YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
1 Eylül 2014, Pazartesi
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "jandarma astsubay hüseyin oğuz" için arama sonuçları    (Toplam 49 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Mahkeme davayı başarıyla gördü

5 yıl süren Ergenekon davası dün tam olarak sonuçlandı. Gerekçeli karar açıklandı. Kanaatimizce mahkeme yargılamayı hakkıyla yaptı. Her ne kadar paralel yapı olgusu ortaya bazı şüpheler çıkarmış olsa da, yargılama sürecini, o süreçteki tartışmaları ve delillerin durumunu çok yakından takip ettiğimiz, sıklıkla yazılar ve haberler yayınladığımız için şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, o şüpheler esasa taalluk etmeyen şüphelerdir. Belki dünyadaki hiç bir davada olmadığı kadar şeffaf bir yargılama yapıldı. Zaten sadece tartışılanlar değil tüm deliller Yargıtay sürecinde bir kez daha değerlendirilecektir. Bu nedenle kamuoyu vicdanında paralel yapı olgusunun ortaya çıkardığı şüphelerin ortadan kalkacağını düşünüyoruz. Ancak diğer taraftan paralel yapı olgusu ortaya çıktı diye, varlığı apaçık olan delillerin gözden kaçırılmasına da izin verilemez, ki bunun hala yapılmaya çalışıldığını görüyoruz. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un dünkü açıklaması buna örnek oldu. Diğer taraftan mahkemenin dün açıkladığı 16 bin 798 sayfalık gerekçeli kararında ilk 19 sayfayı önsöz teşkil ediyor. Dava sürecini özetlemesi ve önemli tartışma konularına cevap getirmesi açısından bu kısmı ilerleyen saatlerde haberimize eklemek istiyoruz. Bu arada gerekçenin tamamını siteye ekleme çalışması sürmektedir. Tamamlandığında kelime araması yapmak mümkün olacaktır.

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda, Ergenekon diye bir örgüt olduğu, bu örgütün yapısı, eylemleri ve belgeleri dikkate alındığında mevcut yasalara göre silahlı bir terör örgütü özelliği taşıdığı, bu silahlı terör örgütünün bir derin devlet yani Gladyo/Kontrgerilla yapılanmasına karşılık geldiği ve esas olarak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasadışı olarak oluşturulup faaliyet gösterdiği, mensupları arasında asker-sivil toplumun her kesim ve statüsünden insanların bulunduğu sonucuna varılmıştır. Toplumda geçmişten bu yana Ergenekon ismi dahil değişik isimlerle bilinen, kabul edilen ve eylemleri şikayet edilen 'derin devlet yapılanması' hakkında ilk kez bir yargı kararı verilmiştir.. Ergenekon özellikle Ecevit, Gül ve Erdoğan hükümetlerini hedef aldı."

Dava sürecinde bir çok kesimden mahkeme heyetine haksız eleştiriler yöneltilmiş olsa da kanatimizce mahkeme çok büyük bir iş görmüş, yargılamayı hakkıyla yapmıştır. 2008'de dava başlamadan hemen önce bir yazı kaleme almış ve mahkeme heyetine kolaylıklar dilemiştik. (kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=69) O yazımızın arkasındayız. Her ne kadar paralel yapı olgusu ortaya bazı şüpheler çıkarmış olsa da, Ergenekon yargılama sürecini, bu süreçteki tartışmaları ve delillerin durumunu çok yakından takip ettiğimiz (kontrgerilla.com/yazilar/delil_tartismalari.asp), sıklıkla yazılar ve haberler yayınladığımız için şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, o şüpheler esasa taalluk etmeyen şüphelerdir. Zaten delil tartışması paralel yapı olgusu ortaya çıkmadan önce de vardı. Soruşturma ve dava boyunca da yoğun şekilde sürdü. Bu nedenle belki dünyadaki hiç bir davada olmadığı kadar yargılama şeffaf oldu. Hatta sürece AİHM dahi katıldı. Kanaatimizce İtalyan Ergenekonu 'Gladio' davasında dahi bu kadar şeffaf bir yargılama yapılmış değildir. Belki Ergenekon davasında tartışma konusu olan delillerin değerlendirilmesi yeniden yapılabilir. Ancak zaten sadece tartışılanlar değil tüm deliller Yargıtay sürecinde bir kez daha değerlendirilecektir. Bu nedenle kamuoyu vicdanında paralel yapı olgusunun ortaya çıkardığı şüphelerin ortadan kalkacağını düşünüyoruz.

Ancak diğer taraftan paralel yapı olgusu ortaya çıktı diye, varlığı apaçık olan delillerin gözden kaçırılmasına da izin verilemez, ki bunun hala yapılmaya çalışıldığını görüyoruz. Örneğin eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un dünkü açıklaması.. Başbuğ, 'Gerekçeli kararı ciddiye almıyorum' diyerek bir genelkurmay başkanına yakışmayacak kadar gayrı ciddi konuştu. Gerçi ciddiye alsa ne olur almasa ne olur, ama en üst makamlara gelmiş birinin sözleri bu şekilde olabilir mi?..

Dediğimiz gibi paralel yapı olgusu ortaya çıktı diye, varlığı apaçık olan delillerin gözden kaçırılmasına da izin verilemez. Nitelik ve nicelik açısından çok ama çok fazla delil mevcuttur ve tümü de birbiriyle örtüşmektedir. Bu gerçeği hiç bir komplo teorisi ya da tartışma ortadan kaldıramaz. Şüphesiz her yargılamada az çok, ama mutlaka bir miktar şüphe ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle hiç bir tartışmanın ve şüphenin olmamasını Ergenekon davası gibi devasa bir davada beklemek mümkün değildir.

Sanıkların rejimi korumak ya da vatan-millet-sakarya gerekçeleriyle hareket etmeleri, bazı kesimlerin göstermeye çalıştığı gibi onları kahraman yapmaz. İşledikleri suçları suç olmaktan çıkarmaz. Sonuçta örneğin Danıştay saldırısında olduğu gibi bazı hakimler hayatını kaybetmiş ya da yaralanmıştır. Sanıkları kahraman göstermeye çalışanların sadece delilleri değil, babası öldürülen hakimin oğlunun yüzüne nasıl bakacaklarını da tartışması gerekir. Ancak hayret verici şekilde kanlı saldırı ve o saldırıda hedef olan hakimler bu kesimlerde hiç gündeme getirilmeyip tek suçlu Ergenekon davasına bakan hakimlermiş gibi gösterilmektedir.

BİRİ EMRETMİŞ, BİRİ PLANLAMIŞ, BİRİ VURMUŞ, BİRİ KARARTMIŞ, BİRİ DE ÖRTMÜŞ

Danıştay saldırısında hakim babası katledilen oğulun acısına katılmamak mümkün mü?.. Ancak olayı sadece tetikçi Alparslan Arslan'ın üzerine yıkmak da bir haksızlık.. Sadece haksızlık da değil kasıtlı bir manipülasyon ve asıl sorumluları gözden kaçırmak.. Hoşa gitmeyecek bir benzetme olabilir. Şöyle ki, nasıl bir maçta herkes koşar, katkı yapar ancak golü atan eller üstünde tutulursa, tersi de doğru. Danıştay saldırısını tetikçi Arslan'ın tek başına yaptığı bir eylem olarak görmek mümkün değil. Özellikle kameraların karartıldığının ortaya çıkması, Sıhhiye orduevi kameralarının da ne tesadüfse o günlerde kameralarının kayıt yapmaması, tetikçi Arslan'ın diğer sanıklarla ortaya çıkan bağlantıları ve daha sayılabilecek bir çok delil Ergenekon davası sürecinde ortaya çıktı. Bunu Ergenekon çevreleri de kabul ediyor. Danıştay saldırısının planlamasından örtülmesine kadar birbiriyle uyumlu gerçekleşen gelişmeler, “Biri emretmiş, biri planlamış, biri vurmuş, biri karartmış, biri de örtmüş..” deyişine neden oldu. Mahkeme de haklı olarak bunu gördü ve hükmünü verdi. Ne yani kameraları mahkeme heyeti mi kararttı?.. Önceki mahkeme saldırıya uğrayan diğer hakimlerin ifadesini almak gibi en temel yargılama şartını yerine getirmemişken sonraki getirmişse yanlış mı yaptı?.. Önceki mahkeme dinci kalkışma deyip davayı kısa sürede sonuçlandırmışken sonraki, tetikçi Arslan'ın dincilikle alakasının olmadığını ortaya çıkardıysa yanlış mı yaptı?.. Önceki mahkeme Arslan'ın diğer Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı kendisine daha yargılama bitmemişken Ergenekon savcısı tarafından bir mektupla bildirilmesine rağmen hiç dikkate almadıysa, sonraki mahkeme ise bunu ortaya çıkardıysa yanlış mı yaptı?.. Yargıtay Ceza Kurulu somut gerekçelerle Danıştay davasını bozup davayı Ergenekon davasıyla birleştirdiyse yanlış mı yaptı?..

Sadece Arslan'ın tahliyesini eleştirip o saldırıda rol alan diğerlerine ses çıkarmayanlar, hatta onları kahramanlar ve masum melekler gibi göstermeye çalışanlar babası katledilen oğulun yüzüne nasıl bakacaklar?..

HER DURUMDA ELEŞTİRİ

Dikkatle takip ettiğimiz için biliyoruz, mahkeme heyetine yargılama sürecinde haksız suçlamalar yapıldı. Her kesimden.. Mahkeme hem davayı uzatmakla suçlandı, hem de niçin daha fazla tanık dinlenmedi gibi ve benzer itirazlar yapılarak davayı eksik, yetersiz ve acele sonuçlandırmakla suçlandı. Nasrettin Hoca'nın oğluyla eşek sırtındaki seyahati hikayesinde olduğu gibi her durumda tepkiler geldi. Nasrettin Hoca öyle yaptı suçlandı, böyle yaptı yine suçlandı.. Biz davanın bu aşamaya bile gelemeyeceği ve bir şekilde akamete uğratılacağı endişesini taşıyorduk. Ancak çok şükür bitti. Gerçekten de Türkiye'nin ve belki de dünyanın en büyük davası oldu. Bu nedenle mahkeme heyetini kutlamak gerektiğine inanıyoruz.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

------------------------------------------------------------------------------

İŞTE GEREKÇENİN ÖNSÖZÜ

04.04.2014, 15:14 Mahkemenin dün açıkladığı 16 bin 798 sayfalık gerekçeli kararında ilk 19 sayfayı önsöz teşkil ediyor. Dava sürecini özetlemesi ve önemli tartışma konularına cevap getirmesi açısından önemli olan önsöz kısmını dipnotlarıyla birlikte aşağıda aynen aktarmak istiyoruz.

Bu arada gerekçenin tamamını siteye ekleme çalışması da sürmektedir. Tamamlandığında kelime araması yapmak mümkün olacaktır.

GİRİŞ BÖLÜMÜ ÖNSÖZ

Genel Olarak: Bu "Önsöz" bölümünde yargılama süreci ve dosya hakkında genel bazı bilgiler verilecektir. Bunun yanında, gerekçeli kararımızın sistematiği konusunda,-öncelikle savunma tarafı ve temyiz merciine, ayrıca özellikle hukuk camiasına ve ilgililere- yararlı olacak bazı açıklamalar da yapılacaktır.

20 Ekim 2008' de duruşmaları başlayan Ergenekon Silahlı Terör Örgütü Davası 5 Ağustos 2013' te sona ermiştir.

Bu yargılama sonunda, Ergenekon diye bir örgüt olduğu, bu örgütün yapısı, eylemleri ve belgeleri dikkate alındığında mevcut yasalara göre silahlı bir terör örgütü özelliği taşıdığı, bu silahlı terör örgütünün bir derin devlet yani Gladyo/Kontrgerilla yapılanmasına karşılık geldiği ve esas olarak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasadışı olarak oluşturulup faaliyet gösterdiği, mensupları arasında asker-sivil toplumun her kesim ve statüsünden insanların bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Toplumda geçmişten bu yana Ergenekon ismi dahil değişik isimlerle bilinen, kabul edilen ve eylemleri şikayet edilen "derin devlet yapılanması" hakkında ilk kez bir yargı kararı verilmiştir.

Yapılan yargılamada sanıklar hakkında, gerek Ergenekon Terör Örgütü üyeliği, gerekse işledikleri sair suçları nedeniyle cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Sanıkların işlediği sabit görülen sair suçların en önemlisi, "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme (hükümeti cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etme)" suçudur.

Mahkememizde karara bağlanan davada, Ergenekon Terör Örgütü' nün özellikle Bülent Ecevit başbakanlığındaki 57. Hükümeti ve Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlıklarındaki 58. ve 59. hükümetleri hedef alan faaliyetlerini yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır. (1)

Türkiye'de adi suçlar hakkında toplumun genel bir bilgisi, algısı ve kültürü söz konusuyken, özellikle yasama ve yürütme organı aleyhine işlenen suçlar hakkında aynı şeyin söylenmesi mümkün değildir. Çünkü bugüne kadar maalesef bu tür suçlar yargılama konusu yapılamadığından, toplumsal algı şekillenmemiştir. Bu yüzden kamuoyunun bir kısmının bu suçlara neden ağırlaştırılmış müebbet hapis öngörüldüğü
-----
(1) Sanıkların, -1980 öncesi ve 1990' lı yıllarda gerçekleşen bazı yasadışı olayları ve faili meçhul cinayetleri kast ederek- "neden geçmişteki olayları da yargılamıyorsunuz" gibi itirazlarının pratikte bir yeri yoktur. Öncelikle mahkeme önüne gelen davadaki eylemleri yargılar. Bunun yanında çok uzun süre önceki olayların davaya konu edilmesinin zorluğu da bir başka gerçektir. "Madem geçmişi yargılamıyorsunuz, şimdiyi nasıl yargılarsınız" şeklindeki bir yaklaşımın da hukuki ve vicdani bir dayanağı yoktur. Eski tarihli olaylar da bir mahkemenin önüne getirilirse elbette ki bakılacaktır. Bu konuda toplumsal bir sorumluluk söz konusudur.
------------------------------------------------------------------------------

konusu hakkında yeteli bilgiye sahipi olmadığı görülmektedir. Oysa, sosyo-psikoljik bir gerçekliktir ki, adi suçların tavan yaptığı dönemler hükümetlerin faaliyetlerinin durdurulduğu ve/veya engellendiği "askeri darbe öncesi - sırası ve sonrası" dönemlerdir. Bu süreçte, cinayet, gasp, hırsızlık, dolandırıcılık, ırza müteallik eylemler, rüşvet, zimmet gibi adi nitelikli suçlar toplumda yaygınlaşır ve bunaltıcı hale gelir, ardından insanlar bu dönemin sona ermesi için silahlı güçlerin yapacağı her türlü müdahale için tepkisiz ve hazır olduğunda ise, artık hükümetler bu gücün telkin, yönlendirme, istek, baskı ve talimatlarına açık hale gelir. Demokrasiyle uyumlu olmayan bir rejimi ortaya koyan ve demokrasiyi işlevsiz kılan veya ortadan kaldıran bu tür müdahaleler (2) birçok temel insan hakları ihlalleri doğmasına neden olur. Böyle bir dönemde hukukun üstünlüğü ilkesi göz ardı edilir, insanlar hiçbir hukuki kurala dayanmaksızın soruşturulur, göz altına alınır, işkencelere maruz kalır, tutuklanır, kurdurulan hukukilikten uzak yargı mercilerince idam dahil bir çok sıra dışı cezalara çaptırılır.(3) Daha tahrip edici ve büyük hırsızlıklar, zimmetler, gasplar, cinayetler görülmeye başlanır. Bu periyotta toplum sindirilmiş ve yargı işlevsiz bırakılmış olduğu için silahlı güçler ile destekçilerinin oluşturduğu gücü elinde bulundurun azınlık, ülke kaynaklarını kendi menfaatleri için kullanır, haksız makam ve mal gaspları gerçekleşir, birçok suç teşkil eden eylemler işler, kendilerinin soruşturulamaması için tedbirler alır. Nihayetinde ülkenin en az bir 20 yılı heba edilmiş olur. Bunu yapanların hesap vermesi için ortaya konan çabaların demokratik gelişime katkısı yadsınamaz ise de, mağdurlar açısından, geciken adalet ne kadar adalet olacaksa o kadar anlam ifade eder.

Yapılan savunmalarda, Ergenekon Terör Örgütü' nün faaliyetlerinden dolayı sanıkların suçlandıkları hususu görmezden gelinerek, Türk ordusuna büyük bir buhtan yapıldığı iddia edilmiş ve sanki Türkiye'de hiç darbe olmamış ve hükümetlerin görevi sekteye uğratılmamış gibi bir yaklaşım sergilenmiştir. Oysa ülkeyi darbeye götüren süreçte gelişen acılarla dolu olaylar ve bu olayların ardından gerçekleşen müdahalelerin izleri hala tam olarak silinememiştir. Bu gerçekliği kim görmezden gelebilir. Buna karşın sanıkların özellikle belli bir kısmının gerek telefon konuşmalarında, gerek yazılarında ve gerekse savunmalarında 1960 askeri darbesini, bir devrim olarak değerlendirdikleri, bu tür bir müdahalenin gerçekleşmesini açıkça ifade ettikleri, ordu millet el ele bir araya gelmesiyle ordunun gidişata dur demesi gerektiğinden bahsettikleri görülmüştür. Bunun yanında Ergenekon Terör Örgütü' nün gerek yönetici ve gerekse üye konumundaki hemen hemen tüm mensupları ülkede bir askeri müdahale veya darbe ortamının oluşmasını istemekte, hatta memleketin kurtuluşu için bunun olmazsa olmaz olduğunu düşünmekte ve yaptıklarını bir Kuva-yı Milliye Harekatı olarak değerlendirmektedirler. Dosyada bu tür yüzlerce delil mevcuttur. Sanıklar bu kastlarını, hem nefret ve şiddet içeren söylemleri hem de eylemleriyle açıkça ortaya koymaktadırlar. Hatta bazı sanıklar söz konusu bu yöndeki isteğin "düşünce ve ifade özgürlüğü" kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ifade ve örgütlenme özgürlüğünün şiddete ve nefrete çağrı olarak kullanılması durumunu korumamış ve hatta değil şiddete çağrıyı, ifadeler şiddete çağrı içermese dahi, yapılmış bir terör eylemini doğru bulmayı ifade etmenin de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.
-----
(2) Savcı Doğan Öz kontrgerilla ile ilgili raporunu (Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit bu raporun kendisine ulaştığını teyit etmektedir) hazırladıktan kısa bir süre sonra öldürülmüştür. Bu cinayet, Bakanlar Kurulu'nun TBMM tarafından da onaylanan 26.12.1978 gün ve 7/16947 Sayılı Sıkıyönetim Kararına göre sıkıyönetimin ilanına sebep olan suçlar arasında sayılmıştır. Dosyamızda ki Ergenekon Terör Örgütü tarafından işlenen Danıştay cinayeti ile ulaşılmak istenen amaçta budur.

(3)1960 askeri darbesi sonrası herhangi bir yargılama yapılmaksızın Genelkurmay başkanı dahil 235 General ve 4171 Subay ve Astsubay Türk Silahlı Kuvvetleri' nden ihraç edilmiştir. Bunun yanında darbe sonrası oluşturulan heyetin baktığı davada 395' i milletvekili olmak üzere 591 kişi yargılanmış, 151 kişinin idamına (Cumhurbaşkanı dahil) ve 31 kişinin müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bir başbakan ile iki bakanının idam kararının infazı yerine getirilmiştir.
------------------------------------------------------------------------------

Kanun koyucu, gerek dünya gerek ülke tecrübeleriyle sabit böyle bir ortamın doğmasına fırsat vermemek için, bu suçun ihlal ettiği hukuki yararın önemini dikkate alarak, bu tür eylemler için en ağır yaptırımı uygun görmüştür. Bu ülkemizde olduğu gibi demokrasinin geçerli olduğu devletlerde de böyledir. (4) TCK 311. ve 312. maddeler incelendiğinde, bu suçların bir tehlike suçu olarak kabul edildikleri ve teşebbüsün tamamlanmış suç gibi cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Kanun, cebir ve şiddet kullanarak yasama ve yürütmenin sadece "ortadan kaldırılmasına teşebbüs edilmesi" ni değil, bunun yanında bu organların "görevlerini yapmasını tamamen veya kısmen engellemeye teşebbüs edilmesi" ni dahi aynı şekilde cezalandırmaktadır. Yani bir anlamda kanun koyucu bu suçu işlemeye niyetlenenlere, "kanunun caydırıcı olması" ilkesi gereği bir ikazda bulunmakta ve suçun oluşumu için "cebir ve şiddet kullanarak TBMM veya Hükümetin görevlerini kısmen yapmasını engellemeye teşebbüs edilmesi" nin bile suç için yeterli olacağını belirtmektedir.

Dosyamız kapsamında bu suçun, yani darbeye teşebbüs suçunun gerek 765 sayılı TCK' nın gerekse 5237 Sayılı TCK' nın yürürlükte olduğu her iki dönemde de gerçekleştiği kanaatine varılmıştır. "İlk dönem"de hükümetin başında olan Başbakan Bülent Ecevit' i başbakanlık görevinden el çekmeye zorlama ve AKP Hükümetine karşı Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde yasadışı olarak oluşturulduğu anlaşılan Cumhuriyet Çalışma Grubu' nun faaliyetleri ve planlanıp yürürlüğe konulan Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven darbe planları çerçevesinde hükümeti cebren ıskata veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs edildiği görülmüştür. Bu dönemle ilgili birçok plan ve delilin ele geçirilmesi yanında zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı' nın tuttuğu günlüklerin 2003¬2004 yılına ait kısmı ile yine sanık Mustafa Balbay' ın tuttuğu dijital not/günlük mahiyetinde ki çalışmalar suç içeren eylemlerin anlaşılmasına katkıda bulunmuştur Cumhuriyet Gazetesi' ne bombalı saldırı ve Danıştay Hakimlerine karşı cinayet eylemi ile başlayan "2. Dönem"de ise, bu eylemlerin hemen öncesinden kurulan nefret, şiddet ve darbe söylemleri içeren ve yasadışına çıkan sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri ile AKP Hükümetinin görevlerini engelleme yönünde etkinlikler gösteren Ergenekon Silahlı Terör Örgütü' nün kontrolündeki diğer bir kısım sivil toplum çalışmalarının yapıldığı görülmüştür. Yapılan bu çalışmalar ile öncelikli olarak AKP orjinli birinin Cumhurbaşkanlığı' na seçtirilmemesi hedeflenmiştir. Yine Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi'nde yoğunlaşan muvazzaf personel ve silsilede ki üstleri tarafından hükümet aleyhine yasadışı planlar hazırlanmış, sahte isimlerle internet siteleri kurdurularak buralarda hükümeti yıpratıcı psikolojik propaganda içerikli yayınlar yapılmış, bunlarla hem toplumun tahrik olması hedeflenmiş, hem de AKP' nin kapatılması sürecinde deliller üretilmiştir. AKP Kapatma Davası sürecinde de bir kısım sanıkların aktif faaliyetleri olmuştur. Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şubesi gizli bölmelerinden ele geçirilen deliller arasında dosyamızda ki iddiaları doğrulayan önemli delillere ulaşılmıştır. Bu deliller arasında özellikle "İrtica İle Mücadele Eylem Planı" denilen AKP Hükümetine karşı hazırlanan çalışmanın taslak çalışması "Proje" isimli çalışma, aralarında bazı dosya sanıklarının da bulunduğu ordudan emekli olanlar ve bazı diğer sivil şahıslardan oluşan gruplar ve görevlerini düzenleyen "Kitleşim" isimli belge önem arz etmektedir. Yine Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek başkanlığı' na ait Mahkememizce getirtilip incelen bilgisayarlar içinde de AKP Hükümeti aleyhine ve Ergenekon Terör Örgüt' ünü destekler
-----
(4) Örneğin Fransız Ceza Kanunu 412/1. maddesinde bu tür suçlar için; “Cumhuriyetin kurumlarını veya ülkenin toprak bütünlüğünü tehlikeye sokabilecek şiddet içeren her türlü saldırı 30 yıl hapis ve 450.000 Euro para cezası ile cezalandırılır. Eğer eylem kamu gücünü kullananlar tarafından işlenirse bu suç için verilecek ceza müebbet hapis ve 750.000 Euro para cezasıdır” şeklinde bir düzenleme mevcuttur.
------------------------------------------------------------------------------

mahiyetinde çok sayıda belgeler elde edilmiştir. Bu belgeler incelendiğinde" İrtica İle Mücadele Eylem Planı" içeriği ile birebir örtüşen birçok çalışmalara ulaşılmıştır. Tüm bu süreçte Ergenekon Terör Örgüt' ne ait muhtelif yerlere gizlenmiş nitelik ve nicelik olarak vahamet arz eden silah, bomba, mühimmat ele geçirilmiş, Örgüt' ün "Karargah Evleri" ismi altında Türk Silahlı Kuvvetleri içinde örgütlendiği anlaşılmış, bazı sivil sanıkların Harp Okulu' nda okuyan askeri öğrencileri buralarda ki örgüt mensubu öğrenciler aracılığıyla kazanma amaçlı çalışmalar yaptıkları ve bu öğrencileri üstlerine hatta o tarihteki mevcut Genelkurmay başkanı aleyhine kışkırttıkları görülmüştür. Yine geçmişte devlet içindeki derin yapıyla ilişkisi gündeme gelen ve çete lideri olmaktan mahkum olan dosyamız sanığı emekli emniyet mensubu bir sanığın liderliğinde bazı suikast ve sabotaj planları yapıldığı, bu eylemler için subay ve emniyet teşkilatındaki örgüt üyelerinden kadrolar oluşturulduğu, bu kişilerin özellikle azınlık cemaat önderlerine ve alevi toplum temsilcilerine karşı eylem hazırlıkları içine girdikleri anlaşılmıştır. Dosya genelinde azınlıklara karşı sistematik olarak bir nefret söylemi geliştirildiği açıktır. Bu dönemde gerçekleşen amaç suçlara yönelik daha birçok olay gerekçeli kararımızda ayrıntılı olarak anlatılmıştır. (5)

Sanıkların sübuta eren örgüt üyeliği/yöneticiliği ve amaç suçlar dışındaki suçlarına bakıldığında;

Bir kısım sanıkların sekiz yıldan on iki yıla ve/veya üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasını gerektiren, "devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin yüzlerce bilgi ve belgeyi bulundurma/kullanma/temin etme ve yasaklanan bilgileri elde etme" suçunu işledikleri

Bir kısım sanıkların altı aydan üç yıla kadar hapis cezasını gerektiren "hukuka aykırı olarak kaydedilmiş binlerce kişisel verileri toplam sayısı binlerle ifade edilen kişisel verileri bulundurdukları tespit edilmiştir.

Sanıklarda ele geçen silahlar ve mühimmat nitelik ve nicelik, yani hem sayı hem de özellik olarak çok vahim niteliktedir. Kimisinin mevcut herhangi bir kaydı olmayan, kimisinin ise kayıtlı oldukları yerde sarf edilmiş olarak gözüktüğü bu silah ve mühimmatların toplumda kaos oluşturmaya ve faili meçhul cinayetlerde kullanılabilme potansiyeline sahip oldukları ortadadır.

Dava sürecinde, dosyadaki delillerin benzer örgüt davalarında olmadığı kadar güçlü, çeşitli ve çok olduğu görülmüştür. Örneğin, bu davadaki deliller ile benzer mahiyetli Susurluk Davası' nın delillerinin kıyaslanmasının dahi mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. (6) Bunun yanında yargılamanın her aşamasında mahkememiz yargılanan örgütün varlığını çok açık ve net olarak devamlı gözlemlemiştir. Ergenekon Terör Örgütü' nün kamuoyu oluşturma gücü, Sanıklar arasındaki hem henüz haklarında dava açılmamışken hem de
-----
(5) Avrupa Birliği İlerleme Raporları’ nda, Ergenekon Davası’ na yer verilmiştir. Bu raporlarda özetle;
“..Suç örgütü olduğu iddia edilen Ergenekon adlı oluşuma ilişkin soruşturma ve birçok başka darbe planının araştırılması, demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından Türkiye için bir fırsat olmayı sürdürmektedir…. Bu, Türkiye’de, bir darbe teşebbüsünü derinlemesine inceleyen ilk davadır ve demokratik kurumları istikrarsızlaştırmayı amaçladığı iddia edilen bir suç örgütü hakkında yürütülen en geniş kapsamlı soruşturmadır…… Bu dava, Türkiye için, demokratik kurumlarının düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne olan güveni güçlendirmek açısından bir fırsattır….. Nisan ayındaki bir basın açıklaması sırasında Genelkurmay Başkanı, Ergenekon davası ve iddianamesi hakkında yorumda bulunmuş, dolayısıyla yargıyı baskı altında bırakmıştır….. Askeri personelin, Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıkan Hükümet karşıtı eylemlere katılmış olduğu iddiası kaygı uyandırmaktadır….. özellikle askeri mahkemelerin yargı yetkisinin sınırlanması konusunda bir miktar ilerleme kaydedilmiştir” gibi önemli değerlendirmeler yapılmıştır.

(6) Susurluk davası’ nın anlatıldığı bölümde bu hususa özel olarak yer verilmiştir. Bkz. “Susurluk Çetesi Ve Ergenekon Terör Örgütü Arasındaki İrtibat” başlıklı bölüm.
------------------------------------------------------------------------------

dava açıldıktan sonraki dayanışma ve görünürde aralarında herhangi bir irtibat ve tanışıklık olmayan sanıkların adeta gözü kapalı birbirlerini yargılama öncesi ve sırasında savunmaları ve kefil olduklarını beyan etmeleri, özellikle kovuşturma aşamasında birbirleri lehlerine beyanda bulunmaları ve birbirleri aleyhinde olan önceki ifadelerini değiştirmeleri, daha sonra bu yeni ifadeleri kullanarak geçmişte verilen ve aleyhlerinde olan ifadeleri tevil etmeleri ve düzeltmeleri, "burada yargılanan kişileri saygıyla selamlıyorum, Cumhuriyet' a bomba atanlar ve Danıştay' a saldıranlar dışında buradaki hiç kimsenin suçu yok, (7) herkes vatansever, sanıklar delikanlı çıktı, kimse aleyhte konuşmadı vs" gibi sözleri devamlı dile getirmeleri, mahkeme hakimlerini ortak savunma stratejisine uygun olarak gözü kapalı eleştirmeleri ve sıklıkla redd-i hakim talebinde bulunmaları, aynı zamanda sistematik bir şekilde hakaret ve tehdit etmeleri, bazılarının savunmalarında mahkemeye yansıtmaya çalıştıklarının aksine gözlemlenen yakın ve samimi irtibatları, genel olarak birbirlerinin aleyhine beyanda bulunmaktan ısrarla kaçınmaları, hatta çok açık bir şekilde kendilerinin aleyhinde bilgi ve belge yakalatan veya konuşan sanıklar hakkında en küçük bir tepki göstermeyip, "yargılamanın sonunu beklemek gerekir vs" şeklinde bir yaklaşım sergilemeleri (8) gibi durumlar mahkememizin gözlemlediği bu çeşit yüzlerce olguya sadece birkaç örnektir.

Sanıkların bazı eylemlerle ilişkisini ve örgüt üyesi konumlarını ortaya koyan onlarca delilden birisi de telefon irtibatlarıdır. Gerek soruşturma aşamasında ve gerekse yargılama aşamasında, -sanıkların kendi aralarındaki ve olaylarla ilgili irtibatını ortaya koyan teknik delil mahiyetindeki- HTS dökümleri ve iletişim tespit tutanaklarından yararlanılmıştır. Her sanığın bireysel hukuki durumlarının değerlendirildiği kısımlarda bu delillere yer verilmiştir. Örgüt davalarında bir kısım sanıkların bağlı oldukları örgüt dolayısıyla birbirleriyle tanışıyor oldukları bilinen bir gerçektir. Bu nedenle dosyamız bazı sanıkları kendileriyle ilgili HTS dökümü ve iletişimin tespiti tutanakları karşısında tanışıklıklarını açıklama konusunda çelişkiye düşmüşler ve/veya açıklayamamışlar, bu kayıtlarla uyuşmayan beyanlarda bulunmuşlardır.

Ergenekon Terör Örgütü' nün kendine özgü bir yapısı vardır. Bu örgüt, birbirlerini tamamlayan ve destekleyen kompartımanları olan, ancak bu kompartımantasyon /perdeleme sistemi gereği birimler arasında sınırlı bir iletişimin söz konusu olduğu, Türk Silahlı Kuvvetleri' nden iktibas edilen "bilmesi gereken" prensibi çerçevesinde örgüt üyelerinin faaliyet gösterdikleri, herkesin kendi uzmanlık alanında örgüte katkı sağlayıp örgütsel faaliyette bulunduğu bir yapılanmadır. Örgütün genel ve/veya güncel hedefleri
-----
(7) Kimi zaman sanıkların “buradaki herkes suçsuz, Alparslan Arslan hariç herkes suçsuz” gibi sözleri de olmuştur.” Sanıkların özellikle Cumhuriyet Gazetesi’ ne bomba atan sanıkları ve sanık Alparslan Arslan’ ı rahatsız edici beyanda bulunmaktan kaçındıkları, Osman Yıldırım dışında ki Cumhuriyet Gazetesi’ ne bomba atan diğer sanıklarla duruşma salonunda yakınlaştıkları gözlemlenmiştir.

(8) Örneğin Sanık İbrahim Şahin’ in gerek evinde ele geçen sabotaj - cinayet planları listesinde isimleri geçmesi nedeniyle ve gerekse yaptığı telefon konuşmalarındaki beyanlarından dolayı aleyhlerinde hukuki durum oluşmasına sebep olduğu sanıklardan hiç biri bu sanık hakkında cezai veya hukuki bir şikayette bulunmadıkları gibi, savunmaları sırasında da İbrahim Şahin’ i incitecek düzeyde dahi bir beyan sarf etmemişlerdir.
Yine sanık Dursun Çiçek, kendi isim ve imzasının bulunduğu “İrtica İle Mücadele Eylem Planı” nın fotokopisinin çıktığı ve daha önce tanımadığını beyan ettiği Sanık Serdar Öztürk hakkında gerek o dönem ve gerekse yargılandığı süreci de kapsayan uzunca bir dönemde herhangi bir aleyhte beyanda bulunmamış, Serdar Öztürk’ ün savunmasına itibar etmiştir. Oysa normal olarak sanık dursun Çiçek’in, bu belgenin fotokopisinin kendisinde çıktığı Serdar Öztürk hakkında bir hukuki süreç başlatması gerekirdi.
Buna ek olarak, Gölcük Donanma Komutanlığı, İstihbarat Şubesi zeminin altında gizlenmiş olarak herhangi bir emniyet mensubunun katılmadığı aramada bulunan malzemeler arasında dosyamızdaki iddiaları teyit eden bilgi, belge ve delillere ulaşılmıştır. ’Dosya kapsamına ve hayatın gerçeklerine göre bu delillerin bulunduğu bölüme, İstihbarat birimindeki askerlerin dışında başka birilerinin girmesinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda sanıkların savunma stratejisi olarak geliştirdikleri ortak mantığa göre, kendi aleyhlerinde olan bir kısım delilleri buradaki deliller arasına o bölümün sorumlusu olan kişilerin koyması gerekir. Oysa sanıklardan hiçbiri Gölcük Donanma Komutanlığı’nda bulunan bu malzemelerle ilgili açılan davadaki sanıklar hakkında aleyhte tek bir beyanda dahi bulunmamışlardır.
------------------------------------------------------------------------------

doğrultusunda: bu yapılanmanın bir birimi; toplumun hazırlanması bakımından sivil toplum örgütlerini harekete geçirmekte/yönlendirmekte, toplantı ve gösteriler düzenlemekte/ düzenletmekte, bir birimi; cebir ve şiddet içeren eylem(ler) ile alakalı planlar yapmakta, lojistik ve finansal destek sağlamakta, bir birimi; kendi üzerine düşen cebir ve şiddet içeren eylem(ler)i organize etmekte, işlemekte/işletmekte, bir diğer birimi; bu tür eylemlerden sonra özellikle basın kanalıyla dezenformasyon yapmakta, bir kısmı bu eylemlerin rüzgarını arkasına alarak toplumsal katmanları harekete geçirip geniş tabanlı organizasyonlar yapmaktadır. Sonuçta Ergenekon Terör Örgütü, dosyamız kapsamında tüm bu birbirini tamamlayan eylemleriyle amaç suçların oluşması, iddianamedeki ifadesiyle "darbeye zemin hazırlama" (9) yönünde faaliyet göstermektedir. (10)

Yapılan yargılamada bu örgütün çok karışık bir ilişkiler yumağına sahip olduğu görülmüştür. Örgütün yargılanan ve mensuplarının cezalandırıldığı belli bir kısmı açığa çıkarılmış ise de, bazı hücrelerine ulaşılamadığı görülmüştür. Yine Ergenekon Terör Örgütü' nün bazı birimleri ve uzantıları hakkında dosya kapsamına göre isabetli yorum yapılabilmesi mümkün olsa da, bunlarla alakalı dosyada hukuki olarak yeterli delile ulaşılamadığı ortadadır. Bu yüzden bunların ayrı bir soruşturma ile ortaya çıkarılmasının mümkün ve gerekli olduğu düşünülmektedir.

Dosya kapsamı, yapılan yargılamada ulaşılan deliller ve mahkememizin gözlemi Ergenekon Terör Örgütü' nün "Psikolojik Harp(Harekat) ve Propaganda" tekniğini çok etkili ve sistematik olarak kullandığını göstermektedir. Özellikle Genel Kurmay Başkanlığı Bilgi destek Dairesi (Önce ki ismiyle "Psikolojik Harp Dairesi")' de çalışan bir kısım sanıkların faaliyetleri buna güzel bir örnektir. Yine özellikle Sanık Doğu Perinçek (11) ve yakın çevresi bu tekniği en etkin kullanan (12) Ergenekon Terör Örgütü üyeleri arasındadır. Sanık Nusret Senem esas hakkında savunmasında psikolojik propaganda sanatını çok iyi bildiğini ve uyguladığını ifade etmiştir. Sanık Durmuş Ali Özoğlu, Mustafa Özbek gibi sivil sanıklardan ve Sanık Hurşit Tolon' dan Genel Kurmay Başkanlığı' na ait olduğu ilgili kurumca belirtilen "PH(Psikolojik Harp)" isimli birçok Word dosyası ele geçmiştir. (13) Gerekçeli kararımızda açıklanan sanıklar arasında ki ilişkiler ile muhtelif yer ve zamanlarda ki açıklamalarının değerlendirilmesi ve anlaşılabilmesi bakımından ilgili bölümlerde bu hususa özellikle yer verilmiş ve ayrıca delil klasörleri içinde bulunan "Psikolojik Harekat(Harp) Sanatı" nı anlatan metinler müstakil bir başlık altında özetlenerek bu konuda aydınlatıcı bilgiler verilmiştir. Sanıklar savunmalarında bu yöntemi ustalıkla kullandıkları için, bu davada olayların yalnızca düz mantıkla değerlendirilmesi eksik olur. Gerek sanıkların kişisel özellikleri, gerek örgütün girift yapısı ve gerekse örgüt
-----
(9) Bizde gerekçemizde zaman zaman bu tabirin kullanılmasını uygun gördük. Çünkü darbeye zemin/ortam hazırlama kavramı TCK 312. maddede ki suç tipini güzelce özetlemektedir. Çünkü teşebbüsün tamamlanmış suç gibi kabul edildiği bu maddede bir tehlike suçu düzenlemesi söz konusudur. Devlet aleyhine cürümlerle ilgili referans eserlerin sahibi Prof.Dr. Çetin Özek yasama ve yürütme organlarına karşı suçlardan bahsettiği yerde, teşebbüs ve tehlike suçu ile ilgili olarak; “Hareketin teşebbüs durumunda cezalandırılabilmesi, onun tehlikeli olduğu düşüncesine ve hareketin belli bir neticeyi doğurmaya uygun(elverişli) olması esasına dayanır. Teşebbüste, hele eksik teşebbüs halinde esas itibarıyla dış alemde vuku bulmuş bir netice mevcut değildir. Sadece, cezalandırılan neticenin, yani dış alemdeki değişikliğin tahakkuk edebilmesi tehlikesinin mevcudiyeti, tamamlanmamış fiilin cezalandırılabilmesi imkanını yaratmıştır. Teşebbüs edilen eylemin, yani dış alemdeki değişikliğin tahakkuk edebilmesi tehlikesinin mevcut olması durumunda, söz konusu bu eylemin neticeyi doğurmaya elverişli olması gerekir. Ancak uygunluk hareketin tehlikeliliği demek değildir. Zira hareketin bizatihi tehlikeli olmayıp tehlike neticesini yaratmaya da uygun olması mümkündür” demektedir.

(10) Ülkeyi askeri müdahalelere götüren ortamları ve askerler ile siviller arasında bu süreçteki ilişkiyi ortaya koyması bakımından, bizzat kendinden örnekler verip özeleşti yaptığı kitaplarında yazar Hasan Cemal, bu konuda önemli saptamalarda bulunmuştur.

(11) Sanık Doğu Perinçek’ te, “Özel Harp Daire Başkanlığı Propaganda ve Psikolojik Harp” başlıklı bir askeri metin bulunmuştur.

(12) Bu konuda ayrıntılı değerlendirmeler gerekçeli kararımızda, hem sanık Doğu Perinçek ve ilgili sanıkların bireysel hukuki durumlarının değerlendirildiği kısımlarda, hem de örgütün varlığının anlatıldığı, özellikle derin devlet-Susurluk çetesi ile ilgili bölümlerde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

(13) Örneğin Sanık Oktay Yıldırım, özgeçmişinde psikolojik harekat ve yönlendirme seminerine katıldığını belirtmektedir.
------------------------------------------------------------------------------

belge içerikleri daha değişik mantık önermelerinin de katkısından yararlanarak konuların ve sanıkların durumlarının değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Genelde tüm sanıkların hitap ve psikolojik propaganda yetenekleri bir hayli yüksek olduğu ve yargılama sırasında bu özelliklerini etkin olarak kullandıkları gözlemlenmiştir. Sanık profilinin etkinliği, çeşitliliği ve geçmişi ile dava konusu iddialar nedeniyle bu dava kamuoyunda yoğun olarak tartışılmış, ilgili ilgisiz birçok kişinin yargılamayı etkilemeye teşebbüs sayılabilecek sayısız açıklamaları olmuştur.

Derin devlet/Gladyo yapılanmasına Türkiye' de "Ergenekon" ismi verilmiştir. Örgütün ismi örgüt belgelerinde açıkça bu şekilde telaffuz edilmiştir. Derin Devlet yapılanması için toplumda destek görecek bu ismin seçilmesi dahi başlı başına bir psikolojik harp çalışması ürünüdür. Sanıklar da savunmalarında bu konuyu ustalıkla kullanmışlar ve Orta Asya Türk Destanları arasında yer alan "Ergenekon Destanı" nı sürekli istismar ederek yargılama makamlarına ağır hakaret ve isnatlarda bulunmuşlardır. Oysa burada eleştirilmesi gereken, derin devlet gibi hukuk dışı bu yapılanma için bu ismi uygun gören mantıktır. (14)

Türk Gladyosu' na "Ergenekon" ismi verildiğinin 1997 den itibaren gündemde olması, köşe yazılarında ve kitaplarda işlenmesi, sanık Doğu Perinçek müdafi Av. Ceyhan Mumcu'nun ifadesiyle bunu "Herkesin bildiği" nin beyan edilmesi, bazı sanıklardan ele geçen belgelerde bu ismin geçmesi, örgüt belgelerinde açıkça derin yapılanmaya bu isim verilmesi, sanık Hüseyin Vural Vural' da kendi beyanıyla da sabit olduğu üzere "Ergenakon Yemin Metni" ve "Ergenakon başlıklı Kimlik Kartları" nın ele geçmiş olması, özellikle 1997 de Aydınlık dergisinde yayınlanan sanık Erol Mütercimler' in röportajında ve daha sonra sanık Doğu Perinçek ve grubunun organize ettiği Susurluk Konferansında Türk Gladyosu' nun bu isimle anılması, sanık Doğu Perinçek'ten ele geçen bir dijital belgede "Uğur Mumcu'yu Çatlı, Yeşil Ergenekon yasallık dışılığı öldürtmüş" ifadelerinin kullanılması, sanık Hikmet Çiçek'te çıkan bir belgede Özdemir Sabancı Cinayetinde Ergenekon örgütlenmesinin rolü olduğuna dair tespitler bulunması ve Bozkurt teşkilatı isimli diğer bir belgede "Ergenekon'un ilk adının Bozkurt teşkilatı olduğu" şeklinde açıklamaların yer alması, Tuncay Güney'in mülakatında "Doğu Perinçek'e Ergenekon'u sorduğumda, bunun askeriye içindeki bir örgütlenme olduğunu ve Nato tarafından Özel Harp Dairesi'ne paralel olarak kurulduğunu söyledi" anlatımının bulunmasına karşılık, birçok sanık ve özellikle sanık Doğu Perinçek'in savunmalarında iddianameye konu olan örgüt için Ergenekon ismi kullanılmasını ağır bir şekilde eleştirmeleri, Türkiye'deki derin devlet yapılanmasının ismi olarak belirlenen "Ergenekon" u özel olarak gündeme getirmekten kaçınmaları, Can Dündar ve Celal Kazdağlı tarafından yazılan Ergenekon isimli kitapla ilgili olarak 1 Nisan 2001 tarihinde Aydınlık dergisinde "Ergenekon dedikodularının piyasaya sürüldüğü bir dönemde CIA'ya yakın çevrelerin yazdırdığı" denilerek bu kitabın (15) eleştirilmesi, sanıkların Ergenekon isminin gündeme getirildiği yayın organları ve konferanslarla ilgili bir açıklama yapmayıp duruşmadaki savunmalarında "Savcılar tarafından nasıl Ergenekon ismi kirletilir" şeklinde psikolojik harp tekniği ürünü tepkiler ortaya koymaları Gladio' nun Türkiye'deki örgütlenmesine
-----
(14) Örgütün bu ismi seçmesiyle ilgili olarak ilerleyen bölümlerde ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır. Sanık Hüseyin Vural Vural’ da çıkan Ergenekon Yemin metni ve 1972 yılından kalma “Ergenakon” başlıklı kimlik kartları örgütün bu ismi çok önceden beri kullandığını ortaya koymaktadır.
(15) Oysa bu kitap Susurluk Kazası sonrası yazılan ve Susurluk Davası ve bu dava sanıklarının ilişkilerinide Ergenekon Örgütü kapsamında analiz eden bir kitaptır.
------------------------------------------------------------------------------

verilen bu adın açığa çıkmasını engelleyici tavırlar içinde olduklarını açıkça göstermektedir.

Ergenekon Terör Örgütü' nün ismi çok uzun süredir kamuoyunun gündeminde olmasına, Susurluk kazası sonrası bu örgüt hakkında üst düzey generallerin açık beyanlarına ve dosyadaki benzeri somut olaylara rağmen özellikle Genel Kurmay Başkanlığı' nın "Ergenekon/derin devlet/kontrgerilla" konusunda hiçbir işlem yapmadığı anlaşılmıştır. Mahkememizin ara kararlarına istinaden bu konuda devlet kurumları ve Genel Kurmay Başkanlığı tarafından verilen cevaplar önemlidir. (16)

Kurum ve mensuplarıyla alakalı en küçük isnatları dahi araştıran ve soruşturan, yapısı gereği buna yapması da gayet doğal olan Türk Silahlı Kuvvetleri' nin, üstdüzey generallerin ağzından anlatılan ve ordu içindeki hiyerarşik yapı dışında illegal olarak örgütlenip, birçok yasadışı icraatlar yaptığı belirtilen bir yapı hakkında herhangi bir işlem yap(a)mamasının bir izahı olamaz. Bu durum açıkça Ergenekon Terör Örgütü' nün gücünü ve kendisiyle ilgili mensupları tarafından yapılan propagandanın ne kadar etkili sonuç doğurduğunu gösteren dikkat çekici bir örnektir.

Ergenekon Terör Örgütü, özellikle Susurluk Kazası sonrası yapılan yargılamayı müteakip 1999-2000 yıllarında reorganize olma faaliyeti kapsamında örgüt temel belgesini (Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim Ve Geliştirme Projesi İstanbul / 29 Ekim 1999" İsimli Belge) yeniden düzenlemiş ve oluşturulan Lobi Belgesi (Lobi Aralık 1999/İstanbul" İsimli Belge) doğrultusunda sivil unsurlarla irtibatı belli bir düzene sokmuştur. Dosyada bu ana belgelerle paralel diğer birçok örgüt belgesi de mevcuttur. Ergenekon belgesinin "Amaç" başlıklı bölümünün son cümlesindeki "Ergenekon'un gerçek ve çağdaş anlamda ve organizasyonunun sağlanabilmesi için talep edilmesi halinde daha birçok ayrıntılı etüt hazırlanması mümkündür" ifadesine dayanılarak ve bu iki ana belgede belirtilen esasların ayrıntılı olarak ele alındığı etüt, analiz çalışması, eylem planı, değerlendirme raporu ve araştırma metinleri gibi alt belgeler hazırlanmıştır. Ergenekon Terör Örgütü ile ilgili olan örgüt belgeleri özel bir önem arz etmektedir. Örgüt bu belgelerdeki ilkeler doğrultusunda örgüt faaliyetlerini sürdürmüştür. Örgütün felsefesi, iç işleyişi, teşkilatlanması, PKK gibi terör örgütleriyle ilişkisi ve sair özellikleri bu belgeler kapsamında daha iyi anlaşılmaktadır.

Tüm örgüt belge içerikleri incelendiğinde her yönüyle bir terör örgütü (17) ile karşı karşıya kalındığı açıkça görülmektedir. Örgüt belgelerinin ayrıntılı anlatıldığı bölümde bu husus açıkça ortaya konulmuştur.

Ergenekon Silahlı Terör Örgütü Davası - İtalya' daki Gladio Davası (18) dışında- dünyada bilinen diğer tüm davalarla hacim ve içerik olarak kıyaslanamayacak kadar devasa bir özelliğe sahiptir. Bu davada, içlerinde Genelkurmay Başkanı, ordu komutanı gibi üstdüzey askeri sanıklar olduğu gibi, siyasi parti yöneticiliği, avukatlık, gazetecilik, akademisyenlik, taksicilik ve çaycılık gibi meslekleri icra eden toplumun hemen hemen her kesim ve mesleğinden kişilerin de bulunduğu görülmektedir. Her ne kadar belli meslek ve siyasi
-----
(16) Bu konuda ayrıntılı değerlendirme , “Derin devlet/ Kontrgerilla yapılanması ile ilgili bilgilerin verildiği” bölümün, “2.Genel Kurmay Başkanlığı ‘nın Bazı İddialara Karşında Ne Yaptığına Dair Verdiği Cevaplar Ve Gönderdiği Belgeler” başlığı altında yapılmıştır.

(17) Sanık Kemal Kerinçsiz ve Ahmet Hurşit Tolon soruşturma aşamasında, -kendilerini bu örgütten soyutlayarak ve böyle bir örgütle irtibatları olamayacağını söyleyerek- bu belge içeriklerine göre tipik bir terör örgütünden bahsedildiğini ifade etmişlerdir.

(18) Gerekçeli kararımızın derin devlet yapılanmaları hakkında genel bilgi verilen bölümünde bu dava hakkında da bazı istatistiki veriler yer almıştır.
------------------------------------------------------------------------------

gruplara mensup bir kısım sanıklar icra ettikleri mesleki faaliyetleri ve AKP Hükümeti' ne muhalif kimlikleri dolayısıyla yargılandıklarını savunsalar da bunun doğru olmadığı ortadadır. Çünkü yargılanan sanıklarından çok daha keskin muhalefet yapan gazeteciler ve siyasiler dosyamız sanığı değillerdir. Mahkememiz verdiği kararında sanıkları mesleki veya siyasi faaliyetlerinden dolayı değil, Ergenekon Terör Örgütü mensubu olarak işledikleri eylemlerden dolayı cezalandırmıştır. Sanıklar birçok terör örgütünün yaptığı gibi, "siyasal, basın ve örgütlenme özgürlükleri"ni Ergenekon Terör Örgütü' nün amaçları doğrultusunda kullanmışlardır. Bu konular gerekçemizin genel kısmında ve bireysel durumlarının değerlendirildiği bölümde ayrıntılı olarak ele alınıp değerlendirilmiştir.

Sanıkların Ortak Savunma Stratejileri:

1. Bu davanın polis içindeki bir çetenin tertibi olduğu ve MİT ile bir kısım mensuplarının oyunlarıyla başlatıldığını devamlı tekrarlama,

Bu bağlamda aramalarda çıkan aleyhteki delillerin hiç birini kabul etmeyip, polisin koyduğunu ifade etme,

İkrar mahiyetindeki beyanların kasıtlı olarak polis tarafından yazıldığını söyleme.

2. Her türlü suçlamayı devamlı olarak reddetme, suç unsuru içeren açık telefon konuşmalarında şaka yaptıkları veya öyle demek istemediklerini savunma, soruşturma makamlarının müdafii refakatında aldığı ifadelerden aleyhe olanları kabul etmeme.

3. Ergenekon diye bir örgütün olduğu iddiasının doğru olmadığını ısrarla ifade etme, Yargılananların büyük çoğunluğunun vatansever ve masum olduklarını yineleme.

4. "Tuncay Güney gibi güvenilmez kişinin beyanları dosyadan çıkarıldığında aleyhte hiçbir şey kalmıyor" beyanını sıklıkla işleme.

5. Hakkında dava açılan asker kişilerin ne ile suçlandığını göz ardı ederek, Türk Silahlı Kuvvetlerini' nin suç örgütü kabul edildiğini iddia etme,

TSK ile kendilerini özdeşleştirerek avantajlı durum elde etme.

6. AKP muhalifi olduklarından dolayı yargılandıklarını savunmaları Bu temel savunma stratejisi kısaca ele alınacak olursa;

• Sanıkların yukarıda değinilen ortak savunma stratejilerini ısrarlı olarak sürdürdükleri görülmüştür. Aslında bu durum örgütlü suçların yargılamasında sıklıkla rastlanılan bir durumdur. Böyle bir yöntem her ne kadar bizzat sanıkları motive etse ve kamuoyunda belli bir dönem etki oluştursa da, dosya ve içindeki delillere hakim olan yargılama heyetleri için ne kadar anlam ifade etmesi gerekiyorsa o kadar dikkate alınmaktadır.

• Öncelikle bu davanın soruşturması Ümraniye' de bir gecekonduda bulunan bombalarla başlamıştır. Bombaların bulunma süreci sanıkların sığındığı polis tertibi savunmasını tamamıyla boşa çıkaracak özelliktedir. Çünkü bombalarla ilgili ilk ihbar (19) ses kayıtlarıyla da sabit olduğu üzere Trabzon İl Jandarma Alay Komutanlığı' na yapılmıştır. Bu ihbarı alan Trabzon' da ki Jandarma birimleri, ihbar
-----
(19) Bu ihbarın faili sanık Ali Yiğit” n babasıdır. İhbar ses kaydı duruşmada dinletilmiştir.
------------------------------------------------------------------------------

içeriğini yine bir Jandarma birimine, yani İstanbul il Jandarma Alay Komutanlığı' na bildirmiştir. İstanbul' da ki bu Jandarma birimi de kendisine iletilen ihbarı İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü' ne bildirmiş, bunun üzerine Ümraniye Savcılığı aracılığıyla alınan arama iznine istinaden Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve Ümraniye İlçe Emniyet Müdürlüğü birimlerince yapılan aramada bomba bulunması üzerine, olay Beşiktaş' taki CMK 250. madde ile yetkili Başsavcıvekilliği' ne intikal ettirilmiştir. Yani olaya ilk olarak vakıf olan birimler emniyet değil Jandarma birimleridir. Yine daha sonraki aşamada da olaya vakıf olan TEM Şube Müdürlüğü, yerel emniyet ve yerel başsavcılık birimleridir. Son aşamada Özel Yetki Başsavcılık olay hakkında bilgi sahibi olabilmiştir. Ancak sanıklar tüm bu safahatı göz ardı ederek soruşturmayı derinleştiren, dava açan ve davaya bakan makamlara yönelik yıpratıcı ve sindirici psikolojik propaganda içerikli bir savunma geliştirmişlerdir.
Sanıklar aramalarda ele geçen aleyhte delillerin polis tarafından koyulduğu gibi soyut iddiada bulunmuş iseler de, dosya kapsamında bunu doğrulayacak en küçük bir delile rastlanmamıştır.

Bunun yanında bir çok sanıkla ilgili ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda ve incelenen dijital unsurlarda herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı çokça ifade edilmiştir.

• Bilindiği gibi bu davada ki en önemli eylemlerden biri Danıştay saldırısını gerçekleştiren sanık Alparslan Arslan' ın eylemidir. Sanıklarda yapılan aramalarda ele geçen dijital ve yazılı hiçbir belgede sanık Alparslan Arslan' ın işlediği bu eylemle, sanıkların arasında bağı gösterecek bir belge ele geçmemiştir. Bir an için sanıkların kolluk birimlerine yönelttikleri "polis yerleştirdi" şeklinde ki isnadın geçerli olduğu bir an için düşünüldüğünde, söz konusu polislerin böyle bir olayın yazılı delili olabilecek uydurma bir belgeyi de sanıkların eşyaları arasına koymaları beklenirdi. Ancak böyle bir şey söz konusu olmamıştır. Yine sanıklar kendileriyle ilgili yapılan aramalarda belge yerleştirme iddiasının en azından daha makul karşılanabileceği yerlerde niçin aleyhte hiçbir şey bulunamadığını da kendi mantıklarına göre izah edememektedirler.

• Soruşturmada ki kendi beyanları içinde aleyhlerine olanları, polisin, savcının ve hatta hakimin yazdığı/yazdırdığı iddiasının hukuki hiçbir geçerliği olmadığı gibi, bu gibi bir savunmanın da olumsuz değerlendirileceği ortadadır. Yargıtay içtihatları da bu doğrultudadır. Sanıkların aşamalardaki tüm ifadelerinin müdafileri huzurunda alındığı göz önünde bulundurulduğunda soyut bir iddiadan öteye geçmeyen bu tür isnatların hukuki bir geçerliği yoktur.

• Gerçekte herhangi bir örgütsel ilişkisi bulunmayan bir sanıktan suçlandığı örgütle ilgili olarak beklenen hayatın olağan akışına uygun tavır ve söylem; iddia edilen örgütle ilişkisi olmadığı ve bu örgütün varlığı ve yokluğuyla ilgili kararın yargılama makamları tarafından verileceğidir. Ancak sanıkların çoğu, "mahkemede yargılananların hemen hemen hepsinin suçsuz olduğu" (20), "sanıkları saygıla selamladıkları", vatansever insanların burada yargılandığı gibi bayanlarda bulunmuşlar, "Ergenekon diye bir örgütün bulunmadığı" yönünde bir savunma
-----
(20) Sanıklar kimi zaman buradakilerin hiçbir suçu yoktur demişler , genellikle de “Cumhuriyet Gazetesi’ ni bombalayanlar ve Danıştay’ a saldıranlar hariç” buradaki hiç kimsenin suçu yoktur şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
------------------------------------------------------------------------------
 
yapmışlardır. Bu tür davaların sanıklarının ortak söylemlerinden birisi de," Vatansever oldukları, her şeyi vatan için yaptıklarıdır". Devlet aleyhine işlenen cürümlerle ilgili referans eserlerin müellifi Prof. Dr. Çetin Özek bu konudaki tahlillerinden birisinde, yerinde bir tespitle "bu tür suçları işleyen kişilerin kendilerini gerçekte bir suç işlemiş olarak kabul etmediklerini düşündüklerini" ifade eder.

• Bu bağlamda eski Genelkurmay Başkanı sanık Mehmet İlker Başbuğ' un durumu ön plana çıkmaktadır. Sanıklar tarafından "Bir genelkurmay başkanından nasıl terörist olur" söylemleriyle oluşturulan bir algı söz konusu olmuştur.

• Öncelikle ifade etmek gerekir ki, "terörist" kelimesi hukuki değil, basın yayın organlarının kullanmayı tercih ettiği siyasi bir kavramdır. Hukukta ise terör suçlusu kavramı tercih edilir. Terörle Mücadele Yasası kapsamında "terör örgütü" olarak değerlendirilen suç örgütlerinin mensuplarının belirli eylemleri de terör suçu sayılmaktadır. Bu kapsamda yasa koyucu Devlet aleyhine işlenen TCK 309, 311, 312 gibi maddelerdeki suçları Terör Suçu olarak kabul etmektedir. Anayasal düzene, Yasama Organı ve Yürütme Organına karşı işlenen bu tür suçların gerek işleniş biçimi ve gerekse vahim sonuçları dikkate alınarak doktrinde, yazılı hukukta ve uygulamada bunlar terör suçları arasında yer almaktadır.

İkinci olarak gerek teoride ve gerekse pratikte herkesin, her türlü suçun sanığı olması mümkündür. Terör suçları siyasi içeriği de olan suçlardır. Bu yüzden yukarıda da değinildiği üzere bu suçun failleri işledikleri eylemleri suç kapsamında kabul etmezler. Bu suçların hemen hemen tüm sanıklarının sahip olduğu ortak düşünce, "işledikleri eylemlerin insanlık, vatan ve memleket için" faydalı olduğu yönündedir. Bu yüzden bu suçların sanıkları kendilerini bir terör suçlusu saymazlar.

Dosyamız özelinde ise, Genel Kurmay Başkanı' nın bir altı statüde bulunan Jandarma Genel Komutanı (E) Orgeneral Şener Eruygur, yine iki altı statüde bulunan Birinci Ordu Komutanı (E) Orgeneral Hurşit Tolon, Genelkurmay ikinci başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, Generaller Nusret Taşdeler, Mehmet Eröz, Veli Küçük ve daha bazı alt rütbe mensubu komutanlarda sanık İlker Başbuğ ile aynı cezaya çarptırılmışlardır. Yukarıda belirtilen algı referans alınarak bir sonuç çıkarılması gerekirse, o zaman hiçbir üst düzey generalin veya diğer askeri kişilerin cezalandırılmaması gerekirdi.

Bunun yanında bir genelkurmay başkanının bu tür bir örgütün içinde olabileceği algısı ilk olarak mahkememizdeki yargılama ile de oluşmuş değildir. Sanık Erol Mütercimler 1997 yılında, emekli general ve amiraller Memduh Ünlütürk, Kemal Kayacan (21) ve isimleri zikredilmeyen bir kısım üst düzey generalin "Ergenekon Örgütü içinde Genelkurmay Başkanlarının da olduğunu, bu örgüte mensup olmayan Genel Kurmay Başkanlarının da örgüte rağmen hareket edemediğini" anlattıklarından bahsetmektedir. Genelkurmay Başkanlığı tarafından ara kararlarımıza verilen cevaplarda Memduh Ünlütürk ve Kemal Kayacan' ın beyanları konusunda herhangi bir adli veya idari tahkikatın yapılmadığı ve kamuoyunda
-----
(21) Bu iki general de daha bu beyanatlarından kısa bir süre sonra cinayete kurban gitmişlerdir.
------------------------------------------------------------------------------

gündeme gelen bu iddialarla ilgili olarak herhangi bir tekzipte bulunulmadığı bildirilmiştir.

"Genelkurmay Başkanından terörist mi olurmuş" söylemi bir başka açıdan da çelişki içermektedir. Çünkü bir mahkeme eğer böyle bir kişinin hiyerarşik olarak altındaki kişilere aynı eylem dolayısıyla ceza vermişse, "yasalar önünde herkes eşittir" ilkesi gereği bu kişilerin eylemlerinin ortağı olan komutana da ceza vermesi kaçınılmazdır.

• "Tuncay Güney' in mülakatı dışında sanıkların aleyhine bir delil yoktur. O beyanları çıkarırsanız dava çöker" şeklinde ki ortak savunma stratejisi ise tam anlamıyla bir psikolojik harp uygulamasıdır. Öncelikle Tuncay Güney ile 2001 yılında İstanbul Emniyeti' nde yapılan mülakat metni, dosyada bulunan sanıkların aleyhinde olan yüzlerce yazılı evraktan sadece birisidir. Sadece bu mülakat hiçbir sanığın suçunun sübutunda belirleyici olmamıştır, olamazda. Bunun yanında 2001 yılında bir adi suçtan dolayı gözaltına alınan Tuncay Güney ve sanık Ümit Oğuztan' ın ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda Ergenekon Terör Örgütü' nü ilgilendiren, daha sonraki aramalarda dosyamız sanıklarından da çıkan birçok örgüt belgesi ve örgüte dair bilgiyi içeren evrak ele geçmiştir. Ayrıca bu soruşturma sürecindeki bir takım olaylar ve Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan' ın savcılık ve mahkeme beyanlarında da dava dosyamıza dair bilgiler bulunmaktadır. Bunun dışında gerek mülakatı yapan polis müdürlerince ve gerekse sanık Ümit Oğuztan tarafından içeriği doğrulanan kendisiyle yapılan mülakat metninde de Ergenekon Terör Örgütü ve bir kısım üyeleriyle ilgili birçok beyanlar mevcuttur.

• Sanıkların yargılanan bir kısım asker sanıklardan dolayı "TSK' nin yargılandığı" yönündeki beyanları ise bir savunma taktiğinden ibarettir. Bu tür söylemler hem suçun şahsiliği prensibiyle bağdaşmamaktadır. Her kurum içinde yasadışı eylemi olan kişiler bulunacağı gibi TSK mensupları arasında da suça karışanlar olabilir. Geçmişte olmuştur. Gelecekte de olması muhtemeldir.

Gerekçeli Karar İçeriği ve Sistematiği:

Türk Yargı tarihinde Ergenekon Silahlı Terör Örgütü davasının birçok bakımdan çok önemli bir yeri vardır. Bunlar genel olarak sıralanacak olursa;

1. Derin Devlet/Kontrgerilla/Gladyo/Süper NATO isimleriyle anılan "Derin Yapı" ilk kez yargı önüne çıkarılmıştır. Bu fırsat hakkıyla değerlendirilebilirse ülkenin demokratikleşme serüvenine büyük katkısı olacaktır. Hiç kimsenin bugüne kadar varlığından şüphe duymadığı, hatta bu örgütün Türkiye'de ki isminin Ergenekon olduğu belirttikleri, fakat hiçbir zaman yargılanamayan bu örgüt ilk kez yargı önüne getirilmiştir. Örgüte bugüne kadar hesap sorulamaması bile bu örgütün gücünü ortaya koymaktadır.

Susurluk Davası' nda bir hücresine ulaşılabilen, ancak o zaman ki şartlar ve delil durumu gereği ancak 14 kişinin, sadece çıkar amaçlı suç örgütü kapsamında yargılanabildiği derin yapı, 2008 'de başlayan yargılamayla daha bütüncül ele alınarak yargılanmıştır. Ergenekon Terör Örgütü davasında, aynı zamanda Susurluk Davası' nın da hükümlüsü olan dosyamız sanıklarının, dosyamızın diğer sanıklarıyla girift irtibatı "Susurluk Kazası ve Sonrası Süreci" nin anlatıldığı bölümde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. 

------------------------------------------------------------------------------

2. Bu yapının tespit edilebilen örgütsel yapısı ve belli bir düzende hazırlanmış örgüt belgeleri ilk kez resmi olarak ortaya konmuş ve yargılamaya konu edilmiştir.
Örgüt belgeleri açısından "Ergenekon Terör Örgütü", en fazla belgesinin ele geçirilip, yargılamaya konu edildiği bir örgüttür. Gerekçeli kararımızda bu örgüt belgelerinin hangi sanıklardan çıktığı, içerdiği yasadışı unsurlar, hazırlanış süreçleri, aralarındaki ilişki, kimler tarafından nasıl hazırlandıkları gibi hususlar "Örgüt Belgeleri" nin anlatıldığı müstakil bölümde yer almıştır

3. Sadece tetikçiler veya alt tabaka örgüt üyeleri değil, onları yönlendiren ve yönetenler de yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.
Her kesimden kimsenin dile getirdiği "yargılamalarda niçin kullanılanlara ulaşılıyor, kullananlara ulaşılamıyor" haklı itirazı bu yargılamada büyük ölçüde giderilmiştir. Öyle ki Mahkememiz uygulamaları ve ara kararları ile özellikle bu konuya yoğunlaşmış ve takdir ettiği cezalarda bu hususu özellikle dikkate almıştır.

4. Bu yargılamada ön plana çıkan en önemli hususlardan biri, soruşturmaların kural olarak delilden sanığa ulaşılması usulü ile yürütülmesidir. Mahkememizin olayların kronolojik seyrini anlattığı; dava sanıklarının soruşturmaya nasıl ve niçin dahil edildikleri ve bazı soruşturma işlemlerinin özetlendiği bölümde bu husus açıklıkla ortaya konulmuştur.

5. Mahkememizin yaklaşık 5 yıl süren kesintisiz yargılaması dünya tarihinde bugüne kadar eşine rastlanması mümkün olmayan bir gözlem olanağı sağlamış ve yüz yüze yargılama ilkesinden beklenen maslahat tam olarak gerçekleşmiştir. Mahkeme heyeti yargıladığı sanıkları her yönüyle gözlemlemiş, dosyada ki deliller karşısında ki tavır ve söylemlerini yakinen değerlendirmiştir. Haftanın 4 günü, çoğu gün resmi mesai saatlerinin üzerinde bir süre içinde yapılan 620 duruşma boyunca sanıkların suçlamalar karşısında yaptıkları savunmaların isnatları hangi ölçüde karşıladığı, savunmalarındaki mesajları, birbirleri hakkındaki beyanları, ortak hareketleri, yargılama sırasında ki örgütsel dayanışma ve tavırları ve benzeri gibi gözlemlenen birçok husus vicdani kanaatın oluşmasına katkı sağlamıştır.

