu askeri timlerce gerçekleştirilmesini öngören Balyoz planı iddialarına ilişkin dava 5 gün sonra 16 Aralık´ta başlıyor. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç ve Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu ve Albay Dursun Çiçek´in de aralarında bulunduğu 196 şüpheli, 15 ile 20´şer yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları istemiyle yargılanacak. Soruşturma sürecinde skandal müdahaleler yaşanan, gözaltıları durdurulan, savcıları değiştirilen, davaya bakacak mahkemenin verdiği yakalama kararlarına müdahale edilen Balyoz davası başlıyor. En çok merak edilen ayrıntılardan biri, yakalama kararlarını veren ve davaya da bakacak olan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nin sanıklar hakkında tutuklama kararları verip vermeyeceği. Sanıklardan bir çoğu muvazzaf yani halen görevde. Cami bombalama ve uçak düşürme gibi çok tehlikeli terör eylemlerine başvurmaktan çekinmemekle suçlanan muvazzaf sanıkların emrinde, halen askeri birliklerin olduğu düşünüldüğünde, hakimlerin tedbir amacıyla tutuklama kararı verebileceği konuşuluyor.

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ergül, Süleyman Pehlivan, Ali Haydar ve Murat Yönder tarafından hazırlanan 968 sayfalık iddianameyle 196 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması, 16 Aralık perşembe günü İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´ndeki salonda yapılacak. Mahkemenin tensip incelemesinde 102 sanık hakkında çıkardığı ´yakalama emri´ uyarınca Afyonkarahisar´da gözaltına alınan Kurmay Albay Ahmet Şentürk´ün yüzüne karşı kararın okunması amacıyla bir celse yapıldığı için 16 Aralıktaki duruşma, tutanağa 2. celse olarak yansıyacak.

YAŞ direnişçisi üç general de sanık

İddianamede, 196 şüpheli arasında Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller Abdullah Dalay, İhsan Balabanlı, Ali Semih Çetin, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, emekli Korgeneral Engin Alan ve Albay Dursun Çiçek ile Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ile İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınan Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu da yer alıyor.

196 sanıklı dava

İddianamede, ayrıca Refik Hakan Tufan, Recai Elmaz, Gökhan Murat Üstündağ, Nurettin Işık, Hasan Fehmi Canan, Salim Erkal Bektaş, Mustafa Erdal Hamzaoğulları, Burhan Gögce, Ahmet Tuncer, Sırrı Yılmaz, Doğan Fatih Küçük, Mehmet Alper Şengezer, Mustafa Karasabun, Faruk Doğan, Yaşar Barbaros Büyüksağnak, Gökhan Çiloğlu, Hasan Hoşgit, Bora Serdar, Hasan Gülkaya, Ergün Balaban, Fatih Uluç Yeğin, Osman Çetin, Hakan Yıldırım, Behzat Balta, Orkun Gökalp, Ahmet Necdet Doluel, Mehmet Fikri Karadağ, Fuat Pakdil, Timuçin Erarslan, Ali Demir, Memiş Yüksel Yalçın, Yunus Nadi Erkut, Kahraman Dikmen, Ertuğrul Uçar, Arif Bıyıklı, Yusuf Ziya Toker, Mehmet Yoleri, Metin Yavuz Yalçın, Halil Yıldız, Mehmet Ulutaş, Erhan Kuraner, İsmet Kışla, Fatih Altun, İmdat Solak, Taylan Çakır, Tayfun Duman, Ahmet Yanaral, Embiya Şen, Recep Rıfkı Durusoy, Ali Güngör, Mehmet Ferhat Çolpan, Ercan İrençin, Recep Yavuz, Hanifi Yıldırım, Ertan Karagözlü, Hamdi Poyraz, Kubilay Aktaş, Mustafa Aydın Gürül, Ahmet Küçükşahin, Levent Güldoğuş, Abdurrahman Başbuğ, Ahmet Yavuz, Rifat Gürçam, İhsan Çevik, Bulut Ömer Mimiroğlu, Hakan İsmail Çelikcan, Yüksel Gürcan, Erol Ersan, Hasan Basri Aslan, Halil Kalkanlı, Hakan Sargın, Mustafa Kelleci, Kemal Dinçer, Hüseyin Özçoban, Murat Balkaş, İzzet Ocak, Soydan Görgülü, Ayhan Gedik, Duran Ayhan, Dursun Tolga Kaplama, Cengiz Köylü, Abdullah Zafer Arısoy, Mehmet Kemal Gönüldaş, Erdinç Atik, Doğan Temel, Ali Deniz Kutluk, Cemal Temizöz, İsmail Karaoğlan, Abdil Akças, Aytekin Candemir, Taner Balkış, Harun Özdemir, Turgay Erdağ, İbrahim Koray Özyurt, Muharrem Nuri Alacalı, Levent Görgeç, Dora Sungunay, Soner Polat, Ali Türkşen, Ahmet Şentürk, Ramazan Cem Gürdeniz, Cem Aziz Çakmak, Namık Koç, Musa Farız, Levent Çehreli, Mücahit Erakyol, Nejat Bek, Ahmet Topdağı, Hüseyin Hoşgit, Selahattin Gözmen, Mustafa Korkut Özarslan, Engin Baykal, Özer Karabulut, Ümit Özcan, Lütfü Sancar, Ali İhsan Çuhadaroğlu, Mehmet Kaya Varol, Murat Özçelik, Mustafa Önsel, Emin Küçükkılıç, Mustafa Çalış, Suat Aytın, Recep Yıldız, Ramazan Bulut, Ali Rıza Sözen, Bülent Tunçay, Mutlu Kılıçlı, Levent Maraş, Uğur Üstek, Yusuf Kelleli, Bahtiyar Ersay, Levent Erkek, Mümtaz Can, Nuri Ali Karababas, Tuncay Çakan, Faruk Oktay Memioğlu, Mustafa Kemal Tutkun, Taner Gül, Hüseyin Bakır, Hakan Öktem, Murat Bektaşoğlu, Ahmet Çetin, Mustafa Aydın, Nihat Altunbulak, Cemalettin Bozdağ, Utku Arslan, Nedim Ulusan, İlkay Nerat, Kıvanç Kırmacı, Nihat Özkan, Hakan Akkoç, Gökhan Gökay, Şafak Duruer, Ahmet Türkmen, İkrami Özturan, Cemal Candan, Hayri Güner, Hüseyin Topuz, Hasan Hakan Dereli, Ali Aydın, Veli Murat Tulga, Behcet Alper Güney, Hasan Nurgören, Mustafa Yuvanç, Barbaros Kasar, Fatih Musa Çınar, Erdal Akyazan, Hüseyin Polatsoy, Kasım Erdem, Mustafa Koç, Ayhan Taşkın, Fikret Coşkun, Zafer Karataş, Hüseyin Durdu, Altan Dikmen, Bekir Memiş, Meftun Hıraca ve Murat Ataç da ´şüpheli´ olarak sıralanıyor.

Meclisi devre dışı bırakmaya kalkışmakla suçlanıyorlar

Aynı iddianamede, tüm şüphelilerin 15 ile 20 yıl arasında hapis cezası öngören ve ´Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs´ suçunu düzenleyen eski TCK´nın 147 ve 61. maddeleri gereğince cezalandırılmaları isteniyor.

İDDİANAMEDEN: ´BALYOZ YAPILANMASININ, ASKERİ BİR MÜDAHALE İÇİN ÖNCELİKLE ÜLKEYİ GÜNDEN GÜNE KAOS VE KARGAŞA ORTAMINA ÇEKEREK ORTAMI ŞEKİLLENDİRMEYİ PLANLADIĞI, BU AMAÇLA ´ORAJ´, ´SUGA´, ´ÇARŞAF´ VE ´SAKAL´ EYLEM PLANLARINI HAZIRLADIĞI GÖRÜLMEKTEDİR´

Balyoz ile ülke önce istikrasızlaştırılacak sonra darbe ile ele geçirilecek

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin hazırlanan iddianamede, ´Balyoz´ yapılanmasının, askeri bir müdahale için öncelikle ülkeyi günden güne kaos ve kargaşa ortamına çekerek ortamı şekillendirmeyi planladığı, bu amaçla ´Oraj´, ´Suga´, ´Çarşaf´ ve ´Sakal´ eylem planlarının hazırlandığı öne sürüldü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 968 sayfalık iddianamenin ´Sonuç, değerlendirme ve talepler´ bölümünde, ´Balyoz Sıkıyönetim Komutanlığı´ isimli yapılanmanın nihai amacının devletin kontrolünü ele geçirmek olduğu belirtiliyor.

Birinci aşama: İstihbarat faaliyetleri

Bunun aşamalardan oluştuğu ifade edilen iddianamede, birinci aşamada istihbarat faaliyetlerinin yer aldığı belirtiliyor.

İkinci aşama: Askeri müdahaleye zemin hazırlama

İddianameye göre, ikinci aşamanın askeri müdahale için zemin hazırlama süreci olduğu öne sürülüyor. İddianamede, şu görüşlere yer veriliyor: ´Balyoz yapılanmasının, askeri bir müdahale için öncelikle ülkeyi günden güne kaos ve kargaşa ortamına çekerek ortamı şekillendirmeyi planladığı, bu amaçla ´Oraj´, ´Suga´, ´Çarşaf´ ve ´Sakal´ eylem planlarını hazırladığı görülmektedir. Eylem planlarının haricinde hem ortam şekillendirmesine katkı sağlayacak nitelikte, hem de bir sonraki süreçte darbe karşıtı fikirler beyan edeceği tahmin edilen aydın, gazeteci, yazar ve akademisyenleri engellemeye yönelik planların hazırlandığı da görülmüştür. Balyoz yapılanması tarafından belirlenen temaların yoğun bir şekilde kullanılmasıyla kamuoyunun yönlendirilmesi ve halkın askeri bir müdahalenin zaruri olduğunu düşünür hale gelmesini sağlamanın da planların birer parçası olduğu görülmektedir.´

Üçüncü aşama: Askeri müdahale

İddianamede, üçüncü aşamanın askeri müdahale olduğu belirtilerek, ikinci aşamada belirtilen ortam şekillendirme faaliyetlerinin askeri bir müdahaleye zemin oluşturacak hale gelmesinin ardından 1. Ordu Komutanlığı komutasındaki yapılanmanın, önce olağanüstü hal ve ardından sıkıyönetim ilan ederek, askeri bir müdahale ile Türkiye Cumhuriyeti hükümetini iktidardan zorla uzaklaştırmayı planladığı kaydedildi. Daha sonra öncelikle kilit noktalara belirlenen Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin getirileceği, kamu kurumları, sağlık, gıda, ulaşım ve benzeri her türlü ihtiyaç kaynaklarının kontrol altına alınacağı, önceden belirlenen kişilerin teşkil edilecek birimlerce gözaltına alınacakları ve tutuklanacakları vurgulanan iddianamede, kapatılmak üzere belirlenen basın ve yayın kuruluşları, vakıf, dernek gibi yerlerin faaliyetlerine son verileceği, belirlenen şahısların, kurumların mal varlıklarına ve devlet ekonomisine el koyacaklarının görüldüğü anlatılıyor.

Dördüncü aşama: Milli Mutabakat Hükümeti

Dördüncü aşamada yürütme görevinin ´Milli Mutabakat Hükümeti´ne bırakılacağı, bu hükümetin de ´cunta´ tarafından belirlenen hükümet programını uygulayacağı dile getiriliyor.

Beşinci aşama: Seçim

İddianamede, balyoz planında beşinci aşamanın ise seçim olduğu kaydediliyor.

Balyoz Çetin Doğan´ın başının altından çıktı

İddianamede, 3 Kasım 2002 seçimlerinde mecliste çoğunluğu sağlayan ve hükümeti kuran partinin kimliği, kadroları ve yönetim tarzından rahatsızlık duyan dönemin 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan tarafından ´28 Şubat sürecinde elde edilen kazanımlardan istifade edilememesi ve 2002 seçimlerinde AK Partinin tek parti olarak iktidara gelmesi ile beraber ülkede hızlı bir zemin kayması yaşanması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin laiklik karşıtı ve irticai unsurların etkisine girmeye başladığı ve bu nedenle Balyoz Komutanlığının İç Hizmet Kanunu´nun kendisine verdiği Türkiye Cumhuriyeti´ni kollama ve koruma görevinin gereği olarak bu harekat planının hazırlandığı´ öne sürülüyor. Konuya ilişkin l. Ordu sorumluluk sahası içinde bulunan dönemin Harp Akademileri Komutanı İbrahim Fırtına ve Donanma Komutanı Özden Örnek ile temas kurulduğu ve anlaşma sağlandığı, ardından yine aynı saha içerisinde bulunan İstanbul ve Bursa jandarma bölge komutanları ile de temas ve anlaşmanın sağlandığı belirtilen iddianamede, şu ifadelere yer veriliyor: ´Eldeki mevcut delillere göre, dönemin Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının dahil olmadıkları anlaşılan, şüphelilerin ordu bünyesindeki askeri hiyerarşi dışında bu amaçla bir yapılanma oluşturdukları, kurulan bu suç örgütünün darbe yaparak hükümeti yıkmaya yönelik, öncelikle Balyoz Güvenlik Harekat Planı adı altında demokratik yollardan iş başına gelmiş hükümeti antidemokratik yollarla yönetimden uzaklaştırma amacıyla çok kapsamlı ve ayrıntılı bir plan hazırladığı, bu planda hükümet ile işbirliği içerisinde olduğu vurgusu yapılan ve irticai olarak nitelenen grupların da tek ferdi kalmayacak şekilde ortadan kaldırılmasının hedeflendiği görülmektedir.´

´Bir anda yapılmış bir plan değil´

´Balyoz Güvenlik Harekat Planı´nın bir anda yapılmış bir plan olmadığı belirtilen iddianamede, AK Partinin hükümeti kurmasından sonra çalışmaların yönünün değiştirildiği, önce ´Olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo´ oluşturulduğu, akabinde bu senaryonun yürürlüğe konulması için çalışmalar başlatıldığı öne sürülüyor. Bu çalışmalara göre, ülkenin yönetiminin ele alınmasının planlandığının anlaşıldığı belirtilen iddianamede, 1. Ordu Komutanlığının bölgesinde yer alan deniz kuvvetlerine bağlı birliğin yaptığı ´Suga Planı´, 1. Ordu bölgesinde yer alan hava kuvvetlerine bağlı birliğinin yaptığı ´Oraj Planı´ ve 1. Ordu bölgesinde yer alan jandarma birliklerinin yaptığı ´Sakal´ ve ´Çarşaf´ planlarının bu mahiyette olduğu iddia ediliyor. İddianamede, 5-7 Mart 2003 tarihlerinde l. Ordu Komutanlığında sadece 162 kişinin katılımı ile jenerik şekilde gerçekleşen seminerin, ´Balyoz Harekat Planı´nda öngörülen ve bir nevi darbenin tatbikatı olan seminer olduğu anlatılıyor. Dava konusu seminerde, şüpheli Çetin Doğan´ın 1980 askeri müdahalesinden de örnekler verdiği belirtilen iddianamede, bu defa çalışmaların daha sıkı tutulup, kurumlara yerleştirilecek askeri personelin seçimi, görevlendirilmesi, atandığı kurumda kalıcı olabilmesi için görevlendirme konusunda detaylı çalışmalar gerektiğini, aksi takdirde işlerin planlandığı şekilde yürümeyeceğini vurguladığına yer veriliyor. ´Balyoz´, ´Suga´, ´Oraj´, ´Sakal´ ve ´Çarşaf´ adlı eylem planlarında sonuç olarak görevlerin belirlendiği kaydedilen iddianamede, somut olaylarda yapılan planların senaryodan ibaret olmadığının anlaşılacağı vurgulanıyor. Planda ´Görevlendirilecek Kategoriler´ başlıklı eke bakıldığında da bu kategorilerin hiç birisinin barış zamanında ve olağanüstü hal zamanında TSK´nın görev alanına girmediği vurgulanan iddianamede, bunun planın icrası aşamasına geldiğini, dolayısıyla suçun icra hareketlerine başlandığını gösterdiği öne sürülüyor.

DAVAYA İLİŞKİN SORUŞTURMA SÜRECİNDEKİ TUTUKLAMALARIN ARDINDAN YAPILAN İTİRAZLARLA YAŞANAN TAHLİYELER VE TENSİP İNCELEMESİYLE 102 KİŞİ HAKKINDA ÇIKARTILAN YAKALAMA EMİRLERİ İLE BU KARARIN KALDIRILMASI UZUN SÜRE KAMUOYUNUN GÜNDEMİNDE KALDI

Balyoz generallerine dokunulamıyor

´Balyoz Planı´ iddialarına ilişkin soruşturma sürecindeki tutuklamaların ardından yapılan itirazlarla yaşanan tahliyeler ve tensip incelemesiyle 102 kişi hakkında çıkartılan yakalama emirleri ile bu kararın kaldırılması uzun süre kamuoyunun gündeminde kaldı. ´Balyoz Planı´na ilişkin olarak 23 Şubat 2010 ile 2 Mart 2010 tarihleri arasında soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları tarafından sorgulanan muvazzaf ve emekli askerlerden, aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Koramiral Feyyaz Öğütcü´nün de bulunduğu 36 kişi tutuklandı. Bu kişilerden aralarında emekli Orgeneral Doğan ve emekli Koramiral Öğütcü´nün de bulunduğu 15´i emekli, 18´i muvazzaf subay toplam 33 kişinin tutukluluğuna yapılan itiraz, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesice değerlendirildi. Mahkeme, 5 Mart 2010 tarihinde talebin reddine karar verdi.

İtirazla ilk tahliyeler

Soruşturması kapsamında tutuklanan Tuğamiral Turgay Erdağ ile Albay Ali Türkşen´in yaptıkları itirazı değerlendiren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi ise 14 Mart 2010 tarihinde bu kişilerin tahliyesine karar verdi. Bu arada, emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Korgeneral Engin Alan ve emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü ile Tümamiral Semih Çetin´in de aralarında bulunduğu 7 kişi, tutukluluğa ikinci kez itiraz etti. Bu başvuruyu değerlendiren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Mart 2010 tarihinde tutukluluğun devamını kararlaştırdı. Tümamiral Özer Karabulut´un avukatlarının tutukluluğa yaptıkları itirazı inceleyen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 19 Mart 2010 tarihinde Karabulut´un tahliyesine hükmetti. Aynı tarihte İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, soruşturmayı yürüten savcıların Tuğamiral Erdağ ile Albay Türkşen´in tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına yaptıkları itirazı da reddetti. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Mart 2010 tarihinde, soruşturması kapsamında daha önce mahkemece serbest bırakılmasının ardından soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının itirazı üzerine 10 Mart 2010 tarihinde tutuklanmalarına karar verilen Yüzbaşı Erdinç Atik ile astsubaylar Mustafa Kelleci ve Abdil Akça´nın avukatlarının yaptıkları itirazı kabul ederek, 3 kişinin daha tahliyesine karar verdi. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti de tutukluluğa yapılan itirazları inceleyerek 31 Mart 2010 tarihinde eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, emekli Koramiral Metin Yavuz Yalçın, emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz, Tuğamiral Aziz Çakmak, Kurmay Albay Hüseyin Özçoban, Jandarma Kurmay Yarbay Yusuf Kelleli, albaylar Hasan Basri Aslan ile Taylan Çakır´ın tahliyelerini kararlaştırdı.

1 Nisan´da tahliye, 5 Nisan´da yakalama

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan kişilerin avukatlarının yaptığı tutukluluğun kaldırılması yönündeki talepleri inceleyen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban, 1 Nisan 2010 tarihinde, emekli Orgeneral Çetin Doğan, Tümgeneraller Bekir Memiş ve İhsan Balabanlı, Tümamiral Semih Çetin, Albaylar Mustafa Önsel, Abdullah Zafer Arısoy, Recep Yıldız ve Yüksel Gürcan, Yarbaylar Hanifi Yıldırım, Ali Rıza Sözen ve Levent Çehreli, Astsubay Musa Fariz, emekli Tümgeneral İzzet Ocak, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri, emekli Korgeneral Engin Alan, emekli Albaylar Ümit Özcan, Suat Aytın, Kubilay Aktaş ve Bülent Tunçay´ın tahliyesini kararlaştırdı. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban tarafından sorgulandıktan sonra serbest bırakılan Korgeneral Yurdaer Olcan ve Tümgeneral Abdullah Dalay´a ilişkin soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarınca yapılan itirazı değerlendiren İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 4 Nisan 2010 tarihinde Olcan ve Dalay hakkında yakalama emri çıkardı. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, 5 Nisan 2010 tarihinde de hakim Kuban´ın kararıyla tahliye edilen 11´i muvazzaf, 8´i emekli asker toplam 19 şüpheli hakkında yakalama emri çıkarılmasına karar verdi. Mahkeme heyeti kararında, ´Mevcut somut olgularla çelişen ve soyut gerekçeye dayalı kararlar olduğu´ görüşüne yer verdi. Bu kararlar üzerine üzerine 21 kişinin aranmasına başlandı. Süren soruşturmada, 6-7 Nisan 2010 tarihlerinde eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık´ın da aralarında bulunduğu 7 yeni tutuklama olurken, daha önce tutuklananlara ilişkin yapılan itirazlar üzerine yeni tahliyeler yaşandı.

Orgeneral Çetin Doğan 2. kez cezaevinde

Süreçte, haklarında yakalama emri çıkartılan kişilerden bazıları teslim olurken, bazıları da güvenlik güçleri tarafından yakalandı. Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi´ndeki tedavisini ardından teslim olan Çetin Doğan, 23 Nisan 2010 tarihinde hakkındaki karar yüzüne karşı okunduktan sonra yeniden cezaevine gönderildi. Korgeneral Yurdaer Olcan´ın da 17 Mayıs 2010 tarihinde tutuklanmasıyla 21 kişinin tümü hakkındaki yakalama emirleri uygulanmış oldu. Tutuklanan kişilerin yaptıkları tahliye taleplerini değerlendiren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Yılmaz Alp, 18 Haziran 2010 tarihinde Tümamiral Ali Semih Çetin, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller İhsan Balabanlı, Bekir Memiş ve Abdullah Dalay, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Tümgeneral Nuri Ali Karababa, emekli Korgeneral Engin Alan, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri, Albaylar Hanifi Yıldırım, Yüksel Gürcan, Mustafa Önsel ve Bülent Tunçay ile Yarbay Ali Rıza Sözen´in tahliyelerine karar verdi. Hakim Alp tarafından verilen kararın gerekçesinde, ´Eylemin aşaması dikkate alındığında şüpheliler lehine suç vasfının değişme olasılığı da mevcuttur. Mevcut deliller doğrultusunda şüphelilerin katıldıkları ya da görevlendirildikleri Balyoz seminer planında, yapılması planlanan eylemlerin icra hareketlerinin gerçekleştirildiğine ilişkin somut olgular bulunmamaktadır´ denildi. Hakim Yılmaz Alp, 22 Haziran 2010 tarihinde de emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık ile Mümtaz Can, Behzat Balta, Tuncay Çakan, Mehmet Kaya Varol, Emin Küçükkılıç, Halil Kalkanlı, İzzet Ocak, Recep Yıldız, Murat Özçelik, Suat Aytın ve Ali İhsan Çuhadaroğlu´nun tahliyelerini kararlaştırdı. Albay Cengiz Köylü´nün avukatının talebi üzerine tutukluluk halini değerlendiren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 9 Temmuz 2010 tarihinde oy çokluğuyla Köylü´nün tahliyesine karar vermesiyle soruşturma kapsamında tutuklu kalmadı. Bu arada, 6 Temmuz 2010 tarihinde tamamlanan soruşturmada 196 sanık hakkında hazırlanan iddianame, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

102 kişi hakkında yakalama emri

İddianame üzerindeki incelemelerini 19 Temmuz 2010 tarihinde tamamlayarak iddianamenin kabulüne karar veren İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, tensip incelemesi sonucunda 23 Temmuz 2010 tarihinde 102 sanık hakkında yakalama emri çıkarttı. Mahkemenin davaya ilişkin hazırladığı tensip tutanağında, dosyadaki delil durumu, sanıkların üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması ve suçlamanın CMK´nın 100. maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması nedeniyle adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı belirtildi. Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller Abdullah Dalay, İhsan Balabanlı, Ali Semih Çetin, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, emekli Korgeneral Engin Alan ve Albay Dursun Çiçek ile Tümgeneraller Halil Helvacıoğlu, Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu´nun da aralarında bulunduğu 102 kişinin aranmasına başlandı. Bunun üzerine 25 Temmuz 2010 tarihinde hakkındaki yakalama emri nedeniyle Bodrum Havalimanı´nda gözaltına alınan emekli Orgeneral Çetin Doğan, İstanbul´a geldiğinde kalp krizi geçirme riski nedeniyle Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alındı.

Albay Şentürk´ün cezaevine giriş-çıkışı

Aranan kişilerden emekli Kurmay Albay Ahmet Şentürk, 30 Temmuz 2010 tarihinde Afyonkarahisar´da bulunduğu orduevinden para çekmek için dışarı çıktığında polis ekiplerince gözaltına alındı. Şentürk, hakkındaki yakalama emri yüzüne karşı okunduktan sonra cezaevine konuldu. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Ağustos 2010 tarihinde, haklarında yakalama emri çıkartılan sanıkların avukatlarının itirazlarının inceleyerek, 101 sanık açısından yakalama kararlarının kaldırılmasına oy çokluğuyla karar verdi. Mahkeme, hakkında tutuklama kararı alınan sanık Ahmet Şentürk´e ilişkin yakalama emrinin konusuz kaldığı belirtilerek, yakalama emrine dair karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Kurmay Albay Ahmet Şentürk´ün de bu karardan bir süre sonra tutukluluğuna yaptığı itirazın İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 22 Haziran 2010 tarihinde kabul edilmesi üzerine davada tutuklu sanık kalmadı. ( Sabah)

(11 Aralık 2010, 16:16)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Balyoz davası 16 Aralık´ta başlıyor: Sanıklar tutuklanabilir

Balyoz gözlemci raporu: Önce mutabakat hükümeti tartışıldı

Genelkurmay: Devlet sırrıdır, mahkemeye vermeyiz

Böyle senaryo mu olur? En ince ayrıntısına kadar Terör

Flaş!!! Doğan: Cami bombalaması askeri senaryo ve gerekli

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2626    yazdır/print


 

Gençler üzerinden darbe kışkırtanlar.. O devirler geçti artık

Bu haberi girerken CHP´li Süheyl Batum ile AKP´li Burhan Kuzu´ya Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi´nde yumurtalı saldırıların gerçekleştiği haberi geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ı protesto gösterilerinde polisin aşırı şiddet göstermesi ve dayak sonucu bir bayanın çocuğunu düşürdüğü iddiası birkaç gündür gündem iken üzerine gelen bu olay, kışkırtmaların sürdürülmek istendiğini gösteriyor. Çeşitli yerlerde birden ortaya çıkan ve peşpeşe meydana gelen olayların organize olduğu açık. Kısa süre önce Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç´a da yöneltilen yumurtalı saldırıda öğrencilerin üniversite yönetimi tarafından bilinçli olarak içeriye sokulduğu ortaya çıkmıştı. Öğrenciler üzerinden ortam kışkırtılmaya çalışılıyor. Polisin şiddeti elbette masum gösterilemez, sorumlular cezalandırılsın. Ancak kışkırtmaları ve kışkırtanları da görmek gerek. Öğrencilerin polise sopalarla saldırması, konuşmacılara yumurta fırlatmaları belli çevrelerce masum bir tepki olarak gösterilmeye çalışılıyor, sadece polisin müdahalesi eleştiriliyor. Son günlerde artan öğrenci protestoları aslında neyi amaçlıyor? Polisin protestocu gençlere müdahalesi doğru mu? İşte Cafesiyaset yazarı Serdar Sadık Şimşek´in yazısı.

Gençler üzerinden darbe kışkırtanlar.. O devirler geçti artık

Bu haberi girerken CHP´li Süheyl Batum ile AKP´li Burhan Kuzu´ya Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi´nde yumurtalı saldırıların gerçekleştiği haberi geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ı protesto gösterilerinde polisin aşırı şiddet göstermesi ve dayak sonucu bir bayanın çocuğunu düşürdüğü iddiası birkaç gündür gündem iken üzerine gelen bu olay, kışkırtmaların sürdürülmek istendiğini gösteriyor. Çeşitli yerlerde birden ortaya çıkan ve peşpeşe meydana gelen olayların organize olduğu açık. Kısa süre önce Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç´a da yöneltilen yumurtalı saldırıda öğrencilerin üniversite yönetimi tarafından bilinçli olarak içeriye sokulduğu ortaya çıkmıştı. Öğrenciler üzerinden ortam kışkırtılmaya çalışılıyor. Polisin şiddeti elbette masum gösterilemez, sorumlular cezalandırılsın. Ancak kışkırtmaları ve kışkırtanları da görmek gerek. Öğrencilerin polise sopalarla saldırması, konuşmacılara yumurta fırlatmaları belli çevrelerce masum bir tepki olarak gösterilmeye çalışılıyor, sadece polisin müdahalesi eleştiriliyor. Son günlerde artan öğrenci protestoları aslında neyi amaçlıyor? Polisin protestocu gençlere müdahalesi doğru mu? İşte Cafesiyaset yazarı Serdar Sadık Şimşek´in yazısı.

Kusura bakmayın ama son günlerde artan yumurtalı ve yumruklu saldırılar beni çok rahatsız ediyor. Her şeyin bir sınırı var, tepkilerde bu sınırın hayli aşıldığı meydanda... Bundan bir adım ötesi olağanüstü dönemlerin olduğu bireylerin ses çıkaramadığı bir ülke haline geçiş dönemi olabilir. Protestolarda aşırıya kaçanların niyetinin de, özellikle protestoların geldiği kesimi, sindirmek olduğu hemen anlaşılıyor. Bir İnsanı seversiniz alkışlarsınız, sevmezsiniz yuhalar veya protesto edersiniz; alkışlamak da yuhalamak ve protesto etmek de, kabul edilebilir elbette sınırlar içinde kaldığı müddetçe, bu herkesin demokratik hakkıdır. Zaten demokratik ülkelerde kimse kimseyi veya bir şeyi sevmeye zorlanamaz. Tepkisini yumrukla yada şiddetle dile getirmeye çalışan ve her an patlamaya hazır gençler; bu yüzden haklı tavırları bile olsa tepkilere yol açabiliyor. Genç arkadaşlarımızın anlaması gereken şu doğru bir iş eğer yanlış bir biçimde yapılırsa hiçbir kimseye faydası olamaz! Bizim ülke olarak düşünebilen ve sorgulayabilen gençlere ihtiyacımız var. Başkasına zarar veren ve saldıran gençlere değil.

Bu ülkede özgürlüklerin zorlama ile kaba kuvvet ile elde edilemeyeceğini artık birilerinin bu gençlere anlatması gerekiyor. Bütün bunları şunun için söylüyorum son günlerde yumurta atma modası giderek sıklaşıyor.Ülkenin Başbakanına ve eski Ana muhalefet liderine dahası çok önemli bürokratlarına yumurta atılıyor ve birileri buna demokratik hak diyebiliyor. Son olarak Anayasa mahkemesi başkanı Haşim Kılıç´a yumurta atıldı.Bu yumurtalı saldırının sonrasında ise görevliler duruma müdahale etmek zorunda kaldı. Bir başka yerde ise öğrenciler Başbakan´ı protesto etmek istedi ve yine sert bir şekilde engellendiler. Şimdi protesto en tabii haktır ama zarar vermemek ve hakaret etmemek kaydı ile..Bu ülkenin Başbakanına dahası devlet yetkililerine kimsenin hakaret etmeye ağza alınmayacak sözler sarf etmeye hakkı olamaz. Kendisini sevmeyebilirler yada desteklemeyebilirler ama saldırmayı da bir özgürlük olarak görmeye çalışmak açık ve net konuşuyorum ki bir suçtur ve elbette cezasız kalmamalıdır. Bu ülkede geçmişte üniversitelerde kalemlerini konuşturmak yerine satırlarını konuşturanları biz çok çok iyi biliyoruz!

70 li yıllarda sokaklara dökülen gençler üzerinden cuntacılara zemin hazırlayanlar artık bu amaçlarına ulaşamayacaklar. Bu ülkenin birbirini ötekileştiren birbirine saygısızlık yapan gençlere ihtiyacı yok.Bu ülkenin daha yavaş konuşan ve dinlemesini bilen kendisini aynı zamanda da dinletebilecek gençlere ihtiyacı var. Kim olursa olsun ne olursa olsun bu ülkenin bir yetkilisine saldırmak bir suçtur. Bazı gazeteci ve yazarlarımız bu saldırıları normal karşılayarak gösterilen tepkileri aşırı bulabiliyorlar..Öğrencilerin cezaevlerine atıldığı bir ülke demokratik olabilir mi? Öğrencilere biber gazı ile müdahale edilen bir ülke demokratik olabilir mi? Diye soruyorlar. Bu soruları soranlar kısa bir süre önce bu ülkenin bir üniversitesinde iki karşıt görüşlü grubun kavgası nedeni ile bir üniversite öğrencisi gencin öldürüldüğünden sanırım haberleri yok. Gençlik çok dayanmayan bir kumaştır temennim o ki tepkisini kaba kuvvet kullanarak dile getiren genç arkadaşlarımız rüştünü ispatladıkları anda bu davranışlarının aslında iyi bir davranış olmadığını anlayacaklardır. Unutulmamalıdır ki Ateş, nasıl odunu yer yutarsa, haset de iyilikleri yer yakar ve mahveder. ( Serdar Sadık Şimşek / Cafesiyaset)

Bahçeli: Öğrenci olaylarıyla ülke 68´li yıllara götürülmek isteniyor

09 Aralık 2010: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, öğrenci olaylarıyla Türkiye´nin 68´li yıllardaki gibi bir döneme götürülmeye çalışıldığı uyarısında bulundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ajanslar, televizyon, gazete ile internet haber sitelerinin Ankara temsilcileriyle geleneksel kahvaltılı sohbet toplantı kapsamında Sheraton Otel´de bir araya geldi. Üniversitelerde tırmanıyor gibi görünen öğrenci olayları demokratik tepki mi başka bir organizasyon mu? şeklindeki bir soruya Bahçeli, bir yasa içinde eylem yapmalarının makul karşılanması gerektiğini ifade etti. Bahçeli, geçmişte acı tecrübelerin yaşandığını hatırlatarak, geçmişte öğrenci-polis çatışmalarının çok daha büyük gerilimlere neden olduğunu vurguladı. Olaylara geçmişteki birikim ışığında yaklaşmalarını isteyen Bahçeli, mümkün olduğunca emniyet güçlerinin daha az şiddetle karşılık vererek olaylara yaklaşımının daha faydalı olacağını söyledi.

Olaylar planlı

Önce İstanbul, sonra Meclis, ardından Siyasal Bilgiler Fakültesi´nde öğrenci olaylarının devam ettirildiğini anlatan Bahçeli, daha başlangıçta tepki ortaya konulduğuna göre bir takım gençliğin 68´deki olaylara benzer olaylar çıkarmaya çalıştığının anlaşıldığını kaydetti. Aileler, üniversiteler ve siyasi iktidara büyük görevler düştüğünü dile getiren Bahçeli, talepleri dışlamak yerine dikkate alınması gerektiğini kaydetti. Başbakan´ın bunlardan birkaç temsilci alarak görüşmesinin birçok şeyin önünü keseceğini anlatan Bahçeli, ülkücü gençliğin önümüzdeki günlerde de provokasyonlara katılmayacakları, gençlik olarak demokratik haklarını yürüyüş ve konferanslarla ifade edeceğine inandığını vurguladı. ( Cihan)

Gel de protestoların samimiyetine inan: Niçin hep siviller protesto ediliyor?

Ahmet Kekeç (Star): Başbakan, Dolmabahçe´de rektörlerle bir araya gelmiş... Bunu protesto etmek için Ankara´dan otobüslerle öğrenci yolluyorlar. Böyle bir toplantı “protesto nedeni” midir? Bir Başbakan rektörlerle toplantı yapamaz mı? Esnaf odalarını ziyaret edemez mi? Sivil toplum örgütleriyle bir araya gelemez mi? Bürokratlarla aynı masaya oturamaz mı? Hadi diyelim ki öğrenciler demokratik haklarını kullandılar ve mahut toplantıyı protesto ettiler. Etsinler... Peki, niçin sadece “sivil siyaset erbabı” söz konusu olunca “protesto hakkı” akla geliyor? Eski YÖK Başkanı Genelkurmay karargâhından çıkmazdı. Kafasına göre kamusal alan tarifleri yapardı. “Parlamento iktidarına karşı devlet iktidarını korumamız gerektiğini” söylerdi. Asayiş konularına girerdi. Ortada öğrenci filan göremezdik... Elan “Ergenekon sanığı” bulunan bir general, arada sırada rektörleri toplayıp nutuk atar, “akıllar fikirler” verirdi. Ortada öğrenci filan göremezdik... Rezalet uygulamalarıyla dillere destan Rektör, “Amacımız eğitim değil, kamu düzenini sağlamaktır” şeklinde vecizeler yumurtlar, “Üniversite olarak emir ve görüşlerinize hazırız Paşam” cümlesini ağzından düşürmezdi. Ortada öğrenci filan göremezdik... Tamam, polisi kınayalım, orantısız güç kullandığı için eleştirelim de, oturduğu yerden “jop demokrasisi” diye atıp tutan bir Allah´ın Kılıçdaroğlucusu da çıksın, anasının karnından “protesto hakkı”yla doğmuş öğrencilerin hafızasızlığına ve “zamanlama sorununa” dikkat çeksin... ( Star)

Organize işlere tepkiler giderek artıyor

Öğrenciler Sarıkız Planını Hortlattı. Deşifre olan Sarıkız Darbe Planı´ öğrenci eylemleriyle amacına ulaşıyor... Üniversitelilerin İstanbul´da başlayan protestoları Ankara´ya sıçradı. 2003 yılında hazırlanan, daha sonra deşifre edilen “darbe planı”nın arkasında “cuntacı paşalar” vardı... Şimdi, onların çoğu “Ergenekon”dan yargılanıyor... “Cuntacılar” deşifre olunca, devreye “Ergenekon avukatı CHP” ve “kartel medyası” ile “avukatlar” girdi... Zaten, “Sarıkız”ın amacı da buydu... Önce basın ele geçirilecek, sonra öğrenciler sokağa dökülecek ve “hükümet aleyhinde bir ortam hazırlanacak”tı!.. 2003 yılında hazırlanan, kod adı Sarıkız olan ve “AKP iktidarını devirmeyi” amaçlayan “darbe” planı, yeniden sahneye konuldu... Sarıkız´ın “5 aşamalı planı”ndan biri de “öğrencileri sokağa dökmek”ti... İstanbul´dan sonra dün de Ankara´da eylem yapan “öğrenci” kisveli provokatörler, “Sarıkız´ın piyonları” olduğu ihtimalini güçlendirdi.

Öğrenci değil, Sarıkız´ın çocukları

2003 yılında hazırlanan, daha sonra deşifre edilen “darbe planı”nın arkasında “cuntacı paşalar” vardı... Şimdi, onların çoğu “Ergenekon”dan yargılanıyor... “Cuntacılar” deşifre olunca, devreye “Ergenekon avukatı CHP” ve “kartel medyası” ile “avukatlar” girdi... Zaten, “Sarıkız”ın amacı da buydu... Önce basın ele geçirilecek, sonra öğrenciler sokağa dökülecek ve “hükümet aleyhinde bir ortam hazırlanacak”tı!..

