Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "mesut yılmaz susurluk raporu" için arama sonuçları    (Toplam 6 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Ağar'a ağır suçlamalar

Kamuoyunda Susurluk infazları olarak da bilinen bazı faili meçhul cinayetlere ilişkin Mehmet Ağar, özel harekat polisleri ve 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu 19 kişinin yargılanmasına devam edildi. Duruşmada ifade veren eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür, cinayetleri eski bakan Mehmet Ağar'ın ekibinin gerçekleştirdiğini iddia etti.

11.04.2015 13:55 Kamuoyunda Susurluk infazları olarak da bilinen bazı faili meçhul cinayetlere ilişkin Mehmet Ağar, özel harekat polisleri ve “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu 19 kişinin yargılandığı davada, tanıklığına başvurulan eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, MİT elemanı Tarık Ümit’in kaçırılmasının ardından o dönemde Adalet Bakanlığı yapan Mehmet Ağar ile görüştüğünü belirterek, “’Bunun çivisi çıktı. Bu işin sonu siyasi cinayetlere gidecek’ dedim. ‘Tosunları Azerbaycan’a yollayacağız’ yanıtını verdi. Yani, buradan uzaklaştıracaklarını söyledi. Konuşması, kendisinin de haberi yokmuş gibiydi ama haberi olmaması mümkün değil” diye konuştu.

Eymür, Tarık Ümit’in faili meçhul cinayetleri ile ilgili listenin ilk olarak 29 kişiden oluştuğu, daha sonra bu listenin 54 kişiye çıktığını aktardığını söyledi.

Savaş Buldan, Behçet Cantürk, Namık Erdoğan gibi isimlerin öldürüldüğü failli meçhul cinayetlerle ilgili 19 kişi hakkında açılan davanın duruşması bugün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada hazır edilmesi için çağrı kağıdı çıkarılan sanık Ağar’ın avukatı, müvekkilinin rahatsızlığına ilişkin rapor sundu.

ÖMÜR LÜTFÜ TOPAL CİNAYETİ

Görüntülü sistem üzerinden Şanlıurfa’ya bağlanılarak, “tanık” sıfatıyla ifadesi alınan Fatih Mehmet Bucak’a, Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin bilgisi olup olmadığı soruldu. Eski DYP Milletvekili Sedat Bucak’ın amcasının oğlu Fatih Mehmet Bucak, “O dönemde Gazi Üniversitesinde öğrenciydim. Amcamın oğlu iktidar partisinden milletvekiliydi. PKK ile savaşıyorduk. Saçma sapan işler. Bir işin içine çekilip, karalanmak, lekelenmek istendiğimiz düşüncesindeyim” dedi.

“Topal’ın haraç yüzünden ve Sedat Bucak’ın isteğiyle öldürüldüğü” yönünde kendisinin bir beyanı olmadığını söyleyen Bucak, “Bunların hepsini ben de okuyorum, böyle bir şey yok. Çemberin tamamen dışındayım. Görmediğimiz, tanımadığımız, bilmediğimiz işler” diye konuştu.

EYMÜR: MİT’E TEKRAR GELDİĞİMDE BİRÇOK FAİLİ MEÇHUL CİNAYET İŞLENMİŞTİ

Daha sonra dinlenen Eymür, Nisan 1994’te MİT’e tekrar geldiğinde zaten birçok faili meçhul cinayetin işlenmiş olduğunu anlattı. Daha önceden irtibatta oldukları MİT elemanı Tarık Ümit ile görüştüğünü ve çeşitli bilgiler aldığını ifade eden Eymür, “Tarık Ümit, MİT’te görev almadan önce değişik işlerle uğraşmış biri. Çerkez kökenli. Emniyetle de irtibatı varmış. Ben tekrar dönünce benimle çalışmak istedi. Emniyetle, jandarmayla, askerle iş yapmış. Korkut Eken’i tanıyordu. O dönemde Eken, Emniyette Mehmet Ağar’ın müşaviriydi. Korkut Eken yakın çalıştığım, sevdiğim bir arkadaştı ama yollarımız maalesef ayrıldı” ifadelerini kullandı.

“29 KİŞİLİK İNFAZ LİSTESİ VARDI”

Eymür, o dönemde Ümit’ten, çoğunluğu Güneydoğulu iş adamlarının oluşturduğu 29 kişilik liste aldıklarını kaydetti. “Bunların pasifize edilmesi için üst makamlardan emir alındığının söylendiğini” aktaran Eymür, “Pasifize etmekle kasıt, öldürmek mi?” sorusuna, “Her türlü düşünülebilir” karşılığını verdi.

“EMİR MGK’DAN DENDİ AMA MİT’İN HABERİ OLMADAN YAPAMAZSINIZ. LİSTEDE MEHMET ALİ BİRAND DA VARDI”

Emrin nereden geldiğine ilişkin soruya, “MGK dendi ama MİT’in haberi olmadan yapamazsınız. MİT Müsteşarı da giriyor toplantılara” diyen Eymür, listedekilerden birinin Gazeteci-Yazar Mehmet Ali Birand olduğunu, MİT yöneticilerinin onu ikaz ettiğini ve koruma verildiğini anlattı.

“ÜMİT BANA BİZZAT İNFAZ ETTİĞİNİ SÖYLEDİ”

Ümit’in kendisine HDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın eşi Savaş Buldan ile Hacı Karay ve Adnan Yıldırım’ı bizzat infaz ettiğini söylediğini ifade eden Eymür, şunları kaydetti:
“Buldan’ın, serbest bırakılması için kendisine arabasında bulunan 165 bin dolar dışında 1 milyon dolar teklif ettiğini, bunu kabul etmediğini, hatta Buldan’ın üzerindeki cep telefonu ile kontak anahtarının otoyola atıldığını anlattı.

Buldan’ın eroin parasından PKK’ya yardım ettiğini itiraf ettiğini söyledi. Ayrıca İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ’ın Buldan’dan 300 bin dolar rüşvet aldığını, onun akrabasının Büyükada’da kumarhanesi bulunduğunu ifade etti.”

”TOSUNLARI AZERBAYCAN’A YOLLAYACAĞIZ”

Eymür, o dönemde sanıklardan Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu’nun Tarık Ümit’in evinde kaldığını söyledi. Ümit’i, kaçırıldıktan sonra bulmak için çok uğraştıklarını, bunun için Ankara’ya gelerek, Adalet Bakanlığı yapan Mehmet Ağar ile görüştüklerini aktaran Eymür, “(Bunun çivisi çıktı. Bu işin sonu siyasi cinayetlere gidecek) dedim. ‘Tosunları Azerbaycan’a yollayacağız’ dedi. Yani, buradan uzaklaştıracaklarını söyledi. Konuşması, kendisinin de haberi yokmuş gibiydi ama haberi olmaması mümkün değil” dedi.

“O POLİSLER, ÇATLILAR FALAN İŞTE”

Eymür, “tosunların kim olduğu” sorusuna, “O polis memurları, Çatlılar falan işte” karşılığını verdi.

Ağar’dan, “Ümit’i sağ olarak bırakmalarını” istediğini ve “bunu problem haline getirmeyeceklerini” söylediğini anlatan Eymür, “O da ‘Bakacağım, haberim yok’ falan dedi. Kendine bağlı adamların yaptığından haberi olmadığını söyledi. Doğrusunu söylemek gerekirse Ümit çok düzgün bir adam değildi. Ama bizim için şeref meselesiydi. Bilgi aldığımız adamdı. Onun için kurtarmaya çalıştık” diye konuştu.

Soru üzerine, maktullerden Avukat Faik Candan’ın isminin yabancı gelmediğini, ancak öldürülmesini hatırlamadığını belirten Eymür, “Takdir edersiniz ki kompüter doldu. Sittin senedir o kadar çok isim duyduk ki” dedi ve dava konusu cinayetlerin, MİT raporlarında bulunduğunu ifade etti.

”DOĞRUDAN AĞAR’A BAĞLIYDILAR”

Eymür, “Faili meçhulleri Ankara’da işleyenler kimler? Mehmet Ağar’ın tosuncukları kimlermiş?” sorusu üzerine, o yıllarda Aydınlık Dergisi’nde konuya ilişkin haber yayınlandığını belirterek, şunları kaydetti:

“Dergide yazan şeylerin çoğu kendi kayıtlarımızda olan bilgilerdi. Oradan bakarak, kimler olduğunu söyleyeyim. Emniyet Genel Müdürlüğünce PKK ve Dev-Sol’a karşı kullanılıyor görüntüsüyle, cinayet, tehdit, gasp gibi suçların içinde olan bu grup, eski ülkücülerden seçilmiştir.

Doğrudan Mehmet Ağar’a bağlıdır. Bahsi geçen grup, teröristlere karşı faaliyette bulunmadığı zaman Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Abdurrahman Bulday, Sami Hoştan, Sedat Peker, -bildiğimiz Sedat Peker değil, yaşı tutmuyor çünkü- Mehmet Gözen, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanlığında görevli Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Semih bu listede var. Tespit ettiğimiz ilk isimler bunlar. Aynen bizim bilgilerimiz. Kendi içimizde de maalesef bu olayları kapatmak isteyen arkadaşlarımız oldu. Bir takım bilgileri de yok ettiklerini biliyorum.”

“BİLGİLERİ MİKDAT ALPAY YOK ETTİ”

Eymür, “bilgileri kimlerin yok ettiğine” yönelik soruya, “dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay olduğu” yanıtını verdi.

“İŞİN İÇİNE PARA GİRDİ”

“Tarık Ümit, kendi ifadesine göre söylüyorum, bu işe devlet yararı için girdiğini ama işin çehresinin değiştiğini, seni listeden sileriz, şu kadar para ver denildiğini, ondan dolayı arasının açıldığını söyledi” diyen Eymür, Ümit’in bu sebeple öldürüldüğünü düşündüğünü ifade etti.

“KİMLİK GÖSTERİP ADAMIN KAFASINA SIKMAK...”

“Bu işlere katıldığını belirttiğiniz kişilerin suç örgütü oluşturduğunu söyleyebilir misiniz?” sorusu üzerine Eymür, “Öyle nitelendirdiğim için... Öyle hüviyet gösterip, adamın kafasına sıkmak, devlete yakışmaz. Bazen hukukla halledemediğimiz işler de oluyor” ifadelerini kullandı.

“TARIK ÜMİT MAKBUL BİRİ DEĞİLDİ AMA...”

Bir soru üzerine, o dönemde bildiklerini, yetkisi olmadığından Başbakan Tansu Çiller’le paylaşmadığını, dış temasları MİT müsteşarlarının yaptığını anlatan Eymür, “Tarık Ümit sizi yanıltan bir kişi gibi göründü mü?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Çok makbul bir vatandaş değildi. Ama bizim mesleğimizde de zaten kirliliği ortaya çıkarmak istiyorsanız, temiz kişilerle bunu yapamazsınız. Mecburen o tür kişilerle bu işi yapmanız lazım. Biraz çok konuşan, asabi bir insandı. Kızdığı zaman karşı tarafa yüklendiğini biliyorum. Ben mesela Tarık Ümit ile Hakkı Yaman Namlı’yı, güvenmediğim bazı şeylerde, benim dışımda oluyormuş gibi sorguya da aldım. Ama, vasıfları itibarıyla iyi bir haber elemanıydı. Sadece uyuşturucuyla ilgili değil, terör konusunda da iyi haber elemanıydı.”

“ALPAY’IN GERİ ÇEKTİĞİ RAPORDA HEPSİNİN İSMİ VARDI”

Susurluk öncesinde hazırladığınız raporun Mikdat Alpay tarafından geri çekildiğini söylediniz. Raporda, bu sanıkların isimleri yer alıyor muydu?” sorusu üzerine Eymür, “Alıyordu. Aydınlık sonradan bir tek Çiller’i ekledi ve ‘Çiller özel örgütü’ dedi. Orada yazılanların çoğu bizim raporumuzdakilerdir” dedi.

”OLAYLARDAN HANEFİ AVCININ DA BİLGİSİ VARDIR”

Bir soruyu yanıtlarken, emekli Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın “kendini çok masum gibi gösterdiğini” söyleyen Eymür, “Avcı’nın bilgisi olması lazım. Ekibi vardı” diye konuştu.
Eymür, “Ağar’a, Ümit’in kaçırılması için gittiğinizi söylediniz. Ağar, o dönemde Adalet Bakanı. MİT’ elemanının kaçırılmasından ötürü niye ona gittiniz?” sorusu üzerine, “Bildiğim kadarıyla o, bu işin hala içindeydi” dedi.

“Bakanken bu cinayetleri işleyen örgütle ilişkisi olduğunu mu düşündünüz?” sorusunu ise Eymür, “Evet. ‘Tosunları Azerbaycan’a yollayacağız, temizleyeceğiz’ gibi bir ifade kullandı” diye yanıtladı.

“İNFAZLARI DEVLET ADINA YAPTIĞINI SÖYLEDİ”

Sanıklardan İbrahim Şahin’in avukatı Basri Aydın’ın, “Tarık Ümit, 3 kişiyi öldürdüğünü söylemiş. Bunu adli makamlara niye iletmediniz?” sorusunu yanıtlarken Eymür, “Devlet adına işlediğini söyledi” dedi.

ARA KARARLAR

Duruşmada daha sonra bir dönem Bala’da görev yapan eski Astsubay Yıldıray Soysal, “tanık” sıfatıyla görüntülü sistem üzerinden ifade verdi.

Soysal’a, Uzman Çavuş Fehmi Gedik’in “Bala’daki Jandarma Bölük Komutanı Mücahit Alkıran, bana Faik Candan’ın öldürülmesi olayının açığa çıktığını, ancak konuyu kapattıklarını söyledi” deyip demedikleri soruldu.

Soysal, “1997’de Bala’da faili meçhul olaylarla ilgili tahkikat yapıyorduk. Olay 1994’te olmuş, ben 1997’de görev yaptım. Mücahit Alkıran, ben oraya tayin olmadan önce karakol komutanıymış. Fehmi Gedik, bazı bilgilere ulaşıldığını, ama sonunu getiremediklerini söyledi. Ben sadece bu kadar biliyorum” diye konuştu.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini aldıktan sonra baş başa müzakerede bulundu, ardından ara kararları açıkladı. Buna göre, sanık Mehmet Ağar’ın, adresi bulunduğu İstanbul’dan sesli ve görüntülü sistem üzerinden duruşmaya bağlanması için talimat yazılmasına, sanıkların tutuklanması, bazı sanıklar hakkındaki adli kontrol kararlarının kaldırılması taleplerinin reddine karar verildi.