6. Bir derin devlet yapılanmasının yargılandığı davamızda olması beklenen bir dirençle karşılaşılmıştır. Dava sanıkları tarafından yargılanan örgütün özelliklerine uygun olarak psikolojik harp tekniklerinin her türlüsü kullanılmıştır. Sanıklar savunmalarında Mahkeme Heyeti' ni etkilemekten daha çok, kamuoyunu etkilemeyi kendilerine amaç olarak seçmişlerdir. Her davada görülebilecek hatalar büyütülmüş, aleyhteki önemli deliller özenle gündemden kaçırılmıştır. Öncelikle davayla ilgili olumsuz birçok algı oluşturulup bunların devamlı tekrar edilmesi sonucu kamuoyunun algılar üzerinden konuşmasını sağlamak hedeflenmiştir. Bunda başarılı da olunmuştur. Televizyonlardaki tartışma programlarında dosyayı iyi bilen, neresini gündeme getirip neresinden bahsetmemesi gerektiğinin farkında olan sanık müdafileri karşısında, dosya hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmaları mümkün olmayan konuşmacılar çıkmıştır. Adeta mahkeme dışında mahkemeler oluşturulmuş ve yargılama mahkeme salonları dışında devam etmiştir. Oysa kararı verecek kişiler yargılamayı beş yıldır devam ettiren, dosyayı gerek bir bütün olarak ve gerekse sanıklar ölçeğinde en iyi bilebilecek durumda olan bağımsız ve tarafsız

------------------------------------------------------------------------------

yargıçlardır. (22) Ancak sanıklar hakkında karar verecek kişilerin hakimlik mesleği gereği görüşlerini ancak verecekleri kararın gerekçesinde açıklayacak olmaları ve bununda belli bir süreç gerektirmesi ise aşılması güç bir handikaptır.

Mahkeme heyetinin bu yargılamada sırtına çok ağır bir yük yüklenmiştir. Mahkeme hakimleri hem bu derece ciddi iddiaları içeren yargılamayı kesintisiz olarak yapacak, hem dosyayı inceleyecek, hem duruşmalara hazırlanacak, hem sanıkların taleplerini karşılayacak, hem sanıklar, müdafileri ve etkiledikleri kamuoyunun bir kısmının gayri hukuki ve insafsız propagandalarını göğüsleyip, kasıtlı olarak oluşturulmak istenen reddi hakim sebeplerinin oluşmasına fırsat vermeyecek, hem moral ve motivasyonunu kaybetmeden çalışacak ve hem "hakim hükmüyle konuşur" ilkesine sadık kalmaya özen gösterecek, ama doğal olarak kasıtlı olarak oluşturulan ve olgularla örtüşmeyen algının üstesinden gelmenin zorluğunu yaşayacak, hem dava dışı unsurların konjonkturel lehe/aleyhe beyanlara karşı bir şey diyememenin sıkıntısını yaşayacaktır. Bütün bu zorluklara rağmen yargılama usul kurallarına son derece dikkat edilerek ve titiz bir çalışma sürdürülerek sonlandırılmıştır.

Sanıkların ve müdafilerinin duruşma içinde ve dışında yürüttükleri aşırı yıpratıcı psikolojik propaganda faaliyetine rağmen yargılama olması gereken şekilde, tahriklere kapılmadan, hakaret ve tehditlerden etkilenmeden yerine getirilmiştir. Sanıkların mahkemeyi yorma ve bunaltma yönünde geliştirdikleri yoğun ortak tavır, hakimlik mesleğinin vakar ve ciddiyeti ile savuşturulmuştur. Yargılamanın her aşamasında mahkeme hakimlerine (ve savcılarına) yönelik sistematik ve gerekçeden yoksun bir çok redd-i hakim ve çekilme talepleri, açık ve üstü kapalı tehditler, tahrik edici hakaretlerle ile ilgili hukuki olarak gereği yerine getirilmiş ve sanıkların arzu ettikleri sonucun doğmasına fırsat verilmemiştir.

Hakim ve savcılara yapılan hakaretler yanında, sanıklar, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve yakınlarına da devamlı olarak hakaret ve tehditte bulunmuşlardır. Önceki Genel Kurmay Başkanlarından Orgeneral(E) Hilmi Özkök hakkında da yoğun bir karalama ve itibarsızlaştırma faaliyeti yürütmüşlerdir. Sanıkların bu tavırlarının dava öncesini de kapsayacak şekilde olduğu ve yargılama sırasında da devam ettiği görülmüştür.

Sanıklar ve bir kısım müdafileri yargılamanın başından itibaren yaptıkları suç içeren bu tür eylemler ile mahkemenin işleyişini engellemeye teşebbüs etmişler ve gelen seyircileri tahrik etmişler, özellikle mahkemenin talepleri aldığı günlerde, yani sadece dinleme konumunda olduğu zamanlarda, gelen seyircileri merkez alarak konuşmalar yapmışlardır. Sanıkların bu kadar cüretkar tavırları dahi bir güce dayanarak hareket ettiklerini ve açık kanuna aykırı hareketlerinin cezasız kalacağına inandıklarını çok iyi bir şekilde ortaya koymaktadır.

7. Profesyonel meslek erbabı olması gereken bir kısım sanık müdafilerinin, kendilerini duygusal ve düşünce olarak yakın gördükleri müvekkillerinin yerine koyarak avukatlık etiğine aykırı hareketler sergiledikleri, suç oluşturacak eylemler icra ettikleri, bunda ısrar
-----
(22) Sanıkların ortak savunma stratejileri gereği, yargılama boyunca duruşma hakimlerini –kendilerine göre- mevcut iktidar partisiyle ilişkilendirdikleri ve dünya görüşlerini devamlı olarak gündeme getirdikleri görülmüştür. Ancak göz ardı edilen nokta gerek soruşturma aşamasında ve gerekse kovuşturma aşamasında mahkememiz kararları onlarca hakim tarafından da yapılan itirazlar sonucu denetlenmiştir. Yani yargının kendi mekanizması içerisinde ki işleyiş her yönüyle gerçekleşmiştir. Yargılamada görev alıp kararı veren hakimler bu iktidar döneminden çok önce göreve başladıkları gibi, 12 Eylül 2012’ den sonra oluşan HSYK tarafından değil, daha önceki HSYK tarafından bu mahkemeye atanıp görevlendirilmişlerdir. Doğal hakim ilkesi tam olarak sağlanmıştır. Hakimler yeterli mesleki tecrübeye fazlasıyla sahiptirler.(Bu açıklama sanıkların savunma mantığı dikkate alınarak yapılan bir açıklamadır.)
------------------------------------------------------------------------------

ettikleri, sıklıkla mahkemeyi tanımadıklarını söyleyip, diğer meslektaşlarını tahrik ettikleri, mahkeme heyeti ile ilgili olumlu yorum yapan meslektaşlarına sert tepki gösterip, bir sonraki duruşmalara bu avukatların katılmamalarına neden oldukları gibi birçok hukuka aykırı davranışları gözlemlenmiştir. Bununla ilgili olarak suç duyurusunda bulunulmuş ve gerekli hukuki tedbirler alınmıştır.

Bu avukatlardan bir kısmı da duruşmada açıkça hiçbir maddi bedel almaksızın sanıkların savunmalarını yaptıklarını ifade etmişlerdir.

8. Tüm yargılama süreci görsel ve sesli olarak kayıt altına alınmış ve bunlar daha sonra yazılı hale getirilmiştir. Ceza Muhakemeleri Yasası' nın öngördüğü bu yöntemle sanıkların savunmalarını kesinti olmaksızın yapmalarına olanak sağlanmıştır. Bu yöntem sair mahkemelerde yapılan yargılamalara göre dosyanın hacmini ciddi bir şekilde artırmaktadır. Ancak savunma hakkı kapsamında bir sanığın kesintisiz, yani savunmasını hakimin dikte ettirerek yazdırmadığı şekilde savunma yapmasının sanığa sağladığı psikolojik yarar dikkate alındığından dolayı mahkememiz bu yöntemi yargılamanın sonuna kadar devam ettirmiştir. Bu yöntemle bir sanığın yaptığı 1 saatlik savunma, diğer yöntemle yapılan yarım iş günlük bir savunmaya karşılık gelmektedir. Gerekçede sanıkların savunma süreleriyle ilgili mahkememizce yapılan istatistiki çalışmaya da yer verilmiştir.(Bu konu gerekçeli karara dijital olarak eklenen "EKLER" isimli klasörde de ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur.)

Ancak yargılamada sırasında sanıkların kendileriyle alakalı iddiaları cevaplandırma yanında dava dışı birçok beyanda bulunmaları ve kendilerine tanınan savunma hakkını kötüye kullanmalarının davayı uzatıcı ve adil yargılamayı zedeleyici gibi sonuçlar doğurması nedeniyle tanınan sınırsız savunma yapma süresi belli kriterlere bağlanmıştır.

9. Bu büyüklükteki bir dosyanın gerekçesi yazılırken bir taraftan bütünün anlaşılması ve kavranılabilmesi bakımından tüm delillerin insicamlı olarak ortaya konması, bir taraftan tekrardan kaçınılması, bir taraftan bireysel hukuki durumlar ile genel değerlendirmeler arasında makul ve net bir köprü kurulabilmesi gibi zorluklarla karşılaşılmıştır. (23)

Dosyanın büyük hacmi karşısında savunmanın ve iddia makamının dosyadaki tüm delillere ulaşabilmesi ve denetim mercilerinin sağlıklı bir inceleme yapabilmesi bakımından dava delil klasörleri ve sonradan dosyaya giren tüm evrak titizlikle okunabilir/taranablir pdf formatında dijital ortama aktarılmıştır. Gerek yazılı ve gerekse dijital olan bütün dosyalar isim ve numara verilerek kolayca ulaşılabilir bir şekilde arşivlenmiştir. Dosya arşiv sistematiğini gösteren ayrıntılı açıklama taraflara bildirilmiştir. Gerekçeli kararımızda da bu konuya ayrı bir bölümde yer verilmiştir.

Gerekçeli kararımız, şimdiye kadar yargılama mercilerinin yaygın olarak kullanmadığı "dipnot" sistemine özel bir önem verilerek kaleme alınmıştır. Bununla taraflara ve denetim merciine gerekçede dayanılan değerlendirmelerin kaynağını rahatça görmeleri imkanı sunulmuştur.

10. Sanıklardan ele geçen tüm dijital aygıt ve materyaller emanet memurluğundan getirtilerek naip hakim incelemesi yapılmış ve belge içeriklerine doğrudan vakıf olunmuştur.
-----
(23) Mahkememiz bu sıkıntıyı aşma yönünde büyük bir emek ve çaba göstermiştir. Ancak kararın yazımı sırasında gelişen süreç kısmi olarak bu özeni zedelemiştir.
------------------------------------------------------------------------------

21 ayrı iddianame ile açılan davaların birleştirilmesiyle görülen 275 sanığın yargılandığı yaklaşık 5 yıl süren bu dava zorunlu nedenler dışında kural olarak kesintisiz devam etmiş (24), tam 620 duruşma yapılmış, sadece duruşma zabıtları yaklaşık 42.000 sayfa tutmuş, 157 tanık dinlenilmiştir.

11. Mahkememiz tarafından binlerce delil klasörü ve yüzbinlerce sayfa okunmuş, sanıkların ve müdafilerin yaptığı bazılarının onlarca günü tutan mahkemedeki savunmaları ile soruşturma aşamasındaki ifadeleri titizlikle özetlenmiştir.

İddia makamının, iddianame ve mütalaasında ki bazı görüşlerinin, Mahkememiz' ce de sabit kabul edildiği durumlarda bu kısımlara gerekçeli kararımızda aynen veya bazı dipnotlarla zenginleştirilerek yer verilmiştir.

Gerekçeli Karardaki Muhtelif Bölümler:
Gerekçeli kararımızın gerek içerik gerekse sistematik olarak anlaşılabilir olması için büyük bir gayret sarf edilmiştir.

Ergenekon Terör Örgütü' nün ilk kez bir yargı merciince terör örgütü olarak kabul edilmesinden dolayı ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır. Gerekçenin tam olarak kavranılabilmesi ve doğru olarak analiz edilebilmesi için her bir bölümün ve bağlantılı olduğu bölümlerin, dipnotlar da göz önünde bulundurularak dikkatlice okunması gerekmektedir. Yine sanıkların doğrudan soru sorulma (çapraz sorgu) aşamasında verdiği cevaplar da davanın ve sanıkların bireysel durumunun anlaşılması bakımından önemlidir.

Tekrara sebep olmamak için bazı konular yalnızca bir bölümde bahsedilmiş, diğer bölümlerde elden geldiğince bu bölümlere atıfta bulunulmuştur. Dağınık binlerce delilin bir düzen içinde iddia, savunma ve temyiz merciinin dikkatine sunulmasına gayret edilmiştir.

Gerekçeli kararımızda esas olarak 3 ana başlık bulunmaktadır.

Bunlar;

"İddia Makamının İddiaları ve Sanık Tarafının Savunmalarını İçeren Bölüm (1.Kitap),

Örgütün Varlığının ve Eylemlerinin Anlatılıp Ortaya Koyulduğu ve İlgili Delillerin Tartışılıp Değerlendirildiği Genel Bölüm (2. Kitap), (25)

Sanıkların Bireysel Hukuki Durumları İle İlgili Delillerin Tartışılıp Değerlendirildiği Bireysel Bölüm (3. Kitap)" dır.

Bu üç kitap dışında "Giriş" ile Emanet ve Masrafların da yer aldığı "Hüküm Fıkrası" bulunmaktadır. Ayrıca mahkeme kaleminin yaptığı bir kısım çalışmalar da "EKLER" başlıklı bölümde dijital olarak hazırlanmıştır.

Davamızın gerekçeli kararı, temel olarak CMK 230. Maddede belirtilen hususlar dikkate alınarak hazırlanmıştır. Bunun yanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi' nin gerekçeli karar sistematiği de göz önünde tutulmuştur. Aşağıdaki konulara ayrı ayrı bölümlerde yer verilmiştir: 
-----
(24) Mahkeme heyeti ve personeli yargılamanın yapıldığı Silivri İlçesi’ ne gelebilmek için 5 yıl boyunca hemen hemen her gün 180 kilometre yol kat etmiştir.
(25) 2.Kitap hacmi nedeniyle birden fazla parçaya ayrılmıştır.
------------------------------------------------------------------------------

1. Soruşturma aşamasındaki olaylar kronolojik olarak anlatılmış ve bunların akabinde iddia makamı tarafından hazırlanan iddianamelerin sanıkların bireysel durumları dışındaki kısımları ve esas hakkındaki mütalaanın da genel kısımları özetlenmiştir. Soruşturma kronolojisine yer verilirken Tuncay Güney isimli kişinin 2001 yılındaki bir dolandırıcılık suçlamasıyla gözaltına alındığı olaya da yer verilmiştir.

2. Sanıkların ve müdafilerinin kolluk, savcılık, sorgu hakimliği, mahkemede tespit edilen sorgu ve savunmaları ile esas hakkındaki savcılık mütalaasına karşı beyanları özetlenmiştir.

3. Ergenekon Silahlı Terör Örgütü' nün Varlığı ortaya konulmuş, bu örgütün derin devlet/galadyo/kontrgerilla yapılanması olduğu ve esas olarak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasadışı olarak örgütlendiği delilleriyle anlatılmıştır. Bu bağlamda Ergenekon Terör Örgütü' ne ait örgüt belgeleri içeriği ve hazırlanışı bakımından karşılaştırmalı olarak ayrıntılı ele alınmıştır. Yine geçmişte yargılaması yapılan ve Ergenekon Terör Örgütü' nün bir hücresi olduğuna kanaat getirilen çetenin yargılandığı Susurluk Davası ile dosyamız arasındaki bağlantılara yer verilmiştir.

4. Ergenekon Terör Örgütü' nün özellikle amaç suçlara ilişkin eylemleri ve eylem planları tartışılmış ve değerlendirilmiştir.

5. Sanıklar ve müdafileri tarafından dile getirilen usuli, teknik ve esasa ilişkin itirazlarla ilgili yargılama sürecinde alınan ara kararlara ve bu konuda Mahkememiz' in değerlendirilmelerine yer verilmiştir.

6. Sanıkların bireysel hukuki durumlarının ele alındığı bölümde her bir sanığın sabit görülen eylemleriyle ilgili deliller ve bunların içeriği belirtilmiş, isnad edilen suçun sübutu ve takdir edilen ceza ile ilgili olarak hukuki tartışma ve değerlendirme yapılmıştır. Bazı isnat edilen suçların niçin oluşmadığı, özellikle suç tarihine göre "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme" suçu bakımından hangi Ceza Kanunu' nun uygulanması gerektiği, "geçitli suç" kavramının ne şekilde oluştuğu gibi hukuki konular açıklığa kavuşturulmuştur.

7. Sanıkların bazı haklarının ihlal edildiğine dair itirazları dikkate alınmıştır. Yargılama boyunca özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi' nde zikredilen temel hak ve hürriyetlere ilişkin bazı itirazlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bağlamında değerlendirilmiştir.

8.Sanıkların işlediği sabit kabul edilen başta TCK 312. madde olmak üzere, sair suçlarının hukuki tartışması yapılmış, bu suç tiplerinin oluşumu ile ilgili hukuki analizler yapılmıştır.

9. Ergenekon Terör Örgütü' nün amaç suçlar ve bu suçların gerçekleştirilmesi ile ilgili yasal ve yasadışı eylemleri ayrı ayrı ele alınmıştır. Ergenekon Terör Örgütü' nün amaç suçları gerçekleştirmek için ön hazırlık mahiyetinde çalışmalar yapan sivil toplum örgütleri ile ilgili faaliyetlerine örgüt belgeleri ışığında ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Bu bağlamda 2003-2004 yıllarında yasadışı Cumhuriyet Çalışma Grubu tarafından icra ve organize edilen askeri darbe plan ve çalışmaları, Cumhuriyet Gazetesi' ne bomba atılması, bir Danıştay üyesi' nin öldürülmesi, diğerlerinin öldürülmeye teşebbüs edilmesi, Cumhuriyet Gazetesi' ne molotof atılması, Genel Kurmay Başkanlığı Karargahı' nda çalışan bir kısım muvazzaf askerlerin amaç suçların gerçekleşmesi bakımından icra ettiği faaliyetler, sahte

------------------------------------------------------------------------------

isimlerle internet sitelerinin kurulması, "İrtica İle Mücadele Eylem Planı" nın hazırlanması gibi eylemler delilleriyle tartışılmıştır. Aynı konulara sanıkların bireysel hukuki durumlarının değerlendirilmesi bölümlerinde de ilgili olduğu kadarıyla yer verilmiştir.

Bu bağlamda yargılamanın ilerleyen aşamalarında Genelkurmay Başkanlığı tarafından gönderilen sanık Habip Ümit Sayın hakkındaki bilgi notunda geçmesi nedeniyle vakıf olunması üzerine Danıştay saldırısı ile ilgili şemanın mahkememize gönderilmesi istenilmiştir.

Sanık Mehmet İlker Başbuğ'un Genel Kurmay Başkanı, sanık İsmail Hakkı Pekin' in Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı ve sanık Hıfzı Çubuklu'nun Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri olduğu dönemde, Mahkememiz' ce, Danıştay olayı ile ilgili olarak elde mevcut tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesini istenmişse de, bu şema yargılama başladıktan yaklaşık 4 yıl sonra 22 Haziran 2012 tarihinde, yani adı geçen sanıklar mahkemece tutuklandıktan sonra Mahkememiz' e gönderilmiştir.

17 Mayıs 2006 ila 20 Mayıs 2006 arasında, Muzaffer Tekin henüz yakalanmadan, Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalanması ve Danıştay Saldırısı ile ilgili olarak hazırlanan, Muzaffer Tekin ve Alparslan Arslan merkezli bu şema ve ekindeki notta; sanıklar Veli Küçük, Doğu Perinçek, Sevgi Erenerol, Kemal Kerinçsiz, Hüseyin Görüm, Ümit Sayın, Levent Temiz, Semih Tufan Gülaltay, Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu'nun yanısıra sanık olmayan Ayhan Parlak, Sinan Berberoğlu, Orhan Kadı, Murat Bulut ve Nihat Gürkan gibi isimlere yer verildiği görülmüştür.

10. Gölcük Donanma Komutanlığı' n dan ele geçen ve davamızla doğrudan ilgili belgeler ışığında dosyamızdaki bir kısım belgelerin değerlendirilmesi yapılmıştır.

İstanbul TMK 10. Maddesi ile Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2011/164 Soruşturma sayılı dosyasında; bir ihbar üzerine İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesinin 06.12.2010 tarih ve Teknik Takip No:2010/2412 sayılı Arama El Koyma ve İnceleme kararına istinaden Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü İstihbarat Kısım Amirliğinin girişinde ihbar tutanağında belirtilen yerde 06.12.2010 günü yapılan aramada, zemin kaplamaları altına gizlenmiş vaziyette toplam (10) adet poşet içerisinde birçok doküman ve dijital malzeme ele geçirilmesi üzerine başlatılan soruşturma dosyasında, Mahkememiz' de yargılaması devam eden dava ile ilgili 2 klasör belge Mahkememiz' e gönderilmiştir. Gerek bulundukları yer, gerek içerikleri ve gerekse Mahkememiz dosyasındaki delilleri teyit edici özellikleri dolayısıyla bu aramada bulunan delillerin ayrı bir delil değeri vardır.

Yapılan incelemede bazı belgelerin daha önce bir kısım sanıklardan ele geçirilen belgeler ile birebir aynı olduğu, bir kısmının ise dava konusu ile bağlantılı ilk defa ele geçirilen belgeler olduğu anlaşılmıştır. Bu belgeler arasında özellikle;

• 2003 - 2004 yıllarında sanık Mehmet Şener Eruygur tarafından kurulan yasadışı Cumhuriyet Çalışma Grubu faaliyetlerinin anlatıldığı belgeler,

• Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Dairesin de çalışan Dursun Çiçek' in ve sanıklar Erbay Çolakoğlu ve Merdan Yanardağ' ın "üretim ekibi" içinde, sanıklar Hasan Ataman Yıldırım, İlyas Çınar ve Hüseyin Vural Vural' ın "dağıtım kanalı" içinde bulunduğu "KİTLEŞİM" isimli organize bir grup vasıtası ile internet üzerinden bazı faaliyetlerin planlandığı, bu amaçla üretim ve dağıtım gruplarının

------------------------------------------------------------------------------

oluşturulduğu, mail ağlarından istifade edilmek istendiğine dair bilgileri içeren belge,

• Sanık Dursun Çiçek tarafından hazırlanan İrtica İle Mücadele Eylem Planı' nın taslak çalışması olan ve son kaydedeninin sanık Alaeddin Sevim olduğu anlaşılan "PROJE" isimli belge,

11. Mahkememiz re' sen veya sanıkların talebi üzerine birçok ara karar almış ve gelen cevabi yazıları delil klasörleri arasına koymuştur. (26)

12. Gerekçeli Kararımızın ekleri arasında tüm klasörlerinin dizi pusulaları(dizinleri), sanıklar ve müdafilerine tanınan savunma süreleriyle alakalı çalışmaya yer verilmiştir.

Sonuç:
Özellikle belirtmek gerekir ki, gerekçeli kararın yazım sürecindeki "dosyaları yeniden inceleme ve değerlendirme" aşamasında Mahkememiz' in verdiği kararın ne kadar isabetli olduğu bir kez daha tarafımızca görülmüştür. Bu süreç vicdani kanaatimizi daha da güçlendirmiştir. Yani, sonuçta Mahkememiz kararını bağımsız ve tarafsız olarak, tam bir vicdani kanaatle vermiştir. Ergenekon Terör Örgütü' nün hedeflediği amacın tam olarak gerçekleşmesi durumunda milyonlarca insanın ve bunların ailelerin yaşayacağı acı düşünüldüğünde, millet adına karar veren Mahkememizin aldığı kararla, milletin vicdanına ne kadar değer verdiği açıktır.

Örgütlü suçlarla ilgili birçok eser okuma, dosya inceleme ve Yargıtay içtihatlarını değerlendirme konusunda imkan, fırsat ve tecrübeye sahip mahkememizce çok açık olarak belirtilmek gerekirse; gerekçeli kararını yazdığımız bu dava delil olarak emsalleriyle karşılaştırılmayacak bir zenginliğe sahiptir. Mevcut her çeşit delillerin örtüştüğü, birbirini tamamladığı ve doğruladığı görülmüştür. Öyle ki Yargıtay kararlarında suçun oluşumu için nitelik ve nicelik olarak aranan delillerin çok üzerinde delile ulaşılmıştır. Dosyada gerek örgütün varlığı ve gerekse sanıkların bireysel durumları ile ilgili birçok delil bulunmaktadır. Öyle ki bazı delillere hem zaman hem de yer darlığı nedeniyle sadece atıfta bulunmakla yetinilmiştir.

Mahkememiz 30 yılda bitmez denilen davayı gece gündüz, hiçbir mesai gözetmeksizin, senelik resmi izinlerinin çok az bir kısmını kullanıp geri kalanında yine yargılama faaliyetine devam ederek, hafta içi ve hafta sonu geç vakitlere kadar çalışarak bitirmiş, bu çok karmaşık davada verdiği kararın gerekçesini de büyük bir gayretle tamamlamıştır. Gösterilen tüm olumsuz tavır ve tepkiler, sarf edilen kem sözler büyük bir sabırla ve hakimlik mesleğinin vakar ve haysiyetine uyar şekilde karşılanmıştır.

Bu gibi davalardan herkesin çıkarması gereken en önemli derslerden birisi de yargılamayı etkilemeye teşebbüs anlamına gelebilecek sözlerden kaçınmak gerektiğidir. Bu duyarlık gösterilmediğinde hem yargılama uzamakta, hem gerçekler değil toplumda oluşturulan algılar üzerinden değerlendirmeler yapılarak yanlış ve haksız sonuçlara varılmakta, hem de hakimler yıpratılmaktadır. Bunun ise topluma ağır bedeller ödeteceği ortadadır. Bu nedenle olası benzer soruşturma ve davalarla karşı karşıya gelecek hakim ve savcıların "adam sendeci" olmaya doğru evrilme tehlikesinin olduğunu söylemek de abartı olmaz.
-----
26 “2010/106= 686 ara karar” , “2008/209= 3330 ara karar” , “2009/191= 3094” ara karar olmak üzere TOPLAM ARA KARAR
SAYISI: 7110
------------------------------------------------------------------------------

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(04 Nisan 2014, 10:55), son güncel.: (04 Nisan 2014, 15:14)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon gerekçesi açıklandı

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

Şok!!! Ergenekon, yargıyı sarstı

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

Ergenekon ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda delil tartışmaları

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5919    yazdır/print


 

Aselsan´da ilk dava başladı

Aselsan intiharlarıyla ilgili önemli gelişme.. Ölü bulunan ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen'in yazdığı öne sürülen 'intihar mektubu'nun yer aldığı flaş diski kaybettiği iddiasıyla iki jandarma görevlisinin 'adli görevi ihmal' suçundan yargılanmasına başlandı. Görevlilerden biri flash diski diğerine teslim ettiğini iddia ederken diğeri ise teslim almadığını savundu. Tanık olarak dinlenen diğer bir görevli ise flash diskin teslim olayını doğruladı.

21.11.2013 16:47 Ölü bulunan ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen'in yazdığı öne sürülen "intihar mektubu"nun yer aldığı flaş diski kaybettiği iddiasıyla iki jandarma görevlisinin "adli görevi ihmal" suçundan yargılanmasına başlandı.

Ankara 16. Sulh Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Şükrü Karakuş ve Erkan Şakir, Hüseyin Başbilen'in babası Vehbi Başbilen ve sanık avukatları Hikmet İşler ve Emrullah Kaya katıldı.

Sanık Karakuş, savunmasında, olay tarihinde jandarma olduğunu, ancak daha sonra malülen emekliye ayrıldığını bildirdi. Hüseyin Başbilen'in cesedinin bulunmasının ardından araştırma için ASELSAN'daki odasına gittiğini anlatan Karakuş, flaş diski Başbilen'in masasının çekmecesinde bulduklarını söyledi. Daha sonra Başbilen'in bilgisayarını açtıklarını ifade eden Karakuş, özetle şunları söyledi:

"Bilgisayarda son kullanılan belgeleri kontrol ettiğimizde 'önemli' kelimesi ile başlayan belgeyi açtık. Bunun, intihar mektubu olduğunu gördük. Bundan bir adet çıktı aldık. Daha sonra flaş diski bilgisayara taktık. Aynı mektubu flaş diskte de gördük. Zaptetme tutanağı düzenleyerek İlçe Jandarma Komutanlığına döndüm. Soruşturma devam ederken flaş disk iki gün bende kaldı. Odamdaki çekmecemde kilitliydi. Flaş diski almamdan tahminen iki gün sonra Erkan Şakir sabah bana telefon açarak flaş diski istedi. Flaş diski komutanıma teslim etmek üzere makamına çıkarken, yolda Astsubay Celil Alpay ile karşılaştım. 'Komutanım flaş diski istedi, teslim etmeye geldim' dedim. Sonra da komutana flaş diski herhangi bir tutanak düzenlemeden teslim ettim. Bu tür teslimler için tutanak düzenlemek mutat değildir. Bir daha da flaş diski geri almadım."

Karakuş, bu tarihten sonra soruşturmanın yazışmalarında görev almadığını bildirdi ve soruşturma evrakını savcılığa kimin teslim ettiğini bilmediğini kaydetti.

Emekli olduktan sonra savcılığın kendisini "tanık" olarak çağırdığını belirten Karakuş, savcılığa gittiğinde kendisine flaş belliğin sorulduğunu ifade etti.

Karakuş, ilerleyen zamanda beraber çalıştığı bir astsubaydan, "Erkan Şakir'in 2010'da eski makamına gelerek, masasındaki çekmecelerin iç taraflarını aradığını, arşiv dosyalarının karıştırıldığını, ancak flaş diskin bulunamadığını anlattığını" söyledi.

Sanık Erkan Şakir de olay tarihinde Altındağ İlçe Jandarma Komutanı olduğunu bildirdi. Başbilen'in ölü vaziyette olduğu otomobilde intihar mektubu bulduklarını anlatan Şakir, savcının talimatıyla Başbilen'in işyerindeki bilgisayarında inceleme yapılması için sanık Şükrü Karakuş'un görevlendirildiğini ifade etti.

Karakuş'un işyerinde flaş disk bulduğunu belirten Şakir, "Bunu, Karakuş dönünce, odamda bana aktardığında öğrendim. Beraberinde 4 yazıcı çıktısı, flaş disk ve zaptetme tutanağı getirmişti. Bunları gösterdi. İnceledikten sonra işlemlerin yapılması için Karakuş'a geri verdim" dedi.

Araştırma kapsamında sonraki süreçte yapılanlar konusunda bilgi veren Şakir, "Ben, flaş diski teslim almadım. Soruşturma sırasında da flaş diskin kriminal incelemeye önderilip gönderilmediğini bilmiyorum. Suçlamayı kabul etmiyorum. Karakuş'un bana yönelik suçlamalarını da kabul etmiyorum. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı beni çağırana kadar da flaş diskin kaybolduğunu bilmiyordum" diye konuştu.

Şakir, flaş diskin kaybolduğunu öğrenmesinin ardından eski makamında, kendi dönemine ilişkin evrakın aranmasını istediğini söyledi, ancak flaş diskin bulunamadığını belirtti.

Hüseyin Başbilen'in babası Vehbi Başbilen de sanıklardan şikayetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini bildirdi.

Vehbi Başbilen, "Her şeyin aydınlığa çıkmasını istiyorum. Bir babayım. Ciğerim yanıyor. Hepsi yalan, hepsini uyduruyorlar. Oğlum, milli tank projesini sunacağı gün kaybedildi. 7 sene oldu, 4 savcı değişti" diye konuştu.

Duruşmada daha sonra, o dönemde sanıklarla birlikte çalışan Astsubay Mustafa Çelik tanık olarak dinlendi.

Çelik, flaş disk konusundan Erkan Şakir kendisini arayınca haberdar olduğunu kaydederek, "Telefonda bana Hüseyin Başbilen ile ilgili dosyanın tekrar ele alındığını ve flaş diskin bulunamadığını söyleyip, 'Flaş diskin yerini biliyor musun' diye sordu" dedi.

Çelik, bir soru üzerine, "Erkan Şakir komutanımız beni aradığında, Şükrü Karakuş'tan teslim aldığı flaş diski kaybettiğini ve bulamadığını söyledi. Benim, flaş diskin yerini bilip bilmediğimi sordu. Bilmediğimi söyledim. Sonraki arayışında da arkadaşlarla görüşüp görüşmediğimi ve flaş diskle ilgili bilgiye ulaşılıp ulaşılmadığını sordu. Ben de bilgelerinin olmadığını belirttim" ifadelerini kullandı.

Hakim Oğuz Korkmaz, Vehbi Başbilen'in müdahilliğini kabulüne karar verdi.

Gizlilik kararı bulunmuyorsa, Hüseyin Başbilen'in ölümüyle ilgili soruşturma dosyasının suretinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından istenmesini de kararlaştıran Korkmaz, eksiklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.

OLAYIN GEÇMİŞİ

Başbilen, 4 Ağustos 2006'da sabah saatlerinde, 06 ET 2068 plakalı otomobiliyle işine gitmek üzere evinden ayrılmış, ancak ASELSAN'a gitmediği anlaşılınca eşi tarafından aynı gün Yenimahalle Merkez Karakoluna kayıp olduğu bildirilmişti.

Başbilen, bir gün sonra akşam saatlerinde Ankara'nın Kavaklı köyü Aydıncık Mahallesi Mezarlık Üstü mevkisinde tarla içinde, park halindeki otomobilinde, boynu ve sol bileği kesilmiş şekilde ölü olarak bulunmuştu.

İddianamede, sanıkların, Başbilen'in yazdığı iddia edilen intihar mektubunun yer aldığı flaş belleği kaybederek, "adli görevi ihmal" suçunu işledikleri öne sürülüyor.

Flaş belleğin kaybolması nedeniyle intihar mektubunun oluşturulma tarihinin tespit edilemediği de iddianamede belirtiliyor.

------------------------------------------------------------------------------

İKİNCİ DURUŞMA GÖRÜLDÜ

04.02.2014 14:25 Jandarma Genel Komutanlığı, ölü bulunan ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen'in yazdığı öne sürülen "intihar mektubu"nun yer aldığı kayıp flaş diskin, detaylı olarak aranmasına rağmen bulunamadığını bildirdi.

Ankara 16. Sulh Ceza Mahkemesinde, "flaş diski kaybettiği" iddiasıyla iki jandarma görevlisinin "adli görevi ihmal" suçundan yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya tutuksuz sanıklar Şükrü Karakuş ve Erkan Şakir ile Hüseyin Başbilen'in babası Vehbi Başbilen ve sanık avukatları Hikmet İşler ile Emrullah Kaya katıldı.

Hakim Oğuz Korkmaz, Başbilen'in öldüğü dönemde Araştırma ve İstihbarat kısım görevlisi olan Jandarma Astsubay Celil Alpay'ın talimat ifadesinin mahkemeye ulaştığını bildirdi. Korkmaz, Alpay'ın ifadesinde özetle, "sanık Erkan Şakir'in elinde flaş diski gördüğünü" söylediğini aktardı.

Hakim Korkmaz, olaya ilişkin, Jandarma Genel Komutanlığı Altındağ İlçe Jandarma Komutanlığı'na yazdıkları yazıya da cevap geldiğini belirtti. Altındağ İlçe Jandarma Komutanlığı'nın arşivinde bulunan soruşturma dosyasında yapılan incelemede, flaş diske rastlanamadığı belirtilen yazıda, komutanlık arşiv, çalışma ve makam odasının, dolapların, tüm dosya ve klasörlerin, malzeme depolarının, masa ve çekmecelerin detaylı olarak arandığı, ancak flaş diskin bulunamadığı kaydedildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan mahkemeye gönderilen yazıda da Başbilen'in ölümüne ilişkin soruşturma dosyasının, bazı eksikliklerin giderilmesi için Adli Tıp Genel Kuruluna gönderildiği belirtildi.

Duruşmada söz alan Erkan Şakir'in avukatı Hikmet İşler, Celil Alpay'ın soruşturma aşamasında alınan beyanları ile duruşmalardaki beyanları arasında çelişki bulunduğunu savunarak, talimat ifadesini kabul etmediklerini söyledi. Alpay'ın, jandarmadaki görevinin, suç dosyasını hazırlayarak cumhuriyet başsavcılığına göndermek olduğunu ifade eden İşler, hazır ettikleri Astsubay Oktay Adıgüzel'in "tanık" olarak dinlenmesini istedi.

TANIK OKTAY ADIGÜZEL'İN İFADESİ

Tanık Astsubay Oktay Adıgüzel, mahkemedeki beyanında, Başbilen'in öldüğü tarihte, Keçiören İlçe Jandarma Komutanlığı'nda silah ruhsat işlem elemanı olarak görev yaptığını, 2008'de Altındağ İlçe Jandarma Komutanlığı'na tayin edildiğini anlattı. Bölük komutanının odasına gittiğinde, Erkan Şakir'in de gelerek, "kayıp flaş diskle ilgili müracaatta bulunulduğunu, diski aramaları gerektiğini" söylediğini belirten Adıgüzel, aramalarına rağmen diski bulamadıklarını söyledi. Adıgüzel, Erkan Şakir'in bir konuşma sırasında, "kendisine teslim edilen flaş diskin kaybolduğunu" anlattığını kaydetti.

Bunun üzerine söz alan sanık Erkan Şahin, tanığa, flaş diski kaybettiğine dair bir beyanda bulunmadığını savundu.

-"Bilgisayar incelensin" talebi-

Şahin'in avukatı Hikmet İşler, Hüseyin Başbilen'in ASELSAN'da kullandığı bilgisayarda inceleme yapılmasını talep etti. Başbilen'in babası Vehbi Başbilen ise, söz konusu bilgisayarda inceleme yapıldığına ilişkin emniyet tutanağını mahkemeye sundu.

Bilgisayarın incelenmesine ilişkin talebin gelecek celse değerlendirilmesine karar veren mahkeme, eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. (AA)

(21 Kasım 2013, 16:47), son güncel.: (04 Şubat 2014, 14:25)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Aselsan´da ilk dava disk´e

Aselsan şüphelisi: Jandarma

Aselsan intiharlarına Başbakanlık incelemesi

Boş Aselsan raporu şaşırttı

Aselsan´da son inceleme imzalara

Aselsan soruşturması, intiharlarda ´Casusluk´ çetesinin izleri ve Ergenekon şüphesi manşetlerimiz

Deniz Kuvvetlerinde şüpheli intihar olayları ve Ergenekon şüphesi

Aselsan belleği jandarmada kayboldu

Aselsan belleği jandarmada kayboldu

Adli Tıp: 10´a 3, Aselsan cinayet

Bilirkişi: Aselsan intihar değil cinayet

Yabancı uzmanlar: Aselsan cinayet

Aselsan: Mühendisler kritik görevdeydi

Ergenekon ses kaydı Aselsan´da

Yazılım devrede, İsrail düşman

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5697    yazdır/print


 

Albay Özden dosyası kapandı

1995 yılında şüpheli şekilde hayatını kaybeden eski Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden dosyası kapandı. Özden´in Ergenekon ve JİTEM gibi karanlık yapılar tarafından öldürüldüğüne yönelik iddiaları araştıran savcılığın, herhangi bir delile ulaşılamadığı gerekçesiyle dosyayı kapattığı ileri sürüldü. Özden´in terör örgütü PKK tarafından şehit edildiği kanaatine varıldığı ve öldürüldüğü gün çatışma yoktu iddiasının aksine çok sayıda tanığa göre çatışmanın yaşandığı belirtildi. Ancak Özden olayında somut ve çok sayıda bulgu yer almaktaydı. Bunlara rağmen dosyanın kapanması kafaları karıştırdı.

31.10.2013 10:32 Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´nın faili meçhul cinayetler kapsamında yürüttüğü eski Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden soruşturması tamamlandı. Özden´in Ergenekon ve JİTEM gibi karanlık yapılar tarafından öldürüldüğüne yönelik iddiaları araştıran savcılık, herhangi bir delile ulaşılamadığı gerekçesiyle dosyayı kapattı. Soruşturmada, Özden´in terör örgütü PKK tarafından şehit edildiği kanaatine varıldı.

Rıdvan Özden, 14 Ağustos 1995´te Mardin´in Savur ilçesi Ormancık köyü kırsalında kimliği belirsiz kişiler tarafından açılan ateş sonucu iki korumasıyla birlikte şehit oldu. Ancak Tomris Özden, eşinin ölümünü şüpheli bulduğunu, detaylı otopsi yapılmadığını belirtti. Eşinin alnından değil, ensesinden vurulduğunu, cesedinin 2 gün arazide bekletilip 14 Ağustos´ta şehit edilmiş gibi rapor tutulduğunu anlattı. Bunun üzerine yeniden soruşturma başlatıldı. Geçen yıl şubat ayında Özden´in mezarı açılarak detaylı otopsi yapıldı. Adli Tıp Kurumu, Özden´in alnından değil, sol kaşının 6 cm üzerinden vurulduğunu tespit etti.

-Tanıklar ´çatışma yaşandı´ dedi-

Soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan tanık askerler, “Özden, 5 PKK´lının öldürüldüğü çatışmadan bir gün sonra postası ve korumalarıyla birlikte çatışma bölgesine geldi. Bu sırada vuruldu. Özden´in öldürüldüğü gün çatışma yoktu.” iddialarının doğru olmadığını savundu. Çatışmaya katılan çok sayıda asker, Özden´in çatışmanın yaşandığı gün bölgeye geldiğini dile getirdi. (Zaman)

-Genelkurmay: Albay çatışmada öldü-

Genelkurmay Başkanlığı 5 Aralık 2008´de yaptığı açıklamada Albay Rıdvan Özden´in şehit edilmesi olayına değinmişti: “Şehit Jandarma Albay Rıdvan Özden 14 Ağustos 1995 günü Mardin ili Savur ilçesi Ormancık köyü kırsalında güvenlik güçleriyle teröristler arasında çıkan çatışmada takviye olarak bölgeye sevk edilen Jandarma Asayiş Komando Bölüğünden bir komando timi ve bölük komutanı ile birlikte en ön saflarda çarpışmıştır. PKK bölücü terör örgütü mensuplarınca açılan ateş sonucu, önce jandarma özel harekat timinden bir astsubay, bir uzman erbaş, devamında saat 17.30 sularında Jandarma Albay Rıdvan Özden şehit olmuştur. Aynı çatışmada 3 er ve 1 geçici köy korucusu yaralanmış, 5 terörist silahları ile birlikte ölü olarak ele geçirilmiştir.”

-Eşi başvurdu, soruşturma başladı-

1995 yılında Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden´in PKK ile girdiği çatışmada alnından vurulup öldürüldüğü´nün açıklanmasına karşın eşi Tomris Özden, kocasının PKK tarafından öldürülmediğini iddia etti. Özden, eşinin Güneydoğu´da uyuşturucu ile şiddetle mücadele etmesinden rahatsız olan Veli Küçük´le ilişkili devlet içindeki çetelerce ensesinden vurulup öldürüldüğünü ileri sürdü. Özden, 18 Temmuz 2008´de Ergenekon savcılarına başvurup beraberindeki tüm belgeleri de teslim etti.

Tomris Özden savcılara verdiği ifadesinde, ailecek görüştükleri Ergenekon sanığı Albay Arif Doğan´ın, eşi Rıdvan Özden´e JİTEM´e katılması için 1989 yılında ısrar ettiğini, eşinin bunu kabul etmeyip sınırda yapılan kaçakçılık ve uyuşturucu ticaretinin üzerine gittiğini belirterek, Orada JİTEM ve örgüt beraber yapıyordu bu işi. Eşim Mardin´de görev yaparken bunların üzerine gitti. Bir Albayın da aralarında bulunduğu bazı görevliler hakkında dava açtırdı. `Bu işlerin kökünü kazıyacağım´ diyordu. Ama kendisinin sonu oldu demişti. Arif Doğan Ağustos ayında sonuçlanan Ergenekon davasında 47 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

-´Biz Eşref Paşa´nın grubuyuz, Mardin´de öldürecekler beni´-

Tomris Özden´in, 4 Ekim 2010 tarihinde yaptığı bir açıklama da çarpıcıydı. Rıdvan Özden´in, Mardin´e giderken “Beni Kuzey Irak´ta öldüremediler. Eşref Paşa´nın ikinci grubuyuz biz oraya giden. Bizi tasfiye ediyorlar. Asker mafyalaştı, çeteleşti. Bak Mardin´de öldürecekler beni´ dedi ve öldürüldü” dediğini aktardı. Eşinin, intihar ettiği söylenen Tunceli Jandarma Bölge Komutanı Albay Kazım Çillioğlu´nu yakından tanıdığını vurgulayan Tomris Özden, şunları söyledi: “Eşim, Kazım albaya uğrardı. ´Ne olacak halimiz´ diye dertleştiklerini biliyorum. Sonra ´Kazım Albay intihar etti´ dendi. Oysa Kazım Çillioğlu ile eşini Güzelçam´a geldiklerinde kampta ağırladık. Kesinlikle aile problemi yoktu. Kazım Çillioğlu, intihar edebilecek bir yapıya sahip değildi.”

Tomris Özden, eşinin ölümüne ilişkin çok çarpıcı detaylara dikkat çekti. Özden şöyle konuştu: “JİTEM´i biliyorum JİTEM vardı. Eşime de teklif etmişti Arif Doğan. 1989´da kurulmuştu ama 1987´de aşamaları vardı. Eşim derdi ki ´Asker mafyalaştı. Aman dikkat et konuşma.´ Cem Ersever öldüğünde salonda yürüyordu, kendi kendine ´asker mafyalaştı, asker çeteleşti´ diyordu. Bir de Mardin´de ölmeden bir ay önce yataktan fırlayarak kalkıyordu resmen. ´Ne oldu?´ diyordum. ´Ağzıma yastık kapattılar misafirhanede beni öldürüyorlar´ diyordu. ´Kim öldürüyor?´ derdim. ´Devletin mafyaları, çeteleri öldürüyor´ derdi.”

-Astsubay Oğuz: Özden´i JİTEM öldürttü-

30 Kasım 2008 tarihinde basına bir açıklama yapan dönemin Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, öldürülen Eşref Bitlis, Rıdvan Özden ve Bahtiyar Aydın gibi subayların dosyasının ´devlete zarar vermemek için´ kapatıldığını iddia etti. Hüseyin Oğuz önemli bir isim.. 1996´da devlet içindeki ´derin´ yapılardan birini, ´Yüksekova Çetesi´ni ortaya çıkarmış olan emekli astsubay Hüseyin Oğuz, TBMM Susurluk Komisyonu´na verdiği ifadeyle birçok karanlık olayı da aydınlatmıştı. Dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanvekili Hanefi Avcı´dan sonra Veli Küçük´ün adını ifadesinde açık açık söyleyen ikinci kamu görevlisi olan Oğuz, 13 yıl sonra Rıdvan Özden suikastıyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı, somut bilgiler verdi. Oğuz, tıpkı aynı dönemde öldürülen Orgeneral Eşref Bitlis ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın gibi Albay Rıdvan Özden dosyasının da ´devlete zarar vermemek için´ kapatıldığını iddia etti. Hüseyin Oğuz bildiklerini gizli ve açık tanık olarak Ergenekon savcılarına da aktardı.

-PKK itirafçısı: Özden´i Atilla Uğur´un timi öldürdü-

Hüseyin Oğuz ile aynı gün basına açıklama yapan ´Fatih´ kod adlı PKK itirafçısı da, albayın, dönemin Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı emekli Albay Hasan Atilla Uğur´un kurduğu ve kendisinin de içinde bulunduğu JİTEM ekibi tarafından öldürüldüğünü söyledi ve somut ayrıntılar verdi. Atilla Uğur, Ağustos ayında sonuçlanan Ergenekon davasında 29 yıl hapis cezası almıştı. İfadesinde Uğur´u suçlayan Gizli Tanık Fatih, infaz kararını ise o dönemde Mardin JİTEM´in başında ´Hoca´ ve ´Ebu Süfyan´ isimlerini kullanan kişinin verdiğini iddia etti. 1992 ve 1996 yılları arasında Mardin ve çevre illerde JİTEM bünyesinde faaliyet gösterdiğini ve Atilla Uğur´un ekibinde yer aldığını anlatan itirafçı, Özden´in JİTEM gibi illegal yapılardan çok rahatsız olduğunu ve bunu da sık sık dile getirdiğini aktardı: Hasan Atilla Uğur´un emriyle 9 kişiden oluşan bir tim kuruldu. Bıçak Unsuru ve Bıçak Timi olarak adlandırılan bu ekip Mardin ve çevre illerinde faaliyet gösteriyordu. Yetkileri sınırsızdı. Ben de bu ekibin içindeydim. Rıdvan Özden bu tür illegal örgütlenmelere karşıydı. Bunları toplantıya çağırdı. Ben da oradaydım. ´Ben bu tür şeylere karşıyım´ dedi. Hurşit İ., Mardin´de tabur komutanıydı. Atilla Uğur da Kızıltepe İlçe Jandarma komutanıydı. Üsteğmen Sinan Y. dedi ki; ´Biz bunun icabına bakarız zaten.´ Bir hocamız vardı adını soyadını bilmeyiz. Jitem´in Mardin biriminin başında o vardı. O ´biz hallederiz´ dedi. İnfaz kararı verildi. 20 gün sonra bir telefon geldi. Bize bir minibüs tahsis edildi. Tugaya bağlı Savur´a geldik, yol kestik. Orada 8 köylü kaçırıldı. Burada çatışma varmış gibi bir olay tertipleyip, çatışma anonsu yapıldı. Bu 12 Ağustos 1995´te oluyor. Genelde alay komutanı da gelip bakıyor ya çatışmalardan sonra. Albay Özden de çatışma var diye oraya geldiğinde sıktılar kafasına. Rıdvan Özden´i vuran itirafçıydı. Bir uzman çavuş ve bir askerle birlikte öldürüldü.

-Özden´i Bıçak Timi öldürdü-

30 Haziran 2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunan bir kişi, aralarında terör örgütü PKK itirafçılarının da bulunduğu 10 kişilik ´Bıçak´ timinin 1990´lı yıllarda işlediği ileri sürülen cinayetleri anlattı. Soruşturma dosyasına konulan ihbar mektubunda, ´Bıçak´ timinin, ´en tehlikeli PKK itirafçılarından oluştuğu´ iddia edildi. Mektupta, 5 Kasım 1994 günü, Mardin´in Savur ilçesi Pınardere köyü yolu kesilerek araçta bulunan 4 öğretmenin katledilmesi olayının da ´Bıçak´ timi tarafından gerçekleştirildiği ileri sürüldü. ´O dönemde Mardin Jandarma Alay Komutanı olan Albay Rıdvan Özden´in, ´Bıçak´ timine karşı çıktığı ve öğretmenlerin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak onlarla bir toplantı yaptığı´ ileri sürülen ihbar mektubunda, ´Toplantıda, ´Neden öğretmenleri vurdunuz?´ diye çıkışan Albay Özden´e, itirafçıların sert bir şekilde çıkıştığı, ağza alınmayacak küfürler ve tehditler savurduğu´ öne sürüldü. Mektupta, Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden´in 14 Ağustos 1995 tarihinde, Mardin´in Savur ilçesine bağlı Ormancık köyü kırsal kesiminde açılan ateş sonucu iki korumasıyla şehit edilmesi olayına da yer verildi. ´Bıçak´ timinin bir grup terör örgütü PKK üyesiyle çatışmaya girdiği ileri sürülen mektupta, şu iddialar yer aldı: ´Bu tim, aldığı iyi bir istihbaratla teröristlerle çatışmaya girdi. 6´sı ölü 11´i sağ olmak üzere 17 örgüt üyesi etkisiz hale getirildi. ´Bıçak´ timi, sağ ele geçirilen 11 kişiyi de kurşuna dizerek öldürdü. Olay yerine korumalarıyla gelen Albay Rıdvan Özden de ensesine tek kurşun sıkılarak öldürüldü. Rahmetli bu time hep karşı çıkardı ve sürekli kavga ederdi.´

Bedran Akdağ açıklamalarında şunları da söylüyordu: “Albay Atilla Uğur, Yarbay Celal Kısa ve bunların emrinde bazı kişilerin kanunsuz işlerde çalıştığını, havuz şeklinde toplanan paraları ortaklaşa paylaştıklarını kesin olarak biliyorum. Çünkü bu raydan çıkmış timlerin, içine alma baskısı bana da yapıldı. Bana teklifte bulundular. Atilla Uğur, bölge halkı üzerine baskısını koymuş, halkın korkulu rüyası olmuştu. Albay Rıdvan Özden, Uğur´un yaptığı işlerden çok rahatsızdı ve sürekli uyarılar yapıyordu. Özden´in, Uğur´un yapmış olduğu kirli işlerin önüne geçmeye çalışmasından dolayı, Özden´i de yapmış oldukları kirli işlerin içine çekmeye çalışıyorlar, JİTEM´in içine almak içinde çok uğraşıyorlardı. Albay Hasan Atilla Uğur ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Rıdvan Özden´le ölümünden bir gün önce tartışmıştılar. Ertesi gün Özden´i teröristlerin yoğun olduğu bölgeye çekerek orada öldürmüşlerdir. Daha sonra da PKK ile girdiği çatışma sonucunda şehit oldu diye açıklamışlardır.

-JİTEM infazlarını anlattı, hayatı alt üst oldu-

28 Kasım 2010 tarihinde eski korucubaşı ve Derik Şehit Aileleri Derneği Başkanı Bedran Akdağ, JİTEM´in Mardin´de yaptığı infazları bazı milletvekili ve devlet görevlilerine anlattı. Milletvekillerine JİTEM´in PKK itirafçılarından meydana getirilen ´Bıçak Timi´ni anlatan Akdağ´ın açıklamalarında Rıdvan Özden olayı da yer alıyor: “Albay Özden döneminde faili meçhul cinayetler azaldı. JİTEM´in faaliyetlerini engelliyordu. Bundan rahatsız oldular. Albay Özden, 4 öğretmeninin öldürülmesinin peşine düştü. ´Bıçak Timi´nin üstüne gitti. Albay Özden´in infaz kararını bu olaydan sonra aldılar. Özden´i çatışma bölgesine çekip öldürdüler” dedi.

-Levent Ersöz´ün suikastçisinden Özden iddiası-

Albay Özden olayıyla ilgili ilginç bir iddia da Ergenekon tutuklu sanığı olarak İstanbul Çapa Hastanesi´nde tedavi görmekte olan Levent Ersöz´e yönelik suikast girişiminde geçti. Ersöz´e yönelik silahlı saldırı şüphesiyle hastanede yakalanan ve hakkında dava açılan Erhan Keskin, ifadesinde, Bahtiyar Aydın ve Rıdvan Özden isimli askeri şahısların vurulmasıyla ilgili Sedat Dinçer´in bilgisinin bulunduğunu, Dinçer´in kendisine bu iki şahsın nasıl öldürüldüğünü, bunları öldürenin kendi içlerinden biri olduğunu ve bununla ilgili delilinin olmadığını anlattı.

-Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü-

Özden tartışmalarına ilginç bir iddia daha katılmıştı. 1994´te intihar etti denilen Tunceli Jandarma Komutanı Albay Çillioğlu´nun oğlu Tayfun Çillioğlu, 8 Aralık 2008´da bir gazeteye yaptığı açıklamada, “Babamın ajandasında Eşref Paşa ve bazı generallerin birlikte yer aldığı fotoğraf bulduk. O fotoğraftaki 10 kişiden 7´si bugün hayatta yok” dedi. Fotoğraftaki isimlerden birisinin Albay Özden olduğu ileri sürüldü.

-Albayı ölüme götüren kontrgerilla listesi-

Albay Özden´in yakın arkadaşı olan Albay Kazım Çillioğlu´nun şüpheli ölümüne yönelik soruşturmada çarpıcı bir bilgiye ulaşıldığı ileri sürüldü. Uçağı düşen Org. Bitlis´in dönemin Cumhurbaşkanı Özal´a verdiği ve ´mutlaka tasfiye edilmeliler´ dediği 16´sı subay 34 devlet görevlisini kapsayan listeyi Özden´in de bildiği öğrenildi. Bitlis´in, ´terörle mücadelede çizgi dışına çıktıkları, kontrgerilla yöntemleriyle faili meçhuller işleyerek terörü daha da azdırdıkları´ gerekçesiyle tasfiye edilmesini istediği kişilerden bazıları bugün Ergenekon ve Balyoz hükümlüsü olarak cezaevlerinde bulunuyor.

Eşinin müracaatı ve verdiği bilgiler üzerine 2008 yılında dosyası tekrar açılan ve bir süre Ergenekon soruşturması kapsamında araştırılan olay daha sonra Diyarbakır´a devredildi. Haberde Özden dosyasının delil elde edilemediği gerekçesiyle kapatıldığı belirtiliyor. Bunun ayrıntılarının neler olduğu ise tam olarak bilinmiyor. Ancak Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden´in ölümüyle ilgili dile getirilen iddialar ve bulgular yukarıda da aktarıldığı gibi çok sayıdaydı.

Özden´in ölümü geçtiğimiz günlerde davası açılan Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve halen soruşturması süren Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu suikastleriyle aynı kapsamda değerlendiriliyordu. Özden´le komşu olan ve sık sık ailece görüşen Çillioğlu´nun lojmanda sorgulanıp dövüldüğü ardından da iki kurşunla infaz edildiği anlaşıldı. Oysa dosyası intihar denilerek kapatılmıştı.

Özden´in çatışmada öldürüldüğü iddiasının sadece Bahtiyar Aydın olayı açısından bakıldığında bile ciddiye alınması gerektiği açıktır. Diyarbakır Başsavcılığı, Aydın´ın çatışma var görüntüsü altında garnizon içinden ateş edilerek öldürüldüğünü iddia etti ve iki TSK subayı hakkında müebbet hapis cezası istedi.

Ancak yine de önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor. O da Özden dosyasını kapatan savcılığın Aydın davasını son anda açan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı olması. İki dosyaya da bakan savcılığın üstelik zaman aşımına da 2 yıl varken Özden dosyasını kapatmasında bir ihmal ve kasıt aramak mümkün görülmüyor. Ayrıca olayın Ergenekon kapsamında bir süre araştırıldıktan sonra Ergenekon dosyasından ayrılarak Diyarbakır´a devredildiği de hatırlanmalı. Ancak yine de Özden olayında oldukça somut ve çok sayıda bulgunun varlığı da bir gerçek. Bunlara rağmen dosyanın kapanması kafaları karıştırdı. Dosya delil elde edilemediğinden değil belki yeterli delile ulaşılamadığından kapatılmış olabilir. Ancak bu ihtimal söz konusu ise o halde zaman aşımına daha iki yıl varken ve o sürede delil elde edilebilecekken dosyayı kapatmak da yanlış olmuştur. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(31 Ekim 2013, 10:32)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Albay Rıdvan Özden suikasti ile ilgili manşetlerimiz

Komutan dosyaları tehlikede

Albay Özden işkenceyle öldürüldü

Özden´i Küçük ve Uğur infaz etti

ŞOK: Özden alnından vurulmamış

Albay Özden´in kabri haftaya açılıyor

Albay Özden olayında yeni tanıklar

Albay Özden´in mezarı açılacak

Albayı ölüme götüren kontrgerilla listesi

Aygan´dan mahkemeye 117 JİTEM cinayeti listesi

Şok iddia: Albay Özden´i itirafçı ´Servet´ öldürdü

JİTEM infazlarını anlattı, hayatı alt üst oldu

Ersöz´ü öldürmek isteyen suikastçiden itiraflar

´Kod adı: KALE´: İşte Eşref Bitlis´ten Özal´a son mektup

Albay Özden Ergenekon´dan ayrıldı

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Albay Özden´i itirafçılardan oluşan Bıçak timi öldürdü

Özden´i bize nasıl öldürttüklerini anlatırım

Flaş!!! Aydın ve Özden Ergenekon´da

Albay Özden cinayeti Ergenekon´da

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Komutanları JİTEM öldürttü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Ergenekon-PKK bağlantısı manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5651    yazdır/print


 

Aydın´ı vuran kurşun içeriden

Dün 20 yıllık zaman aşımına girmesi beklenirken sürpriz şekilde açılan Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasti davasının detayları ortaya çıkıyor.. Son gün ortaya çıkan Tuğg. Bahtiyar Aydın´ın korumasının itirafları ve otopsi raporları sonrası kroki hazırlandı. İddianameye giren krokiye göre, Bahtiyar Aydın, karşıdan açılan ateşle değil, askeriye içindeki çatı, kule ya da binalardan birinden Kanas´la vuruldu. İddianameye sanık olarak giren Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu´nun TRT´ye yaptığı açıklamalarda ´Teröristler ateş etti, işte Aydın´ı şehit eden çekirdek.´ diyerek Kanas mermisini gösterdiği ancak söz konusu kurşunun soruşturma dosyasına hiç girmediği, balistik incelemeye gönderilmediği de anlaşıldı. İddianamede Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında, cinayet suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

23.10.2013 10:28 Dün 20 yıllık zaman aşımına girmesi beklenirken sürpriz şekilde son günde açılan Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasti davasının detayları ortaya çıkıyor.. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın şüpheli ölümüyle aynı kapsamda değerlendirilen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın öldürülmesiyle ilgili soruşturma zaman aşımında son gün olan dün tamamlanmış, hazırlanan iddianame de mahkemece kabul edilerek dava açılmıştı.

Diyarbakır´daki faili meçhul cinayetleri soruşturan Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun, Lice´de 22 Ekim 1993 tarihinde Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın şehit edilmesiyle ilgili iddianameyi zaman aşımının dolacağı gün tamamladı. İddianame, TMK´nın 10. Maddesiyle Görevli Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi´nce kabul edildi. Böylece Bahtiyar Aydın cinayeti zaman aşımına uğramaktan kurtuldu. Bahtiyar Aydın dosyasını zaman aşımından kurtaran ise koruması Ayhan Esen´in verdiği ifade doğrultusunda hazırlanan kroki oldu.

-Paşa ile 14 sivil ölmüştü-

Dönemin Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Aydın´ın da bulunduğu 2´si asker 16 kişinin ölümüyle ile ilgili hazırlanan iddianamede, Bahtiyar Paşa´nın Lice Jandarma Komando Bölük Komutanlığı Binası önünde ´kanas´ olarak tabir edilen uzun namlulu silahla öldürülmesiyle ilgili ayrıntılara yer verildi. 20 yıl önce Lice´de çıkan olaylarda Bahtiyar Aydın, Uzman Çavuş Yüksel Bayar ile 14 vatandaşın öldüğü belirtilen iddianamede şu çarpıcı tespit yapıldı:

-PKK olayı üstlenmedi-

“Olayda, bir uzman çavuş, bir er ve bir polis memuru ile çok sayıda vatandaş yaralanmış, çok sayıda konut, iş yeri ve araç hasar görmüştür. Operasyonu Diyarbakır Jandarma Komutanı olan şüpheli Eşref Hatipoğlu yönetmiştir. Resmi tutanaklarda PKK´lıların ilçeye saldırması nedeniyle bu sonucun meydana geldiği yazılmış, ancak örgüt o gün ilçeye kendilerinden saldıranın olmadığını ileri sürmüştür. Aradan geçen 20 yıla rağmen saldırıya katıldığı tespit edilen örgüt mensubu olmamıştır.”

-Terör saldırısı kanıtı yok-

“Olay günü PKK terör örgütünün Lice ilçesine saldırdığına ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ı öldürdüğüne dair herhangi bir delil elde edilememiştir” denilen suikastle ilgili olarak dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ, “şüpheli” sıfatıyla yer aldı. Hatipoğlu ve Yanardağ hakkında, “Taammüden öldürme”, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik”, “Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 24 yıla kadar hapis istendi.

-İtiraflarla kroki çizildi-

İddianamenin seyrini değiştiren ise Bahtiyar Paşa vurulduğunda yanında olan koruması Başçavuş Ayhan Esen´in itiraf niteliğindeki bant kaydında söyledikleri oldu. Esen´in itirafları doğrultusunda suikastin krokisi çizildi. Krokiye göre Bahtiyar Aydın´ın vurulma yeri ve kurşunun Aydın´a giriş ve çıkışıyla ilgili otopsi raporları, ateşin Asayiş Komando Bölüğü´nün karşısındaki yerlerden değil de, Komando Bölüğü´nün içinden açıldığını işaret ediyor.

-Bölük çatısı ya da kuleden-

Raporlara göre kurşun Aydın´ın yanağından girip çene altından çıktı. Bu da kurşunun Aydın´dan daha yüksek yerden açıldığını gösteriyor. Kanas´la vurulan Aydın´ın, bu tüfek menzilinde vurulabileceği yüksek tepe bulunmuyor. Tek yükselti yakındaki Asayiş Bölüğü´ndeki kule, çatı ve binalar. Aydın´ın yere düşüş açısı, vurulmadan önceki tanık beyanlarına göre duruş güzergahı da kurşunun atıldığı yerin bölüğün içi olduğunu gösteriyor. İddianamede, “Çok sayıda kişinin öldürülmesi ve yaralanması, ahırlarının, evlerini ve işyerlerinin yakılması ile bölge halkından çok sayıda kişinin PKK terör örgütüne katılması sağlandığından” şüphelilerin eylemlerinin ayrıca “halkı silahlı isyana teşvik suçunu” da oluşturduğu ifade edildi.

-´Çatışma var´ diye tuzağa çekildi!-

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına soruşturma kapsamında 2010 yılında ifade veren gizli tanık ´Ataç´, Bahtiyar Aydın´ın nasıl tuzağa çekildiğini şöyle anlatıyor:

“Abdülkerim Kırca´ya bağlı olarak Diyarbakır JİTEM´de Tim komutanı olarak görev yapmakta olan Üsteğmen Tünay Yanardağ ile Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın araları iyi değildi. Okuldaki anlaşmazlıkları Diyarbakır´da da devam etti. Yanardağ, Tuğgeneral Aydın´ı kast ederek, ´Ankara´da bu heriften kurtulamadım, buraya geldim yine kurtulamadım, bu adam benim kurmay olmamı engelleyecek, bundan ancak öldürürsem kurtulurum, başımıza bela oldu´ diye sürekli bana anlatıyordu. Ayrıca, Cemil kod adlı itirafçı şahısla birlikte Tünay Yanardağ, JİTEM adına bir duyum raporu hazırlayarak 22 Ekim 1993 tarihinde Lice´ye kalabalık bir terör örgütü mensubu tarafından eylem ve saldırı yapılacağını Diyarbakır´daki bölge komutanlığına bildirdi. Bu bildirim neticesinde Tuğgeneral Bahtiyar Aydın da birlikleri yerinde kontrol etmek, herhangi bir olumsuzluk yaşanmasını engellemek amacıyla korumaları ile birlikte helikopterle Lice´ye gitti.” “Helikopter iniş yaptıktan sonra helikopterden inen Bahtiyar Aydın tugaya girdiği sırada, yaklaşık 300 metre mesafede çaprazında kavaklık bölgeden ´Kanas´ ile Üsteğmen Tünay Yanardağ´ın organizesi ile tetikçilik görevini yapan Cemil kod veya aynı infaz timinde görevli bir başka kişi tarafından vurularak şehit edildi.”

-11 saat çatışılan PKK´lılardan hiçbiri neden öldürülemedi?-

Bahtiyar Aydın iddianamesinin kamu kurumlarınca o dönem tutulan tutanaklara ilişkin ´Dikkat çeken ayrıntılar´ bölümünde saldırının neden PKK saldırısı olamayacağıyla ilgili tespitler yapıldı:

-Roket zırhı sadece çizer mi?-

“11 saat süren çatışmada, sadece bir polis memurunun zırhlı araç içinde hafif yaralanması, bu memurun ifadesinin alınmaması, hiçbir teröristin ölü /yaralı ele geçirilememesi, gözaltına alınıp sorgulanan 74 kişinin ifade tutanakları, yakalama tutanakları, hangi delile dayanılarak gözaltına alındıklarına dair hiçbir belgenin bulunmaması, roket saldırısına maruz kaldığı ileri sürülen zırhlı araçta sadece zırh boyasının çizilmiş olması, şahıslara ve DEP´li belediye başkanı olan belediyeye ait bina ve araçlarda ağır hasarın bulunmasına karşılık asıl hedef olması gereken emniyet ve askeri birlik binalarında hafif hasarın bulunması, vatandaşların nerede, nasıl öldürüldükleri, yaralıların nasıl yaralandıklarına dair herhangi tespitin yapılmaması, şehit öğretmen Ali Nurettin Soyer´in yakınlarının talebi üzerine sonradan sadece vurulduğu yeri gösterir krokinin jandarma tarafından düzenlenerek savcılığa gönderilmiş olması dikkat çekmiştir.”

