YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
24 Nisan 2014, Perşembe
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..


İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "hablemitoğlu" için arama sonuçları    (Toplam 97 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Yabancı vakıflara suç duyurusu

Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda ABD, İngiliz ve özellikle Alman vakıflarının Gezi olaylarına aktif destek verdiğini gösteren somut bulgular sıralanıyor. Yabancı vakıfların Ergenekon davası sürecinde de gündeme geldiğine somut bulgularla dikkat çekilen suç duyurusunda, hem yasadışı faaliyette bulunmakla suçlanan yabancı vakıflar, hem de o vakıflarla bağlantıları gündeme gelen CHP'li yöneticiler hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması talep ediliyor. Suç duyurusunda, yabancı vakıfların Türkiye'de bu şekilde yasadışı faaliyet gösterdiği ve ülke siyasetine yurtiçindeki şubeleri aracılığıyla dışarıdan etki etmeye çalıştığı şüphesinin bir benzerinin Mısır'da da gündeme geldiği ve yürütülen soruşturma ve dava ile bu şüphenin ispatlandığı, çok sayıda yabancı vakıf görevlisinin hapis cezası aldığı hatırlatılıyor.

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda ABD, İngiliz ve özellikle Alman vakıflarının Gezi olaylarına aktif destek verdiğini gösteren somut bulgular sıralanıyor. Duyuruda ayrıca yabancı vakıfların Ergenekon davası sürecinde de gündeme geldiğine somut bulgularla dikkat çekiliyor.

Suç duyurusunda; Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıfların Türkiye siyasetine etki etmeye çalıştığına yönelik somut şüphelerinin yürütülecek bir soruşturma ile aydınlatılması, şüphelerin kanıtlanması halinde ise; ilgililer hakkında kovuşturma açılarak gerekli cezalara çarptırılmaları ve ilgili vakıfların Türkiye'deki şubelerinin kapatılması talep ediliyor.

Suç duyurusunda ayrıca yabancı vakıflarla bağlantıları gündeme gelen CHP'li yöneticiler hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması, suçları tespit edilenlerin gerekli cezalara çarptırılmaları da talep ediliyor.

Adalet Platformu, suç duyurusu dilekçesini Çağlayan Adalet Sarayı'nda nöbetçi Cumhuriyet Savcısı İsmail Uçar'a teslim etmek istedi. Ancak Savcı Uçar'ın dilekçeyi almaktan kaçınması üzerine Platform yetkilileri dilekçeyi İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Oktay Erdoğan'a teslim etti.
 
------------------------------------------------------------------------------

İşte o suç duyurusu:

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI´NA
(10. Maddeye Göre Özel Yetkili)

ŞÜPHELİLER: Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıfların -ABD, İngiliz ve özellikle Alman vakıflarının- ve CHP’nin yöneticileri, soruşturma ve inceleme sonucunda tespit edilecek diğer kişiler.

MÜŞTEKİ: Adem Çevik TC 12409824156 Şifahane cad. no.14 Süleymaniye Fatih/ist. Tel:05322467411 www.adaletplatformu.com ademgerede@gmail.com

SUÇLAR:Türkiyede kaos çıkarmak, terör faaliyetlerine destekte bulunmak, “Gezi Parkı Darbe Girişimi” ne destek vermek, Ergenekon v.b. Silahlı Terör Örgütü sanıklarına finansal destek vermek. Teröre yardım, anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs, yasama, yürütme ve yargı faaliyetlerini engellemek

İZAH: Türkiye'de şubeleri bulunan yabancı vakıflardan ABD, İngiliz ve özellikle Alman vakıflarının yasalarla yasaklanmış olmasına karşın Türkiye'deki iç siyasete etki etmeye çalıştığı şüphesini doğuran çok sayıda somut bulgu son senelerde ortaya çıkmıştır. Aşağıda, deliller kısmında bunlardan bizim tespit edebildiğimiz bazılarına yer verilmiştir. Ülkemizi 2013 Haziran ayı boyunca sarsan Taksim Gezi olayları sürecinde bu bulgular artmıştır. Örneğin son olarak; Gezi Parkı eylemleri sırasında göstericilere kapılarını açan Divan Otel sahibi Ali Koç ve Semahat Arsel, bir Alman kuruluşu tarafından ödüllendirilmiştir. Ödülün gerekçesinde Divan´ın Gezi Parkı protestolarında ´sivil dayanışma ve cesaretin önemli bir örneğini´ ve ´misafirperverliğin kriz anlarında da ne kadar gerekli olduğunu´ gösterdiği vurgulanmıştır. Ödül, Batı ve özellikle Alman vakıf ve siyasilerinin Gezi olaylarına yakın ilgisine yeni bir delil teşkil etmektedir. ´Hospitality Innovation Award´ adı verilen ödüle bu yıl (2013) Divan Otelleri´nin sahipleri Ali Koç ile Semahat Arsel layık görülmüştür. Ödülün gerekçesinde Divan´ın Gezi Parkı protestolarında sivil dayanışma ve cesaretin önemli bir örneğini ve misafirperverliğin kriz anlarında da ne kadar gerekli olduğunu gösterdiği vurgulanmıştır. Merkezi Almanya'nın Münih kentinde ´te bulunan PKF hotelexperts isimli kuruluş tarafından verilen bu ödülün Münih´te yapılacak bir törenle sahiplerine takdim edileceği duyurulmuştur.

Batı'nın ve özellikle Alman vakıf ve siyasilerinin Gezi olaylarına yakın ilgisi çok sayıda somut bulguyla ortaya çıkmıştır. Gezi olayları sürecinde Alman medyasında Türk hükümeti ve başbakanına ağır hakaretler edilmiş, Alman Başbakanı Merkel'in Gezi olaylarına yönelik polis müdahalesinin G-8 toplantısında gündeme getirilebileceğini dile getirdiği ileri sürülmüş, Alman milletvekili Claudia Roth ise Gezi olaylarına bizzat katılarak destek vermiştir.

Bu bilgilerin dışında basında dile getirilen bir iddiaya göre, Gezi eylemlerine katılan ya da destek veren güçlerle ilgili bir rapor hazırlanmış ve Başbakan Erdoğan´a sunulmuştur. Ayrıntıları AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu´nda da konuşulan rapora göre; 8 Alman vakfı protestoların bitmemesi için eylemcilere kol kanat germiştir. Bu vakıfların eylemcilerin gıda sorunu yaşamaması için Taksim Meydanı´na sürekli yemek servisi yaptığı dile getirilmiştir.

Gezi olaylarına yabancı uyrukluların katıldığı da bir başka gerçektir. Bu durum halen yürütülen ve bir kısmı davaya dönüşen Gezi soruşturmalarında yer alan yabancı uyruklu sanıklardan da anlaşılmaktadır. Kendi ülkelerindeki, örneğin Gezi olaylarından kısa süre önce İngiltere ve ABD'de gerçekleşmiş olan çok daha sert polis müdahalesine karşı sessiz kalan bu kişilerin Türkiye'deki olaylarda aktif şekilde yer almalarının, bu suç duyurusuna temel teşkil eden yabancı bir yapılanmanın işi olduğu şüphesini güçlendirdiği görülmektedir.

-Hatay'da iş üzerinde yakalandılar-

Daha somut bir bulgu ise Hatay´da ortaya çıkmış bulunmaktadır. Gezi eylemcilerine para dağıttığı ihbarı üzerine 2013 Temmuz ayı başında biri Alman diğeri İngiliz iki yabancı vakfa baskın yapılmış, üyeleri gözaltına alınmıştı. Hatay´da Gezi Parkı eylemlerini provoke ettiği iddia edilen Alman yardım kuruluşu Arche Nova üyelerinin kaldığı eve operasyon düzenlendi. Maliye eski Bakanı Zekeriya Temizel´in kızı Selin Temizel´in aralarında bulunduğu 5 kişi gözaltına alındı.

Operasyon e-posta ihbarıyla başladı. İhbarda, bazı yabancıların kiraladıkları evde eylem organize ettiği ve göstericilere para dağıttığı ifade edildi. Selin Temizel ile Alman Natia S, İrlandalı Simon B, Arap uyruklu Usame H. ve Sinan G, casusluk suçlamasıyla gözaltına alındı. Savcılık ifadelerinin ardından yabancı uyruklu üç kişi sınır dışı edildi. Evde bulunan 50 bin dolar, 70 bin euro ve 50 bin liraya el kondu. Ele geçirilen dokümanlarda Hatay´da yaşayan Nusayrilere ilişkin bilgiler olduğu belirtildi.

Hatay´da aynı gerekçelerle ikinci casusluk operasyonu İngiliz yardım kuruluşu MapAction üyelerine yönelik gerçekleştirildi. İngiliz James A., Bruce S. ve İspanyol George G. gözaltına alındı. 3 yabancı sınır dışı edildi.

Arche Nova, 1992´den beri uluslararası düzeyde faaliyet gösteren bir yardım kuruluşu. Arche Nova üyelerinin Dışişleri Bakanlığı, AFAD veya Hatay Valiliği´nden izin almadığı belirlendi. Şehirdeki Gezi eylemlerine Türk bayrakları ile katıldıkları belirtilen şüpheliler, insanlığa karşı suç işleyen Esed yanlısı Nusayriler´i Suriyeli sığınmacılara karşı kışkırtmakla da suçlandı.

-Ergenekon sanıklarına finansal destek-

Yabancı vakıfların yasak olduğu halde Türkiye´deki siyasete müdahale ettiği iddiaları Ergenekon davası sürecinde de gündeme gelmiş ancak üzerine gidilmemişti. Alman vakıflarından Ergenekon sanıklarına gönderilen parasal destek belgelerle ortaya çıkmış ancak bu konuda ayrı bir soruşturma açılmamıştı.

Almanya´nın Türkiye üzerindeki siyasi nüfuz çabasının çok fazla olduğu, defalarca gündeme gelmiştir. O kadar ki, Başbakan Erdoğan, 2011 Ekim ayında yaptığı bir konuşmasında konuya değinme ihtiyacı hissetmiştir. Alman vakıflarının PKK´ya ve CHP´li belediyelere yardım ettiğini dile getiren Erdoğan, şunları da söylüyordu: “Alman vakıflarının, uzun zamandır Türkiye´de ne yazık ki buna benzer bazı girişimleri olmuştur. Hatta ana muhalefet partisine bu şekilde yardım konusu tartışma konusu da olmuştur, tartışılmıştır, medyada bu yayımlanmıştır. Fakat tabii o gündür bugündür bu iş üzerine gidilmediği için belki belli noktada kalmıştır.”

-Prof. Hablemitoğlu suikasti ile Alman vakıflarının bağlantısı-

Başbakanın dile getirdiği CHP ve PKK´ya finansal yardımın ötesinde de durumlar söz konusu idi. 2002 sonunda silahlı saldırıda hayatını kaybeden Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu´nun bu vakıfların Türkiye´deki etkilerini araştırdığı sırada öldürüldüğü iddia ediliyor. Ölümünde Ergenekon örgütünün parmağı Ergenekon davasında gündeme geldi. Hablemitoğlu suikastinin ardında Almanya´nın olduğu, bu ülkenin isteği doğrultusunda suikastin Ergenekon örgütünce gerçekleştirildiğine dair güçlü bulgular ortaya çıktı. Hablemitoğlu´nun ölmeden önceki son araştırması, Alman vakıflarının Türkiye´deki faaliyetleri üzerineydi. Hablemitoğlu´nun, Alman vakıflarının Türkiye´de yasal olmayan çalışmalar yaptığı, etnik ve mezhepsel ayrılıkları körüklediği ve altın madeni karşıtlarını örgütlediği yönünde çok önemli bilgilere ulaştığı ileri sürülüyor. Bu bilgileri 26 Aralık 2002´de Ankara 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi´nde görülmeye başlanacak 15 sanıklı ´Alman Vakıfları´ davasında açıklaması bekleniyordu. Ancak duruşmaya 8 gün varken öldürüldü.

-Bedrettin Dalan'a sahte pasaport-

Yine Almanya'nın, Ergenekon firarisi Bedrettin Dalan´a sahte pasaport verecek kadar ileri gittiği de bir gerçektir. Dalan'ın Sinan Akkuş adına düzenlenmiş sahte bir pasaport taşıdığı belgeleriyle basında yer almıştır. Almanya Dalan'ı Türkiye´ye iade etmeyi de reddetmektedir. Yine Alman derin devletinin Türklere yönelik dönerci cinayetlerinin ardından çıktığı da bir gerçektir. Türklere yönelik kundaklama olaylarının ardında da aynı gücün rol aldığı şüphesi var. Gezi olaylarında Türk kontrgerilla yapılanması olan Özel Harp Dairesi elemanlarının yer aldığı ileri sürülmüştü. Alman ve Türk kontrgerilla teşkilatlarının hala güçlü olduğu ve yardımlaştıkları bizzat Alman araştırmacılar tarafından da dile getirilmektedir. 1990 sonunda İtalya´da patlayan Gladio skandalı sonrasında tüm NATO üyelerinde kurulduğu, İtalyan savcıların ulaştığı belgelerle ve üye ülkelerin yetkililerince yapılan açıklamalarla kanıtlanan Ergenekon benzeri Gladio teşkilatlarının tüm üyelerde tasfiye edildiği açıklanmasına karşın Türkiye´de bunun yapılmadığı yıllardır zaten biliniyordu. Bu Türk kontrgerilla teşkilatının varlığı artık savcılar tarafından da -örneğin Ergenekon davası iddianameleri ve esas hakkındaki mütalaada- dile getirilmektedir. Türklere yönelik yakın zamanda yaşanan ve altından Alman derin devletinin çıktığı Dönerci cinayetleri üzerine açıklama yapan Alman araştırmacılar ise teşkilatın Almanya kolunun da halen var olduğunu, Alman ve Türk Gladio teşkilatlarının halen güçlü şekilde varlıklarını sürdürdüğünü ve işbirliği yaptıklarını dile getirmişlerdir.

-Mısır'daki gelişmeler-

Bu suç duyurusunda dile getirilen şüphelerin bir benzeri Mısır'da ortaya çıkmış ve yürütülen soruşturma sonucu kanıtlanmıştır. Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek´in 2011´de Tahrir ayaklanması ile devrilmesinden sonraki yeni anayasal süreçte Mısır´da yabancı vakıflara baskınlar yapılmış, ABD, Alman ve İngiliz vakıflarının 43 yöneticisi 2011 sonunda gözaltına alınmıştır. Mısır Başsavcılığı söz konusu kişilerin sivil toplum kuruluşu adı altında ülkede siyasi faaliyetler yürüttüğünü, 2012 Mart ve Aralık ayları arasında izinsiz açılan 6 kuruluşun temsilcisinin, yabancı kaynaklardan fon sağladığını ortaya koymuştur. 43 sanık hakkında açılan dava 4 Haziran 2013´te sonuçlanmış, Mısır Ceza Mahkemesi, sanık olarak yargılanan sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcilerini siyasi faaliyetler yürüttüğü gerekçesiyle 1 ila 5 yıl arasında hapis cezasına çarptırmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Ulaştırma Bakanı Ray Lahood´un oğlunun da aralarında bulunduğu 16 Amerikalı hakkında 5 yıl hapis cezası verilmiştir. Dava sonucunda Alman Konrad Adenauer Vakfı´nın yöneticilerine ve büro sorumlularına da 5´er yıla kadar varan hapis cezası verilmiştir. Toplamda 43 sanığın tümüne ceza verilmiştir. Mahkeme ayrıca sivil toplum kuruluşlarına ait tüm evrak ve dokümanlara el konulmasını ve ofislerinin kapatılmasını kararlaştırmıştır. Bu dava, yasak olmasına rağmen yabancı vakıfların Mısır´da siyasi faaliyetlerde bulunduğunu kanıtlamıştır.

Batı ülkelerinin vakıf ve kuruluşları aracılığıyla başka ülkelerin iç siyasetine nasıl etki etmeye çalıştığı Mısır´da net şekilde görülmüştür. Ve halen görülmeye de devam etmektedir. ABD Berkeley Üniversitesi öğrencileri bilgi edinme yasası kapsamında ABD´nin çeşitli dernek ve kuruluşlar aracılığıyla Mısır´da Cumhurbaşkanı Mursi karşıtı göstericilere parasal yardım yaptığını kanıtladılar. Benzer bir şüphe Türkiye´deki Gezi olaylarında da söz konusu.

Hatay´da bunun somut bir örneği tespit edilmiştir. Askeri darbelere hep karşı olduklarını açıklamalarına rağmen Batılıların ve Almanların Mısır´da farklı davranmalarının bir izahı yok. Ama aslında var. Darbeye darbe dememeleri, geçen bir kaç ayda darbeciler tarafından bir çok katliamlar yapılmasına ve demokrasi isteyen kitlelerin öldürülmesine karşın buna tepkisiz kalmaları, insanlık suçu işlenmesine karşın darbecilere yardıma devam etmeleri insanlık suçuna yardım teşkil ediyor. Ülkelerinin iştirak ettiği bu suçu eleştirmek ve bu konuda ödüller vermek yerine, başka ülkelerin iç siyasetine ödül maskesi altında müdahale etmek, çağdaş Batı demokrasisinin, ´ikiyüzlülük ödülü´nü hakettiği anlamına geliyor. Dolayısıyla Alman PKF kuruluşu tarafından Divan oteline verilen Gezi ödülünün otel hizmetlerine gösterilen tarafsız bir ilginin dışında kaldığı ve iç siyasete etkiyi amaçladığına kuşku bulunmamaktadır.

DELİLLER: Tüm yasal deliller, tanıklar, 2002´deki Alman vakıfları davasına bakan Ankara 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi v.b. Ceza Mahkemesi´ndeki deliller, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13.Ağır v.b. Ceza Mahkemesi´ndeki deliller, Gezi soruşturmalarına bakan savcılıklardaki deliller, bilahare tarafımızca dosyaya sunulacak diğer deliller ile aşağıda bir kısmı verilen ilgili haberler:

"Almanlardan Koç´lu Gezi mesajı", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5617
"Yabancı vakıflara dava açılacak mı?", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5598
"Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler", http://kontrgerilla.com/yazilar/gezi_belgeseli.asp
"O vakıflar iş üstünde yakalandı", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5445
"Mısır Alman vakıflarını yargılıyor", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4291
"Mısır´da ABD rolü belgelendi", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5456
"Alman vakıfları Ergenekon davasında", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4271
"Ergenekon´un Almanya örgütlenmesiyle ilgili haberler", http://kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=erge-deutsch
"Sanıklara Ergenekon koruması", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4694
"Interpol´e sunulan Ergenekon raporu", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4335
"Almanya´dan Dalan´a sahte pasaport", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4014
"Almanya Dalan´ı iade etmiyor", http://kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4000

NETİCE-İ TALEP: Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıfların Türkiye siyasetine etki etmeye çalıştığı şüphelerinin yürütülecek bir soruşturma ile aydınlatılmasını, şüphelerin kanıtlanması halinde ise; ilgililer hakkında kovuşturma açılarak gerekli cezalara çarptırılmalarını ve ilgili vakıfların Türkiye'deki şubelerinin kapatılmasını ve Ergenekon Silahlı Terör Örgütü sanıklarına finansal destek vermek. Teröre yardım, anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs, yasama,yürütme ve yargı faaliyetlerini engellemek suçundan cezalandırılmalarını arz ve talep ederiz.

02.12.2013 Adem ÇEVİK

www.adaletplatformu.org darbesavarlarbirligi@gmail.com
Tel: 05322033274

------------------------------------------------------------------------------

-Nöbetçi savcı suç duyurusunu almak istemedi-

Az önce konuyla ilgili bir açıklama yapan Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, suç duyurusu dilekçesini Çağlayan Adalet Sarayı'nda bugün nöbetçi Cumhuriyet Savcısı İsmail Uçar'a teslim etmek istediklerini, ancak Savcı Uçar'ın dilekçeyi almaktan kaçınması üzerine Platform yetkilileri olarak dilekçeyi bizzat İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Oktay Erdoğan'a teslim ettiklerini belirtti. Çevik, Platform olarak somut bulgulara dayanan şüphelerin araştırılmasını ve sorumluların kovuşturulmasını beklediklerini ifade etti.

------------------------------------------------------------------------------

ALMAN VAKIFLARININ CHP'YE YARDIMI BELGELENDİ

Hatırlanacağı gibi, Birinci Ergenekon davasının 19 Ocak 2012 tarihindeki görülen 209. duruşmasında ifade veren Tanık Talip Doğan Karlıbel, Alman vakıflarına ve bu vakıfların Türkiye´deki Ergenekon sanıkları ve CHP´yle bağlantılarına dair çarpıcı iddialarda bulundu. İfadesinde 1997´ye kadar 11 yıl Alman emniyetinde çalıştığını, tercümanlık yaptığını, uyuşturucu alanında da çalıştığını dile getiren Karlıbel, çeşitli Alman Vakıflarından para alan Ergenekon sanıklarını ve aldıkları para miktarını ´belgeleriyle´ tek tek açıkladı. Karlıbel, Alman vakıflarının 1970 yılından bu yana Türkiye´ye 350 milyon dolar para transfer ettiğini savundu. Alman vakıflarının CHP´ye yaptığını iddia ettiği yardıma ilişkin dekontu, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´ya verdiğini belirten Karlıbel, ancak Başsavcının CHP ile ilgili bu iddianın üzerine gitmediğini öne sürdü. Karlıbel, Ankara 2 No´lu DGM´de görülen Alman vakıflarıyla ilgili davada da eski CHP Milletvekili avukat Şahin Mengü´nün yönetimindeki avukat grubunun, bu vakıfların avukatlığını yaptığını kaydetti. Alman siyasi vakıflarının, CHP ve bazı siyasi partiler ile bölücü örgütler gibi hükümete karşı olan bütün örgütlerle iç içe olduğunu tespit ettiğini savundu.

------------------------------------------------------------------------------

-Vakıflar daha önce de suç duyurusuna konu oldu-

Adalet Platformu, daha önce yaptığı bir suç duyurusunda CHP'nin kapatılması talebinde bulunmuş, CHP'nin yabancı vakıflardan aldığı finansal yardımın Ergenekon davasında belgelenmesini de deliller arasında göstermişti.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(02 Aralık 2013, 16:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Almanlardan Koç´lu Gezi mesajı

Yabancı vakıflara dava açılacak mı?  

O vakıflar iş üstünde yakalandı

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

Mısır´da ABD rolü belgelendi

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Adalet Platformu ile ilgili manşetlerimiz

CHP hakkında şok iddialarda bulunan Ergenekon tanığı Talip Doğan Karlıbel´le ilgili tüm manşetlerimiz

ÖRNEKLERLE CHP´NİN ERGENEKON VE BENZER DAVALARDA SEMPATİZANLIKTAN ÖTE TAVIRLARI

´ERGENEKON VE CHP´ MANŞETLERİMİZ

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5712    yazdır/print


 

Flaş!!! Bahtiyar Aydın davası açıldı

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında uğradığı suikast sonucu öldürülen dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Aydın´ın da bulunduğu 2´si asker 16 kişinin ölümüyle ile ilgili soruşturmayı 20 yıllık zaman aşımına gireceği gün tamamladı. Hazırlanan iddianame, Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi´nce kabul edildi. İddianamede, suikastle ilgili olarak dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ, ´şüpheli´ sıfatıyla yer aldı. Hatipoğlu ve Yanardağ hakkında, ´Taammüden öldürme´, ´Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik´, ´Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma´ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 24 yıla kadar hapis cezası istendi.

22.10.2013 13:01 Turgut Özal´ın ölümüyle aynı kapsamda değerlendirilen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın öldürülmesiyle ilgili flaş gelişme.. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında uğradığı suikast sonucu öldürülen dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Aydın´ın da bulunduğu 2´si asker 16 kişinin ölümüyle ile ilgili soruşturmayı tamamladı.

Faili meçhul cinayet dosyalarını soruşturan Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun´un, dosyanın 20 yıllık zaman aşımına gireceği gün hazırladığı iddianame, TMK´nın 10. Maddesiyle Görevli Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi´nce kabul edildi.

İddianamede, 22 Ekim 1993 tarihinde Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı olarak görev yaparken, Lice Jandarma Komando Bölük Komutanlığı Binası önünde ´kanas´ olarak tabir edilen uzun namlulu silahla suikaste uğrayan Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın öldürülmesiyle ilgili detaylara yer verildi.

İddianamede, 20 yıl önce Lice ilçesinde çıkan olaylarda Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgenaral Bahtiyar Aydın, Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Bayar ile 14 vatandaşın öldüğü belirtilerek, Olayda, bir uzman çavuş, bir er ve bir polis memuru ile çok sayıda vatandaş yaralanmış, çok sayıda konut, iş yeri ve araç hasar görmüştür. Operasyonu Diyarbakır Jandarma Komutanı olan şüpheli Eşref Hatipoğlu yönetmiştir. Resmi tutanaklarda PKK terör örgütü mensuplarının ilçeye saldırması nedeniyle bu sonucun meydana geldiği yazılmış, ancak örgüt o gün ilçeye kendilerine ait hiçbir gruptan saldıranın olmadığını ileri sürmüştür. Aradan geçen 20 yıla rağmen saldırıya katıldığı tespit edilen örgüt mensubu olmamıştır denildi.

İddianamede, suikastle ilgili olarak dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ, şüpheli sıfatıyla yer aldı. Hatipoğlu ve Yanardağ hakkında, Taammüden öldürme, Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik, Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 24 yıla kadar hapis cezası istendi.

ŞEMDİN SAKIK: PAŞAYI DEVLET VURDU

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgenaral Bahtiyar Aydın´ın öldürülmesi olayı kayıtlara PKK ile çatışma sırasında ölüm olarak geçti. Ergenekon davasında ifade veren PKK yöneticisi Şemdin Sakık, mahkemede verdiği ifadede Aydın´ın ölümüyle ilgili, ´Bu olay aydınlatılmadı. Birileri cinayet işliyor, birileri de azabını yaşıyor. Paşayı devletin içinde bir ekip vurdu. Şüphem yok. Paşayı devlet vurdu. Hatta duyduğuma göre vuran asker de öldürüldü. Lice´de çatışma süsü verdiler. Paşa´da helikopterine atlayıp gitmek zorunda kaldı. Derin devlet vardır. Kimi ´Ergenekon´, kimi ´derin devlet´ dedi. Bence ayrımı yok. Öteden beri sol çevreler bütün hayallerini ordu üzerinde kuruyorlar´ diye konuşmuştu.

SES KAYDINDAKİ İDDİA

Öte yandan Yenişafak gazetesinde konuyla ilgili bir başka önemli iddia yayınlandı. Haberde, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın cinayetinde zamanaşımı süresinin dolmasına bir gün kala cinayeti aydınlatacak çok önemli bir bantın ortaya çıktığı belirtiliyor. Buna göre, halen Antalya İl Jandarma Komutanlığı´nda görevli olduğu öğrenilen Ayhan Esen´in ait olduğu iddia edilen ifadelerin yer aldığı bant kaydından, Aydın´ın terörist saldırıya değil bir iç hesaplaşmaya kurban gittiği bilgisi yer alıyor. Bant kaydından cinayeti anlatan Başçavuş Ayhan Esen´in, bir dönem Aydın´ın yakın koruması olarak görev yaptığı öğrenildi. Esen, cinayet olayında Yeşil olarak bilinen Mahmut Yıldırım´a işaret etti. Bant kaydının Malatya merkezli yürütülen Aydın cinayetinin de dahil olduğu ´faili meçhul cinayetler´ dosyasının aydınlığa kavuşturulmasında önemli bir rol oynayacağı dile getirildi. Esen´e ait olduğu ileri sürülen konuşmalarda, bu cinayetle ilgili olan kişilerin zaman içerisinde rütbe alarak yükseldiklerini anlatarak ´Allah belanızı versin.´ dediği yer aldı.

İÇ HESAPLAŞMAYA KURBAN GİTTİ

Bantta, Başçavuş Esen, cinayet sırasında Aydın´ın yanında olan diğer bir kişinin de şu an Erzurum´da Jandarma Bölge Komutanlığı yapan Tümgeneral İhsan Batı olduğunu dile getirdi. Hatta bu kişinin, Kazım Çillioğlu ve Aydın cinayetinin arka planına ait bazı sırlara sahip olduğunu da kayıtda ileri sürdü. Ayrıca, geçtiğimiz günlerde vefat etmesi üzerine ifadesi alınamayan Tunceli Eski Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral İsmail Kuru ve ekibinin Bahtiyar Aydın´ın öldürülmesi olayında da rol oynadığı da kayıtta iddia edildi.

Cinayette Yeşil parmağı

Esen´e ait olduğu iddia edilen kayıtta, Yeşil ve ekibinin de cinayetin öncesinde olay yerinde hazır bulunduğuna dair şöyle konuşmalar yer aldı: ´Yeşilde ordaydı. Yeşil her yerdeydi. Niye her yerdeydi biliyor musunuz? Yeşil... siz konuşun. Yeşil her yerdeydi. Bahtiyar Aydın´ın öldüğü yerdeydi Yeşil. İlçe Jandarmada. Yeşil İlçe Jandarmanın basıldığı yerdeydi. İşte bunları bilmiyorsunuz.´ Öte yandan Albay Kazım Çillioğlu soruşturmasını derinleştiren Malatya Başsavcılığı, 1993´te ölen 4 isim aynı dosyaya dahil etmişti. 1993 yılındaki Turgut Özal , Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Bahtiyar Aydın suikastları da dosyaya dahil edilmişti. 23 Ekim 1993´te işlenen cinayetin, zamanaşımı süresi 22 Ekim 2013´te doluyordu. Bir gün kala ortaya çıkan konuşmalarında oldukça üzüntülü görünen ve pişmanlık ifadelerini içeren sözler sarfettiği belirtilen Esen´in, kendisini garantiye almak için böyle bir bantı dolturmuş olabileceği ileri sürüldü.

Bitlis´in ekibine tasfiye

Eşref Bitlis´in Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde Cumhurbaşkanı Özal, kürt ve terör meselesinin ´sivil´ yöntemlerle çözümü için bir çalışma başlatmıştı. Özal, Bitlis´in de görüşlerini almıştı. 1993´te Bitlis ve ekibi tıpkı Özal gibi şüpheli ölümler, suikastler ve cinayetlerle bir bir tasfiye edildi.

HEPSİ ÖLDÜRÜLDÜLER

Bahtiyar Aydın suikasti 28 Şubat davasında da geçiyor. 28 Şubat´ın 103 sanığı arasında yer alan Özel Harp subayı Albay Oğuz Kalelioğlu´dan önemli belgeler ele geçirilmişti. Bu belgelerden birisi bir suikast listesi idi. 28 Şubat döneminde Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi Başkanı olan Oğuz Kalelioğlu´nun ev aramasında elde edilen 77´den 83´e kadar numaralandırılan ´Sayın Komutanım´ ibaresi ile başlayan ve son sayfasında ´Arz ederim´ ibaresiyle son bulan el yazısı dökümü bulunuyordu. Listede suikasta kurban giden sivil ve askerlerin isimleri şöyle: Turgut Özal, Alparslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, Adnan Kahveci, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi ve Hrant Dink, Oramiral Kemal Kayacan, Orgeneral Adnan Ersöz, Korgeneral Hulusi Sayın, Korgeneral İsmail Selen, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Orgeneral Eşref Bitlis. Bu bilgiler 28 Şubat iddianamesinin 164 ve 1171. sayfalarında yer alıyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(22 Ekim 2013, 13:01)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

TUĞGENERAL BAHTİYAR AYDIN SUİKASTİYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Bahtiyar Aydın suikastinde Balyoz izi

Tuğg. Aydın dosyası 17 yıl sonra açıldı

Tuğg. Aydın´ı Kanas´lı albay öldürdü

Komutanları JİTEM öldürttü

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5638    yazdır/print


 

Derin Karargah Almanya´da

Türkiye´de ağır darbeler alarak bitme durumuna gelen Devrimci Karargah terör örgütünün Alman istihbarat örgütünün koruması altında Almanya´da faaliyetlerini sürdürdüğü ortaya çıktı. Almanya´nın Türkiye´ye yönelik derin ilgisi, Ergenekon soruşturması ile Gezi olayları sürecinde sık sık somut bulgularla kanıtlanmış bulunuyor.

17.10.2013 13:53 Türkiye´de ağır darbeler alarak bitme durumuna gelen Devrimci Karargah terör örgütünün (DKÖ) Alman istihbarat örgütünün koruması altında Almanya´da faaliyetlerini sürdürdüğü ortaya çıktı. Örgüt lideri Serdar Kaya´nın Almanya´da yaşamını sürdürdüğü tespit edildi. Son dönemde ortaya çıkan en gizemli ve önemli terör örgütü olan Devrimci Karargâh´ın Almanya´da yaşayan lideri ´Adnan´ kod adlı Serdar Kaya´yı ilk kez SABAH görüntüledi. Bugüne kadar Türk basınında tek bir kare bile fotoğrafı yer almayan Kaya, uzun soluklu bir araştırma sonucunda kendisini bulan Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek ile muhabir İbrahim Evrim Ayral´ı Berlin´de karşısında görünce şaşırdı, heyecanını gizleyemedi. Görüntülenmemek için sağa sola kaçmaya çalıştı, ancak görüşmenin her ânı fotomuhabiri Serkan Bayraktar tarafından görüntülendi. Abdurrahman Şimşek daha önce de Kürt yazar Musa Anter suikastı tetikçisi Hamit Yıldırım´ı, kanlı saldırıdan 20 yıl sonra Şırnak´ta bulup görüntülemişti. Savcılık da ortaya çıkan bilgi ve belgelerden hareketle düğmeye basmış, 3 ay içinde zaman aşımından kapanacak olan Anter dosyası bu şok gelişme sonrası davaya dönüşmüştü.

Devrimci Karargah terör örgütünün lideri Serdar Kaya, İnterpol tarafından difüzyon kararı ile arandığı halde Almanya´da elini kolunu sallayarak dolaşıyor. SABAH´ın bile kendi imkânlarıyla bulduğu Kaya´yı Alman güvenlik birimlerinin bulamaması olanak dışı. Bu da Kaya´nın Alman makamları tarafından korunduğunu gösteriyor.

MİT´TE BİLE FOTOĞRAFI YOK

Serdar Kaya, lideri olduğu örgütün terör eylemleriyle ilgili bütün soruları yanıtsız bıraktı. Kaya, SABAH´ın, Lideri olduğunuz Devrimci Karargâh örgütü hakkında neler söyleyeceksiniz? şeklindeki sorusuna Bilmiyorum, öyle bir şey yok, diye cevap verdi. İstanbul´da kanlı eylemlerin emrini siz mi verdiniz? sorusunu da yanıtsız bıraktı. Devrimci Karargâh davasında hapis cezası alan polis şefi Hanefi Avcı´yı tanıyor musunuz? sorusuna da cevap vermedi. Kaya, muhabir İbrahim Evrim Ayral´ın, Lideri olduğunuz örgüt pek çok kanlı eyleme karıştı. Polis şehit etti. Siz de bir asker çocuğusunuz, bir şey söylemeyecek misiniz? sorusunu da yanıtsız bıraktı. Kaya, son olarak Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek, Bari iki cümle söyleyin, deyince İşte söylüyorum: İki cümle, dedi. Serdar Kaya, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) başta olmak üzere Türk istihbarat birimlerinde de son fotoğrafları yer almayan, adresi kimse tarafından bilinmeyen ve bu yüzden ´hayalet´ olarak anılan bir örgüt lideri. Kaya, Devrimci Karargâh´ın ana karargâhının bulunduğu Nürnberg kentinde Alman gizli servisinin gözetiminde yaşıyor. Dönerci cinayetleri olarak bilinen cinayet olayları ile de gündeme gelen Nürnberg, Hitler döneminden beri Alman derin devletinin en faal olduğu şehirlerden biri olarak biliniyor. DKÖ de bu şehirde üslenmiş durumda. SABAH Özel İstihbarat Bölümü´nün Avrupa´da üslenmiş Devrimci Karargâh Örgütü ile uzun soluklu haber araştırması yaklaşık iki yıl önce başladı. 26 Aralık 2011´de SABAH´ın manşetten yayınladığı ´Karargâh´ı MİT çökertti´ haberinden sonra araştırmalara başlayan ekip Almanya´dan İsviçre´ye, Fransa´dan Hollanda´ya pek çok Avrupa ülkesinde Karargâh´ın izlerini araştırdı ve çarpıcı sonuçlara ulaştı. Bu çalışmalar sonucu örgütün siyasi lideri konumundaki Serdar Kaya, askeri kanat sorumlusu Şemdin Şimşir ve finansörü Hakan Etyemez Avrupa´nın çeşitli şehirlerinde görüntülendi. Kaya, Nürnberg´de yaşıyor, zaman zaman Berlin´e gidiyor. 16 Haziran Örgütü kökenli Serdar Kaya´nın kod adı Adnan.

KARATAŞ´IN YERİNE DÜŞÜNÜLÜYOR

Edinilen bilgilere göre Devrimci Karargâh (DKÖ) Örgütü, Dev-Sol ve DHKP-C örgütlerinin liderliğini yapan Dursun Karataş´ın ölümünden sonra Avrupa ülkeleri tarafından Karataş´tan sonraki potansiyel birleştirici sol örgüt lideri olarak görülüyor ve bu yüzden Avrupa ülkelerinin gizli servisleri tarafından korunup kollanıyor. Öyle ki Almanya´da Türklere ait tüm işyerleri sıkı bir mali denetime tabi iken DKÖ´nün finansörü Hakan Etyemez´in şirketleri denetimden âdeta muaf tutuluyor. Örgütün bildirisinde de gizli servislerle dolaylı irtibatını ele veren ipuçları içeren ifadeler yer alıyor: Emperyalist dünyanın yeni bir yeniden paylaşım sürecine girdiği, ABD´nin tek başına diğer ülkelere politikalar dayattığı, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi çalışmalara Lenin´in ´Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen hakları birleşin´ sloganıyla karşı konulması gerektiği, Türkiye´nin bölgesel emperyalist siyonist politikaların merkezlerinden biri olduğu söyleniyor. Bildiri ile, örgütü ağırlayan Avrupa ülkelerinin, ABD´ye mesaj verircesine, Tek başına diğer ülkelere politika dayatma! şeklinde mesaj verdiği belirtiliyor. Türk istihbaratının tespitlerine göre Kaya´nın Nürnberg´de Bayerische Landesbank Girozentrale isimli bankada bir hesabı mevcut. Örgüt mensupları genelde İş Bankası ve Western Union yoluyla bu hesaba para gönderiyor.

ANA KARARGÂHI ALMANYA´NIN NÜRNBERG KENTİ

Serdar Kaya 1955 İstanbul doğumlu, Ankara Polatlı nüfusuna kayıtlı. Resmi belgelerde DKÖ üyesi olarak geçen Rabia Şen Süer Kaya ile evli. Ev Adresi Nürnberg/Almanya olarak geçiyor. Bu adres örgütün karargâhı olarak kullanılan yer. Ancak Kaya Nürnberg´de başka bir adreste yaşıyor. Kaya´nın Berlin´de de bir adresi var... Babası emekli subay olan Serdar Kaya, Ankara Çankaya Lisesi´nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi´ne girdi. Burada bir yıl okudu, ardından Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi´ne geçti. İki yıl sonra bu okulu da terk etti. 1978´de ruhsatsız silah taşımak suçundan 10 ay hapis cezası aldı. 1979 yılında Hikmet Kıvılcımlı´nın görüşleri çerçevesinde kurulan Vatan Partisi´nde görev aldı. 12 Eylül´den sonra Partizan Yolu adlı örgüte yönelik operasyondan sonra 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. 1987´de tahliye olunca Partizan Yolu´nun devamı niteliğindeki 16 Haziran Hareketi´nin Türkiye sorumlusu oldu. Sarp Kuray ayrıldıktan sonra 16 Haziran´da etkin konuma geldi. 1998 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarınca Hakan Etyemez vasıtasıyla Almanya´nın Nürnberg kentine yerleşti. 2005 yılında, daha sonra Bostancı´da bir çatışmada öldürülen Orhan Yılmazkaya ile görüştü. Yılmazkaya´yı Türkiye askeri kanat sorumluluğuna getirdi. Serdar Kaya, Orhan Yılmazkaya ile birlikte Kuzey Irak´a giderek Zap Kampı´nda askeri eğitim aldı.

ÖRGÜTÜN LİDERİ VE TEORİSYENİ...

Örgüt kadrosuna bütün eylem talimatlarını veren isim Serdar Kaya. Selimiye Kışlası ve AK Parti İstanbul İl Başkanlığı binasını bombalamak için eylemler yapan örgüt, 2008 yılından bu yana 2 emniyet görevlisi şehit etti, 11 emniyet görevlisini yaraladı. Örgütün saldırıları sonucunda bir vatandaş hayatını kaybetti, 8 vatandaş ise yaralandı. Serdar Kaya, Emniyet arşivlerindeki bilgilere göre 1989-91 yılları arasında İstanbul´da pek çok silahlı eyleme karıştı. Örgütün teorisyeni konumundaki Serdar Kaya´nın, Lenin´in ´Ne Yapmalı?´ isimli kitabından ilhamla devrimin safhalarını analiz ettiği Türkiye Bir Devrim İçin Ne Yapmalı?´ başlıklı bir yazısı bulunuyor. Kaya o yazısında, Kürt halk hareketinin egemen yapıda (Türkiye Cumhuriyeti Devleti´ni kast ediyor) yarattığı çatlağın genişletilerek devrimci İslam´ı (Alevilik kast ediliyor) ittifak gücü olarak kullanmak suretiyle emperyalizme karşı direnebilecek güçlü bir siyasal yapının oluşturulması gerektiğini, işçi sınıfını devrimci bir başkaldırıya hazırlayacak öncü bir örgüt kurulmasının şart olduğunu ve devrimci eylem çizgisinin, Türkiye devriminin karargâhını oluşturmakla yaratılabileceğini iddia ediyor. Bu görüş, DKÖ´nün ortaya çıkış amacını da gösteriyor. (Sabah)

ÖRGÜT TÜRKİYE´DE BİTME NOKTASINA GELDİ

Ergenekon Terör Örgütü´nün taşeron eylem yaptırdığı örgütlerden biri olarak gösterilen ve sol çevrelerde dahi karanlık bir yeni sol örgüt olarak nitelendirilen Devrimci Karargah Örgütü (DKÖ), Ergenekon operasyonlarının başlaması ile ortaya çıkan bir örgüt oldu. Adını ilk kez 2008 yılının Ağustos ayında Selimiye Kışlası´na yapılan havan saldırısı ile duyuran örgüt, ardından AK Parti İstanbul İl Başkanlığına bombalı saldırı yaparak bir polis memurunu şehit etti. Örgütün yöneticisi Orhan Yılmazkaya, Bostancı´da polisle girdiği şiddetli bir çatışmada ölü olarak ele geçirildi. Peşpeşe operasyonlarla darbe yiyen örgüt Türkiye´de fiilen bitme noktasına geldi. 2013 Nisan ayında düzenlenen son operasyonlarda örgütün son iki yöneticisi de yakalanmış oldu. Türkiye´de aranan yöneticisi kalmayan örgütün lideri konumundaki Serdar Kaya´nın Almanya´da yaşadığı ileri sürülüyordu.

ÖRGÜTE AÇILAN DAVADA EN AĞIR CEZALARDAN BİRİ HANEFİ AVCI´YA

Devrimci Karargah örgütüne yönelik 5 dava açıldı. 100´e yakın sanığın yargılandığı birleştirilerek görülen davaların en ilgi çeken sanığı eski emniyet müdürü Hanefi Avcı oldu. Avcı´nın, ´Devrimci Karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım´, ´yargı görevini yapanı etkileme´, ´soruşturmanın gizliliğini ihlal´, ´terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme´, ´ikametinde ele geçirilen ruhsatsız silahlar nedeniyle 6136 sayılı yasaya muhalefet´ ve ´zincirleme şekilde kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme´ suçlarından toplam 23 yıl 4 ay ile 51 yıl 9 ay arasında hapis cezasına çarptırılması talep ediliyordu. 19 Temmuz 2013 tarihinde sonuçlanan davada örgüt yöneticisi Ulaş Erdoğan 17 yıl, Avcı ise 15 yıl hapse mahkum edildi.