Eski Başbakanlar Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz, eski İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de arasında bulunduğu kimi kişilerin tanık olarak dinlenmesi talebinin daha sonra değerlendirilmesini kararlaştıran heyet sanıklara, 1993-1996 arasında Yeşil Pasaport verilip verilmediğinin, verildiyse bunun yasal çerçevede yapılıp yapılmadığının sorulmasına karar vererek, duruşmayı erteledi. (AA)

------------------------------------------------------------------------------

EMNİYET'İN 'GİZLİ' SUSURLUK RAPORU MAHKEMEYE GELDİ

18.11.2015 23:17 1990’lı yıllarda işlenen fail meçhul cinayetlere ilişkin açılan davaya, Emniyet çarpıcı iddiaların yer aldığı “Gizli” ibareli bir Susurluk Raporu gönderdi. Susurluk Çetesine ilişkin önemli değerlendirmelerin yer aldığı raporda, bazı devlet görevlilerin terörle mücadele adı altında yasa dışı silahlı şiddet eylemlerine karıştıkları tespiti yapıldı.

Hürriyet'in haberine göre; Aralarında eski bakanlardan Mehmet Ağar’ın da bulunduğu 19 sanık hakkında açılan davada mahkeme, bir önceki celse, Emniyet’e bir yazı yazarak, bilgi ve belge talebinde bulunmuştu. Emniyet, “Gizli” ibareli bir “Susurlukraporu gönderdi. 13 Şubat 2009 tarihini taşıyan raporda, TBMM Susurluk Komisyonun yaptığı tespitler, Ergenekon iddianamesinde yer alan iddialar ve İstanbul DGM’nin Susurluk olayına ilişkin hazırlanmış olduğu fezlekeden bazı bölümlere yer verildi.

ORGANİK İLİŞKİ VAR

Raporda, çete ve mafya yapılanmaların devlet içerisindeki bazı resmi görevliler ile organik bir ilişki içinde olduğu iddia edilerek, “Türkiye’deki terör olayları, fail meçhul cinayetler, uyuşturucu ve kaçakçılık olayları, çete ve mafya yapılanmaları gibi toplumda huzursuzluğa neden olan organize olaylar ve yapılanmalara ile devlet içerisindeki bazı resmi görevliler organik bir ilişki içerisinde bulunmaktadırlar” denildi.

Raporda, özetle şunlar kaydedildi:

TERÖRLÜ MÜCADELE ADI ALTINDA

Terörle mücadele etme görüntüsü altında terör ve mafya örgütlerine mensup şahıslarla ortak hareket eden ve yasa dışı yollara tevessül eden bir takım devlet görevlileri bulunmaktadır. Bu oluşumlara mensup şahısların toplumu infiale sevk eden çok sayıda olaya karıştıkları değerlendirilmektedir. Bu oluşumlar illegal suç faaliyetlerini devlet adına yapılan faaliyetler olarak yansıtmaktadırlar. Kendisini devlet adına hareket ediyor görüntüsü veren bu oluşumların her türlü yasadışı gelir alanında faaliyet gösteren çıkar amaçlı çetelere menfaate dayalı ilişkiler kurabildikleri bu çetelere her türlü konuda yardımcı oldukları sıkıştıklarında kamu gücünü kullanarak bu grupları kolladıkları iddia edilmektedir.

ETKİN SORUŞTURMA YAPILMADI

Susurluk olayına ilişin etkili bir soruşturma yapılmadığı ve TBMM Soruşturma Komisyonun çalışma şeklinin de eleştirildiği raporda, “Soruşturma tek yönlü olarak sürdürülmüştür. Gerekli olan siyasi irade ortaya konulmamıştır. Soruşturma kapsamında ele alınan olaylarda maddi delillerin toplanmasında sorunlar mevcuttur. Ömer Lütfi Topal cinayeti ile ilgili İstanbul’da gözaltına alınan şahıslar soruşturma yapılmaksızın adli organların bilgisi haricinde serbest bırakılmışlardır. Soruşturma kapsamındaki olayların örgütsel bağlantıları açısından derinlemesine soruşturmaları yapılmamıştır. Soruşturma kapsamındaki olayların birbiriyle olan irtibatı yeterli soruşturma teknikleri kullanmaları incelenmemiştir. Olaylar hakkında bilgisi sahibi olduğu düşünülen ya da olması gereken resmi görevliler komisyona ya hiç gelmeyerek, ya devlet sırrı kavramına sığınarak hiç konuşmayarak ya da komisyonu eksik ve yetersiz bilgilere sunarak, Susurluk yapılanmaların ve olaylarının aydınlatılmasını engelledikleri ifade edilmiştir. (Hürriyet)

Ağar-Çarkın davası duruşmaları
Çarkın'ın Susurluk cinayetlerine dair şok itirafları manşetlerimiz

(11 Nisan 2015, 13:55), son güncel.: (18 Kasım 2015, 23:17)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ağar-Çarkın davası duruşmaları
Ağar'a yeni dava açıldı
Susurluk infazlarına iddianame
Ağar'a infaz telefonu
MİT kayıtları Ağar'ı gösterdi
MİT: İnfazlar Ağar ekibinin işi
Ağar iddianamesi kabul edildi
Ağar'a yeni şok: 16 müebbet
Çarkın'ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz
Çarkın'ın itirafları dosyaları açtırdı
Mehmet Ağar'ın Susurluk'tan yargılandığı dava manşetlerimiz
Çiller'e AĞAR tehdit: Ülkeyi kana bularım
Yıllardır izi bulunamayan MİT'çi Tarık Ümit için korkunç iddia
Susurluk Davası: Mehmet Ağar'a hapis istemi
Ağar'ın Susurluk'tan yargılandığı dava ertelendi
Çarkın'ın itirafları Ağar davasında
Ağar'ın korkusu: Duvar yıkılıyor mu?
Susurluk silahlarının belgesi çıktı
Ağar hafif cezayla kurtarıldı
Zanlıları elimizden Ağar aldı
Ağar'a 130 sayfalık gerekçe
Çiller, Yılmaz ve Ağar da dosyada
Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu
Çarkın'ın itirafları: MGK üyelerine sorgu hazırlığı
Eski Bakan ölüm listesini doğruladı
Demirel ve 34 kişiye suç duyurusu: Susurluk infazları
Liderlerin MGK'da cinayet atışması
Yeşil'den Köşk ve MGK'ya telefonlar
Behçet Cantürk dosyası açıldı
Ölüm Üçgeni dosyası yeniden açıldı
İddianamede Sapanca Üçgeni
Mehmet Eymür gözaltına alındı
Eymür serbest bırakıldı
Eymür'ün ifadesi dışarı sızdı
Eymür yeni soruşturmaları başlatacak
Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar
Susurluk dosyası Ergenekon davasında
Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=6755    yazdır/print


 

Ağar davası yeniden görülüyor

1990'lı yıllarda işlenen 19 faili meçhul cinayetle ilgili, aralarında dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile özel harekat polisleri hakkında açılan 'Faili Meçhuller Davası', özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından devredildiği Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başladı. Yaptığı şok itiraflarla davanın açılmasına neden olan sanık eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın duruşmada, 'suç işleyen cezasını ödesin' dedi, hakim araya girdi. Avukatlar, hakimin Çarkın'ın konuşmasını kesmesine tepki gösterdi. Duruşmaya ara verildi. Devam edilen duruşmada, 37 aydır tutuklu yargılanan eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın'ın tahliyesine karar verildi. Çarkın, somut deliller olmadığı ve iddiaların soyut olmaktan öteye gitmediği gerekçesiyle oy çokluğuyla tahliye edildi.

11.07.2014 12:09 1990’lı yıllarda işlenen 19 faili meçhul cinayetle ilgili, aralarında dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile özel harekat polisleri hakkında açılan ve kamuoyunda 'faili meçhuller davası olarak' da bilinen Mehmet Ağar davası, özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından devredildiği Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.

ÇARKIN DURUŞMADA İFADE VERDİ

Faili Meçhuller Davası'nın 2. duruşmasında tutuklu bulunan Ayhan Çarkın ifade verdi. Yaptığı şok itiraflarla davanın açılmasına neden olan sanık eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın, “Bu cinayetler, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan, MGK, İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Daire Başkanlığı ve Başbakanlığa bağlı MİT’in içinde bulunan Kontr-Terör Dairesi’nin bilgileri ve koordinasyonunun yani o dönemki devletin bilgisi dahilinde işlenmiş cinayetlerdir” dedi. Çarkın'ın "Hata yapan bedelini ödesin suç işleyen cezasını ödesin" sözlerinin ardından, Mahkeme Başkanı'nın araya girmesi üzerine avukatlar “Savunma kesilmez, dinlemek istiyoruz” diyerek tepki gösterdi. Bunun üzerine başkan duruşmaya ara verdi.

90’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili Ankara 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 2. duruşması (11.07.2014) bugün görülmeye başlandı.

Davanın ikinci duruşmasına Diyarbakır Belediye Başkanı Gülten Kışanak, BDP’li Sabahat Tuncel, Pervin Buldan, CHP’li Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu ve 90’lı yıllarda işlenen cinayetlerde yakınlarını kaybeden aileler katıldı.

Davanın ilk duruşmasında mahkeme salonunda hazır bulundurulması kararı verilen Mehmet Ağar, 7 günlük istirahat raporu sunarak duruşmaya katılmadı. Öte yandan, yargılanan sanıklardan emekli Yarbay Korkut Eken, Özel Harekât Polisleri Ayhan Ayça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ayhan Özkan, Enver Ulu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Lokman Külünk, Seyfettin Lap, Uğur Şahin, Semih Sueri, Yusuf Yüksel, Muhsin Korman ve tek tutuklu sanık Ayhan Çarkın davada hazır bulundu. Duruşmada, ÇHD’li avukatlar Ağar’ın sağlık raporuna itiraz ettiler.

-‘Ayhan Çarkın’ın akli dengesi yerinde’-

Davanın ilk duruşmasında sanıkların talebi üzerine Ayhan Çarkın’ın akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespit edilmesi istenmişti. Davanın 2. duruşmasında Çarkın’ın sağlık durumuna ilişkin İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan geldiği açıklandı. Raporda, Çarkın’ın akli dengesinin yerinde olduğu, beyanlarına itibar edileceği belirtildi.

-Stajyer avukat tartışması-

Duruşmada mahkeme başkanı Tekman Savaş Nemli’nin avukatlara yer açmak için stajyer avukatları çıkarmak istemesi üzerine tartışma yaşandı. Mağdur tarafın avukatları, stajyer avukatların çıkarılmasına karşı çıktı. Başkan Nemli ise stajyerlerin mahkemenin stajyer avukatları olmadığını belirterek çıkarılmasına karar verirken, duruşmanın güvenlik nedeniyle kapalı yapılabileceği uyarısında bulundu. ÇHD Başkanı, Avukat Selçuk Kozağaçlı ise yer darlığının sanıkların konumları nedeniyle yaşandığını belirterek, bu kişilerin çıkarılması gerektiğini söyledi.

-‘Cinayetler devlet bilgisi dahilinde işlendi’-

Davada ilk söz Çarkın’a verildi. Çarkın şunları söyledi:

“Bu cinayetler, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan, MGK, İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Daire Başkanlığı ve Başbakanlığa bağlı MİT’in içinde bulunan Kontr-Terör Dairesi’nin bilgileri ve koordinasyonunun yani o dönemki devletin bilgisi dahilinde işlenmiş cinayetlerdir. Yoksa kimse pervasızca bu cinayetleri işleyemez. Herkes bilgi sahibidir. Bu cinayetleri işleyenler siyasi ve ekonomik rant elde etmişlerdir.

Bundan önceki celsede 9 sayfalık ifademde tahliye talebinde bulunmuştum. Aynısını tekrar ediyorum. Verdiğim ifadeleri kabul ediyorum. Ancak hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Mevcut dosyada elle tutulur delil bulunmadığı için şu anda da söyleyecek başka bir şey bulamıyorum. Tahliyemi istiyorum. Benim beyanlarımda isimlerini karıştırdıklarım oldu. Bunlardan biri Ziya Bandırmalıoğlu diğeri de Alper Tekdemir’dir. Kendilerinden özür diliyorum” dedi.

Çarkın, o dönemde işlenen cinayetlerden MİT Kontr-Terör Dairesi’nin bilgisinde işlendiğini belirtti.

-Mahkeme heyetine tepki-

Çarkın “Hata yapan bedelini ödesin suç işleyen cezasını ödesin” dedi. Çarkın’ın bu sözleri üzerine mahkeme başkanı araya girerek, Çarkın’ın savunmasını bölünce, ÇHD’li avukatlar sanığın savunmasını kesmesine tepki gösterdi.

Avukatlar, “Çok tecrübeli bir başkansınız sanık savunmasının kesilmeyeceğini biliyorsunuz. Sanığın hakları savunmasından önce hatırlatılır, daha sonra savunması kesilmez” dedi.

Başkan bunun üzerine duruşmaya on dakika ara veriyorum deyince salonda bulunan milletvekilleri, avukatlar ve mağdur yakınları tepki gösterdi.

10 dakikalık aranın ardından Çarkın’ın savunmasını yapmasına devam edildi.

“Günahlarımdan kurtulmak isteyen bir insanım” diyen Çarkın, savunmasına şöyle devam etti:

“Vatan millet laflarını kendilerine rant kapısı yapanlar ortaya çıksın… Vampirler sofrasının çanağına kanımıza akıttık” dedi. Bir önceki duruşmada okuduğu savunmasının aynısını yeniden okudu.

Çarkın savunmasında dönemin siyasetçileri Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e yönelik suçlamalar da yaptı. Çarkın, Mehmet Eymür’ün de sanık olması gerektiğinin altını çizdi.

Hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini bildiren Çarkın, huzurda bulunanlar ile bulunması gerekenlerin, olaylarda farklı farklı konumlarda yer aldıklarını söyledi. Önceki ifadesinde isimlerini karıştırdığı sanıklar Ziya Bandırmalıoğlu ile Alper Tekdemir'den özür dileyen Çarkın, şunları kaydetti:

"Bunlar, dönemin cumhurbaşkanının, başbakanlarının, MGK'nın, İçişleri Bakanlığının, bakanlığa bağlı İstihbarat ve Özel Harekat Daire Başkanlıklarının ve MİT'in içinde bulunan Kontrterör Daire Başkanlığının ve kurumlarının talimatları, bilgileri ve koordinasyonları vasıtasıyla, yani o dönemki devletin yöneticilerinin bilgileri dahilinde işlenmiş cinayetlerdir. Yoksa hiç kimse pervasızca böyle cinayetler işleyemez. Herkes bilgi sahibi, fakat nedense hiç kimse bugüne kadar kılını dahi kıpırdatmamış. Olayların üzerine gitmek yerine, sadece kendi egolarının peşlerine düşerek ekonomik rant elde etmişlerdir. Ben, bu gidişata son vermek adına yıllar önce ettiğim yemin üzerine bu süreci başlattım."

Çarkın, kötülere ve yalancılara nefreti yüzünden başına gelmeyen kalmadığını söyleyerek, olaylara neden olan zihniyetin temsilcilerinin yargılanıp hesap vermelerini istediğini bildirdi. Çarkın, "Yoksa durduk yerde kendini cezaevine sokan birinin ya aklından zoru olması ya da bir amacı olması gerekir. Benim amacım bu olayların tamamının açığa çıkarılmasıdır. Azmettiricilerin sanık olarak yargılanmalarıdır. Hata yapan bedelini ödesin, suç işleyen cezasını çeksin" diye konuştu.

Katillerin kimler olduğuna mahkemenin karar vereceğini söyleyen Çarkın, şöyle devam etti:

"Evlatlarını, sevenlerini kaybedenlerin; yargısız infazlara, faili meçhullere, gözaltında kayıplara kurban gidenlerin, işkencelerle hayatlarını kaybedenlerin hesapları, nedenleriyle beraber adalet huzurunda görülsün. Şimdi yüzleşme zamanı. Bu kanlar neden aktı, canlar neden yandı, ortaya çıksın. Bedenler, yüzler karşılaşsın. Canı yanan, can yakan, yalan söyleyen, kullanan, kullanılan, satan, satılan, ihanet edenleri görelim. Vatan, millet, bayrak adına yola çıkıp da yoldan çıkanları, kutsal duyguları kendilerine rant kapısı yapanları görelim. Aradan geçen 18 senede yaşadığım baskılara, tahriklere bugüne kadar sesim çıkmadıysa, amacım doğrultusunda dayanmam ve sabretmem gerektiğini bilmemdendir. Şimdi de çıkmış utanmadan, sıkılmadan kahramanlık yaptıklarını söylüyorlar."

-"Eymür, bu cinayetlerin baş aktörlerinden"-

Çarkın, o dönemde devlet makamını işgal eden vicdansızlara yıllarca inandıklarını bildirerek, şunları söyledi:

"Gel, polis ol, Güneydoğu'da tertemiz bir halk ile tanış. 'Başım, gözüm üstüne' deyip de söz veren, sözünden dönmeyen, misafirperver, onurlu; kendine öz, hoş bir yaşantısı olan, kimseye bulaşmayan, namuslu bir toplum olan Kürt toplumunun baskı, zulüm, işkence, şiddet, aşağılama ve benzeri en ağır tahriklere bile yıllarca katlanan onurlu bir halkı başımıza bölücü, vatan haini, eşkıya ve benzeri söylemlerle bizi birbirimize kırdırtan zihniyetin kurbanları yaptılar. Kendi halkına dışkı yediren ve onların acılarını artıran, dillerini yasaklayan, faili meçhuller ile işkenceler ve daha bir sürü pislikle bizleri baş başa bırakan, kendi askerlerimizi kendi mayınları ile öldürten, şehitlerimizin tabutlarında uyuşturucu kaçıran, her istediğini yapan, halklar arasında kin ve nefret duygularının devamı için bir sürü akla hayale gelmeyen pisliklerle bizleri baş başa bırakan, gece gündüz yalan söyleyen, kendi ulusumuzun şanlı bayrağını kendi provokasyonları ile yaktırıp da halklarımızı karşı karşıya getirip kan döktüren zihniyetin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi ile alakası yoktur. Adalet huzurunda bu kirli yüzler aydınlanmalıdır."

Hakkındaki suçlamaları reddeden Çarkın, "Soruşturmanın genişletilmesini ve 'Devlet rutin dışına çıkmıştır diyen' dönemin cumhurbaşkanının, 'Elimde PKK'ya yardım eden Kürt iş adamlarının listesi var. Bunlardan hesap soracağım' diyen ve bu olayların fitilini ateşleyen dönemin başbakanının, 'Elimde kaset, bilgi var' diyen, daha sonra adalete vermeyip kendilerini Yüce Divan'da aklama için kullanan cinayet azmettiricisi Başbakan Mesut Yılmaz'ın, 1993-1996 arasındaki MGK kararlarının mahkeme tarafından elde edilip, o dönemde bu cinayetlerin işlenmesi için tavsiye kararı alanların tespit edilerek, sanık olmalarını talep ediyorum" diye konuştu.

Dönemin MİT Kontrterör Daire başkanı Mehmet Eymür'ün bu cinayetlerin baş aktörlerinden olduğunu öne süren Çarkın, daha önceki savunmasında anlattığı Altındağ İlçe Nüfus Müdürü Abdulmecit Baskın, Behçet Cantürk ve Avukat Faik Candan'ın öldürülmesine ilişkin beyanlarını tekrar okudu.

Çarkın, Cantürk'ü Fenerbahçe Orduevinin önünden aldıklarını, öldürülmesinin ardından çakmağının Korkut Eken'de kaldığını öne sürerek, bu çakmağın "alınıp, satılacak" bir çakmak olmadığını söyledi ve Eken'in evinin aranması halinde bulunabileceğini iddia etti.

-"Allah'a çok şükür ki elime Kürt kanı bulaşmadı"-

İddianamede savcılığın kendisine karşı intikam duygusuyla hareket ettiğini öne süren Çarkın, o dönem bir anons üzerine Ümitköy kavşağına gittiklerini belirterek, "Gittik, Avukat Yusuf Ekinci kurbanlık koyun gibi dizlerinin üzerine çökmüş, hazır duruyordu. Bana silahı uzattılar 'Al sık, siftahın olsun' dediler . 'Yok ya', dedim, silahı attım. Oğuz'la oradan ayrıldık. Ben, polislik hayatımda eli, kolu, gözü bağlı, savunmasız hiç kimseyi öldürmedim. Ülkenin doğusunda, batısında, Allaha çok şükür ki elime Kürt kanı bulaşmadı. Üzerime kanlar sıçradı şimdi onları temizliyorum" diye konuştu.

Diğer faili meçhul cinayetlere ilişkin bildiklerinin duyumdan ibaret olduğunu ifade eden Çarkın, pişmanlığı, itirafları ve beyanlarına karşın, 37 aydır cezaevinde bulunduğunu kaydetti ve tahliyesini istedi.

Çarkın'ın avukatı Deniz Uçar, söz konusu suçları müvekkilinin işlediğine dair delil olmadığını ileri sürerek, tahliyesini talep etti.

SANIK ENVER ULU'NUN SAVUNMASI

-‘Ben senin öldürdüğün adamın oğluyum’-

Çarkın’ın ardından savunması alınan Enver Ulu, mahkeme başkanının adresini sorması üzerine “Burada kimseyi tanımıyorum. Terör örgütlerinin hedefindeyim vermek istemiyorum” deyince avukatlar itiraz etti. Ulu, avukatlara dönerek “Siz kimsiniz vermek zorunda değilim”, “Biz öldürdüğün adamların avukatlarıyız. Adres veremeyecek kadar korkaksın. Burada sen yargılanıyorsun biz değil” dedi. Bu sırada avukatlara el kaldırarak konuşunca avukatlar, “Sanık bizi tehdit ediyor, tutuklayın” diye talepte bulundu. Bunun üzerine Ulu, “Siz kimsiniz” şeklinde soru yöneltti. O sırada 1994’de Ankara’da ofisinden alınarak infaz edilen avukat Yusuf Ekinci’nin oğlu Sertaç Kamil Ekinci “Ben senin öldürdüğün adamın oğluyum” yanıtını verdi. Tartışma sonrası Ulu ev adresini mahkemeye bildirdi.

SANIK AYHAN AKÇA'NIN SAVUNMASI

-Mağdurlardan sanığa: Biz sizin isimlerinizi unutmadık-

Ayhan Akça savunmasında şunları söyledi:

“Burada öldürdüğüm iddia edilen isimleri tanımam. 22 senedir benim bilmediğim bu olaylardan yargı önüne çıkartılıyor, bir tutuklanıyor bir bırakılıyoruz. İbrahim Şahin’in yakın korumasıydım. Devletin verdiği görev dışında bir illegal faaliyet içerisinde olmadım.”

Akça’nın sözlerinin üzerine salondaki Hacı Karay’ın oğlu Emrah Karay, Akça’ya “22 senedir ben bilmediğim diyor. 22 senedir biz sizin isimleri unutmadık. Senin babanın derisinde naylon erittiler mi, sigara söndürdüler mi” sorusunu yöneltti.

Mahkeme Başkanı araya giren kişiyi uyarıda bulununca Akça, “Onlar ne diyeceğimizi yazsın versin ona göre konuşalım. Biz devlete olan saygıdan gelip burada sessizce duruyoruz. Olmadığımız katılmadığımız bir olayı nasıl kabul edelim” dedi.

DİĞER SANIK SAVUNMALARI

-‘Tarık Ümit, Amerika’da otelde viski içerken görülmüş’-

Akça’nın ardından diğer sanıklar da savunmalarını yaptı çoğu bir önceki duruşmada yaptıkları savunmayı tekrar etti.

Savunmasını yapan iş adamı Nurettin Güven “Tarık Ümit ölmedi. Amerika’da bir otelde viski içerken görülmüş” dedi.

-Uğur Şahin: Onurumu kurtarmak istiyorum-

Eski Özel Harekât Polisi Uğur Şahin, “Bize duruşmanın başından beri çoğunluğu hukukçu olan bu kişiler ‘katil’ diye hitap ediyor. Bizim hakkımızda hüküm veriyorlar. Bu benim duruşmanın başından beri içimde kaldı. Yapmadığım bir şeyden bu şekilde muameleye maruz kalıyoruz. Ben hayatım boyunca yurt dışına çıkmadım bu ülkeden de ayrılmayı düşünmüyorum. Ama onurumu kurtarmak için bu yasağın kaldırılmasını istiyorum” dedi.

Bunun üzerine mağdur avukatları “Siz katilsiniz, burada cinayetten yargılanıyorsunuz” deyince, bu kez sanık avukatları ayağa kalkarak “Müvekkillerimizi tehdit ediyorlar bu ifadeler tutanağa geçsin” diye tepki gösterdi.

Mağdur avukatları tartışmayı sürdürünce, sanık avukatlarından biri “Ben sizin katil dediğiniz bu adamları savunmaktan gurur duyuyorum. Onların tarafından olduğum için gurur duyuyorum” dedi.

Akabinde ise mağdur avukatları “Katillerinle gurur duy. Savunma yap gurur duyacağına” sözleri ile tepki gösterdi.

Duruşmaya bir saat ara verildi.

ÇARKIN TAHLİYE EDİLDİ

Duruşmada, 37 aydır tutuklu yargılanan eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın'ın tahliyesine karar verildi. Savcı, Çarkın'ın tutukluluk halininin devamı halinde telafisi imkansız zararlar doğacağı gerekçesiyle eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın'ın serbest bırakılmasını istedi.

-Savcının mütalaası-

Savcı mütalaasında, sanık Ayhan Çarkın'ın itiraf ve iddialarının birçok kez değiştiği, çelişkili olduğu, soyut olmaktan öteye geçmediği, somut olduğu kabul edilirse itirafta adı geçen diğer sanıklarla ilgili tedbir ve uygulamaların yapılması gerektiğini belirtti. Sanığın üzerine atılı suçun vasıf değiştirerek iftira ve suç uydurma olarak değişeceği, sanığın 20 yıl öncesine dayanan suçların delillerini değiştirme ihtimalinin bulunmadığını ifade eden savcı, sanığın ve itirazlarında adı geçen sanıkların bu suçu işledikleri konusunda somut deliller olmadığı, iddiaların soyut olmaktan öteye gitmediği, delillerin bu aşamadan sonra toplanabileceği kadar toplandığı, sanıkların savunmalarının defaaten alındığını belirterek tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını istedi.

Savcı, "Sanıkları tahkir ve tezyif suretine dayanan ifadeleri..." dediği esnada müşteki avukatları, "Sizin yaptığınız savcılık mı, Nasıl başka delil olamaz dersiniz? Böyle bir savcı olamaz. HSYK'ya şikayet edeceğiz. Devletten alınan maaşla sanık vekilliği yapılamaz. Sanık vekillerinin aklına gelmeyen laf devletin maaşıyla söyleniyor." sözleriyle tepki gösterdi.

-Ayhan Çarkın oy çokluğuyla tahliye edildi-

Mevcut delil durumu göz önüne alan mahkeme bir üyenin hayır oyuna karşılık oy çokluğuyla Ayhan Çarkın'ın tahliyesine karar verildi. Ayhan Çarkın için adli kontrol hükümleri uygulanacak. Çarkın yurtdışına çıkamayacak. Diğer tüm sanıklar da duruşmaya katılmak zorunda olmayacak.

-Duruşma ertelendi-

Çarkın dışındaki sanıkların yurtdışına çıkış yasağı da devam edecek. Mehmet Ağar ve Ibrahim Şahin'in sağlık durumlarıyla ilgili raporların da savcılık tarafından incelenmesine karar verildi. Duruşma 17 Ekim saat 10:00'a ertelendi.

------------------------------------------------------------------------------

MİT TAPELERİ MAHKEMEYE GÖNDERDİ

Öte yandan MİT'in Faili Meçhuller Davası'na gönderdiği tapelerde, Mehmet Ağar'ın sendikacı Mehmet Kaygısız'ın öldürülmesi için işadamı Nurettin Güven'e talimat verdiği iddia edildi.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Faili Meçhuller Davası için gönderdiği Susurluk tapelerine göre, eski İçişleri Bakanı ve eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın talimatı sonrası Malatyaspor'da başkanlık da yapan Nurettin Güven, Londra'da sendikacı Mehmet Kaygısız'ı öldürdü.