-Güpe gündüz nasıl görmediler?-

İddianamede suikastin ardında PKK´nın olmadığı gerekçesiyle belirtiliyor, olayın sadece bir albay tarafından planlanıp uygulanamayacağına da dikkat çekiliyor: “Olay günü PKK terör örgütünün Lice ilçesine saldırdığına ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ı öldürdüğüne dair herhangi bir delil elde edilememiştir denilen iddianamede, şöyle denildi: Nitekim gündüz saatlerinde bir ilçenin basılıp yaklaşık 11 saat boyunca çatışmanın devam etmesine rağmen hiç bir teröristin ölü ya da sağ olarak ele geçirilemediği gibi teröristleri gören kişilerin dahi bulunmaması, aradan geçen 20 seneye rağmen bu eyleme katılanların tespit edilememiş olması PKK terör örgütünün bu saldırıyı gerçekleştirmediğini göstermiştir.”

-Suikast örgütlü işlendi-

“Bu çapta bir eylemin bir albay tarafından planlanıp uygulanması mümkün olmaması karşısında, şüphelilerin bu eylemlerinin örgüt faaliyeti kapsamında olduğuna dair delillerin mahkemece değerlendirilmesi gerektiği düşünülmüştür.”

-´Susurluk´ tanımına uygun-

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin “Susurluk Davası” ilgili kararındaki, “terörle mücadele ettikleri gerekçesiyle devlet imkanlarını suç işlemek amacıyla kullanan görevlilerin teşkil ettikleri bir teşekkül” ifadesine atıfta bulunulan iddianamede, “Bu tespit gerek yapılanma gerekse kullanılan yöntemler açısından şüphelilerin oluşturduğu teşekkülle büyük benzerlikler arzetmiştir. Tüm deliller değerlendirildiğinde, şüphelilerin meydana getirdikleri örgütlenmenin ,´suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve bu örgüte üye olma´ suçlarını oluşturduğu sonucuna varılmıştır” denildi.

-Yargısız infazlar dağa çıkardı-

İddianamenin ´sonuç ve talep´ bölümünde şu değerlendirme yapıldı: “Bölgede bazıları, başa çıkamadığı hasmını, JİTEM´e, bazılarını da PKK´ya ispiyonlayarak öldürülmelerini sağlamışlar, bu şekilde bölgede ´faili meçhul´ cinayetler artmıştır. Yargısız infazların artması, bölge insanının devletten soğumalarına ve dağa gidenlerin sayısının artmasına neden olmuştur. Özellikle Musa Anter ve Vedat Aydın gibi tanınan ve sevilen kişilerin öldürülmeleri, Lice´nin 2 defa yakılması, köy yakmalar ve boşaltılmalar örgüt tarafından suistimal edilerek halk silahlı isyana teşvik edilmiştir.” (Star, DHA, AA)

TV´DE GÖSTERİLEN MERMİ ÇEKİRDEĞİ NEREDE?

Diğer taraftan konuyla ilgili önemli bir detay daha ortaya çıktı. Zaman´daki habere göre, iddianameye sanık olarak giren Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu´nun o dönem TRT´ye yaptığı açıklamalarda Teröristler ateş etti, işte Aydın´ı şehit eden çekirdek. diyerek Kanas mermisini gösterdiği ancak söz konusu kurşunun soruşturma dosyasına hiç girmediği, balistik incelemeye gönderilmediği de anlaşıldı.

Diyarbakır´daki faili meçhul cinayetler savcısı tarafından hazırlanan iddianamede, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ile 24 yıla kadar hapis cezası istendi. Savcılık, yaptığı soruşturmada olayın resmî kayıtlara geçtiği gibi olmadığını belirledi, terör örgütü PKK´nın olayla herhangi bir bağlantısını tespit edemedi. Olaylarda ölen ve PKK´lı olduğu belirtilen kişilerin de sivil vatandaş olduğu vurgulandı. Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Bahtiyar Aydın´ın 22 Ekim 1993´te şehit edilmesiyle ilgili soruşturma bir yıl önce başladı. Lice´de olayların yaşandığı gün işyeri yakılan, yakınlarını kaybeden onlarca kişi tanık olarak dinlendi. Savcılık, olayın resmi kayıtlarda belirtildiği gibi (terör örgütü PKK´nın ilçeye saldırması nedeniyle meydana geldi) olmadığını, aradan geçen 20 yılda terör örgütü PKK´nın cinayetle herhangi bir bağlantısının tespit edilemediğini ortaya koydu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´nın zamanaşımından kurtardığı cinayetle ilgili iddianame, Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dün kabul edildi. İddianamede, Lice´deki olayda Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Bayar ile 14 vatandaşın öldüğü hatırlatıldı. Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ ise sanık olarak yer aldı. Savcı bu isimler hakkında ´taammüden adam öldürme´ ve ´halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik´, ´cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma´ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 24 yıla kadar hapis cezası istedi. İddianamede ilçedeki operasyonu yöneten dönemin Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu´nunTRT´de yayınlanan “Anadolu´dan Görünüm” isimli programda “Teröristler ateş etti, işte Aydın´ı şehit eden çekirdek.” diyerek Kanas mermisini gösterdiği ancak söz konusu kurşunun soruşturma dosyasına hiç girmediği, balistik incelemeye gönderilmediği belirtildi. (Zaman)

BAŞA ÇIKAMADIKLARI HASIMLARINI JİTEM´E VE PKK´YA İSPİYONLADILAR

Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun, iddianamenin sonuç ve talep bölümünde, yaşanan faili meçhul cinayetlere değinerek, Bölgede bazıları, başa çıkamadığı hasmını, JİTEM´e, bazılarını da PKK´ya ispiyonlayarak öldürülmelerini sağlamışlar, bu şekilde bölgede ´faili meçhul´ cinayetler artmıştır yorumunu yaptı. Savcı Coşkun, “Musa Anter ve Vedat Aydın gibi sevilen kişilerin öldürülmeleri, Lice ilçesinin iki defa yakılması, örgüt tarafından kullanılarak halk silahlı isyana teşvik edilmiştir” yorumunu da yapıyor.

İddianamenin bu kısmında şu ifadelere yer verildi: Olayın meydana geldiği dönemde terör örgütü ile ilişkisi olduğu düşünülen, ihbar edilen, çocuğu terör örgütüne katılmış olan çok kişi yasa dışı olarak ve hileler kullanılarak alınmışlar, Saraykapı´daki JİTEM karargahına götürülmüşler, işkence ile sorguladıktan sonra infaz edilmişlerdir. Bazı durumlarda da suikastlar düzenlenmiş araçlara bomba yerleştirilerek patlatılmış, bu suretle şahıslara gözdağı verilmiştir. Bölgede bazıları, başa çıkamadığı hasmını, JİTEM´e, bazılarını da PKK´ya ispiyonlayarak öldürülmelerini sağlamışlar, bu şekilde bölgede ´faili meçhul´ cinayetler artmıştır. Yargısız infazların artması, bölge insanının devletten soğumalarına ve dağa gidenlerin sayısının artmasına neden olmuştur. Özellikle Musa Anter ve Vedat Aydın gibi tanınan ve sevilen kişilerin öldürülmeleri, Lice ilçesinin iki defa yakılması, çok sayıda vatandaşın öldürülmesi, köylerin yakılması ve boşaltılmaları örgüt tarafından suistimal edilerek halk silahlı isyana teşvik edilmiştir.

GİZLİ GÖREVLE TOKAT´A GİTTİM

Bir yıl önce başlayan Bahtiyar Aydın soruşturması kapsamında talimatla ifadesi alınan Jandarma Uzman Çavuş Ahmet Büyükşahin´in ifadesi de iddianameye girdi. Büyükşahin, Aksiyon dergisine verdiği röpörtajda şok iddialarda bulunmuştu. Büyükşahin´in iddialarını 5 Mart 2012 tarihli Bahtiyar Paşa´dan derin görev başlığını taşıyan haberde ayrıntılı olarak aktarmıştık.

Savcılığa bu iddialarını tekrarlayan Büyükşahin, Tokat´ın Reşadiye ilçesinde görev yaparken Merkez Karakol Komutanı Astsubay Ahmet Kaya´dan duyduklarını aktarmıştı. Buna göre Bahtiyar Aydın, zırhlı personel taşıyıcı (BTR) timinde görevli bir uzman çavuş tarafından vuruldu, vuran uzman çavuş da BTR tarafından öldürüldü. Büyükşahin, ifadelerinin Ergenekon ve Balyoz´daki gizli tanıkların anlattıklarıyla örtüştüğüne dikkat çekti. Büyükşahin, Aydın´ın kendisini Ergenekon gibi yapılar hakkında bilgi toplamak için gizli görevle Tokat´a gönderdiğini anlattı.

-Tuğgeneral Aydın´ın öldürülmesinden ceza almıştı-

İddianamede, Adana Devlet Güvenlik Mahkemeleri Savcılığınca hakkında iddianame hazırlanan Mehmet Emin Özkan´ın, Bahtiyar Aydın´ın şehit edildiği silahlı saldırıya fiilen katılarak üzerine atılı suçu işlediği, hakkında dava açıldığı ve mahkumiyet kararı verilerek bu kararın kesinleştiği belirtilerek, Bu beyanlara dair tutanaklar ilgili mahkemeden celb edilerek incelenmiş ancak Mehmet Emin Özkan´ın bu eyleme katıldığına dair herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır denildi.

İddianamede, Hüseyin Oğuz adlı tanığın beyanlarında ise terör örgütünden kaçan itirafçı Kahraman Bilgiç´in ön sorgusunda Bahtiyar Aydın ve Eşref Bitlis´i biz öldürdük dediğini, Oğuz´un Bilgiç´in beyanını bizzat kendisi tarafından yazıldığını belirttiği kaydedildi.

Bahtiyar Aydın davasında sanıkların yargılanmasına önümüzdeki günlerde Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinde başlanacak. (DHA, AA, Bugün)

SUİKAST TÜFEĞİ KANAS SONRADAN YAKILMIŞ

24.10.2013 10:13 1993 yılında dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın Lice´de şehit edilmesi ve 14 vatandaşın öldürülmesiyle ilgili iddianamede ilginç ayrıntılar yer alıyor. Aydın´ın vurulduğu belirtilen Kanas türü silahın, komando bölüğünün kuzeyinde yapılan arazi aramalarında bulunduğu ve tutanak altına alındığı belirtiliyor. Dönemin Lice Emniyet Amiri Mustafa Öztan, sanık emekli Albay Eşref Hatipoğlu´nun olaydan sonra düzenlediği basın toplantısında yanmış ve paslanmış bir Kanas´ı göstererek Aydın´ın bu silahla şehit edildiğini söylediğini belirtiyor.

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın şehit edildiği olaylara ilişkin soruşturma zamanaşımına bir gün kala tamamlandı. Diyarbakır´daki faili meçhul cinayetleri araştıran savcı tarafından hazırlanan iddianamede, dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında, ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ve 24 yıla kadar hapis cezası istendi. İddianamede Bahtiyar Aydın´ın şehit edildiği günkü olayla ilgili hazırlanan ve 6 rütbeli askerin imzaladığı tutanakta, devriye görevinde bulunan polis aracının Lice çıkışında teröristlerce tarandığı ve zırhlı araçlara ateş açıldığı belirtiliyor. Ancak dönemin Lice kaymakamı ile müdür ve polislerin ifadesinden böyle bir saldırının olmadığı anlaşılıyor. Dönemin emniyet amiri Mustafa Öztan ise şunları anlatıyor: “Eşref albay suçta kullanılan (Bahtiyar Aydın´ın öldürülmesi) Kanas silahın daha sonra yakıldığını söylemişti, yanmış ve paslı silah göstermişti. Kaymakam bey ile de konuşmuştuk. ´Bahtiyar Paşa komando bölüğünün bahçesindeyken dağdan ateş edilip de nasıl öldürülür? Akşama kadar çatışma olur da hiçbir PKK´lı nasıl ele geçirilemez´ diye bu durumu garip karşılamıştık.”

Olay günü Lice Emniyet Amirliği´nde bekçi olan Abdullah Pervane ise ifadesinde şunları söylüyor: “Jandarmaya ait bir BTR´den polis lojmanlarına ve adliye binasına ateş edildiğini gördüm, hatta o zaman bazı polis tepki gösterdi. Olay günü ben hiçbir terörist görmedim.” İddianamede yaralı askerlerin ifadelerinin ve adli muayene raporlarının alınmamasının büyük bir çelişki olduğu belirtilirken, “Sokağa çıkma yasağı ve aramaların 3 gün sürmesine rağmen hasar gören binaların nasıl hasar gördükleriyle ilgili ayrıntılı tespit yapılmamıştır. Hangi birliklerin çatışmaya kaç askerle katıldığı belirtilmemiştir.” deniliyor. Olaydan sonra Eşref Dekman isimli vatandaşa ait yanan evde bulunan Kaleşnikof tüfeğin PKK´ya ait olduğu şeklinde tutanak tutulduğu ancak vatandaşın tüfeğin ruhsatını DGM savcılığına ibraz ettiği vurgulanıyor. Eşini kaybeden öğretmen Nurhayat Soyer ise ilk ateşin zırhlı bir araçtan açıldığını belirtti. Çarşıda eşiyle birlikteyken kendilerine doğru ateş edildiğini, eşinin vurulduğunu anlatan Soyer, o gün herhangi bir terörist görmediğini dile getirdi. (Zaman)

(23 Ekim 2013, 10:28), son güncel.: (24 Ekim 2013, 10:13)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Bahtiyar Aydın davası açıldı

Bahtiyar Paşa´dan derin görev

TUĞGENERAL BAHTİYAR AYDIN SUİKASTİYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Bahtiyar Aydın suikastinde Balyoz izi

Tuğg. Aydın dosyası 17 yıl sonra açıldı

Tuğg. Aydın´ı Kanas´lı albay öldürdü

Komutanları JİTEM öldürttü

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5639    yazdır/print


 

TSK´da mezhep yapılanması mı?

28 Şubat davasının geçen haftaki 2. duruşmasında yaşanan bir tartışma, TSK içinde var olduğu yıllardır dile getirilen mezhepçi yapılanmayı tekrar gündeme getirdi. Buna göre, 28 Şubat sürecinde yapılan bir suç duyurusu takipsizlikle kapatıldı. 15 yıl sonra hemen aynı kapsamda başlatılan soruşturma ise bugün 28 Şubat davasına dönüştü. Sanık avukatları işte bu takipsizlik kararı nedeniyle 28 Şubat davasının usulsüz açıldığını savundular. Takipsizlik kararının, TSK içindeki mezhepçi yapılanma iddialarının yeterince araştırılmadığı gerekçesiyle mahkemeler tarafından kaldırıldığı ortaya çıktı. 28 Şubat sürecinde gündeme gelen ve bizim o dönem bir yazı ile dikkat çektiğimiz TSK´daki mezhepçi yapılanma iddiası, geçen 15 yıl içinde ortaya çıkan somut delillerle kanıtlandı. Yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor.

10.09.2013 15:52 28 Şubat davasının 3 Eylül´de görülen duruşmasında bir tartışma yaşandı. 28 Şubat soruşturmasının aslında 15 yıl önce takipsizlik kararıyla sonuçlandığı, ancak usulsüz şekilde yıllar sonra tekrar başlatıldığı sanık avukatlarınca dile getirildi.

Bu tartışmasının ayrıntıları netleşti. Buna göre, 1997´de eski Bakan Hasan Celal Güzel´in TSK´da mezhepçi bir yapılanma olduğuna dair suç duyurusuna bakan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), takipsizlik kararı verdi. 15 yıl sonra 2012´de ise hemen hemen aynı konu olan BÇG hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yeni bir soruşturma başlattı. Ardından halen Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen 28 Şubat davası açıldı.

Takipsizlik kararı nedeniyle ortaya çıkan usul eksikliğini gidermek için davaya bakan Mahkeme, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´ne başvurdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı verilen takipsizlik kararının kaldırılması için mahkemeye yazdığı yazıda ´İsmi geçen şahısların ve müştekinin dilekçesinde belirttiği mezhepçi yapılanmanın faaliyetleri konusunda yeterli inceleme yapılmadığı anlaşıldığından takipsizlik kararının kaldırılması ve soruşturmanın devamı bakımından mahkememizin evveliyatını teşkil eden ret kararının kaldırılması ve soruşturmanın yeniden ele alınıp kaldığı yerden devamına karar verilmesi kamu adına talep olunur.´ denildi. Savcılığın bu talebi aynı gün mahkeme tarafından karara bağlanarak takipsizlik kararı kaldırıldı ve usul eksikliği giderilmiş oldu.

28 Şubat davasının 3 Eylül´de görülen 2. duruşmasında sanık avukatlarından Erol Aras ile Celal Ülgen bu konuyu gündeme getirdi. Avukatlar, daha önce verilen takipsizlik kararı nedeniyle 28 Şubat davasının usulsüz olarak açıldığını savundu.

Duruşmada söz alan dönemin Genelkurmay Başkanı sanık İsmail Hakkı Karadayı´nın avukatı Erol Aras, 1997´de reddedilmesine karşılık 2013´de konusu aynı olan Batı Çalışma Grubu (BÇG) faaliyetleri hakkındaki bu soruşturmaya izin verilmesini “icazet” olarak eleştirdi.

Duruşmada söz alan dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı sanık Çetin Doğan´ın avukatı Celal Ülgen de aynı konuya değindi. Savcılığı, davada kaba hukuk uygulamakla suçlayan Ülgen, Hasan Celal Güzel´in 1997´de BÇG hakkındaki suç duyurusuna verilen takipsizlik kararına yapılan itirazı 1998´de reddeden İstanbul 4 No´lu DGM Başkanı ile şimdiki 28 Şubat soruşturması için o takipsizlik kararını kaldıran, İstanbul 12. ACM başkanının aynı kişi Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu olduğunu öne sürdü. Ülgen, “Zamana, zemine göre siyasi iklime göre değişen adalet olmaz” dedi. Ancak mahkeme başkanı Tayyar Köksal, avukata “Son kararda Abdurrahmanoğlu´nun imzasının olduğundan emin misiniz” diye sordu. Ülgen, bunun üzerine, 1998´de “Suç yoktur. Askerler görevini yapmıştır” görüşüyle, takipsizlik kararına onay veren mahkeme başkanı Abdurrahmanoğlu´nun, şimdi mahkemenin de başkanı olduğunu, ancak kararda imzasının bulunmadığını belirtti. Ülgen, bunun nedeni de şöyle açıkladı: “CMK uyarınca önceki kararını sonra kaldıran kişi konumunda görünmemek için yasa zorlanmış, Başkan yerine mahkeme heyeti yeni başkanla toplanıp karar vermiştir. Bu açık yetki gaspıdır, görevi kötüye kullanan bu kişiler hakkında mahkeme suç duyurusunda bulunmalıdır” dedi.

HASAN CELAL GÜZEL´İN 28 ŞUBAT DAVASINA KATKISI

Bu tartışmanın doğmasına neden olan ve takipsizlik kararı ile sonuçlanan 1997´deki ilk 28 Şubat suç duyurusuna gelince, olayda çok ilginç ayrıntılar yer alıyor. O suç duyurusunu yapan Yeniden Doğuş Partisi (YDP) lideri ve eski Bakan Hasan Celal Güzel, şu an 28 Şubat davasında mağdur ve müşteki olarak yer almakta. Kendisi aynı zamanda soruşturmada savcılığa verdiği ifade ve teslim ettiği belgelerle çok önemli bir rol oynadı.

Detaylara gelince...

Hasan Celal Güzel, 28 Temmuz 1997 tarihinde, yani 28 Şubat 1997´de gerçekleşen postmodern darbeden bir kaç ay sonra Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına bir suç duyurusu dilekçesi verdi. 1997/285 soruşturma numarasına kaydedilen şikayet dilekçesinde Güzel, özetle şunları belirtiyordu:

O tarih itibariyle Çevik BİR, Çetin DOĞAN ve Genel Kurmay Başkanının “Batı Çalışma Grubu” nda faaliyet gösteren kişilerin, Anayasa ile kurulan düzeni tebdil, tağyir ve ilgaya, Anayasa ile teşekkül etmiş TBMM´yi vazifesini yapmaktan men´e cebren teşebbüs (TCK Md.146), Hükümeti vazife görmekten men´etme (TCK Md.147), Askeri komutanlıkların (görev ve yetki sınırları dışına çıkılarak başka amaçlarla) gaspı (TCK Md. 152), Askerlik kanununan an karşı itaatsizliğe teşvik (TCK Md.153), özellikle asker aileleri efradını kanunlara itaatsizliğe (TCK Md.312) ve suç işlemeye teşvik (TCKMd.311) suçlarını veya bu suçlara teşebbüslerini işledikleri..

Kendisine posta vasıtasıyla gönderilen bazı belgeleri dilekçesine ekleyen Güzel, bu suç duyurusundan üç gün sonra, 31 Temmuz 1997 tarihinde Ankara Merit Altınel Oteli´nde bir basın toplantısı yaptı. Gizli ve özel damgalı olan Genelkurmay Başkanlığı Batı Çalışma Grubu´nun irtica hakkında hazırladığı rapor ve bazı belgeleri gazetecilere dağıtarak, bilgi verdi.

-TSK´da Alevi ve DHKP-C yapılanması-

Güzel´in verdiği bilgilerde, Alevi mezhebine dayanan bir yapılanmanın TSK içinde etkin olduğu da yer almaktaydı. Güzel, basın toplantısında Genelkurmay´a ağır suçlamalarda bulunarak, Batı Çalışma Grubu´nun (BÇG) bir cunta hareketi olduğunu söyledi. Güzel, kendisine mektupla ulaştığını ileri sürdüğü belgelere dayanarak Genelkurmay içinde, Batı Çalışma Grubu´nun yanı sıra, mezhepçi ve illegal grupların da olduğunu söyledi. Güzel, üstü kapalı olarak Kara ve Deniz Kuvvetleri içinde Alevi yapılanması oluşturulduğu ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içinde DHKP-C terör örgütü ile irtibatlı subaylar olduğunu ileri sürdü.

Güzel, TSK içerisinde cunta oluşturulduğuna dair belgeleri DGM Başsavcılığı´na, Cumhurbaşkanı´na ve Başbakan´a da gönderdiğini belirtti.

-Soruşturma yapılanmaya değil, ihbar eden Güzel´e-

Basın toplantısından iki gün sonra 2 Ağustos´ta Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme başlattı. Savcı Nuh Mete Yüksel görevlendirildi. Savcı Yüksel, yaptığı inceleme sonunda, Güzel hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdi. Yüksel, Hasan Celal Güzel´in, devletin gizli ve özel damgalı belgelerini basın toplantısında, gazetecilere dağıttığını, devletin gizli belgelerini kamuoyuna ifşa ettiğini, bunun da suç teşkil ettiğini ifade ederek, Güzel hakkında inceleme, ardından da soruşturma başlattığını söyledi. Savcı Yüksel, soruşturmayı en kısa zamanda sonuçlandıracağını sözlerine ekledi. Yüksel, Güzel´in basın toplantısını izleyen bir gazeteciyi de tanık olarak dinledi.

Güzel, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı´nın talimatıyla ´devletin gizli sırlarını ifşa ettiği´ gerekçesi ile Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından 4 Ağustos´ta gözaltına alındı. Ancak mahkeme Güzel´in tutuklanma talebini reddetti. Güzel, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Böylece Güzel, müştekiyken şüpheli konumuna düşmüş oldu.

Soruşturma davaya dönüştü. DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından hazırlanan iddianamede, BÇG´nin illegal bir kuruluş olmadığı bildirildi. Sanığın ibraz ettiği belgelerin Genelkurmay Başkanlığı´na ait gizli ve kişiye özel damgalı belgeler olduğu belirtilen iddianamede, belgelerde, Türk devletinin laik demokratik düzenini yıkmayı amaçlayan siyasal İslamın Türkiye´de kaydetmiş olduğu gelişme ile bu gelişmenin nedenlerinin anlatıldığı, alınan tedbirlerin belirtildiği ve bu konudaki çalışmalar ile bazı emir ve talimatların bulunduğunun görüldüğü bildirildi.

Hazırlanan iddianamede, şöyle denildi: (Türk Silahlı Kuvvetleri´ndeki Mezhepçi Yapılanma) başlıklı dokümanın ise TSK´ca hazırlanmadığı, belgenin tetkikinden, Genelkurmay Başkanlığı´nın yazılarından ve sanığın beyanlarından anlaşılmıştır. Sanığın beyanlarına göre, bu belgeler kendisine posta ile gönderilmiştir. Sanık, 31 Temmuz 1997 tarihli basın toplantısında devletin emniyeti, dahili ve beynelmilel siyaseti bakımından gizli kalması gereken bu belgeleri basın mensuplarına dağıtarak ifşa etmiştir. Bu belgeler sanığın iddia ettiği gibi Batı Çalışma Grubu´na değil, Genelkurmay Başkanlığı´na ait olan belgelerdir. Kaldı ki, Batı Çalışma Grubu, varlığı ve amacı kamuoyuna duyurulmuş bir organizasyon olup, illegal bir yapılanma değildir.

Yüksel, Güzel hakkında, Devletin emniyeti, dahili ve beynelmilel siyaseti açısından gizli kalması gereken belgeleri ifşa ettiği gerekçesiyle 5 yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası istemiyle dava açtı. Dava Ankara 2 No´lu DGM´de görüldü. Hasan Celal Güzel, yapılan yargılamada beraat etti.

-Savcı Yüksel: Devleti koruma amacı varsa yasaldır!-

İddianamesinde BÇG´yi aklayan Savcı Yüksel, tavrını 15 yıl sonra 2012´de TBMM Darbeleri Araştırma Komisyona bilgi verirken de sürdürdü. Yüksel, BÇG´yi “devleti korumak amacıyla oluşturulmuş bir çalışma grubu” olarak tanımladı. Görüldüğü gibi Devleti koruma amacı varsa yasal gibi çarpık bir mantığa sahip olan Savcı Yüksel, devleti koruma amaçlı kabul ettiği BÇG´yi ifşa ettiği için Hasan Celal Güzel´e dava açmış oldu.

-BÇG´ye jet takipsizlik-

Savcı Yüksel, diğer taraftan da Güzel´in daha önce yapmış olduğu BÇG suç duyurusuna bir hafta içinde takipsizlik kararı verdi. Gerekçe olarak askerlerin TSK İç Hizmet Kanunu´nun 35. maddesine uygun olarak hareket ettiklerini savunarak, şunları kaydetti: “Türk Silahlı Kuvvetleri ve Batı Çalışma Grubu, devletimizin anayasal düzenini yıkmak amacıyla değil, tamamen tersine nitelikleri Anayasamızın 2. maddesinde belirtilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini korumak amacıyla çalışmalar yapmıştır.”

Takipsizlik kararı üzerine Güzel, bir üst mahkemeye itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren İstanbul 4 Nolu DGM Mahkemesi de Yüksel´in gerekçesini haklı bularak itirazı reddetti.

İşte, 28 Şubat davasında iki sanık avukatının davanın usulsüz olduğuna dair dile getirdikleri iddialarının temelinde bu takipsizlik kararı var.

Bu tartışma, davanın usulü ile ilgili.. Ayrı bir konu.. Ancak tartışmanın arka planında çok önemli bir ayrıntı var. Takipsizlik kararının kaldırılmasına da neden olan bu konu, TSK içindeki mezhepçi yani alevi mezhebine dayanan gizli bir yapılanmanın varlığının belgeleriyle ortaya çıkmış olması ve bu yapılanmaya yönelik suç duyurusunun 28 Şubat sürecinde takipsizlikle örtbas edilmiş olması.

Bu yapılanma, Hasan Celal Güzel´in suç duyurusu ile birlikte 28 Şubat sürecinin yaşandığı o günlerde gündeme gelmişti. O tartışmalara bir yazı ile biz de katılmıştık. Bazı bulguların ışığında, TSK içinde alevi mezhebine dayalı bir cunta yapılanmasının varlığına dair çeşitli zamanlarda gündeme gelen bu iddiayı dile getirmiş, son günlerdeki bazı gelişmelerin bu iddiayı desteklediğini belirtmiştik. 5 Mart 1998 tarihli Vakit gazetesinde yeralan Bu aciliyet niye? başlıklı yazımız (1) bu konuyla ilgiliydi ve bir bölümü şu şekildeydi: Ordunun içinde alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bir cuntasal faaliyet var mıydı?.. İddiaya göre, 80´li yıllardan beri devam eden ve ordu içinde stratejik konumları ele geçirerek örgütlenmeye çalışan ve bir darbe ile Suriye tipi bir azınlık iktidarını hedefleyen Atatürkçü maskeli alevi mezhepçi bir cuntasal yapılanma vardı. Bu iddia çeşitli kaynaklarca dile getirilmişti. Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var: ...

14 yıl sonra, 28 Ağustos 2012 tarihinde Star gazetesinde ilginç bir haber yer aldı. 15 Mart 1998´de aktardığımız iddia bu haberdeki belgeyle doğrulanmış oldu. Buna göre, yazıyı kaleme aldığımız tarihten 3 gün önce 12 Mart 1998 tarihinde Kurmay Yarbay Yavuz Yıldar tarafından Cumhurbaşkanı Demirel´e bir ihbar mektubu gönderilmişti. Yıldar, mektubunda bu cuntayı açık ve net şekilde haber veriyordu. (2) Mektuptaki bilgiler, 3 gün sonra kaleme aldığımız yazıdakilerle örtüşüyordu. Yıldar´ın mektubundan habersiz olarak yazdığımız o yazıda, Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var demiş, dayandığımız bulguları sıralamıştık.

-Genelkurmay Başkanına Kıbrıs´ta suikast-

Bu bulgulardan biri, 28 Şubat sürecinde, 1997´de Kıbrıs´taki bir askeri tatbikatta Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´nun ölümden kılpayı kurtulmasıydı. Tatbikatı izleyenlerin bulunduğu çadırda Kıvrıkoğlu´nu sıyıran bir kurşun hemen arkasındaki Albay Vuray Berkay´ı öldürdü. İddialara göre, Cunta, Refahyol Hükümeti´ni devirmekte anlaşmış, ancak sonradan aralarında Atlantikçi-Ulusalcı kavgası başlamıştı.

-TSK içinde Suriye´deki Baas tipi yapılanma-

İddialara göre TSK içinde 80´li yıllardan beri sistemli şekilde ve alevi mezhebine dayanan, başını da Ege Ordu eski Komutanı Orgeneral Doğu Aktulga´nın çektiği Suriye´deki Baas türü bir cunta örgütlenmesi yürütülüyordu. Hüseyin Kıvrıkoğlu işte Ergenekon´un sol kanadı olarak nitelenen bu mezhebi kesim tarafından bertaraf edilmek istenmişti. Suikast ile Çevik Bir´e Genelkurmay Başkanlığı yolunun açılması da hesaplanmıştı.

-Suikast, Ergenekon´un sol kanadından-

Ergenekon soruşturması kapsamında gazeteci-yazar Zihni Çakır 25 Şubat 2008´de ifade vermişti. Ergenekon kapsamında yargılanan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Genel Başkanı Taner Ünal´ın eski sağ kolu idi. Ünal, 5 Ağustos´ta sonuçlanan Ergenekon davasında Ergenekon Silahlı Terör Örgütü´ne üye olduğu kesinleşerek 12 yıl hapis cezası aldı. Ünal´ın sağ kolu olan Zihni Çakır´ın savcılara verdiği çarpıcı iddialar Ergenekon iddianamesinde de yer aldı. Çakır´ın ifadelerinde, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´na yönelik suikast de yer alıyordu. Çakır, Kıvrıkoğlu´na Ergenekon´un sol kanadı tarafından suikast düzenlendiğini iddia etti.

-Aksaz Deniz Üssü´nde komutanların mezhep kavgası-

Zihni Çakır´ın iddialarına göre, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay´da askerler arasında iki silahlı tehdit olayı yaşanır. İlk olay Batı Çalışma Grubu´nun irticai faaliyetlere yönelik hazırladığı raporlar görüşülürken meydana gelir. Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı´nda yapılan toplantı devam ederken komutanlar arasında mezhep tartışması başlar. Bu esnada bir orgeneral, tabancasını çekerek bir başka orgenerale doğrultup, Türkiye´yi Suriye´ye çevirmenize müsaade etmem. Burada Aleviliğe dayalı bir Baas rejimi kuramazsınız. diye bağırır. Çakır, mezhebe dayalı cunta kurmakla suçlanan bu orgeneral için ´Ergenekon´un sol kanadının lideri´ diyor.

İkinci silahlı tehdit vakası ise Genelkurmay komutanlık katında olur. Bir orgeneral ile bir tümgeneral birbirlerine silah çeker. Tartışma yatıştırıldıktan sonra komutanlık katına silahla girmek yasaklanır. Çakır, bu olayın da mezhebe dayalı çatışmanın ürünü olduğunu iddia ediyor.

-Çakır´ın Ergenekon Savcısı´na verdiği ifade-

“(...) 1998 yılında Bir Numara´nın kendisine ordu içerisinde bir mezhep yapılanmasından söz ettiğini, 1997 yılı Ocak ayında TSK´da mezhep yapılanması başlıklı 40 sayfalık rapor getirdiğini, bu raporda tek tek isimlerin yer aldığını, belgeye göre en tepede Doğu Aktulga´nın yer aldığını, 1997 yılı Haziran ayında Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı´nda bir toplantı yapıldığını, bu toplantıya orduda komuta kademesi ve istihbarat birimlerinde yer alan bazı isimlerin katıldığını, Güven Erkaya ve Doğu Aktulga ile bir tartışmanın yaşandığını Bir Numara´nın söylediğini, bu tartışmadan sonra Ankara Çayyolu semtinde bir evde 1998 yılı Ağustos ayında şekillenecek olan komuta kademesini etkileyecek bazı kararlar alındığını, bu kararların 05.11.1997 tarihinde yapılan Toros-2 tatbikatında uygulanmak istendiğini söyleyerek, Albay Vural Berkay´a isabet eden kurşunun asıl hedefinin Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğunu, amacının Kıvrıkoğlu´nun yerine aynı mezhepten ve aynı kanada bağlı bir ismin Genelkurmay Başkanı yapılması olduğunu anlattığını, tatbikatta seken kurşun olarak anlatılan merminin bir M-16 dan çıkmış olsa bile etkili menzilinin 500 metre olduğunu, tatbikat alanı ile izleyici çadırlarının ise 1.500 metre olması nedeniyle söz konusu merminin ancak bir suikast silahından çıkmış olabileceğini...”

-Suikast şüphelisi subay Bir´e bağlıydı, firar etti-

Teamüllere göre Kıbrıs´taki tatbikatı cumhurbaşkanı, başbakan ve savunma bakanının da izlemesi gerekirken üçünün de o gün orada olmamasını kuşku verici bulan Çakır, “edindiği bilgilere dayanarak” olayın bir kaza olmadığını, “silahı yanlışlıkla ateş aldı” denilen yüzbaşının Kanas´la (suikast silahı) bilinçli olarak ateş ettiğini söylüyor. “Amaç Kıvrıkoğlu´nu öldürmekti” diyen Çakır, suikastçı olduğu ileri sürülen yüzbaşının olayın hemen ardından askerlikten firar etmesine ve halen de bulunamamasına dikkat çekiyor. Çakır´ın iddialarına göre, Albay Berkay´a isabet eden mermi deformasyona uğradığı için balistik muayene sonucu hangi silahtan çıktığı belirlenemedi. Askeri savcılığın soruşturmasında da, sadece Albay Berkay´a isabet eden kurşunun Çevik Bir´e bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı´nda görevli bir personelin silahından çıktığı öne sürüldü.

-Çevik Bir ve ekibi emekli edildi-

Sonuç olarak, Kıbrıs´taki suikast başarısız oldu. İlerleyen süreçte Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanlığına yükseldi. Çevik Bir ve en yakın silah arkadaşlarından Erol Özkasnak ile diğer alt kademe çalışma arkadaşları tasfiye görüntüsü altında emekli edildi.

KARARGAH EVLERİ, 28 ŞUBAT´TAKİ MEZHEBİ YAPILANMA MI?

Kıvrıkoğlu´na yönelik Kıbrıs´taki suikast iddiası Ergenekon savcılarınca da incelemeye alındı. Bu kapsamda daha önce kaleme aldığımız bir yazıda, TSK içinde örgütlenmeye çalışan ´Karargah Evleri´ yapılanmasının bu mezhebi yapılanmanın kendisi ya da onunla bağlantılı olduğunu iddia etmiştik. Çünkü bazı bulgular bunu gösteriyordu. (3)

İki bulgu bu ihtimali güçlendiriyor demiştik. İlki, Karargah Evleri yapılanmasının lideri olmakla itham edilen Perinçek´in, 28 Şubat sürecinde TSK ile sıkı ilişki içerisinde olması ve darbeden yana aktif tutum alması.. O süreçte aktif tutumuyla öne çıkan Perinçek, Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın kampanyasını başlattı. Ordumuz tankları resmi geçit için almadı ve TSK, Cumhuriyet devriminin mevzilerine girmiştir gibi sözleriyle dikkat çekti. (4)

Diğeri, Susurluk kazasının arkasındaki derin güçlerin içinde onun da yer aldığı iddiası.. 1996 sonunda meydana gelen Susurluk kazası ile Emniyet tarafından MİT´e alternatif olarak kurulan ülkücü kökenli istihbarat örgütünün tasfiye edildiği ileri sürülmüştü. (5)

MİT 2005´TE TESPİT ETTİ

Ancak bu dolaylı bulgular dışındaki asıl ve doğrudan bulguyu ise hiç şüphesiz, yapılanmayla ilgili elde edilen deliller oluşturuyor. Yapılanmaya dair ilk bilgileri 2005´te MİT elde etti. MİT´in, Doğu Perinçek´in Erzincan Balaban aşireti ve alevi toplumun önde gelen isimleriyle yaptığı toplantıları takibe alması sonucu Hava Kuvvetleri içindeki ´Karargah Evleri´ yapılanması deşifre oldu. İşçi Partisi yöneticilerinin, Balaban Aşireti ve Alevi toplumunun önde gelen isimleri ile ´Karargah Evleri´ adı verilen yerlerde yaptığı toplantıları ve bu toplantılara katılan Hava Kuvvetleri´nde görevli 6´sı kurmay albay 20 subayın oluşturduğu silahlı yapılanmayı tespit eden MİT, askeri kimliğin bulunması nedeniyle konuyu Genelkurmay Başkanlığı´na ´çok gizli´ damgalı belge ile bildirdi.

Biraz daha detaya inelim.. MİT, 2005 yılında İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek´in Alevi toplumunun önde gelen isimleri ve Erzincanlı Balaban Aşireti ile yaptığı toplantıları takibe aldı. Perinçek ve İP yöneticilerinin Yenibosna Cemevi ile İşçi Partisinin kurduğu ´Karargah Evleri´nde sık sık toplantı yaptığını tespit etti. Gizli toplantılara muvazzaf subayların da katıldığını belirleyen MİT, Perinçek´in, Alevi toplumunun önde gelen isimleri ve bazı TSK mensuplarıyla oluşturduğu yapılanmanın partiye zarar vermemesi için ´Karargah Evleri´ şeklinde ´dışarı´dan organize ettiğini tespit etti.

MİT belgelerine göre, her türlü dinlemeye karşı telefon başta olmak üzere iletişim araçlarının kullanılmasının yasaklandığı yapılanmada haberleşmenin ´canlı kuryeler´ ile sağlandığı öğrenildi. Perinçek´in başını çektiği oluşumun, Kurtuluş Savaşı sırasında yararlılıklar gösteren ve Dersim´den Erzincan´a gelen ´Balaban´ aşiretinin ileri gelenlerini de yapılanmaya dahil etmeyi amaçladığı belirtildi.

Güneydoğu´da aşiret liderleri ve ağalarla işbirliği yapmayı hedefleyen Perinçek´in ´Karargah Evleri´ yapılanmasına Harp Akademleri´nden 10 , Hava Harp Okulu´ndan 1 subay ile 8 öğrencinin yer aldığı ve TSK mensubu sivil memurların da bulunduğu belirlendi. Oluşumun silahlarının ise bazı askeri lojmanlarda saklandığı tespit edildi.

Oluşumun merkezinde Alevi kesimin önde gelen isimlerinden olan ve “dede” unvanını taşıyan İbrahim Arslan isimli işadamının bulunduğu belirtildi. Arslan´ın Metrocity Alış Veriş Merkezi´nde dükkan sahibi bir işadamı olduğu kaydedildi. MİT, tespit ettiği silahlı oluşumu, askeri kimliği bulunması nedeniyle Genelkurmay Başkanlığı´na ´çok gizli´ damgalı belge ile bildirdi. Genelkurmay Başkanlığı ise Hava Kuvvetleri´ne belgeyi göndererek gereğinin yapılmasını istedi.

Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert de İstihbarat Dairesi´ne belgeyi göndererek incelenmesini istedi. Bu sırada bir albayın bilgisayarında bulunan belge, Ergenekon soruşturması kapsamında 22 Mart 2008´de gözaltına alınan Doğu Perinçek´in bilgisayarında da ele geçirildi. Soruşturmayı yürüten savcı Zekeriya Öz, 9 Temmuz´da ´gizli´ MİT belgesini Genelkurmay Askeri Savcılığı´na gönderdi. Öz savcılığın konuyla ilgili nasıl bir çalışma yaptığını sordu. Askeri savcılık yeni bir soruşturma başlatıldığını açıkladı. Ancak anlaşıldığına göre; 2005´te MİT´ten bilgiyi alan askeri savcılık konuyu 3 yıl boyunca örtbas etmiş ve ancak Öz´ün konuya dahil olmasıyla soruşturma başlatmak zorunda kalmıştı. MİT´in 2005´te aslında Ergenekon´a bağlı faaliyet gösteren ´Karargah Evleri´ hücresini deşifre etmiş olduğu ise bu şekilde ortaya çıkmış oldu.

Oluşumda Alevi toplumunda İşçi Partisi arasındaki bağlantının ise Albay Cengiz Köylü tarafından sağlandığı belirtilirken, Köylü´nün İP Genel Başkanı Doğu Perinçek´in oğlu Mehmet Bora Perinçek ve ´Türkiyem Topluluğu´ndan İlhan Yaşar Hacısalihoğlu ile irtibat kurduğu ileri sürüldü.

MİT´İN KARARGAH EVLERİ BELGESİNDEKİ BİLGİLER

MİT´ten Genelkurmay Başkanlığı´na gönderilen Karargah Evleri yapılanmasına dair notlarda şu bilgiler yer almaktadır:

Ergenekon 2. iddianame, Sayfa: 66: İşçi Partisi Genel Merkez binasında bulunan “Çok gizli” ibareli 5 sayfa “Konu: İP / Karargâh Evleri” başlıklı yazının bazı bölümlerinde; “...İşçi Partisi (İP) ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da katılımıyla emperyalistlerle, Cumhuriyet karşıtları/yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir hareket başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan bilgiler intikal etmiştir, Yürütülecek bu çalışmalarda, hiçbir kurum ve oluşumun zarar görmemesi için Karargâh evleri adı altında çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir...”... , ... “İP´ nin sözde Ermeni soykırımına karşı kamuoyundan aldığı olumlu tepkiyi arttırmak gayesiyle katıldığı Karargâh Evleri projesi ile ilgili olarak gerçekleştirilen toplantılarda; ...kadroların birbirleriyle iletişimde kesinlikle telefon kullanmaması, haberleşmenin canlı kuryelerle gerçekleştirilmesi, İP´ ne zarar vermemesi ve partinin kapatılmasına neden olmaması için bu örgütlenmenin parti dışı bir oluşumu zaruri kıldığı hususlarının dile getirildiği intikal eden bilgilerdendir...”... , ... “...Doğu ve Güneydoğu´da ağa/aşiret ve korucu olgusu ile Alevi kesimini hedefe ulaşana kadar olan süreçte kullanma/istifade arayışlarını boyutlandırma planlamaları konusunda İşçi Partisinin girişimlerde bulunduğuna dair bazı bilgiler intikal etmiştir...”... , ... “ TSK bünyesinde daha ziyade Havacı Kesimin Karargâh Evleri projesinin bir parçası olduğu hassas kaynak bilgilerindendir. Özellikle Hava Harp Akademisi ve Hava Harp Okulu bünyesinde sürdürülen faaliyetlerde bazı üst rütbeli subayların da yer aldığı istihbar olunmuştur. Bu arada lojmanda muhteviyatı belirlenemeyen mühimmatın kasa içerisinde muhafaza edildiğinin belirtilmesi dikkati çekmiştir. Hava Harp Akademisi´ndeki aynı görüşü benimseyen subayların kurmaylık sınavında yüksek notlar alması konusunda girişimlerde bulunulduğu alınan bilgilerdendir...”... , ...“...Askeri kesimin İşçi Partisi ile arasındaki

Ergenekon 2. iddianame, Sayfa: 67: bağlantı ise Alb.C. tarafından sağlanmaktadır...”... , ... “...Söz konusu yapılanmaya ilişkin elde edilen bilgilerden hareketle hazırlanan şema ve açıklaması ek´te sunulmuştur...” denilip faaliyet içerisinde yer alan Hikmet ÇİÇEK ve diğer kişilerin değişik başlıklar altında listelendiği karargâh evleri başlıklı bir şema yapılmıştır. Milli İstihbarat Teşkilatından alınan yazıda Karargâh Evleri belgesinin Müsteşarlık tarafından hazırlandığı, elde edilen belgenin Genelkurmay Başkanlığına sunulan nüshanın sureti olduğu belirtilmiştir. Genelkurmay Başkanlığından alınan yazıda ise Karargâh Evleri belgesindeki iddialar nedeni ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığına soruşturma talimatı verildiği belirtilmiştir. “Çok Gizli” olan bu belgenin, belgede muhatap alınan kişilerin eline geçmesi ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ´ nün gizli kadrolaşma faaliyetlerinin boyutunu göstermektedir.

-Karargah Evleri soruşturmasında ulaşılan diğer isimler-

Bu MİT belgesine ulaşan Savcı Zekeriya Öz yapılanmayı Ergenekon kapsamında soruşturmaya başladı. Soruşturma kapsamında ulaşılan bilgilere göre, Karargah Evleri yapılanmasının en tepe noktasında İbrahim Aslan (ya da Arslan) ismi yazılı. Aslan´a bağlı olarak, İ. Yaşar Salihoğlu-Türkiyem Topluluğu ve Askeri Kesim - Albay Cengiz Köylü isimleri var. Askeri kesim de iki gruba ayrılmış: Birinci grup, Harp Akademisi başlığını taşıyor. Burada yine Albay Cengiz Köylü ismi ile karşılaşıyoruz. Alb. Köylü´nün dışında Alb. Yavuz Göker, Alb. Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Melih Başdemir, Y. Selim Özmen, Rıza Okur ile ismi tespit edilemeyen Turan soyadlı bir kişi ile soyadı bilinmeyen Kemal adında birisinin isimleri geçiyor. Askeri Kesim başlığının altındaki ikinci bölüm ise Hava Harp Okulu´na ayrılmış. Burada da yine soyadı tespit edilemeyen Binbaşı Bülent var. Bnb. Bülent isminin altında oluşumla ilişkileri bulunan öğrenciler sıralanıyor: Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat. Hava Harp Okulu´ndaki örgütlenme sırf bu isimlerle sınırlı değil. Destek sağlayanlar bölümünde ise; Alb. Sinan Kesici, Dr. Rıza Kurna var. Hemen altında ise TSK´da görev yapan sivil memurlara sıra gelmiş; Gönül Temiz ve Nesime Akbulut tespit edilen iki isim.

Belgede adı sık sık geçen işadamı İbrahim Aslan´la ilişkilendirilen diğer isimler ise M. Bora Perinçek, M. Bedri Gültekin, Hikmet Çiçek ve Zerrin Öztürk. Bu isimlerin hepsi de İP ile bağlantılı. M. Bora Perinçek, İP lideri Doğu Perinçek´in oğlu, M. Bedri Gültekin, Hikmet Çiçek ve Zerrin Öztürk ise partinin ileri gelenleri arasında. Oluşumun İP içinde bu isimler dışında da bağlantılı olduğu Bölge Sorumluları var. İstanbul-Bayrampaşa´da Ali Doğan, yine aynı ilçede Mevlüt Usta, İstanbul-Gaziosmanpaşa´da Hıdır Hokka ve Zerrin Öztürk ile Kırklareli´nden Sait Zorlu var. Abdurrahman Taşçı ise Kurye olarak geçiyor MİT belgesinde.

Ergenekon soruşturması kapsamında, Karargah Evleri oluşumu ile ilgili sorgulanan diğer isimler ise Kemal Aydın ile Neriman Aydın kardeşler.

2013 YAŞ toplantılarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı´na getirilmesi beklenirken sürpriz şekilde emekliye sevkedilen Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu´nun adı da Karargah Evleri soruşturmasında geçiyor. Tespit edilebilen diğer isimler ise Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tuğamiral Cem Gürdeniz ve Albay Serdar Okan Kırçiçek şeklinde.

İşte, ortaya çıkan bu bilgilere göre, Karargah Evleri yapılanmasının TSK içindeki mezhebi yapılanmayla bağlantılı olduğu ve çok derinlere gittiği anlaşılıyor. Karargah Evleri yapılanmasına yönelik 2008´de başlatılan soruşturmanın 5 yılı aşan süredir halen devam ettiğini de tekrar hatırlatalım. Yine bu soruşturmayı askerlerin nasıl örtbas etmeye çalıştığını adeta canlı yayında takip ettiğimizi de hatırlatalım.

-Bazı savcılar suçu aydınlatır bazıları ise karartır-

İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek öncülüğünde TSK içinde yapılanan bu çok gizli örgütlenme kısmen Ergenekon davasına yansıdı. Zekeriya Öz´ün başlattığı soruşturmanın hemen ardından askeri savcılık tarafından da bir soruşturma başlatıldı. Ancak bu soruşturmanın konuyu aydınlatmak yerine sivillerin elindeki soruşturmayı da kendi bünyesine alarak kapatmak olduğu ilerleyen süreçte çarpıcı delillerle ortaya çıktı. O süreçte çok ilginç gelişmeler yaşandı. Askeri savcıların birbirlerini aklamak amacıyla Konya´daki bir olayla ilgili evrak sahtekarlığı şok ediciydi. İşçi Partililerin medyaya açıklama yaparak Bakın askeri savcılık Karargah Evleri operasyonu yapacak ve biz aklanacağız şeklindeki açıklamaları da öyleydi. Buna benzer 10´a yakın ilginç gelişmeyi tespit edip bir bir aktarmıştık. Bu gibi skandalların yaşanması ve paralel olarak yasalarda yapılan değişikliklerin referandumla halk tarafından onaylanmasının ardından askeri savcılık soruşturma dosyasını sivillere devretmek zorunda kaldı. Askeri savcı Albay Zeki Üçok soruşturmayı örtbas suçlamasıyla Zekeriya Öz tarafından tutuklandı. Savcı Üçok´un adı ilerleyen süreçte şaşırtıcı sayıda soruşturmaya konu oldu. (6) ´Sahte çürük raporu´ davasında ´örgüt üyesi olmak´, ´yağmaya teşebbüs etmek´ ve ´dolandırıcılık´ suçlarından 9 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Balyoz davasından 16 yıl, hipnoz ve işkenceli sorgu davasında ise 7 yıl 6 ay hapis cezaları aldı. Üçok, bazı soruşturmalar sırasında ´zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı´ gerekçesiyle halen Askeri Yargıtay´da yargılanıyor. Bu davada da dokuz yıla kadar hapsi ve ´memuriyetten men´ edilmesi isteniyor. Üçok´un Karargah Evleri soruşturmasını kapatabilmek için Kayseri´de üç astsubaya işkenceli ve hipnozlu sorgu yaptırdığı ileri sürülüyor. Üçok hakkındaki cezalar bu şekilde 33 yıla ulaşmış oldu. Bunların dışında Üçok hakkında başka dava ve soruşturmalar da yürütülüyor. Düşürün şu heronları çok PKK´lı vuruluyor şeklindeki şok ses kayıtlarına yönelik soruşturmaya da onun baktığı ve örtbas ettiği anlaşıldı. Bu konunun da sivil savcılar tarafından Karargah Evleri dosyası kapsamında soruşturulduğu tahmin ediliyor.

ERGENEKON İDDİANAMESİNE GÖRE TSK´DAKİ MEZHEBİ YAPILANMA

Hasan Celal Güzel´e TSK içinden ulaştırılan mezhebi yapılanmayla ilgili belge ve bilgiler Ergenekon iddianamesinde de yer alıyor. Ergenekon sanıklarından ele geçirilen konuyla ilgili belgelerden bazılarına ise 1. iddianamenin 1595 ve 1618-1620´nci sayfalarından ulaşılabilir.

Birinci Ergenekon davasının 47 numaralı sanığı Mehmet Adnan Akfırat´ın ikametgahında yapılan aramada ele geçen çok sayıdaki belge ve dokümanlar birinci Ergenekon iddianamesinde ayrıntılarıyla sıralanıyor. İçlerinden birkaç tanesi şu şekilde:

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1595: İkamet adresinde yapılan aramada elde edilen ´Mayıs 1997 Yılında Genel Kurmay Hareket Dairesi Başkanı Çetin Doğan, K.K Eğitim Ve Okullar Daire Başkanı Volkan KAPLAMA ve Bazı Albay Rütbesindeki Alevi Komutanların da katıldığı bir gizli toplantıda alman kararlarda, ´Güneydoğuda Bizimkiler Postu Deldirmesin, Buna Yönelik Önlemler İçin Tayin Dairesi Mutlaka Elimizde Olmalı Cepheye Bizden Olmayan O Namussuzları Sürün, PKK Ya Karşı Savaşanlara El Altından Şu Mesajı Verin, Sakın Ha Ölmeyin Bırakın Atatürkçü Olsa da Sünniler Ölsün şeklinde doküman ile ilgili olarak; Bu dokümanların HasanCelal GÜZEL tarafından 1997 yılında Ankara´da yapmış olduğu bir basın toplantısında dağıtmış olduğu belge olduğu, Aydınlık dergisinde haber olarak yayınladıklarını,

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1618: Ülke tehlikede bunları durdurun ile başlayıp Bşçvş. Muharrem Keskin ile biten doküman incelendiğinde; Üst kısmında el yazması HasanCelal Güzel´in provovakasyon yazan, ´ÜLKE TEHLİKEDE BUNLARI DURDURUNUZ´ başlığı ile başlayan, başlangıçta Alevilik söylemlerinin hoşuna gitmesi nedeniyle aralarına katıldığı grubun gerçekte Alevilikle alakalarının olmadığını ve Alevi söylemlerini kullanarak farklı amaçlar peşinde olduklarını anladığını, hedeflerinde vatansever insanlar ile ülke idaresi olduğunu, bu grubun bazı üst düzey generallerin de katıldığı Mayıs 1997´ de yapmış olduğu gizli bir toplantıda almış olduğu kararlan Ülke ve Devleti tehlikeye atacakları düşüncesiyle deşifre etmeyi kendisine bir görev kabul ettiğini, toplantıda çıkan kararların ise; Türklerin üstün bir Ulus olduğu safsatasının yıkın Atatürk´ ün alevi kürt köylerini katletti gibi sözleri durdurun, Atatürk´ ten başka kullanılacak neyimiz var. Güneydoğuda bizimkiler postu deldirmesin, buna yönelik önlemler alın. Tayin dairesi mutlaka elimizde olmalı. Cepheye bizden olmayan o namussuzları sürün. Kürt konusunda öne çıkmayın, ordu alevi köyleri boşaltıyor, devlet zulüm yapıyor deniliyormuş, bize aydın insan lazım bırak gebersinler.

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1619: Alevi olmayana hiçbir zaman tam güvenmeyeceksin, alevi olmayan herkesin anti laik olma ihtimali uzun vadede de olsa olabilir. Dincilerin çok kızdığı ÇEVİK PAŞA ve DOĞU AKTULGA´ da dahil, bu adamların milliyetçilik duygusu sokaktaki adamınki kadar fanatik, dinlediğin zaman Faşist zannediyorsun asla güvenmeyecek ama kullanacaksın. Ordunun müdahalesini sağlamak için, orduda ve sivil toplumda etnik ve irticai faaliyetleri seyredin, yer yer körükleyim Ordudan altı ayda bir adam atarak, yarın darbe yapma gerekçenizi ortadan kaldırmayın, bırakın, tehlikeyi müdahale boyutunda büyütün. Herkes ne pahasına olursa olsun kendini gizlesin. Birliklerde bilinen ve deşifre olan varsa vitrin yapılsın, kendi söylemlerimizi seslendirsin. Her yerde irtica var kampanyası başlatılsın. Sadece eşi kapalı olan, namaz kılan değil, sağcı, milliyetçi, yarın irticaya kaçması veya size engel olması muhtemel herkesi yazın, ilgili mercilere şikayet edin, onların adına dinci dergiler, gazeteler gönderin, akrabalarının adını öğrenin, onların isimleriyle başlarını belaya sokacak mektuplar, kartlar gönderin. Alevi olan birlik komutanları, yoksa Laikleri sıkıştırın, çokça eğlence düzenleyin, dansöz ve içkiyi zorlayın. Din ve milliyetçilik duygusunu zayıflatan yolların neler olduğu açık bunları kullanın. Okullarda öğrencilerin kız arkadaşlıklarını teşvik edin, yapabiliyorsanız, Osmanlı hayranlığını kırın. Cinsel konularda sınırlan zorlayın, çünkü bu konu insan zaafının başında gelir. Şeklinde olduğunun, devamında ´VE GİZLİ TOPLANTIDA KONUŞMA NOTLARI!´ başlığı altında Genel Kurmay Harekat Başkanı Korgeneral Çetin DOĞAN ile K.K.K.´ lığı Eğt. ve Ok. D.Bşk.Tuğg. Volkan KAPLAMA arasında geçen; Çetin DOĞAN´ın, Türkiye´nin idaresi ordunun kontrolünde değil, darbe yapmayacağını yemin eden bir ordunun etkisi ne kadar olabilir, Tansu ÇİLLER şu anda dini söylemleriyle rol yapıyor da olabilir, ciddi de olabilir çünkü geberesi kadın Sünni, Mesut YILMAZ için de aynı şey geçerli, irtica tehlikesi iyice büyüsün, din bizim için zararlıdır, TÜRKLERİN ÜSTÜN BİR ULUS OLDUĞU SAFSATASINI YIKIN, hanımlarınız dekolte giysin diğerlerinin hanımlarını açık giymeye teşvik etsin, ÇEVİK PAŞA´ NIN YERİNE BİZDEN AKILLI BİRİ OLSAYDI, KARADAYI SÜNEPESİNİN DAHA VERİMLİ OLMASINI SAĞLARDIK, Arkadaşlar çok çalışsın Bizim olmayan bu devlet mutlaka bizim olacaktır, Biz Türkiye´de İslam ile bağlantılı görülen ama bu dini tamamen değiştirecek bir Türkiye Aleviliği yaratmak zorundayız, Şeklinde beyanlarının olduğu konuşma metni, devamında ´VE AYNI GÜNLERDE BİR BAŞKA TOPLANTI´ başlıklı K.K.K.´ lığı Eğt. ve Ok. D.Bşk.Tuğg. Volkan KAPLAMA ile aynı dairede çalışan Kurmay Albay Turgay TEKMEN arasında geçen; Volkan KAPLAMA´ nın gerçek laiklik ancak alevi toplumda gerçekleşir, aptal komutanlar, her gün güdeme gelerek ülkedeki şeriatçı birikimi azaltarak bir müdahalenin önünü kesiyorlar, Doğu Paşa da ayrı

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1620: Alevilik bu ülkede bir gurur kaynağı olana kadar, yani memleketi avucumuza alana kadar herkes kendisini gizleyecek..... ´Fisunoğlu, bana korgeneral iken, ´ben karımı oynata zıplata bu noktaya geldim´ demişti. Bizim için de ölçü bu olmalıdır´ Deşifre olmuş aleviler... Sevgi desinler insanlık desinler ama ülke için oynadığımız belli etmesinler. Alevi dışında hiç kimse ateist olsa bile güvenilmeyecek... Hal hatır soranlara, ´Allah´ a şükür´ densin. Bizi dinci sansınlar... PKK´ya karşı savaşanlara el altından şu mesajı gönderin, ´sakın ha ölmeyin, bırakın Atatürkçü olsa da sunniler ölsün´ Herkes, çalıştığı yerde irtica var yaygarası koparsın... irtica kokusu olan mektuplar iş adreslerine postalansın... Şeklinde olduğunun, bu yazılar ekinde; 1 sayfa orgeneral Doğu AKTULGA´ ya bağlı olduğu değerlendirilen birimler şeması, 1 sayfa istihbarat birimleri şeması, 1 sayfa Kara Harp Okulu şeması, 1 sayfa Kara Harp Okulu şeması, 1 sayfa 9 Şubat 1996 Saat:20.30´ da Ankara´ da yapılan toplantıya katılım listesi, 1 sayfa Kara Kuvvetleri Komutanlığı Mezhepçi Yapılanma şeması, 1 sayfa K.K Destek Komutanlığı, 1 sayfa Kara Kuvvetleri Komutanlığı Mezhepçi Yapılanma şeması, 1 sayfa Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda Mezhepçi Yapılanma ve DHKP-C ile irtibatlı subaylar şeması, 1 sayfa 1 Mayıs gibi aşın sol örgütlerin aktif yer aldığı olaylara katılan Astsubaylar şeması,...

-Çetin Doğan da mezhebi yapılanmada-

TSK içindeki mezhebi yapılanmada Çetin Doğan´ın önemli rol oynadığı anlaşılıyor. Doğan´ın, Balyoz davasında darbe hazırlığına öncülük yaptığı kanıtlandı. Önce müebbet hapisle cezalandırılan Doğan´ın cezası, darbe teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle 20 yıla indirildi. Doğan, aynı zamanda 28 Şubat davasının da sanığı. Müebbet hapis talebiyle yargılanıyor. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak´ın şu satırları Doğan´la ilgili bilgiler aktarıyor: Darbe virüsü bir girdi mi, çıkmıyor. Çetin Doğan, 27 Mayıs döneminde, Genç Harbiyeliler arasındaydı. Hani, 27 Mayıs öncesinde, okul komutanı Sıtkı Ulay Paşa´yla, Atatürk Bulvarı´nda toplu halde yürüyüp, Zafer Meydanı´ndaki Atatürk heykeline çelenk koyan cesur ve kurtarıcı Harbiyelilerden biriydi. 28 Şubat sürecinde, herkesi fişleyen Batı Çalışma Grubu´nun başkanıydı. AK Parti iktidarının ilk yılında, Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında, Başbakan Abdullah Gül´e karşı ve ona Sen diye hitap ederek konuşma yapan da Çetin Doğan´dı. (Balbay´ın günlükleri) Eğer niyet 28 Şubat´ın intikamını almaksa pişman olursun. Bunun hesabını sorarız demişti. Ağustos 2003´teki YAŞ toplantısında ise, Başbakan Tayyip Erdoğan´a muhtıra ayarında bir konuşma yaptığı basına sızmıştı. Çetin Doğan, şöyle konuşmuştu: TSK´nın etkinliğini kaldırmayı, TSK´yı rencide etmeyi planlıyorsunuz. Türkiye´nin laik yapısının bozulmasına izin vermeyecek güçler birlikte hareket edecektir. Gerekirse, ordu-millet işbirliğiyle sonuç alınacaktır. Ergenekon delilleri arasından çıkan bir belgede de, Çetin Doğan´ın, gizli bir toplantıda, Alevilerin memleketi ele geçirmesi için yapılması gerekenleri sıraladığı görülüyordu: Gerçek laiklik, ancak Alevi toplumunda gerçekleşir. Biz Türkiye´de, İslam dinini tamamen değiştirecek bir Türkiye Aleviliği yaratmak zorundayız. (7)

MEZHEPÇİ YAPILANMA DENİZ KUVVETLERİNDE YOĞUNLAŞIYOR

Mezhebi yapılanmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen Karargah Evleri´nin, Hava Kuvvetleri´nde yapılandığı anlaşılıyor. En azından elimizdeki bilgilere göre diyelim. Ancak mezhebi yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetleri´nde etkin olduğu ileri sürülüyor. Ortaya çıkan bazı bulgular da bu iddiayı güçlendiriyor.

28 Şubat sürecinde Hasan Celal Güzel´in öncülüğünde başlayan ve bizim de o günlerde bir gazete yazısı ile dikkat çektiğimiz TSK içindeki Suriye Baas cuntası tipi mezhepçi yapılanma iddiaları, geçen 15 yıl içinde ortaya çıkan somut delillerle kanıtlanmış bulunuyor. Bu yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı, Ergenekon Poyrazköy ve benzeri davalar sürecinde ortaya çıkan belge ve bilgilerden anlaşılıyor. Bu konuda çok fazla kanıt sayılabilir. Bizim o dönem kaleme aldığımız gazete yazısındaki analizimiz (1) gibi kişisel kanaat ve iddialardan bahsetmiyoruz. Sonraki 15 yıl içinde Ergenekon ve 28 Şubat gibi çok sayıdaki çeşitli soruşturmalarda ele geçirilen belgelerden bahsediyoruz. O bir analiz idi. Eldeki bulgulara göre bir şeklin belirginleştiğinden bahsediyorduk. Ancak sonraki süreçte çok sayıda belge ortaya çıktı ve analizimizi doğruladı.

-Deniz Kuvvetlerinde Alevi yapılanması-

Örneğin 28 Şubat soruşturmasında 11 Nisan 2012´de gözaltına alınıp tutuklananlardan emekli Albay Oğuz Kalelioğlu´nun ikametgahındaki aramalarda çok önemli belgeler ele geçirildi. TSK´da çok kritik görevler yapan ve adı Özel Harp Dairesi´ne (ÖHD) bağlı Toplumsal İlişkiler Başkanlığı (TİB) (Psikolojik Savaş Bölümü) ile birlikte geçen Kalelioğlu´dan ele geçen belgelere göre alevi subaylar özellikle Deniz Kuvvetleri içerisinde geniş şekilde örgütlenmiş ve etkin bir çalışma yürütmüş. BÇG yapılanmasında etkin şekilde görev alan sanık Kalelioğlu´dan ele geçirilen bu bilgilere 28 Şubat iddianamesinin 164-165. ya da 1171-1172. sayfalarından ulaşılabilir.

28 ŞUBAT İDDİANAMESİNDE TSK´DAKİ MEZHEP YAPILANMASI

Sayfa 164: (Şüpheli Oğuz Kalelioğlu´da ele geçirilenler:) ... -TSK´da Alevi Yapılanmayla İlgili Belge, Şüphelinin ikametinde yapılan aramada el konulan 1-76 ile numaralandınlmış bilgisayar çıktısı dokümanda 11/02/2013 tarihli 2 sayfadan oluşan Araştırma Tutanağı (Oğuz KALELİOĞLU) yazılı tutanakta da belirtildiği üzere, “Evet Ben Aleviyim.... Ama” ibaresi ile başladığı, 76. Sayfasında Alevi haklarının ezilmişliğinden bahisle bölücülük faaliyetlerine devam ediyor diye son bulan belgede özetle, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde alevi yapılanmasını anlatan çok sayıda şahıs hakkında bilgiler verildiği, bilgisayar çıktısı doküman olduğu, 5 ile numaralandırılan sayfanın son kısmında ´Alevi olmayan ama baş zanlı olan komutanlar takunyalı tarikatçı diye yıpratılarak daha fazla yükselmesi engellenecek. Yakın Çevrem; irtica ile savaşı biz yaptık, kendimizi riske attık, artık bizi kimse engelleyemez, 2000´li yıllar bizim olacak... Diyen maceracılarla dolu. Önlem alınmazsa, sadece sünniler değil, masum aleviler de zarar görecek. Önlem alınacağı umudu ile arz ederim.. şeklinde yazı olduğu, Dokümanda yer alan konu başlıklarında ise; 6 ile numaralandmlan sayfada; 002 Dedeler Komutanlardan daha tesirli başlığının altında yer alan yazının bir bölümünde, Emniyet Müdürlüğünden komiser yardımcısı H. Ç.de örgütün emniyet ayağını oluşturmaktadır´ ibarelerinin yer aldığı, 003 Ege Ordu komutam Org Çetin DOĞAN ve Doğu SİLAHÇIOĞLU´nun adamı İs.Tekns.Kd.Bçvş. 7 ile numaralandırılan sayfada; 004 Haydarın Marifetleri, 005 Atatürk şeyhliği, dervişliği kaldınp, tekkeleri kapatmıştı. Fakat bugün ordusunda alevi dedeleri ve şifalardan geçilmiyor. Atatürk herhalde bunları görseydi kahrolurdu... 8 ile numaralandırılan sayfada; 006 Torpilli Tayin 9 ile numaralandırılan sayfada 007 Deniz Kuvvetleri Alevilere emanet...

