YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
25 Ekim 2014, Cumartesi
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "mesut yılmaz susurluk raporu" için arama sonuçları    (Toplam 35 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Ağar davası yeniden görülüyor

1990'lı yıllarda işlenen 19 faili meçhul cinayetle ilgili, aralarında dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile özel harekat polisleri hakkında açılan 'Faili Meçhuller Davası', özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından devredildiği Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başladı. Yaptığı şok itiraflarla davanın açılmasına neden olan sanık eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın duruşmada, 'suç işleyen cezasını ödesin' dedi, hakim araya girdi. Avukatlar, hakimin Çarkın'ın konuşmasını kesmesine tepki gösterdi. Duruşmaya ara verildi. Devam edilen duruşmada, 37 aydır tutuklu yargılanan eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın'ın tahliyesine karar verildi. Çarkın, somut deliller olmadığı ve iddiaların soyut olmaktan öteye gitmediği gerekçesiyle oy çokluğuyla tahliye edildi.

11.07.2014 12:09 1990’lı yıllarda işlenen 19 faili meçhul cinayetle ilgili, aralarında dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile özel harekat polisleri hakkında açılan ve kamuoyunda 'faili meçhuller davası olarak' da bilinen Mehmet Ağar davası, özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından devredildiği Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.

ÇARKIN DURUŞMADA İFADE VERDİ

Faili Meçhuller Davası'nın 2. duruşmasında tutuklu bulunan Ayhan Çarkın ifade verdi. Yaptığı şok itiraflarla davanın açılmasına neden olan sanık eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın, “Bu cinayetler, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan, MGK, İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Daire Başkanlığı ve Başbakanlığa bağlı MİT’in içinde bulunan Kontr-Terör Dairesi’nin bilgileri ve koordinasyonunun yani o dönemki devletin bilgisi dahilinde işlenmiş cinayetlerdir” dedi. Çarkın'ın "Hata yapan bedelini ödesin suç işleyen cezasını ödesin" sözlerinin ardından, Mahkeme Başkanı'nın araya girmesi üzerine avukatlar “Savunma kesilmez, dinlemek istiyoruz” diyerek tepki gösterdi. Bunun üzerine başkan duruşmaya ara verdi.

90’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili Ankara 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 2. duruşması (11.07.2014) bugün görülmeye başlandı.

Davanın ikinci duruşmasına Diyarbakır Belediye Başkanı Gülten Kışanak, BDP’li Sabahat Tuncel, Pervin Buldan, CHP’li Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu ve 90’lı yıllarda işlenen cinayetlerde yakınlarını kaybeden aileler katıldı.

Davanın ilk duruşmasında mahkeme salonunda hazır bulundurulması kararı verilen Mehmet Ağar, 7 günlük istirahat raporu sunarak duruşmaya katılmadı. Öte yandan, yargılanan sanıklardan emekli Yarbay Korkut Eken, Özel Harekât Polisleri Ayhan Ayça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ayhan Özkan, Enver Ulu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Lokman Külünk, Seyfettin Lap, Uğur Şahin, Semih Sueri, Yusuf Yüksel, Muhsin Korman ve tek tutuklu sanık Ayhan Çarkın davada hazır bulundu. Duruşmada, ÇHD’li avukatlar Ağar’ın sağlık raporuna itiraz ettiler.

-‘Ayhan Çarkın’ın akli dengesi yerinde’-

Davanın ilk duruşmasında sanıkların talebi üzerine Ayhan Çarkın’ın akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespit edilmesi istenmişti. Davanın 2. duruşmasında Çarkın’ın sağlık durumuna ilişkin İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan geldiği açıklandı. Raporda, Çarkın’ın akli dengesinin yerinde olduğu, beyanlarına itibar edileceği belirtildi.

-Stajyer avukat tartışması-

Duruşmada mahkeme başkanı Tekman Savaş Nemli’nin avukatlara yer açmak için stajyer avukatları çıkarmak istemesi üzerine tartışma yaşandı. Mağdur tarafın avukatları, stajyer avukatların çıkarılmasına karşı çıktı. Başkan Nemli ise stajyerlerin mahkemenin stajyer avukatları olmadığını belirterek çıkarılmasına karar verirken, duruşmanın güvenlik nedeniyle kapalı yapılabileceği uyarısında bulundu. ÇHD Başkanı, Avukat Selçuk Kozağaçlı ise yer darlığının sanıkların konumları nedeniyle yaşandığını belirterek, bu kişilerin çıkarılması gerektiğini söyledi.

-‘Cinayetler devlet bilgisi dahilinde işlendi’-

Davada ilk söz Çarkın’a verildi. Çarkın şunları söyledi:

“Bu cinayetler, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan, MGK, İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Daire Başkanlığı ve Başbakanlığa bağlı MİT’in içinde bulunan Kontr-Terör Dairesi’nin bilgileri ve koordinasyonunun yani o dönemki devletin bilgisi dahilinde işlenmiş cinayetlerdir. Yoksa kimse pervasızca bu cinayetleri işleyemez. Herkes bilgi sahibidir. Bu cinayetleri işleyenler siyasi ve ekonomik rant elde etmişlerdir.

Bundan önceki celsede 9 sayfalık ifademde tahliye talebinde bulunmuştum. Aynısını tekrar ediyorum. Verdiğim ifadeleri kabul ediyorum. Ancak hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Mevcut dosyada elle tutulur delil bulunmadığı için şu anda da söyleyecek başka bir şey bulamıyorum. Tahliyemi istiyorum. Benim beyanlarımda isimlerini karıştırdıklarım oldu. Bunlardan biri Ziya Bandırmalıoğlu diğeri de Alper Tekdemir’dir. Kendilerinden özür diliyorum” dedi.

Çarkın, o dönemde işlenen cinayetlerden MİT Kontr-Terör Dairesi’nin bilgisinde işlendiğini belirtti.

-Mahkeme heyetine tepki-

Çarkın “Hata yapan bedelini ödesin suç işleyen cezasını ödesin” dedi. Çarkın’ın bu sözleri üzerine mahkeme başkanı araya girerek, Çarkın’ın savunmasını bölünce, ÇHD’li avukatlar sanığın savunmasını kesmesine tepki gösterdi.

Avukatlar, “Çok tecrübeli bir başkansınız sanık savunmasının kesilmeyeceğini biliyorsunuz. Sanığın hakları savunmasından önce hatırlatılır, daha sonra savunması kesilmez” dedi.

Başkan bunun üzerine duruşmaya on dakika ara veriyorum deyince salonda bulunan milletvekilleri, avukatlar ve mağdur yakınları tepki gösterdi.

10 dakikalık aranın ardından Çarkın’ın savunmasını yapmasına devam edildi.

“Günahlarımdan kurtulmak isteyen bir insanım” diyen Çarkın, savunmasına şöyle devam etti:

“Vatan millet laflarını kendilerine rant kapısı yapanlar ortaya çıksın… Vampirler sofrasının çanağına kanımıza akıttık” dedi. Bir önceki duruşmada okuduğu savunmasının aynısını yeniden okudu.

Çarkın savunmasında dönemin siyasetçileri Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e yönelik suçlamalar da yaptı. Çarkın, Mehmet Eymür’ün de sanık olması gerektiğinin altını çizdi.

Hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini bildiren Çarkın, huzurda bulunanlar ile bulunması gerekenlerin, olaylarda farklı farklı konumlarda yer aldıklarını söyledi. Önceki ifadesinde isimlerini karıştırdığı sanıklar Ziya Bandırmalıoğlu ile Alper Tekdemir'den özür dileyen Çarkın, şunları kaydetti:

"Bunlar, dönemin cumhurbaşkanının, başbakanlarının, MGK'nın, İçişleri Bakanlığının, bakanlığa bağlı İstihbarat ve Özel Harekat Daire Başkanlıklarının ve MİT'in içinde bulunan Kontrterör Daire Başkanlığının ve kurumlarının talimatları, bilgileri ve koordinasyonları vasıtasıyla, yani o dönemki devletin yöneticilerinin bilgileri dahilinde işlenmiş cinayetlerdir. Yoksa hiç kimse pervasızca böyle cinayetler işleyemez. Herkes bilgi sahibi, fakat nedense hiç kimse bugüne kadar kılını dahi kıpırdatmamış. Olayların üzerine gitmek yerine, sadece kendi egolarının peşlerine düşerek ekonomik rant elde etmişlerdir. Ben, bu gidişata son vermek adına yıllar önce ettiğim yemin üzerine bu süreci başlattım."

Çarkın, kötülere ve yalancılara nefreti yüzünden başına gelmeyen kalmadığını söyleyerek, olaylara neden olan zihniyetin temsilcilerinin yargılanıp hesap vermelerini istediğini bildirdi. Çarkın, "Yoksa durduk yerde kendini cezaevine sokan birinin ya aklından zoru olması ya da bir amacı olması gerekir. Benim amacım bu olayların tamamının açığa çıkarılmasıdır. Azmettiricilerin sanık olarak yargılanmalarıdır. Hata yapan bedelini ödesin, suç işleyen cezasını çeksin" diye konuştu.

Katillerin kimler olduğuna mahkemenin karar vereceğini söyleyen Çarkın, şöyle devam etti:

"Evlatlarını, sevenlerini kaybedenlerin; yargısız infazlara, faili meçhullere, gözaltında kayıplara kurban gidenlerin, işkencelerle hayatlarını kaybedenlerin hesapları, nedenleriyle beraber adalet huzurunda görülsün. Şimdi yüzleşme zamanı. Bu kanlar neden aktı, canlar neden yandı, ortaya çıksın. Bedenler, yüzler karşılaşsın. Canı yanan, can yakan, yalan söyleyen, kullanan, kullanılan, satan, satılan, ihanet edenleri görelim. Vatan, millet, bayrak adına yola çıkıp da yoldan çıkanları, kutsal duyguları kendilerine rant kapısı yapanları görelim. Aradan geçen 18 senede yaşadığım baskılara, tahriklere bugüne kadar sesim çıkmadıysa, amacım doğrultusunda dayanmam ve sabretmem gerektiğini bilmemdendir. Şimdi de çıkmış utanmadan, sıkılmadan kahramanlık yaptıklarını söylüyorlar."

-"Eymür, bu cinayetlerin baş aktörlerinden"-

Çarkın, o dönemde devlet makamını işgal eden vicdansızlara yıllarca inandıklarını bildirerek, şunları söyledi:

"Gel, polis ol, Güneydoğu'da tertemiz bir halk ile tanış. 'Başım, gözüm üstüne' deyip de söz veren, sözünden dönmeyen, misafirperver, onurlu; kendine öz, hoş bir yaşantısı olan, kimseye bulaşmayan, namuslu bir toplum olan Kürt toplumunun baskı, zulüm, işkence, şiddet, aşağılama ve benzeri en ağır tahriklere bile yıllarca katlanan onurlu bir halkı başımıza bölücü, vatan haini, eşkıya ve benzeri söylemlerle bizi birbirimize kırdırtan zihniyetin kurbanları yaptılar. Kendi halkına dışkı yediren ve onların acılarını artıran, dillerini yasaklayan, faili meçhuller ile işkenceler ve daha bir sürü pislikle bizleri baş başa bırakan, kendi askerlerimizi kendi mayınları ile öldürten, şehitlerimizin tabutlarında uyuşturucu kaçıran, her istediğini yapan, halklar arasında kin ve nefret duygularının devamı için bir sürü akla hayale gelmeyen pisliklerle bizleri baş başa bırakan, gece gündüz yalan söyleyen, kendi ulusumuzun şanlı bayrağını kendi provokasyonları ile yaktırıp da halklarımızı karşı karşıya getirip kan döktüren zihniyetin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi ile alakası yoktur. Adalet huzurunda bu kirli yüzler aydınlanmalıdır."

Hakkındaki suçlamaları reddeden Çarkın, "Soruşturmanın genişletilmesini ve 'Devlet rutin dışına çıkmıştır diyen' dönemin cumhurbaşkanının, 'Elimde PKK'ya yardım eden Kürt iş adamlarının listesi var. Bunlardan hesap soracağım' diyen ve bu olayların fitilini ateşleyen dönemin başbakanının, 'Elimde kaset, bilgi var' diyen, daha sonra adalete vermeyip kendilerini Yüce Divan'da aklama için kullanan cinayet azmettiricisi Başbakan Mesut Yılmaz'ın, 1993-1996 arasındaki MGK kararlarının mahkeme tarafından elde edilip, o dönemde bu cinayetlerin işlenmesi için tavsiye kararı alanların tespit edilerek, sanık olmalarını talep ediyorum" diye konuştu.

Dönemin MİT Kontrterör Daire başkanı Mehmet Eymür'ün bu cinayetlerin baş aktörlerinden olduğunu öne süren Çarkın, daha önceki savunmasında anlattığı Altındağ İlçe Nüfus Müdürü Abdulmecit Baskın, Behçet Cantürk ve Avukat Faik Candan'ın öldürülmesine ilişkin beyanlarını tekrar okudu.

Çarkın, Cantürk'ü Fenerbahçe Orduevinin önünden aldıklarını, öldürülmesinin ardından çakmağının Korkut Eken'de kaldığını öne sürerek, bu çakmağın "alınıp, satılacak" bir çakmak olmadığını söyledi ve Eken'in evinin aranması halinde bulunabileceğini iddia etti.

-"Allah'a çok şükür ki elime Kürt kanı bulaşmadı"-

İddianamede savcılığın kendisine karşı intikam duygusuyla hareket ettiğini öne süren Çarkın, o dönem bir anons üzerine Ümitköy kavşağına gittiklerini belirterek, "Gittik, Avukat Yusuf Ekinci kurbanlık koyun gibi dizlerinin üzerine çökmüş, hazır duruyordu. Bana silahı uzattılar 'Al sık, siftahın olsun' dediler . 'Yok ya', dedim, silahı attım. Oğuz'la oradan ayrıldık. Ben, polislik hayatımda eli, kolu, gözü bağlı, savunmasız hiç kimseyi öldürmedim. Ülkenin doğusunda, batısında, Allaha çok şükür ki elime Kürt kanı bulaşmadı. Üzerime kanlar sıçradı şimdi onları temizliyorum" diye konuştu.

Diğer faili meçhul cinayetlere ilişkin bildiklerinin duyumdan ibaret olduğunu ifade eden Çarkın, pişmanlığı, itirafları ve beyanlarına karşın, 37 aydır cezaevinde bulunduğunu kaydetti ve tahliyesini istedi.

Çarkın'ın avukatı Deniz Uçar, söz konusu suçları müvekkilinin işlediğine dair delil olmadığını ileri sürerek, tahliyesini talep etti.

SANIK ENVER ULU'NUN SAVUNMASI

-‘Ben senin öldürdüğün adamın oğluyum’-

Çarkın’ın ardından savunması alınan Enver Ulu, mahkeme başkanının adresini sorması üzerine “Burada kimseyi tanımıyorum. Terör örgütlerinin hedefindeyim vermek istemiyorum” deyince avukatlar itiraz etti. Ulu, avukatlara dönerek “Siz kimsiniz vermek zorunda değilim”, “Biz öldürdüğün adamların avukatlarıyız. Adres veremeyecek kadar korkaksın. Burada sen yargılanıyorsun biz değil” dedi. Bu sırada avukatlara el kaldırarak konuşunca avukatlar, “Sanık bizi tehdit ediyor, tutuklayın” diye talepte bulundu. Bunun üzerine Ulu, “Siz kimsiniz” şeklinde soru yöneltti. O sırada 1994’de Ankara’da ofisinden alınarak infaz edilen avukat Yusuf Ekinci’nin oğlu Sertaç Kamil Ekinci “Ben senin öldürdüğün adamın oğluyum” yanıtını verdi. Tartışma sonrası Ulu ev adresini mahkemeye bildirdi.

SANIK AYHAN AKÇA'NIN SAVUNMASI

-Mağdurlardan sanığa: Biz sizin isimlerinizi unutmadık-

Ayhan Akça savunmasında şunları söyledi:

“Burada öldürdüğüm iddia edilen isimleri tanımam. 22 senedir benim bilmediğim bu olaylardan yargı önüne çıkartılıyor, bir tutuklanıyor bir bırakılıyoruz. İbrahim Şahin’in yakın korumasıydım. Devletin verdiği görev dışında bir illegal faaliyet içerisinde olmadım.”

Akça’nın sözlerinin üzerine salondaki Hacı Karay’ın oğlu Emrah Karay, Akça’ya “22 senedir ben bilmediğim diyor. 22 senedir biz sizin isimleri unutmadık. Senin babanın derisinde naylon erittiler mi, sigara söndürdüler mi” sorusunu yöneltti.

Mahkeme Başkanı araya giren kişiyi uyarıda bulununca Akça, “Onlar ne diyeceğimizi yazsın versin ona göre konuşalım. Biz devlete olan saygıdan gelip burada sessizce duruyoruz. Olmadığımız katılmadığımız bir olayı nasıl kabul edelim” dedi.

DİĞER SANIK SAVUNMALARI

-‘Tarık Ümit, Amerika’da otelde viski içerken görülmüş’-

Akça’nın ardından diğer sanıklar da savunmalarını yaptı çoğu bir önceki duruşmada yaptıkları savunmayı tekrar etti.

Savunmasını yapan iş adamı Nurettin Güven “Tarık Ümit ölmedi. Amerika’da bir otelde viski içerken görülmüş” dedi.

-Uğur Şahin: Onurumu kurtarmak istiyorum-

Eski Özel Harekât Polisi Uğur Şahin, “Bize duruşmanın başından beri çoğunluğu hukukçu olan bu kişiler ‘katil’ diye hitap ediyor. Bizim hakkımızda hüküm veriyorlar. Bu benim duruşmanın başından beri içimde kaldı. Yapmadığım bir şeyden bu şekilde muameleye maruz kalıyoruz. Ben hayatım boyunca yurt dışına çıkmadım bu ülkeden de ayrılmayı düşünmüyorum. Ama onurumu kurtarmak için bu yasağın kaldırılmasını istiyorum” dedi.

Bunun üzerine mağdur avukatları “Siz katilsiniz, burada cinayetten yargılanıyorsunuz” deyince, bu kez sanık avukatları ayağa kalkarak “Müvekkillerimizi tehdit ediyorlar bu ifadeler tutanağa geçsin” diye tepki gösterdi.

Mağdur avukatları tartışmayı sürdürünce, sanık avukatlarından biri “Ben sizin katil dediğiniz bu adamları savunmaktan gurur duyuyorum. Onların tarafından olduğum için gurur duyuyorum” dedi.

Akabinde ise mağdur avukatları “Katillerinle gurur duy. Savunma yap gurur duyacağına” sözleri ile tepki gösterdi.

Duruşmaya bir saat ara verildi.

ÇARKIN TAHLİYE EDİLDİ

Duruşmada, 37 aydır tutuklu yargılanan eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın'ın tahliyesine karar verildi. Savcı, Çarkın'ın tutukluluk halininin devamı halinde telafisi imkansız zararlar doğacağı gerekçesiyle eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın'ın serbest bırakılmasını istedi.

-Savcının mütalaası-

Savcı mütalaasında, sanık Ayhan Çarkın'ın itiraf ve iddialarının birçok kez değiştiği, çelişkili olduğu, soyut olmaktan öteye geçmediği, somut olduğu kabul edilirse itirafta adı geçen diğer sanıklarla ilgili tedbir ve uygulamaların yapılması gerektiğini belirtti. Sanığın üzerine atılı suçun vasıf değiştirerek iftira ve suç uydurma olarak değişeceği, sanığın 20 yıl öncesine dayanan suçların delillerini değiştirme ihtimalinin bulunmadığını ifade eden savcı, sanığın ve itirazlarında adı geçen sanıkların bu suçu işledikleri konusunda somut deliller olmadığı, iddiaların soyut olmaktan öteye gitmediği, delillerin bu aşamadan sonra toplanabileceği kadar toplandığı, sanıkların savunmalarının defaaten alındığını belirterek tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını istedi.

Savcı, "Sanıkları tahkir ve tezyif suretine dayanan ifadeleri..." dediği esnada müşteki avukatları, "Sizin yaptığınız savcılık mı, Nasıl başka delil olamaz dersiniz? Böyle bir savcı olamaz. HSYK'ya şikayet edeceğiz. Devletten alınan maaşla sanık vekilliği yapılamaz. Sanık vekillerinin aklına gelmeyen laf devletin maaşıyla söyleniyor." sözleriyle tepki gösterdi.

-Ayhan Çarkın oy çokluğuyla tahliye edildi-

Mevcut delil durumu göz önüne alan mahkeme bir üyenin hayır oyuna karşılık oy çokluğuyla Ayhan Çarkın'ın tahliyesine karar verildi. Ayhan Çarkın için adli kontrol hükümleri uygulanacak. Çarkın yurtdışına çıkamayacak. Diğer tüm sanıklar da duruşmaya katılmak zorunda olmayacak.

-Duruşma ertelendi-

Çarkın dışındaki sanıkların yurtdışına çıkış yasağı da devam edecek. Mehmet Ağar ve Ibrahim Şahin'in sağlık durumlarıyla ilgili raporların da savcılık tarafından incelenmesine karar verildi. Duruşma 17 Ekim saat 10:00'a ertelendi.

------------------------------------------------------------------------------

MİT TAPELERİ MAHKEMEYE GÖNDERDİ

Öte yandan MİT'in Faili Meçhuller Davası'na gönderdiği tapelerde, Mehmet Ağar'ın sendikacı Mehmet Kaygısız'ın öldürülmesi için işadamı Nurettin Güven'e talimat verdiği iddia edildi.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Faili Meçhuller Davası için gönderdiği Susurluk tapelerine göre, eski İçişleri Bakanı ve eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın talimatı sonrası Malatyaspor'da başkanlık da yapan Nurettin Güven, Londra'da sendikacı Mehmet Kaygısız'ı öldürdü.

MİT ve Emniyet’e çalışan ancak 1995’te devlet içindeki çete tarafından kaybedildiği konuşulan Tarık Ümit ile MİT’çi Mehmet Eymür arasındaki görüşmenin kayıtlarını içeren MİT dokümanına göre, çete yurtdışındaki birçok cinayete de imza attı.

Ümit ile Eymür’ün cinayet konuşmaları, Ankara’da bugün görülecek 18 ayrı faili meçhul cinayetle ilgili dava dosyasında yer aldı. Faili meçhullerle ilgili Susurluk tapelerinde Londra’da işlenen Mehmet Kaygısız cinayetine ilişkin ayrıntılar yer aldı.

Adnan Keskin’in Taraf’taki haberine göre; sendikacı Mehmet Kaygısız’ın öldürülmesini çete, ülkücü gruplarla ilişkisiyle bilinen, Malatyaspor Başkanlığı da yapan ve Avrupa ülkelerinde uyuşturucu ve silahlarla yakalanıp hapis yatan işadamı Nurettin Güven’den istemiş.

Güven, Tarık Ümit tarafından cinayet öncesi “hadi aslanım hadi koçum” denerek motive edilmesi için eski İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’ın odasına götürülmüş. Ağar, bu görevi yaparken, tetikçi-kaçakçıya derhal pasaport çıkarmış. Nurettin Güven ise talimatı hızla ve bizzat yerine getirdikten sonra Ankara’yı arayıp “Kaygısız devrildi” bilgisini vermiş. Hızlı yargısız infaza şaşıran Tarık Ümit ise cinayetten sonra “O iş tamam ağabey” diyerek Ağar’ı bilgilendirmiş.

İşte tapedeki cinayet

MİT’in çözümünü yaptığı tapelerde Eymür’le resmî görüşmesinde Tarık Ümit, bu konuyla ilgili şu bilgileri aktarıyor:

“(...) Yok işi oraya getirdik. Bu arada İngiltere’de bana bir liste verdi. O şey işte. Sendika Başkanı Mehmet Kaygısız, Hasan Gül, Yunanistan Sorumlusu Kani Yılmaz. Nurettin’e dedim ki, biraz da gaz verdim Nurettin’e.

Mehmet Ağar’a dedim ki ben Nurettin’le görüşüyorum. Adam bize itimat ediyor. İnsan psikolojisi çok enteresan. Şimdi sen bana dersin ki git oğlum şu işi bitir.

‘Adamı olgunlaştırdım’

Kendime de 4. adamı bulurum. Güvendiğim adama derim ki Mehmet ağabeyin de... Adam yapar. Ama senin karşına gelip de ‘tamam mı aslanım koçum’ şöyle bir yaptın mı, psikolojik bir şey.

Ben adamı olgunlaştırdım. Mehmet beye dedim ki ‘ağabey senden bir ricam var. Bu adamları... Bu adamların sana gelmesi. ‘Ya aslanım, koçum’ de, bir mahsuru yoksa.

‘Ne demek’ dedi. Babamın işi... Aynen tabiri bu. Nerede görüşürüz. ‘Buraya getir, kapalı görüşmeye gerek yok’ dedi. Açtım Nurettin’e ‘hemen atla gel’ dedim, Atladı geldi Ankara’ya. Doğru Mehmet Ağar’ın odasına götürdük.

‘Tamam, Nurettin sen kötü bin insan değilsin’ dedi. ‘Senin zararın kendine’ dedi ‘Belli bir yaşa geldin’ dedi. Karı kız konuştu, ‘reklam olma’ dedi. Tamam. ‘Bazı şeylerin vardı. Senden de bunu beklerdim’ dedi. Dedi ki vize problemleriniz vardır, sorun değildir dedi. Çağırdı Aslan’ı (dönemin emniyet üst düzey yöneticisi) pat pasaport. Cumartesi günü gitti kendisi daha Mehmet Ağar sefarete. Cumartesi konsolosluktan Amerikan vizesi aldı. Sabahleyin uçağa bindirdik. Nurettin’i yolladık.

Arkadan bana listeyi verdiler. (tutanakta isteği yazıyor) Ben açtım Nurettin’e ‘Nurettin liste bu’ dedim. Bak dedi ağabey’ dedi, bak dedi. Sana öyle bir müjde vereceğim ki’ dedi. Dedim oğlum akıllı ol...

‘Kaygısız devrildi’

Çok heyecanlı biliyor musun? Hissediyor. Sen git Kürt mahallesine (İngiltere-Londra’da) ağabey onu ara, bunu ara. Şey gelmiş önüne. Telefonu... İki saat sonra Mehmet Kaygısız bom diye. Bizzat kendisi. Oradan voltalan.

Bir telefon ettim konuşmadan iki-üç saat sonra. Ağabey dedi. Kaygısız devrildi’ dedi. Ulan ne diyorsun sen. Vallahi dedi. Bir haber aldın mı? ‘Ağabey kendim devirdim’ dedi.

‘Çek ettim’

Dedim ‘yaralı maralı’. ‘Mümkün değil’ dedi. Onu kimse kurtaramaz. Ulan şimdi gece arayayım mı? Hani öldü mü, ölmedi mi? Bizim Düzceli bir arkadaşımız var şeyde, İngiltere’de. Açtım ona telefon ‘Hemen Kürt mahallesine git. Böyle böyle bir hadise oldu mu öğren bana’ dedim, haber ver. Yarım saat sonra ‘ağabey adam ölmüş’ diye aradı. ‘Kim öldürmüş’ dedim. ‘Abi acayip dedikodu var. Nurettin Güven kendi vurmuş’ dedi. Açtım Mehmet Ağar’a telefon. Ağabey dedim bir tanesi vurulmuş. ‘Yapma ya’ dedi. Vallahi dedim. Aman bak şimdi işler iyi gidiyor ağabeyciğim. Bu arada...

MEHMET EYMÜR: Güzel işler yani. Böyle buna hiç kimsenin bir diyeceği yok...

13 sayfalık tape

MİT tarafından yargıya iletilen 13 sayfalık tape kaydında, Kürt işadamları Savaş Buldan, Behçet Cantürk ve Fevzi Aslan’ın infazları ve Birand’a suikast planı ve Öcalan’a operasyon hazırlıklarıyla ilgili çarpıcı diyaloglar yer almıştı. Aynı kayıtlarda, bugüne kadar üzerinde çok sözü edilmeyen başka infazlara ilişkin birincil kaynaktan aktarımların bulunduğu da görüldü.

‘İki ölüm listesi vardı’

MİT’çi Yaman Namlı, savcılık ifadesinde ölüm listeleri ile ilgili şunları söylüyor:

“Tarık Ümit’le görüşmelerimizde iki tane öldürülecek kişiler listesinden bahsediliyordu. Bunlardan biri uzun liste, diğeri kısa listeydi. Bu listelerde M.Ali Birand, Mustafa Süzer, İbrahim Tatlıses, Mahsun Kırmızıgül gibi kişilerin de isimlerinin olduğunu Ümit’ten duydum. Tarık Ümit’ten yine duyduğuma göre; bu liste gayri nizami harpçilerin daha doğrusu Özel Harp Dairesi’nin işi olduğunu, listenin MGK tarafından onaylandığını sık sık söylüyordu. Bu listelerin bilgisi ve onaylayanlar arasında özel harp kökenli JGK olan Fevzi Türkeri, Kemal Yamak isimli paşaların isimlerini sık sık duydum. Hatta bir ara Tarık Ümit bana ‘bak şerefsizler ne yapmışlar’ dedi.

Görüşme sızdı, Tarık Ümit kayboldu

MİT başkanlığı dışındaki emniyetle birlikte gerçekleştirdiği bazı olaylara ilişkin duyumları da MİT başkanlığına bizzat ben bildiriyordum. Bu kapsamda Ümit, bir gün bana 40 kişilik kısa bir liste, bir de üç haneli oluşan ölüm listesinden bahsetmesi üzerine, bu durumu MİT Başkanlığı’na ben bildirdim. Muhtemelen 18 Şubat 1995 tarihli görüşmeye MİT Başkanı beni de davet etti. Bu görüşme sızınca da Tarık Ümit 2 hafta sonra ortadan kayboldu.”

------------------------------------------------------------------------------

16 CİNAYETE 2 İDDİANAME: MÜEBBET HAPİS İSTEMİ

Özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın bir televizyon kanalında yaptığı şok itiraflar üzerine başlatılan soruşturmada, 1990´lı yıllarda işlenen faili meçhul 16 cinayete dair iki iddianame hazırlanmıştı. 3 Ekim 1993´te işlenen Mecit Baskın cinayetini konu edinen ilk iddianame 20 yıllık zaman aşımının dolmasına 1 gün varken kabul edilmiş ve dava açılmıştı. Diğer 15 cinayet hakkında da 2. iddianame hazırlandı ve ilk dava ile birleştirilmesi talep edildi. 3 Ocak 2014'te kabul edilen bu iddianame ile Ağar ve diğer sanıklar hakkında 2. dava açıldı.

Her iki iddianamede de eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, emekli Yarbay Korkut Eken ile Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin´in de aralarında bulunduğu 12 kişi hakkında ağır cezalar talep ediliyor. İddianamelerde ´suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyetleri çerçevesinde taammüden adam öldürmek´ ile suçlanan bu kişiler hakkında ´ağırlaştırılmış müebbet´ hapis cezası isteniyor. İddianamelerde, itiraflarıyla soruşturmanın başlamasına neden olan Ayhan Çarkın da sanık konumunda.

(11 Temmuz 2014, 12:09), son güncel.: (11 Temmuz 2014, 18:56)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ağar-Çarkın davası duruşmaları

Ağar´a yeni dava açıldı

Susurluk infazlarına iddianame

Ağar´a infaz telefonu

MİT kayıtları Ağar´ı gösterdi

MİT: İnfazlar Ağar ekibinin işi

Ağar iddianamesi kabul edildi

Ağar´a yeni şok: 16 müebbet

Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Çarkın´ın itirafları dosyaları açtırdı

Mehmet Ağar´ın Susurluk´tan yargılandığı dava manşetlerimiz

Çiller´e AĞAR tehdit: Ülkeyi kana bularım

Yıllardır izi bulunamayan MİT´çi Tarık Ümit için korkunç iddia

Susurluk Davası: Mehmet Ağar´a hapis istemi

Ağar´ın Susurluk´tan yargılandığı dava ertelendi

Çarkın´ın itirafları Ağar davasında

Ağar´ın korkusu: Duvar yıkılıyor mu?

Susurluk silahlarının belgesi çıktı

Ağar hafif cezayla kurtarıldı

Zanlıları elimizden Ağar aldı

Ağar´a 130 sayfalık gerekçe

Çiller, Yılmaz ve Ağar da dosyada

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Çarkın´ın itirafları: MGK üyelerine sorgu hazırlığı

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

Demirel ve 34 kişiye suç duyurusu: Susurluk infazları

Liderlerin MGK´da cinayet atışması

Yeşil´den Köşk ve MGK´ya telefonlar

Behçet Cantürk dosyası açıldı

Ölüm Üçgeni dosyası yeniden açıldı

İddianamede Sapanca Üçgeni

Mehmet Eymür gözaltına alındı

Eymür serbest bırakıldı

Eymür´ün ifadesi dışarı sızdı

Eymür yeni soruşturmaları başlatacak

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Susurluk dosyası Ergenekon davasında

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=6114    yazdır/print


 

TSK´da mezhep yapılanması mı?

28 Şubat davasının geçen haftaki 2. duruşmasında yaşanan bir tartışma, TSK içinde var olduğu yıllardır dile getirilen mezhepçi yapılanmayı tekrar gündeme getirdi. Buna göre, 28 Şubat sürecinde yapılan bir suç duyurusu takipsizlikle kapatıldı. 15 yıl sonra hemen aynı kapsamda başlatılan soruşturma ise bugün 28 Şubat davasına dönüştü. Sanık avukatları işte bu takipsizlik kararı nedeniyle 28 Şubat davasının usulsüz açıldığını savundular. Takipsizlik kararının, TSK içindeki mezhepçi yapılanma iddialarının yeterince araştırılmadığı gerekçesiyle mahkemeler tarafından kaldırıldığı ortaya çıktı. 28 Şubat sürecinde gündeme gelen ve bizim o dönem bir yazı ile dikkat çektiğimiz TSK´daki mezhepçi yapılanma iddiası, geçen 15 yıl içinde ortaya çıkan somut delillerle kanıtlandı. Yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor.

10.09.2013 15:52 28 Şubat davasının 3 Eylül´de görülen duruşmasında bir tartışma yaşandı. 28 Şubat soruşturmasının aslında 15 yıl önce takipsizlik kararıyla sonuçlandığı, ancak usulsüz şekilde yıllar sonra tekrar başlatıldığı sanık avukatlarınca dile getirildi.

Bu tartışmasının ayrıntıları netleşti. Buna göre, 1997´de eski Bakan Hasan Celal Güzel´in TSK´da mezhepçi bir yapılanma olduğuna dair suç duyurusuna bakan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), takipsizlik kararı verdi. 15 yıl sonra 2012´de ise hemen hemen aynı konu olan BÇG hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yeni bir soruşturma başlattı. Ardından halen Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen 28 Şubat davası açıldı.

Takipsizlik kararı nedeniyle ortaya çıkan usul eksikliğini gidermek için davaya bakan Mahkeme, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´ne başvurdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı verilen takipsizlik kararının kaldırılması için mahkemeye yazdığı yazıda ´İsmi geçen şahısların ve müştekinin dilekçesinde belirttiği mezhepçi yapılanmanın faaliyetleri konusunda yeterli inceleme yapılmadığı anlaşıldığından takipsizlik kararının kaldırılması ve soruşturmanın devamı bakımından mahkememizin evveliyatını teşkil eden ret kararının kaldırılması ve soruşturmanın yeniden ele alınıp kaldığı yerden devamına karar verilmesi kamu adına talep olunur.´ denildi. Savcılığın bu talebi aynı gün mahkeme tarafından karara bağlanarak takipsizlik kararı kaldırıldı ve usul eksikliği giderilmiş oldu.

28 Şubat davasının 3 Eylül´de görülen 2. duruşmasında sanık avukatlarından Erol Aras ile Celal Ülgen bu konuyu gündeme getirdi. Avukatlar, daha önce verilen takipsizlik kararı nedeniyle 28 Şubat davasının usulsüz olarak açıldığını savundu.

Duruşmada söz alan dönemin Genelkurmay Başkanı sanık İsmail Hakkı Karadayı´nın avukatı Erol Aras, 1997´de reddedilmesine karşılık 2013´de konusu aynı olan Batı Çalışma Grubu (BÇG) faaliyetleri hakkındaki bu soruşturmaya izin verilmesini “icazet” olarak eleştirdi.

Duruşmada söz alan dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı sanık Çetin Doğan´ın avukatı Celal Ülgen de aynı konuya değindi. Savcılığı, davada kaba hukuk uygulamakla suçlayan Ülgen, Hasan Celal Güzel´in 1997´de BÇG hakkındaki suç duyurusuna verilen takipsizlik kararına yapılan itirazı 1998´de reddeden İstanbul 4 No´lu DGM Başkanı ile şimdiki 28 Şubat soruşturması için o takipsizlik kararını kaldıran, İstanbul 12. ACM başkanının aynı kişi Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu olduğunu öne sürdü. Ülgen, “Zamana, zemine göre siyasi iklime göre değişen adalet olmaz” dedi. Ancak mahkeme başkanı Tayyar Köksal, avukata “Son kararda Abdurrahmanoğlu´nun imzasının olduğundan emin misiniz” diye sordu. Ülgen, bunun üzerine, 1998´de “Suç yoktur. Askerler görevini yapmıştır” görüşüyle, takipsizlik kararına onay veren mahkeme başkanı Abdurrahmanoğlu´nun, şimdi mahkemenin de başkanı olduğunu, ancak kararda imzasının bulunmadığını belirtti. Ülgen, bunun nedeni de şöyle açıkladı: “CMK uyarınca önceki kararını sonra kaldıran kişi konumunda görünmemek için yasa zorlanmış, Başkan yerine mahkeme heyeti yeni başkanla toplanıp karar vermiştir. Bu açık yetki gaspıdır, görevi kötüye kullanan bu kişiler hakkında mahkeme suç duyurusunda bulunmalıdır” dedi.

HASAN CELAL GÜZEL´İN 28 ŞUBAT DAVASINA KATKISI

Bu tartışmanın doğmasına neden olan ve takipsizlik kararı ile sonuçlanan 1997´deki ilk 28 Şubat suç duyurusuna gelince, olayda çok ilginç ayrıntılar yer alıyor. O suç duyurusunu yapan Yeniden Doğuş Partisi (YDP) lideri ve eski Bakan Hasan Celal Güzel, şu an 28 Şubat davasında mağdur ve müşteki olarak yer almakta. Kendisi aynı zamanda soruşturmada savcılığa verdiği ifade ve teslim ettiği belgelerle çok önemli bir rol oynadı.

Detaylara gelince...

Hasan Celal Güzel, 28 Temmuz 1997 tarihinde, yani 28 Şubat 1997´de gerçekleşen postmodern darbeden bir kaç ay sonra Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına bir suç duyurusu dilekçesi verdi. 1997/285 soruşturma numarasına kaydedilen şikayet dilekçesinde Güzel, özetle şunları belirtiyordu:

O tarih itibariyle Çevik BİR, Çetin DOĞAN ve Genel Kurmay Başkanının “Batı Çalışma Grubu” nda faaliyet gösteren kişilerin, Anayasa ile kurulan düzeni tebdil, tağyir ve ilgaya, Anayasa ile teşekkül etmiş TBMM´yi vazifesini yapmaktan men´e cebren teşebbüs (TCK Md.146), Hükümeti vazife görmekten men´etme (TCK Md.147), Askeri komutanlıkların (görev ve yetki sınırları dışına çıkılarak başka amaçlarla) gaspı (TCK Md. 152), Askerlik kanununan an karşı itaatsizliğe teşvik (TCK Md.153), özellikle asker aileleri efradını kanunlara itaatsizliğe (TCK Md.312) ve suç işlemeye teşvik (TCKMd.311) suçlarını veya bu suçlara teşebbüslerini işledikleri..

Kendisine posta vasıtasıyla gönderilen bazı belgeleri dilekçesine ekleyen Güzel, bu suç duyurusundan üç gün sonra, 31 Temmuz 1997 tarihinde Ankara Merit Altınel Oteli´nde bir basın toplantısı yaptı. Gizli ve özel damgalı olan Genelkurmay Başkanlığı Batı Çalışma Grubu´nun irtica hakkında hazırladığı rapor ve bazı belgeleri gazetecilere dağıtarak, bilgi verdi.

-TSK´da Alevi ve DHKP-C yapılanması-

Güzel´in verdiği bilgilerde, Alevi mezhebine dayanan bir yapılanmanın TSK içinde etkin olduğu da yer almaktaydı. Güzel, basın toplantısında Genelkurmay´a ağır suçlamalarda bulunarak, Batı Çalışma Grubu´nun (BÇG) bir cunta hareketi olduğunu söyledi. Güzel, kendisine mektupla ulaştığını ileri sürdüğü belgelere dayanarak Genelkurmay içinde, Batı Çalışma Grubu´nun yanı sıra, mezhepçi ve illegal grupların da olduğunu söyledi. Güzel, üstü kapalı olarak Kara ve Deniz Kuvvetleri içinde Alevi yapılanması oluşturulduğu ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içinde DHKP-C terör örgütü ile irtibatlı subaylar olduğunu ileri sürdü.

Güzel, TSK içerisinde cunta oluşturulduğuna dair belgeleri DGM Başsavcılığı´na, Cumhurbaşkanı´na ve Başbakan´a da gönderdiğini belirtti.

-Soruşturma yapılanmaya değil, ihbar eden Güzel´e-

Basın toplantısından iki gün sonra 2 Ağustos´ta Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme başlattı. Savcı Nuh Mete Yüksel görevlendirildi. Savcı Yüksel, yaptığı inceleme sonunda, Güzel hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdi. Yüksel, Hasan Celal Güzel´in, devletin gizli ve özel damgalı belgelerini basın toplantısında, gazetecilere dağıttığını, devletin gizli belgelerini kamuoyuna ifşa ettiğini, bunun da suç teşkil ettiğini ifade ederek, Güzel hakkında inceleme, ardından da soruşturma başlattığını söyledi. Savcı Yüksel, soruşturmayı en kısa zamanda sonuçlandıracağını sözlerine ekledi. Yüksel, Güzel´in basın toplantısını izleyen bir gazeteciyi de tanık olarak dinledi.

Güzel, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı´nın talimatıyla ´devletin gizli sırlarını ifşa ettiği´ gerekçesi ile Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından 4 Ağustos´ta gözaltına alındı. Ancak mahkeme Güzel´in tutuklanma talebini reddetti. Güzel, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Böylece Güzel, müştekiyken şüpheli konumuna düşmüş oldu.

Soruşturma davaya dönüştü. DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından hazırlanan iddianamede, BÇG´nin illegal bir kuruluş olmadığı bildirildi. Sanığın ibraz ettiği belgelerin Genelkurmay Başkanlığı´na ait gizli ve kişiye özel damgalı belgeler olduğu belirtilen iddianamede, belgelerde, Türk devletinin laik demokratik düzenini yıkmayı amaçlayan siyasal İslamın Türkiye´de kaydetmiş olduğu gelişme ile bu gelişmenin nedenlerinin anlatıldığı, alınan tedbirlerin belirtildiği ve bu konudaki çalışmalar ile bazı emir ve talimatların bulunduğunun görüldüğü bildirildi.

Hazırlanan iddianamede, şöyle denildi: (Türk Silahlı Kuvvetleri´ndeki Mezhepçi Yapılanma) başlıklı dokümanın ise TSK´ca hazırlanmadığı, belgenin tetkikinden, Genelkurmay Başkanlığı´nın yazılarından ve sanığın beyanlarından anlaşılmıştır. Sanığın beyanlarına göre, bu belgeler kendisine posta ile gönderilmiştir. Sanık, 31 Temmuz 1997 tarihli basın toplantısında devletin emniyeti, dahili ve beynelmilel siyaseti bakımından gizli kalması gereken bu belgeleri basın mensuplarına dağıtarak ifşa etmiştir. Bu belgeler sanığın iddia ettiği gibi Batı Çalışma Grubu´na değil, Genelkurmay Başkanlığı´na ait olan belgelerdir. Kaldı ki, Batı Çalışma Grubu, varlığı ve amacı kamuoyuna duyurulmuş bir organizasyon olup, illegal bir yapılanma değildir.

Yüksel, Güzel hakkında, Devletin emniyeti, dahili ve beynelmilel siyaseti açısından gizli kalması gereken belgeleri ifşa ettiği gerekçesiyle 5 yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası istemiyle dava açtı. Dava Ankara 2 No´lu DGM´de görüldü. Hasan Celal Güzel, yapılan yargılamada beraat etti.

-Savcı Yüksel: Devleti koruma amacı varsa yasaldır!-

İddianamesinde BÇG´yi aklayan Savcı Yüksel, tavrını 15 yıl sonra 2012´de TBMM Darbeleri Araştırma Komisyona bilgi verirken de sürdürdü. Yüksel, BÇG´yi “devleti korumak amacıyla oluşturulmuş bir çalışma grubu” olarak tanımladı. Görüldüğü gibi Devleti koruma amacı varsa yasal gibi çarpık bir mantığa sahip olan Savcı Yüksel, devleti koruma amaçlı kabul ettiği BÇG´yi ifşa ettiği için Hasan Celal Güzel´e dava açmış oldu.

-BÇG´ye jet takipsizlik-

Savcı Yüksel, diğer taraftan da Güzel´in daha önce yapmış olduğu BÇG suç duyurusuna bir hafta içinde takipsizlik kararı verdi. Gerekçe olarak askerlerin TSK İç Hizmet Kanunu´nun 35. maddesine uygun olarak hareket ettiklerini savunarak, şunları kaydetti: “Türk Silahlı Kuvvetleri ve Batı Çalışma Grubu, devletimizin anayasal düzenini yıkmak amacıyla değil, tamamen tersine nitelikleri Anayasamızın 2. maddesinde belirtilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini korumak amacıyla çalışmalar yapmıştır.”

Takipsizlik kararı üzerine Güzel, bir üst mahkemeye itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren İstanbul 4 Nolu DGM Mahkemesi de Yüksel´in gerekçesini haklı bularak itirazı reddetti.

İşte, 28 Şubat davasında iki sanık avukatının davanın usulsüz olduğuna dair dile getirdikleri iddialarının temelinde bu takipsizlik kararı var.

Bu tartışma, davanın usulü ile ilgili.. Ayrı bir konu.. Ancak tartışmanın arka planında çok önemli bir ayrıntı var. Takipsizlik kararının kaldırılmasına da neden olan bu konu, TSK içindeki mezhepçi yani alevi mezhebine dayanan gizli bir yapılanmanın varlığının belgeleriyle ortaya çıkmış olması ve bu yapılanmaya yönelik suç duyurusunun 28 Şubat sürecinde takipsizlikle örtbas edilmiş olması.

Bu yapılanma, Hasan Celal Güzel´in suç duyurusu ile birlikte 28 Şubat sürecinin yaşandığı o günlerde gündeme gelmişti. O tartışmalara bir yazı ile biz de katılmıştık. Bazı bulguların ışığında, TSK içinde alevi mezhebine dayalı bir cunta yapılanmasının varlığına dair çeşitli zamanlarda gündeme gelen bu iddiayı dile getirmiş, son günlerdeki bazı gelişmelerin bu iddiayı desteklediğini belirtmiştik. 5 Mart 1998 tarihli Vakit gazetesinde yeralan Bu aciliyet niye? başlıklı yazımız (1) bu konuyla ilgiliydi ve bir bölümü şu şekildeydi: Ordunun içinde alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bir cuntasal faaliyet var mıydı?.. İddiaya göre, 80´li yıllardan beri devam eden ve ordu içinde stratejik konumları ele geçirerek örgütlenmeye çalışan ve bir darbe ile Suriye tipi bir azınlık iktidarını hedefleyen Atatürkçü maskeli alevi mezhepçi bir cuntasal yapılanma vardı. Bu iddia çeşitli kaynaklarca dile getirilmişti. Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var: ...

14 yıl sonra, 28 Ağustos 2012 tarihinde Star gazetesinde ilginç bir haber yer aldı. 15 Mart 1998´de aktardığımız iddia bu haberdeki belgeyle doğrulanmış oldu. Buna göre, yazıyı kaleme aldığımız tarihten 3 gün önce 12 Mart 1998 tarihinde Kurmay Yarbay Yavuz Yıldar tarafından Cumhurbaşkanı Demirel´e bir ihbar mektubu gönderilmişti. Yıldar, mektubunda bu cuntayı açık ve net şekilde haber veriyordu. (2) Mektuptaki bilgiler, 3 gün sonra kaleme aldığımız yazıdakilerle örtüşüyordu. Yıldar´ın mektubundan habersiz olarak yazdığımız o yazıda, Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var demiş, dayandığımız bulguları sıralamıştık.

-Genelkurmay Başkanına Kıbrıs´ta suikast-

Bu bulgulardan biri, 28 Şubat sürecinde, 1997´de Kıbrıs´taki bir askeri tatbikatta Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´nun ölümden kılpayı kurtulmasıydı. Tatbikatı izleyenlerin bulunduğu çadırda Kıvrıkoğlu´nu sıyıran bir kurşun hemen arkasındaki Albay Vuray Berkay´ı öldürdü. İddialara göre, Cunta, Refahyol Hükümeti´ni devirmekte anlaşmış, ancak sonradan aralarında Atlantikçi-Ulusalcı kavgası başlamıştı.

-TSK içinde Suriye´deki Baas tipi yapılanma-

İddialara göre TSK içinde 80´li yıllardan beri sistemli şekilde ve alevi mezhebine dayanan, başını da Ege Ordu eski Komutanı Orgeneral Doğu Aktulga´nın çektiği Suriye´deki Baas türü bir cunta örgütlenmesi yürütülüyordu. Hüseyin Kıvrıkoğlu işte Ergenekon´un sol kanadı olarak nitelenen bu mezhebi kesim tarafından bertaraf edilmek istenmişti. Suikast ile Çevik Bir´e Genelkurmay Başkanlığı yolunun açılması da hesaplanmıştı.

-Suikast, Ergenekon´un sol kanadından-

Ergenekon soruşturması kapsamında gazeteci-yazar Zihni Çakır 25 Şubat 2008´de ifade vermişti. Ergenekon kapsamında yargılanan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Genel Başkanı Taner Ünal´ın eski sağ kolu idi. Ünal, 5 Ağustos´ta sonuçlanan Ergenekon davasında Ergenekon Silahlı Terör Örgütü´ne üye olduğu kesinleşerek 12 yıl hapis cezası aldı. Ünal´ın sağ kolu olan Zihni Çakır´ın savcılara verdiği çarpıcı iddialar Ergenekon iddianamesinde de yer aldı. Çakır´ın ifadelerinde, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´na yönelik suikast de yer alıyordu. Çakır, Kıvrıkoğlu´na Ergenekon´un sol kanadı tarafından suikast düzenlendiğini iddia etti.

-Aksaz Deniz Üssü´nde komutanların mezhep kavgası-

Zihni Çakır´ın iddialarına göre, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay´da askerler arasında iki silahlı tehdit olayı yaşanır. İlk olay Batı Çalışma Grubu´nun irticai faaliyetlere yönelik hazırladığı raporlar görüşülürken meydana gelir. Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı´nda yapılan toplantı devam ederken komutanlar arasında mezhep tartışması başlar. Bu esnada bir orgeneral, tabancasını çekerek bir başka orgenerale doğrultup, Türkiye´yi Suriye´ye çevirmenize müsaade etmem. Burada Aleviliğe dayalı bir Baas rejimi kuramazsınız. diye bağırır. Çakır, mezhebe dayalı cunta kurmakla suçlanan bu orgeneral için ´Ergenekon´un sol kanadının lideri´ diyor.

İkinci silahlı tehdit vakası ise Genelkurmay komutanlık katında olur. Bir orgeneral ile bir tümgeneral birbirlerine silah çeker. Tartışma yatıştırıldıktan sonra komutanlık katına silahla girmek yasaklanır. Çakır, bu olayın da mezhebe dayalı çatışmanın ürünü olduğunu iddia ediyor.

-Çakır´ın Ergenekon Savcısı´na verdiği ifade-

“(...) 1998 yılında Bir Numara´nın kendisine ordu içerisinde bir mezhep yapılanmasından söz ettiğini, 1997 yılı Ocak ayında TSK´da mezhep yapılanması başlıklı 40 sayfalık rapor getirdiğini, bu raporda tek tek isimlerin yer aldığını, belgeye göre en tepede Doğu Aktulga´nın yer aldığını, 1997 yılı Haziran ayında Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı´nda bir toplantı yapıldığını, bu toplantıya orduda komuta kademesi ve istihbarat birimlerinde yer alan bazı isimlerin katıldığını, Güven Erkaya ve Doğu Aktulga ile bir tartışmanın yaşandığını Bir Numara´nın söylediğini, bu tartışmadan sonra Ankara Çayyolu semtinde bir evde 1998 yılı Ağustos ayında şekillenecek olan komuta kademesini etkileyecek bazı kararlar alındığını, bu kararların 05.11.1997 tarihinde yapılan Toros-2 tatbikatında uygulanmak istendiğini söyleyerek, Albay Vural Berkay´a isabet eden kurşunun asıl hedefinin Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğunu, amacının Kıvrıkoğlu´nun yerine aynı mezhepten ve aynı kanada bağlı bir ismin Genelkurmay Başkanı yapılması olduğunu anlattığını, tatbikatta seken kurşun olarak anlatılan merminin bir M-16 dan çıkmış olsa bile etkili menzilinin 500 metre olduğunu, tatbikat alanı ile izleyici çadırlarının ise 1.500 metre olması nedeniyle söz konusu merminin ancak bir suikast silahından çıkmış olabileceğini...”

-Suikast şüphelisi subay Bir´e bağlıydı, firar etti-

Teamüllere göre Kıbrıs´taki tatbikatı cumhurbaşkanı, başbakan ve savunma bakanının da izlemesi gerekirken üçünün de o gün orada olmamasını kuşku verici bulan Çakır, “edindiği bilgilere dayanarak” olayın bir kaza olmadığını, “silahı yanlışlıkla ateş aldı” denilen yüzbaşının Kanas´la (suikast silahı) bilinçli olarak ateş ettiğini söylüyor. “Amaç Kıvrıkoğlu´nu öldürmekti” diyen Çakır, suikastçı olduğu ileri sürülen yüzbaşının olayın hemen ardından askerlikten firar etmesine ve halen de bulunamamasına dikkat çekiyor. Çakır´ın iddialarına göre, Albay Berkay´a isabet eden mermi deformasyona uğradığı için balistik muayene sonucu hangi silahtan çıktığı belirlenemedi. Askeri savcılığın soruşturmasında da, sadece Albay Berkay´a isabet eden kurşunun Çevik Bir´e bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı´nda görevli bir personelin silahından çıktığı öne sürüldü.

-Çevik Bir ve ekibi emekli edildi-

Sonuç olarak, Kıbrıs´taki suikast başarısız oldu. İlerleyen süreçte Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanlığına yükseldi. Çevik Bir ve en yakın silah arkadaşlarından Erol Özkasnak ile diğer alt kademe çalışma arkadaşları tasfiye görüntüsü altında emekli edildi.

KARARGAH EVLERİ, 28 ŞUBAT´TAKİ MEZHEBİ YAPILANMA MI?

Kıvrıkoğlu´na yönelik Kıbrıs´taki suikast iddiası Ergenekon savcılarınca da incelemeye alındı. Bu kapsamda daha önce kaleme aldığımız bir yazıda, TSK içinde örgütlenmeye çalışan ´Karargah Evleri´ yapılanmasının bu mezhebi yapılanmanın kendisi ya da onunla bağlantılı olduğunu iddia etmiştik. Çünkü bazı bulgular bunu gösteriyordu. (3)

İki bulgu bu ihtimali güçlendiriyor demiştik. İlki, Karargah Evleri yapılanmasının lideri olmakla itham edilen Perinçek´in, 28 Şubat sürecinde TSK ile sıkı ilişki içerisinde olması ve darbeden yana aktif tutum alması.. O süreçte aktif tutumuyla öne çıkan Perinçek, Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın kampanyasını başlattı. Ordumuz tankları resmi geçit için almadı ve TSK, Cumhuriyet devriminin mevzilerine girmiştir gibi sözleriyle dikkat çekti. (4)

Diğeri, Susurluk kazasının arkasındaki derin güçlerin içinde onun da yer aldığı iddiası.. 1996 sonunda meydana gelen Susurluk kazası ile Emniyet tarafından MİT´e alternatif olarak kurulan ülkücü kökenli istihbarat örgütünün tasfiye edildiği ileri sürülmüştü. (5)

MİT 2005´TE TESPİT ETTİ

Ancak bu dolaylı bulgular dışındaki asıl ve doğrudan bulguyu ise hiç şüphesiz, yapılanmayla ilgili elde edilen deliller oluşturuyor. Yapılanmaya dair ilk bilgileri 2005´te MİT elde etti. MİT´in, Doğu Perinçek´in Erzincan Balaban aşireti ve alevi toplumun önde gelen isimleriyle yaptığı toplantıları takibe alması sonucu Hava Kuvvetleri içindeki ´Karargah Evleri´ yapılanması deşifre oldu. İşçi Partisi yöneticilerinin, Balaban Aşireti ve Alevi toplumunun önde gelen isimleri ile ´Karargah Evleri´ adı verilen yerlerde yaptığı toplantıları ve bu toplantılara katılan Hava Kuvvetleri´nde görevli 6´sı kurmay albay 20 subayın oluşturduğu silahlı yapılanmayı tespit eden MİT, askeri kimliğin bulunması nedeniyle konuyu Genelkurmay Başkanlığı´na ´çok gizli´ damgalı belge ile bildirdi.

Biraz daha detaya inelim.. MİT, 2005 yılında İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek´in Alevi toplumunun önde gelen isimleri ve Erzincanlı Balaban Aşireti ile yaptığı toplantıları takibe aldı. Perinçek ve İP yöneticilerinin Yenibosna Cemevi ile İşçi Partisinin kurduğu ´Karargah Evleri´nde sık sık toplantı yaptığını tespit etti. Gizli toplantılara muvazzaf subayların da katıldığını belirleyen MİT, Perinçek´in, Alevi toplumunun önde gelen isimleri ve bazı TSK mensuplarıyla oluşturduğu yapılanmanın partiye zarar vermemesi için ´Karargah Evleri´ şeklinde ´dışarı´dan organize ettiğini tespit etti.

MİT belgelerine göre, her türlü dinlemeye karşı telefon başta olmak üzere iletişim araçlarının kullanılmasının yasaklandığı yapılanmada haberleşmenin ´canlı kuryeler´ ile sağlandığı öğrenildi. Perinçek´in başını çektiği oluşumun, Kurtuluş Savaşı sırasında yararlılıklar gösteren ve Dersim´den Erzincan´a gelen ´Balaban´ aşiretinin ileri gelenlerini de yapılanmaya dahil etmeyi amaçladığı belirtildi.

Güneydoğu´da aşiret liderleri ve ağalarla işbirliği yapmayı hedefleyen Perinçek´in ´Karargah Evleri´ yapılanmasına Harp Akademleri´nden 10 , Hava Harp Okulu´ndan 1 subay ile 8 öğrencinin yer aldığı ve TSK mensubu sivil memurların da bulunduğu belirlendi. Oluşumun silahlarının ise bazı askeri lojmanlarda saklandığı tespit edildi.

Oluşumun merkezinde Alevi kesimin önde gelen isimlerinden olan ve “dede” unvanını taşıyan İbrahim Arslan isimli işadamının bulunduğu belirtildi. Arslan´ın Metrocity Alış Veriş Merkezi´nde dükkan sahibi bir işadamı olduğu kaydedildi. MİT, tespit ettiği silahlı oluşumu, askeri kimliği bulunması nedeniyle Genelkurmay Başkanlığı´na ´çok gizli´ damgalı belge ile bildirdi. Genelkurmay Başkanlığı ise Hava Kuvvetleri´ne belgeyi göndererek gereğinin yapılmasını istedi.

Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert de İstihbarat Dairesi´ne belgeyi göndererek incelenmesini istedi. Bu sırada bir albayın bilgisayarında bulunan belge, Ergenekon soruşturması kapsamında 22 Mart 2008´de gözaltına alınan Doğu Perinçek´in bilgisayarında da ele geçirildi. Soruşturmayı yürüten savcı Zekeriya Öz, 9 Temmuz´da ´gizli´ MİT belgesini Genelkurmay Askeri Savcılığı´na gönderdi. Öz savcılığın konuyla ilgili nasıl bir çalışma yaptığını sordu. Askeri savcılık yeni bir soruşturma başlatıldığını açıkladı. Ancak anlaşıldığına göre; 2005´te MİT´ten bilgiyi alan askeri savcılık konuyu 3 yıl boyunca örtbas etmiş ve ancak Öz´ün konuya dahil olmasıyla soruşturma başlatmak zorunda kalmıştı. MİT´in 2005´te aslında Ergenekon´a bağlı faaliyet gösteren ´Karargah Evleri´ hücresini deşifre etmiş olduğu ise bu şekilde ortaya çıkmış oldu.

Oluşumda Alevi toplumunda İşçi Partisi arasındaki bağlantının ise Albay Cengiz Köylü tarafından sağlandığı belirtilirken, Köylü´nün İP Genel Başkanı Doğu Perinçek´in oğlu Mehmet Bora Perinçek ve ´Türkiyem Topluluğu´ndan İlhan Yaşar Hacısalihoğlu ile irtibat kurduğu ileri sürüldü.

MİT´İN KARARGAH EVLERİ BELGESİNDEKİ BİLGİLER

MİT´ten Genelkurmay Başkanlığı´na gönderilen Karargah Evleri yapılanmasına dair notlarda şu bilgiler yer almaktadır:

Ergenekon 2. iddianame, Sayfa: 66: İşçi Partisi Genel Merkez binasında bulunan “Çok gizli” ibareli 5 sayfa “Konu: İP / Karargâh Evleri” başlıklı yazının bazı bölümlerinde; “...İşçi Partisi (İP) ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da katılımıyla emperyalistlerle, Cumhuriyet karşıtları/yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir hareket başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan bilgiler intikal etmiştir, Yürütülecek bu çalışmalarda, hiçbir kurum ve oluşumun zarar görmemesi için Karargâh evleri adı altında çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir...”... , ... “İP´ nin sözde Ermeni soykırımına karşı kamuoyundan aldığı olumlu tepkiyi arttırmak gayesiyle katıldığı Karargâh Evleri projesi ile ilgili olarak gerçekleştirilen toplantılarda; ...kadroların birbirleriyle iletişimde kesinlikle telefon kullanmaması, haberleşmenin canlı kuryelerle gerçekleştirilmesi, İP´ ne zarar vermemesi ve partinin kapatılmasına neden olmaması için bu örgütlenmenin parti dışı bir oluşumu zaruri kıldığı hususlarının dile getirildiği intikal eden bilgilerdendir...”... , ... “...Doğu ve Güneydoğu´da ağa/aşiret ve korucu olgusu ile Alevi kesimini hedefe ulaşana kadar olan süreçte kullanma/istifade arayışlarını boyutlandırma planlamaları konusunda İşçi Partisinin girişimlerde bulunduğuna dair bazı bilgiler intikal etmiştir...”... , ... “ TSK bünyesinde daha ziyade Havacı Kesimin Karargâh Evleri projesinin bir parçası olduğu hassas kaynak bilgilerindendir. Özellikle Hava Harp Akademisi ve Hava Harp Okulu bünyesinde sürdürülen faaliyetlerde bazı üst rütbeli subayların da yer aldığı istihbar olunmuştur. Bu arada lojmanda muhteviyatı belirlenemeyen mühimmatın kasa içerisinde muhafaza edildiğinin belirtilmesi dikkati çekmiştir. Hava Harp Akademisi´ndeki aynı görüşü benimseyen subayların kurmaylık sınavında yüksek notlar alması konusunda girişimlerde bulunulduğu alınan bilgilerdendir...”... , ...“...Askeri kesimin İşçi Partisi ile arasındaki

Ergenekon 2. iddianame, Sayfa: 67: bağlantı ise Alb.C. tarafından sağlanmaktadır...”... , ... “...Söz konusu yapılanmaya ilişkin elde edilen bilgilerden hareketle hazırlanan şema ve açıklaması ek´te sunulmuştur...” denilip faaliyet içerisinde yer alan Hikmet ÇİÇEK ve diğer kişilerin değişik başlıklar altında listelendiği karargâh evleri başlıklı bir şema yapılmıştır. Milli İstihbarat Teşkilatından alınan yazıda Karargâh Evleri belgesinin Müsteşarlık tarafından hazırlandığı, elde edilen belgenin Genelkurmay Başkanlığına sunulan nüshanın sureti olduğu belirtilmiştir. Genelkurmay Başkanlığından alınan yazıda ise Karargâh Evleri belgesindeki iddialar nedeni ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığına soruşturma talimatı verildiği belirtilmiştir. “Çok Gizli” olan bu belgenin, belgede muhatap alınan kişilerin eline geçmesi ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ´ nün gizli kadrolaşma faaliyetlerinin boyutunu göstermektedir.