Kaos planlarına dikkat

“Maocu” bir ideolojiye sahip Genç-Sen adlı sendikanın İstanbul ve Ankara´da gerçekleştirdiği, “CHP ve kartel medyası”nın da büyük destek verdiği eylemlerin, bir “öğrenci eylemi” değil, “1960 ve 1980 darbeleri öncesinde uygulanan kaos planının bir parçası” olduğu ifade ediliyor. Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu; “CHP 12 Eylül arayışında” derken, uzmanlar ve öğretim üyeleri; “Kaos planlarına dikkat” uyarısında bulundular.

´CHP, 12 Eylül arayışında´

Bu arada, Başbakan Tayyip Erdoğan´ın rektörlerle görüşmesini protesto eden öğrencilere yönelik polis müdahalesi, başta CHP olmak üzere laikçi kesim tarafından hükümete karşı kampanyaya dönüştürülmeye çalışılırken öğrenci protestolarının provoke edilmesinden endişe ediliyor. Memur Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, CHP´nin 12 Eylül öncesindeki gibi öğrenciler üzerinden toplumsal kutuplaşma çabası içinde olduğunu ifade ederek, “Ancak vatandaşımızın sağduyusu polisten çok daha ilerdedir. Bu projeler ülkemizde bir daha tutmaz” dedi. Solcuların özgürlük anlayışında çifte standart içinde olduğunu kaydeden Gündoğdu, “Polisin bu olayda aşırıya gittiği açık. Ancak bu eylemi yapan Genç Sen ve arkasındaki mihrakların özgürlük talepleri konusundaki çifte standartlı tutumu da en az polisin kullandığı aşırı şiddet kadar kabul edilemez. Polis copu kendilerine yönelince özgürlük diye bağıran bu kişiler, başörtülülerin, İmam Hatiplilerin özgürlüğü söz konusu olduğunda polise alkış tutmuşlardır. Katılırsınız katılmazsınız; devletten özgürlük talebinde bulunanları ötekileştirmeye kimsenin hakkı yoktur. Şimdi bu kişiler öncelikle kendi özeleştirilerini yapmalı. Medyada, dün polis turnike önünde başörtülülerin boğazını sıkarken ´Başörtülüler polisi tahrik ediyor´ diyenler şimdi polise düşman kesiliyorlar” diye konuştu.

´Kaos planlarına dikkat´

Başbakanlık İnsan Hakları eski Başkanı Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, geçmişte darbecilerin üniversite öğrencilerini kullanarak kendilerine zemin hazırladığını ifade ederek, “Hatırlanacağı üzere rahmetli Adnan Menderes hükümetine karşı yapılan darbe de bu şekilde başlamıştı. Yine deşifre olan Sarıkız darbe planında da, kaos ortamı oluşturmak için üniversite öğrencilerinin harekete geçirilmesinden söz edildiği ortaya çıkmıştı. Türkiye şu an dünyanın odağında bir ülke. Üniversite öğrencileri olası provokasyonlara karşı dikkatli olmalı. 1980 öncesinde sağ için vuruşanlar, sol için vuruşanlar cezaevinde bir araya geldi, kullanıldıklarını söylediler, itiraflarını kitaplarda yazdılar. Şiddet kendini ifade biçimi olamaz. İnsanların gönlüne barışçıl yollarla girilmeli” dedi.

´Karanlık komplolara yol açılmak isteniyor´

Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasin Aktay da, öğrenci olaylarının geçmişte darbe ve karanlık komplolar için bir araç olarak kullanıldığına dikkat çekerek, “Öğrenci olayları siyaseti geliştiren değil, tahrip eden bir noktaya doğru götürülmek isteniyor. Bazı çevreler öğrencileri kullanarak karanlık komploların yolunu açmak istiyor. Polis de, masum öğrenciler de sinirlerine hakim olmalıdır. Özellikle polisin çok dikkatli olması gerekir. Zira istenen şey şiddet var görüntüsü oluşturmak. Bu oyuna gelinmemeli” diye konuştu.

Provokasyona dikkat

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramazan Çağlayan, üniversite öğrencilerinin 12 Eylül öncesinde de siyasi olaylara alet edildiğine dikkat çekerek, “Son günlerde özellikle İstanbul ve Ankara´da meydana gelen bu olaylar tesadüf mü değil mi, buna bakılmalı. Önümüzdeki kritik seçimler öncesi daha da artabilir. Arkasında kimler var, katılanların hepsi öğrenci mi, kimler organize ediyor, Emniyet bir provokasyon olup olmadığı konusunu araştırmalı” şeklinde konuştu. ( Yeni Akit)

(08 Aralık 2010), son güncel.: (09 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Yargıtay´ın Haberal skandalına karşı yasa teklifi

Örgüte para lazım: Ergenekoncular 468 bin lira istiyor

Haberal ve onun yargı ile sağlıkta kollanması manşetlerimiz

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Haberal´ın dava açtığı iki hakim ´Şemdinli kararını´ hatırlattı

Balyoz hakimlerinden Yargıtay´a isyan: Baskı yapmayın

Ergenekon hakimlerinin Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2607    yazdır/print


 

Ergenekon davasında SESAR başkanının ilginç iddiaları

Ergenekon davasının tutuklu sanığı SESAR başkanı stratejist İsmail Yıldız, Mustafa Yücel Özbilgin´in ölümüyle sonuçlanan Danıştay saldırısının tetikçisinin sanıklardan Oktay Yıldırım olduğunu ileri sürdü. Oktay Yıldırım´ın da aralarında bulunduğu Ergenekon sanıklarının Yıldız´ın iddiasına sessiz kalması dikkatlerden kaçmadı. Yıldız´ın birkaç duruşmadır delil göstermeden çok ilginç iddialarda bulunması, psikolojik sorunları olabileceği ya da kafa karıştırmaya çalışıyor olabileceği şeklinde yorumlanıyor. Mahkemenin Yıldız´ın taleplerini dikkate alıp almayacağı merak ediliyor. Sanıklardan İsmail Yıldız gibi Alparslan Arslan´ın da Danıştay saldırısı konusunda birkaç gündür ağızlarında birşeyler gevelemeye çalışması dikkat çekiyor. Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, pişman olduğunu ve baskı altında bulunduğunu bugünkü duruşmada da tekrarladı ancak hakimlerin baskı yapanlar kimler şeklindeki ısrarlı sorularına rağmen gerisini yine getirmedi.

Ergenekon davasında SESAR başkanının ilginç iddiaları

Ergenekon davasının tutuklu sanığı SESAR başkanı stratejist İsmail Yıldız, Mustafa Yücel Özbilgin´in ölümüyle sonuçlanan Danıştay saldırısının tetikçisinin sanıklardan Oktay Yıldırım olduğunu ileri sürdü. Oktay Yıldırım´ın da aralarında bulunduğu Ergenekon sanıklarının Yıldız´ın iddiasına sessiz kalması dikkatlerden kaçmadı. Yıldız´ın birkaç duruşmadır delil göstermeden çok ilginç iddialarda bulunması, psikolojik sorunları olabileceği ya da kafa karıştırmaya çalışıyor olabileceği şeklinde yorumlanıyor. Mahkemenin Yıldız´ın taleplerini dikkate alıp almayacağı merak ediliyor. Sanıklardan İsmail Yıldız gibi Alparslan Arslan´ın da Danıştay saldırısı konusunda birkaç gündür ağızlarında birşeyler gevelemeye çalışması dikkat çekiyor. Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, pişman olduğunu ve baskı altında bulunduğunu bugünkü duruşmada da tekrarladı ancak hakimlerin baskı yapanlar kimler şeklindeki ısrarlı sorularına rağmen gerisini yine getirmedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasının bugün görülen 167. duruşmasına tutuklu sanıklardan Hayrettin Ertekin, Erkut Ersoy, Ergun Poyraz ve Nusret Senem katılmadı. Aralarında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de bulunduğu 18 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan gazeteci Güler Kömürcü Öztürk, duruşmada hazır bulundu. Duruşmanın başlamasıyla birlikte daha önceki iki duruşmada olduğu gibi yine tutuklu sanıklardan Stratejik Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Merkezi´nin (SESAR) kurucusu İsmail Yıldız, Danıştay saldırısına katılan dördüncü kişiyi açıklayacağını belirterek söz istedi. Yıldız´ın, kürsüye geçerek açıklama yapmak istemesi üzerine Başkan Şengün, sanık bölümünden mikrofon aracılığıyla açıklayabileceğini belirterek, kürsüye geçmesine izin vermedi.

´Danıştay tetikçisi Oktay Yıldırım´

02 ve 03 Aralık tarihlerinde görülen duruşmalarda Danıştay saldırısına 3 kişinin katıldığı şeklinde açıklamada bulunduğunu hatırlatan Yıldız, Üçüncü kişinin Ahmet Nejdet Peker olduğunu söylemiştim. Bu kişinin gerçek adı Mustafa Levent Göktaş´tır. Saldırı sırasında tetiği çeken kişi, yani dördüncü kişi de Oktay Yıldırım´dır. Oktay Yıldırım´ın gerçek adı da Osman Yıldırım´dır. Oktay Yıldırım, Ankara´ya sanıklardan Mehmet Demirtaş ile birlikte gitmiştir. Ben burada koğuşumda ilk günden beridir Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş ile birlikte kalıyorum. Oktay Yıldırım 2008 yılı Aralık ayında bana ´Bizim bir örgütümüz var. Eğer sen de katılırsan zorluk çekmezsin.´ diye teklifte bulundu. Bunu Mehmet Demirtaş´a da sordum. Nüfus Müdürlüğü Kütük İsim Tashih Daire Başkanlığı´na yazı yazılarak 6 ay içinde dava sanıklarından isim tashihi yapılanların tespit edilmesini talep ediyorum. dedi. Oktay Yıldırım´ın da aralarında bulunduğu Ergenekon sanıklarının Yıldız´ın iddiasına sessiz kalması dikkatlerden kaçmadı.

Mahkeme başkanı mikrofonu kapattı

Bu arada Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, Bütün bunları nereden biliyorsun? diye sordu. Bunun üzerine Yıldız, stratejist olduğunu ve uzun zaman Ak Parti ile birlikte çalıştığını söyledi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, sanık Yıldız´a, iddialarını yazılı olarak mahkemeye sunmasını isteyerek konuşmasını bitirmesini istedi. Yıldız´ın ısrarla konuşmaya çalışması üzerine Başkan Şengün´ün talimatı ile Yıldız´ın kullandığı mikrofonun sesi kapatıldı. ( Cihan)

Tanık Salih Yaşar ifade verdi

Birinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Alparslan Arslan, pişman olduğunu tekrarlayarak, Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi olayları baskı altında oluşmuş hadiselerdir dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada tanık olarak bilgisine başvurulan Salih Yaşar, tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz´in sorularını yanıtladı. Sorular üzerine Yaşar, Alparslan Arslan ile fazla birlikteliği olmadığını belirterek, Arslan´ın tüm gününü kendilerinin yanında geçirmediğini söyledi. Yaşar, Arslan´ın isteği üzerine dua okuduğunu, dua sırasında bir zorlama, Arslan´ın üzerine çıkma gibi bir durumun olmadığını belirtti.

Arslan yine konuşmadı

Bunlara ilişkin söz verilen Alparslan Arslan da ilk olarak sanıklardan Salih Kurter´in 2005´te ocak ya da ilkbahar aylarında kendisine dua okuduğunu belirterek, Salih Yaşar´ın da Kurter´in evinde onun isteği üzerine dua ettiğini kaydetti. Yaşar´ın ikinci kez de Üsküdar´da kendi evinde dua okuduğunu belirten Arslan, burada bir zorlama olmadığını dile getirdi. Arslan, Dua sırasında Salih Yaşar ´uzan´ diyor. Ayıp olmasın diye uzanıyorsun. Uzanınca nefes alamıyorsunuz. Ama kırmamaya çalışıyorsunuz. Reddedemiyorsunuz diye konuştu. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün´ün Niçin okuyor sorusuna Arslan, Hal vardır. Moral bozuktur. Kafa bir şeylere takılmıştır dedi. O dönemde baskılar söz konusuydu diyen Arslan, Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi olayları, Mustafa Yücel Özbilgin´in rahmetli olduğu olay baskı altında oluşmuş hadiselerdir şeklinde konuştu. Şengün´ün Bunların evveliyatı mı baskı yaptı sorusuna da Arslan, Olaylar gerçekleştiği dönemde baskı altındaydım. Anlatabildim mi? yanıtını verdi. O zamandan beri pişmandım Şengün de Anlatamadın. Neden, kimden baskı gördün diye sordu. Arslan ise baskı altında olduğunu tekrarlayarak, Neticede pişmanlığım o zamandan beri vardı da anlatmadım dedi. Şengün´ün baskının ne olduğunu sorması üzerine Arslan, Halin altına girme şeklinde cevap verdi. Şengün´ün Halin altına girme nedir sorusuna da Arslan, Ben kanunlara aykırı bir şey yapma taraftarı değilim. Kanunlara bağlıyım. Pişmanım yanıtı verdi. Üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu ise Arslan´a, Kendisine mi yoksa ailesinin, yakınlarının üzerine baskı olup olmadığını sorması üzerine, hukuk eğitimi aldığını, kanunları okuduğunu söyledi. Haşıloğlu´nun şu anda üzerinde baskı olup olmadığı, kimden baskı gördüğü şeklindeki sorusu üzerine Arslan, kanunlara uyulması taraftarı olduğunu tekrarladı. Tutuklu sanık İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek´in, Salih Kurter´in evine baskıyla götürülüp götürülmediğine ilişkin sorusuna ise Arslan, Bizler yüzde yüz bağımsız varlıklar değiliz. Bazı şeyleri istemeyerek irade dışı yapabiliriz diye yanıt verdi. Duruşmaya öğle arası verildi. ( Cnnturk)

Avukat Küçük´den tanığa sorular

Veli Küçük´ün kızı olan avukatı, davada Arslan´ın yaptığı o görüşmeyi sordu. Birinci ´Ergenekon´ davasının tutuklu sanığı Alparslan Arslan´ın babası İdris Arslan, oğlunun can güvenliği olmadığı şeklindeki beyanları nedeniyle Silivri Cumhuriyet Savcılığına ifade verdi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada tanık olarak dinlenen Salih Yaşar´a Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, dosyada bulunan Arapça yazıları gösterdi. Yaşar da, bunların Kur´an-ı Kerim´den ayetler, şifa amacıyla okunan dualar olduğunu belirterek, kendisinin bunlarda bir katkısının olmadığını, bu yazıların hoca olarak bilinen sanık Salih Kurter´e ait olduğunu söyledi. Duruşmada, tutuklu sanık Veli Küçük´ün avukatı olan kızı Zeynep Küçük de, bu davada Salih Yaşar ismini ilk kez kendisinin ortaya çıkardığını belirterek, telefon kayıtlarına ilişkin Yaşar´a bazı sorular yöneltti. Avukat Küçük, Yaşar´a telefon kayıtlarına göre, tanık olarak dinlenen Recep Özkan ile Danıştay saldırısında önce çok görüştüklerini hatırlattı. Bunu anımsamadığını söyleyen Yaşar, Özkan ile saldırıdan sonra görüştüklerini savundu. Küçük, Yaşar´a, kayıtlara göre Alparslan Arslan´ın evine her pazar günü gittiğinin anlaşıldığını belirterek, Arslan´a dua okudukları tarihin de 14 Mayıs değil 7 Mayıs 2006 olduğunu söyledi. Yaşar ise hatırladığı kadarıyla Arslan´ın evine iki kere gittiğini, 14 Mayıs tarihinde de dua okuduğunu kaydetti.

Arslan´ın savcılarla mı görüştü?

Avukat Küçük ayrıca, duruşmaya öğlen arası verildiği sırada Alparslan Arslan´ın annesinden duyduğuna göre, Arslan´ın öğlen saatinde savcılarla görüştüğünü söyledi. Bunun üzerine duruşmada izleyici olarak bulunan Arslan´ın babası İdris Arslan söz alarak, sabahleyin duruşmaya geldiğinde cezaevi savcısının kendisini çağırdığını duyunca, Silivri Adliyesine giderek oğlunun can güvenliğiyle ilgili ifade verdiğini kaydetti. Avukat Küçük, duyduğunun bu olmadığını, Arslan´ın öğlen savcı çağırdığı için görüşe çıkmadığını duyduğunu dile getirdi. Bunun üzerine savcı Mehmet Ali Pekgüzel, ´Bizimle konuştuğunu ima ediyor. Konuşmamızda herhangi bir sakınca yok. Ama Arslan ile görüşmedik´ dedi. Bu arada, duruşma sırasında rahatsız olduğuna ilişkin dilekçe yazdığını ifade eden Osman Yıldırım, duruşmadan ayrılmak istediğini söyledi. Başkan Köksal Şengün ise kendisi hakkında bir beyan olabileceği gerekçesiyle Yıldırım´ın salondan ayrılmasına izin vermedi. Öte yandan, İdris Arslan´ın Silivri Cumhuriyet Savcısı Mehmet Kurt tarafından alınan ifadesinde, davaya bakan mahkemeye verdiği dilekçede oğlunun can güvenliğinin tehlike altında olduğunu belirttiği kaydedildi. Duruşma, Yaşar´a soruların yöneltilmesiyle devam ediyor. (AA)

Ergenekon´dan tutuklu sanık İsmail Yıldız, ayrı bir odada tutulacak

Birinci ´Ergenekon´ davasında, Danıştay saldırısıyla ilgili çeşitli iddialarda bulunarak, koğuşunun değiştirilmesini isteyen tutuklu sanık İsmail Yıldız´ın ayrı bir odada tutulması için cezaevine faks çekilmesine karar verildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada avukat Zeynep Küçük, baz istasyonu kayıtlarından ulaştığı sonuçlara göre tanık olarak dinlenen Salih Yaşar´a birçok soru yöneltti. Küçük, bu kayıtlara göre, Alparslan Arslan´ın Cumhuriyet gazetesine üçüncü bombanın atılmasından sonra sanık Süleyman Esen´i aradığını, Esen´in de hemen ardından Salih Yaşar´ı aradığını, Arslan´ın daha sonra Gültepe´de Salih Kurter´in evine yakın bir noktadan Salih Yaşar´ı aradığını söyledi. Küçük´ün yine bu verilere göre Arslan´ın gazeteye ikinci bomba atıldığı gün Coco Bar´dan çıktıktan sonra gece yarısına doğru Salih Kurter´in evine gittiğini ve evde Salih Yaşar ile Esen´in de olduğunu belirtmesi üzerine Yaşar, ´Benim onlarla bir irtibatım yok. Kuyumculuk yapıyorum. Hurdaları toplamak için çok geç saatlere kadar kaldığım oluyordu. Süleyman Esen´i ´geliyorum´ diye aramışımdır. Bilsem şikayet ederdim. Hocanın evine de sokmazdım. Danıştay olayından sonra gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanınca haberimiz oldu´ diye konuştu.

Duruşmada söz alan Arslan, kendisine dua okunmasıyla ilgili açıklama yaparak, ´Salih Kurter, Süleyman Esen ile Salih Yaşar´a, ´Bu arkadaşı bir okuyun.´ dedi. Yaşlı adam, bir şey diyemedim. Okuma denen olay böyle başladı. Üsküdar Zeynep Kamil´deki eve gittik. Üç kişiydik. Orada da Salih Yaşar okuma işini yaptı´ diye konuştu. Tutuklu sanık Doğu Perinçek´in, ´Yere yatırılarak Kur´an okuma hangi adaba sığar? Bunu sordun mu?´ diye sorduğu Arslan ise, ´Cezaevinde de en fazla 1 saat ayakta kalıyorum. Geri kalan 23 saatim yatakta geçiyor. Ben zaten rahatsız bir insanım. Çoğu zaman uzanırım´ yanıtını verdi. Arslan, 2006 yılı Mayıs ayında rahatsız olduğunu, 10-15 gün yemek yemediğini, yaklaşık 45 gün kadar tam kendinde olmadığını söyledi.

İsmail Yıldız´ın iddiaları

Duruşmada Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, tutuklu sanık İsmail Yıldız´ın dilekçe vererek, sanıklardan Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş ile aynı koğuşta kalmasının mümkün olmadığını, Demirtaş´ın kendisine saldırdığını, koğuşunun değiştirilmesini istediğini belirtti. Şengün, Danıştay saldırısıyla ilgili iddialarının yer aldığı dilekçelerinin Anayasa Mahkemesi, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT´e gönderilmesini talep eden Yıldız´ın, can güvenliğinin tehlikede olduğunu, başka bir cezaevine naklini istediğini kaydetti. Şengün, ardından Yıldız´a söz vererek, birkaç günden beri söylediği bu iddialarını neden şimdiye kadar dile getirmediğini sordu. Yıldız da, kendisinin bir stratejist olduğunu belirterek, Danıştay dosyasında tanık olarak dinlendiğini ve sürecin tamamlanma aşamasından olduğunu söyledi. Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti ve Necip Hablemitoğlu cinayetleriyle ilgili iddialarda bulunan Yıldız´a Başkan Şengün, bu bilgileri kendisine veren kişilerin isimlerini söylemesini istedi. Yıldız, bu kişilerin AK Parti milletvekilleri olduğunu ileri sürdü.

´Yıldız´ın sağlığından endişe ediyoruz´

Yıldız´ın sabahki oturumda Danıştay saldırısında asıl katil olduğunu öne sürdüğü Oktay Yıldırım ise, ´İsmail Yıldız 1,5 yıla yakın zamandan beri hayvansal hiçbir gıda almıyor. Patates ve ekmekle besleniyor. Koğuşta yemekleri Mehmet Demirtaş yapar. Onun salatasını çorbasını ayrı hazırlar´ dedi. Demirtaş´ın Yıldız ile tartıştığı gün de Yıldız´ın bir haftadır yemek yemediğini ifade eden Yıldırım, Yıldız´ın sağlığından endişe ettiklerini söyledi. Yıldız´ın kendisine yönelik suçlamalarını duyduğunda ´Acaba tıbbi durumu nedeniyle mi böyle konuşuyor, ya da gerçekten bir niyet mi var?´ diye düşündüğünü belirten Yıldırım, ´Sayın Başkan bu adam tanrının altında 6 kişilik yönetim kurulu olduğunu, onların sürekli insan ürettiğini söylüyor. Biz bunları dinliyoruz. Cezaevindeyken çocuğu oldu. İnsanlar çaresiz. Nasıl bu hale geldi? Lütfen tahliye edin´ şeklinde konuştu. Mehmet Demirtaş da, 26 aydır Yıldız ile aynı koğuşta olduğunu, kendisine Allah´tan şifa dilediğini belirterek, hiç yemek yememesi nedeniyle 24 saate bir beslenmesi için Yıldız´ı tehdit ettiğini söyledi. Bu arada söz isteyen Alparslan Arslan da, cezaevinde sigara vermediklerini, bunun vatandaşlık hakkına aykırı olduğunu söyledi. Başkan Şengün de, görevlilere ´mikrofonu kapatın´ diye uyarıda bulunarak, Arslan´a bunu cezaevi yönetimine bildirmesi gerektiğini kaydetti. Şengün, Yıldız´ın, ayrı bir odada tutulması için yattığı cezaevine faks çekilmesine karar vererek, duruşmayı yarına erteledi. ( Zaman)

İBDA-C ve Hizbullah avukatları Arslan´ı savunmak istemiş

07 Aralık 2010: Ergenekon davasında tutuklu sanık Alparslan Arslan´ın gerçekleştirdiği Danıştay saldırısı nedeniyle bir dönem avukatlığını da yapan arkadaşı Ahmet Doğan, tanık sıfatıyla ifade verdi. Doğan, Danıştay olayından sona dini hassasiyeti olan avukatların davaya müdahil olma istekleri vardı. Hizbullah ve İBDA-C davalarına bakan birkaç avukat, istememiz halinde davaya müdafi olarak katılabilecekleri yolunda teklifte bulundu. Ancak ben buna karşı çıktım. dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen Ergenekon ana davasında Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması olaylarına ilişkin tanık ifadelerinin alınmasına 168´inci duruşmada da devam edildi. Alparslan Arslan tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen Danıştay saldırısından sonra bir dönem avukatlığını da yürüten arkadaşı Ahmet Doğan, tanık sıfatıyla dinlenmek üzere kürsüye çağrıldı.

Avukat Doğan, Danıştay saldırısı sırasında Adana Adliyesi´nde olduğunu, Teoman Ekşioğlu´nun kendisini arayarak haber vermesi üzerine olaydan haberdar olduğunu anlattı. Doğan, olayı haber almasından sonra da Ankara´ya gittiğini ifade etti. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki dava sırasında Alparslan Arslan´ın avukatlığını yaptığını belirten Doğan, Alparslan Arslan´ın isteği üzerine Osman Yıldırım ile müdafi olarak görüştüm. Yıldırım´ın öğretmen olan kardeşi ve eşi de beni ısrarla aradılar. Osman Yıldırım ile Arslan´ın menfaat çatışması olduğu için ilk celsede Yıldırım´ın avukatlığından çekildim. diye konuştu. Doğan, radikal dinci örgüt davalarından tanınan Abdurrahman Sarıoğlu´nun Arslan´ın avukatlığını üstlenmesiyle Arslan´ın kendisini azlettiğini anlattı. Arslan´ın neden kendisini azlettiği konusundaki sorular üzerine Doğan, Kendisi dini hassasiyetlerle bu eylemi yaptığını söylüyordu. Savunma şekli konusunda uyuşamadık. ´Birkaç yıl içinde çıkacağım, beni savunma´ diyordu. Ben de ´seni buradan çıkarmaya yetecek hiçbir güç yok´ dedim. ´Bir iki yıl içinde çıkarım, beni savunma´ diyordu. ifadelerini kullandı. Avukat Abdurrahman Sarıoğlu´nun meslekten ihraç edildiği ve neden Arslan´ın savunmasını üstlenmek istediğinin sorulması üzerine Doğan, o dönemlerde mesleğe yeni başladığı için acemi olduğunu belirterek şöyle konuştu; Danıştay olayından sona dini hassasiyeti olan avukatların davaya müdahil olma istekleri vardı. Hizbullah ve İBDA-C davalarına bakan birkaç avukat, istememiz halinde davaya müdafi olarak katılabilecekleri yolunda teklifte bulundu. Ancak ben buna karşı çıktım. Alparslan Arslan da söz alarak, Abdurrahman Bey cezaevinde ziyaretime gelmişti. ´Avukatlığını yapabilirim´ demiş. Ben de talep edilince kabul yönünde düşüncem oldu. diye açıklamada bulundu.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Osman Yıldırım´ın çapraz sorgusunda Avukat Ahmet Doğan ile gelen Avukat Teoman Ekşioğlu bana Muzaffer Tekin´in selamını getirdi. Tekin´in ´vatanseverliği işlemesin, dini içerikli savunma yapsın´ şeklinde mesajını iletti şeklindeki iddialarını sordu. Bu iddiaları yalanlayan Ahmet Doğan, Ekşioğlu ile Yıldırım´ın yalnız görüşmediklerini söyledi. ( Cihan)

(06 Aralık 2010), son güncel.: (07 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Alparslan Arslan pişman oldu mu?

Alparslan Arslan pişman oldu mu?

Danıştay ve Ergenekon davalarının birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2600    yazdır/print


 

´Ergenekon Şekeri´ne ´Glock´ karıştı

Ergenekon´un kasası olduğu iddiasıyla Kayseri Şeker Fabrikası´nda başlatılan yolsuzluk operasyonu derinleşiyor. Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin´in, yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan Kayseri Şeker Fabrikası Başkanı Vedat Ali Özışık´a Glock marka silah hediye ettiği iddia ediliyor.

´Ergenekon Şekeri´ne ´Glock´ karıştı

Ergenekon´un kasası olduğu iddiasıyla Kayseri Şeker Fabrikası´nda başlatılan yolsuzluk operasyonu derinleşiyor. Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin´in, yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınan Kayseri Şeker Fabrikası Başkanı Vedat Ali Özışık´a Glock marka silah hediye ettiği iddia ediliyor.

Ergenekon´un kasası olduğu iddiasıyla Kayseri Şeker Fabrikası´nda başlatılan yolsuzluk operasyonu derinleşiyor. İstanbul´da yurtdışına çıkmaya hazırlanırken polis tarafından gözaltına alınan Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´a, Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahin´in Glock marka silah hediye ettiği iddia ediliyor. Özışık´ın bürosunda yapılan aramada gizli kamera bulunduğu ve gelen misafirlerin kaydedildiği de öne sürülüyor. Vedat Ali Özışık, oğlu Burhan Özışık ve kardeşi Savaş Özışık´ın yanısıra gözaltına alınan 30 kişinin mal varlıklarına el konduğu, banka hesaplarının dondurulduğu ve haklarında “yolsuzluk, nitelikli dolandırıcılık, örgüt üyeliği, şantaj ve fuhuş çetesi kurmak” gibi birçok suçlama bulunduğu bildirildi.

Cuma günü ifade verecekler

Gözaltına alınan 30 kişinin cuma günü Ankara´da soruşturmayı yürüten Savcı Cemil Tuğtekin´e ifade verecekleri belirtildi. Operasyonun arkasından savcılık ve emniyete çok sayıda ihbar mektubu bilgi ve belgelerin iletildiği öğrenildi. Özışık´a ait ev ve iş yerlerinde yapılan aramada çok önemli bilgi ve belgelere ulaşıldığı belirtilirken operasyon kapsamında Kayseri Adliyesi´nde görev yapan bazı yargı mensuplarının da gözaltına alınabileceği öne sürülüyor. İddialara göre yolsuzluk operasyonu kapsamında Kayseri´de imamlık yapan bir kişi de gözaltında. ( Taraf)

Polis yeni bulgulara ulaştı

03 Aralık 2010: Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki yolsuzluk operasyonunda polis yeni bulgulara ulaştı. Fabrika Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın evindeki aramalarda Glock marka silahlar ele geçirildi. Silahlar Ergenekon sanığı özel harekatçı İbrahim Şahin tarafından Özışık´a hediye edildi. Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki yolsuzluk operasyonu devam ediyor. Soruşturma kapsamında Vedat Ali Özışık´ın evi ve ofisinde yapılan aramalarda silahlar, gizli kamera ve ses kayıt sistemlerine rastlandı. Ankara Cumhuriyet Savcısı Cemil Tuğtekin tarafından yürütülen soruşturmada, Fabrika´nın yönetim kurulu üyesi O.E. ve Kayseri de bir camii imamı A.Ç. Ankara´da 5 yıldızlı bir otelde gözaltına alındı. İmam A. Ç.´nin Ankara´ya geldiği zamanlarda sürekli aynı otelde konakladığı ortaya çıktı. Bir reklam ajansının sahibi E.V. ile aynı reklam ajansının çalışanları E.D. ve S. K de ikamet ettikleri evlerinde gözaltına alındı.

Ergenekon bağlantısı olabilir

Öte yandan Fabrika´nın Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık ve oğlu Burhan Özışık´ın aynı adresteki ikametlerindeki aramada ´hayalet silah´ olarak tanınan Glock marka silaha ait bir adet şarjörler ele geçirildi. Ayrıca MKE yapımı bir adet şarjör, Smith Wesson silaha ait bir adet şarjör ele geçirildi. Aramalarda bilgisayarların imajları alınırken, çok sayıda evraka el konuldu. Ergenekon davasının tutuklu sanığı eski özel harekatçı İbrahim Şahin tarafından Vedat Ali Özışık, kardeşi Savaş Özışık´a ve oğlu Burhan Özışık aynı marka silahtan birer adet hediye ettiği öğrenildi. Savaş Özışık´ın Kayseri´deki evindek aramalarda ise Glock marka silahlara ulaşıldı. Özışık´ın Ergenekon davasının tutuklu bazı sanıkları aracılığıyla Suriye´ye şeker sattığı ve bu satıştan elde edilen kazancın da Ergenekon´a aktarıldığı iddia edildi. Yine Özışık´ın evindeki aramalarda çok sayıda CD ve DVD ele geçirildi. CD ve DVD´lerde çok sayıda siyasetçi, işadamı, hukukçu ve bürokratın habersiz çekilmiş görüntülerinin yer aldığı öğrenildi. Polis, bu görüntü ve ses kayıtlarının, tehdit ve şantaj amacıyla oluşturulduğu ve kullanıldığı ihtimali üzerinde duruyor. Kayseri Emniyet Müdürü Cuma Ali Aydın, gözaltına alınan zanlıların gelecek talimat doğrultusunda toplu olarak Ankara´ya gönderileceklerini söyledi. Kayseri´nin yanı sıra Yozgat, Bursa, İstanbul, Ankara, Sivas ve Gaziantep´te gözaltına alınan 30 civarında kişi Kayseri Emniyet Müdürlüğü´nde tutuluyor.

Vedat Özışık Kurtlar Vadisi´ne özenmiş

Kurtlar Vadisi dizisindeki Amerikalı ajan Aron Feller´in kullandığı kameralı heykelin bir benzeri de Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın makam odasında bulundu. Özışık´ın makam odasında ve odanın bitişiğindeki dinlenme odasında ince arama yapan polis ekipleri, makam masasının sağ tarafında içinde plaketlerin ve kitapların bulunduğu dolabın üzerinde yer alan ve kadın bir çiftçiyi canlandıran heykelin gözünde gizli kamere sistemi buldu. Dinlenme odasındaki çalışma masasının altında ise konuşmaların kaydının yapıldığı gizli ses kayıt sistemi olduğu ortaya çıktı. ( Yenişafak)

Özışık tutuklandı

04 Aralık 2010: ´Kayseri Şeker Fabrikasında yolsuzluk yapıldığı´ iddiaları üzerine yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 24 kişiden, aralarında Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın da bulunduğu 11´i tutuklanırken, 13 kişi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Tutuklular cezaevine gönderildi. Ankara Adliyesi´ne dün öğleden sonra getirilen 24 kişinin sorgusu sabah saatlerine kadar sürdü. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği, aralarında Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Özışık´ın da bulunduğu 11 kişiyi tutuklarken, 13 kişiyi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı müfettişlerinin Kayseri Şeker Fabrikası´nda yaptıkları inceleme sonrasında, fabrikada ve kooperatifte haksız kazanç sağlandığı yönündeki bilgiler ışığında suç duyurusunda bulunuldu. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Kayseri Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri 32 kişiyi gözaltına aldı. Savcı talimatıyla gözaltına alınanların dışında 100´ün üzerinde kişinin de bilgisine başvurularak ifadeleri alındı. Salı günü başlayan soruşturma kapsamındaki göz altıların ardından Kayseri Emniyeti´nde ifadesi alınan 32 kişi önceki gün Ankara Adliyesi´ne götürüldü. Şahısların burada özel yetkili savcı tarafından ifadeleri alındı. İfade sonrasında 8 kişi serbest bırakıldı. Savcılık, 24 kişiyi yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği´ne sevk etti. Burada ifadeleri alınan 24 kişiden 11´i tutuklanırken, 13 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Başkan ve Genel Müdür tutuklandı

Mahkeme tarafından tutuklanan 11 kişinin isimleri şöyle: Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık, kardeşleri Savaş ve Cengiz Özışık, Yönetim Kurulu üyeleri Oktay Efe ile Mehmet Akdeniz, Genel Müdür yardımcıları Mustafa Matur, Cuma Karataş, Vedat Ali Özışık´ın eski makam şoförü Kemal Kılıç, özel kalem müdürü ve aynı zamanda eniştesi olan Ahmet Öztürk, reklam şirketi sahibi Ercan Varol ve Fazlı Kalaycı.

´Savcılığın serbest bırakılanlar için itirazı bekleniyor´

Ankara´daki Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında 24 kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. Savcılığın talebi doğrultusunda Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği´nde 24 kişiden 13´ü tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı, 11´i tutuklandı. Savcılığın, serbest kalan 13 kişi ile ilgili mahkemeye itiraz etmesi bekleniyor.

´Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, kooperatife el koyabilir´

Kayseri Şeker Fabrikası´nda yürütülen yolsuzluk operasyonu sonrasında, yöneticilerinin de tutuklanmasıyla yaşanacak gelişmenin nasıl olacağı değerlendiriliyor. Kayseri Şeker Fabrikası´nın, üyeleri çiftçilerden olan Pancar Ekicileri Kooperatifi´ne ait olması nedeniyle buradaki yönetime Tarım ve Köyişleri Bakanlığı´nın el koyması bekleniyor. Yeni kooperatif yasasına göre, kooperatiflerde yönetim kurulundaki üyelerden bazılarının yolsuzluk ve benzeri suçlardan tutuklanması sonrasında bakanlığın el koyması gerekiyor. Kooperatife el konulmasıyla birlikte bakanlığın yönetimi kayyuma devretmesi bekleniyor. Dolaysıyla Şeker Fabrikası´nın yönetimi de atanmış olan kayyum yapacak. Kayyum önce genel kurul yapacak, bir yıl içerisinde ise seçimlere gidecek. Kayseri Şeker Fabrikası´nda yolsuzluk yapıldığı iddiaları üzerine yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan ve aralarında Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın da bulunduğu 11 kişi, Sincan Cezaevi´ne gönderildi. ( Zaman)

Gözaltına alınan vali yardımcısı ve hostes adliyeye sevk edildi

17 Aralık 2010: Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki yolsuzluk soruşturmasının ikinci dalga operasyonunda gözaltına alınan Antalya Vali Yardımcısı Ali Yener Elçin ve THY´de hostes olarak görev yaptığı belirtilen Aslı D., Ankara Cumhuriyet Savcılığı´na sevk edildi. ( Cihan)

Vali Yardımcısı ve hostes serbest bırakıldı

Antalya Vali Yardımcısı Ali Yener Elçin, Şeker Yolsuzluğu iddialarıyla ilgili ifade verdi. Kayseri Şeker Fabrikası´nda yolsuzluk soruşturmasında yeni bir gelişme yaşandı. Ankara Özel Yetkili Savcısının Kayseri Şeker Fabrikası ile ilgili yürüttüğü soruşturma kapsamında, daha önce Kayseri´de Vali Yardımcısı olan ve halen Antalya Vali Yardımcısı olarak görev yapan Ali Yener Elçin, bu sabah izinli olarak gittiği Kayseri´de, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındı. fadesi alınmak üzere Ankara´ya getirilen Vali Yardımcısı, savcı sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan bir hostes de serbest bırakıldı.

(02 Aralık 2010), son güncel.: (17 Aralık 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çiftçi paralarını Ergenekon´a akıtan Özışık gözaltında

Çiftçilerin trilyonu Temizöz´ün avukatının çalışma ücreti

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2583    yazdır/print


 

Çiftçi paralarını Ergenekon´a akıtan Özışık gözaltında

80 bin çiftçinin ortak olduğu Kayseri Şeker´in parasıyla Boğaz´da yalı tutan, 2 milyon euroluk makam aracına binen, fabrikaya akrabalarını dolduran Yönetim Kurulu Başkanı Özışık, yolsuzluk ve çete kurma suçlamasıyla gözaltına alındı. Özışık´ın yönetimindeki Kayseri Şeker Fabrikası´ndan, Diyarbakır´da görülen faili meçhuller davasında tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz´ün avukatı Mustafa Olcayto Özhan´a çeşitli tarihlerde eski tutarla 2 trilyon lira gibi rekor miktarda para aktarıldığı belirlenmişti. Özışık´ın diğer Ergenekon sanıklarıyla bağlantı ve ilişkileri de dikkat çekmişti. İbrahim Şahin´e ait ajandada ´Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.´ diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin´in ajandasında V.A.´nın Mehmet Ağar, Susurluk hükümlüsü Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür´e para aktardığı bilgisi yer alıyor.