Sayfa 165: 11 ile numaralandırılan sayfada; 008 Dz. Kuvvetlerindeki Alevi Destekli Devrimci Örgütlenme, 12 ile 21 arası numaralandırılan sayfalarda; Aleviliğin Anayasası başlığı altında İsmail METİN tarafından yazıldığı ve Mart 1999 tarihinde Akyüz Yayıncılık tarafından çıkarıldığı anlaşılan kitabın bir bölümünün internet çıktısı olduğu, 22 ile numaralandırılan sayfada; 009 Alevi örgütlenmesinden bir kesit... Buz dağının görünen yüzü, 24 ile numaralandırılan sayfada, 010 Geliboludaki Alevi Örgütlenmesi, 27 ile numaralandırılan sayfada, 011 HadımkÖy Ekibi, 012 H.A. 1964-74 (Tls.Tekns.) Hv.Svn.Ok.Ve Eğit.Mrk.Ds.K İstanbul, 28 ile numaralandırılan sayfada 013 Kınay Sülalesi, 014 Ankara Mubildeskom Ekibi, 29 ile numaralandırılan sayfa içeriğinde; “En yakın görüştüğü diğer örgüt elemanı Ord Tekns Kd Bçvş. M. K. 1981-336 yıllardır Gnkur.Mubildeskom Ankara Blg. Mu. Brl. Mu. İş. Bl. De çalışır. Kürt alevilerindendir ve bulunduğu yerin lideridir... PKK ya destek veren konuşmalar yapar ve bir dönem Safranbolu Cumhuriyet Başsavcılığı yapmış olan bacanağının bu konudaki el altından yapmış olduğu çalışmalarım arkadaşlarına örnek olsun diye anlatır. Evinde bol miktarda silah bulundurur. 16 lık Lema marka tabancası Kıbrısa giden Kur.Albay B.K´ye verilmiştir ve onunla hiyerarşiye sığmayacak şekilde senli benli konuşur´ şeklinde yazıların bulunduğu, 30 ile numaralandırılan sayfada; 015 Mu Tekns KTd Üçvş G.K (1989-1), 016 Tarakçı Albayın Alevi Örgütü 32 ile numaralandırılan sayfada; 020 Yasadışı MLKP Örgütüne üye; 021 Rekabet Liyakat, Eşitlik ve Çalışkanlık=Hırsızlık, koruma ve kollama, 33 ile numaralandırılan sayfada, 022 KKK Mu Ds Birliği Ekibi... 36 ile numaralandırılan sayfada; 023 DHKP-C C-4 Bombalarını bu şahıslardan temin etmektedirler 37 ile numaralandırılan sayfada; 024 Işıklarda Hristiyanlık propagandasına Tümg.A.İ.G.´den destek, 38 ile numaralandırılan sayfada; 025 Haksızlık ve Usulsüzlük Ama; Kadrolaşmak İçin... 39 ile numaralandırılan sayfada; 026 Kaymakçıoğlunun Alevi Örgütlenmedeki Çalışmaları, 027 Ankara Kara Harp Okulu (KHO) başlıklı konu içeriklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. (200. KLASÖR)

-Karargah Evleri´nde adı geçen Denizci subaylar-

Karargah Evleri soruşturmasında bazı denizci subayların da adı geçiyor: Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tuğamiral Cem Gürdeniz ve Albay Serdar Okan Kırçiçek.

Bu isimler aynı zamanda bir başka davada daha geçiyor, Poyrazköy. Yani, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç ve yardımcısı Eşref Uğur Yiğit´e yönelik bir suikast hazırlığı iddiasının da yargılandığı 6 adet davayı bünyesinde barındıran Poyrazköy Cephaneliği davası. Halen devam eden davanın 5 Eylül´de görülen 29. duruşmasına sanıkların talebi ile Metin Ataç tanık sıfatıyla katıldı. Duruşmada ifade veren ve suikast planından haberdar olmadığını belirten Ataç´ın, bir sanığın yönelttiği soruya verdiği cevap salonda şok etkisi yaptı. (8) Davanın sanıklarından olan Tuğamiral Fatih Ilğar, Ataç´a, “Karargah içinde sizden habersiz toplantı olur mu?” sorusunu yöneltti. Karargahta 800 kişi olduğunun altını çizen Ataç, “Normal şartlarda karargah içindeki faaliyetlerden haberdar olurum. İllegal bir şey oluyorsa bilemem bunu tabii. Bilemiyorum ki...” şeklinde konuştu. Ataç´ın bu beyanlarının ardından seyircilerden tepkiler yükseldi. Ataç´ın illegal çalışmalar olabileceğine dair ifadesi davadaki iddiaları güçlendirici nitelik taşıması açısından önemli. Böyle bir durum daha önce de yaşanmıştı. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman´ın benzer nitelikteki ifadeleri Balyoz ve Ergenekon davası kararlarında önemli rol oynamıştı. Poyrazköy davasında Deniz Kuvvetlerinin en üst komutanından gelen ve ihbar mektubundaki iddiaları güçlendiren nitelikteki ifadesi, Özkök ve Yalman etkisi yapacak gibi görünüyor.

-Oramiral Yiğit: Siz beni yıkamadınız ama, ben sizi yıkacağım-

Amirallere suikast soruşturması kapsamında gözaltılar yaşandığında basına yansıyan bir iddia dikkatleri çekmişti. Ataç gibi suikaste uğrayacağı iddia edilen diğer Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit´in iki defa gıda zehirlenmesinden GATA´da tedavi gördüğü, bundan sorumlu gördüğü bir amirale karşı çok sert ifadeler kullandığı ileri sürülmüştü. ´Siz beni yıkamadınız ama, ben sizi yıkacağım. Siz beni deviremediniz, zehirleyemediniz. Ben hala ayaktayım. Siz göreceksiniz´ ifadelerini kullandığı iddia edilen Yiğit´in, Deniz Kuvvetleri içindeki Ergenekon yapılanmasını çözdüğü için hedef olduğu iddia edilmişti. Yiğit´in ağır ifadeler kullandığı amiralin de Ergenekon´un üst düzey yöneticilerinden biri olduğu belirtiliyordu. Yiğit´in, gözaltına alınmak istenirken intihar eden alevi subay Yarbay Ali Tatar´ın cenaze törenine Genelkurmay´ın emriyle katıldığı, cenaze törenine ´kevlar´ cinsi çelik yelek giyerek gittiği basında yazıldı. Yine bağlantılı bir haber olarak da, Merkez Orduevi´nde resepsiyona katılan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Metin Ataç´ın tutuklu teğmenlerin suikast planına ilişkin sorulara ´Yalan değil, yalan değil´ karşılığını verdiği iddiası da var. (9)

Metin Ataç gibi Poyrazköy davasının geçtiğimiz günlerdeki duruşmalarına katılan bir başka isim eski Donanma Komutanı Nusret Güner oldu, ancak farklı amaçla. Sanıklara destek vermek için izleyici olarak gelen Güner, duruşma sonrası bir gazeteye yaptığı geniş açıklamalarda, Deniz Kuvvetleri hedefte diyerek yürütülen soruşturmaları eleştirdi. Güner, kamuoyunun ve hatta muhalefet partilerinin dahi kendilerini ciddiye almadığını belirtti, buna içerlediğini vurguladı. (10)

Deniz Kuvvetleri ya da diğer komutanlıklardaki cunta yapılanmalarıyla ilgili çok şey söylenebilir. Bir çok yetkili iddiaları yalanlıyor. Peşpeşe davalar açılmasına karşın yalanlama çabası sürüyor. Delillerin sahteliği ve soruşturmaların usulsüz yürütüldüğü gibi argümanlara sarılan bu kesimler, bunların doğru olmadığının ispatlanmasına (11) ise gözlerini kapatıyorlar. Yalanlama çabasına devam ediyorlar. Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki İstihbarat Şube zemin karoları altı gibi en gizli bir bölmede çuvallarca belge ihbar üzerine el geçiriliyor. İlk başta şaşıran bu kesimler ilerleyen süreçte buna da bir kulp bulmaya ve örneğin, belgelerin yer darlığından oraya saklandıklarını savunabiliyor. Kimisi ise her zaman yaptıkları gibi, başkalarının oraya sakladığını ileri sürebiliyor. Koskoca deniz kuvvetlerini düşürdükleri durumun farkında değiller. Belgeler sanki saklanacak başka yer kalmamış gibi zemin karolarının altına gömülüyor onlara göre. Üstelik de o çuvallardan nasıl oluyorsa herbiri çok kritik suç içeren belgeler çıkıyor. İşte bu şekilde, kamuoyunun zekasıyla alay eder tarzdaki bu yaklaşım tabi ki kamuoyunda ciddiye alınmıyor. Ancak yetkililer yine de iddiaları yalanlamaya devam ediyor. Oysa belgeler ortada. Ne var ki, adını kızı üzerinden şantaj yaparak olaya karıştıran çetelerin varlığına rağmen Güner, belki kurumunu koruma adına soruşturmaları eleştirebiliyor. TSK içinde oluşan yapılanmalara kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla yıllardır göz yuman bu kesimler, Nusret Güner örneğinde olduğu gibi bir de ciddiye alınmamaktan şikayet edebiliyorlar.

Aslında Güner´in ifadesinde bir gerçeklik payı var. Ergenekon soruşturma sürecine bakıldığında tutuklanan ve davalarda sanık haline gelen Deniz Kuvvetleri mensuplarının sayısal olmasa da oransal olarak ağırlıkta olduğu görülebiliyor. Bu ilginç durum, cunta yapılanmalarının Deniz Kuvvetleri içinde daha fazla yoğunlaştığı anlamına da geliyor. 2010 sonunda Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube´nin zemin karoları altına gizlenen ve cuntanın kozmik arşivi olarak nitelenen çuvallarca belgenin ihbar üzerine savcılarca bulunması olayı da bu noktada akıllara geliyor.

-Deniz Kuvvetleri´nde peşpeşe 7 şüpheli ölüm-

Burada konuyla ilgisi olabilecek ve araştırılmaya muhtaç bir başka konu daha var. Ergenekon soruşturmasının hemen öncesinden başlayarak sonraki iki yıl içinde Deniz Kuvvetleri içinde peşpeşe intihar ya da şüpheli ölüm olayları meydana geldi. 7 üst düzey subay şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Kimine intihar dendi, kimine kaza. Bazı isimlerin Ergenekon soruşturmasıyla bağlantıları ortaya çıktı. Bazı isimlerin ulaştıkları bilgileri deşifre etmemeleri için infaz edildiği, Ergenekon yapılanmasında görev alan bazılarının ise soruşturma sürecinde üstleri tarafından kendilerine sahip çıkılmadığı gerekçesiyle, yani terkedilmiş duygusuyla intihar ettiği ileri sürülüyor. Deniz Kuvvetleri´nde peşpeşe gelen şüpheli ölüm olaylarının, bu komutanlıkta yoğunlaştığı ileri sürülen mezhebi yapılanma ve Ergenekon´la bağlantısı da aydınlatılmaya muhtaç görünüyor.

BİROL ATAKAN - 2 Mayıs 2007: Şüpheli ölümler zincirinin ilk halkası emekli Deniz Albay Birol Atakan oldu. Atakan´ın Ergenekon´la irtibatlı subayların tayin terfi işlerinde etkili olduğu iddia edildi. Trafik kazasında hayatını kaybetti. Atakan, Özden Örnek ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda birlikte çalışmıştı. Atakan´ın, Özden Örnek´e ait olduğu iddia edilen darbe günlüklerinin internete sızmasında ihmali ve kastı olabileceği iddia edildi. Ergenekon soruşturması Atakan´ın ölümünden 1,5 ay sonra başladı. Darbe Günlükleri Ergenekon kapsamında savcılarca dikkate alındı. Günlüklerde adı geçen Kuvvet komutanları ifade verdi.

NURSAL GEDİK - 11 Kasım 2007: Kuzey Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Tabip Yarbay Nursal Gedik´in ölümü resmi kayıtlara intihar olarak geçti. Annesi ölümün intihar olduğuna inanmadığını açıkladı. Biyokimya laboratuarında görevli olan Gedik´in, uyuşturucu ve kadın ticareti konularında çok özel bilgilere ulaştığı, komutanlıkta dönen uyuşturucu bağlantılı ilişkileri tespit ettiği için öldürüldüğü ileri sürüldü.

OLGUN URAL - 26 Mart 2009: Karamürselbey Eğitim Komutanlığı´nda görevli Yüzbaşı Olgun Ural geride bir mektup bırakarak intihar etti. Ural´ın adı 1. Ergenekon davasında deliller bölümünde geçiyor. İddianamede “Alevi, Sıvas Gemerekli. Yüzbaşı Ali Tatar´ın personel alımında görevli olduğu zaman alınmıştı” ifadesi yer alıyor. Ural, 2. Ergenekon iddianamesinin açıklanmasının ardından intihar etti. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların, komutanlıktaki yapılanmayı deşifre eden listeyi ele geçirmesinden sorumlu tutulan kişi olarak gösteriliyor. İddialara göre, intihar etmeden önce Yüzbaşı Olgun Ural´ı bilgi sızdırmakla suçlayanlardan biri Binbaşı Ümit Koca, diğeri Yarbay Ali Tatar´dı.

TANJU ÜNAL - 25 Haziran 2009: Güney Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Hakim Yarbay Tanju Ünal, İzmir karagahtaki makam odasında tabancayla intihar etti. Ünal, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil´i yargılayarak rütbelerini söktüren askeri hakimdi.

BELGÜTAY VARIMLI - 20 Kasım 2009: Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu´nun eski başkanı emekli Albay Belgütay Varımlı´nın evinin balkonundan düşerek öldüğü öne sürüldü. Varımlı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil´in rütbelerinin sökülüp er rütbesine indirilmesine neden olan kişilerden biri olarak biliniyordu. Varımlı´nın Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarını deşifre eden subay olduğu iddia edildi.

ALİ TATAR - 20 Aralık 2009: Deniz Yarbay Ali Tatar, Beylerbeyi´nde kaldığı askeri lojmanda silahıyla intihar etti. Halen görülmekte olan Poyrazköy davası kapsamındaki ´Amirallere Suikast´ suçlamasıyla tutuklandı. Avukatlarının itirazı üzerine 9 gün sonra serbest bırakıldı. Yakınlarının iddialarına göre, tutukluluk sürecinde psikolojik olarak çöktü. Serbest bırakılması sevindirdiyse de kısa süre sonra itiraz üzerine tekrar tutuklama kararı çıkarılması Tatar´ı intihara sürükledi. Tatar, komutanlarının kendisine sahip çıkmadığını düşünüyordu.

-Deniz Kuvvetleri içinde Ata Evleri yapılanması-

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile şu an görevdeki komutan Oramiral Eşref Uğur Yiğit´e suikast hazırlığı yapan subaylar arasında Ali Tatar´ın da adı var. İddianamede Tatar´ın, Ergenekon´la bağlantılı olarak Deniz Kuvvetleri´nde kurulan organizasyonu ´koruduğu´ aktarılıyor. Tatar´ın adının da geçtiği belgelerde, Deniz Kuvvetleri içinde, Hava Kuvvetleri´ndeki Karargah Evleri´nin benzeri olan Ata Evleri yapılanmasına gidildiği iddia ediliyor.

Yarbay Ali Tatar´ın Deniz Kuvvetleri´ndeki Ergenekon yapılanması ile irtibatlı tüm subayları yakından tanıyan isim olduğu iddia ediliyor. Kendisinin Ergenekon´da ´eğitimden sorumlu subay´ olduğu, Deniz Harp Okulu´ndan mezun olan personelin birliklere dağıtımını ve bu yapıyla koordinasyonu sağladığı söyleniyor. Yarbay Tatar´ın Deniz Kuvvetleri içindeki en önemli oluşumlardan biri olan Ata Evleri ve Deniz Yıldızı Projesi´nde yönetici olduğu belirtiliyor.

Ali Tatar´ın bu kapsamda kritik görevlerde olduğu, ancak deşifre olduktan sonra her adımının Ergenekon örgütü tarafından yakından takip edildiği, konuşmaması için her türlü çabanın gösterildiği öne sürülüyor.

Ali Tatar´ın eşi Nilüfer Tatar, cenaze töreninde kamuoyunun pek bilmediği bazı bilgileri açıkladı. Ergenekon kapsamında cezaevine gönderilen Alevi inançlı 29 subay olduğunu söyledi: Alevi subayların üzerine oynuyorlar. 29 subay içeride boş yere yatıyor. Alevi subayları yok etmek istiyorlar.

Bugüne kadar TSK bünyesinde vefat eden Alevi inançlı subay ya da generallerden hiçbirinin cenazesi cemevinden kaldırılmamıştı. İlk defa Ali Tatar´ın cenazesi cemevinden kaldırılarak Alevi vurgusu ön plana çıkarıldı.

Ali Tatar´ın intihara karar vermeden önce bir oramiralle görüştüğü, son gece evinde 56 kişinin katıldığı bir toplantı düzenlediği de ileri sürüldü.

-İzmir´deki çete-

BERK ERDEN - 8 Şubat 2010: Güney Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Kıdemli Kurmay Albay Berk Erden intihar ederek hayatına son verdi. Erden´in intiharından sonra internete yüklenen bir videoda ölümün Ergenekon´la bağlantılı olduğı ima ediliyordu. Kocam öğrenirse Ergenekon ilişkilerini ortaya çıkarmakla tehdit ederim. Hatta sakladığı silahların yerini, İzmit´teki çete arkadaşlarını bile söylerim. ifadesi geçiyordu. Burada, İzmir´deki çete arkadaşlarını söylerim ifadesi de ayrıca dikkat çekici. Bu intihar olayından 2 yıl kadar sonra 2012 Mayıs ayında İzmir´de casusluk çetesine yönelik bir soruşturma başlatıldı. Halen devam ediyor. Daha önce İstanbul´da ortaya çıkarılıp davası görülen çete gibi bu çetenin özellikle Deniz Kuvvetleri içinde cirit attığı ortaya çıktı. Çete derken İzmir´deki çetenin mi yoksa Erden´in Ergenekon ilişkilerinin mi kastedildiği bilinmiyor.

SON SÖZ

İddialardan ve aktardığımız bilgilerden de anlaşıldığı gibi TSK içindeki mezhebi yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor. Hasan Celal Güzel´e 1997´de ulaşan bilgiler, Ergenekon iddianamesine de yansıyan Aksaz Deniz Üssü´nde komutanlar arasında yaşanan mezhep kavgası ile 28 Şubat sanıklarından Oğuz Kalelioğlu´nda ele geçen belgeler bu görüşe dair şimdilik sunduğumuz ana bulgular.. Tabi bir de yukarıda aktardığımız diğer bilgiler ile iddianameler ve eklerinde yer almış olabilecek farkında olmadığımız diğer belge ve bilgiler..

Son söz olarak; bu haberde bir mezhebin hedef alındığı söylenemez. Bu asla söz konusu değildir. Kişilerin istediği dini ve mezhebi seçme ve yaşama özgürlüğü vardır. Kimse kimseye inancını dayatmamalıdır. Birarada pekala barış içinde yaşanabilir. Haberin konusu, 80´li yıllardan beri yasal olmayan şekilde TSK içinde Suriye örneğinde olduğu gibi Baas tipi bir cunta yapılanmasına gidildiği ve bunu yaparken bir mezhebin araç olarak kullanıldığı iddiasıdır.

TSK´daki mezhebi yapılanma konusunun burada vermeye çalıştığımız bir kaç bilgi ile sınırlı tutulamayacağı çok açık. Zaten bu haberimizin çıkış noktasını hatırlarsak, 28 Şubat darbe süreci için 15 yıl önce yapılan bir suç duyurusuna dönemin DGM savcısının verdiği takipsizlik kararı ve bu kararı kaldırmak için günümüzdeki mahkemelerin getirdiği gerekçe idi. Yani TSK içindeki mezhebi yapılanma iddialarının yeterince araştırılmadan takipsizlik kararı verildiği gerekçesi idi.

Bu gerekçe ve takipsizlik kararının kaldırılmasından hareketle yapılanmaya yönelik ayrı bir soruşturma yürütülmekte midir?.. Yoksa bu konu 28 Şubat soruşturması kapsamında mı araştırılmaktadır?.. Ya da Karargah Evleri soruşturması kapsamında mı araştırılmaktadır?.. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(1) Kontrgerilla.com/basindaAH/19980315.asp

(2) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4480

(3) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5204

(4) Aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-14041-26-devir-devir-dogu-perincek.html

(5) Aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-4820-34-sol-28-subatin-neresinde.html

(6) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4602

(7) Sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2010/01/21/cetin_doganin_kimligi

(8) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5556

(9) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1918

(10) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5554

(11) Kontrgerilla.com/yazilar/delil_tartismalari.asp

(10 Eylül 2013, 15:52)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Demirel, mezhepçi cuntayı korudu

Yarbay Yıldar´ın Demirel´e gönderdiği 12 Mart 1998 tarihli mektup

TSK´da gizlenmiş örgütün çekirdeği: Batı Çalışma Grubu

Ergenekon ve Kontrgerilla yapılanmasında alevi bağlantıları

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

Casuslar TSK´da cirit atıyor

Amirallere suikast manşetlerimiz

Poyrazköy manşetlerimiz

İhbar: Ergenekon şüphelisi subaylar diğerlerine terör estiriyor

Oramiral Yiğit: Beni yıkamadınız

Deniz Kuvvetlerinde şüpheli intihar olayları ve Ergenekon şüphesi

Bir komutan şoku daha

İstifacı komutan: Bizi takan yok

Gölcük Donanma´da ele geçen belgeler manşetlerimiz

Ergenekon, balyoz ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5564    yazdır/print


 

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu sanıklar salona alındı. Tüm sanıklar ve avukatların yerlerini almasının ardından kararın açıklanması bekleniyor.. Ve kararın okunmasına başlandı.. Mahkeme Ergenekon Terör Örgütü´nün varlığını tescil etti. Mahkeme 275 sanıktan 21´i hakkında beraat kararı verdi. Bedrettin Dalan´ın da aralarında bulunduğu firari sanıkların dosyası ayrıldı. Duruşmada şu an ceza alan sanıklarla ilgili bölümler okunuyor. Doğu Perinçek´in aralarında bulunduğu sanıklar salonu terketmek istedi. Jandarma izin vermedi. Duruşmada arbede çıktı, avukatlar salonu terketti.

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu sanıklar salona alındı. Tüm sanıklar ve avukatların yerlerini almasının ardından kararın açıklanması bekleniyor.

-Mustafa Balbay: Herkes hazırlansın sıcak bir sonbahar geliyor-

Tutuklu ve tutuksuz sanıklar duruşma salonunda yerlerini aldı. Avukatlar, salona giren sanıkları ayakta alkışladı. Sanıklardan bazılarının Türk Bayrağı açtığı gözlendi. ´Mustafa Kemal´in askerleriyiz´, ´Her yer Silivri her yer taarruz´ şeklinde sloganlar atıldı. Tutuklu sanıklardan Mustafa Balbay, ´Bu davayı halktan kopardılar, biz halkın adaletine sığınıyoruz. Herkes hazırlansın sıcak bir sonbahar geliyor. diye bağırdı.

-Sanık yakınları salonda-

Bazı sanık yakınlarının duruşma salonunda olduğunu bildirdi. DHA´nın haberine göre, Tuncay Özkan´ın kızı Nazlıcan Özkan ve Mustafa Balbay´ın eşi Gülşah Balbay salona girdi. Duruşma öncesi yapılan açıklamada, sanık yakınlarına da duruşma salonu yasağı konulmuştu.

-Bazı sanıklar katılmadı-

Sanıklardan yaklaşık 15 dakika sonra mahkeme heyetinin yerini almasıyla duruşma başladı. Duruşmaya, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal, İlker Başbuğ, Tuncay Özkan, emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Hasan Iğsız ile Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 63 tutuklu sanık katıldı. Duruşmaya, tutuklu sanıklar Gülhane Askeri Tıp Akademisi´nde (GATA) tedavi gören Yüksek Askeri Şura kararıyla emekliliğe sevk edilen Orgeneral Nusret Taşdeler, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile avukat Serdar Öztürk katılmadı.

Heyetin yerini almasıyla avukat sıraları hareketlendi, söz isteyenler oldu. Vekil sıralarından CHP Mersin Milletvekili İsa Gök ayağa kalkarak heyet başkanına, “Sanık yakınlarının alınmadığı duruşma aleniyet kazanmaz. Sabah saat 9.00 denilen duruşma 3,5 saat geç başlıyor, böyle yargılama olmaz” itirazında bulundu. Mahkeme başkanı Hüseyin Özese, pek çok avukatın itirazına rağmen hükmün açıklanacağını, kimseye söz verilmeyeceğini belirterek kısık bir sesle hükmü okumaya başladı. Mahkemedeki gerginlik, başkanın sesine de yansıdı. Arada diğer üyelere kısa karar uzatılarak okutuldu. Mahkeme kürsüsünde 2 savcı, 4 hakim, 6 isim yer aldı. 6 kişinin de kürsüde devam edip etmeyeceğine dair bir avukatın itirazına mahkeme başkanı usule aykırı bir durum olmadığı yanıtını verdi.

13.09: 21 SANIK BERAAT ETTİ

Ve kararın okunmasına başlandı.. Başkan Özese, sanıklar hakkındaki kararlarını hazırladıklarını belirtti. Kararın iki aşamadan oluştuğunu ifade eden Özese, birinci aşamada sanıklar hakkındaki hükmün, ikinci aşamada ise sanıkların tutukluluk durumu ve taleplerinin yer aldığını ifade etti.

Özese, kararın özetini okumaya başladı. Mahkeme kararında, Ergenekon silahlı terör örgütü ifadesi kullanıldı. Mahkeme 275 sanıktan 21´i hakkında beraat kararı verdi. Beraat eden sanıklar arasında Ali Yiğit, Süleyman Esen, Salih Kunter, gazeteci Caner Taşpınar, yönetmen Halis Yavuz Işıklar da var.

Bedrettin Dalan ve Turhan Çömez´in da aralarında bulunduğu firari sanıkların dosyası ayrıldı.

SALONDA ARBEDE ÇIKTI

Doğu Perinçek´in aralarında bulunduğu sanıklar salonu terketmek istedi. Jandarma izin vermedi. Duruşmada arbede çıktı, avukatlar salonu terketti. 47 yıl hapis cezasına çarptırılan Arif Doğan, kararı duyduğu anda çığlıklar atarak kapıdan çıkmaya çalıştı. Doğan´ı son anda jandarma engelledi. Beni asın diye mahkeme heyetine bağıran Doğan uzun süre sakinleşemedi. Ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan Tuncay Özkan ise, karara tepki gösterince salondan çıkarıldı. Tuncay Özkan´a başka suçlardan 16 yıl 2 ay daha ceza verildi.

13.15: İŞTE CEZASI BELLİ OLANLAR

* Emekli Tuğgeneral Veli Küçük´e 2 kez ağırlaştırılmış müebbet (diğer suçlardan da 99 yıl 1 ay)

* Danıştay saldırganı Alparslan Aslan´a 2 kez ağırlaştırılmış müebbet (diğer suçlardan da 90 yıl)

* Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´e 2 kez ağırlaştırlmış müebbet

* İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek´e ağırlaştırılmış müebbet

* Emekli Albay Fikri Karadağ´a ağırlaştırılmış müebbet

* Emekli Albay Dursun Çiçek´e ağırlaştırılmış müebbet

* Avukat Kemal Kerinçsiz´e ağırlaştırılmış müebbet

* Gazeteci Tuncay Özkan´a ağırlaştırılmış müebbet

* Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´a müebbet

* Emekli Orgeneral Hurşit Tolon´a müebbet

* Eski Jandarma Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur´a müebbet

* Eski 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız´a müebbet

* Emekli Orgeneral Nusret Taşdeler´e müebbet

* Eski Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol´a müebbet

* Emekli Albay Fuat Selvi´ye müebbet

* Sendikacı Mustafa Özbek´e müebbet

* Emekli Korgeneral Mehmet Eröz´e müebbet

* Metal-İş eski başkanı Mustafa Özbek´e müebbet

* CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal´a 12 yıl 6 ay

* CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay´a 34 yıl 8 ay

* CHP´li vekil Sinan Aygün´e 13 yıl 6 ay

* Yazar Yalçın Küçük´e 22 yıl 6 ay

* Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´e 22 yıl 6 ay

* Eski Özel Tim´ci İbrahim Şahin´e 49 yıl 4 ay hapis

* Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin´e 2 kez ağırlaştırlmış müebbet hapis (Bununla birlikte 117 yıl daha)

* Mustafa Levent Göktaş´a 23 yıl 4 ay

* Emekli Albay Hasan Atilla Uğur´a 29 yıl 3 ay

* İnternet Andıcı Davası sanıklarından emekli Tuğamiral Alaaddin Sevim 10 yıl

* Genelkurmay eski İstihbarat Dairesi Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkın Pekin 7,5 yıl

* Drej Ali olarak bilinen Ali Yasak 6 yıl 3 ay

* Emekli Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu 20 yıl 6 ay

* Tümgeneral Hıfzı Çubuklu 9 yıl 6 ay

* Davanın bir numaralı sanığı emekli asker Oktay Yıldırım´a 33 yıl 10 ay

* Akın Birdal suikastinin azmettiricisi, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Semih Tufan Gülaltay´a 12 yıl

* Emekli Albay Arif Doğan´a 47 yıl 3 ay hapis

* Zir Vadisi soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Emekli Yarbay Mustafa Dönmez´e 49 yıl 2 ay

* Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç´a 13 yıl 2 ay

* Teğmen Noyan Çalıkuşu´na 8 yıl 6 ay

* Emekli asker Serdar Öztürk´e 25 yıl 6 ay

* Doğu Perinçek´in oğlu öğretim üyesi Mehmet Perinçek´e 6 yıl

* Adli Tıp Uzmanı Ümit Sayın´a 4 yıl

* Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz´e 13 yıl 11 ay

* Sedat Peker´e 10 yıl

* Susurluk Davası hükümlüsü Sami Hoştan´a 10 yıl

* Eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu´na 23 yıl

* Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu´na 15 yıl 8 ay

* Eski Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Ferit Bernay 10 yıl

* Eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Abbas Yurtkuran 10 yıl

* Anayasa Mahkemesi Üyesi Osman Paksüt´ün eşi tutuksuz sanık Ferda Paksüt´e 2 yıl 6 ay

* Eski Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan´a 14 yıl hapis

* İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever´e 15 yıl hapis

* Osman Yıldırım´a 8 yıl 9 ay (Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi´ne molotof saldırılarından beraat)

* Prof. Dr. Erol Manisalı´ya 9 yıl

* Emekli Orgeneral Kemal Yavuz´a 7 yıl 6 ay

* Gazeteci Adnan Bulut´a 6 yıl 3 ay

* Gazeteci Vedat Yenerer´e 7 yıl 6 ay

* Cumhuriyet Gazetesi´ne molotoflu saldırıda adı geçen Bedir Şinal´a 18 yıl 8 ay

* Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk´a 7 yıl 6 ay

* İP Genel Başkan Yardımcısı Turan Özlü 9 yıl

* Gazeteci Güler Kömürcü 7 yıl 6 ay

* Özlem Usta 6 yıl 3 ay

* Bekir Öztürk 12 yıl

* Yazar Ergün Poyraz´a 29 yıl 4 ay

* İşçi Partisi´nin avukatlarından Emcet Olcaytu´ya 13 yıl 2 ay

* Fatma Cengiz´e 11 yıl

* Emekli Binbaşı Fikret Emek´e 41 yıl 4 ay

* Eski Belediye Başkanı Gürbüz Çapan´a 1 yıl 3 ay

* İşçi Partisi yöneticisi ve Aydınlık Gazetesi yazarı Hikmet Çiçek´e 21 yıl 9 ay

* İşçi Partisi yöneticisi Hayrettin Ertekin´e 12 yıl

* Eski Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz´e 10 yıl

* Boğaç Kaan Murathan´a 17 yıl

* İşçi Partisi yöneticisi Adnan Akfırat´a 19 yıl

* Teğmen Mehmet Ali Çelebi´ye 16 yıl 6 ay

* 27 el bombasının ele geçirildiği gecekondunun sahibi Emekli Astsubay Mehmet Demirtaş´a 22 yıl

* Eski Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım´a 16 yıl 10 ay

* Mehmet Zekeriya Öztürk´e 19 yıl 6 ay

* Genelkurmay Eski Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel´e 7 yıl 6 ay

* Avukat Nusret Senem´e 20 yıl 3 ay

* Gazeteci Ünal İnanç´a 19 yıl

* Kemal Aydın´a 20 yıl 8 ay

15.15: HABERAL ve 16 SANIK TAHLİYE EDİLDİ

Ergenekon Davası´nda 12 yıl 6 ay hapis cezası alan Mehmet Haberal ve diğer 16 sanık tahliye edildi. Sanıklar, tutuklu bulundukları süre gözönünde bulundurularak tahliye edildiler. Tahliye edilen 17 sanığın isimleri şöyle: Mehmet Haberal, Hıfzı Çubuklu, Mehmet Otuzbiroğlu, İsmail Hakkı Pekin, Osman Yıldırım, Cemal Gökçeoğlu, Erkan Ayyıldız, Fatma Cengiz, Hüseyin Yanç, Hulusi Gülbahar, İbrahim Özcan, Kenan Özay, Mehmet Perinçek, Mehmet Bülent Sarıkahya, Sedat Özüer, Selçuk Özkan, Ziya İlker Göktaş.

11 SANIK HAKKINDA YAKALAMA KARARI

Mahkeme 11 sanık hakkında da yakalama kararı çıkardı. Yakalama kararı çıkarılanların isimleri şöyle: Şener Eruygur, Yalçın Küçük, Tuncer Kılınç, Kemal Alemdaroğlu, Ahmet Cinali, Adnan Türkkan, Hüseyin Buzoğlu, Merdan Yanardağ, Tunç Akkoç, Adnan Akfırat, Mehmet Ali Çelebi, Kemal Şahin, Levent Temiz.

KARARIN ÖZETİ 2 SAAT SÜRDÜ

Mahkeme ´Ergenekon kararının´ özetinin okunmasını bitirdi. Alınan kararlarla ilgili gerekli yazışmalar yapılıyor. Kararların açıklanması 2 saat 10 dakika sürdü.

BALBAY VE BAZI SANIKLAR İTİRAZ DİLEKÇESİ SUNDU

Mustafa Balbay, İlker Başbuğ ve Hurşit Tolon´un da aralarında bulunduğu bazı sanıklar, karara itirazı içeren dilekçeyi mahkemeye sundular.

TUTUKLULUĞUN DEVAMINA KARAR VERİLENLER

06.08.2013 13:55 Tutukluluk halinin devamına karar verilen 49 sanık: Oktay Yıldırım, Mehmet Demirtaş, Muzaffer Tekin, İsmail Yıldız, Ergün Poyraz, Fikret Emek, Mehmet Zekeriya Öztürk, Veli Küçük, Sevgi Erenerol, Sedat Peker, Semih Tufan Gülaltay, Doğu Perinçek, Hikmet Çiçek, Kemal Kerinçsiz, Mehmet Fikri Karadağ, Alparslan Arslan, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Aykut Metin Şükre, Özkan Kurt, Bedirhan Şinal, Boğaç Kaan Murathan, Hurşit Tolon, Levent Ersöz, Hasan Atilla Uğur, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Durmuş Ali Özoğlu, Kemal Aydın, Fatih Hilmioğlu, Mustafa Dönmez, Mustafa Levent Göktaş, Hasan Ataman Yıldırım, İbrahim Şahin, Dursun Çiçek, Serdar Öztürk, Mehmet Deniz Yıldırım, Hasan Iğsız, Mehmet Eröz, Nusret Taşdeler, Fuat Selvi, Alaettin Sevim, Mehmet İlker Başbuğ, Ulaş Özel, Okan İşgör, Mehmet Bedri Gültekin, Erkan Önsel, Turan Özlü, Mahmut Güzel.

TAHLİYESİNE KARAR VERİLENLER

Mehmet Haberal, Hıfzı Çubuklu, Mehmet Otuzbiroğlu, İsmail Hakkı Pekin, Osman Yıldırım, Cemal Gökçeoğlu, Erkan Ayyıldız, Fatma Cengiz, Hüseyin Yanç, Hulusi Gülbahar, İbrahim Özcan, Kenan Özay, Mehmet Perinçek, Mehmet Bülent Sarıkayha, Sedat Özüer, Selçuk Özkan, Ziya İlker Göktaş.

YAKALAMA KARARI ÇIKARILANLAR

Şener Eruygur, Yalçın Küçük, Tuncer Kılınç, Kemal Alemdaroğlu, Ahmet Cinali, Adnan Türkkan, Hüseyin Buzoğlu, Merdan Yanardağ, Tunç Akkoç, Adnan Akfırat, Mehmet Ali Çelebi, Kemal Şahin, Levent Temiz.

DAVA DOSYASI AYRILANLAR

Bedrettin Dalan, Emrah Gönenci, Mustafa Bakıcı, Saipir Debzlelvidze, Turhan Çömez, Süleyman Solmaz. Engin Aydın, İlhan Selçuk ve Murat Özkan vefaat ettikleri için haklarındaki davanın düşürülmesine karar verildi.

BERAAT EDENLER

Adem Uzun, Ali Yiğit, Ayhan Çelik, Bahadır Berk, Bekir Çelik, Coşkun Çalık, Erdal İrten, Eren Mumcu, Fuat Ermiş, Garip İrfan Torun, Hakan Akdoğan, Halis Yavuz Işıklar, İlhami Ümit Handan, Kenan Temur, Maruf Şinik, Muhterem Bağcı, Onur Özdemir, Önder Koç, Recep Taylan, Salih Kurter, Satılmış Balkaş, Süleyman Esen, Tuncay Hacıbektaşoğlu.

ADLİ KONTROLE TABİ TUTULANLAR

Arif Doğan, Hüseyin Vural Vural, Ünal İnanç ve Mustafa Özbek hakkında konutlarını terk etmemek kaydıyla adli kontrol uygulanmasına karar verildi.

HAKİMLER KONUŞTU: VİCDANEN ÇOK RAHATIZ

10.08.2013 11:18 Ergenekon davasının ilk safhası 5 Ağustos´ta açıklanan kararla tamamlandı. Karara imza atan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin hakimleri ise karar sonrası ilk kez konuştu. Kararlarla ilgili eleştirilere yanıt veren yedek hakimlerden Mehmet Fatih Uslu, Kişilerin durumlarını hassas terazide tartar gibi inceledik dedi. Hakim Ercan Fırat ise, Verdiğimiz kararda vicdanen çok rahatız ifadesini kullandı. Milliyet gazetesine değerlendirme yapan yedek hakimlerden Mehmet Fatih Uslu ise, Kişilerin durumunu hassas terazide tartar gibi inceledik. Gerekçeli karar beklenmeden yargısız infaz yapılıyor. Maalesef kimse dosyanın içeriğini bilmiyor dedi. Hakim Ercan Fırat da, gerekçeli kararla birlikte her şeyin daha da açıklığa kavuşacağını belirtti. Fırat, İsabetli ve çok hukuki, yerinde bir karar verdiğimizi düşünüyoruz. Vicdanen çok rahatız ifadesini kullandı.

-------------------------------------------------------------------------

İŞTE 275 SANIK VE ALDIKLARI CEZALAR:

1-) Abdullah Arapoğlulları: 7 yıl 6 ay hapis cezası
2-) Abdulmuttalip Tonçer: 7 yıl 1 ay hapis cezası
3-) Abdulvahit Özkaya: 8 yıl 4 ay hapis cezası
4-) Adem Uzun: BERAAT ETTİ
5-) Adil Serdar Saçan: 14 yıl 5 ay hapis cezası
6-) Adnan Bulut: 6 yıl 3 ay hapis cezası
7-) Adnan Türkkan: 10 yıl 6 ay hapis cezası
8-) Ahmet Cinali: 10 yıl 6 ay hapis cezası
9-) Ahmet Hurşit Tolon: MÜEBBET HAPİS CEZASI, 5 yıl hapis cezası
10-) Ahmet Tuncay Özkan: AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI, 16 yıl 2 ay hapis cezası
11-) Alaettin Sevim: 10 yıl hapis cezası
12-) Ali Kutlu: 6 yıl 3 ay hapis cezası
13-) Ali Oktay Şahbaz: 6 yıl 3 ay hapis cezası
14-) Ali Yasak: 6 yıl 3 ay hapis cezası
15-) Ali Yiğit: BERAAT ETTİ
16-) Alparslan Arslan: 2 KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI, 90 yıl 3 ay hapis cezası
17-) Altunay Şahin: 6 yıl 3 ay hapis
18-) Arif Doğan: 47 yıl 3 ay hapis cezası
19-) Asım Demir: 10 ay hapis cezası
20-) Atilla Aksu: 6 yıl 3 ay hapis cezası
21-) Aydın Gergin: 7 yıl 6 ay hapis cezası
22-) Aydın Yüksek: 16 yıl 11 ay 10 gün hapis cezası
23-) Aydoğan Aksüngü: 6 yıl 3 ay hapis cezası
24-) Ayhan Atabek: 6 yıl 3 ay hapis cezası
25-) Ayhan Çelik: BERAAT ETTİ
26-) Aykut Metin Şükre: 12 yıl 6 ay hapis cezası
27-) Ayşe Asuman Özdemir: 7 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası
28-) Bahadır Berk: BERAAT ETTİ
29-) Barbaros Hayrettin Altıntaş: 6 yıl 3 ay hapis cezası
30-) Bayram Demir: 8 yıl 11 ay 15 gün hapis cezası
31-) Bedirhan Şinal: 18 yıl 8 ay hapis cezası
32-) Bedrettin Dalan'ın (Firari sanık) DAVA DOSYASININ AYRILDI.
33-) Bekir Çelik: BERAAT ETTİ
34-) Bekir Öztürk: 12 yıl hapis cezası
35-) Birol Başaran: 8 yıl 9 ay hapis cezası
36-) Boğaç Kaan Murathan: 16 yıl 9 ay hapis cezası
37-) Bora Ballı: 8 yıl 11 ay 15 gün hapis cezası
38-) Bülent Baş: 6 yıl 3 ay hapis cezası
39-) Bülent Güngördü: 6 yıl 3 ay hapis cezası
40-) Caner Taşpınar: 6 yıl 3 ay hapis cezası
41-) Cem Şimşek: 6 yıl 3 ay hapis cezası
42-) Cemal Gökçeoğlu: 7 yıl 6 ay hapis cezası
43-) Cengiz Köylü: 6 yıl 3 ay hapis cezası
44-) Cihan Arık: 6 yıl 3 ay hapis cezası
45-) Cihandar Hasanhanoğlu: 12 yıl 6 ay hapis cezası
46-) Coşkun Çalık: BERAAT ETTİ
47-) Doğu Perinçek: AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET, 34 yıl 4 ay hapis cezası
48-) Doğukan Yorulmaz: 6 yıl 3 ay hapis cezası
49-) Durmuş Ali Özoğlu: AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS, 6 yıl 6 ay hapis cezası
50-) Dursun Çiçek: AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI
51-) Emcet Olcaytu: 13 yıl 2 ay hapis cezası
52-) Emin Caner Yiğit: 8 yıl 1 ay hapis cezası
53-) Emin Gürses: 12 yıl hapis cezası
54-) Emin Şirin: 7 yıl 6 ay hapis cezası
55-) Emrah Gönenci(Firari sanık) DAVA DOSYASI AYRILDI
56-) Emre Baltacı: 6 yıl 3 ay hapis cezası
57-) Engin Aydın (Hayatını kaybetti) DAVASI DÜŞÜRÜLDÜ
58-) Erbay Çolakoğlu: 8 yıl 10 ay 20 gün hapis
59-) Ercüment Ovalı: 6 yıl 3 ay hapis cezası
60-) Erdal İrten: BERAAT ETTİ
61-) Erdal Şahin: 6 yıl 3 ay hapis cezası
62-) Eren Mumcu: BERAAT ETTİ
63-) Ergün Poyraz: 29 yıl 7 ay hapis cezası
64-) Erhan Timuroğlu: 21 yıl 6 ay hapis cezası
65-) Erkan Ayyıldız: 4 yıl 7 ay hapis cezası
66-) Erkan Önsel: 9 yıl hapis cezası
67-) Erkut Ersoy: 11 yıl 15 gün hapis cezası
68-) Erol Manisa: 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezası
69-) Erol Mütercimler: 8 yıl 9 ay hapis cezası
70-) Erol Ölmez: 9 yıl hapis cezası
71-) Ersin Gönenci: 8 yıl 4 ay hapis cezası
72-) Ertaç Giray: 11 yıl 8 ay hapis cezası
73-) Ertuğrul Orta: 6 yıl 3 ay hapis cezası
74-) Evrim Baykara: 6 yıl 3 ay hapis cezası
75-) Fahri Kepek: 6 yıl 3 ay hapis cezası
76-) Fahri Süslü: 8 yıl 9 ay hapis cezası
77-) Fatih Derdiyok: 2 yıl 6 ay hapis cezası
78-) Fatih Hilmioğlu: 23 yıl hapis cezası
79-) Fatih Koca: 6 yıl 3 ay hapis cezası
80-) Fatma Cengiz: 11 yıl 15 gün hapis cezası
81-) Fatma Sibel Gürcihan: 6 yıl 3 ay hapis cezası
82-) Ferda Paksüt: 2 yıl 6 ay hapis cezası
83-) Ferid İlsever: 15 yıl hapis cezası
84-) Feridun Refik Nuhoğlu: 6 yıl 3 ay hapis cezası
85-) Fikret Emek: 41 yıl 11 ay 10 gün hapis cezası
86-) Fuat Ermiş: BERAAT ETTİ
87-) Fuat Selvi: MÜEBBET HAPİS CEZASI
88-) Fuat Turgut: 7 yıl 6 ay hapis cezası
89-) Garip İrfan Torun: BERAAT ETTİ
90-) Gazi Güder: 7 yıl 3 ay 15 gün hapis cezası
91-) Güler Kömürcü: 7 yıl 6 ay hapis cezası
92-) Gürbüz Çapan: 1 yıl 3 ay hapis cezası
93-) Habip Ümit Sayın: 4 yıl 22 gün hapis cezası
94-) Hakan Akdoğan: BERAAT ETTİ
95-) Hakan Arıkan: 7 yıl 6 ay hapis cezası
96-) Hakan Şanlı: 8 yıl 9 ay hapis cezası
97-) Halil Behiç Gürcihan: 13 yıl 5 ay hapis cezası
98-) Halil Kemal Gürüz: 13 yıl 11 ay 15 gün hapis cezası
100-) Halis Yavuz Işıklar: BERAAT ETTİ
101-) Hasan Ataman Yıldırım: AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS, 12 yıl 9 ay hapis cezası
102-) Hasan Atilla Uğur: 29 yıl 3 ay hapis cezası
103-) Hasan Hüseyin Uçar: 6 yıl 3 ay hapis cezası
104-) Hasan Iğsız: MÜEBBET HAPİS CEZASI
105-) Hatice Bahtiyar: 7 yıl 6 ay hapis cezası
106-) Hayati Özcan: 10 yıl 11 ay 20 gün hapis cezası
107-) Hayrettin Ertekin: 13 yıl 11 ay 15 gün hapis cezası
108-) Hayri Bildik: 6 yıl 3 ay hapis cezası
109-) Hayrullah Mahmud Özgür: 10 yıl 6 ay hapis cezası
110-) Hıfzı Çubuklu: 7 yıl 6 ay hapis cezası
111-) Hikmet Çiçek: 21 yıl 9 ay hapis cezası
112-) Hulusi Gülbahar: 7 yıl 6 ay hapis cezası
113-) Hüdayi Ünlüer: 7 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası
114-) Hüseyin Gazi Oğuz: 10 yıl hapis cezası
115-) Hüseyin Görüm: 10 yıl hapis cezası
116-) Hüseyin Keskin: 10 yıl hapis cezası
117-) Hüseyin Nazlıkul: 2 yıl 1 ay hapis cezası
118-) Hüseyin Nusret Taşdeler: MÜEBBET HAPİS CEZASI
119-) Hüseyin Vural Vural: 17 yıl 4 ay 10 gün hapis cezası
120-) Hüseyin Yanç: 6 yıl 3 ay hapis cezası
121-) İbrahim Benli: 6 yıl 3 ay hapis cezası
122-) İbrahim Özcan: 14 yıl 8 ay hapis cezası
123-) İbrahim Şahin: 49 yıl 4 ay 10 gün hapis cezası
124-) İhsan Göktaş: 6 yıl 3 ay hapis cezası
125-) İlhami Ümit Handan: BERAAT ETTİ
126-) İlhan Bulayır: 6 yıl 3 ay hapis cezası
127-) İlhan Selçuk:(Hayatını kaybetti) DAVASI DÜŞÜRÜLDÜ
128-) İker Güven: 6 yıl 3 ay hapis cezası
129-) İlyas Çınar: 12 yıl 2 ay 7 gün hapis cezası
130-) İlyas Gümrükçü: 6 yıl 3 ay hapis cezası
131-) İsmail Eksik: 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası
132-) İsmail Hakkı Pekin: 7 yıl 6 ay hapis cezası
133-) İsmail Sağır: 21 yıl 6 ay hapis
134-) İsmail Yıldız: 28 yıl 4 ay hapis cezası
135-) İsmet Reçber: 6 yıl 3 ay hapis cezası
136-) Kahraman Şahin: 7 yıl 6 ay hapis cezası
137-) Kemal Aydın: 20 yıl 8 ay hapis cezası
138-) Kemal Kerinçsiz: AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI, 5 yıl hapis cezası
139-) Kemal Şahin: 6 yıl 3 ay hapis cezası
140-) Kemal Yalçın Alemdaroğlu: 15 yıl 8 ay 22 gün hapis cezası
141-) Kemalettin Balcı: 6 yıl 3 ay hapis cezası
142-) Kenan Özay: 4 yıl 3 ay hapis cezası
143-) Kenan Temur: BERAAT ETTİ
144-) Levent Ersöz: 22 yıl 6 ay hapis cezası
145-) Levent Temiz: 10 yıl hapis cezası
146-) Mahir Akkar: 3 yıl 4 ay hapis cezası
147-) Mahir Çayan Güngör: 7 yıl 6 ay hapis cezası
148-) Mahmut Güzel: 5 yıl hapis cezası
149-) Mahmut Öztürk: 6 yıl 3 ay hapis cezası
150-) Maruf Şinik: BERAAT ETTİ
151-) Memet Adnan Akfırat: 19 yıl hapis cezası
152-) Mehmet Ali Çelebi: 16 yıl 6 ay hapis cezası
153-) Mehmet Bedri Gültekin: 10 yıl 6 ay hapis cezası
154-) Mehmet Bora Perinçek: 6 yıl 3 ay hapis cezası
155-) Mehmet Bozkurt: 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası
156-) Mehmet Bülent Sarıkahya: 7 yıl 6 ay hapis cezası
157-) Mehmet Dalagan: 6 yıl 3 ay hapis cezası
158-) Mehmet Demirtaş: 22 yıl hapis cezası
159-) Mehmet Deniz Yıldırım: 16 yıl 10 ay hapis cezası
160-) Mehmet Eröz: MÜEBBET HAPİS CEZASI
161-) Mehmet Fikri Karadağ: AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI, 12 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası
162-) Mehmet Haberal: 12 yıl 6 ay hapis cezası
163-) Mehmet İlker Başbuğ: MÜEBBET HAPİS CEZASI
164-) Mehmet Koral: 7 yıl 8 ay 15 gün hapis cezası
165-) Mehmet Murat Yücel: 7 yıl 6 ay hapis cezası
166-) Mehmet Otuzbiroğlu: 7 yıl 6 ay hapis cezası
167-) Mehmet Sabuncu: 7 yıl 6 ay hapis cezası
168-) Mehmet Şener Eruygur: MÜEBBET HAPİS CEZASI+ 10 yıl hapis cezası
169-) Mehmet Zekeriya Öztürk: 19 yıl 6 ay hapis cezası
170-) Melih Yüksel: 6 yıl 3 ay hapis cezası
171-) Merdan Yanardağ: 10 yıl 6 ay hapis cezası
172-) Meryem Kurşun: 6 yıl 3 ay hapis cezası
173-) Mesut Özcan: 6 yıl 3 ay hapis cezası
174-) Mete Yalazangil: 6 yıl 3 ay hapis cezası
175-) Muammer Karabulut: 11 yıl 3 ay hapis cezası
176-) Muammed Murat Avar: 5 yıl 4 ay 5 gün hapis cezası
177-) Muammed Sarıkaya: 6 yıl 3 ay hapis cezası
178-) Muammet Yüce: 12 yıl hapis cezası
179-) Muhittin Erdal Şenel: 7 yıl 6 ay hapis cezası
180-) Muhterem Bağcı: BERAAT ETTİ
181-) Murat Ağırel: 6 yıl 3 ay hapis cezası
182-) Murat Aplak: 2 yıl 6 ay hapis cezası
183-) Murat Çağlar: 10 yıl 10 ay hapis cezası
184-) Murat Çavdar: 6 yıl 3 ay hapis cezası
185-) Murat Eke: 6 yıl 3 ay hapis cezası
186-) Murat Özkan: (hayatını kaybetti) DAVASI DÜŞÜRÜLDÜ
187-) Murat Uslukılıç: 2 yıl 1 ay hapis cezası
188-) Mustafa Abbas Yurtkuran: 10 yıl hapis cezası
189-) Mustafa Ali Balbay: 34 yıl hapis cezası
190-) Mustafa Bakıcı:(Firari sanık) DAVA DOSYASI AYRILDI
191-) Mustafa Dönmez: 49 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası
192-) Mustafa Hüseyin Buzoğlu: 31 yıl 9 ay hapis cezası
193-) Mustafa Koç: 14 yıl 2 ay hapis cezası
194-) Mustafa Levent Göktaş: 23 yıl 9 ay hapis cezası
195-) Mustafa Özbek: MÜEBBET HAPİS CEZASI, 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası
196-) Muzaffer Öztürk: 12 yıl 6 ay hapis cezası
197-) Muzaffer Şenocak: 12 yıl 11 ay hapis cezası
198-) Muzaffer Tekin: 2 KERE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI, 117 yıl hapis cezası
199-) Münür Kemal Yavuz: 7 yıl 6 ay hapis cezası
200-) Neriman Aydın: 10 yıl 5 ay hapis cezası
201-) Noyan Çalıkuşu: 8 yıl 6 ay 15 gün hapis cezası
202-) Nusret Senem: 20 yıl 3 ay hapis cezası
203-) Oğuz Alpaslan Abdülkadir: 6 yıl 3 ay hapis cezası
204-) Oğuz Bulut: 11 yıl 3 ay hapis cezası
205-) Oğuzhan Sahıroğlu: 6 yıl 3 ay hapis cezası
206-) Okan İşgör: 20 yıl hapis cezası
207-) Oktay Yıldırım: 33 yıl 10 ay hapis cezası
208-) Onur Özdemir: BERAAT ETTİ
209-) Orhan Güçlü: 2 yıl 1 ay hapis cezası
210-) Orhan Tunç: 6 yıl 3 ay hapis cezası
211-) Osman Gürbüz: 8 yıl 9 ay hapis cezası
212-) Osman Yıldırım: 9 yıl hapis cezası
213-) Önder Koç: BERAAT ETTİ
214-) Özkan Kurt: 13 yıl 6 ay hapis cezası
215-) Özlem Usta: 6 yıl 3 ay hapis cezası
216-) Rafet Arslan: 6 yıl 3 ay hapis cezası
217-) Raif Görüm: 6 yıl 3 ay hapis cezası
218-) Rasim Görüm: 6 yıl 3 ay hapis cezası
219-) Recai Alkan: 6 yıl 3 ay hapis cezası
220-) Recep Gökhan Sipahioğlu: 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası
221-) Recep Taylan: BERAAT ETTİ
222-) Rıza Ferit Bernay: 10 yıl hapis cezası
223-) Saipir Debzlelvidze:(Firari sanık) DAVA DOSYASI AYRILDI
224-) Salih Kurter: BERAAT ETTİ
225-) Sami Hoştan: 10 yıl hapis cezası
226-) Satılmış Balkaş: BERAAT ETTİ
227-) Sedat Özüer: 7 yıl 6 ay hapis cezası
228-) Sedat Peker: 10 yıl hapis cezası
229-) Selçuk Özkan: 4 yıl 7 ay
230-) Selim Akkurt: 10 yıl 6 ay hapis cezası
231-) Selim Utku Gümrükçü: 6 yıl 3 ay hapis cezası
232-) Semih Tufan Gülaltay: 12 yıl hapis cezası
233-) Serdar Öztürk: 25 yıl 6 ay hapis cezası
234-) Serhan Bolluk: 7 yıl 6 ay hapis cezası
235-) Servet Kaynak: 8 yıl 9 ay hapis cezası
236-) Sevgi Erenerol: MÜEBBET HAPİS CEZASI, 8 yıl 9 ay hapis cezası
237-) Seyhun Zaim: 15 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası
238-) Sinan Aygün: 13 yıl 6 ay 15 gün hapis cezası
239-) Siyami Yalçın: 7 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası
240-) Süleyman Esen: BERAAT ETTİ
241-) Süleyman Solmaz: (Firari sanık) DAVA DOSYASI AYRILDI
242-) Taner Ünal: 8 yıl 9 ay hapis cezası
243-) Tanju Güvendiren: 6 yıl 3 ay hapis cezası
244-) Tanju Okan: 1 yıl 3 ay hapis cezası
245-) Taylan Özgür Kırmızı: 7 yıl 6 ay hapis cezası
246-) Tekin Irşi: 9 yıl 2 ay hapis cezası
247-) Tuğrul Demre: 6 yıl 3 ay hapis cezası
248-) Tuncay Hacıbektaşoğlu: BERAAT ETTİ
249-) Tunç Akkoç: 11 yıl 6 ay hapis cezası
250-) Tuncer Kılınç: 13 yıl 2 ay 10 gün hapis cezası
251-) Turhan Çömez(Firari sanık) DAVA DOSYASI AYRILDI
252-) Turhan Özlü: 9 yıl hapis cezası
253-) Ufuk Akkaya: 8 yıl 5 ay 20 gün hapis cezası
254-) Ufuk Mehmet Büyükçelebi: 7 yıl 6 ay hapis cezası
255-) Ulaş Özel: 15 yıl 3 ay 15 gün
256-) Ümit Oğuztan: 8 yıl 9 ay hapis cezası
257-) Ünal İnanç: 18 yıl 11 ay 15 gün hapis cezası
258-) Vatan Bölükbaşoğlu: 6 yıl 3 ay hapis cezası
259-) Vedat Yenerer: 7 yıl 6 ay hapis cezası
260-) Veli Küçük: 2 KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET, 99 yıl hapis cezası
261-) Yalçın Küçük: 22 yıl 6 ay hapis cezası
262-) Yaşar Arslanköylü: 6 ay 20 gün hapis cezası (6136 sayılı kanuna muhalefet etmek'den en az cezayı aldı)
263-) Yaşar Oğuz Şahin: 6 yıl 3 ay hapis cezası
264-) Yaşar Tozkoparan: 6 yıl 3 ay hapis cezası
265-) Yusuf Beşirik: 6 yıl 3 ay hapis cezası
266-) Yusuf Erikel: 8 yıl 9 ay hapis cezası
267-) Yusuf Ethem Akbulut: 7 yıl 6 ay hapis cezası
268-) Yusuf Görüm: 6 yıl 3 ay hapis cezası
269-) Yusuf Tunçer: 7 yıl 6 ay hapis cezası
270-) Yüksel Dilsiz: 4 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası
271-) Zafer Şen: 8 yıl 9 ay hapis cezası
272-) Zahide Ruhsar Şenoğlu: 7 yıl 11 ay hapis cezası
273-) Zeki Yurdakul Çağman: 6 yıl 3 ay hapis cezası
274-) Zerar Atik: 6 yıl 3 ay hapis cezası
275-) Ziya İlker Göktaş: 7 yıl 6 ay hapis cezası

(05 Ağustos 2013), son güncel.: (10 Ağustos 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon´un bitişine 3 gün kaldı

Baskına çağıran TGB´ye baskın

Flaş: Ergenekon´da izleyici yok

Ergenekon´da karar 5 Ağustos´ta

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

Ergenekon ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda delil tartışmaları

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5507    yazdır/print


 

Flaş!!! Özal iddianamesine kabul

Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne ilişkin, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında hazırlanan iddianame, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Dava zaman aşımına 1 gün kala açıldı. Duruşma için henüz gün belirlenmedi.

16.04.2013 17:45 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne ilişkin, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında hazırlanan iddianame, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Ancak mahkeme, henüz duruşma gününü belirlemedi. Turgut Özal´ın vefat yıldönümü olan 17 Nisan´a 1 gün kala dava açılmış oldu. (AA)

TMK´nın 10. maddesiyle görevli Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin´in hazırladığı 50 sayfalık iddianame, zaman aşımı süresinin dolmasına iki hafta kala Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderilmişti. Özal´ın eşi Semra Özal ile oğlu Ahmet Özal´ın müşteki olarak gösterildiği iddianamede, suç tarihi 17 Nisan 1993 gösteriliyor.

Levent Ersöz´ün suçlandığı TCK´nın 156. maddesinde, Reisicumhur hakkında suikastta bulunanlarla buna teşebbüs edenler fiilleri teşebbüsü tam derecesinde ise ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasıyla, nakıs ise müebbet ağır hapis ile cezalandırılır. deniliyor.

Ersöz´ün şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na yazılan talimatta ise Turgut Özal´ın Cumhurbaşkanlığı Köşkü´nde rahatsızlanarak vefat etmesi sürecindeki olaylar ve temel konularda ifadeler arasındaki çelişkiler gözetildiğinde, merhum Cumhurbaşkanı´nın organize bir şekilde işlenen cinayete kurban gittiği yönünde kuvvetli şüpheler bulunmaktadır. görüşleri yer alıyor.

İKİNCİ İDDİANAME GELİYOR

Kabul edilen iddianamenin ekinde 15 klasör içinde 6 bin sayfa civarında belge delil olarak bulunuyor. Belgeler içinde Özel Harp Dairesi´ndeki (ÖHD) kozmik aramalarda elde edilen bazı belgelerin de olduğu sanılıyor. İddianamede Özal´ın organize bir cinayetle öldürüldüğü, cinayetin Özel Harp hücresi Tushad´ın işi olduğu iddia ediliyor. Buna karşılık savcılığın bir örgüt tespitine yer vermemesi ve sadece Levent Ersöz´ü suçlaması da dikkati çekiyor.

İddianamede tek şüpheli olarak Ergenekon davasının da tutuklu sanığı olan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün yer aldığı sanılıyor. Soruşturma kapsamında Ergenekon davasının diğer bir tutuklu sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon´un da şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmış, ancak Tolon savcılıkça serbest bırakılmıştı. Tolon´un iddianamede yer alıp almadığı henüz kesinlik kazanmadı.

Ancak Özal´ın ölümüne dair yürütülen soruşturma bitmiş değil. Savcılığın Ergenekon davasında mahkemede ifade veren gizli tanıkların beyanları üzerine Savaş Korkmaz kod adlı bir kişinin de izini sürdüğü öğrenilmişti. Savcılığın elindeki bulgularla tanık ifadelerindeki ayrıntıların örtüştüğü bildiriliyor. Bu kişinin gerçek kimliği belirlendiğinde ikinci bir iddianamenin hazırlanacağı ve ilkiyle birleştirilmesinin talep edileceği belirtiliyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)



İDDİANAMENİN DETAYLARI NETLEŞİYOR

16.04.2013 18:30 İddianamenin detayları da netleşmeye başladı. İlk sayfalarında Turgut Özal´ın hayatı özetlenerek, Türkiye´nin 8. Cumhurbaşkanı seçilerek, görev başında hayatını kaybetmiş siyasetçi ve devlet adamıdır ifadesi kullanıldı. Anavatan Partisini 20 Mayıs 1983´te kuran Özal´ın başbakan seçildiği ve iktidarda bulunduğu 1983-1991´de, Türkiye ekonomisini ortalama 5,2 büyüttüğü belirtilen iddianamede, Özal´ın Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu´nu değiştirerek Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığını kurduğu ifade edildi. Özal´ın, partisinin, 18 Haziran 1988´de Ankara Atatürk Spor Salonu´nda düzenlenen 2. Olağan Kongresi´nde, Kartal Demirağ´ın düzenlediği saldırıdan yaralı olarak kurtulduğu anımsatılan iddianamede, Saldırgan Kartal Demirağ önce ölüm cezasına çarptırılıp, ardından cezası 20 yıla indirilmiştir. Gerek ailesinin, gerek birlikte siyaset yapan kişilerin beyanlarına göre, Turgut Özal, Türkiye´nin yüksek menfaatleri için olayın üzerine çok fazla gidilmemesini istemiştir denildi.



Turgut Özal´ın, 9 Kasım 1989´da resmi olarak cumhurbaşkanlığı görevine başladığı hatırlatılan iddianamede, Özal´ın, Cumhurbaşkanlığı döneminde yaşanan 1. Körfez Savaşı´nda çok aktif rol aldığı kaydedildi.

Özal´ın, dönemin Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin´in uzaklaştırılması için mümkün olan her şeyin yapılması konusunda fikren ve siyasi olarak çok istekli olduğu, bu nedenle ABD´ye destek verdiği anlatılan iddianamede, şunlar belirtildi: Harekata Türk ordusunun da katılıp, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Musul ve Kerkük´e girilmesini isteyince, zamanın Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay görev süresi sona ermeden 3 Aralık 1990´da kendi isteği ile genelkurmay başkanlığı görevinden emekliye ayrıldı. Görevden ayrılmasına sebep olarak da 1. Körfez Savaşı´nda hükümetin tutumuna tepki olduğu öne sürüldü.

Özal her zaman sivil yönetim ve demokrasinin üstünlüğünü savunmuştur. Sivil yönetimi destekleme adına kamu kurum ve kuruluşlarını ziyaret ederken, resmi kıyafetiyle ziyaret eden diğer Cumhurbaşkanlarından farklı olarak çoğu defa kravatsız, keten pantolon, keten ayakkabı ve tişörtle resmi programlara katılmıştır. Özal, diğer cumhurbaşkanları gibi konuklarını Köşk´te ağırlamak yerine, Marmaris´te Okluk Koyu´nda ağırlamıştır. Ölümünde, ´sivil cumhurbaşkanı, demokrat cumhurbaşkanı, dindar cumhurbaşkanı´ pankartlarıyla da bu tutumu desteklenmiştir.

İddianamede, Turgut Özal, 17 Nisan 1993´te 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistan gezisinden sonra şüpheli bir şekilde vefat etmiştir ifadesi kullanılarak, cenazesine Türkiye´nin dört bir yanından yüz binlerce kişinin akın ettiği, törenin televizyonlardan canlı yayınlandığı, ülkede bayrakların yarıya indirildiği görüşüne yer verildi.

Özal ile yakın dostluğu olan dönemin ABD Başkanı George H. W. Bush´un, beklentilerin aksine cenaze törenine katılmadığı kaydedilen iddianamede, Özal´ın, Öldükten sonra beni İstanbul´a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmed´in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum vasiyetine uyularak, kendisi tarafından yaptırılan eski Başbakan Adnan Menderes´in anıt mezarının da bulunduğu Topkapı Vatan Caddesi´nde hazırlanan anıt mezara defnedildiği anımsatıldı.

1993´ÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

İddianamede, ´1993 Yılında Meydana Gelen Önemli Olaylar´ başlığı altında, ´1993´te işlenen faili meçhul cinayetler, sansasyonel eylemler ve ülkeyi etkileyen önemli günler´ şöyle sıralandı:

-11 Ocak: İstanbul polisi, LuckyS adlı Panama bandıralı gemide 15 ton uyuşturucu ele geçirdi.

-15 Ocak: Bingöl ile Diyarbakır´ın Kulp ilçesi arasında bulunan PKK kampları havadan bombalandı. 150 PKK´lının öldüğü açıklandı.

-24 Ocak: Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu, evinin önünde otomobiline konan bomba ile öldürüldü.

-28 Ocak: İşadamı Jak Kamhi´ye suikast düzenlendi. Kamhi, yara almadan kurtuldu.

-5 Şubat: ANAP İstanbul Milletvekili, eski Maliye Bakanı Adnan Kahveci, ailesi ile Bolu-Gerede´de trafik kazası geçirerek hayatını kaybetti.

-17 Şubat: Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, buzlanma nedeniyle uçağın düşmesi yüzünden öldü. Resmi açıklama bu yönde olsa da olay sonrası toplanan kanıtlar, ortaya çıkan gelişmeler, bunun bir suikast olabileceği şüphesini ortaya koymuş, bu konuda da soruşturma halen devam etmektedir.

-18 Mart: PKK lideri Abdullah Öcalan, aldığı ateşkes kararını duyurdu.

-17 Nisan: 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, şüpheli şekilde öldü.

-16 Mayıs: Süleyman Demirel, Türkiye Cumhuriyeti´nin 9. Cumhurbaşkanı seçildi.

-23 Mayıs: PKK´lı teröristler Bingöl-Elazığ karayolunu keserek, teskere almış 33 silahsız askeri şehit etti. Bu konuda askerlerin güvenliği için gerekli tedbirlerinin alınmadığı ortaya çıkmıştır.

-8 Haziran: Abdullah Öcalan ateşkesi sona erdirdiklerini açıkladı.

-13 Haziran: DYP Olağanüstü Genel Kurulunda Genel Başkan seçilen Tansu Çiller 25 Haziran´da Başbakanlık koltuğuna oturdu.

-15 Haziran: Bitlis Kayabaşı ve Bingöl Üçpınar köylerinde 9 vatandaş roketatarlı saldırıyla öldürüldü.

-26 Haziran: Mardin´in Yeşilli ve Koyunlu köylerinde PKK katliam yaptı, 8 sivil öldürüldü.

-30 Haziran: Van´da Yenigün Otel kundaklandı, 11 kişi öldü, 27 kişi yaralandı.

-2 Temmuz: Sivas´ta Pir Sultan etkinliklerine katılan Aziz Nesin ile bir grup aydın ve sanatçının kaldığı Madımak Oteli ateşe verildi, 37 kişi öldü.

-2 Temmuz: Şırnak-Çelik Karakolu baskını neticesinde 16 asker şehit oldu.

-5 Temmuz: Erzincan´ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde PKK ve diğer örgütlerin ortak yaptığı eylem sonucunda 33 kişi öldürüldü.