-Karargah Evleri soruşturmasında ulaşılan diğer isimler-

Bu MİT belgesine ulaşan Savcı Zekeriya Öz yapılanmayı Ergenekon kapsamında soruşturmaya başladı. Soruşturma kapsamında ulaşılan bilgilere göre, Karargah Evleri yapılanmasının en tepe noktasında İbrahim Aslan (ya da Arslan) ismi yazılı. Aslan´a bağlı olarak, İ. Yaşar Salihoğlu-Türkiyem Topluluğu ve Askeri Kesim - Albay Cengiz Köylü isimleri var. Askeri kesim de iki gruba ayrılmış: Birinci grup, Harp Akademisi başlığını taşıyor. Burada yine Albay Cengiz Köylü ismi ile karşılaşıyoruz. Alb. Köylü´nün dışında Alb. Yavuz Göker, Alb. Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Melih Başdemir, Y. Selim Özmen, Rıza Okur ile ismi tespit edilemeyen Turan soyadlı bir kişi ile soyadı bilinmeyen Kemal adında birisinin isimleri geçiyor. Askeri Kesim başlığının altındaki ikinci bölüm ise Hava Harp Okulu´na ayrılmış. Burada da yine soyadı tespit edilemeyen Binbaşı Bülent var. Bnb. Bülent isminin altında oluşumla ilişkileri bulunan öğrenciler sıralanıyor: Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat. Hava Harp Okulu´ndaki örgütlenme sırf bu isimlerle sınırlı değil. Destek sağlayanlar bölümünde ise; Alb. Sinan Kesici, Dr. Rıza Kurna var. Hemen altında ise TSK´da görev yapan sivil memurlara sıra gelmiş; Gönül Temiz ve Nesime Akbulut tespit edilen iki isim.

Belgede adı sık sık geçen işadamı İbrahim Aslan´la ilişkilendirilen diğer isimler ise M. Bora Perinçek, M. Bedri Gültekin, Hikmet Çiçek ve Zerrin Öztürk. Bu isimlerin hepsi de İP ile bağlantılı. M. Bora Perinçek, İP lideri Doğu Perinçek´in oğlu, M. Bedri Gültekin, Hikmet Çiçek ve Zerrin Öztürk ise partinin ileri gelenleri arasında. Oluşumun İP içinde bu isimler dışında da bağlantılı olduğu Bölge Sorumluları var. İstanbul-Bayrampaşa´da Ali Doğan, yine aynı ilçede Mevlüt Usta, İstanbul-Gaziosmanpaşa´da Hıdır Hokka ve Zerrin Öztürk ile Kırklareli´nden Sait Zorlu var. Abdurrahman Taşçı ise Kurye olarak geçiyor MİT belgesinde.

Ergenekon soruşturması kapsamında, Karargah Evleri oluşumu ile ilgili sorgulanan diğer isimler ise Kemal Aydın ile Neriman Aydın kardeşler.

2013 YAŞ toplantılarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı´na getirilmesi beklenirken sürpriz şekilde emekliye sevkedilen Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu´nun adı da Karargah Evleri soruşturmasında geçiyor. Tespit edilebilen diğer isimler ise Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tuğamiral Cem Gürdeniz ve Albay Serdar Okan Kırçiçek şeklinde.

İşte, ortaya çıkan bu bilgilere göre, Karargah Evleri yapılanmasının TSK içindeki mezhebi yapılanmayla bağlantılı olduğu ve çok derinlere gittiği anlaşılıyor. Karargah Evleri yapılanmasına yönelik 2008´de başlatılan soruşturmanın 5 yılı aşan süredir halen devam ettiğini de tekrar hatırlatalım. Yine bu soruşturmayı askerlerin nasıl örtbas etmeye çalıştığını adeta canlı yayında takip ettiğimizi de hatırlatalım.

-Bazı savcılar suçu aydınlatır bazıları ise karartır-

İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek öncülüğünde TSK içinde yapılanan bu çok gizli örgütlenme kısmen Ergenekon davasına yansıdı. Zekeriya Öz´ün başlattığı soruşturmanın hemen ardından askeri savcılık tarafından da bir soruşturma başlatıldı. Ancak bu soruşturmanın konuyu aydınlatmak yerine sivillerin elindeki soruşturmayı da kendi bünyesine alarak kapatmak olduğu ilerleyen süreçte çarpıcı delillerle ortaya çıktı. O süreçte çok ilginç gelişmeler yaşandı. Askeri savcıların birbirlerini aklamak amacıyla Konya´daki bir olayla ilgili evrak sahtekarlığı şok ediciydi. İşçi Partililerin medyaya açıklama yaparak Bakın askeri savcılık Karargah Evleri operasyonu yapacak ve biz aklanacağız şeklindeki açıklamaları da öyleydi. Buna benzer 10´a yakın ilginç gelişmeyi tespit edip bir bir aktarmıştık. Bu gibi skandalların yaşanması ve paralel olarak yasalarda yapılan değişikliklerin referandumla halk tarafından onaylanmasının ardından askeri savcılık soruşturma dosyasını sivillere devretmek zorunda kaldı. Askeri savcı Albay Zeki Üçok soruşturmayı örtbas suçlamasıyla Zekeriya Öz tarafından tutuklandı. Savcı Üçok´un adı ilerleyen süreçte şaşırtıcı sayıda soruşturmaya konu oldu. (6) ´Sahte çürük raporu´ davasında ´örgüt üyesi olmak´, ´yağmaya teşebbüs etmek´ ve ´dolandırıcılık´ suçlarından 9 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Balyoz davasından 16 yıl, hipnoz ve işkenceli sorgu davasında ise 7 yıl 6 ay hapis cezaları aldı. Üçok, bazı soruşturmalar sırasında ´zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı´ gerekçesiyle halen Askeri Yargıtay´da yargılanıyor. Bu davada da dokuz yıla kadar hapsi ve ´memuriyetten men´ edilmesi isteniyor. Üçok´un Karargah Evleri soruşturmasını kapatabilmek için Kayseri´de üç astsubaya işkenceli ve hipnozlu sorgu yaptırdığı ileri sürülüyor. Üçok hakkındaki cezalar bu şekilde 33 yıla ulaşmış oldu. Bunların dışında Üçok hakkında başka dava ve soruşturmalar da yürütülüyor. Düşürün şu heronları çok PKK´lı vuruluyor şeklindeki şok ses kayıtlarına yönelik soruşturmaya da onun baktığı ve örtbas ettiği anlaşıldı. Bu konunun da sivil savcılar tarafından Karargah Evleri dosyası kapsamında soruşturulduğu tahmin ediliyor.

ERGENEKON İDDİANAMESİNE GÖRE TSK´DAKİ MEZHEBİ YAPILANMA

Hasan Celal Güzel´e TSK içinden ulaştırılan mezhebi yapılanmayla ilgili belge ve bilgiler Ergenekon iddianamesinde de yer alıyor. Ergenekon sanıklarından ele geçirilen konuyla ilgili belgelerden bazılarına ise 1. iddianamenin 1595 ve 1618-1620´nci sayfalarından ulaşılabilir.

Birinci Ergenekon davasının 47 numaralı sanığı Mehmet Adnan Akfırat´ın ikametgahında yapılan aramada ele geçen çok sayıdaki belge ve dokümanlar birinci Ergenekon iddianamesinde ayrıntılarıyla sıralanıyor. İçlerinden birkaç tanesi şu şekilde:

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1595: İkamet adresinde yapılan aramada elde edilen ´Mayıs 1997 Yılında Genel Kurmay Hareket Dairesi Başkanı Çetin Doğan, K.K Eğitim Ve Okullar Daire Başkanı Volkan KAPLAMA ve Bazı Albay Rütbesindeki Alevi Komutanların da katıldığı bir gizli toplantıda alman kararlarda, ´Güneydoğuda Bizimkiler Postu Deldirmesin, Buna Yönelik Önlemler İçin Tayin Dairesi Mutlaka Elimizde Olmalı Cepheye Bizden Olmayan O Namussuzları Sürün, PKK Ya Karşı Savaşanlara El Altından Şu Mesajı Verin, Sakın Ha Ölmeyin Bırakın Atatürkçü Olsa da Sünniler Ölsün şeklinde doküman ile ilgili olarak; Bu dokümanların HasanCelal GÜZEL tarafından 1997 yılında Ankara´da yapmış olduğu bir basın toplantısında dağıtmış olduğu belge olduğu, Aydınlık dergisinde haber olarak yayınladıklarını,

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1618: Ülke tehlikede bunları durdurun ile başlayıp Bşçvş. Muharrem Keskin ile biten doküman incelendiğinde; Üst kısmında el yazması HasanCelal Güzel´in provovakasyon yazan, ´ÜLKE TEHLİKEDE BUNLARI DURDURUNUZ´ başlığı ile başlayan, başlangıçta Alevilik söylemlerinin hoşuna gitmesi nedeniyle aralarına katıldığı grubun gerçekte Alevilikle alakalarının olmadığını ve Alevi söylemlerini kullanarak farklı amaçlar peşinde olduklarını anladığını, hedeflerinde vatansever insanlar ile ülke idaresi olduğunu, bu grubun bazı üst düzey generallerin de katıldığı Mayıs 1997´ de yapmış olduğu gizli bir toplantıda almış olduğu kararlan Ülke ve Devleti tehlikeye atacakları düşüncesiyle deşifre etmeyi kendisine bir görev kabul ettiğini, toplantıda çıkan kararların ise; Türklerin üstün bir Ulus olduğu safsatasının yıkın Atatürk´ ün alevi kürt köylerini katletti gibi sözleri durdurun, Atatürk´ ten başka kullanılacak neyimiz var. Güneydoğuda bizimkiler postu deldirmesin, buna yönelik önlemler alın. Tayin dairesi mutlaka elimizde olmalı. Cepheye bizden olmayan o namussuzları sürün. Kürt konusunda öne çıkmayın, ordu alevi köyleri boşaltıyor, devlet zulüm yapıyor deniliyormuş, bize aydın insan lazım bırak gebersinler.

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1619: Alevi olmayana hiçbir zaman tam güvenmeyeceksin, alevi olmayan herkesin anti laik olma ihtimali uzun vadede de olsa olabilir. Dincilerin çok kızdığı ÇEVİK PAŞA ve DOĞU AKTULGA´ da dahil, bu adamların milliyetçilik duygusu sokaktaki adamınki kadar fanatik, dinlediğin zaman Faşist zannediyorsun asla güvenmeyecek ama kullanacaksın. Ordunun müdahalesini sağlamak için, orduda ve sivil toplumda etnik ve irticai faaliyetleri seyredin, yer yer körükleyim Ordudan altı ayda bir adam atarak, yarın darbe yapma gerekçenizi ortadan kaldırmayın, bırakın, tehlikeyi müdahale boyutunda büyütün. Herkes ne pahasına olursa olsun kendini gizlesin. Birliklerde bilinen ve deşifre olan varsa vitrin yapılsın, kendi söylemlerimizi seslendirsin. Her yerde irtica var kampanyası başlatılsın. Sadece eşi kapalı olan, namaz kılan değil, sağcı, milliyetçi, yarın irticaya kaçması veya size engel olması muhtemel herkesi yazın, ilgili mercilere şikayet edin, onların adına dinci dergiler, gazeteler gönderin, akrabalarının adını öğrenin, onların isimleriyle başlarını belaya sokacak mektuplar, kartlar gönderin. Alevi olan birlik komutanları, yoksa Laikleri sıkıştırın, çokça eğlence düzenleyin, dansöz ve içkiyi zorlayın. Din ve milliyetçilik duygusunu zayıflatan yolların neler olduğu açık bunları kullanın. Okullarda öğrencilerin kız arkadaşlıklarını teşvik edin, yapabiliyorsanız, Osmanlı hayranlığını kırın. Cinsel konularda sınırlan zorlayın, çünkü bu konu insan zaafının başında gelir. Şeklinde olduğunun, devamında ´VE GİZLİ TOPLANTIDA KONUŞMA NOTLARI!´ başlığı altında Genel Kurmay Harekat Başkanı Korgeneral Çetin DOĞAN ile K.K.K.´ lığı Eğt. ve Ok. D.Bşk.Tuğg. Volkan KAPLAMA arasında geçen; Çetin DOĞAN´ın, Türkiye´nin idaresi ordunun kontrolünde değil, darbe yapmayacağını yemin eden bir ordunun etkisi ne kadar olabilir, Tansu ÇİLLER şu anda dini söylemleriyle rol yapıyor da olabilir, ciddi de olabilir çünkü geberesi kadın Sünni, Mesut YILMAZ için de aynı şey geçerli, irtica tehlikesi iyice büyüsün, din bizim için zararlıdır, TÜRKLERİN ÜSTÜN BİR ULUS OLDUĞU SAFSATASINI YIKIN, hanımlarınız dekolte giysin diğerlerinin hanımlarını açık giymeye teşvik etsin, ÇEVİK PAŞA´ NIN YERİNE BİZDEN AKILLI BİRİ OLSAYDI, KARADAYI SÜNEPESİNİN DAHA VERİMLİ OLMASINI SAĞLARDIK, Arkadaşlar çok çalışsın Bizim olmayan bu devlet mutlaka bizim olacaktır, Biz Türkiye´de İslam ile bağlantılı görülen ama bu dini tamamen değiştirecek bir Türkiye Aleviliği yaratmak zorundayız, Şeklinde beyanlarının olduğu konuşma metni, devamında ´VE AYNI GÜNLERDE BİR BAŞKA TOPLANTI´ başlıklı K.K.K.´ lığı Eğt. ve Ok. D.Bşk.Tuğg. Volkan KAPLAMA ile aynı dairede çalışan Kurmay Albay Turgay TEKMEN arasında geçen; Volkan KAPLAMA´ nın gerçek laiklik ancak alevi toplumda gerçekleşir, aptal komutanlar, her gün güdeme gelerek ülkedeki şeriatçı birikimi azaltarak bir müdahalenin önünü kesiyorlar, Doğu Paşa da ayrı

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1620: Alevilik bu ülkede bir gurur kaynağı olana kadar, yani memleketi avucumuza alana kadar herkes kendisini gizleyecek..... ´Fisunoğlu, bana korgeneral iken, ´ben karımı oynata zıplata bu noktaya geldim´ demişti. Bizim için de ölçü bu olmalıdır´ Deşifre olmuş aleviler... Sevgi desinler insanlık desinler ama ülke için oynadığımız belli etmesinler. Alevi dışında hiç kimse ateist olsa bile güvenilmeyecek... Hal hatır soranlara, ´Allah´ a şükür´ densin. Bizi dinci sansınlar... PKK´ya karşı savaşanlara el altından şu mesajı gönderin, ´sakın ha ölmeyin, bırakın Atatürkçü olsa da sunniler ölsün´ Herkes, çalıştığı yerde irtica var yaygarası koparsın... irtica kokusu olan mektuplar iş adreslerine postalansın... Şeklinde olduğunun, bu yazılar ekinde; 1 sayfa orgeneral Doğu AKTULGA´ ya bağlı olduğu değerlendirilen birimler şeması, 1 sayfa istihbarat birimleri şeması, 1 sayfa Kara Harp Okulu şeması, 1 sayfa Kara Harp Okulu şeması, 1 sayfa 9 Şubat 1996 Saat:20.30´ da Ankara´ da yapılan toplantıya katılım listesi, 1 sayfa Kara Kuvvetleri Komutanlığı Mezhepçi Yapılanma şeması, 1 sayfa K.K Destek Komutanlığı, 1 sayfa Kara Kuvvetleri Komutanlığı Mezhepçi Yapılanma şeması, 1 sayfa Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda Mezhepçi Yapılanma ve DHKP-C ile irtibatlı subaylar şeması, 1 sayfa 1 Mayıs gibi aşın sol örgütlerin aktif yer aldığı olaylara katılan Astsubaylar şeması,...

-Çetin Doğan da mezhebi yapılanmada-

TSK içindeki mezhebi yapılanmada Çetin Doğan´ın önemli rol oynadığı anlaşılıyor. Doğan´ın, Balyoz davasında darbe hazırlığına öncülük yaptığı kanıtlandı. Önce müebbet hapisle cezalandırılan Doğan´ın cezası, darbe teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle 20 yıla indirildi. Doğan, aynı zamanda 28 Şubat davasının da sanığı. Müebbet hapis talebiyle yargılanıyor. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak´ın şu satırları Doğan´la ilgili bilgiler aktarıyor: Darbe virüsü bir girdi mi, çıkmıyor. Çetin Doğan, 27 Mayıs döneminde, Genç Harbiyeliler arasındaydı. Hani, 27 Mayıs öncesinde, okul komutanı Sıtkı Ulay Paşa´yla, Atatürk Bulvarı´nda toplu halde yürüyüp, Zafer Meydanı´ndaki Atatürk heykeline çelenk koyan cesur ve kurtarıcı Harbiyelilerden biriydi. 28 Şubat sürecinde, herkesi fişleyen Batı Çalışma Grubu´nun başkanıydı. AK Parti iktidarının ilk yılında, Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında, Başbakan Abdullah Gül´e karşı ve ona Sen diye hitap ederek konuşma yapan da Çetin Doğan´dı. (Balbay´ın günlükleri) Eğer niyet 28 Şubat´ın intikamını almaksa pişman olursun. Bunun hesabını sorarız demişti. Ağustos 2003´teki YAŞ toplantısında ise, Başbakan Tayyip Erdoğan´a muhtıra ayarında bir konuşma yaptığı basına sızmıştı. Çetin Doğan, şöyle konuşmuştu: TSK´nın etkinliğini kaldırmayı, TSK´yı rencide etmeyi planlıyorsunuz. Türkiye´nin laik yapısının bozulmasına izin vermeyecek güçler birlikte hareket edecektir. Gerekirse, ordu-millet işbirliğiyle sonuç alınacaktır. Ergenekon delilleri arasından çıkan bir belgede de, Çetin Doğan´ın, gizli bir toplantıda, Alevilerin memleketi ele geçirmesi için yapılması gerekenleri sıraladığı görülüyordu: Gerçek laiklik, ancak Alevi toplumunda gerçekleşir. Biz Türkiye´de, İslam dinini tamamen değiştirecek bir Türkiye Aleviliği yaratmak zorundayız. (7)

MEZHEPÇİ YAPILANMA DENİZ KUVVETLERİNDE YOĞUNLAŞIYOR

Mezhebi yapılanmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen Karargah Evleri´nin, Hava Kuvvetleri´nde yapılandığı anlaşılıyor. En azından elimizdeki bilgilere göre diyelim. Ancak mezhebi yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetleri´nde etkin olduğu ileri sürülüyor. Ortaya çıkan bazı bulgular da bu iddiayı güçlendiriyor.

28 Şubat sürecinde Hasan Celal Güzel´in öncülüğünde başlayan ve bizim de o günlerde bir gazete yazısı ile dikkat çektiğimiz TSK içindeki Suriye Baas cuntası tipi mezhepçi yapılanma iddiaları, geçen 15 yıl içinde ortaya çıkan somut delillerle kanıtlanmış bulunuyor. Bu yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı, Ergenekon Poyrazköy ve benzeri davalar sürecinde ortaya çıkan belge ve bilgilerden anlaşılıyor. Bu konuda çok fazla kanıt sayılabilir. Bizim o dönem kaleme aldığımız gazete yazısındaki analizimiz (1) gibi kişisel kanaat ve iddialardan bahsetmiyoruz. Sonraki 15 yıl içinde Ergenekon ve 28 Şubat gibi çok sayıdaki çeşitli soruşturmalarda ele geçirilen belgelerden bahsediyoruz. O bir analiz idi. Eldeki bulgulara göre bir şeklin belirginleştiğinden bahsediyorduk. Ancak sonraki süreçte çok sayıda belge ortaya çıktı ve analizimizi doğruladı.

-Deniz Kuvvetlerinde Alevi yapılanması-

Örneğin 28 Şubat soruşturmasında 11 Nisan 2012´de gözaltına alınıp tutuklananlardan emekli Albay Oğuz Kalelioğlu´nun ikametgahındaki aramalarda çok önemli belgeler ele geçirildi. TSK´da çok kritik görevler yapan ve adı Özel Harp Dairesi´ne (ÖHD) bağlı Toplumsal İlişkiler Başkanlığı (TİB) (Psikolojik Savaş Bölümü) ile birlikte geçen Kalelioğlu´dan ele geçen belgelere göre alevi subaylar özellikle Deniz Kuvvetleri içerisinde geniş şekilde örgütlenmiş ve etkin bir çalışma yürütmüş. BÇG yapılanmasında etkin şekilde görev alan sanık Kalelioğlu´dan ele geçirilen bu bilgilere 28 Şubat iddianamesinin 164-165. ya da 1171-1172. sayfalarından ulaşılabilir.

28 ŞUBAT İDDİANAMESİNDE TSK´DAKİ MEZHEP YAPILANMASI

Sayfa 164: (Şüpheli Oğuz Kalelioğlu´da ele geçirilenler:) ... -TSK´da Alevi Yapılanmayla İlgili Belge, Şüphelinin ikametinde yapılan aramada el konulan 1-76 ile numaralandınlmış bilgisayar çıktısı dokümanda 11/02/2013 tarihli 2 sayfadan oluşan Araştırma Tutanağı (Oğuz KALELİOĞLU) yazılı tutanakta da belirtildiği üzere, “Evet Ben Aleviyim.... Ama” ibaresi ile başladığı, 76. Sayfasında Alevi haklarının ezilmişliğinden bahisle bölücülük faaliyetlerine devam ediyor diye son bulan belgede özetle, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde alevi yapılanmasını anlatan çok sayıda şahıs hakkında bilgiler verildiği, bilgisayar çıktısı doküman olduğu, 5 ile numaralandırılan sayfanın son kısmında ´Alevi olmayan ama baş zanlı olan komutanlar takunyalı tarikatçı diye yıpratılarak daha fazla yükselmesi engellenecek. Yakın Çevrem; irtica ile savaşı biz yaptık, kendimizi riske attık, artık bizi kimse engelleyemez, 2000´li yıllar bizim olacak... Diyen maceracılarla dolu. Önlem alınmazsa, sadece sünniler değil, masum aleviler de zarar görecek. Önlem alınacağı umudu ile arz ederim.. şeklinde yazı olduğu, Dokümanda yer alan konu başlıklarında ise; 6 ile numaralandmlan sayfada; 002 Dedeler Komutanlardan daha tesirli başlığının altında yer alan yazının bir bölümünde, Emniyet Müdürlüğünden komiser yardımcısı H. Ç.de örgütün emniyet ayağını oluşturmaktadır´ ibarelerinin yer aldığı, 003 Ege Ordu komutam Org Çetin DOĞAN ve Doğu SİLAHÇIOĞLU´nun adamı İs.Tekns.Kd.Bçvş. 7 ile numaralandırılan sayfada; 004 Haydarın Marifetleri, 005 Atatürk şeyhliği, dervişliği kaldınp, tekkeleri kapatmıştı. Fakat bugün ordusunda alevi dedeleri ve şifalardan geçilmiyor. Atatürk herhalde bunları görseydi kahrolurdu... 8 ile numaralandırılan sayfada; 006 Torpilli Tayin 9 ile numaralandırılan sayfada 007 Deniz Kuvvetleri Alevilere emanet...

Sayfa 165: 11 ile numaralandırılan sayfada; 008 Dz. Kuvvetlerindeki Alevi Destekli Devrimci Örgütlenme, 12 ile 21 arası numaralandırılan sayfalarda; Aleviliğin Anayasası başlığı altında İsmail METİN tarafından yazıldığı ve Mart 1999 tarihinde Akyüz Yayıncılık tarafından çıkarıldığı anlaşılan kitabın bir bölümünün internet çıktısı olduğu, 22 ile numaralandırılan sayfada; 009 Alevi örgütlenmesinden bir kesit... Buz dağının görünen yüzü, 24 ile numaralandırılan sayfada, 010 Geliboludaki Alevi Örgütlenmesi, 27 ile numaralandırılan sayfada, 011 HadımkÖy Ekibi, 012 H.A. 1964-74 (Tls.Tekns.) Hv.Svn.Ok.Ve Eğit.Mrk.Ds.K İstanbul, 28 ile numaralandırılan sayfada 013 Kınay Sülalesi, 014 Ankara Mubildeskom Ekibi, 29 ile numaralandırılan sayfa içeriğinde; “En yakın görüştüğü diğer örgüt elemanı Ord Tekns Kd Bçvş. M. K. 1981-336 yıllardır Gnkur.Mubildeskom Ankara Blg. Mu. Brl. Mu. İş. Bl. De çalışır. Kürt alevilerindendir ve bulunduğu yerin lideridir... PKK ya destek veren konuşmalar yapar ve bir dönem Safranbolu Cumhuriyet Başsavcılığı yapmış olan bacanağının bu konudaki el altından yapmış olduğu çalışmalarım arkadaşlarına örnek olsun diye anlatır. Evinde bol miktarda silah bulundurur. 16 lık Lema marka tabancası Kıbrısa giden Kur.Albay B.K´ye verilmiştir ve onunla hiyerarşiye sığmayacak şekilde senli benli konuşur´ şeklinde yazıların bulunduğu, 30 ile numaralandırılan sayfada; 015 Mu Tekns KTd Üçvş G.K (1989-1), 016 Tarakçı Albayın Alevi Örgütü 32 ile numaralandırılan sayfada; 020 Yasadışı MLKP Örgütüne üye; 021 Rekabet Liyakat, Eşitlik ve Çalışkanlık=Hırsızlık, koruma ve kollama, 33 ile numaralandırılan sayfada, 022 KKK Mu Ds Birliği Ekibi... 36 ile numaralandırılan sayfada; 023 DHKP-C C-4 Bombalarını bu şahıslardan temin etmektedirler 37 ile numaralandırılan sayfada; 024 Işıklarda Hristiyanlık propagandasına Tümg.A.İ.G.´den destek, 38 ile numaralandırılan sayfada; 025 Haksızlık ve Usulsüzlük Ama; Kadrolaşmak İçin... 39 ile numaralandırılan sayfada; 026 Kaymakçıoğlunun Alevi Örgütlenmedeki Çalışmaları, 027 Ankara Kara Harp Okulu (KHO) başlıklı konu içeriklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. (200. KLASÖR)

-Karargah Evleri´nde adı geçen Denizci subaylar-

Karargah Evleri soruşturmasında bazı denizci subayların da adı geçiyor: Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tuğamiral Cem Gürdeniz ve Albay Serdar Okan Kırçiçek.

Bu isimler aynı zamanda bir başka davada daha geçiyor, Poyrazköy. Yani, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç ve yardımcısı Eşref Uğur Yiğit´e yönelik bir suikast hazırlığı iddiasının da yargılandığı 6 adet davayı bünyesinde barındıran Poyrazköy Cephaneliği davası. Halen devam eden davanın 5 Eylül´de görülen 29. duruşmasına sanıkların talebi ile Metin Ataç tanık sıfatıyla katıldı. Duruşmada ifade veren ve suikast planından haberdar olmadığını belirten Ataç´ın, bir sanığın yönelttiği soruya verdiği cevap salonda şok etkisi yaptı. (8) Davanın sanıklarından olan Tuğamiral Fatih Ilğar, Ataç´a, “Karargah içinde sizden habersiz toplantı olur mu?” sorusunu yöneltti. Karargahta 800 kişi olduğunun altını çizen Ataç, “Normal şartlarda karargah içindeki faaliyetlerden haberdar olurum. İllegal bir şey oluyorsa bilemem bunu tabii. Bilemiyorum ki...” şeklinde konuştu. Ataç´ın bu beyanlarının ardından seyircilerden tepkiler yükseldi. Ataç´ın illegal çalışmalar olabileceğine dair ifadesi davadaki iddiaları güçlendirici nitelik taşıması açısından önemli. Böyle bir durum daha önce de yaşanmıştı. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman´ın benzer nitelikteki ifadeleri Balyoz ve Ergenekon davası kararlarında önemli rol oynamıştı. Poyrazköy davasında Deniz Kuvvetlerinin en üst komutanından gelen ve ihbar mektubundaki iddiaları güçlendiren nitelikteki ifadesi, Özkök ve Yalman etkisi yapacak gibi görünüyor.

-Oramiral Yiğit: Siz beni yıkamadınız ama, ben sizi yıkacağım-

Amirallere suikast soruşturması kapsamında gözaltılar yaşandığında basına yansıyan bir iddia dikkatleri çekmişti. Ataç gibi suikaste uğrayacağı iddia edilen diğer Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit´in iki defa gıda zehirlenmesinden GATA´da tedavi gördüğü, bundan sorumlu gördüğü bir amirale karşı çok sert ifadeler kullandığı ileri sürülmüştü. ´Siz beni yıkamadınız ama, ben sizi yıkacağım. Siz beni deviremediniz, zehirleyemediniz. Ben hala ayaktayım. Siz göreceksiniz´ ifadelerini kullandığı iddia edilen Yiğit´in, Deniz Kuvvetleri içindeki Ergenekon yapılanmasını çözdüğü için hedef olduğu iddia edilmişti. Yiğit´in ağır ifadeler kullandığı amiralin de Ergenekon´un üst düzey yöneticilerinden biri olduğu belirtiliyordu. Yiğit´in, gözaltına alınmak istenirken intihar eden alevi subay Yarbay Ali Tatar´ın cenaze törenine Genelkurmay´ın emriyle katıldığı, cenaze törenine ´kevlar´ cinsi çelik yelek giyerek gittiği basında yazıldı. Yine bağlantılı bir haber olarak da, Merkez Orduevi´nde resepsiyona katılan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Metin Ataç´ın tutuklu teğmenlerin suikast planına ilişkin sorulara ´Yalan değil, yalan değil´ karşılığını verdiği iddiası da var. (9)

Metin Ataç gibi Poyrazköy davasının geçtiğimiz günlerdeki duruşmalarına katılan bir başka isim eski Donanma Komutanı Nusret Güner oldu, ancak farklı amaçla. Sanıklara destek vermek için izleyici olarak gelen Güner, duruşma sonrası bir gazeteye yaptığı geniş açıklamalarda, Deniz Kuvvetleri hedefte diyerek yürütülen soruşturmaları eleştirdi. Güner, kamuoyunun ve hatta muhalefet partilerinin dahi kendilerini ciddiye almadığını belirtti, buna içerlediğini vurguladı. (10)

Deniz Kuvvetleri ya da diğer komutanlıklardaki cunta yapılanmalarıyla ilgili çok şey söylenebilir. Bir çok yetkili iddiaları yalanlıyor. Peşpeşe davalar açılmasına karşın yalanlama çabası sürüyor. Delillerin sahteliği ve soruşturmaların usulsüz yürütüldüğü gibi argümanlara sarılan bu kesimler, bunların doğru olmadığının ispatlanmasına (11) ise gözlerini kapatıyorlar. Yalanlama çabasına devam ediyorlar. Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki İstihbarat Şube zemin karoları altı gibi en gizli bir bölmede çuvallarca belge ihbar üzerine el geçiriliyor. İlk başta şaşıran bu kesimler ilerleyen süreçte buna da bir kulp bulmaya ve örneğin, belgelerin yer darlığından oraya saklandıklarını savunabiliyor. Kimisi ise her zaman yaptıkları gibi, başkalarının oraya sakladığını ileri sürebiliyor. Koskoca deniz kuvvetlerini düşürdükleri durumun farkında değiller. Belgeler sanki saklanacak başka yer kalmamış gibi zemin karolarının altına gömülüyor onlara göre. Üstelik de o çuvallardan nasıl oluyorsa herbiri çok kritik suç içeren belgeler çıkıyor. İşte bu şekilde, kamuoyunun zekasıyla alay eder tarzdaki bu yaklaşım tabi ki kamuoyunda ciddiye alınmıyor. Ancak yetkililer yine de iddiaları yalanlamaya devam ediyor. Oysa belgeler ortada. Ne var ki, adını kızı üzerinden şantaj yaparak olaya karıştıran çetelerin varlığına rağmen Güner, belki kurumunu koruma adına soruşturmaları eleştirebiliyor. TSK içinde oluşan yapılanmalara kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla yıllardır göz yuman bu kesimler, Nusret Güner örneğinde olduğu gibi bir de ciddiye alınmamaktan şikayet edebiliyorlar.

Aslında Güner´in ifadesinde bir gerçeklik payı var. Ergenekon soruşturma sürecine bakıldığında tutuklanan ve davalarda sanık haline gelen Deniz Kuvvetleri mensuplarının sayısal olmasa da oransal olarak ağırlıkta olduğu görülebiliyor. Bu ilginç durum, cunta yapılanmalarının Deniz Kuvvetleri içinde daha fazla yoğunlaştığı anlamına da geliyor. 2010 sonunda Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube´nin zemin karoları altına gizlenen ve cuntanın kozmik arşivi olarak nitelenen çuvallarca belgenin ihbar üzerine savcılarca bulunması olayı da bu noktada akıllara geliyor.

-Deniz Kuvvetleri´nde peşpeşe 7 şüpheli ölüm-

Burada konuyla ilgisi olabilecek ve araştırılmaya muhtaç bir başka konu daha var. Ergenekon soruşturmasının hemen öncesinden başlayarak sonraki iki yıl içinde Deniz Kuvvetleri içinde peşpeşe intihar ya da şüpheli ölüm olayları meydana geldi. 7 üst düzey subay şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Kimine intihar dendi, kimine kaza. Bazı isimlerin Ergenekon soruşturmasıyla bağlantıları ortaya çıktı. Bazı isimlerin ulaştıkları bilgileri deşifre etmemeleri için infaz edildiği, Ergenekon yapılanmasında görev alan bazılarının ise soruşturma sürecinde üstleri tarafından kendilerine sahip çıkılmadığı gerekçesiyle, yani terkedilmiş duygusuyla intihar ettiği ileri sürülüyor. Deniz Kuvvetleri´nde peşpeşe gelen şüpheli ölüm olaylarının, bu komutanlıkta yoğunlaştığı ileri sürülen mezhebi yapılanma ve Ergenekon´la bağlantısı da aydınlatılmaya muhtaç görünüyor.

BİROL ATAKAN - 2 Mayıs 2007: Şüpheli ölümler zincirinin ilk halkası emekli Deniz Albay Birol Atakan oldu. Atakan´ın Ergenekon´la irtibatlı subayların tayin terfi işlerinde etkili olduğu iddia edildi. Trafik kazasında hayatını kaybetti. Atakan, Özden Örnek ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda birlikte çalışmıştı. Atakan´ın, Özden Örnek´e ait olduğu iddia edilen darbe günlüklerinin internete sızmasında ihmali ve kastı olabileceği iddia edildi. Ergenekon soruşturması Atakan´ın ölümünden 1,5 ay sonra başladı. Darbe Günlükleri Ergenekon kapsamında savcılarca dikkate alındı. Günlüklerde adı geçen Kuvvet komutanları ifade verdi.

NURSAL GEDİK - 11 Kasım 2007: Kuzey Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Tabip Yarbay Nursal Gedik´in ölümü resmi kayıtlara intihar olarak geçti. Annesi ölümün intihar olduğuna inanmadığını açıkladı. Biyokimya laboratuarında görevli olan Gedik´in, uyuşturucu ve kadın ticareti konularında çok özel bilgilere ulaştığı, komutanlıkta dönen uyuşturucu bağlantılı ilişkileri tespit ettiği için öldürüldüğü ileri sürüldü.

OLGUN URAL - 26 Mart 2009: Karamürselbey Eğitim Komutanlığı´nda görevli Yüzbaşı Olgun Ural geride bir mektup bırakarak intihar etti. Ural´ın adı 1. Ergenekon davasında deliller bölümünde geçiyor. İddianamede “Alevi, Sıvas Gemerekli. Yüzbaşı Ali Tatar´ın personel alımında görevli olduğu zaman alınmıştı” ifadesi yer alıyor. Ural, 2. Ergenekon iddianamesinin açıklanmasının ardından intihar etti. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların, komutanlıktaki yapılanmayı deşifre eden listeyi ele geçirmesinden sorumlu tutulan kişi olarak gösteriliyor. İddialara göre, intihar etmeden önce Yüzbaşı Olgun Ural´ı bilgi sızdırmakla suçlayanlardan biri Binbaşı Ümit Koca, diğeri Yarbay Ali Tatar´dı.

TANJU ÜNAL - 25 Haziran 2009: Güney Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Hakim Yarbay Tanju Ünal, İzmir karagahtaki makam odasında tabancayla intihar etti. Ünal, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil´i yargılayarak rütbelerini söktüren askeri hakimdi.

BELGÜTAY VARIMLI - 20 Kasım 2009: Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu´nun eski başkanı emekli Albay Belgütay Varımlı´nın evinin balkonundan düşerek öldüğü öne sürüldü. Varımlı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil´in rütbelerinin sökülüp er rütbesine indirilmesine neden olan kişilerden biri olarak biliniyordu. Varımlı´nın Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarını deşifre eden subay olduğu iddia edildi.

ALİ TATAR - 20 Aralık 2009: Deniz Yarbay Ali Tatar, Beylerbeyi´nde kaldığı askeri lojmanda silahıyla intihar etti. Halen görülmekte olan Poyrazköy davası kapsamındaki ´Amirallere Suikast´ suçlamasıyla tutuklandı. Avukatlarının itirazı üzerine 9 gün sonra serbest bırakıldı. Yakınlarının iddialarına göre, tutukluluk sürecinde psikolojik olarak çöktü. Serbest bırakılması sevindirdiyse de kısa süre sonra itiraz üzerine tekrar tutuklama kararı çıkarılması Tatar´ı intihara sürükledi. Tatar, komutanlarının kendisine sahip çıkmadığını düşünüyordu.

-Deniz Kuvvetleri içinde Ata Evleri yapılanması-

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile şu an görevdeki komutan Oramiral Eşref Uğur Yiğit´e suikast hazırlığı yapan subaylar arasında Ali Tatar´ın da adı var. İddianamede Tatar´ın, Ergenekon´la bağlantılı olarak Deniz Kuvvetleri´nde kurulan organizasyonu ´koruduğu´ aktarılıyor. Tatar´ın adının da geçtiği belgelerde, Deniz Kuvvetleri içinde, Hava Kuvvetleri´ndeki Karargah Evleri´nin benzeri olan Ata Evleri yapılanmasına gidildiği iddia ediliyor.

Yarbay Ali Tatar´ın Deniz Kuvvetleri´ndeki Ergenekon yapılanması ile irtibatlı tüm subayları yakından tanıyan isim olduğu iddia ediliyor. Kendisinin Ergenekon´da ´eğitimden sorumlu subay´ olduğu, Deniz Harp Okulu´ndan mezun olan personelin birliklere dağıtımını ve bu yapıyla koordinasyonu sağladığı söyleniyor. Yarbay Tatar´ın Deniz Kuvvetleri içindeki en önemli oluşumlardan biri olan Ata Evleri ve Deniz Yıldızı Projesi´nde yönetici olduğu belirtiliyor.

Ali Tatar´ın bu kapsamda kritik görevlerde olduğu, ancak deşifre olduktan sonra her adımının Ergenekon örgütü tarafından yakından takip edildiği, konuşmaması için her türlü çabanın gösterildiği öne sürülüyor.

Ali Tatar´ın eşi Nilüfer Tatar, cenaze töreninde kamuoyunun pek bilmediği bazı bilgileri açıkladı. Ergenekon kapsamında cezaevine gönderilen Alevi inançlı 29 subay olduğunu söyledi: Alevi subayların üzerine oynuyorlar. 29 subay içeride boş yere yatıyor. Alevi subayları yok etmek istiyorlar.

Bugüne kadar TSK bünyesinde vefat eden Alevi inançlı subay ya da generallerden hiçbirinin cenazesi cemevinden kaldırılmamıştı. İlk defa Ali Tatar´ın cenazesi cemevinden kaldırılarak Alevi vurgusu ön plana çıkarıldı.

Ali Tatar´ın intihara karar vermeden önce bir oramiralle görüştüğü, son gece evinde 56 kişinin katıldığı bir toplantı düzenlediği de ileri sürüldü.

-İzmir´deki çete-

BERK ERDEN - 8 Şubat 2010: Güney Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Kıdemli Kurmay Albay Berk Erden intihar ederek hayatına son verdi. Erden´in intiharından sonra internete yüklenen bir videoda ölümün Ergenekon´la bağlantılı olduğı ima ediliyordu. Kocam öğrenirse Ergenekon ilişkilerini ortaya çıkarmakla tehdit ederim. Hatta sakladığı silahların yerini, İzmit´teki çete arkadaşlarını bile söylerim. ifadesi geçiyordu. Burada, İzmir´deki çete arkadaşlarını söylerim ifadesi de ayrıca dikkat çekici. Bu intihar olayından 2 yıl kadar sonra 2012 Mayıs ayında İzmir´de casusluk çetesine yönelik bir soruşturma başlatıldı. Halen devam ediyor. Daha önce İstanbul´da ortaya çıkarılıp davası görülen çete gibi bu çetenin özellikle Deniz Kuvvetleri içinde cirit attığı ortaya çıktı. Çete derken İzmir´deki çetenin mi yoksa Erden´in Ergenekon ilişkilerinin mi kastedildiği bilinmiyor.

SON SÖZ

İddialardan ve aktardığımız bilgilerden de anlaşıldığı gibi TSK içindeki mezhebi yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor. Hasan Celal Güzel´e 1997´de ulaşan bilgiler, Ergenekon iddianamesine de yansıyan Aksaz Deniz Üssü´nde komutanlar arasında yaşanan mezhep kavgası ile 28 Şubat sanıklarından Oğuz Kalelioğlu´nda ele geçen belgeler bu görüşe dair şimdilik sunduğumuz ana bulgular.. Tabi bir de yukarıda aktardığımız diğer bilgiler ile iddianameler ve eklerinde yer almış olabilecek farkında olmadığımız diğer belge ve bilgiler..

Son söz olarak; bu haberde bir mezhebin hedef alındığı söylenemez. Bu asla söz konusu değildir. Kişilerin istediği dini ve mezhebi seçme ve yaşama özgürlüğü vardır. Kimse kimseye inancını dayatmamalıdır. Birarada pekala barış içinde yaşanabilir. Haberin konusu, 80´li yıllardan beri yasal olmayan şekilde TSK içinde Suriye örneğinde olduğu gibi Baas tipi bir cunta yapılanmasına gidildiği ve bunu yaparken bir mezhebin araç olarak kullanıldığı iddiasıdır.

TSK´daki mezhebi yapılanma konusunun burada vermeye çalıştığımız bir kaç bilgi ile sınırlı tutulamayacağı çok açık. Zaten bu haberimizin çıkış noktasını hatırlarsak, 28 Şubat darbe süreci için 15 yıl önce yapılan bir suç duyurusuna dönemin DGM savcısının verdiği takipsizlik kararı ve bu kararı kaldırmak için günümüzdeki mahkemelerin getirdiği gerekçe idi. Yani TSK içindeki mezhebi yapılanma iddialarının yeterince araştırılmadan takipsizlik kararı verildiği gerekçesi idi.

Bu gerekçe ve takipsizlik kararının kaldırılmasından hareketle yapılanmaya yönelik ayrı bir soruşturma yürütülmekte midir?.. Yoksa bu konu 28 Şubat soruşturması kapsamında mı araştırılmaktadır?.. Ya da Karargah Evleri soruşturması kapsamında mı araştırılmaktadır?.. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(1) Kontrgerilla.com/basindaAH/19980315.asp

(2) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4480

(3) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5204

(4) Aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-14041-26-devir-devir-dogu-perincek.html

(5) Aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-4820-34-sol-28-subatin-neresinde.html

(6) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4602

(7) Sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2010/01/21/cetin_doganin_kimligi

(8) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5556

(9) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1918

(10) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5554

(11) Kontrgerilla.com/yazilar/delil_tartismalari.asp

(10 Eylül 2013, 15:52)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Demirel, mezhepçi cuntayı korudu

Yarbay Yıldar´ın Demirel´e gönderdiği 12 Mart 1998 tarihli mektup

TSK´da gizlenmiş örgütün çekirdeği: Batı Çalışma Grubu

Ergenekon ve Kontrgerilla yapılanmasında alevi bağlantıları

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

Casuslar TSK´da cirit atıyor

Amirallere suikast manşetlerimiz

Poyrazköy manşetlerimiz

İhbar: Ergenekon şüphelisi subaylar diğerlerine terör estiriyor

Oramiral Yiğit: Beni yıkamadınız

Deniz Kuvvetlerinde şüpheli intihar olayları ve Ergenekon şüphesi

Bir komutan şoku daha

İstifacı komutan: Bizi takan yok

Gölcük Donanma´da ele geçen belgeler manşetlerimiz

Ergenekon, balyoz ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2053    yazdır/print


 

Savcı ölüm listesinin peşinde

90´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler ve Susurluk kazasıyla ilgili soruşturmayı yürüten Savcı Mustafa Bilgili, Kürt işadamlarının ölüm listesinin peşine düştü. O dönemde etkin siyasette olan Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Mehmet Ağar gibi siyasilerle ilgili bilgiler, Ergenekon Mahkemesindeki ve Gölcük´te yapılan aramalarda elde edilen birçok belge, siyasetçiler, mafya ve emniyet ilişkisine dair belgeler ve basına yansıyan iddialar da soruşturma dosyasına eklendi.

13.03.2013 11:02 90´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler ve Susurluk kazasıyla ilgili soruşturmayı yürüten Ankara TMK. 10. maddesiyle yetkili savcı Mustafa Bilgili´nin Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi´nde faili meçhul cinayetler ile ilgili araştırma yapması için görevlendirilen özel ekiple Emniyet´te üç kez toplantı yaptığı ortaya çıktı. Polis ekiplerinin 90´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili hazırladığı raporlarla ilgili bilgi alan savcı Bilgili, ekibin hazırladığı bu raporu yetersiz bularak genişletilmesini istedi. 2011 yılında Ankara´da bürosunun önünden alınarak infaz edilen Avukat Yusuf Ekinci´nin ailesinin başvurusu üzerine yeniden açılan soruşturmada, savcı Bilgili, tüm cinayetlerin ortak noktalarının tespit edilmesini, o dönemde medyada yer alan haberlerin derlenmesini, Kürt iş adamlarına yönelik ölüm listesinin bulunup bulunmadığı konuları öncelikli olmak üzere, dönemin tüm detaylarının araştırılmasını istedi.

Çiller, Yılmaz, Ağar dosyada

28 Şubat´la ilgili evraklardaki 90´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili bilgiler, fişleme tutanaklarındaki iddialar, o dönemde etkin siyasette olan Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Mehmet Ağar gibi siyasilerle ilgili bilgiler de faili meçhullerle ilgili soruşturma dosyasında dâhil edildi. Ergenekon Mahkemesi ve Gölcük´te yapılan aramalarda elde edilen birçok belge de İstanbul´dan Ankara´ya gönderildi. Soruşturma dosyasına eklenen deliller arasında siyasetçiler, mafya ve emniyet ilişkisine dair belgeler ve basına yansıyan iddialar da eklendi. Son.tv isimli internet sitesinde yazan eski MİT´çi Mehmet Eymür´ün köşe yazıları, Mesut Yılmaz ile ilgili iddiaları da dosyaya konuldu. Eymür´ün son.tv´de “ibret belgesi” başlıklı yazısında “uyuşturucu kaçakçısı ve mafya” olarak tanımladığı Yavuz Yaşar Yamak´ın Mesut Yılmaz ile ilişkisini anlattığı “En önde şeref misafirleri için ayrılmış bölümde tanıdık, meşhur bir sima var. Çetelerle müthiş bir mücadeleye girdiğini söyleyen, ancak yeraltı dünyası ile ilişkileri, usulsüz inşaat ve banka ihaleleri ile dosyası kabarık olan Mesut Yılmaz...” iddialarının araştırılacağı öğrenildi. Bu iddialarla ilgili söz konusu sitede yayınlanan videonun da savcılık tarafından talep edileceği belirtildi.

Somut delil değil, somut olay

Savcılık, geçen yıl kasım ayında soruşturma kapsamında tutuklanan özel harekâtçılar İbrahim Şahin, Ahmet Demirel, Ayhan Akça, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Ayhan Özkan´ın nöbetçi mahkeme tarafından “somut delil yok” denilerek serbest kalmasının ardından soruşturmayı derinleştirildi. Emniyetle yapılan çalışmalarda, o dönem yaşananlar ve gelişmeler bir bir incelendi. Savcılık, “Kumarhaneler Kralı” olarak bilinen Ömer Lütfi Topal cinayetinin ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü´nce gözaltına alınan, daha sonra İbrahim Şahin, Mehmet Ağar ve Sedat Bucak´ın müdahalesi sonucu eski Özel Harekâtçılar Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy ve Oğuz Yorulmaz´ın Ankara´ya getirildikten sonra serbest bırakılmasını “somut olay” olarak değerlendirdi. Cinayet gerekçesiyle gözaltına alınan şahısların serbest bırakılmasının “somut delil” olarak görülmese de “somut olay” olduğu savcılık tespitlerine yansıtıldı.

MİT´in zabıtları savcılıkta

Öte yandan, daha önce faili meçhullerle ilgili 1 ve 2. MİT raporunun dışında savcılıklara belge göndermeyen MİT, ilk kez Susurluk döneminde MİT tarafından derlenen bilgileri, o dönemde bizzat MİT´e yapılan sorgulamalar ve alınan ifadeleri, Tarık Ümit´in beyanları ve istihbarat notlarını, çalışma alanlarını içeren birçok belgeyi savcılığa gönderdi. Bu belgeler arasında Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin birçok bilgi olduğu öğrenildi. Dosyaya yeni giren belgeler ışığında soruşturmanın mart sonunda hızlandırılacağı, sene sonuna kadar da tamamlanacağı öğrenildi.

“Haraç alınan işadamlarından hesap soracağız” demişti

Tansu Çiller, 4 Kasım 1993 tarihinde Başbakan iken yaptığı açıklamada, “PKK´nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, onlardan hesap soracağız” demişti. İddialara göre, Çiller´in bu açıklamasından sonra Kürt işadamlarına yönelik suikastlar başlamıştı. Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın, 1990´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerden Milli Güvenlik Kurulu ve devletin bilgisinin olduğunu söylemişti. Çarkın, bu kapsamda öldürülenler arasında 4 kişinin ismini vermişti: Yusuf Ekinci, Namık Erdoğan, Faik Candan ve Mecit Baskın.

Çiller suçlamaları reddetti

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu´nun 7 Kasım 2012 tarihinde 28 Şubat müdahalesiyle ilgili olarak İstanbul´daki yalısında dinlediği eski Başbakan Tansu Çiller´in, 1993 yılında Kürt işadamlarının listesini açıklaması konusunda, “Bu süreç benimle alakalı değildi. 1993 öncesi vardı, sonra da devam etti. Benim o listeyi okumamın sebebi, bunlara ´Arkanızda devlet olarak ben varım. Kimse size baskı yapamaz. Baskı, tehditle haraç toplayamaz´ mesajı vermekti. Hedef göstermek için değil, devletin arkalarında olduğunu hissettirmek, ´korkmayın´ demek için o listeyi açıkladım. Çünkü bize gelen bilgilere göre PKK bunlardan haraç toplamaktaydı” dediği öğrenildi. Çiller´in, “Haraç alınan dediğiniz insanlar tek tek öldürüldü. Siz hesap sormak için ne yaptınız?” sorusuna ise, “Ben anayım. Beni nasıl bununla itham edip, bağlantılı olarak düşünebilirsiniz?” dediği belirtilmişti. (Taraf)

BAŞBAKAN ÇİLLER: ELİMİZDE LİSTE VAR, 60 İSİM BULUNUYOR

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller başbakanlık koltuğuna oturduktan birkaç ay sonra gazetecilere şu meşhur açıklamayı yapmıştı. Tarih 4 Kasım 1993: Elimizde PKK´ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK´yla olduğu gibi, PKK´ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir.

Çiller´in bu açıklamayı yapmasından iki ay sonra Kürt işadamı, avukat, bürokrat ve siyasetçileri hedef alan cinayetler dizisi başladı. 14 Ocak 1994´te Behçet Cantürk ile başlayıp 25 Şubat´ta avukat Yusuf Ziya Ekinci ile devam eden cinayet dizisinde Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan, avukat Medet Serhat, DEP´li avukat Faik Candan, Fevzi Arslan, Şahin Arslan ve Ankara´nın Altındağ ilçesinin Yüksekovalı Nüfus Müdürü Mecit Baskın karanlık cinayetlere kurban gittiler. Cinayetlerin yanı sıra Aralık 1994´te Özgür Ülke gazetesinin İstanbul´daki binaları bombalandı, saldırılar sırasında gazeteden Ersin Yıldız hayatını kaybetti.

O dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Kocaeli Jandarma Alay Komutanı ise şimdi Ergenekon davasının tutuklu sanığı olan Tuğgeneral Veli Küçük idi. Peşpeşe öldürülen Kürt iş adamları şunlardı:

Behçet Cantürk: Şoförü Recep Kuzu´yla birlikte cesedi 15 Ocak 1994´te Sapanca yakınlarında bulundu. Cantürk´ün, öldürülecek 67 Kürt işadamı listesinin ilk sırasında yer aldığı belirtildi.

Fevzi Aslan & Şahin Aslan: 28 Mart 1994´te Şehremini´de bir kafeden polis olduklarını söyleyen 4 kişi tarafından alındılar. Ertesi gün cesetleri Hendek´te bulundu.

Savaş Buldan & Hacı Karay: 3 Haziran 1994´te Yeşilköy Çınar Oteli´nden çıkarken ´polis´ yazan yelekli silahlı kişilerce alıkonulduktan iki gün sonra Melen Çayı kenarında öldürülmüş halde bulundular.

Medet Serhat: Behçet Cantürk´ün avukatlığını da yaptı. 12 Kasım 1994´te Bostancı´daki evinin yakınlarında otomobili kurşunlanarak öldürülmüştü.

AYHAN ÇARKIN ŞOK BİLGİLER VERDİ

Susurluk dönemindeki Kürt işadamlarının öldürülmesi ve diğer bazı faili meçhul cinayetlerle ilgili somut deliller, eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine ortaya çıktı. Susurluk döneminde özel Harekat ekibinde yer alıp sık sık operasyonlara katılan ve adı sık sık basına da yansıyan polis Ayhan Çarkın, Ergenekon soruşturması sürecinde somut gelişmeler yaşanması üzerine uzun süredir çektiği vicdan azabından kurtulabilmek amacıyla kendi isteğiyle önce TV´de sonra savcılıkta itiraflarda bulundu. Şok iddialarda bulunan Çarkın, somut kişi ve yer isimleri verdi. Çarkın´ın itiraflarında o olaylara katılmayanların bilemeyeceği ayrıntıların yer alması ve bilgilerin olay yeri inceleme raporlarıyla örtüşmesi üzerine çok sayıda özel harekat polisi gözaltına alındı.

´Cantürk´ü Sakarya vurdu, altın çakmağını Eken´e verdik´

Çarkın´ın verdiği somut bilgilerden birisi Kürt işadamı Behçet Cantürk´ün 1994´te öldürülmesiyle ilgiliydi. Çarkın şunları söylüyordu: “Behçet Cantürk´ü alan ekibin içinde ben de vardım. Cantürk´ün üzerinde Lady marka toplu silahların küçüğü olan bir silah çıkmıştı. Hatta arabasında Dupont marka altın bir çakmak vardı. Bu çakmağı Oğuz Yorulmaz, Korkut Eken´e verdi. Behçet Cantürk´ü vuran Ahmet Sakarya´dır.”

´Eymür ve Avcı bu işlerin tam ortasında´

Konuyla ilgili detayları 16 yıl önce kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal cinayetinden gözaltında alındığında da anlattığını ve ifadesinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube´de kameraya kaydedildiğini belirten Çarkın, ifadesinde şu iddialarda da bulundu:

“Mehmet Eymür´ün ifadelerini cezaevinde okudum. Eymür, kendini kurtarmak amaçlı kıyıdan, köşeden konuşmaktadır. Bu olay ilk başladığında Mehmet Eymür, İbrahim Şahin, Emin Aslan, Abdullah Çatlı, Özer Çiller, Korkut Eken, Mehmet Ağar, Duran Fırat, Özel Harp Dairesi´nden (ÖHD) gelen ve MİT´te çalışan subaylar, Hanefi Avcı ve özel harekât polisleri hep birlikte hareket ediyorlardı. Ancak daha sonra aralarında, benim tahminime göre rant paylaşımı kaynaklı sorunlardan, ayrışma meydana geldi. Bu ayrışmadan sonra da tamamen menfaat kaynaklı cinayetler işlendi. Bu işin tam ortasında Mehmet Eymür ve Hanefi Avcı vardır. Özellikle Hanefi Avcı bu işlerin genel koordinatörüdür.”

ŞOK İDDİA: YARGISIZ İNFAZLARIN KARARI MGK´DA ALINMIŞ!

Çarkın, uyuşturucu ticareti yoluyla veya başka şekilde terör örgütü PKK´ya yardım ettikleri iddia edilen kişilerin, dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından açıklanan “ölüm listesi”ne göre infaz edildiklerini iddia etti. Çarkın, bu listede yer alan ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı belirtilen Savaş Buldan ve Behçet Cantürk gibi isimlerin ekipler tarafından alınarak öldürüldüğünü ileri sürdü. Çarkın, isimlerinin ölüm listesinden silinmesini isteyen Kürt işadamlarının Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin´e çantalar dolusu paralar verdiğini de söyledi.

Çarkın, ifadelerinde şok bir iddiaya da yer verdi. İlerleyen süreçte öne çıkacak bu ayrıntıya göre, Kürt işadamlarının isimlerinin de yer aldığı ölüm listesi, diğer bir deyişle yargısız infazlar, diğer deyişle de cinayetler, Milli Güvenlik Kurulu´nda yani devletin en üst seviyesinde alınan bir kararla gerçekleştirilmişti. PKK tehlikesini önleyebilmek için devlet yargısız şekilde infaz kararları almıştı.

Çarkın´ın dile getirdiği iddia, ilerleyen günlerde ortaya çıkan belge ve bilgilerle giderek güçlendi. Cinayetleri işleyen derin yapının içinde istihbaratçılar, askerler ve emniyet içerisindeki şahısların bulunduğunu söyleyen Çarkın, infazların Milli Güvenlik Kurulu (MGK) emriyle yapılmış olabileceğini şu sözlerle iddia etti: “Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve Veli Küçük, bu yapı içerisinde önemli roller üstlenmişti. MGK kararları doğrultusunda terörle etkin mücadele edilmesi yönünde birtakım uygulamalar yapıldığını duyuyordum. Hatta yakın ilişkim olan Abdullah Çatlı, MGK kararı doğrultusunda kendisine görev verildiğini söylerdi bana.”

Bu ifadeler üzerine savcılık, Milli Güvenlik Kurulu´ndan bilgi istedi. Çarkın´ın MGK iddiasını doğrulayan bir bilgi soruşturmada şüpheli olarak yer alan eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar´dan çıktı. Savcılıkça sürdürülen soruşturmadaki suç olaylarını “1000 operasyon” olarak değerlendiren Ağar´ın “bunların kararlarının da MGK´dan alındığını” kamuoyuna defalarca açıkladığı da biliniyor.

ESKİ İÇİŞLERİ BAKANI ÖLÜM LİSTESİNİ DOĞRULADI

İddialar üzerine basına açıklama yapan dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, ölüm listesinin varlığını ve MGK bağlantısını şu sözlerle doğruladı: “Bakanlığım döneminde, PKK´ya yardım eden bazı işadamları ve devlete sızan PKK´lıları gösteren bir liste, istihbarat birimlerinden bize gelmişti. Bu listeyi MGK´ya sunmuş olabilirim. Hafızamı zorluyorum, vermiş olma ihtimali yüksek çıkıyor. Ancak çok zaman geçtiği için kesin konuşamıyorum. Listedeki isimleri ise hatırlamıyorum. Dönemin Özel Kalem Müdürü Ertuğrul Öztürk´ü arayıp sordum. ´Gizlilik dereceli belgeleri o dönemde yok ediyorduk´ yanıtı verdi. Bu nedenle listenin bir nüshası elimde yok.”

LİDERLER ZİRVESİNDE ÖLÜM LİSTESİ TARTIŞMASI

Tartışmalar üzerine, ölüm listesinin ve MGK bağlantısının 1996 yılında gerçekleşen liderler zirvesinde de tartışıldığı ortaya çıktı. Susurluk kazasının ardından 22 Aralık 1996 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in çağrısı üzerine Çankaya Köşkü´nde, dönemin Meclis´te bulunan siyasî aktörleri Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı DYP lideri Tansu Çiller, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, CHP lideri Deniz Baykal, DSP lideri Bülent Ecevit ve BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu´nun katıldığı bir liderler zirvesi düzenlendi. Ankara Cumhuriyet savcılığının dosyasında bulunan tutanaklarda Mesut Yılmaz´ın sözleri özellikle dikkat çekiyor: “Bir iddia var. MGK´da PKK´nın lojistik desteğinin kesilmesi konusunda bir karar alınmış. Karara dayalı olarak da devlet içinde birtakım odaklar yargısız infazlara girişmiştir. Çiller´in dediği gibi münferit olay söz konusu değildir. İki sene içerisinde 50 tane bireysel olay söz konusudur. Bu yargısız yetki kullanıldıysa kimin izniyle kullanılmıştır?”

Bu tutanakların delil olarak kullanılabileceği belirtilirken, savcının çevresine şu değerlendirmeyi yaptığı öğrenildi: “Susurluk´ta ortaya çıkan çete ve karıştıkları olaylarla ilgili dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı ve muhalefet her şeyden haberdarmış.”