Çiftçi paralarını Ergenekon´a akıtan Özışık gözaltında

80 bin çiftçinin ortak olduğu Kayseri Şeker´in parasıyla Boğaz´da yalı tutan, 2 milyon euroluk makam aracına binen, fabrikaya akrabalarını dolduran Yönetim Kurulu Başkanı Özışık, yolsuzluk ve çete kurma suçlamasıyla gözaltına alındı. Özışık´ın yönetimindeki Kayseri Şeker Fabrikası´ndan, Diyarbakır´da görülen faili meçhuller davasında tutuklu yargılanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz´ün avukatı Mustafa Olcayto Özhan´a çeşitli tarihlerde eski tutarla 2 trilyon lira gibi rekor miktarda para aktarıldığı belirlenmişti. Özışık´ın diğer Ergenekon sanıklarıyla bağlantı ve ilişkileri de dikkat çekmişti. İbrahim Şahin´e ait ajandada ´Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.´ diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin´in ajandasında V.A.´nın Mehmet Ağar, Susurluk hükümlüsü Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür´e para aktardığı bilgisi yer alıyor.

Kayseri Şeker Fabrikası´ndaki tatlı hayata neşter vuruldu. Ankara Özel Yetkili Savcısı Cemil Tuğtekin´in talimatıyla Kayseri, Ankara, İstanbul, Bursa, Gaziantep ve Sivas´ta kurum yöneticilerine yönelik eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Aralarında Kayseri Şeker Fabrikaları Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın da yer aldığı 30 kişi gözaltına alındı.

31 adreste arama

Bir yıl süren teknik-takip ve gizli izleme sonucu deliller toplandı ve 31 adreste arama yapıldı. Şüphelilerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda biri kurusıkı, 5´i ruhsatsız, 3´ü ruhsatlı toplam 9 tabanca ile bu silahlara ait şarjör ve mermiler ele geçirildi. Polis, Kayseri Şeker Fabrikası, Pancar Ekicileri Kooperatifi ile şüphelilerin evlerindeki bilgisayar, belge ve dokümanlara incelenmek üzere el koydu. Ankara´da Kayseri Şeker Fabrikası Yönetim Kurul Üyesi Oktay E., reklamcılar E.V. E.D., S.K. A.Ç. gözaltına alındı. Zanlılara ilişkin haksız kazanç elde etme´, genel kurul seçimlerinde aday olan kişileri sindirme´ ve aşırı zenginleşme´ iddialarının bulunduğu ifade edildi.

İlk olarak Sabah gündeme getirdi

2000 yılından bu yana lüks içinde yaşadığı ortaya çıkan yöneticiler keyfi uygulamaları jet sosyeteyi kıskandıracak türdendi. İlk kez SABAH´ın ortaya çıkardığı müfettiş raporlarında çarpıcı bilgiler yer alıyordu. Buna göre, 80 bin çiftçinin ortak olduğu fabrikada memur maaşı ile çalışan yöneticilerin, şahsına ve şirkete üst gruba hitap eden onlarca makam aracı aldırdı. Yine şirket yöneticilerinin yıl içerisinde onlarca kez yurt dışı seyahatlere gittiği ve buralarda yaptığı alışverişleri dahi şirkete fatura ettirdiği belgelerde yer alıyordu.

2 milyon euroluk makam aracı filosu

KAYSERİ Şeker´deki lüks ve şatafat kendini şirket araçlarında da gösteriyordu. Neredeyse piyasaya yeni sürülen üst segmentteki araçların birçoğunu Kayseri Şeker Fabrikası´nın Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın ve yakınlarının altında görmek mümkün. İşte değeri 2 milyon euroyu bulan ve birçoğu zırhlı olan araçların listesi : BMW X6, Range Rover Jeep, Mercedes C 180, Hyundai Tucson Jeep , Mercedes B 150, Audi Q7 Jeep, BMW 5.20, Nissan Navara, Volkswagen Jetta, Mazda 2, Mercedes E 270

Fabrikanın kasası boşaldı borç 400 milyona çıktı

KAYSERİ Şeker Fabrikası yıllık 700 milyon TL´ye dayanan şeker satış kotasına rağmen son aylarda kasasında neredeyse tek kuruş kalmamıştı. Bu da yetmezmiş gibi şirketin bankalara yönelik 400 milyon TL´yi bulan kredi borcu bulunuyordu. Firma Eylül ayında yeni bir kredi anlaşmasına daha imza attı. Ancak bu anlaşma kısa bir süre önce bankalar tarafından tek taraflı olarak fesh edildi.

Boğaz´daki yalıyı lojman yaptı

KAYSERİ Şeker Fabrikası yöneticilerinin lüks hayatının en önemli örneklerinden biri de Mimar Ahmet Vefik Alp´e ait Sarıyer´deki Boğaz´a nazır yalıyı şirkete kiralayarak lojman yapmaları oldu. Çoğu zaman boş duran yalıda personel ve Mercedes S 500 marka bir otomobil hazır bulunduruluyordu.

Ergenekon avukatına 27 milyon TL

Yaklaşık 80 bin çiftçinin ortak olduğu Kayseri Şeker, bir arazi davasında Mustafa Olcayto Özhan ve Atilla Ersoylu´ya çifte ödemeyle 27 milyon liralık vekalet ücreti vererek bir rekor kırdı. Avukatlardan Mustafa Olcayto Özhan´ın Ergenekon davasının avukatı olması dikkat çekmişti.

Türkiye´nin 58´inci büyük kuruluşu

KAYSERİ Şeker Fabrikası halihazırda, yıllık net 681 milyon TL´lik satışı ve yaklaşık 80.000 üyesi ile Türkiye´nin ilk 100 büyük sanayi kuruluşu arasında. Ancak özellikle bir süredir Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık´ın adının karıştığı yolsuzluk iddiaları ve Özışık´ın yönetimdeki muhaliflerini sindirmek amacıyla karıştığı tehdit olayları nedeniyle, şirket yönetiminde sıkıntılı günler yaşandığı öğrenildi.

İstanbul´da 5 yıldızlı otelde yakalandı

KAYSERİ Şeker Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık, İstanbul´da kaldığı 5 yıldızlı bir otelde gözaltına alındı. Özışık´ın yurtdışına çıkacağı öğrenildi. Gözaltına alınanlar arasında Özışık´ın kardeşi, oğlu, Kayseri Şeker Fabrikası´nın iki yönetim kurulu üyesi, fabrika Genel Müdürü M.M., Genel Müdür Yardımcısı C.K. ile A.Ö. de yer alıyor.

Operasyon yolsuzlukla ilgili

KAYSERİ Emniyet Müdürü Cuma Ali Aydın, sabah saatlerinde başlayan operasyonun Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatıldığını söyledi. Operasyonun yolsuzlukla ilgili olduğunu ama soruşturma ile ilgili kesin bilgilerin savcılıkta olduğunu ifade eden Aydın, Türkiye genelinde gözaltına alınanların sayısının ise artabileceğini söyledi. Aydın, Kayseri Şeker Fabrikası´nda Ankara merkezli yürütülen bir soruşturma var. Ankara´dan gelen talimat doğrultusunda gözaltılar oluyor. Gözaltı sayısı artabilir´ dedi. ( Sabah)

Ergenekon sanıklarıyla bağlantılar

Temizöz´ün avukatına yüklü meblağlar aktarılan Kayseri Şeker Fabrikası, binlerce çiftçinin iştirakine dayanan bir kooperatif şirketi. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Ali Özışık ise ilginç bağlantıları ve ilişkileri ile dikkat çekiyor. İbrahim Şahin´e ait ajandada Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A. diye söz edilen şahsın da Vedat Ali Özışık olduğu iddia ediliyor. Şahin´in ajandasında V.A.´nın Mehmet Ağar, Susurluk´tan hüküm giyen Korkut Eken ve eski MİT müsteşar yardımcısı Mehmet Eymür ile olan ilişkisine atıf yapılarak bu kişilere para aktardığı bilgisi yer alıyor. Şahin´in ajandasında yer alan iddialar şöyle: Ağar-Eken-Eymür ortak hareket ediyor! Kayseri Pancar Kooperatifleri Başkanı V.A.´nın Suriye ilişkisini MİT biliyor. E. Albay Musa ve Eymür ekibi, kendisinden devamlı para alıyor. 40 milyar Musa aldı. MİT biliyor. Eken-Kürt Ahmet-Peker-Eymür-İst. mafya para tahsilatı-Ben bizzat müdahale edince kaçtı. Süleyman Ağar-Alman istihbaratının maden şirketinde (İst.) çalışıyor. Eken-Cantürk olayında Menteş´ten kaçtı. Hiçbir operasyona girmedi. Ağar´ın hiçbir operasyondan haberi olmadı. Sonradan duydu.

(01 Aralık 2010, 11:58)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çiftçilerin trilyonu Temizöz´ün avukatının çalışma ücreti

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2573    yazdır/print


 

Balyoz gözlemci raporu: Önce mutabakat hükümeti tartışıldı

Darbe değil değil, seminer planı diye masum gösterilmeye çalışılan ´Balyoz Planı´na ilişkin çok önemli bir ayrıntı, Balyoz davasının başlamasına sayılı günler kala tekrar gündeme geldi. Kurmay Albay Hasan Durak, 1. Ordu Komutanlığı´nda 2003´te düzenlenen plan seminerine ilişkin raporda, ´Öncelikle milli mutabakat hükümeti kurulması gerekliliğinin tartışıldığını´ not etmiş.

Balyoz gözlemci raporu: Önce mutabakat hükümeti tartışıldı

Darbe değil değil, seminer planı diye masum gösterilmeye çalışılan ´Balyoz Planı´na ilişkin çok önemli bir ayrıntı, Balyoz davasının başlamasına sayılı günler kala tekrar gündeme geldi. Kurmay Albay Hasan Durak, 1. Ordu Komutanlığı´nda 2003´te düzenlenen plan seminerine ilişkin raporda, ´Öncelikle milli mutabakat hükümeti kurulması gerekliliğinin tartışıldığını´ not etmiş.

Geçen hafta Bakan kararıyla açığa alınan tümgeneraller Gürbüz Kaya, Halil Helvacıoğlu ile Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu´nun da katıldığı Selimiye´deki 5-7 Mart 2003 tarihli 1. Ordu Plan Semineri´ne ilişkin önemli bir ayrıntı Sabah gazetesinde yayınlandı. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı´nın ´hükümeti yıkmaya yönelik eylem´ olarak gördüğü 1. Ordu Plan Semineri´ne katılan Genelkurmay gözlemcisi Kurmay Albay Hasan Durak, seminerde iç tehdit unsurlarının ele alındığını belirtti ve Milli Mutabakat Hükümeti kurulması gerektiğinin tartışıldığını açık bir şekilde not etti. Raporda sıkıyönetim halinde 1. Ordu Komutanlığı bölgesinde alınacak önlemlerin değerlendirildiği ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı´na bir askerin getirilmesinin ele alındığı vurgulandı. İşte gözlemci raporunun detayları:

5 sayfalık arz raporu

5-7 Mart 2003´te gerçekleştirilen plan seminerine Genelkurmay gözlemcisi olarak katılan Kurmay Albay Hasan Durak seminere ilişkin raporunu 19 Mart´ta hazırladı. Rapor silsile yolu ile önce Daire Başkanı Tümgeneral Bekir Kalyoncu ve Harekat Başkanı Korgeneral Köksal Karabay´a sunuldu. 26 Mart 2003 tarihinde Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından imzalanan rapor, daha sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök´e arzedildi.

Rapordaki şok ayrıntı

Kurmay Albay Durak raporunda, 3 gün süren seminerin Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryoya uygun olarak gerçekleştirildiğini belirtti. 1, 2 ve 3. günde yapılanlara başlıklar halinde yer veren Durak, seminerde Türkiye için birinci öncelikli tehdidin iç tehdit olduğunun tespit edildiğini belirtti. Durak, bu çerçevede Milli Mutabakat Hükümeti kurulmasının gerektiğine ilişkin görüşlerin açık bir şekilde tartışıldığını not etti.

İstanbul´a takviye yapılmalı

Raporun iç tehdit değerlendirmesi bölümünde, olası karışıklık halinde 1. Ordu Komutanlığı bölgesindeki birliklerin zinde tutulması gerektiğinin paylaşıldığını, sıkıyönetim görevlerinin ek görev olarak görülmemesi gerektiğinin vurgulandığını belirten Durak, şu ayrıntılara yer verdi: Seminerde Sıkıyönetim Karargahlarının Komutanlık karargahları olması gerektiği, İstanbul ili için 4 ilave tugaya ihtiyaç olduğu, 3. Ordu Komutanlığı´nca İstanbul´da sıkıyönetim planının uygulanması için ihtiyaç duyulan birliklerden 44 taburun kendi kuruluşundan 16 taburun ise takviye birliklerden karşılanacağı vurgulanmıştır.

MİT´in başına asker gelmeli

Seminerde halkla ilişkilerin çok önemli olduğu, sivil toplum kuruluşlarının yeniden yapılandırılması ve istihbarata önem verilmesi gerektiğinin ele alındığını belirten Durak bu çerçevede MİT Başkanlığı´na asker kişi getirilmeli tespitinin yapıldığını kayda geçti.

Doğan´ın konuşmaları

Gözlemci raporunda plan seminerini yöneten Org. Çetin Doğan´ın sözlerine de yer verildi. Raporda, Doğan´ın İç tehdidin her zaman birinci öncelikli tehdit olarak algılanması gerektiğini ifade ettiği belirtilerek, şöyle denildi: Silahlı kuvvetlerin, demokrasinin ve insan haklarının her zaman yanında olduğu, ancak Cumhuriyetin temel niteliklerinden hiçbir zaman taviz verilmeyeceği, Sn. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan tarafından önemle vurgulanmıştır.

´Ültimatom verin diyeceğim´

Eski 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan, Plan Semineri´nde tutulan ses kayıtlarında Milli Mutabakat Hükümeti kurulması gerektiğini şu sözlerle anlatıyordu: Ben Genelkurmay Başkanı´na, Kuvvet Komutanı´na diyeceğim ki, siz Meclis´i ve hükümeti uyarıcı, bu gidişe dur deyici bir ültimatom verin gerekirse. Gerekirse çağırın ´bu işin sonu boktur, işte sonunuz böyledir.´ Bu konuda gerekli tertip ve tedbirleri alın. Evvela ulusal birliğimiz, evvela inandırıcı bir milli mutabakat, buraya öyle yazmışım. Milli Mutabakat Hükümeti Kurulması sureti ile halkın tasvip edeceği tarafsız bir hükümet kurulmasını sağlayın... ( Sabah)

İşte isim isim Balyoz Milli Mutabakat Hükümeti

Balyoz davası iddianamesinde, oluşturulacak Milli Mutabakat Hükümeti´nin şu isimlerden oluşturulmasının planlandığı öne sürülüyordu: Rıfat Hisarcıklıoğlu (Başbakan), Hikmet Çetin (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı), Yıldırım Aktuna (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı), Necmettin Karaduman (Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı), Süheyl Batum (Devlet Bakanı), Mehmet Moğultay (Devlet Bakanı), Mehmet Nuri Yılmaz (Devlet Bakanı), Türkan Saylan (Devlet Bakanı), Mehmet Seyfi Oktay (Adalet Bakanı), Kemal Yavuz (Milli Savunma Bakanı), İsmet Sezgin (İçişleri Bakanı), İsmail Cem (Dışişleri Bakanı), Zekeriya Temizel (Maliye Bakanı), Kemal Gürüz (Milli Eğitim Bakanı), Ömer İzgi (Bayındırlık ve İskan Bakanı), Kemal Alemdaroğlu (Sağlık Bakanı), Işın Çelebi (Ulaştırma Bakanı), Köksal Toptan (Tarım ve Köyişleri Bakanı), Bayram Meral (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı), Hüsamettin Özkan (Sanayi ve Ticaret Bakanı), Rüştü Kazım Yücelen (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), İstemihan Talay (Kültür Bakanı), Eyüp Aşık (Turizm Bakanı), Hikmet Uluğbay (Orman Bakanı), Nur Serter (Çevre Bakanı). ( Sabah)

´Balyoz Planı´ 5 aşamadan oluşuyordu

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ve ilk duruşması 16 Aralık´ta yapılacak olan dava iddianamesinde 5 aşamalı Balyoz Harekat Planı´nın nihai amacının hükümeti devirmek olduğu belirtiliyor. Buna göre: 1. AŞAMA: İstihbarat faaliyetleri, fişleme safhası, mühimmatın dağıtılması 2. AŞAMA: Askeri müdahale için zemin hazırlama süreci 3. AŞAMA: Önce olağanüstü hal ve ardından sıkıyönetim ilan ederek, askeri bir müdahale ile Türkiye Cumhuriyeti hükümetini iktidardan zorla uzaklaştırmak 4. AŞAMA: Yürütme görevinin Milli Mutabakat Hükümeti ne bırakılması 5. AŞAMA: Seçim. ( Sabah)

Genelkurmay: Devlet sırrıdır, mahkemeye vermeyiz!

16 Aralık 2010´da görülmeye başlanacak olan Balyoz davasına bakacak İstanbul 10. Ağır Mahkemesi, Balyoz Eylem Planı´nın sonuç raporunu Genelkurmay´dan istemiş, ancak Genelkurmay rest çekmişti. Genelkurmay´ın bu resti şaşırtmamıştı. Çünkü şu ana kadar Genelkurmay mahkeme ve savcılara daima direndi. Yargının eline geçen çok gizli belgeler ya Ergenekon sanıklarında yakalandı ya da TSK içindeki meçhul subaylarca savcılara gönderildi. Soruşturma safhasında sonuç raporunun, Kara Kuvvetleri Komutanlığı´nın arşivinde olduğu ortaya çıkmıştı. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet savcıları raporu o süreçte talep etti. Ancak Genelkurmay Devlet sırrı olan gizli belgeyi veremeyiz dedi. İddianameyi kabul eden 10.Ağır Ceza Mahkemesi duruşmanın yapılacağı 16 Aralık 2010 gününü ve 102 sanık hakkında tutuklama kararını verdiği tensip tutanağında o belgenin sonuç raporunun mahkemeye gönderilmesi gerektiğini vurguladı. Tensip tutanağında, 8-5-7 Mart 2003 tarihinde İstanbul 1. Ordu Komutanlığı´nda icra edildiği bildirilen plan seminerine ait sonuç raporunun Genel Kurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı´ndan (KKK) mahkememize celbi için müzekkere yazılmasına... denildi.

İmha ettik ama KKK´da var

Balyoz´un soruşturulması safhasında savcılar raporun askeriyede olduğunu tespit etmişti. Balyoz Darbe Planı´nın konuşulduğu plan seminerinin ardından, dönemin 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan tarafından hazırlanan sonuç raporunun KKK´nın arşivinde olduğu ortaya çıktı. Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Genelkurmay ve KKK´ya yazı yazarak, sonuç raporunun kendilerinde olup olmadığını sordu. Genelkurmay ise, Sonuç raporunu biz imha ettik ama KKK arşivinde var açıklamasını yaptı. Genelkurmay, belgenin ´devlet sırrı´ kapsamında olduğu için açıklanamayacağını ancak davayla ilgili iddianamenin kabulü halinde raporu mahkemeye gönderilebileceklerini belirtti.

Gözlemciler: İç tehdit ele alındı

İddianamede, Genelkurmay tarafından gönderilen gözlemcilerin raporu da yer aldı. Gözlemciler, seminerde, birinci öncelikli tehdit olarak Yunanistan´ın değil iç tehdidin ele alındığını yazdı. Plan seminerine Genelkurmay Başkanlığı adına çeşitli rütbelerde 7 subay, Kara Kuvvetleri Komutanlığı adına çeşitli rütbelerde 7 subay ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı adına 1 subay gözlemci olarak katıldı. Seminerde görüşülen konuların özetlendiği raporun üçüncü sayfasında, olasılığı en yüksek senaryo ile ilgili olarak birinci öncelikli tehdit, iç tehdit olarak vurgulanıyor. Kuzey Irakta meydana gelen gelişmeler ise dış tehdit olarak değerlendiriliyor. İç tehdit ile ilgili olarak öncelikle ´Milli Mutabakat Hükümeti´nin kurulmasının gerektiği belirtiliyor.

(29 Kasım 2010, 10:35)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Genelkurmay: Devlet sırrıdır, mahkemeye vermeyiz

Böyle senaryo mu olur? En ince ayrıntısına kadar Terör

Flaş!!! Doğan: Cami bombalaması askeri senaryo ve gerekli

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Balyoz Planı manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2558    yazdır/print


 

Flaş!!! Hükümetten balyoz generallerine ´One Minute!´

Son YAŞ toplantılarında Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından terfi ettirilmeyen, ancak Askeri Mahkeme tarafından terfi ettirilmeye çalışılan ve adları balyoz soruşturmasına karışan üç general görevden alındı. Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu Milli Savunma Bakanlığı tarafından, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ise İçişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü itibarıyla görevden alındılar.

FLAŞ!!! Hükümetten balyoz generallerine ´One Minute!´

Son YAŞ toplantılarında Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından terfi ettirilmeyen, ancak Askeri Mahkeme tarafından terfi ettirilmeye çalışılan ve adları balyoz soruşturmasına karışan üç general görevden alındı. Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu Milli Savunma Bakanlığı tarafından, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu ise İçişleri Bakanlığı tarafından pazartesi günü itibarıyla görevden alındılar.

İçişleri Bakanı Atalay, Cumhuriyet tarihinde bir ilke imza atarak Balyoz soruşturması ve çok sayıda fişleme olayında ismi geçen Paşa´yı açığa aldı. Ardından Milli Savunma Bakanlığı da benzer bir karar alarak iki generali görevden aldı. İçişleri Bakanı´na Jandarma personeli, Milli Savunma Bakanı´na Türk Silahlı Kuvvetleri Personeli hakkında verilen açığa alma yetkisi Cumhuriyet tarihinde ilk kez kullanıldı. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Balyoz Davası sanığı ve çok sayıda fişleme dosyasında imzası bulunan Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nu açığa aldı. Karar, 926 sayılı TSK Personel Kanunu´nun açığa almayı düzenleyen 65. maddesi uyarınca uygulandı. 22 Kasım 2010 tarihli açığa alma kararı, önceki gün İçişleri Bakanlığı tarafından gereğinin ivedilikle yerine getirilmesi için Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı´na gönderildi. Bakanlığın yazısı Tümgeneral Helvacıoğlu´na aynı gün tebliğ edildi. Helvacıoğlu´nun üniforması çıkartıldı ve Ağustos YAŞ´ında atandığı Jandarma Genel Komutanlığı Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı´ndaki görev ve yetkileri elinden alındı.

Başbakan Erdoğan görevden almalarla ilgili konuştu

Başbakan Erdoğan, iki günlük Lübnan ziyareti öncesinde Esenboğa Havalimanı´nda basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bir basın mensubunun, Balyoz davasında yargılanan Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nun İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından görevden alındığını, diğer iki generalin görevden alınıp alınmayacağı yönündeki sorusu üzerine, Başbakan Erdoğan, Sayın Atalay´ın açığa alma işlemini, aynı şekilde Milli Savunma Bakanımız da uygulayacaktır. Belki şu ana kadar uygulamış olması lazım. dedi. Bir generalin görevden alınmasının ilk olup olmadığı yönündeki soruya ise Erdoğan, Bu konunun ilk olup olmadığı noktasında bir araştırmam yok. Fakat her şey yasalar çerçevesi içerisinde, bakanlarımıza verilen yetkiler vardır. Bakanlar Kurulu´na verilen yetkiler vardır. Üçlü kararnameyle atanmışsa, görevden alınmalar vardır. Birçok bu tür metotlar vardır. Nasıl ki herhangi bir üst düzeyde memuru görevden alma yetkisine onları atayanlar sahipse, burada da öyledir. Burada çok daha farklı İç Hizmet Kanunu´na göre bazı yetkiler vardır, bu yetkiler çerçevesinde gerek savunma bakanımız, gerek içişleri bakanımız bu yetkilerini kullanmışlardır. diye cevap verdi. ( Star)

Ağır suçlamalara atıf

İçişleri Bakanlığı´nın açığa alma yazısında, Tümgeneral Helvacıoğlu hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki E: 2010/283 sayılı dosyaya atıf yapıldı. Yazıda Helvacıoğlu´nun hükümeti devirme planları içerisinde yer aldığı hatırlatıldı. Helvacıoğlu hakkında açılan davada isnat edilen suçların içeriği ve deliller göz önüne alındığı vurgulanan yazıda “926 sayılı TSK personel kanununun 65. maddesi uyarınca açığa çıkarılmıştır. Bilgilerinizi ve gereğini, durumun adı geçene bugün ivedilikle tebliğ edilerek belgenin bir örneğinin gönderilmesini rica ederim. İÇİŞLERİ BAKANI” denildi.

YAŞ´ı bypass böylece engellendi

Son YAŞ toplantısında Tümg. Gürbüz Kaya, Tümg. Helvacıoğlu ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, haklarındaki davalar nedeniyle terfi ettirilmemişti. Terfi ettirilmeyen ancak başka görevlere atanan üç Paşa, AYİM´e dava açarak YAŞ kararlarını bypass olarak nitelenen karar çıkarttırmışlardı. AYİM, Balyoz Davası´nda yeralan üç generali terfi ettirmiş ve yürütmenin de durdurulmasına hükmetmişti. Böylece sivillerin onay yetkisinde olan terfilerle ilgili YAŞ kararlarını AYİM üzerinden delmenin yolu açılırken, İçişleri Bakanlığı´nın açığa alma kararı sözkonusu girişimi de durdurdu.

Bütün yetki Bakan´da

926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu´nun, açığa alınan veya tutuklanan subay ve askeri memurlar hakkındaki esasları içeren 65. maddesi, Milli Savunma Bakanı´na ve İçişleri Bakanı´na açığa alma yetkisi veriyor. 65. madde, ´Haklarında ölüm veya ağır hapis cezasını gerektiren veya yüz kızartıcı bir suçtan ya da taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir cürümden veya emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarından dolayı kamu davası açılanlar, mensup oldukları bakanlıklarca açığa çıkarılabilirler´ diyor.” Maddenin´e´ bendinde “terfi sırasına girenlerden açıkta bulunanların terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz” hükmü açıkça yeralıyor.

YAŞ´ta terfi ettirilmemişti

YAŞ´ta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan´ın terfilerine karşı çıktıkları Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Korgeneral kadrosundaki Jandarma Genel Komutanlığı Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı, Tümgeneral Gürbüz Kaya, Korgeneral kadrosundaki Harita Genel Komutanlığı ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu da, Tümamiral kadrosundaki Deniz Kuvvetleri Personel Başkanlığına vekaleten atanmışlardı.

Milli Savunma Bakanlığı da harekete geçti

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül iki komutanı pazartesi gününden itibaren açığa alındığını söyledi. Görevden alınan iki komutanın isimleri şöyle.... Vecdi Gönül, Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu´nu açığa aldı.

3 komutan hakkında ağır suçlamalar

3 komutan hakkında çok ağır suçlamalar ve belgeler bulunuyor. Star gazetesinin haberine göre, açığa alma yazısında, Tümgeneral Helvacıoğlu hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki dosyaya atıf yapıldı. Yazıda Helvacıoğlu´nun hükümeti devirme planları içerisinde yer aldığı hatırlatıldı. Fişçi general olarak da nitelenen Helvacıoğlu´nun terfi ettirilmemesinde Balyoz sanığı olmasının yanında yaptığı fişlemelerin de etkili olduğu belirtiliyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı ve diğer kabine üyelerini fişlemelerine imza atan Helvacıoğlu´nun, fişlemeleri bununla da sınırlı kalmamıştı. Aydın Doğan´ı kiliseden yardım aldığı ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunduğuna dair fişlemiş, İstanbul´daki camileri; vakit ve Cuma namazlarına cemaatin katılımı açısından takip ettirdiği ortaya çıkmıştı. Türkçe ibadet ile de ilgilenen Helvacıoğlu konuyla ilgili Batı Çalışma Grubuna sunulan andıça da imza atmıştı. ( Star)

CHP: ´İntikam... Bu da darbe, sivil darbe´

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, 3 generalin açığa alınmasını eleştirdi ve İntikam... Bu da darbe, sivil darbe diye diye konuştu. Anadol, Öztürk ile birlikte Mecliste düzenlediği basın toplantısında, Öğretmenler Günü dolayısıyla öğretmenlere bir maaş ikramiye verilmesini istedi. Daha sonra soruları yanıtlayan Anadol, ´YAŞ´ta terfi ettirilmediği için dava açan 3 subayın İçişleri ve Milli Savunma Bakanlarınca açığa alındığının´ belirtilmesi üzerine, ´İntikam.... Bu da darbe, sivil darbe. İktidarın zihniyetini ortaya koyan, hak arama özgürlüğünü bir suç gibi algılayan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP zihniyeti´ diye konuştu. Komutanların açığa alınmasıyla ilgili olarak CHP´den ilk tepki geldi. CHP adına Kemal Anadol, açığa alınmalarla ilgili ilk görüşlerini bildirdi. CHP´li Kemal Anadol: Komutanların açığa alınması sivil darbedir. ( AA)

CHP: Hani darbecilerden hesap sorulacaktı?

Anayasa´da yapılan değişiklikler, 12 Eylül darbesini yapanlardan hesap sorulmasını sağlayacak mı sağlamayacak mı? CHP, konuyu bir kez daha gündeme taşıdı. Grup Başkanvekili Kemal Anadol, kameraların karşısına geçti. Anadol hem darbecilerden hala hesap sorulamadığını söyledi hem de 12 Eylül´ün yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesi için verdikleri yasa teklifinin Meclis´te görüşülmemesinden yakındı. Anadol, CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk´ün 12 Eylül müdahalesi ile ilgili yasa tekliflerinin TBMM Adalet Komisyonu gündemine alınmamasını eleştirerek, 12 Eylül çocukları, 12 Eylül´den hesap soramazlar dedi. Anadol, Öztürk ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, 12 Eylül 2010´da ibret dolu bir referandumun yaşandığını, referandumdan sonra 12 Eylül´ün unutulduğunu ifade etti. Anadol, CHP olarak, bunun peşini bırakmayacağız. Sonuna kadar, kaçtıkları yere kadar devam edeceğiz. 12 Eylül´de referandum oldu, ses yok, seda yok. Hani AKP grubunda ağlayanlar? Hani kürsüde ağlayan Başbakan? Siyaset film çevirmek, tiyatro oynamak değildir. Bunlar gözyaşları ile milleti kandıranlardır diye konuştu. ( Cnnturk)

Hüseyin Çelik: Klasik CHP budur

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, üç generalin görevden alınmasının, hukuka ve demokrasiye aykırı olmadığını belirterek, CHP budur işte. Klasik CHP budur. ´TSK´nın teammüleri vardır´ diyen zihniyetle buna ´sivil darbe´ diyen zihniyet aynı yerden kopan bir anlayıştır. dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, üç generalin görevden alınmasını ´sivil darbe´ olarak niteleyen CHP´ye cevap verdi. Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, gündeme yönelik değerlendirmelerde bulundu. Üç generalin görevden alınmasına CHP´li parti yetkililerinin ´sivil darbe´ yönündeki eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Çelik, şunları söyledi: CHP´nin çıkmazı olarak değerlendiririm. YAŞ ile ilgili olarak da Sayın Kılıçdaroğlu, ´TSK´nın teamülleri vardır. Bu teamüllere uyulmak zorundadır. Kimse bunlara karışmasın´ anlamına gelecek ifadeler kullandı. Teamül dediğimiz şeyler tekrarlana tekrarlana alışkanlık haline gelen şeylerdir. Bir memlekette anayasa varken, kanunlar varken, hukuk varken, demokrasinin evrensel ilkeleri ve normları varken, kimse teamüllerle falan iş yapamaz. Türkiye, gerçek anlamda hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik bir cumhuriyet olacaksa ki arzumuz, iddiamız budur. Anayasada da cumhuriyetin vasıfları iddia edilirken, bu yazılır. Böyle ise sivil memur için sivil kamu çalışanları için yapılan neyse, hukukun işletilmesi açısından bir farklılık ben görmüyorum. Sayın İçişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı kendi yetkisini aşan, kanunlara ve anayasaya aykırı bir tutum davranış içinde olursa, aynı partiden olmamıza rağmen önce ben kendilerini eleştiririm. Böyle bir şey olmadığına göre yasal bir şey yapıldığına göre, hukuka, demokrasiye aykırı bir şey olmadığına göre, klasik CHP budur işte. Klasik CHP budur. ´TSK´nın teammülleri vardır´ diyen zihniyetle buna ´sivil darbe´ diyen zihniyet aynı yerden kopan bir anlayıştır. ( Cihan)

Şehit babası: Kaya´nın açığa alınmasıyla ilgili süreci takip edeceğiz

Hakkari Gediktepe´de şehit olan Elhas Esendere´nin, Kahramanmaraş´ın Göksun ilçesi Haytalar mezrasından ikamet eden babası Çavuş Esendere, Hakkâri 3. Taktik Tümen Komutanı Tümgeneral Gürbüz Kaya´nın açığa alınmasıyla ilgili süreci bundan sonra takip edeceklerini söyledi. Elhas´ın şehit olmasının ardından ailesinin dağıldığını ifade eden Esendere, Şimdiye kadar oğlumun acısı sebebiyle kafamızı kaldıramadık. Ocağımız sönmüş durumda. Şehit olmasında ihmalin çok fazla olduğunu öğreniyoruz. Bundan sonra sorumlularla ilgili gerekli hukuki mücadeleyi yapacağım. Benim ağırıma giden nokta şudur: Yıllarca besleyip büyütüyorsunuz ve vatana bekçi olarak gönderiyorsunuz. Sahip olması gerekenler sahip çıkamıyor ve bize cenazesini gönderiyor. Önce yetkililer çocuğuma sahip çıkmalıydı. dedi. Aile olarak çok zor bir süreçten geçtiklerini anlatan baba Esendere, Gediktepe´de ihmali olanların yargılanmasını bekliyoruz. Bir komutan görevden alındı. Bakalım bundan sonra ne olacak, gereken ceza verilebilecek mi? ifadesini kullandı. ( Cihan)

Menderes´ten sonra ilk kez bir general görevden alındı

Balyoz davası sanığı üç generalin İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından görevlerinden alınmaları, Menderes´in 1950 yılında 16 generali görevden almasını hatırlattı. Demokrat Parti´nin iktidara gelmesinin ardından darbe yapma hazırlığı içinde olan 16 general ve 150 albayın orduyla ilişkileri kesilmişti. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes bir albay aracılığıyla kendisine ulaşan darbe yapılacağı yönündeki bilgi sonrasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar´ı da ikna ederek 16 general ve 150 albayı emekliye sevk etmişti. Menderes tarafından emekliye sevk edilenler arasında Genelkurmay Başkanı Abdurrahman Nafiz Gürman ile Genelkurmay İkinci Başkanı, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları ile üç ordu komutanı bulunuyordu. Menderes´in 16 generali emekliye sevk etmesinin kendisine 10 yıl zaman kazandırdığı yönünde tarihçiler tarafından değerlendirmeler yapılmıştı. Süleyman Demirel de Başbakan olduğu 1969 yılında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural´ı görevden almak yerine YAŞ´a atama formülünü bulmuştu. Tural, bu görevde 5 ay kaldıktan sonra emekliye sevk edilmişti. ( Cihan)

DYP Eski Başkanı Soylu: Yeni Türkiye´nin kodlarını algılayanlar bu tip olayları normal karşılar

Eski Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu, Milli Savunma ve İçişleri bakanlıklarınca Balyoz davası sanığı 3 tümgenerali açığa alınmasının, yeni Türkiye´nin kodlarını algılayanlarca normal karşılanacağını söyledi. Soylu, Yapılan işlem, sorumluluğun gereğidir ve hukukun içerisindedir. dedi. Konuyla ilgili açıklama yapan Süleyman Soylu, 12 Eylül 2010 referandumu sonrası Türkiye´de başlayan zihniyet yenilenmesinin devam ettiğini söyledi. Soylu: Yeni Türkiye´nin kodlarını algılayanlar, bu tip olayları normal karşılarlar. Ancak hala eski Türkiye´nin kodları ile Türkiye´yi çözümlemeye çalışanlar için içinden çıkılmaz ve kaotik bir durumdur. Demokrasinin vazgeçilmez kuralı Milli iradedir. Milli irade konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kanalıyla halkın temsilini sağlayanlar, elbetteki sorumluluklarını yerine getirmelidirler. Yapılan işlem, bir sorumluluğun gereğidir ve hukukun içerisindedir. değerlendirmesini yaptı. ( Cihan)

MHP: Yetki niçin şimdi kullanılıyor?

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da komutanların görevden alınmasına tepki göstererek “Bu yetki neden şimdi kullanılıyor” diye sordu.

BDP´den destek: Askeri vesayetin kırılması açısından olumlu

BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata, üç komutanın görevden alınmasını ´olumlu bir durum´ olarak değerlendirdi. Ata, TBMMde düzenlediği basın toplantısında, Balyoz iddianamesinde adı geçen Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nun İçişleri Bakanlığı tarafından, Tümgeneral Gürbüz Kaya ile Tuğamiral Abdullah Gevremoğlu´nun da Milli Savunma Bakanlığı tarafından görevden alınması ile ilgili soruları cevaplandırdı. Ata, ´Üç generalin görevden alınması Türkiye´de demokratikleşme açısından ve askeri vesayetin kırılması açısından, birçok kesimin beklentisi açısından olumlu karşılanan bir durum´ dedi. Türkiye´de geçmişte 10 yılda bir yapılan darbelerin demokrasiye geçiş sürecini uzattığını belirten Ata, şimdi bu süreçle yüzleşmenin tartışıldığı bir dönemin yaşandığını söyledi. Eylül halk oylamasında darbelerle yüzleşileceği iddiasıyla halkın oyuna getirildiğini savunan Ata, ´Üç generalin görevden alınmasının Türkiye´de bir ilk olmasının yarattığı şaşkınlığı bir tarafa bırakıp, daha kararlı adımlar atmak gerekiyor´ diye konuştu. ( Cihan)

Eski Başbakan yardımcısı Ekrem Pakdemirli: Bir başlangıç

Eski Başbakan yardımcılarından Ekrem Pakdemirli, Balyoz soruşturması kapsamında üç generalin görevden alınmasının, hukukun işlemesi adına önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Askerin kışlada mı yoksa dışarıda mı bulunduğunun belli olmadığını vurgulayan Pakdemirli, Asker kışlada değil. Asli görevinin dışında işlerle uğraşıyor. dedi. Ekrem Pakdemirli, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: Geçmişte bu kadar komplo teorilerinin dışında elde deliller varken, yazılı dökümanlar, camilerin bombalanması, uçakların düşürülmesi, insanların nerede toplatılacağına varıncaya kadar planlar yapılmış bir sistemde sen komuta kademesini sorumlu tutmuyorsun. Birileri yapmış; öyle şey mi olur? Burada bir ordu varsa, alttaki general veya albay kendi başına bir iş yapıyorsa demek ki komutanını dinlemiyor. O kişiyi görevden al. Komutanın haberi varsa, onu da görevden al. Ordu kışlada olmadığı için farklı hareket etmek lazım. Görevden alınmaları iyi olmuş. Bir başlangıçtır. Pakdemirli, geçmişte darbe planlarına kâğıt parçası diyen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un da o zaman görevden alınması gerektiğini kaydetti.