MİT ve Emniyet’e çalışan ancak 1995’te devlet içindeki çete tarafından kaybedildiği konuşulan Tarık Ümit ile MİT’çi Mehmet Eymür arasındaki görüşmenin kayıtlarını içeren MİT dokümanına göre, çete yurtdışındaki birçok cinayete de imza attı.

Ümit ile Eymür’ün cinayet konuşmaları, Ankara’da bugün görülecek 18 ayrı faili meçhul cinayetle ilgili dava dosyasında yer aldı. Faili meçhullerle ilgili Susurluk tapelerinde Londra’da işlenen Mehmet Kaygısız cinayetine ilişkin ayrıntılar yer aldı.

Adnan Keskin’in Taraf’taki haberine göre; sendikacı Mehmet Kaygısız’ın öldürülmesini çete, ülkücü gruplarla ilişkisiyle bilinen, Malatyaspor Başkanlığı da yapan ve Avrupa ülkelerinde uyuşturucu ve silahlarla yakalanıp hapis yatan işadamı Nurettin Güven’den istemiş.

Güven, Tarık Ümit tarafından cinayet öncesi “hadi aslanım hadi koçum” denerek motive edilmesi için eski İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’ın odasına götürülmüş. Ağar, bu görevi yaparken, tetikçi-kaçakçıya derhal pasaport çıkarmış. Nurettin Güven ise talimatı hızla ve bizzat yerine getirdikten sonra Ankara’yı arayıp “Kaygısız devrildi” bilgisini vermiş. Hızlı yargısız infaza şaşıran Tarık Ümit ise cinayetten sonra “O iş tamam ağabey” diyerek Ağar’ı bilgilendirmiş.

İşte tapedeki cinayet

MİT’in çözümünü yaptığı tapelerde Eymür’le resmî görüşmesinde Tarık Ümit, bu konuyla ilgili şu bilgileri aktarıyor:

“(...) Yok işi oraya getirdik. Bu arada İngiltere’de bana bir liste verdi. O şey işte. Sendika Başkanı Mehmet Kaygısız, Hasan Gül, Yunanistan Sorumlusu Kani Yılmaz. Nurettin’e dedim ki, biraz da gaz verdim Nurettin’e.

Mehmet Ağar’a dedim ki ben Nurettin’le görüşüyorum. Adam bize itimat ediyor. İnsan psikolojisi çok enteresan. Şimdi sen bana dersin ki git oğlum şu işi bitir.

‘Adamı olgunlaştırdım’

Kendime de 4. adamı bulurum. Güvendiğim adama derim ki Mehmet ağabeyin de... Adam yapar. Ama senin karşına gelip de ‘tamam mı aslanım koçum’ şöyle bir yaptın mı, psikolojik bir şey.

Ben adamı olgunlaştırdım. Mehmet beye dedim ki ‘ağabey senden bir ricam var. Bu adamları... Bu adamların sana gelmesi. ‘Ya aslanım, koçum’ de, bir mahsuru yoksa.

‘Ne demek’ dedi. Babamın işi... Aynen tabiri bu. Nerede görüşürüz. ‘Buraya getir, kapalı görüşmeye gerek yok’ dedi. Açtım Nurettin’e ‘hemen atla gel’ dedim, Atladı geldi Ankara’ya. Doğru Mehmet Ağar’ın odasına götürdük.

‘Tamam, Nurettin sen kötü bin insan değilsin’ dedi. ‘Senin zararın kendine’ dedi ‘Belli bir yaşa geldin’ dedi. Karı kız konuştu, ‘reklam olma’ dedi. Tamam. ‘Bazı şeylerin vardı. Senden de bunu beklerdim’ dedi. Dedi ki vize problemleriniz vardır, sorun değildir dedi. Çağırdı Aslan’ı (dönemin emniyet üst düzey yöneticisi) pat pasaport. Cumartesi günü gitti kendisi daha Mehmet Ağar sefarete. Cumartesi konsolosluktan Amerikan vizesi aldı. Sabahleyin uçağa bindirdik. Nurettin’i yolladık.

Arkadan bana listeyi verdiler. (tutanakta isteği yazıyor) Ben açtım Nurettin’e ‘Nurettin liste bu’ dedim. Bak dedi ağabey’ dedi, bak dedi. Sana öyle bir müjde vereceğim ki’ dedi. Dedim oğlum akıllı ol...

‘Kaygısız devrildi’

Çok heyecanlı biliyor musun? Hissediyor. Sen git Kürt mahallesine (İngiltere-Londra’da) ağabey onu ara, bunu ara. Şey gelmiş önüne. Telefonu... İki saat sonra Mehmet Kaygısız bom diye. Bizzat kendisi. Oradan voltalan.

Bir telefon ettim konuşmadan iki-üç saat sonra. Ağabey dedi. Kaygısız devrildi’ dedi. Ulan ne diyorsun sen. Vallahi dedi. Bir haber aldın mı? ‘Ağabey kendim devirdim’ dedi.

‘Çek ettim’

Dedim ‘yaralı maralı’. ‘Mümkün değil’ dedi. Onu kimse kurtaramaz. Ulan şimdi gece arayayım mı? Hani öldü mü, ölmedi mi? Bizim Düzceli bir arkadaşımız var şeyde, İngiltere’de. Açtım ona telefon ‘Hemen Kürt mahallesine git. Böyle böyle bir hadise oldu mu öğren bana’ dedim, haber ver. Yarım saat sonra ‘ağabey adam ölmüş’ diye aradı. ‘Kim öldürmüş’ dedim. ‘Abi acayip dedikodu var. Nurettin Güven kendi vurmuş’ dedi. Açtım Mehmet Ağar’a telefon. Ağabey dedim bir tanesi vurulmuş. ‘Yapma ya’ dedi. Vallahi dedim. Aman bak şimdi işler iyi gidiyor ağabeyciğim. Bu arada...

MEHMET EYMÜR: Güzel işler yani. Böyle buna hiç kimsenin bir diyeceği yok...

13 sayfalık tape

MİT tarafından yargıya iletilen 13 sayfalık tape kaydında, Kürt işadamları Savaş Buldan, Behçet Cantürk ve Fevzi Aslan’ın infazları ve Birand’a suikast planı ve Öcalan’a operasyon hazırlıklarıyla ilgili çarpıcı diyaloglar yer almıştı. Aynı kayıtlarda, bugüne kadar üzerinde çok sözü edilmeyen başka infazlara ilişkin birincil kaynaktan aktarımların bulunduğu da görüldü.

‘İki ölüm listesi vardı’

MİT’çi Yaman Namlı, savcılık ifadesinde ölüm listeleri ile ilgili şunları söylüyor:

“Tarık Ümit’le görüşmelerimizde iki tane öldürülecek kişiler listesinden bahsediliyordu. Bunlardan biri uzun liste, diğeri kısa listeydi. Bu listelerde M.Ali Birand, Mustafa Süzer, İbrahim Tatlıses, Mahsun Kırmızıgül gibi kişilerin de isimlerinin olduğunu Ümit’ten duydum. Tarık Ümit’ten yine duyduğuma göre; bu liste gayri nizami harpçilerin daha doğrusu Özel Harp Dairesi’nin işi olduğunu, listenin MGK tarafından onaylandığını sık sık söylüyordu. Bu listelerin bilgisi ve onaylayanlar arasında özel harp kökenli JGK olan Fevzi Türkeri, Kemal Yamak isimli paşaların isimlerini sık sık duydum. Hatta bir ara Tarık Ümit bana ‘bak şerefsizler ne yapmışlar’ dedi.

Görüşme sızdı, Tarık Ümit kayboldu

MİT başkanlığı dışındaki emniyetle birlikte gerçekleştirdiği bazı olaylara ilişkin duyumları da MİT başkanlığına bizzat ben bildiriyordum. Bu kapsamda Ümit, bir gün bana 40 kişilik kısa bir liste, bir de üç haneli oluşan ölüm listesinden bahsetmesi üzerine, bu durumu MİT Başkanlığı’na ben bildirdim. Muhtemelen 18 Şubat 1995 tarihli görüşmeye MİT Başkanı beni de davet etti. Bu görüşme sızınca da Tarık Ümit 2 hafta sonra ortadan kayboldu.”

------------------------------------------------------------------------------

16 CİNAYETE 2 İDDİANAME: MÜEBBET HAPİS İSTEMİ

Özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın bir televizyon kanalında yaptığı şok itiraflar üzerine başlatılan soruşturmada, 1990´lı yıllarda işlenen faili meçhul 16 cinayete dair iki iddianame hazırlanmıştı. 3 Ekim 1993´te işlenen Mecit Baskın cinayetini konu edinen ilk iddianame 20 yıllık zaman aşımının dolmasına 1 gün varken kabul edilmiş ve dava açılmıştı. Diğer 15 cinayet hakkında da 2. iddianame hazırlandı ve ilk dava ile birleştirilmesi talep edildi. 3 Ocak 2014'te kabul edilen bu iddianame ile Ağar ve diğer sanıklar hakkında 2. dava açıldı.

Her iki iddianamede de eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, emekli Yarbay Korkut Eken ile Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin´in de aralarında bulunduğu 12 kişi hakkında ağır cezalar talep ediliyor. İddianamelerde ´suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyetleri çerçevesinde taammüden adam öldürmek´ ile suçlanan bu kişiler hakkında ´ağırlaştırılmış müebbet´ hapis cezası isteniyor. İddianamelerde, itiraflarıyla soruşturmanın başlamasına neden olan Ayhan Çarkın da sanık konumunda.

(11 Temmuz 2014, 12:09), son güncel.: (11 Temmuz 2014, 18:56)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ağar-Çarkın davası duruşmaları

Ağar´a yeni dava açıldı

Susurluk infazlarına iddianame

Ağar´a infaz telefonu

MİT kayıtları Ağar´ı gösterdi

MİT: İnfazlar Ağar ekibinin işi

Ağar iddianamesi kabul edildi

Ağar´a yeni şok: 16 müebbet

Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Çarkın´ın itirafları dosyaları açtırdı

Mehmet Ağar´ın Susurluk´tan yargılandığı dava manşetlerimiz

Çiller´e AĞAR tehdit: Ülkeyi kana bularım

Yıllardır izi bulunamayan MİT´çi Tarık Ümit için korkunç iddia

Susurluk Davası: Mehmet Ağar´a hapis istemi

Ağar´ın Susurluk´tan yargılandığı dava ertelendi

Çarkın´ın itirafları Ağar davasında

Ağar´ın korkusu: Duvar yıkılıyor mu?

Susurluk silahlarının belgesi çıktı

Ağar hafif cezayla kurtarıldı

Zanlıları elimizden Ağar aldı

Ağar´a 130 sayfalık gerekçe

Çiller, Yılmaz ve Ağar da dosyada

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Çarkın´ın itirafları: MGK üyelerine sorgu hazırlığı

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

Demirel ve 34 kişiye suç duyurusu: Susurluk infazları

Liderlerin MGK´da cinayet atışması

Yeşil´den Köşk ve MGK´ya telefonlar

Behçet Cantürk dosyası açıldı

Ölüm Üçgeni dosyası yeniden açıldı

İddianamede Sapanca Üçgeni

Mehmet Eymür gözaltına alındı

Eymür serbest bırakıldı

Eymür´ün ifadesi dışarı sızdı

Eymür yeni soruşturmaları başlatacak

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Susurluk dosyası Ergenekon davasında

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=6096    yazdır/print


 

TSK´da mezhep yapılanması mı?

28 Şubat davasının geçen haftaki 2. duruşmasında yaşanan bir tartışma, TSK içinde var olduğu yıllardır dile getirilen mezhepçi yapılanmayı tekrar gündeme getirdi. Buna göre, 28 Şubat sürecinde yapılan bir suç duyurusu takipsizlikle kapatıldı. 15 yıl sonra hemen aynı kapsamda başlatılan soruşturma ise bugün 28 Şubat davasına dönüştü. Sanık avukatları işte bu takipsizlik kararı nedeniyle 28 Şubat davasının usulsüz açıldığını savundular. Takipsizlik kararının, TSK içindeki mezhepçi yapılanma iddialarının yeterince araştırılmadığı gerekçesiyle mahkemeler tarafından kaldırıldığı ortaya çıktı. 28 Şubat sürecinde gündeme gelen ve bizim o dönem bir yazı ile dikkat çektiğimiz TSK´daki mezhepçi yapılanma iddiası, geçen 15 yıl içinde ortaya çıkan somut delillerle kanıtlandı. Yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor.

10.09.2013 15:52 28 Şubat davasının 3 Eylül´de görülen duruşmasında bir tartışma yaşandı. 28 Şubat soruşturmasının aslında 15 yıl önce takipsizlik kararıyla sonuçlandığı, ancak usulsüz şekilde yıllar sonra tekrar başlatıldığı sanık avukatlarınca dile getirildi.

Bu tartışmasının ayrıntıları netleşti. Buna göre, 1997´de eski Bakan Hasan Celal Güzel´in TSK´da mezhepçi bir yapılanma olduğuna dair suç duyurusuna bakan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), takipsizlik kararı verdi. 15 yıl sonra 2012´de ise hemen hemen aynı konu olan BÇG hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yeni bir soruşturma başlattı. Ardından halen Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen 28 Şubat davası açıldı.

Takipsizlik kararı nedeniyle ortaya çıkan usul eksikliğini gidermek için davaya bakan Mahkeme, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´ne başvurdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı verilen takipsizlik kararının kaldırılması için mahkemeye yazdığı yazıda ´İsmi geçen şahısların ve müştekinin dilekçesinde belirttiği mezhepçi yapılanmanın faaliyetleri konusunda yeterli inceleme yapılmadığı anlaşıldığından takipsizlik kararının kaldırılması ve soruşturmanın devamı bakımından mahkememizin evveliyatını teşkil eden ret kararının kaldırılması ve soruşturmanın yeniden ele alınıp kaldığı yerden devamına karar verilmesi kamu adına talep olunur.´ denildi. Savcılığın bu talebi aynı gün mahkeme tarafından karara bağlanarak takipsizlik kararı kaldırıldı ve usul eksikliği giderilmiş oldu.