ERGENEKON İDDİANAMESİ: VELİ KÜÇÜK SUSURLUK´UN TAM MERKEZİNDE

Kürt işadamlarına yönelik seri cinayetler döneminde Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Kocaeli Jandarma Alay Komutanı ise şimdi Ergenekon davasının tutuklu sanığı olan Tuğgeneral Veli Küçük idi. Birinci Ergenekon davasının iddianamesinde savcılık, Ergenekon´un Susurluk´un devamı olduğunu iddia ederek şu ifadelere yer veriyor: “Susurluk´ta meydana gelen bir trafik kazasıyla ülkemizdeki Ergenekon adlı kanlı örgütün kapıları kısmen de olsa aralanmıştır. Fakat örgütün o dönemdeki etkinliği ve gücü nedeniyle yeterince derinleştirilememiş, sadece buz dağının görünen yüzü aydınlatılmış ve örgüt amaçlan doğrultusunda karanlık eylemlerine devam etmiştir. Veli Küçük´ün adı birçok yerde geçmesine rağmen hakkında herhangi bir işlem yapılamamıştır. Küçük görevde olduğu dönemlerde birçok çıkar amaçlı suç örgütü ile ilişkiler kurmuş ve bu ilişkilerini emekli olduktan sonra da devam ettirmiştir. Küçük´ün Susurluk olayının tam merkezinde olduğu fakat örgütün o dönemdeki gücü ve etkinliği nedeniyle hakkında herhangi bir işlem yapılamadığı kanaatine varılmıştır. Bu ilişkiler kendisine sorulduğunda ise yeterli ve açıklayıcı beyanlarda bulunamamıştır.”

GİZLİ TANIK: HEPSİ BİZİM TEŞKİLATIN İŞİYDİ

İkinci Ergenekon davasının ek delil klasörlerinde yer alan bir gizli tanık ifadesi de, ölüm üçgeni cinayetleriyle ilgili önemli gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Gizli tanık, ifadesinde Tolga Atalay´ın Peker tarafından öldürülmeden önce kendisini telefonla arayarak, “Sedat Peker, Veli Küçük´le beraber hareket edip, bizi kullanarak çok işler yaptı. Sapanca Kavşağı´na atılan cesetlerin tamamı bizim teşkilatın işiydi” dediğini iddia ediyordu.

Sapanca Savcılığı da soruşturma yürütüyor

1993-1996 arasında işlenen çok sayıda faili meçhul cinayet nedeniyle ´ölüm üçgeni´ olarak da anılan Sapanca´da Kürt işadamlarının öldürülmesiyle ilgili Sapanca Cumhuriyet savcılığı tarafından 2012´de bir soruşturma başlatıldı. Kürt işadamları, Adapazarı-Hendek-Sapanca üçgeni olarak adlandırılan bölgede öldürülmüştü. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(13 Mart 2013, 11:02)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Çarkın´ın itirafları: MGK üyelerine sorgu hazırlığı

Demirel ve 34 kişiye suç duyurusu: Susurluk infazları

Liderlerin MGK´da cinayet atışması

Yeşil´den Köşk ve MGK´ya telefonlar

Behçet Cantürk dosyası açıldı

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Ölüm Üçgeni dosyası yeniden açıldı

İddianamede Sapanca Üçgeni

Mehmet Ağar´ın Susurluk´tan yargılandığı dava manşetlerimiz

Mehmet Eymür gözaltına alındı

Eymür serbest bırakıldı

Eymür´ün ifadesi dışarı sızdı

Eymür yeni soruşturmaları başlatacak

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Susurluk dosyası Ergenekon davasında

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3553    yazdır/print


 

Ergenekon´da 215. duruşma

Ergenekon davasına tanıkların dinlenmesi ile devam ediliyor. Duruşmada eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür tanık olarak ifade veriyor.

06.08.2012 12:25 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 65´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 215´inci duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 45 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 20 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, bu davada tutuksuz yargılanan ´Odatv´ davasının tutuklu sanığı Prof. Dr. Yalçın Küçük ile 3 tutuksuz sanık da hazır bulundu.

TANIK MEHMET EYMÜR´ÜN İFADESİ

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tanık olarak çağırdıkları eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür´ün hazır olduğunu açıkladı. Duruşma salonunda tanık kürsüsüne alınan Eymür ile sanıklar arasına, güvenlik tedbiri nedeniyle 4 jandarma erinin yerleştirilmiş olması dikkat çekti.

Dava kapsamında ifadesine başvurulan Mehmet Eymür, babasının da MİT mensubu olarak çalışması nedeniyle çocukluk yıllarında dahi MİT lojmanlarında büyüdüğünü söyledi. 1966 yılında kendisinin de MİT´te meslek hayatına başladığını anlatan Eymür, mesleğimin son yıllarında terörle mücadele konusunda görev aldığını vurguladı.

Mahkeme Başkan Özese, dava sanıklarından bazılarının ismini saydıktan sonra Bu kişiler ve diğer sanıklar, iddia olunan Ergenekon terör örgütü yöneticisi veya üyesi olmakla suçlanıyorlar. Bildiklerinizi anlatır mısınız? dedi.

Mesleğindeki uzun yılları nedeniyle birçok konuda bilgi sahibi olduğunu ve bu bilgilerini de kendisine ait internet sitesinde paylaştığını belirten Eymür, O kadar çok şey biliyorum ki ve o kadar çok olayın içinde yer aldım ki bildiklerimi anlatmamdan ziyade spesifik olarak soracağınız sorulara cevap vermem daha doğru olur. dedi.

Başkan Özese´nin, Ergenekon konusunda bildiklerinizi anlatın ikazı üzerine, Eymür, ´Ergenekon´la ilgili çok şey bilmiyorum. Bu yapılanmaya ilişkin soruşturma, ben Amerika´dayken başladı. Bilgilerim genelde kulaktan dolma, duyuma dayalıdır´ ifadesini kullandı.

Eymür, davanın sanıklarından Doğu Perinçek ve birçok sanık ile uzun zamandır sorunları olduğunu anlatarak, şunları söyledi: ´Bizi sürekli ifşa ettiler. Terör örgütünün hedefi haline getirdiler. Hala da devam ediyorlar. Yakın zamanda mahkemenizde Alaattin Çakıcı´nın da tanıklığına başvuruldu. Çakıcı´nın anlattıkları bazı basın yayın organlarında yer aldı. Bunların hepsi asılsız, yıpratmak amaçlı yapılan şeyler. Bu iddiaların komik olduğu, yapılan soruşturmalar neticesinde ortaya kondu. İddiaları soruşturan cumhuriyet savcılığı, kovuşturmaya yer olmadığı kararını verdi.´

Mahkeme başkanı Özese, sanıklar arasında tanıdıklarının olup olmadığı sorması üzerine Eymür, ´Veli Paşa´yı tanıyorum. Mardin´de birlikte çalıştık. Ben bölge müdürüydüm. O da Mardin tabur komutanıydı. Güler Kömürcü Amerika´da komşumdu. Tuncay Özkan´ı da tanırım´ dedi.

Daha sonra mahkeme heyeti başkanı Hasan Hüseyin Özese, soruşturma aşamasında verdiği ifadesini okuyarak Eymür´e eklemek ya da değiştirmek istediği bir şey olup olmadığını sordu. Savcıya kendi ayağıyla gittiğinin söylendiğini belirten Eymür, ´Çok önemli olmamakla birlikte, ben kendi ayağımla giderek ifade vermedim. Savcılığa, çağrılmam üzerine gittim´ dedi.

Cumhuriyet savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in, ´Ergenekon´ yapılanmasını ilk ne zaman duyduğunu sorması üzerine Eymür, kural dışı güçler olduğunu bildiğini belirterek, ´Nato örgütlenmesinin isminin Ergenekon olup olmadığını bilmiyorum´ diye konuştu. Eymür, ´Ergenekon´ adını ilk defa ABD´de bulunduğu sırada, 2000 yılından sonra duyduğunu, yöneticilerinin arasında eski bir MİT mensubunun olduğunu öğrendiğini ifade etti.

Savcı Pekgüzel´in ilk kez 1997 yılında bazı yazarlar tarafından gündeme getirilen ´Ergenekon´ örgütüne ilişkin MİT´te herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığını sorması üzerine Eymür, şunları kaydetti: ´Genel olarak Susurluk raporunda ismi geçmese bile buna yönelik, siyasi yapılanmaya doğru gidildiği ve ağır silahların kullanıldığı bir çeteleşmeden bahsedildi. Daha sonra bu raporun doğru olduğu da ortaya çıktı. Yapılanmanın ismi ne olursa olsun devletin içinde illegal bir yapılanmaydı. Devletin içindeki kontrolsüz yapıların milli gayelerle kurulsa bile zamanla devletin aleyhine döneceğini düşünüyorum.´

Savcı Pekgüzel´in yorum yapmaması konusunda uyararak soruyu tekrarlaması üzerine Eymür, dönemin başbakanı Necmettin Erbakan´a bir rapor sunulduğunu belirterek, ´Abuk sabuk bir rapor yazıldı. Toplanan bilgiler alt alta konuldu. Hatta Fethullah Gülen´den bahsediliyor, hiç alakası olmadığı halde. Bu işin başında Mithat Alpay vardı. Doğru dürüst bir çalışma yapılmadı. Benim yazdığım raporlar da ortadan kaybedildi´ dedi.

´Ergenekon´ kitapçığı ve şemasının hazırlanmasında görev alıp almadığı sorulan Eymür, o dönem MİT´te görevi bulunmadığını, şemalardan haberi olmadığını, basından takip ettiğini söyledi.

Danıştay saldırısı sonrasında Yeditepe Hukuk Bürosu´nda ele geçirilen ´Ergenekon´ belgesinin ´atin.org´ sitesinden 2 Eylül 2002 tarihinde çıktı olarak alındığını belirten savcı Pekgüzel´in, yazının kendisine ait olup olmadığını sorduğu Eymür, yazıyı inceleyerek kendisine ait olduğunu söyledi.

Savcı Pekgüzel´in, ´Ergenekon´ belgesinin Doğu Perinçek tarafından yazıldığı ve Perinçek´in yeniden yapılanma içinde görev aldığına ilişkin bilgilere nasıl ulaştığı yönündeki sorusunu Eymür, şu şekilde yanıtladı: ´30 yıldan fazla istihbaratta çalıştım. Geniş bir tanıdık muhitim var. Bir çok bilgi bana gelir. Ben kafama göre süzerim. Yazılarımda abartma yoktur. Doğu Perinçek´i 70´li yıllardan beri tanıyorum. Bu tip faaliyetler içerisinde olduğunu biliyorum. Bunu yapabilecek kapasitede olduğunu düşünüyorum. Senelerin verdiği birikime dayanarak yazdım.´

Duruşmaya, öğle arası verildi. ( AA)

Ergenekon davasında tanık olarak ifadesine başvurulan eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür, öldürülen MİT mensubu Hiram Abbas´ı hedef gösterenlerin Aydınlık grubunu olduğunu söyledi. Hiram Abbas´ın ölümünden dolayı da Aydınlık Grubu´nu suçladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon davasında tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan Mehmet Eymür, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in ardından dava sanıklarının sorularını cevapladı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Mehmet Eymür´ün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin´e verdiği bilgi notunu okuyarak sorular yöneltti. Savcı Pekgüzel bu notta yer alan Sedat Peker´in Veli Küçük´e bir araba hediye ettiği ve bu arabanın Küçük´ün kızı tarafından kullanıldığı bilgisini nereden aldığını sordu. Eymür ise böyle bir bilgisi olmadığını söyledi.

Aynı bilgi notunda JİTEM´in Veli Küçük tarafından kurulduğunun anlatıldığını, davanın sanıklarından Arif Doğan´ın da JİTEM´i kendisinin kurduğunu söylediğini hatırlatan savcı Pekgüzel, Eymür´e bu konudaki bilgilerinin neye dayandığını sordu. Eymür de, Kendisi anlatırdı. Yakın bir dostluğumuz vardı. Mardin´de görev yaptığımız sırada yakınlaşmıştık. Böyle küçük yerlerde herkesle ahbaplık kurulmuyor. dedi.

Veli Küçük´ün Doğu Perinçek ile yakınlığını garipsediğini ve bunu kendisine de söylediğini belirten Eymür, bilgi notunda Küçük´ün Irak´taki dinci gruplarla bağlantısı olan Yusuf Ziya Arpacık ile ilişkisinden bahsettiğinin hatırlatılması üzerine de Veli Küçük bana Kerkük üzerinde çalışmalar yaptığını, Dışişleri ve MİT´ten bu nedenle ikaz aldığını söyledi. Başımıza çuval geçirme olayları bu tip faaliyetlerden kaynaklanıyor belki. diye konuştu.

Davanın sanıklarından Semih Tufan Gülaltay´ın Eymür ile ilgili söyledikleri beyanları okunduktan sonra Eymür, Ben kendisiyle görüştüğümü hiç hatırlamıyorum. Onunla görüşerek 4-5 saat harcayacak vaktim yoktu. Abuk, sabuk bir adam. PKK konusunda kendisinden yardım istediğimizi söylemiş. Öyle bir kapasitesi olsa isterdik. Tahsilat işlerine bakan bir adam. Ben bunların doğru olmadığını düşünüyorum. Kendini önemli bir şahıs gibi göstermek istiyor. diye cevap verdi.

Savcı Pekgüzel´in bazı sorularını Hatırlamıyorum, diyerek cevaplamayan Eymür, Benim kompütür doldu artık. Hafızam eskisi gibi değil. ifadesini kullandı.

Kamuoyunda Yeşil olarak bilinen Mahmut Yıldırım´ı operasyonlarda kullanıp kullanmadığı sorulan Eymür, Kullandık. Kişi olarak sadece ben değil. Bir takım hiyerarşik yapılar içinde kullanıldı. Biz bu işlemleri yaparken aranan veya sabıkası olan bir kişi değildi. diye konuştu.

Doğu Perinçek´in Ziverbey Köşkü´nde işkence edilenlere Burası kontrterör. Anayasa, babayasa yoktur. deyip demediğinin sorulması üzerine Eymür, Bu sözü rahmetli Memduh Ünlütürk söylerdi. Siz gerilla olduğunuzu iddia ediyorsunuz biz de kontrgerillayız anlamında söylüyordu. Bunda acayip bir şey yok. Memduh Paşa insancıl, iyi bir paşaydı. Memleketini seven biriydi, zaten fazla yaşamadı. diye konuştu. Perinçek´in 34 gün boyunca Ziverbey Köşkü´nde kaldığını ve bu sözü her gün duyduğunu belirtmesi üzerine Eymür, 135 sayfalık ifadeyi bu yüzden mi verdiniz? diye sordu. Kendi ifadesinin tertemiz olduğunu iddia eden Perinçek ile Eymür arasında bu konuda yaşanan kısa tartışma başkan Özese´nin müdahalesiyle sona erdi.

Perinçek´in, MİT tarafından kendisine görev verilmediği halde İşçi Partisi´ni neden izlediğini sorması üzerine Eymür, 78´de bizi sayfa sayfa deşifre ettiniz. Bu hainliği neden yaptınız?. Biz bir arkadışımızı şehit verdik. Hiram Abbas´ın arabası ile kendisinin resmini bastınız. Adresini verdiniz. Siz deşifre ettiniz. dedi. Doğu Perinçek´in savcılık ifadesinde kendisiyle ilgili bazı bilgileri yanlış verdiğini bildirmesi üzerine Eymür, bunların sehven yazıldığını kaydetti. ( Cihan)

´Ergenekon´ davasında tanık olarak dinlenilen eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, ´Amerika´nın Türkiye´de çok etkin olduğu bir gerçek. Ben üst düzey bir MİT yöneticisi olarak bile Genelkurmay´a randevu ile gidebilen biriyim. Ancak Amerikalı meslektaşlarımın Genelkurmay´da istedikleri gibi dolaştıklarını biliyorum´ dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada, tanık olarak dinlenilen eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, ´Türkiye´de birçok ülke, hatta müttefik dediğimiz birçok ülke istedikleri şekilde at koşturuyorlar. Basını ve kamuoyunu yönlendiriyorlar. Biz de üzüntü içinde olanları takip ediyoruz´ dedi.

Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Özese´nin, söz konusu ülkeleri sorduğu Eymür, bu ülkelerin Amerika ve Almanya olduğunu söyledi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in sorusu üzerine Eymür, ´Amerika´nın Türkiye´de çok etkin olduğu bir gerçek. Ben üst düzey bir MİT yöneticisi olarak bile Genelkurmay´a randevu ile gidebilen biriyim. Ancak Amerikalı meslektaşlarımın Genelkurmay´da istedikleri gibi dolaştıklarını biliyorum´ cevabını verdi.

-İnternet siteleri

Savcı Pekgüzel´in, ´gercekergenekon.4t´ isimli internet sitesinde yayınlanan ve dava konusu Ergenekon örgütü yapılanmasıyla alakalı yazıları okuyarak sorduğu sorulara Eymür, sitenin iddia edildiğinin aksine kendisine ait olmadığını söyledi.

Savcı Pekgüzel´in, Eymür´e ait olduğu söylenen bazı internet sitelerinde çıkan bazı yazılarla ilgili sorular sorması üzerine Eymür, şunları kaydetti:

´Bana ait olduğu iddia edilen birçok site vardı. Ben hiçbir şeyi gizli yapmadım. Her zaman açık adım ile riskleri de alarak yazdım. Zaten bu kadar siteye yetişmem de mümkün değil. Tek başına yazan bir insanım. Yanımda bir ekip de yok.´

Savcı Pekgüzel´in, internet sitesinde yayınlanan ve Eymür´e ait olduğu ileri sürülen ´Aydınlığın ipleri kimin elinde´ başlıklı yazıyı sorduğu sırada tutuklu sanık eski Aydınlık Dergisi Genel Yayın yönetmeni Deniz Yıldırım bu sorunun sorulmasına itiraz etti.

Doğu Perinçek´in de aralarında bulunduğu İşçi Partili sanıkların avukatı Hasan Basri Özbey de ´Savcı soruyu sorarken, ´çok önemli bir tespit´ diyerek sordu. Bu da kendisinin bu başlığa katıldığı anlamına gelmektedir. Yorum yaparak soru sormasına itiraz ediyoruz´ dedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı Özese de savcı Pekgüzel´i, yorum yapmadan soru sorması yönünde uyardı.

-´Aydınlıkçıların anti Amerikancı olduğunu düşünmüyorum´

Soruyu yanıtlayan Eymür, ´Aydınlıkçılar´ın anti Amerikancı olduğunu düşünmüyorum. Bunu da ilişkide olduklarını bildiğim iki Amerikan casusuna dayandırıyorum. Birine kitap bastırdılar. Diğeri de haber kaynaklarıydı. ABD´deki Aydınlık muhabiri, bir Yahudi´dir ve ABD vatandaşıdır´ ifadelerini kullandı.

Savcı Pekgüzel, ´İnternet sitesinde sizin alıntılarınızdan oluşan bir yazı ve devamında sizin yorumunuz olduğu anlaşılan bir yazı var. Ergenekon belgelerinde doğruların yansıtıldığını söylüyorsunuz´ demesi üzerine Eymür, bütün belgelere olmasa da katıldığı belgeler olduğunu söyledi.

Eymür, bu konuların hangileri olduğunun sorulması üzerine de üzerinden çok zaman geçtiği için hatırlayamadığını, tekrar okuyarak hatırlayabileceğini ifade etti.

Tarık Ümit soruşturması ile ilgili bilgisi sorulan tanık Eymür, ´Tarık Ümit tahkikatı engellenmiştir. Tahkikatı yürüten subay görevden alınarak Veli Küçük´ün emrine verilmiştir. Veli Küçük´e bu durumun aslını sorduğumda da bana ´Korunsun diye verilmiştir´ cevabını verdi´ dedi.

Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Mehmet Eymür´ün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na sunduğu bilgi notunu okuyarak, sorular yöneltti.

Savcı Pekgüzel´in bu notta yer alan Sedat Peker´in Veli Küçük´e bir araba hediye ettiği ve bu arabanın Küçük´ün kızı tarafından kullanıldığı bilgisini nereden aldığını sorduğu Eymür, böyle bir bilgisi olmadığını söyledi.

Savcı Pekgüzel´in ´Neye dayanarak yazdınız?´ şeklindeki sorusuna Eymür´ün ´Ben mi yazmışım?´ diyerek cevap vermesi, salonda gülüşmelere neden oldu.

Aynı bilgi notunda JİTEM´in Veli Küçük tarafından kurulduğunun anlatıldığını, davanın sanıklarından Arif Doğan´ın da JİTEM´i kendisinin kurduğunu söylediğini hatırlatan savcı Pekgüzel, Eymür´e bu konudaki bilgilerinin neye dayandığını sordu.

Eymür de, ´Veli Küçük, kendisi anlatırdı. Yakın bir dostluğumuz vardı. Mardin´de görev yaptığımız sırada yakınlaşmıştık. Böyle küçük yerlerde herkesle ahbaplık kurulmuyor´ dedi.

-Veli Küçük´e Dışişleri ve MİT´ten ikaz

Veli Küçük´ün Doğu Perinçek ile yakınlığını garipsediğini ve bunu kendisine de söylediğini belirten Eymür, bilgi notunda Küçük´ün Irak´taki dinci gruplarla bağlantısı olan Yusuf Ziya Arpacık ile ilişkisinden bahsettiğinin hatırlatılması üzerine de ´Veli Küçük bana, Kerkük üzerinde çalışmalar yaptığını, Dışişleri ve MİT´ten bu nedenle ikaz aldığını söyledi. Başımıza çuval geçirme olayları bu tip faaliyetlerden kaynaklanıyor belki´ diye konuştu.http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1329238

Davanın sanıklarından Semih Tufan Gülaltay´ın kendisiyle ilgili beyanları okunarak sorular yöneltilen Eymür, şunları söyledi:

´Ben kendisiyle görüştüğümü hiç hatırlamıyorum. Onunla görüşecek, 4-5 saat harcayacak vaktim yoktu. Abuk, sabuk bir adam. PKK konusunda kendisinden yardım istediğimizi söylemiş. Öyle bir kapasitesi olsa isterdik. Tahsilat işlerine bakan bir adam. Bunlar benim hatırladığım şeyler olmadığı gibi doğru olduğunu da düşünmüyorum. Kendini önemli bir şahıs gibi göstermek istiyor.´

Eymür, Tuncay Güney´i hiç tanımadığını, sadece aldığı bir bilgi üzerine çift meslekli olduğunu yazdığını söyledi.

Tutuklu sanıklardan Doğu Perinçek hakkında ´fabrikatör´ kelimesini ilk kullanan kişi olduğunu, dava dosyasında ´fabrikatör´ adlı bir belge bulunduğunu belirten savcı Pekgüzel, Eymür´e dava dosyasındaki belgenin kendisine ait olup olmadığını sordu.

Belgeyi inceleyerek kendisine ait olmadığını belirten Eymür, ´Ben yalan haber yayan manasında kullandım bu sözü. Söz konusu belgede belki benim yazımdan esinlenilmiştir´ diye konuştu.

-´Benim kompüter doldu artık´

Savcının bazı sorularını ´hatırlamadığını´ söyleyerek cevaplayan Eymür, ´Benim kompüter doldu artık. Hafızam eskisi gibi değil´ dedi.

Mahmut Yıldırım´ı operasyonlarda kullanıp kullanmadığı sorulan Eymür, ´Kullandık. Kişi olarak sadece ben değil. Bir takım hiyerarşik yapılar için de kullanıldı. Biz bu işlemleri yaparken aranan bir kişi değildi´ diye konuştu.

Tutuklu sanıklardan Doğu Perinçek´in eski MİT görevlisi Nuri Gündeş´in anılarına dayanarak ´CIA ile işbirliği yaptığınız söyleniyor, doğru mu?´ diye sorduğu Eymür, ´Çocuk yazısı, ilk okul çocuğu gibi cahilane yazılmış bir kitabı bıkmadan okudunuz mu?´ dedi.

Eymür, Nuri Gündeş´in de o dönem üst düzey görevli olduğunu hatırlatarak, ´Bu konuda ne yapmış peki, böyle bir şey olur mu?´ diye konuştu.

Perinçek´in MİT´in yaptığı bir açıklamada, görevli bulunduğu Kontrterör Dairesi´nin ´kuruluş ve işleyişinin tartışmalı olduğunu´ bildirdiğini söylemesi üzerine Eymür, Emre Taner ile görüştüğünü, kendisinden özür dileyerek ´kızgınlıkla yazılmış şeyler olduğunu´ söylediğini anlattı.

-Ziverbey Köşkü

Doğu Perinçek´in ´Ziverbey Köşkü´nde işkence edilenlere ´Burası kontrterör, anayasa, babayasa yoktur´ denilip denilmediğini sorması üzerine Eymür, şunları söyledi:

´Bu sözü rahmetli Memduh Ünlütürk söylerdi. ´Siz gerilla olduğunuzu iddia ediyorsunuz, biz de kontrgerillayız´ anlamında söylüyordu. Bunda acayip bir şey yok. Memduh Paşa insancıl iyi bir paşaydı. Memleketini seven biriydi, zaten fazla yaşamadı.´

Perinçek´in 34 gün boyunca Ziverbey Köşkü´nde kaldığını ve bu sözü her gün duyduğunu belirtmesi üzerine Eymür, ´135 sayfalık ifadeyi bu yüzden mi verdiniz?´ diye sordu.

´Benim ifadem tertemiz´ diyen Perinçek ile Eymür arasında bu konuda yaşanan kısa tartışma, başkan Özese´nin müdahalesiyle yatıştırıldı.

Perinçek´in MİT tarafından kendisine görev verilmediği halde İşçi Partisi´ni neden izlediğini sorması üzerine Eymür, ´78´de bizi sayfa sayfa deşifre ettiniz. Bu hainliği neden yaptınız? Biz bir arkadaşımızı şehit verdik. Hiram Abbas´ın arabasının, kendisinin resmini bastınız. Adresini verdiniz´ dedi. ( Zaman)

Ergenekon davasında tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür ile sanıklardan Doğu Perinçek duruşmada sık sık tartıştı. Eymür´ün, yatak odalarının dinlenmesinin çok önemli olduğunu, parti başkanlarını bile düşürecek bilgiler çıkabileceğini söylemesi üzerine Perinçek, Benim yatak odamı da dinlediniz mi? diye sordu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon davasında tanık olarak ifadesine başvurulan Mehmet Eymür Doğu Perinçek´in sorularını da cevapladı.

Ergenekon davasında tanık olarak dinlenen eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür´e, savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in ardından sanık Doğu Perinçek soru sormak için söz aldı. Perinçek´in soruları sırasında Eymür ile Perinçek´in birbirlerini suçladıkları görüldü. Eymür, kendisine ait olan atin.org sitesinde, Perinçek ise Aydınlık Gazetesi´nde birbirleri aleyhine yayınlanan haberler ve yazılar üzerinden sık sık tartıştı. Mahkeme Başkanı Özese´nin, Perinçek´in birçok sorusunu yorum içerikli olduğu gerekçesiyle kabul etmemesine rağmen Eymür yine de cevaplamayı tercih etti. İkili arasında yaşanan tartışmaların 1970´li yılların başından günümüze kadar uzanan oldukça uzun bir sürece ait konular olması da dikkat çekti.

Perinçek, Eymür´e MİT´te çalıştığınız dönem Ergenekon ile ilgili bilgi aldınız mı? diye sordu. Eymür ise Hayır. cevabını verdi. MİT tarafından hazırlanan ve bir sureti de mahkemede bulunan MİT şemasına bir katkıda bulunup bulunmadığı sorulan Eymür, bu konuda da bir katkısı olmadığını, Şenkal Atasagun´dan sormak gerektiğini söyledi.

Doğu Perinçek, Susurluk örgütünü kim ortaya çıkardı? diye sordu. Eymür ise Herhalde siz değil ben çıkardım. diye cevap verdi. Perinçek´in, Kim kamuoyuna duyurdu? sorusuna ise Eymür, Siz kamuoyuna duyurdunuz. şeklinde cevap verdi. Perinçek´in sorusu üzerine İkinci MİT raporunu da kendisinin hazırladığını belirten Eymür, raporun bir kısmını eski bir emniyet müdürüne verdiğini söyledi. Eymür, Raporu Ecevit´e iletmesi için vermiştim. O bölüm de sizin yayınladığınız bölümdü zaten. dedi. Eymür, 1. MİT raporunu da kendisinin hazırladığını, ancak Aydınlık grubu tarafından kamuoyuna duyurulduğunu dile getirdi.

PERİNÇEK: BENİM YATAK ODAMI DA DİNLEDİNİZ Mİ

Perinçek, Peki İkinci MİT raporunda bizim ilave ettiğimiz bir konu ya da tahrifat yaptığımız bir belge var mıdır? diye sordu. Eymür ise Sonradan alay mevzuu edecek bir şey buldunuz, sulandırdınız. Raporda yer alan milletin yatak odasını haber yaptınız. diye konuştu. Perinçek bu açıklama üzeri, Tabii kimse yatak odasının dinlenmesini istemez. cevabını verdi. Eymür ise İstihbaratta yatak odaları çok önemlidir. Parti başkanlarını düşürecek bilgiler çıkabilir. açıklamasını yaptı. Perinçek´in, Benim yatak odamı da dinlediniz mi? sorusu salonda gülüşmelere neden oldu. Eymür bu soruya cevap vermedi.

Eymür, Perinçek´in soruları üzerine Siz o raporları değiştirip aleyhimize kullanmaya çalıştınız. dedi. Perinçek´in tekrar Belgelerde tahrifat yaptık mı? diye sorması üzerine Eymür, Uydurduğunuz o kadar çok şey var mi, Özer Çiller´in uyuşturucu kaçakcısı ile birlikte adını yazdınız. Doğru olmadığını yazdım ve siz bu yazımı yalanlamadınız. cevabını verdi.

EYMÜR: SUİKAST KONUSU CUMHURBAŞKANINA YÖNELİKTİ

Odatv davasından tutukluyken cezaevinde ölen MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu´nun, kendisi döneminde göreve başladığını belirten Eymür, Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile Alaettin Çakıcı konusunda görüştüklerini söyledi. Perinçek ise Özkaya ile bir parti başkanına yapılacak olan bir suikast konusunun konuşulduğu şeklinde açıklama yaptı. hatırlatmasını yaptı. Eymür ise suikast konusunun Cumhurbaşkanına yönelik olduğunu duyduğunu söyledi. Perinçek de suikast hedefindeki kişinin kendisi olduğunu ifade etti.

PERİNÇEK İLE VELİ KÜÇÜK ARASINDAKİ İRTİBAT

Doğu Perinçek, kendisi ile dava sanıklarından Veli Küçük arasında bir görüşme saptayıp saptamadığını sordu. Eymür de Kızıl Elma projesi size mi aittir? diye sordu. Perinçek, Bütün gençlere ait bir projedir. İçlerinde ülkücüsü de vardır solcusu da vardır. açıklamasını yaptı. Eymür bu cevap üzerine İşte tamam, Veli Paşa da Kızıl Elma içinde, siz de onun içindesiniz. dedi. Perinçek de Gençlerin bir arada olması mı yoksa birbirlerini öldürmeleri mi daha iyi. karşılığını verdi. Eymür, Sizin Apo ile görüşmenizi yayınladım. Tekzip yolladınız. Aramızda geçen yazışmalarda Veli Paşa ile aranız iyiymiş selam söyleyin dedim ama bu hiçbir zaman yalanlamadınız. dedi.

Daha sonra da sanıklardan Yalçın Küçük, Eymür´e soru sormak için söz aldı. Yalçın Küçük tanık Eymür´e, İfadelerinize göre ben hem burayı (yargılandığı dava konusu Ergenekon örgütünü kastederek) hem PKK´yı yönetiyorum. demesi üzerine Başkan Özese, sanık Küçük´ten yorum yapmamasını ve soru sormasını istedi. Bunun üzerine Eymür, Ben Amerika´da da ifade verdim. Orada stenoyla moto mot yazıyorlar ama burada savcı bey yazdırdığı için birebir değil. Küçük, PKK ile iletişimde olduğu için hedefimizdeydi. şeklinde açıklama yaptı.

Bunun üzerine Küçük, Benim MİT ile herhangi bir ilgim oldu mu? diye sordu. Eymür ise böyle bir bilgisinin olmadığını belirterek Bana verilen sizin bilgileriniz doğrultusunda yurt dışındaki faaliyetlerinizi zaman zaman izliyorduk. dedi. Küçük de cevaben, Benim bu örgüt ile ilgimi teyit edecek deliliniz var mı? diye sordu. Eymür, Sizin bu örgüt ile ilginizi teyit edecek bir bilgim yok. diye cevap verdi. Küçük´ün, Benim PKK´ya ve liderine taktik strateji verdiğime... sözleri üzerine araya giren Eymür, Danışmanlık yaptığınız. düzeltmesini yaptı. Küçük devamen Ben nasıl danışman oldum? diye sordu. Eymür ise Bu bilgi teşkilatın bana bağlı olan dairesinin değil, başka bir birimin verdiği bilgidir. Sizin bir takım resimleriniz, MED TV´deki programlara katıldığınızı gösteren fotoğraflar. açıklamasını yaptı.

EYMÜR: ÖCALAN´A SUİKAST KONUSUNDA DEVLET İÇİNDE İHTİLAF VARDI

Sanık Küçük, Abdullah Öcalan´a yönelik suikast konusunda devlet içinde bir ihtilaf olup olmadığını sordu. Eymür de Evet, oldu. Benim adamlarım arasında bile suikaste karşı olanlar vardı. Ancak bana detayları gelmedi. cevabını verdi. Eski Başbakanlardan Tansu Çiller´in Apo´yu kafes içinde getirin. Seçimlerden önce istiyorum. dediğini anlatan Yalçın Küçük Abdullah Öcalan´a suikastı Tansu Çiller istiyordu, Mesut Yılmaz da devam ettirdi. dedi. Yalçın Küçük, eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal´ın Öcalan´a yönelik suikaste karşı çıktığını anlattı. Mehmet Eymür, Tansu Çiller, Abdullah Öcalan´a suikast konusunu MİT dışında da bazi kişilerle görüşüyordu. Bu nedenle bilgim yok. dedi.

YALÇIN KÜÇÜK, ÜSLUBU NEDENİYLE DURUŞMADAN ÇIKARILDI

Yalçın Küçük, Eymür´e sorularını sürdürürken Başkan Hasan Hüseyin Özese, yorum yapmaması ve yorum sormaması için Küçük´ü uyardı. Ancak Küçük´ün sorularını aynı şekilde devam ettirmesi üzerine Başkan Özese, Yalçın Küçük´e soru sorma izni vermedi. Yalçın Küçük Benden niye korkuyorsunuz? dedikten sonra da Ben burada sanığım, soru soracağım. diye bağırdı. Özese´nin salondan çıkarılmasını istemesi üzerine Yalçın Küçük, kitaplarını ve dokümanlarını toplamak istedi. Küçük´ün bir yandan da bağırması üzerine Başkan Özese Dışarı çıkarın. diye talimatını yineledi. ( Cihan)

(06 Ağustos 2012, 12:25)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1792    yazdır/print


 

Özkök Ergenekon´da tanık

Ergenekon davasının 209. duruşmasında mahkeme heyeti aldıkları önemli bir ara kararı açıkladı. Buna göre; eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ile AK Parti Gaziantep Milletvekili gazeteci Şamil Tayyar´ın da aralarında bulunduğu 12 tanık ile 5 gizli tanık Ergenekon davasında ifade verecek.

26.07.2012 12:28 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 68´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 209´uncu duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 48 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 20 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, başka dava kapsamında tutuklu olan Prof. Dr. Yalçın Küçük de hazır bulundu.

TANIK HADİ ÖZCAN´IN İFADESİ

Duruşmada tanık dinlenmesine devam ediliyor. Geçtiğimiz hafta tanık olarak dinlenmesine karar verilen Alaattin Çakıcı İzmir cezaevinden, Hadi Özcan ise Kocaeli´nde bulunan Kandıra cezaevinden cezaevi nakil araçları ile eskort eşliğinde duruşmanın yapıldığı binaya getirildi. Alaattin Çakıcı´ya destek olan bir grup 6 otobüsle Silivri´ye geldi. Otobüslerin üzerinde Atatürk ve Abdülhamit posterleri ile Allah yazıları olması dikkat çekti. Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde tanık olarak ifadesine başvurulması beklenen Alaattin Çakıcı´nın çok sayıda yakını da izleyiciler arasında bulunuyor.

Tanık olarak ifadesine başvurulan organize suç örgütü elebaşı Hadi Özcan, kimlik tespiti sırasında nüfus kayıtlarında adının ´Mehmet Özcan´ olduğunu belirtti. Mahkeme başkanın nüfus kayıtlarında ´Hadi´ isminin olup olmadığını sorması üzerine Özcan, ´(Hadi) yok ama Hadi demeyince kimse tanımaz´ diye konuştu.

Hadi Özcan´a Mahkeme Başkanı Çalmuk, Ergenekon davasında yargılanan bazı sanıkların isimlerini okuyarak bu dava konusundaki bilgisini sordu. 1994-1995 yıllarında cezaevine gelen TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu tarafından bilgisine başvurulduğunu belirten Hadi Özcan, Bana Mehmet Ağar´dan İbrahim Şahin´e kadar herşeyi sordular. dedi.

Veli Küçük´ün de sorulup sorulmadığını anlatması istenen Özcan, O zamanlarda Veli Küçük ismi yoktu. ifadesini kullandı. Özcan, üzerinden 15 yıldan fazla geçtiği için Susurluk Araştırma Komisyonu´na ne ifade verdiğini ise hatırlamadığını söyledi.

Başkan Çalmuk´un, Söylemeye çekindiğiniz konular varsa ve gerekirse tanık koruma programı kapsamında ifadenizi alabiliriz. hatırlatmasını yaptı. Özcan, tanık koruma programından faydalanmak istemediğini söyledi.

Daha sonra Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Soruşturma aşamasında tanık sıfatıyla ifadenizi savcı Zekeriya Öz ile ben birlikte almıştık. İfadenizde Abdullah Çatlı ve Veli Küçük ile ilgili bildikleriniz olduğunu ve bunları daha sonra anlatacağınızı söylemiştiniz. Nedir bunlar, anlatır mısınız? diye sordu. Küçük´ü tanımadığını belirten Özcan, o dönemde Abdullah Çatlı ile birlikte ortak petrol temizleme ihalesine girdiklerini söyledi.

Özcan, Çatlı beni öldürecekti. Bunu Yeşil´e söyledim. O da ´Çatlı, ortak iş yaptığı herkesi öldürür. Onun böyle bir ahlakı vardır.´ cevabını verdi. Oysa Çatlı, resmi evraklar, silahlar ve polisler ile gezerdi. Devlet olarak bilirdim. Yeşil´den sonra da İbrahim Şahin´e gittim. O zaman Özel Harekat Daire Başkan Vekili idi. Onu da devlet olarak bilirdim. Çatlı konusunda yardım istemek için Şahin´e gittim. dedi.

Savcı Pekgüzel´in neden gittiğini sorması üzerine Özcan, Devleti şikayet etmek için devlete gittim. Daha ne yapayım. İbrahim Şahin halledeceğini söyledi ama beni başından savmış. diye konuştu.

Savcı Pekgüzel´in, İbrahim Şahin Abdullah Çatlı´yı tanıyor muydu da Çatlı olarak şikayet ettiniz? sorusu üzerine Özcan, Tanımaz mı? cevabını verdi.

Savcı Pekgüzel tanık Özcan´a, Alaattin Çakıcı ile Ergenekon davasının sanıkları arasında yer alan Sami Hoştan ve ´Drej Ali´ olarak bilinen Ali Yasak´ı tanıyıp tanımadığını sordu. Üçünü de tanımadığını belirten Özcan, Çakıcı hasımlarımla yatıyor. Kendisini tanımam da sevmem de. dedi.

Tanık Özcan, duruşmada çok önemli ve daha önce hiçbir yerde gündeme gelmeyen konuları açıklayacağını, ancak anlatacağı konuların Ergenekon davası ile bir ilgisi bulunmadığını söyledi. Başkan Çalmuk ise Biz sizden bu dava ile ilgili bilgilerinizi soruyoruz. Diğer konularla ilgili Cumhuriyet Savcılığına başvuruda bulunabilirsiniz. uyarısında bulundu.

HİLMİ ÖZKÖK TANIK OLARAK İFADE VERECEK

Hadi Özcan´ın tanık olarak dinlenilmesinin ardından mahkeme heyeti başkanı Hüsnü Çalmuk, bir ara karar açıklayacaklarını bildirdi. Çalmuk, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, AK Parti Gaziantep Milletvekili gazeteci Şamil Tayyar, ´İstanbul´daki 2. KCK davası´ kapsamında yargılanan avukat Doğan Erbaş, avukatlar İrfan Dündar, Zeki Okçuoğlu, yazar Ümit Fırat, Mahmut Taşdemir, Şenol Gürkan, Özcan Tozlu, Turgut Büyükdağ, Ceyhan Karagöz ile gizli tanıklar ´Yıldız´, ´Mart´, ´Ahmet´, ´İlkadım´ ve ´İsmet´in tanık olarak dinlenilmesine karar verdiklerini kaydetti.

Ergenekon Davası kapsamında emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök soruşturmayı yürüten dönemin Ergenekon Savcısı Zekeriye Öz´e İzmir Adliyesi´nde ifade vermişti. Özkök tanık olarak verdiği 18 sayfalık ifadesinde Şener Eruygur´un bizzat kendisine bazı duyumlarım olduğunu söyleyerek uyarıda bulundum. Zira benim o dönem en önemli prensip ve görevlerimden biri de muhtemel olayları vuku bulmadan önlemekti´ demişti. Ergenekon Soruşturması kapsamında 2003 yılında AK Parti Hükümeti´ne yönelik bazı kuvvet komutanlarının dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök´ü muhtıra vermeye zorladığı ancak Özkök´ün bu telkinlere uymadığı iddia edilmişti. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur´un komutanlık bünyesinde darbe planları yaptığı, Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız adı verilen darbe planları yapıldığına dair belgeler de dava dosyasına girmişti. Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek´e ait olduğu ileri sürülen Darbe Günlükleri adlı belgede de darbe iddialarına dair ayrıntılı notlar yer alıyordu. Davanın sanıkları da Özkök´ün tanık olarak mahkeme huzurunda ifade vermesini talep etmişti. Balyoz davasında da sanıklar tarafından Hilmi Özkök´ün tanık olarak dinlenmesi talep edilmiş ancak mahkeme bu talebi reddetmişti. ( AA, Cihan)

TANIK ALAATTİN ÇAKICI´NIN İFADESİ

Duruşmada daha sonra organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı´nın, tanık olarak dinlenmesine geçildi. Çakıcı´nın adı Ergenekon Şeması´nın mafya ayağında geçiyor.

Özcan´ın ifadesinin tamamlanmasının ardından tanık sıfatıyla ifadesine başvurulmak üzere kürsüye organize suç örgütü elebaşı Alaattin Çakıcı çağrıldı. Mahkeme Başkanı Çalmuk, bu davada yargılanan sanıkları tanıyıp tanımadığını sorması üzerine Çakıcı, ´Sedat Peker ve İbrahim Şahin´i tanırım´ dedi. Başkan Çalmuk´un, Veli Küçük´ü tanıyıp tanımadığı sorusuna Çakıcı, ´Ona sorun´ cevabını verdi. Çalmuk´un, ´Biz sana soruyoruz´ demesi üzerine Çakıcı ısrarla bu sorunun Küçük´e sorulmasını istedi.

Hüsnü Çalmuk, Çakıcı´ya ´Burası mahkeme nasıl yönetileceğine biz karar veririz. Sorularımıza cevap ver, eğer cevap vermek istemezsen buna da hakkın var. Ancak bu şekilde ters davranmaya devam edersen sana söz hakkı vermem´ diyerek uyardı.

Başkan Çalmuk, doğruyu söylemen için yemin edeceksin demesi üzerine tanık Çakıcı, ´Ben yalan söylemem, öldüreceğim adama bile önceden haber veririm´ dedi.

Çakıcı, davanın sanıklarından Sedat Peker´i 19 yaşından beri tanıdığını, 1991 yılından 2003 yılına kadar görmediği Peker´in 2003 yılında bir kez evine geldiğini anlattı.

Sanıklardan İbrahim Şahin´i 2. Şube Emniyet Müdür Yardımcısı görevini yürütürken tanıdığını belirten Çakıcı, ´İbrahim Şahin, yaptığı iki operasyon nedeniyle bir kahramandır. Ama onun dışında kahramandır da kahraman değildir de diyemem´ dedi.

Korkut Eken´i MİT´ten tanıdığını, Engin Alan´la da Eken´in arkadaşı olması nedeniyle tanıştığını anlatan Çakıcı, ´Engin Alan´ı en son 1978 yılında gördüm. O zamanlar Red Kit gibiydi, şimdi kilo almış´ şeklinde konuştu.

Davanın sanıklarından Hayrettin Ertekin´i kardeşiyle ortak kuyumcu dükkanı olmasından dolayı tanıdığını ancak en son 26 yıl önce gördüğünü belirten Çakıcı, Mehmet Ağar´ı da tanıdığını ve sevdiğini, Ağar ile ilişkilerinin polis-mahkum ilişkisi olduğunu söyledi.Çakıcı, ´Bunları Mehmet Ağar´a kim yaptırdı? Hesap soracaksanız Tansu Çiller´e sorun. Hesap soracaksanız Mesut Yılmaz´a sorun´ diye konuştu.

Başkan Çalmuk´un rahatsız göründüğünü belirterek, isterse oturarak ifadesine devam edebileceğini söylemesi üzerine Çakıcı, ´Oturamıyorum. 11 hastalık var bende. Neyle yaşıyorsun dersen, iman gücüyle yaşıyorum´ diye konuştu. ( AA)

Çakıcı´nın ifadesinde, 4 arkadaş, çok özel bir eğitimden geçirildiklerini ifade etmesi üzerine Başkan Çalmuk, Bu 4 kişinin arasında Korkut Eken de var mıydı? diye sordu. Çakıcı ise bu soruya Hayır Korkut Eken hoca, Yavuz Ataç hoca. Ayrı ayrı eğitim veriyorlardı. Beşinci olarak da Tevfik Ağansoy´u ben gruba aldırdım. Çok özel bir eğitimdi. MOSSAD ve CIA´nın verdiği eğitimler gibiydi. dedi. Başkan Çalmuk ısrarla diğer üç kişinin isimlerini sordu. Çakıcı da diğer üç kişinin Şenol Turan, Muhsin Karaman ve Fransa´da birlikte yakalandığı Murat Güler olduğunu söyledi.

Çakıcı sorular üzerine MİT eski Kontr-Terör Dairesi Başkan Vekili Mehmet Eymür ile çatışmasını anlatırken, Eymür Doğu Perinçek´i öldürüp üstüme yıkacaktı dedi. Çakıcı şöyle konuştu: Ahmet Nevzat Demir, Eymür´ün adamıydı. Bir gün beni aradı. Telefonun dinlendiğini biliyordum. ´Bu doğu Perinçek´i istersen öldürelim´ falan dedi. Eymür 2. MİT Raporu´nu yayınladığı için Perinçek´e kızıyordu. Susurluk Kazası sonrası Doğu Perinçek´in yayınladığı raporlar haberler de doğrudur. Eğer Susurluk Kazası olmasaydı, Doğu bey (Perinçek) çocukları yetim kalacaktı. Ben Ahmet Nevzat Demir´e ´Vur´ deseydim. Perinçek öldürülecek, cinayet de benim üzerime kalacaktı. Ben ´Hiçbir şey yapmayın´ dedim. Eymür´ün MİT´teki adamı Duran Fırat bizi barıştırmak istedi. ´Siz baba-oğul gibisiniz´ dedi. Ben de ´bir baba evladının kalemini kırarsa evlat da ona söver´ dedim. açıklamasını yaptı.

Bu arada, Tevfik Nurullah Ağansoy cinayetinin planlayıcısı olduğu iddia edilen Adnan Çiçek, duruşmayı izlemek için tekerlekli sandalye ile salona geldi. ( Cihan)

Duruşmada tanık Çakıcı, ifadesinin ardından savcının ve mahkeme heyetinin sorularını yanıtladı. Tanık Alaattin Çakıcı, Şenol Turan, Muhsin Karaman ve Murat Güler´le çok özel bir eğitime tabi tutulduklarını anlatarak, Korkut Eken ve Yavuz Ataç bu eğitimde hocalık yaptı. Ayrı ayrı eğitim veriyorlardı. Beşinci olarak da Tevfik Ağansoy´u ben gruba aldırdım. Çok özel bir eğitimdi. MOSSAD ve CIA´nın verdiği eğitimler gibiydi dedi. Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk görevlerinin ne olduğunu sordu. Çakıcı ise Seyahat edip yurtdışında bilgi toplamaktı diye cevap verdi.

Mahkeme heyeti başkanı Çalmuk Yurtdışında savunma amaçlı olarak atış serbest miydi? diye sordu. Mahkeme Başkanı Çalmuk´un bu sorusuna cevap vermeyen Çakıcı ise mahkemenin bunu sorma hakkı olmadığını dile getirerek, İstihbarat amaçlı olarak yurtdışına çıkıyorsunuz. Bir sürü adam sizi takip ediyorsa, size silah çekiyorsa siz de tepki verirsiniz. 30 defa ölümden döndüm diye konuştu. Mahkeme Başkanı Çalmuk´un Hiram Abbas ile ilgili ne biliyorsunuz? sorusu üzerine Çakıcı şu cevabı verdi: Tanırım, milletini toprağını seven biriydi. Hiram Abbas dizisi yapılacak adamdır. Ölmeden bana bir kaç gün önce telefon açarak yanıma geleceğini söyledi. Ancak bana gelmeden bir gün önce öldürüldü.

Çakıcı sözlerine şöyle devam etti: Koskoca MİT teşkilatı toprağın altındaki adamı buluyor. Kendi adamını (Hiram Abbas) neden ve nasıl bulamıyor? MİT´in küçük ayağı İsrail´de, büyük ayağı ise CIA´dedir. Buna örnek mi istiyorsunuz. Bakın Hakan Fidan´ı nasıl ortaya çıkardılar, miadı doldu.

-Veli Küçük: Çakıcı´yı tanımıyorum-

Duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Veli Küçük´e, Çakıcı´yı tanıyıp tanımadığını sordu. Söz alan Küçük ise Alaattin Çakıcı´yı tanımıyorum. Ancak Çakıcı´nın anlattıkları doğrudur dedi. Bu sözler üzerine Çakıcı, Doğru söyleyen adama ne diyeceksiniz savcım diye konuştu.

-Ara kararlar-

Bu arada Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk, sanık ve avukatların taleplerine ilişkin aldıkları ara kararları avukatlara dağıttı. Mahkeme Heyetinin aldığı 5 sayfalık kararda 24 Mart 1978´de öldürülen Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz cinayetiyle ilgisi olduğu anlaşılan Özel Harp Dairesi konulu meclis araştırma raporunun TBMM Başkanlığı´ndan istenmesine karar verdi. Öz´ün hazırladığı ve 1977´de Bülent Ecevit´in hükümeti kurmasından hemen sonra Başbakanlığa verdiği raporun Başbakanlık´tan istenmesini karar veren heyeti kararda özetle şu ifadelere yer verdi:

Öz´ün hazırlığını yaptığı soruşturma evrakının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünden istenilmesine, Savcı Doğan Öz´ün katledilmesiyle ilgili iddianame ve bu iddianame kapsamında açılan dosya içerisinde varsa Doğan Öz´ün hazırladığı raporun Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği´nden gönderilmesinin istenmesine karar verildi.

-Ecevit´in raporları-

Mahkeme, Sağlık Bakanlığı´na yazı yazılarak eski Başbakanlardan Bülent Ecevit´in sağlık durumuyla ilgili 2000 yılından sonra alınmış Yüksek Sağlık Şurası rapor veya raporlarının olup olmadığının sorulmasına, var ise ayrı ayrı ekleriyle gönderilmesinin istenmesini kararlaştırdı.

-AİHM´e dava açanlar-DAVA AÇANLAR

Mahkeme, Adalet Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Genel Müdürlüğü´ne müzekkere yazılarak Ergenekon davası sanıklarından hangilerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´ne başvuruda bulunduğu ve bu başvuru sonucu AİHM tarafından ne gibi kararlar verildiğinin sorulmasını hükmetti.

-MHP´ye Kızılelma mitingi sorulacak-

Mahkeme, MHP Genel Merkezi´ne müzekkere yazılarak kamuoyunda Kızılelma Mitingi olarak bilinen 30 Ağustos 2003 tarihinde yapılan mitinge parti olarak destek verilip verilmediği, destek verilmiş ise ne gibi bir destek verildiğinin sorulmasına karar verdi. 11 Haziran´da savunmasını yapan tutuklu sanık Mehmet Perinçek, ABD´nin Irak´a müdahalesine karşı çıkmak, savaşta Türk askerlerinin rol almasına karşı çıkmak ve Kıbrıs´ta Rauf Denktaş´a destek vermek amacıyla İşçi Partisi Öncü Gençlik İstanbul şubesi ile Ülkü Ocakları İstanbul şubesinin oluşturduğu tertip komitesi tarafından ortaklaşa bir miting düzenledik demişti. ( DHA)

(26 Temmuz 2012, 12:28)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2513    yazdır/print


 

Tarık Ümit´in cesedi Muğla´da mı?

Ergenekon soruşturması sürecinde çok önemli açıklamalar yapmış olan emekli astsubay Hüseyin Oğuz, Tarık Ümit´in cesedinin Trakya tarafında değil Muğla´da bulunduğunu öne sürdü. Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit de Hüseyin Oğuz´u teyit etti. Eski özel harekatçı Ayhan Çarkın´ın iddialarıyla ilgili ´Benim duyumlarımla Ayhan Çarkın´ın söyledikleri birbirini tutmuyor´ diyen Ümit, ´Ben Tarık´ın Trakya tarafına değil bir başka istikamete götürüldüğü kanısındayım´ dedi. Ayhan Çarkın ise iddiasında ısrar etti ve bir ayrıntı daha verdi: ´Cesedi Oğuz Yorulmaz ile taşıyıp, çukura attıktan sonra da üstünü çalıyla örttük.´

24.12.2011 12:32 A Haber´de şok iddia.. 2 Mart 1995´te kaçırıldıktan sonra kendisinden haber alınamayan MİT muhbiri Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit A Haber´de Selin Ongun´un sorularını yanıtladı. Geçtiğimiz Mart ayında medyada yer alan itiraflarının ardından gözaltına alınan ve tutuklanan eski özel harekatçı Ayhan Çarkın´ın cezaevinde dile getirdiği ´Tarık Ümit´in öldürüldüğünü ve gömüldüğü yeri biliyorum iddiasıyla Silivri´de yapılan aramaları izleyen Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit çalışmaları Havanda su dövüldü olarak niteledi, ben zaten şahsen bir şey çıkacağını beklemiyordum dedi. Yayına telefonla bağlanan emekli astsubay Hüseyin Oğuz ise Tarık Ümit´in Trakya tarafında değil Muğla´da bulunduğunu öne sürdü.

ÜMİT: TARIK´IN TRAKYA DIŞINDA BİR İSTİKAMETTE OLDUĞUNA İNANIYORUM

A Haber´de Bi Sormak Lazım programına katılan Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit, eski özel harekatçı Ayhan Çarkın´ın iddialarıyla ilgili Benim duyumlarımla Ayhan Çarkın´ın söyledikleri birbirini tutmuyor. Ben Tarık´ın Trakya tarafına değil bir başka istikamete götürüldüğü kanısındayım. Dedi. Tarık Ümit´in terk edilmiş halde bırakılan arabasını ilk kendisinin gördüğünü anlatan Ümit, Gece sabaha karşı bir haber aldım, koştum gittim arabayı buldum, jandarma ile temas ettim, arabaya baktık, yazdık çizdik. Çok lüks bir arabaydı, anahtarı yoktu, kımıldatmak mümkün değildi. İstanbul´a döndüm. Usta götürdüm. Arabayı o marifetle çalıştırıp geri getirip Jandarmanın bahçesine getirdim. Dedi.

HÜSEYİN OĞUZ: TARIK ÜMİT´İN CESEDİ MUĞLA´DA BULUNDU, TETİĞİ ÇEKEN İSMİ BİLİYORUM SAVCILIĞA SÖYLEDİM

Programa telefonla bağlanan emekli astsubay Hüseyin Oğuz ise kendisine 1997 yılından sonra Tarık Ümit´in akıbetiyle ilgili Muğla Jandarma Komutanlığı´ndan bir dosya geldiğini ve Tarık Ümit´in cesedinin Muğla´da olduğunu söyledi. Oğuz, Ben Cumhuriyet savcılığına ifade verdim, sanığın ismini verdim, Tarık Ümit´e tetiği çeken kişinin ismini verdim, aranıyor. Ayhan Çarkın´ın söyledikleri yanıltıcı. Bana dosya gelmişti çünkü bana, Tarık Ümit´in resmiyle geldi, üzerindeki kot pantolonu, öldüğü zaman üzerindeki resmiyle, bu dosya bana geldiğinde çok tedirgin oldum. İnfazı yapan iki kişi var, biri yeşil, diğerinin adını verdim. dedi. Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit´de kendisinin gördüğü resimde de yeğeninin üzerinde Oğuz´un tarif ettiği giysiler olduğunu teyit etti.

TARIK ÜMİT´İN ÖLMEDEN ÖNCE MAL VARLIĞINA EL Mİ KONDU?

Emekli Astsubay Hüseyin Oğuz, Tarık Ümit´in öldürülmeden önce İzmir´de bir noter aracılığı ile mal varlığına el konulduğunu iddia etti. Bu iddia üzerine Cemalettin Ümit, Tarık kaybolduktan sonra üzerinden tek bir kuruş çıkmadı, kendi eliyle yazdığı 150 milyonluk borcu vardı halloldu, Kızıltoprak´ta eski evi vardı bir tanıdığına 890 bin Mark´a satırdı, tapuya şöyle bir şerh koydu, şu kadar zamanda parayı iade ettiğim an evi geri alırım. Tarık´a bir yazlık almıştık, Yapı Kredi´ye ipotek çıktı, hangi mal varlığı donduruldu, bu konuyla ilgili bir şey yok, ancak şu mal varlığı ipotek edildi, Tarık kaybolduğu zaman geriye bir şey kalmadı bilgilerini verdi.

ÜMİT: KORKUT EKEN YEĞENİMİ TEHDİT ETTİ

Yeğeni Tarık Ümit´in faillerinin özel hareket timi olduğunu öne süren Cemalettin Ümit Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Tarık´ı pastaneden alıyorlar, İbrahim Şahin ile birleşiyor ve başka bir ekibe teslim ediyorlar. Bu ekip PKK´nın uyuşturucu faaliyetini kestiler o zaman uyuşturucuda büyük para olduğunu fark ettiler, bu işin içinde olanlar şu an Karun kadar zengin. Tarık bu işlerin içinde olmadı, olmadığı için, eğer buna devam ederseniz, sizin ipliğinizi pazara çıkaracağım deyince bu işlerin başında da Mehmet Ağar var, onun maşası Korkut Eken dedi. Cemalettin Ümit, Korkut Eken´in yeğenini telefonla tehdit ettiğini söyledi.

MEHMET AĞAR 16 SENEDİR MEKTUBUMA CEVAP VERMEDİ

Mehmet Ağar´a faillerin bulunması için değil, cenazenin kendisine teslim edilmesi için görüştüğünü ve mektup yazdığını söyleyen Cemalettin Ümit, 16 senedir mektubuma yanıt alamadım dedi.

TARIK ÜMİT´E ÖCALAN VE KARATAŞ´I YAKALAMA GÖREVİ Mİ VERİLDİ?

Ümit, Bir suç işledim ve bir kaset edindim, bu suç, ben bu suçu işledim, profesyonel bir stüdyoda deşifre ettirdim, savcılığa verdim, kaset ve deşifre hali. Orada çok ciddi şeyler var. Tarık´ın bir gece yarısı Mehmet Ağar ile görüşmesi var. Ben Tarık´ın MİT ile münasebetini bilmedim, bilseydim mani olurdum. O kasette çok şey var. Öcalan´ın Suriye´den getirilmesi için Tarık´a yeşil pasaport veriliyor, yine o kasette var, Dursun Karataş´ın Almanya´dan Türkiye´ye getirilmesi için Tarık´a görev veriliyor. Bu da var o kasette. Dedi. ( Ahaber)

ÇARKIN İDDİASINDA ISRARLI: TARIK ÜMİT´İ OĞUZ YORULMAZ´LA TAŞIDIK VE GÖMDÜK

24.12.2011 12:48 MİT muhbiri Tarık Ümit ve öldürülen işadamı Behçet Cantürk için keşif yapan eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın, önemli bir itirafta daha bulundu. Tarık Ümit´in cesedini attıkları bölgeyi savcıya gösteren Çarkın, “Cesedi Oğuz Yorulmaz ile taşıyıp, çukura attıktan sonra da üstünü çalıyla örttük” dedi.

Faili meçhul cinayetlerle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında önceki gün İstanbul ve Sapanca´da kayıp MİT muhbiri Tarık Ümit ve öldürülen işadamı Behçet Cantürk için keşif yapan eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın, önemli bir itirafta daha bulundu. Çarkın, 2 Mart 1995´ten beri kayıp olan Tarık Ümit´i, Susurluk hükümlüsü ve eski özel timci Oğuz Yorulmaz ile birlikte Silivri´nin Beyciler mevkiinde yol kenarına gömdüklerini söyledi. Taraf gazetesinin haberine göre, Ankara Özel Yetkili Savcılar Mehmet Özgür ve Hakan Yüksel, Olay Yeri İnceleme Ekipleri ve adli tıp uzmanları ile birlikte Silivri´ye götürülen Ayhan Çarkın, Tarık Ümit´in aracının bulunduğu yeri ayrıntılı bir şekilde anlattı. Daha sonra üç bölgede dedektör ve köpeklerle ceset araması yapıldı. ( Vatan)

DAĞ FARE Mİ DOĞURACAK?

24.12.2011 12:57 Çarkın önceki gece, Behçet Cantürk ve şoförü Recep Kuzucu´nun cesetlerinin atıldığı Sapanca da yer gösterdi. Aramadan sonuç çıkmayınca Çarkın dün tekrar cezaevine götürüldü. Eski Özel Harekat polisi Ayhan Çarkın´ın ´itiraflarıyla´ bir döneme ışık tutması beklenen faili meçhullerle ilgili soruşturmanın da 16 cinayetle sınırlı olduğu öğrenildi. MİT´çi Tarık Ümit´in kaçırılması olayı da soruşturma konusu değil.

Fail meçhul cinayetler soruşturması kapsamında tutuklu bulunan, aralarında bir dönemin Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin´in de bulunduğu yedi Özel Harekâtçı hakkında, kısa bir süre önce Ankara 11. Mahkemesi üye hâkimi Hakan Oruç tarafından ´somut delil bulunmadığı´ gerekçesiyle tahliye kararı verilmişti. Savcılar ise karara itiraz etmişti. İtirazın Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından geçen çarşamba günü karara bağlanması bekleniyordu. Ayhan Çarkın´ın, “MİT´çi Tarık Ümit´in öldürüldüğü yeri biliyorum, yerini gösterebilirim” açıklaması üzerine, mahkeme ´yer gösterme işlemini´ beklemişti. Çarkın´a önceki gün İstanbul´da yer gösterme işlemi yaptırıldı, ancak Tarık Ümit cinayetini aydınlatacak delillere ulaşılamadı. Mahkeme heyeti de dün, tahliye kararının uygul olduğuna hükmetti, yedi şüpheliye ise yurtdışına çıkış yasağı koydu. MİT´çi Tarık Ümit cinayetinin faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında olmadığı da ortaya çıktı. Savcılığın Susurluk çetesi tarafından işlendiği iddia edilen sadece 16 cinayeti soruşturma kapsamında araştırıldığı öğrenildi. Çarkın´ın açıklamalarıyla savcılar üzerinde meydana getirilen kamuoyu baskısı nedeniyle yer gösterme işlemi yapıldığı belirtildi. Ayrıca, soruşturma kapsamında bulunmamasına rağmen, Tarık Ümit´in cesedinin atıldığı iddia edilen yerlerdeki savcılıklara yazı yazılarak, o yıllarda kendilerine intikal eden bir ´fail meçhul ceset´ bulunup bulunmadığının sorulacağı belirtildi. 16 cinayetin ortak özelliğinin, kurbanların ´Sizi Ankara´ya götüreceğiz´ diye gözaltına alınması olduğu kaydedildi. Tarık Ümit cinayeti bu kapsamda değerlendirilmedi.