-12 Temmuz: Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürlüğü´ne getirildi.

-12 Temmuz: Anayasa Mahkemesi, Halkın Emek Partisinin (HEP) kapatılmasına karar verdi.

-18 Temmuz: Van´ın Bahçesaray ilçesine bağlı Sündüz Yaylası´nda PKK tarafından 14 çocuk, 8 kadın ve 4 erkek öldürüldü.

-27 Temmuz: Bakanlar Kurulu, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş´in görev süresini 1 yıl uzattı.

-29 Temmuz: Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhittin Fisunoğlu, 30 Ağustos beklenmeden görevinden alındı. Kara Kuvvetleri Komutanlığına 1. Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı atandı.

-4 Ağustos: Bitlis´in Mutki ilesine bağlı Kavakbaşı ve Yenidoğan köyleri arasında yol kesen PKK´lı teröristler minibüsü taradı, 15 kişi öldü, 13 kişi yaralandı.

-23 Ağustos: Iğdır-Sultantopu Karakolu baskını neticesinde 14 asker şehit düştü.

-24 Ağustos: Batman Gercüş Ayranlı mevkisi baskınında çok sayıda sivil vatandaş öldü.

-1 Eylül: Ağrı Eleştirt Aşağı Kopuz Köyü İlkokulu PKK´lı teröristlerce yakıldı. (1993´ün ikinci yarısında onlarca köyün PKK tarafından yakıldığı haberleri yansıdı)

-4 Eylül: Batman´da yapılan saldırı sonucunda DEP Milletvekili Mehmet Sincar ile Batman İl Yönetim Kurulu Üyesi Metin Özdemir öldürüldü.

-12 Eylül: SHP Genel Başkanlığı´ndan ayrılan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, kabineden de istifa etti.

-25 Eylül: Van-Kanalga Karakolu baskını neticesinde 12 asker şehit düştü.

-29 Eylül: Batman Kozluk Beşkonak köyü Serikan mezrasında PKK katliamı sonucunda 2 çocuk, 4 kadın ve 1 erkek vatandaşımız öldürüldü.

-2 Ekim: Kahramanmaraş Elbistan Seydilli köyü Ofalar mezrasında PKK otobüs taradı, 10 kişi öldü.

-4 Ekim: Siirt Şirvan Daltepe köyünde PKK katliam yaptı. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 23 kişi öldürüldü.

-7 Ekim: Tunceli Pertek Pınarlar köyünde PKK katliamı sonucunda 4 öğretmen şehit edildi.

-10 Ekim: Tansu Çiller, Avrupa Konseyi toplantısı için bulunduğu Viyana´da İspanya tecrübesinden (Bask modeli) biz de yararlanacağız dedi.

-11 Ekim: Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çözümü İspanya´da arama dedi.

-16 Ekim: PKK tehdidi sebebiyle ulusal gazeteler Diyarbakır bürolarını kapattı.

-22 Ekim: Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Diyarbakır Lice Asayiş Bölük Komutanlığı binası önünde silahlı saldırı sonucu şehit oldu.

-22 Ekim: Siirt Baykan Derince mezrasında PKK tarafından çoğu çocuk 22 kişi öldürüldü.

-25 Ekim: PKK, Erzurum´un Çat ilçesine bağlı Yavi beldesinde kahvehane bastı, 35 kişi öldü, 50 kişi yaralandı.

-27 Ekim: Başbakan Tansu Çiller, Terör ya bitecek ya bitecek! açıklamasını yaptı. 4 gün sonra da Terörün dıştaki ve içteki kaynaklarını kurutacağız dedi.

-4 Kasım: JİTEM´in kilit isimlerinden olduğu belirtilen Cem Ersever öldürüldü. Ersever, Güneydoğu´daki gerçekler Türk milletinden gizleniyor demişti.

-29 Aralık: Mardin Kılavuzköy Jandarma Karakolu´nu basan teröristler 12 askeri şehit etti. Savur ilçesinde devriye gezen iki polis şehit edildi.

-31 Aralık: Abdullah Öcalan, ABD ve AB´nin önde gelen devlet ve hükümet başkanlarına açık bir mektup göndererek, yeni bir sözde ateşkes ilan etmek istediğini bildirdi.

SUİKAST GİRİŞİMİ VE UÇAK KAZASI

İddianamede, Maktulün Ölümünden Önce şahsına Yönelik Gerçekleştirilen EYlemler başlığı altında, Kartal Demirağ tarafından gerçekleştirilen suikast olayı ve Uçak kazasına yer verildi.

Özal´a, 18 Haziran 1988´de Anavatan Partisi´nin 2. Olağan Kongresi´nde Kartal Demirağ tarafından suikast düzenlendiği ve sağ elinden yaralı olarak kurtulduğu belirtilen iddianamede, Demirağ´ın önce ölüm cezasına çarptırıldığı, sonra cezasının 20 yıla indirildiği anımsatıldı.

Turgut Özal´ın oğlu Tevfik Ahmet Özal´ın, 1 Nisan 2013 tarihli beyanı özetlendi. Buna göre Ahmet Özal, babasına yönelik suikasttan 2-3 ay önce Başbakan olarak kendisine tahsisli olan TC-GAP uçağının İstanbul´dan Ankara´ya hareket edeceği sırada bir sesle bütün ışıklarının söndüğünü, 2. pilotun sigorta diye düğmeye basmasıyla ışıkların geri geldiğini, havalandıktan sonra Büyükada üzerinde aynı sorunun bir daha yaşandığını ifade ederek, kendisinin hobi olarak sivil pilot olması nedeniyle, babasının da kabul etmesiyle uçağı Yeşilköy Havalimanı´na döndürdüğünü, havalimanına gelmeden çok önce uçağın sağ motorunun durduğunu, elektriklerin kesildiğini, göstergelerin kaybolduğunu, telsiz konuşmalarının yapılamadığını, kule ile konuşamadıklarını, kabin içerisinde duman yükselmeye başladığını, herkesin panikleyip bağırmaya başladığını anlattı.

Uçağın denizin üzerinden çok alçak geçerek piste iniş yaptığını, kulenin inişten habersiz olduğunu, uçağın tekerlerinin patladığını kaydeden Ahmet Özal, pilotun ´Uçak infilak edecek, kaçın´ iye bağırdığını, normal kapıyı açmak istediğini ancak basınç farkından dolayı açılmadığını ve en arka bagajların olduğu kargo kapısını açtıklarını ifade etti.

Ahmet Özal, korumaların babasını sarkıtarak aşağıya indirdiklerini, aşağıya atlayanlardan Basın Danışmanı Can Pulat ve Özel Kalem Müdürü Tevfik Ertürk´ün sakatlandığını bildirerek, Olayın basında kısaca yer aldığını, uçağı satan firmanın rapor düzenlediğini ve uçağın havada patlama ihtimalinin yüzde 95 olduğunu, geri kalan yüzde 5 ihtimalle kendilerinin kurtulduğunu söylediklerini aktardı.

Bu olayın babasına yönelik suikast olabileceğini düşünmediklerini söyleyen Ahmet Özal, Ancak Kartal Demirağ tarafından silahlı suikast girişiminden sonra bu olayın da bir suikast girişimi olabileceğini değerlendirdiklerini belirtti.

GİZLİ TANIK SELÇUK

Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne ilişkin Ergenekon davası sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında hazırlanan iddianamede, Şüpheli Levent Ersöz´ün, açık kimliği tespit edilemeyen ancak gizli tanık ´Selçuk´ tarafından ´Savaş Korkmaz´ olarak belirtilen kişi ile 17 Nisan 1993´te, Türkiye´nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ı önceden planlayarak zehirlemek suretiyle öldürttüğü, bu yolla atılı suçu işlediği sonuç ve kanaatine varılmıştır ifadesi kullanıldı.

Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce kabul edilen iddianamede, Turgut Özal´ın ölümüne ilişkin Devlet Denetleme Kurulu ve İstanbul Adli Tıp Kurumu´nca hazırlanan raporlar ve gizli tanıklar İlker Çınar´ın, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı´na, Selçukun ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na verdiği ifadeler özetlendi.

İddianameye göre, ifadesinde, 1993´ten itibaren, Özel Kuvvetler Komutanlığı içerisinde yer alan TUSHAD´a bağlı Beyaz Kuvvetler Komutanlığı´nda görev yaptığını belirten Çınar, Beyaz Kuvvetler´in operasyonel bir birim olmadığını belirtti.

Operasyonel olan Siyah Kuvvetler´in ise halk arasında bulunduğunu ve görevinin farklı grupları karşı karşıya getirerek ortamı germek olduğunu iddia eden Çınar, Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde bulunan JİTEM´in de TUSHAD tarafından kontrol edildiğini ve infazlar yaptığını ileri sürdü.

Operasyonlar başladıktan sonra, Beyaz Kuvvetler, Siyah Kuvvetler ve JİTEM´in, Ergenekon Terör Örgütü´nün bir parçası olduğu sonucuna vardığını ifade eden Çınar, Ergenekon kapsamında yargılanan Hurşit Tolon´un, TUSHAD´ın başında ve emekli olduktan sonra bile etkin konumda bulunduğunu savundu.

Sanık Levent Ersöz´den eğitim aldığını iddia eden Çınar, Özal´ın suikast sonucu öldüğünü, TUSHAD´a girdikten sonra yapılan konuşmalarda duyduğunu ileri sürdü. Çınar, Turgut Özal´ın, kalp krizine yol açacak polonyum 210 ve amerikyum 241 radyoaktif ilaçları verilerek öldürüldüğünü öne sürdü.

CUMHURBAŞKANINI DA ZEHİRLETİRİZ

Gizli tanık Selçuk da ifadesinde, Levent Ersöz´ü tanıdığını belirterek, bir konuşmada Ersöz´ün, Biz gerektiğinde cumhurbaşkanlığı yapmış bir kişiyi de zehirletiriz, öldürtürüz dediğini duyduğunu iddia etti.

Selçuk, Özal´ın ölümüne ilişkin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ne yazdığı dilekçede de jandarma istihbarata çalıştığı dönemde, yarbay rütbesindeki ´Savaş´ isimli bir kişinin, Özal´ın ölümünün zehirlenme yoluyla düzenlenen planlı bir suikast olduğunu söylediğini ileri sürdü.

Levent Ersöz´ün, 2004´te Ankara Çayyolu´ndaki bir toplantıda ise Bizler başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış kişiyi zehirletiriz dedikten sonra, toplantıda bulunan Yarbay Savaş´a dönerek, Bu olayın kahramanlarından biri Savaş´tır ifadesini kullandığını iddia eden Selçuk, Ersöz´ün, konuşmasının devamında, Özal´ın yanında yer alan Eşref Bitlis´in ihanet içinde olduğunu savunarak, Bu yanlışın bedelini hem kendi hem onu adam bilip yanında olanlar ödedi dediğini ifade etti.

ERSÖZ´ÜN SAVUNMASI

İddianamede, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki Ergenekon davasının iddianamelerinden, Turgut Özal´ın adının geçtiği bazı bölümler aktarıldıktan sonra, sanık Levent Ersöz´ün, soruşturma aşamasında alınan savunmasına yer verildi.

Buna göre, Ersöz, Deniz Uygar kod isimli İlker Çınar´ı tanımadığını ve hakkındaki iddialardan basın yoluyla haberdar olduğunu aktardı. İlker Çınar´ın ifadelerinde çelişkiler bulunduğunu ileri süren Ersöz, Genelkurmay´da TUSHAD diye bir birimin olmadığını, ne Beyaz Kuvvetler ne de Siyah Kuvvetler birimlerini duymadığını belirtti.

JİTEM diye bir birimin söz konusu olmadığını savunan Ersöz, Arif Doğan gibi hastalıklı ruh hali içerisindeki bir kişinin beyanlarına dayanarak JİTEM´in var olduğunun iddia edildiğini, Teoman Koman´ın, mahkemede tanık olarak dinlendiğinde JİTEM´in var olmadığını açıkça ifade ettiğini, Genelkurmay Başkanlığı´nın TUSHAD diye bir birimin olmadığını mahkemeye bildirdiğini, dolayısıyla olmayan bir kuruluşun Özal´ı öldürmesinin söz konusu olamayacağını kaydetti.

HAYAL ÜRÜNÜ BİR SENARYO

Özal´ın ölümüyle ilgili iddiaların hayal ürünü bir senaryo olduğunu ileri süren Ersöz, Özal´ın öldüğü tarihte Şırnak 23. Jandarma Sınır Tugayı´nda kurmay başkanı olduğunu belirtti.

Selçuk isimli gizli tanığın kim olduğunu bilmediğini ve hiçbir ilişki içine girmediklerini dile getiren Ersöz, Selçuk´un, Jandarma İstihbarat´ta haber elemanı olarak çalıştığını ve kendisini oradan tanıdığını ifade ettiğine dikkati çekti. Ancak 2003-2004´te sadece bir yıl istihbarat başkanı olarak çalıştığını bildiren Ersöz, gizli tanık Selçuk´un beyanlarının çelişkili olduğunu öne sürerek, hakkındaki iddiaları reddetti.

Ersöz, Selim Gül´ün Şırnak´ta emrinde çalışan bir astsubay olduğuna değinerek, gizli tanık ifadelerinde, Ankara Çayyolu´nda 2004´te gerçekleştirildiği savunulan toplantıda yer aldığı iddia edilen Gül´ün, hatırladığı kadarıyla o tarihte Mersin İl Jandarma Komutanlığı emrinde olduğunu dile getirdi.

Böyle bir toplantı olmadığı için, ´Bizler Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış kişiyi zehirletiriz´ dediğinin iftira ve yalan olduğunu savunan Ersöz, Turgut Özal ve Eşref Bitlis´in ölümlerinde en ufak bir bilgi ve etkisinin söz konusu olmadığını ileri sürdü.

İlker Çınar´ın Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı´nın iddianamesinin 9. ve 10. sayfasında belirttiği hususların tamamen yalan ve uydurma olduğunu ifade eden Ersöz, Çınar ile hiç çalışmadığını savundu.

Hurşit Tolon´un TUSHAD olarak iddia edilen bir kuruluşla ilişkisi olup olmadığını bilmediğini, kaldı ki TUSHAD diye bir kuruluşun bulunmadığını iddia eden Ersöz, Adli Tıp Kurumu raporunda, Özal´ın ne şekilde öldüğü tespit edilememiştir denilmesine rağmen İlker Çınar ve Selçuk adlı gizli tanığın beyanı üzerine, Özal´ın öldürüldüğü sonucuna varılmış gibi kendisine sorular sorulmasını kabul edemeyeceğini dile getirdi.

DEĞERLENDİRME

İddianamenin son bölümünü oluşturan Değerlendirme kısmında ise şunlar kaydedildi:

Ayrıntılarıyla açıklanan tanık beyanları, bilgi ve belgeler, şüpheli Levent Ersöz´ün İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde (CMK 250. madde ile görevli) yargılandığı suçların niteliği ve özelliği ile tüm soruşturma dosyası içeriği dikkate alındığında, şüpheli Levent Ersöz´ün, açık kimliği tespit edilemeyen ancak gizli tanık ´Selçuk´ tarafından ´Savaş Korkmaz´ olarak belirtilen kişi ile 17 Nisan 1993 tarihinde, Türkiye´nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ı önceden planlayarak zehirlemek suretiyle öldürttüğü, bu yolla atılı suçu işlediği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

İddianamede, Ersöz´ün 765 sayılı TCK´nın Cumhurbaşkanına suikasta ilişkin 156. maddesiyle cezalandırılması istendi.

Maddede, Reisicumhur hakkında suikastta bulunanlarla buna teşebbüs edenler fiilleri teşebbüsü tam derecesinde ise ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasıyla, nakıs ise müebbet ağır hapis ile cezalandırılır deniliyor.



İDDİANAME: YARBAY SAVAŞ KORKMAZ DA SUİKASTE KATILDI

17.04.2013 10:00 Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne dair kabul edilen iddianamenin 65 sayfa olduğu öğrenildi. İddianamede tek sanık olarak Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün yer aldığı kesinleşti. Ayrıca iddianamede, “Ersöz´ün açık kimliği tespit edilemeyen Yarbay Savaş Korkmaz ile birlikte Özal´ı önceden planlayarak zehirlemek suretiyle öldürttüğü kanaatine varılmıştır.” denildi.



´ÖZEL HARP´İN ÖZAL´I İNDİREN GÜÇ OLDUĞUNU UNUTMAYIN´

İddianamede Ergenekon davası kapsamında Özal´la ilgili bölümlere de yer verildi. 282. Sayfasında İşçi Partisi´nden elde edilen “prov mekt oğuz” isimli word sayfası içerisinde Öcalan´ın avukatı ve özel kuvvetlerde görevli olduğu belirtilen Oğuz´un konuşmaları dikkat çekti. Oğuz´un konuşmalarda biz sizi protokolden sonra ÖKK´nın 2. Başkanına götüreceğiz. Karargahta görüşeceksiniz. Onunla böyle rahat konuşamazsınız. Özal´dan iyi bir şekilde söz edemezsiniz. Özal´ı indiren güçle konuştuğunuzu unutmayacaksınız. Özal için Ermeni köpeği Kürt eniği gibi laflar duyabilirsiniz” ifadelerini kullandığı belirtildi.

´ÖZAL ÖLÜRSE DARBE OLMAZ, DEMİREL ÖLÜRSE OLUR!´

Turgut Özal´ın kendisine düzenlenen suikastın üzerine gittiğine yer verilen iddianamede, Ergenekon belgelerine göre, Demirel ve İnönü´nün öldürülmesi durumunda ordunun yönetime el koyacağı tahmininin dile getirildiği, Özal ve Mesut Yılmaz öldürülürse böyle bir durumun söz konusu olmayacağının vurgulandığı dokümanlar olduğu belirtildi. (Bugün)

ZEHİRLENMEYE DAİR İLK SUÇ DUYURUSU 1996´DA.. ARDINDAN DA İLGİNÇ BİR GELİŞME..

Savcılığın Turgut Özal´ın ölümünü araştırdığı sırada dönemin Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi´ne 1996 yılında ´Özal´ın zehirlenerek öldürüldüğü´ yönünde suç duyurusunda bulunulduğu anlaşıldı. Dönemin DGM Savcılığı´na gelen suç duyurusuna hiçbir araştırma yapılmadan takipsizlik kararı verildiği tespit edildi.

Bu olayın hemen ardından ilginç bir gelişme daha yaşandı. Zamanlama, tesadüf olasılığını zayıflatıyor. Buna göre, DDK raporunda da belirtildiği gibi Özal´a ait kan örnekleri Hacettepe Üniversitesi´nde 1996 yılında kayboldu. Özal´ın şüpheli ölümüne ilişkin yapılan ilk suç duyurusunun ardından kan örneklerinin kaybolması ise dikkat çekti.

Test Sonuçları da Kayıp

Yine olayla ilgili bir başka kritik ayrıntı bir tanığın ifadesinde yer alıyor. Kan örneklerinin kaybolmasıyla ilgili çeşitli iddialara yer verilirken kan örneklerinin taşınırken kırıldığı öne sürülmüştü. Hacettepe Üniversitesi´nde görevli Doç. Dr. Cumhur Özkuyumcu DDK raporundaki beyanında, 17 Nisan 1993 günü Özal´ın ölümünün hemen ardından kendisine Özal´ın kan örneğinin gönderildiğini belirtmişti. Özkuyumcu´nun Özal´ın kan örneği üzerinde birden çok test yaptığını ancak hasta dosyasında bulunan test sonuçları arasında o gün kendilerinin çalıştıkları test sonuçlarının bulunmadığını ifade ettiği aktarıldı.

İDDİANAMEYE GÖRE KALP KRİZİ UZAK İHTİMAL

18.04.2013 13:05 Savcılık: “Verilere göre kalp krizi uzak ihtimal, rahatsızlığı ve ölümü sırasındaki bazı bulgular toksik kimyasal madde zehirlenmesi olarak bilinen ´organofosfat zehirlenmesi´ belirtileridir.”

Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen Ergenekon ve Balyoz davaları sanığı Levent Ersöz´ün tek şüpheli olarak yer aldığı ´Özal´a Suikast İddianamesinde´ çarpıcı ayrıntılara yer verildi. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın kalp kriziyle ölümü olasılığının uzak bir ihtimal olarak görüldüğü ifade edilen iddianamede Devlet Denetleme Kurulu´nun Özal´ın Türkiye ve Amerika´daki tüm sağlık verileri toplanarak sağlık haritasının çıkartıldığı kaydedildi.

DDK Raporu´na özel vurgu

Savcılık, DDK Raporu´nun ´Özal´ın ölümünde kalp dışı ve özellikle de doğal ölüm nedenleri dışındaki ihtimallerin düşünülmesi gerektiği´ tespitine vurgu yaparken Özal´ın rahatsızlığı ve ölümü sırasındaki bazı bulguların ise, toksik kimyasal madde zehirlenmesi olarak bilinen ´organofosfat zehirlenmesi´ belirtileri olduğunu kaydetti. İddianameyi hazırlayan Savcı Kemal Çetin, Özal´ın ölümünün ardından kan örneği alınarak bazı testler yapıldığını, ancak bu testlerin hasta dosyasında bulunmadığını belirtti.

Şüpheli ölüme otopsi yapılır

Özal´ın ölüm raporu ve gömme izin belgesinde birbirinden farklı tanıların yazıldığını belirten savcılık, bu durumun Özal´ın ölümünü ´şüpheli ölüm´ yaptığını belirtti. SAvcılık, şüpheli ölümlerde otopsi kararının hekim veya aileye ait olamayacağını vurguladı. Çetin, adli makamlara olayın bildirilmemiş olmasının yasalara aykırı olduğu belirtildi.

Ersöz tanıklardan şikayetçi

Levent Ersöz, avukatı Hulusi Çoşkun aracılığıyla, iddianameye itiraz etti ve gizli tanıklar İlker Çınar ve Selçuk hakkında ´suç uydurma´, ´yalan tanıklık´, ´iftira´ ve ´adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs´ suçlamalarıyla şikayetçi oldu. (Star)

SAVAŞ KORKMAZ´IN GERÇEK KİMLİĞİ AÇIĞA ÇIKMAK ÜZERE: YOZGAT/SORGUN ÖKSÜZLER KÖYÜ´NDEN

19.04.2013 16:58 Özal iddianamesinde Özal´a yönelik suikastte yer aldığı iddia edilen Savaş Korkmaz kod adlı kişinin kimlik bilgileri açığa çıkmak üzere. İddianamede onun memleketinin Yozgat/Sorgun/Öksüzler Köyü olduğu belirtiliyor. Ergenekon davasında ayrıntılı şekilde bir kaç kez ifade veren Gizli Tanık Selçuk´un konuyla ilgili ifadeleri Özal iddianamesinin 13-16. sayfaları arasında yer alıyor. İlgili satırlar şu şekilde:

.. ayrıca Savaş...? isimli bir JİTEM görevlisi daha tanıdığını bunun rütbesinin ise yarbay olduğunu, hatta diğer şahısları Savaş yarbayın yönlendirdiğini, bu kişilerin yanında istihbarat elemanı olarak çalıştıkları sivil kökenli insanlar bulunduklarını ayrıca Arif DOĞAN´la tanıştığını o dönem rütbesinin yarbay olduğunu, ancak Savaş yarbayın üzerinde bulunduğunu,

..Gizli tanık Selçuk´un 05/12/2012 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına Turgut ÖZAL´ın ölümüyle ilgili dilekçe verdiği, yazısından kimliğinin ortaya çıkmaması için Mahkeme Başkanlığı tarafından verdiği dilekçesinde ekleme ve çıkarma yapılmaksızın anlam değişikliği olmaksızın zapta geçirerek imzalandığı, gizli tanığın Mahkeme Başkanlığına hitaben yazmış olduğu dilekçesinde özetle;

Turgut ÖZAL´ın zehirlenerek öldürülmesini Jandarma İstihbaratta çalıştığı dönemde Yarbay rütbesinde olan ifadesinde belirttiği Savaş isimli şahıstan aralarındaki yakın ilişki sebebiyle işittiğini, aralarında güvene dayalı ilişki bulunduğunu, Savaş Yarbayın kendisine Turgut ÖZAL´ın ölümünün zehirlenme yoluyla düzenlenen planlı bir suikast olduğunu, bu olayın içerisinde kendisinin de yer aldığını, güvendiği İrfan, Ahmet ve kendisinin isimlerini net olarak bilmediği üç beş kişilik arkadaş ortamında söylediğini,

Kendisinin bu hususları daha sonra 2004 yılında Ankara Ümitköy Çayyolu Mevkii Atabilge Sitesinde bulunan ofis ve misafirhane olarak kullanıldığını bildiği, ofis ve misafirhaneye ek olan aynı site içerisinede bir villa ve 2 ayrı evin olduğunu bildiğini, bu yerlerden birinde Levent ERSÖZ´den de duyduğunu, Levent ERSÖZ´ün konuşmasını Savaş Yarbay, tanımadığı Selim GÜL denilen biri, Taşkın, İrfan ve kendisi ile Levent ERSÖZ´ün adamı olan birkaç kişinin bulunduğu toplantıda yaptığını, Levent ERSÖZ´ün kendi yapılanmalarının üstünlüğü ve istihbaratın önemini anlatmak için bizler Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yapmış kişiyi zehirletiriz dediğini, bu konuşma yapıldığında Albay rütbesinde olan Savaş Yarbaya dönerek “bu olayın kahramanlarından biri Savaş´tır” dediğini ve kendince Savaş Yarbayı onore ettiğini, kendisinin daha önce bildiği bu olayı Savaş´ın kendilerine anlattığının ortaya çıkmasın diye şaşırmış gibi yaparak dinlediğini, konuşmaların devamında Eşref BİTLİS´in bu oluşuma ihanet içinde olduğunu, Turgut ÖZAL´ın yanında yer aldığını söyleyerek küfür ettiğini, “bu yanlışın bedelini hem kendi hemde Onu adam bilip yanında olanlar ödedi” dediğini,

Bu konuşmalardan sonra kendisinin Savaş Yarbaya (Albaya) birkaç kişinin daha olduğu bir ortamda “Levent ERSÖZ seni onore etti zamanında ÖZAL´ın olayında yer aldığını söylemiştin ama tam ne yaptığını söylememiştin, merakımıza ver sorduk” dediğini, onunda konuşmayı, yaptıklarını övünerek anlatmayı sevdiğini, kendilerine güvenle anlattığını,

İfadesinde belirttiği kişilerden Savaş Yarbayın 1998-1999 yıllarında Yarbay olduğunu, JİTEM´de sorgucu olduğunu, soyadını, tuttuğu notlarını kontrol ettikten sonra “Savaş KORKMAZ, Yozgat/Sorgun Öksüzler Köyü” memleketli olduğunu hatırladığını, bu kişinin Albay rütbesiyle emekli olduğunu öğrendiğini, öğrendiği kişinin uzun yıllardır tanıdığı bir arkadaşı olduğunu,

İrfan isimli kişinin o dönem rütbesinin Binbaşı olup soyadının ŞAHİNOĞLU olduğunu, Kayserili fakat fazla bilgi sahibi olmadığını, İrfan´ın Ankara´da oturduğunu, şuan emekli olduğunu bildiğini,

Ahmet isimli şahıs hakkında fazla bilgi sahibi olmadığını, 1997-1998 yıllarından sonra bu oluşumdaki kişilerle bağlantısının yok denecek kadar az olduğunu, bu kişinin Levent ERSÖZ´ün konuşmasına şahit olanlardan olduğunu, rütbesini bilmediğini,

Selim GÜL, Taşkın ve başka kişilerin Levent ERSÖZ´ün Şırnak´ta Albay rütbesinde olduğu dönemde yakın çalıştığı ve daha sonra yine kendi kontrolünde olan kişiler olduğunu, bu toplantıda olduklarını hatırladığını belirtmiştir.

Gizli tanık Selçuk´un 14/12/2012 tarihinde yine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına vermiş olduğu ve tutanak haline getirilen dilekçesinde de, 05/12/2012 tarihli dilekçesinde anlattığı hususlara ek olarak; o dönem Savaş Yarbayın Turgut ÖZAL´ın zehirlenmesiyle ilgili olayın ayrıntılarını anlatırken kendisinin delillerin yok edilmesinde yardımcı tim olarak görevli olduğunu anlattığını belrtimiştir.

DOSYADAKİ DELİLLER

Özal iddianamesinin ekinde şu deliller yer alıyor:

-Gizli Tanık Selçuk´un beyanları

-Tanık Deniz UYGAR kod isimli İlker ÇINAR´ın beyanları

-Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca düzenlenen 04/06/2012 tarihli ve 2012/2 sayılı raporu

-İstanbul Adli Tıp Kurumunun 05/12/2012 tarihli ve 4416-C sayılı raporu

-İstanbul CMK´nın 250. Maddesi ile Görevli ve Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenmiş 2008/623 sayılı ve 10/07/2008 tarihli iddianame (1. Ergenekon iddianamesi)

-İstanbul CMK´nın 250. Maddesi ile Görevli ve Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenmiş 2009/188 sayılı ve 08/03/2009 tarihli iddianame (2. Ergenekon iddianamesi)

-Malatya CMK´nın 250. Maddesi ile Görevli ve Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenmiş 2012/98 sayılı ve 08/06/2012 tarihli iddianame (Malatya Zirve katliamı ek iddianamesi)

-Şüpheli savunması, Tanık beyanları, Müşteki beyanları, Sabıka ve nüfus kaydı ve tüm dosya kapsamı (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

İLK DURUŞMA TARİHİ BELLİ OLDU: 11 EYLÜL

02.05.2013 12:16 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne ilişkin Ergenekon davası sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında açılan davanın ilk duruşması, 11 Eylül´de görülecek. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, davanın tensip zaptını hazırladı. Davanın ilk duruşması 11 Eylül´de saat 09.00´da görülmesi, müştekiler Semra Özal ve Ahmet Özal ile tanık ifadelerinin talimatla alınması kararlaştırıldı. İddianamede Ersöz, 765 sayılı TCK´nın Cumhurbaşkanına suikasta ilişkin 156. maddesi kapsamında suçlanıyor. Maddede, Reisicumhur hakkında suikastta bulunanlarla, buna teşebbüs edenler fiilleri teşebbüsü tam derecesinde ise ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasıyla, nakıs ise müebbet ağır hapis ile cezalandırılır deniliyor.

(16 Nisan 2013), son güncel.: (02 Mayıs 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Özal soruşturması genişliyor

TURGUT ÖZAL SUİKASTİ VE ŞÜPHELİ ÖLÜMÜYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

TUSHAD ile ilgili manşetlerimiz

Zehirlenme örtbas mı edilecek?

Özal´ın zehirlendiği iddiası ve adli tıp incelemesi manşetlerimiz

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Özal ve komutan cinayetleri bağlantılı

Özal: Dertleri beni tasfiye etmek

DDK: Özal´ın mezarı açılmalı

DDK raporunun tam metni

DDK´nın Özal´ın vefatına dair raporun orjinalini Cumhurbaşkanlığı sitesinden indirmek için tıklayın

DDK´nın Özal´ın vefatına dair raporun orjinalini sitemizden indirmek için tıklayın

DDK Özal´ın ölümüne yoğunlaştı

Özal suikastinde çember daralıyor

Özal suikasti muhteşem bir Özel Harp işiydi, amacına da ulaştı

Korkut Özal: Kardeşimi Ergenekoncular öldürdü

Kaynak: Özal´ın o dönem ölmesi birilerince uygundu

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5238    yazdır/print


 

Jitem üyesi tanık: Yeşil yaşıyor

JİTEM kimliği ile 1997-1999 yılları arasında Güneydoğu´da görev yapan Bedran Akdağ, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yaşadığını iddia etti ve geçtiğimiz aylarda Diyarbakır´da görüldüğünü ileri sürdü.

23.12.2012 11:22 JİTEM kimliği ile 1997-1999 yılları arasında Güneydoğu´da görev yapan ´Dağın Ardındaki Gerçekler´ kitabının yazarı Bedran Akdağ, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yaşadığını iddia etti. Yeşil´in şu anda Çukurova Bölgesi´nde tutulduğunu savunan Akdağ, geçtiğimiz aylarda ise Diyarbakır´da görüldüğünü ileri sürdü. Kaynağını açıklamayan Akdağ, Onu derin yapılar halen elinde tutuyor. Çünkü o konuşursa Fırat´ın ötesinde karanlık olay kalmaz. PKK´nın derin ilişkileri de deşifre olur. Derin devlet, Yeşil konuşur diye onu himaye ediyor. dedi.

Kanal 5´e konuk olan Bedran Akdağ, JİTEM´e katılmasını şöyle anlattı: Bir taraftan örgüt tarafından, bir taraftan da devletin bazı yapıları tarafından baskı altına alındık. Biz de PKK´ya katılmak yerine JİTEM´e katılmayı tercih ettik. Ancak JİTEM ile çalışmaya başlayınca illegal bir örgüte hizmet ettirildiğimizi gördük. Hatta operasyon timleri vardı. Bir çok arkadaş da baskı yoluyla bu timlere katılmak zorunda kaldı.

JİTEM ÇATISI ALTINDA ´BIÇAK TİMİ´ OLUŞTURULDU

Bölgede JİTEM çatısı altında ´Bıçak Timi´ oluşturulduğunu dile getiren Akdağ, tim aracılığıyla sayısız infazlar gerçekleştirildiğini ileri sürdü. Bıçak Timi´ne bağlı alt birimlerin de bulunduğunu anlatan Akdağ, bu yapıların terörle mücadele adı altında kurulduğunu ama hepsinin kendi rantlarının peşine düşerek birer infaz timine dönüştüğünü vurguladı.

Bıçak Timi´nin, dönemin Mardin Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı olan ve şu an Ergenekon sanığı Atilla Uğur tarafından kurulduğunu iddia eden Akdağ, bu tim hakkında savcılığa da ifade verdiğini açıkladı. Savcılığa, ´İsmet, Abdurrahman, Mehmet Salih, Başçavuş Aygün, Astsubay Erdal Uğur, PKK itirafçısı Kadiriye, PKK itirafçısı kod adı Fatih´ isimlerini verdiğini anlatan Akdağ, bu ekibin, bir çok kanaat önderini, iş adamı ve istediklerini yapmayan mazlumları dipsiz kuyulara attığını söyledi.

Bıçak Timi´nin içine farklı bölgelerden de katılımlar olduğunu belirten Akdağ, Cizre´deki yapılanmayı ise Güneydoğu´daki faili meçhul cinayetlerle ilgili davanın görüldüğü duruşmada, davanın bir numaralı sanığı olan Emekli Albay Cemal Temizöz´ün oluşturduğunu iddia etti. Akdağ, timin, bölgede gayri meşru işler yaptığını ve köylerde de katliamlara imza attıklarını savundu.

KÜRT RAPORUNDAN DOLAYI ÖLDÜRÜLDÜLER

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden, Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu ve Emekli Korgeneral Hulusi Sayın´ın JİTEM tarafından ortadan kaldırıldığını ileri süren Bedran Akdağ, şöyle devam etti: Bu ekip, rahmetli Eşref Bitlis´in çalışma kadrosundaydı. Rahmetli Bitlis ve Adnan Kahveci´ye, Turgut Özal özel bir görev verdi. Görevleri, Kürt sorunu üzerinde bir araştırma yaparak rapor hazırlamaktı. Bu kapsamda, çok geniş çalışmalar yaptı iki isim. Daha sonra sundukları taslak raporlarda JİTEM´e yer verdiler. Ve el birliği ile JİTEM´in üzerine gitme kararı aldılar. Ve maalesef bunu hayatları ile ödediler.

GAFFAR OKKAN SUİKASTI JİTEM İŞİ

Diyarbakır eski Emniyet Müdürü Gaffar Okkan´a yönelik suikast hakkında da açıklamalarda bulunan Akdağ, olayın arkasında JİTEM´in olduğunu savundu. Olayın ardından görüştüğü bir itirafçının, kendisine suikastı detaylı bir şekilde anlattığını dile getiren Akdağ, İtirafçı, aynı zamanda JİTEM´e de hizmet etmişti. Olayda, Ergenekon sanığı Levent Göktaş ve yine Ergenekon sanığı Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün de parmağı var. Olayı kesinlikle JİTEM´in yaptığını anlattı bana. JİTEM elemanları Gaffar Okkan´ı vurduktan sonra Diyarbakır Saraykapı´ya gidiyorlar. Jitem binasına, 16 kişilik bir tim. Ve ertesi gün oradan helikopter ile Irak´ın Süleymaniye kentine geçiyorlar. Yaklaşık bir ay Kuzey Irak´ta kaldıktan sonra tekrar helikopter ile Diyarbakır´a geliyorlar. Ve oradan Cesna tipi bir uçakla Malatya´ya giderken uçak düşürülüyor. Hiç kimse sağ kalmadı. Yani olayı gerçekleştiren Jitem elemanları da susturuldu. Bu olayı, ben yetkili makamlara da bildirdim. diye konuştu.

YEŞİL KONUŞURSA FIRAT´IN ÖTESİNDE KARANLIK OLAY KALMAZ

´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yaşadığını iddia eden Akdağ, Hatta iddia ediyorum, şu anda Çukurova Bölgesi´nde tutuluyor. Geçtiğimiz aylarda ise Diyarbakır´da görüldü. Kaynağımı açıklayamam ama bundan hiç şüphem yok. Onu derin yapılar halen elinde tutuyor. Çünkü o konuşursa Fırat´ın ötesinde karanlık olay kalmaz. PKK´nın derin ilişkileri de deşifre olur. Derin devlet, Yeşil konuşur diye onu himaye ediyor. Ama oğlunun yakın zamanda avukatlar ile görüşerek babasının yaşadığını ifade ettiğini de biliyorum. Can güvenliği olmadığı gerekçesiyle avukatı açıklayamam. Sanırım çete davalarına tanıklık yapmak istiyor. şeklinde konuştu. (Cihan)

´YEŞİL YAŞIYOR´ DİYEN DİĞER TANIKLAR

Faili meçhullerden bir çoğunda adı geçen Türkiye´nin en gizemli tetikçisi ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın öldüğünü savunanlar da var. Onun öldüğünü ileri sürenler Ölmeseydi şimdiye kadar yakalanırdı ya da ortaya çıkardı savunmasını yapıyorlar. Ancak onun ölmediğine dair Bedran Akdağ dışında başka tanıklar da var. Yeşil´in Yaşadığını ileri süren yetkililerin sayısı çok fazla ve bazıları çok somut bilgiler veriyor.

Belki bu tanıkların somut bilgilerinden hareketle, belki de ele geçen başka delillerden hareketle Albay Kazım Çillioğlu soruşturmasını yürüten Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeşil hakkında aylar önce yakalama kararı çıkartmış bulunuyor. Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten savcılık, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ´Bozo´ kod adlı Yusuf Geyik için Şubat 2012´de mahkemeden yakalama kararı çıkarttı. Savcı, yurtdışında yaşadığına dair çok sayıda tanık ifadesi bulunan Yeşil´in kırmızı bültenle aranması ve yakalanması için Adalet Bakanlığına da müracaatta bulundu.

Yeşil´in yaşadığını savunan diğer tanık iddialarını şu şekilde sıralayabiliriz:

JİTEM elemanı ve PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan: Yeşil Gürcistan´da yaşıyor

18 Ocak 2012 tarihinde bir yerel gazeteye açıklamalar yapan ve Diyarbakır´da bir dönem Jitem elemanı olarak görev yapan eski PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan, Yeşil kod adlı kod adlı Mahmut Yıldırım´ın Gürcistan´ın başkenti Tiflis´te yaşadığını söyledi. Diyarbakır´da Günlük olarak yayınlanan Güneydoğu Güncel gazetesinin sorularını yanıtlayan Abdulkadir Aygan, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın Tiflis´te bir Üniversite öğrencisinin yanında yaşadığını, kendisine sosyal paylaşım sitesi üzerinden gelen bir mesajdan öğrendiğini söyledi. Mesajı gönderen kişinin ismini vermek istemeyen Aygan, kapatılan DEP üyesi Harbi Arman ile Mustafa Anter cinayetinin Yeşil tarafından işlendiğine tanık olduğunu belirterek, “Cem Ersever ve iki arkadaşının öldürülmesi olayın bizzat yer aldığını Yeşil´in anlatımlarından anladım” dedi. Aygan, Yeşil´in Mehmet Ağar ile eski Başbakan Tansu Çiller´le görüştüğünü ileri sürerek, “Yeşil onlarla iç içeydi. Tahir Adıyaman ve Kamil Atağ gibi aşiret liderleriyle sürekli görüşüyordu. Yeşil´i Musa Anter cinayetinden sonra Elazığ´a çektiler. Elazığ´da kaldığı sürece giderleri Ağar tarafından karşılanıyordu” dedi.

Jandarma istihbarat emekli Astsubay Hüseyin Oğuz: Yeşil yaşıyor, itirafçı olmak istiyor

02 Ocak 2012 tarihinde A Haber televizyonuna konuk olan Jandarma istihbarattan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz ´Yeşil´in yaşadığı´ iddiasını son olarak dile getiren yetkiliydi. Meclis Susurluk Komisyonu´nda Yeşil´in kimliğini açıklayarak onu ilk deşifre eden kişi olarak da tanınan Astsubay Hüseyin Oğuz, A Haber´e yaptığı açıklamalarda Yeşil´in Belarus´ta olduğunu iddia etmişti. Ben Yeşil´in yaşadığını biliyorum 2011 Ağustos öncesi onunla bizzat görüşen bir ağabeyim var. Belarus Minsk kentinde bir otelde görüştüler. Bu kişinin ismini veremeyeceğim. Yeşil´in yakalanma riski artık çok yüksek. Etrafı boşaldı. Şimdi şansı yok. Yaşıyor, onu ekonomik şartları yakalatmıyor.

25 Aralık 2011 tarihinde basına açıklamalar yapan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz, YeşiL´in Belarus´ta olduğuna dair medyada yer alan iddiaları doğruladı: “Bana 1997 yılından sonra Tarık Ümit´in akıbetiyle ilgili Muğla Jandarma Komutanlığı´ndan bir arkadaşım dosya getirdi ve Ümit´in cesedinin Muğla´da olduğunu söyledi. İnfazı yapanlardan biri Yeşil. Diğer kişinin ismine ise Tarık Ümit olayı basında tartışılırken birkaç kez yer verildi ve ismi çözüldü. Bu kişinin ismini İzmir Emniyeti´nde verdiğim ifadede söyledim ve emniyet güçleri şu anda bu kişiyi arıyor. Yeşil´e ilişkin olarak da bazı yazılar yazıldı. Yeşil hakkında Mehmet Altan, Belarus´ta olma ihtimalini yazmış. Doğru yazmış.

07 Eylül 2011 tarihinde bir televizyon kanalına konuk olan Astsubay Hüseyin Oğuz, 2009 senesinde Ergenekon soruşturması başladığı sırada kendisini Yeşil´in aradığını aktardı: Ergenekon ve gizli sanıklarla görüştüğünü ve bunun ileriki süreçte çok faydalı olacağını söyledi. Tabi ben o saatte beni neden biri arasın. Ama kesin Yeşil´di. Sesinden tanıdım. Yeşil sıkıştı. Eski beraber olduğu insanlar tümüyle emekli oldu. Kaçacak, göçecek yeri kalmadı. Bu telefon konuşmasının ardından kendisini arayanın Yeşil olduğunu teyit ettiğini belirten Oğuz, Yeşil´in oğlunun da kendisini arayıp babasının itirafçı olmak istediğini yaptıklarından dolayı pişman olduğunu söylediğini belirtti.

08 Ekim 2010 tarihinde Astsubay Hüseyin Oğuz, basına yaptığı açıklamada, “Yeşil´in yaşadığını ve deşifre olduğu için Ergenekon soruşturması kapsamında konuşacağını” iddia etti. Oğuz, “Yeşil ölmedi, Ankara´da yaşıyor, bir süre önce bir lokanta işletiyordu. Biliyorum çünkü yaşayabilmek için Yeşil´i takip etmek zorundayım´ dedi. emekli Albay Arif Doğan´ın “Yeşil yaşıyor” şeklindeki sözleri sorulan Hüseyin Oğuz “Susurluk Komisyonu´na ´Yeşil yakalanıp konuşursa iç savaş çıkar´ demiştim. Artık böyle demiyorum. Çünkü Susurluk´ta başarılamayan Ergenekon soruşturmasıyla başarılmaya başlandı. Yakalananlar daha buz dağının görünen yüzü. Yeşil yaşıyor, öldüğünü ispat edemiyorlar, edemezler de çünkü o hayatta. JİTEM´in kurucusu Emekli Albay Arif Doğan da yaşadığını söylemiş. Söyler, çünkü hala görüşüyorlar. Yeşil, Doğan´ın ekibinin bir parçası” diye konuşmuştu. Yeşil´i ilk olarak deşifre eden yetkili olarak tanınan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz sözlerini, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın hala yaşadığını belirterek, ´Kısa sürede yakalanacak´ diyerek noktalamıştı.

Yeşil yaşıyor, yeni adı Hasan Kütük

02 Aralık 2011 tarihinde bir başka tanık ifadesi ortaya çıktı. Susurluk döneminin ünlü eski özel harekat polislerinden Ayhan Çarkın´ın yakın dönemde yaptığı itirafları üzerine başlatılan faili meçhuller soruşturması kapsamında ifadesi alınan ve gizli tanık olduğu da iddia edilen Muzaffer Ergin, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´la ilgili ilginç iddialarda bulundu. ´Yeşil´i ilki 1996´da olmak üzere üç kez Hacı Ali Demirel´in evinde gördüğünü söyleyen tanık Muzaffer Ergin, ´Yeşil yaşıyor ve adını ´Hasan Kütük´ olarak değiştirdi.´ diyor. Eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel´in kardeşi olan Hacı Ali Demirel´in iddiayı reddetmesi ve kendisini tanımadığını iddia etmesi üzerine Muzaffer Ergin, Demirel´le birlikte olduğunu gösteren bir videoyu CD içinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na teslim etti. Hacı Ali Demirel´le bir dönem ticari ilişkileri olduğunu anlatan Ergin´in ifadesinde şu ayrıntılar yer aldı: Yeşil yaşıyor. Adını Hasan Kütük olarak değiştirdi. Süleyman Demirel´in kardeşi Hacı Ali Demirel´le yakın ilişkisi var. Villasında 3 kez gördüm. İlki 1996 yılıydı. En son bir buçuk yıl önce karşılaştım. Saçları beyazlamıştı. Cumhurbaşkanı Demirel´e ´beyefendi´ diye hitap ediyor. Sakal ve bıyıklarını keserdi. Düzgün takım giyerdi. Estetik olmamış, sadece bıyıklarını ve sakalını kesmişti. Saçları aklaşmıştı. Kendisini ´Hasan Kütük´ olarak tanıttı. Ama Yeşil olduğunu anladım. Bizi misafir eden işadamı da Yeşil olduğunu söyledi.

JİTEM kurucusu emekli Albay Arif Doğan: Yeşil ile hala görüşüyorum

20 Ocak 2011 tarihinde İkinci Ergenekon davasının 98. duruşmasında ifade veren tutuksuz sanık emekli albay Arif Doğan, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile hala görüştüğünü ileri sürerek, Ancak bana nasıl olduğunu sormayın, söylemem. dedi. Doğan, Tunceli-Muş-Bingöl bölgesindeyken, burayı çok iyi bilen, bu halkın dilinden konuşan istihbaratçıdan söz ediliyordu. Kendisine ´Yeşil´ denilen bu kişiyle konuştum. Bana ´Hükümete çalışıyorum´ dedi. Ben de ona ´Ben görev verdiğim zaman yapacaksın´ dedim ve bunu kabul ederek bölgede kaldı. Bir iki defa görev verdim, 72 saat hiç uyumadan çalıştı diye devam etti.

06 Ekim 2010 tarihinde Ergenekon savcısı Zekeriya Öz´e verdiği ifadesinde de Arif Doğan, Yeşil´in yaşadığını iddia etmişti. Doğan, ek ifadesinde, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ve ´JİTEM´ ile ilgili açıklamalar yapmıştı. Doğan ifadesinde, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın arkadaşı olduğunu ve halen hayatta olduğunu, kendisiyle Tunceli´de zaman zaman görüştüklerini söyledi. Albay Arif Doğan, Yıldırım´la aracı ekipler aracılığıyla görüştükleri yönünde bilgi verdi. ´Yeşil´in nerede olduğuna´ dair soruyu yanıtlamadığı belirtilen Doğan´ın JİTEM hakkında sorulan soruya da ´JİTEM´i kendisinin kurduğu ve yönettiği´ şeklinde yanıt verdiği belirtildi.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Celal Uzunkaya: Yeşil yaşıyor, operasyon yapılacaktı

2009 Aralık ayında, İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, dolandırıcılık yaptıkları ileri sürülen bir grubu takibe alarak operasyon düzenledi. Operasyonda, grubun elebaşısı olduğu ileri sürülen ve emniyete haber elemanı olarak görev yaptığı belirtilen İrfan Erbarıştıran ve bazı adamları gözaltına alındı. Ayrıca, Erbarıştıran ile bağlantılı olduğu ileri sürülen, dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcıları Celal Uzunkaya ve Mustafa Gülcü´nün de ifadesine başvuruldu. Uzunkaya, Gülcü, Erbarıştıran ve diğer sanıklar hakkında dava açıldı. Celal Uzunkaya duruşmada, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı yakalamak için operasyon hazırlığında olduklarını söyledi. Erbarıştıran da bu iddiaya katıldı. Duruşmada Celal Uzunkaya´nın ´Yeşil´ kod adıyla bilinen Mahmut Yıldırım ile ilgili sözleri dikkat çekti: İrfan Erbarıştıran´ı Yeşil ile ilgili yaptığımız çalışma konusunda uyardım. ´Bak bu çok gizli bir çalışma, bir yerden sızarsa kötü olur´ şeklinde sözler söyledim. Çünkü bu çok gizli bir çalışmaydı. Duruşmadan sonra basın mensuplarının, Celal Uzunkaya´nın Yeşil ile ilgili sözleriyle ne demek istediğini sorduğu Erbarıştıran, Böylesine gizli bir bilgiyi bile mahkemede açıkça söylüyor. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yakalanması için 6 aydır çalışma yapıyorduk. Biz kendisinin yerini tespit edip yakalanması için çalışırken, beni tutuklayıp cezaevine gönderdiler diye konuştu. Uzunkaya´nın bu konuda duruşmada söylediği sözleri doğruladı.

JİTEM Jandarma Yüzbaşı Özcan Tozlu: Yeşil yaşıyor

07 Ekim 2009 tarihinde Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu, JİTEM´in varlığına dair medyada başlayan tartışmalara katıldı. Tozlu´ya göre ´Yeşil´ de yaşıyor. Özcan Tozlu, Doğu ve Güneydoğu´da JİTEM´in kurucularından Cem Ersever, Abdülkerim Kırca ve ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile Ergenekon terör örgütünün tutuklu sanıklarından Veli Küçük ile İstanbul´da birlikte çalışmış. JİTEM yapılanması ve Yeşil hakkında geniş bilgiler veren Tozlu´ya göre Mahmut Yıldırım, o dönem ordu içinde JİTEM´ci olarak bilinmesi için boynuna (yeşil) kaşkol takardı. Daha sonra adı kaşkolun renginden yola çıkılarak ´Yeşil´ olarak anılmaya başlandı. Tozlu, Yeşil´in halen yaşadığını ileri sürerek şu iddiayı dile getirdi: Eski çalışma arkadaşım Levent Göktaş´a Ergenekon´dan gözaltına alınmadan önce Ankara´ya gittiğimde Yeşil´in ne olduğunu sordum. Bana, Yeşil´in Ankara Yenimahalle´de olduğunu ve tecrit edildiğini, normal bir hayat sürdüğünü anlattı. dedi.

Ergenekon sanığı İbrahim Şahin: Yeşil´le Ankara´da görüştüm

13 Şubat 2009´da Ergenekon tutuklu sanığı eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Susurluk skandalıyla ilgili de sorgulandı. Savcılıkta alınan 107 sayfalık ifadesinde ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ı tanıyıp tanımadığı sorularına da cevap veriyordu. İbrahim Şahin, “Yeşil, Ankara´da yanıma geldi. Doğu´daki operasyonlardan tanıyorum. Ankara´da 1-2 defa görüştüm. Bir daha da görüşmedim.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

TOZLU: CEM ERSEVER´İ BADİSİ ÖLDÜRDÜ, YEŞİL YAŞIYOR

24.02.2013 11:59 MİT´in Özel Harp raporunda “Güçlükonak katliamını MAK yaptı” bilgisini veren Yüzbaşı Tozlu´ya ulaşıldı: Cem Ersever´i en yakın arkadaşı vurdu. MİT´in, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu´na gönderdiği Özel Harp Dairesi´ne ilişkin raporundaki, “15.1.1996´da Şırnak Güçlükonak´ta 11 korucunun öldürülmesi olayının Muharebe Arama Kurtarma (MAK) tarafından yapıldığına” ilişkin ifadeyi veren eski Jandarma Yüzbaşı Özcan Tozlu´ya ulaşıldı. 2001 yılında TSK ile ilişiği kesilen Tozlu, Cem Ersever´i Yeşil´in değil, askerlikte birbirinin güvenliğinden sorumlu en yakın arkadaş anlamına gelen “badisinin” öldürdüğünü söyledi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde verdiği ifadede “Yeşil´in hayatta olduğunu” anlatan Tozlu, bu iddiasını yenilerken, şunları söyledi: “Ben onu ilk olarak ´İzci´ lakabıyla tanıdım. Daha sonra ismi ´Yeşil´ olarak anılmaya başladı. Bir dönem Cem Ersever´i öldüren kişi olduğuna dair söylentiler çıktı. Ancak Ersever´i Yeşil değil, o dönem en yakınındaki arkadaşı öldürdü. Ben o kişiye, ´Git itiraf et´ dedim. Hatta (Ersever´in sevgilisi Neval Boz´u kastederek) ´O kızı neden öldürdün´ diye sordum ancak bunu itiraf etmedi. Benim bu olaya ilişkin somut bir delil elimde yok. Ancak biliyorum.” (Taraf)

ARİF DOĞAN: YEŞİL SİROZ OLDU, İSTANBUL´DA YAŞIYOR

03.07.2013 11:24 Kürt yazar Musa Anter´in öldürülmesiyle ilgili geçtiğimiz günlerde tamamlanan iddianamede diğer JİTEM elemanlarıyla birlikte ağırlaştırılmış müebbet istenen ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım için “JİTEM´i ben kurdum” diyen emekli Albay Arif Doğan´dan önemli bir iddia geldi. STAR´a konuşan Doğan, öldüğü söylenen Yeşil´in yaşadığını öne sürdü. Emekli Albay Doğan´a göre; Ukrayna´da siroz tedavisi gören Yeşil, İstanbul´a yerleşti. Yeşil ile son olarak 2012´de canlı posta aracılıyla görüştüğünü anlatan Doğan, Yeşil´in ortaya çıkmayacağını söyledi.

21 yıl sonra dava açıldı

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 21 yıl önceki yazar Musa Anter suikasti, yazar Orhan Miroğlu´nun da yaralanması ile ilgili yürüttüğü soruşturmayı tamamladı, iddianameyi hazırladı. İddianame 7. Ağır Ceza Mahkemesi´ne sunuldu. İddianamede, geçen yıl Şırnak´ta yakalanarak tutuklanan Hamit Yıldırım, Mahmut Yıldırım (Yeşil), JİTEM davası sanıkları Abdulkadir Aygan ve Savaş Gevrekçi sanık olarak yer aldı. Sanıklar hakkında, ´Taammüden adam öldürmek´ ten ağırlaştırılmış müebbet, ´Halkı isyana teşvik ve birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye (öldürme, vuruşma) teşvik etmek´ ile ´yaralama´ suçlarından da 20 yıla kadar hapis istendi. Mahkeme iddianameyi kabul ederse davaya başlanacak.

Yeşil ortaya çıkmaz

Albay Kazım Çilioğlu´nun şüpheli ölümüyle ilgili soruşturmada, kırmızı bültenle aranan Yeşil´in izine rastlanmadı. JİTEM eski komutanı Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan, birçok karanlık olayda adı geçen Yeşil´le 2012´de canlı posta aracılığıyla görüştüğünü iddia etti. Doğan, “Yeşil ortaya çıkmayacak. İstanbul´da yaşıyor. Bir süre Ukrayna´da siroz tedavisi gördü. Musa Anter cinayetinin Yeşil ile bir ilgisi yok. Savaş Gevrekçi ile de görüştüm. Gevrekçi sadece TİM komutanıydı. Şu an Ankara´da” dedi.

Ankara planladı, Yeşil yaptı

Abdülkadir Aygan ise, “Anter davasında sanık değil tanık olmalıyım. JİTEM bana Hogır kod adlı Cemil Işık´ı korunma talimatı verdi. Üstlerim ne emrettiyse onu yaptım. Anter cinayeti Ankara´dan planlandı ve Yeşil´e yaptırıldı” diye konuştu.

Emri verenler bulunmalı

Musa Anter soruşturmasının müştekilerinden ve Anter cinayeti sırasında yaralanan Orhan Miroğlu ise, davanın açılmasının çok önemli bir gelişme olduğunu dile getirdi. “Savaş Gevrekçi, olayın olduğu dönemde Diyarbakır JİTEM´in komutanıydı. O tarihten bu güne izine rastlanmadı. İfadesine de başvurulmadı diye biliyorum” diyen Miroğlu şöyle devam etti: “Aygan o gece bu ekibin içindeydi. Cinayetin aydınlatılmasında en büyük hizmeti yapan kişidir. Vicdani olarak bu davada itirafçı Ali Ozansoy´un sanık olmaması ama Aygan´ın sanık olması olması çelişkilidir. Aygan ben de o gece ekipteydim diyor ama öldürülme ve yaralamada yok. Ali Ozansoy operasyonu yöneten kişidir. Faillerin yakalanması ve ceza almaları olayın tam perde arkası aydınlatılmalı. Kendi kendine karar vermedi JİTEM elemanları. Bu talimatı veren kişiler açığa çıkartılmalı. Aygan, cinayetin Cem Ersever´in Ankara´dan Diyarbakır´a getirdiği bir fikir olduğunu söylemişti. Bu da Jandarma Genel Komutanlığı´nı işaret ediyor.” (Star)

YEŞİL, TANRIKULU İSİMLİ PASAPORT´LA KAÇTI

14.09.2013 16:58 Albay Çillioğlu cinayeti soruşturmasında ifadesi alınan Ersever “Yeşil´in yurtdışına gitmek istemesi üzerine ben kendisine Metin Tanrıkulu adına bir pasaport çıkardım. Bu pasaportu kullandığını biliyorum” dedi. Faili meçhul cinayetlerin bir numaralı şüphelisi olarak aranan ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın en yakın arkadaşı Cengiz Ersever, savcıya ifade verdi. Ersever, “Yıllar önce Yeşil´in yurtdışına çıkması için gerekli pasaportu ben çıkardım. Metin Tanrıkulu adıyla pasaport yaptım” dedi. Yeşil´in o pasaportla önce Suriye´ye ardından Yunanistan´a geçtiği öğrenildi.

Tunceli İl Jandarma Komutanı Albay Kazım Çillioğlu, Kürt yazar Musa Anter, Ayten Öztürk ve pek çok faili meçhul cinayet soruşturmasının bir numaralı şüphelisi ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım hakkındaki soruşturmalar sürüyor. Kırmızı Bültenle arama kararı bulunan ve görüldüğü yerde tutuklanması emredilen Yeşil´in bulunması için tahkikat devam ediyor.

´Yeşil nerede´ diye soruldu

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Tunceli İl Jandarma Komutanı Kazım Çillioğlu ve Ayten Öztürk cinayetleri soruşturması kapsamında geçtiğimiz günlerde Yeşil´in en yakın arkadaşının ifadesi alındı. Türk İntikam Tugayı (TİT) adına Semih Tufan Gülaltay ile beraber Akın Birdal´a suikast yapan Cengiz Ersever, savcılık tarafından sorgulandı. Yeşil´in nerede olduğu sorulan Ersever´in “Bilmiyorum” cevabı vererek Yeşil´i koruduğu kaydedildi.

Sahte pasaportu ben çıkardım

Yıllar önce Yeşil ile beraber olduğunu itiraf eden Ersever, “Yeşil´in yurtdışına gitmek istemesi üzerine ben kendisine Metin Tanrıkulu adına bir pasaport çıkardım. Bu pasaportu kullandığını biliyorum” dediği öğrenildi. Yeşil´in yaşayıp yaşamadığı, ailesine ulaşırken Ersever´i aracı edip etmediği ve nerede olduğuna dair soruları yanıtlamaktan çekinen şu an Ersever´in “Ben de zaten yakında yurtdışına gideceğim. Beni bulamazsınız” dediği belirtildi. Savcı Metin Tanrıkulu adına araştırma başlattı. (Star)

(23 Aralık 2012), son güncel.: (14 Eylül 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilgili manşetlerimiz

Yeşil yaşıyor, yakalama kararı çıktı

Savcı, Yeşil´in yaşadığını belirledi

Yeşil yaşıyor, yeni adı Hasan Kütük

Yeşil ve adamları yeniden devrede

Yeşil yaşıyor, operasyon yapılacaktı

Yeşil´in parmak izi Ergenekon dosyasında

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5018    yazdır/print


 

Flaş!!! Balyoz davası bitti

365 sanıklı Balyoz Darbe Planı davası, 1,5 yıl sonra sonuçlandı. Darbe girişimi kanıtlanarak sanıklar ağır cezalarla cezalandırıldı. Darbe girişiminin üç lideri, Çetin Doğan, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına, önce müebbet ağır hapis cezasıyla cezalandırıldılar. Ancak darbe girişimi eksik kaldığı gerekçesiyle hapis cezaları 20´şer yıla düşürüldü. 78 sanığa 18, 214 sanığa da 16 yıl hapis cezaları verildi. 34 sanık ise beraat etti.

21.09.2012 13:43 Hükümeti ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs ettikleri gerekçesi 16 Aralık 2010´da başlayan 250´si tutuklu 365 kişinin yargılandığı Balyoz Davası 21 ay sonra 108´inci oturumda karara bağlandı.Üç komutana önce müebbet hapis cezası verildi. Ardından darbe teşebbüsü eksik kaldığı gerekçesiyle bu cezalar 20´şer yıla indirildi. 34 sanık ise beraat etti. Sabah saatlerinde Silivri Ceza İnfaz Kurumu´nun içindeki duruşma salonu önünde hareketlilik yaşandı. Sanıklar salona alındıktan sonra, sanık yakınları ve ziyaretçiler de içeri girmek istedi. Sanık yakınları ve ziyaretçiler, bir dizi güvenlik tedbirinin ardından duruşma salonuna alındı. Basının da yoğun ilgi gösterdiği davada, saat 14.00 gibi kararın açıklanması bekleniyor. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nde bugün başlayan 108. duruşmada, tutuklu sanıklardan Ergin Saygun ve Hakan Mehmet Köktürk haricindeki 248 tutuklu sanık hazır bulundu. Duruşmada 11 tutuksuz sanık da yer aldı.

VE KARAR AÇIKLANIYOR.. İŞTE İLK DETAYLAR

17.30: Balyoz davasının karar duruşmasında hareketli dakikalar yaşanıyor. Mahkeme heyeti kararı açıklamak için salondaki yerini aldı. İşte ilk detaylar:

- Çetin Doğan, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına´ya 20´şer yıl ağır hapis cezası verildi.

- Engin Alan, Şükrü Sarıışık, Ergin Saygun, Deniz Cora, Kadir Sağdıç, Abdullah Can Erenoğlu, Fatih Ilgar, Cemal Temizöz, Süha Tanyeri ve Bilgin Balanlı´nın da aralarında bulunduğu 82 sanığa 18 yıl hapis cezası verildi.

- Dursun Çiçek, Zeki Üçok ve Faruk Ağayarman´a 16 yıl hapis cezası verildi.

- 34 sanık hakkında beraat kararı verildi.

- Levent Ersöz´ün dosyası, ifade vermediği için ayrıldı. Ersöz´ün yargılanmasına başka bir esas numarası üzerinden devam edilecek.

MÜEBBET HAPİS CEZASI VERİLEN SANIKLAR

- Balyoz davasının bir numaralı sanığı Eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan

- Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral Özden Örnek

- Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral İbrahim Fırtına

- Bu isimlerin cezası, ´Darbeye eksik teşebbüs´ sebebi ile 20 yıl olarak belirlendi.

18 YIL AĞIR HAPİS CEZASI VERİLEN SANIKLAR

- MHP milletvekili Emekli Korgeneral Engin Alan

- Eski MGK Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık

- Eski Birinci Ordu Komutanı Emeli orgeneral Ergin Saygun

- Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Koramiral Deniz Cora

- Emekli Koramiral Kadir Sağdıç

- Koramiral Abdullah Can Erenoğlu

- Tuğamiral Fatih Ilgar

- Faili Meçhuller davasında da yargılanan Emekli Albay Cemal Temizöz

- Emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri

- YAŞ Üyesi Bilgin Balanlı

- Korgeneral Yurdaer Olcan

- Emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü

- Emekli Korgeneral Nejat Bek

16 YIL AĞIR HAPİS CEZASI VERİLEN SANIKLAR

- ´Islak imzalı´ belgenin sahibi Emekli Albay Dursun Çiçek

- Hipnozla ifade davasından da yargılanan emekli hakim albay Zeki Üçok

- Havelsan eski genel müdürü Faruk Ağayarman hakkında 16 yıl hapis cezası çıktı.

- 34 sanık hakkında beraat kararı verildi. 34 sanıktan birisinin albay, geri kalanlarının ise astsubay rütbesinde olduğu öğrenildi.

- Haklarında yakalama kararı olan sanıklar Ali Göznek ve Ahmet Gökhan Rahtuvan ile tedavi olduğu için savunması alınamayan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün dosyasının ayrılmasına karar verdi.

- 250 tutuklu sanığın tutukluluk halinin devamına karar verildi. Ceza alan tutuksuz 76 sanık için yakalama kararı çıktı.

-Balyoz´da, sanık yakınları kararı duyunca baygınlık geçirdi-

Balyoz davasında karar açıklandı. Çok sayıda sanık hapis cezasını çarptırıldı. Hapis cezasına çarptırılan sanıkların yakınları kararı duyunca gözyaşlarına boğuldu. Baygınlık geçiren bir kadına çevredekiler yardım etti. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Balyoz davasıyla ilgili kararını bugün verdi. Heyecanla çıkacak kararı bekleyen sanık yakınları, mahkemenin verdiği hapis cezalarını duyunca şoke oldu. Bazı sanık yakınları gözyaşlarını tutamadı. Bir kadın ise kararı duyunca baygınlık geçirdi. Yere düşmeden yakınları tarafından tutulan kadın, çevredekilerin yardımıyla duruşma salonunu önünden uzaklaştırıldılar.

GÜN BOYU YAŞANANLAR

17.20: Jandarma mahkeme salonuna girerek, mahkeme heyetinin kararını okuması sırasında herhangi bir ses veya gürültü çıkartılmaması konusunda uyardı.

16.02: Çetin Doğan: Kararın açıklanması 18.00´i bulabilir.. Mahkeme heyetinin karar için davaya ara vermesinin ardından salonda bulunan milletvekilleri ile sohbet eden davanın bir numaralı sanığı emekli Orgeneral Çetin Doğan Kararın açıklanması için borsanın kapanmasını bekleyebilirler. Saat 17.00´yi 18.00´i bulabilir” dedi.

15.30: Sanıklar yeniden duruşma salonuna alınmaya başlandı. Mahkeme heyetinin kararı açıklaması bekleniyor.

14.15: Mahkeme heyeti dört komutanının son sözlerini dinledikten sonra oturuma ara verdi.

14.00: Mahkeme heyeti salona girdi, oturum başladı, kararın açıklanması bekleniyor.

13.45: Sanıklar duruşma salonuna alındı, ailelerin mahkeme önünde heyecanlı bekleyişi sürüyor.

13.20: Tutuklu sanıklardan Albay Turgay Bülent Göktürk kararı beklerken kalp krizi geçirdi.

DURUŞMADAN NOTLAR

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen, 250´si tutuklu 365 sanığın yargılandığı Balyoz Davası´nın 107. duruşmasında karar, tamamlanamadığı için bugüne kaldı. Mahkeme kararı bugün saat 14.00´da açıklayacak. Maltepe Cezaevi´nde bulunan Kurmay Albay Hakan Mehmet Köktürk sabah saatlerinde kalp krizi geçirerek tedavi altına alındı.

Hükümeti ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs ettikleri gerekçesi 16 Aralık 2010´da başlayan 250´si tutuklu 365 kişinin yargılandığı Balyoz Davası 21 ay sonra 108´inci oturumda karara bağlanacak. Davanın görüldüğü İstanbul 10´uncu Ağır Ceza Mahkemesi´nin dün son kararı hazırlanmak için verdiği 7,5 saatlik aranın ardından kararı bugün açıklayacağını belirtmesi üzerine sanık yakınları sabah erken saatlerden itibaren Silivri Cezaevi´nin bitişiğindeki duruşma salonuna gelerek duruşmayı beklemeye başladı. Duruşma salonun bulunduğu binanın kapılarının saat 11.00 sıralarında açılması ile sanık yakınları binaya ve salona alınmaya başlandı. Yaklaşık 500 izleyicinin duruşma salonunun bulunduğu binaya alınması nedeniyle girişte yoğunluk yaşandı.