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: TSK´nın itibarını korumak için uygun

Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, silahlı kuvvetlerin hem itibarını korumak hemde idarenin etkinliğini, otoritesini tesis etmek amacıyla bu işlemin uygun olduğunu söyledi. Cihan muhabirine konuşan Tanrıverdi, görevden alınanların zaten kadrosuzluk nedeniyle 30 Ağustos 2010 tarihinde emekli olmaları gerektiğini belirtti. Dolayısıyla emekliye sevk edilmeyip de yargı yolunu bahane ederek görevde tutulmalarının zaten hata olduğunu vurgulayan Tanrıverdi, herhangi bir görevde bulunmalarının da uygun olmadığını kaydetti. Tanrıverdi, sözkonusu kişilerin, aslında daha önce de açığa alma nitelikleri bulunan bir suçla suçlanarak, haklarında iddianame hazırlanmış kişiler olduğunu ifade etti. Tanrıverdi, şöyle devam etti: Görevden almanın akabinde herhalde açığa alma işleminin de olması gerekir. Hem hukukun uygulanması, hem de idarede, özellikle silahlı kuvvetlerde darbe hazırlığı iddiasıyla ağır bir suçla itham edilen kişilerin görevde bulunmaları, silahlı kuvvetleri sarsıcı bir durumdur. Çünkü mahiyeti üzerinde ayrışmaya sebep olur. ´Darbeci zihniyeti savunanlar, savunmayanlar´ diye ayrışmaya sebep olur. O bakımdan silahlı kuvvetlerin hem itibarını korumak hem de idarenin etkinliğini, otoritesini tesis etmek amacıyla bu işlemin uygun olduğu kanaatindeyim. Önemli bir işlemdi, geç kalmış bir işlemdi.

Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu: Olumlu gelişme, hukuk işliyor

Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu, bunların olumlu gelişmeler olduğunu, hukukun işlemesi anlamına geldiğini söyledi. Cihan muhabirine konuyu değerlendiren Tarımcıoğlu, halk arasında kullanılan ´Geciken adalet, adalet değildir´ sözünü hatırlattı. 926 sayılı TSK Personel Kanunu´nun açığa almayı düzenleyen 65. maddesinin çok açık olduğunu dile getiren Tarımcıoğlu, Bu 65. madde YAŞ kararlarından önce de vardı. Herhangi bir soruşturmada bir rütbeli suçlu veya suçsuz, bazı delillere dayanarak savcı dava açmıştır. O zaman gerçekten hukuk kanunları uygulanmış olsaydı, bu işlem daha önce yapılmış olurdu. 65. madde çok açık ve net, bu savsaklandı, çok gecikildi. Gelinen nokta, kanunun uygulanması anlamına gelir. Olumlu bir gelişmedir, hukukun işlemesi anlamında. İlk işlem bu şekilde yapılmalıydı. dedi. Açığa alma olayının her hadise için yapılamayacağına dikkat çeken Tarımcıoğlu, olayların kendi içinde ayrı ayrı düşünülmesinin daha doğru olacağını ifade etti. ( Cihan)

Açığa alınan komutanlardan AYİM´e itiraz

Açığa alınan 3 general, açığa alınmalarına ilişkin işlemlerin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle dün AYİM´e başvurdu. AYİM, generallerin istemiyle ilgili düşünce belirtilmesi için dosyayı Askeri Savcılığa gönderdi. Savcılıktan gelecek görüşün ardından generallerin başvurusu AYİM Daireler Kurulu´nda görüşülecek. ( Zaman)

TSK: Bakanlar takdir haklarını kullandı

3 komutanın bakanlar tarafından açığa alınmasıyla ilgili olarak, TSK´dan ilk açıklama geldi. TSK´dan yapılan açıklamada Bakanlar takdir haklarını kullanmıştır denildi.

Açığa alınmanın dayanağı olan kanun

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay´ın, Balyoz Darbe Planı Davası sanıkları Tümgeneral Gürbüz Kaya, Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ve Tümgeneral Halil Helvacıoğlu´nu açığa alması, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu´nun 65. maddesini gündeme getirdi. Kanunun numarası 926 iken kabul tarihi ise 27 Temmuz 1967. Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi 10 Ağustos 1967, yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı 12 bin 670. TSK Personel Kanunu´nun 65. maddesi, ´Açığa çıkarılan, tutuklanan veya firar ve izin tecavüzünde bulunan, cezası infaz edilmekte olan subaylar´ hakkında yapılacak işlemleri içeriyor. Maddede açığa alınan veya tutuklanan subay ve askeri memurlar hakkında şu esaslara göre işlem yapılacağı belirtiliyor. TSK Personel Kanunu´nun 65. maddesi şöyle:

İşte 65. Madde

Haklarında ölüm veya ağır hapis cezasını gerektiren veya yüz kızartıcı bir suçtan ya da taksirli suçlar hariç olmak üzere 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir cürümden veya emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarından dolayı kamu davası açılanlar mensup oldukları bakanlıklarca açığa çıkarılabilirler. Ancak, emre itaatsizlikte ısrar, üste veya amire fiilen taarruz, üste veya amire hakaret, mukavemet suçlarında; nezdinde mahkeme kurulan kıta komutanı veya kurum amiri tarafından fiilin işleniş şekli, niteliği ve disiplini ihlal derecesi bakımından açığa alınmayı gerektirip gerektirmediği hakkında bir görüş bildirilmişse bu görüş de dikkate alınır. ´a´ bendi gereğince açığa çıkarılanlar, yapmakta oldukları görevden alıkonulurlar ve kendilerine başka görev verilmez. Yargılama sonunda beraatlerine, haklarındaki kamu davasının her ne sebeple olursa olsun ortadan kaldırılmasına veya duruşmanın tatiline veya davanın düşmesine veya kamu davasının reddine veya Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ilişiklerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hükümlülüklerine karar verilenlerin açıkları, haklarındaki kararın kesinleşmesi beklenmeksizin kaldırılır. Soruşturmaya konu olan fiillerinin hizmetlerine devama engel olmadığı anlaşılanların açıkları, haklarında karar verilmesi beklenmeksizin kaldırılabilir. Hükmün aleyhe bozulması ve mahkemece bu bozmaya uyulması veya duruşmanın tatiline dair kararın ortadan kalkması veya Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ilişiklerinin kesilmesini gerektirecek şekilde hükümlülüklerine karar verilmesi hallerinde de (a) bendi hükmü uygulanır.

Terfi sırasına girenlerden açıkta bulunanlar

Türk Silahlı Kuvvetleri´nden ilişkilerinin kesilmesini gerektirmeyecek şekilde hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olmaları nedeniyle veya (c) bendinin (2) numaralı alt bendine göre açıkları kaldırılmış olup da henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların, Tutuklu bulunan ya da tahliye edilmekle beraber kovuşturma veya duruşması devam eden veya hakkında verilen hüküm henüz kesinleşmemiş bulunanların, Kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme hariç, firar veya izin tecavüzünde bulunmuş olanlar ile firar veya izin tecavüzüne devam edenlerin terfileri ve kademe ilerlemeleri yapılmaz. Bu gibilerin terfi ve kademe ilerlemesi işlemlerinin ne şekilde yapılacağı Subay Sicil Yönetmeliği´nde gösterilir.

Açığa alınanlar ya da tutuklananlar

Hizmet eri tazminatından ve bu kanunda öngörülen aile yardım ödeneği, mahrumiyet yeri ödeneği, doğum yardım ödeneği, ölüm yardım ödeneği, tedavi ve cenaze masrafları, yakacak yardımı, giyecek ve yiyecek (tayın bedeli) yardımı, tahsil bursları ve yurttan faydalanma, lojmandan faydalanma hükümlerinden yararlanmaya devam ederler. Açığa alınanlara, açıkta kaldıkları sürece aylıklarının üçte ikisi, tutuklulara ise yarısı ayrıca ödenir. Ancak, bu gibilerden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına, muhakemenin menine, beraate, her ne sebeple olursa olsun kamu davasının düşmesine veya ortadan kaldırılmasına karar verilenlerin ödenmeyen veya noksan ödenen her türlü özlük hakları ödenir. Firar veya izin tecavüzünde bulunanların bu fiillerinin başladığı tarihten itibaren aylık, hizmet ve makamla ilgili ödenek ve tazminatları kesilir. Ancak, kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme veya mazerete dayalı olduğu adli mercilerce verilmiş kararlarla saptanan izin tecavüzlerinde kesilen aylık ve makamla ilgili ödenek ve tazminatları geri verilir. Hapis veya ağır hapis cezalarının infazı sırasında subaylar er gibi iaşe edilir. Bunlara maaş ile hizmet ve makamlarına ilişkin ödenek ve tazminatları verilmez. Soruşturma veya kovuşturmasının devamı nedeniyle terfi edemeyen subay ve astsubaylardan; açığa çıkarılan, tutuklanan ya da açıkları kaldırılanlar veya tahliye edilenler hakkında, davaları neticeleninceye kadar, bu kanunun 32´nci maddesinin (b) bendinde yer alan en çok rütbe bekleme süreleri ile 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu´nun 40´ıncı maddesinde belirtilen rütbe karşılığı yaş hadleri uygulanmaz. Bunların Silahlı Kuvvetler´de kalabileceği azami süre, emsali neşetlilerin Silahlı Kuvvetler´deki görev süresi kadardır. ( Cihan)

Cumhurbaşkanı Gül: Abartmaya gerek yok, emniyet müdürleri de açığa alınmıştı

25 Kasım 2010: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Gül, İsviçre´ye hareketinden önce Esenboğa Havalimanı´nda basın mensuplarının sorularını cevapladı. Gül, ´Üç generalin haklarındaki davayla ilgili açığa alınmasıyla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine, ´Yasaların sayın bakanlara verdiği yetki, bakanlar değerlendirmişler ve kullanmışlardır. Aslında bu hususu çok fazla abartmaya da gerek yok. Biliyorsunuz bu ülkede emniyet genel müdürleri bile aynı şekilde açığa alınmıştır.´ cevabını verdi. ( AA)

Meclis Başkanı Şahin: Sivil irade darbe değil, seçim yapar

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, vefat eden eski milletvekili Muammer Baykan için TBMM´de düzenlenen törenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. TBMM Başkanı Şahin, ´Cumhuriyet tarihinde ilk defa, bakanlar tarafından üç general açığa alındı. CHP´den ´sivil darbe´ eleştirileri geldi, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz´ sorusuna şu karşılığı verdi: ´Dün bu konuyla ilgili Antalya´da da bana soru yöneltilmişti. Orada kısa bir açıklama yapmıştım. Söyleyecek yeni bir şeyim yok. İlgili yasaların sayın bakanlara vermiş olduğu yetki çerçevesinde bir uygulama yapıldığı anlaşılıyor. Yasalar sınırları içerisinde olduğu kanaatindeyim ama kamuoyunda dikkati çekmesinin nedeni bu yasal düzenlemenin, yani 65. maddenin, ilk kez uygulanıyor olmasıdır. Tabii, siyasi partilerimizin değerlendirmeleri kendi takdirleridir. Ben onlarla ilgili, Meclis Başkanı olarak bir şey söyleyemem. Partilerimizle bir polemiğe girmek istemem. Ancak sivil irade darbe yapmaz, siviller seçim yaparlar.´ Şahin, ´Zamanlamaya ilişkin de eleştiriler var´ sözlerine, ´O soruyu tasarrufta bulunan bakanlara sorun...´ karşılığını verdi. ( AA)

(24 Kasım 2010), son güncel.: (25 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Askerden terfi resti.. Hükümetten ´One Minute´ hazırlığı

Hukukçular: Tartışma gereksiz, AYİM terfileri hükümsüzdür

Flaş!!! Gül ve Erdoğan´ı terfilerde etkisizleştirme girişimi

Flaş!!! Tarihi gün: Balyozculara terfi yok, Iğsız´a veto

Flaş!!! İşte Heron ihanetinin kayıtları

2010 yılı Yüksek Askeri Şura kriziyle ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2530    yazdır/print


 

Hani JİTEM yoktu: İşte belge ve tanıklar..

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın ´JİTEM´i ben kurdum´ şeklindeki resmi ifadelerine ve soruşturma kapsamında ele geçirilen onlarca belge ve bilgiye rağmen Ergenekon Mahkemesi´ne defalarca ´JİTEM diye bir birim yok ve hiç olmadı´ diyen Jandarma Genel Komutanlığı´nın arşivindeki belgeler JİTEM´in varlığını kanıtlıyor. Jandarma arşivindeki JİTEM´in kuruluş ve çalışmasıyla ilgili ´gizli´ raporları star ele geçirdi. 11 Kasım 1993 tarihli Binbaşı Balçık imzalı raporda JİTEM´in tarihçesi anlatılırken, İstihbarat Okullar Komutanı Tuğgeneral Zeytinci´ye gönderilen Karargah Etüdü´nde de JİTEM´in şeması var. Ergenekon Terör Örgütü´nün deşifre olmasında büyük rol oynayan eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç da, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Teoman Barutçu´nun Jandarma Genel Kuvvetleri bünyesinde illegal kurulan JİTEM´in kurucularından olduğunu açıkladı. Gizli tanık Kıskaç; Ergenekon iddianamesinde; Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün sınıf arkadaşı olduğu ve kendisiyle çok samimi olduğu belirtilen Teoman Barutçu hakkında çarpıcı bilgiler verdi.

Hani JİTEM yoktu: İşte belge ve tanıklar..

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın ´JİTEM´i ben kurdum´ şeklindeki resmi ifadelerine ve soruşturma kapsamında ele geçirilen onlarca belge ve bilgiye rağmen Ergenekon Mahkemesi´ne defalarca ´JİTEM diye bir birim yok ve hiç olmadı´ diyen Jandarma Genel Komutanlığı´nın arşivindeki belgeler JİTEM´in varlığını kanıtlıyor. Jandarma arşivindeki JİTEM´in kuruluş ve çalışmasıyla ilgili ´gizli´ raporları star ele geçirdi. 11 Kasım 1993 tarihli Binbaşı Balçık imzalı raporda JİTEM´in tarihçesi anlatılırken, İstihbarat Okullar Komutanı Tuğgeneral Zeytinci´ye gönderilen Karargah Etüdü´nde de JİTEM´in şeması var. Ergenekon Terör Örgütü´nün deşifre olmasında büyük rol oynayan eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç da, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Teoman Barutçu´nun Jandarma Genel Kuvvetleri bünyesinde illegal kurulan JİTEM´in kurucularından olduğunu açıkladı. Gizli tanık Kıskaç; Ergenekon iddianamesinde; Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün sınıf arkadaşı olduğu ve kendisiyle çok samimi olduğu belirtilen Teoman Barutçu hakkında çarpıcı bilgiler verdi.

Star Gazetesinin haberine göre, Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan´ın JİTEM´i ben kurdum şeklindeki resmi ifadelerine ve soruşturma kapsamında ele geçirilen onlarca belge ve bilgiye rağmen Ergenekon Mahkemesi´ne defalarca JİTEM diye bir birim yok ve hiç olmadı diyen Jandarma Genel Komutanlığı´nın arşivindeki belgeler JİTEM´in varlığını kanıtlıyor. Jandarma arşivindeki JİTEM´in kuruluş ve çalışmasıyla ilgili ´gizli´ raporları star ele geçirdi.

İki ayrı raporda JİTEM anlatılıyor

Emekli Binbaşı Canfer Balçık´ın, 11 Kasım 1993 tarihli ve altında imzası bulunan Jandarma İstihbarat Grup ve Timlerinin Tarihçesi başlıklı ´gizli´ ibareli yazıda JİTEM´in varlığı resmen kabul ediliyor. Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Okul Komutanı Tuğgeneral Refik Zeytinci´nin Öğretim ve Eğitim Başkanlığı´na gönderdiği 20 Aralık 1996 tarihli yazıda da JİTEM´in varlığı ve şeması yer alıyor.

Binbaşı Balçık, tarihçesini yazmış

Dönemin Plan Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Canfer Balçık´ın imzasını taşıyan Jandarma İstihbarat Grup ve Timlerinin Tarihçesi başlıklı raporda JİTEM´in 27 Ağustos 1987 tarihinden 3 tim olarak kurulduğu ve zaman içinde sayısının artırıldığı anlatılıyor. Binbaşı Canfer Balçık imzalı raporda; JİTEM´in 27 Ağustos 1987 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı´na bağlı olarak Mardin, Silopi ve Batman´da faaliyet göstermek üzere kurulduğu daha sonra Siirt ve Şırnak´ında JİTEM kapsamına alındığı belirtiliyor. 5 ilde 7 tim olarak görev yapan Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele Timleri´nin (JİTEM) 14 Eylül 1987´de Jandarma Asayiş Komutanlığı Harekat komutasına Kasım ayında emrine verildiği kaydediliyor.

Başarılı olunca tim sayısı arttırıldı

Mayıs 1990´da timlerin başarılı olması üzerine sayılarının 8 grup ve 24 tim oluşacak şekilde yeniden yapılandırıldığının anlatıldığı belgede, personel yetersizliği nedeniyle istenilen sonuca ulaşılamadığı belirtiliyor. Raporda JİTEM´in 18 Temmuz 1991 tarihinde kuruluş ve kadrosunun J.TMK.1-22 numaralı yazı ile kaldırıldığı belirtilirken şu ifadeler kullanılıyor: Ankara´da Kurmay Başkanı´na bağlı bir istihbarat grup ve bağlı 2 timi Diyarbakır´da bir istihbarat grup ve 6 timi ile İstanbul, İzmir ve Adana´da Jandarma Bölge Komutanlıkları´na bağlı birer istihbarat timi kurulmuştur. Toplam 2 grup ve 11 tim halen bu kuruluş içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedir.

Jandarmadan mahkemeye yazı: JİTEM hiç olmadı

Jandarma Genel Komutanlığı, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü iddiasıyla başlatılan soruşturma ve daha sonrasında başlayan yargılama süresince, hem savcılık hem de mahkemenin JİTEM var? sorularına ısrarla Jandarma teşkilatı bünyesinde böyle bir birim yoktur ve olmamıştır cevabı verdi. Ergenekon Mahkemesi, 20.08.2010 günlü arar kararında bir kez daha Jandarma Genel Komutanlığı´na JİTEM´in temellerinin Korgeneral Hulusi Sayın öncülüğünde Binbaşı Aytekin Özen, Albay Arif Doğan, Hüseyin Kara ve Arnavut göçmeni Binbaşı Ahmet Cem Ersever´in çalışmaları sonucu 1987´de atıldığını ve bu isimlerin sık sık yurtdışına operasyona gittikleri iddiasını sordu. Jandarma Genel Komutanlığı, 12 Ekim 2010 tarihli son yazısında da Jandarma bünyesinde JİTEM diye bir yapılanma olmadığını, sorulan yedi subayında hiç bir zaman JİTEM´de görev yapmadığını´ tekrarladı.

1993 tarihli Karargah Etüdü´nde JİTEM´in varlığı ve şeması var

İstihbarat Okulu´na gönderilen, Mayıs 1993 tarihli Karargah?Etüdü´nde, askeri istihbaratın yapılanması anlatılırken, bu yapı içerisinde JİTEM´in varlığı şemalarla ortaya konulmuş. Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Okul Komutanı Tuğgeneral Refik Zeytinci´nin Öğretim ve Eğitim Başkanlığı´na gönderdiği 20 Aralık 1996 tarihli yazıda da JİTEM´in varlığından bahsediliyor. Tuğgeneral Zeytinci´nin Türk Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Teşkilatı´nın nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiği konusunda çalışma başlatıldığını belirtip bilgi istemesi üzerine gönderilen Mayıs 1993 tarihli Karargah Etüd Notunda da JİTEM´in varlığı resmen kabul ediliyor.

Emniyet istihbarata övgü

´Hizmete Özel´ Karargah Etüd Notu´nun 5. sayfasında Jandarma İstihbarat Teşkilatı´nın yapısı ve nasıl olması gerektiği anlatılırken Her il veya kritik ilçelerde görev alacak JİTEM (Jandarma İstihbarat Timi) birlik komutanları kendi içinde örgütlenmeli... deniliyor. Askerin istihbarat teşkilatlarının yapı ve çalışmalarının yetersiz ve ihtiyaca cevap veremediği eleştirisi yapılan Karargah Etüd Notu´nda Emniyet İstihbarat Teşkilatı´nın yapılanmasına sık sık övgü yapılması da dikkat çekiyor.

J. Kurmay Başkanı´na bağlı

Mayıs 1993 tarihli Karargah Etüdü´nde JİTEM´in yapılanma şeması da ayrıntılarıyla gösteriliyor. O şemadaki JİTEM yapılanmasına göre JİTEM doğrudan Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı´na bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Kurmay Başkanı´nın altında Jandarma İstihbarat Başkanı, Grup Komutanlığı ve JİTEM Timleri (Jandarma Bölge Komutanlıklarına bağlı) bulunuyor. Bunların altında da JİTEM birlik komutanları bulunuyor. JİTEM-1 Birgili Komutanlığı Ankara´da, JİTEM 2 Birliği Komutanlığı (Emirle) ve JİTEM 3 Birliği Komutanlığı da Diyarbakır´da Jandarma Asayiş Bölge Komutanlığı´nın emrinde faaliyet gösteriyor. Şemaya göre, kuruluş aşamasında JİTEM´de 9 subay, 12 Astsubay, 14 uzman çavuş, 15 sivil memur ve 1 işçi kadrosu bulunuyor.

Küçük´ün kira aldığı dükkanlar Balçık´ın üstüne

JİTEM´in varlığını itiraf eden Jandarma raporunda imzası olan emekli Jandarma Binbaşı Canfer Balçık´ın Ergenekon tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük´le çok yakın olduğu ortaya çıkmıştı. Ergenekon sanıklarının finans kaynaklarına yönelik incelemede, Küçük´ün hesaplarında 2005 ve 2008 yılları arasında düzenli olarak kira bedeli adı altında ödeme yapıldığını belirledi. Üzerine kayıtlı hiçbir malvarlığı olmayan?Küçük´e yatan kiraların Eminönü´ndeki dükkanlara ait olduğu ve dükkanların Canfer Balçık adına kayıtlı olduğu belirlenmişti. Balçık daha sonra Yargıyı etkileme operasyonu kapsamında eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay ile birlikte gözaltına alınmıştı.

Emekli Albay Doğan: JİTEM´i ben kurdum

Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan, ilk gözaltına alındığındaki resmi ifadeleri ve internete düşen ses kayıtlarında JİTEM´i ben kurdum dedi. JİTEM yok diyenleri ağır sözlerle eleştiren Doğan İki tane JİTEM vardır, Cemal Temizöz ikincisindendir, biz birincisindeniz. İkinci JİTEM eşittir götemdir. 2 tane adamı öldürür gömer. Bir adamı kaçıran, Hizbullah´ın hiç bulunmadığı yerde Hizbullahçılar´a PKK´lı teslim eden. Mesela nedir Cemal Temizöz Albay... demişti. ( Star)

Ergenekon gizli tanığı ´Kıskaç´, JİTEM işkencelerini anlattı

Ergenekon Terör Örgütü´nün deşifre olmasında büyük rol oynayan eski jandarma istihbaratçısı gizli tanık Kıskaç, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Teoman Barutçu´nun Jandarma Genel Kuvvetleri bünyesinde illegal kurulan JİTEM´in kurucularından olduğunu açıkladı. Gizli tanık Kıskaç; Ergenekon iddianamesinde; Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün sınıf arkadaşı olduğu ve kendisiyle çok samimi olduğu belirtilen Teoman Barutçu hakkında çarpıcı bilgiler verdi. Gizli Tanık Kıskaç, Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı´nın, Elazığ Jandarma Komando Tabur Komutanlığı´nın yanındaki iki katlı bir binada bulunduğunu, Teoman Barutçu´nun, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı bugün bu durum ve pozisyona getiren kişi olduğunu söyledi. Teoman Barutçu´nun, Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı´nda bir çok kişiyi sorgulattığını, sorgulanan kişilerin tırnaklarının, saçlarının pense ile çekildiğini söyledi. Gizli Tanık Kıskaç, JİTEM binasının çıkışında, “Ne gördüysen, ne biliyorsan, ne duyduysan, sen neysen, hepsi burada kalsın” ifadelerinin yer aldığı tabela bulunduğunu söyledi.

Kıskaç, Teoman Barutçu´yu yakından tanıyor

Gizli tanık Kıskaç, 1993-1994 yıllarında Elazığ Jandarma Komando Tabur Komutanı Jandarma Kıdemli Binbaşı Mahmut Şahin´in yanında görev yaptığını ve o dönemde Elazığ İl Jandarma Alay Komutanı Albay Teoman Barutçu´yu yakından tanıdığını belirterek, şunları söylüyor: “Teoman Barutçu, 33 asker kurşuna dizildiğinde, Elazığ Jandarma Alay Komutanı´ydı... Teoman Barutçu´dan çekinmeyen hiçbir sivil, hiçbir kimse yoktu. Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı da, bu kişinin emrindeydi. Yıldız timleri denilen itirafçı timleri de bu kişinin emir komutasındaydı. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı bugün bu durum ve pozisyona getiren kişi budur. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi´nin bir çok ilinde Teoman Barutçu, kontra gerillanın komutanı olarak bilinir. O dönemde JİTEM Grup Komutanlığı´nı, Jandarma Kıdemli Binbaşı Ahmet Cem Ersever yapıyordu. Cem Ersever de, Teoman Barutçu´nun emir ve komutasındaki kişilerdendi..”

“Sorgu odalarında yapılan işkenceler...”

“Elazığ Jandarma Komando Taburu´nun alt katında sorgu odaları vardı, bu sorgulara genelde Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım katılırdı. Ayrıca astsubay başçavuş olan ve kod adı Japon olan bir kişi vardı ki sorgu uzmanıydı. Bir çok sorgu şekli vardı, bu sorgulara ben de bir çok kez katıldım. Benim oturduğum odaya işkenceden çıkarılanlar getirilirdi. Ben sorguya getirilenlerle Kürtçe konuşur, onlara sorular sorardım ve tercümanlığını yapardım. Çoğunun tırnakları çekilmiş, pense ile saçları çekilmiş, kan revan içerisinde gelir veya da tazyik odasına konulurdu. Bu tazyik odalarında çıkanların çoğu baygındı. Ben de biraz yalvara yakara konuşup bilgi vermelerini isterdim ki daha fazla işkence görmesinler diye...”

“Silahlar Irak´tan gelirdi”

“Elazığ JİTEM Grup Komutanlığı, Elazığ Jandarma Komando Tabur Komutanlığı´nın yanındaki iki katlı bir bina idi... JİTEM ajanları ve yıldız timleri de burada bulunmaktadır. JİTEM´i ilk tanıdığımda başlarında Ahmet Cem Ersever binbaşı vardı. Bunlara bağlı itirafçılardan oluşturulmuş yıldız timleri vardı. Bu timlerin de başında Yüzbaşı denilen, sonradan yeşil kod Mahmut Yıldırım denilen kişi vardı. Bu kişiler Teoman Barutçu´ya bağlı kişilerdi. Bu gruplar operasyona, ilçelere ve köylere gider, altlarında Renault marka araçlar bulunuyordu. Kaleşnikofları vardı. O dönemler kaleşnikof almak kadar kolay bir şey yoktu çünkü en iyi kaleşnikofu bile yüz marka almak çok kolaydı. Güneydoğu´dan, Irak üzerinden gelen silahlar, silah kaçakçıları, yıldız timlerinin sayesinde olurdu ki bunlara polis, jandarma kimlik dahi soramazdı ki dokunulmazlıkları vardı.”

“Fabrikada sekiz işçi öldürüldü”

“JİTEM yıldız timleri Elazığ Kovancılar ilçesi Ferrokrom işletmelerine yerleştiler. Bu işletme Almanların işlettiği fabrikaydı. Fabrika yöneticileri ile sorun olunca Elazığ Maden ilçesinde bir krom ocağında sekiz işçi öldürülürdü. Bu işçilerin öldürülmesinden sonra krom fabrikası yönetimi bunlara sesini çıkaramadı...”

“Levent Ersöz, Teoman Barutçu´nun pis işlerini gizledi”“Albay Teoman Barutçu, Elazığ´dan sonra Yalova Jandarma Alay Komutanlığı´na tayin oldu. Yalova Jandarma Alay Komutanı iken de bir sürü pisliğe karışmış ve buradan da uyuşturucu ticaretinden dolayı o dönemler istihbarat başkanı olan Tuğgeneral Levent Ersöz tarafından bu pis işler gizlenmiş. Bir türlü dönemin Jandarma Genel Komutanı´na bu bilgi sızmış ve Teoman Barutçu emekliye ayrılmıştı...”

Jandarma Genel Komutanlığı, Teoman Barutçu´yla görüştürmedi

Jandarma Genel Komutanlığı, Elazığ İl Jandarma Alay Komutanlığı ve Yalova Jandarma Alay Komutanlığı´nı aradık ve hakkındaki iddialarla ilgili Emekli Albay Teoman Barutçu´ya ulaşmak istedik. Jandarma Genel Komutanlığı yetkilileri; Teoman Barutçu´ya Yalova Jandarma Alay Komutanlığı´ndan ulaşabileceğimizi söyledi. Yalova Jandarma Alay Komutanlığı yetkilileri de, Teoman Barutçu´ya Jandarma Genel Komutanlığı´ndan ulaşabileceğimizi söylediler. Elazığ İl Jandarma Alay Komutanlığı da, Teoman Barutçu hakkında bilgi vermedi. İstanbul ve Ankara´da bulunan orduevlerini aradık ancak yetkililer Teoman Barutçu hakkında bilgi vermediler. Jandarma Genel Komutanlığı´nın kendi çalışan personeli hakkında suskun kalması ve Teoman Barutçu´yla görüştürmemesi dikkat çekti. Jandarma Genel Komutanlığı, yazılı sorularımızı da cevaplamadı.

Kıskaç, ifadelerini delilleriyle belgeliyor

Gizli tanık Kıskaç´ın Ergenekon iddianamesinde delil klasörlerinde yer alan ifadelerini delilleriyle desteklemesi dikkat çekiyor.

1- Baz istasyonları ifadesini doğruluyor: Gizli tanık Kıskaç, Nisan 2007´de Mehmet Fikri Karadağ ve Veli Küçük´le görüştüğünü anlattı. Aynı tarihlerde sanıklar Oktay Yıldırım, Neriman Aydın, Güler Kömürcü ve ölen şüpheli Kuddusi Okkır´ın da aralarında bulunduğu bir grubun Çamlıca Kız Lisesi´nde toplantı yaptığını söyledi. Emniyet´in yürüttüğü teknik takip, söz konusu iddiaları doğruladı. İfadede geçen isimlerin kullandığı telefon hatları incelendi. Telefonların, 22-25 Nisan 2007 tarihleri arasında Üsküdar, Sabiha Gökçen Havalimanı, Çamlıca Kız Lisesi çevresindeki baz istasyonlarından sinyal verdiği tespit edildi.

2- 11 erin şehit edilmesini deşifre etti: Gizli tanık Kıskaç, 24 Mayıs 1993 tarihinde Bingöl-Elazığ karayolu üzerinde bulunan Mendo Deresi mevkiinde silahsız ve savunmasız 33 erin şehid edilmesinden yaklaşık 1 ay sonra, 30 Haziran 1993 tarihinde Elazığ ili Palu ilçesi Horo Deresi´nde 11 askerimizin daha şehid edildiğini deşifre etmişti.

3- Başbağlar katliamını anlattı: Kıskaç, Ergenekon savcılarına verdiği ifadede, “Başbağlar´da 33 masum insan, Mustafa Aktaş´ın da aralarında bulunduğu DHKP-C´li teröristler ve PKK´lı grup tarafından katledildi” demişti.

4- Abdullah Çatlı´nın öldürülmesi: Ergenekon savcılarına ifade veren Gizli Tanık Kıskaç, Antalya JİTEM´de görevli Başçavuş Hakan´ın Susurluk kazasıyla ilgili kendisine şunları anlattığını aktarıyor: “Zannediyor musun bu bir trafik kazası, bizde kayıtları var. Araç çarptıktan sonra Abdullah Çatlı sağ idi. Sağ kolu kırılmıştı, yaralıydı. Araba sağ ön taraftan çarpmış, Abdullah Çatlı arka solda oturuyordu. Trafik kazasından değil, darptan öldü. Çatlı´yı odunla öldürdük.” Susurluk kazasında hayatını kaybeden Abdullah Çatlı´nın arkadaşı ve eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın da, gizli tanığın ifadesinin doğru olduğunu söyledi. Çarkın, “Çatlı´nın kazada öldüğüne inanmıyorum. Ya odunla ya demirle kafasına vurarak öldürdüler. Çünkü otomobilin arka koltuğunda oturan bir kişinin kafatasının kırılması mümkün değil. Oraya vurulan bir darbe var. Kafatası içine göçmüş. Çatlı´nın kaslı ve güçlü bir yapısı vardı. Üstelik bu araç Mercedes, Doğan ya da Şahin değil ki arka tarafı parçalansın. Çatlı´yı JİTEM´cilerin öldürdüğü doğrudur” demişti. ( Kenan Kıran-Murat Alan / Vakit)

(19 Kasım 2010, 11:33)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

´JİTEM´in varlığını ispatlayan resmi belgeler´

JİTEM´le ilgili tüm manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2511    yazdır/print


 

Sürpriz tanık ve Özal´ın ölümünde yeni iddialar

Özal hastaneye geldiğinde inliyordu.. 1.5 saat hiçbir doktor bakmadı!.. Özal´ın son saatlerine tanık olduğunu söyleyen sürpriz bir isim ortaya çıktı. Eşinin bir rahatsızlığı için hastanede olan Hamza Yavuzyılmaz, ´Midesini tutarak sanki kramp geçiriyor gibi inliyordu. 1-1.5 saat kimse müdahale etmedi´ dedi.

Sürpriz tanık ve Özal´ın ölümünde yeni iddialar

Özal hastaneye geldiğinde inliyordu.. 1.5 saat hiçbir doktor bakmadı!.. Özal´ın son saatlerine tanık olduğunu söyleyen sürpriz bir isim ortaya çıktı. Eşinin bir rahatsızlığı için hastanede olan Hamza Yavuzyılmaz, ´Midesini tutarak sanki kramp geçiriyor gibi inliyordu. 1-1.5 saat kimse müdahale etmedi´ dedi.

Önceki akşam NTV´de yayınlanan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili “Bir Ölümün Anatomisi” adlı programda çok çarpıcı iddialar ortaya atıldı. Semra Özal, kendisine gönderilen delilleri savcıya ilettiğini söylerken, Özal ´ın bir sergide zehirlenmiş olabileceğini söyledi. Ancak programın en çarpıcı anları, sürpriz bir tanığın anlattıklarıydı. İşte dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş´in yakın postası olduğunu söyleyen Hamza Yavuzyılmaz isimli tanığın iddiaları: “Ben o dönemden iki üç ay önceye kadar o dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş´in yakın postasıydım. Olay gününden bir gün önce (16 Nisan 1993´te) eşim telefona yetişmek için merdivenlerden aşağı inerken ayağını burktu. Ertesi gün (17 Nisan 1993) sabah 9- 10 arası Hacettepe Acili´ne gittik. Rahmetli Özal´ın kaldığı yerin iki oda yanındaydık. Doktor aradık, bulamadık. Yaklaşık yarım saat sonra, bir kargaşa oldu. Bir polis motosikleti geldi, ´Cumhurbaşkanını getiriyorlar´ dedi. Bir Mercedes kapıya geldi, iki koruma ve bir şoför vardı. Bir tanesi de sedyenin yanındaydı. Sedyeye resmen çuval gibi oturtuldu. İki hademe o odaya onu soktular. Sedyenin üzerinde midesini tutarak, sanki kramp geçiriyor gibi resmen inliyordu. Korumanın biri bize doğru koştu, biri diğer tarafa koştu her tarafı boşalttılar. Bize de geri gidin diye talimat verdiler. Bir koruması içeride kaldı. Ben ara ara çıkıyordum merakımdan. Daha önce hiç görmemiştim ben rahmetli cumhurbaşkanımızı. Ama o anda inanılmaz derecede içim koptu, başındaki koruma yalvarıyor, ´Doktor bulun´ diyordu. Sonra bir ara genç doktor gibi bir şey geldi, baktı başında durdu. Ama o da koşmaya başladı müracaata doğru. Cumhurbaşkanımız midesini tutuyor ve kasıyordu kendini. Kesinlikle yaşıyordu. 3-4 doktor katlardan çıkıyor, bakıyor ve içeri kaçıyordu. Yaklaşık 1-1.5 saat filan gibi bir vakit geçirdik orada o sürede kimse müdahale etmedi.”

Özal´ın koruma müdürü: 67 model hasta nakil aracıyla götürüldü

Programda birçok çarpıcı iddia daha ortaya atıldı. Bunlardan biri de Özal´ın koruma müdürü Musa Öztürk´e aitti. Öztürk´ün şu sözleri içler acısıydı: “Özal, Cevdet Sunay´a hediye edilen 1967 model bir hasta nakil aracıyla hastaneye götürüldü. Bu Cumhurbaşkanlığı envanterlerinde kayıtlıdır. Şu andaki bir ambulansın dizaynını hesaplamayın, çünkü onda yok.” O döneme ve Özal´ı ölüme götüren sürece tanık olan isimler de yaşadıklarını anlattı. İşte sadece birkaçı:

´Mezarı açılmadan anlaşılmaz´

Yüksel Bozer (Dönemin Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Rektörü): “Doktorlar elinden geleni yaptı. Ancak iddiaların önüne mezarın açılması ile geçilebilir. (Semra Özal´a dönerek) Zannediyorum siz, bunun sonunda mezardan bazı saç kemik örnekleri alıp Avrupa´da bu işleri çok iyi bilen laboratuvarlara gönderip bunun sonucunu almak mecburiyetindesiniz. Artık bu noktaya geldiniz bundan kaçamak yoktur.”

´Kalbi iyi ama bacağı kötüydü´

Opr. Dr. Cengiz Arslan (Özal´ın doktoru): “Sağlık durumu oldukça iyiydi. Göğsünden kalbinden şikayeti yoktu. Bacak damarlarından dolayı yürümekte güçlük çekiyordu. Kimseye söyleyemiyordu. Durup dinleniyordu çevresi bu durumu onun çabuk yorulduğu şeklinde yorumluyordu. Bu görüntü bacak damarlarının rahatsızlığından dolayıydı.”

Bozer, saat 12´ye doğru geldi

Ömer Şarlak (Dönemin GATA komutanı): ”Biz Hacettepe´ye gittiğimizde, orada sadece tıpta uzmanlık ihtisası yapan hekimler vardı. Ondan sonra Yüksel Bozer geldi. Saat 12:00´ye yakındı geldiğinde.” (VATAN´ın notu: 17 Nisan 1993 Cumartesi günü saat 10.30 sıralarında ani bir kalp rahatsızlığı geçiren Özal´ın, saat 11. 00´da Hacettepe Hastanesi´ne götürüldüğü ve 14.30´da öldüğü açıklanmıştı.) ( Vatan)

Özal´ın ölümünde Azerbaycan boyutu

Mahmut Övür (Sabah): Rahmetli Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili tartışmalar sürdükçe şüpheler azalmıyor, aksine daha da artıyor. Önceki gece NTV´de Can Dündar, Semra Özal´ın da katıldığı bir yayın yaptı. Çok şey konuşuldu ama ilk kez Özal´ın ölümüyle ilgili yeni bir şüphe ortaya atıldı. Eşi Semra Özal bir ara şöyle diyordu: Bu zehirlenme süreci Azerbaycan´da başlamış olabilir... İzleyenlerin büyük çoğunluğu belki şaşırdı hatta Bu kadarı da fazla... diye düşündü ama ben pek şaşırmadım. Dahası o konuşmayı beklerken aklımdan Acaba Azerbaycan´dan mı? söz edecek diye geçirdim. Geçirdim çünkü çok değil 15 gün önce Almanya´nın başkenti Berlin´de, Özal´ın öldüğü dönemde Azerbaycan´da iş yapan eski bir ülkücüyle buluşmuştum. O karanlık 90´lı yıllar üzerine konuşurken, söz Özal´ın ölümüne gelince eski ülkücü şöyle diyordu: Önce Azerbaycan´a bakmak gerekiyor. Özal orada kimlerle buluştu? Araştırılırsa ölümün ardındaki sır açığa çıkar.