İŞTE DOSYADAKİ CİNAYETLER

İşadamı Behçet Cantürk,Recep Kuzucu,Savaş Buldan,Hacı Karay,Adnan Yıldırım,Medet Serhat,İsmail Karaalioğlu,Fevzi Aslan,Şahin Aslan,İran uyruklu, Lazım Esmail,İran uyruklu Asgar Simitkov,Avukat Yusuf Ekinci,Altındağ Nüfus Müdürü Macit Baskın,Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan,ANAP´lı Metin Vural,Avukat Faik Candan ( Radikal)

ASTSUBAY OĞUZ: YEŞİL BELARUS´TA

26.12.2011 10:24 Eski Jandarma İstihbaratçı Hüseyin Oğuz Vatan´a konuştu. Çarpıcı bir iddiada bulundu. Geçen hafta eski özel harekatçı Ayhan Çarkın´ın 1995 yılında kaçırıldıktan sonra haber alınamayan eski MİT muhbiri Tarık Ümit´in cesedinin yerini bildiğini iddia etmesi gündemde geniş yer bulmuştu. Çarkın, Silivri´de Ümit´in gömüldüğü yeri işaret etti ancak kazılardan sonuç elde edilemedi. Kazıya katılan Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit ise önceki gün A Haber´de yayınlanan Bi Sormak Lazım programına çıkarak çarpıcı bir iddiada bulundu. Amca Ümit, yeğeninin Trakya dışında bir istikamette gömülü olduğunu iddia etti. Yeğenini Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu´nun pastaneden alarak İbrahim Şahin´le birleştiklerini ve başka bir ekibe teslim ettiklerini söyledi. PKK´nın uyuşturucu trafiğini kontrolü altına alan bu ekibin başında Mehmet Ağar olduğunu ve Ağar´a yardımcı olan Korkut Eken´in Tarık Ümit´i tehdit ettiğini de sözlerine ekledi. Programa katılan bir isim ise oldukça dikkat çekti. ´Yüksekova Çetesi´ni ortaya çıkaran ve Susurluk Komisyonu´na verdiği ifadede Yeşil´i deşifre eden emekli Jandarma İstihbaratçı Astsubayı Hüseyin Oğuz birçok bilgiyi ilk kez programda dile getirdi. VATAN´a da konuşan Oğuz şunları söyledi:

Yeşil Belarus´ta

Bana 1997 yılından sonra Tarık Ümit´in akıbetiyle ilgili Muğla Jandarma Komutanlığı´ndan bir arkadaşım dosya getirdi ve Ümit´in cesedinin Muğla´da olduğunu söyledi. İnfazı yapanlardan biri Yeşil. Diğer kişinin ismine ise Tarık Ümit olayı basında tartışılırken birkaç kez yer verildi ve ismi çözüldü. Bu kişinin ismini İzmir Emniyeti´nde verdiğim ifadede söyledim ve emniyet güçleri şu anda bu kişiyi arıyor. Yeşil´e ilişkin olarak da bazı yazılar yazıldı. Yeşil hakkında Mehmet Altan, Belarus´ta olma ihtimalini yazmış. Doğru yazmış.

Çobanlık yapıyor

Emekli Jandarma İstihbarat Astsubay´ı Hüseyin Oğuz 1977 yılında başladığı mesleği boyunca görev yaptığı yerlerde faili meçhul olayların üzerine gitmesiyle tanındı. 1997´de emekli olan Oğuz, eşiyle birlikte İzmir´in Karaburun ilçesine yerleşti. Her şeyden elini eteğini çekip çobanlık yapmaya başladı. ( Vatan)

TARIK ÜMİT, SAVAŞ BULDAN´DAN ALDIĞI 1 MİLYON MARK´I ÇETEYLE PAYLAŞMADIĞI İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ

26.12.2011 14:09 Eski gazeteci Cevat Korkmaz, Tarık Ümit cinayetinin nedenini anlattı: ´Korkmaz: Savaş Buldan ve Adnan Yıldırım, isimlerini ölüm listesinden sildirmek için MİT ajanı Tarık Ümit´e 1 milyon mark verdiler ama bir hafta sonra öldürüldüler. Ümit, parayı paylaşmadığı için ortadan kaldırıldı.´

Ömer Lütfü Topal Ağar´a villa satın aldı

Türkiye Susurluk kazasından bu yana 90´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetleri ve mafya-polis-siyasetçi üçgenindeki kirli ilişkileri aydınlatmaya çalışıyor. Henüz bir arpa boyu dahi yol alabilmiş değiliz. Ancak eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın yaptığı açıklamalarla başlayan faili meçhul cinayetler soruşturması ve kamuoyu hassasiyeti umutlu olmayı gerektiriyor. Döneme ilişkin bilgi ve vicdan sahibi olanların sorumlulukla hareket etmeye başlaması ise en büyük şansımız. Diyarbakırlı işadamı ve siyasetçi, eski gazeteci Cevat Korkmaz da onlardan biri. Korkmaz, hem Tarık Ümit´in hem Savaş Buldan´ın öldürülmesine ilişkin çok önemli açıklamalarda bulundu. Cevat Korkmaz 1980´lerin ikinci yarısından itibaren olup bitenlere önce bir gazetecinin oğlu, daha sonra gazeteci olarak tanık olan bir isim. Yeni Demokrasi Hareketi´nin kuruluşunda yer almış, Diyarbakır merkez ilçe başkanlığını yapmış. “Kürt Kapanı” adında bir dönem çok satan önemli bir kitabı bulunan Korkmaz, bugün bir yandan ticaretle uğraşıp diğer yandan Has Parti Sarıyer İlçe Başkanlığı görevini sürdürüyor.

Önce sizi tanıyalım. Cevat Korkmaz kimdir?

Gazeteci Aziz Korkmaz´ın oğlu olarak 1962´de Diyarbakır´da doğdum. 1987´de kurduğumuz Ortadoğu Haber Ajansı´yla yıllarca dünyanın en önemli fotoğraf ajanslarına bölgeden haber-fotoğraf servisi yapıyorduk. Halepçe katliamını duyurduk. Barzani ile ilk röportajı ben yaptım. O haberden dolayı birçok ödül aldım. Savaş Buldan ile de o tarihlerde tanıştım, Yüksekova´da. Faili meçhuller başlamıştı, arkadaşlarımız öldürülüyordu. Zorunlu sebeplerden ötürü İstanbul´a geldim. Yeni Demokrasi Hareketi´nin kuruluşuna katıldım, Diyarbakır merkez ilçe başkanlığını yaptım. Barış Partisi´yle birleştiklerinde genel başkan yardımcısı oldum. Son dönemde de YDH´dan Has Parti´ye giden arkadaşların teşvikiyle partiye girdim. Has Parti Sarıyer ilçe başkanıyım. Gazeteciliği bıraktığımdan beri de petrol ve demir ticareti yapıyorum. Kürt Kapanı adında bir kitabım ve Altın Portakal´da ödül alan yeğenim Kenan Korkmaz ile birlikte, faili meçhul cinayetleri konu alan film hazırlıklarım var.

TARIK ÜMİT´İN MİTÇİ OLDUĞUNU BİLİYORLARDI

Peki. Şimdi 90´ların başına, peş peşe faili meçhul cinayetlerin işlendiği yıllara dönelim. Biliyorsunuz Ayhan Çarkın´ın açıklamalarıyla bir soruşturma başladı, faili meçhullerin mezarları aranıyor. MİT muhbiri Tarık Ümit´in ölümü ve ölüm nedeniyle ilgili siz ne biliyorsunuz?

Savaş Buldan çok yakın arkadaşımdı, sık sık görüşüyorduk. Yüksekova´dan tanıyordum. Savaş´la birlikte öldürülen Adnan Yıldırım´la da görüşürdük. O da ve Adnan Bey de Tarık Ümit´in MİT mensubu olduğunu biliyorlardı. Bunu bilerek görüşüyorlardı onunla. Onu, polisle aralarında bir ihtilaf doğacaksa peşinen önleyecek biri olarak gördükleri için görüşüyorlardı onunla. Sonuçta HEP gecelerine katılıyorlar, bir takım dayanışmalarda bulunuyorlar. Ülkenin genel durumunu da düşününce “acaba devlet cephesinden nasıl görünüyoruz” diye merak ediyorlar, onlar da Ümit´ten ufak tefek bilgiler tırtıklıyorlardı. İki taraf da birbirine takiye yapmıyor yani. Onlar Tarık Ümit´in MİT´çi olduğunu biliyorlar, Tarık Ümit de kendisinin bu kimliğini bildiklerini biliyor. Açık oynanıyor her şey. Ta ki Tansu Çiller´in Holiday Inn´deki meşhur konuşmasına kadar bu böyle sürüyor.

LİSTE AÇIKLANDI CİNAYETLER BAŞLADI

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, 4 Kasım 1993´te İstanbul Holiday Inn Otel´de yaptığı açıklamada “elimizde PKK´ya yardım eden Kürt işadamlarından oluşan bir liste var, hesap soracağız” demişti. Ondan sonra ne oluyor?

Bu açıklamadan sonra, önce Fevzi Aslan ile kardeşi öldürüldü. Sonra Behçet Cantürk öldürüldü. Sonra Savaş Buldan ve Adnan Yıldırım öldürüldü. Savaşlardan sonra İranlı Lazım ile Asker Simka öldürüldü. Yani o konuşmadan sonra cinayetler başlıyor ve listeler havada uçmaya başlıyor. Tarık Ümit´in elinde de var bir liste. Bence o liste en doğru listedir.

Evet...

Olayları oluş sıralarına göre anlatayım. Savaş Buldan´ın Etiler´deki evine Leyla Zana ve Mehdi Zana´nın da olduğu bir zamanda polis baskın yapmıştı. Savaş Buldan o baskından ötürü son derece medyatik oldu. Zaten ta o zaman “Bunlar bana bir şey yapmak için alt yapı oluşturuyorlar” gibi bir kaygıya kapılmıştı. Ardından Savaş´ın silah ruhsatını iptal ettiler. Savaş ölmeden bir ay önce de ruhsatını iade ettiler. 10 bin dolar verdim, ruhsatımı getirdiler, dedi. Ruhsatı gösterdi. “Seninle ilgili şeyler, suçlamalar filan yoğunlaşmaya başladı. Senin konumun başbakan nezdinde, devlet yetkilileri nezdinde böyle tanımlıyor ve şimdi de sana silah ruhsatını iade ediyorlar. Valla bu hiç hayra alamet değil” dedim. Listede Savaş Buldan´ın da adı var çünkü. Ve Behçet Cantürk de öldürülmüştü zaten.

CANTÜRK VE BULDAN´I İBRET İÇİN ÖLDÜRDÜLER

Siz ne anladınız bundan?

Diyarbakır´daki iş adamı kesimini ürkütmek için Behçet Cantürk´ü öldürdüler. Hakkâri tayfasını ürkütmek için de Savaş Buldan´ı. Ben aynen böyle kurguladım. Tarık Ümit´in onlara işin finaline ilişkin ne kadar bilgi verdiğini bilmiyorum ama son ana kadar onunla ilişki içinde olduklarını iyi biliyorum.

Tamam, devam edelim.

Bu olaylardan sonra Savaş Buldan´la öldürülen arkadaşı Adnan Yıldırım Bulgaristan´a gitti. Amaçları Türkiye´den gitmekti, ikisi de işlerini oraya taşıyacaklardı. O esnada Tarık Ümit ile görüşmeleri devam ediyordu. En son Tarık Ümit 1 milyon marka bağlıyor bunları. Diyor ki Savaş Buldan ve Adnan Yıldırım´a “Bana bir milyon mark verirseniz sizi listeden çıkartacağım”. Bunlar da bu parayı toparlıyor, Tarık Ümit´e veriyorlar.

TARIK ÜMİT 1 MİLYON MARK PARA ALDI

Bunları Savaş Buldan mı anlattı size?

Evet. Bu olaydan sonra İstanbul´a gelmiştim, bir akşam Savaş´la oturduk. “Biz işimizi bitirdik. Tarık bizi listeden çıkardı, Bulgaristan´a gitmemize de gerek kalmadı” dedi. Son derece de rahatlamıştı. Tarık Ümit onlara nasıl bir vaatte bulunmuşsa, nasıl kandırmışsa Bulgaristan´a gitmelerini bile engellemiş oldu. Savaş Buldan ve Adnan Yıldırım bu konuşmadan bir hafta sonra öldürüldüler.

SAVAŞ ÖLÜRKEN KIZI DOĞUYORDU

Onları kim öldürdü sizce? Ayhan Çarkın, Ziya Bandırmalıoğlu, Ayhan Akça ve Duran Fırat tarafından öldürüldüğünü söylüyor. Siz ne biliyorsunuz?

Savaş Buldan ve Adnan Yıldırım öldürüldükten sonra, Savaş´ın kardeşi Nihat Buldan -şu anda cezaevindedir- ne olduğunu, niye olduğunu öğrenmek için polisle yakın ilişkiye giriyor. Para karşılığı bilgi veriyorlar ona. Bu isimler şimdi Ayhan Çarkın tarafından açıklanıyor ama aslında bu isimler Kürtler tarafından on senedir biliniyor. Aileler iki ay sonra öğrendi her şeyi. Ki çok hazin bir şey daha var bu ölümde. Savaş Buldan´a işkence yapılırken, o işkencede çığlıklar atarken karısı da aynı saatlerde doğum yapıyordu. Savaş ölürken kızı doğuyordu...

TARIK ÜMİT´İ SAVAŞ BULDAN´IN PARASI ÖLDÜRDÜ

Evet, çok acı. Peki, Tarık Ümit de bu para nedeniyle mi öldürüldü sizce?

Tarık Ümit kesinlikle bu yüzden öldürüldü bence. Savaş´lardan bu parayı almış, kimlerle ortaksa onlardan gizlemiş. O para bir milyon marktır. Böyle bir para aldığı bir şekilde duyuldu, bunu çağırdılar sorguladılar, inkâr etti, parayı gizlediğini öğrendiler ve öldürdüler adamı bence.

MEHMET EYMÜR DE SEYREDİYORDU

MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, bu cinayetin neresindeydi sizce?

Mehmet Eymür sanki hiçbir şey bilmiyormuş, hiçbir şeye iştirak etmemiş gibi bir resim çiziyor kamuoyunda ama... Nihat Buldan´a gelen bilgilere göre Savaşlar Çınar Otel´den götürülürken Mehmet Eymür de, caddenin karşısındaki bir arabanın içinde operasyonu izliyordu. Operasyonun bir parçasıdır Eymür. Haberim yok falan demesi inandırıcı değil. Bunların arasında koordinasyon olmasa işler Arap saçına döner zaten.

ÜNAL ERKAN PARAYA BULAŞMADI AMA...

Mehmet Eymür farklı bir şey söylüyor. Tarık Ümit´in Mehmet Ağar ve ekibinden korktuğunu, listeyi Ağar´dan habersiz olarak kendisine gösterdiğini, gördüğü listede Behçet Cantürk´ün üstünün çizili olduğunu, Ümit´in listeyi kendisine gösterdiği için öldürülmüş olabileceğini söylemişti.

İnandırıcı değil. Devletin Emniyeti biliyor da bu listeyi, MİT bilmiyor olabilir mi? Zaten o dönemde, bu işi organize edebilmek için önce bir konsey oluşturuyorlar. İşin içinde Tansu Çiller, Özer Çiller var. Demirel´in kayınbiraderi Ali Şener var, Sedat Peker, Korkut Eken, Doğan Güreş, Ünal Erkan var. Ünal Erkan´dan kimse bahsetmiyor ama onun görev yaptığı dönem en çirkin faili meçhullerin işlendiği dönemdir. Onunla ilgili isim vererek bir şey söyleyeceğim.

TANSU ÇİLLER MÜLKLERİNİ SATIYOR

Tabi buyurun...

Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti eski başkanı Naci Sapan ile Ünal Erkan çok samimiydiler. Biri bölge valisiydi sonuçta o dönemde, biri cemiyet başkanı. Naci Sapan Ankara´da bir akşam misafirim oldu. Bana dedi ki, bir yere gidip geleceğim. Ünal Erkan´a gitti, geldi. Dedim, ne yapıyor. Sohbet ettik dedi, anlattı. Ünal Erkan demiş ki Naci Sapmaz´a “Naci biliyor musun bana neden hiç karışmıyorlar? Ben paraya hiç bulaşmadım da ondan karışmıyorlar”. Bu çok ciddi bir itiraftır. Her şeyi yap ama paraya bulaşma. Para çok önemliydi orada, etik değerler için değil para için yapılıyordu her şey. Dikkat ederseniz zaten hep birbirlerinden aldıkları paralar sorgulanıyor, Yeşil oraya aktarmış, o oraya aktarmış. Savaş´ın cebinden çıkan paralar bile paylaşılmış. Sonradan hepsi servet yaptılar zaten. İbrahim Şahin´in iki benzin istasyonu var İstanbul´da. Tansu Çiller, Yeniköy´deki iki iş hanını ve Pera´daki otelini satışa çıkarmış mesela.

Çiller´in ABD´ye taşınma söylentileri de var evet, mülklerini satışa çıkarabilir, ne olmuş?

Bakın, adım adım gidiyor iş. Ben bugüne dek şöyle düşünüyordum. İçinde Mehmet Ağar´ın olmadığı bir soruşturma eksiktir. Hepsi var da dönemin emniyet müdürü niye yok? Sıra Mehmet Ağar´a geldi, beş yıl ceza aldı. O, bu işin bir parçası. Bir zamanlar dedi ki, bir tuğla çekersem duvar yıkılır. Diğer tuğlalar kimlerdir? Emir komuta zinciri içinde yaptık diyor, birilerine mesaj veriyor. O birileri de işin içindeyse sıranın kendilerine geleceğini bilerek olası bir duruma karşı seçenekler yaratıyorlar. Mesele budur.

KÜRTLER BU FOTOĞRAFA İYİ BAKSIN

Faili meçhuller soruşturmasında “iddialar çok soyut” gerekçesiyle yaşanan salıvermeleri de tuğlaların gücüne bağlıyorsunuz herhalde?

Gerçi Savcı itiraz ederek çok isabetli bir şey yaptı ama salıvermeler faili meçhullerin aydınlatılmasını bekleyenler için çok umut kırdı. Ama şunu hepimizin, özellikle Kürtlerin şunu çok net görmesi lazım: Türkiye Cumhuriyeti en cesur Başbakan´ı tarafından yönetiliyor. Özal 1991´de Kürtçe kitap yayınının serbest bırakılması için bir yasa çıkarmaya çalışırken bile kendi grubunda çok zorlanıyor. Ülkücü kökenli Kalemli ile, Taşar ile restleşiyorlar. Sonrakilere bakın, Tansu Çiller´e, Mesut Yılmaz´a bakın. Bir başbakan düşünün ki Budapeşte´de kumarhanede yumruk yiyor. Türkiye bu hale gelmişti yahu!

Bunlar bugün olsa, hangisinin gidip PKK ile görüşme cesareti olur söyler misiniz? Kürtlerin fotoğrafı doğru görmesi lazım. Bizim bilmediğimiz şeyler olabilir, grubunda zorlanabilir, parti içinde dengeleri gözetebilir. Yüzde 50 oy almış, seçmenin dengesini koruması gerekecektir. Kürtler bunun farkına varsın, iyi baksın, insan hakları ihlallerinin üzerine kim gidiyor? Ceset kuyularını kim açıyor? PKK ile kim görüşüyor? Faili meçhullerin üzerine kim gidiyor? Bakın bugün sistem Cemal Temizöz´ü içeri atıyor.

On sene evvelki durumla bugünü kıyaslayın, vicdanınızı dinleyin ve destekleyin ki yapsın. Yoksa kim yapacak? Bir de bugünkü iktidar bunların hiç birini ayıklamıyor, uyuşturucu işine karışanı da, faili meçhule, çeteye karışanı da, devletin parasını kötü kullananı da ayırmıyor hepsinin üstüne gidiyor. Bunlar önemlidir.

VELİ KÜÇÜK UYUŞTURUCU İŞİNİN TA İÇİNDE

Tarık Ümit´in ölümüyle ilgili başka bir iddia daha var. Mehmet Ağar´ın Dursun Karataş´ı yakalatmak için Almanya´ya 80 kilo uyuşturucu gönderdiği ancak Tarık Ümit´in Alman polisine bunu yakalattığı için öldürüldüğü şeklinde.

Uyuşturucu trafiğinin PKK´dan ülkücü kökenli bir takım devlet görevlilerine nasıl manipüle edildiği yönünde çok duyum var. Aslında biri var konuşacak da bir türlü ikna edemedik daha. Veli Küçük´ün Hollanda´ya gittiği, Amsterdam´da uyuşturucu kaçakçılarıyla görüştüğü, organizasyonlar yaptığı, hatta fotoğraflarının olduğunu bilen biri. Bunu Hollanda´dakiler de biliyor. Bu tür şeyler niçin başka bir general için söylenmiyor? Demek ki var bir şey.

HEPSİ VİLLA SAHİBİ, NEYLE ALDILAR?

Tarık Ümit´in amcasının iddiası ise şu: Tarık Ümit, Mehmet Ağar ile birlikte PKK´nın uyuşturucu trafiğinin önünü kesti. Ama bu işteki para ekiptekilere tatlı geldi ve uyuşturucu trafiğini onlar yürütmeye başladılar. Tarık Ümit ise bundan hoşlanmadı ve sizi kamuoyuna açıklarım dedi. O yüzden de öldürüldü, diyor amcası.

Hayır efendim. Tarık Ümit´in öldürülme nedeni tamamen Savaş Buldan ve Adnan Yıldırım´dan aldığı bir milyon marktır. O dönem bu işlere bakanların hepsinin tek marifeti haraç almaktı. Herkesi tehdit ettiler, seni öldüreceğiz, sen şusun sen busun diye. Bazıları basına yansıdı, bazıları yansımadı ama ben biliyorum. Devletten yetki almışlar. Gidip kendilerine göre suçlu ilan ettikleri adamlardan para alıyorlar. Hepsi Yeşilköy´de şurada burada villalarda oturdular. Bu para nereden geldi, maaşla mı aldılar?

TÜRKİYE AYHAN ÇARKIN´A SAHİP ÇIKMALI

Ayhan Çarkın neden konuşuyor sizce?

Vicdan azabı çekiyor. Dünyada çok örneği var. Zaten kendi ifadelerinde de söylüyor bunu. Kişi uyuyamaz, nefes alamaz. O yüzden Ayhan Çarkın çok, çok önemli bir şey yapıyor. Yaptığı şeyin yanlış olduğuna inanmış. Kürtler önyargıyla bakmasınlar o yüzden bu adama. Buradan söylüyorum. Eğer cezaevindeyse orada korusunlar, dışarı çıkacaksa dışarıda korusunlar. Devlet korusun, Çarkın anlatmaya devam etsin. Çünkü Ayhan Çarkın, konuşarak bu işleri bilip ortaya çıkmaya cesaret edemeyenleri de yüreklendirdi. Yarın öbür gün birileri çıkar Silopi´de 100, 150 kişinin gömüldüğü yerleri gösterirse hiç şaşmayın. Süreç böyle işliyor ve Çarkın işte bu süreci başlattı.

YEŞİL´İ RAMBO YAPTILAR

90´lı yıllar demek Yeşil demek aslında...

Yeşil´i Rambo yaptılar. Zaten aralarında paylaşamıyorlar JİTEM, MİT, Emniyet hepsi kullanıyor. O da vuruyor, kırıyor, öldürüyor. Ama Yeşil bugün bütün cinayetlerin, para pul işlerinin, kirli işlerin, kirlenmiş isimlerin kamuflajında kullanılıyor. Her şeyi onun üzerine yıkarak içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Böyle bir güç olamaz. Filmlerde izliyoruz da gülüyoruz. Ama Yeşil´i Rambo yaptılar.

Yaşıyor mu Yeşil?

Bence yaşamıyor. O yüzden bu kadar rahat konuşuyorlar. Günün birinde ortaya çıkma ihtimali olsa biraz daha dengeli davranırlar. Yoksa Yeşil zaten kafasına göre adam öldüren biri. Tek başına çıkıp, gidip bir köylüyü öldürüp dönüyormuş, ben PKK´lı öldürdüm diye. Lice´de Kulp´da birçok insan öldürmüş böyle. Sapla samanın karıştığı, insanların haklarını arayamadığı bir zaman zaten. Önce toplumun nezdinde bu adamın şahsında bir dehşet duygusu yarattılar. Sonra da her şeyi ona yıkmaya başladılar.

MEHMET AĞAR VİLLA KARŞILIĞI KUMAR BORCUNU SİLDİRİYOR

Mehmet Ağar neden hiç konuşmuyor?

Mehmet Ağar konuşacak. Veli Küçük neden konuşmuyor? Bütün kaleleri yıkılıyor ama bunlar hala günün birinde biri çıkacak ve hepsini aklayacak zannediyorlar. Yok öyle bir şey. Şimdi vicdanlarıyla baş başa kalıyorlar hapishanede. İçlerindeki zehirle yaşamaları daha zordur, konuşunca hafifleyeceklerdir. Kendi ailelerine, çocuklarına bir şey olsaydı ne hissedeceklerdi, bunu düşünsünler. İnsanları öldürdüler, mezarlarını talan ettiler yahu. Ne bir kimse, ne bir ülke zehrini akıtmadan yaşayamaz. Devlet şimdi faili meçhullerin üzerine gidiyor. PKK´nın da kendisiyle yüzleşmesi lazım. Yoksa görüşmeler nasıl olacak? Birbirlerini ikna edebilmek için önce kendilerini temizlemeleri lazım.

Anlamadım, bunu açalım.

Şöyle: Savaş Buldan öldürülmeden önce Mehmet Ağar ile aynı sitede oturuyordu Yeşilköy´de. Dilkum sitesinde. Davut Kölük adında Malatyalı bir iş adamı Ömer Lütfü Topal´ın kumarhanelerinde soyuluyor, bir buçuk milyon dolar. Mehmet Ağar, Topal´ı arıyor ve “Bu benim adamımdır, bunu koru” diyor, iş dünyasındaki söylentilere göre. Denileni yapıyor Ömer Lütfü Topal. Davut Kölük Mehmet Ağar´a Yeşilköy´de bir ev veriyor. Mehmet Ağar evi Urfalı Ali Bozanoğlu adına yapıyor. Ve orada oturmaya başlıyor, 1992-93 yıllarında. Ağar, Savaş Buldan´ın da aynı sitede oturduğunu duyunca sızlanmaya başlıyor, bunların ne işi var diye. Ama kadınların tüm bunlardan haberi yok tabi. Savaş ve Adnan´ın kaçırıldıkları gün kadınlar Mehmet Ağar´ın evine gidiyorlar, komşuluk hukukuyla, dertleşmeye. İşin böyle de bir tarafı var yani.

İBRAHİM ŞAHİN İŞİN JÖNLERİNDENDİR

İbrahim Şahin de Mehmet Ağar´ı işaret ediyor aslında ama sizce o bu yapının neresinde?

İbrahim Şahin bu işin jönlerinden biridir. Başından beri de deli numarası yapıyor. Özel harekât timini yönlendiren, özel yaşamlarında devletten aldıkları para yetmiyorsa onları finanse eden adamdır. Polisliği bıraktıktan sonra petrol işine girdi. Maddi durumu son derece iyidir.

KÜRT ELİTLER YÜK ALIN, HERŞEYİ ERDOĞAN´IN SIRTINA YIKMAYIN

Şimdiye kadar röportaj vermiyordunuz. Bugün konuşmanızın gelişmelerle ilgisi var mı?

Arkadaşlarım öldü benim. Bildiklerimi anlatmamın, bunları teşhir etmenin bir bedeli olacaksa da öderim. Çünkü ölenler daha ağır bedel ödediler. Benimki nedir ki? Hem vatandaşlık görevim bu benim, hem de kaybettiğim dostlarıma karşı insanlık borcum. 20 gazeteci arkadaşım öldürüldü. Mesleğe soktuğum çocuklar öldürüldü, hepsinin nasıl öldürüldüğünü biliyoruz, neredeyse katillerini de biliyoruz. Zannetmesinler ki kimse bir şey bilmiyor. Vallahi her şey en ince ayrıntısına kadar biliniyor. Son sözüm: Bu süreç işlesin, hem devlet hem örgüt tarafından kim kullanılmış, kim pisliğe bulaşmışsa hepsi dökülsün ki yeni bir sayfa açılabilsin. Bu işlerin düzelmesi için herkesin, ama özellikle Kürt ve Türk elitlerinin sorumluluk alması lazım. İşi tamamen Tayyip Erdoğan´ın üzerine yıkmadan Koç´un da, Sabancı´nın da, Süzer´in de, Tatlıcı´nın da, Ceylan´ın da Çalık´ın da destek çalışmasına girmesi lazım. ( Star)

TARIK ÜMİT HÜSEYİN ÖZEN ADIYLA MUĞLA´DA GÖMÜLDÜ

03.01.2012 16:30 G.Doğu´da uzun yıllar görev yapan ve verdiği ifadelerle Yüksekova Çetesi´ni ortaya çıkaran Emekli Jand. İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz çarpıcı iddialarda bulundu. Emekli Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz, A Haber´de Bi Sormak Lazım da Selin Ongun´un sorularını yanıtladı. 10 gün önce 1992 yılında kaçırılan ve kendisinden bir daha haber alınamayan MİT muhbiri Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit programa konuk olduğu sırada yayına telefonla bağlanan ve Tarık Ümit´in cenazesinin yerini biliyorum diyen Hüseyin Oğuz iddialarını detaylandırdı, Tarık Ümit´in Hüseyin Özen adında Muğla´da gömülü olduğunu söyledi. Oğuz, Uğur Mumcu suikastının aydınlanması için de Aydın Öztürk´ün konuşması gerekiyor dedi.

TARIK ÜMİT´İN DOSYASI BANA EYÜP TUNCAY´DAN GELDİ

Tarık Ümit´in dosyası Muğla Jandarma İl Komutanlığı´ndan bana gelmişti, fezlekeyi hazırlayıp imza atan Jandarma Astsubayı getirdi, Eyüp Tuncay, bizzat bu soruşturmayı yürüten arkadaşım. Emekli olduğu zaman, kendisi bana çok önemli bilgiler olduğunu söyledi, bense Susurluk Komisyonu, ifadeler, savcılık... Artık yorulduğumu söylemiştim. Bana bulunduğu yere, kendi adıma değil, bir başka eşimin akrabasının adına dosyayı getirdi.

Dosyada gerçekten yaptığı soruşturma vardı Tarık Ümit ile ilgili. Ben bu soruşturma dosyasını bir gazeteci hanıma verdim, kitabımda onun adı var. Ekim 2011´de savcılığa ifade vermeden önce kendisinden dosyayı istedim, tedirgin oldu, bulamıyorum dedi. Milliyet Gazetesi´nden çalışıyordu 97 yılında haber yaptı, Tarık Ümit´in cenazesinin ilk fotoğrafı da o zaman yayınlandı. Tarık Ümit, Muğla´da Hüseyin Özer adında birinin adına gömüldü, bunları da savcılıkta anlattım. Tarık Ümit´i Yeşil ile birlikte bir kişi daha infaz etti. Onun adını da savcılığa verdim, aranıyor.

YEŞİL BELARUS´TA YAŞIYOR

Meclis Susurluk Komisyonu´nda Yeşil´in kimliğini ilk kez açıklayan Hüseyin Oğuz , Ben Yeşil´in yaşadığını biliyorum 2011 Ağustos öncesi onunla bizzat görüşen bir ağabeyim var. Belarus Minsk kentinde bir otelde görüştüler. Bu kişinin ismini veremeyeceğim. Yeşil´in yakalanma riski artık çok yüksek. Etrafı boşaldı. Şimdi şansı yok. Yaşıyor, onu ekonomik şartları yakalatmıyor. Tarık Ümit mihenk noktasıdır. Bu olay aydınlanırsa Ergenekon da Susurluk da çöker. Ben Ayhan Çarkın´ın ifadelerine itibar etmiyorum. Benim belgem var, bana dosya geldi diyorum, Tarık Ümit´in dosyası geldi, diyorum, altındaki imzaları gördüm, cenazesinin fotoğrafını gördüm diyorum, bu dosyayı bir gazeteciye verdim. dedi.

AYDIN ÖZTÜRK KONUŞURSA UĞUR MUMCU CİNAYETİ AYDINLANIR

Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın ve Uğur Mumcu Cinayetleri ile ilgili de iddialarda bulunan Hüseyin Oğuz Eşref Bitlis´in tüm ekibi tasfiye edildi. Bu ekip Güneydoğu´daki sorunun şiddetle çözümünden yana değildi. Eşref Bitlis ve Bahtiyar Aydın´ı öldürdüğünü Kahraman Bilgiç, bana sorguladığımda itiraf etti. Benim İfade vermediğim savcılık kalmadı. Ben bir tek Eşref Bitlis´in çocuklarıyla görüşmedim, diğer tüm mağdurların çocuklarıyla da görüştüm. Uğur Mumcu cinayetinin kararı Diyarbakır JİTEM´ DE alındı. Kararın alınmasında Aytekin Özen etkili oldu. Aydın Öztürk, Malatya Pötürgeli, o konuşursa Uğur Mumcu Cinayeti aydınlanır. Uğur Mumcu olayının çözülmesi için Diyarbakır´daki avukat Mustafa Özcan´ın olayının çözülmesi lazım. Aydın Öztürk yaşıyor, ufak bir suçtan dolayı cezaevinde sanıyorum. dedi.

YÜKSEKOVA ÇETESİ ŞEHİT TABUTUNDA UYUŞTURUCU KAÇIRDI

Hüseyin Oğuz, bugün Türkiye´de terörün bitmesinin sebebi olarak da yıllar önce deşifre ettiği Yüksekova Çetesi´nin üzerine gidilememesi olduğunu öne sürerek , o çete bitirilseydi, bugün dağlarda adam kalmayacaktı dedi. Oğuz, Ben Yüksekova´da terör örgütünün gümrükçüleri ile karşılaştım. Türkiye´ye uyuşturucu geçişinden pay alanları tanıdım. Şehit tabutlarında eroin transferi yapılıyordu. Yüksekova çetesinde polis, korucu ve asker vardı. O çete tam aydınlatılmış olsaydı, bugün pek çok sorun çözülmüş olurdu.

Bunun kapatılmasından devlet zarar görür görüşü hâkim oldu, oysa tam tersi oldu. Ankara´nın tüm bunları bilmemesi mümkün değil. Biz oradaki tüm olayları vukuat raporu olarak tutuyorduk, Yüksekova Komutanlığı olarak, İçişleri Bakanlığı´na kadar olayın özetini anlatıyorduk Şemdinli ve Eruh baskınına katılan militan bir bakıyorum JİTEM içinde görev yapıyor. JİTEM Jandarma Komutanlığı´nın parçası, orada benim çok değerli meslektaşlarım var.

Nahit Menteşe, savcı çağırırsa ifade veririm, diyor geçen gün gazetelerde, ben yıllardır savcılara ifade veriyorum, belki yarın bu yayından sonra yine ifade vereceğim, Nahit Menteşe de savcılık çağırmadan gitsin versin ifadesini. Benim uzun zamandır korumam yok, bulunduğum ildeki emniyet müdürü talimat olmadan, duyarlı olduğu için beni koruyor. Çok karışık yıllarda ben Susurluk´ta konuştum . Ben Veli Küçük ile aynı kurumda çalıştım ama onunla aynı fikirde olmam mümkün değil, 2008 yılında geldi köyümde dayımı buldu, beni araştırdı, Susurluk´ta verdiğim ifadeden dolayı. 120 küsur kaset var Veli Küçük´ün elinde, görev yaptığı yerdeki valiyi zor durumda bırakmak için şantaj malzemesi olarak kullanıyordu bu kasetleri. ( A Haber)

TARIK ÜMİT´İN İŞE ALDIĞI DOĞAN ÖZKAN İFADE VERDİ

05.01.2012 15:59 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında, 1995 yılında kaçırıldıktan sonra öldürüldüğü iddia edilen MİT´çi Tarık Ümit´in işe aldığı Doğan Özkan Ankara Adliyesi´nde ifade verdi.Sabah saatlerinde Ankara Adliyesi´ne gelen Doğan Özkan´ın ifadesini faili meçhul cinayetler soruşturmasını yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel ile Mehmet Özgür aldı. Yaklaşık iki saat süren ifade verme işleminin ardından Özkan, gazetecilerin sorularını cevapsız bıraktı. Bugün konuşmayacağım. diyen Özkan adliyeden ayrıldı. Doğan Özkan´ın faili meçhul cinayetler konusunda bir bilgisinin olmadığını söylediği öğrenildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturması kapsamında geçtiğimiz hafta ise Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit, ´tanık´ sıfatıyla ifade vermişti. Faili meçhul cinayetler kapsamında tutuklu bulunan eski Özel Harekat Polisi Ayhan Çarkın, mahkemenin talep etmesi halinde 1995´ten bu yana kendisinden haber alınamayan MİT´çi Tarık Ümit´in cesedinin bulunduğu yeri gösterebileceğini söylemişti. İstanbul Silivri´nin Beyciler Köyü´nde Çarkın´ın yer gösterme işlemine Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit de eşlik etmişti. Ancak yapılan aramalardan bir sonuç elde edilememişti. ( Cihan)

TARIK ÜMİT´İN İŞ ORTAĞI HAKKI NAMLI İFADE VERDİ

09.01.2012 15:37 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında Tarık Ümit´in iş ortağı Hakkı Yaman Namlı ifade verdi. Namlı´nın MİT´çi Tarık Ümit´in 1995 yılında kaçırıldıktan sonra öldürüldüğü iddialarına ilişkin bilgi verdiği öğrenildi.Ankara Adliyesi´ne gelen Namlı, soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet savcısı Hakan Yüksel ile Mehmet Özgür´e ifade verdi. İfadesinin ardından çıkışta gazetecilerin sorularını cevaplayan Namlı, gerçekleri söylediğini ifade etti. Tarık Ümit´in birlikte bankayı kurduğu isim olarak da bilinen Hakkı Yaman Namlı, Ümit ile yakın dost olmasından dolayı ifadesine başvurulduğunu kaydetti. Susurluk Komisyonu´nda da ifade verdiğini hatırlatan Namlı, orada olduğu gibi şimdi de gerçekleri konuştuğunu belirtti. Tarık Ümit´in kaybolmasıyla ilgili devlette olmayan bilgileri tazelediklerini dile getiren Namlı, Susurluk ile bunun tanığı olduğunu ifade etti.

Susurluk´ta biliyorsunuz, oluşum mahkum oldu. Gerisini de zaten sayın savcı araştırıyor. diyen Namlı, Abdullah Çatlı´yı tanıyıp tanımadığına ilişkin bir soruya Tanırım tabii karşılığını verdi. Tarık Ümit´in kendisine ölüm listesinden bahsetmediğini anlatan Namlı, Ümit´in kimlerce kaçırıldığı konusunda bilgisinin olmadığını savundu. O dönemde yasa dışı işler yapılıp yapılmadığına ilişkin bir soruya da Namlı, Bilemeyeceğim. Öyle bir şey yok. Ama gerçeği söyledim. Gereğini anlattım. diye konuştu. Milli İstihbarat Teşkilatı´nın 18 yıllık görevlisi Tarık Ümit, 2 Mart 1995 günü İstanbul´da ortadan kaybolmuş ve arabası Silivri´de jandarma bölgesinde bulunmuştu. ( Cihan)

(24 Aralık 2011), son güncel.: (09 Ocak 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çarkın mezar yerlerini gösterdi

Çarkın mezar yerlerini gösterecek

Çarkın: Ümit´in yerini biliyorum

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Tarık Ümit dosyası tekrar açıldı

Tarık Ümit olayıyla ilgili bazı manşetlerimiz

Yıllardır izi bulunamayan MİT´çi Tarık Ümit için korkunç iddia

İddianamede Sapanca Üçgeni

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2999    yazdır/print


 

Ayhan Çarkın ek ifade veriyor

Faili meçhul soruşturması kapsamında tutuklu bulunan eski özel harekat polisleri Ayhan Çarkın ve Ercan Ersoy ek ifadeleri alınmak üzere Adliye´ye getirildi. Ersoy´un ifade verme işlemi 1 saat sürerken, Çarkın´ın ifadesi ise 2 saat sürdü. İfade sonrası bir açıklama yapan Çarkın, ´Süreci takip edin. Karanlıklar aydınlanacak´ dedi. Ayhan Çarkın dün bir gazetede yayınlanan yeni iddialarında Susurluk döneminde kayıplara karışan MİT muhbiri Tarık Ümit´in öldürüldüğünü ve istenirse yerini gösterebileceğini açıklamıştı.

20.12.2011 15:16 Susurluk döneminde işlenen faili meçhul cinayetlerin dosyalarının yeniden açılmasına yaptığı itiraflarla yol açan eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın yeni iddiaları savcılığı harekete geçirdi. Ankara´daki faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında tutuklu bulunan eski özel harekat polisleri Ayhan Çarkın ve Ercan Ersoy, tutuklu bulundukları Sincan F Tipi cezaevinden jandarma eşliğinde Ankara Adliyesine getirildi. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, Ercan Ersoy´un ek ifadesini almaya başladı. Ersoy´un ardından Çarkın´ın da ifade vermesi bekleniyor. (AA)

Ayhan Çarkın: Karanlıklar aydınlanacak

Ayhan Çarkın ve Ercan Ersoy, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel´e ifade verdi. İfade sonrası basın mensuplarının sorularına Çarkın, Karanlıklar aydınlanacak dedi. Ayhan Çarkın, bir gazetede çıkan açıklamalarında Tarık Ümit öldürüldü. Eğer mahkeme isterse cesedinin yerini söylerim. Çıkartır DNA testi yaparlar. demişti. Savcı, bu açıklamalar doğrultusunda Çarkın´ın yeniden ifadesine başvurdu. Eski özel harekat polisleri Ayhan Çarkın ve Ercan Ersoy, faili meçhul cinayetleri soruşturan özel yetkili savcı Hakan Yüksel´e ifade verdiler. Ersoy´un ifade verme işlemi 1 saat sürerken, Çarkın´ın ifadesi ise 2 saat sürdü.

İfade sonrası jandarmanın eşliğinde adliyeden götürülen Çarkın, gazetecilerin sorularına ilişkin Süreci takip edin karşılığını verdi. Karanlıklar aydınlanacak. diye bağıran Çarkın, tehdit edilip edilmediğine ilişkin ise kimsenin kendisini tehdit etmediğini vurguladı. Tarık Ümit´in gömüldüğü yeri söyleyip söylemediği ve yer gösterme yapılıp yapılmayacağına ilişkin soru karşısında Çarkın, Süreci takip edin demekle yetindi. Çarkın ve Ersoy, ifadelerinin ardından Sincan F Tipi cezaevine gönderildi.

Ankara 11. Ağır Ceza nöbetçi Mahkemesi faili meçhul cinayetlere ilişkin aralarında İbrahim Şahin´in de bulunduğu 7 özel harekatçı için tahliye kararı vermişti. İbrahim Şahin, Enver Ulu, Ayhan Akça, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Uğur Şahin ve Ahmet Demirel soruşturma kapsamında tahliye olmuştu. Soruşturma kapsamında Ayhan Çarkın ile Ercan Ersoy tutuklu bulunuyor. Nöbetçi mahkeme, CMK´nın 108´inci maddesine göre tutukluluk gerekçeleri ortadan kalktığı için tahliye kararı vermişti. Soruşturmayı yürüten Hakan Yüksel ise tahliye kararına itiraz etmişti. Ancak mahkeme henüz bu itirazı karara bağlamadı. ( Cihan)

ÇARKIN DÜN YENİ İDDİALARDA BULUNDU

Sincan Cezaevi´nde tutuklu bulunan Ayhan Çarkın, Namık Erdoğan ailesinin avukatı Yaşar Sayın aracılığıyla Taraf gazetesinin sorularını yanıtlamış, yeni iddialarda bulunmuştu. Çarkın, 1978´den itibaren MİT içerisinde çalışmaya başlayan, 1980 ve 1990´lı yıllarda çok sayıda olaya adı karışan ve 2 Mart 1995´te kaçırıldıktan sonra kendisinden haber alınamayan Tarık Ümit´in öldürüldüğünü açıklamıştı. Mahkemenin talep etmesi halinde Tarık Ümit´in cesedinin bulunduğu yeri gösterebileceğini belirten Ayhan Çarkın, “Ben, infaz edildiği yeri, cesedinin gömüldüğü yeri gösteririm. DNA testi yapılır. Durum ortaya çıkar” dedi.

İŞTE ÇARKIN´IN YENİ İDDİALARI

Topal cinayetinin belgeleri Mesut Yılmaz´da.. Topal cinayetiyle ilgili asayiş polisleri tarafından alınmış kamera kayıtları var.. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu, cinayete ilişkin tüm detayları biliyor..

MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ifadelerinde kıvırmış. Sanki o dönem olan bitenleri sonradan öğrenmiş, olaylara hiç karışmamış, dışarıdan izleyen öğrenen biri gibi anlatmış. Oysa olan bitenin merkezinde kendisi de vardı..

Benim akıl sağlığım yerinde. Ancak bana deli diyenlerden İbrahim Şahin kendisi deli olmak için elinden geleni yapıyor. Ergenekon davasından kurtulmak için aklî dengesi yerinde değildir raporu almaya çalıyor..

Bu ekibin içerisinde olan yaşanan olaylara birebir tanıklık eden biriyim. Ankara´da işlenen cinayetleri savcıya anlattım hatta infazların gerçekleştiği yerleri gösterdim.. Allah´ın izniyle sonum Kaşif Kozinoğlu gibi olmazsa ben bu olayları inkar edenlerle mahkemede yüz yüze geldiğimde esas sürprizi yapacağım..

Bana göre bizim ekipten Ahmet Sakarya, Sami Gece, Behçet Oktay ve Sait Yıldırım ecelleriyle ölmediler. Birileri onları infaz etti. Beni de infaz etmek istediler. Ancak ben Oğuz Yorulmaz´ın yardımıyla infaz edilmekten kurtuldum. Hatta İbrahim Şahin´in de infaz edilmek istendiğini biliyorum. Fakat Şahin´i de öldüremediler. Şahin de durumu anlayınca infaz edilmekten kurtulmak için işi deliliğe vurdu..

Mehmet Ağar çıkıp açıklama yaptı. İlgili kişilere mesaj gönderdi. Bu soruşturmanın en üste kadar gideceğinin farkına varmış.. Ayhan Efeoğlu İstanbul Emniyeti´nde yapılan işkence sonucu ölmüştü. Onu bizzat kendi ellerimle gömdüm. Bu kişilerin infaz edildiği yerleri göstereyim. Orada çıkan cesetlere DNA testi yapılsın. O zaman mahkeme ölümlerin somut olduğunu anlayıp, benim ifadelerimi dikkate alır..

Namık Erdoğan infaz edilmeden önce öldürüleceği konusunda özel harekâtta dedikodular dolanıyordu. Ahmet Sakarya, bana Erdoğan cinayetini Ahmet Demirel´in grubu tarafından daha doğrusu ona yakın çalışanlar tarafından öldürüldüğünü hatta Sait Yıldırım´ın da o ekipte olduğunu anlatmıştı..

MESUT YILMAZ´DAN ÇARKIN´A TEPKİ

Faili meçhul cinayetler soruşturmasının en önemli tanığı olan eski Özel Harekât Polisi Ayhan Çarkın´ın, “Topal cinayetiyle ilgili kayıtlar Yılmaz´da” açıklamasına, Mesut Yılmaz´dan yanıt geldi: Bende olup da devlette olmayan bir belge, bilgi yok. Herkes birbirine ´kazık atmak´ için birtakım iddiaları ´pehlivan tefrikası´ gibi ortaya döküyor. İddiaların bir kısmının üzerinde yargı ciddiyetle durmalı. Şahsen ben yargının bunu yaptığına şu ana kadar tanık olmadım. Bugüne dek elimdeki bütün bilgileri paylaştım, bundan sonra da üzerime düşeni yaparım.

Ankara´da süren faili meçhul cinayetler soruşturması nedeniyle birkez daha gündeme gelen Susurluk konusunda Ayhan Çarkın´ın yanı sıra, eski MİT´çi Mehmet Eymür, eski TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış´ın açıklamaları nedeniyle gözler Mehmet Ağar, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz´a çevrildi. Ağar geçen ay bir basın toplantısıyla detaylara girmeden sessizliğini bozdu. Çiller ise hâlâ suskun. Dönemin en etkili isimlerinden Yılmaz ise sessizliğini Radikal´e bozdu.

Telefonla görüştüğümüz Yılmaz, öncelikle Çarkın´ın dün Taraf gazetesinde yer alan “Cinayetlerle ilgili bilgiler Yılmaz´da var” iddiasını yanıtladı. “Tarık Ümit konusunda elimde bilgi olsa yargıyla paylaşırdım” diyen Yılmaz, Topal´ın ölümüyle ilgili iddiaya da şu yanıtı verdi: “Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu´nun verdiği bilgileri, muhalefette olduğum dönemde, dönemin Cumhurbaşkanı´na (Süleyman Demirel) ilettim. Bu konuda bende olup yargıda olmayan tek bir bilgi yoktur.”

Devlet sırrı diye sakladık

Yılmaz, Elkatmış´ın “Kutlu Savaş çok önemli bir rapor hazırladı. Ancak o raporun da 7-8 sayfası devlet sırrı diye açıklanmadı. Ama asıl önemli nokta bu rapor ve ekleri şu anda devlet arşivinde değil Yılmaz´da” sözlerine de yanıt verdi. Raporda ´devlet sırrı´ olarak kapatılan bölümlerin Türkiye´nin dış politikasını ilgilendirdiğini anımsatan Yılmaz, “O bölümlerde bu cinayet olaylarıyla ilgili hiçbir bölüm yoktu. Kaldı ki daha sonra o bölümler de mahkemeye gönderildi” diye konuştu. Yılmaz üst üste yapılan bu açıklamalarla ilgili olarak şöyle konuştu: “Herkes birbirine ´kazık atmak´ için birtakım iddiaları ´pehlivan tefrikası´ gibi ortaya döküyor. İddiaların bir kısmı üzerinde durulmayacak iddialar. Ancak bir kısmının da üzerinde yargı ciddiyetle durmalı ve iddiaları derinleştirmelidir. Şahsen ben yargının bunu yaptığına şu ana kadar tanık olmadım, yapılıyorsa da benim haberim yok. Bugüne dek elimdeki bütün bilgileri paylaştım, bundan sonra da üzerime düşeni yaparım.”

Ne biçim istihbaratçısın!

Yargının bütün gerçekleri ortaya çıkarabileceğine işaret eden Mesut Yılmaz, “Maalesef bütün bilgiler bende yok. Bende olup, devlette olmayan bir bilgi yok” dedi. Yılmaz, bazı iddiaların ciddi olduğunu bir kez daha tekrarlarken, “Bu konuların da gereği yapılmıyor” yorumunu yaptı. Yılmaz´a, bu günlerde yaşayıp yaşamadığı tartışılan ´yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilgili bildiklerini de sorduk. Bu konuyu kendisinin de MİT´çi Mehmet Eymür´e sorduğunu anlatan Yılmaz, şu bilgileri verdi: Eymür geldi. Eyüp (Aşık) Bey de vardı. Yeşil´i sorduk. ´Öldüğünü tahmin ediyoruz´ dedi. Ben de ´bu ne biçim şey, göreve almışsın, birlikte çalışmışsın, daha ölüp ölmediğini, öldüyse nasıl öldüğünü bilmiyorsun. Nasıl istihbaratçısın´ dedim. Bilgim bundan ibarettir” dedi.

Susurluk´un düğümü: Topal cinayeti

Kumarhaneler kralı olarak tanınan Ömer Lütfi Topal, 28 Temmuz 1996 gecesi İstanbul-Yeniköy´deki evine giderken, 34 BTG 96 plakalı otomobilinde Kalaşnikov silahlarla çapraz ateşe tutularak öldürülür. Saldırganların kullandığı sahte plakalı otomobil kısa süre sonra Sarıyer´de bulunur. Otomobilde o dönem sadece Özel Harekât Dairesi envanterinde bulunan Uzi marka makineli tabancaya ait şarjör, Kalaşnikov şarjörü, 52 mermi vardır. Bir ay sonra emniyete gelen ihbara göre, cinayeti özel tim polisleri Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy ve Oğuz Yorulmaz işlemiştir. Olay tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü koltuğunda Kemal Yazıcıoğlu adı geçenleri gözaltına aldırır. Ancak araya giren dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar zanlıları serbest bıraktırır. Açılan cinayet davasında da hepsi beraat eder.

İşte somut deliller

´Somut delil yok´ iddiasıyla serbest bırakılan Susurlukçu eski özel harekatçılar için savcının yaptığı itiraz bu hafta karara bağlanacak. Karar öncesi Ayhan Çarkın gibi dönemin diğer aktörlerinden de ´somut´ deliller yağdı.

Eyüp Aşık: Topal kayıtları Yılmaz´daydı

O dönemler ANAP´ın ağır toplarından olan ve Mesut Yılmaz´a yakınlığı ile bilinen Eyüp Aşık, belgelerin Yılmaz´da olduğunu Radikal´e doğruladı. Eyüp Aşık, şu açıklamayı yaptı: “Kayıtlar Yılmaz´a eski İstanbul Emniyet Müdürü Yazıcıoğlu tarafından ulaştırıldı, o da konuyu dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´e iletti. Yazıcıoğlu´nu çağırıp bilgi almasını istedi. Bunun üzerine Demirel, Yazıcıoğlu´nu dinledi. Sonra da rahmetli Erbakan Hoca´ya mektup yazdı. İşte, ´devlet içinde cinayet işleniyor. Bunu araştırın´ dedi. Devletin arşivlerinde vardır bu mektup.” Aşık, “Peki bu kayıtlarda görüntüler var mı?” sorusuna ise “Görüntülerin Yılmaz´da olup olmadığını tam olarak bilmiyorum” yanıtını verdi. Aşık´ın bahsettiği görüntülerin, Topal cinayetinden sonra gözaltına alınan Özel harekâtçı polisler Ercan Ersoy, Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz ve Mustafa Altunok´un asayiş şubedeki sorgu kayıtları olduğu belirtiliyor. Bu kayıtlarda cinayete kimlerin bulaştığının anlatıldığı ve önemli itirafların bulunduğu iddia ediliyordu.

Susurlukçular için hâkim transferi

Eski Özel Harekatçı polislerin tahliyelerine yapılan itirazı karara bağlayacak olan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde heyet sıkıntısı yaşandığı ortaya çıktı. Tahliye ve tutuklama kararlarına imza atan hakimlerin, ´itiraz talebinin karara bağlanmasında´ görev alamaması nedeniyle, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nden bir hakimin görevlendirildiği öğrenildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Hakan Oruç, ´somut delil bulunmadığı´ gerekçesiyle 6 eski özel harekatçı polis ile bir dönem Özel Harekat Daire Başkanlığı görevini yürüten ve halen Ergenekon´dan yargılanan İbrahim Şahin´in geçen hafta tahliyesine karar vermişti.

Çarkın dinlensin talebi

Öte yandan, Ankara´da 24 Şubat 2009 günü intihar ettiği iddia edilen ancak, dosyası yeniden açılan Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay´ın ölümüyle ilgili soruşturmada da flaş bir gelişme yaşandı. Oktay´ın kardeşi Şule Oktay, Ayhan Çarkın´ın tanık olarak dinlenmesini talep etti. ( Radikal)

ÇARKIN´DAN CHP´Lİ AYGÜN´E KORKUNÇ İTİRAFLAR

28.12.2011 13:18 Çarkın bu kez infazlarını anlattı: Yaman ve Gül yere çömeldi. Tam tetik düşecekken ´İnsanlık onuru işkenceyi yenecek´ sloganını attılar. 20 yaşındaki çocukları nasıl öldürdük inanamıyorum.Faili meçhul cinayetlerle ilgili savcılığa verdiği ifadeler ve yaptığı itiraflarla Türkiye´nin gündemine oturan eski Özel Harekât polisi Ayhan Çarkın, ilk kez bizzat kendisinin de katıldığı infazları anlattı.

Radikal Gazetesi´nin haberine göre halen tutuklu bulunduğu Sincan F Tipi Ceza-evi´nde CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile görüşen Çarkın´ın özellikle 1992´den beri kayıp olan Soner Gül ve Hüsamettin Yaman ile ilgili kan donduran detaylar aktardı: “Yaman ve Gül yere çömeldiler. Tam tetiği düşüreceğimizde ´İnsanlık onuru işkenceyi yenecek´ diye slogan attılar. Polis otobüsüne bomba atmış diye bir yalanla bizi yönlendirdiler. 20 yaşında bir çocuğu nasıl öldürdük inanamıyorum.”

Çarkın ile 4 saat görüşen Hüseyin Aygün dün açıklama yaparak neler konuştuklarına dair basına bilgi verdi. CHP´li Aygün, “Cinayetler hakkında öyle detaylar anlattı ki, 4 saat sonra dayanamadım ve görüşmeyi ben bitirdim. Zaman zaman ağlıyordu” dedi. Çarkın´ın ´samimi konuştuğu´nu, 1990´lı yılların aydınlanması için çaba harcayan biri izlemini uyandırdığını ifade eden Aygün, işlediği suçlardan dolayı vicdanını temizlemeye çalışan biri gibi göründüğünü söyledi.

ANNELER RÜYAMA GİRİYOR

Çarkın´ın, faili meçhul cinayetlerin ´90´lı yıllarda alınmış bir MGK kararı´ sonrası başladığını söylediğini aktaran Aygün, Çarkın´ın, Mehmet Ağar hakkında ´korkunç şeyler´ anlattığını da sözlerine ekledi. “Ağar ile ilişkilerinde tuhaf şeyler var. Zaman zaman çatışıyormuş Ağar´la. Belki o nedenle konuşuyor” diyen Aygün, Çarkın´ın Siirtliler Grubu, Gayrettepe ve Ankara Özel Harekât Şubesi´nde 1986-1996 yıllarını kapsayan 10 yıllık süre boyunca yaşadıklarını anlattığını belirterek, “Anlattıklarının önemli bir kısmını savcılara da anlatmış. Başıboş cinayetler olduğunu, bazı Özel Harekâtçıların canavarlaştığını, hatta bir tanesinin sevgilisini öldürdüğünü söylüyor” diye konuştu. Aygün, Çarkın´ın faili meçhul cinayetlerle ilgili Emniyet Özel Harekât Şube Müdürlüğü´nü işaret ettiğini, halen bu insanların bir kısmının görevde olduğunu söylediğini aktardı.

SLOGAN ATIYORLARDI

Çarkın´ın, öldürdüğü ve gözaltında kaybettikleri ile yakınlarının 19 yıldır rüyalarına girdiğini en çok da Cumartesi Anneleri´ni rüyasında gördüğünü anlattığını söyleyen Aygün, gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül´ün öldürülmesiyle ilgili Çarkın´ın anlattıklarını şöyle aktardı: “Çarkın, ´Yaman ve Gül yere çömeldiler. Tam tetiği düşüreceğimizde ´insanlık onuru işkenceyi yenecek´ diye slogan attılar. Polis otobüsüne bomba atmış diye bir yalanla bizi yönlendirdiler. 20 yaşında bir çocuğu nasıl öldürdük inanamıyorum. Sonradan öğrendim hiçbir suçları da yoktu´ diyor.” Aygün gözaltındayken öldürülen Ayhan Efeoğlu´nun işkencede öldürüldüğünü belirterek şöyle konuştu:

“Çarkın, ´Ayhan Efeoğlu sorguda öldürüldü ve bize teslim edildi. O dönem çok patlayıcı imha ederdik. Öyle bir paket sandım. Açtık içinden insan çıktı. Sonra Cumartesi Anneleri´nin elinde fotoğrafı görünce gömdüğümüz kişinin o olduğunu anladım, mahvoldum. Cumartesi Anneleri´nin eylemlerini izledim uzaktan, öldürdüğümüz insanların fotoları taşınıyordu, bu beni mahvetti´ diyor. En çok Cumartesi Anneleri´ni görüyormuş rüyasında. 20 yıldır evlatlarını aramaları çok etkilemiş. Hâlâ İstanbul Emniyet Müdürlüğü´nde müdür olarak çalışan birinin ismini verdi. Onun sorguda öldürüldüğünü bildiğini söyledi. Dürüst bir müdür diyor.”

MUŞ´TAKİ TOPLU MEZAR

Bu güne kadar bilinmeyen iki olaydan da söz ettiğini söyleyen Aygün, “Muş´ta bir eylemden söz etti. İlk defa bunu açıkladı. 94 kışında Muş´a giderek bu operasyonun yapıldığını söylüyor. Bu 8 kişi Muş merkez mezarlığında mevcut mezarlar açılmak suretiyle gömülmüş, bu da ilginç bir itham. Antep´te 2 araçla 20 kişi gittiklerini, 60 yaşındaki birini alıp Maraş yolunda bir inşaatta infaz ettiklerini söyledi. Bazı operasyonlarda PKK ile işbirliği yapılıyormuş. Çarkın´ın söylediğine göre, bu 8 kişi de barış isteyen grupmuş” dedi. Aygün, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu´nun Çarkın ile görüşmesi ve söylediklerini kayda alması gerektiğini de vurguladı. ( Radikal)

(20 Aralık 2011), son güncel.: (28 Aralık 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2165    yazdır/print


 

Devlet Bakanı Ölüm Listesi´nde

Devletin hazırladığı MGK onaylı 197 kişilik ölüm listesinde yer alan eski Devlet Bakanı Ziya Halis: Adım listede kırmızıyla işaretlenmiş öncelikli hedefler arasındaydı.

(20.12.2011 10:58 1990´lı yılların başında Jandarma, Emniyet ve JİTEM tarafından hazırlandığı iddia edilen ve MGK tarafından onaylanan 197 kişilik ölüm listesi, dün Taraf ´a konuşan eski özel harekâtçı Ayhan Çarkın´ın ifadeleriyle yeniden gündeme geldi. Söz konusu listede yer alan ve Tansu Çiller´in başında olduğu 50. Hükümet´te Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapan Ziya Halis, “Adım listede kırmızıyla işaretlenmiş öncelikli hedefler arasındaydı” dedi.

Listede 197 kişi vardı

Kürt işadamı Behçet Cantürk ve eski DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya gibi isimlerin de bulunduğu ´ölüm listesi´nden, Avrupa´da yayın yapan Özgür Politika gazetesinde yer alan haber yoluyla bilgi sahibi olduğunu belirten Halis, Taraf ´a şunları anlattı: “1995 yılı başlarıydı. Gazetede manşet olan haberin ardından bu listeyi savcılığa götürdüm ve dava açtım. Ankara 6. İdare Mahkemesi yargı süreci sonunda böyle bir ´ölüm listesi´ olduğuna hükmetti. Mahkeme İçişleri Bakanlığı ve diğer ilgili birimlere sormuş. Sonuçta PKK´ya yardım ettiği iddia edilen ve öldürülmesi planlanan kişilere dair listenin JİTEM tarafından hazırlandığı sonucuna vardı. İçişleri Bakanlığı da mahkûm oldu ve tarafıma tazminat ödemesine karar verildi. Listede 197 kişinin ismi vardı. Kimi isimler sarı daire içine alınmış, kimileri de benim gibi kırmızıyla çizilmişti. Bu kişilerden bazıları da öldürüldü.”