İZDİHAM YAŞANDI

Binaya alınan sanık yakınlarının duruşma salona girmesi üzerine izdiham yaşandı. Sabah erken saatlerde Silivri´ye gelerek beklemeye başlayan yüzlerce sanık yakını saat 14.00 başlayacak olan duruşmayı beklerken binanın koridorunda, kafeterya da binanın dışında birbirleri ile sohbet etti. Balyoz davasında karar çıkacak olması nedeniyle basın mensupları da davaya yoğun ilgi gösterdi. Yaklaşık 60 basın mensubu duruşmayı izlemek için salona geldi. Sanıkların duruşma salonuna alınırken sanık yakınları alkışlayarak Türkiye sizinle gurur duyuyor diye slogan attı. Sanıklarda yakınlarına el salladı.

KARAR GÜNÜ KALP KRİZİ GEÇİRDİ

Maltepe Cezaevi´nde bulunan Kurmay Albay Hakan Mehmet Köktürk sabah saatlerinde koğuşta fenalaştı. Revire kaldırılan Köktürk hastaneye sevk edildi. Kalp krizi geçirdiği tespit edilen Köktürk´e anjiyo yapılarak stent takıldı. Durumunun iyi olduğu belirtilen Köktürk yoğun bakımda tedavi altına alındı.

İSTİKLAL MARŞI HARİÇ TÜM MARŞLAR OKUNDU

Mahkemenin 340 kişilik duruşma izleme bölümüne 500 kişi girmeye kalkınca izdiham oldu. Jandarma görevlileri ile sanık yakınları arasında tartışmalar yaşanıyor. Diğer yandan sanıklar otobüslerle mahkeme salonuna getirildi. Tutuklu sanıklar saat 13.15 sıralarında duruşma salonuna alınmaya başlandı. Salona önce Maltepe, Hasdal ve Hadımköy Askeri Cezaevi´nde bulunan tutuklu sanıklar geldi. Ardından da Silivri Cezaevi´nde bulunan sanıklar salona geldi. Duruşma başlamadan önce sanık yakınları ve sanıklar sandalyelerin üzerine çıkarak birbirlerine el sallayarak konuşmaya çalıştılar. Sanıklar ve yakınları zaman zaman Gençlik Marşı, 10´uncu Yıl Marşı ve Harbiye Marşı okudular.

KARAR İÇİN TEKRAR ARA VERİLDİ

Balyoz Davası duruşması saat 14:00´da dün kaldığı yerden devam etti. Yapılan yoklamada Levent Ersöz, Hakan Köktürk ve Ergun Saygun´un duruşmaya katılmadığı belirtildi. Dün son sözleri sorulmayan 4 tutuksuz sanığa da mahkeme başkanı tarafından son sözleri soruldu. Özgür Ecevit Taşçı dünkü duruşmada avukatının kendi adına son sözü söylediğini belirtti. Berna Dönmez, Abdulkadir Eryılmaz, Erdem Ülgen ise suçsuzum, beraatimi istiyorum diyerek son sözlerini söyledi. Mahkeme başkanı karar vermek için duruşmaya tekrar ara verdi.

SANIKLARIN 20 YILA KADAR HAPİSLE CEZALANDIRILMALARI İSTENİYOR

İddianamede, tüm sanıkların Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüssuçundan 15 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor. Balyoz Davası´nın ilk duruşması 16 Aralık 2010 tarihinde başlamıştı.

-İki şüphelinin savunması alınmadı-

Bu arada, dava kapsamında sadece haklarında yakalama emri bulunan Ali Göznek ve Ahmet Gökhan Rahduvan´ın savunmaları da alınamadı.

İŞTE KARARLARIN TAM LİSTESİ

22.09.2012 17:09 İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen, 250´si tutuklu 365 sanığın yargılandığı Balyoz Davası´nda karar açıklandı. İşte verilen cezalar...

20 YIL HAPİS CEZASI ALANLAR

Çetin Doğan, İbrahim Fırtına, Özden Örnek.

18 YIL HAPİS CEZASI ALANLAR

Ergin Saygun, Nejat Bek, Mustafa Korkut Özarslan, Engin Alan, Şükrü Sarıışık, Ayhan Taş, Ramazan Cem Gürdeniz, İzzet Ocak, Süha Tanyeri, Bülent Tunçay, Mert Ali Karababa, Mustafa Kemal Tutkun, Gürbüz Kaya, Behzat Balta, Halil Kalkanlı, Tuncay Çakan, Hasan Fehmi Canan, Salim Erkal Bektaş, Ahmet Yavuz, Faruk Oktay Memioğlu, Mehmet Kaya Varol, Metin Yavuz Yalçın, Yurdaer Olcan, İhsan Balabanlı, Abdullah Dalay, Lütfü Sancar, Ahmet Feyyaz Öğütçü, Engin Baykal, Özer Karabulut, Mehmet Otuzbiroğlu, Hasan Hoşgit, Hüseyin Hoşgit, Kadir Sağdıç, Ali Deniz Kutluk, Mustafa Aydın Gürül, Mehmet Fatih İlğar, Cem Aziz Çakmak, Ali Semih Çetin, Nihat Altunbulak, Mustafa Karasabun, Bora Serdar, Levent Görgeç, İbrahim Koray Özyurt, Dora Sungunay, Soner Polat, Meftun Hıraca, Yaşar Barbaros Büyüksağnak, Hasan Gülkaya, Faruk Doğan, Mücahit Erakyol, Ergün Balaban, Cemalettin Bozdağ, Taner Balkış, Abdullah Gavremoğlu, Kıvanç Kırmacı, Yusuf Ziya Toker, Cengiz Köylü, Hanifi Yıldırım, Cemal Temizöz, Bulut Ömer Mimiroğlu, Murat Özçelik, Mustafa Önsel, Ali Aydın, Halil Helvacıoğlu, Kubilay Aktaş, Taner Gül, Ahmet Sinan Ertuğrul, Bilgin Balanlı, Servet Bilgin, Turgut Atman, Abdullah Can Erenoğlu, Abdülkadir Eryılmaz, Ahmet Bertan Nogaylaroğlu, Alpay Çakarcan, Deniz Cora, Korcan Pulatsü, Serdar Okan Kırçiçek, Uğur Uzal, Çiya Güler.

16 YIL HAPİS CEZASI ALANLAR

Mehmet Kemal Gönüldaş, Halil Yıldız, Refik Hakan Tufan, Orkun Gökalp, Erhan Kuraner, Yunus Nadi Erkut, Mustafa Çalış, Hasan Basri Aslan, Ali Rıza Sözen, İlkay Nerat, Veli Murat Tulga, Ahmet Küçükşahin, Erdal Akyazan, Cemal Candan, Fatih Altun, Recep Yıldız, Bekir Memiş, Ali İhsan Çuhadaroğlu, Harun Özdemir, Mehmet Yoleri, Namık Koç, Fuat Pakdil, Behçet Alper Güney, Emin Küçükkılıç, Kemal Dinçer, Hakan Akkoç, İkrami Özturan, Burhan Gögce, Mustafa Erdal Hamzaoğulları, Mehmet Alper Şengezer, Doğan Fatih Küçük, Timuçin Erarslan, Dursun Tolga Kaplama, Doğan Temel, Hayri Güner, Recep Rıfkı Durusoy, Mehmet Fikri Karadağ, Hamdi Poyraz, Hasan Hakan Dereli, Gökhan Gökay, Fatih Musa Çınar, Zafer Karataş, Aytekin Candemir, Nihat Özkan, Hasan Nurgören, Sırrı Yılmaz, Barbaros Kasar, Murat Ataç, Bahtiyar Ersay, Mustafa Yuvanç, Nedim Ulusan, Soydan Görgülü, İsmet Kışla, Turgay Erdağ, Taylan Çakır, Ayhan Gedik, Ahmet Türkmen, Muharrem Nuri Alacalı, Şafak Duruer, Utku Arslan, Mehmet Ferhat Çolpan, Ümit Özcan, Fatih Uluç Yeğin, Levent Çehreli, Hakan İsmail Çelikcan, Ahmet Necdet Doluel, Dursun Çiçek, Ertuğrul Uçar, Ali Türkşen, Tayfun Duman, Ercan İrençin, Hakan Sargın, Hüseyin Özçoban, Mustafa Koç, Ali Demir, Kahraman Dikmen, Yusuf Kelleli, Hüseyin Polatsoy, Hüseyin Topuz, Erdinç Atik, Abdurrahman Başbuğ, Ahmet Tuncer, Gökhan Çiloğlu, Mehmet Ulutaş, Memiş Yüksel Yalçın, Suat Aytın, Yüksel Gürcan, Ahmet Erdem, Ahmet Dikmen, Ahmet Zeki Üçok, Ayhan Üstbaş, Beyazıt Karataş, Bülent Günçal, Bülent Kocababuç, Cumhur Eryüksel, Doğan Uysal, Halit Nejat Akgüner, İsmail Taş, Mehmet Örgün, Mehmet Erkorkmaz, Mehmet Eldem, Mustafa Erhan Pamuk, Nedim Güngör Kurubaş, Onur Uluocak, Nafet Oktar, Refik Levent Tezcan, Sinan Topuz, Abdullah Cüneyt Küsmez, Ahmet Hacıoğlu, Ali Sadi Ünsal, Ali Yasin Türker, Armağan Aksakal, Aşkın Öztürk, Aşkın Üredi, Atilla Özler, Aydın Sezenoğlu, Ayhan Gümüş, Ayhan Türker Koçpınar, Aykar Tekin, Aziz Yılmaz, Bahadır Mustafa Kayalı, Berker Tok, Berna Dönmez, Binali Aydoğdu, Bülent Olcay, Bülent Akalın, Cahit Serdar Gökgöz, Can Bolat, Can Atak Turgut, Celal Kerem Eren, Cenk Batunoğlu, Cüneyt Sarıkaya, Çetin Can, Davut İsmet Çınkı, Derya Günercin, Derya Ön, Devrim Rehber, Ender Kahya, Ender Güngör, Engin Kılıç, Erdem Caner Bener, Erden Ülgen, Erdinç Altıner, Erdoğan Koçoğlu, Erhan Şensoy, Erhat Kubat, Fahri Can Yıldırım, Fahri Yavuz Uras, Fikret Güneş, Güllü Salkaya, Gürkan Yıldız, Gürkan Koldaş, Gürsel Çaypınar, Hakan Ilıca, Hakan Mehmet Köktürk, Haldun Ermin, Hannan Şayan, Hasan Özyurt, Haydar Mücahit Şişlioğlu, Hüseyin Çınar, Hüseyin Dilaver, İbrahim Özdem Koçer, İlker Yunus, İsmail Taylan, Kadri Sonay Akpolat, Kemalettin Yakar, Kubilay Baloğlu, Kürşad Güven Ertaş, Mehmet Aygün, Mehmet Baybars Küçükatay, Mehmet Cem Okyay, Mehmet Cem Çağlar, Mehmet Cenk Dalkanat, Mehmet Koray Eryaşa, Mehmet Seyfettin Alevcan, Mesut Zafer Sarı, Mete Demirgil, Muharrem Selçuk Ünal, Murat Ünlü, Murat Özenalp, Murat Saka, Mustafa İlhan, Mustafa Haluk Baybaş, Nadir Hakan Eraydın, Nail İlbey, Namık Sevinç, Necdet Tunç Sözen, Nuri Üstüner, Nuri Selçuk Güneri, Osman Başıbüyük, Osman Kayalar, Osman Fevzi Güneş, Ökkeş Alp Kırıkkanat, Önder Çelebi, Ramazan Kamüran Göksel, Rasim Arslan, Rıdvan Ulugüler, Sami Yüksel, Sefer Kurnaz, Süha Civan, Süleyman Namık Kurşuncu, Şafak Yürekli, Şenol Büyükçakır, Tevfik Özkılıç, Tuncay Küçük, Turgay Yamaç, Turgut Ketken, Ümit Metin, Yalçın Ergül, Yaşar Dilber, Yavuz Kılıç, Yusuf Afat, Yusuf Volkan Yücel, Yüksel Gamsız, Zafer Erdim İnal.

13 YIL 4 AY HAPİS CEZASI ALANLAR

Nurettin Işık, Recai Elmaz, Ahmet Şentürk, Mümtaz Can, Ahmet Topdağı, Gökhan Murat Üstündağ, Kasım Erdem, Levent Erkek, Ali Cengiz Şirin, Emin Hakan Özbek, Tülay Delibaş, Alper Karaahmet, Bayram Ali Tavlayan, Cafer Uyar, Enver Aksoy, Adem Ceylan, Levent Ergün, Canatan Turgut, Levent Kerim Uça, Kenan Yüce, Mehmet Cem Kızıl, Murat Dülek, Oğuz Türksoyu, Ömer Faruk Ağa Yarman, Sencer Başat, Suat Dönmez, Özgür Ecevit Taşçı, Turgay Bülent Göktürk.

6 YIL HAPİS CEZASI ALANLAR

Hakan Büyük.

DURUŞMADA TUTUKLANANLAR

Abdülkadir Eryılmaz, Güllü Salkaya, Erden Ülgen, Özgür Ecevit Taşçı, Berna Dönmez, Tevfik Özkılıç.

BERAAT EDENLER

Abdullah Zafer Arısoy, İhsan Çevik, Hüseyin Bakır, Erol Ersan, Selahattin Gözmen, Fikret Coşkun, Altan Dikmen, Osman Çetin, Murat Balkaş, Adil Akça, Uğur Üstek, Duran Ayhan, Levent Maraş, Hakan Öktem, Mustafa Kelleci, Mustafa Aydın, İmdat Solak, Mutlu Kılıçlı, Hakan Yıldırım, Levent Güldoğuş, Musa Farız, Ertan Karagözlü, Arif Bıyıklı, Ahmet Çetin, Hüseyin Durdu, Rifat Gürçam, Embiya Şen, Ali Güngör, İsmail Karaoğlan, Ahmet Yanaral, Erdal Yıldırım, Erdinç Yıldız, Eyüp Aktaş, Murat Bektaşoğlu, Recep Yavuz, Serhat Dizdaroğlu

Gerekçede ise Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetine Cebren İskat veya Vazife Görmekten Men Etmeye Teşebbüs ettikleri iddiası ile cezalandırılmaları talep edilmiş ise de sanıkların üzerlerine atılı suçu işledikleri sabit bulunmadığından CMKnin 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine denildi.

BALYOZ DOSYASI YARGITAY´A GÖNDERİLDİ

27.02.2013 11:48 Balyoz davası dosyası, temyiz için Yargıtay´a gönderildi. Adliyeye ait sivil bir araç ile gönderilen 1045 klasör dosya İstanbul TEM şubesi polisleri eşliğinde götürüldü. (Cihan)

ZAMAN MUHABİRLERİNE SALDIRAN SANIKLARA DAVA AÇILDI

07.05.2013 17:03 Balyoz davasının karar duruşmasında, 18 yıl hapis cezasına çarptırıldıklarının yüzlerine karşı okunmasından sonra gazetecilere saldıran sanıklar Albay Mustafa Önsel ve Kurmay Albay Hanifi Yıldırım hakkında dava açıldı. Zaman gazetesi muhabirleri Hanım Büşra Erdal ile Göksel Genç´e doğru pet su şişesi fırlatıp, hakaret ve küfür eden Önsel ile Yıldırım hakkında 3,5 aydan 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası isteniyor.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Balyoz davasının 21 Eylül 2012 tarihli karar duruşmasında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan tutuklu sanıklar Albay Mustafa Önsel, Zaman gazetesi muhabirleri Hanım Büşra Erdal ile Göksel Genç´in bulunduğu yere doğru küçük pet su şişesi fırlatmıştı. Önsel, ayrıca tutuklu sanık Kurmay Albay Hanifi Yıldırım ile birlikte Erdal ve Genç´e ağıza alınmayacak küfürler etmişlerdi. Gazetecilerin bulunduğu bölüme geçmeye çalışan Önsel ve Yıldırım, güvenlik önlemi alan jandarmalar tarafından güçlükle durdurulmuştu. Bu sırada sanık avukatlarından İlkay Sezer, iki basın mensubunun önüne geçerek sanıkların saldırısına engel olmaya çalışmıştı.

Hapis cezalarının tamamının okunması ve duruşmanın kapatılmasının ardından yaşanan bu olayda, jandarma görevlileri iki gazeteciyi duruşma salonundan güvenli bir şekilde hakim ve savcıların giriş-çıkış için kullandıkları kapıyı kullanarak duruşma salonundan çıkarmıştı.

Gazeteciler Erdal ve Genç, olayın ardından avukatları aracılığıyla Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı´na Önsel ve Yıldırım hakkında şikayette bulunmuşlardı. Yaklaşık 6 ay süren soruşturma sonunda Mustafa Önsel ve Hanifi Yıldırım hakkında dava açıldı.

Sanıklar Önsel ve Yıldırım´ın, ´Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak´ suçundan üç aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları istendi. Suçun aleni şekilde işlenmesi nedeniyle iki sanık hakkında 3,5 aydan 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası verilmesi istendi.

Silivri 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından iddianamesi kabul edilen davanın ilk duruşması 14 Haziran 2013 günü yapılacak. (Cihan)

(21 Eylül 2012), son güncel.: (07 Mayıs 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Savcılığın Esas mütalaasını (920 sh) indirip okumak için tıklayın

BALYOZ PLANI VE DAVASI MANŞETLERİMİZ

1. Balyoz iddianamesinde ara

2. Balyoz iddianamesinde ara

3. Balyoz iddianamesinde ara

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

BALYOZ VE DİĞER DAVALARDAKİ DELİL TARTIŞMALARI

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4830    yazdır/print


 

Ergenekon´da kritik tanık

Ergenekon davasına tanıkların dinlenmesiyle devam ediliyor. Duruşmada jandarma istihbarat emekli astsubay Hüseyin Oğuz, kendi isteğiyle açık tanık olarak ifade veriyor. Kritik bilgilere sahip Oğuz´un ifadeleri bir çok dava dosyasının yıllar sonra tekrar açılmasında etkili olmuştu. Oğuz, basına yaptığı açıklamalarında Ergenekon savcılarına gizli tanık olarak da ifade verdiğini açıklamıştı.

16.08.2012 11:43 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 65´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 221´inci duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 37 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 28 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, bu davadan tutuksuz yargılanan ´Odatv´ davasının tutuklu sanığı Yalçın Küçük de hazır bulundu.

TANIK HÜSEYİN OĞUZ´UN İFADESİ

Duruşmada, Tanık 15 olarak gizli tanıklık yapacağı belirtilen emekli Astsubay Hüseyin Oğuz, kendi isteği doğrultusunda açık tanık olarak dinleniliyor. Oğuz, 1990´lı yıllarda Güneydoğu Anadolu bölgesinde jandarma astsubay olarak görev yaptığını, daha sonra emekli olduğunu belirtti. Susurluk kazasıyla ilgili 18 Şubat 1997´de, olayların açığa çıkması için çok sayıda savcıya ifade verdiğini anlatan Oğuz, ifadeleri doğrultusunda eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ve Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürütürken intihar ettiği öne sürülen Albay Kazım Çillioğlu´nun mezarlarının açıldığını ifade etti.

Oğuz, uzun yıllar terörle mücadele konusunda çalıştığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: ´Eşref Bitlis ve ekibi ile Uğur Mumcu´nun nasıl katledildiğinin çözümü için buradayım. 1990´lı yıllar, karanlık yıllar. Terörle mücadelede 16 yıl çalıştım. Namuslu, şerefli Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının karanlık güçler tarafından nasıl yok edildiğini biliyorum. O dönemde kurulmuş JİTEM´in bünyesindeki C4 patlayıcıları, siyanür zehirleri biliyorum. Buradaki zanlılarla ilgili hiçbir ithamda bulunmadım. Ancak Veli Küçük, hiç karşılaşmak istemediğim biri. Acaba Yeşil´i tanıyor mu tanımıyor mu? Onu çok iyi biliyor. O PKK itirafçılarını nasıl sahte kimlikle bünyemize soktular, TSK´yı nasıl kirlettiler, bu konuda Veli Küçük´ü izaha çağırıyorum.´

-Tarık Ümit´in kaçırılması-

Oğuz, MİT ajanı Tarık Ümit´in 3 Mart 1995´te kaçırıldığını ve bu olayla ilgili kendisine dosya gönderen astsubay arkadaşının ´derin yapı´ tarafından öldürüldüğünü de öne sürerek, Ümit´in o dönem teslim edildiği ´Yeşil´ olarak bilinen JİTEM elemanı tarafından Marmaris´te tek kurşunla infaz edildiğini ileri sürdü. Veli Küçük´ün Tarık Ümit´in kızı ve amcasının neden 24 saat gözaltında tutulduğuna cevap vermesi gerektiğini belirten Oğuz, Lice yakıldığı zaman oradaki tugay komutanı kimdi? Bahtiyar Aydın niçin katledildi, çıksın açıklasın. O karanlık yılları aydınlatmadan, burada hiçbir şeyi aydınlatamayız. Tarık Ümit olayı çözülürse, JİTEM ve MİT´in o dönemdeki ortak eylemleri ortaya çıkacaktır. Tarık Ümit, ´Ergenekon´un sonundan başına gelecek bir olaydır diye konuştu.

-JİTEM çetedir-

Oğuz, gazeteci Uğur Mumcu´nun söylendiği gibi İran gizli servisi tarafından değil, bir kitabında Kürt sorunun şiddetle çözülemeyeceğini belirttiği için öldürüldüğünü savunarak, ´JİTEM´e ´çete´ diyorum çünkü bence tam bir çetedir. Kurumlara leke vuran hainlerin sızdığı bir çetedir. Onlar faili meçhullere devam ediyorlardı´ dedi.

Mahkeme heyeti başkanı Hüseyin Özese´nin, ´JİTEM hakkında ne biliyorsunuz?´ diye sorduğu Oğuz, ´Terörle mücadele amacıyla jandarmanın bir unsuru olarak kurulmuş. PKK itirafçılarıyla korucuları bünyelerine katarak çete oldular. Eroin ve silah kaçakçılığı yaptılar. Yüksekova çetesi de JİTEM´in bir koluydu´ diye konuştu.

Özese´nin, ´JİTEM´de ilk etapta kimler görev aldı ve JİTEM´in yöntemi nasıldı?´ sorusu üzerine Oğuz, JİTEM´in Veli Küçük, Arif Doğan, Aytekin Özer ve Cem Ersever gibi kilit isimlerle, aynı ideolojiye sahip askerler tarafından kurulduğunu söyledi. Oğuz, ´JİTEM´in sadece istihbarat yetkisi vardı. Adli yetkisi ve gözaltı yetkisi olamazdı. Elde ettikleri istihbaratla kafalarına göre sorgu odası yapıp, PKK´lı olsun olmasın kendilerine karşı olanları bertaraf edip, yok ediyorlardı. Oraya giren kurtulamıyordu. Girenin oradan çıkması mümkün değildi´ ifadelerini kullandı.

Oğuz, kimlerin sorgulandığının sorulması üzerine, ´Bir zamanlar zengin iş adamlarını sorguluyorlardı para için. Bir zamanlar sözde PKK´lıları sorguluyorlardı. JİTEM binasına gittiğiniz zaman şansınız olamazdı. Biz bile asker halimizle korkardık´ dedi. Vedat Aydın´ın ve gazeteci Musa Anter´in JİTEM tarafından kaçırıldığını, JİTEM´in 750-850 faili meçhulü olduğunu bildiğini öne süren Oğuz, gözaltına alınanların JİTEM´cilerin yasal yetkileri olmadığı için yasa dışı bir şekilde sorgulandıklarını kaydetti. Oğuz, JİTEM´in C4 plastik patlayıcı ve zehir kullandığı için faili meçhul cinayetlerin bugüne kadar çözülemediğini savundu.

´JİTEM, amaçları doğrultusunda çalışsa dağda bir PKK´lı bile kalmazdı´ diyen Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü: ´Çünkü onların sınırsız istihbarat ödenekleri vardı. Parayı barda, pavyonda yiyorlardı. Polis bile onlara soru soramıyordu. Jandarma olarak öyle ödeneklerimiz yoktu. JİTEM, kendi binası veya arazide bir köprü altında sorgular ve infaz ederdi. Binası resmi kurumların dışındaydı. Yasa dışı eylemleri çok olduğu için resmi bina kullanmıyordu. Sıkıntı olmasın diye polis bölgesinden alınan vatandaş öldürülüp jandarma bölgesine atılıyordu. Böylece polis bulamazdı. JİTEM´dekiler sahte kimlik kullanırdı. Sürekli JİTEM kimlikleri taşıyorlardı. Ha PKK ha JİTEM, hiç fark etmez. Sahte kimlikli oldukları için adli makamlar, onların kimlik tespitini yapmakta çok sıkıntı çeker.´

Susurluk soruşturması döneminden tanıdığı Tuncay Özkan´ın, Veli Küçük ile birlikte yargılanmasına anlam veremediğini de belirten Oğuz, JİTEM´in o dönem bazı illerde ´JİTEM Tim Komutanlıkları´ adıyla teşkilatlandırıldığını ve diğer merkezlerdeki komutanlıkların Diyarbakır Grup Komutanlığı´na karşı sorumlu olduklarını anlattı.

Başkan Özese´nin, tutuksuz sanık emekli Albay Arif Doğan´dan ele geçirildiği belirtilen bir belgede JİTEM´de görev aldığı iddia edilen kişileri tanıyıp tanımadığını sorduğu Oğuz, Veli Küçük, Naim Kurt, Cem Ersever, Nurettin Ata, Abdulkerim Kırcı, Sinan Yaşar, Ahmet Kulaksızoğlu ve Şaban Bayram adlı kişilerin JİTEM´de çalıştıklarını bildiğini, diğer isimleri ise tanımadığını söyledi.

-Kazım Çillioğlu´nun öldürülmesi-

Oğuz, Başkan Özese´nin, ´Kazım Çillioğlu olayı hakkında bildiklerin neler?´ sorusu üzerine, Eşref Bitlis´in ekibinden olan Çillioğlu´nun Diyarbakır´dan Tunceli´ye tayininin çıktığını ve Eşref Bitlis´in Diyarbakır´a gideceği zaman onu da götürmek istediğini öne sürdü.

Oğuz, şöyle devam etti: ´Çillioğlu, annesinin hastalığı nedeniyle Diyarbakır´a gitmemişti. Böylece ölümden kurtulmuştu. O bölgede herkesin bildiği ´Yeşil´ ve 2 kişi daha var. 1992´li yıllardan beri faili meçhul olayları bu üçlü yapıyordu. Çillioğlu, o bölgeye gittiği zaman, terörle mücadeleye zarar verdiği için faili meçhullere karşı çıkıyor. Tümgeneral İsmail Kuru, Çillioğlu´na baskı yapıyor. ´Yeşil´ devamlı Tunceli Komutanlığına gelip gidiyor. Çillioğlu, bu yapıyı çözmek istiyordu. İşkenceyle öldürüldüğü duyumunu almıştım. Oraya gidip öğrenmek istediğimde görev arkadaşım bana, ´bu iş boyunu aşar´ demişti. Olayın gerçek tanıklarını buldum. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı´na gittim. Tanıklar bulmuştum ve dediklerim çıktı. İşkence görerek öldürüldüğü anlaşıldı. Daha sonra telefonlarım dinlenildi ve tehdit edildim. Savcılığa suç duyurusunda bulundum ama bir sonuç alamadım.´

Mahkeme heyeti, duruşmaya ara verdi. ( AA)

(16 Ağustos 2012, 11:43)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Albay Kazım Çillioğlu´nun şüpheli ölümüyle ilgili manşetlerimiz

JİTEM´in varlığını ispatlayan resmi belgeler

JİTEM´le ilgili tüm manşetlerimiz

Tarık Ümit olayıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4755    yazdır/print


 

Ergenekon´da 217. duruşma

Ergenekon davasına tanıkların dinlenmesi ile devam ediliyor. Duruşmada Türk Metal Sendikası´nın eski şube başkanlarından Mahmut Taşdemir gizli tanık olarak ifade veriyor. Davanın önemli tanıklarından olan Taşdemir´in, tutuklu sanık Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek aleyhinde tanıklık yapması bekleniyor. Taşdemir savcılık ifadesinde, Özbek´in Ergenekon´un finansörü olduğu iddiasının altını çiziyordu. Taşdemir ayrıca, Mustafa Balbay, İlhan Selçuk, Rauf Denktaş ve Sinan Aygün gibi isimlerin Türk Metal´in genel merkezinde gizli toplantılar yaptıklarını da iddia ediyordu.

09.08.2012 11:10 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 65´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 217´inci duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 43 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 22 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, bu davada tutuksuz yargılanan ´Odatv´ davasının tutuklu sanığı Prof. Dr. Yalçın Küçük de hazır bulundu.

Mahkeme heyeti başkanı Hasan Hüseyin Özese, tanıklardan Mahmut Taşdemir ile Özcan Tozlu´nun hazır olduğunu belirterek, Antalya´da bulunan Abdullah Öcalan´ın avukatlarından İrfan Dündar´ın ise 16 Ağustos´ta İstanbul´a geleceğini bildirdiğini kaydetti.

TANIK MAHMUT TAŞDEMİR´İN İFADESİ

Mahkeme heyetinin, tanık Mahmut Taşdemir´in isteği üzerine gizli tanık odasında ifadesini almaya karar verdiği duruşmada, Taşdemir´in sesi ve görüntüsü bozulmadan salondaki ekrana yansıtıldı. Taşdemir, 1999-2002 yılları arasında Türk Metal Sendikası Gebze Şube Başkanı, 2002´den 4 Aralık 2005´e kadar da sendikanın genel başkan yardımcılığı görevini yürüttüğünü söyledi.

Sendika içinde işçilerin menfaatine yönelik faaliyetler dışında bir takım yolsuzluklara şahit olduğunu ve bundan da rahatsızlık duyduğunu öne süren tanık Taşdemir, Örneğin ART televizyonu, bütün elektronik malzeme ve personel ücretlerinin sendikadan karşılanmasına rağmen televizyon bir aile şirketi olarak kullanılıyordu. Cumhuriyet Gazetesi´nin eki olarak çıkan Strateji Dergisi´nde Özbek´in oğlu Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışıyordu. Bu derginin basım masrafları da sendika tarafından finanse ediliyordu iddialarında bulundu. Mustafa Özbek´in önce MHP, sonra ANAP, DYP ve ardından da Deniz Baykal ile yakın dirsek teması olmuştur´ diyen tanık Taşdemir, bu durumun kafasını karıştırdığını söyledi. 2008 yılında Ankara Cumhuriyet Savcılığı´na sendikada şahit olduğu yolsuzluklara ilişkin suç duyurusunda bulunduğunu anlatan tanık Taşdemir, ancak 4 yıldır herhangi bir dava açılmadığını söyledi.

Kocaeli´de Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü´ne 8 saat ifade verdiğini ve ifadesinin gizli tanık olarak alındığını belirten tanık Taşdemir ifadesinde şunları söyledi: Mustafa Özbek, davada yargılanan birçok asker ve siville başbaşa görüşmüştür. Neden görüştükleri konusunda etraflıca bir bilgim yok dedi. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese´nin Davada yargılanan hangi sanıklarla görüştü? şeklindeki sorusu üzerine, Balbay, sendikaya gelir televizyona çıkardı. Balbay, Özbek ile görüşür giderdi. İlişkilerinin boyutunu bilemem. Özbek yönetime sırlarını söylemezdi. Asistanı ile gizli konularını görüşür, herşeyi asistanı ile paylaşırdı. Ben 4 yıl boyunca genel başkan yardımcısı olduğum dönemde böyleydi. Genel başkan sendikayı tek taraflı yönetirdi. Karşı gelen sendikadan uzaklaştırılır ya da başka cezalar verilirdi dedi.

Sendikada yapılan yolsuzluklara ilişkin Türk Metal Sendikası´nın şubelerine mektup gönderildiğini belirten Taşdemir, Mektubu ben yazmadım. Ancak mektubu benim gönderdiğimi düşünüyorlardı. Mustafa Özbek beni Ankara´ya çağırdı. Özbek ´Mektubu sen yazdın´ dedi. Ben de yazmadığını söyledim. Şimdiki Türk Metal İş Sendikası Genel Başkanı Pevrul Kavlak´ın da bulunduğu ortamda Özbek beni tehdit etti. İki kez saldırıya uğradım. Birinde kolum kırıldı. Diğer saldırıda da burnum kırıldı diye konuştu.

Mahkeme Başkanı Özese, tanık Taşdemir´in dosyada herhangi bir ifadesinin olmadığını belirterek, internetten ve açık kaynaklardan elde edilen tanık Taşdemir´in beyanlarını okuyarak doğru olup olmadığını sordu. Dava sanıklarından Sinan Aygün, İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay´ın sendikaya gelip gittiğini söyleyen tanık Taşdemir, Ne konuşurlardı bilmiyorum, sendikaya neden geldiklerini de bilmiyorum ifadelerini kullandı.

Mahkeme Başkanı Özese, Taşdemir´in bir gazeteye JİTEM´in birçok toplantısı sendikanın genel merkezinde kapalı salonda yapılırdı şeklinde verdiği röportajını sorması üzerine Taşdemir şunları aktardı: JİTEM´i o dönemde bilmiyordum. JİTEM´cilerin orada toplantı yaptığını bana sendikada çalışan yönetici ve personel söyledi. O toplantıda ne konuşulduğunu ayrıca o toplantıya katılanlarında JİTEM´ci olup olmadığını bilmiyorum. Ben o toplantıya katılmadım. Taşdemir, Özbek yolsuzlukları açıklamayayım diye bana 8 ay boyunca avantadan bin 500 TL para ödedi. Ayrıca 10-15 kişiye daha 500 ile bin 500 TL arasında değişen paralar ödedi. Ta ki ´Seni dinledik aleyhimize konuşuyorsun´ diyene kadar ifadelerini kullandı. Sorular üzerine Taşdemir 2005 yılından sonra Türk Metal Sendikası ile herhangi bir bağlantısının kalmadığını da sözlerine ekledi.Duruşmaya öğle arası verildi. (DHA)

İfadesinde, sendikadaki usulsüz harcamalar ile ilgili beyanda bulunan Taşdemir, kendi zamanında aylık 3 milyon TL geliri bulunan kurumun personelin maaşını zamanında ödeyemediğini söyledi. ART Televizyonu´nun elektronik malzeme ve taşınmaz mallarıyla personel giderlerinin sendika tarafından karşılandığını belirterek, Türkmen Derneği´ne ileride siyasi destek alabilmek için finansman sağlandığını anlattı.

Mustafa Özbek´in zikzaklar çizen siyasi düşüncesi bulunduğunu aktaran Taşdemir, Başta MHP´liydi. Sonra ANAP´lı oldu. DYP´ye yakınlaştı. En son Deniz Baykal´la birlikte görünmeye başladı. Bir ara Cumhuriyet Gazetesi´nin yüzde 30´una ortak olmaya karar verdiğini söyledi. Biz şaşırdık. Özbek´in görüşleri Cumhuriyet gazetesi ile uyuşmaz. Sonra bir sıkıntı çıktığında sendika ortak olamadı gazeteye. Daha sonra TUSAM isimli bir şirket kurdu. Bu şirket pazartesi günleri Cumhuriyet´in verdiği Strateji dergisini çıkardı. Derginin genel yayın yönetmeni de Özbek´in oğlu Ahmet Oğuz´du. dedi. Taşdemir, ART Televizyonu´na sendikanın aracı olması ile çeşitli büyük şirketlerden para yardımı yapıldığını ifade etti. Sendikada ve ART Televizyonu´nda Özbek´in emekli askerler ve sivil kişiler ile sık sık görüşmeler yaptığını anlatan Mahmut Taşdemir, bunlara örnek olarak Mustafa Balbay´ı gösterdi. Özbek ile görüşen Balbay´ın ART Televizyonu´nda da programa katıldığını hatırlatarak, Bu görüşmelerin, Cumhuriyet Gazetesi´nin hisselerinin alınmasıyla bir ilgisi olup olmadığını bilmiyorum. diye konuştu. ( Zaman)

-Mahmut Taşdemir önemli tanıklardan biri-

Mahmut Taşdemir, Türk Metal sendikasının eski yöneticilerinden biri. Taşdemir´in, Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek aleyhinde tanıklık yapması bekleniyor. Sendikada yaşadıklarını Türk Metal ve Mustafa Özbek Gerçeği adlı kitapçıkta toplamıştı. Ergenekon savcılarının talimatıyla ifade verdi. Bir süre Manisa ve Balıkesir´de kaldı. Mustafa Özbek´in adamları tarafından dövülerek hastanelik edildi. Can güvenliği olmadığı için kendisi ve ailesi endişeliydi. Bir süre ortadan kayboldu. Kamuoyu öldürüldüğünü düşündü. Gizlenerek yaşadığı da ileri sürüldü. Ve bugün davada tanık ifadesi vermek için ortaya çıktı. Gizli tanık olarak ifade vermek istedi. Taşdemir savcılık ifadesinde, Mustafa Özbek´in Ergenekon´un finansörü olduğu iddiasının altını çiziyordu. Kendisinin genel başkan yardımcılığını bıraktığı 2005 yılı itibarıyla sendikanın aylık aidat gelirinin 3 milyon lira olduğunu, buna karşılık giderlerin 900 bin lirayı aşmadığını bildiriyordu. Taşdemir, Buna rağmen kasada hiçbir zaman 100 bin liranın üstünde para olmazdı. Aile şirketi gibi çalışan Metal İşçileri Vakfı var. Paralar buraya aktarılır ve Özbekler tarafından şahsi paraları gibi harcanır. Bunun dışında, Avrasya TV´ye, Türkiyem Topluluğu´na, Yörük Türkmen Federasyonu´na aktarılan paralar vardı. Sendikanın bir de ´örtülü ödeneği´ vardı. diyordu. Taşdemir, Mustafa Balbay, İlhan Selçuk, Rauf Denktaş ve Sinan Aygün gibi isimlerin Türk Metal´in genel merkezinde gizli toplantılar yaptıklarını da sözlerine ekliyordu.

TANIK ÖZCAN TOZLU´NUN İFADESİ

Duruşmada diğer bir tanık olarak eski Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu dinlendi. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan´ın şehit edilmesi olayında Levent Göktaş´ın suçlu olduğunu belirten Tozlu, Şırnak´ta 1996 yılında 11 korucunun yakılarak öldürüldüğü ´Güçlükonak katliamı´nın da terör örgütü PKK´nın eylemi olmadığını iddia etti. Tozlu, 16 Mayıs 2001´de Malatya´da CASA tipi askeri uçağın düşürülmesinden TSK mensuplarının sorumlu olduğunu ifade ederek, Levent Göktaş´ın kendisine olayın kaza olmadığını söylediğini anlattı.

1997 yılında açığa alınan ve 2001´deki YAŞ kararlarıyla da ordudan atılan Tozlu, yeminli olarak verdiği ifadesinde Orgeneral Çevik Bir´in darbe için hazırlanan 500 sayfalık belgenin altında imzası olduğunu ve bu durumu Başbakan Mesut Yılmaz´a ile bazı siyasilere aktardığını söyledi. Tozlu, Durumu Levent Göktaş´a aktardım. İbrahim Şahin ile görüşmemi söyledi. Durumu telefonda görüştüğüm İbrahim Şahin´e de söyledim. Bana, ´Çocuk musun telefonlar dinleniyor´ diyerek kızdı. Şahin ´Birkaç mason kırıntısına bu ülkeyi yedirmeyiz.´ dedi. 45 gün sonra tayinler oldu. Çevik Bir, 1. Orduya alındı 1998 yılında bu şekilde darbe önlenmiş oldu. dedi.

Tanık Tozlu, ailesiyle tatile gittiği Kuzuluk´ta Göktaş´ın yanına uğradığını belirterek, Göktaş bana ´senden çok memnunuz´ diyerek 15 bin dolarlık bir çek verdi. Çeki örtülü ödenekten verildiğini anlattı. Ancak ben bunu almadım. O zaman çeki 13 yaşında olan kızım ile 10 yaşında olan oğluma uzattı. Onlar da almadı. Adama sorarlar bu paranın kaynağı nedir dedim. Benim parayı beğenmediğimi söyledi. Daha sonraki görüşmemizde hesabında 200 bin dolar olduğunu derhal 20 binini almamı söyledi. Beni İskenderun-İstanbul arasında kontronör yapacaklarmış. Ben ordudan uzaklaştırıldığımı belirterek bu işin nasıl olacağını sordum. Hallederiz şekilinde cevap verdi. iddiasında bulundu.

1994 yılında Güçlü Konak Jandarma Komutanlığı yaptığı dönemde bir mescit inşaatına başladıklarını anlatan Tozlu, Tuğgeneral Selahattin Uğurlu´nun kendisini sevmediğini ve bu inşaatı görünce ´Yapacak başka bir şey bulamadın mı?´ diye sorduğunu söyledi. Kozlu, Bu süreç sıkıntılar sürdü. Beni Şırnak Jandarma Tabur Komutanlığı´na alındım. 2 ay sonra Güçlükonak´ta 11 korucu ile 2 köylünün bir minibüs içerisinde kurşunlanıp, yakılması olayı oldu. Şırnak´taki komutanım bana sordu. ´Sen o bölgede çalıştın şu haritayı bir incele saldırı nasıl olmuştur?´ diye sordu. Ben de baktım ve eyvah dedim. Çünkü korunaklı bir bölgeydi. Askeri birliklere çok yakındı. PKK´nın burada eylem yapmasına imkan yoktu. Olay TSK kontrolündeki koruculara yaptırılmış. Yenimahalledeki Müsteşarlığa bildirildi. Eylemde roketatar ve ağır silahlar kullanıldı. dedi.

Gaffar Okkan suikastine ilişkin soruşturmanın yeniden açılmasına neden olan Özcan Tozlu, basına yaptığı açıklamalarda Okkan´ın, Levent Göktaş´ın idaresindeki 7 kişilik Muharebe Arama Kurtarma (MAK) timi tarafından öldürüldüğünü iddia etmişti. Özcan Tozlu, suikasten bir yıl sonra Ankara´ya ziyarete gittiğinde Göktaş´ın, kendisine suikasti anlattığını söylemişti. Mahkemede de bu iddiasını tekrarlayan Tozlu Levent Göktaş ´Keşke bu eylemi yapmasaydık´ dedi. Ben de ´O polislere acımadın mı. Allah belanı versin´ dedim. Göktaş, ´Oğlum Allah´a nasıl hesap vereceğiz´ dedi. 3,5 ay sonrada Malatya´da CASA tipi askeri uçak düştü. İçinde Okkan suikastını gerçekleştiren Tim bulunuyormuş şeklinde konuştu.

Savcı Nihat Taşkın´ın, TSK´dan ne sebeple atıldığını sorması üzerine tanık Özcan Tozlu, disiplinsizlik ve ahlaksızlık, erlerden zorla para toplamak, Bosna-Hersek için para toplamak, kantinde satılması yasak olan bazı eşya ya da gereçleri faturasız olarak satmak gibi 8 benzer konu ile suçlandığını ve 34 ay 28 gün hapis cezası aldığını, hapis cezasının paraya çevrilip ertelendiğini ve bu gerekçeyle de TSK´dan atıldığını söyledi. Suç tarihinin 1 Ocak 1994 olarak gösterildiğini belirten Tozlu, göreve Temmuz ayında başladığını ve üzerine iftira atıldığını iddia etti.

Savcı Taşkın´ın soruları üzerine Tozlu, Göktaş tarafından 3 kez çağrıldığını ve bu nedenle üç kez görüştüklerini söyledi. Tozlu, bir konuşmaları sırasında Veli Küçük´ün, Devlet Bahçeli´yi parti genel merkez binasının 18. katından atmak lazım. dediğini aktardı.

Daha sonra da Levent Göktaş, kendisi aleyhine suçlamalarda bulunan tanık Özcan Tozlu´ya soru sormak için söz aldı. Göktaş, İfadenizde 2000 yılında Jandarma tesislerinde buluştuğumuzu söylüyorsunuz. Tarihi hatırlıyor musunuz? diye sordu. Tozlu ise Mayıs ya da Haziran ayında olabileceğini söyledi. Bunun üzerine Göktaş, Mayıs ayından Eylül ayına kadar Şam´da görevli olduğunu söyledi. Tozlu ise Tesislerde görevli Astsubay Giray Ozan´ı tanık olarak çağırabilirsiniz. Oraya gelişimde güvenlik nedeniyle ismimi kaydetmemesini istedim. Benim isteğimi yerine getirdi ve ziyaretçi kayıt defterine adımı yazmadı. dedi. ( Cihan)

Levent Göktaş´ın ifadesine karşı beyanları hatırlatılan Tozlu, Göktaş´ın beyanlarının iftira olduğunu kaydetti.

Göktaş´ın avukatı Serkan Günel, tanığa müdahale edilmesini istemesi üzerine Tozlu, 2001 yılından beri zor durumdayım. Yeşil kartla geçiniyorum. 4 çocuğum var. 2 çocuğumu 10 yıldır görmüyorum. Ben açım ya diye bağırdı.

Tanığın bu beyanlarına Serkan Günel´in karşılık vermesi üzerine Tozlu, Bana para bekliyorsun´ diyor. Ben köpek miyim ya´ diyerek yine tepki gösterdi. Duruşma yarına ertelendi. ( Cnnturk)

(09 Ağustos 2012), son güncel.: (10 Ağustos 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Taşdemir: Ergenekon toplantıları Türk Metal´in genel merkezinde yapılıyordu

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4740    yazdır/print


 

Yeşil yaşıyor: Bir tanık daha

İhbarcı: Murat Yıldırım´ın arkadaşıyım. Doktorum. Yeşil´i 2011 yazında Ankara´da gördüm. Murat´la birlikte gece yarısı arabayla Çankaya´ya gidip Yeşil´i aldık. Yüzüne estetik operasyon yapılmamıştı.

21.06.2012 10:22 Karanlık bir dönemin karakutusu olan ve yaşadığı konusunda çok sayıda iddianın ortaya atıldığı ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´la ilgili özel yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen ihbar mektubunda Yeşil´in 2011 yılında Ankara´da görüldüğü belirtildi. Yeşil´in oğlu Murat Yıldırım´ın arkadaşı olduğunu belirten ihbarcı, Yeşil´i 2011 yazında Ankara´da gördüğünü ve arabasına bindiğini iddia etti.

İstihbarat birimleri alarma geçirildi

Güneydoğu´da 1990´lı yıllarda yaşanan birçok faili meçhul olayın ve Albay Kazım Çillioğlu cinayetinin şüphelilerinden olan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım hakkında savcılığa yeni bir iddia ulaştı. 27 Temmuz 1992´de Tunceli´de kaybolduktan 11 gün sonra Elazığ Asli Mezarlığı´nda cesedi bulunan Ayten Öztürk´ün ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında Yeşil hakkında tahkikatlar sürüyor. Özel yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Yeşil´in izine ulaşılması için istihbarat birimlerine yazı yazıldı. Yeşil hakkındaki resmi kurumlarla yazışmalar sürerken, savcılığa ilginç bir mektup ulaştı.

Yeşil´in yüzüne estetik yapılmamış

Malatya savcılığına ulaştırılması için Kayseri postanesine gönderilen mektubu yazan kişinin kendisini Yeşil´in oğlu Murat Yıldırım´ın arkadaşı olarak tanıttığı iddia edildi. Mektup sahibinin iddiaları şöyle: “Ben Murat´ın (Yıldırım) arkadaşıyım. Murat´ın evine de gider gelirim. Doktorum. Yeşil´i 2011 yazında Ankara´da gördüm. Gece yarısıydı, Murat ile arabayla Çankaya´daydık. Murat bana ´Birini alacağız, sen arabaya binen kişiyle konuşma´ dedi. Gittik o kişiyi aldık. Ben ve Murat önde oturuyorduk. Murat da o kişiye bir şey sormadı. Dikiz aynadan fark ettirmeden arkada oturan kişiye baktım ve Yeşil olduğunu anladım. Yüzüne operasyon yapılmamıştı.”

Öztürk´e telkin vermiş olabilirim

Ayten Öztürk soruşturmasında şüpheli listesindeki isimlerden biri de dönemin Tunceli Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazganarıkan´dı. Savcılık, talimatla Yazganarıkan´ın ikamet ettiği ilin savcılığına talimat yazarak Öztürk cinayeti hakkında bildiklerini ve Öztürk´ü makamına çağırıp çağırmadığını sordu. Yazganarıkan´ın “Ayten Öztürk ile görüşmüş olabilirim. Kendisine telkinde de bulunmuş olabilirim tam hatırlamıyorum” dediği ileri sürüldü. Ayten Öztürk´ün avukatı Cihan Söylemez, savcılığın Yeşil´in dışındaki şüphelilerle ilgili tahkikatlarının yetersiz olduğunu söyledi. Söylemez, “Yeşil 1999 yılından bu yana İnterpol dahil birçok istihbarat birimi tarafından aranıyor. Ancak bulunamıyor. En azından diğer şüpheliler hakkında işlem yapılmalı” dedi. ( Star)

´YEŞİL YAŞIYOR´ DİYEN DİĞER TANIKLAR

Faili meçhullerden bir çoğunda adı geçen Türkiye´nin en gizemli tetikçisi ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım, kimilerine göre öldü kimilerine göre ise hala yaşıyor. Onun öldüğünü ileri sürenler Ölmeseydi şimdiye kadar yakalanırdı ya da ortaya çıkardı savunmasını yapıyorlar. Yaşadığını ileri süren yetkililerin sayısı ise çok fazla ve bazıları çok somut bilgiler veriyor. Son olarak Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı Yeşil´in yaşadığına dair elde ettiği bulgular üzerine hakkında ´kırmızı bülten´ adı verilen uluslararası arama kararı çıkartmıştı.

Savcı, Yeşil´in yaşadığını belirledi

24 Nisan 2012 tarihinde basına çarpıcı bir haber yansıdı. Buna göre, Tunceli İl Jandarma Alay Komutanlığı yaparken 1994 yılında lojmanında intihar ettiği ileri sürülen Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yaşadığını tespit etti. Albay Çillioğlu´na işkence ederek öldürdüğüne dair güçlü bulguların elde edildiği olayla ilgili soruşturma çerçevesinde yapılan araştırmalarda, Yıldırım´ın sağ olduğu bilgisine ulaşıldı ve hakkında kırmızı bülten çıkarıldı. Kırmızı Bülten, Yeşil´in yurtdışında bulunduğuna dair savcılığın elinde bilgiler olduğunu gösteriyor. Tanık beyanlarına göre Yıldırım´ın Türkiye, Suriye ve Norveç´te yaşadığı değerlendiriliyor. Türkiye´de yaşıyorsa yüzünü değiştirmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.

JİTEM elemanı ve PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan: Yeşil Gürcistan´da yaşıyor

18 Ocak 2012 tarihinde bir yerel gazeteye açıklamalar yapan ve Diyarbakır´da bir dönem Jitem elemanı olarak görev yapan eski PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan, Yeşil kod adlı kod adlı Mahmut Yıldırım´ın Gürcistan´ın başkenti Tiflis´te yaşadığını söyledi. Diyarbakır´da Günlük olarak yayınlanan Güneydoğu Güncel gazetesinin sorularını yanıtlayan Abdulkadir Aygan, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın Tiflis´te bir Üniversite öğrencisinin yanında yaşadığını, kendisine sosyal paylaşım sitesi üzerinden gelen bir mesajdan öğrendiğini söyledi. Mesajı gönderen kişinin ismini vermek istemeyen Aygan, kapatılan DEP üyesi Harbi Arman ile Mustafa Anter cinayetinin Yeşil tarafından işlendiğine tanık olduğunu belirterek, “Cem Ersever ve iki arkadaşının öldürülmesi olayın bizzat yer aldığını Yeşil´in anlatımlarından anladım” dedi.

Jandarma istihbarat emekli Astsubay Hüseyin Oğuz: Yeşil yaşıyor, itirafçı olmak istiyor

02 Ocak 2012 tarihinde A Haber televizyonuna konuk olan Jandarma istihbarattan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz ´Yeşil´in yaşadığı´ iddiasını son olarak dile getiren yetkiliydi. Meclis Susurluk Komisyonu´nda Yeşil´in kimliğini açıklayarak onu ilk deşifre eden kişi olarak da tanınan Astsubay Hüseyin Oğuz, A Haber´e yaptığı açıklamalarda Yeşil´in Belarus´ta olduğunu iddia etmişti. Ben Yeşil´in yaşadığını biliyorum 2011 Ağustos öncesi onunla bizzat görüşen bir ağabeyim var. Belarus Minsk kentinde bir otelde görüştüler. Bu kişinin ismini veremeyeceğim. Yeşil´in yakalanma riski artık çok yüksek. Etrafı boşaldı. Şimdi şansı yok. Yaşıyor, onu ekonomik şartları yakalatmıyor.

25 Aralık 2011 tarihinde basına açıklamalar yapan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz, Yeşil´in Belarus´ta olduğuna dair medyada yer alan iddiaları doğruladı: “Bana 1997 yılından sonra Tarık Ümit´in akıbetiyle ilgili Muğla Jandarma Komutanlığı´ndan bir arkadaşım dosya getirdi ve Ümit´in cesedinin Muğla´da olduğunu söyledi. İnfazı yapanlardan biri Yeşil. Diğer kişinin ismine ise Tarık Ümit olayı basında tartışılırken birkaç kez yer verildi ve ismi çözüldü. Bu kişinin ismini İzmir Emniyeti´nde verdiğim ifadede söyledim ve emniyet güçleri şu anda bu kişiyi arıyor. Yeşil´e ilişkin olarak da bazı yazılar yazıldı. Yeşil hakkında Mehmet Altan, Belarus´ta olma ihtimalini yazmış. Doğru yazmış.

07 Eylül 2011 tarihinde bir televizyon kanalına konuk olan Astsubay Hüseyin Oğuz, 2009 senesinde Ergenekon soruşturması başladığı sırada kendisini Yeşil´in aradığını aktardı: Ergenekon ve gizli sanıklarla görüştüğünü ve bunun ileriki süreçte çok faydalı olacağını söyledi. Tabi ben o saatte beni neden biri arasın. Ama kesin Yeşil´di. Sesinden tanıdım. Yeşil sıkıştı. Eski beraber olduğu insanlar tümüyle emekli oldu. Kaçacak, göçecek yeri kalmadı. Bu telefon konuşmasının ardından kendisini arayanın Yeşil olduğunu teyit ettiğini belirten Oğuz, Yeşil´in oğlunun da kendisini arayıp babasının itirafçı olmak istediğini yaptıklarından dolayı pişman olduğunu söylediğini belirtti.

08 Ekim 2010 tarihinde Astsubay Hüseyin Oğuz, basına yaptığı açıklamada, “Yeşil´in yaşadığını ve deşifre olduğu için Ergenekon soruşturması kapsamında konuşacağını” iddia etti. Oğuz, “Yeşil ölmedi, Ankara´da yaşıyor, bir süre önce bir lokanta işletiyordu. Biliyorum çünkü yaşayabilmek için Yeşil´i takip etmek zorundayım´ dedi. emekli Albay Arif Doğan´ın “Yeşil yaşıyor” şeklindeki sözleri sorulan Hüseyin Oğuz “Susurluk Komisyonu´na ´Yeşil yakalanıp konuşursa iç savaş çıkar´ demiştim. Artık böyle demiyorum. Çünkü Susurluk´ta başarılamayan Ergenekon soruşturmasıyla başarılmaya başlandı. Yakalananlar daha buz dağının görünen yüzü. Yeşil yaşıyor, öldüğünü ispat edemiyorlar, edemezler de çünkü o hayatta. JİTEM´in kurucusu Emekli Albay Arif Doğan da yaşadığını söylemiş. Söyler, çünkü hala görüşüyorlar. Yeşil, Doğan´ın ekibinin bir parçası” diye konuşmuştu. Yeşil´i ilk olarak deşifre eden yetkili olarak tanınan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz sözlerini, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın hala yaşadığını belirterek, ´Kısa sürede yakalanacak´ diyerek noktalamıştı.

JİTEM kurucusu emekli Albay Arif Doğan: Yeşil ile hala görüşüyorum

20 Ocak 2011 tarihinde İkinci Ergenekon davasının 98. duruşmasında ifade veren tutuksuz sanık emekli albay Arif Doğan, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile hala görüştüğünü ileri sürerek, Ancak bana nasıl olduğunu sormayın, söylemem. dedi. Doğan, Tunceli-Muş-Bingöl bölgesindeyken, burayı çok iyi bilen, bu halkın dilinden konuşan istihbaratçıdan söz ediliyordu. Kendisine ´Yeşil´ denilen bu kişiyle konuştum. Bana ´Hükümete çalışıyorum´ dedi. Ben de ona ´Ben görev verdiğim zaman yapacaksın´ dedim ve bunu kabul ederek bölgede kaldı. Bir iki defa görev verdim, 72 saat hiç uyumadan çalıştı diye devam etti.

06 Ekim 2010 tarihinde Ergenekon savcısı Zekeriya Öz´e verdiği ifadesinde de Arif Doğan, Yeşil´in yaşadığını iddia etmişti. Doğan, ek ifadesinde, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ve ´JİTEM´ ile ilgili açıklamalar yapmıştı. Doğan ifadesinde, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın arkadaşı olduğunu ve halen hayatta olduğunu, kendisiyle Tunceli´de zaman zaman görüştüklerini söyledi. Albay Arif Doğan, Yıldırım´la aracı ekipler aracılığıyla görüştükleri yönünde bilgi verdi. ´Yeşil´in nerede olduğuna´ dair soruyu yanıtlamadığı belirtilen Doğan´ın JİTEM hakkında sorulan soruya da ´JİTEM´i kendisinin kurduğu ve yönettiği´ şeklinde yanıt verdiği belirtildi.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Celal Uzunkaya: Yeşil yaşıyor, operasyon yapılacaktı

2009 Aralık ayında, İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, dolandırıcılık yaptıkları ileri sürülen bir grubu takibe alarak operasyon düzenledi. Operasyonda, grubun elebaşısı olduğu ileri sürülen ve emniyete haber elemanı olarak görev yaptığı belirtilen İrfan Erbarıştıran ve bazı adamları gözaltına alındı. Ayrıca, Erbarıştıran ile bağlantılı olduğu ileri sürülen, dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcıları Celal Uzunkaya ve Mustafa Gülcü´nün de ifadesine başvuruldu. Uzunkaya, Gülcü, Erbarıştıran ve diğer sanıklar hakkında dava açıldı. Celal Uzunkaya duruşmada, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı yakalamak için operasyon hazırlığında olduklarını söyledi. Erbarıştıran da bu iddiaya katıldı. Duruşmada Celal Uzunkaya´nın ´Yeşil´ kod adıyla bilinen Mahmut Yıldırım ile ilgili sözleri dikkat çekti: İrfan Erbarıştıran´ı Yeşil ile ilgili yaptığımız çalışma konusunda uyardım. ´Bak bu çok gizli bir çalışma, bir yerden sızarsa kötü olur´ şeklinde sözler söyledim. Çünkü bu çok gizli bir çalışmaydı. Duruşmadan sonra basın mensuplarının, Celal Uzunkaya´nın Yeşil ile ilgili sözleriyle ne demek istediğini sorduğu Erbarıştıran, Böylesine gizli bir bilgiyi bile mahkemede açıkça söylüyor. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yakalanması için 6 aydır çalışma yapıyorduk. Biz kendisinin yerini tespit edip yakalanması için çalışırken, beni tutuklayıp cezaevine gönderdiler diye konuştu. Uzunkaya´nın bu konuda duruşmada söylediği sözleri doğruladı.

JİTEM Jandarma Yüzbaşı Özcan Tozlu: Yeşil yaşıyor

07 Ekim 2009 tarihinde Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu, JİTEM´in varlığına dair medyada başlayan tartışmalara katıldı. Tozlu´ya göre ´Yeşil´ de yaşıyor. Özcan Tozlu, Doğu ve Güneydoğu´da JİTEM´in kurucularından Cem Ersever, Abdülkerim Kırca ve ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile Ergenekon terör örgütünün tutuklu sanıklarından Veli Küçük ile İstanbul´da birlikte çalışmış. JİTEM yapılanması ve Yeşil hakkında geniş bilgiler veren Tozlu´ya göre Mahmut Yıldırım, o dönem ordu içinde JİTEM´ci olarak bilinmesi için boynuna (yeşil) kaşkol takardı. Daha sonra adı kaşkolun renginden yola çıkılarak ´Yeşil´ olarak anılmaya başlandı. Tozlu, Yeşil´in halen yaşadığını ileri sürerek şu iddiayı dile getirdi: Eski çalışma arkadaşım Levent Göktaş´a Ergenekon´dan gözaltına alınmadan önce Ankara´ya gittiğimde Yeşil´in ne olduğunu sordum. Bana, Yeşil´in Ankara Yenimahalle´de olduğunu ve tecrit edildiğini, normal bir hayat sürdüğünü anlattı. dedi.

Ergenekon sanığı İbrahim Şahin: Yeşil´le Ankara´da görüştüm

13 Şubat 2009´da Ergenekon tutuklu sanığı eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Susurluk skandalıyla ilgili de sorgulandı. Savcılıkta alınan 107 sayfalık ifadesinde ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ı tanıyıp tanımadığı sorularına da cevap veriyordu. İbrahim Şahin, “Yeşil, Ankara´da yanıma geldi. Doğu´daki operasyonlardan tanıyorum. Ankara´da 1-2 defa görüştüm. Bir daha da görüşmedim.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(21 Haziran 2012, 10:22)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilgili manşetlerimiz

Savcı, Yeşil´in yaşadığını belirledi

Yeşil yaşıyor, yakalama kararı çıktı

Yeşil yaşıyor, yeni adı Hasan Kütük

Yeşil yaşıyor, operasyon yapılacaktı

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4639    yazdır/print


 

Çillioğlu´da Yeşil izi

Albay Kazım Çillioğlu´nun Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından öldürüldüğü iddiasını güçlendiren bir belge soruşturma dosyasına girdi. Buna göre MİT´ten savcılığa gelen cevap yazısında, Yeşil´in o dönemde o bölgede görev yaptığı bildirildi.

05.06.2012 12:18 1994 yılında Tunceli´de lojmanında intihar ettiği öne sürülen Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Malatya Özel Yetkili Başsavcıvekili Özden Doğan´ın Milli İstihbarat Teşkilatı´na (MİT) yazdığı ikinci yazıya yanıt geldi. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Albay Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten Malatya Özel Yetkili Başsavcıvekili Doğan´ın, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın ´MİT için çalışıp çalışmadığı, çalıştıysa hangi tarihlerde, hangi görevlerde yer aldığı´ sorularını içeren ikinci yazısına MİT´ten yanıt verildi. MİT´in, Savcı Doğan´ın sorularına cevaben gönderdiği yazıda, ´Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın, Albay Çillioğlu´nun ölüm tarihinde Tunceli ve Bingöl Jandarma Alay Komutanlıkları emrinde görev yaptığı tespit edildi´ ifadelerine yer verildi. (AA)

OLAY NEYDİ?

Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürütürken 1994 yılında lojmanında ölü bulunan, dış otopsisi yapılarak ´intihar ettiği´ sonucuna varılan Kazım Çillioğlu ile ilgili soruşturma dosyası, oğlu Gökhan Çillioğlu´nun müracaatı üzerine 2010 yılında yeniden açılmıştı. Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, olayın yaşandığı tarihte Tunceli Valisi olan Atıl Üzülgen ile dönemin Cumhuriyet Savcısı, Kurmay Başkanı, Jandarma Bölük Komutanı, Çillioğlu´nun korumaları ve MİT görevlilerinin de aralarında yer aldığı birçok kişinin ifadelerine başvurulmuştu. Savcılık ayrıca, Çillioğlu´nun otopsi raporunu da inceleyerek kesin ölüm nedeninin belirlenebilmesi için Düzce´de bulunan mezarının açılmasına karar vermişti. Çillioğlu´nun mezarından alınan örnekler üzerinde Adli Tıp Kurumu´nda yapılan incelemede, saç köklerinde arseniğe rastlanan Çillioğlu´nun, kürek kemiğinde kurşun yarası olduğu öngörülen delik ile kaburgalarında kırık olduğu tespit edilmişti. Savcılığın talebi üzerine Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ´Bozo´ kod adlı Yusuf Geyik hakkında tutuklama kararı çıkarmış, iki ismin kırmızı bültenle aranması için başvuruda bulunmuştu.Soruşturma çerçevesinde, Malatya Özel Yetkili Başsavcıvekili Özden Doğan, MİT´e daha önce de cevaplanması talebiyle yazı göndermişti. MİT, bu yazıya cevaben, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´dan 1974 ile 1989 tarihleri arasında ve 1994 yılı Haziran ayından 1996 yılı Eylül ayına kadarki süreçte istifade edildiğini, Çillioğlu´nun öldüğü 1994 yılı şubat ayında ´Yeşil´in kurumla bir bağı olmadığını bildirmişti. Soruşturmada ayrıca, Albay Kazım Çillioğlu´na ait silahların ölümünden 3 yıl sonra ailesinden teslim alınmasına ilişkin Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı adına düzenlenen belgenin sahte olduğu da belirlenmişti. Yine, Çillioğlu´nun intihar notu olduğu iddia edilen kağıttaki imzanın da sahte olduğu ortaya çıkmıştı. Soruşturmada son gelişme olarak da, Albay´ın oğlu Gökhan Çillioğlu´nun telefonlarının yasa dışı dinlenmesi iddiasına ilişkin aralarında Düzce İl Jandarma Komutanı Albay Turhan Yazıcı´nın da bulunduğu 1´i emekli, 7´si muvazzaf asker 8 kişi tutuklanmıştı.

-Tutuklanan 8 jandarma görevlisi ´Yeşil´ bağlantısını gizlemek mi istedi?-

Albay Kazım Çillioğlu soruşturmasında elde edilen yeni bilgi ve belgeler, olaydan Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım´ın sorumlu olduğunu gösteriyor. Savcılar geçtiğimiz haftalarda Oğul Çillioğlu´nu yasadışı şekilde dinledikleri için gözaltına aldıkları ve mahkemece tutuklanan 8 jandarma görevlisinin, Yeşil ve onun arkasındaki isimlerin korunması amacıyla yasadışı bu dinlemeleri yaptığını değerlendiriyor.

-Yeşil Tunceli jandarmaya sıkı sık gelirdi-

İddialara göre Çillioğlu, Yeşil ve ekibi tarafından sorgulanıp öldürüldü. Albayın oğlu Gökhan Çillioğlu da, babasının Yeşil tarafından öldürüldüğünü iddia etmiş, bildiklerini savcıya anlatmıştı. Tunceli Jandarma Alay Komutanı Kazım Çillioğlu´nun cenazesini revirde ilk görenlerden olan diş hekimi Onur Kepez de Yeşil´le ilgili bilgiler vermişti. Yeşil denilen Mahmut Yıldırım´ı 1993 Kasım´da gördüğünü belirten Kepez şunları söylemişti: “Yeşil Tunceli Jandarma´ya gidip gelen birisiydi. Şahsen bir tanışıklığımız yoktu. Ama oradaki muhabere kendisini çok iyi tanıyordu. Hem Jandarma hem de Emniyet ile çok iyi ilişkileri olan, geldiği zaman paşa gibi ağırlanan bir insandı. Askerler, ´Komutanım buna yeşil derler, gidip gelir´ derlerdi. Kendisi için kontrgerilla denilirdi.”

Karanlık yapının cinayetleri-

JİTEM ve cinayetleriyle ilgili çeşitli tarihlerde çarpıcı açıklamalar yapan Jandarma İstihbarat Astsubay Hüseyin Oğuz çok önemli bir isim. Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten savcılığın ´Yeşil´e yakalama kararını çıkartması üzerine konuşan Oğuz, Benim ifadelerim boşa değilmiş. Ben ısrarla yazdığım kitapta ve açıklamalarımda Kazım Çillioğlu ve Rıdvan Özen Albay´ı JİTEMcilerin infaz ettiğini söylüyorum. Sadece onlar mı hayır? Kirli ilişkileri gören, terörü hortlatan Kontrgerilla faaliyetleri yürüten, uyuşturucu kaçakçılığı yapan ve şiddetin rantını yiyen derin yapıyı çözen Org. Eşref Bitlis, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Tuğgeneral Temel Cingöz, Jandarma Binbaşı Cem Ersever ve MİT mensubu Tarık Ümit´le Gazeteci Uğur Mumcu´yu da bu karanlık yapı ortadan kaldırdı. Bildiklerimi TBMM araştırma komisyonuna anlatmaya hazırım demişti.

-Eşref Bitlis Yeşil´den rahatsızdı-

1990 yılı Ağustos ayında Jandarma Genel Komutanlığı koltuğuna oturan Eşref Bitlis, Vedat Aydın´ın JİTEM tarafından öldürüldüğünü biliyordu ve JİTEM´in faaliyetlerinden rahatsızdı. Bitlis, JİTEM´in en önemli ismi Ersever ile sık sık Ankara´da bir araya geliyor ve direktifleri doğrudan veriyordu. Bu durum JİTEM´in diğer iki ismi Veli Küçük ve Arif Doğan´ı rahatsız etti. İkili, Ersever´in karşısına Sakallı olarak tanınan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı çıkardı. Tunceli-Malatya-Elazığ-Bingöl hattında işkence, haraç ve faili meçhul cinayetlerle adını duyuran Yeşil´in emirleri doğrudan Veli Küçük´ten alıyor, asker olmamasına rağmen askeri birliklerde albay rütbesindeki biri gibi ağırlanıyordu. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümünden sonra Başbakanlık koltuğuna oturan Tansu Çiller´le birlikte JİTEM kabuğunu kırarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi´nden tüm Türkiye´ye yayıldı. Valiliklerde yapılan güvenlik zirvelerine dahi katılan Yeşil, Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu´nu böyle bir toplantıda tehdit etmişti. Çillioğlu´nun şüpheli bir şekilde ölümünün JİTEM´in en etkili sivil elemanı olan Yeşil ile ilişkili olduğu savunuluyor.