Çok karmaşık ilişkiler ve Azerbaycan

Ayrıntı vermedi. Ben de içimden klasik komplo teorilerinden biri daha diye geçirdim ama o dönemi düşünmeden de edemedim. İsterseniz biraz hatırlayalım. O günlerde Azerbaycan´la Türkiye´nin derin yapısı arasında kirli ilişkilerin ilk adımı atılmıştı. Elçibey, Suret Hüseyinov arasındaki çatışma ve devreye Aliyev´in girmesiyle başlayan ilişkiler, sonunda Türkiye´deki derin yapının 95´lerde darbe girişiminde bulunmasına kadar gidecekti. Bu darbe girişimi bizzat dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tarafından önlendi... Ayrıca yine 93´lerde İstanbul-Bakü hattında kumarhane ve uyuşturucu üzerinde kurulan ilişkilerde etkili bir isim vardı; Ömer Lütfü Topal. Topal´ın kumarhanelerinde ünlü bir Azeri´nin çok para kaybettiği hep konuşuldu. Sonra ne oldu? Sonra da Topal, adı Azerbaycan´da darbe yapacaklar arasında geçen ekip tarafından İstanbul´da öldürüldü. Bu da basına devlet tetikçisi Yeşil´le Çatlı arasındaki bir çatışma olarak yansıtıldı. Karmaşık ilişkiler olduğu çok açık. Dahası var; yine 1993 yılı Ocak ayında Uğur Mumcu öldürüldü. Ünlü uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin´le Hollanda´daki cezaevinde konuşurken şöyle diyordu: Azerbaycan´da uyuşturucu eksenli neler döndüğünü Uğur Mumcu´ya anlatacaktım. Bu öğrenildiği için Mumcu öldürüldü... Tüm bunlar tesadüf olabilir mi? Tam bir kaos yılı olan 93´te sadece Özal ölmedi. Daha önce de yazdım, Eşref Bitlis ve Bahtiyar Aydın´ın da aralarında olduğu çok sayıda etkili isim ortadan kaldırıldı. Savcılığın sır perdesini aralaması için ortada pek çok ipucu var. Bu ipuçları soruşturmanın derinleştirilmesi için yeter de artar. ( Sabah)

(14 Kasım 2010, 14:41)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Turgut Özal´a suikast ve şüpheli ölümü konulu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2505    yazdır/print


 

Yasama yürütme organları bozuksa Cerrah Haberal halleder

Yıldıray Oğur: 27 Nisan muhtıra gecesi ne yapıyor Haberal? Okuyalım: ´Saat 23:15 de TSK adeta bir muhtıra verdiler. Saat 2.4:00 de Kanal B ye gittim... Kanala gittiğimde birçok arkadaşımız oradaydı. Saat 02:30 a kadar beraber çalıştık. Saat 03:00 da 28.4.2007 eve geldim. Bu ilk kez bu denli bir TSK bildirisi oluyordu. Maalesef Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı ülkemizi bu noktaya getirdiler.´ Ünlü bir cerrah için saat 3:00´e kadar televizyonunun muhtıra özel yayını yönetmek de sıra dışı... Ülkelerin de arada organ nakline ihtiyacı olabilir tabii.. Mesela yürütme organı bozulursa, yasama organı çalışmazsa...

Yasama yürütme organları bozuksa Cerrah Haberal halleder

Yıldıray Oğur: 27 Nisan muhtıra gecesi ne yapıyor Haberal? Okuyalım: ´Saat 23:15 de TSK adeta bir muhtıra verdiler. Saat 2.4:00 de Kanal B ye gittim... Kanala gittiğimde birçok arkadaşımız oradaydı. Saat 02:30 a kadar beraber çalıştık. Saat 03:00 da 28.4.2007 eve geldim. Bu ilk kez bu denli bir TSK bildirisi oluyordu. Maalesef Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı ülkemizi bu noktaya getirdiler.´ Ünlü bir cerrah için saat 3:00´e kadar televizyonunun muhtıra özel yayını yönetmek de sıra dışı... Ülkelerin de arada organ nakline ihtiyacı olabilir tabii.. Mesela yürütme organı bozulursa, yasama organı çalışmazsa...

İddianameden Haberal... Kampanya sürüyor: “Mehmet Haberal gibi uluslararası şöhrete sahip binlerce böbrek nakli yapmış ünlü bir bilim adamının ne işi olur darbeyle..” Neyse ki Türkiye bu savunmalarla beraat kararı alınacak bir muz cumhuriyeti değil. En fazla doktor raporuyla hasta olmadığının tescilli olmasına rağmen hapishaneden kaçmak için hastanede yatabilirsin. Tabii eğer arkan sağlamsa... Tabii bir de Veli, Küçük gibi kötü bir şöhretin, Doğu Perinçek gibi çok düşmanın yoksa... Derdim suç aramak, bu adam niye hapishanede değil diye sorgulamak değil. Bu ülkede tutukluluk seçeneğinin hunharca kullanıldığı da çok doğru. Benim derdim kararlarını beğenmediği hâkimleri cezaya çarptırtacak kadar kudretli insanları daha yakından tanımak... Onların dünyasını tanımak için ise bir cevher benim için Ergenekon İddianameleri... Benim gibi iddianamelerde suçun değil sosyolojinin izini sürenler arada ilk olarak “Neden Perinçek değil de Haberal için bu kadar kampanya yapılıyor” sorusunun cevabını buluyor.

İddianamede yer alan Haberal´ın günlüğünden okuyalım: “İstanbul´a gittim... Dönerken hemen köprüde Sn Namık Kemal Zeybek yol kenarında duruyordu. Arabayı durdurdum. Önada sürpriz oldu. Sordum niye buradasınız dedi ki Aydın Doğanın ağabeyi vefat etti deyince o zaman beraber baş sağlığı dileyelim dedim. Benim arabamla Doğan Holding genel merkezine gittik. Birkaç bariyerden geçtikten sonra Aydın Doğanın bulunduğu kata çıktık. Salonda Bedrettin Dalan ve yanında birkaç kişiyle tavla oynuyorlardı. Ayağa kalktılar bende oturdum...” Bu suç değil tabii... Günlüklerden 27 Nisan muhtırası öncesi Haberal´ın üst düzey temaslarının arttığını görüyoruz. En ilginci “Sayın E. Org. İsmail Hakkı Karadayı- Muhterem Paşam istemiş olduğunuz Faruk Demir´in Cd. ´lerini gönderiyorum. Hürmetlerimle” yazan doküman. Adı geçen Faruk Demir, Cumhuriyet mitinglerinin ünlü Sarı Saçlım, Mavi Gözlüm şarkısını söyleyen şarkıcı. Burası Türkiye. Bir rektör bir emekli genelkurmay başkanına tabii ki Kemalist şarkıcı CD´si hediye edebilir. Bunda da bir mesele yok...

Ama herhalde günlüklerde yer alan şu görüşme konusunda Haberal mahkemede bir açıklama yapacaktır. Tarih 4 Nisan 2007. Tandoğan mitinginden 10 gün, muhtıradan 23 gün önce. Haberal ve beraberindekiler Genelkurmay Karargâhı´nda Büyükanıt´la buluşuyor. Şöyle yazmış günlüğüne: “Saat 15:30´a Sayın Genel Kurmay Başkanı Bana Hasan Ünal ve Ufuk Söylemeze randevu vermişti. Ziyaretine gittik. Çok samimi görüşmelerimiz oldu. Ülke sorunlarını konuştuk. Sayın Erbakan ??? olan durumunu ben anlattım. Sinan Aygünle olan görüşmesini de anlattım. Uzun bir görüşme oldu. Eskiyi kapattık diye de Sayın Genel Kurmay Başkanı espri yaptı. Çıkışta bize Genel Kurmayın bir tabağını verdi. Fotoğraf çekildi.” “Eskiyi kapattık” sözü bunun ilk temas, “Erbakan´la durum”, “Sinan Aygün görüşmeleri”, “ülke meseleleri” de bunun bir protokol görüşmesi olmadığının kanıtı. Bir rektörle bir genelkurmay başkanının mazide bıraktıkları meselelerinin ne olduğunu ise bilmiyoruz. En ilginci ise görüşmede yer alan diğer iki isim. Haberal´ın birlikte Milli Egemenlik Hareketi´ni kurduğu bu iki ismin ortak bir özelliği var. Uluslararası İlişkilerci Hasan Ünal ve eski Ekonomi Bakanı Ufuk Söylemez, ayrı ayrı medyada 27 Nisan muhtırasını kaleme alan kişi olmakla suçlandı...

Peki, muhtıra gecesi ne yapıyor Haberal? Okuyalım: “Saat 23:15 de TSK adeta bir muhtıra verdiler. Saat 2.4:00 de Kanal B ye gittim... Kanala gittiğimde birçok arkadaşımız oradaydı. Saat 02:30 a kadar beraber çalıştık. Saat 03:00 da 28.4.2007 eve geldim. Bu ilk kez bu denli bir TSK bildirisi oluyordu. Maalesef Başbakan, Meclis Başkanı ve Dışişleri Bakanı ülkemizi bu noktaya getirdiler.” Ünlü bir cerrah için saat 3:00´e kadar televizyonunun muhtıra özel yayını yönetmek de sıra dışı... Ülkelerin de arada organ nakline ihtiyacı olabilir tabii.. Mesela yürütme organı bozulursa, yasama organı çalışmazsa... ( Yıldıray Oğur / Taraf)

(11 Kasım 2010, 17:39)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2494    yazdır/print


 

Ergenekon´dan karşı atak: Bektaş´tan 2´nci tazminat davası

Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş, kendisini tahliye etmeyen mahkeme heyeti hakkında birkez daha tazminat davası açtı. Bektaş´ın avukatları, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ne yaptıkları başvuruda toplamda 50 bin TL tazminat istedi. Bektaş Ağustos ayında da çeşitli hakimlere 60 bin TL tazminat talebiyle dava açmıştı. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, daha önce Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen 9 hakimi tazminat ödemeye mahkum etti. Yargıtay´daki örgüt uzantılarının hukuk kılıfına sokarak Haberal üzerinden başlattıkları ´Ergenekon soruşturma ve davalarını pasifize etme girişimi´ engellenemez şekilde başarıyla sürüyor. Tazminat taleplerine çarptırılan hakimlerin, reddi hakim talebi durumunda o davalara bakamayacağı bunun da Ergenekon çevrelerinin diğer amacı olduğu ileri sürülüyor.

Ergenekon´dan karşı atak: Bektaş´tan 2´nci tazminat davası

Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş, kendisini tahliye etmeyen mahkeme heyeti hakkında birkez daha tazminat davası açtı. Bektaş´ın avukatları, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ne yaptıkları başvuruda toplamda 50 bin TL tazminat istedi. Bektaş Ağustos ayında da çeşitli hakimlere 60 bin TL tazminat talebiyle dava açmıştı. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, daha önce Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen 9 hakimi tazminat ödemeye mahkum etti. Yargıtay´daki örgüt uzantılarının hukuk kılıfına sokarak Haberal üzerinden başlattıkları ´Ergenekon soruşturma ve davalarını pasifize etme girişimi´ engellenemez şekilde başarıyla sürüyor. Tazminat taleplerine çarptırılan hakimlerin, reddi hakim talebi durumunda o davalara bakamayacağı bunun da Ergenekon çevrelerinin diğer amacı olduğu ileri sürülüyor.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş´ın avukatları Celal Ülgen ve Hüseyin Ersöz, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´ne iki ayrı dilekçe sundu. İlk dilekçede mahkeme başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu ile üye hakimler Mehmet Erdoğan ve Mehmet Karababa´nın Yasaya ve yasanın düzenlediği tutukluluk kavramının işlevine aykırı olarak 15 Ekim´deki duruşmada Bektaş´ın tutukluluk halinin devamına karar verdikleri belirtildi. Bu kararın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Hukukum Temel İlkeleri, Anayasa ve CMK hükümlerine aykırı olduğu savunuldu. 20 aydır tutuklu olan Bektaş hakkında hukuka aykırı kanıtlar gösterildiğini ileri süren avukatlar, mahkemenin diğer üye hakimi Oktay Kuban´ın tutuklu sanıkların tahliyesini istediğini hatırlattı. Bektaş´ın özgürlüğünden yoksun kalmasına ve bu suretle manevi eziyet çekmesine neden oldukları gerekçesiyle başkan Yılmazabdurrahmanoğlu ile üye hakimler Mehmet Karababa ve Mehmet Erdoğan´dan 10´ar bin liralık manevi tazminat talep edildi. Diğer dilekçede ise mahkemenin 16 Eylül´de sanıkların tutukluluk halini incelediği kaydedildi. Bu kararda başkan Yılmazabdurrahmanoğlu, üye hakimler Mehmet Karababa ve Oktay Kuban´ın olduğu hatırlatılan dilekçede Yılmazabdurrahmanoğlu ile hakim Karababa´nın tutukluluk halinin devamı yönünde görüş bildirdiği belirtildi. Oktay Kuban´ın karara muhalefet ettiği anlatılan dilekçede, Yılmazabdurrahmanoğlu ile hakim Karababa´dan 10´ar bin liralık tazminat talep edildi.Bektaş´ın avukatlarının başvuruda bulunduğu daire daha önce de Haberal´ı bilerek tahliye etmedikleri gerekçesiyle 9 hakimi tazminata mahkum etmişti. Hakimlerin itirazı üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, dairenin verdiği kararı onamıştı. Bu karar, emsal teşkil edeceği ve hakimlerin tazminat kıskacına alınacağı yorumlarına neden olmuştu. ( Cihan)

Tazminat davaları çoğalıyor

Poyrazköy davasının tutuklu sanığı Levent Bektaş´ın bugünkü dava haricinde, İstanbul 10, 11 ve 12. Ağır Ceza mahkemelerinde görev yapan 6 hakim aleyhine açtığı toplam 60 bin TL´lik tazminat davası daha var. Ayrıca Balyoz sanığı Çetin Doğan ve Süha Tanyeri´nin de, kendileri hakkında tutuklama kararı veren üç hakim hakkında açtıkları toplam 120 bin liralık tazminat davası bulunmakta.

(09 Kasım 2010, 12:48)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Ergenekon hakim ve savcılarının Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2484    yazdır/print


 

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan Prof. Dr. Mehmet Haberal´ın açtığı tazminat davasında tahliye taleplerini reddeden 9 hakimin tazminat ödemesine ilişkin kararı onadı. Oysa Haberal´ın sağlığının normal olduğuna dair heyet raporunun mahkemelerden gizlendiği ortaya çıkmıştı. Kararı değerlendiren cezalı hakimler gerekçeli kararı beklediklerini söyledi. Görevlerini suistimal etmedikleri görüşünde birleşen hakimlerin karara şaşırdıkları öğrenildi. Karar üzerine tazminata mahkum olan hakimlere destek amacıyla Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ndeki gönüllü olan meslektaşlarının fon oluşturulacağı iddia edildi. Ergenekon hakimlerinin elini kolunu bağlamayı amaçladığı çok açık olan bu skandal karar, kontrgerillacıların yüksek yargıda nasıl yuvalandıklarını, Ergenekon davasını engellemek için nasıl çalıştıklarını, HSYK reformuna niçin direndiklerini ve referandumda niçin hayır oyu için çalıştıklarını bir kez daha ispatladı. İtalyan Ergenekon´u Gladio davasına bakan savcının da dediği gibi Kontrgerilla en sert direnişi yargıda gösteriyor.

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan Prof. Dr. Mehmet Haberal´ın açtığı tazminat davasında tahliye taleplerini reddeden 9 hakimin tazminat ödemesine ilişkin kararı oyçokluğuyla onadı. Oysa Haberal´ın sağlığının normal olduğuna dair heyet raporunun mahkemelerden gizlendiği ortaya çıkmıştı. Kararı değerlendiren cezalı hakimler gerekçeli kararı beklediklerini söyledi. Görevlerini suistimal etmedikleri görüşünde birleşen hakimlerin karara şaşırdıkları öğrenildi. Karar üzerine tazminata mahkum olan hakimlere destek amacıyla Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ndeki gönüllü olan meslektaşlarının fon oluşturulacağı iddia edildi. Ergenekon hakimlerinin elini kolunu bağlamayı amaçladığı çok açık olan bu skandal karar, kontrgerillacıların yüksek yargıda nasıl yuvalandıklarını, Ergenekon davasını engellemek için nasıl çalıştıklarını, HSYK reformuna niçin direndiklerini ve referandumda niçin hayır oyu için çalıştıklarını bir kez daha ispatladı. İtalyan Ergenekon´u Gladio davasına bakan savcının da dediği gibi Kontrgerilla en sert direnişi yargıda gösteriyor.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen 9 hâkime verilen tazminat cezasını onadı. 84 yıllık ´Yargılama sürerken hâkime ceza verilemez.´ içtihadını ilk kez yok sayan Hâkimlerin ödeyeceği tazminat miktarı ise önümüzdeki hafta belirlenecek. Haberal´ın tutukluluğuna gerekçe olan hastanenin taburcu raporunu görmezden gelen ve sadece avukatların sunduğu fotokopi belgelerle verilen karar, Ergenekon davasına doğrudan müdahale olarak değerlendirildi. Hukukçular, kararın Anayasa´nın 138. maddesine göre bağımsız olarak görev yapan mahkemelere talimat anlamına geldiğini belirtiyor. Ceza ve kürsü yargıçlarının tamamının tazminat tehdidiyle karar verme durumunda bırakıldığına dikkat çekiyor. Cezaevinde bulunan binlerce hükümlü ve tutuklunun Yargıtay kararını emsal göstererek, kendilerini tutuklayan ve gözaltına alan yargı mensuplarına dava açabileceğinin altını çiziyor.

Karar oy çokluğuyla alındı

Haberal´ın avukatları, müvekkillerinin tahliye isteklerini reddeden 9 hakim hakkında tazminat davası açmıştı. Yargıçların 1. sınıf hakim olması nedeniyle ilk derece mahkemesi sıfatıyla davayı görüşen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, hakimlerin her birini 1500´er yüz TL manevi tazminat ödemeye mahkum etmişti. Hakimlerin karara itiraz etmesi üzerine, dava Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nda temyiz incelemesine tabi tutuldu. Geçen hafta davayı görüşen Kurul, oy çokluğu sağlanamadığı için bir karar vermemişti. Bugün tekrar toplanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan Prof. Dr. Mehmet Haberal´ın açtığı tazminat davasında tahliye taleplerini reddeden 9 hakimin tazminat ödemesine ilişkin kararı onadı. Onama kararı, 14´e karşı 29 oyçokluğuyla alındı. Kurul, hakimlerin ödeyeceği tazminat miktarını ise önümüzdeki hafta tekrar görüşecek. Haberal´ın ayakta tedavi görebileceğini belirten ve mahkemeden gizlendiği savcı tarafından ortaya çıkarılan 16 Ekim 2009 tarihli heyet raporu akıllara ´Haberal bir yılı aşkın süredir sebepsiz yere hastanede mi kalıyor?´ sorusunu getirmişti.

Haberal´ı kurtarmak uğruna hukuk katledildi

Yargıtay´ın skandal onamasına tepkiler gelmeye başladı. Hukukçulara göre; yargılama devam ederken tazminata hükmetmek her yönden sakıncalı. Bu durumda hakimler ile davalının husumetli duruma geleceği, dava bitmeden üst yargının hüküm vermesinin davaya müdahale ve ihsas-ı rey olduğu, kürsü hakimleri ile yargıtay üyeleri arasında telafi edilmez sıkıntılar oluşacağı bildiriliyor.

Osman Can´dan tepki: Karar yürüyen davaya müdahaledir

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ın açtığı tazminat davasında, tahliye taleplerini reddeden 9 hakimin tazminat ödemesine ilişkin kararı onamasına Eski Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Doç. Dr. Osman Can´dan tepki geldi. Can, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun kararını ´yargılamaya müdahale´ olarak niteledi. Yargıtay´ın Mehmet Haberal´ın davasına bakan hakim ve savcılar üzerinde baskı unsuru oluşturduğunu dile getiren Can, Bu karar ´siz niye tahliye etmiyorsunuz?´ anlamına gelen bir karardır. Tahliye yetkisine sahip hakimlerin bu kararlarına müdahale edilmiştir. Son tahlilde yürütülen bir davaya müdahaledir. Anayasanın 138. maddesine göre açıkça hukuka aykırı bir karardır.

İdeolojilerini hukuk adı altında topluma dayatıyorlar

Yüksek yargı üyelerinin Türkiye´deki ve dünyadaki değişimi algılayamadıklarını söyleyen Can şöyle konuştu: Dünya bir değişim geçiriyor. Hukuk sisteminde geleneksel yaklaşımlar terk ediliyor. Türkiye daha evrensel bir hukuk sistemine doğru gidiyor. Fakat Yargıtay üyelerinin bu değişimden haberdar olmadıkları anlaşılıyor. Halen eski sistemin devam ettiğini ve kendi ideolojilerini hukuk adı altında tüm topluma dayatabileceklerini zannediyorlar. Bu şekilde davranmaları şunu da gösteriyor; bütünüyle meşruiyetlerini kaybediyorlar ancak kaybettiklerinin farkında değiller. Bu kararın hakimler ve savcılar üzerinde bir baskı unsuru oluşturabileceğini zannetmiyorum. Karar, hakim ve savcıları yıldırma eylemlerinin anayasaya aykırı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Yeni HSYK´nın önündeki en büyük engel Yargıtay ve Danıştay´dır. ( Cihan)

Bozdağ: Yargıtay resmen yargı bağımsızlığını çiğnedi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ın tahliyesini reddeden hakimler aleyhine verilen tazminat cezasını onaması büyük tepkiyle karşılandı. AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, kararı sert bir dille eleştirirken, yargı bağımsızlığının Yargıtay tarafından resmen çiğnendiğini kaydetti. Kararı değerlendiren AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, 4. Hukuk Dairesi´nin kararını yerinde bulan Yargıtay´ın almış olduğu bu kararla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu´nun 142. maddesine tartışmasız bir şekilde aykırı olduğunu vurguladı. Kararın, yargı bağımsızlığının Yargıtay tarafından çiğnendiğinin açık bir delili olarak hukuk tarihine geçeceğini vurgulayan Bozdağ, böylece Anayasa ve yasaların da ayaklar altına alındığını ifade etti. Yargıtay´ın, söz konusu karar ile devam eden Ergenekon davasına çok açık olarak müdahale ettiğine dikkat çeken AK Parti Grup Başkanvekili, söz konusu karara imza atanların ´Yargı görevini yapan hakim ve savcıları etkileme´ suçunu işlediğinin altını çizdi. Bu haksız ve hukuka aykırı bir karadır. diyen Bekir Bozdağ, Yargıtay üyelerinin imza atması, haksız kararı haklı hale getirmez. Bu karardan sonra hangi hakim korkmadan bağımsız bir şekilde karar verecektir. Herhangi bir dava devam ederken hakim ve savcılara açılabilecek tazminat davaları, hakim ve savcının görevini etki altında kalmadan, hakimlik teminatı altında yapmasına engel olacaktır. diyerek, verilen kararı eleştirdi. ( Cihan)

Reşat Petek: Karar hukuki dayanaktan yoksundur

Emekli Başsavcı Reşat Petek, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirtti. Petek, Ceza Muhakemesi Kanunu´nda hakim ve savcıların görevleriyle ilgili yaptığı işlemlerde sorumlu oldukları belirtilir. Hakim ve savcıların bu sorumluluklarına binaen mağdur olanların devlet aleyhine dava açabilecekleri ifade edilir. Söz konusu bu davada devlet aleyhine değil doğrudan doğruya hakimler aleyhine bir tazminat davası açılmıştır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu davayı kabul ederek hakimler hakkında tazminata hükmetmişti. Bu kararın hukuk genel kurulundan döneceği hukuk çevreleri tarafından dile getiriliyordu. Türk Medeni Kanunu´nda tazminatla ilgili hükümlerde; hakim ve savcıların da elbette hesap verebilirlik ilkesi çerçevesinde görevlerinden dolayı başkalarına zarar vermişse dava açılabilmeli. Ama görevi kötüye kullanıp kullanmama konusu ceza hukuku uzmanlığını gerektiren bir konudur. Bu konuda hakim veya savcı hakkında bir ceza soruşturması ve kovuşturması yapılmadan, görevini kötüye kullandığına dair iddia sübuta ermeden bu konuyu Yargıtay´daki ilgili hukuk hakimlerinin tazminata hükmetmesini anlamak mümkün değil. diye konuştu. 2009 yılı Kasım ayında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun verdiği bir kararı hatırlatarak şöyle konuştu: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2009 yılındaki bu kararında, kürsü hakimleriyle Yargıtay üyelerini birbirinden ayırdı. ´Yargıtay üyeleri hakkında bir tazminat davası açılırsa önce ceza soruşturması yapılıp mahkum olmaları gerekir ki tazminat kararı verilebilsin.´ şeklinde bir karardı bu. Eğer Yargıtay´ın kendi üyeleri hakkında verdiği bu karar doğru ise o zaman kürsü hakimleri hakkında ciddi bir ayrımcılık yapılarak hem de devlet aleyhine açılması gereken bir davayı hakimler aleyhine açılmış oluyor. Dolayısıyla kara anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu´na aykırıdır.

DEÜ Hukuk Fakültesi Dekanı Karakoç: Yargıtay kararının doğruluğu tartışılır

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun, Ergenekon davası tutuklusu Prof. Dr. Mehmet Haberal hakkında verdiği kararı değerlendiren Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Karakoç, Türkiye´de ilk defa böyle bir olay yaşandığını söyledi. Yargılama bitmeden, Haberal´ın mahkum olup olmadığı konusunda bir mahkeme kararı çıkmadan, süreç devam ederken, Haksız yere tutuklandı, arandı, gözaltına alındı, yargılanıyor gibi bir izlenim bırakmanın, kararı tartışmaya açık hale getirdiğini belirten Karakoç, Kararın doğruluğu tartışılır. dedi. Yargılama sona ermeden, yargılamanın içindeki bir unsurda hukuka aykırılık olup olmadığı konusunun belirsiz olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Karakoç, bu dikkate alınmadan, Hukuka aykırılık vardır, dolayısıyla birtakım yetkiler kötüye kullanılmıştır, kişiler mağdur edilmiştir. demenin doğru olmadığını vurguladı. Karakoç, Yargılama sona erer, gerçekten kişi aklanır, dolayısıyla mağduriyetine keyfi olarak sebebiyet verilirse bunu yapanlar şüphesiz ki bir yaptırımla cezalandırılabilir, tazminat verilebilir. şeklinde konuştu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun kararının, bundan böyle herhangi bir konuda takip yapmak istediklerinde hakimleri tedirgin edeceğini vurgulayan Dekan Yusuf Karakoç, Ya bizim başımıza da tazminat yükümlülüğü, ileriki aşamada görevi kötüye kullanmak gibi bir durum çıkarsa ne yaparız? düşüncesinin, yargılama yapan kadroları etkisi altına alacağının altını çizdi. Hakimlerin cesaretini kıracağını ve motivasyonlarını azaltacağını belirten Karakoç, şunları söyledi: Yüksek yargı organları, karar verirken dikkatli olmalı, yani kötüye emsal olabilecek tutum ve davranışlardan kaçmak lazım. Kişilerin yetkilerini kullanmasını engelleyecek baskılardan da uzak durulmasında yarar var. Verilen karar doğru da olabilir ama yargılama devam ederken verilmesi biraz anlamlı gibi. ( Cihan)

Hakimler, gerekçeli kararı bekliyor

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Prof. Dr. Mehmet Haberal´ın ´kendisini kasten tahliye etmedikleri´ gerekçesiyle 9 hakime açtığı tazminat davasının Hukuk Genel Kurulu tarafından onanması üzerine tazminata mahkum olan hakimler, gerekçeli kararı bekliyor. Hakimlerin verdikleri karardan dolayı tazminata mahkum olmaları ise diğer sanıklara emsal oldu. Poyrazköy ve Cumhuriyet gazetesine molotof kokteyli atılması davasının sanıkları da bazı hakimler hakkında dava açtı. Ergenekon soruşturması kapsamında 17 Nisan 2009 tarihinde tutuklanan ancak cezaevine girmeden hastaneye kaldırılan ve hala hastanede bulunan Mehmet Haberal, Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde görevli 9 hakim hakkında kendisini kasten tahliye etmedikleri gerekçesiyle tazminat davası açmıştı. Haberal´ın talebini inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, mahkeme başkanları Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu ve Nurettin Ak ile hakimler Rüstem Eryılmaz, Resul Çakır, Kemal Can, Yakup Hakan Günay, Mehmet Faik Saban, İdris Asan ve Ali Efendi Peksak hakkında bin 500´er lira tazminat cezasına hükmetmişti. Tazminata mahkum olan hakimler de bu karara itiraz etmiş ve dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´na gitmişti. Hukuk Genel Kurulu geçen hafta yaptığı görüşmenin ardından dosyanın bugün görüşülmesine karar vermişti. Genel Kurul, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin vermiş olduğu tazminat kararını onadı. Tartışmalara neden olan bu kararın emsal olabileceği belirtiliyor. Karar ile hakimlere verdikleri karar nedeniyle tazminat açılabilecek. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin tazminat kararı vermesinin ardından bazı davaların sanıklarının hakimler hakkında tazminat davası açtığı belirtildi. Poyrazköy davasının tutuklu sanığı emekli Binbaşı Levent Bektaş ve Cumhuriyet gazetesine molotofkokteyli atılmasıyla ilgili davada bazı sanıkların aynı gerekçe ile tazminat davası açtıkları kaydedildi.

Hakimlere destek fonu oluşturuluyor

Kararı değerlendiren İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu, gerekçeli kararı beklediklerini söyledi. Yılmazabdurrahmanoğlu, Gerekçeli kararı inceleyeceğiz. Ondan sonra değerlendirmemizi yapacağız. dedi. Görevlerini suistimal etmedikleri görüşünde birleşen hakimlerin karara şaşırdıkları öğrenildi. Tazminata mahkum olan hakimlerin Hukuk Genel Kurulu´ndan böyle bir karar beklemedikleri kaydedildi. Karar üzerine tazminata mahkum olan hakimlere destek amacıyla Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ndeki gönüllü olan meslektaşlarının fon oluşturulacağı iddia edildi. ( Cihan)

Onama kararı oy çokluğuyla ve jet hızındaki süreçte alındı

06 Kasım 2010: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin, hakimleri tazminata mahkum eden kararının temyiz görüşmesinde Yargıtay Genel Kurulu´ndaki bazı üyelerin Daire´nin kararına tepki gösterdiği belirtildi. Devam eden kovuşturmayı ve hakimlik teminatını gerekçe gösteren üyelerin, bu kararın hukuki sorunları da beraberinde getireceğini dile getirdikleri kaydedildi. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin kararı oy çokluğuyla onaylandı. Yargıtay Genel Kurulu, Haberal´ı tahliye etmeyen hakimlerin temyiz görüşmesini, 3 yıldır bekleyen dosyalara rağmen, bu kadar hızlı bir şekilde karara bağlaması da dikkat çekti.

Onama kararı tartışmalarla alındı

Genel Kurul´un, sanıkları tahliye etmeyen hakim savcıları yakından ilgilendiren kararını alma süreci şöyle işledi: Geçen haftaki oturuma Yargıtay Ceza Genel Kurulu´nun 43 üyesi katıldı. Bu müzakerede ilk olarak usul tartışması yaşandı. Yargıçlardan 13´ü, Ceza hâkimleri ile ilgili kararı hukuk hakimleri olarak bizler veremeyiz. Onun için Ergenekon davası bittikten sonra bu tazminat davasını bir ceza mahkemesi baksın görüşünü savundu. 30 yargıç, Hayır biz bu konuda yetkiliyiz dedi ve dayanak olarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu´nun 573´üncü maddesi ile Yargıtay´ın 1931 yılında verdiği bir içtihadı birleştirme kararını gösterdiler. Böylelikle usul sorunu geçen hafta aşıldı. Yine geçen hafta, davanın esasına geçildi. Bu kez 15 yargıç, dosyada eksiklikler var, daireden onların tamamlanmasını isteyelim dediler. Bunların karşısındaki 28 yargıç ise Davanın esasına geçip tazminat miktarını belirleyelim dediler. İlk oturumda çoğunluk sağlanamayınca Hukuk Genel Kurulu, konunun tartışmalı olmasını gerekçe göstererek dava için özel gün olarak dünü belirledi. Dün de toplantıya 43 yargıç katıldı. Dünkü toplantıda ikinci oturumlarda karar için salt çoğunluk arandığı için 22 yargıcın vereceği karar yeterli olacaktı. Heyetteki 29 yargıç, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerine tazminat ödetilmesi gerektiği görüşünde birleştiler. Böylelikle 9 hakimin Haberal´a tazminat ödeyeceği kesinlik kazandı. 14 Yargıç, dosyanın tamamı incelenmeden bir karar verilmesinin doğru olmayacağından Ergenekon davası dosyasının tamamının fiziki olarak da Yargıtay´a getirtilip incelenmesini, ona göre bir karar verilmesini istediler. Bu yargıçlar Biz bu hakimleri tazminata mahkum edersek hiçbir hakim kolay kolay sanığı cezaevinde tutamaz görüşünü savundu. Çoğunluğu oluşturan yargıçlar ise bu görüş karşısında, Biz, hakimler sanıkları salıversin demiyoruz. Yaşam hakkı ihlal edilmesin diyoruz dediler. Dünkü müzakerenin son aşamasında 4´üncü Hukuk Dairesi´nin takdir ettiği bin 500´er lira az mı çok mu tartışması uzayınca Genel Kurul toplantısı gelecek hafta çarşamba gününe ertelendi. ( Sabah)

Rapor mahkemeden gizlendi

Hafta içinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon duruşmasında Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Haberal´ın sağlık durumu hakkında Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından mahkemeye gönderilen cevabi yazıda, 16 Ekim 2009 tarihinde Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından tedavisinin ayakta yapılabileceğine ilişkin 5 uzman doktor (4´ü profesör, 1´i doçent) tarafından bir rapor oluşturulduğunun anlaşıldığının ifade edildiğini kaydeden Pekgüzel, bu raporun mahkemeye 28 Ekim 2010 tarihinde geldiğini, savcılık makamına ise yeni ulaştığını söylemişti. Söz konusu raporun mahkemeden gizlendiğini ileri süren Pekgüzel, raporu gizleyen ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etmişti. Hakimleri tazminata mahkum eden Yargıtay 4. Hukuk Dairesi gerekçeli kararında Haberal´ın Ani ölüm riski altında olduğu ve Bilim adamı kimliği sebebiyle tahliye edilmesi gerekir demişti. Ancak mahkemeden saklanan raporda Haberal´ın ölüm riski taşımadığı gibi ayakta tedavi görmesinin yeterli olduğu belirtilmişti.

´Yüksek alçaklık´, hakim ve savcıları dayanışmaya itiyor

Bundan sonraki aşamada, hakimler kesinleşen karar üzerine 13 bin 500 TL tazminat ve avukatlık ücretiyle birlikte 21 bin TL´yi Haberal´a ödeyecek. Tazminata mahkum edilen hakimlere önemli bir destek de Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde görevli meslektaşlarından geldi. Özel yetkili hakim ve savcılar, meslektaşlarına verilen tazminatı cezasını ödemek için fon oluşturup kendi aralarında para toplayacak. Tazminata mahkum edilen hakimler, ödeyecekleri miktarın önemli olmadığını ancak meslektaşlarının manevi destek olma adına böyle bir girişimde bulunmayı düşündüklerini söyledi. (Zaman)

Karar, hâkimlere verilmiş muhtıradır

Beypazarı Hâkimi Orhan Gazi Ertekin: Karar hukuki değil. İlk defa yargılama devam ederken hâkimler aleyhine bir mahkûmiyet kararı veriliyor. Bir dava devam ederken bu dosyaya paralel bir dava daha devam edemez. Haksız tutuklama iddiası varsa konuyla ilgili soruşturma açılması gerekir. Soruşturma sonucuna göre bir karar verilir. Hukuk Genel Kurulu´nun verdiği bu kararlar hukuk devletinin bir aracı olmadığını ortaya koymuştur. Siyasi bir tartışmada taraf haline gelmiştir. Türkiye´de tutuklama ciddi bir sorundur. Gerekli gereksiz birçok yerde uygulanır. Ancak haksız tutuklama ile hukuk kuralları içerisinde mücadele etmek gerekir. Yargıtay, yargı makamı olmaktan çıkmamalı. Verdiği kararın hiçbir hukuki zemini yoktur. Bu karar adeta hâkimlere verilmiş bir muhtıradır.

Ergenekon davasına açıktan müdahale

Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel: Bugüne kadar hiçbir yargıcın bu tür işlemlerden dolayı tazminata mahkûm olduğuna tanık olmadık. Haberal da Türkiye´de hakkında tutuklama kararı verilen on binlerce insandan biri. Ancak burada, Haberal´a ve onunla ilgili davaya ayrıcalık yapılmış, geçerli nedenler mevcut olmadığı halde bu yargıçlar hukuka aykırı bir şekilde tazminata mahkûm edildi. Bana göre Yargıtay, devam etmekte olan Ergenekon davasına müdahalede bulunmuştur. Gerek 4. Hukuk Dairesi´nin gerekse Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun verdiği kararı hukuka aykırı ve ideolojik olarak değerlendirmek mümkün. Yargı tarihinde ilk olarak böyle bir karara imza atılmıştır. Kararın kamuoyu tarafından da Mehmet Haberal´a has ideolojik nitelikte verilmiş bir karar olduğu çok açık bir şekilde görülüyor. Kararın AİHM´den döneceğini zannediyorum.

Hâkimler ve savcılar, Yargıtay´ın kıskacında

Yargıtay Onursal Üyesi Cevdet İlhan Günay: 35 senelik meslek hayatım ve 12 senelik Yargıtay üyeliğim boyunca şahit olmadığım bir karar çıkmıştır. Hâkim ve savcılar Yargıtay kıskacına alındı. Hâkimler ciddi iddialar kapsamında yargılanan diğer sanıkların baskısı altında kalacaktır. Bu durumda işlenen suçlar varsa üzeri örtülebilecektir. Özellikle Ergenekon ve Balyoz gibi çok önemli davalarda ceza hâkimleri çok büyük baskı altında kalacak. Tazminat cezası ´aba altından sopa göstermek´tir. Bundan sonra tüm hakimler kararları zor alır. Mağdur hakimler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´ne (AİHM) gidebilirler. İnanıyorum ki AİHM 9 hakimi haklı bulacaktır. Türkiye´yi para cezasına mahkum edecektir. Bu karar da Türkiye aleyhine olan kararlardan birisine eklenecektir.