45 sanığın çeşitli oranlarda hapis cezasına çarptırıldığı Devrimci Karargah davasında gerekçeli karar 28 Eylül 2013 tarihinde açıklandı. Kararda 15 yıl hapis cezası alan Avcı´nın Devrimci Karargah terör örgütü üyesi Necdet Kılıç ile yakın ilişkisinin olduğu, örgüte yönelik soruşturmayı etkisiz hale getirmek için Kılıç´a taktik verdiği belirtildi. Avcı´nın Kılıç´a teknik ve fiziki takipte olduğunu haber verdiği ve takibi nasıl etkisiz kılacağını anlattığı ifade edildi. Kararda, “Sanık Avcı Necdet Kılıç ile konuşarak söz konusu soruşturmayı akim bırakmak için kendisine yol ve yöntem gösterdiği, Hanefi Avcı İl Emniyet Müdürü olmasına rağmen ve emniyet müdürlüğünün çeşitli birimlerinde istihbarat dahil görev yapmasına rağmen Devrimci Karargah örgütü mensubuna yardım ettiği vicdani kanısına varıldığından mahkumiyetine karar verilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

KİTABIYLA TÜRKİYE´Yİ SARSTI

Avcı, Ergenekon soruşturması sürecinde yazdığı bir kitapla tam anlamıyla Türkiye´yi sarstı. Ergenekon davalarının Fethullah Gülen cemaatinin komplosu olduğunu, tüm hakim ve savcıların da bu cemaatin emrinde olduğunu ileri süren Avcı, CHP lideri Deniz Baykal´a yönelik seks kaseti olayının da yine cemaatin işi olduğunu iddia ediyordu. Adeta her taşın altında cemaat var diyen Hanefi Avcı´nın bu inanılmaz derecedeki abartılı iddiaları ileri sürmesinin arka planı çok geçmeden aydınlandı. Avcı´nın ne kadar derin bir istihbarat görevlisi olduğu da o süreçte ortaya çıktı.

Avcı´nın Devrimci Karargah örgütü üyeleriyle irtibatı vardı ve kendisine yönelik polis soruşturmasını, teşkilat içindeki irtibatları aracılığıyla haber almıştı. Örgüt üyelerine polis takibinden kurtulma taktikleri verdiği, soruşturmada kanıtlandı. Hiç bir şekilde izah edilemeyecek ve savunulamayacak şekilde derin irtibatları tespit edilen Avcı son bir hamle ile ön almaya ve kendisine yönelik soruşturmayı itibarsızlaştırmaya çalıştı. Cemaatin kendisine yönelik bir intikam operasyonu yaptığını öne sürdü. Oysa deliller çok açıktı. İşte kitap, kafa karıştırmak ve Ergenekon davaları üzerinde şüphe uyandırmak amacıyla son anda cemaat bölümü eklenerek piyasaya çıkarılmış oldu. Ergenekon davalarına karşı çok büyük bir hamle yapılmıştı. Ancak bu hamlenin kendisine yönelik Devrimci Karargah soruşturmasını baltalamak için yapıldığı da kısa sürede ortaya çıktı. Bu hamle ile aynı zamanda Ergenekon soruşturmasının da baltalanmak istendiği açıktı.

O süreçte ortaya çıkan başka ayrıntılar bunun aslında çökmekte olan Ergenekon´un can havliyle yaptığı derin bir plan olduğunu da gösterdi.

Şöyle ki, Hanefi Avcı halen Ergenekon örgütünün talimatları doğrultusunda yayın yapmakla suçlanan Odatv internet sitesine yönelik açılan davada da sanık olarak yargılanıyor. Avcı´nın kitabını Ergenekon davalarını baltalamak için yazdığı iddiası davanın konularından birisi. Bu dava henüz sonuçlanmış değil.

Bir diğer ayrıntı, Hanefi Avcı´nın 6 Mart 1993´de İstanbul Kartal´da Dev-Sol´a düzenlenen polis operasyonu yönettiğinin ortaya çıkması oldu. O olayda asıl ortaya çıkan ise operasyonda yaşamını yitiren örgüt mensupları Bedri Yağan ve arkadaşlarının yakın mesafeden başlarına ateş edilerek infaz edildikleri oldu. Adını daha sonra DHKP-C olarak değiştirecek olan Dev-Sol örgütünün yönetimi böylece Dursun Karataş ekibine teslim edilmiş oldu. Bedri Yağan örgütte liderlik kavgası veren kişi idi. Dev-Sol, Ergenekon sürecinde ortaya çıkan bu ve benzer bulgular nedeniyle derin devletin yönetimindeki anlamına gelen ´Derin-Sol´ olarak adlandırılıyor. Adını DHKP-C olarak değiştiren bu örgütün Hatay bölgesinde Özel Harp Dairesi mensuplarıyla birlikte ortak operasyonlar yaptığı, İstanbul´daki Ergenekon davasından Malatya´daki Zirve davasına gönderilen ´Akdeniz Raporu´ belgesinde belirtiliyor.

Bu derin bağlantılar ve eylemler başka bilgilerle de teyit edildi. Eski özel Harekat polisi Ayhan Çarkın, Susurluk dönemindeki faili meçhul cinayetlere dair 2011 yılında şok itiraflarda bulundu, somut bilgiler verdi. İtiraflar 17 cinayet hakkında soruşturma açılmasına neden oldu. Bu cinayetlerden birine yönelik dava geçtiğimiz günlerde açıldı. Eski İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilen sanıklardan biri haline geldi. Ayhan Çarkın, itiraflarında Hanefi Avcı ve Dursun Karataş´ın ne kadar derin kişiler olduğuna dair iddialarda da bulunuyordu. Dursun Karataş´ı istihbarat minibüsünde gördüğünü söyleyen Çarkın, Avcı´nın da Ergenekon´un merkez komitesinde görev aldığını ileri sürüyordu.

ÖRGÜT GEZİ OLAYLARINDA DA ROL ALDI

Haziran ayı boyunca Türkiye´yi sarsan Taksim Gezi Parkı olaylarında Devrimci Karargah örgütünün de rol aldığı ortaya çıkmıştı. Taksim´de molotof atarak polisle çatışırken görüntülenen ve daha sonra yakalanan Ulaş Bayraktaroğlu´nun Devrimci Karargah örgütü (DKÖ) mensubu olması buna dair bulgulardan sadece birisi. Gezi olaylarına yönelik çeşitli iddianame ve soruşturmalarda bu örgütün adı sıkça geçmekte.

ALMANYA´NIN TÜRKİYE´YE DERİN İLGİSİ

Polisiye operasyonlarla Türkiye´de bitme noktasına gelen Devrimci Karargah örgütünün Almanya´da yaşamını sürdürdüğünün ortaya çıkması aslında şaşırtıcı değil. Almanya´nın Türkiye´ye yönelik derin ilgisi son Ergenekon soruşturması sürecinde sık sık somut bulgularla kanıtlanmış bulunuyor. 1990 yılında İtalya´da patlak veren Gladio skandalı, Nato bünyesindeki kontrgerilla teşkilatlarından bir örneğinin de Almanya´da bulunduğunu ülke yetkililerinin itiraflarıyla resmen kanıtlamıştı. CIA öncülüğünde NATO ülkelerinde kurulan kontrgerilla yapılanmalarında Alman Nazilerinin örnek alındığı ileri sürülüyordu. Esasen Amerikan istihbarat teşkilatı OSS´nin CIA´ya dönüşmesinde de yine Alman nazilerinin örnek alındığı, nazi yöneticilerinin CIA yapılanmasında görev aldığı biliniyor. Alman ve Türk kontrgerilla teşkilatlarının halen aktif şekilde yaşadığı ve yardımlaşmakta olduğu Alman araştırmacılar tarafından da dile getirilmekte. Türklere yönelik dönerci cinayetlerinin arkasında da bu derin yapının rol aldığı ileri sürülmekte. Almanya´nın Veli Küçük, Muzaffer Tekin gibi bazı Ergenekon sanıklarıyla çeşitli bağlantıları ve çeşitli Ergenekon sanıklarına para desteği sağladığı belgeleriyle ortaya çıkmış, bu iddia Ergenekon davasında mahkemenin dikkatini çekmişti. Ergenekon´un en önemli sanıklarından olan firari Bedrettin Dalan´a Alman istihbarat teşkilatının sahte pasaport verdiği de ortaya çıkan bir başka ayrıntı idi. Yönetiminde Almanya´nın etkin olduğu Uluslararası Polis Teşkilatı Interpol, Dalan´ın Türkiye´ye iade talebini reddederken, aynı şekilde kırmızı bültenle aranan çok sayıda diğer terör suçlusunu da Türkiye´ye iade etmeyi ya reddediyor ya da bürokratik bahanelerle işi yokuşa sürüyor. Prof. Necip Hablemitoğlu´nun Alman derin devletinin vakıf ve dernekleri aracılığıyla Türkiye´de siyasete müdahale ettiği iddiasını araştırırken Ergenekon örgütü tarafından öldürüldüğüne dair somut bulgular diğer bir kanıtı teşkil ediyor. Almanya´nın Türkiye´yi karıştıran Gezi olaylarına siyasetçileriyle, medyasıyla, vakıf ve dernekleri aracılığıyla aktif destek verdiğinin somut bulgularla ortaya çıkmış olması da bu konuda sayılabilecek diğer bir kanıt. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

KARARGAH AVRUPA´YA YAYILMIŞ

18.10.2013 12:06 SABAH, Devrimci Karargâh örgütünün Serdar Kaya dışındaki yöneticilerini de buldu. Bütün kadrolarıyla Avrupa´ya yayılmış olan örgütün hemen her önemli Avrupa kentinde bir üssü var. Sabah, aralıklarla toplam iki yıl süren uzun soluklu bir haber-araştırma süreci sonunda Devrimci Karargâh örgütünün Serdar Kaya dışındaki yöneticilerini de buldu. Örgütün, Kaya´dan sonra en önemli yöneticisi olan askeri kanat sorumlusu Şemdin Şimşir´i İsviçre´de bulup görüntüledik. Devrimci Karargâh´ın bir diğer önemli yöneticisi finansör Hakan Etyemez´i de örgütün ana karargâhının bulunduğu Nürnberg´de fotoğrafladık. Etyemez bugüne kadar hiç görüntülenmemişti. DPD adlı kargo firmasının Nürnberg bayiliğini yapan Etyemez´in B.E. Transport adlı bir şirketi bulunuyor. Alman polisinin, Türklere ait pek çok işyerine mali baskı yaptığı halde B.E. Transport´u mali denetime tabi tutmadığı öğrenildi. Hakan Etyemez, örgütün Nürnberg´deki merkezinde diğer Devrimci Karargâh üyeleriyle toplantılar yapıyor.

SABAH Özel İstihbarat Bölümü, Serdar Kaya´yı, Nürnberg´den Berlin´e geldikten sonra sabah eşi Rabia Şen Süer Kaya ile birlikte kahvaltıya giderken görüntülemişti. Berlin´de Serdar Kaya ile birlikte görüntülenen Rabia Şen Süer Kaya da Devrimci Karargâh üyesi olarak biliniyor. Rabia Şen Süer Kaya, 24 Nisan 2010 tarihinde örgütün etkin olduğu şehirlerden Zürih´te yapılan Orhan´lardan Mahir´lere kavga sürüyor konulu anma etkinliğinde Devrimci Karargâh standını temsil etmiş. Rabia Şen Süer Kaya´nın da adının yer aldığı MİT raporuna göre Devrimci Karargâh örgütünde etkin görevlerde olan isimler şunlar:

Şemdin Şimşir, Hakan Etyemez, Mehmet Güneş, Bülent Parmaksız, Hakan Soytemiz, Eser Sandıkçı, Emrol Pamuk, Mustafa Süleyman, Kudret Köksal, İbrahim Halit Elçi, Aynur Boyraz, Orhan Yılmazkaya, Cemal Bozkurt, Fatih Aydın, Özgür Dinçer, Murad Akıncılar, Kamil Cem Özatalay, Cenk Murat Ağcabay, Oğuzhan Kayserilioğlu, Semih Aydın, Tuncay Yılmaz, Süleyman Baş, Eyüp Çelik, Mehmet Şamir Altan, Mehmet Bülent Özbek, Mehmet Ali Özdemir, Emir Yusuf Emirmahmudoğlu, Gürbüz Güneş, Cevat Dökmeci, Günay Kubilay, Salih Mahir Aydın, Nail Arıkan, Özcan Kılıç, Ulaş Erdoğan, Osman Baha Okar, Önder Sönmez, Özgür Aytulum, Rauf Demir, Okan Duman, Bayram Akdoğdu, Benay Can, Vedat Yılmaz ve Volkan Karakuş. Raporda DK´nın solda birlik çalışmaları için faaliyet gösterdiği de belirtiliyor. Raporda ayrıca Hakan Etyemez´in örgütün finansörlerinden olduğu bilgisine de yer veriliyor. MİT´in tespitlerine göre örgütün askeri kanat sorumlusu Şemdin Şimşir de, İsviçre´de bahis işletmeciliği ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan çevrelerle ilişkili ve bu çevrelerden örgüte finans sağlıyor.

Berlin´de görüntülenen Devrimci Karargâh´ın lideri Serdar Kaya´dan sonra en önemli ismi askeri kanat sorumlusu Şemdin Şimşir. Dev-Sol kökenli Şimşir´in kod adı Faruk. Şimşir Erzincan Refahiyeli. İlkokul mezunu olan Şimşir´in Uzakdoğu sporlarıyla ilgilendiği, iyi silah kullandığı ve bu yüzden askeri kanat sorumluluğuna getirildiği belirtiliyor.

İstihbarat birimlerinin tespitlerine göre Şimşir, uyku bozukluğu, bayılma, karanlıktan korkma, asabiyet gibi şikâyetlerle tedavi merkezine başvurmuş. Bir başka deyişle Şimşir´in psikolojik sorunları var. Şimşir´in, örgütte Anıt Baba, Suat Bozkuş, Mehmet Şamil Altan, Cenk Murat Ağcabay, Süleyman Baş, Mehmet Güneş, Kamil Cem Özatalay, Özgür Tüzün, Bülent Parmaksız, Okan Duman, Bayram Akdoğdu, Emir Yusuf Emirmahmudoğlu, Eyüp Çelik, Mehmet Ali Bozdemir ve Raif Demir ile doğrudan bağlantısı bulunuyor.

Edindiğimiz bilgilere göre Avrupa´daki örgütsel toplantılar Almanya´dan Serdar Kaya ve İsviçre´den Şemdin Şimşir´in de aralarına bulunduğu 6-7 kişilik üst yönetim kademesi tarafından gerçekleştiriliyor. Bir başka ilginç bilgi ise SABAH´ın bulup görüntülediği Serdar Kaya´nın Suriye´de sivillere yönelik Şebiha katliamlarıyla gündeme gelen THKP-C Acilciler Örgütü´nün Lideri Mihraç Ural´la irtibatlı olması. Hatta Kaya, Suriye´de bir DK ofisi bile açmayı planlamış. MİT´e göre örgütün Almanya, İsviçre, Hollanda, Fransa, Rusya kadrosundakiler şöyle;
Almanya kadrosunda Serdar Kaya, Rabia Şen Süer Kaya, Hakan Etyemez, Cevat Dökmeci, Mehmet Ali Bozdemir.
İsviçre kadrosunda Şemdin Şimşir, Eyüp Çelik, Suphi Ağaçkesen, Nevzat Coşkun, Mehmet Akyol, Pakize Keleş, Cenk Murat Ağcabay, Rauf Demir, Şükrü Bozkurt, Süleyman Baş.
Hollanda kadrosunda Emir Yusuf Emirmahmudoğlu, Suat Bozkuş, Salih Mahir Aydın.
Fransa kadrosunda Gürbüz Güneş; Rusya kadrosunda ise Anıt Baba

PKK´NIN GÖZETİMİNDE

19.10.2013 12:02 2005 yılında kurulan Devrimci Karargâh, Avrupa´da etkin olan PKK´nın gözetiminde eylemlerini yapıyor. Örgüt, Kandil bağlantısını Serdar Kaya-Mustafa Karasu ilişkisi üzerinden sağlıyor. 2005 yılında kurulan Devrimci Karargâh örgütü, birden bire ortaya çıkıp, büyük kanlı eylemlere başlamış ilginç bir örgüt. Örgütün ansızın faaliyetlerine başlayıp, kanlı eylemler yapmış olması yabancı gizli servislerin denetiminde olduğunu gösteriyor. Örgüt ayrıca Avrupa´da etkin olan PKK´nın gözetiminde faaliyet gösteriyor. Kandil´den Nürnberg ve Berlin´e, oradan Avrupa´nın pek çok şehrine yayılan ilişki ağı içinde Devrimci Karargâh (DK), PKK desteğiyle yaşatılan bir örgüt olarak nitelendirilebilir. DK-PKK bağlantısını, Serdar Kaya ile PKK´nın Kandil´deki üst düzey yöneticilerinden Mustafa Karasu sağlıyor. Milli İstihbarat Teşkilatı´nın (MİT) tespitlerine göre Kaya, Kandil´de Karasu ile görüştü ve DK´nın Avrupa´da nasıl faaliyet göstereceğini ayrıntılarıyla konuştu. Serdar Kaya ayrıca, Bostancı´daki polis baskınında ölen Orhan Yılmazkaya ile birlikte de Kuzey Irak´taki Zap kampına gidip askeri eğitim aldı. Kaya ile Yılmazkaya´nın internet üzerinden şifreli görüşmeler yaptığı tespit edildi. Emniyet, internet haberleşmelerini şifreli yapan örgütün zaman zaman güvenlik için canlı kurye kullandığını da belirledi. Devrimci Karargâh, 2008 yılında 1. Ordu Komutanlığı´na havan mermisi ile saldırı düzenlenmesi, Karacaahmet Mezarlığı´nda zaman ayarlı parça tesirli bomba ile patlatılmasıyla gündeme geldi. Örgütün en büyük eylemi ise, Sütlüce´deki Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul İl Başkanlığı´na bombalı paket gönderilmesiydi. Bombanın patlaması sonucu bir polis memuru şehit olmuş, 5´i polis 12 kişi de yaralanmıştı. 2009´da Beşiktaş´taki Pozitif Bank binasına bombalı saldırı düzenleyen örgütün Bostancı´daki hücre evinin basılması sırasında televizyonlardan canlı yayınlanan çatışmada emniyet amiri Semih Balaban şehit olmuş, yoldan geçen Mazlum Şeker de hayatını kaybetmişti. Bu çatışmada Serdar Kaya´nın görevlendirdiği örgüt yöneticisi Orhan Yılmazkaya öldürülmüştü.

2008 yılında adını duyuran Devrimci Karargâh örgütüyle ilgili MİT raporunda DK´nın 2011 yılı itibariyle Avrupa-Irak alanında 60-70 mensubuyla toplantılar yaptığı bilgisi yer alıyor. Raporda şöyle deniliyor: Avrupa merkezli olarak yönlendirildiği bilinen örgütün ağırlıklı olarak Almanya ve İsviçre´de faaliyet göstermekte olup, Fransa ve Hollanda´da kadro ve bağlantıları bulunmaktadır. Ayrıca Irak, Suriye, İran, Yunanistan, Bulgaristan, Rusya, Hırvatistan ve Saraybosna´da da irtibatlarda ve faaliyetlerde bulunduğuna dair duyumlar alınmıştır.

Örgütün lideri Serdar kaya´nın eşi Rabia Şen Süer Kaya 1961 Üsküdar doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi´nden mezun oldu. Serdar Kaya ile 1989´da evlendi. Yazarlık ve çevirmenlik yapıyor. İddialara göre, Rabia Şen Süer Kaya´nın örgütte irtibatlı olduğu diğer isimler şunlar: Eşi Serdar Kaya, Cenk Murat Ağcabay, Anıt Baba, Suat Bozkuş, Şamil Altan, Hakan Etyemez, Pakize Keleş, Hakan Soytemiz, Gürbüz Güneş, Oğuzhan Kayserilioğlu, Mehmet Güneş, Cem Özatalay, Murad Akıncılar, Mehmet Bülent Özbek, Mehmet Ali Bozdemir, Cevat Dökmeci, İbrahim Özkan, Muttalip Küçükoğlu, Mehmet Ali Yücel, Mebruke Bayram. Rabia Şen Süer Kaya, DK´nın Emir Yusuf Emirmahmudoğlu adlı yöneticisi ile de irtibatlı. Emirmahmudoğlu 2006 yılında Hollanda´dan Rabia Şen Süer Kaya ile internet üzerinden birkaç kez örgütsel bağlantı kurmuş.

Devrimci Karargâh örgütü, 2009 yılında Sabiha Gökçen Havalimanı´nda 11 Eylül tarzı bir terör saldırısı planladığı iddiasıyla gündeme geldi. Örgütün, 11 Eylül tarzı bir terör saldırısı için üs olarak seçtiği Sabiha Gökçen Havalimanı´nda uçak bakım şirketine eleman sızdırdığı, ancak polisin örgütü çökertmesinden sonra eylemin yapılamadığını SABAH daha önce yazmıştı. SABAH´ın 9 Kasım 2009´da sürmanşetten yayınladığı haberde örgütün tıpkı Sabancı suikastında Fehriye Erdal´ın Sabancı Center´da işe konulması gibi, bir şirkete eleman yerleştirerek saldırı planladığı belirtilmişti. (Sabah)

(17 Ekim 2013, 13:53), son güncel.: (19 Ekim 2013, 12:02)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

DEVRİMCİ KARARGAH 3. İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

Avcı´nın devrimciler içinde işi ne?

Hanefi Avcı´nın kitabında ileri sürdüğü iddiaları konulu manşetlerimiz

Avcı´nın ´Derin Sol´ infazı kesinleşti: Kafalarına sıkılmış

Avcı, Derin-Sol´un önünü açtı

Ergenekon ve Derin-Sol infazlar

DHKP-C´nin Ergenekon bağlantısı

Çarkın: Karataş, istihbaratla geziyordu

Çarkın: Avcı Ergenekon´un merkezinde

Çarkın´dan Hanefi Avcı itirafları

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Yabancı vakıflara dava açılacak mı?

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

O vakıflar iş üstünde yakalandı

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5632    yazdır/print


 

Almanlardan Koç´lu Gezi mesajı

Gezi Parkı eylemleri sırasında göstericilere kapılarını açan Divan Otel sahibi Ali Koç ve Semahat Arsel, bir Alman kuruluşu tarafından ödüllendirildi. Ödülün gerekçesinde Divan´ın Gezi Parkı protestolarında ´sivil dayanışma ve cesaretin önemli bir örneğini´ ve ´misafirperverliğin kriz anlarında da ne kadar gerekli olduğunu´ gösterdiği vurgulandı. Ödül, Batı ve özellikle Alman vakıf ve siyasilerinin Gezi olaylarına yakın ilgisine yeni bir delil teşkil ediyor. Hatay´da Gezi eylemcilerine para dağıttığı ihbarı üzerine biri Alman iki yabancı vakfa baskın yapılmış, üyeleri gözaltına alınmıştı.

08.10.2013 13:00 Gezi Parkı eylemleri sırasında göstericilere kapılarını açan Divan Otel ödüllendirildi.´Hospitality Innovation Award´a bu yıl Divan Otelleri´nin sahipleri Ali Koç ile Semahat Arsel layık görüldü. Ödülün gerekçesinde Divan´ın Gezi Parkı protestolarında sivil dayanışma ve cesaretin önemli bir örneğini ve misafirperverliğin kriz anlarında da ne kadar gerekli olduğunu gösterdiği vurgulandı. Merkezi Münih´te bulunan PKF hotelexperts isimli kuruluş tarafından verilen ödülün çarşamba akşamı Münih´te yapılacak bir törenle sahiplerine takdim edileceği duyuruldu.

Batı ve özellikle Alman vakıf ve siyasilerinin Gezi olaylarına yakın ilgisi çok sayıda somut delille ortaya çıkmıştı. Gezi olayları sürecinde Alman medyasında Türk hükümeti ve başbakanına ağır hakaretler edilmiş, Alman Başbakanı Merkel Gezi olaylarına yönelik polis müdahalesinin G-8 toplantısında gündeme getirilebileceğini dile getirdiği ileri sürülmüş, Alman milletvekili Caludia Roth da Gezi olaylarına bizzat katılarak destek vermişti. Alman vakıf ve kuruluşlarının yasak olmasına rağmen Türkiye´de siyasi faaliyetlerde bulunduğu çok sayıda somut delille ortaya çıkmış bulunuyor. Hatay´da Gezi eylemcilerine para dağıttığı ihbarı üzerine biri Alman iki yabancı vakfa baskın yapılmış, üyeleri gözaltına alınmıştı. Alman vakıflarının Türkiye´de siyasi faaliyetlerde bulunduğu iddiaları giderek çoğalırken buna yönelik henüz bir soruşturma başlatılmış değil.

Hatay´da yabancı vakıfların Gezi olaylarına aktif destek verdiğinin ortaya çıkması çok önemli. Çünkü yabancı vakıfların yasak olduğu halde Türkiye´deki siyasete müdahale ettiği iddiaları Ergenekon davası sürecinde de gündeme gelmiş ancak üzerine gidilmemişti. Bu şüpheler, Gezi olaylarıyla birlikte bir kez daha gündemde. Alman vakıflarından Ergenekon sanıklarına gönderilen parasal destek belgelerle ortaya çıkmış ancak bu konuda ayrı bir soruşturma açılmamıştı. Yine konuyla doğrudan bağlantılı olarak gündeme gelen Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu´nun suikastle öldürülmesine de, yabancı vakıfların Türkiye´deki siyasi etkilerini araştırmasının neden olduğu ileri sürülmüş, bu konuyla ilgili somut bulgular ortaya çıkmıştı.

Bu konuyu çok yakından ilgilendiren ilginç bir gelişme Mısır´da yaşandı. Mübarek´in 2011´de devrilmesinden sonraki yeni süreçte Mısır´da yabancı vakıflara baskınlar yapıldı. ABD, Alman ve İngiliz vakıflarının 43 yöneticisi gözaltına alındı. Bu vakıfların yasak olmasına rağmen Mısır´da siyasi faaliyetlerde bulunduğu kanıtlandı. Dava sonuçlandığında ABD ve Avrupalı 43 sanığın tümü hapis cezası aldı. ABD Ulaştırma Bakanının oğlu da bu sanıklardan biri idi. Davanın bu şekilde sonuçlanması ABD ve Mısır arasında diplomatik kriz çıkardı. Dava Avrupa ülkelerinde de tepkilere yol açtı. Ve davanın sonuçlanmasından sadece 1 ay sonra Mursi askeri darbe ile devrildi.

İkiyüzlülük ödülü verilmeli

Batı ülkelerinin vakıf ve kuruluşları aracılığıyla başka ülkelerin iç siyasetine nasıl etki etmeye çalıştığı Mısır´da net şekilde görüldü. Ve halen görülmeye de devam ediyor. ABD Berkeley Ünivesitesi öğrencileri bilgi edinme yasası kapsamında ABD´nin çeşitli dernek ve kuruluşlar aracılığıyla Mısır´da Cumhurbaşkanı Mursi karşıtı göstericilere parasal yardım yaptığını kanıtladılar. Benzer bir durum şüphesiz Türkiye´deki Gezi olaylarında da mevcut. Hatay´da bunun somut bir örneği tespit edildi. Askeri darbelere hep karşı olduklarını açıklamalarına rağmen Batılıların ve Almanların Mısır´da farklı davranmalarının bir izahı yok. Ama aslında var. Darbeye darbe dememeleri, geçen bir kaç ayda darbeciler tarafından bir çok katliamlar yapılmasına ve demokrasi isteyen kitlelerin öldürülmesine karşın buna tepkisiz kalmaları, insanlık suçu işlenmesine karşın darbecilere yardıma devam etmeleri insanlık suçuna yardım teşkil ediyor. Ülkelerinin iştirak ettiği bu suçu eleştirmek ve bu konuda ödüller vermek yerine, başka ülkelerin iç siyasetine ödül maskesi altında müdahale etmek, çağdaş Batı demokrasisinin, ´ikiyüzlülük ödülü´nü hakettiği anlamına geliyor.

Bir ödül de soruşturma başlatmayanlara

İşin tuhaf bir yönü de Türkiye ile ilgili.. Yasak olmasına karşın yabancı vakıfların Türkiye´de siyasete nüfuz çabalarında bulunduğunu gösteren somut bulgular Ergenekon davasından sonra Gezi olayları sürecinde de çoğaldı. Ancak bu konuda henüz bir soruşturma başlatılmış değil. Kendi ülkelerindeki katliam ve polis şiddetine ses çıkarmayan ve o ülkelerin istihbarat ofisi gibi Türkiye´de faaliyet gösteren bu vakıflara, Türkiye´nin iç siyasetiyle ilgili bir konuda ödül veren Alman ´PKF hotelexperts´ kuruluşu da katılmış oldu. Ancak bundan daha somut bulgular da var. Bir örneği Hatay´da ortaya çıktı. Savcılıkların ne zaman harekete geçeceği ve Türk siyasetine vakıf ve kuruluşları yollarıyla dış müdahale çabalarının ne zaman soruşturma konusu olacağı merak ediliyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(08 Ekim 2013, 13:00)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yabancı vakıflara dava açılacak mı?

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

O vakıflar iş üstünde yakalandı

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

Mısır´da ABD rolü belgelendi

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5617    yazdır/print


 

Yabancı vakıflara dava açılacak mı?

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, 3 Ağustos 2013´te Galatasaray Lisesi önünde başlayan ve gün boyu süren olaylarla ilgili 3´ü yabancı 35 kişi hakkında iddianame hazırladı. Yabancılardan ikisi Alman, diğeri ABD vatandaşı. Yine İstanbul´da açılan ilk davada da bir İtalyan fotoğrafçı sanık olarak yer alıyor. Gezi´deki yabancı bağlantısı somut başka olaylarla da ortaya çıkmıştı. Hatay´da eylemcilere para dağıttığı ihbarı üzerine iki yabancı vakfa baskın yapılmış, üyeleri gözaltına alınmıştı. Yabancı vakıfların yasak olmasına rağmen Türkiye´deki siyasete etki etmeye çalıştığı şüphesi, Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu suikasti ile Ergenekon davası sürecinde de somut bulgularla ortaya çıkmıştı. Mısır´da da benzer şüpheler ortaya çıkmış, 2011´de açılan ve geçtiğimiz aylarda sonuçlanan davada ABD ve Alman vakıflarında yönetici ve üye 43 kişi suçlu bulunarak hapis cezaları almışlardı.

24.09.2013 14:10 İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, 3 Ağustos 2013´te Galatasaray Lisesi önünde başlayan ve gün boyu süren olaylarla ilgili 3´ü yabancı 35 kişi hakkında iddianame hazırladı. Gezi Parkı eylemleri kapsamındaki iddianamede “Her yer Taksim her yer direniş” ve “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” şeklinde slogan atan yaklaşık 120 kişilik grubun, dağılın uyarısı yapan emniyet güçlerine taş ve şişe attığı belirtildi. Polisin tazyikli su ve biber gazı kullanarak dağıttığı grubun bir süre sonra tekrar toplandığının kaydedildiği iddianamede, aralarında Alman vatandaşları Marc Klaus Jörg Sander ve Denis Schmick ile ABD vatandaşı Jeff Allen Crane´ın da bulunduğu 35 kişinin gözaltına alındığı vurgulandı.

Sanıklardan Sander´in üzerinden iki adet baret ve bir gaz maskesi, Schmick´in üzerinden ise gazlı bez çıktığı ifade edildi. Diğer sanıkların da eyleme hazırlıklı geldikleri, üzerlerinde baret, puşi ve maket bıçaklarının çıktığı ifade edildi. Savcılık, sanıkların yasa dışı toplantı kapsamında dağılmaları konusunda uyarıda bulunulmasına rağmen dağılmayarak cebir ve şiddet ile mukavemet suçunu işledikleri sonucuna ulaşıldığını belirtti.

DAHA ÖNCE 3 DAVA AÇILDI

İSTANBUL: Gezi olayları hakkında ilk dava İstanbul´da açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame 19 Temmuz´da İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi´ne gönderildi. Kabul edilen iddianame ile dava açıldı. Görevi yaptırmamak için direnme, 2911 sayılı kanuna muhalefet, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve ulaşım aracının hareket etmesini engellemek suçlarından 20 şüpheli hakkında 1 ila 7 yıl arasında hapis cezası talep ediliyor.

-İtalyan fotoğrafçı da sanık-

Yine İstanbul´da açılan bu ilk davanın sanıkları arasında İtalyan uyruklu fotoğrafçı Mattia Cacciatori de yer alıyor. Cacciatori, görevi yaptırmamak için direnme ve 2911 sayılı kanuna muhalefet ile suçlanıyor.

ADANA: Gezi hakkındaki 2. dava Adana´da açıldı. Gezi Parkı eylemine destek vermek amacıyla düzenlenen gösterilerde 22 polis memurunu yaralayıp, valilik konutuna taşlı ve sopalı saldırıda bulundukları iddia edilen 11 kişi hakkında Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesi´nde açılan davada şüpheliler hakkında 6 ila 28´er yıl hapis cezası istendi. Şüpheliler ´2911 Sayılı yasaya muhalefet, görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar vermeye teşebbüs´ ile suçlanıyor.

İZMİR: Gezi hakkındaki 3. dava İzmir´de açıldı. Taksim Gezi Parkı eylemlerine destek için İzmir´de gösterilere katıldıkları iddiasıyla ilk operasyonda tutuklanan 8 kişi hakkında, ´2911 Sayılı Yasaya Muhalefet, Görevi Yaptırmamak İçin Direnme ve Terör Örgütü Üyesi Olmamakla Birlikte Terör Örgütü Adına Suç İşlemek´ iddiasıyla 17´şer yıl hapis cezası istemiyle, İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nde dava açıldı.

GEZİ´NİN DIŞ BAĞLANTILARI

Gezi olaylarına aktif olarak katılan, polise direnen yabancılar bunlarla sınırlı değil. Alman milletvekili Claudia Roth ve yabancı ülke diplomatları ile diğer yabancı uyruklu kişilerin de olaylara katıldıkları basında yer aldı.

Gezi olaylarına katılan göstericilere yabancı vakıfların maddi destek verdiği de o günlerde iddia edilmiş, buna dair bir raporun Başbakan Erdoğan´a sunulduğu basına yansımıştı.

Bunlarla ilgili ilerleyen günlerde iki çarpıcı gelişme yaşandı. İlki, Gezi´ye dair İstanbul´da düzenlenen ilk iddianamede İtalyan uyruklu fotoğrafçı Mattia Cacciatori´nin sanık olarak yer alması oldu. Gezi olaylarına aktif şekilde katılan ve polise direnen Cacciatori´nin 7 yıla kadar hapsi isteniyor.

Ancak 5 Temmuz 2013´te basına çok çarpıcı bir başka gelişme yansıdı. Buna göre, Hatay´da Gezi Parkı eylemcilerine para dağıtılarak provokasyon yapıldığı ihbarı üzerine ´casus evlerine´ ikiz baskın düzenlendi. Eski Bakan Zekeriya Temizel´in kızı Selin Temizel´in de aralarında bulunduğu Alman Arche Nova ve İngiliz MapAction üyesi 8 kişi gözaltına alındı. 6 yabancı ajanlık suçlamasıyla sınır dışı edildi.

Batılıların Gezi olaylarına ilgisi skandal gelişmelerle ortaya çıkmıştı. Batı medyasında Gezi olayları şaşırtıcı büyüklükte yalan haberlerle yansıtıldı. Ana sayfa başlıklarında Başbakan Erdoğan´a ağır hakaretlere yer verildi. ABD ve Avrupa´lı sözde aydınlar, o günlerde Londra ve Washington´da yaşanmış benzer kitlesel olaylarda polisin uyguladığı ve çok sayıda kişinin öldüğü şiddetten hiç bahsetmeyerek Başbakan Erdoğan´ı ve partisini eleştirdiler. Diktatör olarak niteleyerek hakaret ettiler. Hatta insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle Erdoğan´ın Strasbourg´ta yargılanabileceği tehdidini ileri sürecek kadar ileri gittiler.

Yabancılarla işbirliği içine giren Gezi eylemcilerinin Dolmabahçe cami kapısını tekmelemeleri, içeriye ayakkabılarla girmeleri, orada içki içip öpüşmeleri, sırtında haç işaretli bir kızılhaç doktorunun camide ortalıkta dolanması kamuoyunda şok etkisi yaptı.

Gezi olaylarına dair çeşitli illerde halen yürütülen soruşturmalarda olayların dış bağlantılarının da inceleme kapsamına alınıp alınmadığı bilinmiyor. Belki Hatay´daki yabancı vakıf baskını ardından başlatılan soruşturma bu şüphenin izini sürüyor olabilir. Öyle bile olsa soruşturmanın Hatay´la sınırlı ve dar kapsamlı olacağı söylenebilir.

Hatay´da yabancı vakıfların Gezi olaylarına aktif destek verdiğinin ortaya çıkması çok önemli. Çünkü yabancı vakıfların yasak olduğu halde Türkiye´deki siyasete müdahale ettiği iddiaları Ergenekon davası sürecinde de gündeme gelmiş ancak üzerine gidilmemişti. Bu şüpheler, Gezi olaylarıyla birlikte bir kez daha gündemde. Alman vakıflarından Ergenekon sanıklarına gönderilen parasal destek belgelerle ortaya çıkmış ancak bu konuda ayrı bir soruşturma açılmamıştı. Yine konuyla doğrudan bağlantılı olarak gündeme gelen Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu´nun suikastle öldürülmesine de, yabancı vakıfların Türkiye´deki siyasi etkilerini araştırmasının neden olduğu ileri sürülmüş, bu konuyla ilgili somut bulgular ortaya çıkmıştı. Ancak dediğimiz gibi, yabancı vakıfların siyasi nüfuz çabaları hakkında ayrı bir soruşturma başlatılmış değil.

Bu konuyu yakından ilgilendiren ilginç bir gelişme Mısır´da yaşandı. Mısır´da Mübarek´in 2011´de devrilmesinden sonraki yeni süreçte yabancı vakıflara baskınlar yapıldı. ABD, Alman ve İngiliz vakıflarının 43 yöneticisi gözaltına alındı. Bu vakıfların yasak olmasına rağmen Mısır´da siyasi faaliyetlerde bulunduğu kanıtlandı. Dava sonuçlandığında ABD ve Avrupalı 43 sanığın tümü hapis cezası aldı. ABD Ulaştırma Bakanının oğlu da bu sanıklardan biri idi. Davanın bu şekilde sonuçlanması ABD ve Mısır arasında diplomatik kriz çıkardı. Dava Avrupa ülkelerinde de tepkilere yol açtı. Ve davanın sonuçlanmasından sadece 1 ay sonra Mursi askeri darbe ile devrildi.

Yasak olmasına karşın yabancı vakıfların Türkiye´de siyasete nüfuz çabalarında bulunduklarına dair somut bulgular Ergenekon davasından sonra Gezi olayları sürecinde de çoğaldı. Kendi ülkelerindeki katliam ve polis şiddetine ses çıkarmayan ve o ülkelerin istihbarat ofisi gibi Türkiye´de faaliyet gösterdiklerini gösteren somut şüphelerden sonra bu vakıflara karşı bir an önce ayrı bir soruşturma başlatılması gerekiyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(24 Eylül 2013, 14:10)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

O vakıflar iş üstünde yakalandı

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

Mısır´da ABD rolü belgelendi

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5598    yazdır/print


 

Ulusalcılar bir bir kaçıyor

Ergenekon davasında hapis cezası alan bazı sanıkların yurtdışına kaçışları sürüyor. Haklarında yakalama kararı çıkarılan bir çok ismin halen yurtdışında olduğu belirlendi. Sanık ülkücü Levent Temiz´in hakkında hapis kararı çıktığını öğrenince ´vatan sağolsun´ dediği, ardından da Bulgaristan´a kaçtığı ortaya çıkmıştı. Bir başka sanık Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan´ın ise halen bulunduğu Almanya´dan Türkiye´ye dönmeyeceği, yaptığı açıklama ile ortaya çıktı.

13.08.2013 16:42 Ergenekon davasında hapis cezası alan bazı sanıklar hala teslim olmazken, teslim olmayanlar arasında bir çok isimin de yurt dışında olduğu ortaya çıktı. Sanıklar arasında Gazeteci Merdan Yanardağ, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneği Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Cinali, Teğmen Mehmet Ali Çelebi de bulunuyor. Avukat Mustafa Hüseyin Buzoğlu, Aydınlık Gazetesi´nden Mehmet Adnan Akfırat, TGB´nin kurucusu Tunç Akkoç ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan´ın yurt dışında olduğu belirlendi. Adnan Türkkan Almanya´dan dönmeyeceğini açıkladı. Yasadışı yollarla ve sahte kimlikle yurt dışına kaçan Levent Temiz´in ise iade edilmesi için Bulgaristan makamları ile görüşmeler devam ediyor. Ulusalcı geçinen sanık ülkücü Levent Temiz hakkında hapis kararı çıktığını öğrenince ´vatan sağolsun´ demiş, ardından kayıplara karışan Temiz´in Bulgaristan´da yakalandığı ortaya çıkmıştı. Bir başka ulusalcı geçinen sanık Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan´ın da Almanya´dan Türkiye´ye dönmeyeceği, yaptığı açıklama ile ortaya çıktı.

-Anavatanlarına mı kaçtılar?-

Halen bulunduğu Almanya´dan Ergenekon örgütüne yakınlığı hakkında açılan davada ortaya çıkan odatv internet sitesine bir açıklama yapan Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan, Almanya´dan dönmeyeceğini belirtti. Türkkan Zindanlar yurtseverlerle doldu. Artık tek bir Aydınlıkçıyı dahi gladyo mahkemelerine teslim etmeyeceğiz. Biz asla başka devletlerin boyunduruğu altına girmeyiz dedi.

Almanya Ergenekon sanıklarının yabancısı olmadığı bir ülke. Ergenekon davasının en önemli sanıklarından birisi olan Bedrettin Dalan soruşturma sürecinde gözaltına alınacağını öğrenince yurtdışına firar etmişti. Son bir kaç yıldır Almanya´da olduğu ortaya çıkan Dalan´a Alman gizli servisince sahte pasaport verildiği belgeleriyle ortaya çıktı.

Ergenekon örgütüyle derin bağlantıları olduğu, bu ülkedeki vakıfları aracılığıyla Ergenekon sanıklarına çeşitli miktarlarda para gönderdiği ve Dalan´a sahte pasaport verdiği belgelerle kanıtlanan Almanya, Ergenekon soruşturma ve davasına başından beri soğuk bakıyor.

Ergenekon davasında da ele alınan Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu suikastinin ardında Almanya´nın olduğu, bu ülkenin isteği doğrultusunda suikastin Ergenekon örgütünce gerçekleştirildiğine dair çok güçlü bulgular ortaya çıktı. Halen ölümüne dair soruşturması süren Hablemitoğlu´nun ölmeden önceki son araştırması, Alman vakıflarının Türkiye´deki faaliyetleri üzerineydi. Hablemitoğlu´nun, Alman vakıflarının Türkiye´de yasal olmayan çalışmalar yaptığı, etnik ve mezhepsel ayrılıkları körüklediği ve altın madeni karşıtlarını örgütlediği yönünde çok önemli bilgilere ulaştığı ileri sürülüyor. Bu bilgileri 26 Aralık 2002´de Ankara 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi´nde görülmeye başlanacak 15 sanıklı ´Alman Vakıfları´ davasında açıklaması bekleniyordu. Ancak 8 gün varken öldürüldü.

Alman devletinin ve vakıflarının Türkiye´deki siyasi etkileri son Gezi olaylarında da çarpıcı şekilde ortaya çıktı. Alman başbakanı Angela Merkel, Gezi olaylarına polisin müdahalesini eleştirdi. Korkunç görüntüler var diyen Merkel, G-8 zirvesinde bu konunun ele alınabileceğini belirtip Türkiye´yi tehdit etti. Alman milletvekili Cladio Roth, Türkiye´deki gezi olaylarına aktif şekilde katıldı. Taksim Gezi Parkı´ndaki proteso gösterilerine katılan Almanya Yeşiller Partisi Genel Başkanı ve Federal Meclis Milletvekili Claudia Roth, Türk-Alman Parlamenterler grubu temsilcisi olarak Gezi Parkı´ndaki eylemelere katılmasının hakkı ve görevi olduğunu söyledi. Roth, göstericilerin çevreye vermiş olduğu herhangi bir zarara tanık olmadığını da iddia etti. Başbakan ve milletvekilleri gibi Alman medyası da Gezi olaylarından dolayı Türkiye´ye karşı adeta ilan edilmemiş bir savaş açtı. O günlerde bir başka çarpıcı gelişme daha yaşandı. Gezi olaylarının sürdüğü o günlerde Hatay´da Gezi Parkı eylemcilerine para dağıtılarak provokasyon yapıldığı ihbarı üzerine ´casus evlerine´ ikiz baskın düzenlendi. Eski Bakan Zekeriya Temizel´in kızı Selin Temizel´in de aralarında bulunduğu Alman Arche Nova ve İngiliz MapAction üyesi 8 kişi gözaltına alındı. 6 yabancı ajanlık suçlamasıyla sınır dışı edildi. Konuyla ilgili bir başka gelişme de, Alman vakıflarının Gezi olaylarına aktif desteğinin Başbakan Erdoğan´a sunulan Gezi raporunda yer aldığının ileri sürülmesi oldu. Konuyla bağlantılı ilgili ilginç bir bilgi de, Alman ve ABD vakıflarının Mısır´da siyasi faaliyetlerde bulundukları iddiasının açılan dava sonucunda kanıtlanması oldu. ABD´li bakanın oğlu ile çok sayıda Alman vakıf yetkilisinin de yer aldığı 43 sanık mahkum oldu. Mısır mahkemelerinin davayı sonuçlandırmasından 1 ay sonra Mısır Cumhurbaşkanı Mursi darbe ile devrildi.