28 Şubat davasının 3 Eylül´de görülen 2. duruşmasında sanık avukatlarından Erol Aras ile Celal Ülgen bu konuyu gündeme getirdi. Avukatlar, daha önce verilen takipsizlik kararı nedeniyle 28 Şubat davasının usulsüz olarak açıldığını savundu.

Duruşmada söz alan dönemin Genelkurmay Başkanı sanık İsmail Hakkı Karadayı´nın avukatı Erol Aras, 1997´de reddedilmesine karşılık 2013´de konusu aynı olan Batı Çalışma Grubu (BÇG) faaliyetleri hakkındaki bu soruşturmaya izin verilmesini “icazet” olarak eleştirdi.

Duruşmada söz alan dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı sanık Çetin Doğan´ın avukatı Celal Ülgen de aynı konuya değindi. Savcılığı, davada kaba hukuk uygulamakla suçlayan Ülgen, Hasan Celal Güzel´in 1997´de BÇG hakkındaki suç duyurusuna verilen takipsizlik kararına yapılan itirazı 1998´de reddeden İstanbul 4 No´lu DGM Başkanı ile şimdiki 28 Şubat soruşturması için o takipsizlik kararını kaldıran, İstanbul 12. ACM başkanının aynı kişi Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu olduğunu öne sürdü. Ülgen, “Zamana, zemine göre siyasi iklime göre değişen adalet olmaz” dedi. Ancak mahkeme başkanı Tayyar Köksal, avukata “Son kararda Abdurrahmanoğlu´nun imzasının olduğundan emin misiniz” diye sordu. Ülgen, bunun üzerine, 1998´de “Suç yoktur. Askerler görevini yapmıştır” görüşüyle, takipsizlik kararına onay veren mahkeme başkanı Abdurrahmanoğlu´nun, şimdi mahkemenin de başkanı olduğunu, ancak kararda imzasının bulunmadığını belirtti. Ülgen, bunun nedeni de şöyle açıkladı: “CMK uyarınca önceki kararını sonra kaldıran kişi konumunda görünmemek için yasa zorlanmış, Başkan yerine mahkeme heyeti yeni başkanla toplanıp karar vermiştir. Bu açık yetki gaspıdır, görevi kötüye kullanan bu kişiler hakkında mahkeme suç duyurusunda bulunmalıdır” dedi.

HASAN CELAL GÜZEL´İN 28 ŞUBAT DAVASINA KATKISI

Bu tartışmanın doğmasına neden olan ve takipsizlik kararı ile sonuçlanan 1997´deki ilk 28 Şubat suç duyurusuna gelince, olayda çok ilginç ayrıntılar yer alıyor. O suç duyurusunu yapan Yeniden Doğuş Partisi (YDP) lideri ve eski Bakan Hasan Celal Güzel, şu an 28 Şubat davasında mağdur ve müşteki olarak yer almakta. Kendisi aynı zamanda soruşturmada savcılığa verdiği ifade ve teslim ettiği belgelerle çok önemli bir rol oynadı.

Detaylara gelince...

Hasan Celal Güzel, 28 Temmuz 1997 tarihinde, yani 28 Şubat 1997´de gerçekleşen postmodern darbeden bir kaç ay sonra Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına bir suç duyurusu dilekçesi verdi. 1997/285 soruşturma numarasına kaydedilen şikayet dilekçesinde Güzel, özetle şunları belirtiyordu:

O tarih itibariyle Çevik BİR, Çetin DOĞAN ve Genel Kurmay Başkanının “Batı Çalışma Grubu” nda faaliyet gösteren kişilerin, Anayasa ile kurulan düzeni tebdil, tağyir ve ilgaya, Anayasa ile teşekkül etmiş TBMM´yi vazifesini yapmaktan men´e cebren teşebbüs (TCK Md.146), Hükümeti vazife görmekten men´etme (TCK Md.147), Askeri komutanlıkların (görev ve yetki sınırları dışına çıkılarak başka amaçlarla) gaspı (TCK Md. 152), Askerlik kanununan an karşı itaatsizliğe teşvik (TCK Md.153), özellikle asker aileleri efradını kanunlara itaatsizliğe (TCK Md.312) ve suç işlemeye teşvik (TCKMd.311) suçlarını veya bu suçlara teşebbüslerini işledikleri..

Kendisine posta vasıtasıyla gönderilen bazı belgeleri dilekçesine ekleyen Güzel, bu suç duyurusundan üç gün sonra, 31 Temmuz 1997 tarihinde Ankara Merit Altınel Oteli´nde bir basın toplantısı yaptı. Gizli ve özel damgalı olan Genelkurmay Başkanlığı Batı Çalışma Grubu´nun irtica hakkında hazırladığı rapor ve bazı belgeleri gazetecilere dağıtarak, bilgi verdi.

-TSK´da Alevi ve DHKP-C yapılanması-

Güzel´in verdiği bilgilerde, Alevi mezhebine dayanan bir yapılanmanın TSK içinde etkin olduğu da yer almaktaydı. Güzel, basın toplantısında Genelkurmay´a ağır suçlamalarda bulunarak, Batı Çalışma Grubu´nun (BÇG) bir cunta hareketi olduğunu söyledi. Güzel, kendisine mektupla ulaştığını ileri sürdüğü belgelere dayanarak Genelkurmay içinde, Batı Çalışma Grubu´nun yanı sıra, mezhepçi ve illegal grupların da olduğunu söyledi. Güzel, üstü kapalı olarak Kara ve Deniz Kuvvetleri içinde Alevi yapılanması oluşturulduğu ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içinde DHKP-C terör örgütü ile irtibatlı subaylar olduğunu ileri sürdü.

Güzel, TSK içerisinde cunta oluşturulduğuna dair belgeleri DGM Başsavcılığı´na, Cumhurbaşkanı´na ve Başbakan´a da gönderdiğini belirtti.

-Soruşturma yapılanmaya değil, ihbar eden Güzel´e-

Basın toplantısından iki gün sonra 2 Ağustos´ta Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme başlattı. Savcı Nuh Mete Yüksel görevlendirildi. Savcı Yüksel, yaptığı inceleme sonunda, Güzel hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdi. Yüksel, Hasan Celal Güzel´in, devletin gizli ve özel damgalı belgelerini basın toplantısında, gazetecilere dağıttığını, devletin gizli belgelerini kamuoyuna ifşa ettiğini, bunun da suç teşkil ettiğini ifade ederek, Güzel hakkında inceleme, ardından da soruşturma başlattığını söyledi. Savcı Yüksel, soruşturmayı en kısa zamanda sonuçlandıracağını sözlerine ekledi. Yüksel, Güzel´in basın toplantısını izleyen bir gazeteciyi de tanık olarak dinledi.

Güzel, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı´nın talimatıyla ´devletin gizli sırlarını ifşa ettiği´ gerekçesi ile Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından 4 Ağustos´ta gözaltına alındı. Ancak mahkeme Güzel´in tutuklanma talebini reddetti. Güzel, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Böylece Güzel, müştekiyken şüpheli konumuna düşmüş oldu.

Soruşturma davaya dönüştü. DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından hazırlanan iddianamede, BÇG´nin illegal bir kuruluş olmadığı bildirildi. Sanığın ibraz ettiği belgelerin Genelkurmay Başkanlığı´na ait gizli ve kişiye özel damgalı belgeler olduğu belirtilen iddianamede, belgelerde, Türk devletinin laik demokratik düzenini yıkmayı amaçlayan siyasal İslamın Türkiye´de kaydetmiş olduğu gelişme ile bu gelişmenin nedenlerinin anlatıldığı, alınan tedbirlerin belirtildiği ve bu konudaki çalışmalar ile bazı emir ve talimatların bulunduğunun görüldüğü bildirildi.

Hazırlanan iddianamede, şöyle denildi: (Türk Silahlı Kuvvetleri´ndeki Mezhepçi Yapılanma) başlıklı dokümanın ise TSK´ca hazırlanmadığı, belgenin tetkikinden, Genelkurmay Başkanlığı´nın yazılarından ve sanığın beyanlarından anlaşılmıştır. Sanığın beyanlarına göre, bu belgeler kendisine posta ile gönderilmiştir. Sanık, 31 Temmuz 1997 tarihli basın toplantısında devletin emniyeti, dahili ve beynelmilel siyaseti bakımından gizli kalması gereken bu belgeleri basın mensuplarına dağıtarak ifşa etmiştir. Bu belgeler sanığın iddia ettiği gibi Batı Çalışma Grubu´na değil, Genelkurmay Başkanlığı´na ait olan belgelerdir. Kaldı ki, Batı Çalışma Grubu, varlığı ve amacı kamuoyuna duyurulmuş bir organizasyon olup, illegal bir yapılanma değildir.

Yüksel, Güzel hakkında, Devletin emniyeti, dahili ve beynelmilel siyaseti açısından gizli kalması gereken belgeleri ifşa ettiği gerekçesiyle 5 yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası istemiyle dava açtı. Dava Ankara 2 No´lu DGM´de görüldü. Hasan Celal Güzel, yapılan yargılamada beraat etti.

-Savcı Yüksel: Devleti koruma amacı varsa yasaldır!-

İddianamesinde BÇG´yi aklayan Savcı Yüksel, tavrını 15 yıl sonra 2012´de TBMM Darbeleri Araştırma Komisyona bilgi verirken de sürdürdü. Yüksel, BÇG´yi “devleti korumak amacıyla oluşturulmuş bir çalışma grubu” olarak tanımladı. Görüldüğü gibi Devleti koruma amacı varsa yasal gibi çarpık bir mantığa sahip olan Savcı Yüksel, devleti koruma amaçlı kabul ettiği BÇG´yi ifşa ettiği için Hasan Celal Güzel´e dava açmış oldu.

-BÇG´ye jet takipsizlik-

Savcı Yüksel, diğer taraftan da Güzel´in daha önce yapmış olduğu BÇG suç duyurusuna bir hafta içinde takipsizlik kararı verdi. Gerekçe olarak askerlerin TSK İç Hizmet Kanunu´nun 35. maddesine uygun olarak hareket ettiklerini savunarak, şunları kaydetti: “Türk Silahlı Kuvvetleri ve Batı Çalışma Grubu, devletimizin anayasal düzenini yıkmak amacıyla değil, tamamen tersine nitelikleri Anayasamızın 2. maddesinde belirtilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini korumak amacıyla çalışmalar yapmıştır.”

Takipsizlik kararı üzerine Güzel, bir üst mahkemeye itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren İstanbul 4 Nolu DGM Mahkemesi de Yüksel´in gerekçesini haklı bularak itirazı reddetti.

İşte, 28 Şubat davasında iki sanık avukatının davanın usulsüz olduğuna dair dile getirdikleri iddialarının temelinde bu takipsizlik kararı var.

Bu tartışma, davanın usulü ile ilgili.. Ayrı bir konu.. Ancak tartışmanın arka planında çok önemli bir ayrıntı var. Takipsizlik kararının kaldırılmasına da neden olan bu konu, TSK içindeki mezhepçi yani alevi mezhebine dayanan gizli bir yapılanmanın varlığının belgeleriyle ortaya çıkmış olması ve bu yapılanmaya yönelik suç duyurusunun 28 Şubat sürecinde takipsizlikle örtbas edilmiş olması.

Bu yapılanma, Hasan Celal Güzel´in suç duyurusu ile birlikte 28 Şubat sürecinin yaşandığı o günlerde gündeme gelmişti. O tartışmalara bir yazı ile biz de katılmıştık. Bazı bulguların ışığında, TSK içinde alevi mezhebine dayalı bir cunta yapılanmasının varlığına dair çeşitli zamanlarda gündeme gelen bu iddiayı dile getirmiş, son günlerdeki bazı gelişmelerin bu iddiayı desteklediğini belirtmiştik. 5 Mart 1998 tarihli Vakit gazetesinde yeralan Bu aciliyet niye? başlıklı yazımız (1) bu konuyla ilgiliydi ve bir bölümü şu şekildeydi: Ordunun içinde alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bir cuntasal faaliyet var mıydı?.. İddiaya göre, 80´li yıllardan beri devam eden ve ordu içinde stratejik konumları ele geçirerek örgütlenmeye çalışan ve bir darbe ile Suriye tipi bir azınlık iktidarını hedefleyen Atatürkçü maskeli alevi mezhepçi bir cuntasal yapılanma vardı. Bu iddia çeşitli kaynaklarca dile getirilmişti. Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var: ...

14 yıl sonra, 28 Ağustos 2012 tarihinde Star gazetesinde ilginç bir haber yer aldı. 15 Mart 1998´de aktardığımız iddia bu haberdeki belgeyle doğrulanmış oldu. Buna göre, yazıyı kaleme aldığımız tarihten 3 gün önce 12 Mart 1998 tarihinde Kurmay Yarbay Yavuz Yıldar tarafından Cumhurbaşkanı Demirel´e bir ihbar mektubu gönderilmişti. Yıldar, mektubunda bu cuntayı açık ve net şekilde haber veriyordu. (2) Mektuptaki bilgiler, 3 gün sonra kaleme aldığımız yazıdakilerle örtüşüyordu. Yıldar´ın mektubundan habersiz olarak yazdığımız o yazıda, Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var demiş, dayandığımız bulguları sıralamıştık.

-Genelkurmay Başkanına Kıbrıs´ta suikast-

Bu bulgulardan biri, 28 Şubat sürecinde, 1997´de Kıbrıs´taki bir askeri tatbikatta Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´nun ölümden kılpayı kurtulmasıydı. Tatbikatı izleyenlerin bulunduğu çadırda Kıvrıkoğlu´nu sıyıran bir kurşun hemen arkasındaki Albay Vuray Berkay´ı öldürdü. İddialara göre, Cunta, Refahyol Hükümeti´ni devirmekte anlaşmış, ancak sonradan aralarında Atlantikçi-Ulusalcı kavgası başlamıştı.

-TSK içinde Suriye´deki Baas tipi yapılanma-

İddialara göre TSK içinde 80´li yıllardan beri sistemli şekilde ve alevi mezhebine dayanan, başını da Ege Ordu eski Komutanı Orgeneral Doğu Aktulga´nın çektiği Suriye´deki Baas türü bir cunta örgütlenmesi yürütülüyordu. Hüseyin Kıvrıkoğlu işte Ergenekon´un sol kanadı olarak nitelenen bu mezhebi kesim tarafından bertaraf edilmek istenmişti. Suikast ile Çevik Bir´e Genelkurmay Başkanlığı yolunun açılması da hesaplanmıştı.