Yargı bağımsızlığı büyük yara aldı

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük: Bu karar hâkimler üzerine kurulan bir baskıdır. Hiçbir hâkim ve savcı, görevini icradan dolayı cezalandırılamaz. Aksi durumda yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesi diye bir şey kalmaz. Ceza verilebilmesi için açıkça özel bir kastın varlığı ispat edilmeli. Buradaysa bir bilirkişi heyetinin verdiği karara bağlı olarak hâkimlerin vermiş olduğu bir karar var. Şayet bu hata ise bunun yolu itirazdır. Sacit Kayasu´nun başına gelen, Ferhat Sarıkaya´nın başına gelen, Erzurum özel yetkili savcılarının başına gelen ne ise bu kararla hâkimlerin başına o gelmiştir. Bu yargı bağımsızlığı için ciddi bir tehlikedir. Yargıtay´ın bu kararı diğer hâkimler tarafından dikkate alınmaya kalktığında ki bu muhtemeldir. Hâkimler psikolojik olarak etkilenebilirler. O zaman Türkiye´de tutuklanan insan kalmaz. Hâkimler tazminat cezası almanın endişesini taşır.

Yargıtay, 84 yıllık içtihadı değiştirdi

Avukat Kazım Berzeg: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, verdiği kararla Türkiye´de hukukun olmadığına hükmetti. Bu karar kesinlikle hukuki değil. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1926 yılından beri yürürlükte olan Hukuk Usulü Muhakeme Kanunu´nun 573. maddesini çiğnemiştir. Bu kanuna göre yargılama devam ederken hâkimlere ceza verilemez. Yargıtay 1926´dan beri devam eden bu içtihadını bugün değiştirmiştir. Kanun karşısında eşitlik, uygulanan içtihatları devam ettirmekle olur. Aynı konu hakkında farklı kişiler için aynı içtihat olmazsa adaletten söz edemezsiniz. Bugüne kadar tüm hâkimler için uygulanan içtihat yargılama devam ederken hâkimlerin verdikleri kararlardan yükümsüz olduklarıydı. Bugün ise farklı bir içtihat geliştirildi. Hukuk Genel Kurulu´nun verdiği bu karar Venedik Komisyonu kararlarına da aykırıdır.

Artık ceza hakimi bulunamaz

Onursal Yargıtay Üyesi Kamil Acar: Bu karar hayret-i mucip bir karardır. Bu kararla ceza hakimleri hukuk hakimlerinin denetimine girmiş olur ki o zaman ceza hakimi bulamazsınız. Bu kararı endişe ile karşılıyorum.

Anayasa, hukuk, ayaklar altında

Eski Savcı Sacit Kayasu: Hakim teminatı ayaklar altında. Devam eden bir dava ile ilgili hakime müdahale edildi. Davanın bundan sonra nasıl yürütüleceğini belirledi. Hakimler bundan sonra kolay kolay karar veremez. Anayasa, hukuk, ayaklar altında.

Demokles´in kılıcı

Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Cihat Özkan: Bu onama kararıyla artık ceza hâkimleri ve savcıları, özgür iradeleri ile karar veremeyeceklerdir. Çünkü bu tazminat kararını, Demokles´in kılıcı gibi enselerinde hissedeceklerdir.

Haberal dolaylı yoldan tahliye edilmeye çalışılıyor

Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel: Mehmet Haberal´ın normal yollardan tahliyesi sağlanamayınca yargıçlara tazminat davası açarak bu sağlanmaya çalışıldı. Maalesef Yargıtay buna hizmet ederek tazminat cezası verdi.

Yargının bağımsızlığını bitiren bir karar oldu

Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük: İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri bilirkişi raporuna dayanarak bir karar veriyor. Yargısal işlem yetkisini kullanıyor. Bundan sonra hâkimler bir tutuklama kararı verirken ´acaba bu kararımdan dolayı tazminat öder miyim´ diye düşünmek zorunda kalacaktır.

Hâkimlere ´kararlarınız gerekçeli olmalı´ diyor

Prof. Dr. Atilla Özer: Kararla hâkimlere, tüm kararlarınız gerekçeli ve dayanaklı olacak deniyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi´nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6´ncı maddesinde de böyle denilir. Hâkimler artık oturup ciddi ciddi düşünerek karar verecekler.

Karar emsal teşkil eder

Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker: Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bu tür davalardan yargılanan ve uzun süredir tutuklulukları devam eden kişilerin tahliye edilmemesini eleştirel nitelikte bir açıklama yapmıştı. Ben bu kararın diğer davalara emsal olarak görülebileceği kanaatindeyim.

Hakimler artık vicdanları yerine cüzdanlarına bakarak karar verecek

Bağımsız İzmir Milletvekili Recai Birgün: Yargıtay´ın kararı hukuki bir süreç gibi gösteriliyor ama maalesef alınan kararların hukuki olmaktan çok siyasi ve ideolojik niteliği var. Açıkçası Yargıtay´ın aldığı bu karardan endişe duydum. Bugüne kadar ne Türkiye´de ne de dünyada böyle bir karar duymadım. Böyle bir karar hukukta bundan sonra yargı sürecini etkileyecek bir durumdur. Hakimlerin bundan böyle bir karar vermeden önce ceplerini düşünmek zorunda kalacaklarına dikkat çeken Milletvekili Birgün, Yani bundan böyle tahliye talebini reddeden savcı ve hakimler ceplerine bakarak karar verecek. Yani cüzdan ile vicdan arasına sıkışmış olacaklar. Bir başka ifade ile vicdani bir karar veremeyecekler. Dolayısıyla verdikleri kararlar da objektif olamayacak. Kararın kendisi için sürpriz olmadığını ifade eden Birgün, özellikle Ergenekon davasına ilişkin şu endişeleri dile getirdi: Ergenekon sürecinde tutukluk süresi sanki makul bir süreyi aştı. Ama demek ki yargının, bizim bilmediğimiz ama onların bildiği bir şeyler var ki bu kadar uzuyor. Böyle bir müdahale Ergenekon sürecini farklı yerlere götürür. Yargıçlar bağımsız olamayacak. Bir hukuk kaosu var. Bu karar sadece Ergenekon hakimlerini değil, tüm kürsü hakimleri bundan etkilenecek. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun almış olduğu bu karar siyasi ve ideolojik bir karardır. Bu benim için sürpriz olmadı. Ben böyle bir şeyi epeydir bekliyordum. Çünkü hukukun bir şekilde hukuksuzluğun yani siyasi ve ideolojik bir noktada olduğunu biliyorduk.

Haberal ´Reddi hâkim´ talep edebilir

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun onaması emsal oluşturdu. Her tutuklu, hâkimlere dava açabilecek. Öte yandan Haberal´ın tutukluluk durumuna ilişkin itirazları değerlendiren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin başkanı ve bir üyesi ile 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nin iki üyesi, sanıkla aralarında husumet oluştuğu gerekçesiyle artık heyette yer alamayacak. Üyeler heyette yer alırsa Haberal, reddi hâkim talebinde bulunabilecek. Daha önce çete suçundan yargılanan Adnan Oktar ve beraberindekiler hakkında İstanbul 1 Nolu DGM´de sanıklar heyeti üyelerine tazminat davası açmış, husumet gerekçesiyle reddi hakim talebinde bulunmuştu. Yargıtay davayı 3 Nolu DGM´ye almıştı. ( Yenişafak , Zaman, Sabah, Cihan, Taraf)

Hakimlerden tepki

Ödemiş Kürsü Hâkimi Faruk Özsu, kararı hukuk içinde değerlendirmenin yanlış olacağını anlattı. Genel Kurul´un, Haberal için meşruiyetini masaya koyduğunu vurguladı. Haberal´ın yargılandığı Ergenekon davasının devam ettiğini hatırlatan Özsu, nihai karar verilmeden hâkimleri tazminata mahkûm etmenin kişiye özgü bir uygulama anlamı taşıdığını ifade etti: Genel Kurul, siyasi bir pozisyon alıyor. Haberal´ın suç işleyemeyeceğini savunuyor. Bizim bilmediğimiz özel bir durum var herhalde. Haberal´ın bağlantılarına bakmak gerekiyor. Bu kararı hukukçulardan ziyade Ergenekon´un siyasi ayağını iyi bilen Şamil Tayyar gibi gazeteci ile stratejistlerin yorumlaması gerekiyor.

Hakimlere aba altından sopa gösterildi

Kazan Kürsü Hâkimi Kemal Şahin, söz konusu kararın hukuki bir metin olmaktan ziyade ideolojik saplantılar doğrultusunda kişiye özgü verilen bir karar olduğunu vurguladı. Genel Kurul´un Türk hukuk tarihinde bir ayıbın yer almasına neden olacak bir karar aldığını belirten Şahin, Türkiye´nin yakından takip ettiği Ergenekon gibi kritik davaların, yargıç heyetlerine ´aba altından sopa´ gösterildiğini söyledi. Ceza yargılanması devam eden bir davada tazminata mahkûm etmenin izahının olamayacağını belirten Şahin, Hukuki yorum ve analiz yapmayı bırakın; bu kavramları kullanmak bile yersiz olacaktır. Dosyası kabarık 4. Hukuk Dairesi´nin verdiği kararı onaylayan Genel Kurul, hâkimlik teminatı ve bağımsızlığını çok ciddi zedeleyen bir karara imza attı. dedi.

Kilis Kürsü Hâkimi Muzaffer Şakar ise kararı hukuki açıdan eksik ve yetersiz buluyor. 80 yıllık içtihadın Haberal için yok sayıldığını ifade eden Şakar´ın, en büyük temennisi, söz konusu kararın içtihat niteliğini kazanıp benzer davalarla karşılaşılmaması. Aksi takdirde hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından ciddi sakıncaların neden olacağını öngörüyor. Şakar, Hukuki yönden eksiklikler barındırıyor. Yargı bağımsızlığına olumsuz yönde ciddi bir etki yapacaktır. Pek çok ülkede yeri olmayan bir durum. Umuyoruz ki bu uygulama içtihat haline dönüşmez. Hâkimlerin suç işlemediği sürece sorumlu tutulması, karar verme yetilerini elinden alacaktır. Karar verirken acaba tazminata mahkûm olur muyum bunu düşüneceklerdir.

Hâkimlerin üstünde ´Demokles´in kılıcı´ gibi duracak

Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Cahit Özkan: Öncelikle yargılama henüz tamamlanmamıştır. İlk derece mahkemesi olarak görev yapan İstanbul Özel Yetkili Ceza Mahkemesi yargıçları henüz dosyadan el çekmemiştir. Bu onama kararıyla artık ceza hâkimleri ve savcıları, rahatça özgür iradeleri ile karar veremeyecek. Çünkü bu tazminat kararını, Demokles´in kılıcı gibi enselerinde hissedecekler. Hukuk yargılaması yapan yargıçlar, ceza yargıçlarının üzerinde bir denetim görevi yerine getirecek. Bu karar Ergenekon ve darbe girişimlerinin yargılandığı dosyaların Ankara´da ve bir şekilde yüksek yargıda toplanması suretiyle akim bırakılması girişimlerinin devamıdır.

Emekli Başsavcı Reşat Petek: Karar, hukuki dayanaktan yoksun

Ceza Muhakemesi Kanunu´nda hâkim ve savcıların görevleriyle ilgili yaptığı işlemlerde sorumlu oldukları belirtilir. Hâkim ve savcıların bu sorumluluklarına binaen mağdur olanların devlet aleyhine dava açabilecekleri ifade edilir. Söz konusu bu davada ise doğrudan doğruya hâkimler aleyhine dava açıldı. Hâkim veya savcı hakkında bir ceza soruşturması yapılmadan, görevini kötüye kullandığına dair iddia sübuta ermeden bu konunun Yargıtay´daki ilgili hukuk hâkimlerinin tazminata hükmetmesini anlamak mümkün değil. Karar Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu´na aykırıdır.

Doç. Dr. Yücel Sayman: Hukuki açıdan nerden bakılırsa bakılsın savunulacak bir karar değil

Hakimler tutuklama kararını kaldırmadıkları gerekçesiyle tazminata hükmediliyor. Hakimlere atfedilen kusur hizmet kusuru değildir. Öyle olsa Adalet Bakanlığı´na karşı açılması lazım. Şahsi kusur olduğu zaman özel hukuk davasıdır. Bu ise ilk derece mahkemesinde görülür. Yargıtay´ın kararı hakimler üzerinde baskı oluşturuyor. Hakimler ne yönde karar verirse versin bir kesim hep yargıçların vereceği kararlar sonrasında akıllara soru işareti gelecektir. Yargıtay, bu yargılamayı yapmakla anayasaya aykırı davranmıştır. Hukuki olarak savunulması mümkün değildir. ( Zaman)

Yüksek Yargı´yı kim denetleyecek?

Emre Aköz (Sabah): Geçen gün Adalet Bakanı Sadullah Ergin, bizim gazeteyi ziyaret etti. Resmi demeç vermediği için, kendisini yazılmamak kaydıyla dinledik. Bakan Ergin bir ara kuvvetler ayrılığı ilkesinin çalışma biçiminden yakındı. Özetle... Yasama (Meclis) ve Yürütme´yi (Hükümet), Yargı denetliyor... Buna karşılık Yüksek Yargı hemen hemen denetim dışı dedi. Yargıtay´ın verdiği o şaşırtıcı kararı duyunca, aklıma Bakan Ergin´in söyledikleri geldi... Olayı hatırlayalım: Ergenekon davasından tutuklu yargılanan Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal, tahliye edilmesini talep etmiş... Ancak yargıçlar talebi geri çevirmişti. Bunun üzerine Haberal, 9 yargıç hakkında tazminat davası açtı ve kazandı... Neticede dosya Yargıtay´a gitti. Sonuçta söz konusu 9 yargıca verilen ceza onandı. Her bir yargıç 1500 lira ceza ödeyecek. Gerçekten tuhaf bir karar bu... Nedeni basit: Ortada yürüyen bir dava var... Eğer yargı bağımsızsa, kimse bir yargıca Şu kararı ver diyemez... Bu konuda Anayasa gayet net: MADDE 138: Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Anayasa´nın bu açık hükmüne rağmen Yargıtay, Şu kararı vermeliydin demekle kalmıyor, Madem vermedin, al sana ceza diyor... Bence korkunç bir durum! Bu kararla birlikte, benzeri davaya bakan bir yargıç, vicdanının sesine kulak tıkamak zorunda kalacak. Hani Yargı, vicdan ile cüzdan arasında sıkıştı diyorlardı ya... İşte gerçek sıkışma bu! Yargıç karar alırken, Önce cüzdanıma bir bakayım, ceza keserlerse ödeyebilir miyim diye düşünecektir. * Peki... Tamam... Öyle olsun! Madem adalet sistemi bundan sonra böyle çalışacak... O zaman, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´nin Türkiye´ye kestiği para cezalarını, buna neden olan kararları alan yargıçlara ödetelim. Özellikle de Yargıtay üyelerine! Çünkü mahkemelerin verdiği insan haklarına aykırı kararlar, onlar tarafından onanıyor...

Bir başka noktaya daha dikkatinizi çekmek isterim: Sanılanın aksine Yargıtay, mahkemelerin kararını düzeltmez... Yani diyelim ki bir hırsıza yargıç, 2 yıl hapis cezası verdi. Yargıtay, 2 yıl az olmuş, 4 yıl vermelisin diyemez.

Sadece Suça yanlış maddeyi uygulamışsın der ve dava tekrar görülür. Halbuki burada yargıçlar, belli bir karara yönlendiriliyor.

Mehmet Haberal vakasında ilginç bir başka nokta daha var: Tam 9 hâkimden söz ediyoruz. Dokuz yargıcın aynı kararı vermesi, karşımızda ciddi bir fikir-yorum birliği olduğu anlamına gelir. Bir kişi yanılır, iki kişi yanılır; yanlış yorum yaparlar... Dokuz yargıcın birden yanıldığını iddia etmek çok garip değil mi? Dokuz yargıca birden ceza kesilmesi, nokta atışı yapıldığı ve gözdağı verildiği izlenimini uyandırıyor. Bu durumda insan ister istemez o eski iddiaları hatırlıyor. Ne diyordu Ergenekon dostları: Hiç merak etmeyin, neticede dosyalar Yargıtay´a gidecek. Dosyalar henüz tamamlanmadı, yani yargıçlar son kararı vermedi ama vakalar Yargıtay´a gitmeye başladı bile! Birilerinin acelesi var galiba! Not: Bu olay Anayasa´nın 148´inci maddesine rağmen, Anayasa Mahkemesi´nin içerik denetlemesi yapmasına benziyor. Sizce hukuku ve yasaları en çok kimler çiğniyor? ( Sabah)

Yargıtay sanığı ´bırakın´ diyor

08 Kasım 2010: Malatya Barosu Başkanı Eyüp Kutlubay, hâkimlere tazminat cezası verilmesinin bir hukuk skandalı olduğunu söyledi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun kararı onamasının daha vahim olduğunu ifade etti. Kutlubay, 60 bine yakın tutuklunun kararı emsal göstererek tazminat davası açabileceği düşünüldüğünde hukukun içinden çıkılmaz bir hal alacağını belirtti. Eyüp Kutlubay, Tazminat kararının onanması çok vahim bir durum. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Türk yargı tarihinde bir ilke imza atarak, devam etmekte olan bir davanın sonucunu beklemeden böyle bir karar vermiştir. Bu kararla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, dolaylı olarak hâkimleri baskı altına alıyor. Yargıtay, ´tutuklu sanığı serbest bırakın´ diyor. Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi ilkeleri ağır yara almıştır. Şimdiye kadar tazminata mahkum edilmiş bir hâkim kararına rastlamadım. Yargıtay Kanunu´nda çok açık hükümler var. Görevi kötüye kullanmak dışında hiçbir hâkim tazminata mahkum edilemez. Yargıtay Genel Kurulu´nun da bu yönde kararları var. Bu kararı emsal gösteren tutuklular; hâkimler hakkında tazminat talep ederlerse, buna nasıl cevap verilecek? Türkiye´de yargılama biter. Davalara bakacak bir tane hâkim bulamazsınız. Bundan sonra hiçbir hâkim tutuklama kararı vermez. Hâkimler tazminat davasına muhatap olma korkusuyla, gerekli hallerde dahi tutuklama kararı veremeyeceklerdir.

Davaya doğrudan müdahale edildi

Sivas Barosu Başkanı Hilmi Bilgin ise Yargıtay´ın kararının Anayasa´ya aykırı olduğunu söyledi. Bilgin, şu ifadeleri kullandı: Anayasa´nın 132. maddesi mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen bir maddedir. Bu maddede ´Hâkimler görevlerinde bağımsızdır. Anayasa´ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler´ denilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, son kararıyla açıkça Anayasa´nın 132. maddesinde anlam bulan mahkemelerin ve yargıçların bağımsızlığı ilkesini ihlal etmiş. Ayrıca bu karar hâkimler üzerine kurulan bir baskıdır. Şu ana kadarki içtihatlarda hiçbir hâkim ve savcı görevini yapmasından dolayı cezalandırılmamıştır. Bunun aksi, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesinin ortadan kalkmasıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, son kararıyla görülmekte olan bir davaya doğrudan müdahale etmiştir. Son karardan sonra artık ceza hâkimlerinin, tazminat tehdidi altında bağımsız karar verme iradeleri baskı altına alınmıştır. Şu anda cezaevinde bulunan tutuklular da bu kararı emsal göstererek kendilerini tutuklayan yargı mensuplarına karşı dava açabilecekler.

Uygulamanın hukukî bir yanı yok

Erzurum Baro Başkanı Mehmet Güzel, bugüne kadar hâkim ya da savcılara açılacak davalarda Adalet Bakanlığı´nın muhatap kabul edildiğini ve bakanlığın söz konusu hâkim ya da savcılara davaları rücu ettiğini kaydetti. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu´nun, tazminat cezasını onamasının şekil ve esas açısından aykırılık içerdiğini anlattı. Güzel, Bu yapılan, hukuksuz bir uygulamadır. Kanunun böyle bir uygulaması yoktu. Hâkim veya savcı doğrudan muhatap alınmaz, Adalet Bakanlığı üzerinden dava açılırdı. Bu dava her nasılsa doğrudan hakimlere açıldı. Davada şekil eksikliği var, usulsüz ve yanlış bir karar. Hukuka aykırı. Bu karar, yargı bağımsızlığı için büyük bir tehlikedir. Bu, hâkimlerin baskı altına alınması, yargıya müdahale edilmesi demektir. ifadelerini kullandı.

Yarsav´dan skandala destek

Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Yargıtay´ın ´Mehmet Haberal´ı tahliye etmeyen hâkimlere para cezası´ kararını desteklediğini söyledi. Yıllarca hakim ve yargıçların bağımsız olması gerektiğini söyleyen, yargı mensuplarının haklarını savunduklarını iddia eden Eminağaoğlu, kararın hukukun üstünlüğünün işler kılınması ve insan haklarının korunması yönünden çok önemli bir adım olduğunu savunuyor. Cumhuriyet Gazetesi´ne konuşan Eminağaoğlu, Türkiye´de tutuklama ve benzeri özgürlüğü kısıtlayıcı yöntemlere yargı kararıyla başvurulsa da bu kararların hukuka uygunluğunun denetiminin yeterince etkin olarak yapılamadığını iddia ediyor. Eminağaoğlu, Bu yönüyle karar, bundan sonrası için yol gösterici ve insan haklarını gözeten, koruyan içtihat niteliğiyle önemli referans olacaktır. Benzeri gerekçelerle aynı durumda olan tutuklular da aynı gerekçelerle bu gibi davalar açabilecektir. diyor.

Karar kişiye özel, hukukî yanı yok

Konya Denge Hukukçular Derneği Başkanı Erhan Şahin: Kararın hukuki tarafı yok. Kişiye özel. İdeolojik bir karar. Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ın fonksiyonunun öneminden kaynaklanan bir karar. Harcanamayacak bir kişi ki Yargıtay üyeleri, hiçbir hukuki dayanağı olmayan bir karara imza attılar. Daha Haberal´ın yargılandığı davayla ilgili bir karar çıkmış değil. Belki ceza çıkacak. Beraat de edebilir. Öyle bile olsa Ceza Muhakemeleri Kanunu´na (CMK) göre yargılama biter, kesinleşir, bir hizmet kusuru varsa o zaman Adalet Bakanlığı´na karşı tazminat açılır. Hâkimin şahsına dava açılamaz. Böyle bir karar, yok hükmündedir. Hukuk çiğnenmiştir. Yasalara aykırıdır.

Olanları, hayretler içinde izliyoruz

Çankırı Baro Başkanı İdris Şahin: Yargıtay Genel Kurulu, hukuku çiğnemiştir. Kurulun kararı tamamen keyfidir. Haberal´ın cezası bile netleşmeden sadece tahliye talebinin reddine karar veren hakimlere böyle bir ceza verilmesi hukuk kurallarına aykırıdır ve objektiflikten uzak subjektif bir karardır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, çok büyük hukuk hatası yapıyor. Kurul kadar 4. Hukuk Dairesi´nin verdiği ceza da bağımsız yargıya şüphe düşürüyor. Bir hukukçunun hukuk dışında bir şey düşünmesi ve karar vermesini de hayretler içinde izliyoruz. Ayrıca bu kararla hakimler baskı altına alınmış oluyor. Haberal ile gelişmeleri de bir hukukçu olarak büyük bir şaşkınlıkla izliyoruz. Hukukun çiğnenmesine hukukçuların göz yumması gerekiyor. ( Zaman)

79 yıllık içtihatla ceza hâkimliğini bitiremezsiniz

Gültekin Avcı / Emekli Savcı (Bugün): Yüksek yargı süratle irtifa kaybetmeye devam ediyor. Hâkim bağımsızlığı ve teminatı, bizzat Danıştay ve Yargıtay´ın gölgesi altında eziliyor. Hâlbuki bunun için öncelikle örnek olması gereken onlar. Adı üzerinde ´yüksek hâkim´ değiller mi? Ama tuhaf ki bizde yükseklere çıkıldıkça adalet nefes darlığı çekiyor. Şimdi gazeteci şapkamı çıkarıp hukukçu şapkamı takmak zorundayım. Mehmet Haberal tutuklaması sebebiyle hukuksuz bir şekilde tazminata mahkûm edilen hâkimlerin yaptıkları neydi? Terör örgütü kurmak ve yönetmekten sanık Haberal´ın tutukluluğunun devamına karar vermek. Tutuklama, yakalama, arama, el koyma, gözaltına alma gibi işlemlerin hepsine ´ceza yargılaması´nda ´koruma tedbirleri´ denir. Ceza yargılaması diyorum çünkü Mehmet Haberal´ın tutuklanması ve tutukluluğunun devamı işlemi, hukuk yargılaması değil ceza yargılaması içindedir. Ceza yargılamasında ´koruma tedbirleri´nden oluşan mağduriyetlerden dolayı haklarını aramak isteyenlerin muhatabı hâkim-savcı değil devlettir. (CMK. 141-142) Yani tutuklama tedbirinden dolayı mağdur olan kişilerin maddi ve manevi zararlarını devletten isteyebilecekleri açık bir şekilde belirtilmiştir. Daha önce 466 Sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun´da düzenlenmiş olan bu konu, yeni CMK´da düzenlenmiştir. Hukuk hâkimlerinin (tazmini) sorumluluğunu düzenleyen HUMK. 573. maddede kullanılan ´hâkim´ tabirinin içine ceza hâkimlerinin de girdiği nereden çıkarılıyordu? İşte o 79 yıllık, 25.3.1931 tarihli içtihadı birleştirme kararından.

Ama artık yürürlükteki yeni Ceza Yargılaması Kanunu var ve bu kanunda ceza yargılamasındaki mağduriyetlerin sorumlusu ve bu mağduriyetin nasıl giderileceği açıkça belirtilmiş. Yani artık bu hususta netlik taşıyan yeni ve özel bir kanun var. Üstelik ceza yargılamasında koruma tedbirlerinden doğan mağduriyetleri açıkça düzenleyen ´sonraki kanun´ söz konusu. Yani Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 1931 tarihli içtihada ve hakikatte hukuk hâkimlerinin sorumluluğunu düzenleyen HUMK. 573. maddeye dayanamaz. Ne zamandan itibaren dayanamaz? Yeni CMK´nın yürürlük tarihi olan 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren. Bu tarihten itibaren ´ceza yargılaması´ndaki koruma tedbirlerinden dolayı hukuk mahkemelerinde hâkimler aleyhine tazminat davası açılamaz. Artık bu konuda görevli mahkemeler ağır ceza mahkemeleridir. Ayrıca, tutuklama tedbirinden mağdur olduklarını düşünen sanıklar, CMK. 141 ve 142. maddelerine göre ağır ceza mahkemelerinde de dava açabilirler. Üstelik bu da bir tazminat davası. Diyelim ki davayı kazandılar ve tazminatı ödeyen devlet de bu hâkimi kusurlu görüp ona rücu etti. (CMK.143) Yani tazminatı ondan istedi. Bu durumda ceza hâkimi aynı olaydan dolayı iki kere mahkûm olmuş olacaktır. Bu durumu hiçbir hukuk nizamı kabul etmez. Üstelik Yargıtay, Anayasa´nın mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen 138 ve hâkim teminatını düzenleyen 139. maddesini çiğnemiştir. O 79 yıllık içtihadı birleştirme kararı da Anayasa´nın bu maddelerine aykırı. Ve 5 imzalı kurul raporuna aykırı ve şaibeli bir tek tabip raporuna dayanarak içtihat edilemez. Kaldı ki Haberal cezaevinde değil hastanede. Özgür de olsa hastanede olmayacak mı? Zarar nerede?

Anayasa Mahkemesi ve AİHM´e gidilebilir

Fotokopi üzerinden karar verilemeyeceğini tüm mahkemelere Yargıtay öğretmedi mi? Yargıtay CGK, 14.10.2008 tarihinde eski HSYK Başkan Vekili Ergül Güryel´in oğlunun örgüt kurmak suçundan yargılandığı davada fotokopi üzerinden dava görülmeyeceğini belirtmiş, 7. ve 9. Ceza dairelerinin de aynı yönde istikrarlı kararları olmuştu. Ne zaman değişti Yargıtay´ın tutumu? Cihaner davasında. Fotokopilerden kendi adaletlerini çıkardılar. Şu haliyle HUMK. 573, özellikle ceza hâkimleri açısından Anayasa´nın 138 ve 139. maddesine aykırı duruyor. Konu, Anayasa Mahkemesi´ne ve AİHM´e götürülebilir. Yargıtay bu kararından dönmezse ceza yargılamasını bitirmiş olur. Tazminata mahkûm edilen hâkimler, hem tazminat kararını veren Yargıtay 4. HD hem de bu hukuksuz kararı onayan YHGK üyelerine tazminat davası açmalılar. ( Bugün)

Bakan Yazıcı´dan sert tepki

Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Yargıtay´ın Ergenekon hakimlerinin Prof. Dr. Mehmet Haberal´a tazminat ödemesi gerektiği yönündeki kararını eleştirdi. Yazıcı, ´Bu insanların 18 aylık tutuklu olması, ´Haksızlığa uğradılar, tahliye edilsinler´ gerekçesini haklı kılmaz. Zaten bunların eylemi olsaydı yargılamayı onlar yapacaktı, mahkemeleri onlar kuracaktı. O zaman da iş işten geçmiş olacaktı´ dedi. Yazıcı, yargı önünde herkesin eşit olduğunu belirterek, “Camideki insanlar nasıl eşit bir pozisyonda saf tutuyorlarsa, onlar gibi eşittir. Yargı da insanların sıfatlarına bakılmaz” dedi. Kişilerin sıfatlarına bakılarak, yargılama işlemi sürdürülüyorsa orada hukuk devletinin varlığından söz edilemeyeceğini belirten Yazıcı, şunları söyledi: “Hakimlerin vicdanları yok mu yani? Biz ne kadar vicdanlıysak onlar da vicdanlı. Bizden belki de daha vicdanlı. Hiçbir hakim, vicdanının kabul etmediği bir sonucun savunucusu olamaz. Hakim ve savcılık çok önemli bir meslektir. Ha bunlara rağmen yargı hiç hata yapmaz da demek istemiyorum. Bu insanların tutukluluk sürelerinin 18 aydır devam etmesi, ´haksızlığa uğradılar tahliye edilsinler´ gerekçesini haklı kılmaz. Mutlaka onların orada tutulmasının gerekçesi var. Darbe teşebbüsü başlı başına suç. ´Bunların hiç eylemi yok. Bunları oturup konuştular´ demek olmaz. Zaten bunların eylemi olsaydı yargılamayı onlar yapacaktı, mahkemeleri onlar kuracaktı. O zaman iş işten geçmiş olacaktı. Siz bunları yargılayabiliyorsanız, teşebbüs aşamasında kaldıkları için yargılayabiliyorsunuz. Zaten bunlar başarıya ulaştıktan sonra, kendi hukuklarını kendileri kurarlardı. Onun için bunları yadırgamamak lazım. Zaten bunlar zihinsel olarak gelişen suçlardır. Ortada bir plan var. Yani bu planın içerisinde yer almanın da ceza kanununca öngörülmüş bir cezası var. Soruşturma bu kapsamda yürüyor. Yani hiç kimsenin kraldan daha fazla kralcı olmaması gerekiyor diye düşünüyorum. Bu soruşturmayı yürüten insanlar önemli bir görev yürütüyorlar. İnsanların şevkini kıracak şeylerden de uzak durmak gerekiyor.”

Çok ilginç bir olay

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi´nin kararının nihai olduğunu belirten Yazıcı, “Ceza Usul Kanunu´nda, ceza yargılamasında, bütün işlemlere ilişkin itiraz yolları belirlenmiş. Mahkeme heyeti davası açılmamış dosyayı ele alır, tutululuk şartları var mı yok mu, yanlışlık var mı yok mu diye inceler. Özellikle bu somut olayda olduğu gibi, Mehmet Haberal ile ilgili yürütülen işlemlerde, tazminat sonucunu doğuracak şekilde bir değerlendirme yapılmasını yadırgadığımı ifade etmek isterim. Ama mahkeme bir karar vermiş” diye konuştu. Yazıcı, hukuk yargılamalarında, yargılamanın tarafların öne sürdüğü delillere bağlı olduğunu ifade ederek, taraflar bir delil öne sürmemişse, hakim bilse bile onu dikkate almayacağını vurgulayarak, “Hakim kararını ona dayandıramaz. Bu bakımdan olayı irdelediğimizde çok geniş delil taktirine sahip ceza hakimlerinin, ceza savcılarının baktıkları işlemlerin, hukuk yargılaması yapan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından değerlendirilmesini fevkalade yanlış buluyorum” dedi. Bu açıdan konunun irdelenmesinin gerektiğini, hiç kimsenin hakimlere, mahkemelere emir ve talimat gönderemeyeceğini, tavsiye de bulunamayacağını belirten Yazıcı, şöyle devam etti: “Ceza ile uğraşan hakim ve savcıların yaptıkları işlemler, o denli geniş itiraz prosedürüne tabidir. Nihai kararlarında yargı kritiğine bağlıyken böyle bir aşamada bu hakim ve savcıların işlemlerinin ayrıca dava konusu yapılıyor olması, bundan böyle onlara böyle yoğun bir baskıya yol açacağı gibi, aynı zamanda da doğrudan doğruya bu savcı ve hakimlere müdahaledir. Ve bunun kesinleşmesi halinde bundan böyle sanırım ki sanıkların çoğu kendileriyle ilgili işlem yapmış ceza hakimlerini, kendileriyle ilgili kovuşturma yürütmüş savcıların işlemlerini, tazminat davalarına konu alacaklar. Bütün bu açılardan bu kararın sağlıklı sonuçlara yol açmayacağı kanaatindeyim. Ha şunu söylemek istemiyorum. Bir hukuk devletinde elbette herkesin işleriyle alakalı bir yargısal süreç olmalı. Ancak hakim ve savcıların işlemleri ile ilgili yasal bir mekanizma var. Nihai kararların da temyizi var. Bu olayı çok ilginç bulduğumu ifade ediyorum.” ( Hürriyet)

(05 Kasım 2010), son güncel.: (08 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon hakim ve savcılarının Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Haberal ve onun yargı ile sağlıkta kollanması manşetlerimiz

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2467    yazdır/print


 

Ersöz´ü öldürmek isteyen suikastçiden itiraflar

Ergenekon sanığı Levent Ersöz´e tedavi gördüğü hastanede ateş açan Erhan Keskin´in eylemi, Ersöz´e suikast amacıyla gerçekleştirdiği belirtildi. Suçlamayı önce kabul etmeyen sanık Keskin´in daha sonra itiraflarda bulunduğu ortaya çıktı. Keskin, Ersöz´ün konuşmaması için mesaj vermek amacıyla Sedat Dinçer adlı askerin yönlendirmesiyle hastaneye gittiğini anlattı. Savcı Zekeriya Öz tarafından hazırlanan iddianamede ´Açık kaynaklara düşen ses kayıtlarında örgütü deşifre edeceğinden bahsettiği ve bunun da Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde ciddi rahatsızlıklara neden olduğu şüphelinin bu eylemi gerçekleştirmesinden anlaşılmaktadır´ denildi. İnternete düşen ve Ersöz´e ait olduğu belirtilen ses kaydında, ´Ben ışığı göremezsem onlara da göstermem´ ifadeleri yer almıştı.

Ersöz´ü öldürmek isteyen suikastçiden itiraflar

Ergenekon sanığı Levent Ersöz´e tedavi gördüğü hastanede ateş açan Erhan Keskin´in eylemi, Ersöz´e suikast amacıyla gerçekleştirdiği belirtildi. Suçlamayı önce kabul etmeyen sanık Keskin´in daha sonra itiraflarda bulunduğu ortaya çıktı. Keskin, Ersöz´ün konuşmaması için mesaj vermek amacıyla Sedat Dinçer adlı askerin yönlendirmesiyle hastaneye gittiğini anlattı. Savcı Zekeriya Öz tarafından hazırlanan iddianamede ´Açık kaynaklara düşen ses kayıtlarında örgütü deşifre edeceğinden bahsettiği ve bunun da Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde ciddi rahatsızlıklara neden olduğu şüphelinin bu eylemi gerçekleştirmesinden anlaşılmaktadır´ denildi. İnternete düşen ve Ersöz´e ait olduğu belirtilen ses kaydında, ´Ben ışığı göremezsem onlara da göstermem´ ifadeleri yer almıştı.

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün tedavi gördüğü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Servisi´nde silahla ateş edilmesi olayı ile ilgili iddianamede örgütün Ersöz´den rahatsız olduğu anlatıldı. Savcı Zekeriya Öz tarafından hazırlanan iddianamenin ´Delillerin ve hukuki durumun değerlendirilmesi´ başlıklı bölümünde şüpheli Erhan Keskin´in emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün susturulması için örgüt tarafından verilmiş emri yerine getirmek amacıyla 8-10 gün hastane içerisinde ve çevresinde keşif yaptığı kaydedildi. Ersöz´le bir husumeti bulunmayan Keskin´in çelişkili ifadeler vererek gerçek amacını gizlemeye çalıştığı iddianamede belirtildi. Keskin´in eylemi Ergenekon terör örgütü adına yaptığı ve Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olduğu ifade edilen iddianamede, Levent Ersöz´ün açık kaynaklara düşen ses kayıtlarında örgütü deşifre edeceğinden bahsettiği ve bunun da Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde ciddi rahatsızlıklara neden olduğu, şüphelinin bu eylemi gerçekleştirmesinden anlaşılmaktadır. ifadeleri yer aldı. İddianamede, Keskin´in kendisini fark eden güvenlik görevlilerine ateş ettiği belirtildi.

Önce reddetti sonra konuşmaya başladı

Ersöz´ün müşteki olarak yer aldığı iddianamede şüpheli Erhan Keskin, savcılık ifadesinde önce suçlamaları reddetti. Hastaneye Sedat Dinçer adlı astsubaydan alacağını istemek amacıyla gittiğini savunan Keskin daha sonra asıl amacını anlatıyor. Keskin, Ben otogarda yazıhanede otururken yanıma Sedat´ın kullandığını düşündüğüm biri geldi. Kısa bir sohbetten sonra bana, ´Sen Sedat´ı tanırmışsın. Güvenilir adammışsın diyerek Ersöz´ün bulunduğu hastaneye gitmesini istediğini anlattı. Parasının olmadığını söylemesi üzerine bu şahsın, ´sen işini yap para seni bulur´ dediğini ifade eden Keskin, Sedat´ın adamından bu talimatı aldıktan sonra hastaneye gittim, beklemeye başladım. dedi. Tecrübesi ile amacımın ne olduğunu hemen anladığını belirten Keskin, amacın orada silahlı bekleyerek görevliler tarafından fark edilmesi ve problem yaşanması olduğunu söyledi. Bunun sonucunda da kamuoyuna Ergenekon terör örgütü tarafından Ersöz´ün konuşmaması için mesajın verilmesi olduğunu anlatan Keskin, neticenin de böyle olduğunu kaydetti. Sedat Dinçer´in kilit adam olduğunu iddia eden Keskin, Şener Eruygur ile de ilişkili olduğunu öne sürdüğü Dinçer´in dinlenmesi durumunda çok şeyin anlaşılacağını söyledi. Hakkında bu soruşturma kapsamında takipsizlik kararı verilen Astsubay Sedat Dinçer´in kendisini Diyarbakır´a götürdüğünü de anlatan Keskin, Ermenice kursa gönderdiklerini daha sonra da Erivan, Bakü ve Karabağ´a giderek bilgi topladıklarını söyledi.