-Alman ve Türk gladioları hala etkin-

1990 sonunda İtalya´da patlayan Gladio skandalı sonrasında tüm NATO üyelerinde kurulduğu, İtalyan savcıların ulaştığı belgelerle ve üye ülkelerin yetkililerince yapılan açıklamalarla kanıtlanan Ergenekon benzeri Gladio teşkilatlarının tüm üyelerde tasfiye edildiği açıklanmasına karşın Türkiye´de bunun yapılmadığı yıllardır zaten biliniyordu. Türklere yönelik yakın zamanda yaşanan ve altından Alman derin devletinin çıktığı Dönerci cinayetleri üzerine açıklama yapan Alman araştırmacılar ise teşkilatın Almanya kolunun da halen var olduğunu, Alman ve Türk Gladio teşkilatlarının halen güçlü şekilde varlıklarını sürdürdüğünü ve işbirliği yaptıklarını dile getirdiler.

-Ulusalcılığın 10´da 9´u kaçmak mı?-

Türkiye´nin çeşitli girişimlerde bulunmasına karşın Almanya, Ergenekon firari sanığı Bedrettin Dalan´ı Türkiye´ye iade etmeyi reddediyor. Yine Almanya´nın etkili olduğu Uluslararası Polis Teşkilatı INTERPOL de sanıklar hakkında yakalama kararı çıkartılması taleplerini çeşitli bürokratik gerekçelerle reddediyor. Bu bulgular ışığında halen Almanya´da bulunan Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan´ın da Dalan gibi Türkiye´ye iade edilme olasılığı zayıf görülüyor. Yine bu bulgular ışığında ulusalcı geçinen sanıkların aslında anavatanlarına kaçmış oldukları değerlendirmesi de yapılıyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(13 Ağustos 2013, 16:42)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon sanığı firar etti

Eski MGK sekreteri tutuklandı

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

Ergenekon´un bitişine 3 gün kaldı

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

Ergenekon ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda delil tartışmaları

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Firarlarda özel bir durum mu var?

Almanya, 250 teröristi iade etmiyor

Sanıklara Ergenepol koruması

Interpol´e sunulan Ergenekon raporu

Almanya´dan Dalan´a sahte pasaport

Almanya Dalan´ı iade etmiyor

Almanya Bakıcı´yı da vermiyor

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

Naziler, Alman Ergenekonu´nun kılıfı

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

O vakıflar iş üstünde yakalandı

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5521    yazdır/print


 

O vakıflar iş üstünde yakalandı

Hatay´da Gezi Parkı eylemcilerine para dağıtılarak provokasyon yapıldığı ihbarı üzerine ´casus evlerine´ ikiz baskın düzenlendi. Eski Bakan Zekeriya Temizel´in kızı Selin Temizel´in de aralarında bulunduğu Alman Arche Nova ve İngiliz MapAction üyesi 8 kişi gözaltına alındı. 6 yabancı ajanlık suçlamasıyla sınır dışı edildi. Alman vakıflarının Gezi olaylarına aktif desteğinin Başbakan Erdoğan´a sunulan Gezi raporunda yer aldığı ileri sürülmüştü. Yine Alman vakıflarından Ergenekon sanıklarına para yardımı Ergenekon davasında belgelenmişti. Benzer bir durum Mısır´da da gündeme geldi. Eski Bakan Temizel´in kızı Türkiye´de yakalanırken ABD´li Bakan´ın oğlu da Mısır´da yakalandı. Yabancı vakıfların Mısır´da siyasi faaliyetlerde bulunduğu, Mursi´nin devrilmesinden 1 ay önce sonuçlanan davada kanıtlandı. ABD Ulaştırma Bakanının oğlu da dahil 43 vakıf yöneticisi hapis cezası aldı.

05.07.2013 14:09 Hatay´da Gezi Parkı eylemlerini provoke ettiği iddia edilen Alman yardım kuruluşu Arche Nova üyelerinin kaldığı eve operasyon düzenlendi. Maliye eski Bakanı Zekeriya Temizel´in kızı Selin Temizel´in aralarında bulunduğu 5 kişi gözaltına alındı.

NUSAYRİ FİŞLEMELERİ

Operasyon e-posta ihbarıyla başladı. İhbarda, bazı yabancıların kiraladıkları evde eylem organize ettiği ve göstericilere para dağıttığı ifade edildi. Selin Temizel ile Alman Natia S, İrlandalı Simon B, Arap uyruklu Usame H. ve Sinan G, casusluk suçlamasıyla gözaltına alındı.

Savcılık ifadelerinin ardından yabancı uyruklu üç kişi sınır dışı edildi. Evde bulunan 50 bin dolar, 70 bin euro ve 50 bin liraya el kondu. Ele geçirilen dokümanlarda Hatay´da yaşayan Nusayrilere ilişkin bilgiler olduğu belirtildi.

İKİNCİ DALGA İNGİLİZ MAP ACTION´A

Hatay´da aynı gerekçelerle ikinci casusluk operasyonu İngiliz yardım kuruluşu MapAction üyelerine yönelik gerçekleştirildi. İngiliz James A., Bruce S. ve İspanyol George G. gözaltına alındı. 3 yabancı sınır dışı edildi.

´Kızım vatanına bağlı biri´

Almanya´da tıp doktoru olan kızı Selin´in insani yardım için Hatay´a geldiğini ifade eden Zekeriya Temizel, konuyla ilgili şunları söyledi: “Kızım vatanına milletine bağlı biri. Bir işyerinden bilgisayar satın almışlar. Firma ödemeye rağmen bilgisayarı teslim etmemiş. Tartışma olmuş. Konu polise yansımış. Bunun dışında kim gözaltına alınmış, neyle suçlanmış bilgi sahibi değilim. Benim kızım ülkesi aleyhine hiçbir oluşumda yer almaz.”

İzinsiz faaliyet ´kışkırtma´

Arche Nova üyelerinin Dışişleri Bakanlığı, AFAD veya Hatay Valiliği´nden izin almadığı belirlendi. Şehirdeki Gezi eylemlerine Türk bayrakları ile katıldıkları belirtilen şüpheliler, Esed yanlısı Nusayriler´i Suriyeli sığınmacılara karşı kışkırtmakla suçlandı.

Kürt bölgesi için Barzani´yle görüşme

Arche Nova, 1992´den beri uluslararası düzeyde faaliyet gösteren bir yardım kuruluşu. Etiyopya, Burkina Faso, Kenya, Kongo, Uganda, Haiti, Myanmar ve Japonya´da faaliyet gösteren kuruluş, Suriye´nin Kürt bölgesinde temsilcilik kurmak için Mesud Barzani ile görüşüp yardım istedi. (Bugün)

ALMAN VAKIFLARI TAKSİM GEZİ´DE ETKİN ROL ALDI

Bugün gazetesinde verilen yukarıdaki ayrıntılar şaşırtıcı değil. 1 ay önce gerçekleşen ve 2 hafta boyunca devam eden Taksim Gezi olaylarında Alman vakıflarının da etkin rol aldığı iddia edilmişti. Buna göre, eylemlere katılan ya da destek veren güçlerle ilgili bir rapor hazırlandı ve Başbakan Erdoğan´a sunuldu. Ayrıntıları AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu´nda da konuşulan rapora göre; 8 Alman vakfı protestoların bitmemesi için eylemcilere kol kanat gerdi. Daha önce terör örgütlerine yardım yaptığı ifade edilen bu vakıflar eylemcilerin gıda sorunu yaşamaması için Taksim Meydanı´na sürekli yemek servisi yaptı.

ALMAN VAKIFLARINDAN ERGENEKON SANIKLARINA PARA

Bu, Alman vakıflarıyla ilgili ilk iddia da değil aslında. Almanya´nın Türkiye üzerindeki siyasi nüfuz çabasının çok fazla olduğu, defalarca belgeleriyle kanıtlandı. O kadar ki, Başbakan Erdoğan, 2011 Ekim ayında yaptığı bir konuşmasında konuya değinme ihtiyacı hissetti. Alman vakıflarının PKK´ya ve CHP´li belediyelere yardım ettiğini dile getiren Erdoğan, şunları da söylüyordu: Alman vakıflarının, uzun zamandır Türkiye´de ne yazık ki buna benzer bazı girişimleri olmuştur. Hatta ana muhalefet partisine bu şekilde yardım konusu tartışma konusu da olmuştur, tartışılmıştır, medyada bu yayımlanmıştır. Fakat tabii o gündür bugündür bu iş üzerine gidilmediği için belki belli noktada kalmıştır.

Başbakanın dile getirdiği CHP ve PKK´ya finansal yardımın ötesinde de durumlar söz konusu idi. 2002 sonunda silahlı saldırıda hayatını kaybeden Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu´nun bu vakıfların Türkiye´deki etkilerini araştırdığı sırada öldürüldüğü iddia ediliyor. Ölümünde Ergenekon örgütünün parmağı Ergenekon davasında gündeme geldi. Yine davada Alman vakıflarının Türkiye´deki siyasi etkileri de gündeme geldi. Mahkeme bu iddiaların üzerine gitti. Alman vakıflarının Türkiye´deki Ergenekon sanıklarına paralar gönderdiği belgelendi.

Yine Almanya, Ergenekon firarisi Bedrettin Dalan´a sahte pasaport verecek kadar ileri gitti. Onu Türkiye´ye iade etmeyi reddediyor. Yine Alman derin devleti Türklere yönelik dönerci cinayetlerinin ardından çıktı. Türklere yönelik kundaklama olaylarının ardında da aynı gücün rol aldığı şüphesi var. Alman ve Türk kontrgerilla teşkilatlarının hala güçlü olduğu Alman araştırmacılar tarafından da dile getiriliyor.

Taksim Gezi olaylarının kışkırtılmasında vakıfları aracılığıyla Almanya´nın rol aldığı iddiasıyla örtüşen başka bilgiler de var. Alman Başbakanı Merkel, Gezi olaylarında skandal sayılabilecek ifadelerle Türk devletini eleştirdi. Durumu G-8 toplantısına getirebileceklerini belirtti. Alman medyası, Başbakan Erdoğan´ı ve hükümetini açık düşman ilan eden bir yayın politikası izledi.

ABD ve İngiltere´nin durumu da farklı değil. Avrupa parlamentosu Gezi olaylarında polis müdahalesini kınarken aynı günlerde İngiltere´de gerçekleşen müdahaleye ise en ufak bir ses çıkarmadı. Örnekler çoğaltılabilir. Görüldüğü gibi Gezi olayları yabancı unsurlar tarafından desteklendi. ABD´nin CNN televizyonu, 1 milyon katılımlı AK Parti mitingini hükümeti protesto gösterisi diye inanılmaz bir çarpıtmayla göstermekten çekinmedi. Yabancı gazeteci ve parlamenterler Gezi protestolarına aktif katıldılar. Kendi medyaları dahi bunları eleştirdi, ´kendi ülkenizdeki benzer olaylara tepki vermezken orada ne işiniz var´ diyerek. Bu güçler AK Parti hükümetini devirme çabasında aktif rol aldılar. Tüm bunların organize olduğuna şüphe duyulmuyor.

MURSİ DÖNEMİNDE YABANCI VAKIFLAR´A BASKIN YAPILDI

İlginçtir benzer bir tartışma Mısır´da yaşandı. Önceki gün canlı yayında duyurulan bir askeri darbe ile seçimle gelmiş olan Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi devrildi. Mursi´nin yönetime gelmesine yol açan Tahrir´deki halk ayaklanması 1,5 yıl önce 11 Şubat 2011´de sonuçlanmış, Mısır diktatörü Hüsmü Mübarek istifa etmişti. Yeni hükümetin ilk icraatlarından birisi, yabancı vakıfların Mısır´daki siyasi faaliyetlerinin üzerine gitmek oldu. 2011 sonunda yabancı vakıflara baskınlar yapıldı. Gözaltılar yaşandı. 43 sanık hakkında açılan dava 4 Haziran 2013´te sonuçlandı. Mısır Ceza Mahkemesi, sanık olarak yargılanan sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcilerini siyasi faaliyetler yürüttüğü gerekçesiyle 1 ila 5 yıl arasında hapis cezasına çarptırdı.

BAKAN ZEKERİYA TEMİZEL´İN KIZI TÜRKİYE´DE, ABD´Lİ BAKANIN OĞLU MISIR´DA YAKALANDI

Amerika Birleşik Devletleri Ulaştırma Bakanı Ray Lahood´un oğlunun da aralarında bulunduğu 16 Amerikalı hakkında 5 yıl hapis cezası verildi. Dava sonucunda Alman Konrad Adenauer Vakfı´nın yöneticilerine ve büro sorumlularına da 5´er yıla kadar varan hapis cezası verildi. Toplamda 43 sanığın tümüne ceza verildi. Mahkeme ayrıca sivil toplum kuruluşlarına ait tüm evrak ve dokümanlara el konulmasını ve ofislerinin kapatılmasını kararlaştırdı. Mısır Başsavcılığı söz konusu kişilerin sivil toplum kuruluşu adı altında ülkede siyasi faaliyetler yürüttüğünü, 2012 Mart ve Aralık ayları arasında izinsiz açılan 6 kuruluşun temsilcisinin, yabancı kaynaklardan fon sağladığını ortaya koydu.

Başbakan Erdoğan´ın da dile getirdiği gibi Türkiye´de yabancı vakıfların üzerine Mısır´daki kadar henüz gidilmemiş olsa da, konu Ergenekon davasında kısıtlı şekilde gündeme gelmiş olsa da, Almanya ve diğer Batı ülkelerinin, vakıfları aracılığıyla, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerde siyasi çalışmalar yaptığı, beğenmedikleri hükümetlere karşı bazı siyasi parti ve örgütlere maddi destek verdiği iddiaları, Mısır´daki yargılama sonucunda kanıtlanmış oldu. Ve bu yargılama Mursi´nin devrilmesinden 1 ay önce Haziran başında sonuçlandı. Bu durum aynı zamanda, Batı´nın Mursi´den niçin nefret ettiğini, bu vakıflar üzerinden Batı´nın Mısır halkı arasında nasıl çalışmalar yaptığını ve muhtemelen Mursi karşıtı hareketlenmeyi ve askeri darbeyi örgütlediğini de düşündürdü. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(05 Temmuz 2013, 14:09)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

Mısır´da askeri darbe oldu

Düşünen adam da olacak mı?

Mısır ve Türkiye için tarihi gün: 11022011

Taksim Tahrir olmaz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5445    yazdır/print


 

Ergenekon´da karar 5 Ağustos´ta

Ergenekon davasının 320. duruşmasında önemli gelişme.. Sanıkların savcılık mütalaasına karşı son savunmalarının alınması tamamlandı. Ardından hemen sanıkların son sözlerinin alınmasına geçildi. Sanıklardan kısa kısa bir kaç cümle ile son sözleri alındı. Ardından ara karar alındı: Davada hüküm günü 5 Ağustos..

21.06.2013 12:16 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 66´sı tutuklu, 275 sanıklı Ergenekon davasının 320. duruşması görülüyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nin yanında bulunan büyük salonunda yapılan duruşmada CHP milletvekilleri Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay, Hurşit Tolon, Hasan Iğsız, Veli Küçük, Doğu Perinçek ve Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 52 tutuklu sanık hazır bulundu. Duruşmaya ayrıca Yalçın Küçük´ün de aralarında bulunduğu 9 tutuksuz sanık geldi. Küçük, başka suçtan tutuklu olduğu için tutuklu sanık bölümünde yer aldı.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, YAŞ üyesi Orgeneral Nusret Taşdeler ve Levent Ersöz´ün de aralarında bulunduğu 14 tutuklu sanık ise duruşmaya katılmadı.

Öte yandan, Balbay ve Haberal´ın da aralarında bulunduğu bazı sanıkların daveti üzerine duruşmaya izleyiciler, CHP milletvekilleri ve basın kuruluşu temsilcileri yoğun ilgi gösterdi.

Duruşmaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan ile Mahmut Tanal, Haluk Eyidoğan, Sencer Ayata, Muharrem Işık, Gürkut Acar, Namık Havutça, Tufan Köse, Kemal Ekinci ve Ali Sarıbaş ile Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel; Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç, Cumhuriyet Gazetesi yazarları Şükran Soner, Güray Öz ve Meriç Velidedeoğlu ile Yalçın Bayar, Bedri Baykam ve Mustafa Mutlu katıldı.

İzleyicilere seslenen Mustafa Balbay, Biz yıllardır hukuku halkla arayacağız dedik. Yanılmadığımızı gördük. Bir kez daha anladık ki halktan büyük iktidar yok. Mehmet Haberal´ın dediği gibi haklı olmak kadar halklı kalmak da önemlidir. Biz haklıyız ve hep haklı kalacağız. Bu davada hukuk olmadığını size bugün bir kaz daha anlatacağız dedi. Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel´in de en ön sırada oturduğu basın mensuplarının bulunduğu bölüme yönelen Balbay, Lütfen bugün gerçek gazetecilik yapalım. diye seslendi.

Prof. Dr. Yalçın Küçük´ün ise, Boşuna hukuk aramayın çünkü hukuk yok. Hukuk aramayın, gerçekleştirin. çıkışı dikkat çekti. Küçük, Mustafa´nın sözü fazla kibar bence hiçbiriniz gazeteci değilsiniz. Hiçbiriniz gazetecilik yapmıyorsunuz. şeklinde konuştu.

Balbay izleyici sıralarına tekrar dönerek, Gezi olaylarının darbe girişimi olduğunu iddia edenler darbe yalanıyla yıllarca sizi kandırdı. Ancak siz kanmadığınızı gösterdiniz. dedi.

SANIK GAZİ GÜDER´İN SAVUNMASI

Duruşmanın başlamasıyla birlikte tutuksuz sanıkların esas hakkındaki savunmalarının alınmasına başlandı. Hakkında yapılan suçlamaları kabul etmediğini belirten Gazi Güder, Hayatımı, ülkemin ve insanların ekonomik ve teknik anlamda kalkınması için adadım. diye konuştu.

SANIK HAYRİ BİLDİK´İN SAVUNMASI

Sanık Hayri Bildik ise Ben savunmamı daha önce yapacaktım ancak yolculuğum sırasında çantam çalındı. Daha önceden hazırladığım ve burada yapacağım savunmam da içindeydi. Bu nedenle 10 sayfa olarak savunma yapacağım açıklamasında bulundu. Bildik´in, kendisine verilen sürenin 4 dakikasını sanıkların isimlerini tek tek sayarak ve selamlayarak kullanması dikkat çekti. Bildik, sanıklara seslenerek İzninizle sizlere dava arkadaşlarım diyorum. Bu kadar insanın bir araya gelmesine imkan yoktu. Bu dava nedeniyle bir araya geldik. Ağabey, kardeş, dost, arkadaş olduk. Bu dava beni zenginleştirdi ve çoğalttı. diye konuştu.

Dava konusu Ergenekon örgütünün varlığını kabul etmediğini belirten Bildik, Böyle bir örgütün varlığını bilsem asla üyesi olmazdım. Üyeliğine değil, yöneticiliğine talip olurdum. dedi.

Toplumsal Dönüşüm Yayınevinin kurucusu olduğunu belirten Bildik, 2005 yılında dargın olarak yayın evinden tüm haklarımı devrederek ayrıldım. Ancak oradan ayrılırken üzerime kayıtlı olan ve yayınevi görüşmelerinde kullanılan cep telefonunu almadım. 2008 yılında çıkarılan dinleme kararı ile dinlenen bütün konuşmaları benim yaptığım şeklinde kayıtlara geçirilmiş. Hatta Gazetelerde ´Hablemitoğlu´nun yayıncısı´ olarak geçti ismim. Oysa ölümünden sonra kitabını yayınlayacak yayınevi bulunamadığı söylenince ´Verin ben yayınlayacağım´ dedim. Ölmeden önce bir tane bile eserini yayınlamadım ben. ifadesini kullandı. (Cihan)

SANIK UFUK AKKAYA´NIN SAVUNMASI

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada, tutuksuz yargılanan Ulusal Kanal Haber Müdürü Ufuk Akkaya´nın esas hakkındaki mütalaaya ilişkin savunması alındı. Akkaya´nın avukatı olarak savunma yapan emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün kızı Zeynep Küçük, Danıştay saldırısı ve Ümraniye´de el bombalarının bulunmasıyla ilgili süreci anlattı. Küçük, Danıştay dosyası sanıkları Osman Yıldırım ve Süleyman Esen ile tanık olarak dinlenilen Salih Yaşar arasında, Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Danıştay saldırısı arasında geçen 13 günlük sürede 464 görüşme olduğunu söyledi. Bu kişilerle dava sanıkları arasında telefon görüşmesi bulunmadığını ifade eden Küçük, baz istasyonu raporlarına göre eylem bölgesinde olan kişilere beraat, hiçbir bağlantısı olmayan kişilere ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendiğini belirtti. Küçük, Danıştay dosyasının Ergenekon davasından ayrılmasını talep etti.

Küçük´ün ardından söz isteyen tutuklu sanık Osman Yıldırım´a Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese izin vermedi. Özese, ısrar eden Yıldırım´ın salondan çıkarılmasını istedi. Bunun üzerine jandarmalar eşliğinde salondan çıkarılan Yıldırım, Hepiniz sahtekarsınız. Hepinizin kanını içeceğim diye bağırdı.

-Şener Eruygur´un avukatının talebi-

Tutuksuz yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur´un avukatı Filiz Esen de kafa travması ve beyin kanaması nedeniyle müvekkilinin iyileşme şansının tıbbi olarak mümkün olmadığını belirterek, Müvekkilimin hiçbir zaman duruşma ehliyeti olmayacaktır. Duruşma ehliyeti sizlerin çok daha iyi bildiği gibi muhakeme şartıdır. İsnat yeteneği olmayan müvekkilim hakkında davanın düşürülmesi kararı verilmelidir diye konuştu. Esen, beyin harabiyetinin bir sonucu olarak Eruygur´un duruşma yeteneğinin kalıcı olarak ortadan kalktığını kaydetti.

Daha sonra tutuksuz yargılanan 5 sanığın esas hakkındaki savunmaları alınan duruşmaya ara verildi.

KRİTİK GELİŞME: SON SÖZLERE GEÇİLDİ

Ergenekon davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, sanıkların esasa ilişkin savunmalarının alınmasının tamamlandığını belirterek, duruşmada bulunan tutuklu sanıkların son sözlerini almaya başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada, Mahkeme Heyeti Başkanı Özese, 3 saatlik aranın ardından alınan kararı okumaya başladı. Reddi hakim taleplerini reddettiklerini belirtti. Sanıklar ile avukatları tarafından yapılan taleplerin ise ´daha önceden karar verildiği´, ´mükerrer talep olduğu´, ´davaya bir yenilik katmayacağı´ gibi gerekçelerle reddine ve bu konularda bir karar verilmesine yer olmadığını açıkladı. Başkan Özese ardından esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını halen yapmayan sanıkların mahkemeye gönderdikleri mazeretlerinin, dava dosyasının geldiği aşamayı da dikkate alarak reddine karar verdiklerini bildirdi. Hasan Hüseyin Özese, 20 Ekim 2008 tarihinden bu yana yaklaşık 56 aydır devam eden Ergenekon davasında sanıkların esas hakkındaki savunmalarının tamamlandığını aktardı. Dava dosyası incelendiğinde araştırılacak bir konu kalmadığını da vurguladı.

Mahkeme Heyeti Başkanı Özese, duruşmada bulunan tutuklu sanıkların son sözlerinin alınacağını belirterek, son sözün de çok kısa bir beyan olduğunu kaydetti. Özese, duruşmada bulunan tutuklu sanıklara son sözlerini sormaya başladı.

İŞTE SANIKLARIN SON SÖZLERİ

Hıfzı Çubuklu: Tahliye ve beraatıma karar verilmesini istiyorum.

Mustafa Dönmez: Bize bu tezgahı kuran savcılar ve polisler hakkında işlem yapın lütfen.

Yalçın Küçük: Burada kendimi suç işlemeyen biri olarak tanıttım.

Kemal Aydın: Hakkımda yazılı iddianame ile 5 yıldır tutuklu bulunmam bir zulümdür. Bu zulmü bitirin.

Mustafa Balbay: Böyle baskın bir karar, hukuku halktan kaçırmak denir. Bu iddianamenin ve mütalaanın Türk hukuk sistemi ve Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ilkelerine bir saldırı olduğunu düşünüyorum.

Ziya İlker Göktaş: Bu davanın tekrar görüleceğine inanıyorum. O zaman inşallah avukat bölümünde otururum.

Erkan Önsel: Tarih önünde sizi son kez uyarıyoruz. Atatürk´ün kurduğu Cumhuriyet´i yıkma programında görevliydiniz. Görevinizi de layıkıyla yerine getirdiniz.

Tuncay Özkan: Son sözüm olmaz. Söyleyecek çok sözüm olacak. Adalet ve özgürlük cesaret ister.

Doğu Perinçek: Bu dava Türk milletine ve devrimlerine karşı emperyalistlerin tertibidir. Bu salonda suçlular vardır ama sanık sandalyesinde değildir. Son sözü Türk milleti söyleyecektir. Son sözü Cumhuriyet yargısı söyleyecektir.

Hurşit Tolon: Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Asılsız suçlamalarla 5 yıldır tutuklu bulunuyorum. Sizi vicdanınızla başbaşa bırakıyorum. Naçiz canımı da aziz Mustafa Kemal´in kurduğu Cumhuriyete feda ediyorum. Bu zulme son verecek son mercii vicdanlarınız. Sizi onunla başbaşa bırakıyorum.

Hasan Iğsız: Adil yargılandığımı düşünmüyorum. O yüzden size bir şey söylemeye gerek duymuyorum.

Dursun Çiçek: Yargılama tiyatrosunun oyuncusu olmak istemiyorum.

Kemal Kerinçsiz: Sonsöz son cümle değildir. Bırakın insanlar birkaç cümle konuşabilsin.

Fatih Hilmioğlu: Hukukun varlığı insan haklarını korumaktır. Yaşam hakkını ihlal eden bir mahkemeden adil bir karar beklemiyorum.

Turhan Özlü: Vereceğiniz kararı biliyorum. Benim için yok hükmündedir. Yaşasın tam bağımsız Türkiye.

Muzaffer Tekin: 4 yıldır devam eden süreç Hukuk Devleti´nin yaralandığı bir süreçtir. Hukuku askıya alanlardan beraat istemedim, istemeyeceğim.

Mehmet Haberal: Siz millet adına karar verdiğinizi söylüyorsunuz. Ben millet adına konuşuyorum. Adalet mülkün temelidir ilkesine göre karar verseydiniz insan hayatını önemserdiniz. Benim cerrah olarak hayatım gasp edildi.

Veli Küçük: 6 senedir buradayım. Siz heyet olarak o mütalaayı kabul ettiniz ise sizi şehit hakimin kanı ile başbaşa bırakıyorum.

Hikmet Çiçek: Bu dava dinci, gerici bir iktidarın yönlendirmeleri ile yürütüldü. Sonsözdeki kısıtlamalarla beni birkez daha haklı çıkardınız. Vereceğiniz kararı zerre önemsemiyorum. Size tırnağımın ucu kadar güvenmiyorum. Yaşasın tam bağımsız ve demokratik Türkiye. Kahrolsun faşizm.

Oktay Yıldırım: En baştan bugüne hazır bir kararı verebilmek için türlü hukuksuzluklara şahit olduk. Bu karar yok hükmündedir.

FLAŞ!!! KARAR 5 AĞUSTOS´TA

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon Davası´nda savunmaların alınması işlemi ve ardından da son sözlerin alınması işlemi tamamlandı. Mahkeme Başkanı Özese heyet olarak aldıkları ara kararı açıkladı. Esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmaların alınmasından sonra sanıkların son sözlerinin de alındığını belirten Başkan Özese, açık yargılamaya son verildiğini söyledi. Başkan Özese, dosyanın kapsamlı ve sanık sayısının fazla olmasını da dikkate aldıklarını belirterek hükmün yazılması için duruşmayı 5 Ağustos 2013 tarihine ertelediklerini açıkladı. Duruşmanın tamamlanmasından sonra sanıklar ve izleyiciler Onuncu Yıl ve Gençlik Marşlarını birlikte söylediler. Bazı sanık yakınlarının ağlaması üzerine sanıklar telkinlerde bulundu. (Cihan)

(21 Haziran 2013, 12:16)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

Ergenekon ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda delil tartışmaları

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5415    yazdır/print


 

Düşünen adam da olacak mı?

Taksim Gezi olayları 19 gün sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür ´duran adam´ eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek veren vatandaşlar sağda solda saatlerce hareketsiz durarak mesajlarını vermeye halkın dikkatini çekmeye çalışıyorlar. Şiddet içermeyen bu eylem türü kamuoyunun ilgisini çekmiş görünüyor. Twitterde eğlenceli geyikler dolaşmaya başladı bile. Diğer taraftan bugün medyada ilginç bir iddia yer aldı. Buna göre, ´ayakta durma´ eylemi yeni değil. Gene Sharp adlı Amerikan gizli haberalma teşkilatı CIA ile bağlantılı bir Amerikalı tarafından yıllar önce geliştirilmiş 198 eylem türünden biri. Sharp´ın listesinde yer alan bu maddelerden bir çoğunun Gezi sürecinde uygulandığı da söyleniyor. Buradan hareketle medyada Gezi olaylarının ardında CIA´nın olduğunu ima edenler de var. Ancak dikkatle incelendiğinde, kabul edilemeyecek bazı eylem çeşitlerini içerse de, tartışılacak bir çok yönleri olsa da bu metotların şiddeti içermediği, aksine şiddet kullanılmasına şiddetle karşı olduğu, bu yönüyle de Gezi olaylarına aykırı olduğu görülebilir. Şiddet ya da tencere tava çalmak yerine başkalarını rahatsız etmeyecek eylemlere geçilmesini olumlu bir değişim olarak değerlendirenler de var.

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür ´duran adam´ eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek veren vatandaşlar sağda solda saatlerce hareketsiz durarak mesajlarını vermeye halkın dikkatini çekmeye çalışıyorlar.

Şiddet içermeyen bu eylem türü kamuoyunun ilgisini çekmiş görünüyor. Bugün medyada yer alan bazı haberlerde ise ilginç bir iddia yer aldı. Buna göre, ´ayakta durma´ eylemi yeni değil. Gene Sharp adlı Amerikan gizli haberalma teşkilatı CIA ile bağlantılı olduğu ileri sürülen bir Amerikalı tarafından yıllar önce geliştirilmiş 200 kadar eylem türünden biri. Sharp´ın listesinde yer alan çok sayıdaki maddenin de Gezi sürecinde uygulandığı tespit edildi. Buradan hareketle medyada Gezi olaylarının ardında CIA´nın olduğunu ima edenler oldu. Ancak dikkatle incelendiğinde kabul edilemeyecek işgal ya da diğer bazı eylem çeşitlerini içerse de, tartışılacak bir çok yönleri olsa da bu metotların şiddeti içermediği, aksine şiddet kullanılmasına şiddetle karşı olduğu, bu yönüyle de Gezi olaylarına aykırı olduğu görülebilir.

-Gene Sharp kimdir?-

Gezi olaylarıyla başlayan sürecin değişen eylem türleriyle devam edeceği beklenebilir. Bu nedenle konuyu detaylıca ele almakta yarar var. Öncelikle Gene Sharp kimdir ona bakalım. Yaklaşık 60 yıldır pasif direniş teorisi ve yöntemleri üzerine çalışan bir Amerikalı akademisyen. Kitapları ve yazılarıyla Burma´dan Ukrayna ve Sırbistan´a, Tunus´dan Mısır ve diğer Ortadoğu ülkelerine kadar dünyanın her yerinde diktatörlük rejimleriyle mücadele edenlere ilham verdiğini ileri sürenler var. Pek az kişi Gene Sharp´ı tanıyor, adını biliyor.

Gene Sharp şu an 85 yaşında. 2009´da Nobel Barış Ödülü´ne aday gösterilinceye kadar pek kimsenin dikkatini çekmeyen görünüşte kendi halinde bir sosyolog ve siyaset bilimci, hatta teorisyen. Pek ortalıklarda görünmese de hazırladığı 88 sayfalık ´Diktatörlükten Demokrasiye (From Dictatorship to Democracy)´ kitabının, dünyanın hemen her yerinde şiddet içermeyen devrim aktivistlerinin el kitabı olduğu ileri sürülüyor. Bu çevrelere göre, Gene Sharp´ın pasif direniş ve sivil itaatsizlik üzerine yazdıkları, özellikle 198 Pasif Eylem Metodu, halkların, taleplerine ulaşmalarında işe yarıyor. Sharp, Pasif eylem, her durumda kullanılabilir. Çünkü bütün hiyerarşik kurumlar ve hükümetlerin en ayırt edici özelliğine saldırıyor: Yönetilene bağımlılık diye yazıyor. Bu yöntemlerin, halkın talepleri gündeme geldiğinde, ABD dâhil, her yerde geçerli olduğuna inanıyor.

Gandi ve Thoreau gibi sivil itaatsizlik felsefesini savunan öncüleri kendine idol olarak alan Sharp´ın temel yaklaşımı; Diktatörler, kendilerine itaat edildiği için iktidarda kalır. Onlardan korkulmaz ve itaat edilmezse zorda kalırlar şeklinde... Sharp, diktatörleri ayakta tutan unsurların çok iyi tespit edilip, yalnızlaştırılması gerektiğini ve eylemlerin nasıl kitleselleşeceğinin yolunu gösteriyor. Semboller, sloganlar, örgütlenme modelleri anlatan Sharp, 1983 yılında kurduğu Albert Einstein Entsitüsü aracılığı ile fikirlerini, teorilerini enstitü üzerinden ücretsiz olarak dünyaya yayıyor. Sivil toplum kuruluşlarına ve muhalif kanaat temsilcilerine yol gösteriyor.

Şiddet içermeyen devrim teorisyeni Sharp´ın 30´dan fazla dile çevrilen kitapları sınırlardan gizli olarak geçirilmiş, dünyanın her yerinde sivil polisten saklanmış eserler. Önce Tunus sonra da Mısır´da hükümetinin düşürülmesinde onun kitabının olduğunu savunanlar olduğu gibi, bunun bir lekeleme olduğunu savunanlar da var.

-Genelgeçer bir diktatörlük devirme kılavuzu-

Sharp, en fazla dile çevrilen ve dağıtılan kitabı Diktatörlükten Demokrasiye 1993´te Aung San Suu Kyi´nin tutuklanmasından sonra Birmanya´da başlayan demokratik harekete ithafen yazdığını belirtiyor. Ancak ülkeyle ilgili herhangi bir uzmanlığa sahip olmadığı için Sharp, tamamen genelgeçer bir diktatörlük devirme kılavuzu yazmış, ortaya çıkan kitap ise kolayca çevrilebilir ve farklı durumlarda uygulanabilir özellik taşıyor. Birmanya´dan Tayland ve Endonezya´ya ulaşan kitap, Doğu Avrupa, Güney Amerika ve Orta Doğu´da kullanıldı.

-İran´daki ayaklanmada rolü-

Sırbistan´da Slobodan Miloşeviç ve Ukrayna´da Viktor Yanukoviç´i düşüren demokratik hareketlerin de Sharp´tan ilham aldıkları iddia ediliyor. İran´da 2009 yılında gerçekleşen gösteriler sonrasında yargılanan protestocular, bu metodların 100´den fazlasını kullanmakla suçlanmış, birçoğunun üzerinden de Sharp´ın tezlerinin yer aldığı fotokopiler çıkmıştı. Eğer bu iddia doğruysa Sharp´ın kuramlarının İran´da işe yaramadığı, ayaklanma hareketini büyümediği ve iktidarın devrilmediği ortada.

-Tahrir´de rol aldı mı?-

Tahrir ayaklanmasında Sharp´ın kuramlarına dayanan ´198 Pasif Direniş Metodu´ kitapçığının kullanıldığını iddia edenler var. Bu iddianın o halk hareketine ABD desteği verildiği iddiasını ortaya atmak ve dolayısıyla da leke sürmek için kullanıldığını savunanlar da.. Taksim olaylarının Tahrir´e benzerliğini ısrarla dile getirenler var. Gene Sharp´ın kuramlarının Tahrir´de kullanıldığını, Batı´nın Tahrir´e destek verdiğini dile getirenler var. Bu nedenle bu konuda biraz detaya girmekte fayda var.

Tahrir´deki olaylar incelendiğinde bu iddianın halk hareketini lekelemek için kullanıldığını anlamak hiç de zor değil. Devrilen lider Hüsnü Mübarek´in tıpkı daha önce devrilen İran Şahı gibi ABD´nin Ortadoğu´daki en yakın müttefiği olduğunu, benzer şekilde İsrail´in de en güvendiği lider ve komşu olduğunu bilmeyenler bu tür psikolojik hamleleri yapabilir, leke sürmeye kalkabilir.

Tahrir ayaklanması 11 Şubat 2011´de sonuçlandı. Mısır diktatörü Mübarek istifa etti. Yeni hükümetin ilk icraatlarından birisi, yabancı vakıfların Mısır´daki siyasi faaliyetlerinin üzerine gitmek oldu. 2011 sonunda yabancı vakıflara baskınlar yapıldı. Gözaltılar yaşandı. 43 sanık hakkında açılan dava 4 Haziran 2013´te sonuçlandı. Mısır Ceza Mahkemesi, 43 sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcisini siyasi faaliyetler yürüttüğü gerekçesiyle 1 ila 5 yıl arasında hapis cezasına çarptırdı. Amerika Birleşik Devletleri Ulaştırma Bakanı Ray Lahood´un oğlunun da aralarında bulunduğu 16 Amerikalı hakkında 5 yıl hapis cezası verildi. Dava sonucunda Alman Konrad Adenauer Vakfı´nın yöneticilerine ve büro sorumlularına da 5´er yıla kadar varan hapis cezası verildi. Toplamda 43 sanığın tümüne ceza verildi. Mahkeme ayrıca sivil toplum kuruluşlarına ait tüm evrak ve dokümanlara el konulmasını ve ofislerinin kapatılmasını kararlaştırdı. Mısır Başsavcılığı söz konusu kişilerin sivil toplum kuruluşu adı altında ülkede siyasi faaliyetler yürüttüğünü, 2012 Mart ve Aralık ayları arasında izinsiz açılan 6 kuruluşun temsilcisinin, yabancı kaynaklardan fon sağladığını ortaya koydu.

Ceza alan vakıflardan biri de bir Alman vakfı idi. Almanya´nın Türkiye üzerindeki siyasi nüfuz çabası çok fazla. 2002 sonunda silahlı saldırıda hayatını kaybeden Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu´nun bu vakıfların Türkiye´deki etkilerini araştırdığı sırada öldürüldüğü iddia ediliyor. Ölümünde Ergenekon örgütünün parmağı Ergenekon davasında gündeme geldi. Yine davada Alman vakıflarının Türkiye´deki siyasi etkileri de gündeme geldi. Mahkeme bu iddiaların üzerine gitti. Alman vakıflarından Türkiye´deki Ergenekon sanıklarına paralar gönderildiği belgelendi. Yine Almanya, Ergenekon firarisi Bedrettin Dalan´a sahte pasaport verecek kadar ileri gitti. Onu Türkiye´ye iade etmeyi reddediyor. Yine Alman derin devleti Türklere yönelik dönerci cinayetlerinin ardından çıktı. Türklere yönelik kundaklama olaylarının ardında da aynı gücün ro aldığı şüphesi var. Alman ve Türk kontrgerilla teşkilatlarının hala güçlü olduğu Alman araştırmacılar tarafından da dile getiriliyor. Yani Almanya´nın açıkça Gezi olaylarından yana taraf olması şaşırtıcı değil. Alman Başbakanı Merkel, Gezi olaylarında skandal sayılabilecek ifadelerle Türk devletini eleştirdi. Durumu G-8 toplantısına getirebileceklerini belirtti. Alman medyası, Başbakan Erdoğan´ı ve hükümetini açık düşman ilan eden bir yayın politikası izliyor. ABD ve İngiltere´nin durumu da farklı değil. Avrupa parlamentosu Gezi olaylarında polis müdahalesini kınarken aynı günlerde İngiltere´de gerçekleşen müdahaleye ise en ufak bir ses çıkarmadı. Örnekler çoğaltılabilir. Görüldüğü gibi Gezi olayları yabancı unsurlar tarafından şiddetle desteklendi. ABD CNN televizyonu, 1 milyon katılımlı AK Parti mitingini hükümeti protesto gösterisi diye inanılmaz bir çarpıtmayla göstermekten çekinmedi. Yabancı gazeteci ve parlamenterler Gezi protestolarına aktif katıldılar. Kemdi medyaları dahi bunları eleştirdi, ´kendi ülkenizdeki benzer olaylara tepki vermezken orada ne işiniz var´ diyerek. Bu güçler AK Parti hükümetini devirme çabasında aktif rol aldılar. Tüm bunların organize olduğuna şüphe duyulmuyor.

Sonuç olarak Tahrir´de Batı´nın desteği olduğu iddiası yalan. Tahrir´dekiler bu vakıfların üzerine gitti. Gezi Tahrir olamaz. Olsa olsa Tahrir´dekilere saldıran Mübarek rejimi taraftarları ´Baltacılar´ olurlar. Bunu da Tahrir´de bulunmuş olan bir gazeteci Gezi olaylarını yorumlarken belirtti; ´Bunlar bizim baltacılara benziyor.´

-CIA bağlantısı-

Gelelim Sharp´ın CIA bağlantısı iddialarına. Özellikle sol eğilimli internet sitelerinde çok ilginç bağlantılar aktarılıyor. Gene Sharp´ın pasif direniş teorisini, ABD´nin açık biçimde müdahale etmek istemediği ülkelerin rejimlerini içeriden değiştirmek üzere formüle ettiği ve onlarca yıldır, önce NATO´ya daha sonra da CIA´e bu ´yumuşak darbeleri´ örgütleyecek liderleri eğitmek konusunda yardım ettiği savunuluyor. Bu savı destekleyen birçok ´kanıt´ da gösteriliyor.

Örneğin Sharp´ın 1985´te yayımladığı, Avrupa´nın, Sovyetler Birliği´nin olası işgaline karşı nasıl direnebileceğini anlatan ´Making Europe Unconquerable´ kitabının ikinci baskısına, ´Soğuk Savaş´ın babası´ kabul edilen George Kennan´ın önsöz yazması bunlardan biri.

Tibet muhalefetini, Dalai Lama´nın önderliğinde onun birleştirdiği diğer bir iddia.

Yine terör eylemlerini durdurmak için Filistin Kurtuluş Örgütü içinde bir grup oluşturmaya çalıştığı; bunun için gerekli düzenlemeleri, İsrail silahlı kuvvetlerinin psikolojik harekât bölüm başkanı Albay Reuven Gal ile birlikte yaptığı ve söz konusu grubu Tel Aviv´deki Amerikan Büyükelçiliği´nde eğittiği ileri sürülüyor.

Albay Robert Helvey´nin de, CIA´in Albert Einstein Enstitüsü´nü daha etkin kullanmaya karar verdiğinde devreye girdiği ve Burma´daki muhalefetin eğitilmesi konusunun o zaman gündeme geldiği iddia ediliyor. Rangoon´da 1985 ile 1987 arasında askeri ataşe olan Helvey´nin iyi tanınan bir CIA ajanı olduğu söyleniyor. Bu ilişki, CIA ile Gene Sharp arasındaki bağlantı iddiaları için de en güçlü kanıtı oluşturuyor.

-Organik ilişkiler-

Şubat 1990´da enstitünün, İsrail silahlı kuvvetlerinin psikolojik harekât bölüm başkanı Albay Reuven Gal ve Amerikalı askeri ateşe Robert Helvey´in yardımlarıyla düzenlediği Pasif Direniş Önlemleri Konferansı ile iyi tanınan ekonomist ve CIA danışmanı Thomas Schelling´in enstitünün yönetim kuruluna katılması da, Gene Sharp´a ilişkin bu iddiaları kuvvetlendiriyor.

Ayrıca enstitünün para kaynakları konusundaki iddialar da ilginç. Enstitünün, CIA bağlantılı olduğu söylenen Demokrasi İçin Ulusal Vakıf´ın alt örgütlerinden Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü tarafından finanse edildiği öne sürülüyor.

Uzun zaman ana destekçilerinden olan, mültimilyoner bankacı ve Sharp´ın eski öğrencisi Peter Ackermann´ın aynı zamanda, Ukrayna´daki Turuncu Devrim´in finansörlerinden olduğu iddiası da, Albert Einstein Enstitüsü´nün çok temiz para kaynaklarına sahip olmadığı yönündeki tabloyu güçlendiriyor.