PKK´lı itirafçı beni öldürecekti

Olayın mahkemeye yansıması üzerine emniyetin kendisine koruma tahsis ettiğini ancak sonradan geri aldığını kaydeden Halis, liste doğrultusunda infazı gerçekleştirmek için bir PKK itirafçısının görevlendirildiğini söyledi. Fevzi Yılmaz isimli PKK itirafçısıyla kendisini öldürmesi için görüşenler arasında resmî görevlilerin de bulunduğunu belirten Halis, şöyle konuştu: “Alaattin Kanat, Yeşil ve Kırıkkale Terörle Mücadele biriminde görevli Fevzi isminde bir polis şefi Kırıkkale Cezaevi´nde Fevzi Yılmaz isimli PKK itirafçısıyla görüşüyorlar. Bu adamın öldürülmesi lazım diyorlar. Alevi kimliğinden ötürü cinayeti başka bir grubun üzerine yıkacaklarını söylüyorlar. Sonradan bu itirafçı suikastı yapmaktan vazgeçiyor. DGM´ye de bildiklerini anlatıyor. Mahkemenin tutanaklarında bu bilgiler mevcut.”

Çiller ve Yılmaz´ın haberi var

Halis, hükümetinin bakanı olarak dönemin Başbakanı Tansu Çiller´le bu liste hakkında görüşüp görüşmediği sorumuzu “Aramız iyi değildi, görüşmedik” diye yanıtladı. Halis, “Zaten bu olayın ortaya çıkmasından 1o gün sonra kabine düştü. Ancak söz konusu infaz listesinin Tansu Çiller´in ve Mesut Yılmaz´ın bilgisi dahilinde hazırlanmadığı düşünülemez” dedi.

´Devlet sırrı ´ deyip vermediler

Ziya Halis´in açtığı dava sonucunda 100 bin TL tazminata mahkûm edilen İçişleri Bakanlığı´nın, Ankara 6. İdare Mahkemesi´ne verdiği savunmasında şu ifadeler yer alıyor: “Başbakanlık genelgesi uyarınca verilen bir emrin yerine getirilmesi amacıyla alınan istihbari bilgilerin icra makamlarına iletildiği... Davalı idare böyle bir raporun varlığını kabul etmektedir. Başbakanlık genelgesi ve 2937 sayılı yasanın getirdiği zorunluluk nedeniyle ilgili makamların bilgilendirilmesi amacıyla ve Genelkurmay Başkanlığı´nca intikal ettirilen bilgiler doğrultusunda raporun hazırlandığı belirtilmiştir. Ayrıca bu bilgi ve belgelerin devletin güvenliğine ve yüksek menfaatine ilişkin olması nedeniyle mahkemeye gönderilemeyeceği de savunmada ifade edilmiştir.”

Mesut Yılmaz´dan yalanlama: Bende belge yok

Dönemin Susurluk ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış ve eski özel harekâtçı Ayhan Çarkın´ın “Ömer Lütfü Topal cinayetinin perde arkasını biliyor, elinde belge var”, “Susurluk Raporu´nun önemli ayrıntıları onda” dediği Mesut Yılmaz´dan yalanlama geldi. CNN Türk Ankara Haber Müdürü Dicle Canova´ya konuşan Mesut Yılmaz, “Elimde belge olsaydı yargıya intikal ettirirdim. Susurluk Raporu´nun devlet sırrı niteliğindeki bölümleri devlet arşivinde ve o bölümler Türk dış politikasını etkileyecek konularla, cinayetlerle ilgili değil” dedi. Yılmaz raporun tamamının sonradan mahkemeye sunulduğunu da belirtti. Elkatmış, “1990´ların başından itibaren Jandarma, Emniyet, MGK´nın asker üyeleri, bu sürecin siyasî sorumluları hepsi hukuk önüne çıkmalı. Teoman Koman, Çevik Bir, Doğan Güreş, Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz vs. Bunların hepsi bu soruşturmaya dahil edilmeli ve dinlenmelidir” demişti. ( Taraf)

(20 Aralık 2011, 10:58)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

Ölüm listesi rant listesine dönüştü

Devlet ölüm listesini kabul etti

AYHAN ÇARKIN´IN İTİRAFLARI VE YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA MANŞETLERİMİZ

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2163    yazdır/print


 

Çarkın: Ümit´in yerini biliyorum

Ayhan Çarkın´dan yeni iddialar: ´Tarık Ümit, öldürüldü, gömüldüğü yeri gösteririm; Topal cinayetinin belgeleri Yılmaz ve Dündar´da; Eymür de olayların merkezinde; Şahin deli raporu almaya çalıştı.´ Tarık Ümit olayıyla ilgili bir iddia da Mehmet Eymür´den geldi. Öldürülecek 40 işadamı listesini Tarık Ümit´in kendisine gösterdiğini açıklayan Eymür´e göre, Ümit, Çatlı´nın ekibi tarafından öldürüldü.

19.12.2011 11:36 Susurluk döneminde işlenen faili meçhul cinayetlerin dosyalarının yeniden açılmasına yaptığı itiraflarla yol açan eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın yeni iddialarda bulundu. Sincan Cezaevi´nde tutuklu bulunan Ayhan Çarkın, Namık Erdoğan ailesinin avukatı Yaşar Sayın aracılığıyla soruları yanıtladı. Çarkın, 1978´den itibaren MİT içerisinde çalışmaya başlayan, 1980 ve 1990´lı yıllarda çok sayıda olaya adı karışan ve 2 Mart 1995´te kaçırıldıktan sonra kendisinden haber alınamayan Tarık Ümit´in öldürüldüğünü açıkladı. Mahkemenin talep etmesi halinde Tarık Ümit´in cesedinin bulunduğu yeri gösterebileceğini belirten Ayhan Çarkın, “Ben, infaz edildiği yeri, cesedinin gömüldüğü yeri gösteririm. DNA testi yapılır. Durum ortaya çıkar” dedi.

Topal cinayetinin belgeleri Yılmaz´da

Ayhan Çarkın, 28 Temmuz 1996´da İstanbul´da kaçırılıp öldürülen Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfü Topal cinayeti ile ilgili de çarpıcı açıklamalarda bulundu. Eski başbakanlardan Mesut Yılmaz´ın bu cinayete dair herşeyi bildiğini belirten Çarkın, “Topal cinayetinin perde arkasını en iyi bilen isim Mesut Yılmaz´dır. Yılmaz´da cinayetine ilişkin tüm belgeler var. Söz konusu dökümanların bir kısmı Uğur Dündar´da da var. Topal cinayetiyle ilgili asayiş polisleri tarafından alınmış kamera kayıtları var” dedi. Çarkın, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu´nun da cinayete ilişkin tüm detayları bildiğini söyledi. Yazıcıoğlu da geçtiğimiz aylarda aynı soruşturma kapsamında Ankara´da ifade vermişti.

Eymür de olayların merkezinde

Ayhan Çarkın, soruşturma kapsamında İstanbul´da gözaltına alındıktan sonra 30 Kasım 2011´de Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı´na şüpheli olarak ifade veren eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür´ün de, kendisini olayların dışındaymış gibi göstermeye çalıştığını oysa onun da olayların merkezinde olduğunu belirtti. Çarkın, “Eymür ifadelerinde kıvırmış. Sanki o dönem olan bitenleri sonradan öğrenmiş, olaylara hiç karışmamış, dışarıdan izleyen öğrenen biri gibi anlatmış. Oysa olan bitenin merkezinde kendisi de vardı” diye konuştu.

Deli raporu almaya çalışan Şahin

Ayhan Çarkın, soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra Ankara Nöbetçi 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, beklenmedik bir şekilde, “somut delil yok” denilerek altı eski özel harekâtçı polisle birlikte serbest bırakılan ancak Ergenekon davasından tutukluluğu devam eden eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin´in, “Ayhan Çarkın´ın akıl sağlığı yerinde değil” sözlerine de yanıt verdi. Çarkın, şunları söyledi: “Benim akıl sağlığım yerinde. Ancak bana deli diyenlerden İbrahim Şahin kendisi deli olmak için elinden geleni yapıyor. Ergenekon davasından kurtulmak için aklî dengesi yerinde değildir raporu almaya çalıyor.”

Sonum Kozinoğlu gibi olmazsa...

Ayhan Çarkın, altı özel harekâtçı eski polis ve İbrahim Şahin´in serbest bırakılmalarıyla ilgili olarak da şöyle konuştu: “Arkadaşlarımın serbest kalması konusunda rahatsız değilim. Ancak bu ekibin içerisinde olan yaşanan olaylara birebir tanıklık eden biriyim. Ankara´da işlenen cinayetleri savcıya anlattım hatta infazların gerçekleştiği yerleri gösterdim. Benim kimseden korkum yok içeride. Yatarım çıkarım diye bir derdim yok. Ne söylediysem arkasındayım. Beni zamanında infaz etmek istediler. Kurtuldum. İçeride kaldığım sürece de herhangi bir tehdit almadım. Allah´ın izniyle sonum Kaşif Kozinoğlu gibi olmazsa ben bu olayları inkar edenlerle mahkemede yüz yüze geldiğimde esas sürprizi yapacağım.”

Ecelleriyle ölmediler, infaz edildiler

Çarkın, kendi dönemlerinden bazı eski özel harekâtçıların şüpheli ölümleriyle ilgili de açıklamalar yaptı. Çarkın, “Bana göre bizim ekipten Ahmet Sakarya, Sami Gece, Behçet Oktay ve Sait Yıldırım ecelleriyle ölmediler. Birileri onları infaz etti. Beni de infaz etmek istediler. Ancak ben Oğuz Yorulmaz´ın yardımıyla infaz edilmekten kurtuldum. Hatta İbrahim Şahin´in de infaz edilmek istendiğini biliyorum. Fakat Şahin´i de öldüremediler. Şahin de durumu anlayınca infaz edilmekten kurtulmak için işi deliliğe vurdu” dedi.

Mehmet Ağar mesaj gönderdi

Mehmet Eymür´ün savcılığa verdiği ifadenin ardından tüm gözlerin çevrildiği eski İçişleri bakanı Mehmet Ağar´ın 9 aralıkta İstanbul´da basın toplantısı düzenleyerek hakkındaki iddialar ile ilgili yaptığı açıklamayı da değerlendiren Ayhan Çarkın, “Mehmet Ağar çıkıp açıklama yaptı. İlgili kişilere mesaj gönderdi. Bu soruşturmanın en üste kadar gideceğinin farkına varmış” dedi. Mehmet Ağar, “Suçumuz olmamıştır, kusurumuz olmuştur” diyerek “yapılanların devlet görevi kapsamında olduğunu” söylemişti.

Eymür´e yanaşınca öldürüldü

Babasını kaybettikten sonra Almanya´daki amcasının yanına yerleşen ve 1968´de Türkiye´ye dönen Tarık Ümit, yeraltı dünyasının ünlü ismi Dündar Kılıç´la ortak iş yapmaya başladı. 1978´de MİT´te çalışmaya başlayan Ümit, özellikle yeraltı dünyasından sağladığı istihbaratlarla 1984´teki Babalar Operasyonu´nda görev aldı.

Mehmet Eymür ve ekibince yazılan ünlü MİT raporunun hazırlanmasında da yer aldı. 1991´de DEV-SOL saldırısından yaralı kurtuldu. 1994´te Korkut Eken aracılığıyla Mehmet Ağar´la tanıştırıldı. Yaşar Öz´ü, Ağar ile o tanıştırdı.

Susurluk sürecinde İbrahim Şahin ve Veli Küçük ekibiyle çalıştı. Ancak Şahin grubunun faaliyetlerini Eymür´e anlattığı için bu ekiple arası açıldı. 1995´te özel harekâtçı polisler tarafından kaçırıldı.

Eski özel harekâtçı Ayhan

Çarkın, 5 Mayıs 1992´de gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan üniversite öğrencileri Hüsamettin Yaman ile Mehmet Soner Gül´ün akıbeti hakkında çarpıcı açıklamalar yaptı. İstanbul Üniversitesi öğrencisi Yaman ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi´nde okuyan Gül´ün Özel Harekât polisleri tarafından infaz edildiğini söyleyen Çarkın, bu olaydan MİT´in de haberdar olduğunu belirtti.

Bizzat ellerimle gömdüm

İstanbul´da bu iki gencin yanısıra aynı yıl, üniversite öğrencisi Ayhan Efeoğlu´nun da infaz edildiğini açıklayan Çarkın, “Ayhan Efeoğlu İstanbul Emniyeti´nde yapılan işkence sonucu ölmüştü. Onu bizzat kendi ellerimle gömdüm. Bu kişilerin infaz edildiği yerleri göstereyim. Orada çıkan cesetlere DNA testi yapılsın. O zaman mahkeme ölümlerin somut olduğunu anlayıp, benim ifadelerimi dikkate alır” dedi. Çarkın, Sağlık Bakanlığı Müfettişi Namık Erdoğan´ın 1994´te Ankara´da öldürülmesiyle ilgili de yeni bilgiler aktardı.

Ahmet Demirel ekibin başıydı

Çarkın, Erdoğan´ın cinayetine ilişkin, şunları söyledi: “Namık Erdoğan infaz edilmeden önce öldürüleceği konusunda özel harekâtta dedikodular dolanıyordu. Ahmet Sakarya, bana Erdoğan cinayetini Ahmet Demirel´in grubu tarafından daha doğrusu ona yakın çalışanlar tarafından öldürüldüğünü hatta Sait Yıldırım´ın da o ekipte olduğunu anlatmıştı.”

Henüz gencecik öğrenciydiler

Ayhan Çarkın´ın cesetlerinin yerini bildiğini söylediği gözaltına alındıktan sonra kaybedilenlerden Hüsamettin Yaman, Mehmet Soner Gül ve Ayhan Efeoğlu üniversite öğrencisiydi. Hüsamettin, Soner ve Ayhan´dan gözaltına alındıkları 1992´den sonra kayıplar listesine eklendiler.

İstanbul Üniversitesi´nde okuyan 22 yaşındaki Hüsamettin Yaman Sakaryalı´ydı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi´nde okuyan 22 yaşındaki Mehmet Soner Gül ise Mersinliydi. Arkadaştılar. İkisi de öğrencilik yıllarında birçok kez gözaltına alınmış işkence görmüş, ölümlü tehditler almıştı. Hüsamettin ve Soner, 5 Mayıs 1992´de kayboldu. Arkadaşları Hüsamettin ve Soner´i en son 4 Mayıs 1992´de Fındıkzade´de görmüşlerdi. Ailesi ve avukatları onları Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı´na, Siyasi Şubeye ve cezaevlerine sordu. Ancak olumlu bir sonuç elde edemediler. Ağabey Feyyaz Yaman, Hüsamettin´i kişisel ilişkileri ile araştırarak onun ve arkadaşı Soner´in Siyasi şubede olduğunu öğrendi. İddialara göre, karakol yetkilisi “gözaltına almış olsalar bile şubeye gönderdiklerini” söyledi. Yeniden DGM kayıtlarına bakıldı ancak sonuç yine aynıydı. Hüsamettin ve Soner´in bir daha izine rastlanılmadı. Aradan 19 yıl geçmesine rağmen Çarkın´ın ifadelerine kadar her iki arkadaşın olayına ilişkin bir gelişme yaşanmadı.

Ayhan Efeoğlu ise 25 yaşındaydı. Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisiydi. 6 Ekim 1992´de okulun önünde telsizli sivil polislerce gözaltına alınarak kaybedildi. Anne Feriha ve baba Osman bütün resmi kurumlara oğulları Ayhan´ı sordu. Başvurular sonuçsuz kaldı. Cevap bildikti: “Biz almadık, bizde yok.” ( Taraf)

EYMÜR: TARIK ÜMİT´İ ÇATLI´NIN EKİBİ ÖLDÜRDÜ

Mehmet Eymür, Çarkın´ın tutuklu olduğu soruşturma kapmasında Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel´e verdiği ifadede öldürülecek 40 Kürt işadamı listesini Tarık Ümit´in kendisine gösterdiğini açıklamıştı. Eymür, Tarık Ümit olayı ile ilgili olarak Çarkın´ın soruşturma kapsamında verdiği ifadeye paralel açıklamalarda bulunmuştu. Eymür ifadesinde şunları dile getirmişti:

“Tarık Ümit yapı itibarıyla kontrol edilmesi zor bir kişiydi, asabi kavgacı bir şahıstı kendisi hem MİT Başkanlığı´na hem de daha sonradan emniyet genel müdürü Ağar´ın talimatıyla emniyet adına çalışmaya başladı. Tarık Ümit´in evinde yaptığımız görüşmede bana ´40 kişilik ölüm listesi´ olduğunu söyleyerek bu listeyi bana verdi. Bunlardan bazılarının üzeri çizilmiş ve infazları vardı, gördüğüm kadarıyla Behçet Cantürk ismi de çizilenler arasındaydı. Tarık Ümit´in yaşadığını zannetmiyorum. Tarık Ümit ölüm listesini bana verdiğinin öğrenilmesi sebebiyle yukarıda belirttiğim ekip tarafından öldürülmüştür. Kaybolmadan önce Abdullah Çatlı tarafından sorgulandığını, en son özel harekatçı polisler tarafından alınıp götürüldüğünü, götüren polislerin isimlerinin Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça olduğunu tesbit ettim. Bu bilgilerimi Tarık Ümit´in kaybolması olayını soruşturan Astsubay olan Ahmet Altıntaş´a personelim aracılığıyla verdi.”

Çatlı sorgulayıp öldürttü

MİT ve Emniyet´in önemli operasyonlarda kilit rol oynayan Tarık Ümit, 2 Mart 1995´te Erenköy Divan Pastanesi´nden özel harekâtçı polisler Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça tarafından kaçırıldıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Kendisine ait 34 ZU 478 sahte plakalı kırmızı Chevrolet marka arabası 4 gün sonra Silivri yakınlarında jandarma bölgesinde terk edilmiş olarak bulundu. Aradan geçen 16 yılı aşkın sürede akibeti ile ilgili çok sayıda senaryo üretildi, onlarca iddia öne sürüldü fakat hiçbiri Tarık Ümit´in kayboluşunun üzerindeki sırrı aydınlatmaya yetmedi. Ergenekon soruşturması kapsamında Savcı Zekeriya Öz´e ifade veren Tarık Ümit´in amcası Cemalettin Ümit de Abdullah Çatlı´yı adres gösterip, “Yeğenimi öldürüp betona gömmüşler ve denize atmışlar” demişti. Ümit´in kızı Hande Birinci de soruşturma kapsamında benzer yönde ifade vermişti. ( Taraf)

(19 Aralık 2011, 11:36)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Tarık Ümit dosyası tekrar açıldı

Tarık Ümit olayıyla ilgili bazı manşetlerimiz

Yıllardır izi bulunamayan MİT´çi Tarık Ümit için korkunç iddia

İddianamede Sapanca Üçgeni

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2159    yazdır/print


 

Ölüm listesi rant listesine dönüştü

Refahyol döneminde TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, ölüm listesinin dönemin MGK´sı tarafından onaylandığını söyledi. Tek bir liste olmadığını ifade eden Elkatmış, ´Birden fazla liste var. Bunun nedeni de bu süreçte durumdan vazife çıkaranların kendi başına yaptıkları yeni listelerdir. Çünkü listede adı olduğunu düşünenler ölümden kurtulmak için bu ekibe büyük paralar ödediler. Liste ölüm listesinden çıkıp, rant listesine dönüştü´ dedi. Elkatmış, ölümlerin ´failleri belli ama devlet sırrı´ olduğunu söyledi.

19.12.2011 10:13 Türkiye değişiyor, demokratikleşiyor. Bu değişim kaçınılmaz olarak yeni imkânlar yaratıyor. Bu sayede düne kadar konuşamadığımız pek çok konuyu artık rahatça konuşabiliyoruz. 28 Şubat muhtırasının verildiği gün dönemin Susurluk ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış ve üyeler Metris Cezaevi´nde İbrahim Şahin, Korkut Eken ve Ayhan Çarkın´ın ifadesini alıyordu. O gün Susurluk ve faili meçhullerle ilgili herşeyi reddettiler ve konuşmadılar. Ayhan Çarkın iki ay önce konuşmaya karar verdi. İtiraflarda bulundu ve faili meçhullerle ilgili dosya yeniden açıldı.

Soruşturma devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde MİT eski Müsteşarı Mehmet Eymür ardından yine MİT mensubu Yavuz Ataç ifade verdi. Gerek Çarkın gerekse soruşturmada ifade veren isimler faili meçhuller ve Susurluk konusunda sözbirliği etmişçesine o dönem önce Emniyet Genel Müdürü sonra da İçişleri Bakanı olan Mehmet Ağar´ı işaret etti.

O dönemin tek sorumlusu Mehmet Ağar mı, faili meçhul listesini kim yaptı, ölümlere kim karar verdi? Bu soruları Söyleşi-Yorum´da dönemin RP Milletvekili ve Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı olan Mehmet Elkatmış ile konuştuk.

Ayhan Çarkın konuşmaya başladı sonra faili meçhuller dosyası açıldı. Siz o dönemin tanığısınız. Pek çok insanı dinlediniz. O zaman alınamayan sonuç bu kez alınabilir mi?

Bana zor geliyor. Çünkü ortada cevaplanması gereken sorular var. Çarkın neden şimdi konuşmaya karar verdi? Eymür soruşturma kapsamında somut ne söyledi? Soruşturmada ifade verecekler tüm bildiklerini anlatacaklar mı? Gözaltına alınanlar neden serbest bırakıldı? Ben bütün bunlara baktığımda bu soruşturmadan da sonuç alınabilme ihtimalini düşük görüyorum.

Nasıl sonuç alınabilir?

Bu soruşturmaların sonuç vermesinin en büyük şartı siyasi iradenin kararlılık göstermesi ve geçmişte bu tür soruşturmaların önüne çıkan hukuki engelleri kaldırması gerekiyor.

DEVLET ÖLÜM LİSTESİNİ KABUL ETTİ

Mesela...

Devlet sırrı kavramı. Nedir, bunun içeriğine kim karar verir ve ne zaman açıklanacaktır bu sır? Bunun tanımı yapılmadan, bu soruşturmanın ilerlemesi zor. Çünkü 1990´larda faili meçhullerle ilgili bütün araştırmalarımızda ´devlet sırrı´ önümüze bir duvar gibi çıktı ve onu aşamadık. Bu soruşturma başlayınca yeniden konuşulmaya başlanan faili meçhuller ve ölüm listesi ile ilgili olarak, listede adı bulunan o dönem bakanlık yapmış Ziya Halis mahkemeye başvurmuş. Mahkeme İçişleri Bakanlığı´na sormuş bu listeyi.

Bakanlığın cevabı...

Bakanlığın mahkemeye, liste devlet sırrı veremeyiz diyor ama listenin varlığını kabul ediliyor. Mahkeme Halis´e 100 mil-yon TL tazminat ödenmesine hükmediyor. Düşünün ölüm listesi var, devlet listeyi biliyor ama listede kimlerin olduğunu devlet sırrı diye açıklamıyor. Yasadışı, hukuka, insan haklarına aykırı bir liste devlet sırrı. Bu demokratik bir sistemde kabul edilebilir mi? Tabii ki edilmez ama 1990´lar tam da hukuksuzluğun egemen olduğu bir Türkiye idi.

Nedir bu ölüm listesi?

Bizzat Başbakan Tansu Çiller´in varlığını duyurduğu bir ölüm listesi. Tansu Çiller, PKK´ya yardım ve yataklık yapan kişilerin isimlerini biliyoruz. Listesini hazırladık diye bir açıklama yaptı ve 50-70 kişilik bir listeden bahsetti. Ve o listede olanların bir kısmı öldürüldü.

LİSTEYİ MGK ONAYLANDI

Kim hazırlayabilir böyle bir listeyi?

Bu devlet kademelerinde hazırlanan bir listedir. Bu listeyi ne tek başına Ağar ne de tek başına Çiller hazırlayabilir. Bu listeyi Jandarma, JİTEM, Emniyet hazırlamış ve MGK´da onaylamıştır. Ölüm emirleri MGK kararıyla olmuştur. Böyle bir listeyi yapan devlet, hukuk değil çete devleti olabilir ancak.

Neye göre hazırlanmış bu liste?

PKK´ya yardım ve yataklık yapan Kürt işadamlarının olduğu söyleniyor. Öldürülenlere ve listede ismi olduğu söylenen isimlere baktığımızda PKK´ya yardım yapmaları söz konusu olmayan kişiler olduğunu görüyoruz. Bence bu liste PKK´ya yardımdan çok öldürülmesi ses getirecek kişilerden seçilmiş.

LİSTE ARŞİVLERDE VAR

Bu liste arşivlerde var mıdır?

Tabii. Ziya Halis´in açtığı davada mahkemeye verilen yanıtta bu liste kabul ediliyor ve devlet sırrı olduğu için açıklanmıyor. Ama bu listenin ya da listelerin açıklanması gerekiyor.

Birden fazla mı liste var?

Ben bir liste olduğunu düşünmüyorum. Birden fazla liste var. Bunun nedeni de bu süreçte durumdan vazife çıkaranların kendi başına yaptıkları yeni listelerdir. Çünkü listede adı olduğunu düşünenler listeden çıkmak için bu ekibe büyük paralar ödediler. Liste ölüm listesinden çıkıp, rant listesine dönüştü. Yeniden başlayan bu soruşturmayı sonuçlandırmanın bir diğer koşulu da dönemi siyasi ve askeri tüm üst kadronun soruşmaya dahil edilmesidir.

Kimler mesela?

1990´ların başından itibaren jandarma, Emniyet, MGK´nın asker üyeleri, bu sürecin siyasi sorumluları hepsi hukuk önüne çıkmalı. 28 Şubat´tan sonra büyük şirketlerin, holdinglerin yönetim kuruluna girenler, danışmanlık yapanlar hepsi. İsim isim de verebiliriz. Teoman Koman, Osman Özbek, Çevik Bir, Erol Özkasnak, Çetin Doğan, Doğu Aktulga, Doğan Güreş, İsmail Hakkı Karadayı, Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz vs. Bunların hepsi bu soruşturmaya dahil edilmeli ve dinlenmelidir. Çünkü o dönem siyaseti TBMM değil, bunlar yaptı. Memleketi böyle bir illegal yapı yönetiyordu. Hükümetler de sanaldı. Refahyol´u da çalıştırmadılar.

REFAHYOLU ENGEL GÖRDÜLER

Neden?

Engel gördüler. 28 Şubat öncesinde açık askeri darbe yapmak istediler ama plan deşifre olunca 28 Şubat hayata geçirildi. Meclis´in işini boşalttılar DYP´nin aralarında Yıldırım Aktuna, Yalım Erez´in de olduğu 40´a yakın vekil istifa ettirildi. Pazara kadar değil mezara kadar Refah Partiliyim diyen Menderes de istifa ettirildi.

Meclis içindeki operasyonu da bu güç yaptı?

Evet. Yukarıdaki ekip. Tabii bu süreçte en önemli rolü oynayan Demirel´i unutmamak gerekiyor. Bu süreçte bu hukuksuzluğun oluşması ve sürmesine en büyük katkıyı yapmıştır. 8 Mart 2002´de bir beyanı vardır; Türkiye´nin resmi bir de gayri resmi hukuku var diyor. Yine, Devlet rutin dışına çıkabilir diyor.

AĞAR: BİRDEN FAZLA KARAR VAR

Peki ya Ağar, sizin komisyonunuzda ifade verdi mi, listeyi sordunuz mu?

Geldi. Ağar´a listeyle ilgili olarak MGK´da birtakım kararlar alınmış, doğru mu diye sordum. Kendisi bize, Bir karar değil, birçok karar alındı dedi. Bu konularla ilgili olarak MGK´da kararların verildiğini ve kendisinin de bu kararları uyguladığını açıkça ima etti. Anladım ki bu işler MGK´da kararlaştırılmış. Zaten faili meçhul cinayete kurban giden kişilere baktığınızda, adı o listede geçen kişiler oldukları görülüyor. Yani o ölüm listesinin uygulandığı ortaya çıkıyor. Şimdi Ayhan Çarkın´ın açıklamalarıyla da bu iş netleşiyor.

Ağar arkasında kim var?

Ağar hala o karanlık döneme güveniyor. Ama o dönemin artık gün yüzüne çıktığının farkında degil ya da görmek istemiyor. Daha önce örtbas edilen soruşturmalar bu kez daha dikkatli hazırlanıyor. Ben bir gün Ağar´ın da diğerlerinin de bir gün gerçekten yargılanacaklarını düşünüyorum.

Listenin sırrı Mesut Yılmaz´da

Kutlu Savaş Raporu da mı gerçekleri çıkaramadı mı ortaya?

Kutlu Savaş çok önemli bir rapor hazırladı. Ancak o raporun da 7-8 sayfası devlet sırrı diye açıklanmadı. Ama asıl önemli nokta bu rapor ve ekleri şu anda devlet arşivinde değil Mesut Yılmaz´da.

Neden Yılmaz´da?

Onu Yılmaz´a sormak gerekiyor. Sadece Savaş´ın kamuoyuna açıklanan rapor değil raporun 8-10 klasörü bulduğu söylenen ekleri de yok. Bence o eklerde çok önemli bilgi ve belgeler var. Yılmaz onları açıklarsa ülkeye büyük iyilik etmiş olur.

Anahtar Yılmaz´da mı yani?

Evet. Yılmaz´ın elindeki anahtar bir çok gerçeğin kapısını açacaktır.

Parayı paylaşamayınca çete birbirine girdi

Ölüm listesi hazırlandı ve MGK´da ölüm listesi onaylandı ve bir ekip mi oluşturuldu...

Evet başında da Abdullah Çatlı var. Ondan fazla pasaportu var. Hepsinde Ağar´ın imzası var. Maliye Bakanlığı ve Emniyet adına hazırlanmış uzman kimlikleri var. Onun üstü de İbrahim Şahin. Mesut Yılmaz, Cumhurbaşkanı Demirel´e İbrahim Şahin bu işin başında diyor. Şahin de şimdi Benim de üstüm var deyip Ağar´ı işaret ediyor. Her şeyden Ağar´ın da haberi vardı diyor. Bu çetenin amacı ölüm listesini gerçekleştirmekti. Bu ekip iş bitirici ekipti.

Bu ekip, nasıl oluyor da çıkar amaçlı ilişkilere giriyor?

Bu işlere bulaşan bir kişi bizim çocuklar biraz şımardılar, vur diyince öldürdüler mealinden bir açıklama yapıyor. Bu her şeyi özetliyor. Ölüm listelerinde adı olan ya da o listelere sonradan adı eklenen isimler, ölümden kurtulmak için bu çeteye para ödeniyor. Çete listeye yeni isimler ekleyerek, yeni liste yaparak çıkar elde etme yolunu seçiyor galiba. Mesela somut örnek Mehmet Ali Yaprak´tır. Yaprak´ın kaçırılması olayında onca delile rağmen yargı dosyayı örtbas etmiştir.

YAPRAK PARAYI YANLIŞ KİŞİYE VERDİ

Nasıl olmuştu Yaprak´ın kaçırılması?

Komisyonumuza ifade vermişti. Kendisini, Abdullah Çatlı´ya yakın Haluk Kırcı, Müfit Samet gibi isimler kaçırmıştı. Hatta somut parmak izi bile vardı. Yaprak´ı kaçıran ekip ondan para istiyor. O da Hepsini hemen ödeyemem, beni bırakın, size parayı ödeyeyim diyor. Serbest bırakılıyor. Yaprak parayı, kendisini kaçıranlara değil, bu işleri organize eden daha üstteki kişiye ödüyor. Parayı alan da bu parayı kimseyle paylaşmıyor.

Eymür bu kişinin Mehmet Ağar olduğunu söyledi...

Dosya açıldı, incelenebilir. Ki Yaprak´ı ilk kaçıranlar tekrar kaçırıp bu ismi de öğreniyorlar. O dönem savcılık bütün bu net bilgilere rağmen hem kaçıranları hem de Yaprak´ın parayı ödediği kişiyi korudu.

Çetede bölünme bu olayla mı başladı?

Muhtemelen. Ama Ömer Lütfü Topal ve Tarık Ümit cinayetleri de bu ayrışmada etkili oldu. Yasa dışı para işlerinin paylaşılmasında sorun çıkınca ayrışma oldu.

TOPAL´I ÇARKIN VE EKİBİ ÖLDÜRDÜ

Ömer Lütfü Topal cinayetinde ne oluyor?

Topal´ın devletin her kademesiyle ilişkisi var. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş raporunda, Eğer bu adam öldürülmeseydi, devlet içinde devlet olacaktı diyor.

Neden öldürüldü?

Birkaç seçenek var. Ya parayı yanlış kişiye ödedi ya ismi ölüm listesinde olduğu için ya da çete gücünü göstermek ve reklamı için öldürdü. Her cinayet bu çetenin gücü kadar listede olanların kurtulmak için daha fazla para ödemesi anlamına geliyor. Telefon trafiğinden ve itiraflardan Çarkın ve arkadaşlarının öldürdüğü anlaşılıyor. Çatlı ve Özel Harekât´ın adamları Veli Küçük´le o sırada defalarca görüşüyorlar. O dönemde Topal cinayetiyle ilgili Veli Küçük hakkında da soruşturma izni istendi ama Genelkurmay izin vermiyor. Aslında Topal cinayeti tama çözülecekken gizli bir el çözülmesin diyor.

Kim o?

O dönem İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu şüpheliler Ayhan Çarkın, Sami Hoştan gibi birçok insanı gözaltına alıyor. Kendisi bize komisyonda Ben Topal cinayetini tam çözeceğim sırada telefon geldi, bana, ´Topal cinayetinden gözaltına aldığın bu kişileri Özel Harekât Daire Başkanvekili İbrahim Şahin´e teslim et´ dendi dedi. İçişleri Bakanı Ağar talimat vermiş, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı da Bakan´ın talimatını Yazıcıoğlu´na iletmiş. O da İstanbul çıkışındaki turnikelerde bu kişileri teslim etmiş. Bu kişileri savcılığa gitmeden, kanunsuz olarak Ankara´ya götürüyorlar ve serbest bırakıyorlar. Sonra da Yazıcıoğlu görevden alınıyor. MİT´çi Tarık Ümit´in de katillerinin ortaya çıkmasına engel olundu.

Ergenekon´u 1997´de öğrendik

Ergenekon Davası ile Susurluk arasında nasıl bir bağ var?

Aynı mekanizmanın içinde ayrı bölümler bunlar. Bazısı faili meçhullerde, bazısı soygun, vurgun, ihale-lerde, bazısı da hükümete karşı kullanılıyor. Sistem aynı. Derin devletin kolları bunlar ve iç içe geçmişler. Biz Ergenekon´u 1997´de öğrendik.

Nasıl öğrendiniz?

Komisyonda dinlediğimiz Ümit Oğuzhan adlı bir kişi 10 Mart 1997 yılında bir dilekçesinde Ergenekon´un varlığını geniş bir şekilde ihbar ediyor. Susurluk Raporu´nun 26 ve 27 sayfasında bunu özetledik. Mesut Yılmaz´a, Hasan Celal Güzel´e bunu sorduk. Biz Ergenekon´u da sorduk aslında. Ama bizim araştırmamız sadece Ergenekon olarak değil, devlet içindeki bütün çeteleşme, mafya ve derin devleti araştırıyorduk. Ergenekon bu yapının içerisinde zaten. Ergenekon bu derin devletin, bu Gladyo´nun tetikçisidir, infazcısıdır. Yani bir bölümüdür. Bizim araştırmamızda o da vardı. Adına Ergenekon değil daha geniş derin devlet, kontrgerillayı araştırıyorduk. Mektup Mart ayında geldi. Biz o dönem çalışmamızı durdurduk, rapor yazımına geçtik. Bir ay içinde ancak yazabilirdik, ek süre almıştık, bu süre bitiyordu. Bizim birçok konuyu araştırmamız mümkün değildi. O nedenle üzerine gidemedik.

Susurluk´ta hangi ayak eksik kaldı?

Polise ve bazı bürokratlara dokunuldu ama askerlere dokunulamadı. İbrahim Şahin, Çatlı ile çektirdiği fotoğraflar nedeniyle çete kurmakla suçlandı. Elimizde, Küçük´ün Çatlı ile defalarca telefon görüşmesi yaptığına dair doküman var. Onlar belge kabul edilip, Küçük hakkında soruşturma açılmadı.

MİT, asker ve jandarma bizi engelledi demiştiniz geçmişte...

Evet mesela bilgi istediğimiz MİT Müsteşarı Köksal Sönmez, Kanun gereği size kapsamlı bilge veremem dedi. Düşünün bürokratın bildiği şeyi halk adına denetim yapan TBMM bilemiyor. JİTEM´i sorduk Böyle bir örgüt yok dedi asker. Cinayetlerin arkasında hep JİTEM çıkıyor, Güneydoğu´yu kasıp kavuruyor yetkililer yok diyor.

Susurluk Çatlı´nın tasfiye edilmesidir

Susurluk nerede bu tabloda?

O dönemde çıkar ilişkileri o kadar aleni hale geliyor ki MİT, Emniyet, Jandarma hepsi birbirinden birşeyler saklıyor. Abdullah Çatlı ve Korkut Eken MİT´e çalışırlarken, Mehmet Ağar bunları Emniyet´e alıyor. Tarık Ümit, Emniyet´e çalışırken, Mehmet Eymür bunu MİT´e transfer ediyor. Tarık Ümit´in Çatlı´nın ekibi tarafından kaçırılıp öldürüldüğü iddia ediliyor. Yani Tarık Ümit, bazı bilgilerin ortaya dökülmemesi için MİT´le Emniyet´in çekişmesinde öldürülüyor. İşte Çatlı´nın ölmesi yani Susurluk bu tabloda yer alıyor. Çatlı´nın ölümü de, Susurluk kazası da bir suikast.

Nereden vardınız bu kanıya?

Bir kaç işaretten. O kazadan kurtulan DYP Milletvekili Sedat Bucak´ın korumalığını yapan Ayhan Akça ve arkadaşlarını Komisyon´da biz dinledik. O gün takip ediliyorduk. Bundan şüphelendik ve endişelendik dediler. Sonra Çatlı´nın eşi Meral Çatlı da Komisyon´da bize Eşinin korku içinde olduğunu söyledi. Çatlı önce evinin önünde öldürülmek istenmiş. Susurluk´tan bir kaç ay önce, evinin önünde park ettiği arabanın altında bomba konmuş. Çatlı bunu fark edip, emniyetin bombayı etkisiz hale getirmesi ile kurtulmuş. Eşi anlattı bunları. Çatlı´yı öldüren de onu kullanan güç. ( Yenişafak)

(19 Aralık 2011, 10:13)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Devlet ölüm listesini kabul etti

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

AYHAN ÇARKIN´IN İTİRAFLARI VE YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA MANŞETLERİMİZ

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Çarkın´ın itirafları: MGK üyelerine sorgu hazırlığı

Demirel ve 34 kişiye suç duyurusu: Susurluk infazları

Liderlerin MGK´da cinayet atışması

Yeşil´den Köşk ve MGK´ya telefonlar

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2158    yazdır/print


 

Cinayetleri MİT kavgası aydınlatacak

Faili meçhuller soruşturmasında Mehmet Eymür´den sonra eski MİT´çi Yavuz Ataç şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Savcı, Ataç´a Hiram Abas cinayetini sordu. Ataç ile Eymür iddialara göre MİT içinde karşı taraflarda yer alıyordu. Gözaltına alınan Eymür´ün savcıya çok önemli bilgiler verdiği, bu nedenle tutuklanmadığı söyleniyor. MİT içindeki ekipler çatışmasının faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasına önemli katkı sağlayacağı ileri sürülüyor. Eymür ve Ataç´tan sonra en az dört MİT mensubunun daha sorgulanması bekleniyor.

Cinayetleri MİT kavgası aydınlatacak

Faili meçhuller soruşturmasında Mehmet Eymür´den sonra eski MİT´çi Yavuz Ataç şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Savcı, Ataç´a Hiram Abas cinayetini sordu. Ataç ile Eymür iddialara göre MİT içinde karşı taraflarda yer alıyordu. Gözaltına alınan Eymür´ün savcıya çok önemli bilgiler verdiği, bu nedenle tutuklanmadığı söyleniyor. MİT içindeki ekipler çatışmasının faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasına önemli katkı sağlayacağı ileri sürülüyor. Eymür ve Ataç´tan sonra en az dört MİT mensubunun daha sorgulanması bekleniyor.

Faili meçhuller soruşturmasında Mehmet Eymür´den sonra eski MİT´çi Yavuz Ataç şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Eymür´den sonra sürtüşmeli olduğu Ataç´ın sorgulanması dikkatleri MİT içindeki karşıt güçlerin kapışmasına çevirdi.

Mehmet Eymür, Tarık Ümit isimli emniyet muhbirini bilgi almak için kullanıyordu. Ümit, faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Mehmet Eymür, bu kişiyi İbrahim Şahin´in adamları olan Özel Tim´den Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça´nın öldürdüğünü iddia etti. Bu isimler Eymür´le çatışan karşı ekibin elemanlarıydı. Şu an soruşturması yapılan Susurluk dönemi faili meçhul cinayetlerini de bu ekibin işlediği iddia ediliyor. Dolayısıyla bu ekiple kapışmış olan Mehmet Eymür´ün savcıya bu isimleri zor durumda bırakacak çok önemli bilgiler verdiği söylenebilir. Bunu güçlendiren bir gelişme de, gözaltına alınan ve tutuklanması beklenen Eymür´ün, mahkemeye dahi sevkedilmeden savcılıkça serbest bırakılmasıydı.

Savcılık sorgusunda Yavuz Ataç´a Hiram Abas cinayetinin de sorulması anlamlı. Mehmet Eymür, 26 Eylül 1990´da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas´ın sağ koluydu. Abas, 1986´da dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından MİT Müsteşar Yardımcılığı makamına getirilmişti. Özal, Hiram Abas´ın operasyoncu kişiliğini beğeniyordu ve ikinci aşamada onu MİT Müsteşarı yapacak, MİT´i asker hakimiyetinden çıkararak sivilleştirecekti. Ancak; 1988´de patlak veren ve Türkiye´de büyük siyasi çalkantılara yol açan Birinci MİT Raporu olayından sonra bu atama gerçekleşmedi. Özal´ın cumhurbaşkanı olduktan sonra bu yönde bir girişimi daha oldu. Hiram Abas, ölümünden çok kısa süre önce Özal ile bir görüşme yaptı. Ancak kısa süre sonra Abas son derece profesyonel bir suikastle öldürüldü. Cinayeti terör örgütü Dev-Sol üstlendi. Ancak ´Görevimiz Tehlike´ filmini andıran şekilde profesyonelce gerçekleşen suikast, Dev-Sol´u aşıyordu. MİT´in sivilleşmesine karşı çıkan teşkilat içindeki asker kökenlilerin suikastte payı olduğundan kuşkulanıldı. Aynı yıllarda gerçekleşen Turgut Özal´a suikast girişimleri, laiklik suikastleri gibi özel operasyonlarda hep Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) adı geçti, diğer adıyla da kontrgerilla. Eymür´le ve dolayısıyla Hiram Abas ve Turgut Özal´la çatışan MİT ekibinde de özel harp kökenlilerin ağırlıkta olduğu görülüyor.

Mehmet Eymür ile Şenkal Atasagun arasında MİT yönetimine hakim olma kapışmasında, Eymür´ün Eşi Janset Eymür´ün anlatımıyla kavgaya varan sürtüşme yaşandı: (Şenkal), Yavuz Ataç´ın beline silah koyarak eşimi makamında tehdit etmesine ve birbirleri ile yumruk yumruğa girmelerine neden olmuştur.

Mafya liderlerinden Alaaddin Çakıcı, Mehmet Eymür´ün hasmıydı. Refahyol devrilip, Mesut Yılmaz koalisyon hükümetinin kurulmasından sonra Çakıcı Bakan Eyüp Aşık´la görüştü. 1998´de Şenkal Atasagun´un MİT Müsteşarı olmasıyla Eymür görevden alındı. Yavuz Ataç da, Müsteşar Atasagun´un himayesi altında önemli bir yere getirildi. Yavuz Ataç, Atasagun ekibinde yer alıyor. Özel Harp Dairesi (ÖHD) kökenli asker elemanların da bu ekipte yer aldığı görülüyor. Atasagun MİT Müsteşarlığı´ndan emekli olduktan sonra görünmez oldu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli´ye danışmanlık yaptığı söyleniyor. Şenkal Atasagun ismi hep Yavuz Ataç ve Kaşif Kozinoğlu ile birlikte anıldı. Özel Kuvvetler Komutanlığı´ndan emekli olduktan sonra MİT´e geçmiş ve çok önemli görevlere gelmiş isimlerdi bunlar.

Eymür, eşi Janset hanım aracılığıyla bu ilişki ağını da deşifre etmişti: Yavuz Ataç´ı metresi Neyzi isimli kadınla birlikte yurt dışına Alaattin Çakıcı ile birlikte operasyona yollayan Şenkal Atasagun´un kendisidir. Bu ekibe bir ismi daha eklemek gerekiyor; Orhan Çobanoğlu. Kozinoğlu ve Ataç ekibinin üçüncü ismi olan Çobanoğlu MİT´ten ayrıldıktan sonra OYAK Güvenlik´in başına geçmişti. Danıştay saldırısı sırasında OYAK Güvenlik´e ait kameraların arızalı olduğunun ortaya çıktığı sırada Çobanoğlu o birimin başındaydı ve bir türlü telefonlara çıkmadı. Kozinoğlu´nun geride bıraktığı mektupta Eymür için neler yazdı, onu ancak savcılar biliyor ama onun Kozinoğlu için yaptığı tespit ortada: Teşkilatın Yeşil´i haline gelen Kozinoğlu, yaptığı bütün icraatlarından sorgulanması ve özellikle de kendisine bu müsaadeyi veren müsteşarın sorgulanması elzemdir.

Özel Harp kökenli Kozinoğlu, Ergenekon bağlantılı Odatv davasının tutuklu sanığı idi, cezaevinde şüpheli şekilde kalp krizi geçirerek vefat etti. Diğer bir Özel harp kökenli Çobanoğlu´nun adı Cumhuriyet tarihinin en büyük provokasyonlarından biri olan Danıştay saldırısında kamera karartma olayında geçiyor. Danıştay saldırısı günü ile bir önceki güne ait olan, yani saldırının arka planını aydınlatabilecek kritik iki güne ait kamera kayıtlarına ulaşılamadığı ortaya çıkmıştı. Çobanoğlu´nun adı işte bu olayda geçiyor. Diğer Özel Harp kökenli MİT´çilerin ise önümüzdeki günlerde faili meçhul cinayetler soruşturmasında sorguya çağrılması bekleniyor.

Eymür ve Ataç´ı sorgulayan Savcı Hakan Yüksel´in ayrıca eski MİT yöneticilerinden Şenkal Atasagun, Mikdat Alpay ve Nuri Gündeş ile MİT´teki Özel Harp kökenlilerden Orhan Çoban´ın, emniyet yöneticilerinden ise İçişleri eski Bakanı Mehmet Ağar ile eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan´ın, eski mafya liderlerinden de Alaattin Çakıcı´nın ifadelerini de alacağı ileri sürülüyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

ESKİ MİT GÖREVLİSİ ATAÇ´IN SORGU AYRINTILARI

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, bazı faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturması kapsamında, eski MİT görevlisi Yavuz Ataç´ın ´şüpheli´ sıfatıyla dün ifadesi alındı. Avukatıyla birlikte dün sabah saatlerinde Ankara adliyesine gelen Ataç, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları Hakan Yüksel ve Mehmet Özgür´e, yaklaşık 5 saat süreyle ifade verdi. İfade verme işleminin ardından serbest bırakılan Ataç, gazetecilerin soruları üzerine, şunları söyledi: ´Ben rahatım. Beni ilgilendiren hiçbir şey yok. Benim ifademe başvurdular. Önemli bir şey yok. Güncel dosyalar nelerdir, biliyorsunuz. Ben de MİT´te görev yapmış biriyim. Benim bilgilerime başvurdular. Bu kadar basit. Genel olarak nedir? Bir soruşturma yürüyor. Ben MİT´te görev yapmış bir insanım. Bana sormayacaklar mı? Mehmet Eymür ifadesini aldılar mı? Ben de onun yardımcısı olarak görev yapmışım. Bana da bir takım şeyleri sordular. O kadar basit. Adaleti aydınlatmamız lazım. Bu bir görev. Görevimizi yaptık. Benim söyleyecek bir şeyim yok. Boş yere yormayın kendinizi.´ (AA)

Eski Özel Harekat polisi Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine başlatılan faili meçhul cinayetler ve Susurluk soruşturması kapsamında, Milli İstihbarat Teşkilatı´nın (MİT) Dış Operasyonlardan Sorumlu eski Daire Başkan Yardımcısı Yavuz Ataç, savcı Hakan Yüksel´e ´şüpheli´ sıfatıyla dün ifade verdi. Devrimci Karargâh soruşturması kapsamında tutuklanan eski polis müdürü Hanefi Avcı´nın, “Çakıcı´ya kırmızı pasaport verdi” dediği Ataç´a, efsane MİT ajanı Hiram Abas´ın 1990 yılında evinin önünde kurşunlanarak öldürülmesi ve Abdullah Çatlı ile ilişkisi, dönemin Başbakanı Tansu Çiller´in eşi Özer Çiller´in devlet yönetimindeki etkisi ve Mehmet Ağar´ın PKK ile mücadele adı altında işlenen faili meçhul cinayetlerdeki rolü soruldu.

Bir süre önce aynı soruşturma kapsamında ifade veren eski MİT Kontr-Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür´ün yardımcısı olan Ataç, altı sayfalık ifadesinde Özer Çiller´in devlet yönetiminde resmî olarak görev yapmadığı halde çok etkili olduğunu aktardı. Ataç´ın ifadesine göre, Mehmet Ağar´ın da Özer ve Tansu Çiller üzerinde etkisi vardı. Ataç´ın savcıya aktardığı konulardan biri de Ağar´ın kendi başına hareket etmediği ve devlet görevlisi olarak, verilen emirleri yerine getirdiği. Savcı Yüksel, Yavuz Ataç´a, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım´ın kimin emrinde çalıştığını, MİT´te ne kadar süre görev yaptığını ve hangi operasyonlara katıldığını da sordu.

Ömer Lütfü Topal´ın ölümüyle ilgili bildiklerini de savcıya aktaran Ataç, Topal cinayetinin özel harekâtçılar tarafından işlendiğine dair o dönemde istihbarat aldıklarını, hatta Sedat Bucak´ın yeğeni Fatih Bucak´ın cinayetle ilgili MİT´e bilgi verdiğini aktardı. Öte yandan Ataç´a MİT´çi Tarık Ümit´in ölümü ile ilgili sorular da yöneltildiği belirtildi.

Çakıcı MİT´te eğitildi

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Susurluk Komisyonu´na verdiği ifadede Ataç´ın başka bir suçtan cezaevinde bulunan Alaattin Çakıcı´yı koruduğunu, kolladığını ve yurtdışına çıkması için kırmızı pasaport almasına yardımcı olduğunu anlatmıştı. Ataç, bu iddia için Çakıcı´nın MİT´te bazı operasyonlara katıldığını, kurumun tesislerinden yararlandığını ve görevle ilgili eğitim aldığını anlattı. Ataç, Çakıcı´ya pasaport hazırlaması hususundaki soruya ise cevap vermedi.

Hiram Abas, Çatlı ile çok yakındı

Yavuz Ataç, 26 Eylül 1990´da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Hiram Abas´ın Çatlı ile ilişkisi ve MİT içindeki rolü ile uluslararası bağlantılarını da savcıya anlattı. Abas´ın Abdullah Çatlı ile yakın olduğu Susurluk Raporu´nda da belirtilmişti. Adliyeden ayrılırken gazetecilere konuşan Ataç, “Mehmet Eymür´ün ifadesini aldılar bana sormayacaklar mı? Bazı hususların aydınlatılması lazım” dedi.

İfade verme sırası Alaattin Çakıcı´da

Mehmet Eymür´ün Ankara Özel Yetkili Savcısı Hakan Yüksel´e verdiği ifadede “MİT bünyesinde bulundu. Ancak çok mühim iş ve eylemlerde kullanmadık” dediği Alaattin Çakıcı´nın faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında ifade vereceği öğrenildi. Eymür, ifadesinde Çakıcı, için şu iddialarda bulunmuştu: “MİT´e geri dönmemden sonra yardımcım Yavuz Ataç´a Alaattin Çakıcı ile irtibatını kesmesini söyledim. Hatta Ataç´a ´Çakıcı´yı bu hale biz getirdik, adam bakanlara, devlet görevlilerine posta koyuyor, bunu bizim pasifize etmemiz lazım. Yoksa sıkıntı doğuracak. Kendi kafasına göre iş adamlarına suikast yapmak için planlar yapıyor´ dedim. Yavuz Ataç, Alaattin Çakıcı´ya bildirmiş, bu yüzden o da bana düşman oldu ve bana haber göndererek benim çocuğumun kafasını koparmakla tehdit etti.” Çakıcı, bu iddiaları cezaevinden yaptığı 10 sayfalık açıklamayla yalanlamıştı. (Taraf)

(13 Aralık 2011, 10:51)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

İşte Eymür´ün 9 sayfalık ifadesi

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4971    yazdır/print


 

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine başlatılan Susurluk dönemi faili meçhul cinayetleri soruşturmasında şok gelişme.. Faili meçhullerin doruğa çıktığı dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe´den çok çarpıcı açıklama: ´PKK´ya yardım eden işadamlarının ve devlete sızan PKK´lıların listesi bize gelmişti. MGK´ya sunmuş olabilirim. MGK Genel Sekreterliği´nde bulunabilir. Ama bu isimlerin öldürüldüğü konusunda bilgim yok.´

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine başlatılan Susurluk dönemi faili meçhul cinayetleri soruşturmasında şok gelişme.. Faili meçhullerin doruğa çıktığı dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe´den çok çarpıcı açıklama: ´PKK´ya yardım eden işadamlarının ve devlete sızan PKK´lıların listesi bize gelmişti. MGK´ya sunmuş olabilirim. MGK Genel Sekreterliği´nde bulunabilir. Ama bu isimlerin öldürüldüğü konusunda bilgim yok.´

Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine başlatılan Susurluk dönemi faili meçhul cinayetleri soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, cinayetlerin işlendiği dönemde Milli Güvenlik Kurulu´na (MGK) sunulduğu iddia edilen, ´PKK´ya yardım eden Kürt işadamları´ ve ´Devlete sızan PKK´lılar´ başlıklı listelerin izini sürerken, dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe´den, çok çarpıcı açıklama geldi. Listenin varlığını doğrulayan Menteşe, ´Böyle bir liste bize gelmişti. MGK´ya sunmuş olabilirim. MGK Genel Sekreterliği´nde bulunabilir´ dedi. Menteşe´nin, Akşam´a özel açıklamaları şöyle:

Cenazede bakanlık teklifi

Milli Eğitim Bakanlığı yaptığım 1993 yılında terör eylemlerinin ardı arkası kesilmiyordu. Tuğgeneral Bahtiyar Aydın Lice´de öldürüldü. Dönemin Başbakan´ı Tansu Çiller, cenazesine benim de katılmamı istedi. Cenazede Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de vardı. İçişleri Bakanlığı teklifini cenaze töreninde aldım ve hemen göreve başladım.

Faili meçhulleri de ele aldık

Ülkenin ana gündemi terör olduğu için İçişleri Bakanı olarak haftada üç gün değerlendirme toplantısı yaptım. İçişleri, Dışişleri müsteşarları, MİT müsteşarı, Jandarma Genel Komutanı, Emniyet Genel Müdürü ve terörle mücadelede görevli bazı generallerin de katıldığı bu toplantılarda faili meçhul cinayetleri de ele aldık ve aydınlatılması için çok uğraş verdik. Uğur Mumcu, Behçet Cantürk cinayetinin aydınlatılması için de talimatlar verdim.

Bakanlığa gönderilen liste

MGK toplantılarının da ana gündemi terördü. Bakanlığım döneminde, PKK´ya yardım eden bazı işadamları ve devlete sızan PKK´lıları gösteren bir liste, istihbarat birimlerinden bize gelmişti. Bu listeyi MGK´ya sunmuş olabilirim. Hafızamı zorluyorum, vermiş olma ihtimali yüksek çıkıyor. Ancak çok zaman geçtiği için kesin konuşamıyorum. Listedeki isimleri ise hatırlamıyorum. Dönemin Özel Kalem Müdürü Ertuğrul Öztürk´ü arayıp sordum. ´Gizlilik dereceli belgeleri o dönemde yok ediyorduk´ yanıtı verdi. Bu nedenle listenin bir nüshası elimde yok.

MGK´ya sorulabilir

Bu listenin bir örneği belki MGK´da olabilir. MGK Genel Sekreterliği´ne sorulursa ortaya çıkar. Listedeki isimlere yönelik, MGK´da ya da, İçişleri Bakanlığı´nda bir yaptırım kararı verilmesi mümkün değil. MGK´da sadece genel değerlendirmeler yapılırdı. Bakanlığım sırasında hukuka aykırı hiç bir icraatın içinde olmadım. Bu listede yer aldığı ileri sürülen bazı işadamlarının devlet içi çetelerce öldürüldüğü iddialarını ben de gazetelerden okuyorum. İddialara muhatap isimler arasında dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar da var. O tarihlerde böyle bir duyum alsaydım gereğini yapar Ağar´ı görevden alırdım.

Savcı davet ederse düşünürüm

Bugün yazılan iddiaların hiçbirinden haberim yok. Söz konusu listelerde isimleri geçen kişiler hakkında da, yargısız infaz veya hukuka aykırı bir işlem yapıldığına tanık olmadım. Bu nedenle kendiliğimden gidip ifade vermem. Savcı davet ederse değerlendiririm.

Savcılık da listenin peşinde

´Faili meçhul cinayetler´ soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, İstihbarat birimlerince hazırlanıp İçişleri Bakanı Nahit Menteşe tarafından MGK´ya sunulduğu ileri sürülen ´PKK´ya yardım eden Kürt işadamları´ ve ´Devlete sızan PKK´lılar´ başlıklı listelerin de peşine düştü. Dönemin gazetelerinde tarama başlatılırken Savcı Yüksel, Emniyet Genel Müdürlüğü´ne yazı göndererek, böyle bir listenin olup olmadığını sordu. Kasım 1993 tarihli gazetelerde, ´Devlete sızan PKK´lılar´ başlıklı bir listenin Menteşe tarafından MGK´ya sunulduğu haberi yayınlanmış, ancak Menteşe ve dönemin yetkililerince bu yönde bir açıklama yapılmamıştı. ( Akşam)

LİDERLER ZİRVESİNDE MESUT YILMAZ´DAN MGK İDDİASI

Çankaya Köşkü´nde 15 yıl önce gerçekleştirilen Susurluk zirvesinde ´hukuk dışı olayların ne zaman başladığına ilişkin´ tartışma yaşandığı ortaya çıkmıştı. Toplantıda Mesut Yılmaz´ın, 1993´ten beri bu hukuk dışı olaylar devlette devam etmektedir. İki sene içerisinde 50 tane bireysel olay söz konusu. sözleri üzerine Tansu Çiller, Yılmaz´ın başbakanlığı döneminde 63 adi, 18 siyasî, 81 faili meçhul cinayet işleniyor. diyor. Mesut Yılmaz: 1993´ten beri bu hukuk dışı olaylar devlette devam etmektedir. Bir iddia var. MGK´da PKK´nın lojistik desteğinin kesilmesi konusunda bir karar alınmış. Karara dayalı olarak da devlet içinde birtakım odaklar yargısız infazlara girişmiştir. Çiller´in dediği gibi münferit olay söz konusu değildir. İki sene içerisinde 50 tane bireysel olay söz konusudur. Bu yargısız yetki kullanıldıysa kimin izniyle kullanılmıştır?

Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin dava dosyasında bulduğu tarihî ´Susurluk zirvesi´ tutanakları sansürlü çıkmıştı. 74 sayfayla sınırlı tutulan tutanaklar, ´devlet sırrı´ kaygısıyla büyük bölümü kesildiği için zirvede konuşulanların tamamını yansıtmıyor. Ancak sansürlü dökümlere yansıyanlar, liderler arasındaki ´faili meçhul´ atışmasını gözler önüne seriyor. Söz konusu zirve, Susurluk kazasının ardından 22 Aralık 1996 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in çağrısı üzerine Çankaya Köşkü´nde gerçekleşmişti. Zirveye, dönemin Meclis´te bulunan siyasî aktörleri Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı DYP lideri Tansu Çiller, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, CHP lideri Deniz Baykal, DSP lideri Bülent Ecevit ve BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu katılmıştı. İşte o diyaloglar:

Tansu Çiller: Lisede daha öğrenciydim, bir kontrgerilla diye çıkmıştır bu olay. Şimdi söylenen şey, bir başka boyutuyla aynı şeyi çağrıştırıyor. Sayın Ecevit, ondan sonra iki kez başbakan olmuş. Devlet içinde kontrgerillalarla ilgili Ecevit ne yapmış başbakanlığı döneminde ki onun aynısını yapalım hemen.

Bülent Ecevit: 1974 öncesinde bazen kontrgerilla sözünü genel anlamda kullanmış olabilirim. Fakat öğrendiğim bazı çok acı devlet gerçekleri üzerine Türkiye´de resmen kontrgerilla diye bir örgüt olmadığını, ama o işleri gören bir kurumun var olduğunu, Özel Harp Dairesi´nin sivil uzantısının var olduğunu ve bunların çok karanlık birtakım olaylara karışmış olabileceğini gördüm. 1978´de başbakan olur olmaz yeni Genelkurmay Başkanı Kenan Evren´e o zaman kullandığım tabirle ´devlet içinde ama devlet dışındaki´ kurumların hukuk devleti kuralları içine çekilmesi talimatını verdim.

Necmettin Erbakan: 1994 tarihinde Mehmet Özbay´a (Abdullah Çatlı), bir bakan onayı ile silah verilmiş. Hangi bakan tarafından? MİT raporunda ´Devlet içerisinde kendi kendine gruplar teşekkül etmiştir´ deniliyor. Raporda söylediği şu: 1982-1984 arasında ASALA´ya karşı 11 eylem yapılmıştır. Eylemlerin içinde Çatlı da vardır. ANAP dönemidir. Bu olaylardan iktidarın haberi yok mu? Bunlar resmi vesikalarla sabit. 1978´den beri uyuşturucu kaçakçılığından Hollanda´da ve ABD cezaevlerinde yatan sabıkalı Ömer Lütfi Topal´a kim pasaport vermiştir? 1978´den beri uyuşturucu kaçakçısı, kim otel ve kumarhane ruhsatı veriyor?

Mesut Yılmaz: 1993´ten beri bu hukuk dışı olaylar devlette devam etmektedir. Bir iddia var. MGK´da PKK´nın lojistik desteğinin kesilmesi konusunda bir karar alınmış. Karara dayalı olarak da devlet içinde birtakım odaklar yargısız infazlara girişmiştir. Çiller´in dediği gibi münferit olay söz konusu değildir. İki sene içerisinde 50 tane bireysel olay söz konusudur. Bu yargısız yetki kullanıldıysa kimin izniyle kullanılmıştır?