-Suikast, Ergenekon´un sol kanadından-

Ergenekon soruşturması kapsamında gazeteci-yazar Zihni Çakır 25 Şubat 2008´de ifade vermişti. Ergenekon kapsamında yargılanan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Genel Başkanı Taner Ünal´ın eski sağ kolu idi. Ünal, 5 Ağustos´ta sonuçlanan Ergenekon davasında Ergenekon Silahlı Terör Örgütü´ne üye olduğu kesinleşerek 12 yıl hapis cezası aldı. Ünal´ın sağ kolu olan Zihni Çakır´ın savcılara verdiği çarpıcı iddialar Ergenekon iddianamesinde de yer aldı. Çakır´ın ifadelerinde, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´na yönelik suikast de yer alıyordu. Çakır, Kıvrıkoğlu´na Ergenekon´un sol kanadı tarafından suikast düzenlendiğini iddia etti.

-Aksaz Deniz Üssü´nde komutanların mezhep kavgası-

Zihni Çakır´ın iddialarına göre, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay´da askerler arasında iki silahlı tehdit olayı yaşanır. İlk olay Batı Çalışma Grubu´nun irticai faaliyetlere yönelik hazırladığı raporlar görüşülürken meydana gelir. Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı´nda yapılan toplantı devam ederken komutanlar arasında mezhep tartışması başlar. Bu esnada bir orgeneral, tabancasını çekerek bir başka orgenerale doğrultup, Türkiye´yi Suriye´ye çevirmenize müsaade etmem. Burada Aleviliğe dayalı bir Baas rejimi kuramazsınız. diye bağırır. Çakır, mezhebe dayalı cunta kurmakla suçlanan bu orgeneral için ´Ergenekon´un sol kanadının lideri´ diyor.

İkinci silahlı tehdit vakası ise Genelkurmay komutanlık katında olur. Bir orgeneral ile bir tümgeneral birbirlerine silah çeker. Tartışma yatıştırıldıktan sonra komutanlık katına silahla girmek yasaklanır. Çakır, bu olayın da mezhebe dayalı çatışmanın ürünü olduğunu iddia ediyor.

-Çakır´ın Ergenekon Savcısı´na verdiği ifade-

“(...) 1998 yılında Bir Numara´nın kendisine ordu içerisinde bir mezhep yapılanmasından söz ettiğini, 1997 yılı Ocak ayında TSK´da mezhep yapılanması başlıklı 40 sayfalık rapor getirdiğini, bu raporda tek tek isimlerin yer aldığını, belgeye göre en tepede Doğu Aktulga´nın yer aldığını, 1997 yılı Haziran ayında Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı´nda bir toplantı yapıldığını, bu toplantıya orduda komuta kademesi ve istihbarat birimlerinde yer alan bazı isimlerin katıldığını, Güven Erkaya ve Doğu Aktulga ile bir tartışmanın yaşandığını Bir Numara´nın söylediğini, bu tartışmadan sonra Ankara Çayyolu semtinde bir evde 1998 yılı Ağustos ayında şekillenecek olan komuta kademesini etkileyecek bazı kararlar alındığını, bu kararların 05.11.1997 tarihinde yapılan Toros-2 tatbikatında uygulanmak istendiğini söyleyerek, Albay Vural Berkay´a isabet eden kurşunun asıl hedefinin Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğunu, amacının Kıvrıkoğlu´nun yerine aynı mezhepten ve aynı kanada bağlı bir ismin Genelkurmay Başkanı yapılması olduğunu anlattığını, tatbikatta seken kurşun olarak anlatılan merminin bir M-16 dan çıkmış olsa bile etkili menzilinin 500 metre olduğunu, tatbikat alanı ile izleyici çadırlarının ise 1.500 metre olması nedeniyle söz konusu merminin ancak bir suikast silahından çıkmış olabileceğini...”

-Suikast şüphelisi subay Bir´e bağlıydı, firar etti-

Teamüllere göre Kıbrıs´taki tatbikatı cumhurbaşkanı, başbakan ve savunma bakanının da izlemesi gerekirken üçünün de o gün orada olmamasını kuşku verici bulan Çakır, “edindiği bilgilere dayanarak” olayın bir kaza olmadığını, “silahı yanlışlıkla ateş aldı” denilen yüzbaşının Kanas´la (suikast silahı) bilinçli olarak ateş ettiğini söylüyor. “Amaç Kıvrıkoğlu´nu öldürmekti” diyen Çakır, suikastçı olduğu ileri sürülen yüzbaşının olayın hemen ardından askerlikten firar etmesine ve halen de bulunamamasına dikkat çekiyor. Çakır´ın iddialarına göre, Albay Berkay´a isabet eden mermi deformasyona uğradığı için balistik muayene sonucu hangi silahtan çıktığı belirlenemedi. Askeri savcılığın soruşturmasında da, sadece Albay Berkay´a isabet eden kurşunun Çevik Bir´e bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı´nda görevli bir personelin silahından çıktığı öne sürüldü.

-Çevik Bir ve ekibi emekli edildi-

Sonuç olarak, Kıbrıs´taki suikast başarısız oldu. İlerleyen süreçte Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanlığına yükseldi. Çevik Bir ve en yakın silah arkadaşlarından Erol Özkasnak ile diğer alt kademe çalışma arkadaşları tasfiye görüntüsü altında emekli edildi.

KARARGAH EVLERİ, 28 ŞUBAT´TAKİ MEZHEBİ YAPILANMA MI?

Kıvrıkoğlu´na yönelik Kıbrıs´taki suikast iddiası Ergenekon savcılarınca da incelemeye alındı. Bu kapsamda daha önce kaleme aldığımız bir yazıda, TSK içinde örgütlenmeye çalışan ´Karargah Evleri´ yapılanmasının bu mezhebi yapılanmanın kendisi ya da onunla bağlantılı olduğunu iddia etmiştik. Çünkü bazı bulgular bunu gösteriyordu. (3)

İki bulgu bu ihtimali güçlendiriyor demiştik. İlki, Karargah Evleri yapılanmasının lideri olmakla itham edilen Perinçek´in, 28 Şubat sürecinde TSK ile sıkı ilişki içerisinde olması ve darbeden yana aktif tutum alması.. O süreçte aktif tutumuyla öne çıkan Perinçek, Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın kampanyasını başlattı. Ordumuz tankları resmi geçit için almadı ve TSK, Cumhuriyet devriminin mevzilerine girmiştir gibi sözleriyle dikkat çekti. (4)

Diğeri, Susurluk kazasının arkasındaki derin güçlerin içinde onun da yer aldığı iddiası.. 1996 sonunda meydana gelen Susurluk kazası ile Emniyet tarafından MİT´e alternatif olarak kurulan ülkücü kökenli istihbarat örgütünün tasfiye edildiği ileri sürülmüştü. (5)

MİT 2005´TE TESPİT ETTİ

Ancak bu dolaylı bulgular dışındaki asıl ve doğrudan bulguyu ise hiç şüphesiz, yapılanmayla ilgili elde edilen deliller oluşturuyor. Yapılanmaya dair ilk bilgileri 2005´te MİT elde etti. MİT´in, Doğu Perinçek´in Erzincan Balaban aşireti ve alevi toplumun önde gelen isimleriyle yaptığı toplantıları takibe alması sonucu Hava Kuvvetleri içindeki ´Karargah Evleri´ yapılanması deşifre oldu. İşçi Partisi yöneticilerinin, Balaban Aşireti ve Alevi toplumunun önde gelen isimleri ile ´Karargah Evleri´ adı verilen yerlerde yaptığı toplantıları ve bu toplantılara katılan Hava Kuvvetleri´nde görevli 6´sı kurmay albay 20 subayın oluşturduğu silahlı yapılanmayı tespit eden MİT, askeri kimliğin bulunması nedeniyle konuyu Genelkurmay Başkanlığı´na ´çok gizli´ damgalı belge ile bildirdi.

Biraz daha detaya inelim.. MİT, 2005 yılında İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek´in Alevi toplumunun önde gelen isimleri ve Erzincanlı Balaban Aşireti ile yaptığı toplantıları takibe aldı. Perinçek ve İP yöneticilerinin Yenibosna Cemevi ile İşçi Partisinin kurduğu ´Karargah Evleri´nde sık sık toplantı yaptığını tespit etti. Gizli toplantılara muvazzaf subayların da katıldığını belirleyen MİT, Perinçek´in, Alevi toplumunun önde gelen isimleri ve bazı TSK mensuplarıyla oluşturduğu yapılanmanın partiye zarar vermemesi için ´Karargah Evleri´ şeklinde ´dışarı´dan organize ettiğini tespit etti.

MİT belgelerine göre, her türlü dinlemeye karşı telefon başta olmak üzere iletişim araçlarının kullanılmasının yasaklandığı yapılanmada haberleşmenin ´canlı kuryeler´ ile sağlandığı öğrenildi. Perinçek´in başını çektiği oluşumun, Kurtuluş Savaşı sırasında yararlılıklar gösteren ve Dersim´den Erzincan´a gelen ´Balaban´ aşiretinin ileri gelenlerini de yapılanmaya dahil etmeyi amaçladığı belirtildi.

Güneydoğu´da aşiret liderleri ve ağalarla işbirliği yapmayı hedefleyen Perinçek´in ´Karargah Evleri´ yapılanmasına Harp Akademleri´nden 10 , Hava Harp Okulu´ndan 1 subay ile 8 öğrencinin yer aldığı ve TSK mensubu sivil memurların da bulunduğu belirlendi. Oluşumun silahlarının ise bazı askeri lojmanlarda saklandığı tespit edildi.

Oluşumun merkezinde Alevi kesimin önde gelen isimlerinden olan ve “dede” unvanını taşıyan İbrahim Arslan isimli işadamının bulunduğu belirtildi. Arslan´ın Metrocity Alış Veriş Merkezi´nde dükkan sahibi bir işadamı olduğu kaydedildi. MİT, tespit ettiği silahlı oluşumu, askeri kimliği bulunması nedeniyle Genelkurmay Başkanlığı´na ´çok gizli´ damgalı belge ile bildirdi. Genelkurmay Başkanlığı ise Hava Kuvvetleri´ne belgeyi göndererek gereğinin yapılmasını istedi.

Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert de İstihbarat Dairesi´ne belgeyi göndererek incelenmesini istedi. Bu sırada bir albayın bilgisayarında bulunan belge, Ergenekon soruşturması kapsamında 22 Mart 2008´de gözaltına alınan Doğu Perinçek´in bilgisayarında da ele geçirildi. Soruşturmayı yürüten savcı Zekeriya Öz, 9 Temmuz´da ´gizli´ MİT belgesini Genelkurmay Askeri Savcılığı´na gönderdi. Öz savcılığın konuyla ilgili nasıl bir çalışma yaptığını sordu. Askeri savcılık yeni bir soruşturma başlatıldığını açıkladı. Ancak anlaşıldığına göre; 2005´te MİT´ten bilgiyi alan askeri savcılık konuyu 3 yıl boyunca örtbas etmiş ve ancak Öz´ün konuya dahil olmasıyla soruşturma başlatmak zorunda kalmıştı. MİT´in 2005´te aslında Ergenekon´a bağlı faaliyet gösteren ´Karargah Evleri´ hücresini deşifre etmiş olduğu ise bu şekilde ortaya çıkmış oldu.

Oluşumda Alevi toplumunda İşçi Partisi arasındaki bağlantının ise Albay Cengiz Köylü tarafından sağlandığı belirtilirken, Köylü´nün İP Genel Başkanı Doğu Perinçek´in oğlu Mehmet Bora Perinçek ve ´Türkiyem Topluluğu´ndan İlhan Yaşar Hacısalihoğlu ile irtibat kurduğu ileri sürüldü.

MİT´İN KARARGAH EVLERİ BELGESİNDEKİ BİLGİLER

MİT´ten Genelkurmay Başkanlığı´na gönderilen Karargah Evleri yapılanmasına dair notlarda şu bilgiler yer almaktadır:

Ergenekon 2. iddianame, Sayfa: 66: İşçi Partisi Genel Merkez binasında bulunan “Çok gizli” ibareli 5 sayfa “Konu: İP / Karargâh Evleri” başlıklı yazının bazı bölümlerinde; “...İşçi Partisi (İP) ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da katılımıyla emperyalistlerle, Cumhuriyet karşıtları/yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir hareket başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan bilgiler intikal etmiştir, Yürütülecek bu çalışmalarda, hiçbir kurum ve oluşumun zarar görmemesi için Karargâh evleri adı altında çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir...”... , ... “İP´ nin sözde Ermeni soykırımına karşı kamuoyundan aldığı olumlu tepkiyi arttırmak gayesiyle katıldığı Karargâh Evleri projesi ile ilgili olarak gerçekleştirilen toplantılarda; ...kadroların birbirleriyle iletişimde kesinlikle telefon kullanmaması, haberleşmenin canlı kuryelerle gerçekleştirilmesi, İP´ ne zarar vermemesi ve partinin kapatılmasına neden olmaması için bu örgütlenmenin parti dışı bir oluşumu zaruri kıldığı hususlarının dile getirildiği intikal eden bilgilerdendir...”... , ... “...Doğu ve Güneydoğu´da ağa/aşiret ve korucu olgusu ile Alevi kesimini hedefe ulaşana kadar olan süreçte kullanma/istifade arayışlarını boyutlandırma planlamaları konusunda İşçi Partisinin girişimlerde bulunduğuna dair bazı bilgiler intikal etmiştir...”... , ... “ TSK bünyesinde daha ziyade Havacı Kesimin Karargâh Evleri projesinin bir parçası olduğu hassas kaynak bilgilerindendir. Özellikle Hava Harp Akademisi ve Hava Harp Okulu bünyesinde sürdürülen faaliyetlerde bazı üst rütbeli subayların da yer aldığı istihbar olunmuştur. Bu arada lojmanda muhteviyatı belirlenemeyen mühimmatın kasa içerisinde muhafaza edildiğinin belirtilmesi dikkati çekmiştir. Hava Harp Akademisi´ndeki aynı görüşü benimseyen subayların kurmaylık sınavında yüksek notlar alması konusunda girişimlerde bulunulduğu alınan bilgilerdendir...”... , ...“...Askeri kesimin İşçi Partisi ile arasındaki

Ergenekon 2. iddianame, Sayfa: 67: bağlantı ise Alb.C. tarafından sağlanmaktadır...”... , ... “...Söz konusu yapılanmaya ilişkin elde edilen bilgilerden hareketle hazırlanan şema ve açıklaması ek´te sunulmuştur...” denilip faaliyet içerisinde yer alan Hikmet ÇİÇEK ve diğer kişilerin değişik başlıklar altında listelendiği karargâh evleri başlıklı bir şema yapılmıştır. Milli İstihbarat Teşkilatından alınan yazıda Karargâh Evleri belgesinin Müsteşarlık tarafından hazırlandığı, elde edilen belgenin Genelkurmay Başkanlığına sunulan nüshanın sureti olduğu belirtilmiştir. Genelkurmay Başkanlığından alınan yazıda ise Karargâh Evleri belgesindeki iddialar nedeni ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığına soruşturma talimatı verildiği belirtilmiştir. “Çok Gizli” olan bu belgenin, belgede muhatap alınan kişilerin eline geçmesi ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ´ nün gizli kadrolaşma faaliyetlerinin boyutunu göstermektedir.