İŞTE SHARP KURAMLARI: 198 MADDELİK ŞİDDETSİZ EYLEM YÖNTEMLERİ

Resmi bildiriler: 1. Konuşmalar 2. Muhalefet ya da destek mektupları 3. Kurum ve kuruluşlar tarafından verilen demeçler 4. İmzalı basın açıklamaları 5. İtham ve niyet beyanları 6. Grup halinde ya da kitlesel dilekçeler

Daha geniş bir izleyici kitlesi ile iletişimler: 7. Sloganlar, karikatürler ve semboller 8. Flamalar, posterler ve afişe edilen iletişim araçları 9. Broşürler, el ilanları ve kitaplar 10. Gazeteler ve mecmualar 11. Kayıtlar, radyo ve televizyon 12. Hava reklamları ve yere yazılan yazılar

Grup temsilleri: 13. Temsilciler heyeti 14. Sahte ödüller 15. Grup olarak lobi çalışmaları 16. Grev gözcülüğü 17. Sahte seçimler

Sembolik kamusal oyunlar: 18. Bayrakların ve sembolik renklerin gösterimi 19. Sembollerin giyilmesi 20. Dua ve ibadet 21. Sembolik nesnelerin teslim edilmesi 22. Protesto amaçlı soyunma eylemleri 23. Kişisel eşyaların imha edilmesi 24. Sembolik ışıklar 25. Portrelerin gösterilmesi 26. Protesto olarak boya kullanılması 27. Yeni işaretler ve isimler 28. Sembolik sesler 29. Sembolik itirazlar 30. Kaba hareketler

Bireyler üzerinde baskı kurulması: 32. Görevlilerin rahatsız edilmesi 33. Görevlilerle alay edilmesi 33. Dost olma 34. Gece nöbetleri

Drama ve müzik: 35. Mizahi skeçler ve eşek şakaları 36. Oyun ve müzik performansları 37. Şarkı söylemek

Geçit törenleri: 38. Toplu yürüyüşler 39. Geçit törenleri 40. Dini geçit törenleri 41. Hac yolculukları 42. Konvoylar

Ölen kişiler için yas tutmak: 43. Siyasi matem 44. Sahte cenazeler 45. Göze çarpıcı cenazeler 46. Mezarlıklarda saygı gösterileri

Halk kurulları: 47. Protesto ya da destek kurulları 48. Protesto toplantıları 49. Kamufle edilmiş protesto toplantıları 50. Tartışmalar

Geri çekilme ve tanımama: 51. İş bırakmalar 52. Sessizlik 53. Ödüllerden feragat edilmesi 54. Sırtını dönmek

Sivil direniş yöntemleri: 55. Sosyal boykot 56. Seçerek sosyal boykot 57. Lisistratik* eylemsizlik 58. Aforoz etme 59. Men etme (Aristofanes´in Lisistrata adlı oyununda yer alan ve eski Yunan´da eşlerin savaşın durması için cinsel perhiz uygulaması gibi örnekler kastedilmiştir. Sosyal etkinliklere, geleneklere ve kurumlara itaatsizlik) 60. Sosyal ve sportif etkinliklerin askıya alınması 61. Sosyal ilişkilerin boykot edilmesi 62. Öğrenci boykotları 63. Sosyal itaatsizlik 64. Sosyal kurumlardan çekilme Sosyal sistemden çekilme 65. Evden çıkmama 66. Tamamen kişisel direniş 67. İşçilerin iş bırakması 68. Sığınma 69. Topluca ortadan kaybolma 70. Protesto amaçlı göç (hicret)

Ekonomik direniş yöntemleri: (1) Tüketici eylemleri: 71. Tüketici boykotları 72. Boykot edilen malların tüketilmemesi 73. Tasarruf politikası 74. Kiraların ödenmemesi 75. Kiralamayı reddetme 76. Ulusal çapta tüketici boykotu 77. Uluslararası çapta tüketici boykotu

İşçi ve üretici eylemleri: 78. İşçi boykotları 79. Üretici boykotları

Aracı eylemleri: 80. Tedarikçi ve taşıyıcı boykotu, İş sahibi ve yönetimin eylemleri 81. Tüccarların boykotu 82. Mal satışının ya da kiralamasının reddedilmesi 83. Lokavt 84. Endüstriyel yardımın reddedilmesi 85. Satıcıların “genel greve gitmesi”

Mali kaynak sahiplerinin eylemleri: 86. Banka mevduatlarının çekilmesi 87. Ücretleri, aidatları ve vergi tarhlarını ödemeyi reddetmek 88. Borçları ya da faizi ödemeyi reddetmek 89. Fonlar ve krediler ile ilişiğin kesilmesi 90. Gelirin reddedilmesi 91. Bir devletin parasının reddedilmesi

Devletlerin eylemleri: 92. Yurtiçi ambargo uygulamak 93. Tüccarların kara listeye alınması 94. Uluslararası satıcıların ambargo uygulaması 95. Uluslararası alıcıların ambargo uygulaması 96. Uluslararası ticaret ambargosu

(2) Sembolik grevler: 97. Protesto amaçlı grev 98. Ani grev (küçük çaplı grev)

Tarımsal grevler: 99. Çiftçilerin greve gitmesi 100. Çiftlik çalışanlarının greve gitmesi

Özel grupların greve gitmesi: 101. Etkilenmiş işgücünün reddedilmesi 102. Tutukluların greve gitmesi 103. Esnafın greve gitmesi 104. Mesleki grev

Olağan endüstriyel grevler: 105. İşletmelerde greve gidilmesi 106. Endüstriyel grev 107. Destek grevi

Kontrollü grev: 108. Ayrıntılı grev 109. Teker teker boykot 110. İş yavaşlatma grevi 111. Protesto amaçlı olarak kurallara harfi harfine uyarak işi yavaşlatma grevi 112. Hasta raporu almak 113. İstifa etmek suretiyle grev 114. Sınırlı grev 115. Seçici grev

Çok endüstrinin katılımı ile grev: 116. Genelleştirilmiş grev 117. Genel grev

Grev ve ekonomik kapanma kombinasyonları: 118. Dükkan kapatma 119. Ekonomik olarak işe son verme

Politik direniş yöntemleri: 120. Biat edilmemesi ya da sadakatin geri çekilmesi 121. Halkın destek vermeyi reddetmesi 122. Direnişi savunan yayınlar ve konuşmalar

Vatandaşların hükümet ile işbirliği yapmaması: 123. Yasama organlarının boykot edilmesi 124. Seçimlerin boykot edilmesi 125. Devlet memuru olarak işe girmenin ve memur pozisyonlarının boykot edilmesi 126. Devlet dairelerinin, kurumlarının ve diğer kuruluşlarının boykot edilmesi 127. Devlet eğitim kurumlarından çekilme 128. Devlet destekli kuruluşların boykot edilmesi 129. Kolluk kuvvetlerine yardımın reddedilmesi 130. Kendine ait işaretlerin ve yer imlerinin kaldırılması 131. Atanan memurların kabul edilmemesi 132. Mevcut kurumların lağvedilmesinin reddedilmesi

Vatandaşlar için itaate ilişkin alternatifler: 133. İsteksiz ve yavaş itaat 134. Doğrudan gözetimin olmadığı durumlarda itaatsizlik 135. Halk itaatsizliği 136. Gizli itaatsizlik 137. Bir kalabalığın ya da toplantının dağılmayı reddetmesi 138. Oturma eylemi 139. Zorunlu askerlik hizmetine ve sınır dışına direnme 140. Kimliğini gizleme, kaçma ve sahte kimlik kullanma 141. “Gayrimeşru” kanunlara sivil itaatsizlik

Devlet personelinin eylemleri: 142. Devlet memurları tarafından seçici şekilde yardımcı olmanın reddedilmesi 143. Komuta ve bilgi hatlarının işleyişinin engellenmesi 144. Oyalama ve engelleme 145. Genel anlamda idari direniş 146. Adli direniş 147. Kolluk kuvvetleri tarafından kasti olarak verimsizlik sergilenmesi ve seçici direniş 148. Ayaklanma

Ulusal Hükümet Eylemleri: 149. Kanunlara uygun nedenlerle iş yavaşlatma ve ertelemeler 150. Temel devlet birimlerinin direnişi

Uluslararası alanda devlet eylemleri: 151. Diplomatik ve diğer temsilciliklerde değişiklikler 152. Diplomatik etkinliklerin ertelenmesi ya da iptal edilmesi 153. Diplomatik olarak tanımamak 154. Diplomatik ilişkilerin sona erdirilmesi 155. Uluslararası kurumlardan çekilme 156. Uluslararası kurumlara üyeliğin reddedilmesi 157. Uluslararası kurumlardan ihraç

Şiddet içermeyen müdahale yöntemleri: Psikolojik müdahale: 158. Öğelere kendini maruz bırakma 159. Oruç tutmak (a) Manevi baskı için oruç tutmak (b) Açlık grevi (c) Şiddet karşıtı direniş amaçlı oruç tutmak 160. Tersine duruşma 161. Şiddet içermeyen taciz

Fiziksel müdahale: 162. Oturma eylemi 163. Ayakta durma eylemi 164. Toplu taşıma araçlarını kullanma eylemi 165. (Wade-in) Yürüyerek girme eylemi 166. Sürekli hareket etme eylemi 167. Dua etme eylemi 168. Şiddet içermeyen baskınlar 169. Şiddet içermeyen hava baskınları (broşür atmak) 170. Şiddet içermeyen istila 171. Şiddet içermeden vücudunu araya sokma 172. Bedeni kullanarak şiddet içermeyen engelleme 173. Şiddet içermeyen işgal

Sosyal müdahale: 174. Yeni sosyal düzenin tesis edilmesi 175. Tesislerin aşırı doldurulması 176. Oyalama eylemi 177. Konuşma eylemi 178. Gerilla tiyatrosu 179. Alternatif sosyal kurumlar 180. Alternatif iletişim sistemi

Ekonomik müdahale: 181. Ters grev 182. Dışarı çıkmama grevi 183. Şiddet içermeyen arazi işgali 184. Abluka ile karşı çıkma 185. Siyasi motifli taklitçilik 186. Tekelci alım 187. Varlıklara el konulması 188. Çöp boşaltma 189. Seçici himaye 190. Alternatif pazarlar 191. Alternatif ulaşım sistemleri 192. Alternatif ekonomik kuruluşlar

Siyasi müdahale: 193. İdari sistemlerin aşırı yüklenmesi 194. Gizli ajanların kimliklerinin ifşa edilmesi 195. Hapis cezası talep edilmesi 196. “Tarafsız” kanunlara sivil itaatsizlik 197. İşbirliği yapmadan ikna Etmeye çalışma 198. Çifte egemenlik ve paralel hükümet oluşumu



GELELİM SADEDE

Evet, Sharp´ın 198 maddelik eylem çeşidi işte bunlar.. Görüldüğü gibi genelgeçer yani heryerde ve her kesim tarafından kullanılabilecek kuramlar gibi görünüyor. Dikkatle incelendiğinde kabul edilemeyecek işgal, halka yönelk iş yerlerinde grev ya da diğer bazı eylem çeşitlerini içerse de, tartışılacak bir çok yönleri olsa da bu metotların şiddeti içermediği, aksine şiddet kullanılmasına şiddetle karşı olduğu, bu yönüyle de Gezi olaylarına aykırı olduğu görülebilir.

Oysa Gezi olayları boyunca molotof, havai fişek, kaldırım taşı ve bilye gibi silahlarla vatandaşların dükkan ve işyerleri yakılıp yıkıldı. Hükümete ve Başbakan Erdoğan´a ağza alınmayacak küfürler edildi. Duvarlara umumi tuvaletlerde rastlanabilecek şekil ve yazılar yazıldı. Kamunun ulaşımı engellendi. Masum vatandaşlar dövüldü. Kamuoyu bu vahşeti 19 gün boyunca tv ekranlarından açıkça gördü. Bu şekildeki bir şiddet ya da tencere tava çalmak yerine başkalarını rahatsız etmeyecek eylemlere geçilmiş yada geçilecek ise bu olumlu bir değişim olarak değerlendirilebilir.

Diktatörleri pasif direnişle devirmeyi amaçlayan eylemlerin, demokrasinin olmadığı ve halk oyunun öneminin olmadığı diktatörlüklerde işe yarayabileceği görülebilir. Sharp rol alsın ya da almasın bu tür metotların Arap Baharı denilen, Tunus Zeynel Abidin Bin Ali, Libya Kaddafi ve Mısır Mübarek rejimleri gibi diktatörlüklerin demokrasiye dönüştürülmesi sürecinde isyancılar tarafından kullanıldığı ortaya çıktı.

Tekrar etmek gerekirse şiddet içermediği ileri sürülen bu tür metotlardan bazılarının aksi özellik taşıdığı, kabul edilemeyeceği söylenebilir. Bunun dışında ise bu tür pasif eylemlerin sesiz yığınların politize olması gibi olumlu bir sonuç doğurabileceği söylenebilir. Bu ise bizce gayet iyi bir şey. Gezi olaylarının içinde ve ardında yer alanların gayet iyi örgütlendikleri, çok iyi politize oldukları, seslerinin de fazla çıktığı görülüyor. Aynı özelliğe sessiz yığınlar da kavuşursa bunun ülkenin iyiliğine olacağı söylenebilir.

Şu iki üç haftalık Gezi eylemlerine bakıldığında, ortalığı yakıp yıkmanın ve hükümeti sandık yerine bu yöntemlerle devirmeye çalışmanın Gezicilere geçici bir tatmin dışında büyük zarar verdiği görülecektir.

Bu marjinal grupların halka kendilerini beğendiremediği sürece boş yere kürek çekecekleri açıktır. Bu marjinaller, gözaltına alınan Gezi eylemcilerinin bırakılması için Vatan´daki Emniyet binası önünde gösteri yapanlara tepki gösteren Zahide Teyzeyi anlayamazlar. Onu bir yerlerden para alıp konuşmakla itham edebilirler. Bu marjinallerden biri olan Avusturya meclisindeki Türk milletvekili Avusturya´da AK Parti hükümetine destek gösterisi yapacak Türk işçilerinin yurtdışı edilmesi için Avusturya meclisine öneri bile götürebilir. Bu kadar nefret taşındığı sürece halka ulaşmaları imkansız. Halka kendilerini beğendiremedikleri sürece de Sharp değil bütün CIA gelse nafile. 198 değil 198bin kuram da geliştirseler nafile. Saatlerce durma eylemi yapsalar, hatta amuda kalkıp beklemeyi deneseler de nafile..

Beğendirmek için de başörtüsüne saygı duymalılar. Onlara saldırıp tekme tokat dövmemeliler.. Camilere saygı duymalılar.. Ayakkapla girip içki içmemeliler.. Esnafa saygı duymalı, cam çerçeve indirmemeliler. Yıkıcı olmak yerine yapıcı olmalılar.. Terörü bitirecek projelere karşı çıkmak yerine yetersiz bulup daha iyisini önermeliler.. Grev yapıp hasta vatandaşı hizmetsiz bırakacaklarına sağlık hizmetleri nasıl daha iyi olur diye öneriler getirmeliler.. Ekonomi nasıl daha iyi olur, savunma nasıl daha bağımsız olur diye fikirler geliştirmeliler. Şunun bunun kuramlarını araştırmak yerine, ortada saatlerce durarak medyada fotoğraf çıkartmaya, meşhur olmaya çalışmak yerine isimsiz kahramanlar olmaya çalışmalılar.

Sanal dünyalarından çıkıp gerçeklerin arasına karışmalılar. ´Herşey bedava olsun´, ´herkesin malı herkese ait olsun´ gibi en fakir halkların bile artık ciddiye almadığı garip fikirlerden vazgeçmeliler. Kömür alıyor oy veriyor diye insanlara hakaret etmek yerine ´biz duran adam olmak yerine çalışan üreten adam olsaydık onlar bu hale düşmezdi´ demeliler..

Gezi olaylarında inanılmaz yalanlarla kitleleri kışkırtmaya çabalamak işe yaramıyor. Menderes döneminde kıyma makinesinden geçirilen gençler gibi yalanlar artık işe yaramıyor. İletişim çok gelişti, gerçek çok kısa sürede ortaya çıkıyor. Sandıkta CHP´nin İnönü devrinde olduğu gibi ´açık oy gizli tasnif´ de yok. Herkes istediği partiye oy atabiliyor. Seçimlerde hile yapılamıyor. Sandık müşahitleri ile herkes bölgesindeki oyların doğruluğunu kontrol edebiliyor.

TAVSİYELER

Eylemci arkadaşlara bazı tavsiyelerimiz de var. İki gündür süren duran adam eylemini artık bırakın. Sıkıldık. Seçimlere kadar 8 ay var. Bu hızla siz 198 maddeyi uygulamayı bitiremeden seçimler gelecek. Acele edin. iki gündür duran adam eylemi baydı. Yenileri gelsin. Ortalığı yakıp yıkmayın da durun durabildiğiniz kadar. Vatandaşın dükkanının önünde durmayın, müşterisini ve ulaşımını engellemeyin de ne kadar isterseniz o kadar durun. Durmanız için özel yerler bile yapılabilir sizin için.

Duran adamların ne zaman ´düşünen adam´ eylemi yapacağı, bir şeyleri devirmek yerine ülke için inşa edebilecekleri şeyleri düşünmeye ne zaman başlayacakları merak ediliyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(19 Haziran 2013, 17:17)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Taksim Tahrir olmaz

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

Mısır ve Türkiye için tarihi gün: 11022011

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5410    yazdır/print


 

28 Şubat´ın suikast listesi

28 Şubat iddianamesi´nden şok ayrıntılar çıkıyor. 28 Şubat´ın 103 sanığı arasında yer alan Özel Harp subayı Albay Oğuz Kalelioğlu´dan ele geçirilen el yazılı bir belgede, Turgut Özal, Muhsin Yazıcıoğlu, Eşref Bitlis ve Alparslan Türkeş gibi isimlerin doğal yoldan ölmediği, suikast sonucu öldürüldükleri belirtiliyor. İddianamedeki detaylar, Kalelioğlu´nun psikolojik harekata dayanan 28 Şubat sürecinde en kritik görevlerden birini yürüttüğünü de ortaya koyuyor.

10.06.2013 17:48 28 Şubat İddianamesi´nde yer alan belgelere göre Turgut Özal, Muhsin Yazıcıoğlu, Eşref Bitlis gibi isimler doğal yoldan ölmedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan ve Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 28 Şubat İddianamesi´nde önemli bilgiler ortaya çıktı. Dönemin Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi Başkanı Oğuz Kalelioğlu´nun ikametgahında ele geçirilen bilgi ve belgeler ise iddianameye girdi. Bu belgelerde Camilerin Diyanet İşleri Başkanlığı´na devir ve kontrol altına alınması konulu bir bölümün de yer aldığı öğrenildi. Belgeler arasında gizli ve 2 sayfadan oluşan ´Güneş Psikolojik Harp Planı´ da bulunuyor. Aramalarda hacca giden milletvekillerinin isim ve partilerinin bulunduğu belge de ele geçirildi.

HEPSİ ÖLDÜRÜLDÜLER

28 Şubat´ın 103 sanığı arasında yer alan Özel Harp subayı Albay Oğuz Kalelioğlu´dan önemli belgeler ele geçirildi. Bu belgelerden birisi bir suikast listesi. 28 Şubat döneminde Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi Başkanı olan Oğuz Kalelioğlu´nun ev aramasında elde edilen 77´den 83´e kadar numaralandırılan ´Sayın Komutanım´ ibaresi ile başlayan ve son sayfasında ´Arz ederim´ ibaresiyle son bulan el yazısı dökümü bulundu. Listede suikasta kurban giden sivil ve askerlerin isimleri şöyle: Turgut Özal, Alparslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, Adnan Kahveci, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi ve Hrant Dink, Oramiral Kemal Kayacan, Orgeneral Adnan Ersöz, Korgeneral Hulusi Sayın, Korgeneral İsmail Selen, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Orgeneral Eşref Bitlis. Bu bilgiler 28 Şubat iddianamesinin 164 ve 1171. sayfalarında yer alıyor.

OĞUZ KALELİOĞLU, ÖZEL HARP GÖREVLİSİ

Kamuoyu, Oğuz Kalelioğlu´nun adını ilk kez gazeteci Gazeteci Fatih Güllapoğlu´nun 1991 yılında, Özel Harp Dairesi´ni anlattığı “Tanksız Topsuz Harekât” adlı kitabında duydu. Bu kitap çalışmasını yaptığı sırada Hürriyet Gazetesi´nden tecrit edildiğini de kaydeden Güllapoğlu, kitabında, Özel Harp´in Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk işçiler arasında islamiyetin giderek yaşam biçimi haline gelmesi üzerine devreye girdiğini, irticanın önlenmesi amacıyla çalışmaya başladığını, tam bir araştırmacı gazetecilik örneği vererek belgeleriyle anlatıyordu. Güllapoğlu´nun Avrupa´daki Diyanet´a bağlı ´Toplumsal İlişkiler Başkanlığı´nın (DİTİB) kuruluş amacının bu olduğuna, yapılanmasına ve faaliyetlerine ışık tuttuğu satırların arasında o yapılanmanın yöneticisi olan Oğuz Kalelioğlu´nun adı geçiyordu.

BÇG´DEN ÇOK KRİTİK KARARLAR

Güllapoğlu´nun Özel Harp Dairesi´ni (ÖHD) konu aldığı için Hürriyet´ten dışlanmasına da neden olan bilgilerin doğruluğu geçtiğimiz günlerde kabul edilen 28 Şubat iddianamesinin satır aralarında yer alıyor. İddianamede 41 nolu sanık olarak yer alan Oğuz Kalelioğlu için iddianamede, (28 Şubat darbe sürecinin merkezi olan) Batı Çalışma Grubu Batı Eylem Planında İcra Makamında Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi Başkanı olarak bulunduğu belirtiliyor. Kalelioğlu´nun da katıldığı Genelkurmay´daki çok kritik BÇG toplantısında, Refahyol Hükümetini takip ve düşürmek için faaliyet göstermek üzere Batı Çalışma Grubu oluşturulmasına ilişkin Genelkurmay Başkanlığında Genelkurmay II. Başkanı Çevik BİR´in başkanlığında 07 Nisan 1997 tarihinde yapılan ve ´Hükümete muhtıra verilmesi, Sıkıyönetim ilan edilmesi, Hükümetin değişimi, hükümetin devamım önleyecek tedbirler, gelecek hükümetin oluşumu, Kriz yönetimi oluşturulması, Eylem planı yapılması, Yargı ve kamu yöneticilerine destek/tehdit, Üniversite, sendika ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapılması, cesaret verilmesi, Basın ve medyaya hakimiyet sağlanması, yanlarına alınması, Batı Çalışma Grubunun kurulması, İki kez yapılan yaş toplantılan ile personelin atılmasının yeterli olmadığı, Halkın yanlarına değil önlerine alınması, taarruzi psikolojik harekât icra edilmesi, Polise havuç ve sopanın gösterilmesi, Bilgi toplayan, eyleme dönüştüren psikolojik harekât yapan bir grup oluşturulması´ kararlarının alındığı belirtiliyor. Çoğunluğu psikolojik harekat kapsamındaki bu kararlar Genelkurmay Psikolojik Harekat Dairesi başkanı Oğuz Kalelioğlu´nun darbe sürecinde ne kadar kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor.

-Gerçek Diyanet İşleri Başkanı Kalelioğlu, Yılmaz ise yardımcısı!-

İddianamenin 798. sayfasında ilginç bir bilgi yer alıyor. Buna göre, Albay Oğuz Kalelioğlu, emekliliğinden sonra Türkiye Diyanet Vakfı´nda görevlendirilmiş. Maaşını Diyanet Vakfından almakla birlikte Başkan Mehmet Nuri Yılmaz´ın müşaviri olarak görevlendirilmiş. Kendisine Başkanlık Merkezinde bir büro tahsis edilen, yanına da bir memur görevlendirilen Kalelioğlu´nun koordinesinde bir birim oluşturulmuş. Bu birimin düzenlediği raporlarla birçok kişi soruşturma geçirmiş. Batı Çalışma Grubu´na gelen isimsiz imzasız ihbar yazılarıyla personel cemaatçi, tarikatçı, irticacı, vb. ithamlarla suçlanmış, görevden alınmış.

Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz´ın BÇG adına hareket eden Oğuz Kalelioğlu´na yardımcı olduğu iddiası da iddianamede yer alıyor. Resmiyette Başkan Yılmaz iken gerçekte ise Kalelioğlu olmuş. Personelin fişlenmesinde Yılmaz sicil amiri olarak görev yapmış. Tüm bu satırlardan BÇG´nin o dönem Diyanet İşleri üzerinde ne kadar etkili olduğu anlaşılıyor. BÇG, hazırladığı İrtica ile Mücadele Eylem Planı kapsamında Diyanet´e görev vermiş, Diyaneti yönlendirmeye çalışmış.

-Deniz Kuvvetlerinde Alevi yapılanması-

İrtica adı altında Diyanet´e bile görev verilen, bu kadar çarpıklığın yaşandığı o süreci açıklayan ilginç bir bilgi yine iddianamede yer alıyor. Oğuz Kalelioğlu´nun ikametgahındaki aramalarda ele geçirilen belgelerdeki bilgilere göre alevi subaylar özellikle Deniz Kuvvetleri içerisinde geniş şekilde örgütlenmiş ve etkin bir çalışma yürütmüş. Bu bilgilere iddianamenin 1172. sayfasında yer veriliyor.

-Kılıçdaroğlu´na şok suçlamalar 28 Şubatçılardan-

28 Şubat iddianamesinde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu´nun SSK dönemine ilişkin suçlamalar da yer alıyor. İddianamede sanıklardan ele geçirilen belgelere göre, personel alımlarında bölücü, mezhepçi, örgüt mensubu, sabıkalı yandaşlara, akrabalara, hemşehrilere öncelik verildiği ve alımlarda her türlü hile ve yolsuzluğa başvurulduğu vurgulanıyor.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

ÜlkeTV Haber Bülteni Bölüm1

(10 Haziran 2013, 17:48)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

28 ŞUBAT İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Flaş!!! 28 Şubat davası açıldı

28 Şubat soruşturması manşetlerimiz

28 Şubat süreci manşetlerimiz

Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın şüpheli ölümü manşetlerimiz

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Orgeneral Eşref Bitlis´in şüpheli ölümü manşetlerimiz

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasti manşetlerimiz

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Özal ve komutan cinayetleri bağlantılı

Muhsin Yazıcıoğlu´nun şüpheli ölümüyle ilgili manşetlerimiz

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Flaş!!! Yeni kitabımız: Arınç suikasti

ÜlkeTV´deyiz: Özel Harp ve Arınç

Bölüm2

İşte kontrgerilla.com´un da katkı sunduğu Özel Harp Dairesi konulu TBMM raporu

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Tedavülden kalkan 100bin Meclis´te

TBMM: 100 bin özel harpçi var

TBMM: Derin güçler aktif

TBMM: Terör Özel Harp işi

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5378    yazdır/print


 

Faili meçhullere derin inceleme

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Eşref Bitlis´in şüpheli ölümlerini soruşturan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 1993 ve sonrasında yaşanan diğer faili meçhul olayları aydınlatmak için yeni bir adım atıyor. Bu kapsamda son 20 yıldaki cinayetlerin ve sansasyonel eylemlerin birbirleriyle ilişkisi incelenecek.

05.05.2013 11:06 Faili meçhul cinayetleri aydınlatma yolunda önemli bir gelişme daha yaşandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği, 1993´teki olayların 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis´in ölümünü şüpheli hale getirdiği iddiasından yola çıkarak diğer cinayetleri de mercek altına aldı. Bu kapsamda yetkili savcılar Kemal Çetin, Mustafa Bilgili ve Hüseyin Şahin ile bilgi alışverişi yapılarak son 20 yıldaki faili meçhul olaylar üzerinde yoğunlaşılacak. Cinayetlerin ve sansasyonel eylemlerin birbiriyle ilişkisi incelenecek. Soruşturmaların seyri, bu çalışmaların ardından şekillenecek. Terörle Mücadele Kanunu´nun 10. maddesiyle görevli başsavcılık, Turgut Özal ve Eşref Bitlis´in yanı sıra Necip Hablemitoğlu ile Bolu-Sapanca-Hendek´teki seri cinayetlerle ilgili soruşturmaları da sürdürüyor. Türkiye genelinde bin 91 faili meçhul olay araştırılıyor. 81 ilin başsavcılıkları, karanlık olaylarla ilgili soruşturmalarına devam ediyor.

Özal ve Bitlis´in şüpheli ölümlerine ilişkin soruşturma kapsamında 91-94 yıllarında yaşanan şüpheli ölümleri tek tek inceleyen Ankara Başsavcılığı çalışmalarını sürdürüyor. Savcılık, soruşturmalarda delil paylaşımıyla olaylar arasındaki bağlantıları deşifre etmeye çalışacak. Ömer Lütfi Topal, Namık Erdoğan, Yusuf Ekinci´nin öldürülmesi olayına benzer Ankara´da gerçekleşen 30´a yakın faili meçhul dosyasının da ortak delillerle en kısa sürede çözülmesi için çaba gösterilecek.

Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında, ´Cumhurbaşkanı Özal´a suikast´ suçlamasıyla hazırlanan iddianamede de 1993´teki sansasyonel eylemlere dikkat çekilmişti. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin kabul ettiği iddianamede 1993´te faili meçhul onlarca olayın art arda geldiği belirtiliyordu. Savcı Kemal Çetin, bu tarihlerdeki şüpheli ölümleri ve faili meçhulleri iddianamede tek tek sıraladı. Savcılık, bu cinayetlerin Kürt sorununu çözmek için Özal´ın başlattığı hamleleri durdurmak için işlendiğini savundu.

Mercek altındaki olaylar

1990 ve 2011 yılları arasında binden fazla faili belli olmayan cinayet işlendi. En yoğun dönem olan 1991 ile 1994 yılları arasında Musa Anter, eski HEP İl Başkanı Vedat Aydın, Necip Hablemitoğlu, Çetin Emeç, Savaş Buldan, Behçet Cantürk, Namık Erdoğan, HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış gibi isimler esrarengiz cinayetler sonucu hayatını kaybetti. Özal ve Bitlis soruşturması kapsamında başsavcılığın inceleyeceği olaylardan bazıları şöyle:

24 Ocak 1993: Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, evinin önündeki otomobiline konulan bir bomba ile 24 Ocak 1993 tarihinde öldürüldü.

5 Şubat 1993: ANAP İstanbul Milletvekili, eski Maliye Bakanı Adnan Kahveci, ailesi ile Bolu-Gerede´de şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

27 Şubat 1993: Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, şüpheli bir uçak kazasında şehit oldu.

17 Nisan 1993: 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. 20 yıl sonra yapılan otopsi sonucunda ölüm sebebi tespit edilemedi.

2 Temmuz 1993: Sivas´ta Pir Sultan etkinliklerine katılan Aziz Nesin ile bir grup aydın ve sanatçının kaldığı Madımak Oteli ateşe verildi, 37 kişi katledildi.

22 Ekim 1993: Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Diyarbakır Lice Asayiş Bölük Komutanlığı binası önünde silahlı saldırı sonucu şehit oldu.

4 Kasım 1993: JİTEM´in kilit isimlerinden olduğu belirtilen Cem Ersever öldürüldü.

3 Şubat 1994: Jandarma Bölge Komutanı Albay Kazım Çillioğlu, kafasına tek el ateş edilmiş şekilde ölü bulundu.

(05 Mayıs 2013, 11:06)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın şüpheli ölümü manşetlerimiz

Orgeneral Eşref Bitlis´in şüpheli ölümü manşetlerimiz

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasti manşetlerimiz

Albay Kazım Çillioğlu´nun şüpheli ölümü manşetlerimiz

Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili manşetlerimiz

1993 yılı Bingöl 33 Er Katliamı manşetlerimiz

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Özal ve komutan cinayetleri bağlantılı

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5278    yazdır/print


 

Flaş!!! Kuşadasında ceset aranıyor

İhbar üzerine Jitem tarafından öldürüldüğü iddia edilen 50´den fazla kişiye ait cesetleri aramak için Kuşadası´nda kazı yapılıyor. İnfazları yapmakla suçlanan çete, 2008 yılında kamuoyuna ´Anafor´ isimli polis operasyonlarıyla yansımıştı.

15.02.2013 10:57 Trabzon´da cezaevinde tutuklu bulunan ve JİTEM adına çalıştığını iddia eden Aydın Sevinç, Ahmet Tekin Baykal ile ekibinin Ege´de 50´den fazla kişiyi öldürüp gömdüğünü iddia etti. İddialar üzerine Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı´nda kazı çalışması başlatıldı. kazı çalışmalarına yağmur sebebiyle ara verildi.

Ayrıntılar geldikçe eklenmektedir...

Bir dönem Ege Bölgesi´nde işlenen faili meçhul cinayetlerde aktif rol aldığını, hatta Ahmet Tekin Baykal ile tartışan Erkan Er´in öldürüldüğünü, cesedini de Aydın´ın Kuşadası ilçesindeki milli parka kendinin gömdüğünü öne sürdü. Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı´na konuyla ilgili dilekçe veren ve Ahmet Tekin Baykal ile ekibinin Ege´de 50´den fazla kişiyi öldürüp gömdüğünü de iddia eden Aydın Sevinç, cesedi gömdüğü yeri göstermesi için yoğun güvenlik önlemleri altında Kuşadası´na getirildi. Sevinç´in gösterdiği yerde yapılan aramalarda henüz bir bulguya rastlanmadı. Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı´nda gün boyu devam eden çalışmalara yağmur sebebiyle ara verildi. (Cihan)

VELİ KÜÇÜK´ÜN HİMAYESİNDE KURULAN ERGENEKON ÇETESİ

İhbarda sözü edilen infazları yapan çetenin varlığı, 2008 yılında ´Anafor´ adı verilen polis operasyonları üzerine kamuoyuna yansımıştı. Daha önce silahlı çete kurma suçundan cezaevine giren Ahmet Tekin Baykal liderliğindeki grubun yeniden suç örgütü oluşumuna giderek, yasadışı faaliyetlerde bulunduğu iddiaları üzerine 2008 yılında farklı illerde eşzamanlı operasyonlar düzenlenmişti. Anafor adı verilen operasyonlarda çete lideri Baykal ile emekli albay, emekli askeri savcı, emekli 2 uzman çavuş, Danıştay´daki hakimlik görevinden istifa etmiş bir avukat, işadamları ile İzmir´de daha önce asayiş şube müdür vekilliği yapan emekli polis müdürünün de aralarında bulunduğu 58 kişi yakalanmış, 21 tabanca, 11 pompalı tüfek, bunlara ait çok sayıda mühimmat ve bir çelik yelek ele geçirilmişti. Bu operasyonlarla bağlantılı olarak gerçekleştirilen kumarhanelere yönelik ikinci operasyonda ise 6´sı polis 11 kişi gözaltına alınmıştı.

SANIKLAR ARASINDA ERGENEKON SANIĞI HOŞTAN DA VAR

Özel yetkili Cumhuriyet Savcıları tarafından hazırlanan iddianamede, Baykal´ın yanı sıra organize suç örgütü yöneticisi olduğu öne sürülen Sami Hoştan, İbrahim Tatlıses, Çeşme Belediye Başkanı Faik Tütüncüoğlu, eski Güzelbahçe Belediye Başkanı Ertan Avkıran´ın da aralarında bulunduğu 176 sanığın cezalandırılması istenmişti.

BAYKAL: DEVLET BANA ´VUR, GİTTİĞİ YERE KADAR GÖTÜR´ DEDİ

Anafor davasının iddianamesinde, liderliğini Ahmet Tekin Baykal´ın yaptığı çetenin Ergenekon sanıklarından Veli Küçük´ün himayesinde kurulduğu ve Ergenekon örgütü adına tetikçilik yaptığı iddia ediliyor. Çok sayıda somut suçlama ve delile yer verilen iddianamede Ergenekon davasının gizli tanıklarından ´Dilovası´nın ifadeleri ve Baykal´ın, 31 Ocak 1997 tarihli Milliyet Gazetesinde yayınlanan ´Bana vur dediler´ başlıklı röportajı da yer alıyor. (1) Savunmasını üstlenen çok sayıdaki avukatın arasında Uğur Mumcu´nun abisi avukat Ceyhan Mumcu´nun da bulunduğu Baykal bu röpörtajda, devlet adına suç işlediğini, bu görevlerin JİTEM ve diğer devlet yetkilileri tarafından kendisine verildiğini açık açık itiraf ediyordu. Ege Bölgesi´nde kurduğu çetesiyle 1991´den bu yana 18 cinayet, yedi yaralama, adam kaçırma, işkence ve haraç gibi eylemleri yönlendirdiği iddiasıyla aranan Baykal, devlet tarafından kullanıldığını ileri sürüyordu. Uyuşturucu ve kadın ticaretiyle, başta PKK bölücü örgütlere karşı yapılanmayla da suçlanan Baykal, çete iddialarını reddetmişti.

Kendisi ve adamlarının vatan uğruna çalıştığını iddia eden Baykal, şöyle konuşmuştu: Devletin başındakiler `Geldiği yerden gittiği yere kadar götürün´ dedi. Madem öyle geldiği yere gitsin. Biz bölücüye, bölücüye yardım edene, faizciye, vatandaşı sömürene çete olduk. Ya barıştırın milleti, ya da vatan evlatlarına yol verin. Bayrağa söven milletvekili var, bayrağa söven işadamı var, uyuşturucu kaçakçısı var, teröristi var. Bunların birleşmesine kimse sesini çıkarmıyor; bunların karşısında vatan evladı bir müdür, politikacı, Çatlı biraraya geldi diye kıyametler koparılıyor. Devletin önüne başımızı koyarız. Bayrak düşmanları, vatan hainleri gitti biz mi kaldık?

´JİTEM yani devlet bize görev verdi´

Bir dönem İzmir Emniyeti, JİTEM´i, Torbalı Jandarması, Emniyet Amirliği ve Aydın Jandarması´ndan kendisine görev verildiğini iddia eden Baykal sözlerini şöyle sürdürmüştü: Devlet büyükleri yeri geldi mi, ´Devlet var´ diyor. Nerede devlet? Torbalı´da Emniyet Amiri, İzmir´de JİTEM mensupları, Aydın´da Jandarma Alay komutanları devlet değil mi? Bunlar bize vazife verirse, demek ki devlet vermiştir. Bana ´Tekin, Bu sahte para işi yapıyor. Yurt dışına PKK militanı kaçırıyor. Tekin bunları bitirin´ diyerek hedef gösteriyorlar, şimdi benim için ´Vur´ emri çıkarıyorlar. Zamanında kendisini bütün emniyet ve jandarmanın alkışladığını öne süren Tekin Baykal, Memleketin konumu değişti. Şimdi herkes kendisini kurtarmaya çalışıyor. Devletin başındakiler, birkaç vatan evladını feda ederek hukuk devleti olduğunu kanıtlamak istiyor diyordu.

Baykal: Bu vatanı zamanında kurtaranlar arasında çete yok muydu?

Aydın Belediye Başkanı ......´nın oğlunun vurulması olayına da karıştığı iddia edilen Ahmet Tekin Baykal, ....´ın İmarsız yerlere imar çıkarması için seçildiğini ve genelevlerden her ay 200 milyon lira haraç aldığını da iddia etmişti. Başkanının 10 yaşındaki oğlunun vurulması olayıyla ilgisi olmadığını söyleyen Baykal, Allah bize 10 yaşındaki bir çocuğa kurşun atmayı nasip etmesin demişti. Allah bunu nasip ettiği an, o gün canımızı alsın diyen Baykal, sözlerini şöyle sürdürmüştü: Bu kadar ahlaksız işlere uğraşana bir gün birşeyler olur. Genelevden bile rüşvet alan adama biri kurşun sıkar, ama konumumuz nedeniyle o da bize yıkıldı. Üç aydır ortada yokum, sahte para işi yeniden başladı. Bu vatanı zamanında kurtaranlar arasında çete yok muydu. (1)

İşkence odalı villada el bombası ve çelik yelek

2008´deki Anafor operasyonlarında Tekin Baykal´ın Kuşadası´ndaki ormanlık alanda bulunan ve kale gibi korunan çiftliğinde aramalar yapılmış, baskın sırasında kaçmak için açılan tüneller, çek ve senetlerini ödemeyenlere işkence yapılan odalar, çok sayıda silah ve çok yüksek miktarda usulsüz şekilde elde edilen TL, döviz ele geçirilmişti. Eş zamanlı baskınlarda, şüphelilerin, gösterdikleri yerlerde yapılan aramalarda, çok sayıda tabanca, pompalı tüfek, el bombaları, çelik yelek, telsizler, mermiler ve evrak bulunmuştu.

Çetede hakim, savcı ve komiser de vardı

O operasyonlarda yakalananlar arasında emekli albaylar, emekli Emniyet yetkilileri, avukatlar, Danıştay´dan ayrılma hakimler ve eski askeri savcılar vardı. Çetenin, Yargıtay´daki davalarına etki etmek için emekli albay, askeri savcı ve hakimleri kullandıkları ileri sürülmüştü.

İddianamede Susurluk bağlantısına değinildi

Kurtlar Vadisi dizisinde Kurtlar Konseyi´ne mafyanın tetikçilik yaptığı bölümlerin gerçek olduğu yorumlarına neden olan çete hakkında düzenlenen iddianamede Susurluk bağlantısı da yer alıyordu. Sanıkların kendi aralarındaki telefon konuşmalarında “Susurluk kazası olmasaydı 15 gün sonra İbrahim Şahin İzmir Emniyet Müdürü´ydü” sözleri dinlemeye takıldı.

HABLEMİTOĞLU´NUN KATİLİNİ İNFAZ ETTİLER

İddianamede çetenin 2 Ekim 2006´da işadamı İbrahim Çiftçi´nin İzmir´in Alsancak semtindeki bir kafede el bombasıyla öldürülmesi olayıyla bağlantısı da yer alıyordu. Bu olayda kullanılan el bombalarının, İstanbul Ümraniye´de ele geçirilen ve kamuoyunda Ergenekon adıyla bilinen soruşturmanın başlamasına neden olanlarla aynı seriden olduğunun saptandığı vurgulandı.

Necip Hablemitoğlu´nun öldürülmesinin ardından, Ankara´da polise başvuran bir kişi, cinayeti üstlenmiş, azmettirenin Çiftçi olduğunu iddia etmişti. İfadesi alınan Çiftçi, kanıt elde edilemeyince serbest kalmıştı. Çiftçi´nin Hablemitoğlu´nu çetenin talimatıyla vurduğu, ancak anlaştığı parayı alamayınca Ergenekon örgütünü konuşmakla tehdit ettiği, bunun üzerine devreye sokulan Baykal´ın çetesinin, Ergenekon örgütünden temin ettiği el bombasını Çiftçi´nin içerisinde bulunduğu bir kafeye atarak ölümüne sebep olduğu iddia edilmişti.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(1) milliyet.com.tr/1997/01/31/haber/bana.html

(15 Şubat 2013, 10:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Anafor çetesi ve davasıyla ilgili manşetlerimiz

Necip Hablemitoğlu ile ilgili tüm manşetlerimiz

Hablemitoğlu talimatı Küçük´ten

Sabancı ve Hablemitoğlu Ergenekon işi

Hablemitoğlu dosyası açılıyor

Ergenekon ve diğer tüm iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5127    yazdır/print


 

Almanya, 250 teröristi iade etmiyor

ABD´nin Ankara Büyükelçiliği´ne yönelik canlı bombalı saldırıyı gerçekleştiren Ecevit Şanlı´yı hakkındaki kırmızı bülten kararına rağmen Türkiye´ye iade etmeyen Almanya´nın Türk interpolünün gönderdiği dosyalardan yaklaşık 250´sine ret kararı verdiği belirlendi. Hizbullah, El Kaide gibi örgütlerle bağlantılı isimleri hemen iade eden Almanya´nın ret kararı verdiği dosyaların tamamının PKK, Ergenekon ile DHKP-C ve MLKP gibi Marksist Leninist örgüt davaları olduğu öğrenildi. Bu durum aslında hiç şaşırtıcı değil. Nazi kadroları ile bakış açısının ikinci dünya savaşı ile tasfiye olmadığı, bu güçlerin modern Alman devletinin en üst kademelerine ve devlet politikalarına kadar egemen olduğu çok sayıda somut bulgu ve delille kolayca anlaşılabilir.

09.02.2013 11:01 Ankara´yı ziyaret eden Almanya İçişleri Bakanı´na, Almanya tarafından iade talepleri reddedilen 250 PKK ve DHKP-C´liyle ilgili ayrıntılı dosya verildi. Dosyada, İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan 250 kişinin fotoğraflarıyla birlikte kaldıkları adresler de yer aldı.

HEM İADE ETMİYOR HEM DE İADE EDECEKLERE ENGEL OLUYOR

Star gazetesinden Zafer Kütük´ün haberine göre, ABD´nin Ankara Büyükelçiliği´ne yönelik canlı bombalı saldırıyı gerçekleştiren Ecevit Şanlı´yı hakkındaki kırmızı bülten kararına rağmen Türkiye´ye iade etmeyen Almanya´nın Türk interpolünün gönderdiği dosyalardan yaklaşık 250´sine red kararı verdiği belirlendi. Hizbullah, El Kaide gibi örgütlerle bağlantılı isimleri iade eden Almanya´nın red kararı verdiği dosyaların tamamının PKK, Ergenekon ile DHKP-C ve MLKP gibi Marksist Leninist örgüt davaları öğrenildi.