-Yeşil, kendisini gözaltına alan Çillioğlu´ndan nefret ediyordu-

Yeşil ile Çillioğlu arasındaki bağlantıya dair bir bilgi de PKK itirafçısı JİTEM elemanı Abdulkadir Aygan´dan geldi. Yeşil´in, kanun dışı faaliyetlerin, desteklemeyip engellemeye çalışan subay ve görevlileri ortadan kaldırdığını söyleyen Abdülkadir Aygan, şunları söylüyor: Tabii ki, bu işi sadece bir başına yapmıyordu. Kendisini piyon olarak, kiralık katil gibi kullanan daha üst rütbedeki komutan, devletin belli kademelerinde yetkili olanların ve derin devlet örgütlenmesinde yer alan bazı siyasilerden maddi ve manevi destek alarak bu cinayetleri gerçekleştiriyordu. Mesela; A.Cem Ersever D.Bakır Jitem Grup Komutanı iken, Yeşil´i JİTEM´in kapısından içeriye sokturmuyordu. Sonuç? Cem Ersever´i işkence ederek, ensesine kurşun sıkarak öldürdü. Albay Kazım Çillioğlu Diyarbakır´da görev yaparken, Yeşil´in tekerine çomak sokmuş ve onu gözaltına almıştır. Sadece bu olay bile Yeşil´in, Kazım Çillioğlu´na kin duymasına ve uygun destek ve ortamı bulunca Kazım Çillioğlu´nu öldürmesine yetmektedir. Ayrıca, Yeşil´in emrinde çalıştığı derin odakların kirli planlarını bozan bir albay yaşatılamazdı. Kandan ve terörden beslenen derin odaklar, PKK belasının gerçekten bertaraf edilmesini, ´PKK ile Kürtlerin aynı kefeye konulmaması gerektiğini´ savunan bir kişi veya gruba tahammülleri olamazdı. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(05 Haziran 2012, 12:18)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Albay Kazım Çillioğlu´nun şüpheli ölümüyle ilgili manşetlerimiz

Savcı, Yeşil´in yaşadığını belirledi

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilgili manşetlerimiz

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4600    yazdır/print


 

Özal ve komutan cinayetleri bağlantılı

Albay Kazım Çillioğlu soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı, Tuğg. Bahtiyar Aydın ve Albay Rıdvan Özden´in ölümüne ilişkin Diyarbakır´da yürütülen soruşturma dosyalarını istedi. Cinayetler arasındaki irtibatı gösteren delillere ulaşıldığı öğrenildi.

24.04.2012 09:48 12 Eylül referandumu ile sivil savcılara askerî bölgelerde soruşturma yapabilme imkânı tanıyan düzenleme, bir dönemin karanlıkta kalmış olaylarıyla ilgili soruşturmalara kapı açtı.Bu kapsamda önemli gelişmeler yaşanıyor. Alınan bilgilere göre savcılar, 1990´lı yıllarda şüpheli şekilde hayatını kaybeden komutanların ölümlerinin arasında bağlantı olup olmadığını ortaya çıkarmak için harekete geçti. Albay Kazım Çillioğlu soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı, Tuğg. Bahtiyar Aydın ve Albay Rıdvan Özden´in ölümüne ilişkin Diyarbakır´da yürütülen soruşturma dosyalarını istedi. Cinayetler arasındaki irtibatı gösteren delillere ulaşıldığı öğrenildi.

1991-1995 arası, karanlık yıllar olarak tarihe geçti. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve ekibinden birçok isim şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Bitlis´in yanı sıra Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Bahtiyar Aydın, Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Temel Cingöz, Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden, Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu ve Korg. Hulusi Sayın gibi isimlerin ölümüne ilişkin iddialar gündemden düşmedi. Bunların, terörle mücadeledeki çabalarıyla öne çıkan komutanlar olması da dikkat çekti.

İntihar ettiği iddia edilen Albay Çillioğlu´nun önce darp edildiği ve ardından öldürüldüğü bilirkişi raporuyla geçtiğimiz günlerde belgelenmişti. Resmî kayıtlara göre terör örgütü PKK ile girilen çatışmada alnından vurularak şehit olan Albay Rıdvan Özden´in mezarı da geçtiğimiz aylarda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´nın talimatıyla İstanbul´da açılmıştı. Albay Özden´in askerî tutanakların aksine alnından değil kafasının üst kısmından vurulduğu Adli Tıp Kurumu tarafından tespit edilmişti.

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kürt sorununu çözmek için 1990´lı yılların başında harekete geçti. Özal´ın, sorunun çözümü için sivil kanattan 5 Şubat 1993´te şaibeli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Devlet Bakanı Adnan Kahveci´yi, askerî kanattan ise uçağının düşmesi sonucu şehit olan Orgeneral Eşref Bitlis´i görevlendirdiği biliniyor. Orgeneral Bitlis´in, arkadaşlarıyla birlikte bir rapor hazırlayıp Özal´a sunduğu ileri sürülüyor. Bu raporda bölgedeki şiddet eylemlerinden rant elde eden birtakım sivil ve askerî devlet görevlilerinin isimlerinin yer aldığı, bu kişilerin tasfiye edilmesinin tavsiye edildiği belirtiliyor. Söz konusu raporu hazırlayan kişilerin başta Eşref Bitlis olmak üzere devlet içinde yapılanmış olan bir örgüt tarafından çeşitli yöntemlerle öldürüldüğü iddia ediliyor.

-Albay Kazım Çillioğlu-

Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu 3 Şubat 1994 tarihinde evinde ölü bulundu. Çillioğlu´nun beylik tabancası ile intihar ettiği kayıtlara düştü. Askerî savcılık tarafından yapılan soruşturma sonuçsuz kaldı. Çillioğlu ailesi sivil savcılığa başvurarak soruşturmanın yenilenmesini talep etti. Albay Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Kendi el yazısı ile bıraktığı iddia edilen intihar notunun altındaki imzanın yapılan inceleme sonunda Çillioğlu´na ait olmadığı ortaya çıktı. Savcılığın talebi üzerine sözde intihara ilişkin hazırlanan bilirkişi raporunda da Albay Çillioğlu´nun önce darbedildiği, sonra öldürüldüğü vurgulandı.

-Albay Rıdvan Özden-

Albay Rıdvan Özden, 14 Ağustos 1995 tarihinde Mardin´in Savur ilçesi Ormancık köyü kırsal kesiminde teröristler tarafından açılan ateş sonucu iki korumasıyla birlikte şehit oldu. Özden´in alnından aldığı tek kurşunla hayatını kaybettiği yönünde tutanak tutuldu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´nca yürütülen faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında geçtiğimiz ay Özden´in İstanbul Edirnekapı mezarlığında bulunan mezarı açıldı. Otopsi için Adli Tıp Kurumu´na sevk edilen Albay Özden´in kafatası ve kemikleri üzerinde yapılan incelemeye göre Albay Özden´in ölümüne neden olan kurşunun resmî kayıtların aksine alnından değil kafasının üst kısmından girdiği ve arka tarafından çıktığı tespit edildi. Özden´in alnında kurşun deliği tespit edilemedi.

Kürt politikasını eleştiren Jandarma Korgeneral Hulusi Sayın, 30 Ocak 1991´de Ankara´da taranarak şehit edildi. Cinayeti Dev-Sol üstlense de suikastı devlet içindeki derin yapıların gerçekleştirdiği hep konuşuldu. Jandarma Korgeneral İsmail Selen, PKK ile mücadele konusunda dönemin yöneticileriyle ters düştü. Görevinden alınmak istendi. Emekli olduktan sonra 23 Mayıs 1991´de taranarak şehit edildi. Aynı gün Adana Jandarma Bölge Komutanı Temel Cingöz de suikasta uğradı.

-Tuğgeneral Bahtiyar Aydın-

Orgeneral Eşref Bitlis Paşa´nın emrinde çalışan Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993 tarihinde Diyarbakır Lice´de tek kurşunla hayatını kaybetti. Cinayette kullanılan Kanas marka silah ortadan kayboldu. Bahtiyar Aydın´ın şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma zamanaşımına kısa bir süre kala açıldı. Yüksekova Çetesi´ni ortaya çıkaran Astsubay Hüseyin Oğuz´un, Susurluk Komisyonu´na verdiği ifadede Aydın´ı bir PKK itirafçısı öldürdü. Aydın, terörle mücadelede şiddete karşı olduğu için öldürüldü. diye konuştu. ( Zaman)

(24 Nisan 2012, 09:48)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çillioğlu soruşturmasında 8 askere şok gözaltı ve tutuklama

Savcı, Yeşil´in yaşadığını belirledi

Albay Kazım Çillioğlu´nun şüpheli ölümü manşetlerimiz

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasti manşetlerimiz

Orgeneral Eşref Bitlis´in şüpheli ölümü manşetlerimiz

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4489    yazdır/print


 

Savcı, Yeşil´in yaşadığını belirledi

Albay Kazım Çillioğlu soruşturmasını yürüten savcılık, kırmızı bültenle aranan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yaşadığını tespit etti. Tanık beyanlarına göre Yıldırım´ın Türkiye, Suriye veya Norveç´te yaşadığı değerlendiriliyor. Türkiye´de yaşıyorsa yüzünü değiştirmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.

24.04.2012 10:06 Tunceli İl Jandarma Alay Komutanlığı yaparken 1994 yılında lojmanında intihar ettiği ileri sürülen Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin soruşturma çerçevesinde kırmızı bültenle aranan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yaşadığı tespit edildi.Bilirkişi raporunda albayın önce dövüldüğü, ardından öldürüldüğü vurgulanırken olayın bir numaralı şüphelileri olarak ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ´Bozo´ lakaplı ´Yusuf Geyik´ kırmızı bültenle aranıyor. Olayla ilgili soruşturma çerçevesinde yapılan araştırmalarda, Yıldırım´ın sağ olduğu bilgisine ulaşıldı. Bingöl´ün Solhan ilçesine bağlı Dicnik köyü nüfusuna kayıtlı olduğu bildirilen Yıldırım ile ilgili Salih ve Derdi oğlu, 03.05.1953 doğumlu bilgileri bulunuyor. Tanık beyanlarına göre Yıldırım´ın Türkiye, Suriye ve Norveç´te yaşadığı değerlendiriliyor. Türkiye´de yaşıyorsa yüzünü değiştirmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Malatya Özel Yetkili Başsavcı Vekili Özden Doğan tarafından yürütülen soruşturma, yeniden oluşturulan bilirkişi hazırladığı 62 sayfalık raporda elde edilen deliller üzerinde yapılan incelemeyi tamamlayarak Çillioğlu´nun ölümü için intihar değil, cinayet tespiti yapılmıştı. ( Zaman)

OLAY NEYDİ?

Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürütürken 1994 yılında lojmanında ölü bulunduktan sonra dış otopsisi yapılarak ´intihar ettiği´ sonucuna varılan Kazım Çillioğlu ile ilgili soruşturma dosyası, oğlu Gökhan Çillioğlu´nun müracaatı üzerine yeniden açılmıştı. Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, olayın yaşandığı tarihte Tunceli Valisi olan Atıl Üzülgen ile dönemin Cumhuriyet Savcısı, Kurmay Başkanı, Jandarma Bölük Komutanı, Çillioğlu´nun korumaları ve MİT görevlilerinin de aralarında yer aldığı birçok kişinin ifadelerine başvurulmuştu. Savcılık ayrıca, Çillioğlu´nun otopsi raporunu da inceleyerek kesin ölüm nedeninin belirlenebilmesi için Düzce´de bulunan mezarının açılmasına karar vermişti. Çillioğlu´nun mezarından alınan örnekler üzerinde Adli Tıp Kurumu´nda yapılan incelemede, saç köklerinde arseniğe rastlanan Çillioğlu´nun, kürek kemiğinde kurşun yarası olduğu öngörülen delik ile kaburgalarında kırık olduğu tespit edilmişti. Savcılığın talebi üzerine Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ´Bozo´ kod adlı Yusuf Geyik hakkında tutuklama kararı çıkarmış, iki ismin kırmızı bültenle aranması için başvuruda bulunmuştu. Soruşturmada, Albay Kazım Çillioğlu´na ait silahların ölümünden 3 yıl sonra ailesinden teslim alınmasına ilişkin Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı adına düzenlenen belgenin de sahte olduğu belirlenmişti. Soruşturmada son olarak da Çillioğlu´nun intihar notu olduğu iddia edilen kağıttaki imzanın da yapılan kriminal inceleme sonunda sahte olduğu ortaya çıkmıştı.

-Tutuklanan 8 jandarma görevlisi ´Yeşil´ bağlantısını gizlemek mi istedi?-

Albay kazım Çillioğlu soruşturmasında elde edilen yeni bilgi ve belgeler, olaydan Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım´ın sorumlu olduğunu gösteriyor. Savcılar geçtiğimiz günlerde Oğul Çillioğlu´nu yasadışı şekilde dinledikleri için gözaltına aldıkları ve mahkemece tutuklanan 8 jandarma görevlisinin, Yeşil ve onun arkasındaki isimlerin korunması amacıyla yasadışı bu dinlemeleri yaptığını değerlendiriyor.

-Yeşil Tunceli jandarmaya sıkı sık gelirdi-

İddialara göre Çillioğlu, Yeşil ve ekibi tarafından sorgulanıp öldürüldü. Albayın oğlu Gökhan Çillioğlu da, babasının Yeşil tarafından öldürüldüğünü iddia etmiş, bildiklerini savcıya anlatmıştı. Tunceli Jandarma Alay Komutanı Kazım Çillioğlu´nun cenazesini revirde ilk görenlerden olan diş hekimi Onur Kepez de Yeşil´le ilgili bilgiler vermişti. Yeşil denilen Mahmut Yıldırım´ı 1993 Kasım´da gördüğünü belirten Kepez şunları söylemişti: “Yeşil Tunceli Jandarma´ya gidip gelen birisiydi. Şahsen bir tanışıklığımız yoktu. Ama oradaki muhabere kendisini çok iyi tanıyordu. Hem Jandarma hem de Emniyet ile çok iyi ilişkileri olan, geldiği zaman paşa gibi ağırlanan bir insandı. Askerler, ´Komutanım buna yeşil derler, gidip gelir´ derlerdi. Kendisi için kontrgerilla denilirdi.”

-Karanlık yapının cinayetleri-

JİTEM ve cinayetleriyle ilgili çeşitli tarihlerde çarpıcı açıklamalar yapan Jandarma İstihbarat Astsubay Hüseyin Oğuz çok önemli bir isim. Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten savcılığın ´Yeşil´e yakalama kararını çıkartması üzerine konuşan Oğuz, Benim ifadelerim boşa değilmiş. Ben ısrarla yazdığım kitapta ve açıklamalarımda Kazım Çillioğlu ve Rıdvan Özen Albay´ı JİTEMcilerin infaz ettiğini söylüyorum. Sadece onlar mı hayır? Kirli ilişkileri gören, terörü hortlatan Kontrgerilla faaliyetleri yürüten, uyuşturucu kaçakçılığı yapan ve şiddetin rantını yiyen derin yapıyı çözen Org. Eşref Bitlis, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Tuğgeneral Temel Cingöz, Jandarma Binbaşı Cem Ersever ve MİT mensubu Tarık Ümit´le Gazeteci Uğur Mumcu´yu da bu karanlık yapı ortadan kaldırdı. Bildiklerimi TBMM araştırma komisyonuna anlatmaya hazırım demişti.

-Eşref Bitlis Yeşil´den rahatsızdı-

1990 yılı Ağustos ayında Jandarma Genel Komutanlığı koltuğuna oturan Eşref Bitlis, Vedat Aydın´ın JİTEM tarafından öldürüldüğünü biliyordu ve JİTEM´in faaliyetlerinden rahatsızdı. Bitlis, JİTEM´in en önemli ismi Ersever ile sık sık Ankara´da bir araya geliyor ve direktifleri doğrudan veriyordu. Bu durum JİTEM´in diğer iki ismi Veli Küçük ve Arif Doğan´ı rahatsız etti. İkili, Ersever´in karşısına Sakallı olarak tanınan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı çıkardı. Tunceli-Malatya-Elazığ-Bingöl hattında işkence, haraç ve faili meçhul cinayetlerle adını duyuran Yeşil´in emirleri doğrudan Veli Küçük´ten alıyor, asker olmamasına rağmen askeri birliklerde albay rütbesindeki biri gibi ağırlanıyordu. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümünden sonra Başbakanlık koltuğuna oturan Tansu Çiller´le birlikte JİTEM kabuğunu kırarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi´nden tüm Türkiye´ye yayıldı. Valiliklerde yapılan güvenlik zirvelerine dahi katılan Yeşil, Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu´nu böyle bir toplantıda tehdit etmişti. Çillioğlu´nun şüpheli bir şekilde ölümünün JİTEM´in en etkili sivil elemanı olan Yeşil ile ilişkili olduğu savunuluyor.

-Yeşil, kendisini gözaltına alan Çillioğlu´ndan nefret ediyordu-

Yeşil ile Çillioğlu arasındaki bağlantıya dair bir bilgi de PKK itirafçısı JİTEM elemanı Abdulkadir Aygan´dan geldi. Yeşil´in, kanun dışı faaliyetlerin, desteklemeyip engellemeye çalışan subay ve görevlileri ortadan kaldırdığını söyleyen Abdülkadir Aygan, şunları söylüyor: Tabii ki, bu işi sadece bir başına yapmıyordu. Kendisini piyon olarak, kiralık katil gibi kullanan daha üst rütbedeki komutan, devletin belli kademelerinde yetkili olanların ve derin devlet örgütlenmesinde yer alan bazı siyasilerden maddi ve manevi destek alarak bu cinayetleri gerçekleştiriyordu. Mesela; A.Cem Ersever D.Bakır Jitem Grup Komutanı iken, Yeşil´i JİTEM´in kapısından içeriye sokturmuyordu. Sonuç? Cem Ersever´i işkence ederek, ensesine kurşun sıkarak öldürdü. Albay Kazım Çillioğlu Diyarbakır´da görev yaparken, Yeşil´in tekerine çomak sokmuş ve onu gözaltına almıştır. Sadece bu olay bile Yeşil´in, Kazım Çillioğlu´na kin duymasına ve uygun destek ve ortamı bulunca Kazım Çillioğlu´nu öldürmesine yetmektedir. Ayrıca, Yeşil´in emrinde çalıştığı derin odakların kirli planlarını bozan bir albay yaşatılamazdı. Kandan ve terörden beslenen derin odaklar, PKK belasının gerçekten bertaraf edilmesini, ´PKK ile Kürtlerin aynı kefeye konulmaması gerektiğini´ savunan bir kişi veya gruba tahammülleri olamazdı.

-Bitlis kazası Çillioğlu´nun ölümüne uzandı-

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis´i Diyarbakır´a götürmek üzere Ankara´dan kalkan askeri uçak, 7 dakika sonra düştü. Bitlis yaşamını yitirdi. Bitlis, Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a terör sorununun çözümü için mutlaka tasfiye edilmesi gereken askerlerin listesini Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a vermişti. Turgut Özal da Eşref Bitlis de şüpheli şekilde aynı yıl hayatlarını kaybettiler. JİTEM Gruplar Komutan Vekili Kıdemli Binbaşı Ahmet Cem Ersever, Bitlis kazasında olay yerine ilk gelenlerdendi. 17 Mart 1993´te JİTEM´deki görevinden istifa etti. Daha önce bir kısmını itirafçı olarak çalıştırdığı kişilerden bir ekip kurup Bitlis cinayetini soruşturmaya başladı. Diyarbakır´a gidecek Eşref Paşa´nın uçağındaki yolcu listesinde Albay Kazım Çillioğlu da vardı. Ancak uçağın kalkışı hava muhalefetinden dolayı sürekli ertelenince programını ayarlayamayan Çillioğlu yetişemedi. Onun uçağa binmemesi herkesin aklında soru işaretleri bıraktı. Bundan ilk kuşkulanan Cem Ersever´di. Bunun üzerine Çillioğlu´nu gayri resmi olarak sorguladı. Neticede Çillioğlu´nun uçağa binmemesinin kalkış tarihinin belirsizliğinden kaynaklandığına ikna oldu.

Ersever, Bitlis olayıyla ilgili olarak elde ettiği bilgilerle ´Şam´daki Kemancı´ isimli bir kitabın hazırlığına girişti. Yayıncısıyla görüştükten sonra kayboldu. 4 Kasım 1993´te Ankara Elmadağ´da ölü bulundu. Ersever´in Çillioğlu´nu sorguladığını öğrenen ve Bitlis kazası hakkında ondan bazı belgeler aldığını düşünen Yeşil ve ekibi, olaylar hakkında çok fazla şey bildiğinden kuşkulandıkları Ersever´i tuzağa düşürerek sorguladı. Bu sorguda Ersever´in belgelerin kendisinin çalışma arkadaşı Neval Boz´da olduğunu söylediği ileri sürülüyor. Aynı günlerde bu kez Boz´un cesedi bulundu. Ersever´i sona sürükleyen önemli kişilerden birinin, ortağı PKK itirafçısı Mustafa Deniz olduğu iddia ediliyor. Deniz´in de Ersever´den sonra öldürüldüğü açıklanmıştı. Ancak Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen JİTEM davasına 2010´da gelen Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı yazısında Deniz´in 18 Mart 2009 tarihinde istifa ettiği belirtiliyor. Ersever´in ekibinde olduğu belirtilen bir diğer isim ise JİTEM elemanı Kemal Uzuner´di. Bu kişinin, Ersever´in elinde bazı belgeler olduğunu JİTEM´e ihbar ettiği ileri sürüldü. Uzuner, Veli Küçük´ün Batı Trakya Dergisi´ndeki ortağıydı. Ersever ve ekibinin tasfiye süreci daha sonra Çillioğlu´na uzanır. İddiaya göre, Çillioğlu, Yeşil ve ekibi tarafından sorgulanır. Sorguda Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile birlikte Mustafa Deniz ve Kemal Uzuner´in de olduğu söyleniyor. Çillioğlu, Bitlis suikastı ve bazı önemli kirli ilişkilere dair önemli bilgileri topladığı kuşkusuyla Yeşil ve ekibi tarafından önce işkenceye çekilir, ardından infaz edilir. Sıra Bitlis ekolünün son halkasındadır artık. Hedef, Albay Rıdvan Özden´dir.

-Çillioğlu soruşturması Mehmet Çörten´e uzanacak-

Soruşturma sürecinde bir diğer çarpıcı gelişme ise Albay Çillioğlu´nun mezarının açılmasından iki hafta önce İzmir İl Jandarma Komutanlığı´nda sabaha kadar yaklaşık bir traktör kasası evrak imha edildiğinin ortaya çıkması oldu. İmhayı yaptıran kişinin, şaibeli bir şekilde hayatını kaybeden Çillioğlu´nun lojmandaki evine ilk giren kişi olan Tümgeneral Mehmet Çörten olduğu öğrenildi. İddialara göre Yeşil ve Kazım Çillioğlu´nun şaibeli ölümü arasındaki bağın ortaya çıkmaması için evraklar imha edildi. Yasal olmadığı ve üst komutanlığının bilgisi dışında yapıldığı imha operasyonu ile hukuki süreçlerin sabote edilmek istendiği ileri sürüldü. Çillioğlu´nu öldürdüğü iddia edilen Yeşil´in 2002-2004 tarihleri arasında İzmir İl Jandarma Komutanı Mehmet Çörten´in himayesinde Jandarma bölgesinde ikamet ettirildiği ortaya çıktı.

´YEŞİL YAŞIYOR´ DİYEN TANIKLAR

Faili meçhullerden bir çoğunda adı geçen Türkiye´nin en gizemli tetikçisi ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım kimilerine göre öldü kimilerine göre ise hala yaşıyor. Onun öldüğünü ileri sürenler Ölmeseydi şimdiye kadar yakalanırdı ya da ortaya çıkardı savunmasını yapıyorlar. Yaşadığını ileri süren yetkililerin sayısı ise çok fazla ve bazıları çok somut bilgiler veriyor.

JİTEM elemanı ve PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan: Yeşil Gürcistan´da yaşıyor

18 Ocak 2012 tarihinde bir yerel gazeteye açıklamalar yapan ve Diyarbakır´da bir dönem Jitem elemanı olarak görev yapan eski PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan, Yeşil kod adlı kod adlı Mahmut Yıldırım´ın Gürcistan´ın başkenti Tiflis´te yaşadığını söyledi. Diyarbakır´da Günlük olarak yayınlanan Güneydoğu Güncel gazetesinin sorularını yanıtlayan Abdulkadir Aygan, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın Tiflis´te bir Üniversite öğrencisinin yanında yaşadığını, kendisine sosyal paylaşım sitesi üzerinden gelen bir mesajdan öğrendiğini söyledi. Mesajı gönderen kişinin ismini vermek istemeyen Aygan, kapatılan DEP üyesi Harbi Arman ile Mustafa Anter cinayetinin Yeşil tarafından işlendiğine tanık olduğunu belirterek, “Cem Ersever ve iki arkadaşının öldürülmesi olayın bizzat yer aldığını Yeşil´in anlatımlarından anladım” dedi.

Jandarma istihbarat emekli Astsubay Hüseyin Oğuz: Yeşil yaşıyor, itirafçı olmak istiyor

02 Ocak 2012 tarihinde A Haber televizyonuna konuk olan Jandarma istihbarattan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz ´Yeşil´in yaşadığı´ iddiasını son olarak dile getiren yetkiliydi. Meclis Susurluk Komisyonu´nda Yeşil´in kimliğini açıklayarak onu ilk deşifre eden kişi olarak da tanınan Astsubay Hüseyin Oğuz, A Haber´e yaptığı açıklamalarda Yeşil´in Belarus´ta olduğunu iddia etmişti. Ben Yeşil´in yaşadığını biliyorum 2011 Ağustos öncesi onunla bizzat görüşen bir ağabeyim var. Belarus Minsk kentinde bir otelde görüştüler. Bu kişinin ismini veremeyeceğim. Yeşil´in yakalanma riski artık çok yüksek. Etrafı boşaldı. Şimdi şansı yok. Yaşıyor, onu ekonomik şartları yakalatmıyor.

25 Aralık 2011 tarihinde basına açıklamalar yapan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz, YeşiL´in Belarus´ta olduğuna dair medyada yer alan iddiaları doğruladı: “Bana 1997 yılından sonra Tarık Ümit´in akıbetiyle ilgili Muğla Jandarma Komutanlığı´ndan bir arkadaşım dosya getirdi ve Ümit´in cesedinin Muğla´da olduğunu söyledi. İnfazı yapanlardan biri Yeşil. Diğer kişinin ismine ise Tarık Ümit olayı basında tartışılırken birkaç kez yer verildi ve ismi çözüldü. Bu kişinin ismini İzmir Emniyeti´nde verdiğim ifadede söyledim ve emniyet güçleri şu anda bu kişiyi arıyor. Yeşil´e ilişkin olarak da bazı yazılar yazıldı. Yeşil hakkında Mehmet Altan, Belarus´ta olma ihtimalini yazmış. Doğru yazmış.

07 Eylül 2011 tarihinde bir televizyon kanalına konuk olan Astsubay Hüseyin Oğuz, 2009 senesinde Ergenekon soruşturması başladığı sırada kendisini Yeşil´in aradığını aktardı: Ergenekon ve gizli sanıklarla görüştüğünü ve bunun ileriki süreçte çok faydalı olacağını söyledi. Tabi ben o saatte beni neden biri arasın. Ama kesin Yeşil´di. Sesinden tanıdım. Yeşil sıkıştı. Eski beraber olduğu insanlar tümüyle emekli oldu. Kaçacak, göçecek yeri kalmadı. Bu telefon konuşmasının ardından kendisini arayanın Yeşil olduğunu teyit ettiğini belirten Oğuz, Yeşil´in oğlunun da kendisini arayıp babasının itirafçı olmak istediğini yaptıklarından dolayı pişman olduğunu söylediğini belirtti.

08 Ekim 2010 tarihinde Astsubay Hüseyin Oğuz, basına yaptığı açıklamada, “Yeşil´in yaşadığını ve deşifre olduğu için Ergenekon soruşturması kapsamında konuşacağını” iddia etti. Oğuz, “Yeşil ölmedi, Ankara´da yaşıyor, bir süre önce bir lokanta işletiyordu. Biliyorum çünkü yaşayabilmek için Yeşil´i takip etmek zorundayım´ dedi. emekli Albay Arif Doğan´ın “Yeşil yaşıyor” şeklindeki sözleri sorulan Hüseyin Oğuz “Susurluk Komisyonu´na ´Yeşil yakalanıp konuşursa iç savaş çıkar´ demiştim. Artık böyle demiyorum. Çünkü Susurluk´ta başarılamayan Ergenekon soruşturmasıyla başarılmaya başlandı. Yakalananlar daha buz dağının görünen yüzü. Yeşil yaşıyor, öldüğünü ispat edemiyorlar, edemezler de çünkü o hayatta. JİTEM´in kurucusu Emekli Albay Arif Doğan da yaşadığını söylemiş. Söyler, çünkü hala görüşüyorlar. Yeşil, Doğan´ın ekibinin bir parçası” diye konuşmuştu. Yeşil´i ilk olarak deşifre eden yetkili olarak tanınan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz sözlerini, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın hala yaşadığını belirterek, ´Kısa sürede yakalanacak´ diyerek noktalamıştı.

JİTEM kurucusu emekli Albay Arif Doğan: Yeşil ile hala görüşüyorum

20 Ocak 2011 tarihinde İkinci Ergenekon davasının 98. duruşmasında ifade veren tutuksuz sanık emekli albay Arif Doğan, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile hala görüştüğünü ileri sürerek, Ancak bana nasıl olduğunu sormayın, söylemem. dedi. Doğan, Tunceli-Muş-Bingöl bölgesindeyken, burayı çok iyi bilen, bu halkın dilinden konuşan istihbaratçıdan söz ediliyordu. Kendisine ´Yeşil´ denilen bu kişiyle konuştum. Bana ´Hükümete çalışıyorum´ dedi. Ben de ona ´Ben görev verdiğim zaman yapacaksın´ dedim ve bunu kabul ederek bölgede kaldı. Bir iki defa görev verdim, 72 saat hiç uyumadan çalıştı diye devam etti.

06 Ekim 2010 tarihinde Ergenekon savcısı Zekeriya Öz´e verdiği ifadesinde de Arif Doğan, Yeşil´in yaşadığını iddia etmişti. Doğan, ek ifadesinde, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ve ´JİTEM´ ile ilgili açıklamalar yapmıştı. Doğan ifadesinde, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın arkadaşı olduğunu ve halen hayatta olduğunu, kendisiyle Tunceli´de zaman zaman görüştüklerini söyledi. Albay Arif Doğan, Yıldırım´la aracı ekipler aracılığıyla görüştükleri yönünde bilgi verdi. ´Yeşil´in nerede olduğuna´ dair soruyu yanıtlamadığı belirtilen Doğan´ın JİTEM hakkında sorulan soruya da ´JİTEM´i kendisinin kurduğu ve yönettiği´ şeklinde yanıt verdiği belirtildi.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Celal Uzunkaya: Yeşil yaşıyor, operasyon yapılacaktı

2009 Aralık ayında, İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, dolandırıcılık yaptıkları ileri sürülen bir grubu takibe alarak operasyon düzenledi. Operasyonda, grubun elebaşısı olduğu ileri sürülen ve emniyete haber elemanı olarak görev yaptığı belirtilen İrfan Erbarıştıran ve bazı adamları gözaltına alındı. Ayrıca, Erbarıştıran ile bağlantılı olduğu ileri sürülen, dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcıları Celal Uzunkaya ve Mustafa Gülcü´nün de ifadesine başvuruldu. Uzunkaya, Gülcü, Erbarıştıran ve diğer sanıklar hakkında dava açıldı. Celal Uzunkaya duruşmada, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı yakalamak için operasyon hazırlığında olduklarını söyledi. Erbarıştıran da bu iddiaya katıldı. Duruşmada Celal Uzunkaya´nın ´Yeşil´ kod adıyla bilinen Mahmut Yıldırım ile ilgili sözleri dikkat çekti: İrfan Erbarıştıran´ı Yeşil ile ilgili yaptığımız çalışma konusunda uyardım. ´Bak bu çok gizli bir çalışma, bir yerden sızarsa kötü olur´ şeklinde sözler söyledim. Çünkü bu çok gizli bir çalışmaydı. Duruşmadan sonra basın mensuplarının, Celal Uzunkaya´nın Yeşil ile ilgili sözleriyle ne demek istediğini sorduğu Erbarıştıran, Böylesine gizli bir bilgiyi bile mahkemede açıkça söylüyor. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yakalanması için 6 aydır çalışma yapıyorduk. Biz kendisinin yerini tespit edip yakalanması için çalışırken, beni tutuklayıp cezaevine gönderdiler diye konuştu. Uzunkaya´nın bu konuda duruşmada söylediği sözleri doğruladı.

JİTEM Jandarma Yüzbaşı Özcan Tozlu: Yeşil yaşıyor

07 Ekim 2009 tarihinde Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu, JİTEM´in varlığına dair medyada başlayan tartışmalara katıldı. Tozlu´ya göre ´Yeşil´ de yaşıyor. Özcan Tozlu, Doğu ve Güneydoğu´da JİTEM´in kurucularından Cem Ersever, Abdülkerim Kırca ve ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile Ergenekon terör örgütünün tutuklu sanıklarından Veli Küçük ile İstanbul´da birlikte çalışmış. JİTEM yapılanması ve Yeşil hakkında geniş bilgiler veren Tozlu´ya göre Mahmut Yıldırım, o dönem ordu içinde JİTEM´ci olarak bilinmesi için boynuna (yeşil) kaşkol takardı. Daha sonra adı kaşkolun renginden yola çıkılarak ´Yeşil´ olarak anılmaya başlandı. Tozlu, Yeşil´in halen yaşadığını ileri sürerek şu iddiayı dile getirdi: Eski çalışma arkadaşım Levent Göktaş´a Ergenekon´dan gözaltına alınmadan önce Ankara´ya gittiğimde Yeşil´in ne olduğunu sordum. Bana, Yeşil´in Ankara Yenimahalle´de olduğunu ve tecrit edildiğini, normal bir hayat sürdüğünü anlattı. dedi.

Ergenekon sanığı İbrahim Şahin: Yeşil´le Ankara´da görüştüm

13 Şubat 2009´da Ergenekon tutuklu sanığı eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Susurluk skandalıyla ilgili de sorgulandı. Savcılıkta alınan 107 sayfalık ifadesinde ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ı tanıyıp tanımadığı sorularına da cevap veriyordu. İbrahim Şahin, “Yeşil, Ankara´da yanıma geldi. Doğu´daki operasyonlardan tanıyorum. Ankara´da 1-2 defa görüştüm. Bir daha da görüşmedim.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(24 Nisan 2012, 10:06)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilgili manşetlerimiz

Yeşil yaşıyor, yeni adı Hasan Kütük

Yeşil ve adamları yeniden devrede

Yeşil yaşıyor, operasyon yapılacaktı

ALBAY KAZIM ÇİLLİOĞLU´NUN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Şok fotoğraf: Çillioğlu infaz edildi

Albay dövülmüş, iki kurşunla öldürülmüş

Albayı ölüme götüren kontrgerilla listesi

Çillioğlu nedeni o belge mi?

Çillioğlu´nun ölüm sırrı bu mu?

Flaş!!! Çillioğlu dosyası tekrar açıldı

Adli Tıp: Çillioğlu intihar etmiş olamaz

JİTEM´in Derin Paşası: Mehmet Çörten

İzmir Jandarma´da gece yarısı belge imhası

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4488    yazdır/print


 

28 Şubat´a şok balans: 31 gözaltı

28 Şubat süreciyle ilgili savcılık talimatı doğrultusunda İstanbul ve Ankara´da 30 adreste arama yapıldığı bildirildi. Emekli generaller Çevik Bir, Erol Özkasnak, Abdullah Kılıçarslan ve İdris Koralp´in de aralarında bulunduğu 31 emekli asker hakkında gözaltı kararı çıkartıldığı öğrenildi.

12.04.2012 10:05 Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği´nin yürüttüğü 28 Şubat soruşturması kapsamında 30 civarında yerde arama yapıldığı ve emekli Orgeneral Çevik Bir hakkında gözaltı kararı çıkartıldığı bildirildi. Aramaların TSK´nın müdahalesi sonucu hükümetin görevden ayrılmasıyla sonuçlanan 28 Şubat 1997 sürecinde görev ve sorumluluk üstlenen kişilerin adreslerine yöneldiği belirtildi. Edinilen bilgiye göre, aramalar bu sabah saat 08.00 itibarıyla başladı. 28 Şubat Soruşturması kapsamında Ankara´da 12, İstanbul´da 18 adreste arama yapıldığı bildirildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 28 Şubat Soruşturması kapsamında Ankara´da 12 adreste arama yapıyor. Soruşturma kapsamında, İstanbul´da da 18 adreste arama yapıldığı belirtildi. Arama yapılan yaklaşık 30 adres, Ankara ve İstanbul´un da aralarında olduğu değişik illerde bulunuyor. Operasyon 5 ilde yapılıyor: Ankara, İstanbul, Niğde, Çanakkale ve Eskişehir..

Hakkında gözaltı kararı çıkartılan kişiler arasında 28 Şubat sürecinde Genelkurmay 2. Başkanlığı görevinde bulunan emekli Orgeneral Çevik Bir de yer alıyor. Evinde arama yapılan ve hakkında gözaltı kararı olan emekli Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan, Süleymaniye´de Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayı sırasında Özel Kuvvetler Komutan Yardımcısıydı.

GÖZALTI KARARI ÇIKARILAN İSİMLER

- Emekli Orgeneral Çevik Bir

- Emekli Tümgeneral Erol Özkasnak

- Emekli Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan

- Emekli Tuğgeneral İdris Koralp

10:29 Fenerbahçe Orduevi´nde hareketlilik

Operasyon kapsamında İstanbul´daki Fenerbahçe Orduevi´nde de arama yapıldığı iddia ediliyor. Orduevindeki hareketlilik ve önünde bekletilen ambulans dikkat çekiyor.

10:41 Çevik Bir´in evinde arama

Operasyon kapsamında Emekli Orgeneral Çevik Bir´in evinde arama yapılıyor. 3 ilde 31 ayrı adreste başlatılan aramalar kapsamında, Orgeneral İzzettin Aksular Caddesi üzerinde, Harp Akademileri Lojmanları içerisinde bulunan Emekli Orgeneral Çevik Bir´in evinde de arama yapılıyor. Sabahın erken saatlerinde polis, Cumhuriyet Savcısı ile birlikte söz konusu adrese geldi. Çevik Bir hakkında da gözaltı kararı çıkarıldığı ileri sürüldü.

10:51 İsmail Hakkı Karadayı´nın evinde arama

Operasyon kapsamında eski Genelkurmay Başkanı ve Encümenti Danış üyesi İsmail Hakkı Karadayı´nın evinin de arandığı gelen bilgiler arasında.

11:10 HSYK: 31 kişi hakkında arama ve gözaltı kararı var

Basın mensuplarıyla tanışma toplantısında konuşan HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici, 28 Şubat soruşturmasıyla ilgili soruyu cevapladı. Hamsici, 31 kişi hakkında arama ve gözaltı kararı bulunduğunu belirterek, şu an emekli Orgeneral Çevik Bir, emekli Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan ile İdris Koralp´ın gözaltında olduğunu açıkladı.

11:12 Nuh Mete Yüksel: Evimde arama yok

Dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel hakkında da gözaltı kararı olduğu iddia edildi. Ancak Yüksel yaptığı açıklamada, evinde arama yapılmadığını belirtti. Nuh Mete Yüksel, Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği´nin 28 Şubat sürecine ilişkin soruşturması kapsamında evinde arama yapıldığı iddialarına ilişkin, “Bana intikal eden bir şey yok. Evimde arama da yok” dedi.

-Gerekçe: Hükümete darbe girişimi-

Arama yapılan tüm evler asker kökenli isimlere ait. Aramaların gerekçesi, dönemin Refah-Yol Hükümeti´ne yönelik darbe girişimi iddiası. Operasyonun ´Batı Çalışma Grubu´na yönelik olduğu belirtiliyor. ´28 Şubat´la ilgili suç duyuruları üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği soruşturma başlatmıştı. Operasyona adını veren 28 Şubat 1997´de MGK toplantısı yapılmış ve bir dizi karar açıklanmıştı. Kararların irtica ile mücadele için alındığı ifade edilmişti. Eski Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, 2009 yılında Ergenekon soruşturması kapsamında zamanın savcısı Zekeriya Öz´e ifade vermişti. Savcı Öz, emekli generalin 28 Şubat´la ilgili şüpheli sıfatıyla ifadesini aldığını açıklamıştı. Çevik Bir´in, 1 yıl sonra da ´Devrimci Karargah Örgütü´ soruşturmasında mağdur sıfatıyla ifadesi alınmıştı.

-Kurmaylar ve 28 Şubat medyası tedirgin-

Sabah gazetesi yazarı ve 28 Şubat darbe girişimi sürecini en iyi bilen isimlerden Mahmut Övür, AHaber´e konuştu. Çevik Bir sonrası sırada kim alınır şeklindeki soruyu şöyle cevapladı: Çevik Bir, 28 Şubat´ta hiyerarşik olarak ikinci isimdi. Genelkurmay Başkanı Karadayı ve kuvvet komutanları var. Bunların hepsi ifade verecektir. Darbe yapanların darbeler yanına kar kalmayacak diye düşünüyorum. 28 Şubat´ın da 27 Mayıs´a da sıra geleceğini, faili meçhullere de sıra geleceğini biliyorum, düşünüyorum. Albay ve askerleri öldürüp, siyasileri, gazetecileri öldürüp hesap vermeyeceksiniz. Mümkün değil. Türkiye kendi darbeleriyle ilk defa yüzleşiyor. Ama Türkiye´deki darbelerin çok kendine özgü halleri var. Emir komuta zinciri içinde olsa da sivil toplum örgütlerinden, askerinden, medyasına kadar çok sayıda insan katılmıştır. Benim gördüğüm, Türkiye´de 35´inci maddenin ele alınmasına giden bir süreç görüyorum.

11:39 Hükümetten ilk yorum: Halk artık ipleri eline aldı

28 Şubat Soruşturması kapsamında başlatılan operasyonlara hükümet kanadından ilk yorum Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı´dan geldi. 15. Geleneksel Tüketici Ödül Töreni´ne katılmadan önce basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Yazıcı, Halk artık ipleri eline aldı. Demokratik temizlik yapılıyor. Aktif rol alan aktörler cezalandırılacak yorumunda bulundu.

12:16 Adalet Bakanı: Bütün çabalar demokrasinin askıya alınmasını engellemek için

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 28 Şubat soruşturması kapsamında bugün yapılan aramalar ve gözaltı kararlarıyla ilgili bir açıklama yaptı. Türkiye demokrasisini kesintiye uğratanlarla yüzleşmek durumunda diyen Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Bütün çabalar demokrasinin askıya alınmasını engellemek için olduğunu belirtti. Türkiye´nin yaşadıkları ile yüzleşmek zorunda olduğuna vurgu yapan Adalet Bakanı, bugün yapılan aramalar ve gözaltı kararlarının Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığının yaptığı soruşturma kapsamında yapıldığını ifade etti.

12:18 Kılıçdaroğlu: Adil olmak şartıyla yargılamaya karşı çıkmayız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 28 Şubat soruşturması ile ilgili, Adaleti intikam duygusu ile arayamazsınız. Adalet intikam duygusu ile aranırsa orada adalet olmaz. dedi.Partisinin PM Toplantısı öncesi gazetecilerin 28 Şubat soruşturması ile ilgili sorusunu yanıtlayan Kılıçdaroğlu, Sabaha karşı baskınlar yapıldı değil mi? diye sordu. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

Eğer bir yerde hukuksuzluk, baskı varsa; adaletin, insan haklarının gerektiği şekilde herkesin yargılanmasına biz ses çıkarmayız. Adil şekilde olmak koşuluyla herkes gidip savunmasını yapabilir. Ama bugünkü Türkiye´de ben adaletin olmadığını söylüyorum. Adalet yok. Kişi savunma hakkını kullandı diye hapse mahkum oldu bizim ülkemizde. Hangi adaletten söz ediyorsunuz. Adaleti intikam duygusu ile arayamazsınız. Adalet intikam duygusu ile aranırsa orada adalet olmaz. Adalet yüce bir kavramdır, toplumun vicdanı demektir. Verilen kararın toplum vicdanında kabul edilmesi demektir. Eğer bir karar toplum vicdanında kabul edilmiyorsa o adalet, adalet değildir. Baskınlar uygulayacaksınız, insanları içeri alacaksınız, saatlerce ayakta bekleteceksiniz, iddianameler hazırlayacaksınız, savunmalara gizlilik kararı alacak yargıçlar, avukatlara vermeyecekler; sonra siz adalet arayışında bulunacaksınız. Bunlar adalet değil. Adaletin olmadığı yerde sağlıklı çalışan bir adli yargı da olamaz.

Kılıçdaroğlu, Sıkıyönetim mahkemeleri 12 Eylül döneminde o dönemin otoriter gücünün yargı ayağıydı. Özel yetkili mahkemeler de bugün AKP hükümetinin yargı ayağıdır. Bunlar operasyon mahkemeleridir. Siyasi otoriterinin verdiği kararları yerine getiriler. Buralarda adalet olmaz. Adaletin olmayacağı yerde de hakkı ile haksızı ayırmak zaten mümkün değildir. ifadelerini kullandı.

12:18 Gözaltıların tam listesi

28 Şubat soruşturması hızla büyüyor. 31 kişilik bir gözaltı listesi bulunuyor. İşte Çevik Bir´in başı çektiği isimlerin tam listesi... En çok gözaltı Ankara´da gerçekleşiyor. 17 kişinin ismi listede bulunuyor. İstanbul´da 11 kişi için gözaltı kararı verilirken, 1 kişi Çanakkale, 1 kişi Eskişehir, 1 kişi de Niğde´de gözaltına alındı. İşte gözaltı listesinde ismi bulunanlar:

Ankara: Emekli Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan, emekli Kurmay Albaylar Hüsnü Dağ, Arslan Daştan, Oğuz Kalelioğlu, Sezai Kürşatökte, Ahmet Nazmi Solmaz; emekli Kıdemli Albaylar Serdar Çelebi, İbrahim Selman Yazıcı, emekli Albaylar Mustafa Kemal Savcı, Ziya Batur, Ruşen Bozkurt, Mehmet Şinasi Çalış, Aburrahman Yavuz Gürcüoğlu, İsrafil Aydın, Yahya Cem Özarslan; emekli binbaşı Ahmet Aka; emekli Başçavuş Hamza Özaltun.

İstanbul: Emekli Orgeneral Çevik Bir, emekli Tuğgeneraller İdris Koralp, Ünal Akbulut; emekli albaylar Yüksel Sönmez, Eser Şahan, Cengiz Çetinkaya; emekli Binbaşı Salih Eryiğit; emekli yüzbaşılar Orhan Nalcıoğlu, Mustafa Babacan; emekli Başçavuş Necdet Batıran, Aydın Karaşahin.

Çanakkale: Emekli Astsubay Ahmet Tarık Yelkenci; Niğde: Emekli Kıdemli Albay Ümit Şahintürk; Eskişehir: Emekli Albay Alican Türk.

12:27 Emekli Albay Şahintürk gözaltına alındı

Operasyon kapsamında Niğde´nin Altunhisar ilçesinde Emekli Kıdemli Albay Ümit Şahintürk gözaltına alındı.

12:27 Emekli Albay Alican Türk´ün Eskişehir´deki evinde arama yapılıyor

Emekli Albay Alican Türk´ün Eskişehir´deki evinde savcı nezaretinde arama yapılıyor. Sabah saatlerinde savcı ve polislerden oluşan ekip, emekli Albay Alican Türk´ün Merkez Tepebaşı ilçesi Batıkent Mahallesi Çay Sokak Çamlıevler Sitesi´ndeki evine geldi. Savcı, istihbarat, terörle mücadele ve Ankara´dan gelen özel bir ekiple birlikte arama çalışmalarını sürdürüyor.

12.34 Tümgeneral Kılıçarslan´ın komşuları pencerelere Türk bayrağı astı

Operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı çıkarılan emekli Tümgeneral Abdullah Kılıçarslan´ın Ankara Birlik Mahallesi´ndeki evinde sabah saatlerinde başlayan aramalar sürüyor. Ekipler arama için Kılıçarslan kapısını çaldığında Kılıçarslan´ın olaya tepki gösterdiği, komşularının ise pencerelere Türk bayrağı astığı öğrenildi. Kılıçarslan´ın evindeki arama hala devam ediyor.

12:36 SP´li Kamalak: Sivil işbirlikçiler de soruşturmaya dahil edilmeli

28 Şubat darbesine maruz kalan Refah Partisi´nin devamı olan Saadet Partisi lideri Mustafa Kamalak operasyonlarla ilgili bir açıklama yaptı. Gelişmelerin sevindirici olduğunu, o dönemin sivil işbirlikçilerinin de soruşturmaya dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Mustafa Kamalak, konuyla ilgili açıklamasında, 28 Şubat sürecinin ´en kalleşçe darbe´ olduğunu belirtti. Kamalak, Bunun soruşturulması sevindirici. Demokraside darbeye müsamaha ile bakılamaz. 28 Şubat´ta tarihimizin en haince en sinsi darbesi yapıldı. Kendisini bu millete vakfetmiş olan Milli Görüş denk bütçe yapmıştı, kötü mü etmişti. İşçiye, memura, emekliye yüzde 50 vermişti. İslam alemini birleştirme çabası içerisine girmişti. Birileri yolu kesmeye gayret etti. Asker burada kullanıldı. Tabii ki kullanılmış olmak suçu ortadan kaldırmaz. Çevik Bir´in gözaltına alınması kararı yerinde bir karar. Mesut Yılmaz´ın da soruşturulması gerekiyor. Mesut Yılmaz da demokrasiye çomak soktu. Asil aktörler holdingler ve patronlar. Bunların 22 bankanın içini boşalttıklarını biliyoruz. Muslukları kısılanlar askeri ve bir takım darbe heveslisi sivilleri maşa olarak kullandı. Medya tekel durumunda idi. Medyayı silah gibi kullandılar. dedi. Soruşturmanın millet ve demokrasi adına sevindirici olduğunu, sonuna kadar gidilmesi gerektiğini ifade eden Kamalak, ´bunun için Mesut Yılmaz gibilerin soruşturulması ve cezalandırılması´ gerektiğini vurguladı.

Demokrasinin bir gereği olarak hiçbir suçun soruşturma dışı kalmaması gerektiğini kaydeden Kamalak, açıklamasında şunları dile getirdi: Darbeler yargılanmalı diyorduk, şu an darbeler sorgulanıyor. Meclis´te komisyon kuruldu. Bunu takdir ediyoruz, olması gereken buydu. Ayrıca darbe yoluyla elde edilmiş bütün mevki ve makamlar geri alınmalı. Cemal Gürsel devlet mezarlığından çıkarılmalı, cumhurbaşkanlığı iptal edilmeli. Aynı şekilde Kenan Evren´in cumhurbaşkanlığı iptal edilmeli, emekli maaşı kesilmeli, edindiği mallar da hazineye devredilmeli, Marmaris´teki yazlığı da mağdurlara tahsis edilmeli.

12:38 Gazeteciler: Operasyon, Karadayı ve Kıvrıkoğlu´na da uzanabilir

Köşe yazarları 28 Şubat soruşturmasıyla ilgili Cihan Haber Ajansı´na değerlendirmelerde bulundu. Operasyonların sürpriz olmadığını belirten Nazlı Ilıcak, Bu soruşturma bekleniyordu. Adı geçen Özkasnak, Çevik Bir gibi isimler 28 Şubat sürecinde aktif olarak rol oynamış isimlerdir. 28 Şubat emir komuta içinde gerçekleşmiş bir darbe teşebbüsü. Sıcak bir darbe olmamakla birlikte burada hedef Refah-Yol iktidarını devirmekti. Bunu başardılar. Emir komuta zinciri içinde olduğuna göre daha üst makamlara doğru bir arama kararı sorgulama kararı çıkacaktır. O dönemin iki Genelkurmay Başkanı var. Eski Genelkurmay başkanları İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu´na uzanma ihtimali var. Sonuç ne olur bilmiyoruz. diye konuştu.

Soruşturmayı Türkiye açısından önemli bulduğunu ifade eden Mehmet Altan ise, Türkiye açısından çok önemsiyorum. Olumlu buluyorum. Demokratikleşme açısından önemli bir hamle olduğunu geç kaldığımızı düşünüyorum. 28 Şubat´ı birebir mağduru olarak bire bir bütün detayı ile gördüm. Orada sivil siyaseti ve muazzam medya yaklaşımı var. Yargının yardımı var. Yargı sisteminin Genelkurmay´da brifing verdiği darbedir bu. ifadelerini kullandı.

Bu süreçte eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in de hesap vermesi gerektiğini düşünen Mahmut Övür ise düşüncelerini şöyle açıkladı: Türkiye geçmişteki darbelerle yüzleşmeye başladı. 12 Eylül darbecilerinin yargılanması kırılma noktası oldu. 28 Şubat süreci CHP´lilerin ´yargılayamayacaksınız´ argümanının geçerli olmadığını gösteriyor. Türkiye´de artık darbe yapanın darbesi yanına kar kalmayacak. Bunu ilk defa yaşadığımız için bu kolay olmayacak ama doğru bir yolu bulacağız. Darbeleri yapanlar mutlaka hesap verecek. 28 Şubat herkesin gözü önünde gerçekleşen çok somut pervasız bir darbeydi. Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel´in de hesap vermesi gerekiyor.

Eski MİT yöneticisi Star gazetesi yazarı Mahir Kaynak: Bunu çok olumlu karşılıyorum. 28 Şubat´ta siyasete müdahale edildi. İrtica iddiaları uydurmaydı. Bana karşı yapılan operasyon da tamamen uydurmaydı. Benim PKK´dan para aldığımı söylediler. Operasyonun sivil ayağı da yapılmalı. Çünkü olay asker ve sivillerin ortak olarak yaptıkları bir operasyondu. Askerlere dokunup sivillere dokunmamak haksızlık olur.

Habertürk yazarı Serdar Turgut: Beklenen bir şeydi. Uzun zamandır bunun zemini hazırlanıyordu. Yapılan tartışmalardan böyle bir operasyonun geleceği belliydi. Ama ben sadece askerlerle sınırlı kalacağını düşünmüyorum. Sivil kanada yönelik de bir operasyon gelecektir.

Gazeteci Mehmet Altan: Darbecilerin hukuksal olarak sigaya çekilmesi olumlu ve ileri bir adımdır. Ama 28 Şubat darbeci bir sistemin de ürünüdür. Medyanın ve siyasetin askerlerle birlikte nasıl tempo tutuğunu da unutmamak lazım. Ben yine de gecikmiş de olsa bir hamledir diyorum. Bu durumlarda ben hep Yunanistan´ı örnek veririm. 1967 darbesi ile 1974´te hesaplaştılar ve hızla demokratikleşme yolunda adımlar attılar. Bu hamlenin de geriye dönük bir arınma süreci olabilmesi için 12 Eylül´le net bir şekilde hesaplaşılabilmeli. 12 Eylül rejimi nihai olarak sona erdirilmeli. Bunun tersi durumda demokrasinin kesintiye uğraması tehlikesi her zaman var olur.

13:01 Kayasu: Darbe yapmaya heves edecekler, bir kez değil bin kez düşünmeli

2003´te 12 Eylül darbesini yapanlar hakkında iddianame hazırladıktan sonra meslekten ihraç edilen eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, 28 Şubat soruşturmasına ilişkin, ´Bugünden sonra darbe yapmaya heves edenlerin bir kez değil bin kez düşünmeleri gerekir´ dedi. Adana Cumhuriyet Savcısı görevindeyken 12 Eylül darbesini yapanlar hakkında iddianame hazırladıktan sonra Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararıyla 27 Şubat 2003´te meslekten ihraç edilen Kayasu, Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği´nin yürüttüğü 28 Şubat soruşturması kapsamında yapılan aramalar ve gözaltı kararlarını AA muhabirine değerlendirdi. Arama ve gözaltı kararlarını ´gayet olumlu bir gelişme´ olarak nitelendiren Kayasu, şöyle devam etti:

´Artık bundan sonra hiç kimse darbe yapmaya heveslenemeyecek. Biliyorsunuz 28 Şubat başarılmış bir darbedir, 12 eylül de öyle... Darbe başarılmış bile olsa hiçbir şekilde bu kişiler yargı önünden kurtulamayacak. Bundan sonrası için ümit verici, bundan öncekiler için ise yapılanların hesabının verilmesi açısından yine de sevindirici bir durum. Çünkü bugüne kadar bunlar yargılanamadı.´ Yunanistan´da darbe yapanlardan yıllar önce hesap sorulduğunu hatırlatan Kayasu, ´Yani en yakın komşumuz Yunanistan 1974 yılında bütün darbecileri içeri attı, hala da içerideler, çoğu hapishanelerde öldü. Türkiye hala işte aradan 30 sene geçtikten sonra hesap soruyor, o bile kardır´ diye konuştu. Kayasu, şöyle devam etti: ´Bundan sonra benim beklentim, herkesin hukuk çizgisi içinde kaldığı, ne yargının, ne siyasetin, ne de askerin birbirlerinin alanına müdahale ettiği bir Türkiye´dir. Herkesin hukuk kuralları çerçevesinde kaldığı bir Türkiye. Dikkat edin hukuk kuralları diyorum, çünkü kanunlar hukuka aykırı olabilir. Herkesin hukuk kuralları içerisinde kaldığı bir Türkiye. Böyle bir Türkiye insanlara güven vereceği gibi ayrıca kalkınmayı da hızlandıracaktır. O bakımdan Türkiye zaten buna layık olan bir ülke. İnşallah bundan sonra Türkiye çok iyi yerlere gelecektir. Bugünden sonra darbe yapmaya heves edenlerin bir kez değil bin kez düşünmeleri gerekir.´

13:08 Şamil Tayyar: Hani 28 Şubat´ın üzerine gidilmezdi?

AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, 28 Şubat operasyonlarına ilişkin twitter´daki sayfasından çarpıcı açıklamalarda bulundu. Tayyar, Hani 28 Şubat´ın üzerine gidilmezdi? Hödükler. Bakalım şimdi ne yapacaksınız? Hödüklere kapak olsun dedi. 28 Şubat´ın silahlı kuvvetlerin başlattığı, silahsız kuvvetlerin sonuçlandırdığı bir süreç olduğunu söyleyen Tayyar, Apoletliler tamam, ya apoletsizler? diye sordu.

-28 Şubat darbesinin komutanlarını tanıyalım-

ÇEVİK BİR (DÖNEMİN GENELKURMAY 2. BAŞKANI): 28 Şubat post-modern darbesinin en önemli komutanları arasında Çevik Bir ön plana çıkıyor. 28 Şubat sürecinde Genelkurmay 2. Başkanlığı görevinde olan Bir´in, bu süreçte yargıya Genelkurmay Başkanı adına talimatlar gönderdiği, ordu içinde faaliyet gösteren ´Batı Çalışma Grubu´nun başında olduğu iddia ediliyordu. Bir, daha sonra 1. Ordu Komutanlığı´na atandı. 28 Şubat´ın akıllara kazınan sözlerinden biri Çevik Bir´e aitti. Bir, Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu´nun ´Bin yıl sürer” dediği 28 Şubat sürecinde tankların Sincan´dan geçmesini Demokrasiye balans ayarı yaptık şeklinde değerlendirmişti.

İSMAİL HAKKI KARADAYI (DÖNEMİN GENELKURMAY BAŞKANI): 28 Şubat sürecinde Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, bu göreve 30 Ağustos 1994´te gelmişti. 28 Şubat post-modern darbesi olduktan sonra Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı´nın dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´le işbirliği yaparak, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir´in planladığı iddia edilen askeri darbeyi engellediği iddia edilmişti. Yine basında yer alan ses kasetlerinde 2007 yılında İsmail Hakkı Karadayı´nın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu´yu etkileyerek demokratik süreci engellediği savunulmuştu. 30 Ağustos 1998´de yaş haddinden Genelkurmay Başkanlığı´ndan ayrılan İsmail Hakkı Karadayı, Encümen-i Danış üyesi. 1932 Çankırı doğumlu olan İsmail Hakkı Karadayı, 1951 yılında Kara Harp Okulu´nda, 1953´te Uçaksavar Okulu´nda mezun oldu. Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, 1994´te Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturmadan önce bir yıl Kara Kuvvetleri Komutanlığı yaptı.

EROL ÖZKASNAK (DÖNEMİN GENELKURMAY GENEL SEKRETERİ): Emekli Tümgeneral Erol Özkasnak, dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri. 2000 yılında kadro yetersizliğinden emekli olana dek 28 Şubat konuşmalarında sürekli adı geçti. Özkasnak, Post-modern darbe olmasaydı, 1999 seçimlerinde bu netice alınamazdı sözleriyle de gündeme gelmiş, bir komutanın 28 Şubat´a post-modern olarak tanımladığının altı çizilmiş ve Özkasnak da bu tanımı doğrulamıştı. Özkasnak ayrıca, 28 Şubat bir kriz yönetimidir. Kriz yönetiminin amacı; savaş veya bir çatışmaya girmeden isteklerinizi karşı tarafa kabul ettirmektir. Bu amaç hasıl oldu, yani kriz yönetimi başarı ile idare edildi demişti.

GÜVEN ERKAYA (DÖNEMİN DENİZ KUVVETLER KOMUTANI): Oramiral Güven Erkaya, 28 Şubat döneminde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini yürütüyordu. Güven Erkaya, 1996 Ağustos ayında yapılan MGK toplantısında, Aşırı dinci akımların devletin geleceği konusunda tehlike oluşturduğunu düşünüyorum. Ve bunun üzerinde görüşme açılmasını istiyorum diyerek 28 Şubat geleceğinin ilk işaretlerini vermişti. Güven Erkaya, bu isteğini Aralık 1996 MGK toplantısında yine gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bu isteğe cevap vermedi. Erkaya, Ocak 1997´deki toplantıda, Görüyorum ki MGK gündeminde bu konu hala yok. İzninizle bir hususu vurgulamak istiyorum. Aşırı dinci akımlar bugün Türkiye´nin en önemli ve birinci öncelikli sorunu haline gelmiştir dedi. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya´nın bu talebi 28 Şubat 1997´de MGK´nın gündemine alındı. 1938 yılında Manisa´nın Salihli ilçesinde doğan Güven Erkaya, 1959´da Harp Okulu´ndan asteğmen olarak mezun oldu. Güven Erkaya 1988-1992 yılları arasında koramiral, 1992-1997 yılları arasında oramiral rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri´nde hizmet gördü. Güven Erkaya 24 Haziran 2000 yılında kanserden hayatını kaybetti.

ABDULLAH KILIÇARSLAN: Emekli Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan, dönemin komuta kademesine yer alan bir isim. 2003´te yapıldığı iddia edilen ´Balyoz´ semineriyle de gündeme gelmişti. O dönem Özel Kuvvetler Komutanlığı Seferberlik ve Tetkik Kurulu Daire Başkanı olarak görev yapan Kılıçarslan, 2003 yılında 11 Türk askerinin başına ABD askerlerince çuval geçirilen ´Süleymaniye Baskını´ sırasında Özel Kuvvetler Komutan Yardımcısıydı. Kılıçarslan, MHP´den milletvekili adaylığıyla da gündeme gelmişti.

13:19 Savcı Bilgili: Gözaltı kararı çıkarılan 31 isme de ulaşıldı, tüm isimler Ankara´ya götürülecek

Soruşturmayı ve operasyonları yürüten Akara Cumhuriyet Başsavcılığı gözaltı kararı çıkarılan kişilerle ilgili bir açıklama yaptı. Gözaltı kararı çıkarılan 31 isme de ulaşıldı. Tüm isimler Ankara´ya götürülecek diyen Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili isimleri de açıkladı. Soruşturma kapsamında gözaltı kararı çıkarılan 31 kişinin kimlikleri şöyle:

´Ankara´da emekli Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan, emekli Kurmay Albaylar Hüsnü Dağ, Arslan Daştan, Oğuz Kalelioğlu, Sezai Kürşatökte, Ahmet Nazmi Solmaz; emekli Kıdemli Albaylar Serdar Çelebi, İbrahim Selman Yazıcı, emekli Albaylar Mustafa Kemal Savcı, Ziya Batur, Ruşen Bozkurt, Mehmet Şinasi Çalış, Aburrahman Yavuz Gürcüoğlu, İsrafil Aydın, Yahya Cem Özarslan; emekli binbaşı Ahmet Aka; emekli Başçavuş Hamza Özaltun İstanbul´da emekli Orgeneral Çevik Bir, emekli Tuğgeneraller İdris Koralp, Ünal Akbulut; emekli albaylar Yüksel Sönmez, Eser Şahan, Cengiz Çetinkaya; emekli Binbaşı Salih Eryiğit; emekli yüzbaşılar Orhan Nalcıoğlu, Mustafa Babacan; emekli Başçavuş Necdet Batıran, Aydın Karaşahin. Çanakkale´de emekli Astsubay Ahmet Tarık Yelkenci; Niğde´de emekli Kıdemli Albay Ümit Şahintürk; Eskişehir´de emekli Albay Alican Türk.´

13:23 HSYK: 28 Şubat´ta brifing alan yargı üyelerine soruşturma yok

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Ahmet Hamsici ile HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur basın mensuplarının soruları yanıtladılar.

HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici, ´28 Şubat sürecinde Genelkurmay´da brifing alan hakim ve savcılarla ilgili resen bir inceleme başlatacak mısınız?´ sorusuna şu yanıtı verdi: ´Hakim, savcılarla ilgili böyle bir düşüncemiz yok. Gelişmeleri izleyelim bakalım. Yani brifing almaya giden hakim ve savcılar hakkında soruşturma yapmayı düşünmüyoruz, ama gelişmeleri değerlendireceğiz. Varsayım üzerine bir şeyler söylemek çok doğru değil. Brifingde ne söylenmiş de hakim ve savcılar bundan etkilenmiş.´

HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur da aynı yöndeki soru üzerine, o dönemde çok tartışılan bu brifingin Adalet Bakanlığı ile dönemin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu arasında da tartışmalara neden olduğunu belirterek, ´O dönemde Sayın Bakan, brifingle ilgili hakim ve savcılara izin vermediğine ilişkin bir yazı göndermişti. Ancak bu konu HSYK´nın gündemine gelmiş ve kurul ´Bu konu Adalet Bakanının izin vereceği hallerden değildir, dolayısıyla gidebilirler´ demişti´ diye konuştu. Geçmişte yapılan işlemleri yok sayamayacaklarını ve devlette devamlılığın esas olduğunu ifade eden Okur, ´Bu husus dönemin HSYK´sında konuşulmuş, tartışılmış, herhangi bir sorun olmadığı kanaatine varılmış. Dolayısıyla tekrar ´Haydi gelin bakalım, yeniden buna bakalım´ demek düşünülemez, ama somut olarak bir şikayet gelir ve ´şu, şunu yapmıştır´ diye önümüze delil koyarlarsa o ayrıca değerlendirilir. Ama bunun dışında ´O dönemin hakim ve savcılarıyla ilgili inceleme yapalım´ demek düşünülemez´ dedi.

13:34 Emekli Astsubay Ahmet Tarık Yelkenci´nin evinde arama

Operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı bulunan emekli Hava Astsubay Ahmet Tarık Yelkenci´nin Çanakkale´deki evinde arama başladı. Özel bir iş merkezinde çalışan Yelkenci´nin, aramayı duyar duymaz evine gittiği öğrenildi. Daha sonra binaya polis ekipleri ve Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü Terör Şube Müdürü de geldi. Evde arama başladığı sırada Yelkenci´nin eşi, yanında bir arkadaşıyla taksiyle gelerek dairesine çıktı. Evde arama devam ederken komşuları, dışarıda bekleyen gazetecileri merakla seyretti.

13:34 Emekli Albay Cengiz Çetinkaya´nın evinde arama

Operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı bulunan Emekli Albay Cengiz Çetinkaya´nın evinde arama yapılıyor. Sabah saatlerinde 9 kişilik polis ekibi Çetinkaya´nın Kadıköy´deki evine geldi. Evde arama yapan polisler, 28 Şubat dönemine ait belge ve bulgu aradı. Aramaların bir süre daha devam edeceği öğrenildi.

-28 Şubat´ta ne olmuştu-

28 Şubat 1997´de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli süreçte Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar alınmıştı. 28 Şubat´ta yapılan MGK toplantısı 9 saat sürdü. MGK laikliğin Türkiye´de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurguladı. 28 Şubat 1997´deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, ´8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli´ gibi daha sonra çok tartışılacak kararlar alındı.

MGK toplantısından bir hafta sonra, 4 Mart´ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadı. Ancak baskılar nedeniyle 13 Mart´ta imzalamak zorunda kaldı. 21 Mayıs´ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ´Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini´ söyleyerek, RP´nin kapatılması için dava açtı. 10 Haziran´da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı´na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi. 18 Haziran´da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. 19 Haziran´da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller´e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz´a verdi. 30 Haziran´da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Özkan´la birlikte ANASOL-D Hükümeti´ni kurdu.