Süleyman Demirel: Geçen 5 sene zarfında kurulun başbakan olarak üyesiyim veya cumhurbaşkanı olduğum kurulların hiçbir tanesinde ´devletin güçleri dışında birtakım adamları kullanalım´ diye hiçbir şey alınmamıştır. 1991 Kasım ayından Yılmaz´ın bana hükümeti devrettiğinden bu yana başında bulunduğum hükümetler veya başında bulunduğum bu devlet, benim bilgim dahilinde hiçbir cinayet işine karışmamıştır. Buna karşı çıkmışımdır ve ´aman dikkat edin şu adamdan... ve aman devleti meşru olmayan işlere karıştırmayın´ şeklinde olmuştur.

Tansu Çiller: Yılmaz´ın yanında anlaşılan Ölmez diye çete reisi varmış. Ankara Valisi Ölmez´i Yılmaz´ın kongresindeki yemekte yanından alıyor. Devlet-mafya-çete ilişkisinin başında olan isim. Temmuz 1991-Kasım 1991 yani Yılmaz´ın başbakanlığı döneminde faili meçhul cinayetler olarak 63 adi, 18 siyasi, 81 faili meçhul cinayet işleniyor.

ÇATLI´YA GÖREV MGK´DAN

Susurluk dönemi faili meçhul cinayetleri soruşturması 2011 Mart ayında eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın şok itiraflarıyla başladı. Vicdan azabı çektiğini söyleyerek bildiklerini açıkladığını ifade eden Çarkın´ın anlattıkları devletin en tepe noktalarına kadar büyüyeceği anlaşılan bir soruşturmaya dönüştü. Cinayetleri işleyen derin yapının içinde istihbaratçılar, askerler ve emniyet içerisindeki şahısların bulunduğunu söyleyen Çarkın, şu iddialarda bulunmuştu: Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve Veli Küçük, bu yapı içerisinde önemli roller üstlenmişti. MGK kararları doğrultusunda terörle etkin mücadele edilmesi yönünde birtakım uygulamalar yapıldığını duyuyordum. Hatta yakın ilişkim olan Abdullah Çatlı, MGK kararı doğrultusunda kendisine görev verildiğini söylerdi bana.

Bu ifadeler üzerine soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel Milli Güvenlik Kurulu´ndan bilgi istemişti. Yine soruşturmada şüpheli olarak yer alan eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar´ın da savcılıkça sürdürülen soruşturmadaki suç olaylarını ´1000 operasyon´ olarak değerlendirdiği ve ´bunların kararlarının da MGK´dan alındığını´ kamuoyuna defalarca açıkladığı da biliniyor.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

O MGK´DA 1200 KİŞİLİK LİSTE VARDI

13 Aralık 2011 - DYP hükümeti döneminin bakanlarından Salim Ensarioğlu, 27 Ağustos 1992 günü Diyarbakır´da olağanüstü toplanan MGK´da 1200 kişilik Kürt işadamı listesinin tartışıldığını iddia etti. Ensarioğlu, Toplantıda Erdal İnönü, Turgut Özal, Süleyman Demirel vardı. Demirel hala yaşıyor. Listeyi en iyi o bilir dedi. Milli Güvenlik Kurulu´na (MGK) sunulduğu söylenen ´Kürt işadamı listesi´ ile ilgili yeni bir iddia da DYP´li eski Bakan Salim Ensarioğlu´ndan geldi. Radikal´in haberine göre; Ensarioğlu, Diyarbakır´da hem bakanlar kurulunun hem de MGK´nın olağanüstü toplandığı 27 Ağustos 1992 tarihine işaret ederek, “O gün Diyarbakır´da yapılan MGK toplantısında 1200 kişilik Kürt işadamı listesinden bahsediliyor. O zamanlar bu konu sağda solda çok konuşuldu. Özal ve İnönü öldüğüne göre bunu en iyi Sayın Süleyman Demirel bilir” dedi.

PKK´nın büyük eylemlerine sahne olan 1992´de Güneydoğu´da iç savaş görüntüleri hâkimdi. Tarihin en kanlı Nevruz´undan sonra 18 Ağustos´ta PKK Şırnak´ı basmış ve ortalık kan gölüne dönmüştü. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Turgut Özal inisiyatif kullanarak bakanlar kurulu ve MGK´yı Diyarbakır´da topladı. Cumhurbaşkanı, Başbakan, komutanlar ve bakanlar toplantı sonrası geceyi de Diyarbakır´da geçirdi. O tarihte Diyarbakır Milletvekili olan Salim Ensarioğlu, şehirlerinde ilk kez toplanan MGK´ya şu günlerde faili meçhul cinayetler soruşturması nedeniyle gündemde olan ´Kürt işadamı listesi´nin sunulmuş olabileceğini ifade etti.

Toplantı sonrası şehirde daha sonra Ankara´da liste konusunun sıkça konuşulduğunu ifade eden Ensarioğlu, “Kısa bir süre sonra Sayın Demirel´in yeğeni İbrahim Tatlıses´e “sen de listedesin´ dediği ortaya çıkmıştı. Turgut Özal ve Erdal İnönü rahmetli oldular. MGK´ya böyle bir liste sunulup sunulmadığını en iyi bilecek kişi Sayın Süleyman Demirel´dir” dedi. Ensarioğlu´nun sözünü ettiği 1992 yılı MGK´ya Başbakan Demirel ile birlikte Yardımcısı Erdal İnönü, İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ve Milli Savunma Bakanı Nevzat Ayaz katılmıştı. Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda ise Orgeneral Doğan Güreş oturuyordu.

1992 en kanlı yıldı

Faili meçhullerin ve iç çatışmanın zirveye çıktığı 1992 yılı aynı zamanda Kürt sorununa çözüm arayışlarına da sahne olmuştu. Cumhurbaşkanı Özal, bu konu için Sözcüsü Kaya Toperi ve Yaveri Kurmay Albay Arslan Güner´e 10 sayfalık ´Kürt Raporu´ hazırlattı.

Raporda, ”Karşılaştığımız sorunun basit bir terör olgusunun çok ötesinde olduğu aşikârdır” deniyordu. Özal, siyasi trafiği de hızlandırmıştı. 1992´nin mart ayında Çankaya Köşkü´nde DEP milletvekilleri Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Orhan Doğan´la görüştü. Sakık, Özal´ın bu görüşmede “Genel af çıkarıp sorunu kökünden çözeceğim” dediğini aktardı. Özal´ın raporu, Mart MGK´sında görüşülmüştü ancak MGK´dan bir hafta sonra yaşanan kanlı Nevruz´da 100´e yakın insanın ölmesi siyaset yerine şiddeti yeniden öne çıkardı.

Özal´ın talimatıyla ANAP Milletvekili Adnan Kahveci de bir “Kürt Raporu” hazırladı ve aralarında Kürtçe yayının da bulunduğu bir dizi demokratik açılım öngören rapor mayıs MGK´ya sunuldu. Kahveci´nin raporunda, “Askeri yöntemle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır. Bugün Kürt sorunu siyasal bir kriz halini almıştır. Cesur siyasal adımlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle Kürt realitesi, Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilerek, Kürtler´in siyasal hakları verilmelidir” deniliyordu.

Uçak kazasında hayatını kaybeden Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis´in Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a yazdığı Kürt Sorunu´nun çözümüne ilişkin son mektup da yine Ağustos 1992´de Diyarbakır´da toplanan Milli Güvenlik Kurulu´nda ele alınmıştı.

Eski MİT´çi Ataç ifade verdi

Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel ´faili meçhul cinayetler´ soruşturması kapsamında dün de eski MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı Yavuz Ataç´ın ´şüpheli´ sıfatıyla ifadesini aldı. İfadenin ardından Ataç şu açıklamayı yaptı: “Ben rahatım. Bana sormayacaklar mı? Ben Eymür´ün yardımcısı olarak görev yapmışım. Haklı... Adaleti aydınlatmamız lazım.”

Menteşe: Liste MGK´da olabilir

Tansu Çiller´in Başbakan olduğu dönemde İçişleri Bakanı olan Nahit Menteş´e, geçen hafta Akşam´a verdiği röportajda ´Kürt işadamları listesinin´ olduğunu söyledi. Menteşe, “Liste, istihbarat birimlerinden bize gelmişti. Bu listeyi MGK´ya sunmuş olabilirim. Dönemin özel kalem müdürü gizlilik olduğu için belgeyi imha ettiklerini söyledi. Bu listenin bir örneği belki MGK´da olabilir.”

27 Ağustos 1992: 1992 yılında PKK´nın eylemlerinin artması üzerine Bakanlar Kurulu ve MGK, 27 Ağustos´ta Diyarbakır´da toplandı.

5 Eylül 1992: Bingöl-Genç karayolunda araçlardan indirilen 7 kişi katledildi.

15 Eylül 1992: Batman´ın Kozluk ilçesinde bir minibüsün bombalanması sonucu 10 kişi öldü.

20 Eylül 1992: Yazar Musa Anter Diyarbakır´da suikaste uğradı.

1 Ekim 1992: Bitlis´in Cevizdalı köyünde 30 kişi öldürüldü.

11 Ocak 1993: İstanbul Polisi, Lucky S adlı Panama bandıralı gemide 15 ton uyuşturucu ele geçirdi.

24 Ocak 1993: Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu, Ankara´daki evinin önünde arabasına konan bomba ile öldürüldü.

28 Ocak 1993: İşadamı Jak Kamhi´ye suikast düzenlendi. Kamhi, yara almadan kurtuldu.

2 Temmuz 1993: Sivas´ta çıkan olaylarda Madımak Oteli ateşe verildi, 35 aydın can verdi.

4 Eylül 1993: DEP Milletvekili Mehmet Sincar ile DEP Batman İl Yönetim Kurulu üyesi Metin Özdemir öldürüldü.

3 Kasım 1993: Çiller, şu açıklamayı yaptı: “Elimizde PKK´ya yardım eden 60 Kürt işadamının listesi var.” ( Radikal)

(08 Aralık 2011), son güncel.: (13 Aralık 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Çarkın´ın itirafları: MGK üyelerine sorgu hazırlığı

Demirel ve 34 kişiye suç duyurusu: Susurluk infazları

Liderlerin MGK´da cinayet atışması

Yeşil´den Köşk ve MGK´ya telefonlar

AYHAN ÇARKIN´IN İTİRAFLARI VE YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA MANŞETLERİMİZ

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2829    yazdır/print


 

Eymür serbest bırakıldı

Susurluk dönemi faili meçhul cinayetleri soruşturmasında dün İstanbul´da gözaltına alınan eski MİT Kontr-terör Daire Başkanı Mehmet Eymür Ankara´ya getirilerek sorguya alındı. Eymür´ün ifadesini Faili Meçhuller Soruşturmasını yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel alıyor. Eymür´e, kendisine ´baba´ diye hitap eden Yeşil´in işlediği ileri sürülen cinayetler sorulacak. Eymür´ün önüne, Yeşil´le yaptığı yüzlerce sayfalık telefon görüşmesinin dökümleri konulacak. Eymür´ün evinde ele geçirilen arşivin ise soruşturmanın seyrini değiştirebileceği belirtiliyor. Akşama doğru sorgusu tamamlanan Eymür savcılıkça serbest bırakıldı.

Eymür serbest bırakıldı

Susurluk dönemi faili meçhul cinayetleri soruşturmasında dün İstanbul´da gözaltına alınan eski MİT Kontr-terör Daire Başkanı Mehmet Eymür Ankara´ya getirilerek sorguya alındı. Eymür´ün ifadesini Faili Meçhuller Soruşturmasını yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel alıyor. Eymür´e, kendisine ´baba´ diye hitap eden Yeşil´in işlediği ileri sürülen cinayetler sorulacak. Eymür´ün önüne, Yeşil´le yaptığı yüzlerce sayfalık telefon görüşmesinin dökümleri konulacak. Eymür´ün evinde ele geçirilen arşivin ise soruşturmanın seyrini değiştirebileceği belirtiliyor. Akşama doğru sorgusu tamamlanan Eymür savcılıkça serbest bırakıldı.

Özel Harekatçı Ayhan Çarkın´ın itiraflarıyla başlayan Ankara´daki Susurluk dönemi faili meçhul cinayetleri soruşturmasında gözaltına alınan eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, Ankara Adliyesi´ne getirildi.Ankara Emniyet Müdürlüğündeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye getirilen Eymür´ün soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel´e ifade vermesi bekleniyor. Eymür´ün ifadesinin alınmasına başlandı. Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince, bazı faili meçhul cinayetlere ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür´ün ifadesinin alınmasına başlandı. Ankara Emniyet Müdürlüğündeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından erken saatlerde adliyeye getirilen Eymür, saat 10.15´te, ifadesi alınmak üzere, soruşturmayı yürüten Savcı Hakan Yüksel´in odasına alındı. (AA)

15.56: Eymür serbest bırakıldı

Faili meçhul cinayetlere ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul´da gözaltına alınan eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür´ün dün akşam getirildiği Ankara´da ifade verme işlemi tamamlandı. Mehmet Eymür, bugün sabah saat 8.00 sıralarında ise Ankara Adliyesi´ne çıkarıldı. Ankara Emniyet Müdürlüğü´ndeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye getirilen Eymür, iki saat polis noktasında bekletildi. Daha sonra Eymür, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel´e ifade vermek için içeri alındı. Öğle yemeğini savcının odasında yiyen Eymür´ün ifadesi az önce tamamlandı. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel tarafından, yaklaşık 6 saat sorgulanan, Eymür, savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, yaklaşık 6 saat sorguladığı Eymür hakkında, adli kontrol hükümleri uyarınca yurt dışına çıkış yasağı konulmasını talep etti. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği, talep doğrultusunda karar vererek, Eymür´e yurt dışına çıkış yasağı koydu. Savcı tarafından serbest bırakılmasının ardından, beraberindekilerle birlikte özel bir otomobille adliyeden ayrılan Eymür, gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı. Eymür´ün Yeşil kod adıyla bilinen Mahmut Yıldırım ile ilişkisi nedeniyle sorgulandığı iddia edildi. Eymür´ün özellikle bizzat Yeşil´in görev aldığı söylenen Bayram Kanıt, Cem Ersever, Mehmet Sincar, Behçet Cantürk, Vedat Aydın ve Musa Anter cinayetleri nedeniyle suçlandığı ileri sürüldü.

Dışarıda protesto

MİT eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür Ankara Adliyesi´nde savcıya ifade verdiği sırada, kendisini 12 Eylül mağduru ve Alevi olarak tanıtan bir kişi, Eymür´ü protesto etmek istedi. Elinde döviz bulunan protestocuyu, polis adliye kapısından uzaklaştırdı. Bazı faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan MİT eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür Ankara Adliyesi´nde ifade verdiği sırada, bir kişi kendisini protesto etmek istedi. Adliyenin yan kapısında kendisini 12 Eylül mağduru ve Alevi olarak tanıtan bir kişi, elindeki dövizlerle içeride ifade veren Eymür´ü protesto etmek istedi. Sivil bir polis, protestocunun yanına gelerek onu uzaklaştırmak istedi. Protestocunun uzaklaşmadığını gören sivil polis, telsiz ile anons geçerek protestocunun yanından uzaklaştı. Eymür´ü protesto eden vatandaşın elindeki dövizlerde: Mit´in mezhepçilik uzmanı Mehmet Eymür burada... ´Alevi hoş- Bektaşi Boş´ dernekleri nerede? Dersim´de Bingöl´de Elazığ´da Sünni/Şafii Kürt Yeşil´i kullanan Mehmet Eymür değil miydi? Neredesin ´derin Alevi´ler? ile Sayın Savcı Hakan Yüksel Kurtuluş Savaşı´nın Raporunun yazılamayan sansürlenen 12. sayfasında neler vardı? Mehmet Eymür´e lütfen sor... yazılıydı. ( Cihan)

YEŞİL´iN BABASINA FAİLİ MEÇHUL SORGUSU

Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, faili meçhuller soruşturması kapsamında dün gözaltına alındı. Kamuoyunda Yeşil olarak olarak tanınan Mahmut Yıldırım´ın 1990´lı yıllardaki infazları konusunda sorgulanmak üzere gözaltına alındığı öğrenilen Eymür´ün adreslerinde yapılan aramalarda arşivine de el kondu. Akşam saatlerinde Ankara´ya gönderilen Eymür, sağlık kontrolünün ardından sorgulanmak üzere Emniyet´e götürüldü. Sorgusu sırasında Eymür´e Yeşil´in adının karıştığı Bayram Kanat, Cem Ersever, Mehmet Sincar, Behçet Cantürk, Vedat Aydın ve Musa Anter cinayetlerinin sorulacağı belirtildi. Eymür, Yeşil´in sorumlu olduğu cinayetlerin talimatını verdiği iddiasıyla şüpheli konumunda olduğu da kaydedildi.

YEŞİL´İN CİNAYETLERİ SORULDU

Yeşil´le ilişkilendirilen cinayetlerin başında Bayram Kanat, JİTEM´ci Cem Ersever, eski milletvekili Mehmet Sincar, işadamı Behçet Cantürk, Vedat Aydın ve Musa Anter geliyor. Faili meçhuller soruşturması kapsamında Yeşil´in sorumlu olduğu cinayetlerin talimatının ise Mehmet Eymür tarafından verildiği iddia ediliyor. Yeşil´in adının karıştığı kumarhaneler kralı Ömer Lütfü Topal cinayeti ile ilgili bildiklerinin de Eymür´e sorulacak. Daha önce Beyoğlu savcılığının hazırladığı iddianamede yer alan cinayetin ayrıntıları da faili meçhul cinayetler soruşturmasına girdi. Eymür´e Ömer Lütfi Topal cinayetinde Yeşil´e talimat verip vermediğinin sorulduğu belirtildi.

1973´TE TANIŞTILAR

Faili meçhuller soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür´e Yeşil kod isimli Mahmut Yıldırım´ın 90´lı yıllarda işlediği cinayetler ile ilgili sorgulanacak. JİTEM´le ilişkisi sürekli gündeme gelen Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın ilk olarak MİT tarafından 1973 yılında kullanılmaya başlanması gözleri Eymür´e çevirdi. Yeşil´in Bingöl´deki bir MİT personeli aracılığıyla taşeron olarak kullanılabileceği teklifinin ilk olarak Eymür´e iletildiği ve aynı yıl Eylül ayında iki ismin ilişkiye geçtiği belirtiliyor. Yeşil´in kullandığı farklı kimliklerin tamamının da MİT, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı´na ait olduğu tespit edildi. Ahmet Demir adına İçişleri Bakanlığı Psikolojik Savaş Uzmanı kimliğinin de MİT tarafından İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Mahmut Yıldırım için hazırlandığı öğrenildi.

YEŞİL HEP VAR OLACAK

Yeşil´in MİT´te görev yaptığı süre içinde sahte kimliklerin Eymür tarafından verildiği iddia ediliyor. Yeşil´in Metin Atmaca adına kullandığı kimlik için düzenlenen pasaportun Eymür tarafından alındığı da iddialar arasında. 1998´de, Antalya Emniyet Müdürlüğü tarafından Lara Caddesi´ndeki Ofo Oteli karşısında bulunan Güner Sitesi´nde yapılan aramada Yeşil ve Eymür´ün aynı sitede kaldıkları da iddia edilmişti. Eymür, Yeşil´le ilgili yaptığı bir açıklamada Mahmut Yıldırım konusunun MİT´le değil kendisiyle özdeşleştirilmesinden rahatsız olduğunu belirterek, Teşkilatın elemanları arasında yüzlerce Yeşil var. Yeşil önce de vardı, yetkililer ne derse desinler, bundan sonra da olacaktır. ifadelerini kullanmıştı.

Görüşme kayıtları dosyaya girdi

Yeşil ile Eymür´ün ilişkilerinin perde arkasını aralayacak yüzlerce sayfalık telefon görüşmesi dökümünün tespit edildiği öğrenildi. Yeşil´in 1996-98 yılları arasında Antalya Emniyet Müdürlüğü tarafından tespit edilen görüşme tutanakları bir kitap kalınlığında olduğu belirtiliyor. Soruşturma kapsamında Eymür´ün evinde arama yapıldı ve savcılık tarafından arşive el konuldu. Eymür´ün elinde bir döneme ait çok kritik belgeler olduğu ve bir çok olayın aydınlanmasına katkı yapacağı belirtiliyor.

Peker işaret etmişti

Faili Meçhul Cinayetleri soruşturan Ankara Özel Yetkili Savcısı Harun Yüksel tarafından sorgulanan yeraltı dünyasının önde gelen isimlerinden Sedat Peker, ifadesinde faili meçhul cinayetler ve Yeşil´in yaptığı yargısız infazların Mehmet Eymür´ün bilgisi dahilinde işlendiğini iddia etmişti. Aynı soruşturmanın tutuklu sanığı olan Peker, savcılık ifadesinde, Yeşil isimli şahsın doğuda bir zamanlar J?TEM tarafından kullanıldıktan sonra MİT´le birlikte çalışmaya başladığını, MİT´te Mehmet Eymür´ün kadrosunda olduğunu, onun da şehirlerde birçok eylemler gerçekleştirdiğini duyuyorduk şeklinde konuştu. Peker, Sokaklarda, kamuoyunda faili meçhul olarak bilinen ve çoğunluğu Kürt kökenli kişilere karşı yapılan cinayetlerin yine bu grubun Milli Güvenlik Kurulu tarafından özel olarak yetkilendirilen bir ekip tarafından gerçekleştirildiğini duyuyordum. Zaten o dönem herkes bu cinayetlerin kimler tarafından işlendiğini de çok açık biliyordu dedi.

Karanlıkta kalan cinayetler

Cem Ersever: JİTEM´in kurucularından biri olan emekli binbaşı Ersever, özellikle Yeşil´in adının karıştığı faili meçhul cinayetlerle ilgili verdiği bilgilerin ardından Ankara´da kaçırılıp sorgulandıktan sonra 4 Kasım 1993´te öldürüldü.

Behçet Canturk: Kürt işadamı. PKK´ya destek ve 1992´de Özgür Gündem gazetesinin finansörü olmakla suçlanıyordu. 14 Ocak 1994 tarihinde kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan Cantürk´ün ve şöförünün cesetleri, bir gün sonra Sapanca yakınlarında bulundu.

Ömer Lütfü Topal: Kumarhaneler kralı olarak tanınan Topal, 28 Temmuz 1996´da saat 23.30 sıralarında İstanbul Sarıyer´de içerisinde bulunduğu 34 BTG 96 plakalı otomobilinde otomatik silahlarla taranarak öldürüldü. Özel timciler bu cinayetten yargılanıp beraat etti.

Mehmet Sincar: DEP milletvekili Sincar, 4 Eylül 1993´te Batman´da sokak ortasında öldürüldü.

Musa Anter: Kürt aydın Anter, Diyarbakır´da 20 Eylül 1992´de öldürüldü.

Vedat Aydın: HEP Diyarbakır İl Başkanı Aydın 5 Temmuz 1991´de kaçırılarak infaz edildi. ( Yenişafak)

ERGENEKON SANIKLARINDAN EYMÜR´E SUÇLAMALAR

Faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında dün İstanbul´da gözaltına alınan MİT Kontrterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür, tanık olarak ifade verdiği Ergenekon davasında tutuklu sanıklardan Semih Tufan Günaltay ve Durmuş Ali Özoğlu tarafından da faili meçhul cinayetlerde rol oynadığı gerekçesi ile suçlanmıştı.Silivri Cezaevi´nde hayatını kaybeden Emekli Piyade Binbaşı, MİT Asya Bölgesi Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu´nun Aydınlık Gazetesi´nde yayınlanan mektuplarında, “Mehmet Eymür´ün çok yüksek maaş aldığı (ayda 50 bin dolar) ABD´den, Ergenekon´u kurgulamak üzere Türkiye´ye geri döndüğü, eski Ergenekon savcısı Zekeriya Öz ve Turan Çolakkadı (İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı) ile her hafta mutlaka görüştüğüne dair MİT´in elinde belge ve bilgiler mevcuttur. Mehmet Eymür, Emre Taner tarafından da korunmuştur” denilmişti.

CIA ve MOSSAD

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Toplumsal Dönüşüm Yayınları´nın sahibi ve Kuvayi Milliye Derneği yöneticilerinden Durmuş Ali Özoğlu, Mehmet Eymür´ün başında olduğu MİT Kontrterör Dairesi´nde askerler, polisler ve MİT´in kendi personelinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişilik özel bir birliğin ABD ve İsrail´de eğitim gördüklerini iddia ederek, bu timin Irak, Suriye ve Türk Cumhuriyetlerine CIA ve MOSSAD ile birlikte operasyonlar düzenlediklerini belirtmişti. Özoğlu, 1 Ekim 2010´da görülen duruşmada, Eymür´ün başında bulunduğu, bu timin, CIA ve MOSSAD ile birlikte birçok faili meçhul olayın sorumlusu olduğunu öne sürmüştü.

Hrant Dink davası

Ergenekon ana davası sanıklarından Semih Tufan Günaltay, 7 Mart 2011´deki Ergenekon duruşmasında söz alarak, Danıştay dosyası kapsamında tanık olarak dinlenen Tarkan Toper, Ertaç Giray ve Sinan Berberoğlu´nun Mehmet Eymür ekseninde irtibatlı olduklarını öne sürerek, bu kişilerin ilişkilerinin mercek altına alınması ile Danıştay davası ve Hrant Dink davası dahil birçok konunun rahatlıkla çözülebileceği iddiasında bulunmuştu. Duruşmada söz alan Günaltay, davada tanık olarak da dinlenen eski Ankara Ülkü Ocakları Başkanı Tarkan Toper ve Mehmet Eymür´ü hedef alan açıklamalarında şöyle demişti: “Toper bu davanın kilit adamıdır. Toper, Ertaç Giray ilişkisi araştırılmalıdır. Eymür, Giray, Gonca ve Sinan Berberoğlu ilişkileri araştırılmalıdır. Alparslan Arslan´ın bu ilişkiler çerçevesinde yönlendirildiği açıktır. Bu ilişkiler net bir şekilde ortaya konulmadıkça bu dava akamete uğrayacaktır. Eymür, Toper, Sinan Berberoğlu ekseninde ilişkiler ortaya çıkarıldığında Dink meselesi de net olarak ortaya çıkacak.” ( Hürriyet)

EYMÜR DETAYLARI:MİT MUHBİRİ TARIK ÜMİT OLAYI

MİT ve Emniyet´in önemli operasyonlarda kilit rol oynayan Tarık Ümit, 2 Mart 1995´te Erenköy Divan Pastanesi´nde özel harekâtçı polisler Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça tarafından gözaltına alındıktan sonra kayıplara karıştı.Ümit´e ait 34 ZU 478 sahte plakalı Kırmızı Chevrolet marka otomobil, 6 Mart 1995´te İstanbul Silivri yakınlarında jandarma bölgesinde terk edilmiş olarak bulundu. Aradan geçen süreçte Ümit´in akıbeti ile ilgili onlarca senaryo üretildi, ancak olay aydınlatılamadı. 1978´de MİT´te çalışmaya başlayan Ümit, özellikle yeraltı dünyasından sağladığı istihbaratlarla 1984´teki Babalar Operasyonu´nda görev aldı. Mehmet Eymür ve ekibince yazılan ünlü MİT raporunun hazırlanmasında da o vardı. 1994´te Korkut Eken aracılığıyla Mehmet Ağar´la tanıştı. Susurluk sürecinde İbrahim Şahin ve Veli Küçük ekibiyle çalıştı. Tarık Ümit´in kaçırılması ile ilgili olarak eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür de Ergenekon soruşturmasında ifade verdi.

Eymür´ün ifadesi 3. Ergenekon iddianamesinde

3´üncü iddianamede yer verilen ifadesinde Eymür, Ümit olayı ile ilgili şu bilgileri verdi: “Tarık Ümit kaçırıldığında, İstanbul Jandarma İstihbarat´ta çalışan Astsubay Seyit Ahmet Altuntaş soruşturmayla ilgili MİT görevlileri ile de görüşmek suretiyle epey yol aldı. Hatta aldığı bilgiler ışığında polis memuru Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça´nın ifadelerine başvurmak istedi, ancak konu İbrahim Şahin´e intikal etti. Hatta Altuntaş, Şahin´e kendisinin de ifade vermesi gerektiğini söyledi. Bunu bizzat Şahin´den duydum. Ancak Şahin kendisine Ümit´in kaçırılması ile alakalı herhangi bir şey söylemedi. Soruşturmayı yürüten Altuntaş, Diyarbakır´a tayin edildi, daha sonra da Giresun ilinde Bölge Komutanı olan Veli Küçük´ün emrine atandı. Tarık Ümit´i Divan Pastanesi´nden alıp götüren kişilerden bir tanesinin Ziya Bandırmalıoğlu olduğu tanık beyanları ile anlaşıldı. Bandırmalıoğlu´nun daha sonra Veli Küçük´ün güvenlik şirketinde çalıştığını duydum.”

Evi 12 saat arandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nca yürütülen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür Sarıyer´deki evinde gözaltına alındı. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri dün sabah Mehmet Eymür´ün oturduğu Sarıyer´deki evine gitti. Polis, Eymür´e gözaltı ve arama kararını okudu. Daha sonra evde arama başladı. Polis, evde 12 saat arama yaptıktan sonra 18.15 sıralarında çıkarılarak sağlık kontrolüne götürüldü. Ardından Eymür, Ankara´ya gitmek üzere getirildiği Atatürk Havalimanı´nda, sorular üzerine “Ne için çağırdıklarını bilmiyorum. Gidiyorum işte” dedi. Eymür´ün, 1995´te kaybolan Tarık Ümit hakkında sorgulanacağı belirtildi.

Tuncay Güney´i korudu

İSTİHBARATÇILIK Mehmet Eymür´ün baba mesleği. Ama babası Mazhar Eymür gibi perde arkasında kalmakla yetinmedi. Teşkilatın, belki de bugüne değin en çok konuşulan, en çok yazılan, spekülasyonların odağında yer alan ve kendisi de kitaplar yazan ender bir ismi oldu. Eymür´ün, Türkiye istihbarat tarihindeki özel sayfası, 1 Ocak 1966´da açıldı. Milli İstihbarat Teşkilatı´na, en alttan “Takip Memuru” olarak girdi. Eymür´ün yıldızı, Fuat Doğu´nun Müsteşarlığı döneminde parladı. Teşkilat´ın, 12 Mart´ın ünlü merkezi Ziverbey Köşkü´nde sol görüşlü kimi aydınların sorgusunu yapacak kadar güvendiği bir elemanıydı artık. O dönemde katıldığı önemli operasyonlardan biri de, Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü Kızıldere baskınıydı.

Sofya´da deşifre

MİT içerisinde aldığı ilk unvan, Takip Şube Müdürlüğü idi. 1975´de bu makama gelmesi, ilerde çıkacağı basamakların ilkiydi ama kişisel tarihinde unutulmayacak bir sayfanın açılmasına neden oldu. Yabancı casusların takibiyle görevliyken, MİT yöneticisi Sabahattin Savaşman operasyonunu yönetti. Amerikan casusluğu yaptığı gerekçesiyle yaka paça gözaltına aldırdıkları isim sıradan bir istihbaratçı değil, MİT Başkan Yardımcısıydı. 12 Eylül darbesinden sonra Bulgaristan´a atandı. Deşifre olunca Türkiye´ye dönmek zorunda kaldı. Artık Hiram Abas´ın yanında görev yapıyordu. Teşkilatın bu efsane isminin sağ koluydu.

1. MİT Raporu

Eymür, bir süre Ankara´dan, dolayısıyla MİT´in zirvesinden uzak kaldı. Mardin´e Bölge Müdürü olarak görev yaptı bir süre. Ardından geldiği görev ise ilerde ismiyle özdeşleşecek olan bir makamdı; Kaçakçılık ve İstihbarat Daire Başkanlığı. Genelkurmay Başkanlığı´nın özel izniyle 1984 yılında Babalar Operasyonu´nu başlattı. Dündar Kılıç, Behçet Cantürk başta olmak üzere yeraltı dünyasının anlı şanlı isimlerini gözaltına aldırarak Ankara´da günlerce sorguladı. Elde ettiği bilgiler doğrultusunda geniş bir rapor hazırladı, eski Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ başta olmak üzere yüzlerce ismi raporunda sıralamıştı. 1988´de Aydınlık Gazetesi raporu yayınladığında büyük bir sansasyon patladı. Teşkilatta kalamazdı artık. Hiram Abas ile Korkut Eken´le birlikte MİT´ten ayrıldı. Yasa dışı Dev-Sol örgütünün öldürülecekler listesinde ismi geçtiği ortaya çıkınca, Teşkilat´ın kapıları yeniden açıldı ona. Yeni Müsteşar Sönmez Köksal´dı yeniden yuvasına çağıran.

2. MİT Raporu

Yeni görevi, MİT Kontrterör Daire Başkanlığıydı. Yakın arkadaşı Şenkal Atasagun Müsteşar olunca Eymür´ün de mesleğinde yükseleceği sanılıyordu. Ama öyle olmadı. İkili arasında görüş farklılıkları birbirlerine silah çekecek noktaya kadar geldi. Eymür, bir rapor daha hazırladı. “2. MİT Raporu” olarak anılan bu rapor da istihbarat ilişkilerinin bir yüzünü açığa vuruyordu. Tam da bu sırada Susurluk skandalı patlak verdi. Dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş´ın Susurluk Raporu´nda, Eymür´ü suçlayan şu ifadeler yer aldı: “MİT bünyesine katılan ve PKK´lı itirafçılardan ve koruculardan kurulu vurucu güç, daha doğrusu MİT Kontrterör Merkezi isimli yasadışı işler yaptı. Başbakan Çiller´in bu yapılara desteği ve örtülü ödeneği kullanmaya başlaması bu dönemin işleridir...”

´Yeşil´ telefonu

1997´de, Washinton Büyükelçiliği´ne Hukuk Müşaviri olarak atanması korunması anlamına geliyordu. Kirli bir geçmişi olan “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Ocak 1995´te Ankara´da bir pavyonda gözaltına alındı. Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, Eymür´ü arayarak Yeşil´i teslim etmek istedi. Ancak Eymür, Yeşil´le bir bağlantısı olmadığını söyleyerek telefonu kapattı. Yeraltı dünyasının ünlü ismi Alaattin Çakıcı´nın yurt dışında yakalanmasından sonra Eymür, iyiden iyiye zora girdi. Merkeze geri çağrıldı ama Eymür, dönmemekte ısrar etti. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz´ın onayıyla Eymür´ün Teşkilatla ilişkisi kesildi.

İlk kez gözaltında

Uzun yıllar kaldığı Amerika´ya Ak Parti´nin iktidara gelmesinin ardından veda etti. 2003 yılında Türkiye´ye tekrar döndü. İsmi hep, Ergenekon soruşturmalarıyla birlikte anıldı. Operasyonların perde arkasındaki ismi olduğu, hatta Ergenekon´un itirafçısı Tuncay Güney´i koruyup kolladığı, Kanada´ya gidişine de yardımcı olduğu iddia edildi. Eymür, yaşamında ilk kez gözaltına alındı. ( Hürriyet)

HANEFİ AVCI´DAN EYMÜR´E SUÇLAMALAR

Ergenekon soruşturması kapsamında halen tutuklu bulunan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın Odatv iddianamesinin 35 numaralı ek delil klasörünün 112´nci sayfasında yer alan 1997´de Susurluk komisyonuna Mehmet Eymür ile ilgili verdiği ifadenin bir bölümündeki iddialar ise şöyle:

Mehmet Ağar, ona bağlı Özel Hareket Daire Başkanlığı´nda çalışan İbrahim ve İbrahim´in altındaki ismi çıkan 5-10 tane polis var. Korkut Eken´e bağlı ise sivil insanlar var. Bu sivil insanların büyük bir kısmı da geçmişte yatmış, çıkmış, ismi bugün basında yer alan insanlardır. Bu 2 grup birleşerek bu oluşumu oluşturdu. Bunlar, bu PKK yanlısı insanlarla böyle mücadele edilmesi gerekir diyerek, illegal bir takım eylemlere giriştiler. Aynı dönemde Mehmet Eymür ve ona bağlı kendi çevresindeki bir kısmı Özel Harpten geçmiş subaylardan oluşan, bir kısmı yine saydığım şekilde aşırı ülkücü ve mafya dediğimiz insanlardan oluşan bir grup var. O grupta ayrı harekete geçiyor. Hadi Özcan, sürekli MİT´le görüşen bir insan, özellikle MİT´te Duran Fırat onların ayak işlerini yapan astsubay kişi, Eymür´ün ve bütün kirli işleri yaptıkları insan. Aklınıza gelen bütün mafyacılarla irtibat ve ilişkisi vardır. ( Hürriyet)

EYMÜR´ÜN GÖZALTISI NE ANLAMA GELİYOR?

Adem Yavuz Arslan (Bugün): Türkiye, geçmişiyle yüzleşme açısından işaret fişeği işlevi gören Dersim tartışmaları ile boğuşurken çok önemli bir gelişme oldu. Bir dönemin popüler ismi, eski MİT´çi Mehmet Eymür dün sabah gözaltına alındı. Evinde arama yapıldı ve ifadesi alınmak üzere Ankara´ya getirildi. Savcılık kaynakları çok ketum, o yüzden soruşturmanın bundan sonraki aşamasının kimlere ve nerelere kadar uzanacağını kestirmek zor. Ama kulislere düşen bilgiler de yok değil. Bu kapsamda ´kimlerin kapısının çalınacağı´ az çok tahmin ediliyor.

Fakat dünkü gözaltıyı kavrayabilmek için hafızaları tazelemekte fayda var. Eymür tam 22 yıl MİT´te çalıştı ve 1988´de emekli oldu. Fakat 1994 Şubat´ında dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından göreve davet edildi. Daha sonraları adı, Kontr Terör Dairesi olacak olan Öze İstihbarat Daire Başkanı oldu. 1993-1994 Türkiye tarihi için çok kritik yıllar. Faili meçhuller, terör saldırıları ve ekip savaşları... Adeta ´adı konmamış bir savaş´ın yaşandığı yıllardı. O dönem Eymür kritik operasyonlara imza attı. Mehmet Ağar ile yıldızı ise hiç barışmadı. Literatüre ´iki Mehmet´in kavgası´ olarak geçen ve yıllara yayılan mücadele yaşandı. 1980´lere kadar uzanan bu kavga önce MİT raporunda sonra da Susurluk´ta gün yüzüne çıktı. Eymür´ün kaleme aldığı ünlü rapor Ağar ve ekibini tasfiyeye yönelikti. Ama Eymür kaybeden taraf olarak MİT´ten uzaklaştırıldı. Ağar terfi etti ama Eymür 6 yıl sonra MİT´e geri döndü. Bu kez de yeni bir raporla Ağar´ı suçladı. İddiası ise Ağar´ın Susurluk´la irtibatı olduğu yönündeydi. Fakat kavgada kaybeden yine Eymür oldu ve MİT´in Washington ofisine yollandı. Ağar ise 11 yıl sonra mahkeme önüne çıktı ve geçtiğimiz eylülde sonuçlanan davada 5 yıl hapis cezası aldı. Ağar cezası Yargıtay´da onanırsa 2 yıl hapis yatacak. Aslında bu mücadele birçok şeyin de üstünü örttü. Oysa ´iki Mehmet´in konuşması´ çok şeyi ortaya çıkarabilirdi.

Özet olarak şunu söylemek mümkün: Eymür 22 yıl süren görevi nedeniyle çok şey bilen birisi. Bizzat olayların ya içinde ya da konumu gereği gelişmelerden haberdar. O açıdan gözaltına alınması çok önemli. Bir dönem üzeri örtülen, araştırılmayan dosyaların açılacağını söyleyebiliriz. Tabii Eymür´ün yalnız olmayacağı da aşikâr. Eğer savcılık ´sonuna kadar´ gitmeyi göze alırsa bu soruşturma yeni bir Ergenekon´a döner. O zaman işin içine siyasiler, eski tetikçiler, işadamları ve itirafçılar da girer ki aslında Susurluk davasında yapılmayan iş yapılmış olur.

Bu noktada iki kritik hatırlatma yapalım. Son günlerde çelişkili açıklamalar yapsa da emekli Koramiral Atilla Kıyat 1993-97 arası faili meçhuller devlet politikasıydı diyerek aslında adres tarifi yapmıştı. Yine geçtiğimiz günlerde Ergenekon sanıklarından Sedat Peker ´Kürt işadamları cinayetlerinin arkasında MGK´nın olduğunu´ söyledi. Hatta ifadelerinden -dolaylı da olsa- talimatların MGK´dan geldiğini, infazları yapanlardan Yeşil´in MİT tarafından himaye edildiğini anlattı. Yani, savcıların kapağını açtığı konu tetikçilerden başlayıp talimatları veren ´en yüksek kuruma´ kadar giden hacimli bir dosya. Belki de Dink soruşturmasında göz ardı edilen MGK ve MİT´e faili meçhuller soruşturmasında dokunulacaktır. Sonuç itibariyle ilginç günler görecek gibiyiz. ( Adem Yavuz Arslan / Bugün)

GÖZALTIDA KOZİNOĞLU ŞÜPHESİ

Abdülkadir Selvi (Yenişafak): Karanlıklar prensi.. Eski CIA ajanı Richard Perle´ye, Karanlıklar Prensi denilir ya, ben bu benzetmenin bizde ençok Mehmet Eymür´e yakıştığını düşünürüm. Mehmet Ağar ise daha çok, Baba filmindeki Marlon Brando´yu çağrıştırır. Mehmet´in biri anılırsa diğeri hatırlanmadan olmaz. Polis ve MİT savaşının simge iki ismi; Eymür ve Ağar´dır.

İstihbarat dünyasına yıllarca, İki Mehmet´in savaşı damgasını vurdu. Şimdi onlardan biri gözaltında. Eymür´ün gözaltına alındığı haberi ajanslara düştüğünde Fikri Sağlar´la birlikteydik. Yıllarca derin devletle mücadelede eden, Susurluk Komisyonu üyesi Fikri Sağlar´dan söz ediyorum. Mehmet Eymür bütün bildiklerini anlatmış olsa Türkiye´de bir karanlık dönem olduğu gibi aydınlanır ve gerçek failler yaptıkları eylemlerle ortaya çıkar dedi. Orada durdum.

Ağar yeni milletvekili seçilmişti. Meclis´te muhalefet kulisinde oturuyordu. İçişleri Bakanlığı´nda birçok bakana danışmanlık yapan bir görevli, Hani konuşursam yer yerinden oynar diye bir tabir vardır ya dedikten sonra gözlerini Ağar´a dikerek, Bu ülkede konuştuğunda yer yerinden oynayacak bir kişi varsa o da Mehmet Ağar´dır demişti. Doğruydu bu söz.

Arşivi açılırsa uluslararası istihbarat savaşlarına neden olacak biri var ki, o da Mehmet Eymür. Faili Meçhul Cinayetler Soruşturması kapsamında tanık sıfatıyla ifade vermişti Fikri Sağlar. Savcıların dosyaya çok hakim oldukları sonucuna varmış. Eymür´ün ifadesine başvurulması da doğru iz üstünde olduklarını gösteriyor. Çünkü Eymür bir MİT´çi olmanın ötesinde istihbarat dünyasında bir kolu temsil ediyor.

MİT´ten ayrıldığı süre içerisinde ABD´de kurduğu ilişkiler ağı, CIA ile ilişkileri eşi Janset´in babası üzerinden geliştirdiği ilişkiler ve hepsinden de ötesi MİT´in teknik servisini kuran Mazhar Eymür´ün oğlu olması onun arşivini ve kişisel birikimini çok değerli kılıyor. Şenkal Atasagun dönemi MİT´ini Kurtlar Vadisi nden esinlenerek, Çakallar Vadisi olarak tanımlayan bir isimdi Mehmet Eymür. MİT´çi Kaşif Kozinoğlu´nun duruşmasına 1 hafta kala cezaevinde ölümü üzerine gözaltına alınması size bir şeyler hatırlatıyor mu? Hafızanızı yoklayın canım. Kozinoğlu ölmeden önce bir mektup yazmış ve gizlilik kararı alınan bu mektup avukatları dahil kimseye verilmemişti. MİT´te son görev yeri Afganistan olan Kozinoğlu´nun mektubundan yola çıkılarak mı Eymür´ün gözaltına alınmasına karar verildi? Çünkü, istihbarat dünyasında Fabrikatör olarak anılan Doğu Perinçek dışında kimselerin adını bilmediği sırada Atin.org isimli internet sitesinde Kozinoğlu´nu ilk deşifre eden Eymür olmuştu.

Kozinoğlu´nun ilk görev yerlerinden olan Afganistan´da kurduğu ilişki ağını 2000´li yılların başında şöyle anlatmıştı Mehmet Eymür:

-Özel Kuvvetler Komutanlığı´ndan emekli olan Kozinoğlu, uzun yıllar Afganistan´da görev yapmış, General Dostumla olan yakın diyaloğunu kendi hesabına rant olarak döndürmüştür.

-Kozinoğlu, Çakıcı´nın Yargıtay´daki dosyasını takip eden MİT´çi olarak gündeme gelmeden önce şunları yazmıştı Mehmet Eymür:

-Alaattin Çakıcı´nın en yakınlarından sayılan ve gerekli yerlerle irtibatı sağlayan müteahhit Hakkı Süha Şen, Kaşif Kozinoğlu´na ulaştırılmak üzere 31.03.2004 tarihinde Yenimahalle İş Bankası Şubesi´ne, Kozinoğlu ile aynı dairede görevli A. A.´nın hesabına yüklü miktarda dolar göndermiştir. MİT´in MAH olduğu dönemlerde efsane bir isim olan Mazhar Eymür´ün oğlu olarak adım atmıştı istihbarat dünyasına Mehmet Eymür. Doğu Perinçek´in sahip çıktığı İngiliz-Amerikan istihbaratına çalışan MİT yöneticileri Sabahattin Savaşman ve Turan Çağlar operasyonlarında vardı Eymür. Kızıldere´de Ertuğrul Kürkçü´nün sağ olarak kurtulduğu operasyonda Mahir Çayan ve arkadaşları öldürülürken Hiram Abas´ın hemen yanında o vardı.

Çok iyi silah kullanırdı. Onu ancak tanıdığı biri vurmuş olmalı diyecek kadar yakında Hiram Abas´a. Ve onu kimin vurduğunu tarif edecek kadar da bilgi sahibiydi. Hep kavgaları oldu Mehmet Eymür´ün. Sadece Ağar´la kavga etmedi. 12 Eylül´den sonra ortalığı sarsan Ünlü babalarla devlet görevlileri arasındaki ilişkileri Türkiye ilk olarak onun kaleminden çıkan ünlü MİT raporundan öğrendi.

Sonra Şenkal Atasagun ve ekibiyle, MİT Meydan savaşına tutuştu. Eşi Janset Eymür o savaşı şöyle anlatıyordu (Şenkal) Yavuz Ataç´ın beline silah koyarak eşimi makamında tehdit etmesine ve birbirleri ile yumruk yumruğa girmelerine neden olmuştur. Atasagun MİT Müsteşarlığı´ndan emekli olduktan sonra görünmez oldu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli´ye danışmanlık yaptığı söyleniyor. Şenkal Atasagun ismi hep Yavuz Ataç ve Kaşif kozinoğlu ile birlikte anıldı. Özel Kuvvetler Komutanlağı´ndan emekli olduktan sonra MİT´e geçmiş ve çok önemli görevlere gelmiş isimlerdi bunlar.

Eymür, eşi Janset hanım aracılığıyla bu ilişki ağını da deşifre etmişti: Yavuz Ataç´ı metresi Neyzi isimli kadınla birlikte yurt dışına Alaattin Çakıcı ile birlikte operasyona yollayan Şenkal Atasagun´un kendisidir. Bu ekibe bir ismi daha eklemek gerekiyor; Orhan Çobanoğlu. Kozinoğlu ve Ataç ekibinin üçüncü ismi olan Çobanoğlu MİT´ten ayrıldıktan sonra OYAK Güvenlik´in başına geçmişti. Danıştay saldırısı sırasında OYAK Güvenlik´e ait kameraların arızalı olduğunun ortaya çıktığı sırada Çobanoğlu o birimin başındaydı ve bir türlü telefonlarımıza çıkmamıştı. Kozinoğlu´nun geride bıraktığı mektupta Eymür için neler yazdı, onu ancak savcılar biliyor ama onun Kozinoğlu için yaptığı tespit ortada: Teşkilatın Yeşil´i haline gelen Kozinoğlu, yaptığı bütün icraatlarından sorgulanması ve özellikle de kendisine bu müsaadeyi veren müsteşarın sorgulanması elzemdir. Peki kendisinin MİT´e kazandırdığı Yeşil konusunda neler söyleyecek Eymür. Emniyet Kriminal´deki doku örnekleri gerçekten de Yeşil´e mi ait? Kendisine, Babacığım diyecek kadar bağlı olan bir dönemin infazlarına damgasını vuran Yeşil hakkında vereceği bilgiler olmalı. Yeşil´e talimatları kim verdi, tetiği kimler çektirdi, banka hesaplarındaki paraların adresi neydi? MİT Muhbiri Tarık Ümit cinayetinin ardındaki sır neydi? Eymür, doğru bir isim. Bu savcıların doğru iz üstünde olduklarını gösteriyor. Eymür´ü sorguladıklarında Özal´ın tasfiyesinden, Susurluk kazasına kadar birçok bilgiye ulaşacaklar. Eymür, MİT´e Tansu Çiller döneminde geri dönüş yapmıştı. O nedenle Batı Çalışma Grubu´nun çalışmaları, 28 Şubat sürecine ilişkin çok önemli bilgilere sahip olduğunda kuşku yok.Çok şey bilen adam şimdi sorguda. Ama yetmez.Mehmet Ağar´sız, Teoman Koman´sız bir faili meçhul dosyası eksik kalır. Mehmet Eymür, bu ülkenin karanlık tarihinin arşiviyse, Mehmet Ağar ve Teoman Koman da o dosyanın en önemli fasikülleridir. ( Abdülkadir Selvi / Yenişafak)

EYMÜR ÇOK ŞEY BİLİYOR

Nazlı Ilıcak (Sabah): Dün gözaltına alınan Mehmet Eymür, uzun seneler (1966-1988; 1994-1998) MİT´te görev yapmıştı. 1980´li yıllarda, Eymür, Özal´ın yakınıydı. Hatta, Zeynep Özal´ın davulcu Asım´la evlenmesini engelleme operasyonuna bile adı karışmıştı. O günlerde gazetelere Asım´ın kaçırılmak istendiği haberi yansımış, Zeynep Hanım da Kraldan fazla kralcılar benim evliliğimin önünü kesmek için bazı girişimlerde bulundular demişti.

1988´de MİT raporu denilen bir rapor piyasa sürüldü. İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar hedeflerden biriydi. MİT ile Emniyet arasındaki yetki çatışmasının böyle bir raporun kaleme alınmasında etkili olduğu anlaşılınca, MİT Müsteşarı Korgeneral Hayri Ündül ile Mehmet Eymür emekliye sevk edildiler.

1994 Şubat´ında Tansu Çiller´in Başbakanlığı döneminde, MİT´te özel bir birim kuruldu ve Eymür, MİT KontrTerör Daire Başkanı oldu.

22 Eylül 1996´da gene Mehmet Ağar´ı hedef alan 2. MİT raporu Aydınlık dergisinde yayınlandı. Bunun da, müellifinin Mehmet Eymür olduğu ileri sürüldü. Rapor, Mehmet Ağar´ın Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı gibi isimlerle ilişkisi olduğunu iddia ediyordu.

Tansu Çiller görevden ayrıldıktan sonra, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal´ın yerine, Şubat 1998´de Şenkal Atasagun geldi. Atasagun, Mehmet Eymür´ü görevden uzaklaştırdı.

Güvenlik birimleri, daha doğrusu MİT, JİTEM ve Emniyet arasında sürekli bir yetki çatışması yaşanıyordu. Meselâ, Mehmet Eymür, KontrTerör Daire Başkanı´yken, Yeşil (Mahmut Yıldırım) vasıtasıyla Öcalan´a yönelik operasyon yapmak istedi; onun kanaatine göre, bu operasyonu başka birimler sabote etti.

Eymür, Tarık Ümit´i de kullanıyordu. Ümit, faili meçhul bir cinayete kurban gitti. (5 Mart 1995) Mehmet Eymür, bu kişiyi İbrahim Şahin´in adamları olan Özel Tim´den Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça´nın öldürdüğünü iddia etti.

Buna mukabil, Emniyet´in zaman zaman istifade ettiği Alaaddin Çakıcı, Mehmet Eymür´ün hasmıydı. Refahyol devrilip, Yılmaz hükümetinin kurulmasından sonra, kamuoyuna yansıyan bazı telefon kayıtları, Alaaddin Çakıcı´nın, Pekin´deki MİT görevlisi Yavuz Ataç´ın MİT müsteşarlığında önemli bir makama getirilmesi için, ANAP´lı bakanlardan Eyüp Aşık nezdinde kulis yaptığını ele verdi. Çakıcı, Eyüp Aşık´la konuşmasında Mesut Yılmaz´a yaptığı hizmetleri (artık o hizmet neyse???) hatırlatıyor, buna mukabil Yavuz Ataç´ı daha önemli mevkilerde görmek istediğini söylüyordu. Gözlüklü kod ismiyle andığı Mehmet Eymür´ün ise, MİT´ten uzaklaştırılmasını talep ediyordu. (Bu kayıtlar 1997 sonu-1998 başına aitti)

Nitekim, yukarıda da belirttiğim gibi, 1998´de Şenkal Atasagun´un MİT Müsteşarı olmasıyla Eymür görevden alındı. Yavuz Ataç da, Müsteşar Atasagun´un himayesi altında önemli bir yere getirildi.

Yılmaz ve Budapeşte

Mesut Yılmaz henüz başbakan değilken, 23 Kasım 1996´da yurtdışına çıktı. Uçağı yakıt ikmali için Budapeşte´ye uğradı. Kimse onun Budapeşte´de konaklayacağını bilmiyordu. Zaten Budapeşte´de niçin konakladığının sebebi de anlaşılamadı. Kimi, oteldeki kumarhaneye gideceğini ileri sürdü. Budapeşte´de, Veysel Özerdem isimli biri Yılmaz´a yumruk attı. Yılmaz, Veysel Özerdem´i affetti; olayın takipçisi olmadı. İşin tuhaf olan bir başka yönü, Yeşil´in, Yılmaz´la aynı gün, 23 Kasım 1996´da farklı bir uçakla Beyrut´a gitmek için Türkiye´den ayrılmasıydı. İddiaya göre, Öcalan´a suikast amacıyla Yeşil, Eymür tarafından görevlendirilmişti. Beyrut´tan önce ya da hemen sonra Budapeşte´ye gitmiş olabilir miydi? Alaaddin Çakıcı, gazetelere yansıyan ve Erol Evcil ile yaptığı telefon konuşmalarının birinde, Budapeşte olayının Gözlüklü´nün işi olabileceğini söylemişti. ( Nazlı Ilıcak / Sabah)

SAVCI EYMÜR´E NELER SORDU

01 Aralık 2011 - Faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturma kapsamında önceki gün İstanbul´da gözaltına alınan eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı.Ankara´ya götürülen ve özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel´e 6 saat boyunca ifade veren Eymür, açıklama yapmadan adliyeden ayrıldı. Eymür, 1990´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak eski Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın´ın ifadeleri doğrultusunda gözaltına alınmıştı. Mehmet Eymür, önceki gün İstanbul´da gözaltına alındıktan sonra dün Ankara´da savcının karşısına çıktı. Sabah saatlerinde Ankara Adliyesi´ne getirilen Eymür, soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel tarafından 6 saat sorgulandı. Fotoğrafları çekilip parmak izi alınan Eymür, daha sonra serbest bırakıldı. Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi, eski MİT´çiye yurtdışına çıkış yasağı koydu. Eymür, adliye çıkışında gazetecilerin sorularını cevapsız bıraktı.

Savcının Eymür´e Ayhan Çarkın´ın itiraflarıyla başlayan soruşturma kapsamında şüphelilerin ifadesinde geçen iddiaları sorduğu öğrenildi. Eymür´e eski Özel Harekât polislerinin işlediği iddia edilen faili meçhul cinayetlerin kimin talimatıyla işlendiğinin sorulduğu belirtildi. Savcının, Mehmet Ağar´ın bu olaylarda rolünün olup olmadığıyla ilgili sorular yönelttiği de kaydedildi. MİT muhbiri Tarık Ümit´in 2 Mart 1995´te Erenköy Divan Pastanesi´nde Özel Harekâtçı polisler Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça tarafından gözaltına alındıktan sonra kayıplara karışmıştı. Ümit olayıyla ilgili de Eymür´e sorular soruldu. Eymür´e Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Susurluk hükümlüsü eski MİT personeli Korkut Eken´le ilişkilerinin yanı sıra Yeşil´in karıştığı iddia edilen faili meçhul cinayetlerle ilgili sorular yöneltildiği kaydedildi.

Savcılık, 1994 yılında işlenen avukat Yusuf Ekinci, Faik Candan, Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan cinayetleriyle ilgili eski Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine soruşturma başlatmıştı. Çarkın´ın ifadesinin ardından aralarında eski Özel Harekât Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin´in de bulunduğu 9 polis tutuklanmıştı. Soruşturmada Korkut Eken, Sedat Peker gibi isimler de ifade vermişti. Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür´ün Sarıyer´de bulunan evinde yapılan aramada faili meçhul cinayetlere ilişkin delil arandığı ortaya çıktı. Faili meçhul soruşturması kapsamında önce talimatla Mehmet Eymür´ün gözaltına alınmasına karar verildi. Savcı Yüksel, daha sonra Ankara Özel Yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nden evinde arama yapılması için izin istedi. Mahkeme, bu izni verdi. Mahkeme kararında, Şüpheli hakkında ´suç işlemek için kurulan örgüt faaliyeti çerçevesinde birden çok insanın tasarlayarak öldürülmesi eylemine katılmak´ suçundan yapılan soruşturma kapsamında; bu suça ilişkin delil elde edilebileceği anlaşıldığından; CMK´nun 250. maddesi ile yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği´nin talebinin CMK´nun 116, 119, 127 ve 134. maddeleri gereğince kabulüne karar verilmiştir. ifadesi yer aldı. Mahkeme kararında, Eymür´ün evinde bulunan bilgisayarlarda arama yapılması ve tüm bilgisayarlardan kopya alınması talimatı verildi. Ayrıca evde bulunan elektronik eşyalara el konulması istendi. ( Zaman)

TARIK ÜMİT SORULDU

MİT muhbiri Tarık Ümit´in 2 Mart 1995´te Erenköy Divan Pastanesi´nde Özel Harekâtçı polisler Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça tarafından gözaltına alındıktan sonra kayıplara karışmıştı. Ümit olayıyla ilgili de Eymür´e sorular soruldu. Eski Özel Harekat polisi Ayhan Çarkın, 14 yıl önce Susurluk çetesi tarafından kaçırıldığı iddia edilen MİT muhbiri Tarık Ümit olayı ile ilgili şunları söylemişti: Tarık Ümit´in kaçırılması karanlıkta kalan olaylardan biri olarak kaldı. Halen kayıp... Kaybolmasının ardından MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, Ümit´in kızını arayarak babasının Özel Harekat Dairesi´nden Korkut Eken tarafından kaçırıldığını söyledi. Mehmet Eymür, TBMM Susurluk Komisyonu´na verdiği ifadede de bunu kabul ederek şöyle diyor: Sadece, benim bildiğim bilgiler değil, aile de biliyor bu konuları. Tabii kızının orada basına ifade şekli veya basının yazış şekli de tabii biraz değişik bir şekilde adlandırılmış bazı şeyler; ama, genel hatlarıyla doğrudur yani, bu söylediğim çerçeve içinde kızına gerekirse yasal bir şeyde yardımcı olacağıma söz verdim. Mehmet Eymür, Susurluk Komisyonu´na verdiği ifadede, Tarık Ümit´in Dündar Kılıç´a yönelik polis eylemine girmediğini, kaçırılmasından İbrahim Şahin ve Mehmet Ağar´ın haberdar olduğunu, Abdullah Çatlı tarafından sorgulandığını öne sürmüştü.

EYMÜR YEŞİL´İN BABASI OLARAK ANILIYORDU

Ankara´da yürütülen faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında ´şüpheli´ sıfatıyla ifade veren Sedat Peker, savcıya Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın Mehmet Eymür´ün kadrosunda olduğunu ileri sürmüştü. Yeşil´in oğlu Murat Yıldırım, babasıyla ilgili yazdığı kitabında, onun Eymür´den ´baba´ diye bahsettiğini belirtmişti. Birçok faili meçhul olaya ismi karışan ancak yaşayıp yaşamadığı bir türlü açıklanamayan Yeşil´i de soran Savcı Yüksel´e, Eymür´ün Benim Yeşil´e ihtiyacım yok dediği öğrenildi. Adliye çıkışında gazetecilere ben Yeşil´i muhatap almam diyen Eymür´e, faili meçhul cinayetler soruşturmasında ismi gündeme gelen eski MİT´çi Korkut Eken ile ilişkisi de sorulduğu belirtildi. Eymür, 2000´de bir gazeteye verdiği demeçte, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım konusunun MİT´le değil kendisiyle özdeşleştirilmesinden rahatsız olduğunu belirterek, Teşkilatın elemanları arasında yüzlerce Yeşil var. Yeşil önce de vardı, yetkililer ne derse desinler, bundan sonra da olacaktır demişti.

Savcı sır kasetleri sordu

Ergenekon´un tutuklu sanığı Veli Küçük´ün, İstanbul Beşiktaş´taki evinde ele geçen 1989 yılına ait bir ajandada 19 ses kasetine ait açıklayıcı notlar bulunmuştu. Veli Küçük´ün el yazısıyla, 1995 yılı başlarında henüz görevinin başındayken tutulmuş olan bu notların, bir buçuk yıl sonra patlayacak Susurluk skandalının karanlıkta kalan yüzüne ışık tutabilecek önemde olduğu iddia edilmişti. Konuşmalarda Susurluk aktörleri Abdullah Çatlı, Tarık Ümit, Mehmet Eymür, Sedat Peker, Hadi Özcan gibi isimlerin sık sık geçtiği ileri sürülmüştü. İran´dan getirtilecek para kağıtları konusu ile ilgili diyalogların da olduğu belirtilen 19 ses bandının 10´uncusunun A yüzünde Mehmet Eymür-Sedat Peker-Sami, B yüzünde ise Sait-Mehmet Eymür-H. Türkmen-H. Türkmen-ve MİT´in İstanbul´a gönderdiği adamlar-H.Türkmen, Em. Emniyet Md. Mehmet konuşmalarının kaydedildiği iddia edilmişti. Savcı Yüksel´in Eymür´e bu kasetleri de sorduğu öğrenildi.