Şemdinli´deki ´iyi çocuklar´ Temizöz´ün adamı

İfadesinde değişik iddialar ileri süren Keskin, Şemdinli´de kitabevinin bombalanmasında adları geçen ve eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt´ın ´tanırım iyi çocuktur´ dediği astsubay Ali Kaya ile Özcan İldeniz hakkında da iddialarda bulundu. Keskin, Diyarbakır´dayken Yenikapı Mahallesi Morpetyus Keldani Kilisesi ile oradaki camii arasında bulunan boşlukta Ali Kaya ve Özcan İldeniz üniformasız geziyordu. Mahalleliler, ´Yüzbaşı Cemal Temizöz´ün ekibi burada dolaşıyor´ sözlerini duydum. Onlara, ´Dikkatli olun´ dedim. Ali Kaya ve Özcan İldeniz sürekli hareket halindeydiler. PTT´ye ait ankesörlü telefondan konuşuyorlardı. Özcan bir ara Ali´ye ´Gel gel bize gel dediler´ diye seslendiğini duydum. Akrep olarak bilinen askeri araçtan büyük bir çuval indirdiklerini gördüm. Köprünün karşısındaki trafonun yanına götürüp Çarıklı köyü kenarında kazı yapıyorlardı. Sedat Dinçer bana, ´kesin bir şeyler gömdüler. Ama ne bilmiyorum´ dedi iddialarında bulundu. Ali Kaya ve Özcan İldeniz´i ertesi gün takip ettiklerini anlatan Keskin, akrep aracının tekrar yanına gelerek araçtan bir çuval indirildiğini ifade etti. Keskin, Kürek ile 5-10 dakikada o çuvalı gömdüler. Onlar ayrıldıktan sonra gömü yerine baktık, toprağın şeklinden oraya bir şeyler gömüldüğünü anladık. Sedat´ın yanına gittik. Sedat, bize ´sizin yüzünüzden başıma bela gelecek. Bu kişiler Cemal Temizöz´ün adamı.´ dedi. diye konuştu.

Türkan Saylan´ın cenaze töreni

Keskin, Sedat´ın kendisine Ermenistan ve Karabağ´da çalışmalar yaptıklarını söylediğini, ne gibi çalışmalar diye sorduğumda Sen her şeyi bilmek zorunda değilsin. Benim arkamda Hasan Iğsız ve Altay Tokat paşa var. diye beni terslediğini öne sürdü. Vefat eden ÇYDD Başkanı Türkan Saylan´ın cenazesiyle ilgili ilginç iddialarda bulunan Keskin, Sedat Dinçer ile Esenler otogarında bulunan bir yazıhanede sık sık buluşuyorduk. Sedat, Türkan Saylan´ın cenazesine katılmamı ve Sedat´ın kullandığını tahmin ettiğim bir adamın adını verdi. Herhangi bir provokasyonu önlemek için cenazeye gittim. 2 adet silahla cenazeye katıldım. Cenazeye gittiğimde yanıma Kemal Kerinçsiz´in katibi olan bir bayan geldi. Bana, Kemal Kerinçsiz, Arif Doğan ve Fikri Karadağ´ın yakınlarının burada olduğunu ve arkalarından yürümemi istedi.

Susurlukçu Ayhan Çarkın

Eski Özel Harekat polisi Ayhan Çarkın ile Susurluk hükümlüsü Oğuz Yorulmaz´ın kardeşinin konuşmalarına şahit olduğunu belirten Keskin, ikilinin intihar ettiği belirtilen Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay´ın cenazesinde Ergenekon terör örgütünün suikast yapacağı isimleri konuştuklarını öne sürdü. Oktay´ın Malatya Hekimhan ilçesindeki cenazesine katıldığı sırada cami avlusunda şahit olduğu olayı savcıya anlatan Keskin, Cenazede bulunduğum sırada hemen yanı başımda duran Eski Özel Harekatçı ve Susurluk davasının mahkumu Ayhan Çarkın ile Oğuz Yorulmaz´ın (Susurluk hükümlüsü) kardeşi Yavuz Yorulmaz´ın konuşmalarına kulak verdim. Ayhan Çarkın, Yavuz´a ´İbo´yla Veli içeride ama bugünlerde güzel ses getirecek işler yapacaklar´ dedi. Çarkın, bu şahısların Susurluk´ta kendilerine sahip çıkmadıklarını ve bu kişilerle işinin olmadığını da söyledi. Yavuz da ´O zaman bunlar birilerini indirecekler´ dedi. Ayhan Çarkın bu kişilerin kimler olabileceğini anlatmaya başladı. Yavuz kimler olduğunu sorunca Ayhan tek tek isimleri saymaya başladı. Süryani Metropoliti Yusuf Çetin, Bartholomeos, Mesrof Mutafyan´ın yardımcısı Aram Ateşyan, Sivas´ta bulunan Minas Durmaz´ın isimlerini saydı. Sonra Diyarbakır´da açılıma destek veren Kutbettin Arzu, Abdullah İşten, Cuma İşten ve Sezgin Tanrıkulu´nu da saydı. MİT´ten de Cevat Öneş´in çok konuştuğunu, onun hedef olabileceğini söyledi. Hatta konuşmalar sırasında Ayhan Çarkın ´Pimaşlara kerizler sahip çıkamamışlar´ dedi. Pimaşlardan kasıt da lav silahlarıydı. dedi. ( Cihan)

İddianame ayrıntıları belli olmaya başladı: Suikastçiye 62,5 yıl hapis istemi

İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün tedavi gördüğü hastanede ateş açtığı ileri sürülen Erhan Keskin hakkında 33 yıl 3 ay ile 62.5 yıl arasında değişen hapis cezası istemli iddianamede, Ergenekon terör örgütünün görevlendirdiği şüphelinin, Ersöz´ü susturmak ve ona gözdağı vermek amacıyla yattığı hastaneye gönderildiği belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz´ün hazırladığı 16 sayfalık iddianamede, ikinci Ergenekon davası tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Hüseyin Keçeci ve Mehmet Çakın müşteki, Ertan Taşkın ise mağdur olarak yer aldı.

İddianamede, Ergenekon davasının tutuklu sanığı olan ve halen İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Bölümünde yatılı olarak tedavi gören emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün, bir ses kaydında, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü´nü deşifre edeceğinden bahsettiği, Ergenekon terör örgütünün şüpheli Erhan Keskin´i görevlendirerek Ersöz´ün susması ve gözdağı vermek için yattığı hastaneye gönderdiği, şüpheli Keskin´in hastanedeki güvenlik görevlilerinin kendisini fark etmesi üzerine bu görevlilere silahla ateş ettiği ve kaçmaya çalışırken yakalandığı ifade edildi.

-LEVENT ERSÖZ´ÜN EYLEMLE İLGİLİ İFADESİ-

İddianamede, hastanedeki güvenlik görevlilerinden kaçan Keskin´in kullandığı silahtan oturduğu evin camına 1 mermi isabet eden Ertan Taşkın´ın ifadelerine de yer verildi. Müşteki Levent Ersöz´ün de hastanede polislerce alınan ifadesi de yer alan iddianamede, Ersöz´ün eylemi basından öğrendiği, bunun için avukatlarının Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi sundukları, fotoğrafları gösterilen şüpheliler Erhan Keskin ve Sedat Dinçer´i tanımadığı, olay öncesi veya sonrası herhangi bir kişi ya da örgütten tehdit almadığı, bulunduğu ortamda koruma altında olduğu için tehdit almasının mümkün olmadığı ve şüpheli Erhan Keskin´den şikayetçi olduğu yönünde beyanda bulunduğu dile getirildi.

İddianamede, şüpheli Keskin´in de savcılık sorgusunda, 1995´de Ankara´da astsubay olarak görev yapan Sedat Dinçer isimli şahsa araba sattıktan sonra onunla samimi olduğu, Dinçer ile Diyarbakır´a gittikleri, Dinçer´in Diyarbakır´da kendisini korucubaşı Cimşit Aksu ve kardeşi Rıdvan ile tanıştırdığı, Dinçer´i yönlendirenin Ankara´da görevli Köksal Karabay isimli bir Orgeneral olduğu, Diyarbakır´da bir evde Anuş isimli bir kadının kendisiyle birlikte Cimşit ve Rıdvan isimli şahıslara Ermenice kursu verdiği, bu kursu 7. Kolordu´nun verdiği talimatla aldığı, evi kiralayanın da askeri eğitim verdiği ve daha sonra Erivan, Bakü ve Karabağ´a gidip bilgi topladıkları ifadelerini kullandığı kaydedildi.

-BEHÇET OKTAY´IN CENAZESİ-

Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay´ın Malatya Hekimhan ilçesindeki cenazesine katıldığını belirten Keskin´in, cenazede şahit olduğu konuşmaları da anlattığı belirtilen iddianamede, Keskin´in şu ifadelerine yer verildi:

Cenazede bulunduğum sırada hemen yanı başımda duran Eski Özel Harekat´çı ve Susurluk davasının mahkumu Ayhan Çarkın ile Oğuz Yorulmaz´ın kardeşi Yavuz Yorulmaz´ın konuşmalarına kulak verdim. Ayhan Çarkın Yavuz´a, ´İbo´yla Veli içeride ama bugünlerde güzel ses getirecek işler yapacaklar´ dedi. Çarkın, bu şahısların Susurluk´ta kendilerine sahip çıkmadıklarını ve bu kişilerle işinin olmadığını da söyledi. Yavuz da, ´O zaman bunlar birilerini indirecekler´ dedi. Ayhan Çarkın, bu kişilerin kimler olabileceğini anlatmaya başladı. Yavuz, kimler olduğunu sorunca Ayhan tek tek isimleri saymaya başladı. Süryani Metropoliti Yusuf Çetin, Bartholomeos, Mesrop Mutafyan´ın yardımcısı Aram Ateşyan, Sivas´ta bulunan Minas Durmaz´ın isimlerini saydı. Sonra Diyarbakır´da açılıma destek veren Kutbettin Arzu, Abdullah İşten, Cuma İşten ve Sezgin Tanrıkulu´nu da saydı. MİT´ten de Cevat Öneş´in çok konuştuğunu, onun hedef olabileceğini söyledi. Hatta konuşmalar sırasında Ayhan Çarkın, ´Pimaşlara kerizler sahip çıkamamışlar´ dedi. Pimaşlardan kasıt da lav silahlarıydı.

İddianamede yer alan ifadesinde, Şemdinli´de Umut Kitapevi´ni bombaladığı iddia edilen askerler Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile ilgili bilgiler veren Keskin´in, Veli Küçük ve Arif Doğan ile Sedat Dinçer´in ilişkisinin olduğunu anlattığı ve Sedat bana, ´Arif Doğan´ın Hollanda´nın Amsterdam şehrinde Türkiye´den kaçırdığı paralarla iş merkezi var, kızı Zeynep Doğan işletiyor´ dedi iddiasında bulunduğu da kaydedildi.

-RIDVAN ÖZDEN´İN VURULMASI-

Keskin´in ifadesinde, Bahtiyar Aydın ve Rıdvan Özden isimli askeri şahısların vurulmasıyla ilgili Sedat Dinçer´in bilgisinin bulunduğunu, Dinçer´in kendisine bu iki şahsın nasıl öldürüldüğünü, bunları öldürenin kendi içlerinden biri olduğunu ve bununla ilgili delilinin olmadığını anlattığını aktardığı belirtilen iddianamede, Keskin´in, Sedat Dinçer´in kuryesi tarafından otogarda hastaneye yönlendirildiğini, kendisine ´hastanede önemli bir kişi var, sen ne yapacağını bilirsin, orada bulunman gerekir. Git orada takıl ve bekle´ dendiğini, ilk 4-5 gün Levent Ersöz´ün orada yattığını bilmediğinden hastane civarında dolaştığını, üzerinde kendisine ait ruhsatlı silahı olduğunu, daha sonra Ersöz´ün yattığını öğrendiğini, kendisinden istenenin Ersöz´ün yanına gidip gelenleri takip ederek Sedat Başçavuşa bilgi vermek olduğunu, bu amaçla hastanede kaldığını, Ersöz´e karşı bir eylem yapma amacında olmadığını ve Sedat Dinçer´e bağlı haber elemanı olarak görev yaptığını belirttiği dile getirildi.

Keskin´in Türkan Saylan´ın cenazesinde Sedat isimli şahsın talimatıyla herhangi bir provokasyon olayını önlemek amacıyla adını verdiği kişilerin yakınında bulunduğunu belirttiği anlatılan iddianamede, şüpheli Erhan Keskin´in bilinçli olarak çelişkili ifadeler verdiği, Ergenekon davası sanığı Levent Ersöz´ün susturulması için örgüt tarafından verilen emri yerine getirmek için 8-10 gün kadar hastane çevresi ve içinde keşif çalışması yaptığı, Ersöz´ün başında bekleyen görevlileri yalan beyanda bulunarak atlattığı, hastanede maske kullanarak kendisini gizlediği ve amacına ulaşmak için her yolu denediği ifade edildi.

-İKİ KEZ ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS-

İddianamede,Şüphelinin tüm bu eylemleri ´Ergenekon´ silahlı terör örgütü adına yaptığı ve Levent Ersöz ile herhangi bir husumetinin de bulunmadığı, yakalandıktan sonraki ifadelerinde de sürekli yanlış beyanlar vererek gerçek amacını gizlemeye çalıştığı anlaşılmakla bu eylemleri yapması için kendi anlattığı sebeplerin de bulunmadığı göz önüne alındığında şüphelinin bu eylemi örgüt adına yaptığı ve ´Ergenekon´ silahlı terör örgütü üyesi olduğu sonucuna varılmıştır ifadesi kullanıldı.

Şüpheli Keskin´in tüm eylemleri bilinçli bir şekilde planlayarak sanık Levent Ersöz´ü öldürmek amacıyla hastaneye gelip keşif yapıp günlerce beklediği, şüphe çekmesi üzerine güvenlik görevlilerine doğru hedef gözeterek birden çok ateş ettiği, sonra kaçmaya çalıştığı, bahçede kaldırıma çarparak düştüğü, bu sırada yine görevlilere ateş ettiği ve zorla yakalandığının anlaşıldığı belirtilen iddianamede, Keskin´in örgüt talimatları çerçevesinde tutuklu sanık Levent Ersöz´ün örgütü deşifre edici açıklamalar yapmasını engellemek için gözdağı vermek amacıyla bu eylemi gerçekleştirdiği, bu eylemi gerçekleştirirken meskun mahalde halkı tehlikeye sokacak şekilde silahla ateş ettiği, yakalanmamak için iki güvenlik görevlisine ateş ederek iki kez öldürmeye teşebbüs suçunu işlediği ve ruhsatsız silah bulundurduğu kaydedildi.

İddianamede, şüpheli Erhan Keskin´in, 2 kez adam öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 24 ile 40, terör örgütü üyesi olmak suçundan 7,5 ile 15, Genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan 9 ay ile 4,5 yıl ve 6136 sayılı ateşli silahlar kanununa muhalefet etmek suçundan da 1 ile 3 yıl olmak üzere toplam 33 yıl 3 ay ile 62.5 yıl arasında değişen süre hapisle cezalandırılmasın talep edildi. ( Zaman)

(01 Kasım 2010, 17:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon tutuklusu Ersöz´e Çapa Hastanesi´nde suikast girişimi manşetlerimiz

´Işık göremezsem onlar da göremez´

Belge mahkemeye, mesaj komutanlara

Ersöz´e et yiyen bakteriyle suikast

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2455    yazdır/print


 

Komutanlara Yüce Divan hüllesi

Başsavcı İlhan Cihaner´in terör suçunun görev suçuna sokularak yerel mahkemelerden kurtarılması skandalının benzeri ´darbe günlükleri´ için gündemde. İlginç bir süreç sonunda ´görevsizlik´le Ankara´ya gönderilen ´Darbe Günlükleri´ Yüce Divan´a taşınmak isteniyor. AK Partili Üstün, ´Darbe suçu örtbas edilmek isteniyor´ dedi. Hukukçular, ´Darbe suçu görev suçu değil´ görüşünde. Emekli Başsavcı Petek ise yargılanacakları yerin özel mahkemeler olduğunu söyledi.

Komutanları kurtarmak için Yüce Divan hüllesi

Başsavcı İlhan Cihaner´in terör suçunun görev suçuna sokularak yerel mahkemelerden kurtarılması skandalının benzeri ´darbe günlükleri´ için gündemde. İlginç bir süreç sonunda ´görevsizlik´le Ankara´ya gönderilen ´Darbe Günlükleri´ Yüce Divan´a taşınmak isteniyor. AK Partili Üstün, ´Darbe suçu örtbas edilmek isteniyor´ dedi. Hukukçular, ´Darbe suçu görev suçu değil´ görüşünde. Emekli Başsavcı Petek ise yargılanacakları yerin özel mahkemeler olduğunu söyledi.

Darbe Günlükleri´ne ilişkin davanın ´Görev Suçu´ kapsamına alınarak Yüce Divan´a taşınmak istenmesi tartışmalara neden oldu. Anayasa Komisyonu Üyesi ve AK Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, Darbe suçu görev suçu değildir. Bu nedenle Yüce Divan´a taşınamaz dedi.

148. maddeye dayandırıldı

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek´in kaleme aldığı iddia edilen darbe günlükleriyle ortaya çıkan ve Kara Kuvvetleri eski Komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek ve Hava Kuvvetleri Komutanı eski İbrahim Fırtına´nın yargılandığı Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz darbe planları hakkındaki soruşturma ilginç bir boyut kazandı. İstanbul´dan Ankara´ya gönderilen soruşturma dosyasında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında kanun ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın 148. maddesinde yapılan değişiklik gereğince şüpheliler Aytaç Yalman, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına´nın hukuki konumlarının da değerlendirilip takdir edilmesi sonucuna da ulaşılmıştır denilmesi tartışmalara neden oldu. Anayasa´nın 148. maddesinde yapılan değişiklikle kuvvet komutanlarının Yüce Divan´da yargılanması şartı getirildi. 148. maddede Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan´da yargılanırlar düzenlemesi yapıldı. Darbe Günlükleri ile ilgili soruşturmanın Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi´ne taşınmak istendiği belirtiliyor.

Darbe görev suçu değildir

Anayasa Komisyonu Sözcüsü AK Parti´li Ayhan Sefer Üstün, ´Darbe Günlükleri´ soruşturmasının Yüce Divan´a taşınmasına tepki gösterdi. Üstün, Darbe Günlükleri soruşturması kesinlikle Yüce Divan´a götürülemez. Komutanların Yüce Divan´da yargılanmaları sadece görev ile ilgili suçlarda geçerlidir. Darbe suçu ise görev suçu değildir. Biz bu konuyu Anayasa Komisyonu´nda ve Meclis´te çok tartıştık. Bu konu kesinlikle Yüce Divan´a götürülemez dedi. Anayasa´nın 145. maddesinde yapılan değişiklikle darbe suçlarının sivil mahkemelerde yargılanması şartını getirdiklerini belirten Üstün 145. maddede yapılan değişiklik göz ardı edilmesin. Darbe suçu Yüce Divan´da değil, özel yetkili mahkemelerde görülür. Yüce Divan sadece görevle ilgili suçlara bakar. Bunlar kuvvet komutanının zimmetine para geçirmesi veya ihaleye fesat karıştırması gibi suçlardır. Darbe suçu görev suçu kapsamına alınarak örtbas edilmek isteniyor diye konuştu.

Dosyanın Ankara serüveni

Ergenekon davası kapsamında yargılama konusu olan Darbe Günlükleri dosyası, dikkat çekici bir sürecin ardından Ankara´ya gönderildi. İlk etapta ´Darbe Günlükleri´ dosyası, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Savcı Zekeriya Öz´den, ´Balyoz dosyasıyla ilgisinin olup olmadığının inceleneceği´ gerekçe gösterilerek istendi. Öz´den alınan dosya, Balyoz soruşturmasında görevlendirilen Mehmet Ergül´e devredildi. Ergenekon soruşturmasında bir ifade dahi almayan, dosyayla ilgili hiçbir işlem yapmayan Mehmet Ergül, ´Darbe Günlükleri´ soruşturmasını aldıktan sonra inceleme sürecinde Ergenekon savcılarından ya da Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nden Ergenekon dosyasını isteyip herhangi bir incelemede bulunmadı. Ergül, günlüklerin Ergenekon´la bağlantılı olmadığını iddia ederek, birkaç ay elinde beklettiği dosyayı yetkisizlik kararıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdi. Balyoz soruşturması da savcılar Bilal Bayraktar ve Mehmet Berk´ten alınıp Savcı Ergül´e verilmişti.

Görev suçu değil Anayasa´yı ihlal

Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük, ´Darbe Günlükleri´nde adı geçen komutanların Yüce Divan´da yargılanmalarının mümkün olmadığını ifade ederek, Yüce Divan´da yargılama olabilmesi için görevleriyle ilgili suçlar olması gerekir. Sözü edilen suç, görevleri ile ilgili suçlar değildir. Söz konusu suç Anayasa´yı ihlal suçudur ve özel yetkili mahkemelerde yargılama yapılır. Şayet görevle ilgili suç olsaydı, anayasa değişmeden önce bu soruşturmalar normal mahkemelerde değil, askeri mahkemelerde yapılırdı dedi.

Darbe girişimine meşruiyet kazandırır

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mustafa Şentop, anayasa değişikliğinde Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları için getirilen Yüce Divan yargısının sadece görev suçları ile ilgili olduğuna dikkati çekerek, Darbe girişimi görev suçu değildir. Darbe girişimini görev suçu olarak nitelendirmek, darbeye meşruiyet kazandırmak demektir. Darbe girişimi anayasal suçtur, yargılama yeri özel yetkili mahkemelerdir diye konuştu.

Yargı yeri özel yetkili mahkeme

Emekli Başsavcı Reşat Petek, darbenin örgütlü suç olduğunu ifade ederek, Darbe, Ceza Muhakemeleri Kanunu´nun 250. maddesinde tarif edilen katalog suçlar arasında yer alıyor. Bu suçları işleyen kimsenin sıfatı ne olursa olsun, yargılanacağı yer özel yetkili mahkemelerdir. Kuvvet komutanı da olsu eğer hükümeti devirmek örgütlenme içinde bulunmuşlarsa bu görev suçu değil, terörle mücadele kapsamındaki saçlardandır. Yüce Divan iddiası tutarlı bir görüş değil. Bunun hiçbir hukuki dayanağı yoktur dedi. ( Yenişafak)

Cihaner´in terör suçu görev suçuna sokulmuştu

Erzincan´da yürütülen Ergenekon Terör Örgütü soruşturması davası, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi´ne görülürken, Yargıtay 11. Ceza Dairesi davanın 2 numaralı sanığı Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in başsavcı olmasından hareketle hakkındaki terör suçlamasını görev suçu gibi göstermiş ve davayı kendi bünyesine almıştı. Yargıtay Ceza Kurulu´nda da onanan bu skandal süreçte Başsavcı Cihaner ve birlikte yargılandığı çok sayıdaki diğer sanık ilk duruşmada tahliye edilerek kurtarıldı.

Savcı Ergül´ün Yüce Divan´ı işaret etmesi Anayasa´ya aykırı

02 Kasım 2010: Eski kuvvet komutanları İbrahim Fırtına ve Özden Örnek, Ergenekon soruşturması kapsamında ifade vermişti. İstanbul özel yetkili savcısı Mehmet Ergül ise, Savcı Zekeriya Öz´den alınarak kendisine verilen ´Darbe Günlükleri´ adlı dosyayı ´yetkisizlik´ kararı ile Ankara savcılığına gönderdi. Ergül´ün, ´yetkisizlik´ kararında referandumla değişen Anayasa´nın 145´inci maddesini hatırlatarak Yüce Divan´ı adres göstermesi dikkat çekti. Çünkü bu madde, eski tartışmalara son noktayı koymuştu. İlgili maddede, kuvvet komutanlarının sadece göreviyle ilgili suçlardan Yüce Divan´a gideceği düzenlendi. Bu düzenlemenin tam aksine karar verilerek dosyanın Ankara´ya gönderilmesi, soru işaretlerini artırdı. Çünkü komutanlar ´darbe teşebbüsü ve terör örgütü üyeliği´ suçlarından şüpheli. Bu suçlar da askerin göreviyle ilgili suçlar arasında değil.

Şemdinli bile tekrar sivil mahkemeye geri döndü

Şemdinli sanığı muvazzaf askerler sivillere yönelik eylemleriyle ilgili sivil mahkemede 39 yıl 6´şar ay hapis cezası aldı. Yargıtay kararı bozup dosyayı askerî mahkemeye gönderdi. Askerî mahkeme, iki muvazzaf askeri tahliye etti, dosyayı tekrar sivil mahkemeye gönderdi. Anayasa´daki eski düzenlemeye göre muvazzaf askerlerin yargılanma şekli ´asker kişinin başka bir askere yönelik eylemi, asker kişinin askerî mahalde işlediği fiil ya da asker kişinin askerlik görevinden dolayı yaptığı bir eylem´ olarak düzenlenmiş ve bunun yargılama yeri olarak da askerî mahkemeler adres gösterilmişti. Ancak Anayasa´nın 145´inci maddesi referandum ile değiştirildi. Bu maddenin birinci fıkrası, Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin isleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. şeklinde düzenlendi. Ergenekon davası kapsamında kuvvet komutanları, TCK´nın 312 ve 314´üncü maddelerine göre ´darbe teşebbüsü ve terör örgütü üyesi olmak´ suçlarından şüpheli. Devletin güvenliğine ilişkin suçlar başlığı altında düzenlenen bu suçların yargılama yeri CMK´nın 250´nci maddesine göre özel yetkili ağır ceza mahkemeleri. Yeni anayasa değişikliği askerlerin yargılanmasının sınırlarını çok net çizmişken İstanbul Savcısı Ergül´ün Yüce Divan´ı adres göstermesi şaşırtıcı. ´Yetkisizlik´ kararındaki bu ifade, kararı daha da tartışmalı hale getiriyor. Dosyanın, Yüce Divan adres gösterilerek Ankara Savcılığı´na gönderilmesi Anayasa´ya aykırı görünüyor. ( Zaman)

Kararı Ankara savcılığı verecek

Kuvvet komutanları için de, Başbakan ve Bakanlara uygulanan prosedür geçerli kabul edilirse, Aytaç Yalman, İbrahim Fırtına ve Özden Örnek için 15 milletvekilinden oluşan TBMM Soruşturma Komisyonu kurulacak. Komisyonun raporu ´Yüce Divan´a sevk´ yönünde olursa ve Genel kurulda da 276 kabul oyu çıkarsa yargılama yapılabilecek. İstanbul Savcılığı, ´Yetkisizlik´ kararı verirken Anayasa´da yapılan ve kuvvet komutanlarının Yüce Divan´da yargılanabileceklerine ilişkin hükme dikkat çekti. Bu durumda, komutanlar hakkındaki soruşturmanın akıbeti de Ankara´da belli olacak. Ankara Savcılığı, ´Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs´ suçunun komutanların görevleriyle ilgili olmadığı´ kanısına varırsa, soruşturmaya devam edip dava açabilecek. Yeterli delil olmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı da verebilecek. Ya da, ´Kuvvet komutanları, Anayasa değişikliği sonucu ancak Yüce Divan´da yargılanabilir´ diyerek, yetkisizlik kararı verecek. Bu durumda yeni adres de, TBMM olacak.

(01 Kasım 2010), son güncel.: (02 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Darbe Günlükleri ve Komutanlarla ilgili manşetlerimiz

Deniz Kuv. Komutanı Özden Örnek´in darbe günlükleri (tam metin)

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2454    yazdır/print


 

Başörtüsünü görünce arka kapıdan sıvıştılar

Yaklaşık 9 ay önce yürürlükten kaldırılan ´Emasya Darbe Protokolü´nü diriltmeye çalışan Korg. Mehmet Eröz, türbanlı konukları görünce resepsiyonu arka kapıdan terk etti. Eröz´ün ardından diğer subaylar da arka çıkışı kullanarak resepsiyondan ayrıldı. Eröz´ün ismi AK Parti´yi hedefleyen 42 propaganda ve 400´ü aşkın kara propaganda sitesinin kurulmasını öngören andıçta da geçiyordu. Emasya´yı diriltmeye çalışan kontrgerillacıların cumhurun resepsiyonundan başörtülüleri protesto ederek ayrılmaları kamuoyundan büyük tepki gördü. Vatandaşlar, siyasete meraklı subayların tek tek ya da topluca istifa ederek İP ya da CHP´ye katılabileceklerini, böylece görüşlerini ve uyarılarını doğru yöntemle halka aktarabileceklerini, halkın da ikna olması durumunda onlara oy verebileceğini, halkı aşağılayan eski baskıcı yöntemlerin değişen dünyada artık ters etki yaptığını belirtiyorlar. Yaşananlar ´Kontrgerilla Cumhuriyeti´nden ´Türkiye Cumhuriyeti´ne geçiş sancıları olarak değerlendiriliyor.

Başörtüsünü görünce arka kapıdan sıvıştılar

Yaklaşık 9 ay önce yürürlükten kaldırılan ´Emasya Darbe Protokolü´nü diriltmeye çalışan Korg. Mehmet Eröz, türbanlı konukları görünce resepsiyonu arka kapıdan terk etti. Eröz´ün ardından diğer subaylar da arka çıkışı kullanarak resepsiyondan ayrıldı. Eröz´ün ismi AK Parti´yi hedefleyen 42 propaganda ve 400´ü aşkın kara propaganda sitesinin kurulmasını öngören andıçta da geçiyordu. Emasya´yı diriltmeye çalışan kontrgerillacıların cumhurun resepsiyonundan başörtülüleri protesto ederek ayrılmaları kamuoyundan büyük tepki gördü. Vatandaşlar, siyasete meraklı subayların tek tek ya da topluca istifa ederek İP ya da CHP´ye katılabileceklerini, böylece görüşlerini ve uyarılarını doğru yöntemle halka aktarabileceklerini, halkın da ikna olması durumunda onlara oy verebileceğini, halkı aşağılayan eski baskıcı yöntemlerin değişen dünyada artık ters etki yaptığını belirtiyorlar. Yaşananlar ´Kontrgerilla Cumhuriyeti´nden ´Türkiye Cumhuriyeti´ne geçiş sancıları olarak değerlendiriliyor.

Milliyet´in verdiği habere göre; Adana´da, 29 Ekim resepsiyonunda 6. Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Eröz´ün de aralarında bulunduğu askerler resepsiyonun ilerleyen saatlerinde salonu terk etti. Askerin tepkisinin salondaki türbanlı davetlilere yönelik olduğu öne sürüldü. Resepsiyonun ev sahibi Adana Valisi İlhan Atış ve eşi davetlileri tek tek karşıladı. Türbanlı davetlilerin de bulunduğu resepsiyonun ilerleyen saatlerinde salondaki askerler birden dışarıya çıkmaya başladı. 6. Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Eröz, Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Lapanta ve diğer askerler resepsiyonun düzenlendiği oteli arka kapıdan terk etti. AK Parti Adana İl Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Özcan, Açıkçası çok demokratik bulmuyorum ama kendi tercihleri diye konuştu. Ak Partililer duruma tepki gösterirken, Vali Atış askerin neden ayrıldığını bilmediğini söyledi. Atış, İçeride bir tane değil, 4-5 tane başörtülü hanımefendi vardı. Onları davet ettik, gelmişler. Ondan olduğunu sanmıyorum, bir nedeni var ama bilmiyorum. dedi.

K.C.´den T.C.´ye geçiş sancıları

Emasya´yı diriltmeye çalışan kontrgerillacıların cumhurun resepsiyonundan başörtülüleri protesto ederek ayrılmaları kamuoyunda büyük tepki gördü. Vatandaşlar, siyasete meraklı subayların tek tek ya da topluca istifa ederek İP ya da CHP´ye katılabileceklerini, böylece görüşlerini ve uyarılarını doğrudan halka aktarabileceklerini, halkın da ikna olması durumunda onlara oy verebileceğini belirtiyorlar. Yaşananlar Kontrgerilla Cumhuriyeti´nden Türkiye Cumhuriyeti´ne geçiş sancıları olarak değerlendiriliyor.

Emasya´yı Adana´da hortlatma girişimi

Yaklaşık 9 ay önce Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı´nın karşılıklı imzalarıyla kaldırılan ve darbe protokolü olarak da adlandırılan Emniyet Asayiş Yardımlaşma Protokolü (EMASYA) 6. Kolordu Komutanlığı´nda yeniden hortlatılmıştı. EMASYA´yı iptal eden protokolün altında imzası bulunan Korgeneral Mehmet Eröz´ün komutanlığını yaptığı 6. Kolordu´da böyle bir girişimin gerçekleşmiş olması şaşkınlıkla karşılanmıştı.

Birliklere talimat

Genelkurmay ile İçişleri Bakanlığı arasında 28 Şubat sürecinde yürürlüğe giren ve toplumsal olaylarda askere müdahale yetkisi veren EMASYA protokolü 4 Şubat 2010´da kaldırıldı. EMASYA´yı yürürlükten kaldıran protokole dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral Mehmet Eröz ile İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş imza attı. Ancak 7 Ekim 2010 tarihinde 6. Kolordu Komutanlığı, emrindeki birliklere bir talimat göndererek şehir merkezlerine yönelik bir çalışma yapılmasını istedi. Talimat içeriğinin iptal edilen EMASYA protokolünde yer alan içerikle benzer olması kafaları karıştırdı.

Şehirlerin krokilerini istediler

Altında Albay Emin Erim ile Kurmay Albay M. İhsan Tavazar´ın imzalarının bulunduğu ´GİZLİ´ gizlilik dereceli mesaj formunda Kolordu Komutanlığı´na bağlı bütün birliklerden Akdeniz Bölgesi´ndeki kışlaların acil müdahale mangaları ve hazır kıta mevcutları ile metin ve krokileri dâhil bölgedeki bütün şehirlerin planlarını istedi. 18 Ekim´e kadar gönderilmesi istenen bilgilerin Balyoz darbe planları bünyesinde kullanılan strateji planları ile aynı istekleri içeriyor olması dikkat çekti. Plan, darbe ve olağanüstü hal sonrası gerekli envanterin tespiti ile mevcut durumun belgesini içeriyor. Darbe yapılması için hazırlık çalışması olarak nitelendirilen EMASYA planlarının tekrar hazırlanması ile Adana, Osmaniye ve Gaziantep bölgelerinde çıkartılması planlanan olaylara müdahale etmek için EMASYA´nın tekrar yürürlüğe girmesi gerektiğinin gündeme getirileceği iddia ediliyor.

İnternet Andıcı´nı Iğsız´la hazırladı

Konunun en ilginç yanını ise bilgileri isteyen kişinin 4 Şubat 2010´da EMASYA planlarının kaldırılmasında imzası bulunan dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Mehmet Eröz olması. Eröz, Balyoz Darbe Planı davasının sanığı olan Korgeneral Nejat Bek´in ardından son Yüksek Askeri Şura´da 6. Kolordu Komutanlığı´na atandı. AK Parti hükümeti aleyhine faaliyet gösteren uydurma internet sitelerine dayanak gösterilen İnternet Andıcı soruşturmasında, 1. Ordu´nun eski Komutanı emekli Orgeneral Hasan Iğsız ile ismi birlikte anılan Eröz´ün bu sefer yeni atandığı 6. Kolordu Komutanlığından böyle bir belgenin çıkması şaşkınlığa neden olmuştu.

Başbakan´ın askeri danışmanıydı

Adana´da, türban protestosundan bulunarak Cumhuriyet Balosu´nu terk eden Korgeneral Eröz, 6´ncı Kolordu Komutanlığı´na tayin edilmeden önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın askeri danışmanlığını yapıyordu.

TSK generalleri ve CHP dışında herkes vardı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün verdiği resepsiyonda tek eksik TSK kadrosu ve CHP idi. Çankaya Köşkü´nde üç yıldan sonra tek resepsiyon düzenlendi. Askerlerin ve CHP´nin katılmadığı davete MHP, BDP, DSP ve BBP liderleri parti kurmaylarıyla birlikte geldi.

Gül: Tüm Renkler Burada

Cumhurbaşkanı Gül, sohbet ettiği gazetecilerin, “İki resepsiyon var. Askerler başka resepsiyon verdiler ve gelmediler” sözlerine, “Türkiye´nin bütün gerçeği burada. Bütün farklılıkları, renkleri, realitesi burada. Türkiye burada. Burası devletin yüzü” yanıtını verdi. Cumhurbaşkanı´nın eşi Hayrünnisa Gül ise, “Zor ve stresli bir süreçten sonra bu resepsiyona gelindi. Ne diyorsunuz?” sorusuna, “Doğru söylüyorsunuz ama biz olgunuz, sabırlıyız ve böyle şeylere de alışkınız” yanıtını verdi.

Komutanlar gitmedi

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ile kuvvet komutanları, jandarma genel komutanı ve Ankara´da görevli orgeneraller, dün akşam verilen resepsiyona katılmadı. Komutanlar, Köşk´teki resepsiyon yerine Işık Koşaner´in Merkez Orduevi´nde verdiği resepsiyona katıldı. Anayasaya göre “Başkomutan” sıfatını taşıyan Cumhurbaşkanı Gül´ün davetine (aslında bu bir emirdir) komutanların icabet etmeyişi bazı yorumcular tarafından emre itaatsizlik olarak algılandı

Erdoğan Askerlere Tepki Gösterdi

Resepsiyona yalnız gelen Başbakan Erdoğan, sohbet ettiği gazetecilerin, “Biliyorsunuz iki resepsiyon var, bir de askerlerin yaptığı resepsiyon var ve askerler buraya gelmedi. Ne diyorsunuz?” sorusu üzerine, “Bu gecenin resepsiyonu burasıdır. Bunun dışında resepsiyonu doğru bulmuyorum. Cumhurun başının daveti burada. Cumhur da buraya davetli. TSK temsilcileri de bugüne kadar hep burada olurdu, gelmeliydiler. Görüyorsunuz çok güzel bir ortam var. Hep bunu özledik. Hiç kimse bundan rahatsız olmamalı” diye konuştu.

Bahçeli´den Gül´e tam destek

MHP lideri Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Gül´ün düzenlediği resepsiyona kalabalık bir kurmay heyetiyle katıldı. CHP´nin aksine MHP resepsiyona destek çıktı. Bahçeli ana muhalefet ve askerin tavrını üstü kapalı eleştirdi. Bahçeli, Çankaya Köşkü´ndeki tek resepsiyonla ilgili sorular üzerine, Normal olan buydu. Normale dönmüş olduk. dedi.

CHP ve Genelkurmaya büyük tepki: Kaybedecekleri bir savaşı sürdürüyorlar

31 Ekim 2010: Cumhuriyet´in kuruluşunun 87. yıldönümü nedeniyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün Çankaya Köşkü´nde verdiği resepsiyona CHP´nin yanı sıra Genelkurmay´dan da katılım olmaması farklı kesimden aydınların tepkisini çekti. Köşk´ün davetine icabet etmeyen komuta kademesi ve anamuhalefet partisinin başörtüsünü hedef aldığını belirten aydınlar, asker ve CHP´nin bu tavırlarıyla temel hak ve özgürlükleri içine sindirmediğinin ipuçlarını ortaya koyduğunu söyledi. Askerin resepsiyona katılmamasına ilişkin siyasetçi, akademisyen ve aydınların tavrı şöyle:

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu: İnsanların özel hayatlarındaki tercihlerine saygı gösterilmesi lazım. Bunun bir tehdit gibi algılanması zaten doğru değil. Nasıl cumhur tekse cumhurun bayramı da tek olmalıdır. Alternatif kutlamalar şekline dönüşmemelidir.

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre: Generallerin resepsiyona katılmaması beni pek üzmedi. Çünkü onların katılmaması şaşırtıcı değil. Bu açıdan pek üzülmedim.

Gazeteci Mehmet Ali Birand: (twitter yazısı) Komutanlar Köşk´e çıkmadı. Başkomutana başkaldırdılar. Kaybedecekleri bir savaşı sürdürüyorlar. Üstelik ellerinde etkin silah da kalmadı.

Eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel: Tam da normalleşme olduğu dönemde askerin yaptığı bu davranışı ayıplıyorum. Unutulmamalıdır ki Anayasa´nın 117. maddesinde cumhurbaşkanının aynı zamanda TSK´nın başkomutanı olduğu yazıyor. Asker başkomutanın hazırladığı bu resepsiyona katılmamakla bir protokol ayıbı gerçekleştirmiş oldu. Genelkurmay´ın tavrı, asırlık bir hazımsızlığın tezahürüdür.

Özgür-Der Başkanı Rıdvan Kaya: Milletin değerlerine karşı bir asırdır süren takıntılı ruh halinin devam ettiğini görüyoruz. Cumhurbaşkanlığı´nın davetine katılmamak tek kelimeyle saygısızlıktır. Kaybediyorlar, kaybedecekler de...

Emekli Tümgeneral Adnan Tanrıverdi: Katılmamalarını resepsiyona eşli olarak davet yapılmasına bir tepki olarak algılamak lazım. Bunu hiçbir şekilde izah edemezler. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi´nde irticayı tehdit olmaktan çıkıyor. Ancak inancı gereği örtünenler yadırganıyor. Yanlış bir tavır. Asker, milletin gönlündeki yerini tekrar kazanmak istiyorsa bunları hazmetmesi gerekir. Tepkinin ötesine giden bir davranış olamaz. Geçmişi uygulamak yanlış bir tutum. TSK, bu davranışıyla temel hak ve özgürlüler ile inanç konusunu içine sindirmediğinin ipuçlarını verdi.

TESEV Başkanı Can Paker: Biz referandumdan sonra arzu edilen demokratik noktaya daha kolay gelinir diye düşünüyorduk. Askerin resepsiyon tavrı henüz buraya ulaşılamadığının göstergesi. Asker, milletin iradesine karşı irade koyamaz. Siyasilerin tutumu ile askerin tutumu bir olamaz. CHP liderinin resepsiyona katılması siyaset açısından iyi olurdu. Ancak onun tercihi. Oysa asker, devletin memurudur. Yaptıkları ´devlet´ kavramına karşı bir tutumdur.

Gazeteci Nazlı Ilıcak: Askerin resepsiyona katılmamasını da, bunun için alternatif resepsiyon geliştirmesini de doğru bulmuyorum, onaylamıyorum. Askerler kendilerini ve programlarını cumhurbaşkanına göre ayarlamak zorundadır. Komutanların tavrı kabul edilebilir bir durum değil.

Sanatçı Şanar Yurdatapan: Bir devlet kurumunun, cumhurbaşkanının verdiği resepsiyona katılmama gibi bir lüksü olamaz. Memuruna grev hakkı vermeyen bir devlette Genelkurmay´ın resepsiyona katılmamasının izahı yok. CHP´nin ise katılmaması da çok ilginç. İlkeli duruşları yok. Böyle davranarak saygınlıklarını yitiriyorlar. ( Zaman)

(30 Ekim 2010), son güncel.: (31 Ekim 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

EMASYA ile ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2450    yazdır/print


 

Darbe Günlükleri´ni örtme girişimi

Darbe Günlükleri´nin ilginç bir süreçle Ergenekon´dan çıkarılıp Ankara´ya gönderilmesi hukukçuların tepkisini çekti. ´Ergenekon´da görev almayan bir savcının yetkisizlik kararı, günlüklerle Ergenekon arasındaki güçlü irtibatı ortadan kaldırmaz´ diyen hukukçular, Danıştay cinayetinde olduğu gibi soruşturmanın yine İstanbul´da tamamlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

Darbe Günlükleri´ni örtme girişimi tartışılıyor

Darbe Günlükleri´nin ilginç bir süreçle Ergenekon´dan çıkarılıp Ankara´ya gönderilmesi hukukçuların tepkisini çekti. ´Ergenekon´da görev almayan bir savcının yetkisizlik kararı, günlüklerle Ergenekon arasındaki güçlü irtibatı ortadan kaldırmaz´ diyen hukukçular, Danıştay cinayetinde olduğu gibi soruşturmanın yine İstanbul´da tamamlanması gerektiğine dikkat çekiyor.

´Darbe Günlükleri´ dosyasının Balyoz soruşturmasını yürüten Mehmet Ergül tarafından Ankara´ya gönderilmesi yeni bir tartışma başlattı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nın dosyayı Savcı Zekeriya Öz´den ilginç bir yöntemle alması ve sürecin Ergenekon´da görev almayan bir savcı eliyle yürütülmesi ´darbe soruşturmasına müdahale´ olarak değerlendirildi. Günlükler Öz´den istenirken, Balyoz dosyasıyla ilgisinin olup olmadığının inceleneceği gerekçe gösterilmişti. Savcı Ergül´e verilen dosya, geri gönderilmediği gibi ilginç bir yetkisizlik kararı çıktı. Ergül, günlüklerin Ergenekon´la bağlantılı olmadığını iddia etti. Soruşturmanın Ergenekon ana davasından ayrılamayacağının altını çizen hukukçular, sürecin İstanbul´da tamamlanması gerektiğine dikkat çekiyor. ´Hukukî ve fiilî irtibat´ nedeniyle Danıştay cinayeti dosyasının Ankara´dan İstanbul´a gönderildiğini hatırlatan hukukçular, Günlüklerle Ergenekon arasındaki güçlü irtibat iddianamelerde açıkça görülüyor. Davayla doğrudan ilgilenmeyen bir savcının kararı bu güçlü irtibatı ortadan kaldırmaz. diyor. Hukukçular Derneği Başkanı Cahit Özkan, darbe davasının örtülmek istendiğini vurguluyor. Adaleti Savunanlar Derneği Başkanı Ayhan Gültekin, davayı akim bırakma girişimlerinin sürdüğünü belirtirken, emekli Başsavcı Reşat Petek, Niye iki yıl beklendi? diye soruyor.

Alavere dalavere, dosya Ankara´ya

Darbe Günlüklerine ilişkin soruşturma ilginç bir seyir izledi. ikinci Ergenekon iddianamesinde, Özden Örnek´e ait günlüklerin ´darbe planlarıyla bağlantılı´ olduğu, ancak kuvvet komutanları hakkındaki soruşturmanın tefrik edildiği belirtiliyordu. Bu kapsamda savcılar üç eski kuvvet komutanını sorgulamak için adliyeye çağırdı. Bu sırada eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek imzalı 1 Ocak 2006 tarihli genelge gündeme getirildi. İstanbul Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, bu genelgeye dayanarak 5 Aralık 2009´da ifade alma işlemlerine katıldı. Çolakkadı sorgudan bir ay sonra genelgeye göre kuvvet komutanları hakkındaki soruşturmayı başsavcı vekili olarak kendisinin yürüteceğini belirterek dosyayı Savcı Zekeriya Öz´den aldı ve Balyoz soruşturmasında görevlendirdiği Mehmet Ergül´e devretti. Ergül de birkaç ay elinde beklettiği dosyayı yetkisizlik kararıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdi.Bu sürece bakıldığında dosyanın Ankara´ya hukuki bir şekilde gönderildiği söylenemez. Şöyle ki; en başta Çolakkadı, dosyayı genelge gereği ´kuvvet komutanlarının soruşturmasını başsavcı ya da görevlendireceği başsavcı vekili yürütür´ düzenlemesi nedeniyle istemişti. Başsavcıvekili, eğer genelgeye göre işlem yapmaktan bahsediyorsa soruşturmayı kendisinin yürütmesi gerekirdi. Ancak bunu yapmadı. Genelgeye göre el koyduğu dosyayı genelgeye aykırı bir şekilde savcı Öz´le aynı nitelikte olan Ergül´e gönderdi. Ergül de yine genelgeye göre görevli olmadığı bir soruşturmada dosyaya ilişkin ´Ergenekon soruşturmasıyla ilgisi olmadığı´ gerekçesiyle yetkisizlik kararı verdi.

Ergenekon dosyasını incelemeye gerek görmedi

Burada en çok dikkat çeken durum ise, savcı Ergül´ün Ergenekon soruşturmasında bir ifade bile almamış, dosyayla ilgili hiçbir işlem yapmamış olması. Mehmet Ergül, darbe günlükleri soruşturmasını aldı ancak inceleme sürecinde Ergenekon savcılarından ya da Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nden Ergenekon dosyasını isteyip herhangi bir incelemede bulunmadı. Eğer bu yetkisizlik kararını Ergenekon savcıları verse anlaşılabilir durum olurdu. Ancak dosyayla ilgisi olmayan bir savcının karar vermesi hukukçular tarafından da şaşırtıcı bulunuyor.Ergenekon sürecinde Savcı Öz´de bulunan internet andıcı, eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay´ın baş şüpheli olduğu ´yargıyı etkileme´ gibi soruşturmalara yine bu genelge gereği müdahaleler gündeme gelmişti. Bu da müdahalenin son ayağı olarak değerlendiriliyor. Ancak gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta var. Günlük soruşturmasının tekrar İstanbul´a gönderilmesi mümkün. Çünkü Özden Örnek´in darbe günlüklerinde yer alan anlatımlar Ergenekon iddianamelerinde yer verilen iddialar ile aynı. Yani soruşturmayla halen süren davanın delilleri arasında hukuki ve fiili irtibat söz konusu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in ikinci Ergenekon davasında Mustafa Balbay´ın çapraz sorgusunda sarf ettiği sözler de olayı çok net anlatıyor. Savcı Pekgüzel, darbe planları sorularına tepki gösteren Balbay´a Davanın özü bu. Darbe planları Sarıkız, Ayışığı, Eldiven gibi darbe planları. demişti. ( Zaman)

Ayrıntılar belli olmaya başladı

Darbe Günlükleri Dosyası´nın “yetkisizlik” iddiasıyla Ankara´ya gönderilmesinde tam bir “alicengiz oyunu” oynandığı öğrenildi... Akit´in edindiği bilgiye göre; dosya, Savcı Zekeriya Öz´ün elindeydi... Ama, bir “katakulli” ile alınıp Savcı Mehmet Ergül´e verildi... Ergül de, dosyayı Ankara´ya gönderdi. Balyoz operasyonları ile ilgili koordinatör savcı olarak görevlendirildikten sonra hiçbir askerin tutuklanmasını talep etmeyen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ergül´ün yetkisi olmamasına rağmen Darbe Günlükleri dosyasını Ankara´ya göndermesi şok etkisine neden oldu. Dosyanın soruşturmanın asıl sahibi Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz´den bir “katakulli” ile kaçırıldığı öğrenildi. Darbe günlükleri Nokta Dergisi´nin Nisan 2007´deki sayısında yayınlanmıştı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek´e ait olan “Darbe Günlükleri” Ergenekon soruşturması savcıları tarafından soruşturma konusu yapıldı. Bu kapsamda 5 Aralık 2009´da emekli Oramiral Özden Örnek, emekli Orgeneral Aytaç Yalman, emekli Orgeneral İbrahim Fırtına Ergenekon savcıları tarafından sorgulandı. Genelge gereği Kuvvet Komutanlığı yapmış askerlerin sorgusuna başsavcı vekili de katılacağı için sorguda İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turhan Çolakkadı da hazır bulundu.

Yeni sinsi plan

İddialara göre; sorgu sonrası sanıklar hakkında iddianame hazırlayacağı belirtilen savcı Zekeriya Öz´e başsavcılık kanalıyla baskı başladı. Ergenekon Savcısı Öz´den; dosyayı yetkisizlik kararı vererek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi istendi. Öz´ün “dosyayı gönder senin işin değil” telkinine kulak asmaması üzerine yeni bir plan yapıldı. Bunun üzerine Balyoz sanıkları ile ilgili tutuklama istememesi ile dikkat çeken Mehmet Ergül devreye girdi. Ağustos ayında savcı Öz ile görüşen Mehmet Ergül Balyoz soruşturmasına koordinatör olarak atandığını belirterek; darbe planları arasında fiili bağ olup olmadığını araştırmak için dosyayı incelemek istediğini belirtti ve dosyayı aldı. Mehmet Ergül´e ulaşan dosya bir daha geri gelmedi. Üst üste 4 defa dosyayı isteyen Ergenekon savcısına olumsuz cevap verildi. Savcı Ergül iki ay elinde tuttuğu dosyayı “yetkisizlik” kararı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdi.

Başsavcı Engin: Zekeriya´ya ben baskı yapmadımSavcı Zekeriya Öz´e sözkonusu soruşturma kapsamında baskı yapılıp yapılmadığı konusunda görüştüğümüz İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Zekeriya Öz´e kendisinin baskı yapmadığını belirtti. Dosyanın Mehmet Ergül´e nasıl gittiğini bilmediğini ifade eden Engin “Ben Zekeriya´ya baskı yapmadım. Darbe günlükleri dosyasının nasıl gittiğini bilmiyorum. Zekeriya Öz ve Başsavcı Vekili Çolakkadı katılmıştı o soruşturmaya. Ama nasıl Mehmet Ergül´e gittiğini bilmiyorum. Yani bırakın Ankara´ya gitsin onlar da pekala yürütebilir bu soruşturmayı” dedi.

Eğer mesele darbe ise mevzuat teferruattır

İSTANBUL Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili Çolakkadı, Ergenekon ve Balyoz gibi soruşturmalarda bakanlık kararnamesini hatırlatıp “Yetki bende, imzam olmalı” dedi. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, bugüne kadar birçok soruşturmada savcıların işlemlerine müdahale etmek için dayanak yaptığı genelgeyi, bu kez kendisi deldi. Önceki gün “Darbe Günlükleri” dosyasına ilişkin verilen “yetkisizlik” kararının altında Başsavcı ya da Başsavcı Vekili´nin imzası bulunması gerekirken, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ergül´ün imzasının olması kafaları karıştırdı. Adalet Bakanlığı´nın 2006 yılında yayımladığı genelge uyarınca kuvvet komutanlarıyla ilgili soruşturmalarda Başsavcı yada vekilinin imzasının bulunması gerekiyordu. Çolakkadı´nın kendisinin incelemesi gereken dosyayı Savcı Ergül´e vermesi, ´Çolakkadı genelgeyi deldi´ şeklinde yorumlandı.

Çolakkadı sadece Örnek´in sorgusuna katıldı

Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, ´Ayışığı´, ´Sarıkız´, ´Yakamoz´ ve ´Eldiven´ darbe planlarıyla ilgili Ergenekon savcıları tarafından sorgulanmıştı. Genelge gereği Başsavcı vekili Turan Çolakkadı sadece Özden Örnek´in sorgusuna iştirak etmiş, Yalman ve Fırtına´nın sorgusuna ise katılmamıştı. İfadelerin ardından savcılar, bakanlık genelgesini dikkate alarak eski kuvvet komutanlarıyla ilgili dosyayı Çolakkadı´ya gönderdi. Çolakkadı, uzun süre kendisinde kalan dosyayı ağustos ayında Balyoz soruşturmasının koordinatör savcısı Mehmet Ergül´e iletti. Ardından incelemesini tamamlayan Ergül ise “Darbe Günlükleri” dosyasını “Ergenekon´la bağlantısı bulunmadığı” gerekçesi ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderdi.

Savcıların da yetkisi var

Çolakkadı kararın altında imzasının bulunmamasını “Soruşturmayı ben yapıp bitirebilirdim ancak iş yoğunluğu nedeniyle sonuçlandırmayı savcılara bıraktım” sözleriyle açıkladı. 50-100 klasörü kendisinin inceleme imkânının olmadığını vurgulayan Çolakkadı, “Bu konuda savcıların yetkisi var. Ben yazarsam 30 savcı ne yapacak. Genelgede ´üst düzey birileri varsa başsavcı ya da vekilinin en azından ifadede hazır bulunması uygun olur´ deniyor. Diğer savcıların yürütmesinde sorun görmedim” dedi. Çolakkadı, günlüklerin İkinci Ergenekon İddianamesi´nin temelini oluşturduğunun hatırlatılması üzerine ise “Ergenekon´la ilgisi yok. Suç ayrı, suç tarihleri ayrı. Karara baktım. Savcılar da “suç yeri Ankara” dediler. Usul yönünden sorun yok” dedi.

Kriz yaşanmıştı

“İnternet Andıcı” soruşturmasında Savcı Zekeriya Öz´ün, eski 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız´ın ifadesini almak istemesi üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin ile arasında yetki karmaşası yaşanmıştı. Engin, Bakanlık genelgesini gerekçe göstererek komutanlarla ilgili dosyanın kendisine gönderilmesi ve hiçbir işlem yapılmamasını istemişti. Benzer bir kriz, Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay´ın gözaltına alınması ve Deniz Baykal hakkında fezleke hazırlığı sırada da yaşanmıştı.

Genelge ne diyor

1 Ocak 2006 tarihli eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek tarafından hazırlanan genelgede şu ifadeler yer alıyor: “Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan, yüksek yargı organı başkanları ve başsavcıları, Genelkurmay Başkanı, bakanlar, milletvekilleri, kuvvet komutanları gibi devlete üst düzey görevlerde hizmet etmiş veya hizmette bulunan kişiler hakkındaki soruşturmaların kolluğa bırakılmaksızın bizzat başsavcı veya görevlendirecekleri başsavcı vekilleri tarafından yürütülmesi esastır.” ( Taraf)

İlginç iddia: Yetkisizlik kararı aslında 30 Aralık 2009´da alınmış ve bu haber medyaya da yansımıştı. Öyleyse niçin 27 Ekim 2010´a kadar 10 ay beklendi ve dosya şimdi Ankara´ya gönderildi? - Cevap: Dosyanın askeri savcılığa gitme ihtimali nedeniyle yetkisizlik kararı için 10 ay beklendi..

Yargı kulisleri bu haberi konuşuyor

Yargı kulislerinde darbe günlükleri ile ilgili karar için referandumun beklendiği iddia ediliyor. Darbe günlükleri ile Ergenekon arasında bağ bulunmadığı, Ergenekon iddianamesinde de yer almıştı. Yargı kulislerinde günlüklerle ilgili karar için askeri mahkeme ihtimalini ortadan kaldıran Anayasa değişikliğinin beklendiği ileri sürülüyor... İstanbul Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği´nin Ergenekon örgütü ile bağlantısını tespit edemediği gerekçesiyle yetkisizlik kararıyla Ankara´ya gönderdiği Darbe Günlükleri dosyasının son Anayasa değişiklikleri nedeniyle askeri yargıya gönderilmeyeceği ortaya çıktı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek´in kaleme aldığı iddia edilen günlüklerde geçen “Ayışığı” darbe planı ile eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur tarafından hazırlandığı iddia edilen “Yakamoz” darbe planına ilişkin bilgisayar sunumlarına ilişkin dosyanın Ankara özel yetkili Başsavcı Vekilliği tarafından görevsizlik kararıyla Genelkurmay Askeri Savcılığı´na gönderilebileceği belirtiliyordu. Ancak referandumda kabul edilen Anayasa değişikliği dosyanın Askeri Savcılığa gönderilmesini imkansız kıldı.

´Darbe Günlükleri´nin askeri mahkemeye gitme olasılığı referandumda kalktı

Değişiklikle askeri yargının görev alanını düzenleyen Anayasa´nın 145. maddesine “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür” hükmü eklendi. Böylece Ergenekon, Kafes, Balyoz, Poyrazköy gibi asker kişilerin de sanık olduğu davaların askeri mahkemelere gönderilmesi olasılığı tamamen ortadan kaldırıldı. Yargı kulislerinde İstanbul Başsavcı Vekilliği´nin, dosyanın askeri savcılığa gönderilmesi ihtimalinin Anayasa değişikliği ile ortadan kalkmasından sonra yetkisizlik kararıyla dosyayı Ankara´ya gönderdiği konuşuluyor. Ergenekon savcıları, 16 ay önce, yani Haziran 2009´da hazırladıkları 2. Ergenekon iddianamesinde ´Darbe Günlükleri´ ile Ergenekon örgütü arasında bir bağlantının tespit edilmediğini belirtmişlerdi. Bu tespitin yapılmasından yaklaşık 6 ay sonra kuvvet komutanları İstanbul´da savcılara ifade vermişti. Aradan geçen sürede dosyanın Ankara´ya gönderileceğine ilişkin haberler çıkmasına rağmen dosya Anayasa değişikliğinden sonra Ankara´ya gönderildi. Bu değişikliğe göre Darbe Günlükleri dosyası ile ilgili soruşturmayı yürütecek olan Ankara Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği ya sanıklar hakkında dava açacak ya da takipsizlik kararı verecek.

Danıştay saldırısı örneği

Darbe Günlükleri dosyasının Ergenekon´dan ayrı olarak yürütülecek olması Yargıtay´ın Danıştay saldırısına ilişkin kararını da yeniden gündeme getirdi. Yargıtay, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nin Danıştay saldırısının Ergenekon´la bağlantısının tespit edilemediği gerekçesiyle iki dosyanın birleştirilmesini reddeden kararını bozmuştu. Bu kararda saldırının faili Alparslan Arslan´ın Ergenekon´la bağlantılı olduğu iddiaları olduğu hatırlatılarak dosyanın Silivri´de birleştirilmesine karar verilmişti. Yargıtay´ın ilerde Darbe Günlükleri hakkında açılacak olası bir davada da benzer bir karar verebileceği belirtiliyor. ( Vatan)

Davanın akıbetinden endişeliyiz

Adaleti Savunanlar Derneği Başkanı Ayhan Gültekin, söz konusu gelişmelerin dava sürecini akim bırakma girişimlerinin sürdüğünün göstergesi olarak değerlendirildiğini anlatıyor. Hukukçular Derneği Başkanı Cahit Özkan ise Ergenekon ve Balyoz davası gibi dosyalara uzun zamandan beri müdahale girişimlerinin bilindiğini belirtiyor. İşte hukukçuların görüşleri:

Hukukçular Derneği Başkanı Cahit Özkan: Kamuoyunda öyle bir izlenim oluştu ki; yüksek yargı mensupları sanki çetecileri koruyor. Ankara´ya gönderilen soruşturma dosyasını da bu kapsamda değerlendiriyorum. Bütün darbe iddialarını Ankara´da birleştirip orada da üzerini örtmek mi istiyorlar? Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in yargılanmasında bu planı gördük. Ergenekon davasında görev almamış bir savcının ve makul gerekçeler sunmadan dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na göndermesi, davaya dışarıdan bir müdahale demektir. Soruşturma dosyasının Ankara´ya gönderilme kararı hukuki değildir. Ne yazık ki Türkiye´deki darbe soruşturmalarında adalete dayanmayan kararlar veriliyor.

Emekli Başsavcı Reşat Petek: Bu soruşturma kaldığı yerden Ankara savcılığınca da devam eder. Ancak şimdiye kadar bilinen darbe teşebbüslerinin özellikle darbe girişimini planlayan bir örgüt tarafından yapıldığı ve bu örgütün de darbeye zemin hazırlayıcı eylemler yaptığı noktasında iddianamede iddialar bulunuyor. Bu açıdan da hukukçu olarak bakıldığında yetkisizlik kararı ´Neden bu saatten sonra Ankara´ya gönderildi?´ sorusu zihnimizde bir soru, cevabını bulamıyor.

Boğaziçi Avukatlar Derneği Başkanı Bilal Çalışır: ´Yetkisizlik´ suçun işlendiği yer bakımından tabii ki uygulanıyor. Ağırlıklı olarak suç nerede işlenmişse orası yetkili oluyor. Bunun da amacı delillerin toplanmasını kolaylaştırmak. Eğer bu dosyadaki yetkisizlik kararı bu gerekçe ile verilmiş ise hukuki bir karar diyebiliriz. Ancak burada da bir tereddüt var. Darbe Günlükleri 2 yıldır sürüyor. Suçun işlendiği yerin ağırlıklı olarak Ankara olduğu en başından beri bilinen bir şeydi. Soruşturma başladıktan 1-2 ay sonra verilmiş olsaydı bu daha berrak bir şekilde verilmiş olacaktı. Ama 2 yıl sonra bu kararın verilmesi, zihinlerde soru işaretlerine neden oluyor. Maalesef Türkiye´de soruşturma sürecini uzatıp zamanaşımından dolayı gerek beraate giden gerekse de soruşturmayı kamuoyuna unutturarak takipsizlik kararı verilen birçok dosya oldu Türkiye´de. Bu karardan sonra kamuoyunda bu dosyanın da böyle bir akıbete uğrayacağı yönünde kaygılar oluştu.

´yetkisizlik´ kararı yanlış

Hukukun Üstünlüğü Platformu Başkanı Satılmış Şahin: Zannediyorum ki dosyayı ayırdılar. Hukuki altyapısı şu: Darbe Günlükleri´nin yazıldığı yerin Ankara olduğu yönünde bir görüş var. O gerekçeyle soruşturmayı Ergenekon´dan ayırmak suretiyle verilmiş olabilir. Bence yanlış bir karar. Gönderilmemesi gerekirdi. Yetkisizlik kararı ile dosyanın akıbetinden şüphe eder hale geldik. Soruşturmanın üzeri kapatılmak mı isteniyor? Umarım adalet terazisi şaşmaz, hukuku zan altında bırakacak bir karar çıkmaz.

Belli makamların dokunulmazlığı var

Adalet ve Hukuk Derneği Başkanı Ayhan Gültekin: Dosyanın Ankara´ya gönderilmesinde usul açısından bir sıkıntı olmayabilir. Ancak daha önce yaşanan yüksek yargı mensuplarına ve komutanlara dönük kurtarıcı uygulamalar, Darbe Günlükleri soruşturmasının Ankara´ya gönderilmesine kuşkuyla bakmamıza neden oluyor. Çünkü yüksek yargı ve general mertebesindeki askerlere yönelik soruşturmalarda dosya akim bırakılıyor. Ergenekon davası ile iç içe ve aynı tarihlerde gerçekleşen Darbe Günlükleri soruşturmasının Ankara´ya gönderilmesini manidar buluyorum. Bizim Türk hukukuna güvenimiz tam. Hangi adliyede görülürse görülsün hakimlerimiz kanunlar çerçevesinde karar verecektir. Ancak bu şekilde soruşturmanın ilgisi farklı bir ile gönderilmesi akıllarda soru işareti bırakıyor. CNR soruşturmasında iki hakim dinlemeye takılmıştı. Biri dinlemenin yapıldığı tarihte emekli olduğu için tutuklandı, diğeri görevi başında olduğu için ifadesi bile alınmadı. Türkiye´de belli noktalarda görev yapan kişiler için dokunulmazlık var. Bu dosyada da dokunulmazlık olsun istemiyoruz. ( Zaman)

´Savcıların ve gazetecilerin ortak imalatı abartılı tepkiler´

Alper Görmüş (Taraf): Darbe Günlükleri´ne ilişkin soruşturma evrakı, savcı Mehmet Ergül tarafından Ergenekon davasından ayrıldı ve “yetkisizlik” gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderildi. Savcı Ergül´ün imzasını taşıyan “yetkisizlik” yazısında, eski kuvvet komutanları Özden Örnek, Aytaç Yalman ve İbrahim Fırtına´nın “Ergenekon terör örgütüyle ilgi ve irtibatlarının tesbit edilemediği” de belirtiliyordu. Bu gelişme, Ergenekon davasını önemseyenlerde hayal kırıklığı; davayı “fasa fiso” olarak görenlerde sevinç yarattı. Her iki tepkinin de abartılı olduğunu düşünüyorum. Bu abartılı tepkilerin, savcıların ve gazetecilerin ortak imalatı olduğu kanaatindeyim: a) Savcılar, İkinci Ergenekon iddianamesinde Darbe Günlükleri´yle Ergenekon davası arasında her yana çekilebilecek muğlâk bir ilişki kurmuştu. b) Bu muğlâklık nedeniyle, gazeteciler Darbe Günlükleri-Ergenekon ilişkisine aşırı anlamlar yüklediler. Savcıların muğlâk ifadeleri gazetecilerin “aşırı” yorumlarıyla birleşince, kamuoyunda, Örnek, Fırtına ve Yalman´ın (da) Ergenekon örgütünün liderleri olarak yargılanması gerektiği gibi bir kanaat oluştu. Oysa iddianamenin hiçbir yerinde bu kanaati haklı çıkartacak bir suçlama yoktu. İşte bu nedenlerle son “yetkisizlik” kararı beni ne hayal kırıklığına uğrattı, ne de şaşırttı.

“Yetkisizlik” kararına giden süreçte yaşanan bir dizi tuhaflık

Bu söylediklerimi, Darbe Günlükleri´nin İkinci Ergenekon iddianamesinde (Mart 2009) ne surette yer aldığını alıntılarla göstererek cuma günkü yazımda açacağım... Böylece göreceğiz ki, tek başına bu “yetkisizlik” kararına bakarak ne Ergenekon davasının içinin boşaltıldığı ve davanın artık temelsiz kaldığı öne sürülebilir, ne de üç kuvvet komutanının yargılanmaktan “kaçırıldığı” ve artık kolay kolay yargılanmayacakları öne sürülebilir. Fakat “yetkisizlik” kararına giden süreçte yaşanan bir dizi tuhaflık, “kaçırılma” iddialarıyla ilgili olarak daha temkinli olmamızı gerektiriyor. Bugün, dosyanın Ankara´ya gönderilme sürecinde basında dile getirilen birkaç eleştiriyi ve nasıl olup da gözlerden kaçtığına hayret ettiğim bir noktayı dikkatlerinize sunarak Darbe Günlükleri´nin “kaçırılması” iddialarını ele alacağım.

Başsavcıvekilinden farklı standart

Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz yıl 5 aralıkta, Ergenekon davası kapsamında üç kuvvet komutanının ifadeleri alınmıştı. İstanbul Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek´in 1 Ocak 2006 tarihli genelgesini gerekçe göstererek, ifade alma işlemlerine bizzat katıldı. Çolakkadı, ifadelerden bir süre sonra, aynı gerekçeye dayanarak Darbe Günlükleri soruşturmasını savcı Zekeriya Öz´den kendi uhdesine aldı. (Genelge, kuvvet komutanlarının da dâhil olduğu üst düzey devlet görevlileriyle ilgili soruşturmaların başsavcılar ya da başsavcıvekilleri tarafından yürütülmesine âmirdi.) Fakat Çolakkadı, dosyayı bir süre kendinde tuttuktan sonra, Zekeriya Öz´le aynı seviyede olan Mehmet Ergül´e verdi. O da geçtiğimiz günlerde “yetkisizlik” kararıyla soruşturma dosyasını Ankara´ya gönderdi. Cevap bekleyen birinci soru bu: Çolakkadı, madem kendisi incelemeyecekti, dosyayı neden Öz´den alıp Ergül´e vermişti? Yine Çolakkadı, benzer birkaç durumda evrakın altında savcının yanı sıra mutlaka kendi imzasının da bulunması gerektiğini şart koştuğu halde, bu defa sadece savcı Ergül´ün imzasının bulunmasına tepki göstermemişti. Cevap bekleyen ikinci soru da buydu.

Savcının, dikkatsizlikle açıklanamayacak büyük maddi hatası

Fakat bu süreçteki en vahim nokta Başsavcıvekili Çolakkadı´nın birçok soru işaretine yol açan tasarrufları değildi. Altında savcı Ergül´ün imzasının bulunduğu “yetkisizlik” yazısındaki akıl almaz hatanın yanında, bunların lafı bile edilmezdi. Savcıya göre Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven üç aşamalı bir darbe planının adlarıydı. Fakat... Gerisini “yetkisizlik” yazısından aktarıyorum: “(...) Ancak o tarihte Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök´ün Başsavcılığımızca 22.04.2009 tarihli tanık olarak alınan yeminli ifadesinden de anlaşılacağı üzere hazırlanan Ayışığı ve Yakamoz kod isimli planların slayt sunumlarından haberdar olması üzerine bu planların tüm olarak uygulanamadığı ve bunun üzerine Sarıkız kod adlı başka bir planın hazırlandığı...” Oysa biz gerek Darbe Günlükleri´nden gerekse de İkinci Ergenekon iddianamesindeki çok sayıdaki tekrardan biliyoruz ki, sıralama, savcı Ergül´ünkinin tam tersidir. Gerçek şudur: Dört komutanlı (Örnek, Yalman, Fırtına, Eruygur) Sarıkız darbe planının rafa kaldırılmasından sonra Şener Eruygur, Sarıkız´daki hazırlıklardan da faydalanarak Ayışığı adını verdiği (sonraki aşamaları Yakamoz ve Eldiven) yeni bir darbe planının hazırlığına girişmiştir. Aşağı yukarı aynı kelimelerle İkinci Ergenekon iddianamesinde defalarca tekrar edilen bu bilgi şöyledir: “Söz konusu darbe planları incelendiğinde, ´SARIKIZ´ kod adlı darbe planının, darbe öncesi ülkede darbe zemini oluşturmak için yapılması gereken faaliyetleri içerdiği, ´AYIŞIĞI´ ve ´YAKAMOZ´ kod isimli darbe planlarının ise darbenin bizzat aktif olarak nasıl ve ne şekilde yapılması gerektiğini, ´ELDİVEN´ kod isimli darbe planının ise gerçekleştirilecek darbe sonrası yapılacak faaliyetleri kapsadığı anlaşılmıştır.” Şimdi, bu kadar bariz bir bilgi yanlışı nasıl açıklanabilir? Savcı, iddianameyi hiç mi okumadı? Hadi ondan vazgeçtik, iki yıldır gazetelerde bu yönde çıkan haberlerden hiç mi haberi olmadı? Şimdi bu tuhaflığa bakıp da, dosyayla hiçbir ilgisi bulunmayan bir savcının böyle bir karar almasını yadırgayan hukukçulara hak vermemek mümkün mü? (Taraf)

(29 Ekim 2010), son güncel.: (02 Kasım 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Darbe Günlükleri ve Komutanlarla ilgili manşetlerimiz

Deniz Kuv. Komutanı Özden Örnek´in darbe günlükleri (tam metin)

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2447    yazdır/print


 

Görüntülenen: 341 - 360 (Toplam 625)  |  Önceki 20 | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkınd..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahke..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul et..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un fira..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargıla..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek ..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanm..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gaze..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç ..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ib..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na veri..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olayl..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldı..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına a..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt ..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günle..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

HSYK'dan o hakimlere soruşturma

28.04.2015 22:57 HSYK 3. Dairesi, dün görevden uzaklaştırılan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Metin Özçelik ve İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Mustafa Başer hakkında müfettişlerce başlatılan soruşturmanın devamına k..
Tamamı 28.04.2015

Kamikaze tahliyeler iptal edildi

28.04.2015 22:37 Gülen terör örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklanmış olan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ile aralarında Yurt Atayün ve Ali Fuat Yılmazer'in de bulunduğu 63 polisin, 4 gündür süren tahliye karmaşası bugün s..
Tamamı 28.04.2015

Van'da 12 polis tutuklandı

28.04.2015 22:31 Van Cumhuriyet Başsavcılığınca usulsüz dinlemelere ilişkin emniyetteki "paralel yapı" iddialarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, 25 Nisan'da, Van merkezli 9 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda gözaltına al..
Tamamı 28.04.2015

KPSS'de 2 tutuklama daha

28.04.2015 22:22 KPSS'deki usulsüzlük iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında tutuklananların sayısı 50 oldu. Haklarında gözaltı kararı bulunan T.V. ile N.S. avukatları eşliğinde Ankara Emniyet Müdürlüğüne geldi. Emniyetteki işlemler..
Tamamı 28.04.2015

TÜBİTAK'a operasyon: 16 gözaltı

28.04.2015 22:12 Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde ofisinde bulunan böceklerle ilgili sahte rapor hazırlamakla gündeme gelen TÜBİTAK'a Ankara merkezli 11 ilde yeni bir operasyon düzenlendi. TÜBİTAK'ta usulsüz işe alım ger..
Tamamı 28.04.2015

Bir kumpas davası daha çöktü

28.04.2015 21:51 İstanbul Askeri Casusluk Davası'nın 1 numaralı sanığı emekli Albay İbrahim Sezer'in evinde bulunduğu öne sürülen pornografi görüntülerinin yer aldığı DVD ve o DVD'deki görüntüleri oluşturdukları gerekçesiyle yargılan 5..
Tamamı 28.04.2015

ÖSYM soruşturması derinleşiyor

28.04.2015 21:51 2010 KPSS soruşturması ile çözülen paralel sınav şebekesinin soru hırsızlığına yeni bir skandal daha eklendi. 2010 Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sorularını sınavdan önce ele geçirdiği tespit edilen ÖSYM Araştırma, Geli..
Tamamı 28.04.2015

Ecevit'e şefaat, diğerlerine beddua!

28.04.2015 20:37 Paralel Yapı'yı hedef alan operasyonların son dalgasının ardından gözler Pensilvanya'ya çevrilmişti. Herkul.org sitesinde yayınlanan Bamteli sohbetinde gündeme dair açıklamalarda bulunan Fethullah Gülen Türk entelektüe..
Tamamı 28.04.2015

17-25 Aralık darbesi kitap oldu

28.04.2015 20:03 17-25 Aralık yargı darbesi girişiminin ardından deşifre olan Paralel Devlet Yapılanması ilk kez resmi belgelerle kitap haline getirildi. STAR Gazetesi'nin başarılı muhabiri Helin Şahin tarafından kaleme alınan, “..
Tamamı 28.04.2015

Flaş!!! HSYK o hakimleri açığa aldı

27.04.2015 20:53 HSYK Paralel Yapı tutuklu şüpheliler hakkında tahliye kararı veren iki hakim hakkında "açığa alma" kararı verdi. 29. ve 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimleri Metin Özçelik ve Mustafa Başer ile Urfa Ağır ceza mahkeme..
Tamamı 27.04.2015

Şok!!! İkinci kamikaze girişimi

27.04.2015 14:18 Paralel Yapı soruşturmasından gözaltına alınan Cemaatçi 75 kişinin tahliyesi yargı krizine döndü. Tahliye kararı veren 2 hakimin açığa alınması HSYK'da görüşülürken 32. ve 29. Asliye Ceza Mahkemeleri kararlarında diren..
Tamamı 27.04.2015

Mahkeme: Kamikaze tahliye geçersiz

26.04.2015 11:15 Paralel Yapı, tutuklu örgüt üyelerini tahliye ettirmek için Asliye Ceza Mahkemelerindeki hakimleri devreye soktu, korsan 'tahliye' kararları aldırdı. İstanbul 29. Asliye Ceza hakimi Metin Özçelik ve 32. Asliye Ceza hak..
Tamamı 26.04.2015

9 ilde operasyon: 19 gözaltı

26.04.2015 11:15 Usulsüz dinlemelere ilişkin emniyetteki "paralel yapı" iddialarına yönelik Van merkezli olarak 9 ilde başlatılan operasyon kapsamında 9 polisin gözaltına alındığı bildirildi. Alınan bilgilere göre, Van Emniyet Müdürlüğ..
Tamamı 26.04.2015

Gizli tanık paralel imhayı anlattı

26.04.2015 11:10 Gizli tanık, 17 ve 25 Aralık darbe operasyonlarından sonra Paralel ekibin, emniyette tüm kayıtları nasıl yok etmeye başladığını anlattı. 13 Nisan'da 29 kişi gözaltına alınmış, aralarında İstanbul Organize Suçlarla Müca..
Tamamı 26.04.2015

KPSS'de 17 tutuklama

24.04.2015 23:10 KPSS'deki usulsüzlük iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanma talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilen 42 şüpheliden 17'si tutuklandı, 25'i ise adli kontrolle serbest bırakıldı. Emniyetteki işlemleri tamaml..
Tamamı 24.04.2015

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
12.135.902