Barındırdığı terör örgütü militanlarını Türkiye´ye iade etmeyen Almanya´nın, başka ülkelerde yakalanan örgüt üyelerini de iade edilmekten kurtardığı ortaya çıktı. Almanya´nın, geçtiğimiz Mayıs Moldova Havalimanı´nda yakalanan DHKP-C merkez komite üyelerinden Necmi Suna´nın da iadesini engellediği ortaya çıktı. Suna´nın mülteci sıfatıyla Almanya´da başvuru dosyasının bulunduğunu ileri süren yetkililerin Türkiye´ye iadesi yerine serbest bırakılmasını sağladıkları öğrenildi. Eski Astsubay Necmi Suna´nın, DHKP-C ile Ergenekon arasındaki bağlantı olduğu ileri sürülüyordu. 1989 yılında Dursun Karataş´ın cezaevinden kaçmasını organize eden Suna hakkında Ergenekon gizli tanığı İsmet “O dönemde Jandarma A Tipi Özel Kuvvetler´de görev yapan Necmi Suna aracılığıyla örgütün eylem için ihtiyaç duyduğu patlayıcı ve silahları tedarik ediyordum” demişti.

Alman Bakan´a liste verildi

Hafta başında Ankara´yı ziyaret eden Almanya İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich´e, ülkesinin iade etmediği PKK ve DHKP-C üyeleriyle ilgili bir dosya verildi. Dosyada, hakkında interpol kararı bulunan yaklaşık 250 kişinin fotoğraflarıyla birlikte adres bilgilerine kadar yer verildiği öğrenildi. Dosyada PKK ve DHKP-C´nin kültür merkezi, dayanışma derneği adı altında gösterdikleri faaliyetler anlatılırken, örgütlere destek sağlayan derneklerin kapatılması istendi. (1)

MÜSLÜMAN İSE DEĞİL İADE, OPERASYON BİLE YAPILIR!

Çin´in terörist ilan ettiği Uygur Türkleri ve Emperyalist ülkelerin Afganistan, Pakistan, Çeçenistan, Bangladeş, Filistin, Irak, Lübnan ve Somali gibi ülkelerde işgale karşı direniş gösteren Müslümanlar hakkında yaptıkları başvuruları hemen dikkate alan, hatta fiilen operasyon yapacak kadar ileri giden Interpol, Ergenekon, PKK, DHPK-C ve benzer terör örgütleri hakkındaki iade kararlarını ise yerine getirmiyor. Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu çarpıcı açıklamalar yapmıştı: “Derin bir koruma ile karşı karşıyayız. Interpol, olaya siyasi yaklaşarak Ergenekonculara koruma zırhı oluyor. Ergenekon´un gizli istihbaratlar ile ilişkisi de gündemde... Bir başka zırh da derin istihbarat örgütleri tarafından giydiriliyor. Interpol´de bundan etkileniyor. Derin korumanın yanı sıra çifte standart var. Emperyalizmin yönettiği bir kurumdan söz ediyoruz. Kendilerinin tehdit olarak kabul ettiklerine her türlü operasyonu yaparlar ama bir Müslüman ülkenin çıkarı söz konusu olduğu zaman dosyaları sümen altı yaparlar. İstediklerini ´terörist´ ilan eder, en azılı örgütleri ise ´aklarlar.´ İşlerine geldiği gibi çalışırlar. Aslında Batı´nın Türkiye´ye karşı verdiği bir başka mücadele ile karşı karşıyayız. Batı, Ergenekon dosyasının derinleşmesini dolaylı yollarla engelliyor. Batı Türkiye´nin tam anlamıyla demokratikleşmesinden de korkuyor.” (2)

ALMANYA NAZİLİKTEN UZAKLAŞTI MI?

Daha önceki haber ve yazılarımızda Ergenekon davasının 4 firari sanığı hakkında Interpol´ün bir türlü harekete geçmediğini ayrıntılı şekilde ve delilleriyle göstermiştik. (3) Günümüzde Almanya´nın bir demokrasi devleti olduğu sanılır. Dünyanın gelmiş geçmiş en kanlı savaşı olan İkinci Dünya savaşını Almanya başlatmıştır. Bu savaşta milyonlarca insanın ölümünden de bu devlet sorumludur. İnsanlar kitleler halinde fırınlarda yakılmış, üzerlerinde korkunç deneyler yapılmıştır. İkinci Dünya savaşından galip çıkan ABD, Almanların derin kadrolarından kendi derin kadrolarını kurmakta istifade etmiştir. Hatta ´Kontrgerilla´ denilen ve bu sitenin de inceleme konusu olan derin terör teşkilatlarının ilk uygulayıcılarının Naziler olduğu, Amerikalıların bu yöntemleri onlardan hareketle daha da geliştirdiği bilinir. Almanya, ABD ile birlikte İsrail´in de en büyük destekçisidir.

Nazi Almanyası da denilen ve dünyayı vahşete boğan bu devletin İkinci Dünya savaşının bitimi ve Nazilerin lideri Hitler´in ölümüyle sona erdiği, ardından modern Almanya´nın doğduğu savunulmaktadır. Olanlardan sorumlu tutulan nazi kadrolarının tasfiyesiyle güya Almanya aklanmıştır. Gerçekten de öyle midir?..

Bunun öyle olmadığı, nazi kadroları ile nazi bakış açısının hala çok yaygın olduğu, bu güçlerin modern(!) Alman devletinin en üst kademelerine ve devlet politikalarına kadar egemen olduğu çok sayıda somut bulgu ve delille kolayca anlaşılabilir. Yakın dönemde Türklere karşı gerçekleşen dönerci cinayetleri ve bu cinayetlerin soruşturmalarında yaşanan gelişmeler buna son örneklerden biridir. Bir diğeri ise Alman istihbarat teşkilatının Ergenekon davasının firari sanığı Bedrettin Dalan´a sahte pasaport vermesidir. Demokrasi ülkesi denilen Almanya devleti, Türkiye´deki bir terör davasının aranan sanığına sahte pasaport verecek kadar ileri gidebilmiştir.

Aşağıda sadece bir kısmını sıraladığımız delil ve bulgulardan da görüleceği gibi Nazi derin güçleri Almanya´da son derece etkindir. Bu görüşü bizzat Alman araştırmacılar dahi savunmakta ve delillendirmektedirler. Bu deliller karşısında Alman politikacıların aksi yöndeki açıklamaları ise durumu kurtarma manevralarından başka bir anlam ifade etmemektedir. Aşağıdaki bulgular, Ergenekon ve diğer bazı terör örgütleri ile sanıklarının Almanya´da ve bu devletin ağırlıkta olduğu Interpol teşkilatında kollandığı iddialarını güçlendirmektedir. (4)

DELİLLERE GÖRE ALMANYA BİR TERÖR DEVLETİ

-Almanya´nın ve etkisindeki Interpol´ün sanıkları iade etmemesi-

İlk delil olarak, bu haberin başında da yer aldığı gibi INTERPOL isimli Uluslararası Polis Teşkilatı´nın Türkiye´nin defalarca müracaatına rağmen çeşitli bahaneler üreterek bazı terör örgütü üyelerini vermeye yanaşmaması gösterilebilir. Ergenekon ve benzer davalara bakan mahkemelerin, örgütü, bulunan cephaneleri ve sanıkların örgütsel konumları ile eylemlerini belgelerle birlikte Interpol´e ayrıntılı şekilde resmi yazıyla izah etmesine rağmen durum değişmedi. (5)

-Bedrettin Dalan´a sahte pasaport-

Bir diğer delil, Almanya´nın Ergenekon terör örgütü davasının en önemli sanıklarından firari Bedrettin Dalan´a başka bir isimle sahte pasaport vermesidir. Geçtiğimiz aylarda resmi olarak iletilen Türkiye´nin Dalan için iade talebi de reddedildi. Alman gizli servisinin, Ergenekon´un firari sanığı Bedrettin Dalan´a verdiği Sinan Akkuş isimli şahıs adına düzenlenen sahte pasaportun doğum tarihi hanesinde 17 Aralık 1950 tarihi yazarken, doğum yeri ise Erzincan olarak görülüyordu. Alman istihbaratının kendisine verdiği bu sahte pasaportla Beyaz Rusya ve Ukrayna gibi ülkelere gidip gelen Dalan, havaalanlarında hiçbir zorlukla karşılaşmıyor. Güvenlik kontrollerinde pasaportundaki bütün bilgiler teyitlenen Dalan, şüphe çekmeden uçağa binebiliyor. Almanya´nın Ergenekon´un en önemli sanıklarından birisini sahte pasaportla korumaya alması, ortaya çıktığında şok etkisi yaptı. (6)

-Ergenekon´un Almanya bağlantıları ve Alman vakıfları-

Diğer bir delil, Ergenekon soruşturmasının başladığı 2007 yılından bugüne kadar geçen 5 yıllık süreçte örgütün Almanya´da da bağlantılarının olduğunu gösteren bulguların ortaya çıkması oldu. Almanya´nın çeşitli ülkelerin ekonomi ve siyasetine nüfuz etmede kullandığı Alman vakıflarının Ergenekon davasında halen sanık konumundaki çok sayıda kişiye ve Ergenekon örgütüyle bağlantılı derneklere çeşitli miktarlarda maddi yardım gönderdiği belgelerle kanıtlandı. Ergenekon davasına bakan mahkeme bu bilgilerin peşine düştü. Alman vakıflarının Türkiye´deki derin faaliyetleri geçtiğimiz aylarda bizzat Başbakan Erdoğan tarafından gündeme getirildi. (7)

Alman vakıflarının, Türk tarihçi ve yazar Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu´nun öldürülmesinin de arkasında olduğuna dair güçlü ve çarpıcı bulgular ortaya çıkmıştır. Ergenekon davasında tanıklar tarafından mahkemede verilen ifadelerde de dile getirilen bu görüşe göre, 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı suikast sonucu tarihinde hayatını kaybeden Hablemitoğlu´nu, çok sayıdaki üyesinin Alman vakıflarından maddi destek aldığı belgelenen Ergenekon örgütü öldürmüştür. Suç islami kesime yıkılarak hem kendilerini kamufle etmişler hem de laik kesimi kışkırtmışlardır. Hablemitoğlu´nun ölmeden önceki son araştırması, Alman vakıflarının Türkiye´deki faaliyetleri üzerineydi. Hablemitoğlu, üzerinde çalıştığı Alman vakıfları dosyasında ulaştığı yeni ve çok önemli bilgileri 8 gün sonra, 26 Aralık 2002´de Ankara 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi´nde görülmeye başlanacak 15 sanıklı ´Alman Vakıfları´ davasında açıklayacaktı. Araştırmalarıyla, Alman vakıflarının Türkiye´de yasal olmayan çalışmalar yaptığı, etnik ve mezhepsel ayrılıkları körüklediği ve altın madeni karşıtlarını örgütlediği yönünde çok önemli bilgilere ulaştığı ileri sürülen Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi Doç.Dr. Necmi Hablemitoğlu, bu iddialarının ele alınacağı davaya bir hafta kala evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyla öldürüldü. (8)

Alman vakıflarının benzer faaliyetleri Mısır´da da ortaya çıkarıldı. Mısır´ın başkenti Kahire´de 2011 yılı sonunda, aralarında Alman vakıflarının da bulunduğu 17 yabancı sivil toplum kuruluşuna baskın yapıldı, doküman ve bilgisayarlara el konularak faaliyetleri yasaklandı. Mısırlı yetkililer, vakıfların yurt dışından sağlanan illegal kaynaklarla ülke aleyhine siyasi faaliyetlerde bulunduklarını öne sürdü. Bu ve bazı diğer benzer suçlamalarla Alman vakfı Konrad Adenauer ve diğer yabancı sivil toplum kuruluşlarındaki 43 kişi 2012 Ocak ayında yargılanmaya başladı. (9)

-Türklere yönelik dönerci cinayetleri-

Almanya´nın naziliğe ve teröre yakınlığına bir diğer bulgu, Türklere karşı Almanya´da yakın dönemde işlenen vahşi cinayetler gösterilebilir. Önceleri kundaklamalar şeklinde gerçekleşen peşpeşe ev yakmalarda, çok sayıda Tük aile yanarak can verdi. Bu olayların arkasında Türk işçilerin ülkeyi terketmeye zorlama politikası olduğu, devletin gizlice bu olayları desteklediği iddia edildi. Yahudilerin kamplara sürülüp katledilmesi çok da uzun zaman önce olmamıştı aslında. Kundaklamaların arkasından ´Dönerci Cinayetleri´ olarak adlandırılan Türklere yönelik seri cinayetler geldi. Bu cinayetlerin sokak serserisi şeklindeki neo nazilerce işlenen adi polisiye vakalar olmadığı, arkasında Alman derin devletinin bulunduğu kesinleşti. Dönerci cinayetlerinde yürütülen soruşturmanın hala tamamlanmamış olması ve soruşturmayla ilgili hemen her gün yeni bir skandal bilginin ortaya çıkması, demokrasi ülkesi denilen Almanya´nın hiç de öyle olmadığını, perde gerisinde Nazi Almanyası´nı anımsatan karanlık işlerin döndüğünü ispatlıyor. (10)

-Alman-Türk kontrgerillaları arasında işbirliği-

Çarpıcı bir diğer delil olarak, bazı Alman araştırmacıların ileri sürdüğü görüşler gösterilebilir. Alman derin devleti üzerine yazdığı kitaplarla tanınan yazar Jürgen Elsässer, Almanya ve Türkiye´de ´uyuyan gladyo/kontrgerilla hücreleri´ bulunduğunu ve Türklere yönelik cinayetlerde bu hücrelerin parmağı olduğunu savunuyor. Neo Nazi katillerin daha büyük örgütleri saklamak için kılıf olarak kullanıldığını söyleyen Elsässer şunu da ekliyor: ´Hatta hiç Nazi bile olmayabilirler.´

Yine aynı Alman araştırmacılara göre, kontrgerilla diye bildiğimiz ve İkinci dünya savaşı sonrasında ABD öncülüğünde tüm Nato ülkelerinde kurulan gizli yarı resmi terör örgütlerinden en güçlüleri Türkiye ve Almanya´da bulunuyor. Almanya´da kontrgerilla teşkilatı bulunduğuna ve bu örgüte dair benzer şok bilgiler 1990 yılı sonundaki Gladio skandalı ertesinde de ortaya çıkmıştı. Hatırlanacağı gibi, 1990 yılı sonunda İtalya´da patlayan Gladio skandalı tüm Nato ülkelerine sıçradı. Türkiye hariç tüm üyeler örgütün varlığını kabul etti, ya tasfiye ettiklerini ya da yasal sınırlara çektiklerini açıkladılar.

Ancak aynı Alman araştırmacılar bunun doğru olmadığını, Almanya ve Türkiye´deki örgütlerin hala aktif olduğunu çeşitli bulgulara dayanarak ileri sürüyorlar. Elsasser sözlerine şöyle devam ediyor: Gladio, Amerikan kontrolünden çıkmak üzere olan ülkeleri ve devletleri istikrarsızlaştırmayı amaçlar. 1970 ve 80´lerde İtalya´daki sahte bayrak operasyonlarıyla Gladio, sağ ve sol terör örgütlerini bir kılıf olarak kullandı. (Kızıl Tugaylar/Brigate Rosse) Türkiye ve Almanya kendi yollarını bulmayı amaçladılar. Gladio´nun bir çok uyuyan hücresi var. Bence Almanya ve Türkiye´de de mevcutlar. Alman ve Türk gizli servislerindeki Amerikan hücrelerini araştırmalı. Gladio ulusal değildir. Angloamerikan aracıdır. (11)

Elsasser´in sözleri Türkiye´de adı son günlerde sık sık gündeme gelen ve Derin-Sol olarak da nitelendirilen DHKP-C´yi hatırlatıyor. Bu örgütün derinliğine dair daha önce haberleştirdiğimiz ilginç delil ve bulgular (12) Elsasser´in dile getirdiği iddiaları güçlendirmekte. İtalya´daki Kızıl Tugaylar´ın Türk versiyonu DHKP-C´dir. Bu örgütler, İtalyan ve Türk kontrgerilla örgütleri tarafından o ülkelerdeki terörü azdırmakta taşeron olarak kullanılmış ya da kullanılmaktadırlar. Bu bakış açısıyla, DHKP-C, PKK ve diğer örgüt mensuplarının Almanya tarafından Türkiye´ye niçin iade edilmediği de anlaşılır hale gelmektedir.

-Mason Locası Gladio skandalı patlayınca Türk masonları uyardı-

Alman ve Türk kontrgerilla teşkilatlarının hala diri ve işbirliği içinde olduğu iddiasını doğrulayan bir belge, Ergenekon sanıklarından birinde ele geçirildi. Ergenekon davasının 1 no´lu sanığı eski Jandarma Komutanı Org. Şener Eruygur´dan ele geçirilen ve ikinci davanın 36. klasöründe yer alan belge Convent´te (Otel) alınan kararlar başlığını taşıyor. Avusturya´daki mason toplantısında alınan ve kamuoyuna içeriği deklare edilmeyen belgenin girişinde, İtalya´daki P2 skandalından sonra 31. ve 33. maddelerde işaret edildiği gibi Yunanistan´daki kardeşlerin açıklamaları krize neden oldu. Buna benzer olayların Türkiye´de de meydana gelebilmesi mümkündür. Kardeşlerimize gerekli tedbirleri derhal almalarını tavsiye ederiz. deniliyor. Türkiye´deki masonların daha güçlü ve tedbirli olabilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda tartışan localar, gerektiğinde masonik yapı aleyhtarlarıyla, Yahudi aleyhtarlarının tespit edilerek imha edilmesini bile kararlaştırmış. Gladio skandalı üzerine yapılan toplantıyla ilgili bu belge ve onun Ergenekon davasının en önemli sanığı olarak 1 no´da yargılanan Eruygur´da ele geçirilmesi, Ergenekon´un uluslararası bağlantıları olduğunu net şekilde ispatlamaktadır. (13)

Abdullah Harun / kontrgerilla.com

(1) haber.stargazete.com/politika/almanya-250-teroristin-iadesini-reddetti/haber-726094

(2) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4694

(3) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=5022 4694

(4) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=erge-deutsch

(5) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4694

(6) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4014

(7) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4694

(7) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=4271%20721

(8) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4972

(9) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4337

(10) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3914

(10) yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=15.11.2011&y=IbrahimKaragul

(11) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3914

(12) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=5031 4726 4553 4391 2526 2461 2343

(13) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1224

(09 Şubat 2013, 11:01)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Firarlarda özel bir durum mu var?

Sanıklara Ergenepol koruması

Interpol´e sunulan Ergenekon raporu

Almanya´dan Dalan´a sahte pasaport

Almanya Dalan´ı iade etmiyor

Almanya Bakıcı´yı da vermiyor

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

Naziler, Alman Ergenekonu´nun kılıfı

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

Ergenekon, Balyoz ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5115    yazdır/print


 

Zirve´de yeni deliller diskten çıktı

2007´de Malatya´da Zirve Yayınevi´nde biri Alman uyruklu 3 kişinin öldürülmesi olayına ilişkin davada yeni deliller elde edildi. Dava sanıklarından Haydar Yeşil´in akrabası tarafından teslim edilen harddiskten, davadaki tutuklu sanıklar tarafından Malatya Jandarma Komutanlığı´nda hazırlanan önemli belgeler çıktı.

25.01.2013 16:29 2007´de Malatya´da Zirve Yayınevi´nde biri Alman uyruklu 3 kişinin öldürülmesi olayına ilişkin davada, sanık yakını tarafından teslim edilen harddisk yeni delilleri gün yüzüne çıkardı. Zirve davası 4 yılı aşan süredir görülüyor. Ancak 22 Haziran 2012 tarihinde kabul edilen ek iddianameyle birlikte davanın seyri hızlandı. Tıpkı Danıştay davasının Ergenekon davasıyla birleşmesi sonrasında görüldüğü gibi savcılık ve mahkemenin ulaştığı yeni ve çarpıcı deliller üzerine soruşturma ve dava giderek derinleşiyor. Ek iddianamede yer alan en önemli bilgiler tanık İlker Çınar´a ait. Çınar´ın iddialarını destekleyen yeni deliller ortaya çıktı. 6 Aralık 2012 tarihinde Malatya Cumhuriyet başsavcılığı´na ulaşan Malatya Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Haydar Yeşil´e ait harddiskte çarpıcı bilgiler var. Yıllardır bir türlü ele geçirilemeyen bu harddiski Haydar Yeşil´in yakın akrabası, soruşturma savcısı İsmail Aksoy´a teslim etmişti. Harddiskten Ergenekon-TUSHAD şeması, JİTEM´in TUSHAD içerisindeki yeri ve ses kayıtları çıktı. Bu gelişme üzerine savcılık, 23 kişi hakkında yeni bir soruşturma başlattı.

-Yeni deliller binbaşının sakladığı diskten çıktı-

Malatya İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Haydar Yeşil´in Kırşehir´de yaşayan kayınbiraderi H.K. tarafından Kırşehir Emniyet Müdürlüğü´ne ulaştırılan harddisk, 16 Ocak´ta Terörle Mücadele Kanunu´nun (TMK) 10. maddesiyle görevli Malatya Cumhuriyet Savcılığı´na teslim edildi. Cihan Haber Ajansı´nın haberine göre harddiskten, davadaki tutuklu sanıklar tarafından Malatya Jandarma Komutanlığı´nda hazırlanan önemli belgeler çıktı.

Harddiski polise teslim eden H.K., yeni satın aldıkları eve taşınırken annesinin yatak odasındaki gardırobunda bulduğu 500 GB kapasiteli bilgisayar belleğini iş yerinde yedekleme işleminde kullanmak için yanına aldığını belirtti. Harddiski kullanmak için açtığında Zirve Yayınevi cinayeti, Ergenekon davası gibi gündemde olan konularla ilgili bilgiler bulduğunu anlatan H.K., tutuklu yargılanan eniştesi ´Haydar Yeşil´in durumuna faydası olur´ düşüncesiyle polise teslim ettiğini söyledi.

Savcılık tarafından çözümlenen ek deliller 26 klasör halinde dava dosyasına eklendi. Ek delil klasörleri arasında, Haydar Yeşil, Ruhi Abat ve İlker Çınar´ın misyonerlikle ilgili yaptıkları çalıştayların görüntüleri de yer aldı. Dokümanlar arasında Zirve Yayınevi cinayetlerine ilişkin haberler, Hrant Dink´in öldürülmesinin ardından Malatya´da yapılan protesto gösterilerine ait görüntüler, Ermeniler ve Hizmet Hareketi´ne ilişkin bilgi ve belgeler, misyonerlere ilişkin adreslerin yer aldığı şema bulunduğu belirlendi.

Delillere ilişkin hazırlanan raporda, H.K.´nın ifadeleri, elektronik ortam dosyalarının imaj karşılaştırmaları sonucunda harddiskin Haydar Yeşil´e ait olduğunun saptandığı belirtildi. Raporda, davada sanık olarak yargılanan Malatya eski İl Jandarma Komutanı Mehmet Ülger´in Haydar Yeşil´den Zirve Yayınevi cinayetine yönelik yaptıkları çalışmaları iyi saklamasını istediği, Yeşil´in de bilgisayar belleğini memleketi Kırşehir´deki kayınvalidesinin evinde kullanılmayan eşyalar arasına sakladığına yer verildi.

Dokümanlarda eski adı ´Kayra´ olan Zirve Yayınevi´ndeki kitap sayısı, hangi eserlerin yer aldığına dair bilgiler yer aldı. Bu bilgilerin yayınevinde gerçekleştirilecek eylem doğrultusunda özel olarak toplandığı, bu takibin yapılması için haber elamanı olan yayınevi çalışanı Hüseyin Yelki´nin görevlendirildiği öne sürüldü. ´OKC yazıları´ isimli klasörde yer alan bilgilere göre, davanın müdahil avukatlarından yazar Orhan Kemal Cengiz´in yazıları ve röportajlarının arşivlendiği tespit edildi.

Ayrıca misyoner olduğu sanılan kişilerin fişlendiği, bu kişilerin fotoğraflanarak numaralandırıldığı anlaşıldı. Zirve Yayınevi cinayetinde öldürülen Tilman Geske´nin defni sırasında çekilmiş fotoğrafların bulunduğu, Türkiye´de yaşayan yabancı uyruklu misyonerlerin kimlik bilgileri, uyrukları, pasaport numaraları, cinsiyet ve medeni halleri ile Türkiye´deki adresleri ve çocuk sayılarının olduğu bilgilerin de yer aldığı saptandı.

Bununla birlikte İlker Çınar´ın saha çalışması sırasında elde ettiği bilgilerin ve kişilerin din değiştirmelerine ilişkin ´ihtida belgesi´nin Malatya İl Jandarma Komutanlığı´nın IG033IDM04″ numaralı bilgisayara ait olduğu, Mehmet Ülger ve ekibinin, TUSHAD´ın talimatları doğrultusunda, Mersin İl Jandarma Komutanlığı´ndan Abdullah Atılgan ile birlikte çalıştıkları tespitine varıldığı öne sürüldü.

Raporda, belgelerden yola çıkılarak Türkiye´deki Hristiyan ve kilise sayısının abartılarak gösterildiği, ilgisi olmayan organizasyonların misyonerlik örgütüyle bağlantılı olarak yazıldığı, ülkede ´misyonerler cirit atıyormuş havası´ verilmeye çalışıldığı belirtildi.

Zirve Yayınevi ve Necip Hablemitoğlu cinayetleri ile Hizmet Hareketi arasında bağ kurulmak suretiyle özellikle Malatya´daki cinayetin Hizmet Hareketi üzerine yıkılmaya çalışıldığının tespit edildiğine yer verildi.

HABER SİTESİ VE MUHABİRLERİ FİŞLENMİŞ

Konuyla ilgili bir haber de Taraf gazetesinde yer aldı. Buna göre, Zirve katliamı sanığı Yeşil´e ait hardisklerlerde çıkan belgelerde, örgütün olaydan sonra konuyla ilgili haber yapan gazetecileri fişlediği ortaya çıktı. Zirve Katliamı sanığı olan Malatya İstihbarat Şube Müdürü Haydar Yeşil´e ait hardisklerde yer alan belgelere göre katliama ilişkin haber yapan muhabirler de örgütün takibine alınıyor. Belgelere göre örgüt katliam sonrası da takibi bırakmamış. Malatya´daki Zirve katliamı ile ilgili yapılan haberlerin yer aldığı üç sayfalık belgede örgütün takibine alınan 28 haber sitesi bulunuyor. Haber sitelerinin karşına “PKK yanlısı”, “AB ve AKP yanlısı”, “PKK´yı eleştiren bir site” diye not düşülüyor. Bianet haber sitesinin karşısına “AB yanlısı politikalara endeksli bir site” şeklinde not düşülürken, Erol Önderoğlu tarafından yapılan habere dikkat çekiliyor. Stargazete haber sitesinin karşısına “AB ve AKP yanlısı politikaları destekleyip askerin yaptığını düşünen ve eleştiren bir gazete” olarak not düşülürken, Erdal Şimşek tarafından kaleme alınan “Malatya katliamı askere uzandı” haberine de yer veriliyor. Gazeteport haber sitesinin karşına ise “AB fonlarından finanse edilen site” diye yazılarak “Malatya katliamı soruşturmasına korkunç ihbar” başlıklı haberler yer alıyor. Birgün, “Aşırı sol bir gazete”, Evrensel ise “PKK sempatizanı” olarak fişleniyor.

İlker Çınar´ın ihtida belgesi

Bu arada Sanıklarından eski “Başpapaz” olan daha sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı´nda uzmançavuş rütbesiyle istihbaratçı olarak çalışan İlker Çınar´ın “ihtida” belgesi de hardisklerde yer aldı. 1993´te kadrosu Kara Kuvvetleri Komutanlığı´ndan alınarak Özel Kuvvetler Komutanlığı içerisindeki TUSHAD´a bağlı Beyaz Kuvvetler Komutanlığı´nda atanan misyoner faaliyetlerle ilgili bilgi toplamakla görevlendirildiğini söyleyen Çınar, “Vicdani Huzur” için 2 Ocak 2000´de din değiştiriyor. 1970 Tarsus doğumlu olan İlker Çınar´ın mesleği ise iç mimar. Kilise yetkilisi Kamil Musa ve Hüseyin Ertuğrul ile Sezgin Yaşar´ın tanık olarak imza attığı belgede Çınar din değişikliği nedenini “Vicdani huzur” olarak gösteriyor. (Taraf, Cihan)

O ŞOK SES KAYDI DA DİSKTEN ÇIKTI!

27.01.2013 14:40 Zirve Yayınevi´nde hem sanık hem de tanık olan İlker Çınar, İnönü Üniversitesi öğretim görevlisi Ruhi Abat´ın kendisini arayarak, “Korkutma amaçlıydı, şerefsizlere vurun dedik öldürmüşler” dediğini öne sürmüştü. Bu konuşmanın ses kaydı, sanık Binbaşı Haydar Yeşil´e ait harddiskten çıktı.

Malatya´daki Zirve Yayınevi´nde biri Alman uyruklu üç kişinin boğazının kesilerek öldürülmesi davasına ilişkin ortaya çıkan yeni deliller yankı yarattı. Vatan´ın haberine göre, Dava sanıklarından Malatya Jandarma Alay Komutanı Mehmet Ülger´in, sanık Binbaşı Haydar Yeşil´e verdiği bir harddiskte ortaya çıkan deliller, davada hem sanık hem de tanık olan uzman çavuş rütbesiyle istihbaratçı olarak çalışan İlker Çınar´ın iddialarını doğruladı. Çınar, verdiği ilk ifadelerde, cinayeti medya aracılığı ile öğrendiğini, örgütün siyasi iktidarı devirmek için kaotik bir ortam oluşturmayı, ´misyonerlik´ üzerinden yapmaya çalıştığını kaydetmişti. İnönü Üniversitesi araştırma görevlisi Ruhi Abat´ın kendisini cinayet gecesi aradığını aktaran Çınar, bana çok sert bir üslupla, ´Bak abiciğim, güzel kardeşim, beni iyi dinle, kafanın bir köşesine şunu yaz, bu işten artık dönüş yok, korkutma amaçlı yapmasını istediğimiz bir olayı; şerefsizlere vurun dedik öldürmüşler, bu yüzden sen de bize yardım edeceksin tamam mı?´ şeklinde tehditvari sözler söyleyerek asıl amaçlarını gizlemeye çalıştı demişti. Sanık avukatları ise Çınar´ın bu iddialarının doğru olmadığını savunmuştu.

´En kritik delili´

Davada tutuklu sanık Binbaşı Haydar Yeşil´in Kırşehir´de yaşayan kayınbiraderi H.K´nın, ev taşıma esnasında bulduğu ve yargılama aşamasında eniştesine yardımcı olabileceği ifadesi ile teslim ettiği harddiskte ise Çınar´ın iddialarının doğru olduğu anlaşıldı. Davada en kritik kabul edilen telefon ses kaydında, Ruhi Abat´ın “Bak abiciğim, güzel kardeşim, beni iyi dinle, kafanın bir köşesine şunu yaz, bu işten artık dönüş yok, korkutma amaçlı yapmasını istediğimiz bir olayı; şerefsizlere vurun dedik öldürmüşler, bu yüzden sen de bize yardım edeceksin tamam mı?” sözlerini söylediği belirlendi.

3 misyoneri kesmişlerdi

Malatya´da 18 Nisan 2007´de, Zirve Yayınevi´nde çalışan Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel boğazları kesilerek öldürüldü. Zanlılardan Salih Gürler, Cuma Özdemir, Hamit Çeker ve Abuzer Yıldırım olay yerinde yakalandı. Üçüncü katın penceresinden kaçmak isterken düşerek yaralanan Emre Günaydın, tedavisinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Katliam, Mart 2011´de Ergenekon soruşturması kapsamına alındı. 17 Mart 2011´de dönemin Malatya Jandarma Alay Komutanı olan emekli Albay Mehmet Ülger, Binbaşı Haydar Yeşil, İnönü Üniversitesi Öğretim Elemanı Ruhi Abat da dahil 12 kişi daha tutuklandı. Toplam 17 sanığın tutuklu olduğu davada, İlker Çınar tutuksuz yargılanıyor.

Çınar: Kaydı biliyordum

Ses kaydı İlker Çınar´a da dinletildi. Çınar kaydı dinledikten sonra şunları söyledi: “Bu telefon görüşmesini ben Ruhi Abat ile yaptım. Görüşmeyi 17 Mart 2007 tarihinde Malatya´ya giderken bana verilen özel hatlı telefon üzerinden yaptım. Ruhi Abat´ta Haydar Yeşil ile birlikte ortak kullandıkları özel hatlı telefon vardı. Görüşmeyi yaptığım sırada ben Tarsus´taydım. Ruhi Aabat ise Malatya´daydı. Yapmış olduğumuz bu görüşmelerin kayda alındığından da bilgim vardı. Cinayetin işlendiği gün gece yarısından sonra yaptığımız görüşmede, kendisine tepki vermem üzerine, Ruhi Abat tepkimi de çekmemek için bu sözleri söyledi. Asıl amaçlarının öldürmek değil de sadece korkutmak olduğunu özellikle vurgulayıp kendilerine yardım etmem hususunda bir nevi cebri ikazda bulundu. Ben bu sözlerden ne kadar da büyük bir tehlike içinde olduğumu daha iyi anladım.” (Vatan)

´DARBE YAPMAZSANIZ BİZ ÖLDÜRECEĞİZ´

04.02.2013 12:00 Zirve sanığı Binbaşı Haydar Yeşil´den çıkan harddiske göre, 2005´te Büyükanıt´a bir rapor gönderilmiş ve “Erdoğan hain, yönetime el koyun, yoksa kelle alırız” denmiş. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt´ın Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu 2005 yılında, TSK´ya gönderilen “Elazığ Bölgesi Özel Raporu”nun dezenformasyon ürünü olduğu ortaya çıktı. Zirve Yayınevi Katliamı davasının tutuklu sanığı Binbaşı Haydar Yeşil´e ait harddiskle ilgili savcılığa ifade veren İlker Çınar, 2005 yılından sonra manipülasyon amacıyla bazı belgelerin hazırlandığını ve bunların üst düzey kurumlara gönderildiğini söyledi.

Emekli Org. Yaşar Büyükanıt´a 2005 yılında gönderilen “Elazığ Bölgesi Özel Raporu”nda, “Şuna emin olun, bu konulara ve şerefsizliklere siz müdahale etmezseniz, sizi şerefimizle temin ederiz ki biz caddelere yine ineceğiz. TSK sessiz kalırsa, biz yine caddelere inip, kelle almaya başlayacağız... Ama şunu da unutmayın; biz caddelere inersek, siz de köşklerinizden aşağı inmek zorunda kalırsınız. Bu vatan uğruna ölmek gerekirse önce öldüreceğiz, sonra da öleceğiz” ifadeleri yer alıyordu.

Raporda ayrıca, “Değerli komutanlarımız, bizler Elazığ´dan sesleniyoruz. Biz fakir, namuslu, şerefli, Atatürkçü, devletçi ve milliyetçi dava adamlarıyız” girişiyle başlayan raporda Elazığ bölgesinin kaybedilmek üzere olduğu, tüm devlet dairelerinde Kürtçenin anadil haline geldiği, misyonerlerin cirit attığı, arazilerin İsrail´e satıldığı savunuluyordu. Elazığ´ın önde gelen isimleriyle ilgili iftira içerikli bilgilerin yer aldığı raporda, Başbakan Erdoğan´a “hain” deniliyor, ordunun yönetime el koyup İstiklâl Mahkemeleri´ni yeniden kurması isteniyordu.

İrtica kılıf yapılacaktı

Raporla ilgili Çınar, “Bu mesajın muhatabı AK Parti üzerinden Batı ülkeleriydi. Ergenekon Terör Örgütü, yapmak istediği darbeyi irtica kılıfıyla gerçekleştirmek istiyordu ve bunun için Genelkurmay´ı manipüle ediyordu” dedi. 2005 yılında planla ilgili çalışmalara başlandığını söyleyen Çınar, bu çalışma kapsamda, İSTH:3590- 1605/1KK ve Güv. Ş. (493)5034709 sayısıyla Genelkurmay Başkanlığı´na “Elazığ Bölgesi Özel Raporu” adıyla bir rapor gönderildiğini söyledi. O dönem Kara Kuvvetleri Komutanı olan Yaşar Büyükanıt´ın bu konunun araştırılmasını istediğini söyleyen Çınar, “Bu manipülasyon çok kapsamlı ve profesyonelce yapıldı. Genelkurmay Başkanı kendisine ait alt komutanlıklardan gönderilen raporlara inanarak ebildirge ile bu ideolojik saplantılı irtica konusuna gönderme yaptı ve misyoner cinayetlerini bilmeden buraya bağladı. Zaten Ergenekon´un da istediği buydu” dedi. (Taraf)

SES KAYDI BİLİRKİŞİ TARAFINDAN TESPİT EDİLDİ

05.03.2013 17:27 Malatya Zirve Yayınevi davasına ışık tutacak deliller giderek artıyor. Muvazzaf binbaşı Haydar Yeşil´in kayınbiraderi tarafından savcılığa teslim edilen harddiskte davayla ilgili bir ses kaydı ortaya çıktı. Ses kaydına göre tutuklu sanık İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi araştırma görevlisi Ruhi Abat, Şerefsizlere vurun dedik, öldürmüşler. şeklinde konuşuyor.

Alman uyruklu Tilman Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel, 18 Nisan 2007 tarihinde Zirve Yayınevi´nde öldürüldü. Malatya İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Müdürü tutuklu sanık Binbaşı Haydar Yeşil´in Kırşehir´de yaşayan kayınbiraderi H.K.´nın ev taşıma esnasında bulduğu ve eniştesine ait olduğunu ifade ederek polise teslim ettiği harddiskte bu olayı aydınlatacak birçok delil ortaya çıktı. Terörle Mücadele Kanunu´nun 10. maddesiyle görevli Malatya Cumhuriyet Savcılığı´na gönderilen harddiskin bilirkişi incelemesi yaptırıldı. Harddiskte, tutuklu sanıklar Haydar Yeşil ve Ruhi Abat ile tanık koruma programından yararlanan sanık İlker Çınar´ın cinayetler öncesinde buluşarak gerçekleştirdikleri misyonerlikle ilgili toplantı görüntüleri ve cinayetlerin sonrasına ait telefon görüşme kayıtları, Zirve Yayınevi cinayetlerine ilişkin haberler, Hrant Dink´in öldürülmesinin ardından Malatya´da yapılan protesto gösterilerine ait görüntüler, Ermeniler ve Hizmet Hareketi´ne ilişkin bilgi ve belgeler, misyonerlere ilişkin adreslerin yer aldı.

Ayrıca harddiskte, cinayetlerden bir gün sonra (19 Nisan) araştırma görevlisi Ruhi Abat ile İlker Çınar arasında geçen telefon görüşmesinin ses kaydının 005 isimle yer aldığı tespit edildi. Saat 22.21´de yapılan görüşmede Abat´ın İlker Çınar´a Bak ağabeyciğim, güzel kardeşim. Beni iyi dinle, kafanın bir köşesine şunu yaz. Bu işten artık dönüş yok. Korkutma amaçlı yapmasını istediğimiz olayı şerefsizlere vurun dedik öldürmüşler. Bu yüzden sen de bize yardım edeceksin tamam mı? şeklinde tehditvari ifadeler kullandığı belirlendi.

Savcılık, Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi (TUSHAD) tarafından görevlendirildiğini belirten tutuksuz sanık İlker Çınar´a bu ses kayıtlarını sordu. Konuşmayı doğrulayan Çınar, şunları söyledi: Bu telefon görüşmesini ben Ruhi Abat ile yaptım. Görüşmeyi 17 Mart 2007(cinayetten 1 ay önce) tarihinde Malatya´ya giderken bana verilen özel hatlı telefon üzerinden yaptım. Ruhi Abat´ta Haydar Yeşil ile birlikte ortak kullandıkları özel hatlı telefon vardı. Görüşmeyi yaptığım sırada ben Tarsus´taydım. Ruhi Abat ise Malatya´daydı. Yapmış olduğumuz bu görüşmelerin kayda alındığından da bilgim vardı. Cinayetin işlendiği gün gece yarısından sonra yaptığımız görüşmede, kendisine tepki vermem üzerine Ruhi Abat tepkimi de çekmemek için bu sözleri söyledi. Asıl amaçlarının öldürmek değil de sadece korkutmak olduğunu özellikle vurgulayıp kendilerine yardım etmem hususunda bir nevi cebri ikazda bulundu. Ben bu sözlerden ne kadar da büyük bir tehlike içinde olduğumu daha iyi anladım. (Cihan)

(25 Ocak 2013), son güncel.: (05 Mart 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Zirve derinleşiyor: Yeni deliller

Zirve: Şerefsizlere vur dedik, öldürdüler

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Tushad kimlikleri ek klasörlerde

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Çınar´dan mahkemede şok iddialar

Zirve´yi başlatan papazdan şok itiraflar

Zirve davaları birleştirildi

İşte 761 sayfalık ek iddianamesi

Zirve ek iddianamesi kabul edildi

Malatya Zirve Katliamı ve Ergenekon bağlantısı manşetlerimiz

Dink ve Zirve aynı ekibin işi

Ergenekon ve Balyoz, Malatya´da ´zirve´ yapmış

Tanık: Malatya ve Dink ´Kafes´ işi

Zirve Yayınevi Katliamı ile Kafes davaları birleşebilir

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5097    yazdır/print


 

Hablemitoğlu dosyası açılıyor

10 yıl önce faili meçhul bir cinayetle öldürülen Dr. Necip Hablemitoğlu´nun dosyası yeniden açılıyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmek üzere hazırlanan dosyada Ergenekon sanığı Albay A.U. ve astsubay T.Ü. ile ilgili önemli bulgular yer alıyor.

30.11.2012 09:47 Faili meçhul cinayetleri aydınlatma kapsamında, 10 yıl önce 18 Aralık 2022´de öldürülen Dr. Necip Hablemitoğlu´nun dosyası da yeniden açılıyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmek üzere hazırlanan dosyada Ergenekon sanığı Albay A.U. ve astsubay T.Ü. ile ilgili önemli bulgulara yer verildi. A.U. ve T.Ü.´nün, cinayet günü polisin delil toplama çalışmalarını yerinde izlediği belirtildi.

-Dosyalar ardı ardına açılıyor-

Yakın tarihteki şüpheli ölümler ve suikastların aydınlatılması için önemli adımlar atılıyor. Adli Tıp Kurumu, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın zehirlediğine ilişkin bulgulara ulaştı. CHP Milletvekili Güldal Mumcu, kaleme aldığı kitapta eşi Uğur Mumcu´ya yapılan suikastın çözülmesinin devletin birimleri tarafından nasıl engellendiğini deşifre etti. Benzer bir gelişme, 10 yıl önce işlenen Dr. Necip Hablemitoğlu cinayetinde de yaşanıyor. Bu dosya da tozlu raflardan indirildi. Polis, yürüttüğü titiz çalışmalar sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmek üzere bir dosya hazırladı. Dosyada Ergenekon davası sanıklarından emekli Albay A.U. ve ´Mustafa´ kod adlı emekli astsubay T.Ü. ile ilgili bazı bulgulara yer verildi. Geriye dönük cep telefonu taramaları ve baz istasyonu kayıtları incelemelerine dayandırılan bilgilere göre, T.Ü., saldırıdan önce A.U. tarafından Ankara´ya çağrıldı. Ayrıca cinayet günü A.U. ve astsubay, polisin olay mahallindeki delil toplama çalışmalarını yerinde izledi. Söz konusu iddiaların yer aldığı dosyaya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilen bir ihbar mektubu da ilave edildi. Mektupta, A.U. ile Ergenekon sanıklarından Ergun Poyraz´ın, Hablemitoğlu suikastına ilişkin önemli bilgilere sahip olduklarının anlatıldığı öğrenildi.

Yazar Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Aradan geçen zamana rağmen faillere ulaşılamadı. Dosya, faili meçhuller rafındaki yerini aldı. Ancak, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) İstihbarat ve Terörle Mücadele (TEM) birimleri, bir yıl önce dosya üzerinde yeni çalışma başlattı. Dosyadaki veriler yeniden didik didik edildi. Cinayetin ardından bir ihbar mektubu üzerine emekli Albay A.U.´nun takibe alındığı, dosyada emekli Astsubay T.Ü. ile 2002-2004 tarihleri arasında telefon görüşmeleri yaptığına ilişkin bilgilerin yer aldığı fark edildi. Bunun üzerine, Telekomünikasyon İletişim Dairesi´nden (TİB) alınan veriler incelendi. Ayrıca cinayetten sonra söz konusu iki isim arasındaki telefon görüşmelerinin dökümü yeniden yapıldı.