Hanefi Avcı yanlış yönlendirdi

Savcı Hakan Yüksel´in, Başkanlığı Mehmet Elkatmış´ın yaptığı TBMM Susurluk Komisyonu tarafından hazırlanan Susurluk raporuna ilişkin de sorular yönelttiği belirtildi. Eymür´ün bildiklerini komisyona anlattığını söylediği belirtildi. Savcı Yüksel´in, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan´a sunulan ve Mehmet Eymür tarafından hazırlandığı ileri sürülen raporu da Eymür´e sorduğu belirtildi. Eymür ifadesinde, Susurluk Komisyonu´nun eski polis şefi Hanefi Avcı tarafından bilerek yanlış yönlendirildiğini iddia etti. Devrimci Karargah Örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı; Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve bazı eski ülkücülerin Eymür tarafından toplanarak ´çete´ kurduğunu iddia etmişti. Eymür bu iddiaları reddederken, Avcı´nın Susurluk olayını yanlış yönlendirdiğini söylediği ileri sürüldü. ( Yenişafak)

HANEFİ AVCI, MEHMET EYMÜR VE İDDİALAR

Nazlı Ilıcak (Sabah): Mehmet Eymür gözaltında... Eymür´ün, Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın´ın faili meçhullerle ilgili iddiaları kapsamında sorguya çekileceği ileri sürülüyor. Oysa, Çarkın, Özel Harekât´ın bazı üyelerinin suikastlara karıştığını söylemişti. Dolayısıyla, Özel Harekât ile ihtilâf halinde olan Mehmet Eymür´ün, Çarkın´ın hedefindeki kişilerle bir ilişkisi bulunduğunu hiç sanmıyorum. Buna mukabil, adı birçok olaya karışan Yeşil ve Tarık Ümit´le birlikte çalışmıştı. Eymür, Yeşil´i (Mahmut Yıldırım´ı), sadece Öcalan´a karşı operasyonlarda kullandığını söylüyor. Bununla beraber Yeşil´in başka kirli işleri oldu. Hatta, kumarhaneciler kralı Ömer Lütfü Topal öldürüldüğünde, cebinden, Yeşilin isminin yazılı olduğu bir kâğıt çıkmıştı. Yeşil´i önceleri JİTEM kullanmış, sonra Eymür için çalışmaya başlamıştı.

Hanefi Avcı, hem Emniyet´te, hem de MİT´te menfaat çetelerinin oluştuğunu ileri sürerek, Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Sedat Peker, Drej Ali, Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı gibi isimleri Emniyet grubunda göstermiş, bunun karşısında Hadi Özcan ve Yeşil mafyasının Mehmet Eymür´le birlikte hareket ettiklerini belirtmişti. Hanefi Avcı´ya göre, bu iki grubunun çelişkisi, MİT-Emniyet kavgası diye takdim ediliyordu. Mehmet Eymür, cevaben, Mehmet Ağar ve çevresiyle yıllardan beri çekiştiğim doğrudur. Ancak bu, kişisel bir çekişme olmayıp, mesleğimin gereği yürüttüğüm bir fazilet mücadelesidir demişti. Hadi Özcan´la doğrudan ya da dolaylı hiçbir irtibatının olmadığını, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´la ilgili konulardaki çalışmalarının yasal sınırlarda kaldığını ve MİT´in üst makamlarınca bilindiğini açıklamıştı. Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve diğer 5-10 yargısız infaza ilişkin suçlamaların gerçekle bağdaşmadığını, o tarihlerde görevde olmadığını belirterek izah etmişti. Hanefi Avcı, Yaprak TV´nın sahibi Mehmet Ali Yaprak´ın ilk kaçırılmasında Mehmet Ağar ve ekibinin, ikinci kaçırılma olayında ise Mehmet Eymür´ün parmağının olduğunu ileri sürmüş, Eymür, hadiseyle hiçbir ilgisinin bulunmadığını, söylenenlerin bir iftiradan ibaret olduğunu belirtmişti. Hanefi Avcı´nın suçlamaları ve Eymür´ün cevapları 1997´de Susurluk Komisyonu´na verilen ifadelerde yer almaktadır. Tahmin ediyorum, savcılık, Ayhan Çarkın´ın iddialarından ziyade, Hanefi Avcı´nın ortaya koyduğu tabloyu aydınlatmak üzere harekete geçti. Çünkü Susurluk Komisyonu´nda, herkes eteğindeki taşı döktü ama hiçbir şey sonuca bağlanamadı. Bakalım bu defa, nasıl gelişmeler olacak?

Eymür´den sonra Şenkal Atasagun mu?

Eymür, devlet- mafya bağlantılarının bir parçası mıydı? Fatih Altaylı´ya göre evet... Şenkal Atasagun, 8 Şubat 1998´de Mesut Yılmaz hükümeti döneminde MİT Müsteşarı olduktan bir süre sonra, Alaaddin Çakıcı´nın üzerine gitti ve 18 Ağustos 1998´de Çakıcı Fransa´da yakalandı. Fatih Altaylı, Hürriyet´teki bir yazısında, devlet-mafya bağlantılarının tasfiyesi yoluna gidildiğini söyleyerek, Mehmet Eymür´ün Atasagun tarafından görevden alınmasını da, bunun bir adımı olarak gösterdi. Söz konusu iddia üzerine, Mehmet Eymür´ün eşi Janset Eymür, hem kocasını savundu, hem de İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal suikastının azmettiricisi olarak Mehmet Cemal Kulaksızoğlu ile Kaşif Kozinoğlu´nun ismini verdi. Janset Eymür, Kulaksızoğlu´nun, Yavuz Ataç´ın adamı olduğunu, Kaşif Kozinoğlu´nun ise Çin Sincan Bölgesi´nde (Doğu Türkistan) Pekin yönetimine karşı mücadeleyi örgütlediğini söyledi. (Unutmayalım, Yavuz Ataç da MİT adına Pekin´de bulunuyordu) Janset´e göre, Yavuz Ataç ve Kozinoğlu, Şenkal Atasagun´un yakınlarıydı. Atasagun, önemli bir göreve getirdiği Yavuz Ataç´ı, Eymür´e karşı kışkırtmıştı. Neticede, Eymür ile Ataç, Eymür´ün makamında birbirlerini yumruklamışlardı. (Yavuz Ataç´ın Alaaddin Çakıcı´nın da yakını olduğunu bir kenara kaydedelim. Çakıcı, Ataç´ın MİT´te, ağırlığı olan bir göreve getirilmesi için, Anap milletvekili Eyup Aşık üzerinden Mesut Yılmaz´a baskı yapmıştı.)

Silivri´de vefat eden Kaşif Kozinoğlu da, Alaaddin Çakıcı ile ilişki kuran bir MİT mensubuydu. 2004´te, Kozinoğlu´nun, Çakıcı´nın 5 ayrı arkadaşıyla telefon konuşması yaptığı ortaya çıkmıştı. MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Faaliyetlerinden haberim vardı. Benim bilgim dahilinde hareket etmiştir diye ona sahip çıkmıştı. Kozinoğlu, bir yandan Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile görüşüyor (Nisan 2004), Çakıcı´nın davasının hemen sonuçlanmamasını, Çakıcı hapse girer veya yurtdışına kaçarsa bazı önemli bilgilerin temin edilemeyeceğini söylüyordu; bir yandan da, Çakıcı´nın adamlarına iyi haberler veriyordu: En kötü ihtimal 8 ay oyalar, diğerlerini zaman aşımına sokarız... Ben dışarıda rejim değiştirmiş adamım, Yargıtay´daki bir dosya ne ki! Bunlar devlet menfaatleri için gereken şeyler. Biz söylüyorsak düşünmek onlara kalmaz. Gereği yapılır diyordu. Kozinoğlu´nun Atasagun´un bilgisi dahilinde Çakıcı´yla teması olduğu anlaşılıyor. Kozinoğlu, DGM´ye verdiği ifadede, Çakıcı´nın arkadaşlarıyla yaptığı telefon konuşmalarını, Bir suikastı önlemek için o teması kurmuştum gerekçesiyle açıklamıştı. Madem Mehmet Eymür ifade veriyor ve madem Kozinoğlu öldü ya da öldürüldü, derin konularda malumat sahibi olduğunu sandığımız Şenkal Atasagun´un da bilgisine başvurmak gerekmez mi? ( Nazlı Ilıcak / Sabah)

EYMÜR´ÜN ARŞİVİNDEN ÇARPICI NOTLAR

Abdülkadir Selvi (Yenişafak): Mercedes operasyonuyla Öcalan´a suikast; Mehmet Eymür ve Yeşil´in derin ilişkisi; Kozinoğlu bağlantısı; Kadın, aşk ve kanlı bir infaz hikayesi: Nevval Boz ile Cem Ersever... Eymür´den Mercedes operasyonu. Ergenekon soruşturması kadar önemli bir dosya, faili meçhul cinayetler soruşturması. Soruşturma kapsamında dün savcılık çok önemli bir tanığı sorguladı. Bir dönemin hafızası olan eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür´dü bu kişi. Her biri kendi çapında bir Ergenekon olan işlerin içinden gelen bir isim Mehmet Eymür. Sıradaki bir istihbaratçı. O nedenle tutuklanıp tutuklanmamasından ziyade, sorguda nelerin soruların sorulduğu ve ne tür cevaplar verdiği önemli. Eğer Amerika´ya kaçırmadıysa tek başına Eymür´ün arşivi, Türkiye´nin karanlık tarihini aydınlatmaya yeter.

Bunlardan sadece birini seçerek, kimin elinin kimin cebinde olduğunu anlatmaya çalışacağım. Ünlü Mercedes operasyonundan söz etmek istiyorum. Şam´da olduğu sırada Öcalan´ı ortadan kaldırmak için düzenlenen Mercedes operasyonunu baştan sona Mehmet Eymür planlamıştı. Operasyon için Yeşil´i seçmişti. Yeşil´in operasyon ekibinde ise cezaevinde ortadan kaldırılan MİT´çi Kaşif Kozinoğlu vardı. Operasyona geçmeden önce Murat Yıldırım´ın anlatımından Mehmet Eymür ile Yeşil arasındaki ilişkinin derinliğine dikkat çekmek istiyorum. Babamın Mehmet Eymür´e çok büyük saygısı vardı. Zaten Eymür´e,´baba´ diye hitap ediyordu. Misal insanlar evi arardı, ´babam evde yok´ derdik. Ama Eymür aradığında, ´Var´ derdik, evde yoksa da gider bulurduk babamı. Çünkü Jandarma İstihbarat´tan tasfiye edildiğinde Yeşil´i MİT´e alan Eymür´dü. Öcalan´a suikast düzenleyecek olan ekip, önce Zonguldak´taki kömür ocaklarında normal bir personel gibi kazı çalışmalarında bulunmuştu. Plana göre, PKK´nın Şam´daki karargahına yakın bir yerden tunel açacak olan ekip, Öcalan´ın Mahsun Korkmaz-2 Akademisi´ndeki odasının altına geldiğinde bombayı patlatacaktı. Ancak Şam´daki zemin etüdü Zonguldak´taki maden ocağıyla örtüşmeyince, tünel operasyonundan vazgeçildi. Onun yerine bin ton C-4 patlayıcı yüklü Mercedes´le suikast düzenlenmesi kararı alındı.

Devamını Murat Yıldırım´dan takip edelim: O zaman Öcalan, Akademi´deki telsiz aracılığıyla her gün Bekaa´daki örgüt yönetimiyle irtibata geçiyor, bilgi alıyor, emir veriyor. Bu telsiz konuşması Ankara´dan MİT tarafından takip ediliyor. Peki Plan ne? Öcalan her gün Akademi´ye geldiği saatte binaya girecek. Dağdaki örgüt kadrosuyla telsiz konuşmasına başlayınca MİT, babamlara işaret gönderecek. Babam da kampın hemen yakınına park edilmiş olan aracı patlatacak. Öcalan konuşmaya başladı. MİT´ten talimat geldi ve Yeşil bomba yüklü mercedes´i patlattı. Sonra? Öcalan konuşurken o anda bomba patlatıldı. Bomba patlatıldığı zaman birden Abdullah Öcalan´ın sesi kesildi ve o anda Abdullah Öcalan´ın konuşmasını dinlemekte olan görevliler, büyük bir sessizlik olması üzerine, birbirlerine sarıldılar. Abdullah Öcalan´ın o anda öldürüldüğünü düşündüler. Sevinç uzun sürmedi. Biraz sonra Abdullah Öcalan´ın tekrar ´Burada bomba patladı, suikast´ işte panik halindeki konuşmasını duyunca, eylemin başarısız olduğu da anlaşıldı.

Mehmet Eymür, Mercedes operasyonunun neden başarısız olduğunu yıllar sonra anlattı. Mercedes operasyonunu başarısız kılmak için Çevik Bir´in özel kuvvetlerde görevli ama suikast ekibinde yer alan bazı elemanları zamanından erkene çektiğini belirtti. Ama iddiaları bununla da sınırlı değildi. Genelkurmay Harekat Başkanı Çetin Saner Paşa´nın o sırada Şam Büyükelçiliği´mizdeki askeri ateşeye telefonda , Oraya timleri yolladık. Öcalan köpeğini sürükleye sürükleye buraya getirecekler dediğini iddia ediyordu. Muhaberat tarafından dinlenilen bu konuşmanın Öcalan´a iletildiği ve böylece operasyonun başarısız kaldığını öne sürmüştü Eymür. O sırada askeri ateşe MHP´li Kürşat Atılgan´dı. Bu iddiayı reddetti. Ama Öcalan´la aynı sitede oturduğunu reddetmesi kadar bu konudaki açıklamaları da inandırıcı olmadı. Operasyon tüyosu sadece bu yolla iletilmemişti Öcalan´a. Ergenekon sanıklarından Yalçın Küçük, Bu bana söylendiği zaman. Strasbourgh´da bir Fransız kafesine gittim ve bunu anlattım... PKK ile Ergenekon arasında bağlantı var mı diye soranlara sadece bu örnek dahi kafi gelir mi bilmem.

Ama öğrenmek istediğim bir şey var ki, Paris´teki Yalçın Küçük´e devletin gizli operasyonunu iletenin kim olduğu? Mesut Yılmaz´ın bu bilgiyi eski Dev-Genç yöneticilerinden ANAP´lı bakan Cavit Kavak aracılığıyla Yalçın Küçük´e ilettiği iddia edildiği kimi yerlerde. Yeşil bir de Bekaa Kampı´nda Öcalan´a suikast düzenlemeyi planlamıştı. Suriye´li elemanlarının da yardımıyla Bekaa Kampına yerleşen Yeşil, heyecanla Beyrut´tan yola çıkıp konuşma yapmak üzere Bekaa´ya doğru gelen Öcalan´ı bekliyordu. Bekaa Kampı´na yaklaştığı sırada, Öcalan´ın aracı konvoy düzenini de bozacak bir süratle geri dönmüştü. O sırada bir kudretli generalin telsiz mesajıyla Öcalan´ı suikastten kılpayı kurtardığı söylenmişti.

Bir de Nevval Boz olayı var. Bu kadar sıkıcı şeyler aktardıktan sonra içinde kadın, aşk ve kanlı infazların bulunduğu bir hikaye anlatmak istiyorum. Yeşil´in PKK´dan devşirdiği alımlı bir kadın Nevval Boz. Cem Ersever, birlikte çalıştığı Yeşil´den Nevval Boz´u kendisine vermesini istiyor. İlerleyen süreçte Ersever´i kendisine aşık eden Nevval Boz, onun JİTEM´den kopmasını sağlıyor. Nevval Boz´un da katkısıyla devletin PKK ile mücadele yöntemlerini eleştiren bir yola girince, Cem Ersever´in sonu iyi olmadı. Ersever, Ankara Elmadağ´da aşkı Nevval Boz ve koruması Mustafa Deniz ile birlikte işkence edilerek öldürülmüş olarak bulundu. İnfazı Yeşil gerçekleştirmişti. Cem Ersever´in o sırada Aydınlık´ta çalışan Soner Yalçın ile buluşmayı beklerken Yeşil tarafından derdest edildiği söylenmişti. Hani canım Kılıçdaroğlu´nun, soyadı gibi yalçın diye sahip çıktığı Oda TV sanıklarından Soner Yalçın´dan söz ediyorum. Her yol Roma´ya çıkar gibi. Karanlık her iş de gelip Ergenekon´a çıkıyor. Bu trafiği çok iyi bilen ender isimlerden birisi Mehmet Eymür. Sadece şu Mercedes operasyonunun içyüzünü anlatsa, bu ülkede çok şey aydınlanır. ( Abdülkadir Selvi / Yenişafak)

(30 Kasım 2011), son güncel.: (01 Aralık 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Mehmet Eymür gözaltına alındı

Yeşil ve adamları yeniden devrede

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ile ilgili manşetlerimiz

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5209    yazdır/print


 

Özal suikastinde çember daralıyor

1988 yılında Turgut Özal´a yapılan suikastle ilgili önemli bilgilere ulaşıldı. Soruşturmayı yürüten savcı, çemberi iyice daralttı. Suikastı o dönem soruşturan eski savcı Uğur Tönük de savcı Çetin´e verdiği ifadede kızının kaçırıldığı ve eski MGK Genel Sekreteri Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu tarafından tehdit edildiği iddialarını doğruladı.

19.11.2011 13:33 Turgut Özal´ın ölümü ile ilgili soruşturmayı yürüten Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin, merhum cumhurbaşkanına 1988 yılında yapılan suikastla ilgili önemli bilgilere ulaştı. Kartal Demirağ´ın gerçekleştirdiği suikastta, Özal baş parmağından yaralanmıştı. Suikastı soruşturan eski savcı Uğur Tönük de savcı Çetin´e verdiği ifadede kızının kaçırıldığını ve eski MGK Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu tarafından tehdit edildiğini söylediği belirtildi. Yüksekova Çetesi´ni ortaya çıkaran eski Jandarma İstihbaratçı Hüseyin Oğuz da Özal suikastı soruşturmasında Tönük´e dikkat çekmişti. Fikri Sağlar ise Soruşturmayı rütbeliler engelledi demişti. Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal bir gazeteye verdiği demeçte suikastla ilgili ilk kez bir isim zikretmiş ve Yirmibeşoğlu´nu adres göstermişti. Ahmet Özal´ın iddiasına göre Yirmibeşoğlu suikast soruşturmasını inceleyen savcıyı Bu işin üzerine fazla gitme diye uyardı. Savcı Tönük, suikast davası bittikten sonra bilgiyi Ahmet Özal´la paylaştı.

Tönük KONUŞURSA SUİKAST ÇÖZÜLÜR

Hüseyin Oğuz da Özal suikastı soruşturmasında Uğur Tönük´e dikkat çekmişti. Susurluk Komisyonu´na verdiği ifadede Tönük´i işaret eden Oğuz, Tönük´in konuşması halinde Özal suikastı ile ilgili birçok karanlık noktanın da aydınlanacağını söylemişti. (Yenişafak)

YİRMİBEŞOĞLU ADINI AHMET ÖZAL DİLE GETİRDİ

Bir dönemin kara kutusu olarak da bilinen Sabri Yirmibeşoğlu´nun adı Özal´a yönelik suikast olayında adı geçti. Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal, babasına 22 yıl önce yapılan suikast girişiminin ardında dönemin MGK Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu´nun olduğunu iddia etmişti. Ahmet Özal ´Babam ülke karışmasın diye suikastin ardındaki isimleri açıklamadı. Bu isimlerin hepsi Emniyet ve MİT´in arşivlerinde var. Arşivler açılsın´ çağrısı yapmıştı.

YİRMİBEŞOĞLU KİMDİR?

Suikast sırasında MGK genel sekreterliği görevini yürüten Yirmibeşoğlu, halk arasındaki adıyla Kontrgerilla olan Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) eski komutanlarından biriydi. ´6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı´ açıklamasını yapan kişiydi. Özal suikastini soruşturan ve suikastçi Kartal Demirağ´ın Afyon Dazkırı bölgesindeki kontrgerilla örgütlenmesine dahil olduğunu tespit eden savcıyı, olayın üzerine daha fazla gidilmemesi için uyaran kişi de MGK sekreteri Yirmibeşoğlu´ydu. Yine Yirmibeşoğlu, 1978´de Başbakan Ecevit´in, ´Farz-ı muhal, buradaki MHP il başkanı, aynı zamanda Özel Harp Dairesi´nin sivil uzantısındaki gizli elemanlardan biri olamaz mı?´ kuşkusunu ´Evet, öyledir ama kendisi çok güvenilir, vatansever bir arkadaşımızdır.´ diyerek doğrulayan kişiydi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, suikast olayının detayları kendisine ulaşınca MGK sekreteri Yirmibeşoğlu´nu re´sen emekliye sevketti. Suikastin ardında olmakla suçlanan diğer kişi ise yine Özel Harp´te komutanlık yapan Org. Kemal Yamak´tı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın genel sekreterliği görevini yürüten Yamak, Özal´ın 1993´te şüpheli ölümü üzerine o gün görevinden istifa etmişti.

TURGUT ÖZAL´A KONGREDE SUİKAST GİRİŞİMİ

18 Haziran 1988 günü Ankara´da Atatürk Kapalı Spor Salonu´nda yapılan ANAP kongresinde, kürsüde konuşan Başbakan Turgut Özal´a iki el ateş edildi. Birinci kurşun Özal´ın sağ eline, ikinci kurşun mikrofonun ayağına isabet etti. Silahı tutukluk yapınca korumalar tarafından vurularak yakalanan kişi Kartal Demirağ´dı. 4 yıl hapis yatan Demirağ 1992´de serbest bırakıldı.

6-7 Eylül olaylarını da itiraf etmişti

Bir dönemin ´karakutusu´ olarak da tanımlanan eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve eski Özel Harp Dairesi Başkanı emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu´nun Haziran 1988´de Turgut Özal´a yönelik suikast girişimiyle ilgili soruşturmaya engel olduğu iddia edilmişti. 1988´de Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olduktan bir yıl sonra Cumhurbaşkanı Özal tarafından emekliye sevk edilen Yirmibeşoğlu, suikastla ilişkilendirilmesine, “Özal beni tutan biriydi. Ona karşı olmam söz konusu değildi. Bu iddialar deli saçması” diyerek tepki göstermişti. Yirmibeşoğlu´nun, 6-7 Eylül 1955´te yaşanan ve Rumların ev ve işyerlerinin yağmalandığı, 16 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylarda da adı geçti. Gazeteci Fatih Güllapoğlu, “Tanksız Topsuz Harekât” adlı kitabında, ´Özel Harpçi´ Sabri Yirmibeşoğlu´nun görüşlerine yer verdi. Kitapta, röportajın bir yerinde Yirmibeşoğlu´nun, “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. Sorarım size? Bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?” sözleri büyük yankı uyandırdı. Ancak Yirmibeşoğlu, kitapta kendisine ait olduğu öne sürülen sözleri inkâr etti.

Dazkırılı kontrgerillacı Kartal Demirağ

Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a suikast girişiminde bulunan kişi Afyon Dazkırı´da Ülkü Ocakları 2. başkanlığı yapmış olan Kartal Demirağ, gençliğinde Alparslan Türkeş tarafından kurulan ve içerisinde MHP´li gençlere silahlı eğitim dahil birçok alanda eğitim verilen komando kamplarına katıldı. Suikast olayını soruşturan savcı Uğur Tönük, Afyon Dazkırı´da bir kontrgerilla kampının varlığını keşfetti. Orada eğitim aldığı ortaya çıkan Demirağ sağcı militandı. İlk suçu da Dazkırı Kaymakamı´nı falçatayla yaralamaktı. İfadesinde kaymakamı dokuma kooperatif faaliyetlerinden ötürü komünist olduğu için yaraladığını söylemişti. Ama asıl nedenin uyuşturucu imalatı yaptığı gerekçesiyle Dazkırı´daki bir eczanenin kaymakamlıkça kapatılması olduğu raporlara yansıdı. Yani işin içinde uyuşturucu trafiği de var. Daha sonra hapse giren Demirağ, kısa sürede hapisten kaçırıldı. Özal suikastinde adı geçen diğer bir kişi Türkiye´nin ilk banka hortumcusu olan Kemal Horzum. Emlak Bankası´nı 90 milyon dolar dolandırarak yurtdışına kaçan Horzum´un Demirağ´a para yolladığı öğreniliyor. Horzum da Dazkırılı. Savcı Uğur Tönük bu bilgilere ulaşınca iki general tarafından çağrılıyor ve ´Devam etmeyin başınız ağrır´ diyerek uyarılıyor. Bu generallerden birisi Sabri Yirmibeşoğlu. Özal´a da aktarıldı bu olanlar. Özal, ´Gereğini yapın´ dedi ama mesele kapandı. Özal suikastinin savcısı Uğur Tönük, işte Demirağ´ın kontrgerilla bağlantılarını bu şekilde tespit ettiği andan itibaren soruşturmaya devam edememiştir. Turgut Özal, suikastle ilgili detayları öğrendiğinde MGK sekreterliği görevini yürüten Yirmibeşoğlu´nu re´sen emekliye sevketti, suikastçi Demirağ´ı affetti.

Birinci suikastten kurtulsa da ikincisinden kurtulamadı

Suikast dosyası bu şekilde kapandı. Ancak 5 yıl sonra iddialara ve bu iddialarla örtüşen bulgulara göre zehirlenerek öldürüldü. Bu konuda Meclis Susurluk Komisyonu üyesi Fikri Sağlar´ın aktardıkları çarpıcı: ´Özal´a suikasttan sonra İnönü ile Özal´ı ziyaret ettik.. Özal: ´Bu organize bir iş, kimin yaptığı biliniyor´ dedi.´

Özal suikastinde adı geçen iki generalden birinin Org. Sabri Yirmibeşoğlu diğerinin de Özel Harp Dairesi komutanlarından Org. Kemal Yamak olduğu iddiaları var...

Fikri Sağlar: Bu konuda kesin bir bilgim yok. Ancak ailesi, Özal´ın eceliyle ölmediğinden emin. Düşünün her gittiği yerde 15 arabayla dolaşan yanında tam teşekküllü bir hastane donanımıyla dolaşan biri Özal. Böylesine kontrol altında biri, cumartesi günü joking sonrası fenalık geçiriyor. Köşk´te doktor, ambulans yok. Kendisini taşıyan araç hastaneye giderken yolda adres değiştiriyor falan. Hacettepe Hastanesi´ne gittiğinde de kalbin durmuş olduğunu söylüyorlar. Bunlar doğal olarak kafalarda soru işaretleri doğuruyor.

Özal Ailesi, bir bilgi ulaştırdı mı size?

F.S.: Ahmet Özal milletvekili olduğunda muayene için babasının öldüğü Hacettepe Hastanesi´ne gidiyor. Burada kan ve saç örneğini alıyorlar. Daha sonra bir telefon geliyor hastaneden. “Babanızın kan örneği bizde mevcut. İsterseniz örneği inceleyelim. Herhangi bir toksik madde var mı araştıralım” diyorlar. Kabul ediyor Ahmet. Resmen de başvuru yapıyorlar. Ancak daha sonra hastaneden gelen bir telefon, bir hemşirenin örnek tüplerini elinden düşürerek kırdığını söylüyor. Dediğim gibi, aile Özal´ın eceliyle ölmediğinden kesinlikle emin. Ben o dönem tüm bu bilgileri toplayarak bir araştırma önergesi verdim.

ÇOK SAYIDA KRİTİK SUİKAST İÇEREN KANLI VE KARA YIL: 1993

Özal 1992´de Kaya Toperi ve Başyaveri Albay Arslan Güney´e bir Kürt raporu hazırlattığı ve bu raporun MGK gündemine getirildiği biliniyor. Özal´ın ölümünün bu raporla ilgisi olabilir mi?

F.S.: Olabilir elbette. 1993 yılı bu ülkenin tarihindeki en önemli yıllarından biridir. 24 ocakta Uğur Mumcu öldürüldü. 17 şubatta Eşref Bitlis´in uçağı düşüyor. 18 nisanda Özal ölüyor. Cumhurbaşkanı seçimleri derken 2 temmuzda Sivas katliamı oluyor. Çekiç Güç tartışmaları netlik kazanıyor. Hiram Abbas öldürülüyor. Bunlar rastlantı olamaz.

Bu olaylar arasındaki bağlantı nedir?

F.S.: Hükümet değişti. Cumhurbaşkanı değişti. Ben 93 yılındaki bu suikastların ve provokasyonların da, bir tasfiye sürecinin adımları olduğunu düşünüyorum.

Kim tasfiye edildi? Onların yerine kimler geldi?

F.S.: 1993 yılı, 90´ların başında alınan illegal mücadele konseptinin terörle mücadeleye hakim kılındığı, PKK ile mücadelenin en üst seviyeye geldiği bir dönemdi. O dönemde Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın, Cem Ersever gibi subayların yanında yanılmıyorsam iki de ABD´li general öldürüldü. Söz konusu tasfiye planıyla, Çiller gibi istenildiği gibi kullanılacak birinin başa gelmesi sağlanmıştır bir şekilde. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş´i hatırlayın. Atatürk ve Çiller resimli rozetle dolaşırdı. “O tak diye emreder, ben şak diye yaparım” der, bir dediğini iki etmezdi Çiller´in.

YİRMİBEŞOĞLU İDDİALARI YALANLADI

Turgut Özal´ın oğlu Ahmet Özal´ın Özel suikastının ardında o vardı dediği MGK eski Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu iddiaları reddetmişti. Cnntürk´te soruları yanıtlayan Yirmibeşoğlu, “Ortada yanlış bir anlaşılma var veya yanlış yazılmış. Ben suikastten sonra MGK Genel Sektereri oldum. Böyle bir şey mümkün değil. Hem iş hem de arkadaşlık anlamında aramız çok iyiydi. Suikastin arkasında olsam merhum Özal, benim MGK Genel Sekreteri olmam için kararnameye imza atmazdı. Aklım mantığım almıyor” dedi. Ahmet Özal´ın Suikastın arkasındakilere ulaşmayı Sabri Yirmibeşoğlu engelledi şeklindeki sözlerini değerlendiren Yirmibeşoğlu iddialarla ilgili şunları söyledi: Kendisine suikast tertiplediğim söylenen Sayın Özal´ın beni neden MGK Genel Sekreterliği´ne getirdiğini anlayabilmiş değilim. ´Özal´ı olsa olsa 2 kişi öldürmek isteyebilir. Biri cumhurbaşkanı olmak isteyen Kaya Erdem diğeri Sabri Yirmibeşoğlu´ dediler.Bunları okuyunca hayretler içinde kaldım. Bunlara eskiden insanlar deli zırvası derlerdi. Ahmet Bey´in böyle bir beyanat verdiğini sanmıyorum. Ortada bir yanlış anlaşılma var. 6-7 Eylül olayları ile ilgili sözlerim akademik düzeydeydi. Bu dava bir defa mahkemede yargılandı. Ben o zaman 1955´te garip bir üsteğmendim. Olaylarla ilgili isimler varken Sabri Paşa diye ortaya atmanın saçmalığını anlayamıyorum. Muhteşem bir örgütlenme demişim. Ben deli miyim bunları söyleyeyim. Bunları MİT´in yaptığı sonradan ortaya çıktı sanırım. Öyle gibi görüşüldü. O zamanlar Özel Harp Dairesi yok.

CAN DÜNDAR: SAVCI Tönük BANA O AÇIKLAMAYI YAPTI

Tartışmaya Gazeteci Can Dündar da katıldı. Dündar, Özal suikast soruşturmasını soruşturan Savcı Uğur Tönük ile o dönem bizzat görüştüğünü ve savcının soruşturmadan el çekmesi için nasıl uyarıldığını kendisine anlattığını belirtti: Yargıtay 7. Ceza Dairesi üyeliğinden emekli bir savcı olan Tönük´le daha sonra tanıştım ve suikast soruşturmasının nasıl kesildiğini onun ağzından dinledim.

Dündar´ın Kontrgerilla ve Ergenekon konularında kitap ve yazıları bulunuyor. İşte bizzat onun satırlarıyla Özal suikasti soruşturmasındaki gariplikler:

Suikast soruşturması: Özal televizyonun sesini açtı ve komutanın adını sordu

Şimdi size eski bir öyküyü hatırlatacağım: 1988 Özal Suikastı... Nasıl Ecevit, kendisine karşı düzenlenen Çiğli suikastının ardında kontrgerillayı aramışsa Özal da kendi suikastçısının ardındaki örgütü aramıştı. Afyonlu işadamı Kemal Horzum´dan kuşkulanıyordu. Horzum, Emlakbank´ı dolandırmakla suçlanıyordu. Banka bünyesinde Horzum´u soruşturan komisyona, suikast işiyle de ilgilenmelerini söyledi. Komisyon üyeleri hem suikastçı Kartal Demirağ´ın hem Horzum´un memleketi olan Afyon´a gitti. Orada ne bulduklarını komisyon üyesi Uğur Tönük, daha sonra TBMM´de kurulan Horzum Araştırma Komisyonu´na şöyle anlattı:

Kartal kontrgerillacı

Afyon Dazkırı´da 1974-77 seneleri arasında Ege´de meydana gelen sol hareketleri önlemek için bir kontrgerilla teşkilatı kurulduğunu, Kartal Demirağ´ın da bu teşkilatın yetişmiş bir elemanı olduğunu tespit ettik. Demirağ özel kamplarda emekli askerlerce eğitilmişti. Her şeyi vatanımız için yaptık diyor, MİT´le ilişkisi olduğunu söylüyordu. Komisyon soruşturmayı derinleştirince Özal´ı vuran silahın Demirağ´a Kongre salonunda polisler tarafından verildiği yönünde duyumlar aldı. Afyon´daki teşkilatın üzerine gitmeye karar verdiler. İşte tam o aşamada Tönük, Ortaköy´de bir villaya davet edildi. MİT görevlisi olduklarını sandığı üç görevli kendisine Bu tahkikatı kesin dedi. Bir generalin adını verdiler ve Paşa kararınızı bekliyor dediler. Tönük soruşturmadan çekildi.

Özal´a söylüyor

Yargıtay 7. Ceza Dairesi üyeliğinden emekli bir savcı olan Tönük´le daha sonra tanıştım ve suikast soruşturmasının nasıl kesildiğini onun ağzından dinledim. O günlerde başına gelenleri bir tek Turgut Özal´a açıklamıştı. O sahneyi bütün ayrıntılarıyla anlattı: Özal´ın Harbiye Orduevi´ndeki odasında buluşmuşlar, diz dize oturmuşlar. Tönük, kendisini tehdit edenlerin adını verdiği generali açıklayacağı anda Özal odadaki büyük ekran televizyonun uzaktan kumandasına uzanmış ve sesi sonuna kadar açmış. Sonra da Tönük, Paşa´nın ismini Özal´ın kulağına fısıldamış: Sabri Yirmibeşoğlu!

Olacak iş mi?

Yirmibeşoğlu o dönem MGK Genel Sekreteri idi. Görev süresi 1 yıl uzatılsa Kara Kuvvetleri Komutanı olabilecek, oradan Genelkurmay Başkanlığı´na tırmanabilecekti. Olmadı. Özal´a adı fısıldandıktan 1 yıl sonra emekliye sevk edildi. Yıllar sonra suikast konusunu soran Aksiyon´a Hiç ciddiye almadım. Olacak iş değil dedi.

Düşman kim?

Acaba kimler engellemişti suikast soruşturmasını? Yılma Durak ya da Kartal Demirağ da Özel Harp´in istihdam edip silahla eğittiği vatansever gönüllüler miydi? Bazı olaylar yaratılır, düşman yaratmış gibi gösterilir taktiğinin uygulayıcıları mıydı? Düşman kimdi? Düşmanı ve ona karşı kurulan resmi örgütü ABD bilirken neden Türkiye´nin Meclis´i ve başbakanı bilmiyordu? Bunları sormaya devam edeceğiz.

SAVCI Tönük´E BİR DOĞRULAMA DA CÜNEYT ARCAYÜREK´TEN

Sabri Yirmibeşoğlu´nu suçlayan, Savcı Uğur Tönük´tü. Onun iddialarına, Cüneyt Arcayürek, Demokrasinin Sonbaharı kitabında yer vermişti. Uğur Tönük, Horzum Araştırma Komisyonu´na çok çarpıcı şeyler söylemişti. Neydi anlattıkları? Arcayürek´in kitabından okuyalım: Afyon Dazkırı´da, 1974-77 seneleri arasında, Ege´de meydana gelen sol hareketleri önlemek için bir kontrgerilla teşkilâtı kurulduğunu, Kartal Demirağ´ın da bu teşkilâtın yetişmiş bir elemanı olduğunu tespit ettik. Komisyon, Afyon´daki teşkilâtın üzerine gitmeye karar verdi. Tam o aşamada, Ortaköy´de bir villaya davet edildim. MİT görevlisi olduğunu sandığım 3 kişi bana ´Tahkikatı kesin´ dedi. Bir generalin adını verdiler ve ´Paşa kararınızı bekliyor´ dediler. Soruşturmadan çekildim. Arcayürek, daha sonra Tönük ile görüşmüştü. Tönük, Arcayürek´e, Özal´la buluştuğunu söylemiş ve o görüşme sahnesini şöyle anlatmıştı: Özal´ın Harbiye orduevindeki odasında diz dize oturduk. Beni tehdit edenlerin adını verdiği generali kendisine açıklayacağım sırada, Özal odadaki büyük ekran televizyonun uzaktan kumandasına uzandı ve sesi sonuna kadar açtı. Ben, paşanın ismini Özal´ın kulağına fısıldadım: Sabri Yirmibeşoğlu. İşte Sabri Yirmibeşoğlu´nun ismi bu şekilde suikast iddiasına karışıyor.

ERGENEKON KLASÖRLERİNDE ÖZAL SUİKASTİ

Ergenekon davasının ek klasörlerinden birinde, suikastın cezaevinde tasarlandığı ve “birilerinin” Kartal Demirağ´a “sen hiç korkma, seni yurt dışına çıkartacağız!” dediği anlatılıyor. Mehmet Adnan Akfırat klasöründe 17 sayfalık çok ilginç bir görüşme zaptı var. Bu zabıtta, adı Muhsin olarak geçen bir itirafçı, Kartal Demirağ´ın Özal suikastını cezaevinde tasarladığını anlatıyor savcıya. Estetik ameliyatla yüzünün değiştirileceği, askerlik işlerinin düzenlenmesi, parasal yardım yapılarak ömür boyu ailesinin korunacağı gibi sözler veriliyor, itirafçı Muhsin´in anlatımlarına göre. Muhsin´de sonra, cezaevinde kalan Cemal Kozan da savcıya ifade vemiş: “Almanya´dan gelen Ali adlı biriyle Denizli´den gelen bir öğretmen Kartal Demirağ´la görüştü.” Daha sonra da, Kartal Demirağ´ın, cezaevinden kaçmadan önce, cezaevi müdürüne nasıl baskı yapıldığını anlatmış. Anlatmış da ne olmuş? Hiç birşey. Üstelik çenesini kapaması yolunda Muhsin´e baskı yapılmış. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

SAVCI Tönük TEHDİDİ ANLATTI

20 Kasım 2011 - Özal´a yönelik suikast girişimini soruşturan Savcı Tönük, soruşturmanın örtbas edilmesi için Org. Yirmibeşoğlu´nun kendisini nasıl tehdit ettiğini anlattı. ANAP´ın 1988´deki kongresinde Kartal Demirağ tarafından Turgut Özal´a yönelik suikast girişimini soruşturan Savcı Uğur Tönük, soruşturmanın örtbas edilmesi için dönemin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri ve eski Özel Harp Dairesi Başkanı Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu´nun üç adamını göndererek kendisini tehdit ettiğini söyledi. Turgut Özal´ın 18 Haziran 1988´de kendisine yapılan suikast girişimini aydınlatmakla görevlendirdiği isimlerden biri olan emekli savcı Uğur Tönük´in, Özal´ın ölümüyle ilgili soruşturmayı yürüten Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı´na 15 Ağustos 2011 tarihinde talimatla ifade verdiği ortaya çıktı.

Kızımı kaçıranları bilmiyorum

Tönük, iki sayfalık ifadesinde, Özal suikastıyla ilgili araştırma yaptığı dönemde kendisinin Sabri Yirmibeşoğlu tarafından gönderilen üç kişi tarafından tehdit edildiğini belirtti. Tönük, o dönemde kızının kaçırıldığını, ancak bu kaçırılma olayının arkasında kimlerin olduğunu bilmediğini söyledi. Özal´ın, kendisine yönelik suikast girişimini araştırmakla görevlendirdiği iddia edilen Prof. Dr. Çetin Yetkin de aynı soruşturma kapsamında verdiği ifadede, Özal´ın kendisine yönelik böyle bir görevlendirmesinin olmadığını söyledi. Suikastı araştırmakla görevlendirildiği belirtilen isimlerden Bülent Şemiler´in ise Kıbrıs´ta ikamet ettiği ancak adres tesbiti yapılamadığı için ifadesinin alınamadığı öğrenildi.

Görevli polisler dinlenecek

Bu arada soruşturmayı yürüten özel yetkili savcılar, suikast girişiminin yapıldığı ANAP Kongresi´nde görevli olan polis müdürlerini de ifadeye çağırdı. İlk olarak o dönemde kongrenin yapıldığı salondaki polislerden sorumlu komiser Mehmet Ozan´ın dinleneceği belirtildi. Ozan´ın 21 kasım pazartesi günü ifade vereceği öğrenildi. Öte yandan Özal´ın ölümüyle ilgili soruşturmayı yürüten Savcı Kemal Çetin, Özal´ın öldüğü 17 Nisan 1993 günü Cumhurbaşkanlığı Köşkü´nde neden ambulans bulunmadığı konusunda Sağlık Bakanlığı´ndan bilgi istedi.

Tönük´in eşi: Kızımızı kaçırdılar, mağduruz

Jandarma İstihbaratçı Hüseyin Oğuz, “Bir istihbaratçı askerin anıları: ömrüm” isimli kitabında Uğur Tönük´in kızının kaçırılması olayını şöyle anlatmıştı: “Elazığ İl Jandarma´da kalırken bir gün Uğur Tönük´ün eşi beni aradı. ´Bizim çok sıkıntımız oldu. Kartal Demirağ´ın sorgulanmasından sonra başımıza birçok iş geldi. Kızımızı kaçırdılar, çok mağdur olduk´ dedi.” (Taraf)

Emekli Komiser Yardımcısı Ozan, ´tanık´ olarak ifade verdi

21 Kasım 2011 - Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümü ve kendisine yönelik suikast girişimiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında emekli bir polisin ifadesine başvuruldu.Emekli Komiser Yardımcısı Mehmet Ozan, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin´e ´tanık´ sıfatıyla ifade verdi. Ozan, yaklaşık yarım saat süren ifadesinin ardından adliyeden ayrıldı. (AA)

Eski Bakan Taner, ifade verdi

23 Kasım 2011 - Eski Devlet Bakanı Güneş Taner, Turgut Özal´ın ölümü ve suikast iddialarına yönelik Ankara´da yürütülen soruşturma kapsamında tanık sıfatıyla ifade verdi. Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne gelen eski Bakan Taner´in ifadesi savcı İsmail Tandoğan tarafından alındı. Taner´in Ankara´da yürütülmekte olan ´Turgut Özal´ın ölümü ve suikast iddialarıyla´ ilgili yürütülen soruşturma kapsamında tanık sıfatıyla bilgisine başvurulduğu öğrenildi. (Cihan)

Mehmet Ağar ifade verdi

Eski Demokrat Parti Genel Başkanı Mehmet Ağar, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a yönelik suikast girişimi ve Özal´ın ölümüyle ilgili soruşturma kapsamında ifade verdi. Ağar, tanık olarak dinlendiğini belirtti. Ankara´da yürütülen soruşturma kapsamında eski DP Genel Başkanı Ağar, Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne geldi. Suikast girişimi döneminde Ankara Emniyet Müdürü olan Ağar, talimatla ifade verdi. Tanık sıfatıyla dinlenen Ağar´ın savcı İsmail Tandoğan tarafından ifadesi alındı. Adliye çıkışında basın mensuplarının sorularına kısa cevap veren Ağar, İsmail Tandoğan Bey´e merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Bey´in ölümüyle ilgili Ankara´da yürütülen tahkikat kapsamında tanık olarak ifade verdim, ayrılıyorum. dedi. Aynı soruşturma kapsamında öğleden önce de eski Devlet Bakanı Güneş Taner adliyeye gelmiş ve tanık sıfatıyla ifade vermişti. (Sabah)

Mehmet Ağar ve Güneş Taner´e, Özal suikastı soruldu

24 Kasım 2011 - 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne ilişkin Ankara´da yürütülen soruşturma kapsamında adliyede hareketli saatler yaşandı. Eski bakanlardan Mehmet Ağar ve ANAP kurucularından Güneş Taner, Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı´nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne gelerek tanık sıfatıyla ifade verdi.Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve eski Devlet Bakanı Güneş Taner, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a yönelik suikast girişimi ve Özal´ın ölümüyle ilgili soruşturma kapsamında ´tanık´ sıfatıyla ifade verdi. Mehmet Ağar, dün öğle saatlerinde Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´ne geldi. Burada Savcı İsmail Tandoğan´a yaklaşık 1 saat ifade verdi. Güneş Taner de, sabah saatlerinde geldiği adliyede yaklaşık üç saat kaldı. Her iki isim de, konuyla ilgili yaptıkları açıklamalarda Özal´ın ölümü ve suikast girişimiyle ilgili tanık olarak ifade verdiklerini söylemekle yetindi.

Mesut Yılmaz´ın Başbakanlığı döneminde ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapan Güneş Taner, Beşiktaş´taki Özel Yetkili İstanbul Başsavcılığı´nda yaklaşık 2,5 saat savcı İsmail Tandoğan´a ifade verdi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın talimatıyla tanık sıfatıyla ifade veren Taner, adliye çıkışında Turgut Özal suikastı ile ilgili ifadesine başvurulduğunu söyledi. Bu konuda ilk kez ifade verdiğini belirten Güneş Taner, suikast yapıldığı sırada kongre salonunda olduğunu anlattı. Bugüne kadar verilen ifadelerin dışında farklı olarak rahmetli Özal´ın Amerika´da daha evvel onunla beraber çalışan doktorları Muammer Aktar ile yabancı doktorların isimlerini verdiğini belirten Taner, Onlarla vefat etmeden önceki sıhhati hakkında nasıl bilgi alınabileceğini söyledim. Keza Türkiye´deki özel doktoru Cengiz Aslan´ın bu konuya vâkıf kişi olduğunu söyledim. şeklinde konuştu. Tanık sıfatıyla ifade veren Mehmet Ağar ise, Merhum Cumhurbaşkanı´mız Turgut Bey´in ölümüyle ilgili Ankara´da yürütülen tahkikatta tanık olarak ifade verdim. şeklinde konuştu. Güneş Taner, Başbakan Mesut Yılmaz ile birlikte Türkbank ihalesine fesat karıştırmak´ suçundan Yüce Divan´da yargılanmıştı. Yargılama sonunda Yılmaz ve Taner kamuoyunda ´Rahşan Ecevit affı´ olarak bilinen ´Şartlı Salıverme Yasası´ndan faydalanarak davaları ertelenmişti. (Zaman)

SAVCI, TANER VE AĞAR´A GERÇEKLİK SERUMUNU SORDU

28 Kasım 2011 - Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin´in, 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal´a 1988 yılında düzenlenen suikast girişimi ile 1993 yılında Özal´ın ölümü arasında önemli bilgilere ulaştığı belirlendi. Savcının, Semra Özal´ın “Tetikçi Demirağ´ı hakikat iksiri vererek konuşturacaktık. Suikasttan sonra toplantı yaptık” iddiasını Taner ve Ağar´a sorduğu öğrenildi. Vatan gazetesinin haberine göre, Özal´ın ölümüyle ilgili iddialar üzerine Özal´ın eşi Semra Özal geçen yıl Kasım ayında Ankara Özel Yetkili Savcısı´na ifade verdi. Semra Özal´ın savcıya, Özal´a suikast düzenleyen Kartal Demirağ´ın yakalanmasının ardından Ankara´da özel bir toplantı yaptıklarından bahsettiği öğrenildi. Semra Özal´ın ifadesine göre o toplantıda, Turgut Özal, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, dönemin Devlet Bakanı Güneş Taner ve Semra Özal vardı. Toplantıda Taner´in halk arasında “hakikat iksiri” olarak bilinen sodyum pentatol maddesi getirdiğini öne süren Semra Özal, bu madde ile Demirağ´ı sorgulamayı önerdiğini anlattı. Bu ilaç sayesinde Demirağ´ın bağlantılarının çözülebileceğinin düşünüldüğünü belirten Semra Özal, toplantıda böyle bir ilaca dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mehmet Ağar´ın izin vermediğini söyledi. Soruşturmayı derinleştiren Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin, Özal´ın bahsettiği toplantıda bulunan Ağar ve Taner´in konuyla ilgili ifadelerinin alınmasını istedi. Geçtiğimiz hafta içinde adliyeye gelen Ağar ve Taner´e, İstanbul´daki Özel Yetkili Savcı İsmail Tandoğan tarafından bu toplantı ve hakikat iksiri ile ilgili sorular yöneltildi. Ağar´ın o toplantıya hakikat iksiri getirildiğini kabul etmediği öğrenildi.

Taner de toplantının doğru olduğunu ancak o gün toplantıya hakikat iksiri olarak bilinen sodyum pentatol getirmediğini öne sürdü. Toplantıdaki konuşmada böyle bir iksirin varlığından bahsettiğini ve Ağar´a “Bu iksiri kullanmayı düşünüyor musunuz?” diye sorduğunu belirten Taner, “Ağar ´Kendi yöntemlerimiz var´ diye cevapladı” dedi. Özel Yetkili Savcı Tandoğan ise, Özal´ın ifadesinde geçen sodyum pentatol konusunun sorulduğunu doğruladı ancak soruşturma gizliliği nedeniyle bilgi veremeyeceğini söyledi. 1988´de Özal´a Kartal Demirağ tarafından bir suikast girişiminde bulunulmuştu. Suikastta, Özal baş parmağından yaralanırken Demirağ vurularak yakalanmıştı.

Hakikat iksiri 2. Dünya Savaşı efsanelerinden

Halk arasında “hakikat iksiri” veya “doğruluk serumu” olarak bilinen sodyum pentotalın geçmişi, 1930´lu yıllara dayanıyor. Bilim adamları tarafından geliştirilmesinin ardından İkinci Dünya Savaşı sırasında etkin şekilde sorgularda kullanılan ilaç, bilinci uyuşturarak iradeyi kırıyor ve sorgulanan şüphelinin doğruyu söylemesini sağlıyor. Halen Amerika´nın bazı eyaletlerinde idam cezasının infazında kullanılan üç ilaçtan ilki. BM, ´gerçeklik serumu´ vermeyi işkence kabul ederken, bizim yasalarımızda da ilaç vermek, ifade almada yasak yöntemlerden biri.

Neden otopsi yapılmadı?

Özal´ın en yakınlarından biri olan Güneş Taner, “Özal´a suikast düzenlendiğinde o salondaydım. Orada olup bitenleri anlattım. Rahmetli Özal´ın vefatı sırasında yanında değildim. Onun geçirdiği rahatsızlıklar, vefat etmesiyle ilgili bilgim olup olmadığını sordular. Farklı olarak rahmetli Özal´ın ABD´de daha evvel onunla beraber çalışan doktorları Muammer Aktar ile yabancı doktorunun isimlerini verdim. İki olayayı birbirinden ayırmak lazım. Tabii Özal Ailesi zehirlenme olarak netilendiriyor. Savcı da ikisi arasında bir bağ olup olmadığını araştırıyor. Doğal. Anormal olan şey, bilgi sahibi olmayan birinin bu konuda böyle beyanlarda bulunması. Bu da Özal ailesi. Madem zehirlenme iddiası vardı, neden otopsi yapılmadı. Soruldu, aile istemedi cevabı çıktı. Ailenin o zaman otopsi istemeyip, şimdi bu iddiaları ortaya atması ilginç.” (Vatan)

(19 Kasım 2011), son güncel.: (28 Kasım 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

TURGUT ÖZAL SUİKASTİ VE ŞÜPHELİ ÖLÜMÜYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Özal suikasti muhteşem bir Özel Harp işiydi, amacına da ulaştı

Korkut Özal: Kardeşimi Ergenekoncular öldürdü

Kaynak: Özal´ın o dönem ölmesi birilerince uygundu

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1730    yazdır/print


 

Vural ve Ekinci´de aynı mermi

Faili meçhul cinayetler dosyasına giren bir belgeye göre Kürt avukat Yusuf Ekinci ile ANAP´lı Metin Vural, Uzi´lerde kullanılan ´mavi uçlu mermiler´le öldürülmüş. Savcılık, Susurluk çetesinin ´cinayetler terörle mücadele kapsamında işlendi´ savunmasının bu bilgiyle ´boşa çıktığı´ değerlendirmesini yapıyor.

Vural ve Ekinci´de aynı mermi

Faili meçhul cinayetler dosyasına giren bir belgeye göre Kürt avukat Yusuf Ekinci ile ANAP´lı Metin Vural, Uzi´lerde kullanılan ´mavi uçlu mermiler´le öldürülmüş. Savcılık, Susurluk çetesinin ´cinayetler terörle mücadele kapsamında işlendi´ savunmasının bu bilgiyle ´boşa çıktığı´ değerlendirmesini yapıyor.

Susurluk hükümlüsü eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın itiraflarıyla yeniden açılan ´faili meçhul cinayetler´ dosyasında önemli bir bilgi daha ortaya çıktı. ANAP Keskin İlçe Başkanı Metin Vural´ın 1994´te öldürülmesinde kullanılan mermilerin, avukat Yusuf Ekinci cinayetinde de kullanıldığı saptandı. Dosyaya giren ekspertiz raporuna göre, her iki cinayet de ´Uzi marka silahlarda´ kullanılan mavi uçlu mermilerle işlenmiş. Savcılık, Susurluk çetesinin ´cinayetler terörle mücadele kapsamında işlendi´ savunmasının bu bilgiyle ´boşa çıktığı´ değerlendirmesi yapıyor.

Derin devlet, Susurluk ve faili meçhul cinayetlerle ilgili itiraflarından sonra tutuklanan Çarkın 17 Ağustos 2011 tarihinde savcıya verdiği ek ifadesinde Kürt işadamları ve aydınların öldürülmesinin yanı sıra ANAP Keskin İlçe Başkanı Metin Vural cinayetiyle ilgili de bilgiler vermişti. Çarkın, şunları söylemişti: “Metin Vural cinayetinin meydana geldiği gün Oğuz Yorulmaz beni Kırıkkale merkezde olduğum sırada cep telefonumdan aradı. ´Seninle görüşmemiz lazım, Kırıkkale Keskin yolu üzerinde görürsün beni´ dedi. Ben olay yerine gittiğimde Oğuz Yorulmaz, Sami Gece, Ahmet Sarıkaya ve Sait Yıldırım olduğu halde bir aracı durdurmuşlar.

Araçta Metin Vural isimli şahısla yanında bir kişi daha vardı. Oğuz´a ne olduğunu sorduğumda bana ´Bu şahısları Ankara´ya Özel Harekât Daire Başkanlığı´na götüreceğiz. Alpaslan Pehlivanlı´nın (ANAP Kırıkkale Milletvekiliydi) ölüm olayıyla ilgili bunun (Metin Vural´dan söz ediyor) alınmasını Abdullah Çatlı´dan Mesut Yılmaz istemiş. Metin Vural´ı Ankara´ya götüreceğiz´ dedi. Ben de şahsın koluna girerek ´hadi kardeşim buradan uzaklaş´ dedim. Daha sonra öğrendiğime göre Metin Vural öldürülmüş ancak ben nasıl öldürüldüğünü görmedim. Liste dışı cinayetlerden birisiydi ama, olayın şekline bakılınca listeye dahil edilmiştir.”

Uzi´lerde kullanılıyormuş

Bu ifade üzerine Ankara Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, avukat Yusuf Ekinci, avukat Faik Candan, Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın ve Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Namık Erdoğan cinayetleriyle ilgili soruşturmaya, Vural´ın öldürülmesini de ekledi. Soruşturma dosyasına giren bir ekspertiz raporu cinayetler arasında bağa ışık tutacak nitelikteydi. Çarkın´ın ´liste dışı cinayet´ olarak nitelendirdiği Metin Vural cinayeti ve Avukat Yusuf Ekinci cinayetinde kullanılan mermilerin benzer nitelikte olduğu tespit edildi. Raporda her cinayetin de ´mavi uçlu mermilerin Uzi marka olarak nitelendirilen silahlarda kullanılan mermilerle´ işlendiği belirtildi.

´Terörle mücadele kapsamında işlendi´ savunması boşa çıktı

Savcılık kaynakları, Metin Vural cinayetinin çete üyelerinin o dönem pervasızlığını ortaya koyduğuna dikkat çekerken, ortaya çıkan bilgiyle Susurluk çetesinin ´cinayetler terörle mücadele kapsamında işlendi´ savunmasının ´boşa çıktığı´ değerlendirmesi yapıyor.

Susurluk raporunda cinayet

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Susurluk Araştırma Komisyonu´nun raporunda Metin Vural´ın öldürülmesiyle ilgili tespitler yer alıyordu. Rapora göre 1991´de ANAP Kırıkkale Milletvekili Alpaslan Pehlivanlı ve Keskin İlçe Başkanı olan Metin Vural arasında anlaşmazlık vardı. 1994 Yerel Seçimleri´nde Keskin Belediye Başkanlığı´nı Pehlivan´ın desteklediği aday kazandı. Bu arada Pehlivanlı bir cinayete kurban gitti. Yakalananlar arasında Metin Vural´ın kardeşi de vardı. Bu cinayetten yaklaşık dokuz ay sonra da Metin Vural, polis olduklarını söyleyen kişilerce arabayla götürüldü ve öldürüldü. Susurluk sanıklarından eski özel harekatçı Oğuz Yorulmaz´ın annesi de oğlunun Vural´ın öldürülmesi olayında Abdullah Çatlı tarafından kullanıldığını öne sürmüştü. ( Radikal)

(07 Kasım 2011, 11:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çarkın: Vural cinayeti de özel harekat işi

Ayhan Çarkın´ın şok itirafları ve gözaltına alınışı manşetlerimiz

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=479    yazdır/print


 

Liderlerin MGK´da cinayet atışması

Faili meçhul cinayetler soruşturmasında Ömer Lütfi Topal dosyasını inceleyen Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, önemli bir belgeye ulaştı. Dosyada, Susurluk sürecinin ardından Cumhurbaşkanı Demirel´in başkanlığında toplanan liderler zirvesinin tutanakları bulundu. Susurluk´ta ortaya çıkan çete ve karıştıkları olaylarla ilgili dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı ve muhalefet her şeyden haberdarmış.

18.09.2011 14:45 Faili meçhul cinayetler soruşturmasında Ömer Lütfi Topal dosyasını inceleyen Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, önemli bir belgeye ulaştı. Dosyada, Susurluk sürecinin ardından Cumhurbaşkanı Demirel´in başkanlığında toplanan liderler zirvesinin tutanakları bulundu. 22 Aralık 1996 tarihli, 75 sayfalık tutanaklar, Susurluk´ta deşifre olan yapı hakkında dönemin iktidar ve muhalefet liderlerinin bilgi sahibi olduğunu gösterdi. Tutanakların delil olarak kullanılabileceği belirtilirken, savcının çevresine şu değerlendirmeyi yaptığı öğrenildi: ´Susurluk´ta ortaya çıkan çete ve karıştıkları olaylarla ilgili dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı ve muhalefet her şeyden haberdarmış.´

Eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın´ın ifadeleri ile genişleyen fail meçhul cinayetlere ilişkin soruşturmada önemli bir adım daha atıldı. Savcı, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan´ın talimatı üzerine Susurluk konusunda hazırlandığı belirtilen ´2. MİT raporu´nu istedi. Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürülen ve Ayhan Çarkın ifadeleri üzerine genişletilen fail meçhul cinayetler soruşturması sürüyor. Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfü Topal cinayetine ilişkin dava dosyası kısa bir süre önce İstanbul Savcılığı´nca istenilmişti. Gelen Topal dosyasından, 22 Aralık 1996 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in başkanlığında Çankaya Köşkü´nde yapılan tarihi ´Susurluk zirvesi´nin 75 sayfalık tutanakları çıktı. Buna göre, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, toplantıda Susurluk kazasında ortaya çıkan polis-mafya ve siyasetçi ilişkilerinin ´vahim noktada´ olduğunu ve bunun araştırılması için MİT´e talimat verdiğini anlatıyor. Ortaya çıkan bu bilgi nedeniyle soruşturmayı sürdüren savcılardan Hakan Yüksel harekete geçti. Yüksel, MİT´e yazı yazarak ´2. MİT raporu´ olarak bilenen raporu istedi.

Ayhan Çarkın´ın itiraflarıyla başlayan Susurluk dönemi faili meçhul cinayetlerine ilişkin soruşturmada, ´kumarhaneler kralı´ olarak bilinen Ömer Lütfi Topal´ın öldürülmesiyle ilgili dosya da inceleniyor. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel, Topal´la ilgili Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi´nden gelen dosyada Susurluk kazasının ardından gündeme gelen Susurluk Çetesi ve işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in başkanlığında toplanan liderler zirvesinin tutanakları devam eden soruşturmaya delil olarak girdi. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 22 Aralık 1996 tarihinde Meclis´te grubu bulunan parti liderlerini Çankaya Köşkü´ne davet ederek Susurluk kazasının ardından yaşananları masaya yatırmıştı. Zirveye, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, ANAP lideri Mesut Yılmaz, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu katılmıştı.

Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, iktidar ve muhalefet liderlerin bir araya geldiği toplantıda, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu´nun görevden alınmasına ilişkin tartışmalar bulunduğu da öğrenildi. Öte yandan, tanık olarak ifadesine başvurulan Kutlu Savaş´ın hazırladığı Susurluk Raporu´nun Azerbaycan ile ilgili 15 sayfalık bölümünün, ´Uluslararası ilişkiler gerekçesiyle´ rapordan çıkartıldığını anlattığı öğrenildi.

ZİRVEDE LİDERLER NELER SÖYLEDİ?

Cumhurbaşkanı Demirel: Elinizde ne kadar mahrem bilgi varsa burada açıklayın.

Başbakan Necmettin Erbakan: Bana MİT ve Başbakanlık ve Teftiş Kurulu´ndan gelen ön raporlar, şu ana kadar kamuoyuna yansıyanlardan çok vahim. İki önemli olay var. Bunları savcılar kapatmışlar. Biz yeniden soruşturma açtırıyoruz. Bunlardan bir tanesi Gaziantep´te Yaprak Televizyonu sahibinin kaçırılması olayı, diğeri ise Söylemezler olayı. Şu anda kamuoyuna yansımayan olaylar da var. Maalesef bazı siyasilerin yakınları da bu olaylara karışmış. İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu bana gelip Ömer Lütfü Topalı üç özel tim görevlisi polisin öldürdüğünü söyledi.

Süleyman Demirel: İstanbul´a gittiğimde vali ve emniyet müdürü yanıma geldi. Yazıcıoğlu bana da üç özel tim görevlisinin Topal´ı öldürdüğünü söyledi.

Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller: Biz Yazcıoğlu´nu Başbakan ve Cumhurbaşkanı´na bilgi verip bize bilgi vermediği, elindeki bilgileri savcılığa iletmediği için görevden aldık. Sayın Yılmaz bir çok şey söylüyor. Siz Abdullah Çatlı´yı tanımıyor musunuz? Senin kongrende senin için çalışmadı mı? Seninle birlikte çekilmiş fotoğrafları var.

ANAP lideri Mesut Yılmaz: Biz buraya polemik yapmaya gelmedik.

Başbakan Erbakan: Buradaki konuşmaları gizli tutalım, kamuoyuna açıklamayalım.

Mesut Yılmaz: Neden gizli tutuyoruz böyle bir kararımız yok ki.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal: Evet böyle bir kararımız yok.

TOPAL CİNAYETİ NEDİR?