-Karargah Evleri soruşturmasında ulaşılan diğer isimler-

Bu MİT belgesine ulaşan Savcı Zekeriya Öz yapılanmayı Ergenekon kapsamında soruşturmaya başladı. Soruşturma kapsamında ulaşılan bilgilere göre, Karargah Evleri yapılanmasının en tepe noktasında İbrahim Aslan (ya da Arslan) ismi yazılı. Aslan´a bağlı olarak, İ. Yaşar Salihoğlu-Türkiyem Topluluğu ve Askeri Kesim - Albay Cengiz Köylü isimleri var. Askeri kesim de iki gruba ayrılmış: Birinci grup, Harp Akademisi başlığını taşıyor. Burada yine Albay Cengiz Köylü ismi ile karşılaşıyoruz. Alb. Köylü´nün dışında Alb. Yavuz Göker, Alb. Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Melih Başdemir, Y. Selim Özmen, Rıza Okur ile ismi tespit edilemeyen Turan soyadlı bir kişi ile soyadı bilinmeyen Kemal adında birisinin isimleri geçiyor. Askeri Kesim başlığının altındaki ikinci bölüm ise Hava Harp Okulu´na ayrılmış. Burada da yine soyadı tespit edilemeyen Binbaşı Bülent var. Bnb. Bülent isminin altında oluşumla ilişkileri bulunan öğrenciler sıralanıyor: Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat. Hava Harp Okulu´ndaki örgütlenme sırf bu isimlerle sınırlı değil. Destek sağlayanlar bölümünde ise; Alb. Sinan Kesici, Dr. Rıza Kurna var. Hemen altında ise TSK´da görev yapan sivil memurlara sıra gelmiş; Gönül Temiz ve Nesime Akbulut tespit edilen iki isim.

Belgede adı sık sık geçen işadamı İbrahim Aslan´la ilişkilendirilen diğer isimler ise M. Bora Perinçek, M. Bedri Gültekin, Hikmet Çiçek ve Zerrin Öztürk. Bu isimlerin hepsi de İP ile bağlantılı. M. Bora Perinçek, İP lideri Doğu Perinçek´in oğlu, M. Bedri Gültekin, Hikmet Çiçek ve Zerrin Öztürk ise partinin ileri gelenleri arasında. Oluşumun İP içinde bu isimler dışında da bağlantılı olduğu Bölge Sorumluları var. İstanbul-Bayrampaşa´da Ali Doğan, yine aynı ilçede Mevlüt Usta, İstanbul-Gaziosmanpaşa´da Hıdır Hokka ve Zerrin Öztürk ile Kırklareli´nden Sait Zorlu var. Abdurrahman Taşçı ise Kurye olarak geçiyor MİT belgesinde.

Ergenekon soruşturması kapsamında, Karargah Evleri oluşumu ile ilgili sorgulanan diğer isimler ise Kemal Aydın ile Neriman Aydın kardeşler.

2013 YAŞ toplantılarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı´na getirilmesi beklenirken sürpriz şekilde emekliye sevkedilen Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu´nun adı da Karargah Evleri soruşturmasında geçiyor. Tespit edilebilen diğer isimler ise Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tuğamiral Cem Gürdeniz ve Albay Serdar Okan Kırçiçek şeklinde.

İşte, ortaya çıkan bu bilgilere göre, Karargah Evleri yapılanmasının TSK içindeki mezhebi yapılanmayla bağlantılı olduğu ve çok derinlere gittiği anlaşılıyor. Karargah Evleri yapılanmasına yönelik 2008´de başlatılan soruşturmanın 5 yılı aşan süredir halen devam ettiğini de tekrar hatırlatalım. Yine bu soruşturmayı askerlerin nasıl örtbas etmeye çalıştığını adeta canlı yayında takip ettiğimizi de hatırlatalım.

-Bazı savcılar suçu aydınlatır bazıları ise karartır-

İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek öncülüğünde TSK içinde yapılanan bu çok gizli örgütlenme kısmen Ergenekon davasına yansıdı. Zekeriya Öz´ün başlattığı soruşturmanın hemen ardından askeri savcılık tarafından da bir soruşturma başlatıldı. Ancak bu soruşturmanın konuyu aydınlatmak yerine sivillerin elindeki soruşturmayı da kendi bünyesine alarak kapatmak olduğu ilerleyen süreçte çarpıcı delillerle ortaya çıktı. O süreçte çok ilginç gelişmeler yaşandı. Askeri savcıların birbirlerini aklamak amacıyla Konya´daki bir olayla ilgili evrak sahtekarlığı şok ediciydi. İşçi Partililerin medyaya açıklama yaparak Bakın askeri savcılık Karargah Evleri operasyonu yapacak ve biz aklanacağız şeklindeki açıklamaları da öyleydi. Buna benzer 10´a yakın ilginç gelişmeyi tespit edip bir bir aktarmıştık. Bu gibi skandalların yaşanması ve paralel olarak yasalarda yapılan değişikliklerin referandumla halk tarafından onaylanmasının ardından askeri savcılık soruşturma dosyasını sivillere devretmek zorunda kaldı. Askeri savcı Albay Zeki Üçok soruşturmayı örtbas suçlamasıyla Zekeriya Öz tarafından tutuklandı. Savcı Üçok´un adı ilerleyen süreçte şaşırtıcı sayıda soruşturmaya konu oldu. (6) ´Sahte çürük raporu´ davasında ´örgüt üyesi olmak´, ´yağmaya teşebbüs etmek´ ve ´dolandırıcılık´ suçlarından 9 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Balyoz davasından 16 yıl, hipnoz ve işkenceli sorgu davasında ise 7 yıl 6 ay hapis cezaları aldı. Üçok, bazı soruşturmalar sırasında ´zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı´ gerekçesiyle halen Askeri Yargıtay´da yargılanıyor. Bu davada da dokuz yıla kadar hapsi ve ´memuriyetten men´ edilmesi isteniyor. Üçok´un Karargah Evleri soruşturmasını kapatabilmek için Kayseri´de üç astsubaya işkenceli ve hipnozlu sorgu yaptırdığı ileri sürülüyor. Üçok hakkındaki cezalar bu şekilde 33 yıla ulaşmış oldu. Bunların dışında Üçok hakkında başka dava ve soruşturmalar da yürütülüyor. Düşürün şu heronları çok PKK´lı vuruluyor şeklindeki şok ses kayıtlarına yönelik soruşturmaya da onun baktığı ve örtbas ettiği anlaşıldı. Bu konunun da sivil savcılar tarafından Karargah Evleri dosyası kapsamında soruşturulduğu tahmin ediliyor.

ERGENEKON İDDİANAMESİNE GÖRE TSK´DAKİ MEZHEBİ YAPILANMA

Hasan Celal Güzel´e TSK içinden ulaştırılan mezhebi yapılanmayla ilgili belge ve bilgiler Ergenekon iddianamesinde de yer alıyor. Ergenekon sanıklarından ele geçirilen konuyla ilgili belgelerden bazılarına ise 1. iddianamenin 1595 ve 1618-1620´nci sayfalarından ulaşılabilir.

Birinci Ergenekon davasının 47 numaralı sanığı Mehmet Adnan Akfırat´ın ikametgahında yapılan aramada ele geçen çok sayıdaki belge ve dokümanlar birinci Ergenekon iddianamesinde ayrıntılarıyla sıralanıyor. İçlerinden birkaç tanesi şu şekilde:

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1595: İkamet adresinde yapılan aramada elde edilen ´Mayıs 1997 Yılında Genel Kurmay Hareket Dairesi Başkanı Çetin Doğan, K.K Eğitim Ve Okullar Daire Başkanı Volkan KAPLAMA ve Bazı Albay Rütbesindeki Alevi Komutanların da katıldığı bir gizli toplantıda alman kararlarda, ´Güneydoğuda Bizimkiler Postu Deldirmesin, Buna Yönelik Önlemler İçin Tayin Dairesi Mutlaka Elimizde Olmalı Cepheye Bizden Olmayan O Namussuzları Sürün, PKK Ya Karşı Savaşanlara El Altından Şu Mesajı Verin, Sakın Ha Ölmeyin Bırakın Atatürkçü Olsa da Sünniler Ölsün şeklinde doküman ile ilgili olarak; Bu dokümanların HasanCelal GÜZEL tarafından 1997 yılında Ankara´da yapmış olduğu bir basın toplantısında dağıtmış olduğu belge olduğu, Aydınlık dergisinde haber olarak yayınladıklarını,

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1618: Ülke tehlikede bunları durdurun ile başlayıp Bşçvş. Muharrem Keskin ile biten doküman incelendiğinde; Üst kısmında el yazması HasanCelal Güzel´in provovakasyon yazan, ´ÜLKE TEHLİKEDE BUNLARI DURDURUNUZ´ başlığı ile başlayan, başlangıçta Alevilik söylemlerinin hoşuna gitmesi nedeniyle aralarına katıldığı grubun gerçekte Alevilikle alakalarının olmadığını ve Alevi söylemlerini kullanarak farklı amaçlar peşinde olduklarını anladığını, hedeflerinde vatansever insanlar ile ülke idaresi olduğunu, bu grubun bazı üst düzey generallerin de katıldığı Mayıs 1997´ de yapmış olduğu gizli bir toplantıda almış olduğu kararlan Ülke ve Devleti tehlikeye atacakları düşüncesiyle deşifre etmeyi kendisine bir görev kabul ettiğini, toplantıda çıkan kararların ise; Türklerin üstün bir Ulus olduğu safsatasının yıkın Atatürk´ ün alevi kürt köylerini katletti gibi sözleri durdurun, Atatürk´ ten başka kullanılacak neyimiz var. Güneydoğuda bizimkiler postu deldirmesin, buna yönelik önlemler alın. Tayin dairesi mutlaka elimizde olmalı. Cepheye bizden olmayan o namussuzları sürün. Kürt konusunda öne çıkmayın, ordu alevi köyleri boşaltıyor, devlet zulüm yapıyor deniliyormuş, bize aydın insan lazım bırak gebersinler.

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1619: Alevi olmayana hiçbir zaman tam güvenmeyeceksin, alevi olmayan herkesin anti laik olma ihtimali uzun vadede de olsa olabilir. Dincilerin çok kızdığı ÇEVİK PAŞA ve DOĞU AKTULGA´ da dahil, bu adamların milliyetçilik duygusu sokaktaki adamınki kadar fanatik, dinlediğin zaman Faşist zannediyorsun asla güvenmeyecek ama kullanacaksın. Ordunun müdahalesini sağlamak için, orduda ve sivil toplumda etnik ve irticai faaliyetleri seyredin, yer yer körükleyim Ordudan altı ayda bir adam atarak, yarın darbe yapma gerekçenizi ortadan kaldırmayın, bırakın, tehlikeyi müdahale boyutunda büyütün. Herkes ne pahasına olursa olsun kendini gizlesin. Birliklerde bilinen ve deşifre olan varsa vitrin yapılsın, kendi söylemlerimizi seslendirsin. Her yerde irtica var kampanyası başlatılsın. Sadece eşi kapalı olan, namaz kılan değil, sağcı, milliyetçi, yarın irticaya kaçması veya size engel olması muhtemel herkesi yazın, ilgili mercilere şikayet edin, onların adına dinci dergiler, gazeteler gönderin, akrabalarının adını öğrenin, onların isimleriyle başlarını belaya sokacak mektuplar, kartlar gönderin. Alevi olan birlik komutanları, yoksa Laikleri sıkıştırın, çokça eğlence düzenleyin, dansöz ve içkiyi zorlayın. Din ve milliyetçilik duygusunu zayıflatan yolların neler olduğu açık bunları kullanın. Okullarda öğrencilerin kız arkadaşlıklarını teşvik edin, yapabiliyorsanız, Osmanlı hayranlığını kırın. Cinsel konularda sınırlan zorlayın, çünkü bu konu insan zaafının başında gelir. Şeklinde olduğunun, devamında ´VE GİZLİ TOPLANTIDA KONUŞMA NOTLARI!´ başlığı altında Genel Kurmay Harekat Başkanı Korgeneral Çetin DOĞAN ile K.K.K.´ lığı Eğt. ve Ok. D.Bşk.Tuğg. Volkan KAPLAMA arasında geçen; Çetin DOĞAN´ın, Türkiye´nin idaresi ordunun kontrolünde değil, darbe yapmayacağını yemin eden bir ordunun etkisi ne kadar olabilir, Tansu ÇİLLER şu anda dini söylemleriyle rol yapıyor da olabilir, ciddi de olabilir çünkü geberesi kadın Sünni, Mesut YILMAZ için de aynı şey geçerli, irtica tehlikesi iyice büyüsün, din bizim için zararlıdır, TÜRKLERİN ÜSTÜN BİR ULUS OLDUĞU SAFSATASINI YIKIN, hanımlarınız dekolte giysin diğerlerinin hanımlarını açık giymeye teşvik etsin, ÇEVİK PAŞA´ NIN YERİNE BİZDEN AKILLI BİRİ OLSAYDI, KARADAYI SÜNEPESİNİN DAHA VERİMLİ OLMASINI SAĞLARDIK, Arkadaşlar çok çalışsın Bizim olmayan bu devlet mutlaka bizim olacaktır, Biz Türkiye´de İslam ile bağlantılı görülen ama bu dini tamamen değiştirecek bir Türkiye Aleviliği yaratmak zorundayız, Şeklinde beyanlarının olduğu konuşma metni, devamında ´VE AYNI GÜNLERDE BİR BAŞKA TOPLANTI´ başlıklı K.K.K.´ lığı Eğt. ve Ok. D.Bşk.Tuğg. Volkan KAPLAMA ile aynı dairede çalışan Kurmay Albay Turgay TEKMEN arasında geçen; Volkan KAPLAMA´ nın gerçek laiklik ancak alevi toplumda gerçekleşir, aptal komutanlar, her gün güdeme gelerek ülkedeki şeriatçı birikimi azaltarak bir müdahalenin önünü kesiyorlar, Doğu Paşa da ayrı