Telefonlara ait ´baz´ verilerinden, T.Ü.´nün suikast öncesi ve sonrasında Ankara´da olduğu sonucuna ulaşıldı. Söz konusu şahıs adına kayıtlı telefonların, 15-21 Aralık 2002 tarihleri arasında Ankara´da sinyal verdiği görüldü. T.Ü.´nün Albay A.U. ile telefon görüşmeleri yaptığı, karayoluyla Antalya´dan Ankara´ya geldiği, saldırıdan birkaç gün önce Necip Hablemitoğlu´nun evinin olduğu Portakal Çiçeği Sokağı´na giderek incelemelerde bulunduğu belirlendi. Cinayetin hemen ardından olay mahallinde A.U. ile Olay Yeri İnceleme ekiplerinin çalışmalarını takip eden astsubayın 21 Aralık tarihinde karayoluyla Ankara´dan Antalya´ya döndüğü anlaşıldı.

Son bilgiler ışığında dosyayı didik didik eden polis, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmek üzere yeni bir dosya hazırladı. Cinayetin ardından gerçekleşen telefon trafiği dosyada ayrıntılarıyla yer aldı. Emekli albayın, T.Ü.´ye, “Antalya´daki malzemeleri kaldırın. Ortada bir şey bırakmayın. Dikkatli olun.” dediği kayıtlara yansıdı. Polis, T.Ü.´nün de ikamet ettiği Antalya´daki bazı adreslere baskın yapmasına rağmen söz konusu malzemelere ulaşılamadı. Ancak, Ergenekon operasyonunun başlamasının ardından Antalya´da metruk bir arazide çok sayıda mühimmat bulundu. Bunun, emekli Albay A.U.´nun telefonda belirttiği malzemeler olduğu ortaya çıktı.

-İhbar mektubu: Albay A.U. suikastin faillerini biliyor-

Necip Hablemitoğlu cinayetini araştıran polis, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na ulaşan bir ihbar mektubunun da üzerinde duruyor. Alınan bilgilere göre mektupta, emekli Albay A.U.´nun Necip Hablemitoğlu suikastı ile ilgili olarak önemli bilgilere sahip olduğu ileri sürülüyor. A.U.´nun Hablemitoğlu´nun faillerini bildiği iddia ediliyor. Aynı şekilde Hablemitoğlu olayı ile ilgili olarak Ergenekon sanığı Ergun Poyraz´ın da bazı bilgilere sahip olduğu aktarılıyor. Mektuptaki bir diğer değerlendirme ise ´Hablemitoğlu´nun o dönemde bu kişilerle güçlü bir irtibatı olduğu, yazdığı birçok kitapta bilgi ve belgeleri kendisine A.U.´nun temin ettiği, ancak aralarının açılmasının ardından Hablemitoğlu´nun hedef haline geldiği´ yönünde. (Bayram Kaya / Zaman)

CİNAYETİN ERGENEKON BAĞLANTILARI

GİZLİ TANIK KISKAÇ: OSMAN GÜRBÜZ, HABLEMİTOĞLU´NU ÖLDÜRDÜĞÜNÜ SÖYLEDİ

Ergenekon davasının 5 Mart 2012 tarihinde görülen 215. duruşmasında ifade veren Gizli Tanık Kıskaç, sanıklar; Veli Küçük, Mehmet Fikri Karadağ, Osman Gürbüz ve Oktay Yıldırım ile Sabancı ve Hablemitoğlu cinayetleriyle ilgili ciddi iddialarda bulundu. Önce JİTEM´de sonra da MİT adına çalıştığını ifade eden Kıskaç, 2´nci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Osman Gürbüz tarafından tehdit edildiğini söyledi. Onunla mahkemelik olduklarını belirten Kıskaç, bunun üzerine Gürbüz´ü internetten araştırdığını söyledi. Gürbüz´ün Antalya Kuvay-i Milliye Derneği üyesi olduğunu öğrendiğini ifade eden Kıskaç, Ben cezaevindeyken Şerife Gürbüz bana amcası Osman Gürbüz´ün Hablemitoğlu cinayetini işlediğini söyledi. şeklinde konuştu. Daha sonra Osman Gürbüz ile Merter Mc Donalds´ta yaptıkları görüşmede Sıkmasaydım bu kadar para olur muydu? Necip´i öldürdüm, parayı aldım. Patron benim. Jandarmada komutanım var, adı da Levent Ersöz. Bunun dışında 2 bin adamım var.´ dedi. ifadelerini kullandı. Osman Gürbüz´ün itiraflarını Merter´de Mc Donalds´ın kameraları tarafından çekildiğini söyleyen Kıskaç, kayıtları İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü´ne gönderdiğini ancak hiçbir işlem yapılmadığını savundu.

22 Nisan 2006 günü Çamlıca Kız Lisesi´nde Veli Küçük´le görüştüğünü ifade eden Kıskaç, toplantıya Oktay Yıldırım´ın da katıldığını aktardı. O zaman Çamlıca gişelerinden kaçak geçiş yaptıklarını belirten Kıskaç, Kayıtlarda da vardır. Toplantının ardından Veli Küçük´e Osman Gürbüz´ü anlattım. Küçük de bana, ´Osman Gürbüz bizim adamımız´ dedi. Veli Küçük ve Osman Gürbüz, Necip Hablemitoğlu cinayetinin ardından yollarını ayırmış. ifadelerini kullandı.

SANIK YILDIRIM: HABLEMİTOĞLU CİNAYETİ İÇİN 1 MİLYON DOLAR TEKLİF ETTİLER

Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırılara katıldığı iddiasıyla Ergenekon davasında yargılanan tutuklu sanık Osman Yıldırım, 12 Mart 2008 tarihli ifadesinde Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili olarak şunları söyledi:

“Aralık 2002´de İbrahim Genç, Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Esen Türkyılmaz ve Osman Gürbüz´ün de bulunduğu bir yazıhanede Gürbüz, bana ´Necip Hablemitoğlu´nu öldürebilir misin?´ diye sordu. Bunun karşılığında da 1 milyon dolar vereceklerini söyledi. Ben ise kendisini tanımadığımı söyledim, bundan dolayı da tekliflerini reddettim. Bunun üzerine Veli Küçük, Osman´a dönerek, ´Osman bu iş gene sana düştü´ şeklinde talimat verdi. Daha sonraki günlerde Hablemitoğlu´nun öldürüldüğünü duydum. Olaydan 6-7 ay sonra Gürbüz, bana ´Hablemitoğlu´nun parasını masalarda bitirdik´ dedi.”

GİZLİ TANIK C: HABLEMİTOĞLU TALİMATI VELİ KÜÇÜK´TEN

Ergenekon davasının 15 Mayıs 2012 tarihinde görülen 182. duruşmasında ifade veren Gizli Tanık C, Veli Küçük ve Sami Hoştan´ın Necip Hablemitoğlu´nu öldürmesi için İzmir´de kumarhanesi bulunan İbrahim Çiftçi´ye teklifte bulunduklarını söyledi. Gizli Tanık, teklifi kabul etmeyen Çiftçi´nin ise kumarhanesine bomba atılarak öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı.

Gizli Tanık C ifadesine, İzmir´de kumarhanecilik yapan ve kumarhanesine atılan bomba sonucu öldürülen İbrahim Çiftçi´nin yakın dostu olduğunu belirterek başladı. Çiftçi´nin kumarhanesinde kumar oynadığını belirten gizli tanık, Bir gün ofisinde oturuyorduk. Bir telefon geldi ve bu konuşmadan sonra Çiftçi çok sinirlendi. Hablemitoğlu´nun kim olduğunu sordu bana. Ben de gazeteci diye söyledim. Bana, ´Ne zannediyorlar bunlar? Kiralık katil miyiz biz?´ diye bağırıyordu. Telefonda Veli Küçük ve Sami Hoştan ile konuştuğunu, kendisine Hablemitoğlu´nu öldürmeyi teklif ettiklerini söyledi. O güne kadar yakın dosttular. İzmir Çeşme´de bir restorana gider otururlardı. Ancak bu telefon görüşmesinden sonra araları açıldı. O günden sonra Çiftçi, çok tehdit edildi ve dilekçe yazarak durumu İzmir Savcılığı´na bildirdi. diye konuştu.

-´O isimleri savcıya verdim´-

Gizli tanık, Necip Hablemitoğlu´nun öldürülmesinin ardından, biri çıkıp Hablemitoğlu´nu öldürdüğünü, İbrahim Çiftçi ile bu işi birlikte yaptıklarını söyledi. Çiftçi o dönemde sağlık sorunları nedeniyle tedavisi için savcılıktan da izin alarak Amerika´ya gitti. Ancak o dönemde basında ´İbrahim Çiftçi Amerika´ya kaçtı´ şeklinde haberlerin yer alması üzerine Çiftçi, tekrar Türkiye´ye dönerek savcılığa ifade verdi. Çiftçi, savcılık çıkışında bana ´O namussuzların defterini dürdüm. İsimlerini savcılığa verdim´ dedi ifadesini kullandı.

Ergenekon davasının tutuksuz sanıklarından Sami Hoştan´ın, Çiftçi´nin kumarhanesinde 3 milyon dolar kaybettiğini iddia eden gizli tanık C, İbrahim Çiftçi ile Sami Hoştan´ın arası bu paranın ödenmesi konusu yüzünden açılmıştı. dedi. Gizli tanık, 4 Ekim 2006 tarihinde Erdinç Utaş isimli şahsın, İbrahim Çiftçi´nin kumarhanesine bomba attığını ve Çiftçi´nin bu olayda öldüğünü, birçok kişinin de yaralandığını anlattı.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Hablemitoğlu´nun öldürülmesinin ihale edilmesi konusu, daha önce verdiğiniz savcılık ifadenizde yok. Bunu açıklar mısınız? diye sordu. Gizli tanık C ise önceden adalete güveninin olmadığını belirterek, Artık görüyoruz, suçlular yakalanıyor, yargılanıyor. cevabını verdi. Gizli tanık, savcı Pekgüzel´in soruları üzerine İbrahim Çiftçi, Hablemitoğlu cinayetinin ihale edildiği ve Veli Küçük ile yaptığını söylediği telefon konuşmasının ardından ´Vay çakallar, Veli Küçük ile Sami Hoştan beni tezgaha getirmeye çalışıyorlar´ demişti. diye konuştu.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in ´İbrahim Çiftçi´ye ne zaman telefon geldi?´ şeklindeki sorusuna gizli tanık , ´Hablemitoğlu öldürülmeden 4-5 ay önce. Biz telefon geldiğinde İbrahim Çiftçi´nin yazıhanesinde oturuyorduk. Çiftçi çalan cep telefonuna, yazıhanesinin kapısına çıkarak cevap verdi´ şeklinde cevap verdi. Gizli tanık, el bombasını atan Utaş´ın, Sami Hoştan´ı İzmir´e geldiğinde karşılayarak araçla aldığını da söyledi.

HABLEMİTOĞLU´NUN ÖLDÜRÜLME NEDENİ: ALTIN MADENLERİNİ ARAŞTIRMASI

Tutuklu sanık Ergün Poyraz, gizli tanık C´ye Necip Hablemitoğlu´nun neden öldürüldüğünü sordu. Gizli tanık C, bu soruya Hablemitoğlu Bergama´daki altın madenleriyle ilgili yazıyormuş. Bergama İzmir çevresinde olduğu, İzmir´in de ağası Çiftçi olduğu için, onu aradılar. Çiftçi, ´Bu adamcağız altın madenleriyle ilgili yazıyormuş. Bundan gidiyor´ dedi şeklinde yanıt verdi.

-Çiftçi ve Ümraniye bombalarının mandal numaraları aynı-

Gizli tanık C, tutuklu sanık Durmuş Ali Özoğlu´nun soruları sırasında da İbrahim Çiftçi´nin öldürüldüğü olayda kullanılan bomba ile Ergenekon soruşturmalarının başlamasına neden olan, Ümraniye´de ele geçirilen el bombalarının mandal numaralarının aynı olduğunu iddia etti. Bunun tesadüf olmayacağını dile getiren gizli tanık, mandal numaralarının birbirinin aynı olduğu konusunun polisler tarafından söylendiğini ifade etti.

HABLEMİTOĞLU, ALMAN VAKIFLARINI VE ALTIN MADENLERİNDEKİ NÜFUZLARINI ARAŞTIRIYORDU

Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde öldürüldü. Ölmeden önceki son araştırması, Alman vakıflarının Türkiye´deki faaliyetleri üzerineydi. Hablemitoğlu, üzerinde çalıştığı Alman vakıfları dosyasında ulaştığı yeni ve çok önemli bilgileri 8 gün sonra, 26 Aralık 2002´de Ankara 1. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi´nde görülmeye başlanacak 15 sanıklı ´Alman Vakıfları´ davasında açıklayacaktı.

Araştırmalarıyla, Alman vakıflarının Türkiye´de yasal olmayan çalışmalar yaptığı, etnik ve mezhepsel ayrılıkları körüklediği ve altın madeni karşıtlarını örgütlediği yönünde çok önemli bilgilere ulaşan Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi Doç.Dr.Necmi Hablemitoğlu, bu iddialarının ele alınacağı davaya bir hafta kala evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyla öldürüldü.

15 kişi hakkında 8´er yıldan 15´er yıla kadar ağır hapis istemiyle açılan Alman Vakıfları davasının 72 sayfalık iddianamesinin 13. sayfasında, Türkiye´deki Alman vakıflarının genel karakteristiğinin anlatıldığı bölüm Hablemitoğlu´nun, ´Alman Vakıfları Bergama Dosyası´ndan alınmıştı.

ERGENEKON ALMANYA´DA ÇOK GÜÇLÜ

Ergenekon Terör Örgütü´nün Almanya´daki bağlantıları Ergenekon soruşturma ve davası sürecinde bir çok kez gündeme geldi. Bunun son örneği, Poyrazköy´deki arazisinde Ergenekon örgütüne ait büyük bir cephaneliğin çıktığı Ergenekon davasının firari sanığı Bedrettin Dalan olmuştu. Dalan´ın Almanya´da saklandığı ve Alman devletinin koruması altında olduğu, Alman istihbaratının onun için düzenlediği sahte pasaportun ortaya çıkmasıyla netleşti. Alman gizli servisinin, Ergenekon´un firari sanığı Bedrettin Dalan´a verdiği ve Dalan´ın resminin olduğu ´Sinan Akkuş´ isimli şahıs adına düzenlenen pasaportun doğum tarihi hanesinde 17 Aralık 1950 tarihi yazarken, doğum yeri ise Erzincan olarak görülüyor. Alman istihbaratının kendisine verdiği bu sahte pasaportla Beyaz Rusya ve Ukrayna gibi ülkelere gidip gelen Dalan, havaalanlarında hiçbir zorlukla karşılaşmıyor. Güvenlik kontrollerinde pasaportundaki bütün bilgiler teyitlenen Dalan, şüphe çekmeden uçağa binebiliyor.

Almanya ayrıca, Türkiye´deki yargılamada istenen cezanın ağırlığını bahane ederek Dalan´ı Türkiye´ye iade etmeyi reddediyor. Alman hükümetinin çok etkili olduğu Uluslararası Polis Teşkilatı da (Interpol), evrak eksikliği gibi çeşitli bürokratik bahaneler ileri sürerek Dalan´ı yakalamayı reddediyor.

Araştırmacı Necip Hablemitoğlu´nun Alman vakıflarının Türkiye´deki siyasi girişimlerini araştırırken Ergenekon örgütü tarafından öldürüldüğü iddia ediliyor. Bu vakıfların CHP´ye ve Ergenekon sanıklarına maddi yardımlarda bulunduğu belgelere dayanarak iddia edildi. CHP´ye yardım iddiasını ispatlayan deliller Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Ancak başka partiler için internet andıcı sitelerindeki yalan haberler dahi kapatma davası açılmasına yeterli görülürken CHP hakkındaki bu şok iddia, belgelerle desteklendiği halde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya harekete geçmedi.

TANIK KARLIBEL ÇARPICI İDDİALARDA BULUNMUŞTU

Birinci Ergenekon davasının 19 Ocak 2012´de görülen 209. duruşmasında ifade veren Tanık Talip Doğan Karlıbel, Alman vakıflarına ve bu vakıfların Türkiye´deki Ergenekon sanıkları ve CHP´yle bağlantılarına dair çarpıcı iddialarda bulunmuştu. Karlıbel´in ifadesinde somut ayrıntılar vemesi üzerine harekete geçen mahkeme, Türkiye´deki Alman vakıflarının Ergenekon´la bağlantısını mercek altına aldı.

İfadesinde 1997´ye kadar 11 yıl Alman emniyetinde çalıştığını, tercümanlık yaptığını, uyuşturucu alanında da çalıştığını dile getirerek, 1999´da da Türkiye´ye döndüğünü anlattı. 2002 yılında öldürülen Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu ile tanıştığını ifade eden Karlıbel, ´5 Alman siyasi vakıfıyla ilgili çalışmaları vardı. Hablemitoğlu öldürüldükten sonra, 2003´ten itibaren bazı araştırmalar yapmaya başladım. Belirli bir grup bu cinayetin belirli bir cemaat tarafından yapıldığını iddia etse de bu cinayetin arkasında Alman siyasi vakıflarının olduğunu düşünüyorum. Almanya´da siyasi vakıflara karşı soru önergeleri veren milletvekilleri seks kasetleri ortaya çıkıp, siyasetten uzaklaştırılıyordu. Türkiye´de bu şekilde bir komplo olmamıştır. Nuh Mete Yüksel´e yapılan kaset skandalından sonra olmuştur´ dedi.

Kendisinin iddialarını ilk destekleyenlerin İşçi Partisi (İP) olduğunu, kitap yazdıktan sonra Ulusal kanala çıktığını belirten Karlıbel, İP´in Hablemitoğlu cinayetinin arkasında Alman vakıfları değil de belirli bir cemaat olasılığından, Hablemitoğlu´nun eşi Şengül Hablemitoğlu´nun da İran ya da Fethullah Gülen´e yakın bir cemaat olabileceğinden söz ettiğini anlattı. Karlıbel, Şengül Hablemitoğlu´na bunun hedef saptırma olabileceğini söylemesine rağmen, bu şekilde düşünmediğini söylediğini kaydetti. Hablemitoğlu´nun, öldürülmeden kısa bir süre önce Almanya´da gezinti yaptığını ifade eden Karlıbel, Ankara 2 No´lu DGM´de görülen Alman vakıflarıyla ilgili davada da eski CHP Milletvekili avukat Şahin Mengü´nün yönetimindeki avukat grubunun, bu vakıfların avukatlığını yaptığını kaydetti. Alman siyasi vakıflarının, CHP ve bazı siyasi partiler ile bölücü örgütler gibi hükümete karşı olan bütün örgütlerle iç içe olduğunu tespit ettiğini savunan Karlıbel, kendisinin kamuoyunda sahtekar gibi lanse edilmeye çalışıldığını kaydetti.

KARLIBEL ALMAN VAKIFLARINDAN PARA ALANLARI AÇIKLADI

Mahkemede ifade verdikten sonra Beyaz TV´de bir programa katılan Talip Doğan Karlıbel, çeşitli Alman Vakıflarından para alan Ergenekon sanıklarını ve aldıkları para miktarını açıkladı. Beyaz TV´de yayınlanan Medcezir programında Talip Doğan Karlıbel, Almanya´daki çeşitli vakıflardan para alan Ergenekon sanıklarının listesini verdi. Karlıbel, programda ülke elden gidiyor, memleketi parça parça satılıyor diye ulusalcılık propagandası yapan Ergenekon sanıklarının çeşitli Alman vakıflarından ne kadar para aldığını tek tek açıkladı. Latif Şimşek ile Nagehan Alçı´nın beraber modere ettiği Beyaz TV´deki Medcezir Programında dün akşam milletvekili Şamil Tayyar ile Talip Doğan Karlıbel konuktu. Karlıbel´in Almanya´daki çeşitli yerlerden Veli Küçük başta olmak üzere bazı Ergenekon sanıklarının ve Yeniçağ televizyonun para yardımı aldığını açıkladı. İşte Almanya´daki çeşitli vakıflardan para yardımı alan Ergenekon sanıkları ve bazı kurumlar...

Yeniçağ Televizyonu: 120 Bin Euro

Türk Ortodoks Kilisesi: 380 Bin Euro

Noel Baba Derneği: 90 Bin Euro

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Başkanı Taner Ünal: 15 Bin Euro

Doç. Dr. Ümit Sayın (Kitap alımı için): 4 Bin Euro

Kemal Kerinçsiz: 25 Bin Euro

Sevgi Erenerol: 3 Bin Euro

Veli Küçük: 12 Bin Euro

Abdullah Harun / kontrgerilla.com

(30 Kasım 2012, 09:47)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hablemitoğlu talimatı Küçük´ten

Sabancı ve Hablemitoğlu Ergenekon işi

Necip Hablemitoğlu ile ilgili tüm manşetlerimiz

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Talip Doğan Karlıbel´le ilgili tüm manşetlerimiz

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

Almanya´dan Dalan´a sahte pasaport

Almanya Dalan´ı iade etmiyor

Aydınlık´tan Kozinoğlu´na ilginç sansür

Ergenekon´un finans kaynakları manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4972    yazdır/print


 

TBMM: Derin güçler aktif

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, raporunu bugün tamamlıyor. Çarpıcı tespitlerin yer aldığı 1600 sayfalık raporda derin yapının tasfiye edilemediği, bütün unsurlarıyla hala faaliyette olduğu vurgulanıyor. Derin devlet konusunun, ´Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla ve Gayri Nizami Harp´ başlıkları altında ele alındığı ayrıntılı raporda, Özel Harp Dairesi´nin sivil uzantısında görev alan karı kocanın birbirinden haberdar olmadığı gibi ilginç ayrıntılar da yer alıyor.

27.11.2012 09:01 Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 1600 sayfalık raporuna son noktayı bugün koyacak. Bütün darbe süreçlerini mercek altına alan komisyon, ´Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla ve Gayri Nizami Harp´ konularında çarpıcı tespitlerde bulundu. Raporda, Özel Harp Dairesi (ÖHD) ve kontrgerilla tartışmasının 27 kez TBMM gündemine getirildiği ancak bir türlü araştırma kararı çıkarılamadığı vurgulandı. ´Derin devlet´ olarak tanımlanan yapının hâkim ve oligarşik zümre olan askerî yelpaze etrafında vücut bulduğu, ancak içinde istihbarat, medya, mafya, sermaye ve bürokrasiden unsurların yer aldığı kaydedildi. Uygulayıcıların yerüstü biriminin Özel Kuvvetler Komutanlığı; yeraltı birimlerinin ise ´vatansever siviller´ olduğuna dikkat çekildi. Söz konusu çetelerin 50´den aşağı olmadığı tahmin ediliyor. Devasa yapının, tasfiyeye tevessül edilmediği için operasyonel eylemlerine devam edeceği uyarısı yapıldı. Yapılması gerekenler ise şöyle sıralandı: “İtalya´nın ´Gladio operasyonu´ ile deşifre edilen illegal ağları gibi Türkiye de iç buhran gönüllülerini tabandan zirveye tespit edip tasfiye etmelidir. Sorumluluk; iktidar, anamuhalefet, TBMM´de grubu bulunan partiler, Genelkurmay ve sivil toplumun omzundadır. Yoksa kendini ve milleti yiyen bu kurt, ülkeyi ateşe verecektir.”

Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu´nun raporunda derin devlet, ´Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla ve Gayri Nizami Harp´ başlıkları altında ele alındı. 50´den fazla çetelerden oluşan derin devletin yapısı, işleyişi ve kimlerden oluştuğu ayrıntılı bir şekilde yer verildi. Komisyonun tespitleri özetle şöyle:

´DERİN DEVLET´ VATANIN İFLAH OLMAZ DÜŞMANI

Çete usul ve mantığı ile devlet yönetilirse eşkıyadan da hükümdar olur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi, yeryüzünün en köklü devlet birikimine sahip bir toplumun içinde yaşadığı bir devlette, “vatan elden gidiyor” diye ayağa kalkmanın, tarihte benzeri görünen “şeriat isteriz” ayaklanmalarından bir farkı yoktur. “Derin devlet”, devletin ve vatanın iflah olmaz düşmanıdır. Devlet silahla değil, silahın üzerinde bile egemen olan hukukla yaşar. Devleti hukuk korur ve güçlendirir.

KARAR ALICILAR ASKER ANCAK HER KESİMDEN İNSAN VAR

Türkiye´de derin devlet ´hâkim ve oligarşik zümre olan askerî yelpaze etrafında vücut bulmuştur. Karar alıcılar merkez olarak askerî yapı ve etrafında ve liderliğinde oluşmuşsa da yapının içinde istihbarat, medya, mafya, sermaye ve bürokrasiden unsurlar mevcuttur. Uygulayıcılar ise görünür, yerüstü birimi Özel Kuvvetler Komutanlığı; yeraltı birimleri ise vatansever sivillerden müteşekkildir. Devasa bir yapı olan derin devlet, Türkiye´de operasyonel eylemler yapmıştır. Tasfiyeye tevessül edilmediği için belli ki yapmaya devam edecektir.

KARI KOCA AYNI BİRİMDE, HABERLERİ YOK

Sivil uzantılar, ülke işgal edilince kullanılmak üzere barış zamanından eğitilip bekletilenlerdir. Görev verilemez. Kopuk tesbih taneleri gibi her yere dağılmışlardır. Türkiye´nin her yerindedirler. Savaşla beraber tesbihin ipi bağlanır. Görev alırlar. Karı-koca aynı birimdedirler ama birbirlerinden haberleri yoktur. Herkes kendi görevini yapar.

MİT´İ ÖZEL HARP DAİRESİ YÖNETTİ

Özel Harp Dairesi ve MİT arasındaki işbirliği dairenin kuruluşundan itibaren vardı. Hatta işbirliğinden öte bir iç içe geçmişlik durumu söz konusuydu. Bu durumun birinci nedeni, her iki kurumun etkili isimlerinin Amerika ve Almanya´daki Özel Harp kamplarında aynı eğitimden geçirilmesiydi. İkinci neden ise MİT´in başına çoğunlukla askerlerin gelmesi ve bu askerlerin de önemli bir kısmının Özel Harp eğitimi almış olmasıydı. Bu iç içelik ve işbirliğinde komuta üstünlüğü her zaman Özel Harp Dairesi´nde oldu. Planlanmasını çoğunlukla dairenin yaptığı eylemlerin, uygulaması ise MİT´e ve sivil unsurlara düştü. 12 Mart darbesi öncesinde düzenlenen provokatif eylemlerde, operasyonlarda bu durum açığa çıktı. Nedense bu ortak eylem ve operasyonlarda hep deşifre olanlar MİT mensupları oldu. Bu operasyonlara katılan Özel Harpçilerin kim oldukları hâlâ bilinmiyor.

MECLİS, ÖZEL HARP DAİRESİ´Nİ ARAŞTIRAMADI

1990´larda Özel Harp Dairesi ve kontrgerilla tartışması tam 27 kez TBMM gündemine getirildi. Ancak bir türlü Meclis araştırması kararı çıkmadı. Ordu, PKK´ya karşı aktif olarak kullanılan Özel Harp Dairesi´ni kapatmak, sivil unsurlarında lağvetmek yerine daireyi yeniden yapılandırma yoluna gitti. Dairenin nasıl yapılandırılacağı görevini ise bizzat Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş üstlendi. Güreş, bunun için İngiltere´ye gitti. Ardından Amerika´ya, iki ülkenin de Özel Harp Dairesi´yle aynı işlevi gören yapılarını inceledi. Ardından Amerikalıların yardımıyla dairenin yapısında değişikliklere gidilerek Özel Harp Dairesi´nin adı 1991 Eylül´ünde Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak değiştirildi. Tıpkı Seferberlik Tetkik Kurulu´nun Özel Harp Dairesi adını alması gibi.

JİTEM TAMAMEN İLLEGAL BİR YAPIYDI

PKK terör örgütünün Güneydoğu Anadolu Bölgesi´nde artan terör faaliyetleri üzerine, 1983´te kurulmuş bulunan Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı, bölgede aktif hale getirildi. Cem Ersever´in hazırladığı raporlar doğrultusunda bu komutanlık yeniden yapılandırıldı. 1987´de Jandarma İstihbarat Grup Başkanlığı´nın adı Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele olarak değiştirildi. Böylece varlığı yıllarca tartışılacak JİTEM kurulmuş oldu. 1996 yılında patlayan Susurluk skandalının ardından dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş´ın hazırladığı meşhur Susurluk raporunun devlet sırrı olduğu gerekçesiyle sansürlenen bölümlerinde JİTEM´in kuruluş hazırlıklarının Hulusi Sayın´ın Jandarma Genel Komutanlığı kurmay başkanlığı yaptığı dönemde tamamlandığı bilgisi yer aldı. JİTEM kurulmuştu ama hiçbir yasal dayanağı yoktu. Tamamen illegal bir yapıydı.

JİTEM, EN BÜYÜK ZARARI TSK´YA VERDİ

JİTEM oluşturulurken Özel Harp Dairesi´nin yapısı örnek alınmıştı. JİTEM´in kurulmasıyla birlikte Güneydoğu´da faili meçhul cinayetler başladı. İnsanlar evlerinden, işyerlerinden götürülüp ya da yolda çevrilip gözaltına alındı. Kaçırılanların bazıları birkaç gün sonra ya bir köprü altında ya da bir yol kenarında ölü olarak bulundu. Büyük çoğunluğun cesetleri bile bulunamadı. Bu cinayetlerin arkasında hep aynı örgüt vardı: JİTEM. Eylemleri nedeniyle JİTEM, en çok terörle mücadeleye zarar verdi. Hatta sekteye uğrattı. Bugün artık kabul edilen bir gerçek var: JİTEM´in terörün bitirilmesi noktasında hiçbir faydasının olmadığı, aksine büyük zararlara sebebiyet verdiği biliniyor. JİTEM´in bölge halkına verdiği zarar ortada. En büyük zararlardan birisini ise Türk Silahlı Kuvvetleri´ne verdi. Çünkü kurucu unsurlarının subaylar olması nedeniyle bölge halkı, bu yapıyı orduyla bir tuttu. Bu da dağda terörle mücadele eden subayların bile zan altında kalmasına neden oldu. En önemlisi ise JİTEM, bölge halkının devlete güveninin sarsılmasına yol açtı. (İbrahim Asalıoğlu / Zaman)

MİT, 33 OLAYI AYDINLATMALI

Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu´nun raporunda ulusal istihbarat ve darbeler başlığı altında çarpıcı tespitlere yer verildi. Raporda MİT´in siyasi sistem açısından yarattığı bunalımların bir nedeni iç ve dış istihbarat görevini birlikte yapmasıdır denilirken istihbaratta Amerikan modeli önerildi. Komisyon MİT´in siyasi cinayetler, faili meçhuller ve kanlı 1 Mayıs da olmak üzere 33 olayı aydınlatmasının sorumluluğunun gereği olduğunu vurguladı. Komisyon raporunda MİT´in sorumluluğunun gereği, aralarında 6-7 Eylül 1955 olayları, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı, 17 Nisan 1978 Hamit Fendoğlu suikasti, Maraş katliamı, Çorum olayları, Özal´a suikast girişimi, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın, Oramiral Kemal Kayacan, Musa Anter, Uğur Mumcu, DEP milletvekili Mehmet Sincar, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Cem Ersever, Tunceli Jandarma Alay Komutanı Kazım Çillioğlu, Özdemir Sabancı, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Hrant Dink suikastleri, Bolu-Düzce-Sapanca üçgenindeki Kürt işadamları suikastleri, Eşref Bitlis´in şüpheli ölümü, Sivas Olayları, Gazi olayları ile Zirve Yayınevi Katliamının da olduğu toplam 33 olayı aydınlatması gerektiği kaydedildi. Komisyon raporunda şu tespitlerde bulunuldu:

SUSURLUK SUÇLAMASI

1996´da yaşanan Susurluk skandalında devletin içine kapanmasının, ser verip sır vermemesinin birinci dereceden sorumlusu MİT´tir.

İÇ İSTİHBARAT EMNİYET´E VERİLMELİ

İç güvenlik istihbaratı bu konuda rüştünü sahip olduğu teknoloji ve çalışmalarıyla ispatlamış olan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı´na bırakılmalıdır. Bu saha esasen bir suç istihbaratı mahiyetini taşımaktadır. MİT, ana istihbarat servisi olarak dış istihbarata yönelmelidir.

İSTİHBARAT SİVİL OTORİTEDE TOPLANMALI

MİT, kanuna göre dört makama bilgi vermekle görevlidir. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MGK Genel Sekreterliği. Bu dörtlüden Genelkurmay Başkanı ve MGK Genel Sekreterliği çıkarılmalı, ulusal istihbaratın öncelikle sivil otorite elinde toplanması temin edilmelidir. MİT askeri kadrolardan arındırılmalı ve sivil hüviyetine kavuşturulmalıdır.

BİN 600 SAYFALIK RAPOR

Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu dün yaptığı toplantıda, 1600 sayfalık raporun sonuç ve öneriler bölümünü görüştü. Muhalefet rapor incelemesi ve muhalefet şerhi yazımı için ek süre isterken, komisyonun bugün 11.00´da yeniden toplanacağı, raporun ise yarın Meclis Başkanlığı´na sunulacağı açıklandı.

(27 Kasım 2012, 09:01)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

2012 tarihli Şok Meclis Raporu: 100 bin özel harpçi var, derin devlet hala aktif

TBMM: Terör Özel Harp işi

İŞTE ÖZEL HARP DAİRESİ KONULU 2010 TBMM ARAŞTIRMA RAPORUNUN TAMAMI

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

JİTEM´in varlığını ispatlayan resmi belgeler

JİTEM´le ilgili tüm manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4964    yazdır/print


 

Mumcu´yu asıl kimler vurdu?

Uğur Mumcu ve öteki siyasi suikast kurbanlarının ´Kemalizm´e karşı savaşın şehidi´ olduğu iddia edilir laik kemalist kesimlerce. Oysa Ergenekon soruşturması sürecinde de ortaya çıktığı gibi ´kemalistler kemalistler tarafından kemalizm için kurban edilmiştir.´ Tıpkı Danıştay saldırısında hakimlerin öldürülerek suçun müslüman kesime atılmasında olduğu gibi. Gazeteci Taha Kıvanç, Uğur Mumcu cinayetinin ardındakilerle ilgili şimdiye kadar ortaya çıkmış olan ve laik kemalist kesimlerce dile getirilmekten kaçınılan çarpıcı bilgileri bir kez daha hatırlatıyor.

23.11.2012 16:31 Taha Kıvanç (Star): Uğur Mumcu´yu asıl kimler öldürdü?.. Üzerinde düşünülmüş ve özen gösterilmiş yazının etkisi farklı olur. Güldal Mumcu´nun yeni çıkan kitabından hareketle Alper Görmüş´ün kaleme aldığı ´Mumcu´nun katili hala mı Ortaçağ karanlığı´ başlıklı yazı (Taraf, 20 Kasım) öyleydi. Etkisi bir süre daha devam edecektir.

Yazının belkemiğini Uğur Mumcu´nun uzun yıllarını verdiği Cumhuriyet gazetesi oluşturuyor. Cumhuriyet suikastın her yıldönümünde, Uğur Mumcu´nun bir ´laiklik şehidi´ olduğu anlamına gelen ve ölümünden ´Ortaçağ karanlığı´ dediği bir düşünceyi suçlu bulan yorumlar yayımlıyor. Alper Görmüş, suikast sonrası ailece yaşadıklarını anlatan Güldal Mumcu´nun verdiği bilgilerden hareketle, ´Cumhuriyet gazetesini çıkaranlar bu bilgilerin ne kadarından haberdardı?´ diye soruyor...

Haklı bir soru. Haklılığı aynı teraneyi bugün bile tekrarlayanlar olması yüzünden... Oysa Güldal Mumcu, kendi tanıklıklarından hareketle, bu yakıştırmanın doğru olmadığını hep anlatıyor.

Uğur Mumcu´laiklik´ vurgulu yazılar yazıyor, ´Kemalist´ çizgiyi izliyordu; ceketi içine giydiği yelekle bunun mesajını da veriyordu... Ancak hakkında ölüm kararı alıp tetikçilerine uygulatanlar, hiç kuşkunuz olmasın, Uğur Mumcu´dan çok farklı düşünmüyorlardı.

Ne yanlış/doğru yaptılarsa düşünceleri hep haklı çıksın diye yaptılar...

Cumhuriyet´i çıkaranlar Güldal Mumcu´nun kitabında anlatılanları biliyorlar mıydı peki?

Suikastı soruşturan savcı Ülkü Coşkun´un ´Bunu devlet yapmıştır; siyasi iktidar isterse çözer´ dediğini?

Soruşturmayı onun elinden alıp yerine atadıkları yeni savcı Kemal Ayhan´ın cinayetten ´Uluslararası istihbarat örgütleri, biraz mafya ve karanlık güçler´ dediği çevreleri suçladığını ve ´Faillere ulaşmaya çalışıyoruz´ müjdesini verdikten kısa süre sonra evinde ölü bulunduğunu?

Dönemin Ankara Emniyet müdür yardımcısının, Emniyet genel müdürünün suikastla devlet arasında irtibat kurmaya yarayan sözlerini?

Bülent Ecevit´in kendisine gelip ´Siz başbakan yardımcısısınız, ne olur üzerine gidin´ diyen Mumcu´nun eşine, bütün nezaketiyle, ´Güldal hanım, Uğur Bey de arı kovanına çomak sokmuştu ama´ dediğini?

Evet, bunların hepsini ve daha fazlasını Cumhuriyet gazetesini çıkartanlar da, o gün bugündür Uğur Mumcu´yu ´laiklik şehidi´ ilan edenler de biliyordu. Biliyorlardı, çünkü Güldal Hanım, bunların hepsini ve hatta daha fazlasını kendisiyle yapılmış mülakatlarda anlatmıştı. Ben de, her mülakat sonrası, onun anlatımlarını sizlerle paylaşmıştım.

Kulis koleksiyonları bile Alper Görmüş´ün sorusuna cevap teşkil edecek kadar zengin alıntılarla doludur. İnternete girin, Google´a ´Taha Kıvanç uğurlar esas ne zaman ölür´ diye yazın, karşınıza çıkacak Kulis´te yeterince kanıt bulacaksınız.

Yeni bir ayrıntı daha varmış Güldal Mumcu´nun anlattıklarında: Suikastın üzerinden üç yıl geçmişken, meşhur ´Yeşil´ ellerinden tuttuğu iki küçük çocukla Mumcu´ların evine bayram ziyaretine gelmiş...

Anılarını yazana kadar bu olayı hiç aktarmamıştı Güldal Hanım; yakınlarına da anlatmadığı Uğur Mumcu´nun avukat kardeşinin tepkisinden anlaşılıyor.

Israrla ´Ben gerçeği istiyorum´ demesi ve ´Olayın failini bulsak sizin için yeterli olur mu?´ sorusuna da aynı cevabı vermesi üzerine, ´Yeşil´ kodadlı kişi, ´Siz hepsini istiyorsunuz. O zaman üç tane gül alacağım. Birini Başbakanlığa, birini Çeçenistan´a, birini de Uğur Bey´in öldürüldüğü yere koyacağım´ diyor Güldal Mumcu´ya...

Daha ne desin adam...

Buna ve Alper Görmüş´ün etkili yazısına rağmen dün biri şunu yazabildi: ´Günümüzde bol keseden ´Kemalist´ sıfatı kullanılıyor. Oysa Kemalist olmak bir ilke, disiplin ve kültür işidir. Uğur Mumcu katıksız bir Kemalist idi. Ondan önce öldürülen Cavit Orhan Tütengil, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, sonra öldürülen Ahmet Taner Kışlalı da öyle... / Soylu aydınlar birer birer Kemalizm´e karşı savaşın şehidi oldular...´

Neymiş? Uğur Mumcu ve öteki siyasi suikast kurbanları ´Kemalizm´e karşı savaşın şehidi´ imiş...

´Yeşil´ kadar olamıyorlar, görüyorsunuz... (Taha Kıvanç / Star)

GÜLDAL MUMCU 20 YIL SONRA SUİKASTA IŞIK TUTUYOR

26.11.2012 13:29 Ali Akkuş (Zaman): Gazeteci yazar Uğur Mumcu 24 Ocak 1993´te öldürüldü. Türkiye´nin en önemli faili meçhulleri arasında yer alan cinayet hâlâ aydınlatılmış değil. Evinin önündeki bombalı saldırıda eşinin parçalanmış cesedini gören Güldal Mumcu, bir ay sonra 20. yılını dolduracak olan cinayetin nasıl faili meçhul hale getirildiği yazdı. ´İçimden Geçen Zaman´ isimli kitapta, suikastı soruşturan askeri savcı Ülkü Coşkun´un ´Bu işi devlet yapmıştır´ itirafından, Hüsamettin Cindoruk´un ´zaten bekliyorduk´ sözüne kadar onlarca ayrıntı var. Yeşil olarak bilinen Mahmut Yıldırım´ın cinayetten 3 yıl sonra Güldal Mumcu´yu evinde ziyaret etmesi önemli bir ayrıntı. Ancak ´bu bilgiyi savcılara neden vermedi´ denilerek Güldal Hanım, linç ediliyor. Yeşil tartışmasıyla kitaptaki önemli bilgiler de gözden kaçıyor.

“Ben Uğur Mumcu´yu hiçbir zaman ´İslamcılar´ öldürdü demedim.” sözleriyle cinayetin failleri konusuna ışık tutan Güldal Mumcu´nun ´şüpheli´ olarak gösterdiği isimler tıpkı Ergenekon´da olduğu gibi devletle yakın ilişki içinde. Kitap, savcıların da ilgi alanına girecek nitelikte.

Uğur Mumcu´nun cinayetten önce Abdullah Öcalan ve PKK konusunda çalışma yaptığını belirten Güldal Mumcu, faillerin adresini ararken Ömer Çiftçi ismi üzerinde duruyor. Patlamanın yaşandığı günün sabahında evinin karşı penceresinden Uğur Mumcu´ya ´dışarı çıkıp çıkmayacağını´ soran Çiftçi´nin yaptıkları Güldal Mumcu´nun dikkatini çekiyor. Güldal Hanım´a göre patlamada görgü tanığı olmamasının arkasında Çiftçi´nin çabaları var. Cinayetin işlendiği sokaktaki taksi durağını ´Uğur Mumcu istemiyor´ diyerek kaldırtmaya çalışan Çiftçi´nin tezgahı, dönemin Belediye Başkanı Doğan Taşdelen´in Mumcu´yu aramasıyla ortaya çıkıyor. Buna rağmen Çiftçi, taksi şoförlerini tehdit edip, durağın sokağa bakan kısmındaki pencerelerini cinayet öncesinde buzlu camlarla kapattırıyor. Polisin Güldal Hanım´ın ilk ifadesini Çiftçi´nin alt sokaktaki evinde alması da soru işaretlerini artırıyor. Fakat soruşturmayı yapanlar bir türlü gidemiyor bu ismin üzerine. Cumhuriyet gazesinde bu şahısla ilgili olumsuz bir haber çıkınca haberi düzeltmek için DİSK Başkanı Kemal Nebioğlu giriyor araya. ´Çiftçi tanıdıktır, iyi insandır.´ diyor. Mumcu´nun eşini asıl üzen ise İlhan Selçuk´un haberin arkasında durmamasıdır. Güldal Mumcu, sitemini şöyle dile getiriyor: “Öldürülmüş bir arkadaşınız var. Cinayetin aydınlatılmasına çalışmanız gerekirken Çiftçi´yi aklamaya çalışıyorsunuz.”

Çiftçi, 12 Eylül´den sonra bazı askerlerle yakın ilişki içinde olmuş, sol görüşlü sendika ve siyaset çevresinde bulunmuş biri olarak tanıtılıyor. Güldal Hanım soruşturmanın derinleştirilmesini isterken Ömer Çiftçi, Hürriyet gazetesine “Güldal Mumcu psikolojik rahatsızlık geçiriyor.” diye demeç veriyor.

´Öldürülmekten korkmuyor musun?´

´PKK, devlet ve uluslararası bağlantıları´ üzerine çalışan Uğur Mumcu´ya MİT müsteşar yardımcısı Hiram Abas, ´Öldürülmekten korkmuyor musun?´ diye sormuş. Aynı soruyu dönemin İsrail büyükelçisi de sorunca Uğur Mumcu yaşadığı tedirginliği eşine anlatmış. PKK ile ilgili belge almak için gittiği Almanya´da takip edildiğini öğrenmiş. Bahriye Üçok cinayetinden sonra Mumcular´ı evinde ziyaret eden hassas koruma müdürünün sözleri de cinayetin bağıra çağıra geldiğini gösteriyor: “Apartman kapısı kilitli, diyafonla açılıyor, Uğur Mumcu evde çalıştığı için giriş çıkışları düzenli değil. Dolayısıyla geriye bir tek araca bomba konulması ihtimali var.” Güldal Mumcu taziye için gelen Hüsamettin Cindoruk´un şu sözlerine ise takılmadan edemiyor: “Zaten bekliyorduk.”