-Adalet Platformu suç duyurusu yapmıştı-

Adalet Platformu, Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, Avukat Yunus Akyol, Genç Siviller, Mazlum-Der, Özgür-Der, İnsan Hakları Derneği, Hukukçular Derneği, Adaleti Savunanlar Derneği gibi sivil toplum örgütü ve kişiler tarafından çok sayıda suç duyurusu yapılmıştı. Adalet Platformu, 28 Şubat 2011 tarihinde 28 Şubat 1997 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri için suç duyurusunda bulunmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na teslim edilen suç duyurusunda, bu darbelerde etkin rol alan kişilerin isimleri belirtiliyor ve bu kişiler ile sorumlu diğer tüm kişilerin cezalandırılması talep ediliyordu. Platform sözcüsü Adem Çevik´in savcılığa teslim ettiği ve olayın gerçekleştiği yer olması itibarıyla Ankara savcılığına aktarılan suç duyurusu dilekçesinde, ayrıntılı olarak belirtilen iddialardan dolayı ilgililere Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerinin uygulanması, kamu davası açılması talep ediliyordu:

Şüphelilerden Her Türkiye vatandaşı gibi bende bizzat manevi ve maddi zarar gördüm. 12 Yaş öncesine Kuran eğitim yasağı konulduğundan oğluma Kur´an öğretemedim. Kızımı İmam-Hatipe Gönderemedim... Tüm ailem müslüman olduğundan islama irtica denilmesi ve başörtülü olmak suçtur ayrımcılığı bana ve insanlığa karşı suçtur... Şüphelilerin cezalandırılması için kamu davası açılması ve tüm darbecilerin malvarlıklarına el konularak hazineye aktarılması, tüm darbecilerin ve destek verenlerin kamu kurum-kuruluşlarına-cadde ve sokaklara verilen isimlerinin de acilen silinmesini hukuki zorunluluktur. Darbeci isimleri kullananlara da darbeyi-suçu-suçluyu övme suçu ve suça iştirakden ve islama irtica dedikleri için islama-müslümanlara hakaretten de işlem yapılmasını, TSK ve Yargı mensuplarının da içinde bulunduğu CUNTAcılarla 27mayıs-12mart cuntacıları, 28şubat-27nisan muhtıracıları ve Ergenekon-Balyoz-Kafes-İrtica-Susurluk-pkk-kck-bçg-gladio vb. Çetelerle organik-inorganik bağlantılarının araştırılmasını özellikle insanlığa karşı suç işlenmesinden dolayı TCK 77. maddeye göre de cezalandırılmalarını arz ve talep ederiz.

14:26 Bülent Orakoğlu: 28 Şubat, Balyoz ve diğer darbe girişimlerine örnek oldu

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu, tarihe postmodern darbe olarak geçen 28 Şubat´ın Balyoz başta olmak üzere diğer darbe girişim süreçlerine örnek olduğunu söyledi. 28 Şubat soruşturmasının ´rövanşizm´ düşüncesiyle yapıldığı iddialarının bir psikolojik harekat olduğunu savunan Orakoğlu, Bir takım darbeci medya unsurları, hesap vermemek için bu işe dört elle sarıldı. dedi.Orakoğlu, 28 Şubat soruşturmasına ilişkin Cihan Haber Ajansı muhabirine açıklamalarda bulundu. Türkiye´nin bütün darbe süreçleriyle hesaplaşmayı 12 Eylül 2010 referandumu ile başlattığını dile getiren Orakoğlu, yakın dönemde birçok darbe girişimiyle ilgili çalışmaların yapıldığını söyledi. Türkiye´de yakın tarihin gerçekleşmiş en önemli darbelerinden bir tanesinin 28 Şubat süreci olduğuna dikkat çeken Orakoğlu, olayın asker ve sivil unsurların ortada bulunduğunu ifade etti.

Bu işte görev aldıklarının yargı süreciyle ortaya çıkacağını ifade eden Orakoğlu, 28 Şubat süreci şöyle önem arzediyor; bu sürecin ortaya çıkarılması gerekiyor ki bir daha Türkiye darbe süreçleriyle karşılaşmasın. Balyoz ve diğer darbe süreçlerinin hepsi, İrticayla Mücadele Planı, 28 Şubat sürecindeki Batı Çalışma Grubu ilgili örnek alındığı gözüküyor. dedi.

28 Şubat´ın ülke ekonomisine, yargının siyasallaşmasına, ülkenin dış stratejilerine ve dünyadaki saygınlığına gölge düşüren bir süreç olduğunu vurgulayan Orakoğlu, inanılmayacak kadar çok ciddi zararlar verdiğini ifade etti. O dönem Türkiye´nin milli manevi değerlerinin suç kabul edildiğini anlatan Orakoğlu, soruşturmanın ülkeye hayırlı olmasını dilediğini söyledi.

Operasyonun Batı Çalışma Grubu çerçevesinde alınmış gibi gözüktüğünü dile getiren Orakoğlu, soruşturmanın sivil unsurlara kayacağını düşündüğünü söyledi. 28 Şubat sürecinde büyük bir soygun yapıldığının altını çizen Orakoğlu, bazı üst düzey askeri personelin bazı ülkelerle yapmış olduğu bir takım alım ve satımların bulunduğunu belirtti.

Sürecin dış bağlantılarının da irdelenmesi gerektiğini anlatan Orakoğlu, Çok ciddi bir süreç. İş dünyası, yargı, medya ayağı var. Başta o dönemin Cumhurbaşkanı olmak üzere siyasi ayağı var. Allah hepimize yardım etsin. Ama bu süreci ülkenin milletin yararına düşünüyorum.

Başbakanın bu sürece destek vereceğini daha önceki açıklamalarından anlaşıldığını dile getiren Orakoğlu, bu sürecin büyüyeceğini söyledi. Rövanş meselesine de değinen Orakoğlu, şöyle devam etti: Rövanşizm meselesi, bir psikolojik hareket olarak devreye sokuldu. Bir takım darbeci medya unsurları, hesap vermemek için bu işe dört elle sarıldı. Rövanşizm meselesini kimin çıkardığı da soruşturmayla çıkar.

İsrail´den 17 milyar dolar geldiğine yönelik iddialar bulunduğunu ancak emniyet istihbarat olarak kendilerinin böyle bir bilgiye ulaşmadığını dile getiren Orakoğlu, birçok iddia olduğunu ve bunların ciddi araştırılması gerektiğini ifade etti. 28 Şubat´ta Türkiye´ye yapılacak psikolojik hareketleri önlemeden sorumlu ilgili birimlerin ciddi anlamda Türk milletine psikolojik hareket yaptıklarına dikkat çeken Orakoğlu, darbenin haklılığını, meşruiyetini ispatlamaya çalışacak psikolojik hareketler uygulandığını ifade etti.

Soruşturmanın dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´e ulaşıp ulaşmayacağına yönelik de değerlendirmelerde bulunan Orakoğlu, Cumhurbaşkanlarının sadece vatana ihanetten yargılandığını belirterek, Demirel zaten kamuoyu vicdanında mahkum olmuş durumda. Bu işin içinde kim varsa üzerine gidilmesi ve hatta bu süreçlerden ders alınarak bazı mevzuatların, kanunların yeni Anayasa ile değiştirilmesi gerekiyor. dedi.

14:30 İdris Koralp gözaltına alındı

Emekli Tuğgeneral İdris Koralp Bakırköy´deki evinde gözaltına alındı.Sabah saatlerinde Bakırköy Yeşilyurt Mahallesi´ndeki evinde arama yapılan Emekli Tuğgeneral İdris Koralp gözaltına alındı. Polis aracına bindirilen Koralp sağlık kontrolünün ardından Atatürk Havalimanı´na götürülerek, Ankara´ya gönderilecek.

14:38 Erol Özkasnak, evinin önüne jandarma çağırdı

Operasyon kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılanlardan Erol Özkasnak, Muğla´nın Bodrum ilçesine bağlı Yalıkavak beldesindeki evine jandarma çağırdı. Gazetecileri engellemek amacıyla Gümüşkaya Jandarma Karakolu´na telefon eden Özkasnak´ın evinin önünde, şu anda iki jandarma bekliyor.

14:48 Arınç: Yargı çok özenli olmalı

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise gözaltılarla ilgili gazetecilerin sorularını cevapladı: Süreci hepimiz özenle takip etmeliyiz. Meclis´te bütün partilerin iştirakiyle darbeleri araştırma komisyonu kuruldu. Türkiye darbelerle yüzleşiyor. Artık darbe dönemlerinin geride kaldığına hepimiz şahidiz. Yargı bu süreçte çok özenli olmalıdır. Özellikle gözaltı sürecinde vatandaşlarımızın bazı keyfiliklerle karşılaşmaktadırlar. Vicdanları kanatacak olaylarla karşılaşmamalıyız. Arınç, CHP lideri Kılıçdaroğlu´na da tepki gösterdi: Adalet başka şeydir merhamet başka şeydir. Ben avukatken bunu öğrenmiştim. Sanırım Kılıçdaroğlu operasyonlardan üzüntü duyuyor. Çünkü o dönemde kendisi genel başkan değildi. Deniz Baykal bu dönemi en alkışlayan kişilerdendir. Refah-yolunun devrilmesini istiyordu. Kılıçdaroğlu bu açıklamayı, operasyonu küçümsemek için yapmıştır.

14:54 Gözaltına alınanlar sağlık kontrolünden geçiriliyor

Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği tarafından yürütülen 28 Şubat soruşturması kapsamında gözaltına alınan zanlılardan bazıları sağlık kontrolü için Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi´ne getirildi. Zanlının hastaneye getirilmesi sırasında yoğun güvenlik tedbiri alındı. Zanlılardan birinin hastaneden ayrılırken, Adalete güveniyoruz. dediği duyuldu.

15:03 Tümgeneral Şahintürk´ün evinde arama

Operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı çıkarılan emekli Tümgeneral Ümit Şahintürk´ün Niğde´nin Altunhisar ilçesinde elma bahçesi içindeki evinde arama yapılıyor. Şahintürk´ün, Altunhisar ilçesi İstiklal Caddesi Kızılyel Kümeevler´deki evine gelen ekipler, evde kimsenin bulunmaması üzerine çilingir yardımıyla kapıyı açtı.

15:40 Evi aranan Albay Türk, psikolojik harekat konusunda uzmanmış

Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği´nin yürüttüğü 28 Şubat soruşturması kapsamında hakkında gözaltı kararı çıkarılan emekli Albay Alican Türk´ün Eskişehir´deki evindeki arama 7,5 saattir sürüyor. Türk´ün Özel Kuvvetler´den emekli olduğu, terör ve faili meçhuller konusunda iki kitabının bulunduğu öğrenildi.Alican Türk´ün, Tepebaşı Batıkent Mahallesi Çay Sokak Çamlıevler Sitesi´ndeki evine gelen polisler, cumhuriyet savcısı nezaretinde arama çalışmalarına başladı. Yaklaşık 7,5 saattir süren aramada Türk´ün evindeki dizüstü ve masaüstü bilgisayarlar ile göreve başladığı günden bu yana biriktirdiği evrakları polis ve savcı tarafından tek tek inceleniyor. Türk´ün evindeki aramaların her anının polis kamerası tarafından kayda alındığı kaydedildi.

Özel Kuvvetler´den albay rütbesi ile emekli olan Türk´ün aynı zamanda sosyolog olduğu öğrenildi. Biri Doğu ve Güneydoğu´da Faili Meçhul Cinayetler ve Gerçekleri olmak üzere terör konusunda yazılmış iki kitabı bulunan Türk´ün aynı zamanda Ankara başta olmak üzere çeşitli illerde kitapları için imza törenleri düzenlediği öğrenildi. Türk´ün son olarak nisan ayının başında Ankara Ulus´taki Atatürk Kültür Merkezi´nde ´Doğu ve Güneydoğu´da Faili meçhul Cinayetler ve Gerçekleri´ isimli kitabının imza törenine katıldığı kaydedildi.

Psikolojik harekat konusunda uzman olan Türk´ün, Özel Kuvvetler Komutanlığı´nda uzun süre sosyolog subay olarak görev yaptığı, bu birimde görev yapan askerlere ´Halkla nasıl iletişim kurulur? ´Terör örgütünün propagandası nasıl önlenir´ ve ´Halkın güveni nasıl kazanılır? gibi başlıklar altında dersler verdiği öğrenildi.

16:10 Savcılıktan açıklama: Darbe suçu soruşturuluyor

Operasyonlarla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´ndan bir açıklama daha geldi. Açıklamada Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği´nin, 28 Şubat soruşturmasını, ´Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek´ suçundan yürüttüğü bildirildi.

16:26 Savcılık: 3 gözaltı yapılamadı, şahıslar yurtdışında

Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Hüseyin Görüşen yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada şöyle denildi: 31 adreste arama yapılıyor, 31 gözaltı kararı var. 3 kişi yurtdışında olduğu için gözaltı işlemi yapılamadı. 2 şüphelinin avukat olması nedeniyle savcının nezaretinde arama yapılıyor. Gözaltındakilerin cumartesi günü adliyeye getirilmesi bekleniyor.

(12 Nisan 2012, 10:05)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

28 Şubat soruşturması manşetlerimiz

28 Şubat süreci manşetlerimiz

Flaş!!! YÖK´e 28 Şubat operasyonu

28 Şubat: 4 memur sorgulandı

28 Şubat yargısına inceleme

Flaş!!! 28 Şubat´a soruşturma

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4437    yazdır/print


 

İkinci Ergenekon´da 161. duruşma

İkinci Ergenekon davasına 161. duruşma ile devam ediliyor. Duruşma, tutuksuz sanık avukat Hüseyin Buzoğlu´nun savunmasıyla sürüyor. Bu arada, Birinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Semih Tufan Gülaltay´a bir başka mahkemede yargılandığı çete davasında 74 yıl 2 ay hapis cezası verildi.

27.02.2012 12:02 İkinci ´Ergenekon´ davasına 161. duruşma ile devam ediliyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan küçük salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, gazeteci Tuncay Özkan, emekli Orgeneral Hurşit Tolon´un da aralarında bulunduğu 13 tutuklu sanık katıldı. Tutuklu sanıklardan CHP Zonguldak Milletvekili ve Başkent Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Oğuz Bulut ve Mustafa Dönmez ise duruşmaya gelmedi. Duruşmaya, ´Odatv davası´ kapsamında tutuklu olan bu davanın tutuksuz sanığı Yalçın Küçük ile tutuksuz yargılanan emekli Orgeneral Kemal Yavuz, Hüseyin Buzoğlu, Ferit Bernay, Muhammet Avar ve Mustafa Yurtkuran da katıldı.

HÜSEYİN BUZOĞLU´NUN SAVUNMASI

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese yarım kalan savunmasını tamamlaması için tutuksuz sanık avukat Hüseyin Buzoğlu´nu kürsüye çağırdı. Ankara´daki ofisinde yapılan aramada ele geçirildiği iddia edilen flaş belleğin kendisine ait olmadığını savunan Buzoğlu, Ergenekon davalarında suçlamalar ya ihbar mektubu, ya e-posta yoluyla ya da dijital verilere dayanılarak yapılıyor. İletiler, ihbarlar, dijital veriler suç kabul edilip soruşturmalar yürütüldü ve iddianameler hazırlandı. Siz de bunların doğruluğunu sorgulamadan kabul edip yargılama yapıyorsunuz. Bu yasal değildir dedi.

Evindeki bilgisayarda çocuk pornosu içerikli resimleri bulunduğu iddia edildiğini ve hakkında soruşturma başlatıldığını söyleyen Buzoğlu, Bu çirkin isnatla ilgili yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan söz konusu ´Ergenekon´ soruşturmasını yürütenler tarafından hakkımda savcılar tarafından istemde bulunulan tutuklama taleplerinin mahkemece reddinin ardından bu kez de bu denli çirkin bir iftirada bulunuldu. Bunun amacı kamuoyu nezdinde şahsıma ve temsil ettiğim müvekkillere yönelik bir saldırı başlatılmasını sağlamak olduğunu düşünüyorum diye konuştu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın yapılan inceleme neticesinde takipsizlik kararı verdiğini belirten Buzoğlu, Her ne kadar takipsizlik kararı verilmiş olsa da 6 yaşındaki kızım büyüdüğünde bu çirkin iftirayı görse ona kim nasıl hesap verecek. Ben kızıma bunu nasıl anlatacağım? dedi. Buzoğlu ayrıca savcılığın kendisine birçok kişi hakkında böyle ithamların olduğunu söylediğini savundu.

Buzoğlu, suikast sonucu yaşamını yitiren Araştırmacı Yazar Necip Hablemitoğlu´nun avukatlığını da yaptığını belirtti. Buzoğlu, Hablemitoğlu´nun cemaat hakkındaki çalışmaları nedeniyle kendisinde bulunan belgeleri kendisine yönelik davalar açılması halinde kanıt olarak kullanmak üzere avukat sıfatıyla şahsıma teslim etmiştir. Sayın Hablemitoğlu´nun avukatı olduğum bilinmesine rağmen bu belgelerin ekler arasında yer verilmesi yasallıktan uzaktır dedi.

Buzoğlu, gerekli gereksiz birçok yazı veya dokümanın iddianame ve ek delil klasörlerine konularak milyonlarca sayfaya ulaştığını dile getiren Buzoğlu, Tertipçilerin, Fethullahçıların himmet toplantıları hakkındaki bu belgeleri ekler arasına koymamaları, tertibin ardındakilerin kimler olduğu bir kez daha açıklığa kavuşmuştur diye konuştu.

Duruşmada Ankara´daki ofisindeki arama görüntülerini de izlettiren Buzoğlu, Görüntülerden de anlaşılacağı üzere neye el konulacağına emniyet yetkilileri karar veriyor. Bu durum Ceza Muhakemeleri Kanunu´na aykırıdır dedi. Kendisine ait olduğunu kabul etmediği flaş belleğin bulunduğu iddia edilen görüntülerde 9 dakikalık bir kayıp olduğunu dile getiren Buzoğlu, Görüntü bir ara gidiyor, geldiği zaman ile gittiği zaman arasında 9 dakikalık bir kayıp söz konusudur. Bu da gösteriyor ki açıkça hukuka aykırı delillerle yargılama yapılıyor yorumunda bulundu. İletişim tutanaklarında örgütsel bağlamda konuştuğu iddialarına da değinen Buzoğlu, konuşmalarında suç isnat edilecek bir durum olmadığını ileri sürdü.

İddianamede yer alan bir telefon görüşmesinde Kemal paşayla görüştüm ben ifadesinin iddianamede Kemal Paşa isimli bir şahısla görüştüğü anlaşılmıştır şeklinde yer almasının manidar olduğunu söyleyen Buzoğlu, Sırf mesnetsiz savlarına gerekçe yaratabilmek adına, yasalar da hiçe sayılarak iki avukat arasındaki bir dosyaya dair hukuki bir konuya ilişkin telefon görüşmesi, terör örgütü soruşturması veya kovuşturmasının kanıtı olarak sunulabilmiştir. Burada ´Kemal Paşa´ olarak bildirilen bir şahıs değil İzmir İli´ne bağlı Kemalpaşa İlçesi´dir. Nasıl bir kin ve husumetle tertibin derinleştirilmeye çalışıldığı sabittir dedi.

MUHAMMET MURAT AVAR´IN SAVUNMASI

Daha sonra savunma yapan tutuksuz sanık Gazeteci Muhammet Murat Avar, 24 Şubat 2012 tarihine kadar asker olduğunu ve terhis olur olmaz da duruşmaya ifade vermeye geldiğini belirtti. Davanın sanıklarından Neriman Aydın ve Kemal Aydın´ı tanıdığını söyleyen Avar, Doğu Anadolu´da gazetecilik yapıyorum. Orada iddianamede geçtiği gibi misyonerlik faaliyetleri ile ilgili de haber yaptım. Gazeteciyim, polis ve asker başta olmak üzere haber kaynağı olabilecek herkesle görüştüm. Suçlamaları kabul etmiyorum. Yaptıklarım gazetecilik faaliyetinin dışında değildir dedi.

Bir an önce kararın verilmesini talep eden Avar, annesinin duruşmaya geldiğinden haberi olmadığını kendisini askerde sandığını kaydetti. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, yargılamanın makul sürede sona ermesi için çaba sarf ettiklerinin altını çizdi.

RIZA FERİT BERNAY´IN SAVUNMASI

Avar´ın ardından savunmasını yapmak için 19 Mayıs Üniversitesi eski Rektörü Rıza Ferit Bernay huzura geldi. İki dönem rektörlük yaptığını ifade eden Bernay, yasa dışı hiçbir faaliyetinin olmadığını anlattı. Terör örgütü üyeliği suçlamasını kabul etmediğini belirten Bernay, Ergenekon ismini ilk defa bu dava nedeniyle duydum. Salondakilerin çoğunun, sanık mı ziyaretçi olduğunu ancak yaka kartlarından ayırt edebildim dedi.

İddianamede dava sanıklarından YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz ile aynı örgüt mensubu olarak gösterilmelerine de değinen Bernay, 2000 yılında cumhurbaşkanı tarafından göreve atandığını söyledi. O dönemde Kemal Gürüz´ün atamaya karşı çıktığını dile getiren Bernay, Rektör olduğumda iki yıl boyunca Kemal Gürüz bana akademik kadro vermedi. Bu oldukça uzun bir süredir bir üniversite için. Ben Kemal Gürüz´ün kendisini hiç tanımıyordum. Hiç tanışmadığım ve aramızda sıkıntılar olan bir insanla aynı örgüte mensup olmamız çelişkiyi ortaya koymaktadır ifadelerini kullandı.

Dava sanıklarından Fatih Hilmioğlu´nun üniversite yıllarından sınıf arkadaşı olduğunu hatırlatan Bernay, Mustafa Yurtkuran´ı da Rektörler Kurulu´ndan tanıdığını belirtti. Tutuklu sanık Mustafa Balbay ile konuşmacı olarak katıldıkları bir panelde tanıştığını dile getiren Bernay, Mehmet Haberal Hacettepe´den hocamdır. Şener Eruygur ile Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) seçimlerinde görüşmelerim olmuştur dedi. İşçi Partisi üyesi olmadığının altını çizen Bernay, zamanında Talat Paşa Komitesi´nden davet aldığını ancak katılmadığını ifade etti.

Hakkındaki iddiaların üç ayağı olduğunu söyleyen sanık Ferit Bernay, İlki Cumhuriyetçi Çalışma Grubu´dur. İkincisi Jandarma Genel Komutanlığı´nda verilen yemektir. Üçüncüsü de Mustafa Balbay´ın üçüncü şahıslarla yaptığı görüşmelerde adımın geçmesidir şeklinde konuştu. Cumhuriyetçi Çalışma Grubu´nun adını ilk defa soruşturma aşamasında duyduğunu ileri süren sanık Bernay, Jandarma Genel Komutanlığı´ndaki yemeğe ise YÖK tasarısındaki değişiklikleri konuşmak ve fikir alışverişinde bulunmak için gittiklerini kaydetti. Cumhuriyete saygı mitinglerinin Jandarma Genel Komutanlığı´nda kararlaştırıldığı yönündeki iddialarını reddeden Bernay, Mitinglerde ´ordu göreve´ pankartı açanların defalarca kez ikaz edildi. Emniyet görevlilerinden gruptan çıkarılmaları istendi. Hatta fiziki itişmeler yaşandı. Bazı medya kuruluşları konuyu mitinge mal etti diye konuştu. Hakkındaki suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini belirten Bernay, beraatını talep etti. ( DHA)

MUSTAFA ABBAS YURTKURAN´IN SAVUNMASI

Tutuksuz sanık Mustafa Abbas Yurtkuran da, savunmasında, ´silahlı örgüt üyesi´ ve ´darbe teşebbüsü´ iddiaları ile yargılanmasının kendisini kahrettiğini belirterek, bu suçlamalarla kendisinin uzaktan ve yakından ilgisinin olmadığını öne sürdü. Yurtkuran, 2000 ile 2008 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesinde rektörlük yaptığını ifade ederek, ´Rektörlük görevim sırasında yaptığım konuşmalar dinlenirse hükümeti devirme gibi bir planımın olmadığı görülecektir´ dedi. Cumhuriyet Mitingi´ne katıldığını belirten Yurtkuran, söz konusu mitingde ´Ordu göreve´ pankartını açanları tanımadığını ve bu olayın münferit bir hadise olduğunu iddia etti.

Davanın sanıklarından Şener Eruygur ile görevdeyken iki kere görüştüğünü anlatan Yurtkuran, Uludağ Üniversitesi´nin jandarma bölgesinde olduğunu, söz konusu görüşmelerden birinde jandarma sayısının güvenlik açısından arttırılmasını istediğini, diğer görüşmesinde ise görevli kıdemli bir astsubayın çocuğu hasta olduğu için görevinde bir dönem daha kalması için ricada bulunduğunu anlattı.

Kent Otel´de yapılan toplantılara çağrılmadığını söyleyen Mustafa Abbas Yurtkuran, İşçi Partisi´nin yurt dışı programları dahil hiçbir programına katılmadığını ancak Aydınlık Dergisinde, fotoğrafı yayınlanarak ´sanki katılmış gibi´ yansıtıldığını belirtti.

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese´nin, ´Batı Çalışma Grubu´nu duydunuz mu?´ sorusuna Yurtkuran, ´Rektörlük dönemimde Bursa Bölge Komutanı tarafından BÇG´ye şikayet edildiğimi duydum. Söz konusu komutan, il genel kurulunda dönemin valisi Ali Fuat Güven ve bana hitaben, İlahiyat Fakültesindeki kız öğrencilerin başörtüleriyle derse girmelerine izin vermem nedeniyle BÇG´ye şikayet ettiğini söyledi. Bende ilk kez BÇG´yi bu kurulda duymuş oldum´ yanıtını verdi.

2000 ile 2008 tarihler arasında görev yapan Bursa valilerinin, Bursa emniyet müdürlerinin ve cumhuriyet başsavcılarının tanık olarak dinlenilmesini isteyen Yurtkuran, hakkındaki iddiaları kabul etmediğini belirterek, beraatını talep etti.

Yurtkuran´ın savunmasının tamamlanmasının ardından duruşma yarına ertelendi. (AA)

-Ergenekon sanığı Gülaltay´a ´çeteden´ 74 yıl hapis cezası-

27.02.2012 11:49 Birinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Semih Tufan Gülaltay´a yargılandığı çete davasında 74 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Mahkeme, Gülaltay´ın annesini de ´yağma´ suçundan 5 yıl hapisle cezalandırdı.İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Semih Tufan Gülaltay, Ahmet Fulin, Necdet Atış, Dursun Güler, Veli Kılıç, Gürkan Temelli, Fuat Güngör ve Ferit Erbağcı getirildi. Tutuksuz sanıklar ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada son sözü sorulan sanık Gülaltay, ortada bir suç örgütü olmadığını belirterek tahliyesini ve beraatini istedi. Diğer sanıklar da tahliyeleri ve beraatlerini talep etti.

Davayı karara bağlayan mahkeme, Ergenekon davası kapsamında da tutuklu olarak yargılanan Semih Tufan Gülaltay´ın suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçunu işlediğini belirtti. Mahkeme, Gülaltay´ın Örgüt kurmak, silah kanununa muhalefet, Muzaffer ve Esra Feride Gökçimen, Mehmet Kemal Bublişin, Recai Agül, Mehmet Demir´in yağmalanması, Suat Turgut ve Fuat Turgut, Sevinç Dereli ve Celal Güven´in yağmalanmasına teşebbüs etmek ve İbrahim Zeyrekce ile Yusuf Akyüz´in alıkonması ve yağmalanması suçlarından toplam 74 yıl 2 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdi.

Semih Tufan Gülaltay´ın annesi Solmaz Gülaltay´ın da Sevinç Dereli ve Celal Güven´e yönelik yağmaya teşebbüs suçundan 5 yıl hapisle cezalandırılmasına hükmeden mahkeme, tutuklu sanıklardan Ahmet Fulin´i örgüte üye olmak, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından toplam 67 yıl 8 ay 15 gün hapisle cezalandırdı.

Sanık Dursun Güler´in benzer suçlardan 63 yıl 6 ay 15 gün, Necdet Atış´ın 44 yıl 4 ay 15 gün, Gürkan Temelli´nin 26 yıl 15 gün, Ferit Erbağcı´nın 24 yıl 4 ay 15 gün, Fuat Güngör´ün 21 yıl 15 gün, Veli Kılıç´ın da 16 yıl 15 gün hapisle cezalandırılmasına karar verildi.

Diğer tutuksuz sanıklara da çeşitli oranlarda hapis cezasına çarptıran mahkeme, aralarında Semih Tufan Gülaltay´ın da olduğu 8 tutuklu sanığın tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

Yakalanamayan sanıklar Muzaffer Gökçimen ve Emre Gülaltay´ın dosyalarının ayrılarak yargılamalarının devamına karar verildi. Ayrıca, duruşmaya kendileri ve avukatları da mazeretsiz gelmeyen sanıklar Sami Alper Eren ve Cengiz Akboğa hakkındaki dosyaların da ayrılarak başka bir numara üzerinden devamı kararlaştırıldı. ( Cihan)

(27 Şubat 2012, 12:02)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4288    yazdır/print


 

Yeşil, 33 er pususunu gözlemledi

Emekli Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, yine çarpıcı açıklamalar yaptı. Oğuz, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın, 1993 yılında 33 erin katledildiği esnada olay yerinde olduğunu iddia etti.

13.02.2012 12:13 Türkiye´nin ilk büyük çetesi, Yüksekova´yı aydınlatan, Susurluk skandalında TBMM araştırma komisyonuna Veli Küçük´le ilgili verdiği ifadeleriyle öne çıkan, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın kimlik bilgilerini ilk deşifre eden Emekli Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, çarpıcı açıklamalar yaptı.

Yeşil, derin devletin himayesinde

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yakalanması için çıkartılan kararı değerlendiren Oğuz, Sakallı ve Yeşil kod adları ile tanınan Mahmut Yıldırım´ın ölmediğini daha önce de açıkladım. Jandarma Genel Komutanlığı´nda Ahmet Demir kaydıyla uzun yıllar aramızda dolaşan Mahmut Yıldırım´ın görüştüğü kişileri bile tanıyorum. Yeşil ölmedi, bugüne kadar derin devletin himayesinde hayatına devam etti. Ailesi de bu bilgiyi bana doğrularken savcılara bildiğim gerçekleri anlatmaya hazırım dedi.

Şemdin Sakık ile derin ilişki

´Yeşil´in Kontrgerilla elemanı olduğunu belirten Oğuz, PKK´da 18 yıl en kanlı eylemlerin emrini veren Şemdin Sakık ile de ilişkisinin bulunduğunu açıkladı. 1990´lı yıllarda Sakık´ın örgüt tarafından Tunceli sorumlusu yapıldığında ´Yeşil´ ile irtibatının sağlandığını ifade eden Oğuz, Yeşil´e o dönem derin devlet tarafından PKK´nın bölgeye yani Tunceli´ye yerleştirilmesine yardımcı olması yönünde talimat verildi. Örgüt Tunceli´de etkisizdi. Tunceli´de Türk solu kemikleşmiş ve radikal sol yapıların sözü geçiyordu. Ancak ´Yeşil´in devreye girmesiyle bölgede infazlar başladı. Bizzat infaz Timinin başında Yeşil vardı. Yapılan infazlar örgüte mal ediliyor, bölgede etkisiz olan PKK´ya propaganda alanı açılıyordu. Eş zamanlı jandarma atılan tüm adımlara göz yumuyordu. Çünkü işin içinde JİTEM vardı ve öyle istemişti. El birliği ile Şemdin Sakık´ın eli güçlendirildi. Bölgede güç haline getirildi. Yayılan korku ile örgüt Tunceli´ye JİTEM aracılığıyla yerleşti diye konuştu.

33 er olayında şok ifşaat

Şemdin Sakık ile Yeşil arasındaki derin ilişkinin uzun yıllar sürdüğünü öne süren Oğuz, Beni konuşturmayın... 33 er olayı var. Ciğerimizi yakan hain pusu... Kim var başında Parmaksız Zeki yani Şemdin Sakık. ´Yeşil´ nerede? Olayın 300 metre gerisinde. Yol kesimine kadar bekliyor, pusuyu gözlemliyor, operasyonun tamamlanacağını anlıyor ve jet hızıyla bölgeden uzaklaşıyor. Daha fazla anlatmak istemiyorum. Bu acı gerçek ortaya çıkacak. O gün feryat eden annelerin göz yaşları donacak. Gerçeği anlayan kamuoyu şoka girecek dedi.

Karanlık yapının cinayetleri

Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürüttüğü 1994 yılında lojmanında intihar ettiği iddia edilen Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten savcılığın ´Yeşil´e yakalama kararını çıkarttığını hatırlatan Oğuz, Benim ifadelerim boşa değilmiş. Ben ısrarla yazdığım kitapta ve açıklamalarımda Kazım Çillioğlu ve Rıdvan Özen Albay´ı JİTEMcilerin infaz ettiğini söylüyorum. Sadece onlar mı hayır? Kirli ilişkileri gören, terörü hortlatan Kontrgerilla faaliyetleri yürüten, uyuşturucu kaçakçılığı yapan ve şiddetin rantını yiyen derin yapıyı çözen Org. Eşref Bitlis, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Tuğgeneral Temel Cingöz, Jandarma Binbaşı Cem Ersever ve MİT mensubu Tarık Ümitle Gazeteci Uğur Mumcu´yu da bu karanlık yapı ortadan kaldırdı. Bildiklerimi TBMM araştırma komisyonuna anlatmaya hazırım diye konuştu.

İstihbaratçı isim de verdi

Açıklamalarında isim vermekten de çekinmeyen Oğuz, Yeşil eğer konuşursa dönemin Tunceli Jandarma Bölge Komutanı, Bölge Jandarma Komutanlığı Kurmay Başkanı Binbaşı Mehmet Çörten ve dönemin MİT sorumluları kaçacak delik arar. Öte yandan Ergenekon yapılanmasının 1 numarası deşifre olur ve derin yapının hiç dokunulmayan kollarına ulaşılır. En basiti derin yapının Güneydoğu´da verdiği kirli savaş ortaya çıkar. Yaşanan istihbarat savaşları ve tabi ki Susurluk aydınlanır. Faili meçhullerde eli olanlar ile JİTEM-PKK ilişkisi belgelenir dedi.

Savcıdan fırça bile yemiş

1996 yılında faili meçhuller dosyasına bakan savcı ile görüştüğünü ifade esnasında ilginç gelişmeler yaşandığını ifade eden Oğuz, Başta Yeşil olmak üzere çok önemli konularda bilgi verdim. Uğur Mumcu cinayetinin arka planını anlattım. Soruşturmanın birileri tarafından manipüle edildiğini anlattım. Olayın iddia edildiği şekilde olmadığını ve size burada söyleyemeyeceğim bilgileri paylaştım. Ama kalktı savcı beni fırçaladı. ´Bunları biliyorsun da neden yakalamadın...´ diye de sesini yükseltti. Tek başına ölümü göze alıp bildiklerini adalet ile paylaşan birine bu yapılır mı? Ama yaptı. Bir başıma onlara operasyon yapmamı bekledi. Asıl söylemek istediği o değildi ya neyse... Bugün şeffaflaşma süreci yaşıyoruz. Olayların üzerine giden cesur savcılarımız var. Benden bilgi almak isterlerse konuşmaya yine hazırım. Hiç yanılmadım, yanıltmadım ve yalanlanmadım. Bazı dosyalarda verdiğim ifadeler ile de tarihe not düştüm diye konuştu. ( Milat)

(13 Şubat 2012, 12:13)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

´1993 Bingöl 33 er katliamı´yla ilgili manşetlerimiz

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´la ilgili manşetlerimiz

Jandarma istihbarat astsubay Hüseyin Oğuz´la ilgili manşetlerimiz

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon; Balyoz ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4238    yazdır/print


 

Yeşil yaşıyor, yakalama kararı çıktı

Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten savcılık, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ´Bozo´ kod adlı Yusuf Geyik için mahkemeden yakalama kararı çıkarttı. Savcı, yurtdışında yaşadığına dair çok sayıda tanık ifadesi bulunan Yeşil´in kırmızı bültenle aranması ve yakalanması için Adalet Bakanlığına da müracaatta bulundu.

07.02.2012 12:31 Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürüttüğü 1994 yılında lojmanında intihar ettiği iddia edilen Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümüne ilişkin soruşturmayı yürüten savcılık, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ´Bozo´ kod adlı Yusuf Geyik´in yakalanması için mahkeme kararı çıkarttı. Malatya Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı başvuruda, bu kişiler hakkında arama ve yakalama kararı çıkarılmasını istedi. Mahkeme de, savcılığın talebini olumlu bularak, bu kişiler hakkında arama ve yakalama kararını çıkardı. Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği ayrıca, ölümleri şüpheli bulunan Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ile Eski Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden, Eski Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın ve Tuğgeneral Temel Cingöz´ün soruşturma dosyalarını ilgili savcılıklardan istedi.Malatya Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ´Bozo´ kod adlı Yusuf Geyik´in İnterpol aracılığıyla, kırmızı bültenle araması için de Adalet Bakanlığına müracaatta da bulundu.

Çillioğlu, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve yanındaki PKK itirafçıları tarafından, Eşref Bitlis´in şüpheli uçak kazasıyla ilgili sorgulanırken öldürüldüğü iddia edilmişti. Eşref Bitlis´in şüpheli uçak kazasıyla ilgili Albay Çillioğlu´nun çok şey bildiği ve kilit adam olduğu konuşulmaya başlanınca, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın, Çillioğlu´nu sorgulamakla görevlendirildiği ve Albay Çillioğlu´nu lojmanına götürüp PKK itirafçıları Mustafa Deniz, Kemal Uzuner ve üç kişi ile birlikte sorguladığı ileri sürülmüştü. ( Cihan)

OLAY

Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürütürken 1994 yılında lojmanında ölü bulunduktan sonra dış otopsisi yapılarak ´intihar ettiği´ sonucuna varılan Kazım Çillioğlu ile ilgili soruşturma dosyası, oğlu Gökhan Çillioğlu´nun, “Babasının suikast sonucu öldüğünü” ileri sürerek savcılığa başvurması üzerine 2010 yılında yeniden açılmıştı. Ailenin başvurusu üzerine Erzurum´a gönderilen dosyayı inceleyen savcılık, görevsizlik kararı vererek dosyayı Malatya´ya gönderilmiş, Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, olayın yaşandığı tarihte Tunceli Valisi olan Atıl Üzülgen ile birlikte dönemin Cumhuriyet Savcısı, Kurmay Başkanı, Jandarma Bölük Komutanı, Çillioğlu´nun korumaları ve MİT görevlilerinin de aralarında yer aldığı birçok ismin ifadelerine başvurulmuştu. Savcılık ayrıca Çillioğlu´nun otopsi raporunu da inceleyerek kesin ölüm nedeninin belirlenebilmesi için Düzce´de bulunan mezarının açılmasına karar vermişti.

ALBAY İNTİHAR ETMEDİ, DÖVÜLDÜ VE KURŞUNLANARAK ÖLDÜRÜLDÜ

Bu karar üzerine Çillioğlu´nun Düzce´de bulunan mezarı Haziran 2011´de açılmıştı. Adli Tıp´ın yaptığı ilk incelemede Çillioğlu´nun kaburgalarında kırık, kürek kemiğinde ise delik tesbit etmişti. Bu sonuç geçtiğimiz günlerde açıklanan Adli Tıp raporuyla da kesinleşti. Ayrıca 17 yıl sonra ortaya çıkan olay yeri fotoğrafında, Çillioğlu´nun dudak çevresinde şişlik ve kan izleri saptanmıştı. Olay yeri fotoğrafında ayrıca, yerde sürüklenmeden kaynaklanan kanlı izler görülmekteydi. Bu bulgular da albayın intihar etmediğini, muhtemelen sorgulandığını, dövülerek kaburgalarının kırıldığını, sonra da sırt ve ensesine birer kurşun sıkılarak infaz edildiğini, daha sonra ise sorgulandığı yerden sürüklenerek son bulunduğu yere getirildiğini gösteriyordu.

YEŞİL TUNCELİ JANDARMADA GÖRÜLMÜŞTÜ

Yine iddialara göre Yeşil ve ekibi tarafından sorgulanıp öldürüldü. İntihar ettiği açıklanan Albayın oğlu Gökhan Çillioğlu da, babasının Yeşil tarafından öldürüldüğünü iddia etmiş, bildiklerini savcıya anlatmıştı. Tunceli Jandarma Alay Komutanı Kazım Çillioğlu´nun cenazesini revirde ilk görenlerden olan diş hekimi Onur Kepez de Yeşil´le ilgili bilgiler vermişti. Yeşil denilen Mahmut Yıldırım´ı 1993 Kasım´da gördüğünü belirten Kepez şunları söylemişti: “Yeşil Tunceli Jandarma´ya gidip gelen birisiydi. Şahsen bir tanışıklığımız yoktu. Ama oradaki muhabere kendisini çok iyi tanıyordu. Hem Jandarma hem de Emniyet ile çok iyi ilişkileri olan, geldiği zaman paşa gibi ağırlanan bir insandı. Askerler, ´Komutanım buna yeşil derler, gidip gelir´ derlerdi. Kendisi için kontrgerilla denilirdi.”

´YEŞİL YAŞIYOR´ DİYEN TANIKLAR

Faili meçhullerden bir çoğunda adı geçen Türkiye´nin en gizemli tetikçisi ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım kimilerine göre öldü kimilerine göre ise hala yaşıyor. Onun öldüğünü ileri sürenler Ölmeseydi şimdiye kadar yakalanırdı ya da ortaya çıkardı savunmasını yapıyorlar. Yaşadığını ileri süren yetkililerin sayısı ise çok fazla ve bazıları çok somut bilgiler veriyor.

JİTEM elemanı ve PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan: Yeşil Gürcistan´da yaşıyor

18 Ocak 2012 tarihinde bir yerel gazeteye açıklamalar yapan ve Diyarbakır´da bir dönem Jitem elemanı olarak görev yapan eski PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan, Yeşil kod adlı kod adlı Mahmut Yıldırım´ın Gürcistan´ın başkenti Tiflis´te yaşadığını söyledi. Diyarbakır´da Günlük olarak yayınlanan Güneydoğu Güncel gazetesinin sorularını yanıtlayan Abdulkadir Aygan, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın Tiflis´te bir Üniversite öğrencisinin yanında yaşadığını, kendisine sosyal paylaşım sitesi üzerinden gelen bir mesajdan öğrendiğini söyledi. Mesajı gönderen kişinin ismini vermek istemeyen Aygan, kapatılan DEP üyesi Harbi Arman ile Mustafa Anter cinayetinin Yeşil tarafından işlendiğine tanık olduğunu belirterek, “Cem Ersever ve iki arkadaşının öldürülmesi olayın bizzat yer aldığını Yeşil´in anlatımlarından anladım” dedi.

Jandarma istihbarat emekli Astsubay Hüseyin Oğuz: Yeşil yaşıyor, itirafçı olmak istiyor

02 Ocak 2012 tarihinde A Haber televizyonuna konuk olan Jandarma istihbarattan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz ´Yeşil´in yaşadığı´ iddiasını son olarak dile getiren yetkiliydi. Meclis Susurluk Komisyonu´nda Yeşil´in kimliğini açıklayarak onu ilk deşifre eden kişi olarak da tanınan Astsubay Hüseyin Oğuz, A Haber´e yaptığı açıklamalarda Yeşil´in Belarus´ta olduğunu iddia etmişti. Ben Yeşil´in yaşadığını biliyorum 2011 Ağustos öncesi onunla bizzat görüşen bir ağabeyim var. Belarus Minsk kentinde bir otelde görüştüler. Bu kişinin ismini veremeyeceğim. Yeşil´in yakalanma riski artık çok yüksek. Etrafı boşaldı. Şimdi şansı yok. Yaşıyor, onu ekonomik şartları yakalatmıyor.

25 Aralık 2011 tarihinde basına açıklamalar yapan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz, YeşiL´in Belarus´ta olduğuna dair medyada yer alan iddiaları doğruladı: “Bana 1997 yılından sonra Tarık Ümit´in akıbetiyle ilgili Muğla Jandarma Komutanlığı´ndan bir arkadaşım dosya getirdi ve Ümit´in cesedinin Muğla´da olduğunu söyledi. İnfazı yapanlardan biri Yeşil. Diğer kişinin ismine ise Tarık Ümit olayı basında tartışılırken birkaç kez yer verildi ve ismi çözüldü. Bu kişinin ismini İzmir Emniyeti´nde verdiğim ifadede söyledim ve emniyet güçleri şu anda bu kişiyi arıyor. Yeşil´e ilişkin olarak da bazı yazılar yazıldı. Yeşil hakkında Mehmet Altan, Belarus´ta olma ihtimalini yazmış. Doğru yazmış.

07 Eylül 2011 tarihinde bir televizyon kanalına konuk olan Astsubay Hüseyin Oğuz, 2009 senesinde Ergenekon soruşturması başladığı sırada kendisini Yeşil´in aradığını aktardı: Ergenekon ve gizli sanıklarla görüştüğünü ve bunun ileriki süreçte çok faydalı olacağını söyledi. Tabi ben o saatte beni neden biri arasın. Ama kesin Yeşil´di. Sesinden tanıdım. Yeşil sıkıştı. Eski beraber olduğu insanlar tümüyle emekli oldu. Kaçacak, göçecek yeri kalmadı. Bu telefon konuşmasının ardından kendisini arayanın Yeşil olduğunu teyit ettiğini belirten Oğuz, Yeşil´in oğlunun da kendisini arayıp babasının itirafçı olmak istediğini yaptıklarından dolayı pişman olduğunu söylediğini belirtti.

08 Ekim 2010 tarihinde Astsubay Hüseyin Oğuz, basına yaptığı açıklamada, “Yeşil´in yaşadığını ve deşifre olduğu için Ergenekon soruşturması kapsamında konuşacağını” iddia etti. Oğuz, “Yeşil ölmedi, Ankara´da yaşıyor, bir süre önce bir lokanta işletiyordu. Biliyorum çünkü yaşayabilmek için Yeşil´i takip etmek zorundayım´ dedi. emekli Albay Arif Doğan´ın “Yeşil yaşıyor” şeklindeki sözleri sorulan Hüseyin Oğuz “Susurluk Komisyonu´na ´Yeşil yakalanıp konuşursa iç savaş çıkar´ demiştim. Artık böyle demiyorum. Çünkü Susurluk´ta başarılamayan Ergenekon soruşturmasıyla başarılmaya başlandı. Yakalananlar daha buz dağının görünen yüzü. Yeşil yaşıyor, öldüğünü ispat edemiyorlar, edemezler de çünkü o hayatta. JİTEM´in kurucusu Emekli Albay Arif Doğan da yaşadığını söylemiş. Söyler, çünkü hala görüşüyorlar. Yeşil, Doğan´ın ekibinin bir parçası” diye konuşmuştu. Yeşil´i ilk olarak deşifre eden yetkili olarak tanınan emekli Astsubay Hüseyin Oğuz sözlerini, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın hala yaşadığını belirterek, ´Kısa sürede yakalanacak´ diyerek noktalamıştı.

JİTEM kurucusu emekli Albay Arif Doğan: Yeşil ile hala görüşüyorum

20 Ocak 2011 tarihinde İkinci Ergenekon davasının 98. duruşmasında ifade veren tutuksuz sanık emekli albay Arif Doğan, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile hala görüştüğünü ileri sürerek, Ancak bana nasıl olduğunu sormayın, söylemem. dedi. Doğan, Tunceli-Muş-Bingöl bölgesindeyken, burayı çok iyi bilen, bu halkın dilinden konuşan istihbaratçıdan söz ediliyordu. Kendisine ´Yeşil´ denilen bu kişiyle konuştum. Bana ´Hükümete çalışıyorum´ dedi. Ben de ona ´Ben görev verdiğim zaman yapacaksın´ dedim ve bunu kabul ederek bölgede kaldı. Bir iki defa görev verdim, 72 saat hiç uyumadan çalıştı diye devam etti.

06 Ekim 2010 tarihinde Ergenekon savcısı Zekeriya Öz´e verdiği ifadesinde de Arif Doğan, Yeşil´in yaşadığını iddia etmişti. Doğan, ek ifadesinde, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ve ´JİTEM´ ile ilgili açıklamalar yapmıştı. Doğan ifadesinde, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın arkadaşı olduğunu ve halen hayatta olduğunu, kendisiyle Tunceli´de zaman zaman görüştüklerini söyledi. Albay Arif Doğan, Yıldırım´la aracı ekipler aracılığıyla görüştükleri yönünde bilgi verdi. ´Yeşil´in nerede olduğuna´ dair soruyu yanıtlamadığı belirtilen Doğan´ın JİTEM hakkında sorulan soruya da ´JİTEM´i kendisinin kurduğu ve yönettiği´ şeklinde yanıt verdiği belirtildi.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Celal Uzunkaya: Yeşil yaşıyor, operasyon yapılacaktı

2009 Aralık ayında, İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, dolandırıcılık yaptıkları ileri sürülen bir grubu takibe alarak operasyon düzenledi. Operasyonda, grubun elebaşısı olduğu ileri sürülen ve emniyete haber elemanı olarak görev yaptığı belirtilen İrfan Erbarıştıran ve bazı adamları gözaltına alındı. Ayrıca, Erbarıştıran ile bağlantılı olduğu ileri sürülen, dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcıları Celal Uzunkaya ve Mustafa Gülcü´nün de ifadesine başvuruldu. Uzunkaya, Gülcü, Erbarıştıran ve diğer sanıklar hakkında dava açıldı. Celal Uzunkaya duruşmada, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ı yakalamak için operasyon hazırlığında olduklarını söyledi. Erbarıştıran da bu iddiaya katıldı. Duruşmada Celal Uzunkaya´nın ´Yeşil´ kod adıyla bilinen Mahmut Yıldırım ile ilgili sözleri dikkat çekti: İrfan Erbarıştıran´ı Yeşil ile ilgili yaptığımız çalışma konusunda uyardım. ´Bak bu çok gizli bir çalışma, bir yerden sızarsa kötü olur´ şeklinde sözler söyledim. Çünkü bu çok gizli bir çalışmaydı. Duruşmadan sonra basın mensuplarının, Celal Uzunkaya´nın Yeşil ile ilgili sözleriyle ne demek istediğini sorduğu Erbarıştıran, Böylesine gizli bir bilgiyi bile mahkemede açıkça söylüyor. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın yakalanması için 6 aydır çalışma yapıyorduk. Biz kendisinin yerini tespit edip yakalanması için çalışırken, beni tutuklayıp cezaevine gönderdiler diye konuştu. Uzunkaya´nın bu konuda duruşmada söylediği sözleri doğruladı.

JİTEM Jandarma Yüzbaşı Özcan Tozlu: Yeşil yaşıyor

07 Ekim 2009 tarihinde Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu, JİTEM´in varlığına dair medyada başlayan tartışmalara katıldı. Tozlu´ya göre ´Yeşil´ de yaşıyor. Özcan Tozlu, Doğu ve Güneydoğu´da JİTEM´in kurucularından Cem Ersever, Abdülkerim Kırca ve ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile Ergenekon terör örgütünün tutuklu sanıklarından Veli Küçük ile İstanbul´da birlikte çalışmış. JİTEM yapılanması ve Yeşil hakkında geniş bilgiler veren Tozlu´ya göre Mahmut Yıldırım, o dönem ordu içinde JİTEM´ci olarak bilinmesi için boynuna (yeşil) kaşkol takardı. Daha sonra adı kaşkolun renginden yola çıkılarak ´Yeşil´ olarak anılmaya başlandı. Tozlu, Yeşil´in halen yaşadığını ileri sürerek şu iddiayı dile getirdi: Eski çalışma arkadaşım Levent Göktaş´a Ergenekon´dan gözaltına alınmadan önce Ankara´ya gittiğimde Yeşil´in ne olduğunu sordum. Bana, Yeşil´in Ankara Yenimahalle´de olduğunu ve tecrit edildiğini, normal bir hayat sürdüğünü anlattı. dedi.

Ergenekon sanığı İbrahim Şahin: Yeşil´le Ankara´da görüştüm

13 Şubat 2009´da Ergenekon tutuklu sanığı eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Susurluk skandalıyla ilgili de sorgulandı. Savcılıkta alınan 107 sayfalık ifadesinde ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ı tanıyıp tanımadığı sorularına da cevap veriyordu. İbrahim Şahin, “Yeşil, Ankara´da yanıma geldi. Doğu´daki operasyonlardan tanıyorum. Ankara´da 1-2 defa görüştüm. Bir daha da görüşmedim.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(07 Şubat 2012 12:31)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

YEŞİL KOD ADLI MAHMUT YILDIRIM İLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Yeşil yaşıyor, yeni adı Hasan Kütük

Yeşil ve adamları yeniden devrede

Yeşil yaşıyor, operasyon yapılacaktı

ALBAY KAZIM ÇİLLİOĞLU´NUN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Şok fotoğraf: Çillioğlu infaz edildi

Albay dövülmüş, iki kurşunla öldürülmüş

Albayı ölüme götüren kontrgerilla listesi

Çillioğlu´nun ölüm sırrı bu mu?

Çillioğlu´nun ölüm sırrı bu mu?

Flaş!!! Çillioğlu dosyası tekrar açıldı

Adli Tıp: Çillioğlu intihar etmiş olamaz

Jandarma Çillioğlu tanıklarının peşinde

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Turgut Özal´a suikast girişimi ve şüpheli ölümü manşetlerimiz

Eşref Bitlis suikasti manşetlerimiz

Cem Ersever suikasti manşetlerimiz

Rıdvan Özden suikasti manşetlerimiz

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4213    yazdır/print


 

Balyoz davasında 68. duruşma

Balyoz davasına 68. duruşma ile devam ediliyor. 365 sanıktan 240´ının katıldığı duruşmada tutuklu sanıklardan Yarbay Oğuz Türksoyu´nun savunması alınıyor.

30.01.2012 13:50 2003 yılında Birinci Ordu Komutanlığı´nda ´Balyoz´ kod adıyla darbe planlandığı iddiasına ilişkin, Orgeneral Bilgin Balanlı, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ve Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Abdullah Can Erenoğlu´nun da aralarında bulunduğu 249´u tutuklu 365 sanıklı davanın 68. duruşması görülüyor. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda yapılan duruşmaya, Halil İbrahim Fırtına, Özden Örnek ve MHP´den milletvekili seçilen emekli Korgeneral Engin Alan´ın da aralarında bulunduğu tutuklu 189 sanık katıldı. Bilgin Balanlı, Çetin Doğan ve Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok´un da aralarında bulunduğu 60 tutuklu sanık ile hakkında yakalama kararı bulunan emekli Orgeneral Ergin Saygun ise duruşmaya gelmedi. İkinci ´Ergenekon´ davası kapsamında tutuklu yargılanan bu davanın tutuksuz sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün de aralarında bulunduğu 64 tutuksuz sanığın da katılmadığı duruşmada, 51 tutuksuz sanık ise hazır bulundu. Avukat Hüseyin Ersöz, müvekkili Çetin Doğan´ın bel ağrısı ve bacaklarında uyuşma nedeniyle revire kaldırıldığını ve 10 gün rapor verildiğini belirtirken, Tümgeneral Gürbüz Kaya´nın da ameliyat olduğu için 1,5 aylık raporlu olduğunu kaydedildi.

HAKLARINDA ZORLA GETİRME KARARI ÇIKARILAN 2 SANIK DURUŞMAYA KATILDI

Duruşmaya mazeretsiz olarak gelmedikleri gerekçesiyle haklarında zorla getirme kararı çıkarılan tutuksuz sanıklar Eyüp Aktaş ve Tuncay Küçük de duruşmaya katıldı. İlk kez duruşmaya katılan Aktaş ve Küçük´ün kimlik tespiti yapıldı. Astsubay olduğunu söyleyen Tuncay Küçük, evli ve bir çocuğu olduğunu söyledi. Astsubay Eyüp Aktaş da Sinop İl Jandarma Komutanlığı´nda görevli olduğunu belirtti.

OĞUZ TÜRKSOY´UN SAVUNMASI

Duruşmada daha sonra sanıklardan Yarbay Oğuz Türksoyu´nun savunması alındı. Balyoz Davası kapsamına 8 aydır tutuklu olduğunu söyleyen Yarbay Oğuz Türksoyu´u hakkındaki iddiaları reddetti.

-Beyazıt Camisi´ne yönelik eylem planı-

20 yıllık meslek yaşamı boyunca yasalara bağlı olduğunu belirten sanık Türksoyu, iddianamede yer alan Dosyada mevcut Görevlendirme Çizelgesi isimli belge incelendiğinde, Beyazıt Camisi´nin yapılacak bir eylem için uygun olup olmadığının tespiti için Hüseyin Özçoban liderliğindeki grupta şüpheliler Oğuz Türksoyu ve Aziz Yılmaz´ın da yer aldıkları, Erhan Kubat tarafından caminin gerekli gözlem ve keşif çalışmalarını yapmak üzere görevlendirildikleri anlaşılmıştır iddialarına da değindi. Bu suçlamaları kesinlikle reddediyorum diyen sanık Türksoyu, İddia makamının iddiası şu: Kimi ait olduğu belli olmayan dava dosyasında bulunan 11 No´lu bir CD var. CD içinde yer alan teknik verileri A şahsı oluşturmuş, B şahsı da son kez kaydetmiş. İyi de bütün bunların benimle ne ilgisi var dedi.

Sahte dijital veriler nedeniyle suçlandığını belirten sanık Türksoyu, iddianameye konu olan 5-7 Mart 2003 tarihinde 1. Ordu Komutanlığı´nda düzenlenen seminere katılmadığını 2002-2003 yıllarında Harp Akademisi´ne bağlı Kara Harp Okulu öğrenci subayı olduğunu ifade etti. Söz konusu seminerle ilgili emir almadığını söyleyen sanık Türksoyu, Balyoz, Oraj, Suga ve Çarşaf adı verilen ne olduğunu dahi tam olarak anlayamadığım yazıları ilk kez savcıya ifade verirken gördüm dedi.

Dijital verilerde ismim istediğim ve bilgim dışında yazılmıştır diyen sanık Türksoyu İsmim sahte dijital verilerde yer aldığı için suçlanmaktayım. Bunun hukukta yeri var mı? 8 aydır özgürlüğümden mahrum bırakıldım. Telafisi mümkün olmayan zararlar meydana geldi. İsnat edilen şeyler benim yapacağım şeyler değil. Tahliyeme ve beraatime karar verilmesini talep ediyorum ifadelerini kullandı.

HAVELSAN ESKİ GN. MÜDÜRÜ ÖMER FARUK AĞA YARMAN´IN SAVUNMASI

Savunma yapan tutuklu sanık HAVELSAN eski Genel Müdürü Ömer Faruk Ağa Yarman hakkındaki suçlamalara ilk kez cevap verdi. Dava kapsamında 5 aydır tutuklu bulunduğunu söyleyen sanık Yarman, artık HAVELSAN Genel Müdürü olmadığını uzun süre tutuklu kaldığı gerekçesiyle iş akdinin fesh edildiğinin tarafına bildirildiğini söyledi. Kimlik tespiti yapıldığında aylık gelirinin 16 bin olduğunu söylediğini hatırlatan sanık Yarman, Artık bir gelirim yok. İşsizim. Lütfen kayıtlara geçsin dedi. Havaalanında Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ile birlikte yurtdışına toplantı için gidecekleri sırada gelen telefon üzerine savcılığa gittiğini söyleyen sanık Yarman, kaçma şüphesi üzerine tutuklandığını söyledi.

Sanık Yarman, Balyoz davası kapsamında hazırlanan iddianamelerin hepsini tek tek okuduğunu söyleyerek, 3. Balyoz Davası kapsamında hazırlanan iddianamenin sadece 205-208 sayfalarında şahsımla ilgili iddialar yer almaktadır. İddianameyi okuduğumda bir anlam veremedim. Suç ile kendim arasındaki bağlantıyı bir türlü anlayamadım ifadelerini kullandı. Davanın tek tutuklu sivil sanığı olduğunu belirten sanık Yarman, askeri darbe iddiasıyla bir yargılama yapıldığını ve dava sanıklarının çoğunun asker olduğunu hatırlatarak, Savunma sanayinde bir kariyerim var. Avrupa´da ve NATO´da yönetim kurulunda üyeliklerim bulunmaktadır. Bunları anlatıyorum. Balık bilmezse halik bilir dedi.

9 Ocak 2003 tarihinde ´F. Yarman´ isimli kullanıcı adıyla ´Savunma Sanayi´ isimli bir belge oluşturulduğu iddiasına da değinen sanık Yarman, 2003 tarihinde ben HAVELSAN Genel Müdürü bile değilim. O tarihte benim kendime ait bir bilgisayarım da yok. 5 Mart 2003 tarihinde HAVELSAN´da çalışmaya başlıyorum diye konuştu.

Sanık Yarman, Kim tarafından, ne maksatla hazırladığı belirsiz bir sanal veride adım geçiyor diye tutuklu olarak yargılanıyorum. Dijital veriler suçlamanın ispatı değildir. Balyoz Davası´nda HAVELSAN´ın adı kullanılarak yıpratılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Bunu devlet memurlarını suçlamak için söylemiyorum. Birileri benimle ve HAVELSAN ile oynuyor. Darbecilerin darbe için HAVELSAN´a ihtiyacı yok. ´Bunu nereden biliyorsun´ diye soracak olursanız eğer darbelerin tarihini okuduğunuzda bunu anlayabilirsiniz ifadelerini kullandı.

İddianamede yer alan ´illegal faaliyet içinde´ olduğum ifadesi kanıma dokunmuştur. Şiddetle reddediyorum diyen sanık Yarman, Devirmeye çalışıldığı iddia edilen hükümet döneminde sivil savunma çok gelişti. Türk savunma sanayi altın yıllarına gelmiştir. Biz her fırsatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´a, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´e, Milli Savunma Bakanı´na teşekkürlerimizi sunduk. Onların ve TSK´nın desteğiyle bu başarılara ulaştığımızı kendilerine de her fırsatta ilettik dedi.

İddianamede kendisiyle ilgili somut bir suçlamanın bulunmadığını söyleyen sanık Yarman, Benimle ilgili somut bir delil yok. Olamaz da zaten. Nedeni çok açık ben böyle bir suç işlemedim dedi. Duruşmada bulunan savcıya ve hakimlere seslenen sanık Yarman, İşiniz çok zor. İşinizin zorluğunu anlıyorum. Dijital çöplükte gerçekle hayali ayırt etmeniz zor. Gerçi görünen köyde kılavuz istemez. Meramımızı size anlatıyoruz dedi. Sanık Yarman sözlerini şöyle tamamladı:

HAVELSAN´ın başında bulunduğum 8 yılda bütün savunma sanayi alanında dünyaya ihracat yaptık. Tutuklanarak kariyerim bitmiştir. Balyoz askeri darbe planı varsa eğer bunun içinde Ömer Faruk Ağa Yarman olamaz. Ben neden buradayım diye soruyorum. Cezaevi duvarlarından cevap yok. Meslek yaşamım boyunca şerefimle görev yaptım. Bütün suçlamaları reddediyorum. Tahliyeme ve beraatime karar verilsin.

SÜHA TANYERİ´NİN SAVUNMASI

Söz alan tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri Yarman, oluşturduğu iddia edilen dosyayı bana göndermiş, ben de son kaydedicisi olarak görünüyorum. Beni tanıyor mu? Benim yerime dosyayı 1. Ordu´ya göndermiş olamaz mı?, Kendisine 1. Ordu´da herhangi bir görev verildi mi? diye sordu. Sanık Yarman da Tanyeri ile dava nedeniyle bu mahkemede tanıştıklarını anlatarak, Bizim muhatabımız, müşterimiz TSK bile değildir. Bizim muhatabımız Milli Savunma Bakanlığı´dır. Ben kuruyemiş satmıyorum. Bir ülkenin kendi kaderini tayin edebilecek silahlı kuvvetlerinin yazılımını satıyorum. Ne 1. Ordu HAVELSAN´a, ne de HAVELSAN 1. Ordu´ya gelir diye konuştu.

Sanık Tanyeri´nin, Bana birileri hakaret ediyor. ´Teröristsin, darbecisin´ diyor. Kovuşturma savcısının görevi nedir. Benim hakkımı korumak mı, bana iftira atan savcının hakkını korumak mı? dedi. Bu sözler üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, kelimeleri dikkatli kullanması konusunda Sanık Tanyeri´nin uyarıda bulundu.

ÖNDER ÇELEBİ´NİN SAVUNMASI

14 yaşından beri askeri üniforma giydiğini belirten tutuklu sanıklardan Albay Önder Çelebi de hakkında disiplin soruşturması bile yapılmadığını belirtti. Girit Hanya´da NATO görevinde bulunurken savcılığın çağrısı üzerine ifadeye gelen Çelebi, Yurt dışında görevli olup da tutuklu olan tek subay benim. Aynı suçlarla yargılanan yurt dışına görevli olan mesai arkadaşlarım tutuksuz yargılanmaktadırlar. Bu eşitsizliği dikkate alınarak tahliyeme karar verilmesini istiyorum diye konuştu.

Hava muhalefetinden dolayı duruşmayı bir saat erken bitiren mahkeme heyeti, duruşmayı yarına erteledi. (DHA)

(30 Ocak 2012, 13:50)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

BALYOZ PLANI VE DAVASIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

1. Balyoz iddianamesinde ara

2. Balyoz iddianamesinde ara

3. Balyoz iddianamesinde ara

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4179    yazdır/print


 

Görüntülenen: 1 - 20 (Toplam 49)  | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Şok plan: HSYK bunu yapacak

26.07.2014 11:54 HSYK'dan önceki gün gelen şok tehdit hayata geçirildi. HSYK 3. Dairesi, Bolu Savcısı Zekeriya Öz hakkında, Twitter'da kullandığı hesap üzerinden 'Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sonunun Kaddafi ve Saddam gibi olacağını' ima..
Tamamı 26.07.2014

İsrail Gazze'den, paralel buradan

25.07.2014 10:31 Paralel yapı mensuplarından Hakkari eski Emniyet Müdürü Tufan Ergüder şok açıklamalar yaptı. Selam-Tevhid örgütü iddiasıyla masum insanları dinledikleri suçlamasıyla gözaltına alınan polis arkadaşlarını savundu. Bugün ..
Tamamı 25.07.2014

İşte F-tipi kumpasın delilleri

23.07.2014 17:25 Türkiye önceki gün; Ergenekon, Balyoz, KCK, ÇHD ve Devrimci Karargah gibi çok yakın geçmişin ünlü soruşturmalarını yürüten polis şeflerinin kelepçelenerek gözaltına alındığı bir sabaha uyandı. 25 ilde toplam 99 polis ş..
Tamamı 23.07.2014

Flaş!!! Paralel polislere operasyon

22.07.2014 10:12 İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nin yönetiminde İstanbul merkezli olmak üzere 22 ilde paralel yapıya karşı büyük bir operasyon başlatıldı. Biri "Selam Tevhid örgütü soruşturmasında kumpas", diğeri ise "'yasadışı dinle..
Tamamı 22.07.2014

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

23.06.2014 20:31 Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde 2007'de biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazları kesilerek öldürülmesine ilişkin davaya 93. duruşmayla devam edildi. Duruşmaya, bir süre önce cezaevinden tahliye edilen Ergenekon hükümlüsü..
Tamamı 23.06.2014

Flaş!!! 12 Eylül müebbetle bitti

18.06.2014 12:57 12 Eylül davasında önemli gelişme.. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Özdabakaoğlu, "sanıkların, darbeyi yapmaya yaklaşık 1 yıl kadar önce karar verdiklerinin ve darbenin ..
Tamamı 18.06.2014

Gülen soruşturması büyüyor

29.05.2014 14:12 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fethullah Gülen hakkında yürütülen soruşturmanın derinleştirildiği öğrenildi. Soruşturmayı yürüten Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcılığı, Gülen'in geçmişe yönel..
Tamamı 29.05.2014

Flaş!!! Paralel örgütün adı: PDY

28.05.2014 11:02 Dicle Üniversitesi'nde paralel yapılanma iddialarını araştıran Diyarbakır Başsavcılığı, örgütün adını "Paralel Devlet Yapılanması" (PDY) olarak koydu. Aralarında rektör Ayşegül Jale Saraç'ın da bulunduğu 9 öğretim üyes..
Tamamı 28.05.2014

Taraf-Baransu'ya 52 yıl şoku!

22.05.2014 17:31 Taraf gazetesi ile muhabir Baransu'ya şok dava.. "Gülen'i Bitirme Kararı 2004'te MGK'da Alındı" haberi için açılan savcılık soruşturması tamamlandı. Mehmet Baransu ve gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü hakkında 52'şe..
Tamamı 22.05.2014

Gülen'e 3 soruşturma daha

02.05.2014 11:29 Fetullah Gülen hakkında, 'dini kullanarak dolandırıcılık' ve 'örgüt kurma' suçlarından dolayı İstanbul'da üç soruşturma yürütüldüğü ileri sürüldü. Gülen hakkında Ankara'da 'darbe girişimi' suçlamasını da içeren bir sor..
Tamamı 02.05.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Paralel yargı: Direneceğiz!

15.02.2014 15:41 Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara'daki hakim ve savcılara d..
Tamamı 15.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 ve 25 Aralık operasyonunu ..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
9.102.140

Email