Kumarhaneler kralı olarak bilinen Ömer Lütfi Topal, 1996 yılında, İstanbul´da evine giderken uzun namlulu silahlarla yapılan saldırıda hayatını kaybetmişti. Cinayetle ilgili olarak Topal´ın eski iş ortakları Ali Fevzi Bir ve Sami Hoştan ile Özel Harekatçı polisler Ercan Ersoy, Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz ve Mustafa Altunok ile sigortacı Serdar Özdağ ve Haluk Kırcı, Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yargılanmıştı. Mahkeme, mahkumiyetlerine yeterli, kesin ve inandırıcı kanıt elde edilemediği gerekçesiyle bu kişilerin beraatine karar vermişti. (Zaman, Radikal)

SUSURLUK ZİRVESİNDE FAİLİ MEÇHUL ATIŞMASI

24 Eylül 2011 - Çankaya Köşkü´nde 15 yıl önce gerçekleştirilen Susurluk zirvesinde ´hukuk dışı olayların ne zaman başladığına ilişkin´ tartışma yaşandığı ortaya çıktı. Mesut Yılmaz´ın, 1993´ten beri bu hukuk dışı olaylar devlette devam etmektedir. İki sene içerisinde 50 tane bireysel olay söz konusu. sözleri üzerine Tansu Çiller, Yılmaz´ın başbakanlığı döneminde 63 adi, 18 siyasî, 81 faili meçhul cinayet işleniyor. diyor.Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin dava dosyasında bulduğu tarihî ´Susurluk zirvesi´ tutanakları sansürlü çıktı. 74 sayfayla sınırlı tutulan tutanaklar, ´devlet sırrı´ kaygısıyla büyük bölümü kesildiği için zirvede konuşulanların tamamını yansıtmıyor. Ancak sansürlü dökümlere yansıyanlar, liderler arasındaki ´faili meçhul´ atışmasını gözler önüne seriyor. Söz konusu zirve, Susurluk kazasının ardından 22 Aralık 1996 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in çağrısı üzerine Çankaya Köşkü´nde gerçekleşmişti. Zirveye, dönemin Meclis´te bulunan siyasî aktörleri Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı DYP lideri Tansu Çiller, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, CHP lideri Deniz Baykal, DSP lideri Bülent Ecevit ve BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu katılmıştı. İşte o diyaloglar:

Tansu Çiller: Lisede daha öğrenciydim, bir kontrgerilla diye çıkmıştır bu olay. Şimdi söylenen şey, bir başka boyutuyla aynı şeyi çağrıştırıyor. Sayın Ecevit, ondan sonra iki kez başbakan olmuş. Devlet içinde kontrgerillalarla ilgili Ecevit ne yapmış başbakanlığı döneminde ki onun aynısını yapalım hemen.

Bülent Ecevit: 1974 öncesinde bazen kontrgerilla sözünü genel anlamda kullanmış olabilirim. Fakat öğrendiğim bazı çok acı devlet gerçekleri üzerine Türkiye´de resmen kontrgerilla diye bir örgüt olmadığını, ama o işleri gören bir kurumun var olduğunu, Özel Harp Dairesi´nin sivil uzantısının var olduğunu ve bunların çok karanlık birtakım olaylara karışmış olabileceğini gördüm. 1978´de başbakan olur olmaz yeni Genelkurmay Başkanı Kenan Evren´e o zaman kullandığım tabirle ´devlet içinde ama devlet dışındaki´ kurumların hukuk devleti kuralları içine çekilmesi talimatını verdim.

Necmettin Erbakan: 1994 tarihinde Mehmet Özbay´a (Abdullah Çatlı), bir bakan onayı ile silah verilmiş. Hangi bakan tarafından? MİT raporunda ´Devlet içerisinde kendi kendine gruplar teşekkül etmiştir´ deniliyor. Raporda söylediği şu: 1982-1984 arasında ASALA´ya karşı 11 eylem yapılmıştır. Eylemlerin içinde Çatlı da vardır. ANAP dönemidir. Bu olaylardan iktidarın haberi yok mu? Bunlar resmi vesikalarla sabit. 1978´den beri uyuşturucu kaçakçılığından Hollanda´da ve ABD cezaevlerinde yatan sabıkalı Ömer Lütfi Topal´a kim pasaport vermiştir? 1978´den beri uyuşturucu kaçakçısı, kim otel ve kumarhane ruhsatı veriyor?

Mesut Yılmaz: 1993´ten beri bu hukuk dışı olaylar devlette devam etmektedir. Bir iddia var. MGK´da PKK´nın lojistik desteğinin kesilmesi konusunda bir karar alınmış. Karara dayalı olarak da devlet içinde birtakım odaklar yargısız infazlara girişmiştir. Çiller´in dediği gibi münferit olay söz konusu değildir. İki sene içerisinde 50 tane bireysel olay söz konusudur. Bu yargısız yetki kullanıldıysa kimin izniyle kullanılmıştır?

Süleyman Demirel: Geçen 5 sene zarfında kurulun başbakan olarak üyesiyim veya cumhurbaşkanı olduğum kurulların hiçbir tanesinde ´devletin güçleri dışında birtakım adamları kullanalım´ diye hiçbir şey alınmamıştır. 1991 Kasım ayından Yılmaz´ın bana hükümeti devrettiğinden bu yana başında bulunduğum hükümetler veya başında bulunduğum bu devlet, benim bilgim dahilinde hiçbir cinayet işine karışmamıştır. Buna karşı çıkmışımdır ve ´aman dikkat edin şu adamdan... ve aman devleti meşru olmayan işlere karıştırmayın´ şeklinde olmuştur.

Tansu Çiller: Yılmaz´ın yanında anlaşılan Ölmez diye çete reisi varmış. Ankara Valisi Ölmez´i Yılmaz´ın kongresindeki yemekte yanından alıyor. Devlet-mafya-çete ilişkisinin başında olan isim. Temmuz 1991-Kasım 1991 yani Yılmaz´ın başbakanlığı döneminde faili meçhul cinayetler olarak 63 adi, 18 siyasi, 81 faili meçhul cinayet işleniyor. (Zaman)

(18 Eylül 2011), son güncel.: (24 Eylül 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair şok itirafları manşetlerimiz

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Çarkın´ın itirafları dosyaları açtırdı

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4222    yazdır/print


 

Elkatmış: Ergenekon, Kontrgerilla´nın tetikçisi

Ergenekon´un 14 yıl önce TBMM´ye ihbar edildiği iddiası, o dönemin Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış tarafından doğrulandı: ´Susurluk raporunun 26 ve 27 sayfasında bunu özetledik. Biz Ergenekon´u da sorduk aslında. Ama bizim araştırmamız sadece Ergenekon olarak değil, devlet içindeki bütün çeteleşme, mafya ve derin devleti araştırıyorduk. Ergenekon bu yapının içerisinde zaten. Ergenekon bu derin devletin, bu Gladyo´nun tetikçisidir, infazcısıdır. Yani bir bölümüdür. Bizim araştırmamızda o da vardı. Adına Ergenekon değil daha geniş derin devlet, kontrgerillayı araştırıyorduk.´

Elkatmış: Ergenekon, Kontrgerilla´nın tetikçisi

Ergenekon´un 14 yıl önce TBMM´ye ihbar edildiği iddiası, o dönemin Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış tarafından doğrulandı: ´Susurluk raporunun 26 ve 27 sayfasında bunu özetledik. Biz Ergenekon´u da sorduk aslında. Ama bizim araştırmamız sadece Ergenekon olarak değil, devlet içindeki bütün çeteleşme, mafya ve derin devleti araştırıyorduk. Ergenekon bu yapının içerisinde zaten. Ergenekon bu derin devletin, bu Gladyo´nun tetikçisidir, infazcısıdır. Yani bir bölümüdür. Bizim araştırmamızda o da vardı. Adına Ergenekon değil daha geniş derin devlet, kontrgerillayı araştırıyorduk.´

Özel Harekatçı Ayhan Çarkın´ın ifadeleri doğrultusunda çeşitli illerde yapılan operasyonlarla gözaltına alınan 6 Özel Harekatçı´nın tutuklanması; Susurluk dosyasını yeniden tartışmaya açtı. 26 Kasım 1996 tarihinde kurulan Meclis Susurluk Komisyonu´nun Başkanı Mehmet Elkatmış, yaşanılanların kendisi için sürpriz olmadığını söyledi. Komisyon olarak devletin içindeki çeteleşmeleri araştırdıklarını dile getiren Elkatmış, Ergenekon´un derin devletin tetikçisi, infazcısı olduğunu belirtti. Meclis araştırma komisyonlarının hazırladığı raporların kaale alınmadığını savunan Elkatmış, yasal değişiklikler yapılmadan oluşturulacak komisyonların Meclis´e zaafiyet getireceğini ifade etti.Cihan Haber Ajansı (Cihan)´na konuşan Elkatmış, bir gün bu işin patlak vereceğini, her şeyin ortaya döküleceğini, Susurluk kazasında nasıl derin devletin bütün kirli yüzü ortaya döküldüyse, bu işlerin de ortaya çıkacağına kesin inancı olduğunu kaydetti. Susurluk yaşandığında Bir gün bir Molla Kasım gelir bunun hesabı sorulur. dediğini hatırlatan Elkatmış, ileride mutlaka hesabın sorulacağını kaydetti.

Gündeme gelen isimlerin bunları tek başına yaptıklarına inanmadığını, onların verilen görevleri yerine getirdiğini anlatan Elkatmış, durumdan vazife çıkaranların da mutlaka olduğunu söyledi. Cinayetleri işleyenlere bazı sözler, garantiler verildiğini savunan Elkatmış, ama bu kişilerin tabir yerindeyse mağdur olduğunu, çünkü kendilerine verilen sözlerin yerine getirilmediğini ve hep onların suçlandığını vurguladı. Eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın´ın açıklamalarının bu suçlamaların bir patlaması olduğuna dikkat çeken Elkatmış, Çarkın´ın ise bildiklerinin hepsini değil bir kısmını anlattığına inandığını belirtti.

TUTUKLANAN ÖZEL HAREKATÇI ´VERİLEN GÖREVLERİ YAPTIK´ DEMİŞ

Bu kişilerin olayların büyük kısmını kendi başlarına yapmadıklarını, devletin kararı olduğunun altını çizen Elkatmış, Mehmet Ağar´a Milli Güvenlik Kurulu (MGK)´na sunduğu iki maddelik öneriyi sorduğumuzda Ağar´ın kendilerine İki maddelik değil birçok öneri sundum dediğini aktardı. Bunun bir itiraf olduğunu dile getiren Elkatmış, konuya ilişkin emekli Koramiral Atilla Kıyat´ın sözlerini de hatırlattı.

Bundan bir 1-2 ay evvel İstanbul´a yaptığı bir yolculuk sırasında mola verdiğini anlatan Elkatmış, şöyle devam etti: Yanıma biri geldi ve beni tanıdın mı dedi. Tanımadığımı söyledim. Ben falan dedi. Bu kişi şuan tutuklanan özel harekatçılardan biri, adını vermeyeceğim. Ne yapıyorsun dedim; emekli oldum memleketimdeyim dedi. Siz birçok şey yaşadınız, bunu sizden dinlemek isterim dedim. Oda bana ´Hiçbirşeyi kendi başımıza yapmadık. Biz devlet adına, vatan millet adına, bize verilen görevleri yaptık. Kendiliğimizden hiçbir şeyi yapmadık. Hapis de yattık, suçlanıyoruz da. Ama kendi adımıza müsterihiz, hiçbir şey yapmadık´ dedi. Yine içeri girdiler. Bende bunun böyle olduğuna inanıyorum.

DEVLET ARŞİVLERİNİ AÇARAK GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞMELİDİR

Öyle ya da böyle devletin bu işte bir kusuru bulunduğunu savunan Elkatmış, devletin bütün arşivlerinin incelenmesi ve bütün sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini vurguladı. MGK, MİT, Özel Harekat, Özel Kuvvetlerin arşivlerinin incelenmesi gerektiğini dile getiren Elkatmış, olayın ceza yönünün ayrı olduğunu belirterek devletin yüzleşmesinden bahsettiğini ifade etti. Arşivlerin açılmasını devletin yüzleşmesi kapsamında söylediğini anlatan Elkatmış, Yargı tabi suçlarla mücadelesini yapıp cezasını verecek. Ama devletin bir takım gerçeklerle yüzleşmesi, aynı şeylerin yaşanmaması, kamuoyunun aydınlatılması için mutlak suretle bu yüzleşmenin yapılması lazım. dedi.

Kontrgerillayı zaten araştırdıklarını kaydeden Elkatmış, kendisinin de içinde bulunduğu 19. dönemde kontrgerillanın araştırılması için CHP´den bazı milletvekilleriyle birlikte araştırma önergesi verdiklerini söyledi. Elkatmış, Meclis´in bu araştırma önergesini görüşmeye aldığını, ancak kontrgerillanın araştırılmasına Meclis´in izin vermediğini vurguladı.

ERGENEKON DERİN DEVLETİN İNFAZCISI

İkinci ´Ergenekon´ davasında Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in 1996´daki Susurluk kazası sonrasında TBMM bünyesinde oluşturulan komisyona ´Ergenekon´ örgütü konusunda ihbar gittiğini söylemesine ilişkin de konuşan Elkatmış, Ümit Oğuzhan adlı bir kişi 10 Mart 1997 yılında bir dilekçesinde Ergenekon´un varlığını geniş bir şekilde ihbar ediyor. Susurluk raporunun 26 ve 27 sayfasında bunu özetledik. Mesut Yılmaz´a, Hasan Celal Güzel´e bunu sorduk. Biz Ergenekon´u da sorduk aslında. Ama bizim araştırmamız sadece Ergenekon olarak değil, devlet içindeki bütün çeteleşme, mafya ve derin devleti araştırıyorduk. Ergenekon bu yapının içerisinde zaten. Ergenekon bu derin devletin, bu Gladyo´nun tetikçisidir, infazcısıdır. Yani bir bölümüdür. Bizim araştırmamızda o da vardı. Adına Ergenekon değil daha geniş derin devlet, kontrgerillayı araştırıyorduk. Mektup Mart ayında geldi. Biz o dönem çalışmamızı durdurduk, rapor yazımına geçtik. Bir ay içinde ancak yazabilirdik, ek süre almıştık, bu süre bitiyordu. Bizim birçok konuyu araştırmamız mümkün değildi. O nedenle üzerine gidemedik. Bu konuların yeniden detaylı araştırılması gerektiğini ifade ettik. diye konuştu.

MECLİS İÇ TÜZÜĞÜ DEĞİŞMELİ, ARAŞTIRMALARI ENGELLİYOR

Meclis iç tüzüğünün araştırma komisyonlarının çalışmalarını kısıtladığını dile getiren Elkatmış, kimlerden bilgi alınacağının tek tek sayıldığnı, ama bunun içerisinde silahlı kuvvetlerin bulunmadığını belirtti. MİT, Özel Kuvvetler, MGK´nın olmadığını, sanki bunların devletin üzerinde bir kuruluş gibi olduğunu, fiiliyatta da öyle olduğunu savunan Elkatmış, kanunen buralardan bilgi alınmadığını ancak, muhtarların, derneklerin dahi tek tek sayıldığını ifade etti.

Komisyon çalışmaları sırasında bu kurumlara yazdıkları yazılara ya hiç cevap verilmediğini, ya alaycı cevaplar verildiğini ya da tehdit edildiklerini anlatan Elkatmış, Susurluk döneminde JİTEM´in olmadığının söylendiğini ancak bugün kabul edildiğini kaydetti. MİT´in kendi kanununda araştırma yapılmasına izin verilmediğini dile getiren Elkatmış, Meclis iç tüzüğünün de kendi çalışmalarını sınırladığını vurguladı.

KOMİSYON RAPORLARI KAALE ALINMIYOR

Devlet ve ticari sırların araştırılamadığını anlatan Elkatmış, devlet ve ticari sırların tanımının yapılmadığını, en alttaki memurun bile ´bu devlet sırrı´ deyip konuşmadığını belirtti. Bütün bunların düzenlenmesi yapılmadan Meclis´in böyle bir şeye girmesinin zaafiyet getireceğinin altını çizen Elkatmış, Meclis´in çalışma şeklinin de yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Her partiden komisyonlara milletvekili sayısı oranında değil de birer üye alınması gerektiğini dile getiren Elkatmış, çok kalabalık olunca işlerin yürümediğini, üyelerin seçimini de Meclis´in yapması gerektiğini kaydetti. Üyelerin sadece bu işle uğraşması, partiyle ilgilenmemesi gerektiğini anlatan Elkatmış, Ergenekon soruşturması başlamadan önce kendisinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatarak, Başvurumaya ilişkin bir işlem yapıldığına dair bana bilgi gelmedi. Fişlemeler konusunda sanırım Şener Eruygur hakkında suç duyurusunda bulundum. Başkanlık yetkimi kullanarak komisyonu olağanüstü topladım. Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarıyla ilgili soruşturmak için. Müzakere ettik. Üzülürek söyleyeyim CHP´li milletvekilleri şiddetle karşı çıktı. Hatta beni ´TSK düşmanlığı yapıyorsun´ diye itham ettiler. Bizim arkadaşlarımız da çok duyarlı davranmadılar. CHP karar yeter sayısı istedi. Biz karar yeter sayısını bulamadık. Ben buna çok üzüldüm sonra bir daha gündeme getirmedim. Komisyon tutanaklarında var. İlk defa araştıran, çalışan biziz. Batı Çalışma Grubu konusunda araştırma istedik, orada da pek bir şey çıkmadı. şeklinde konuştu.

ŞEMDİNLİ RAPORU MECLİSTE GÖRÜŞTÜRÜLMEDİ

Komisyonların pek verimli olmadığını savunan Elkatmış, bir takım bulguları ortaya getirdiğini ama getirilen raporların da kaale alınmadığını söyledi. Elkatmış, şu örnekleri verdi: Nitekim 19. dönemde Mal Varlığı Komisyonu sulandırıldı. Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu 4 yıl çalıştı ama Meclis´te görüşülemedi. Son 22. dönemde de Şemdinli Araştırma Komisyonu kuruldu. Raporu 7 Nisan 2006 yılında verildi. Seçimlerden 15-16 ay evvel olmasına rağmen rapor bastırılıp üyelere dağıtılmadı ve Mecliste görüştürülmedi. O zaman Meclis´te komisyonun kurulmasının bir mantığı yok. ( Zaman)

(16 Ağustos 2011, 12:58)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Meclis 1996´da Ergenekon´u öğrenmiş

Ayhan Çarkın´ın şok itirafları ve gözaltına alınışı manşetlerimiz

Kontrgerilla, Ergenekon mu?

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3300    yazdır/print


 

Şok fotoğraf: Çillioğlu infaz edildi

İntihar etti denilen ancak şüpheler üzerine dosyası tekrar açılan Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümünün ardından olay yerinde çekilen fotoğrafı ortaya çıktı. Gündemi sarsacak fotoğraf şüpheleri gideriyor ve Albay´ın intihar etmediğini, dövüldüğünü, kurşunla infaz edildikten sonra, cesedinin oda içinde sürüklendiğini gösteriyor. Kısa süre önce mezarının açılmasıyla yapılan otopside kaburga kemiğinde bir kırık ve sırtında da bir delik tespit edilmişti.

Şok fotoğraf: Çillioğlu infaz edildi

İntihar etti denilen ancak şüpheler üzerine dosyası tekrar açılan Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümünün ardından olay yerinde çekilen fotoğrafı ortaya çıktı. Gündemi sarsacak fotoğraf şüpheleri gideriyor ve Albay´ın intihar etmediğini, dövüldüğünü, kurşunla infaz edildikten sonra, cesedinin oda içinde sürüklendiğini gösteriyor. Kısa süre önce mezarının açılmasıyla yapılan otopside kaburga kemiğinde bir kırık ve sırtında da bir delik tespit edilmişti.

Uçak kazasında hayatını kaybeden Orgeneral Eşref Bitlis´in komutanlarından Albay Kazım Çillioğlu´nun şüpheli ölümüne ışık tutacak olay yeri fotoğrafı ortaya çıktı. Fotoğraf, intihar denilerek kapatılan dosyadaki resmi tutanakları yalanlıyor. Ailesinin duygusal durumunu düşünerek mozaiklediğimiz fotoğrafta, sırtüstü yatan Çillioğlu´nun, dudak çevresindeki şişlik ve kan izleri ölmeden önce darp edildiğini gösteriyor. Resmi tutanağa geçen ´masada sağ eliyle intihar etti´ tespitini çürütüyor. 17 yıl sonra gün yüzüne çıkan görüntüde, Çillioğlu´nun salona sürüklenerek getirildiğini gösteren halıdaki iz, etraftaki kan lekeleri, sağ eliyle intihar ettiği söylenmesine sol kolundaki kan izi, ayaklarının pozisyonu şehit edildiğini ortaya koyuyor. Çillioğlu´nun sağ eliyle başından intihar ettiği kayda geçti. Olay Yeri İnceleme Tutanağı´nda ise silahın albayın sol tarafında bulunduğu belirtildi. Çelişkiyi olay yeri fotoğrafı da doğruladı. Silahın albayın sol tarafında nizami bir şekilde durması dikkat çekti.

Orgeneral Eşref Bitlis´in ekibinde yer alan eski Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu´nun ölümü üzerindeki sır perdesini olaydan 17 yıl sonra aralayacak önemli bir belge daha ortaya çıktı. Ailesinin başvurusu üzerine klasik otopsi için 9 Haziran´da geçtiğimiz günlerde kabri açılan ve ilk incelemede iki kaburgasında kırık, kürek kemiğinde de delik tespit edilen Çillioğlu´na ait olay yeri fotoğrafını Yeni Şafak ele geçirdi. Olay yeri fotoğrafı, klasik otopsisi dahi yapılmadan dosyası oldu-bitti raporlarıyla ´intihar etti´ denerek kapatılan Albay Çillioğlu´nun, ölümünden hemen önce darp edilerek lojmanının içinde sürüklendiğini ortaya koydu.

SIR ÖLÜM FOTOĞRAFTA

Eski Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu, 3 Şubat 1994 tarihinde lojmanında ölü bulundu. Klasik otopsisi yapılmayan Albay Çillioğlu´nun ölümüyle ilgili 3 Şubat 1994´te Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı, 4 Şubat 1994´te ´Olay Yeri Tespit Tutanağı´nın yanı sıra Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından 22 Şubat 1994´te ´Kovuşturmaya Gerek Yoktur´ belgeleri hazırlandı. Çelişki ve eksikliklerle dolu olduğu Düzce Adli Tıp Kurumu tarafından tespit edilen bu belgeler, Çillioğlu´nun ölümünü ´intihar´ olarak kayda geçti. TSK bünyesinde derin infazların yaşandığı 1991-1994 yılları arasında hayatını kaybeden Çillioğlu´nun ´şehadet izi´ olay yeri fotoğrafına yansıdı.

SALONA SÜRÜKLENEREK GETİRİLMİŞ

Yeni Şafak´ın ele geçirdiği olay yeri fotoğrafı, Albay Çillioğlu´nun şehit edilmeden önce darp edildiği iddiasını kanıtlayan izler taşıyor. Fotoğrafta, fayans döşeli koridordan girilen salon zemininin açık renk bir halıyla kaplı olduğu görülüyor. Salonun ortasında kırmızı örtülü bir masa, duvar köşesinde bir buzdolabı, duvar kenarında ise kahverengi renkli bir dolap bulunuyor. Koridor kapısından itibaren serili olan halıda ise Çillioğlu´nun salonun ortasındaki masa ve duvar kenarındaki dolabın ortasına kadar sürüklendiğini gösteren iz, belirgin olarak görülüyor.

YÜZÜNDE DARP İZİ VAR

Ailesinin hassasiyetlerini göz önüne alarak görüntüsünü tamamen kararttığımız Albay Çillioğlu´nun yüzündeki darp izi, olay yeri fotoğrafında çıplak gözle görülebiliyor. Sol ayağının sağ ayak altında kalmasından hareketle yüzüstü yatan birinin kendi iradesi dışında çevrildiği gibi sırt üstü yatan Çillioğlu´nun dudak çevresinde şişlikler bulunuyor. Askeri kamuflajıyla yerde yatan Çillioğlu´nun yüzündeki şişliğin bulunduğu bölgedeki kan izlerinin de belli belirsiz silindiği görülüyor.

SOL KOLA BULAŞAN KANIN ANLAMI NE?

Olay yeri fotoğrafında Çillioğlu´nun ölümüyle ilgili soru işaretlerini artıran unsurlardan biri de kan izlerinin konumu. Kan izleri daha çok Çillioğlu´nun kafasının bulunduğu halı üzerinde yoğunlaşıyor. Duvar köşesindeki buzdolabı üzerine sıçramış kan damlaları da fotoğrafta göze çarpıyor. Sağ elinde kan damlaları görülen Çillioğlu´nun sol koluna bulaşmış kan izleri dikkat çekiyor. Kamuflajın sol koluna bulaşmış bu kan izleri, sağ eliyle kendisini öldürdüğü iddia edilen Çillioğlu´nun lojman içinde bir yerden başka bir yere taşındığı şüphesini güçlendiriyor. Bu şüphe, Düzce Adli Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan 3 Ocak 2011 tarihli Adli Muaye Raporu´nda da dile getirilmişti. Raporda, Ölenin elbiseleri üzerinde standart adli tıbbi uygulamaya uygun etkili bir araştırma yapılmamış olduğu görülmektedir. Elbiselerdeki kan lekeleri tanımlanmamış, ölenin vücudundakiler ile karşılaştırılmamıştır denilmişti.

SİLAH ´NİZAMİ´ OLARAK SOLDA

Olay günü tugay revirinde yapılan dış otopsi sonrası hazırlanan raporda, Çillioğlu´nun ölümüne sebep olan kurşunun sağ kulağın üst tarafından girip sol arka tarafından çıktığı bilgisi yer aldı. Olay Yeri İnceleme Tutanağı´nda ise ölüme sebep olan silahın Çillioğlu´nun sol tarafında bulunduğu bilgisi kayda geçti. Kafasına sağ taraftan ateş eden birinin elindeki silahın ölüm sonrası sol tarafında bulunması, Albay Çillioğlu´nun cinayete kurban gittiği şüphesini güçlendiren durumlardan biriydi. Olay yeri fotoğrafı da bu gerçeği gözler önüne serdi. Silah, kafasının sağ tarafından vurulan Çillioğlu ile dolap arasında kurulu şekilde görülüyor.

SİLAH İNCELENMEDİ

Düzce Adli Tıp Adli Muayene Raporu´nda, ölüme sebep olduğu iddia edilen bu silahla ilgili skandal ifadeler içeren bir değerlendirme de yapıldı. Raporda, İntihar iddiasını kanıtlayacak şekilde ceset el ve el sırtlarından alınması gereken atış artıklarına ait örneklerin alınarak analiz edildiğine dair kayıt bulunamamaktadır denildi. Raporda ayrıca, Ölü Muayene Tutanağı´nda ceset, silah ve boş kovan pozisyonlarına ait tanımlamaların yeterli düzeyde kanıya ulaşmayı sağlayacak ölçüde net yapılmadığı kaydedildi.

Kaburgalar kırık kürek kemiği delik

Albay Çillioğlu´nun oğlu, Gökhan Çillioğlu, 2010 yılı sonunda babasının ölümüyle ilgili savcılığa başvurdu. Ailenin başvurusu üzerine Erzurum´a gönderilen dosyayı inceleyen savcılık, görevsizlik kararı vererek dosyayı Malatya´ya gönderdi. Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, olayın yaşandığı tarihte Tunceli´de görev yapan görevlilerin ifadelerine başvurulurken kesin ölüm nedeninin belirlenebilmesi için Albay Çillioğlu´nun Düzce´de bulunan mezarının açılmasına karar vermişti. Albay Çillioğlu´nun kabri 17 yıl önce yapılmayan klasik otopsi için 9 Haziran 2011´de açıldı. Görevliler, ilk incelemede, Çillioğlu´nun iki kaburgasında kırık, kürek kemiğinde ise delik tespit etti.

İntihar etti denemez

Son olarak 5 Mayıs 2011 tarihli sayısında Düzce Adli Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan ve Çillioğlu için ´intihar etti´ denemeyeceği tespitini içeren ´Adli Muayene Raporu´nu yayımlamıştı. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 3 Şubat 1994 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı ile 4 Şubat 1994 tarihli Olay Yeri Tespit Tutanağı´nın yanı sıra Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından kaleme alınan 22 Şubat 1994 tarihli Kovuşturmaya Gerek Yoktur belgelerini inceleyen Adli Tıp, hazırladığı ´Adli Muayene Raporu´nda skandal boyutlardaki çelişki ve eksikliklere dikkat çekerek Çillioğlu için ´intihar etti´ denemeyeceği tespitini yaptı.

Bitlis Paşa´nın ekibindendi

Dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis´in uçağı 17 Şubat 1993´te Diyarbakır´a giderken düştü. Kazım Çillioğlu, normalde Eşref Paşa ile aynı uçakta Diyarbakır´a gidecekti. 15 Şubat´ta Diyarbakır´da olması gerektiğini söyleyip uçakla değil kendi imkânlarıyla gitmişti. Çillioğlu, programını değiştirip iki gün önce Diyarbakır´a gitmeseydi o uçakta olacaktı. 93´te Çillioğlu bir başka kazadan daha şans eseri kurtulmuştu. Helikopterle bir göreve gidecek olan Çillioğlu, son anda vazgeçip yerine yardımcısını gönderdi. Helikopter düştü ve yardımcısı şehit oldu. Kısa bir süre sonra tayini 1993 yılı Nisan ayında Tunceli´ye çıktı. 3 Şubat 1994´te de ölüm haberi geldi. ( Yenişafak)

ALBAY ÇİLLİOĞLU´NU YEŞİL SORGULADI VE ÖLDÜRDÜ İDDİASI

Aksiyon Dergisi bu haftaki sayısında Albayın nasıl ve kimler tarafından öldürüldüğünü anlatan bir haber yayınladı. Albay Kazım Çillioğlu´nun mezarının açılmasından sonraki incelemeler, olayın intihar olmadığını gösterdi. İddiaya göre Çillioğlu, Yeşil ve ekibi tarafından sorgulanırken öldürüldü, ardından intihar süsü verildi. İşin ucu Hanefi Avcı ve Veli Küçük´e kadar uzanıyor.

3 Şubat 1994... Albay, her zaman olduğu gibi ikindi namazını kıldıktan sonra ellerini açıp uzun uzun dua etti. Yükselip alçalan sesi, kapıdaki görevli subay tarafından duyuluyordu neredeyse. Son zamanlarda canına kastedileceğine dair şüpheleri iyice artmıştı. Zaten Tunceli´ye geldiğinden beri birileri ölümü için her türlü yolu deniyordu. Son anda şüphelenip binmediği helikopter düşmüş ve üç subay şehit olmuştu. Son bir yıl onun için bayağı sıkıntılı geçmişti zaten. Namazdan sonra makamından çıktı. Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu saatler sonra birilerinin aklına gelir ve aranmaya başlanır. Başvurulan ilk adres, nedense kaldığı lojman olur. Tam teşekküllü, yüzeysel otopsi raporu hazırlayacak ekip de gelenlerle birlikte kırılan kapıdan içeri girer ve salonda Çillioğulu´nun cansız bedeniyle karşılaşılır. O gün makamında ölü bulunduğu açıklanan Çillioğlu´nun, ölüm raporunda ise evinde intihar ettiği belirtilir. Ölümünden sonra sadece dış otopsi yapılarak ´intihar etti´ raporu verilir ve dosyası kapatılır. 8. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı da kovuşturmaya gerek olmadığı yönünde karar verir. Albayın yanında Bu, Türklüğün var olma mücadelesidir. Bir an önce geniş kapsamlı düşünmeliyiz. yazılı bir de not bulunur. Sağ elini kullanan albay, kendine garip bir şekilde sol tarafından ateş etmişti. Başka bir gariplik de namazlarını kaçırmayan Albayın evine botlarıyla girmesidir. Üniforması ve botu ayağında salonun ortasında ölü bulunmuştu Albay Kazım Ç illioğlu.

9 Haziran 2011... Oğlunun resmî başvurusu ve Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı´nın kararıyla, Çillioğlu´nun Düzce´de bulunan mezarı açıldı. Yapılan ilk otopsi incelemesinde albayın kaburgasının iki yerden kırıldığı ve kürek kemiğinde bir kurşun yarası tespit edildi. Bu durum intihar iddiasını çürüten önemli delil oldu. Savcılık, şimdi dönemin tanıklarını ve vakanın oluşumunu inceliyor. İlk kanaat, albayın ölümünün intihar olmadığı yönünde.

Peki, Albay Kazım Çillioğlu, son görev yeri olan Tunceli´de nasıl ve kimler tarafından öldürüldü? Aslında oğlu Gökhan Çillioğlu´nun da zaman zaman gündeme getirdiği ´Babamı Yeşil öldürdü´ tezi giderek güçleniyor. Bu durumda Yeşil, elini kolunu sallayarak alay komutanını kendi lojmanında nasıl öldürebilir? Ve ayrıca neden öldürsün? Cevaplar için 1993´e gitmekte fayda var. Çünkü albayın ölümünün altında yatan süreç, o yılın ikinci ayında başlıyor.

Takvim yaprakları, 17 Şubat 1993´ü gösteriyor. Ankara´da zemheri soğuğu var. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis´i Diyarbakır´a götürmek üzere Güvercinlik Askerî Havaalanı´ndan kalkan 10011 numaralı BEECHCRAFT SUPER KING AIR B 200 Vip uçak, kalkışından 7 dakika sonra, saat 12.27´de Yenimahalle Posta İşletmeleri Merkezi bahçesine düşüyor! Olayı telsizden duyan JİTEM Gruplar Komutan Vekili Kıdemli Binbaşı Ahmet Cem Ersever, hemen arabaya atlar, hızla olay yerine intikal eder. Posta İşletmeleri Merkezi bahçesine sanki bomba düşmüş gibidir!

Üstünü beyaz bir kar örtüsü kaplamış olan bahçenin yaklaşık 500 metrekarelik kısmı kapkaraydı. Bekçi kulübesi köz hâlindeydi... Etraf, dumanı tüten metal yığınlarıyla doluydu... Uçak enkazının bulunduğu alan gelişigüzel koruma altına alınmıştı. Bir iki astsubay ellerindeki eski tip fotoğraf makineleriyle bütün bu manzarayı görüntülemeye çalışıyordu. Özellikle etrafa saçılmış enkaz parçalarının tek tek fotoğraflarını çekiyorlardı. Gazeteci ordusu da olanları ve yaşananları görüntülemeye çalışıyordu. Bütün objektifler, karaltıların içine yönelmiş, ne aradıklarını bilmez bir şekilde dolaşıyordu. Ve başta Orgeneral Eşref Bitlis olmak üzere uçakta bulunan herkes şehit olmuştu. JİTEM Gruplar Komutan Vekili Kıdemli Binbaşı Ahmet Cem Ersever´in gördüğü ilk manzara buydu! (En önemli delil niteliğindeki uçak enkazının 500 lira karşılığında hurdacıya satıldığını da yeni soruşturma ortaya çıkardı.) Ersever, kalabalıkta ilk bakışta Başbakan Süleyman Demirel´i, eski Başbakan Mesut Yılmaz´ı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş´i fark etti. Ve askerî savcılar Hasan Tüysüzoğlu ile Serdar Karapınar´ı... Bu kadar karışıklık ve kalabalıkta delillerin kaybolmadan toplanması imkânsızdı... Herkes her yerde rastgele dolaşıyordu. Bu durumda uçağın hangi sebeple düştüğü tespit edilemeyebilirdi. Bunu fark edince içi cız etti! Demek komutanının ölüm sebebi dahi belirlenemeyecekti! Ersever, Eyvah, komutanım! dedi, Eyvah! Uçağın düşme sebebi bile tespit edilemeyecek! Babası gibi sevdiği, hatta belki de babasından çok sevdiği komutanının öldüğünü, işte ilk olarak o an idrak etti! Olay yerinden uzaklaşmak isterken olayı çözmek için yemin etti: Komutanım, uçağın düşmesinin ve ölümünün sebebini hayatım pahasına bulacağım ve dünyaya açıklayacağım!

1994´te intihar ettiği söylenen Albay Kazım Çillioğlu´nun ölüm yolculuğu, Eşref Paşa´nın uçağının 17 Şubat 1993´te Ankara´da düşmesinden sonra başladı. Bunun ilk fişeğini Cem Ersever çaktı. Ve Türkiye değerli bir albayını faili malum ama üstü örtülen bir meçhul intihara kurban verdi. Ahmet Cem Ersever, ettiği yeminden sonra kendini Eşref Paşa´nın uçak kazasının sebebini bulmaya adadı. Artık bütün mesaisi buydu. Zaten 17 Mart 1993´te JİTEM´deki görevinden istifa eden Ersever, yanına aldığı ve daha önce bir kısmını itirafçı olarak çalıştırdığı kişilerden oluşan 30 kişilik bir ekip kurdu. Bu ekibin amacı, Bitlis suikastını çözmek ve PKK´ya karşı mücadele etmekti. Hatta Ersever, İstanbul´da bir de şirket kurarak itirafçı Mustafa Deniz ile ortak işletmeye başlattı. Bu sırada Çillioğlu´nun uçağa binmemesi, Jandarma´da bir grup tarafından hep bir şüpheyle karşılandı. Bu şüpheyi duyanlardan biri de Ersever´di. Oysa olayın aslı çok basitti, uçağın kalkışı hava şartları nedeniyle tam olarak belli olmadığından (yarım saatte bir erteleniyordu), Çillioğlu uçağın kalkacağını son anda, yani kalkıştan 10 dakika önce öğrenmiş ancak uçağa yetişememişti. Fakat uçağın sürekli bilinçli şekilde bekletildiği iddiası bazı tanıklar tarafından artık dile getiriliyor. Olayın aslı bu olmasına rağmen Albay Çillioğlu, adı listede olduğu (adı bir gün önceden çıkarılmamış, aksine Paşa ile birlikte Diyarbakır´a gidecekti) ancak uçağı kaçırdığı için bir numaralı şüpheli olarak görüldü. Bu nedenle olayları birinci ağızdan dinleyen ve takibe alan bir tanığın anlattıklarına göre Ersever, sivil olmasına rağmen Çillioğlu´nu gayriresmî sorguya çekti. Bu sorguda ikna olan Ersever, Çilioğlu´na zarar vermeden onu bıraktı. Ancak Eşref Bitlis Paşa´nın kazasının izini hep sürdü. Bunun için çalışmalarını derinleştiren Ersever´in önemli bilgi ve belgelere ulaştığı bilgisi, JİTEM ve özellikle itirafçıların kulağına kadar gitti. Hatta 24 Ekim 1993´te Ankara´ya giden Ersever, burada Şam´daki Kemancı isimli kitabının hazırlık çalışması için yayıncısı ile görüşür.

Kitap, iki bölümden oluşmaktaydı. Birinci bölümde, PKK ve ona karşı yapılacaklar; diğerinde ise Eşref Bitlis suikastı vardı. Hatta bu konuda önemli belgeler de toplamıştı Ersever. Yayıncısına, Dur, bekle. Olayın arkasında öyle bir isim var ki söylesem bana deli dersin. Ama bekle, sana belgesini getireceğim. Kitabı öyle basalım. dedi. Bu, Ersever´in son görüşmesi oldu. Ortadan kaybolan Ersever, 4 Kasım 1993´te Ankara Elmadağ´da ölü bulundu. Ancak öldürülmeden önce, Ersever´in Bitlis suikastını aydınlatacağından korkan bir ekip onu uzun bir sorguya alır, evrakların kimde olduğunu işkence yaparak söyletir. Ersever, belgelerin İstanbul´da Neval Boz´da olduğunu söylemek zorunda kalır. Aynı ekip Boz´u ve bulabildikleri bazı evrakları Ankara´ya getirir. Aynı şekilde Neval Boz da infaz edilir. İddiaya göre, Ersever´i infaz edenlerle Bitlis Paşa´nın uçağını düşürenler aynı ekipti. Bu ekibin, yerli ve yabancı olmak üzere ikili ortak şeklinde çalıştıkları belirtiliyor. İşin ucu Ergenekon´a kadar uzanıyor. Ersever´i sona sürükleyen önemli kişilerden biri, ortağı itirafçı Mustafa Deniz oldu. Deniz, Ersever´in bütün çalışmaları hakkında hem MOSSAD´a hem Amerikalılara hem de Ergenekon yapılanmasına bilgi veriyordu. Öldüğü söylenen Mustafa Deniz´in İhsan Hakan adını kullandığı ve hayatta olduğu artık resmen biliniyor. Hâlen JİTEM´den maaş aldığı belgeleri yayımlandı. Ersever´i ihbar eden Mustafa Deniz, daha sonra eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı´nın itirafçı ekibinde yer alıyor. Aslında onlar birbirlerini Diyarbakır´da tanıyor. Deniz´den sonra Cem Ersever´in aleyhinde çalışanlarından biri de eski Habur Gümrük Müdürü Ali Balkan Metel´in şoförü JİTEM elemanı Kemal Uzuner´di. Bu kişi, Ersever´in elinde bazı belgeler olduğunu söyleyip onu JİTEM´e gammazladı. Bu şahsın da yolu Hanefi Avcı ile kesişiyor. Ergenekon tutuklusu Veli Küçük´ün Batı Trakya Dergisi´nden ortağı olan Uzuner, Ersever ile son görüşenlerden biri. Bitlis Paşa ile ilgili belgelerin Veli Küçük´ün evinde ortaya çıktığı söylense de bu gerçekleri yansıtmıyor. Yani suikasta dair belgelerin Ergenekon operasyonunda ele geçirilen belgeler olmadığını; ancak önemli evraklar olduğunu söylemek mümkün. Fakat hem Mustafa Deniz hem de Kemal Uzuner´in Hanefi Avcı ile irtibatları, Ersever´e ait belgelerin Avcı´da olma ihtimalini güçlendiriyor. Aynı şekilde Çillioğlu cinayetinde kullanılan silahın da Uzuner tarafından Ergenekon ekibine verildiği belirtiliyor. Olaydan sonra kovanların balistik incelemesi yapılmamıştı.

Cem Ersever´den istenilen belgeler alınamayınca Albay Çillioğlu´nun Eşref Bitlis suikastına dair çok şey bildiği ve kilit adam olduğu ortaya atıldı. Bundan korkan ekip, Çillioğlu´nu sorgulamak istedi. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım görevlendirildi. Tunceli´yi çok iyi bilen, hatta Tunceli halkının ´Sakallı´ lakabını taktığı Yıldırım, kendisi için bütün kapılar ardına kadar tuhaf bir şekilde açılınca, Albay Kazım Çillioğlu´nu Ersever´den sonra sorguya aldı. Albayı lojmanına getirip sorgulayan ekipte Mahmut Yıldırım, Mustafa Deniz, Kemal Uzuner ve üç kişi daha vardı. Bu ekip alay komutanını alıp sorgularken hiç kimsenin görmemiş olması hâlâ önemli bir çelişki. Yeşil ve ekibinin Çillioğlu´nu sorgularken kendi bildik yöntemlerine başvurduğu belirtiliyor. İddiaya göre Yeşil, Çillioğlu´nu bildiklerini anlatması için zorladı, işkence yaptı. Çillioğlu, önce havluya sarılmış sopalarla ve tekmelerle darp edildi. Ardından öldüğünden şüphelenen infaz ekibi bilgi ve belgeleri aldıktan sonra intihar süsü vermek için tabancasını kafasına sıktırdı. Böylece dışarıdan bakıldığında üzerinde üniforması olan albaya, bunalıma girmiş ve intihar etmiş görüntüsü verildi. Otopsi raporları hazırlandı, kayıtlara intihar olarak geçirildi. Albayın yazdığı notun da olayı bilenlere yönelik bir tehdit mesajı olduğu ve Çilllioğlu´na zorla yazdırıldığı belirtiliyor. Çünkü Bu, Türklüğün var olma mücadelesidir. Bir an önce geniş kapsamlı düşünmeliyiz. şeklindeki not, albayın hayat felsefesine dair hiçbir anlam içermiyor.

Yeşil´in bazı delilleri aldığı ve kararttığı gibi bazı belgelerin de Mustafa Deniz ve Kemal Uzuner´in eline geçtiği, bunların da durumu Avcı´ya bildirdikleri belirtiliyor. Emniyetçi Hanifi Avcı´nın 4 Şubat 1997´de Meclis Susurluk Komisyonu´na verdiği ifadeye göre, Ersever JİTEM´in Güneydoğu sorumlusu olduğu için elinde çok önemli belge ve bilgiler vardı. Bu belgeleri eski Habur Gümrük Müdürü Ali Balkan Metel´in şoförü olan JİTEM elemanı Kemal Uzuner´in evinde saklıyordu. Uzuner de ifadesinde bu bilgiyi doğruluyor ve belgelerin evde kapalı bir valiz içinde yer aldığını anlatıyordu. Yine Hanifi Avcı´nın ifadesine göre Ersever, sevgilisi ve itirafçı arkadaşı Mustafa Deniz ile birlikte en son bu evden jandarmalar tarafından alınmıştı. Söz konusu valiz de yanlarında gitmişti. Oysa bu beyanatlar olayın üstünü örtmekten başka anlam taşımıyor. Belgeler alınmış olsaydı Çillioğlu´nun öldürülmesine gerek kalmayacaktı. Nitekim bu ekip, Çillioğlu´nu sorgulayıp elinde belge olup olmadığını ve neler bildiğini anlatmasını istemişti. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın ön plana çıkarılmasıyla olayın zaten bir türlü izine rastlanmayan bu şahsın üzerine yıkılıp davanın kapanacağını düşünmek yanlış olur. Çünkü Yıldırım yaşıyor ve Ergenekon tutuklusu Levent Ersöz samimi şekilde irtibatlıydı. Yeşil´in, Ersöz´ün Bursa´da görev yaptığı sırada bu kente adamlarıyla gelerek İbrahim Sönmez´e (bilinen Sönmez ailesi ile bir bağı yok, soyadı benzerliği) ait tekstil fabrikasına el koyduğu biliniyor. Yıllar önce öldüğü söylenen Mahmut Yıldırım´ın aramızda dolaştığı bir gerçek.

Albay Kazım Çillioğlu cinayeti ile ilgili Mahmut Yıldırım başta olmak üzere Mustafa Deniz, Kemal Uzuner ve Cem Ersever´in yardımcısı olan Binbaşı Aytekin Özen´in (JİTEM Diyarbakır Grup Komutan Yardımcılığı yaptı) görüşleri ehemmiyet kazandığı gibi, Veli Küçük ve Yeşil ile irtibatlı olan Levent Ersöz ve Hanefi Avcı gibi kişilerin görüşlerine de başvurulması, Çillioğlu dosyasının açıklığa kavuşturmasına önemli katkı sağlayacak nitelikte. Tabii o tarihte Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı´nda görev yapan subay ve diğer personelin de bir bir sorgudan geçirilmesi ve ifadelerine başvurulması şart. Çünkü Yeşil´den Veli Küçük´e, oradan Mustafa Deniz ve Hanefi Avcı´ya kadar uzanan bu infaz olayı, Ergenekon davası ve özellikle faili meçhul cinayetlerin çözümü adına önemli ipuçlarını içeriyor. Çünkü iddiaya göre, Kürt meselesi ile ilgili olan ve Eşref Paşa ile aynı çizgide olan Kazım Çillioğlu´nun, bölgedeki binlerce faili meçhul olayın listesini tuttuğu ve olayları aydınlatmak için önemli delillere ulaştığı, aktarılan bilgiler arasında. ( Haşim Söylemez / Aksiyon)

(27 Haziran 2011, 10:35)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ALBAY KAZIM ÇİLLİOĞLU´NUN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Flaş!!! Çillioğlu dosyası tekrar açıldı

Adli Tıp: Çillioğlu intihar etmiş olamaz

Albay dövülmüş, iki kurşunla öldürülmüş

Çillioğlu´nun ölüm sırrı bu mu?

Çillioğlu´nun ölüm sırrı bu mu?

JİTEM´in Derin Paşası: Mehmet Çörten

İzmir Jandarma´da gece yarısı belge imhası

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Eşref Bitlis suikasti manşetlerimiz

Cem Ersever suikasti manşetlerimiz

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3465    yazdır/print


 

Susurluk raporunun 12 sayfası niçin gizli?

Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın kısa süre önce yaptığı şok itiraflar bir çok dosyanın açılmasına neden oldu. Bu itiraflar Susurluk skandalıyla ilgili Başbakanlık tarafından hazırlanan Susurluk raporunu gündeme getirdi. O raporda kamuoyuna açıklanmayan 12 sayfa yer alıyordu. Bugün yazarı Gülay Göktürk, ´Eğer derin devletin köklerine ulaşmak, bu ülkeyi bir daha kararmamak üzere aydınlatmak istiyorsak o 12 sayfanın peşini bırakmamalıyız´ diyerek köşe yazısında bu 12 sayfaya dikkat çekiyor.

Susurluk raporunun 12 sayfası niçin gizli?

Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın kısa süre önce yaptığı şok itiraflar bir çok dosyanın açılmasına neden oldu. Bu itiraflar Susurluk skandalıyla ilgili Başbakanlık tarafından hazırlanan Susurluk raporunu gündeme getirdi. O raporda kamuoyuna açıklanmayan 12 sayfa yer alıyordu. Bugün yazarı Gülay Göktürk, ´Eğer derin devletin köklerine ulaşmak, bu ülkeyi bir daha kararmamak üzere aydınlatmak istiyorsak o 12 sayfanın peşini bırakmamalıyız´ diyerek köşe yazısında bu 12 sayfaya dikkat çekiyor.

Gülay Göktürk (Bugün): Seçim telaşı-seçim sonrası değerlendirmeleri derken gümbürtüye gitmesini istemediğim bir konu var. Hatırlarsınız seçimden bir iki gün önce Kutlu Savaş, Ayhan Çarkın´ın itirafları sonrası başlatılan soruşturma kapsamında savcıya bilgi vermişti. Kutlu Savaş Susurluk kazası sonrası ünlü raporu hazırlayan Başbakanlık Teftiş Kurulu eski Başkanı... Susurluk günlerini yaşayan herkes Savaş´ın adını da hatırlayacaktır. Başbakan Mesut Yılmaz tarafından görevlendirilen süper müfettişin hazırladığı rapor o zamanlar büyük ses getirmişti. Rapor Binbaşı Cem Ersever, Behçet Cantürk ve Ömer Lütfü Topal cinayetleri başta olmak birçok faili meçhul cinayet hakkında önemli bilgiler içeriyordu. Raporda ayrıca Yeşilin ve Abdullah Çatlı´nın faaliyetlerine; MİT, emniyet ve jandarmanın Susurluk sürecindeki rollerine ilişkin bilgi ve değerlendirmeler yer alıyordu.

Ne var ki, benim için Kutlu Savaş raporunu asıl unutulmaz kılan şey, bu bilgiler değil, raporun devletin cinayet işlemesi konusuna bakışıydı. Devletin itlaf yetkisinden bahsediyordu rapor! Sokak köpeklerinin itlafını ağza almanın bile ayıp sayıldığı bir çağda, devletin insanları sokak ortasında sahipsiz köpek gibi öldürme hakkından söz ediyordu! Yargısız infazların devlet terminolojisindeki adının itlaf olduğunu biz bu rapordan öğrendik...

Şu satırlar rapordan: Devlet içinde bir infaz grubu kurulmuştur. Ancak devlette böyle bir yetkiyi kim kullanacaktır? Şu husus bilinmelidir; Olağanüstü Hal Bölgesi´nde adam öldürme konusunda karar mercii başçavuşlara, komiser yardımcılarına ve daha önemlisi bu yetki dünkü terörist yarınki potansiyel suçlu olan itirafçılara kadar inmiştir.

Evet, devlet cinayetlerine eleştirisi buydu raporun. Devlette adam öldürme yetkisinin başçavuşlara kadar inmesini devlet ciddiyetiyle bağdaştıramıyordu. Devletin adam öldürme yetkisinin kimde olduğunun, bir nizam ve intizama bağlanmasını istiyordu. ...Yeşil´in Cem Ersever´i sorgulayıp öldürdüğünü etrafa söylemesi, Tarık Ümit gibi karanlık bir kaçakçının ´falancayı aldık, sorgulayıp öldürdük´ gibi bayağı ve kendilerini adam yerine koymalarını sağlayıcı çirkinlikler... kısacası, Böyle bir alaturkalık, basitlik, geri kalmış ülkelere özgü ciddiyetten uzak operasyonlara izin veren bir yapı, ülkemizin hak etmediği bir durum.

Resmi görevli olmayan şahısların devletin cinayetlerinden kendilerine övünç payı çıkarmasını bir türlü hazmedemeyen ve yargısız infazın alafrangasını seven Kutlu Savaş´ın Susurluk´tan ne anladığını şu satırlar en veciz bir biçimde ortaya koyuyor: (Yeşil kastedilerek) Bunca bilgiye rağmen itlaf edilmesi gereken bir kişinin VIP salonundan devlet görevine gönderilmesi anlayışı da Susurluk´tur.

Demek ki neymiş Susurluk? Devletin itlaf etmesi gereken bir kişiyi, başkalarını itlafa yollamasıymış...

Şimdi bütün bunları tekrar hatırlatmamın sebebine gelince... Bu raporun 12 sayfalık bir bölümü var. Devlet sırrı olarak tutuluyor. Kutlu Savaş savcıya ifade verirken, bu 12 sayfalık bölümü de sözlü olarak anlatmış. Ama bizden hâlâ gizleniyor. Acaba o 12 sayfalık bölümde ne var? Raporun genel muhtevasını ve mantığını düşündüğünüzde, bu 12 sayfada devletin henüz deşifre olmamış cinayetlerinin yer aldığını tahmin etmek zor değil. Bir başka deyişle devlet, halkın Susurluk gibi kazalar sayesinde bir ucunu gördüğü cinayetleri mecburen araştırmak ve bulguları açıklamak zorunda kalıyor ama henüz ucu ortaya çıkmamış pislikler -cinayetler, cinayet teşebbüsleri, rutin dışı bütün operasyonlar- devlet sırrı olarak kabul edilip gizleniyor. Ve bizim de bu devlet sırrı gerekçesine saygı gösterip Gizlediğiniz 12 sayfada ne var diye sormamamız bekleniyor. Oysa biz sormalıyız. Eğer derin devletin köklerine ulaşmak, bu ülkeyi bir daha kararmamak üzere aydınlatmak istiyorsak o 12 sayfanın peşini bırakmamalıyız. ( Gülay Göktürk / Bugün)

(17 Haziran 2011, 19:41)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

SUSURLUK OLAYIYLA İLGİLİ HAZIRLANAN RAPORLAR

JİTEM´ci Babat´ın itirafları mahkemede

Çarkın´ın itirafları: Kutlu Savaş ifade verdi

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Ayhan Çarkın´ın şok itirafları ve gözaltına alınışı manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5308    yazdır/print


 

Çarkın´ın itirafları: Kutlu Savaş ifade verdi

Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın devlet emriyle işledikleri cinayetlerle ilgili itirafları üzerine başlatılan soruşturmada, MİT Raporu ve Susurluk olayını inceleyen Başbakanlık Teftiş Kurulu eski Başkanı Kutlu Savaş, savcılara ifade verdi.

Çarkın´ın itirafları: Kutlu Savaş ifade verdi

Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın devlet emriyle işledikleri cinayetlerle ilgili itirafları üzerine başlatılan soruşturmada, MİT Raporu ve Susurluk olayını inceleyen Başbakanlık Teftiş Kurulu eski Başkanı Kutlu Savaş, savcılara ifade verdi.

Hazırladığı Susurluk Raporu ile tanınan Başbakanlık Teftiş Kurulu eski Başkanı Kutlu Savaş´ın eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın´ın itirafları doğrultusunda yeniden açılan faili meçhuller dosyası kapsamında ifade verdiği öğrenildi. Yeni Şafak´ın ulaştığı Savaş, önceki gün Ankara Adliyesi´nde soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel´e ´tanık´ olarak ifade verdiğini doğruladı, ancak başka bir açıklama yapmayacağını söyledi.

Özel Harekat polisi Ayhan Çarkın´ın itirafları ve Ankara´da işlenen 4 faili meçhul cinayetle ilgili başlatılan soruşturma kapsamında Başbakanlık Teftiş Kurulu eski Başkanı Kutlu Savaş´ın da savcılara ifade verdiği öğrenildi. Dün öğleden sonra Ankara Adliyesine gelen Savaş, Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel´e faili meçhuller ve Susurluk kazası sonrası hazırladığı rapor ve edindiği bilgiler konusunda bilgi verdi. 1987 yılında ortaya çıkan MİT raporuyla ilgili olarak da Turgut Özal´ın talimatıyla, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı olarak inceleme yapan Savaş´ın, Susurluk döneminde öldürülen eski DEP İl Başkanı avukat Faik Candan, avukat Yusuf Ekinci, Nüfus Müdürü Mecit Baskın ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan konusundaki bilgileri aktardığı öğrenildi. Savaş´ın aynı gün savcılara bilgi veren eski bakan Fikri Sağlar ile de adliyede görüştüğü öğrenildi.

ÇARKIN´IN ANLATTIKLARI SORULDU

Alınan bilgiye göre, Ankara´da bürosunda TEM Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındıktan sonra da Gölbaşı İlçesi´nde cesedi bulunan Avukat Yusuf Ekinci hakkında Kutlu Savaş´ın bilgisine başvuruldu. Savaş´a, Susurluk Raporu´nda yer verdiği faili meçhul cinayetler ile ilgili sorular yönelten Savcı Yüksel´in, eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın´ın tutuklanması ile sonuçlanan itiraflarıyla ilgili olarak da Savaş´ın bilgisine başvurduğu öğrenildi. Savaş´ın da Savcı Hakan Yüksel´e Susurluk davasına da karışan ve cinayetleri işleyen ekip ile ilgili bilgi verdiği ifade edildi.

YEŞİL VE ÇATLI HAKKINDA BİLGİ VERDİ

Susurluk Raporu´nu hazırlayan Savaş´ın savcıya bazı emniyet ve MİT mensuplarının yanısıra Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım ve Abdullah Çatlı´nın ismini verdiği ileri sürüldü. Savaş´ın, ayrıca hazırladığı raporda ´devlet sırrı´ gerekçesiyle gizli tutulan 12 sayfalık bölümü de sözlü olarak savcıya aktardığı öğrenildi. Savaş´ın, aynı gün ´tanık´ sıfatıyla ifadeye gelen eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar ile adliyede bir araya geldiği bildirildi.

SUSURLUK SİLAHLARI

Kutlu Savaş 3 Kasım 1996´da meydana gelen Susurluk kazasının ardından kurulan hükümetin Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından görevlendirilmiş ve kapsamlı bir rapor hazırlamıştı. Raporunda Binbaşı Cem Ersever, Behçet Cantürk ve Ömer Lütfü Topal cinayetlerine değinen Savaş, ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım ve Abdullah Çatlı´nın faaliyetlerinin yanı sıra MİT, Emniyet, Jandarma´nın Susurluk sürecindeki rollerini de değerlendirmişti. Kutlu Savaş´ın bu raporu devlet içindeki bazı birimlerin karıştığı başta uyuşturucu ve cinayetler olayları olmak üzere, karanlık olayların itirafı nedeniyle, bir milat olarak görülüyor. Savaş´ın raporu ile, ´Hibe´ görüntüsü altında alınan ve bir bölümü kaybolan İsrail silahlarıyla ilgili detaylar da ortaya çıkmıştı. ( Yenişafak, Gazeteport)

(12 Haziran 2011, 10:07)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Ayhan Çarkın´ın şok itirafları ve gözaltına alınışı manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2776    yazdır/print


 

Görüntülenen: 1 - 20 (Toplam 35)  | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Şok plan: HSYK bunu yapacak

26.07.2014 11:54 HSYK'dan önceki gün gelen şok tehdit hayata geçirildi. HSYK 3. Dairesi, Bolu Savcısı Zekeriya Öz hakkında, Twitter'da kullandığı hesap üzerinden 'Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sonunun Kaddafi ve Saddam gibi olacağını' ima..
Tamamı 26.07.2014

İsrail Gazze'den, paralel buradan

25.07.2014 10:31 Paralel yapı mensuplarından Hakkari eski Emniyet Müdürü Tufan Ergüder şok açıklamalar yaptı. Selam-Tevhid örgütü iddiasıyla masum insanları dinledikleri suçlamasıyla gözaltına alınan polis arkadaşlarını savundu. Bugün ..
Tamamı 25.07.2014

İşte F-tipi kumpasın delilleri

23.07.2014 17:25 Türkiye önceki gün; Ergenekon, Balyoz, KCK, ÇHD ve Devrimci Karargah gibi çok yakın geçmişin ünlü soruşturmalarını yürüten polis şeflerinin kelepçelenerek gözaltına alındığı bir sabaha uyandı. 25 ilde toplam 99 polis ş..
Tamamı 23.07.2014

Flaş!!! Paralel polislere operasyon

22.07.2014 10:12 İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nin yönetiminde İstanbul merkezli olmak üzere 22 ilde paralel yapıya karşı büyük bir operasyon başlatıldı. Biri "Selam Tevhid örgütü soruşturmasında kumpas", diğeri ise "'yasadışı dinle..
Tamamı 22.07.2014

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

23.06.2014 20:31 Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde 2007'de biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazları kesilerek öldürülmesine ilişkin davaya 93. duruşmayla devam edildi. Duruşmaya, bir süre önce cezaevinden tahliye edilen Ergenekon hükümlüsü..
Tamamı 23.06.2014

Flaş!!! 12 Eylül müebbetle bitti

18.06.2014 12:57 12 Eylül davasında önemli gelişme.. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Özdabakaoğlu, "sanıkların, darbeyi yapmaya yaklaşık 1 yıl kadar önce karar verdiklerinin ve darbenin ..
Tamamı 18.06.2014

Gülen soruşturması büyüyor

29.05.2014 14:12 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fethullah Gülen hakkında yürütülen soruşturmanın derinleştirildiği öğrenildi. Soruşturmayı yürüten Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcılığı, Gülen'in geçmişe yönel..
Tamamı 29.05.2014

Flaş!!! Paralel örgütün adı: PDY

28.05.2014 11:02 Dicle Üniversitesi'nde paralel yapılanma iddialarını araştıran Diyarbakır Başsavcılığı, örgütün adını "Paralel Devlet Yapılanması" (PDY) olarak koydu. Aralarında rektör Ayşegül Jale Saraç'ın da bulunduğu 9 öğretim üyes..
Tamamı 28.05.2014

Taraf-Baransu'ya 52 yıl şoku!

22.05.2014 17:31 Taraf gazetesi ile muhabir Baransu'ya şok dava.. "Gülen'i Bitirme Kararı 2004'te MGK'da Alındı" haberi için açılan savcılık soruşturması tamamlandı. Mehmet Baransu ve gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü hakkında 52'şe..
Tamamı 22.05.2014

Gülen'e 3 soruşturma daha

02.05.2014 11:29 Fetullah Gülen hakkında, 'dini kullanarak dolandırıcılık' ve 'örgüt kurma' suçlarından dolayı İstanbul'da üç soruşturma yürütüldüğü ileri sürüldü. Gülen hakkında Ankara'da 'darbe girişimi' suçlamasını da içeren bir sor..
Tamamı 02.05.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Paralel yargı: Direneceğiz!

15.02.2014 15:41 Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara'daki hakim ve savcılara d..
Tamamı 15.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 ve 25 Aralık operasyonunu ..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
9.595.358