Güldal Mumcu, siyah saçlı eşinin otopsi raporunda ´Ak saçlı mavi gözlü´ olarak belirtilmesi gibi karartılan birçok noktaya dikkat çekiyor kitabında. Savcı Ülkü Coşkun´un “Bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse çözer.” dediğini aktaran Mumcu, ´Patlamadan hemen sonra gelen temizlikçiler de devletin miydi?´ diye sorunca ´evet´ cevabını alıyor savcıdan. Bunları Süleyman Demirel´den Seyfi Oktay´a kadar herkese anlatan Güldal Mumcu, dönemin MİT müsteşarı Sönmez Köksal´a faillerin İran bağlantılı olduğunu nasıl tespit ettiniz diye soruyor. “Sezgilerimizle ulaştık.” cevabını alıyor.

´Apo-MİT ilişkisini gördü, öldürüldü´

Uğur Mumcu´yu öldürenler eşini de hedef almış. Ozan isminde bir kişi evlerine gelerek şunları söylüyor: “Uğur Mumcu, Apo-MİT ilişkisini ortaya çıkardığı için öldürüldü. Güldal Mumcu´dan çekiniliyor. Çünkü Uğur´un sahip olduğu bilgileri eşine de anlatmış olabilir. Ben öldürmek için görevlendirildim ama vicdan azabı çekiyorum.” Gelen kişinin, Mumcu suikastından sonra verilen korumaların çekildiği gün ortaya çıkması dikkat çekici. Güldal Hanım, yıllarca muhtemel bir suikasta karşı iki çocuğunu korumak için ´neler yapabilirim´ diye düşündüğünü de anlatıyor kitabında. (Ali Akkuş / Zaman)

MUMCU SORUŞTURMASI SAVSAKLANDI

26.11.2012 15:12 Mumcu cinayetinde, Meclis´in ´Soruşturun´ demesine rağmen kimsenin ilgilenmediği belirtilirken, 4 cinayette ortak noktaya dikkat çekildi. 1993 yılında bombalı tuzakla öldürülen gazeteci-yazar Uğur Mumcu´nun eşi Güldal Mumcu´nun suikasttan 3 yıl sonra ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın evlerini ziyaret ettiğini açıklamasının ardından tartışmalar devam ediyor. Dönemin TBMM Uğur Mumcu Cinayeti Araştırma Komisyonu, hazırladığı raporunda bazı isimler ve kurumlar hakkında araştırma yapılmasını talep etti. Ancak konuya ilişkin tek bir adım dahi atılmadığı ortaya çıktı.

Komisyonun sonuç bölümünde, Soruşturmayı savsaklayan ve görev kusuru olan, eski DGM Başsavcısı Nusret Demiral ve eski DGM Savcısı Ülkü Coşkun; Uğur Mumcu´yu koruma konusunda gerekli önlemleri almayan Ankara Valisi ve her kademede görev yapan diğer ilgililer; 18.02.1993 tarihinde TRT´de yayınlanan Perde Arkası programına katılarak görüş belirterek soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kamu görevlileri; 20.09.1993 tarihinde yayınlanan Ateş Hattı programına tanık Ayhan Aydın´ı götürerek soruşturmanın gizliliğini ihlal eden güvenlik görevlileri; tutanakta tahrifat yapan ve imha tutanaklarını tanzim eden İstanbul Emniyet Müdürlüğü´nde görevli polislerle, diğer ilgili ve görevliler hakkında, inceleme, araştırma ve gerekli soruşturmanın yapılmasının uygun olacağı belirtiliyor. Fakat aradan geçen 19 seneye rağmen, Meclis Araştırma Komisyonu´nun taleplerinin hiçbirinin yerine getirilmediği ortaya çıktı.

MİT VE GENELKURMAY BİZİ YANLIŞ YÖNLENDİRDİ

Dönemin TBMM Uğur Mumcu Cinayeti Araştırma Komisyonu Başkan Vekili Tevfik Diker, komisyonu MİT, Genelkurmay, Jandarma başta olmak üzere diğer devlet kurumları ile şahısların yanlış yönlendirdiğini vurguladı. Yeni gelişen olaylar, mevcut konjonktür ve ortaya çıkan yeni bilgiler, iddialar ışığında 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, Gazeteci-yazar Uğur Mumcu ve TBMM Susurluk Komisyonu Raportörü Hakim Akman Akyürek´in ölümlerini araştırmak için yeni TBMM Araştırma Komisyonları kurulması gerektiğini dile getiren Diker, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın bu konuda girişimde bulunması gerektiğini ifade etti.

Bu dört cinayette ortak noktalar bulunduğuna dikkat çeken Diker, şöyle devam etti: Muhtemel kurulacak TBMM Artaştırma Komisyonu, özellikle; Türk Gladyosunu, Türk derin devletini, kontrgerillayı, eski MİT´i, kirli siyaseti, Baronlar Konseyini, CIA ve MOSSAD ile Türk derin devlet ilişkilerini, mafya-çete bağlantılarını, PKK-Ergenekon işbirliğini, Özel Kuvvetleri, Genelkurmay ATASE (Harp Tarihi) ile Kozmik Oda arşiv kayıtlarını incelemeli ve araştırmalıdır. Ayrıca Uğur Mumcu cinayetinde bugüne kadar ortaya konan resmi görüş terk edilmeli ve uzaktan kumanda ile cinayetin işlenmiş olması ihtimali üzerinde yoğunlaşılmalıdır. 20. Dönem TBMM Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu´na yanlış yönlendirici bilgi verenler ile bilgi ve belgeleri saklayanların da üzerine gidilmelidir. Hakim Akman Akyürek ve Gazeteci Yazar Tuncay Özkan ilişkileri sorgulanmalıdır. (Cihan)

“HER GELEN ´DEVLET SIRRI´ DEDİ, CİNAYETİ ÇÖZEMEDİK”

27.11.2012 09:57 CHP İzmir Milletvekili ve TBMM Başkan Vekili Güldal Mumcu´nun eşi Uğur Mumcu´nun ölümüyle ilgili yazdığı ´İçimden Geçen Zaman´ adlı kitap, 20 yıl önceki suikastı yeniden gündeme getirdi. Mumcu, eşinin ölümünü kendi penceresinden aydınlatmaya çalışırken diğer yandan aynı yıl ölen 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın otopsisinden çıkan ´zehirlenme´ göstergeleri, 1990´lı yılların tekrar mercek altına alınması gerektiğini ortaya koyuyor. TBMM Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu Başkanı Ersönmez Yarbay, 1992-93 ve 94 yıllarında yaşanan olayların birbiriyle bağlantılı olduğunu ve birlikte yeniden araştırılması gerektiğini söyledi. Bir kısım güçlerin değişik kesimlerden insanları öldürterek cenazelerine yüz binlerce insan toplanmasını sağladığına ve böylece toplumda kamplaşma meydana getirdiğine dikkat çeken Yarbay, “O dönemki olayların zincirleme olduğunu düşünüyorum. Özal´ın ölümü, 33 er olayı, Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu´nun ölümü birbiriyle bağlantılıdır. Devlet bu yıllarda terörle mücadelede politika değiştirmişti ve terörle, terörün yöntemleriyle mücadele ediyordu. Bu süreçte birtakım insanlar infaz edildi.” dedi.

TBMM´nin çeşitli araştırma komisyonları kurarak olayların aydınlatılması için gönüllü çalıştığını belirten Yarbay, ancak yasalardaki boşluklar nedeniyle milletvekillerine kimsenin bilgi vermeye yanaşmadığını, elde edilen bilgiler çerçevesinde raporlara yansıyan taleplerin gereğinin yapılmadığını kaydetti. Başkanı olduğu Uğur Mumcu Komisyonu´na davet ettikleri hiçbir asker ve yargıcın gelmediğini anlatarak, şöyle konuştu: “Gelenler de ´devlet sırrı, devlet görevi´ diye konuşmuyordu. Bugün bile yasal boşluklar nedeniyle komisyonlar istedikleri bilgileri elde edemiyor. Hazırlanan raporların hiçbir yaptırım gücü yok. Çünkü kanunlarda ve TBMM İçtüzüğü´nde araştırma komisyonu raporlarında ´gereğinin yapılmasına´ ilişkin bir hüküm yok. Darbe Komisyonu çok önemli işler yapıyor ama bu sistem içinde sadece kütüphanelere önemli bir eser kazandırmış olur, o kadar.”

Türkiye´de hâlâ çok hayati bazı yasal düzenlemelerin yapılmadığına da işaret eden Yarbay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Vesayet rejiminin yıkıldığını söylüyoruz ama hâlâ bunun hukuki dayanaklarını tam olarak oluşturamadık. TSK´ya görev veren maddeler duruyor. Yeniden koalisyon dönemlerinin gelmesiyle birlikte 90´lı yıllara dönebiliriz. Yeni anayasanın en kısa zamanda hayata geçmesi gerekir. Ne yazık ki bu konuda geçen yılki kararlılığı göremiyoruz.”

-Soruşturmayı savsaklayanlar için suç duyurusunda bulunmuştuk-

Uğur Mumcu Komisyonu´nun hazırladığı raporun sonuç bölümünde soruşturmayı savsaklayanlar hakkında şu taleplerde bulunulmuştu: “Soruşturmayı savsaklayan ve görev kusuru olan eski DGM Başsavcısı Nusret Demiral ve eski DGM Savcısı Ülkü Coşkun, Uğur Mumcu´yu koruma konusunda gerekli önlemleri almayan Ankara valisi ve her kademede görev yapan diğer ilgililer, TRT´de yayınlanan ´Perde Arkası´ programına katılarak görüş belirterek soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kamu görevlileri, ´Ateş Hattı´ programına tanık Ayhan Aydın´ı götürerek soruşturmanın gizliliğini ihlal eden güvenlik görevlileri, tutanakta tahrifat yapan ve imha tutanaklarını tanzim eden İstanbul Emniyet Müdürlüğü´nde görevli polisler ile diğer ilgili ve görevliler hakkında, inceleme, araştırma ve gerekli soruşturmanın yapılması uygun olacaktır.” (Habib Güler / Zaman)

DGM BAŞSAVCISI DEMİRAL: BANA ÖZEL HARP´i SORMAYIN

01.12.2012 10:24 Uğur Mumcu ve Necip Hablemitoğlu suikastlarıyla ilgili hakkında suçlamalarda bulunulan eski DGM Başsavcısı Nusret Demiral, iddialara cevap verdi. Mumcu cinayetinde Emniyet´e yazı gönderdiğini doğrulayan Demiral, Hablemitoğlu´nu da uyardığını vurguladı: “Kendisine ´Hayatın tehlikede´ dedim. Birkaç gece sonra da katledildi.”

CHP Milletvekili Güldal Mumcu´nun, eşi Uğur Mumcu´nun uğradığı suikast sonrasında görevini yapmamakla suçladığı dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral, iddialara cevap verdi. Güldal Mumcu´nun, eşinin öldürülmesi dolayısıyla hissî davrandığını savunan Demiral, soruşturmayı derinleştirmediğine ilişkin eleştiriye “Yok yok. Hepsi yapıldı.” karşılığını vermekle yetindi. Eski DGM Başsavcısı, Özel Harp Dairesi konusundaki soru üzerine ise şöyle konuştu: “Bu hususlarda bana bir şey sormayın. Ben devlet adamıyım. Öyle yetiştik biz. Devletin her şeyini konuşamazsın. Demokrasi, her şeyin aynası değildir. Devletin menfaatine olan şeyler gizli kalabilir.”

Güldal Mumcu´nun, eşi Uğur Mumcu cinayeti hakkında 20 yıl sonra kaleme aldığı ´İçimden Geçen Zaman´ adlı kitaptaki iddialar tartışılmaya devam ediyor. Kitapta, dönemin DGM Başsavcısı Nusret Demiral, soruşturmada görevini yapmamakla suçlanıyor. TBMM Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukluoğlu da Demiral için, “Mumcu cinayetini araştırmamızı engelledi.” suçlamasında bulunuyor.

Bu iddiaların ardından gözlerin çevrildiği Nusret Demiral, Zaman´ın sorularını cevapladı. Soruşturmada eksik kalan noktalar olup olmadığına ilişkin soruya, “Aksaklık yok. Biz çok titizdik o işte.” cevabını verdi. “Cinayetle ilgili ´Benimle tarihe gider gömülür.´ sözleriniz yargı mensubu açısından doğru bir tespit değil. Bu cinayetin aydınlandığına inanıyor musunuz?” sorusu üzerine de “Bak şimdi kızıyorum. Ben öyle şeylerin dedikodusuna girmem. Soruşturma yapılmıştır. Soruşturma evrakı içerisinde her şey vardır. O hususta da bir yorum getirmem. Aradan 20 sene geçmiş bana bunu soruyorsunuz.” diye konuştu. Mumcu suikastında aydınlanmayan noktaların bulunduğu iddiasını reddederek, “Bizim zamanımızda aydınlanmayan nokta kalmadı. Yeni delil, kesin delil, dedikoduya dayalı delil değil. İş gerçeklerden ziyade dedikodu kumkumasıyla yürütülüyor. Bunları dedikodu olarak görüyorum.” ifadelerini kullandı. Ardından Mumcu soruşturmasının ´yeni delil elde edilmesi halinde´ yeniden açılabileceğini kaydetti ve ekledi: “Yeni delil yoksa yanlış. Yorumla, dedikoduyla gidilmez. Yargıda dedikodu sökmez. Gazetecilerin bazıları dedikoduyu meziyet olarak görebilir ama yanlış.”

Nusret Demiral, eski DGM Başsavcısı, soruşturmayı yürüten savcı Ülkü Coşkun´un “Bu işi devlet yapmıştır. Siyasî iktidar isterse çözer.” sözlerinin hatırlatılması karşısında da “Benim bilgim yok. Zannetmiyorum ki söylemiş olsun.” dedi. “Sizin başsavcılığınız döneminde Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy cinayetlerinin aydınlatılamaması konusunda ne diyorsunuz?” sorusuna ise “Evrak hakkında bir şey söyleyemem.” karşılığını vermekle yetindi.

Devletin menfaatine olan şeyler gizli kalabilir

Nusret Demiral, “O dönemde bu işi devletin yaptığı, devletin içerisinde bugünkü gibi Ergenekonvari derin bir örgütün yaptığıyla ilgili şu anda bir kanaatiniz var mı?” sorusu üzerine de devletin menfaatine olan bazı konuların gizli kalabileceği değerlendirmesini yaptı. Eski Başsavcı, “Soruşturmalarla ilgili yaptığımız işlemlere ilişkin bizim ölünceye kadar hatta öteki dünyada bile yorum yapma yetkimiz yok. Cemiyet yargıya bu yetkiyi vermiştir. Gizlilik bizim her şeyimizdir.” şeklinde konuştu.

Demiral, Necip Hablemitoğlu cinayetinde görevde olmamasına rağmen olay yerine ilk gelenler arasında olduğu iddiasını ise kabul etmedi. Hablemitoğlu´nu öldürülmeden birkaç gün önce hayatının tehlikede olduğu konusunda uyardığını anlattı. Hablemitoğlu´yla yaşadığı o diyaloğu şöyle aktardı: “Rahmetli bana geldi. Kendisine ´Dünya çapında geniş araştırmalar yapıyorsun. Hayati tehlike içerisinde olabilirsin. Kendine koruma iste.´ dedim. Ondan sonra ayrıldı, gitti. Birkaç gece sonra da evinin önünde katledildi çocuk. Ben olay yerine gitmedim.” (Metin Arslan / Zaman)

Mumcu suikastıyla ilgili tarihi itiraf!

02.12.2012 13:08 Uğur Mumcu´nun suikaste uğradığı dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin Takvim´e konuştu: Gerçek katiller dışarıda... Masumlar mahkum oldu

Gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993´te, bombayla sansür edildi! Mumcu, Ankara´daki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu can verdi. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğunu söyledi. Ancak saldırının ardındaki karanlık ellere ulaşılamadı. TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu ise eşinin ölümünden 19 yıl sonra İçimden Geçen Zaman adlı kitapta yaşananları anlattı. Gözler ise eski Bakan İsmet Sezgin´e çevrildi. Mumcu´ya yapılan suikastin olduğu gün Aydın´da bir programda olduğunu hatırlatan Sezgin, olay günü ve sonrasında yaşananlarla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu:

´İSTİFA ETTİM´ DEDİ GECE GÜNDÜZ ÇALIŞILDI:

Uğur Mumcu´ya yapılan menfur bir suikasttır. Ankara Emniyeti her türlü belge ve bilgiyi toplamak için gece gündüz çalıştı.

NAMUS MESELESİ YAPTIK: vCinayet olduğunda, ´Bu olay namus meselemizdir´ dedik. İnanarak, güvenerek söyledik. ´Bu işi devlet yaptı´ diyorlar. Devlet yapsaydı, devletin tepesindeki isimler ´Namus meselemiz´ diyebilir miydi?

GERÇEK FAİL KAÇTI:

Olayın ardından elde edilen ipuçları basına yansıdı. Bu nedenle güvenlik güçleri bu zatları elinden kaçırdı.

UZAKTAN İZLEDİM:

Ben 1993 yılının Temmuz ayında, DYP´nin kongresinde genel başkan kaybedince İçişleri Bakanlığı´ndan istifa ettim. Ama olayı bir eski bakan ve milletvekili olarak uzaktan izlemeye devam ettim.

KATİLLER DIŞARIDA:

´Cinayeti işleyenler´ diye yakalananlar neden mahkum onu yargı bilir. Mumcu cinayetinin esas failleri yakalanıp yargılanamadı.

´EMNİYET TECRÜBESİZDİ´

Eski Bakan Sezgin, Mumcu suikastinin biçimine Emniyet´in yabancı olduğunu söyledi ve ekledi: Mumcu suikastında kullanılan tarz, bizim Türk Güvenlik Güçleri için yepyeni bir tarzdı. Güvenlik güçlerimiz bu konuya yabancıydı, ilk defa vuku bulan konuya karşı emniyet tecrübesizdi. (Hüsniye Oral / Takvim)

SAVCI COŞKUN: ´DEVLET YAPMIŞTIR, İSTERSE ÇÖZER´ DEMEDİM

04.12.2012 15:54 Bombalı suikast sonucu 24 Ocak 1993´te öldürülen Uğur Mumcu soruşturmasını yürüten Savcı Ülkü Coşkun, Uğur Mumcu´nun eşi Güldal Mumcu´nun, eşinin ölümüyle ilgili kaleme aldığı kitapta ve katıldığı bir televizyon programında, ´Suikastı araştıran Savcı Coşkun bana ´Üstüme gelmeyin devlet yapmıştır, siyasi iktidar isterse çözer´ dedi´ şeklindeki iddialarına yanıt verdi. Mumcu´nun bu sözlerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Savcı Coşkun, olay sırasında kapatılan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı olduğunu söyledi. Coşkun, Uğur Mumcu cinayetinden ortalama 4 yıl kadar önce, Türkiye´de Uğur Mumcu cinayetine benzer bombalı eylemlerle öldürülen veya yaralanan başta yabancı misyon mensupları olmak üzere bir takım olaylar yaşandığını anlattı. Bu olaylara ilişkin soruşturmaları da kendisi yürüttüğü için Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcısı Nusret Demiral´ın talimatıyla Mumcu suikastının soruşturulmasında da görev yaptığını kaydetti. Ülkü Coşkun, Uğur Mumcu olayından önce Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail´li diplomatlar ile ABD´li bir askere yönelik bombalı saldırılara ilişkin soruşturmaların yanı sıra Bahriye Üçok ve Muammer Aksoy´un öldürülmesine ilişkin soruşturmaları yürüttüğünü ifade etti.

-Mumcu cinayetiyle diğer olaylar arasındaki paralellik-

Coşkun, o dönemle ilgili şu bilgileri verdi: ´Bu soruşturmaları yürütürken, beraber çalıştığımız emniyet, istihbarat, terörle mücadele birimleriyle yaptığımız çalışmalar, bizi komşu bir devletin istihbarat servisine yönlendirdiğini gördük. Uğur Mumcu cinayeti de benzer şekilde bombalı eylem olduğu için Mumcu´nun ailesinin karşı çıkmasına rağmen Ankara DGM Savcılığı olarak hadiseye yasal nedenlerle el koyduk.´

Soruşturmayı 3 DGM Cumhuriyet Savcısı´nın yürüttüğünü belirten Coşkun, önceki olayların soruşturmalarını da kendisi yürüttüğü yoğun olarak konuyla kendisinin ilgilendiğini anlattı. ´Uğur Mumcu cinayetiyle diğer olaylar arasındaki paralellik, benzerlikler dikkatimizi çekti ve soruşturmaları birlikte yürüttük´ diyen Coşkun, şöyle devam etti: ´Uğur Mumcu cinayeti sırasında eşi Güldal hanım, arabanın biraz ilerisinde apartmanın ön tarafında durması nedeniyle olayla ilgili görgü şahidi durumunda idi. Olayla ilgili çektiği üzüntü nedeniyle kendisini toparlasın diye olaydan 20 gün sonra evinde olayla ilgili beyanını almak üzere gittim. Beyanını aldığımızda hatırladığım kadarıyla bana ´Uğur Mumcu cinayetinin faalleri bulunur mu, bulunabilir mi?´ diye sordu. Ben de Mumcu´dan önce öldürülen ve failleri bulunamayan bombalı eylemlerin 3-4 yıldır aydınlatılamadığını belirtip, o sırada hükümette görevli bir Başbakan Yardımcısı ve bazı bakanların, ´Uğur Mumcu cinayetini mutlaka aydınlatacağız. Bu hükümetin namus borcudur´ şeklindeki açıklamaları ve olayın komşu bir devletin istihbarat kuruluşuyla ilgili bulunması nedeniyle Güldal hanıma, ´Siyasi iktidar isterse bu olay aydınlanır, çözülür´ şeklinde bir cümle sarf ettiğimi hatırlıyorum. Güldal hanımın dediği gibi ´Devlet yapmıştır, devlet isterse çözer´ gibi bir söz asla söylemedim.´

-´Daha önce de iddialara maruz kaldım´-

Güldal Mumcu´nun, ifadesi alındıktan 15 ay sonra basına yaptığı açıklamalarda da kendisiyle ilgili bu iddialara yer verdiğini, görevi savsakladığı iddiasında da bulunduğunu anlatan Coşkun, bu iddialar nedeniyle kendisi hakkında soruşturma açıldığını ifade etti. Coşkun, DGM´nin asker kökenli Cumhuriyet savcısı olması nedeniyle Adalet Bakanlığı müfettişlerince başlatılan soruşturmada, Milli Savunma Bakanlığı´nca böyle bir söz söylemediği, görevini savsaklamadığı kanaatine varıldığını bildirdi. Adalet müfettişlerinin disiplin cezası verilmesi isteğinin de reddedildiğini anımsatan Coşkun, Milli Savunma Bakanlığı´nın kendisine ceza vermemesine ilişkin işleminin iptali istemiyle dava açıldığını, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi´nin bu davayı reddettiğini kaydetti. Coşkun, ´Yani Güldal Mumcu´nun dile getirdiği bu hususlarla ilgili Adalet Bakanlığı müfettişleri marifetiyle daha önce soruşturmaya maruz kaldım ve aklandım´ dedi.

-´Keşke benim zamanımda aydınlatabilseydik´-

Emekli Savcı Ülkü Coşkun, Uğur Mumcu soruşturmasını 1994 yılı Temmuz ayına kadar yürüttüğünü belirterek, ´Ben soruşturmayı bıraktığım zaman komşu bir devletin gizli servis faaliyetleriyle irtibatlı olduğuna dair emniyetten, istihbarattan, terörle mücadeleden bilgi akışı olduğunu hatırlıyorum. Ama benim zamanımda aydınlatamadık, keşke aydınlatabilseydik´ diye konuştu.

Suikastın, ´İslami Hareket Örgütü´ ile bağlantılı olduğunun iddia edildiğini, İstanbul´a giderek konuyu araştırdığını söyleyen Coşkun, yaptığı araştırma sonucunda herhangi bir bağlantıya rastlamadığını, İstanbul DGM Savcılığı, İstanbul emniyeti, istihbarat ve terörle mücadele birimlerinin de buna ilişkin delil veya tespitte bulunamadığını anlattı.

Ülkü Coşkun, ´Güldal hanımın bana atfettiği açıklamalar karşısında soruşturmayı yürüten bir savcı olarak bu açıklamaları yapma gereği duydum. Güldal hanımın ifadesini aldığım sırada, ben Cumhuriyet Savcısı ve devletin bir temsilcisiyim, elde bu konuda bir delil, tespit olmadan böyle bir şey söylenebilir mi? Akıl ve mantık dışı bir açıklama´ dedi.

Güldal Mumcu´nun kitabında yer alan ifadelerle ilgili pek çok kişinin aksi yönde açıklamalarda bulunduğunu söyleyen Coşkun, ´Kitapla ilgili basında yer alan ifadelerin soruşturma dosyasıyla uyum sağlamadığı anlaşılmaktadır´ diye konuştu. (AA)

(23 Kasım 2012), son güncel.: (04 Aralık 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili manşetlerimiz

Uğur Mumcu ile ilgili tüm manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4959    yazdır/print


 

Tanık binbaşıdan şok iddialar

Ergenekon davasına 262. duruşma ile devam ediliyor. Duruşmada, 1999 yılında ´Adnan Hocacılar´ grubu operasyonu olarak bilinen Bilim Araştırma Vakfı´na yapılan operasyonda gözaltına alınan Emre Çalıkoğlu tanık olarak dinlenildi. Çalıoğlu, Ergenekon sanıklarından espi polis şefi Adil Serdar Saçan hakkında bildiklerini anlattı. Duruşmada tanık olarak dinlenen emekli Binbaşı Zahit Engin ise çok çarpıcı bilgiler verdi, Ergenekon örgütünün varlığını doğruladı.

16.11.2012 12:47 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 65´i tutuklu 274 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 262. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan küçük salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, gazeteci Tuncay Özkan ve Alparslan Arslan´ın da aralarında bulunduğu 31 tutuklu sanık katıldı. Duruşmaya, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile men cezası verilen emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 34 tutuklu sanık gelmedi.

TANIK EMRE ÇALIKOĞLU´NUN İFADESİ

Duruşmada, 1999 yılında ´Adnan Hocacılar´ grubu operasyonu olarak bilinen Bilim Araştırma Vakfı´na yapılan operasyonda gözaltına alınan Emre Çalıkoğlu tanık olarak dinlenildi.

Çalıkoğlu, 12 Kasım 1999 yılında İstanbul Organize Suçlar Şubesi´nce gözaltına alınarak 6 gün işkence gördüğünü belirterek, dönemin şube müdürü olan davanın tutuksuz sanıklarından Adil Serdar Saçan ile gözaltında tutulduğu dönemde diyalogları olduğunu ifade etti.

Çalıkoğlu, ´Kendisini derin devlet diye adlandırdı. Bundan gurur duyduğunu söylediğine, bizzat şahit oldum. ´Ergenekon´ soruşturmasından sonra Saçan´ın sözünü ettiği derin devletin ´Ergenekon´ yapılanması olduğunu anladım. Bunun üzerine ´Ergenekon´ soruşturmasını yürüten savcılığa dilekçe verdim´ dedi.

Askerlik görevini yaptığı bir dönemde gözaltına alındığını belirten Çalıkoğlu, ´Ağır işkencenin ardından 4-5 gün sonra Saçan beni odasına aldırdı. İyi polis şeklinde konuşma yaptı. Asker olduğumu söyledim. Bana alaycı bir şekilde, ´seni askere aldırdım´ dedi. Telefonda sürekli ´komutanım´ diye, itaatkar şekilde hitap ediyordu´ diye konuştu.

Gözleri ve elleri bağlı şekilde nezarethanenin girişinde bulunan taşın üzerine oturtulduklarını, işkencelerin gece saat 01.00´dan sonra yapıldığını ifade eden Çalıkoğlu, daha sonra basından Ahmet İhtiyaroğlu olduğunu anladığı kişinin işkenceden sorumlu olup, kendilerine işkence yaptığını iddia etti.

-İşkence davası-

Saçan hakkında 2003 yılında işkence suçundan dolayı şikayetleri üzerine dava açıldığını dile getiren Çalıkoğlu, dava sonucunda işkence gördüklerine karar verildiğini ancak, suçun faillerinin tespit edilemediği için Saçan´ın beraat ettiğini kaydetti.

Çalıkoğlu, Saçan´ın kendiyle birlikte gözaltına alınan bazı kişilere de ´derin devlet sizin faaliyetlerinizden memnun değil, esas devlet biziz´ şeklinde tehditvari bir şekilde konuşmalar yaptığını duyduğunu anlattı.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in sorusu üzerine 2003 yılındaki işkence davasında neden derin devletten söz etmediğini, ´O zaman ´Ergenekon´ yoktu. O dava işkence davasıydı´ şeklinde açıklayan Çalıkoğlu, 1999 yılındaki gözaltı sürecinde ifadelerini daha imzalamadan Doğan Medya Grubu´nda haber olduğunu söyledi.

Dava sanıklarından Tuncay Özkan´ın o dönem Doğan Medya Grubu´nda çalıştığını, bu haberlerin sorumlusunun Özkan olduğunu söyleyen Çalıkoğlu, kendileri hakkında yapılan haberler nedeniyle Saçan ve Özkan´ın bağlantısı olduğunu düşündüğünü kaydetti.

Tuncay Özkan da, büyük bir grup olan Doğan Medya´nın her biriminin ayrı ayrı sorumluluğu olduğunu, kendisinin o dönemde bütün gruptan sorumlu bir pozisyonda bulunmadığını belirterek, Çalıkoğlu´na ´Sizinle ilgili benim imzamın olduğu bir haber var mı. Bana haberden dolayı dava açtınız mı?´ diye sordu.

Çalıkoğlu da, Özkan´ın kendisiyle ilgili imzalı bir haberi olmadığını, Özkan´a haberlerden dolayı dava açmadığını ifade ederek, ´İmzanız gerekiyor mu? Sizin sorumlu olduğunuz kurumda yayınlandı. Bütün Doğan Grubu´nda bunu gerçekleştirdiniz´ dedi.

Özkan´ın ´Hangi gazetede sizinle ilgili haber yaptım´ sözleri üzerine Çalıkoğlu, ´Siz Saçan´dan elde ettiğiniz bizimle ilgili sahte bilgileri bütün kanallara servis ettiniz´ diye konuştu.

Özkan´ın ´Benim servis ettiğimi nereden biliyorsunuz´ sözleri üzerine de Çalıkoğlu, ´Ben öyle olduğunu düşünüyorum´ şeklinde konuştu.

Özkan da, hayatı boyunca iddianamesi hazırlanmamış davalarla ilgili haber yapmadığını belirtti. Duruşmaya ara verildi.

TANI ZAHİT ENGİN´İN İFADESİ

Verilen aranın ardından diğer bir tanık olarak emekli Binbaşı Zahit Engin´in dinlenmesine geçildi. 2002´de Jandarma´dan Binbaşı rütbesi ile emekli olduğunu söyleyen Engin, 1999 yılında Ankara´da içkili bir yemekteki sohbet ortamında Ergenekon´u duydum. Sivillerin bulunduğu bir masaydı, kimin söylediğini hatırlamıyorum. İçki masasında konuşulanların üzerinde durmadım. İçki masasında konuşulanları ciddiye bile almadım dedi. Danıştay Saldırısı´nın arkasında Ergenekon yapılanmasının olduğunu iddia eden tanık Engin, saldırıdan sonra gazeteci Uğur Dündar´ın kendisini arayarak televizyon programına çıkarmak için ikna etmeye çalıştığını söyledi. Dündar´ın program teklifini kabul etmediğini belirten Engin, Dündar´a ´Vatan - milleti düşünüyorsan Ergenekon´u araştır´ dedim. Telefonda 45 dakika konuştuk dedi.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in, Bu iddianızı neye dayanarak söylüyorsunuz, iddianızı somutlaştırır mısınız? diye sorması üzerine tanık Engin şunları söyledi: Danıştay saldırısıyla ilgili çok haber okudum ve araştırdım. Sordum sorguladım. Çok büyük bir iddia sahibi de değilim. Cemaatlerin böyle bir eyleme giremeyeceğini, bu işin arkasında Ergenekon yapılanmasının olacağını düşündüm. Uğur Dündar beni aradı, Ben de ´Siz Ergenekon´u araştırın´ dedim. Bunlar benim değerlendirmelerimdir. Değerlendirmelerim içimdeki bir histir.

-Tanığa ölüm tehditleri-

Tehdit edildiğini belirten Engin, Ankara´dan Bahçelievler´e giderken devre arkadaşım Zeki Ayan ile telefonla görüştük. 100-200 metre sonra arabayla karşıma çıktı. ´Silahsız dolaşıyorsun sana bir şey olursa üzülürüm´ dedi. Ben de bu tehdidi gönderenlere söyle ´ölürsem bir şey yok ama, ben ölmeyip eşim ve çocuğum ölürse genel komutanı, kurmay başkanını alnının ortasından vurmazsam şerefsizim´ dedim. Başka bir arkadaşım da vuracaklar seni, Cem Ersever´in başına gelenleri düşünmüyor musun?´ dedi diye konuştu. Kimin tehdit etiğine ilişkin soru üzerine Engin, O zaman kimdi bilmiyorum. Ya Levent Ersöz, ya da Halil Helvacıoğlu diye cevap verdi.

-Tanık Binbaşı: Ergenekon´un beyni Encümen-i Daniş-

Tanık Zahit Engin, Ergenekon duruyor dimdik değil ama korktu, belki de sindi. Bir sürü insanı Ergenekon diye topladılar. Ama bir Encümen-i Daniş üyesini getiremediler. Emniyette ifade verirken, ´savcı Zekeriya Öz çağırsın, ben yol göstereyim´ dedim. Acaba maksat ´Ergenekon´u bitirmek mi, tamamen sindirmek mi? Belki ben yüzde 5, yüzde 10´u biliyorum. O da gördüklerim, duyduklarım falan. 30 sene sonrada ben aynı bildiklerimi anlatırım. Ama ´Ergenekon´ yolundan çıktı. Kurunun yanında yaşı da yakmaya başladı. Türkiye´de bir koro vardı. Bir olay olduğunda koro aynı gün, aynı şeyleri söylemeye başlıyordu. Bunun içinde emekli subaylar, generaller var. Her emekli olan genelkurmay başkanı yok. Hilmi Özkök yok. Ama daha az rütbeliler içinde bulunuyor. İlk zamanlar Başbakan Erdoğan´a da toplantı tutanaklarını göndermişler. O da ´dağıtın bunları´ demiş. Bunlar kendilerine bir rol biçtiler. Toplantılarına devam ettiler. Devletin gerçek sahibi ya bunlar. ´Ergenekon´un beyni Encümen-i Daniş´ dedim. Encümeni Daniş ´Türkiye nasıl yönetilir´ diye toplantılar yapıyordu. Ergenekon operasyonlarından sonra Encümen-i Daniş daha az toplantı yapmaya başladılar. Bir sürü günahsız adam burada yatıyor. Rahip Santoro cinayetiyle başlayan ve devam eden olayların arkasında Ergenekon´un olduğunu düşünüyorum dedi.

-Hablemitoğlu cinayeti-

Necip Hablemitoğlu suikastının da tarikatlar, cemaatler tarafından işlenmediğini düşündüğünü söyleyen Engin, cinayetin ardından asker tarafından çok detaylı kriminal inceleme yapıldığını söyleyerek şunları anlattı: Harekete dayalı saat ayarlı bombaydı. Çift düzenekli bombayı ilk defa orada duydum. Yakalanan adamların yapacağı bir iş değildi. 1 hafta İran´da bomba eğitimi gördük diyorlardı.

-33 er olayı-

Bingöl´de 1993´te 33 askerin şehit edilmesinden sorumlu tutulduğunu söyleyen tanık Zahit Engin, ´Gaffar Okkan cinayetini de Zahit Engin işledi´ diyorlar. Bu iddialar yüzünden yarın öbür gün torunlarım benden nefret edecek. Ben 2 kez kurşun yemiş ölümden dönmüş insanım. 6-7 Kasım tarihlerinde mahkemenizde tanık olarak dinlenen PKK´nın eski yöneticilerinden Şemdin Sakık, 33 erin şehit edilmesi olayını ben yapmadım diyor. Genelkurmay´ın bir arşivi olsa da telsiz konuşmalarını ortaya çıkardı. Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan telsiz konuşmasında Şemdin Sakık´a teşekkür etti. Abdullah ´Öcalan ben yapmadım´ diyor diye konuştu.

-Balyoz davası-

Engin, Balyoz Davası´nda bazı listelerde adı olduğu için cezaevinde yatan askerler var. Vicdanım bunlara sızlıyor. Beni suçlayanlara değil. Ben kimseye iftira atmadım. ´Ergenekon´ Türkiye gündeminde değilken bile, ben konuşuyordum dedi. (DHA)

İtirafçı Abdülkadir Aygan´ın ifadesinde geçen ´JİTEMCİ Zahit´in kendisi olduğunu belirten Engin, Aygan´ın kendisi hakkında bazı beyanları olduğunu söyledi.

Engin, 1999´da Ulucanlar Cezaevi´ne yapılan operasyon sırasında Ankara İl Jandarma Asayiş Şube Müdürlüğü yaptığını belirterek, operasyon sırasında kendisinin de başından yaralandığını kaydetti. Bu operasyonun ardından haklarında dava açıldığını ifade eden Engin, dosyanın Yargıtay aşamasında olduğunu dile getirdi.

Engin, Şemdin Sakık´ı da Irak´tan getirildiğinde Diyarbakır Havaalanı´nda kendi ekibinin teslim aldığını ifade ederek, ´Sakık´ı uyku tulumlarının içinde aldık. Getirildiğinde hala uyuyordu. Irak´tan Özel Kuvvetler timi almış. Sakık´ı Diyarbakır İl Jandarma´ya götürdük. Ben sorgusuna girmedim´ dedi.

TUTUKLULUKLARA DEVAM

Zahit Engin´in tanık olarak dinlenilmesinin tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti tarafından alınan ara kararlar açıklandı. Buna göre, duruşmayı 19 Kasım Pazartesi gününe erteleyen mahkeme, o gün yapılacak celsede Abdullah Öcalan´ın eski avukatlarından İrfan Dündar´ın tanık olarak dinlenileceğini kaydetti. Mahkeme, aralarında eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal´ın da bulunduğu 65 tutuklu sanığın bu hallerinin devamına karar verdi.

ORG. TAŞDELER HAKKINDA 2. YAKALAMA KARARI

17.11.2012 15:54 İnternet Andıcı davası sanığı Orgeneral Nusret Taşdeler hakkında ikinci kez yakalama kararı çıkarıldı. Yüksek Askeri Şura üyesi olarak görev yapan Taşdeler hakkında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan yakalama kararı dün Ankara Merkez Komutanlığı´na iletildi. İlgili kuruma gönderilen kararda, Orgeneral Taşdeler´in yakalanarak 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ne teslim edilmesi istendi. Öte yandan aynı karar Emniyet Genel Müdürlüğü´ne de iletildi. Söz konusu şahsın yakalanması durumunda Merkez Komutanlığı´na teslim edilmesi talep edildi. İddialara göre polis, askerle karşı karşıya gelmemek için Taşdeler´in yakalanmasında geri planda duracak. Daha önce de hakkında çıkarılan yakalama kararı üzerine Taşdeler, rahatsız olduğunu savunmuştu. Emekli general GATA´da tedavi altına alınmıştı. (Zaman)

(16 Kasım 2012), son güncel.: (17 Kasım 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve benzer davaları tanıkları deşifre ve tehdit ederek etkisiz bırakma gayretleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4943    yazdır/print


 

Şok başvuru: CHP kapatılacak mı?

Adalet Platformu, CHP´nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na dilekçe gönderdi. Platform, başvuruya gerekçe olarak CHP´nin İşbankası´nda hissesinin bulunmasını gösterdi. Platform ayrıca Rahibe afişi olayı ile Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün´ün terör örgütü PKK´lıları övmesini de diğer gerekçeler olarak gösterdi.

27.09.2012 21:23 Adalet Platformu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)´nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na dilekçe gönderdi. Platform Koordinatörü Adem Çevik, CHP´nin tüccar parti olduğunu savundu. İstanbul Adalet Sarayı´na gelen Çevik, dilekçesini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na ulaştırılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na verdi. Çevik, CHP´nin İşbankası´nda hissesinin bulunmasını hatırlatarak, tüccar bir parti olduğunu savundu. Bunun dünyada örneği olmadığını belirten Çevik, Milli Mücadele döneminde Pakistan, Afganistan gibi ülkelerden gelen yardım paralarının İşbankası´na sermaye olarak aktarıldığını ileri sürdü.Referandum öncesi ´rahibe afişi´ olarak gündeme gelen olayda CHP´nin Müslümanlara, Hristiyanlara ve Yahudilere hakaret ettiğini kaydeden Çevik, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün´ün kaçırılma olayından sonra terör örgütü üyeleri için kullandığı ifadelere de yer verdi. Aygün´ün terör örgütü üyelerine ´iyi çocuklar´ dediğini kaydeden Çevik, bu nedenlerden dolayı CHP´nin kapatılması gerektiğini savundu.Çevik, CHP´nin İşbankası´ndaki hesabıyla ilişiğinin kesilerek payının vakıflar üzerinden Diyanet İşleri Başkanlığı´na devredilmesi gerektiğini söyledi. Partinin mal varlıklarının da devlete irad edilmesini isteyen Çevik, fezleke hazırlanarak Anayasa Mahkemesi´ne gönderilmesini talep etti. (Cihan)

Önceki suç duyuruları takdir hakkına takıldı

Adalet Platformu, CHP, İşçi Partisi ve bu partilerin bazı üyelerinin adının karıştığı çok sayıdaki olayda görevinin gereği olarak soruşturma başlatması gerekirken başlatmayan, bu partilere sessiz kalan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya hakkında bir kaç kez suç duyurusu yapmış ancak Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu üyeleri soruşturma açma takdirinin başsavcıya ait olduğuna oybirliği ile karar vermiş ve herhangi bir işlem başlatmamıştı. Platform´un son suç duyurusu karşısında Yargıtay´ın tavrının değiştirip değiştirmeyeceği, takdir hakkını yine CHP´den yana kullanarak suç duyurusunu görmezden gelip gelmeyeceği merak ediliyor.

ALMAN VAKIFLARININ YARDIMI BELGELENDİĞİ HALDE KAPATMA DAVASI AÇILMADI

Alman vakıfları konusu Ergenekon soruşturması sürecinde bir çok kez gündeme geldi. Araştırmacı yazar Necip Hablemitoğlu´nun bu vakıfların Türkiye´deki siyasi girişimlerini araştırırken Ergenekon örgütü tarafından öldürüldüğü iddia ediliyor. Ergenekon´un Almanya ile sıkı bağlantıları oduğuna ve bu cinayette Ergenekon´un rol aldığına dair Bu somut bulgular var. Kısa bir hatırlatma olarak, Ergenekon´un firari sanığı Bedrettin Dalan´a Alman makamlarınca sahte pasaport verildiği, onun Almanya´da yaşadığı ve Türkiye´ye iade edilmediği belgelerle kanıtlandı. Pasaport ortaya çıktı. Almanya hem kendi ülkesinde hem de diğer ülkeledeki Ergenekon sanıkalrının iade edilmemesi için etkili olduğu İnterpol kurumuna baskı yapıyor. Alman vakıflarının CHP´ye ve Ergenekon sanıklarına maddi yardımlarda bulunduğu iddia ediliyor. CHP´ye yardım iddiasını ispatlayan belgeler Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Ancak başka partiler için internet andıcı sitelerindeki yalan haberler dahi kapatma davası açılmasına yeterli görülürken CHP hakkındaki bu şok iddia, belgelerle desteklendiği halde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya harekete geçmedi.

Birinci Ergenekon davasının 19 Ocak 2012 tarihindeki görülen 209. duruşmasında ifade veren Tanık Talip Doğan Karlıbel, Alman vakıflarına ve bu vakıfların Türkiye´deki Ergenekon sanıkları ve CHP´yle bağlantılarına dair çarpıcı iddialarda bulundu. İfadesinde 1997´ye kadar 11 yıl Alman emniyetinde çalıştığını, tercümanlık yaptığını, uyuşturucu alanında da çalıştığını dile getiren Karlıbel, çeşitli Alman Vakıflarından para alan Ergenekon sanıklarını ve aldıkları para miktarını ´belgeleriyle´ tek tek açıkladı. Karlıbel, Alman vakıflarının 1970 yılından bu yana Türkiye´ye 350 milyon dolar para transfer ettiğini savundu. Alman vakıflarının CHP´ye yaptığını iddia ettiği yardıma ilişkin dekontu, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´ya verdiğini belirten Karlıbel, ancak Başsavcının CHP ile ilgili bu iddianın üzerine gitmediğini öne sürdü. Karlıbel, Ankara 2 No´lu DGM´de görülen Alman vakıflarıyla ilgili davada da eski CHP Milletvekili avukat Şahin Mengü´nün yönetimindeki avukat grubunun, bu vakıfların avukatlığını yaptığını kaydetti. Alman siyasi vakıflarının, CHP ve bazı siyasi partiler ile bölücü örgütler gibi hükümete karşı olan bütün örgütlerle iç içe olduğunu tespit ettiğini savundu.

YARGITAY İŞÇİ PARTİSİNİ DE GÖRMEMEZLİKTEN GELİYOR

12 yöneticisi ile 11 üyesi, silahlı terör örgütü kurmak ve üye olmak, silahlı isyana teşvik ile yasak belgeleri temin etmek suçlamasıyla Ergenekon davasında yargılanan İşçi Partisi hakkında Yargıtay´da açılması gereken dava da bir türlü açılmıyor. Eski Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya gibi yeni Yargıtay Başsavcısı Hasan Erbil de dava açmaya gerek görmüyor. CHP gibi İP´in de yüksek yargı tarafından kollandığı iddiaları güçleniyor. Aynı durumda başka bir partinin, örneğin AK Parti´nin olması durumunda başsavcılığın farklı davranacağına ve hemen dava açacağına kamuoyunda kesin gözüyle bakılıyor.

TAKDİR HAKKI HEP CHP VE İP LEHİNDE, AK PARTİ ALEYHİNDE!

Abdurrahman Yalçınkaya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde Akit gazetesine konuşmuş, “İşçi Partisi´nin birçok yöneticisi, Ergenekon Terör Örgütü yöneticisi olduğu gerekçesiyle yargılanıyor. İP hakkında kapatma davası açmadınız. Yargıtay 1. Başkanlık Kurulu, şahsınızın Ergenekon Terör Örgütü ile yakın teması olan İP hakkında kapatma davası açmamasını, “takdir hakkını kullanmak” olarak değerlendirdi. İP´e dava açmamanız eleştiriliyor...” şeklindeki sorusuna şöyle cevap vermişti: “Siyasi parti hakkında dava açmamız için bilindiği gibi bir odaklaşma kriteri, süreklilik ve devamlılık ve kesin de delil ararız. Biz şimdilik şu anda, kesin delil görmüyoruz. Mahkeme sonuçlanmadı. Daha iddianamelerin okunma safhasında... Savunmalar alınıyor...”

Yargıtay 1. Başkanlık Kurulu da, İP hakkında kapatma davası açmamasını, “takdir hakkını kullanmak” olarak değerlendirmişti. 22 Eylül 2008 tarihinde toplanan Yargıtay 1. Başkanlık Kurulu, Abdurrahman Yalçınkaya´nın, Anayasa ve yasalardan kaynaklanan takdir hakkını kullanmasından dolayı işlem yapılmasına yer olmadığına oybirliğiyle karar verdi.

ERGENEKON ASKERİ DARBE İLE DEVİREMEDİĞİ HÜKÜMETİ YARGI DARBESİYLE DEVİRMEK İSTEDİ

İddialara göre Ergenekon terör örgütü, seçimle gelen hükümeti yıpratmak, zor durumda bırakmak hatta görevden almak için en fazla yargı yolunu kullandı. Yargı konusu olan iddialara göre bunun en önemli örneği de AK Parti´ye açılan kapatma davası oldu. Buna göre, Ergenekon örgütü darbe yaparak deviremediği AK Parti hükümetini ´kapatma davası´ açtırarak devre dışı bırakmayı amaçladı. Öyle ki, 2008 yılının Mart ayında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´nın AK Parti´nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi´nde açtığı dava kamuoyunda şok etkisi yaptı. AK Parti´nin ´laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği´ gerekçesiyle hazırladığı iddianamede, partinin kapatılması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istendi. Beklenti Anayasa Mahkemesi´nin AK Parti´yi kapatmasıydı. Ama kritik bir sayıyla, 6´ya karşı 5 oyla kapatma kararı çıkmadı. Bu süreçte yaşanan olağanüstülükler daha sonra 2. Ergenekon iddianamesinde ayrıntılarıyla yer aldı. AK Parti´nin kapatma davasına bakan Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt´ün davadan önce dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´la görüştüğü ortaya çıktı. Paksüt´ün eşi Ferda Paksüt, ikinci Ergenekon davasında sanık oldu. Ferda Hanım, dava dosyasına giren görüşmelerinde partinin kapatılacağını söylüyordu.

YALAN HABERLER AK PARTİ´Yİ KAPATMAK İÇİN YETERLİ, GERÇEK HABERLER CHP İÇİN YETERSİZ

Genelkurmay bünyesinde emir komuta zinciri içerinde ´andıç´ ile kurulan yalan haber ve kara propaganda sitelerinde sürekli Ak Parti hükümeti hakkında yalan ve karalama amaçlı haberler yayınlandı. Bunlardan bazıları doğruluğu dahi araştırılmadan Ak Parti hakkında açılan kapatma davasına delil olarak konuldu. Çok sayıdaki delilin yalan olduğu AYM´deki görüşmelerde ortaya çıktı ve dosyadan çıkarıldı. Ergenekon örgütünün uydurduğu yalan haberleri dahi dosyaya koymaktan çekinmeyen Yargıtay Başsavcılığı´nın CHP ve İP hakkındaki gerçek delilleri dikkate almaması takdir hakkı olarak değerlendiriliyor.

KAPATMA DAVASINDA ERGENEKON GÖLGESİ: BİR YALAN UYDURDU, DİĞERİ DAVA AÇTI

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından AK Parti´nin kapatılmasına yönelik hazırlanan iddianamede delil olarak gösterilen 400 maddenin 370´i Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmişti. Savcıların hazırladığı delillerin çoğunluğu tekzip edilmiş gazete küpür ve internet bilgilerinden oluşmuş olması nedeniyle, kamuoyunda ´google davası´ olarak anılmıştı. Delillerin bir kısmının, AK Parti hükümetini devirmek için hazırlanan İnternet andıcı kapsamında hazırlanmış sahte kara propaganda haberleri olduğu da ortaya çıkmıştı.

Kapatma davası 15 Mart 2008´de açıldı. İstihbarat birimleri, birkaç aydan beri İlhan Selçuk´u teknik takibe almıştı. Gazeteciler arasında geçen konuşmalar, sonuçları hesaplanarak davanın açıldığını gösteriyor. İlginç bir gelişme olarak da, Ergenekon davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesinin, kapatma davasının Ergenekon örgütü tarafından açtırıldığı iddiaları üzerine gitmesi ve kapatma davasının iddianamesini hazırlayan 5 yargıtay savcının ifadesini almaya karar vermesi olmuştu. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak, bu gelişmeyi şu satırlarla yorumluyordu:

Yargıtay 8. Ceza Dairesi üyesi Hamdi Yaver Aktan, Yargıtay Başkanlığı yarışı için 3 isim belirlemişti. (İnternete düşen ses kaydında) Kim kendilerine daha iyi hizmet ederse, onun destekleneceğini söylüyordu. Aktan´ın, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi üyesi Fatih Arkan´la yaptığı konuşma: Kenarda yan çizerek, oturarak olmayacağını anlasınlar. Herkesin bir projesi var. Ersan´a da açık söyledim. Bunu yaparsanız geçersiniz. Kadir´e de söyledim; 3´ünüz varsınız. Abdurrahman Bey bir dava daha açabilir... Açılırsa seçimi olumsuz etkiliyor... O da müthiş korkak, hepimizi içeri atarlar... Neyi atıyorlar, Yargıtay Başsavcılığı´ndan içeri atarlarsa... Bu ülkede ihtilâl olur. İçeriye girmekten çıkmaktan korkuyorsan, o zaman bir takım görevlere talip olma. Bırak başkası yapsın. Bu konuşma, yargının hangi tertipler içinde bulunduğunu göstermiyor mu? Demek birinci davadan sonra Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya´ya bir dava daha sipariş edilmiş.

İŞTE O KRONOLOJİ

9 Şubat 2008 tarihinde, yıllardır süren başörtüsü yasağını üniversitelerde sona erdirecek olan Anayasa Değişiklik Teklifi´nin, TBMM´de ezici çoğunluğu oluşturan 411 oyla kabul edilmesi ve Köşk´e gönderilmesinin ardından Ergenekon Terör Örgütü yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan Jandarma Eski Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur´un harekete geçtiği ve Ergenekon sanıklarının yüksek yargı üyeleri ile görüşmesi için randevu aldığı ortaya çıkmıştı. Emekli Orgeneral Şener Eruygur, 11 Şubat 2008 tarihinde Ergenekon sanığı ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer´i aramış, kendisi ve ÇEV yöneticilerinin 12 Şubat 2008 tarihinde saat 11:00´da Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, saat 13:30´da Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, saat 14:00´da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ile görüşmesini sağlamış. Bu faaliyetlerle örtüşen ve aşağıda kronolojik olarak sıraladığımız Ergenekon bağlantılı diğer bazı gelişmeler de peşpeşe geldi.

24 OCAK 2008: Ergenekon Terör Örgütü üyesi sanığı Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk, İktidar partisi zanlı köşe başlıklı bir yazısında, Savcı, kırmızı çizgiyi çiğneyip bölücülük ya da dincilik yapan siyasi partiye dava açmasın, görür gününü dedi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya´ya gözdağı verdi.

1 ŞUBAT 2008: TBMM Anayasa Komisyonu´nda başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını içeren Anayasa değişikliği teklifi kabul edildi. Komisyon, AK Parti ve MHP´li milletvekillerince verilen Anayasa değişikliği teklifi üzerindeki görüşmelerini 11 saatte tamamladı. Komisyon, teklifi 4 ret oyuna karşılık 17 oyla kabul etti.

5 ŞUBAT 2008: Ergenekon Terör Örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bedri Gültekin´i aradı ve, 16´sında Anayasa Mahkemesi´nde görüşülmeden önce ona destek amacı ile büyük eylem yapalım dedi.

7 ŞUBAT 2008: Ergenekon zanlısı İlhan Selçuk, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız´a, YÖK elden gidiyor... Gidiyor, yani her şey elden gidiyor, tuhaf bir durum var, bakalım ne olacak.. Şimdi yalnız 2 tane şey var; eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa, belki bir umut doğabilir yani... Çünkü normal yollardan bunlar mümkün değil artık dedi.

8 ŞUBAT 2008: İlhan Selçuk, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız´a, Zannediyorum yargı da yürüyecek. Bunlar da yürüyecek, yargı da yürüyecek. Bir yerde bir hesaplaşma olacak herhalde. Yani şöyle bir şey aklıma geliyor; YARGI, KAPATMA KARARINA DOĞRU GİDİYOR, HABERİNİ DE VERDİLER. Kapatma kararını verdiği anda bunlar da diyecekler ki; biz milli iradeyiz, şey başlıyacak, ben milli iradeyim diyecek, birtakım şeyler yapmaya çalışacak; çünkü göğsünde KAPATILMIŞTIR levhası dururken, AKP bir şey yapamaz. Bir şey yapabilir, isim değiştirir dedi.

9 ŞUBAT 2008: Yıllardır süren başörtüsü yasağını üniversitelerde sona erdirecek olan Anayasa Değişiklik Teklifi, TBMM´de ezici çoğunluğu oluşturan 411 oyla kabul edildi ve Köşk´e gönderildi. CHP, söz konusu değişikliği Anayasa Mahkemesi´ne götüreceğini açıkladı.

12 ŞUBAT 2008: 68´liler Vakfı Başkanı Merdan Aslan ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) yöneticilerinin de bulunduğu sivil toplum kuruluşları temsilcileri, 5-6 kişilik bir heyetle Danıştay Başkanı, Yargıtay Başsavcısı, Yargıtay Başkanı ve Anayasa Mahkemesi üyesi ile görüştü.

13 ŞUBAT 2008: İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Erkan Önsel, 13 Şubat 2008 tarihinde İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek´i aradı ve 68´liler Birliği Vakfı´nın Genel Sekreteri Merdan Aslan´ın, Danıştay Başkanı, Yargıtay Başsavcısı, Yargıtay Başkanı ve Anayasa Mahkemesi´nin bir üyesi ile görüştüğünü söyledi. Merdan Aslan, Doğu Perinçek´e yaptığı görüşmeleri anlattı ve, Son derece emin, son derece kararlı konuştular. Son derece olumlu yanıtlar verdiler ve ´Hukuk olarak, Hukuk çerçevesinde, yargı olarak sonuna kadar direneceğiz ve kimse merak etmesin´ dediler. Selma Hanım diye bir bayanla görüştük ama çok akıllı, çok militan.. (Selma Hanım´ı kastediyor). Anayasa Mahkemesi´nde üye... dedi.

22 ŞUBAT 2008: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yükseköğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören 5735 sayılı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu onayladı.

14 MART 2008: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği iddiasıyla AK Parti´nin temelli kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi´nde dava açtı.

ERGENEKON YARGITAY´A SIÇRADI MI?

Erzincan´da yürütülen Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in soruşturma sürecinde dinlendiğine yönelik resmi evrakların Yargıtay´dan Cihaner´e fakslandığı ve böylece dikkatli olması konusunda uyarıldığı ortaya çıkmıştı. Yargıtay binasında yer alan Siyasi Partiler Bölümü´nden İlhan Cihaner´in telefonunun mahkeme kararıyla dinlendiğine yönelik mahkeme kararı İlhan Cihaner´e fakslanmış, böylece dikkatli olması istenmişti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı´na ait 0 312 425 99 .. numaralı telefondan 31 Aralık 2009 tarihinde saat 14:03´te Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner´e faks çekilmiş. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ve Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu, İlhan Cihaner´e süren soruşturmayla ilgili neden faks çekildiği ve söz konusu faksın içeriği hakkında konuşmaktan kaçınmış, olay kapatılmıştı. Kontrgerillanın yargıda nasıl örgütlendiğini somut şekilde gösteren bu şok gelişme üzerine yüksek yargı mensupları sessiz kalmıştı.

Cihaner davasının Erzurum´da görülmesi sürecinde de inanılmaz baskılar yaşandı. Davanın 1 nolu sanığı sanığı Org. Saldıray Berk´e bağlı savaş uçakları duruşma görülürken mahkeme salonunun üzerinde alçak uçuş dahi yaptı. Dava daha sonra skandal şekilde Yargıtay´a aldırıldı. Ortaya çıkan ses kayıtları, kamuoyunun skandaldan haberdar olmasını sağladı. Ses kayıtları, başka şekilde ortaya çıkarılamayacak olan bir girişimi, davanın yargıtaya alınması sürecinde Ergenekon örgütünün yargıdaki uzantısının rol oynadığını düşündürdü. Bu ihtimal, yani Ergenekon örgütünün yargıtaya sıçramış olabileceği ihtimali, 12 Eylül darbecilerine yönelik ilk iddianame hazırlayan ve bu nedenle mesleğinden atılan efsanevi savcı Sacit Kayasu tarafından açıkça dile getirildi. Kayasu, ses kayıtlarının bu korkunç şüphenin kanıtlanmasında ne kadar önemli olduğunu dile getirdi. Yargıtay´ın, vatandaşın davalarını birinci derece mahkemesi olarak göremeyeceğini vurgulayan Kayasu, Cihaner davasında yalnız kendisinin değil onunla beraber Saldıray Berk ve MİT elemanlarının da yargılandığını hatırlatıyordu. Onların yargılanma yerinin Yargıtay değil adli mahkemeler olduğunu ifade eden Kayasu, şöyle devam ediyordu: Bir ses kaydı olmasaydı, hadi derdiniz ´hukuki hata.´ Ama o ses kaydından sonra ´acaba bu işin arkasında başka şeyler var mı; Ergenekon terör örgütü Yargıtay´a da sıçradı mı?´ gibi insanın aklına ister istemez bu sorular geliyor.

YARGITAY´DAKİ EVRAK HIRSIZLIĞI CHP´Lİ TEKİN´E MİLLETVEKİLLİĞİ YOLUNU AÇTI

2011 yılında yapılan genel seçimler öncesinde Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı CHP üyesi Gürsel Tekin milletvekili adayı olmak için CHP´den başvurdu. Ancak bundan 6 yıl önce belediye görevinde karıştığı bir usülsüzlük olayından yargılandığı için milletvekili olması beklenmiyordu. Çünkü yerel mahkemede görülen davası suçun sabit görülerek ceza almasıyla sonuçlanmıştı. Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya temyiz için gelen dosyayı 1,5 yıl bekletti. Daha sonra dava dosyası içinden abzı evrakların çalındığı anlaşıldı. Bu olay seçimlere yakın bir dönemde gerçekleşti. Evraklar olmayınca karar verilemedi. Böylece cezası Yargıtay´ca onanamayan Tekin milletvekilliği seçimlerine katılabildi ve CHP´den seçildi.

SONUÇ: CHP´YE KAPATMA DAVASI AÇILAMAZ, ÇÜNKÜ...

Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya 23 Mart 2011 tarihinde HalkTV ilişkisi nedeniyle CHP´ye kapatma davası konusunda görüş bildirdi. Peki Başsavcı CHP´ye kapatma davası açabilir mi? ´Türkiye´nin mevcut anayasal düzeninde Yargıtay Başsavcılığı´nın CHP´ye kapatma davası açma yetkisi de, niyeti de yoktur, olamaz. CHP Derin Devlet´in önemli ama tali bir unsurudur.´ Star gazetesi yazarı Ergun Babahan köşe yazısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının CHP´ye kapatma davası açmak istemediğini çok çarpıcı satırlarla ifade ediyor ve şöyle diyordu:

Yalçınkaya CHP´ye Dava Açamaz. Türkiye bir siyasi parti mezarlığıdır ama suç işleyen kamu görevlilerinin dokunulmazlığı olduğu gibi, CHP´nin de bu konuda tam bir dokunulmazlığı vardır. O yüzden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya´nın ´eğer´ ifadeleri taşıyan açıklaması yok hükmündedir. ´Eğer tespit edersek davayı açarız´ buyurmuş Başsavcı. Açmazsınız, açamazsınız... Türkiye´nin mevcut anayasal düzeninde Yargıtay Başsavcılığı´nın CHP´ye kapatma davası açma yetkisi de, niyeti de yoktur, olamaz. Çünkü bu parti, bugün yaşadığımız bütün sıkıntıların temel nedenlerinden biridir. Bütün partiler, CHP´nin yargıya da yansıyan ideolojik duruşu nedeniyle kapatılmış, yöneticileri bu nedenle cezalandırılmıştır. 1960 Darbesi´nden başlayarak askerin tüm müdahalelerinin arkasında bu parti ve onun zihniyeti vardır. Bu partinin Susurluk´un üzerine giden Fikri Sağlar´ın adaylığını kabul etmeyip Ergenekon´un kilit sanığı Mehmet Haberal´ı, devletçi Oktay Ekşi´yi baştacı etmesinin nedeni budur. Haberal, CHP zihniyetinin bir sonucudur. Günümüz şartlarında bir ´Alien´dır (Yaratık, yabancı) ama eski sistemle kan bağı mevcuttur. Daha ötesi, CHP şu anda devekuşu konumunda bir partidir, yani ne deve, ne de kuştur. Günümüz koşulları ağırlıklı olarak deve olmasına izin vermemektedir. İktidarın halk oyundan geçtiğini bilmesi gerçeği onu kuş olmaya zorlamaktadır ama geçmişin günahlarının ağırlığı da uçmasına izin vermemektedir. Amerikan Büyükelçisi Pearson´ın Derin Devlet yapılanması analizinde eksik olan da tam budur, yani CHP´nin bu yapıdaki rolü.

CHP, iktidar olmadan asker kontrolündeki Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay gibi kurumlar sayesinde Türkiye´ye hükmetmiştir. CHP´nin iradesi milletin iradesinden bu yolla üstün kılınmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP´nin 367 başvurusu ve mahkemenin bunu derhal kabulü asker-yargı-CHP işbirliğinin en açık ve utanç verici dışa vurumudur. AK Parti iddianamesini bu partiye yakın insanlarla yazdığı iddia edilen sorunlar nedenle CHP´ye kapatma davası açmaz, açamaz. Olayın gerçeği budur. CHP ´askere gitmeyen herkese bin dolar, her eve 2 bin dolar´ vaadinde bulunsa da, iktidar şansı olmamasının ardında yatan gerçeklik budur. Halk CHP´nin özünde kendinden değil de devletten yana olduğunu görmektedir. AK Parti´nin en büyük şansı da odur. Özetle, CHP Derin Devlet´in önemli ama tali bir unsurudur. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(27 Eylül 2012), son güncel.: (28 Eylül 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

CHP´ye kapatma davası açılamaz, çünkü..

Adalet Platformu ile ilgili manşetlerimiz

CHP´ye sessiz kalan başsavcıya suç duyurusu

Rahibe afişiyle ilgili manşetlerimiz

Ses kaydı: Yargıtay´ın Cihaner planı

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ile ilgili manşetlerimiz

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

Yargıtay İşçi Partisi´ne kör

İşçi Partisi ile CHP´ye hala kapatma davası açılmadı

CHP fezlekeleri ne zaman gelecek?

Kontrgerilla yargısı suskun: Ya aynı şeyi AK Parti yapsaydı?..

TBMM´den Başsavcıya: Bildiriyi geri çek milletten özür dile

Yargıtay Başsavcılığı işgal altında: Cumhurbaşkanına suç duyurusu

İşte Kontrgerilla yargısı: CHP´nin yüksek yargıda dokunulmazlığı var

Yargıtay´ın Cihaner faksına örtbas

CHP hakkında şok iddialarda bulunan Ergenekon tanığı Talip Doğan Karlıbel´le ilgili tüm manşetlerimiz

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

Ergenekon´un yüksek yargı ile kaos buluşmaları

CHP´NİN HALKI SOKAK ÇATIŞMASINA ÇAĞIRMASI MANŞETLERİMİZ

CHP: Sokak sokak direniriz

Flaş!!! CHP´den kışkırtma: Meclis´e yürüyüş

Kılıçdaroğlu çıldırdı: İhtilal hak!

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4849    yazdır/print


 

Özal´ın mezarına sıkı koruma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mezarının açılarak otopsi yapılmasına karar verilen 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın İstanbul Topkapı´da bulunan anıt mezarında gece saatlerinden itibaren güvenlik önlemleri artırıldı. Bu arada savcılığın isteğine göre mezardan tüm cesedin alınabileceği gibi sadece belirli numunelerin alınmasıyla da yetinilebileceği bildiriliyor. İddia konusu olan zehirlenme bulgularını içerme olasılığı nedeniyle mezardan toprak numunelerinin de alınacağı öğrenildi.

19.09.2012 10:07 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mezarının açılmasına karar verilen 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın Topkapı´da bulunan anıt mezarında gece saatlerinde güvenlik önlemleri artırıldı.Saat 23.00´ten itibaren İstanbul Emniyet Müdürlüğü´ne bağlı sivil ekipler anıt mezar çevresinde sürekli teyakkuz halindeydi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ümit Zafer Çolak´ı bekleyen polis ekipleri, zaman zaman mezarın etrafında gezerek çevre kontrolü yaptı. Polis ekipleri arada sırada araçlarıyla mezarın bulunduğu bölgede ring atarak çevre güvenliğini kontrol etti. Belirli aralıklarla görev değişimi yapan ekipler, anıt mezar içinde nöbet tutmaya devam ediyor. ( Cihan)

-Toprak dahil her şey incelenecek-

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nın, 10 gün içinde Özal´ın Topkapı´daki mezarını açması bekleniyor. İnceleme sadece belirli numunelerle de gerçekleşebilir. Savcılık tüm cesedi isterse Özal´ın naaşı Adli Tıp Kurumu´na getirilecek.Devlet Denetleme Kurulu´nun (DDK) 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili hazırladığı rapordan sonra Ankara Cumhuriyet Savcılığı´nın derinleştirdiği soruşturmada yeni aşamaya geçildi. Adli Tıp Kurumu yetkilileri, Özal´ın kesin ölüm nedeninin öğrenilmesi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı gözetiminde mezarını açacak. Savcılığın isteğine göre mezardan tüm ceset alınabileceği gibi inceleme sadece belirli numunelerle de gerçekleşebilir. Savcılık tüm cesedi isterse Özal´ın naaşı, çinko tabut içerisinde herhangi bir koruyucu sıvı koymadan Adli Tıp Kurumu´na getirilecek. Numunelerde ise kemik, diş, kaldıysa yumuşak doku (bel kası, diz kası gibi) ile saç örnekleri alınacak. Ayrıca kefen, tabut ve toprak örnekleri de kuruma gidecek. Yakınlarında olduğu söylenen saç örneği gibi ölüm nedenine ışık tutabilecek numuneler de kayda değer bulunursa Adli Tıp Kurumu tarafından incelenecek. İncelemeler Morg ve Biyoloji İhtisas Daireleri ile Kimya İhtisas Dairesi´ne bağlı Toksikoloji Şubesi´nde yapılacak.

Uzmanlar, aradan geçen 19 yıl sonucunda yumuşak doku ve saç örneklerinin kalmasının zor olduğunu belirtiyor. Bu kapsamda ´Özal´ın ölümünden sonra kendisine tahnit (ölünün bozulmaması için ilaçlanma) yapılması örneklerin sağlamlığı konusunda fayda sağlayabilir düşüncesi´ de mümkün görülmüyor. Süreçte Özal´ın kimlik tespiti talep olursa yapılacak. Daha sonra taramalar ve incelemeler gerçekleşecek. Adli tıp uzmanları ´feth-i kabir´ sonrası başarının, gömüldüğü mevsim, toprağın nem içeriği ve yapısal özellikleri, tabutun sağlamlığı, mezarlığın drenajı gibi çevresel şartlara bağlı olduğuna dikkat çekiyor. Alınan topraktan cesede başta arsenik, kurşun gibi birçok zehir geçme ihtimali bulunduğu gibi cesetten de toprağa zehir geçebiliyor. Bu da toprak analizini önemli kılıyor. Aynı şekilde kefen ve tabut örnekleri de sonuç için önemli kaynaklar. Kemik ve saç örneklerinden kırık, darbe gibi izler ve zehirlenme bulguları çıkabiliyor.

-Heyet oluşturuldu, anıtmezar 10 gün içinde açılacak-

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüyle ilgili şüphelere ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında mezarının açılarak inceleme yapılması yönünde verdiği talimat, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na dün ulaştı. Edinilen bilgiye göre mezar açma işlemine TMK 10. madde ile görevli talimat savcısı Ümit Zafer Çolak nezaret edecek. Savcı Çolak ve Adli Tıp Kurumu´nun (ATK) ilgili birimlerinde görevli uzmanlardan oluşan heyetle birlikte mezar açılacak. Çolak´ın, Adli Tıp Kurumu´na (ATK) bağlı Morg İhtisas Dairesi, Kimya İhtisas Dairesi ve Biyoloji İhtisas Dairesi ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şubesi görevlilerinden oluşan bir ekiple, önümüzdeki günlerde mezar açma işlemlerini yapacağı belirtildi. Mezar açma işlemi için hava şartlarının da göz önünde bulundurulacağı ifade ediliyor. ( Zaman)

Ölümü aynı kapsamda cinayet şüphesiyle incelenen Albay Kazım Çillioğlu´nun Düzce´deki mezarı da geçtiğimiz aylarda açılmış, yapılan otopsi sonucu Albay´ın saç köklerinde zehirli madde arseniğe rastlanmıştı.

AHMET ÖZAL: SAÇ TELLERİ MEZARIN AÇILMASIYLA SAVCILIĞA VERİLECEK

24.09.2012 18:16 Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal, babasının kabrinin ne zaman açılacağının belli olmadığını söyledi. Özal, annesi Semra Özal´da bulunan saç örneklerinin mezarın açılmasından sonra savcılığa verileceğini ifade etti. Ölümüyle ilgili soruşturma yürütülen ve bu kapsamda kabrinin açılmasına karar verilen 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal, Çağlayan´daki İstanbul Adalet Sarayı´na gelerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ile görüştü. Adliye çıkışında basın mensuplarının sorularını cevaplayan Özal, kabrin açılmasından önceki ön hazırlıkların son derece titiz ve detaylı yapıldığını konuştuklarını belirtti. Ahmet Özal, Ne zaman yapılacağı tam belli değil. Ön çalışması son derece önemli. Çünkü bir defa yapılır. Yapılırken de bunun tam manasıyla uygun olarak teçhizatıyla, elemanlarıyla, kullanılan teknoloji ve yöntemlerin tespiti için bir ön çalışma var. O çalışmayı devam ettiriyorlar. dedi.

Sizin açılmasını istemediğiniz yönünde bilgiler var? sorusu üzerine Özal, Hayır. Aile olarak esasında açılmaını hiçbirimiz istemiyoruz. Fakat Turgut Özal, Cumhurbaşkanı olarak bu devlete mal olmuş bir insandır. Sadece aile olarak benim babam değildir. Ben babam olarak açılmasını istemem. Ama Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak Türkiye´de yaşanan olayların daha netleşmesi ve bazı eksiklerin tamamlanması için açılması gerekiyorsa açılmasına karşı değilim. diye konuştu.

Babasının ölümüyle ilgili 1998 yılında çalışma yapılmasını kendisinin istediğini hatırlatan Özal, 1999´da milletvekili olduğum zaman da bunun Mecliste önergesini vermiştim. O günden beri takip ediyorum. ifadelerini kullandı.

Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporunu hatırlatan Özal, Raporda ölümünün şüpheli olduğu açıklandı ve açıktır bunu da biliyoruz zaten. Ben o yılların, 90´lı yılların başında rahmetli Uğur Mumcu´nun ölümüyle başlayan Eşref Bitlis Paşa´nın ölümüyle devam eden, Adnan Kahveci´nin, rahmetli Özal´ın, Hablemitoğlu´nun, Taner Kışlalı´nın ölümünün birçok şekilde birbiriyle bağlantılı olduğunu, o yılların araştırılması gerketiğini o zaman da söyledim şimdi de söylüyorum. Bu mesele sadece rahmetli Özal´ın meselesi değil. O yılların araştırılmasının da başlaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hala bazı soruların cevapları yok. Artık yapılan yanlışların ortaya çıkması ve insanların bir defa ve son defa olarak yeni bir sayfa açması için, Türkiye´nin geleceği için çok önemli olduğunu düşünüyorum. dedi.

Ailedeki saç tellerinin akıbeti sorulan Özal, Onlar var. Zaten mezar açıldığı zaman saç teli de kemik de hepsi var. Mezar açıldığı zaman saç telinin ne ifade edip etmediği zaten çok daha netleşecek. Hepsi bir araya gelecek. cevabını verdi.

Saç tellerini savcılığa verip vermedikleri yönündeki soru üzerine Özal, saç örneğinin kendisinde değil annesinde olduğunu belirtti. Savcılığın ailedeki saç telleri ile ilgili talebi olup olmadığının sorulaması üzerine Ahmet Özal şu cevabı vedi: Geldi, onların hepsi zaten verilecek. Fakat o saç telinin verilmesi tek başına bir şey ifade etmediği için mezar açılmasıyla birlikte daha çok şey ifade edecek.

Saç telleri verilecek mi? sorusuna Özal, Hepsi verilecek. cevabını verdi. ( Cihan)

TURGUT ÖZAL´IN SUİKASTÇİSİ YALNIZ DEĞİLDİ

25.09.2012 15:21 1988´de Turgut Özal´a yapılan suikast girişiminin şahitlerinden Ali Ünal, tetikçi Kartal Demirağ´ın yalnız olmadığını söyledi. Özal´ın çalışma arkadaşlarından Vehbi Dinçerler ve Hasan Celal Güzel de Ünal´ı doğruladı. 8.Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal´ın kabrinin açılması tartışmaları gözleri bir kere daha 18 Haziran 1988´de yaşanan suikast girişimine çevirdi. Suikastı yapan Kartal Demirağ´ı engelleyen kişi olarak tanınan delege Ali Ünal, Aksiyon Dergisi´ne verdiği röportajda Demirağ´ın yalnız olmadığını yanında biri bayan iki kişi daha bulunduğunu söyledi.Dönemin tanıkları arasında da bu iddiayı doğrulayan birçok kişi bulunuyor. İşte dönemin tanıklarının Bugün´e yaptığı açıklamaları:

-İki kişi silah sıktı-

Milli Eğitim eski Bakanı Vehbi Dinçerler: Bu konuda benim şahitliğim var. Turgut Bey´e iki kişi silah sıktı. Bunlardan biri uzun biri kısa boylu idi. Uzun boylu ve elinde daha büyük bir silah olan kişi kısa boylu olan kişinin sağında ve yanındaydı. Kısa boylu olan kişi Kartal Demirağ çıktı. Uzun boylu olanın kim olduğunu öğrenemedik. Ben konuyu Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Selçuk´a aktardım.Oda Turgut Özal´a söyledi. Asıl problem bu konunun araştırılmamış olmasıydı. FaikTarımcıoğlu d abenim gibi ikinci bir kişiyi görmüş.

Eğer bir güç iki tetikçiyi oraya getirebiliyor ve yanyana koyabiliyorsa,bunlar ellerini yavaş yavaş kaldırıp Turgut Özal´a ateş edebiliyorlarsa bu basit bir oluşumun işi olamaz. Çok büyük koordinasyon gerektirir. İçinde iç ve dış istihbarat servislerinin irtibatını gerektirir. Bunları harekete geçiren kudret nedir. Turgut Bey bu işi çok inceledi. Televizyonların görüntülerini izledi ve kendine göre bir mütalaa çıkardı. Bulduğum bulguları açıklarsam Türkiye´ye yazık olur ve geleceği kararır diye üstünü kapattı.

O zaman Türkiye bu güne göre daha zayıftı. Ancak şimdi gücü var. Savcının bütün bu iddiaları ihbar kabul edip devletin bütün belgelerini toplayıp, 1988 suikastını açığa çıkarması lazım. Bu açığa çıkmadan mezarın açılması ile bir şey çözemezsiniz. Asıl olay suikastın ortaya çıkarılmasıdır.

-Garip Tipler Dolaşıyordu-

Eski bakanlardan Hasan Celal Güzel: Kongrenin olduğu gün birçok gariplikler vardı. Koskoca iktidar partisinin kongresinde simitçiler sandviç satanlar vardı. Salon doğru dürüst kontrol altına alınmamıştı. Genel Sekreterlik, delegelerin şikayet etmesiyle ´herkesi alın´ demiş diye açıkladılar. Ortada çok garip tipler dolaşıyordu. Kongrede güvenlik çok zayıftı. Başbakan konuşurken ona ateş edilebilmesi zaten bunu gösteriyor. Ali Ünal´ın iddialarına benzer iddialar birçok milletvekili tarafından da gündeme getirilmişti.

Bunların bir ekip olarak geldiği, tek kişi olmadıkları söylendi. Konunun üzerine gitmeyi çok istedim. Özal´a gittim. ´Benbukonuyla senin ilgilenmeni istemiyorum. Sen işin üzerine çok gidersin´ dedi. Adeta tahmin etmişti ve gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyordu. Biz sonradan bunu düşündüğümüzde devletin içinden birilerinin bunu yapmış olabileceğini tahmin ettik. Özal, mesela ordu güç durumda kalabilir diye düşünmüş olabilir. Ya da bir ejderhayı daha fazla uyandırmak istememiş olabilir, bilemiyorum. Bazıları da bu suikastı yaptıran kimselerin kendi yakınından bazı kişilerle irtibatlı olduğunun ortaya çıkmasını istemediği için üzerine gitmediğini söylüyor. Neticede üzerine gidilmedi. 5 sene sonra vefat etti. Daha evvel böyle birşey başına geldiği için bundan çok şüphelendik.Şimdi mezarı açılacak, umarım gerçekler gün yüzüne çıkar.

-´İkinciyi atarken eline vurdum´-

Özal suikastının gerçekleştiği kongrede delege olan Mamak Ortaköy Muhtarı Ali Ünal, Aksiyon Dergisi´ne yaptığı açıklamada yaşananları şöyle anlattı: Kartal Demirağ´ı tetiği çekmeden önce gördüm, aynı adamdı. 3 kişiydi bunlar, dışarıda. Üzerlerinde tişört vardı. Biri kızdı. Sonra içeride bir daha gördüm. Aynı tişörtler, yabancı yazılar vardı, İngilizce yazıyordu galiba. Ellerinde sadece çanta vardı. Demirağ, basına ayrılan yerde duruyordu. Ben de ön sıralardaydım. Delegeler nasıl olacak diye koşuyordum. Özal, kürsüde konuşuyordu. Beni biri itekledi. Arkaya yaslandım. O arada önündeki adamın sırtına silahı koydu, patlattı. Ben ikinciyi atarken eline vurdum. Sağ elindeki silah sol eline gitti. Arkadan kavradım bunu. Kavrayınca sol elindeki silahın kabzasıyla kaşıma vurdu ve deldi. Kan fışkırıyor, bir metre ileri sıçrıyordu. Ama salmadım. Birinciyi attı, mikrofon borusuna vurmuş ve Özal´ın elini delmiş o kurşun. İkinci mermiyi engellemesem kafasına, kalbine gidecekti bilemiyorum. Ben salmayınca boşa gitti. Çelme attım, yuvarlanmaya başladı. O arada maliye bakanının koruması kolundan vurdu. Bana ´yat´ dediler, yattım. Onu da götürdüler. Ertesi gün evimden suikast tatbikatı için alındım. Yaşananları anlattım. Mahkemeye tanık olarak çağrılmadım. ( Bugün)

(19 Eylül 2012), son güncel.: (25 Eylül 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

TURGUT ÖZAL´IN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜ MANŞETLERİMİZ

Özal: Dertleri beni tasfiye etmek

DDK: Özal´ın mezarı açılmalı

DDK raporunun tam metni

Özal ailesinden garip tavır

DDK´nın Özal´ın vefatına dair raporun orjinalini Cumhurbaşkanlığı sitesinden indirmek için tıklayın

DDK´nın Özal´ın vefatına dair raporun orjinalini sitemizden indirmek için tıklayın

DDK Özal´ın ölümüne yoğunlaştı

Özal suikastinde çember daralıyor

Özal ve komutan cinayetleri bağlantılı

Özal suikasti muhteşem bir Özel Harp işiydi, amacına da ulaştı

Korkut Özal: Kardeşimi Ergenekoncular öldürdü

Kaynak: Özal´ın o dönem ölmesi birilerince uygundu

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4826    yazdır/print


 

Görüntülenen: 1 - 20 (Toplam 97)  | Sonraki 20 

| Paylaş:


Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Şok!!! 509 bin kişi dinlenmiş

07.03.2014 13:13 Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda yürütülen soruşturma çerçevesinde, 2012'de 257 bin 454 kişi, 2013'te 252 bin 062 kişi olmak üzere toplam 509 bin 516 kişinin dinlendiği tespit edildi. TİB'de dinlemeler konusun..
Tamamı 07.03.2014

Suç duyurusu & Basın açıklaması

22.01.2014 12:42 Son günlerde Türkiye gündemini meşgul eden ve birbiriyle bağlantılı olduğu düşünülen iki konuda, 'Paralel Devlet' ve 'Kaset Komplocuları' konusunda TMK ile yetkili cumhuriyet savcılığına çok sayıda somut delil içeren i..
Tamamı 22.01.2014

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

İşte Özal dosyasındaki isimler

29.04.2013 13:35 8´nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne dair soruşturmada iddianame hazırlanarak mahkemeye sunuldu. Mahkemenin de kabul etmesiyle dava açıldı. 56 sayfalık iddianamede, Özal´ın Ergenekon tutuklusu emekli tuğgeneral L..
Tamamı 29.04.2013

Başbakan: Saldırı Ergenekon işi

20.03.2013 20:58 Dün gece Ankara´da Adalet Bakanlığı binası ile AK Parti Genel Merkezi´ne eş zamanlı olarak iki saldırı düzenlenmiş, el bombaları ve law roketatarları kullanılmıştı. Ergenekon davasında önceki gün verilen savcılık mütal..
Tamamı 20.03.2013

27 Nisan soruşturması sürüyor

06.03.2013 18:25 Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik´in suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27 Nisan 2007 askeri muhtırasıyla ilgili başlatılan soruşturmanın sürdüğü öğrenildi. Savcılığa yeni belgeler sunan ..
Tamamı 06.03.2013

Flaş!!! Özel Harp´e dava açılıyor

23.02.2013 13:38 Türkiye´nin en gizli ve gizemli yeri olarak gösterilen Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) ´kozmik oda´sının sır perdesi aralanıyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast iddiası ile başlayan soruşturma yakın tarihle yüzl..
Tamamı 23.02.2013

Savcı: Hamido Özel Harp işi

18.02.2013 13:47 Terörle Mücadele Kanunu´nun (TMK) 10. maddesiyle görevli Malatya Cumhuriyet Savcısı, Zirve Yayınevi cinayetleri davası kapsamında tutuklu bulunan muvazzaf asker Haydar Yeşil´in kayınbiraderi H.K. tarafından teslim edil..
Tamamı 18.02.2013

Genelkurmay, Özel Harp´i yalanladı

15.02.2013 15:05 Genelkurmay Başkanlığı, resmi internet sitesinden yayınladığı açıklamada, son dönemde Özel Kuvvetler Komutanlığı ile ilgili medyada yer alan haberlere tepki gösterdi. Açıklamada, Özel Kuvvetler Komutanlığı gizli ve ill..
Tamamı 15.02.2013

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Skandal!!! Hakim mi militan mı?

13.03.2014 11:33 Denizli'de gezi eylemlerine katıldıkları için Ali Şimşek, Kerem Yıldırım, Güldane Pekdoğan, Recai Altuntaş, Cem Dikmen, Cüneyt Çelik, Süleyman Can Bayram ve Mustafa Kayhan hakkında geçen yıl 'Kanuna Aykırı Toplantı ve ..
Tamamı 13.03.2014

Erdoğan: Hoca, ülkeyi karıştırma!

27.02.2014 14:27 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yerel seçim mitingleri kapsamında Türkiye'yi dolaşıyor. Erdoğan şimdi Burdur'da halka sesleniyor.. İşte Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları: Rabbim kardeşliğimizi inşallah dai..
Tamamı 27.02.2014

Mütalaa: Zirve=Ergenekon

25.02.2014 12:20 2007'de Malatya'da Zirve Yayınevi'nde biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazının kesilerek öldürülmesi olayına ilişkin davanın 92. duruşması dün görüldü. Zirve Yayınevi'nde 18 Nisan 2007'de Alman uyruklu Tilman Ekkehart G..
Tamamı 25.02.2014

Başbakan: Gülen, örgüt lideri

11.02.2014 21:20 Başbakan Erdoğan, Fethullah Gülen hakkında ilk kez 'Örgütün lideri' ifadesini kullandı. Paralel yapılanmanın sınavlarda usulsüzlükten şantaj ve tehdide kadar ne kadar kirli iş varsa bulaştığını söyleyen Başbakan Erdoğa..
Tamamı 11.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17 ve 25 Aralık operasyonunu y..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı.  TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devle..
Tamamı 23.01.2014

Koç suç duyurusunda şok iddia

15.01.2014 15:27 Sivil toplum kuruluşlarından Adalet Platformu, yabancı vakıfların Gezi olaylarına karıştığına dair 2 Aralık 2013'de verdikleri suç duyurusuyla ilgili şok bir iddiada bulundu. MÜRACAAT SAVCISI KOÇ'A DİKKAT ÇEKTİ, DİLE..
Tamamı 15.01.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.01.2014

Hanefi Avcı haklı çıktı

13.01.2014 15:43 Hükümet-cemaat kavgası, özellikle cemaatin yargı üzerinden yaptığı salvolar pek çok adli süreçle ilgili soru ve kuşkuları tekrar akla getirdi. Cemaatin emniyet ve yargı içinde keyfi ve kendi hesabına girişimleriyle ilg..
Tamamı 13.01.2014

Flaş!!! Savcı: Darbeye direnin

31.12.2013 10:25 İstanbul'da şok gelişme.. İstanbul Cumhuriyet Savcılarından Mehmet Demir, içinde bazı yargı mensuplarının da olduğu bir yapının Başbakan Erdoğan'a darbe yapmak istediğini belirterek, "Yargının bağımsızlığına ve tarafsı..
Tamamı 31.12.2013

İkinci 7 Şubat krizi

18.12.2013 11:00 Seçimler yaklaştıkça şok gelişmeler peşpeşe geliyor.. Dün AK Partili belediye ve kamu kuruluşlarına yönelik yolsuzluk operasyonları üzerine bugün İstanbul Emniyeti'nde operasyon yetkisine sahip 5 üst düzey emniyet müdü..
Tamamı 18.12.2013

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Darbe kaydına tekzip talebi

25.11.2013 14:10 Adalet Platformu'nun suç duyurusu ses getirdi. Platform, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili 1 hafta önce suç duyurusu yapmıştı. Ankara Cumhuriyet Ba..
Tamamı 25.11.2013

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
7.719.142