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1620: Alevilik bu ülkede bir gurur kaynağı olana kadar, yani memleketi avucumuza alana kadar herkes kendisini gizleyecek..... ´Fisunoğlu, bana korgeneral iken, ´ben karımı oynata zıplata bu noktaya geldim´ demişti. Bizim için de ölçü bu olmalıdır´ Deşifre olmuş aleviler... Sevgi desinler insanlık desinler ama ülke için oynadığımız belli etmesinler. Alevi dışında hiç kimse ateist olsa bile güvenilmeyecek... Hal hatır soranlara, ´Allah´ a şükür´ densin. Bizi dinci sansınlar... PKK´ya karşı savaşanlara el altından şu mesajı gönderin, ´sakın ha ölmeyin, bırakın Atatürkçü olsa da sunniler ölsün´ Herkes, çalıştığı yerde irtica var yaygarası koparsın... irtica kokusu olan mektuplar iş adreslerine postalansın... Şeklinde olduğunun, bu yazılar ekinde; 1 sayfa orgeneral Doğu AKTULGA´ ya bağlı olduğu değerlendirilen birimler şeması, 1 sayfa istihbarat birimleri şeması, 1 sayfa Kara Harp Okulu şeması, 1 sayfa Kara Harp Okulu şeması, 1 sayfa 9 Şubat 1996 Saat:20.30´ da Ankara´ da yapılan toplantıya katılım listesi, 1 sayfa Kara Kuvvetleri Komutanlığı Mezhepçi Yapılanma şeması, 1 sayfa K.K Destek Komutanlığı, 1 sayfa Kara Kuvvetleri Komutanlığı Mezhepçi Yapılanma şeması, 1 sayfa Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda Mezhepçi Yapılanma ve DHKP-C ile irtibatlı subaylar şeması, 1 sayfa 1 Mayıs gibi aşın sol örgütlerin aktif yer aldığı olaylara katılan Astsubaylar şeması,...

-Çetin Doğan da mezhebi yapılanmada-

TSK içindeki mezhebi yapılanmada Çetin Doğan´ın önemli rol oynadığı anlaşılıyor. Doğan´ın, Balyoz davasında darbe hazırlığına öncülük yaptığı kanıtlandı. Önce müebbet hapisle cezalandırılan Doğan´ın cezası, darbe teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle 20 yıla indirildi. Doğan, aynı zamanda 28 Şubat davasının da sanığı. Müebbet hapis talebiyle yargılanıyor. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak´ın şu satırları Doğan´la ilgili bilgiler aktarıyor: Darbe virüsü bir girdi mi, çıkmıyor. Çetin Doğan, 27 Mayıs döneminde, Genç Harbiyeliler arasındaydı. Hani, 27 Mayıs öncesinde, okul komutanı Sıtkı Ulay Paşa´yla, Atatürk Bulvarı´nda toplu halde yürüyüp, Zafer Meydanı´ndaki Atatürk heykeline çelenk koyan cesur ve kurtarıcı Harbiyelilerden biriydi. 28 Şubat sürecinde, herkesi fişleyen Batı Çalışma Grubu´nun başkanıydı. AK Parti iktidarının ilk yılında, Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında, Başbakan Abdullah Gül´e karşı ve ona Sen diye hitap ederek konuşma yapan da Çetin Doğan´dı. (Balbay´ın günlükleri) Eğer niyet 28 Şubat´ın intikamını almaksa pişman olursun. Bunun hesabını sorarız demişti. Ağustos 2003´teki YAŞ toplantısında ise, Başbakan Tayyip Erdoğan´a muhtıra ayarında bir konuşma yaptığı basına sızmıştı. Çetin Doğan, şöyle konuşmuştu: TSK´nın etkinliğini kaldırmayı, TSK´yı rencide etmeyi planlıyorsunuz. Türkiye´nin laik yapısının bozulmasına izin vermeyecek güçler birlikte hareket edecektir. Gerekirse, ordu-millet işbirliğiyle sonuç alınacaktır. Ergenekon delilleri arasından çıkan bir belgede de, Çetin Doğan´ın, gizli bir toplantıda, Alevilerin memleketi ele geçirmesi için yapılması gerekenleri sıraladığı görülüyordu: Gerçek laiklik, ancak Alevi toplumunda gerçekleşir. Biz Türkiye´de, İslam dinini tamamen değiştirecek bir Türkiye Aleviliği yaratmak zorundayız. (7)

MEZHEPÇİ YAPILANMA DENİZ KUVVETLERİNDE YOĞUNLAŞIYOR

Mezhebi yapılanmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen Karargah Evleri´nin, Hava Kuvvetleri´nde yapılandığı anlaşılıyor. En azından elimizdeki bilgilere göre diyelim. Ancak mezhebi yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetleri´nde etkin olduğu ileri sürülüyor. Ortaya çıkan bazı bulgular da bu iddiayı güçlendiriyor.

28 Şubat sürecinde Hasan Celal Güzel´in öncülüğünde başlayan ve bizim de o günlerde bir gazete yazısı ile dikkat çektiğimiz TSK içindeki Suriye Baas cuntası tipi mezhepçi yapılanma iddiaları, geçen 15 yıl içinde ortaya çıkan somut delillerle kanıtlanmış bulunuyor. Bu yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı, Ergenekon Poyrazköy ve benzeri davalar sürecinde ortaya çıkan belge ve bilgilerden anlaşılıyor. Bu konuda çok fazla kanıt sayılabilir. Bizim o dönem kaleme aldığımız gazete yazısındaki analizimiz (1) gibi kişisel kanaat ve iddialardan bahsetmiyoruz. Sonraki 15 yıl içinde Ergenekon ve 28 Şubat gibi çok sayıdaki çeşitli soruşturmalarda ele geçirilen belgelerden bahsediyoruz. O bir analiz idi. Eldeki bulgulara göre bir şeklin belirginleştiğinden bahsediyorduk. Ancak sonraki süreçte çok sayıda belge ortaya çıktı ve analizimizi doğruladı.

-Deniz Kuvvetlerinde Alevi yapılanması-

Örneğin 28 Şubat soruşturmasında 11 Nisan 2012´de gözaltına alınıp tutuklananlardan emekli Albay Oğuz Kalelioğlu´nun ikametgahındaki aramalarda çok önemli belgeler ele geçirildi. TSK´da çok kritik görevler yapan ve adı Özel Harp Dairesi´ne (ÖHD) bağlı Toplumsal İlişkiler Başkanlığı (TİB) (Psikolojik Savaş Bölümü) ile birlikte geçen Kalelioğlu´dan ele geçen belgelere göre alevi subaylar özellikle Deniz Kuvvetleri içerisinde geniş şekilde örgütlenmiş ve etkin bir çalışma yürütmüş. BÇG yapılanmasında etkin şekilde görev alan sanık Kalelioğlu´dan ele geçirilen bu bilgilere 28 Şubat iddianamesinin 164-165. ya da 1171-1172. sayfalarından ulaşılabilir.

28 ŞUBAT İDDİANAMESİNDE TSK´DAKİ MEZHEP YAPILANMASI

Sayfa 164: (Şüpheli Oğuz Kalelioğlu´da ele geçirilenler:) ... -TSK´da Alevi Yapılanmayla İlgili Belge, Şüphelinin ikametinde yapılan aramada el konulan 1-76 ile numaralandınlmış bilgisayar çıktısı dokümanda 11/02/2013 tarihli 2 sayfadan oluşan Araştırma Tutanağı (Oğuz KALELİOĞLU) yazılı tutanakta da belirtildiği üzere, “Evet Ben Aleviyim.... Ama” ibaresi ile başladığı, 76. Sayfasında Alevi haklarının ezilmişliğinden bahisle bölücülük faaliyetlerine devam ediyor diye son bulan belgede özetle, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde alevi yapılanmasını anlatan çok sayıda şahıs hakkında bilgiler verildiği, bilgisayar çıktısı doküman olduğu, 5 ile numaralandırılan sayfanın son kısmında ´Alevi olmayan ama baş zanlı olan komutanlar takunyalı tarikatçı diye yıpratılarak daha fazla yükselmesi engellenecek. Yakın Çevrem; irtica ile savaşı biz yaptık, kendimizi riske attık, artık bizi kimse engelleyemez, 2000´li yıllar bizim olacak... Diyen maceracılarla dolu. Önlem alınmazsa, sadece sünniler değil, masum aleviler de zarar görecek. Önlem alınacağı umudu ile arz ederim.. şeklinde yazı olduğu, Dokümanda yer alan konu başlıklarında ise; 6 ile numaralandmlan sayfada; 002 Dedeler Komutanlardan daha tesirli başlığının altında yer alan yazının bir bölümünde, Emniyet Müdürlüğünden komiser yardımcısı H. Ç.de örgütün emniyet ayağını oluşturmaktadır´ ibarelerinin yer aldığı, 003 Ege Ordu komutam Org Çetin DOĞAN ve Doğu SİLAHÇIOĞLU´nun adamı İs.Tekns.Kd.Bçvş. 7 ile numaralandırılan sayfada; 004 Haydarın Marifetleri, 005 Atatürk şeyhliği, dervişliği kaldınp, tekkeleri kapatmıştı. Fakat bugün ordusunda alevi dedeleri ve şifalardan geçilmiyor. Atatürk herhalde bunları görseydi kahrolurdu... 8 ile numaralandırılan sayfada; 006 Torpilli Tayin 9 ile numaralandırılan sayfada 007 Deniz Kuvvetleri Alevilere emanet...

Sayfa 165: 11 ile numaralandırılan sayfada; 008 Dz. Kuvvetlerindeki Alevi Destekli Devrimci Örgütlenme, 12 ile 21 arası numaralandırılan sayfalarda; Aleviliğin Anayasası başlığı altında İsmail METİN tarafından yazıldığı ve Mart 1999 tarihinde Akyüz Yayıncılık tarafından çıkarıldığı anlaşılan kitabın bir bölümünün internet çıktısı olduğu, 22 ile numaralandırılan sayfada; 009 Alevi örgütlenmesinden bir kesit... Buz dağının görünen yüzü, 24 ile numaralandırılan sayfada, 010 Geliboludaki Alevi Örgütlenmesi, 27 ile numaralandırılan sayfada, 011 HadımkÖy Ekibi, 012 H.A. 1964-74 (Tls.Tekns.) Hv.Svn.Ok.Ve Eğit.Mrk.Ds.K İstanbul, 28 ile numaralandırılan sayfada 013 Kınay Sülalesi, 014 Ankara Mubildeskom Ekibi, 29 ile numaralandırılan sayfa içeriğinde; “En yakın görüştüğü diğer örgüt elemanı Ord Tekns Kd Bçvş. M. K. 1981-336 yıllardır Gnkur.Mubildeskom Ankara Blg. Mu. Brl. Mu. İş. Bl. De çalışır. Kürt alevilerindendir ve bulunduğu yerin lideridir... PKK ya destek veren konuşmalar yapar ve bir dönem Safranbolu Cumhuriyet Başsavcılığı yapmış olan bacanağının bu konudaki el altından yapmış olduğu çalışmalarım arkadaşlarına örnek olsun diye anlatır. Evinde bol miktarda silah bulundurur. 16 lık Lema marka tabancası Kıbrısa giden Kur.Albay B.K´ye verilmiştir ve onunla hiyerarşiye sığmayacak şekilde senli benli konuşur´ şeklinde yazıların bulunduğu, 30 ile numaralandırılan sayfada; 015 Mu Tekns KTd Üçvş G.K (1989-1), 016 Tarakçı Albayın Alevi Örgütü 32 ile numaralandırılan sayfada; 020 Yasadışı MLKP Örgütüne üye; 021 Rekabet Liyakat, Eşitlik ve Çalışkanlık=Hırsızlık, koruma ve kollama, 33 ile numaralandırılan sayfada, 022 KKK Mu Ds Birliği Ekibi... 36 ile numaralandırılan sayfada; 023 DHKP-C C-4 Bombalarını bu şahıslardan temin etmektedirler 37 ile numaralandırılan sayfada; 024 Işıklarda Hristiyanlık propagandasına Tümg.A.İ.G.´den destek, 38 ile numaralandırılan sayfada; 025 Haksızlık ve Usulsüzlük Ama; Kadrolaşmak İçin... 39 ile numaralandırılan sayfada; 026 Kaymakçıoğlunun Alevi Örgütlenmedeki Çalışmaları, 027 Ankara Kara Harp Okulu (KHO) başlıklı konu içeriklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. (200. KLASÖR)

-Karargah Evleri´nde adı geçen Denizci subaylar-

Karargah Evleri soruşturmasında bazı denizci subayların da adı geçiyor: Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tuğamiral Cem Gürdeniz ve Albay Serdar Okan Kırçiçek.

Bu isimler aynı zamanda bir başka davada daha geçiyor, Poyrazköy. Yani, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç ve yardımcısı Eşref Uğur Yiğit´e yönelik bir suikast hazırlığı iddiasının da yargılandığı 6 adet davayı bünyesinde barındıran Poyrazköy Cephaneliği davası. Halen devam eden davanın 5 Eylül´de görülen 29. duruşmasına sanıkların talebi ile Metin Ataç tanık sıfatıyla katıldı. Duruşmada ifade veren ve suikast planından haberdar olmadığını belirten Ataç´ın, bir sanığın yönelttiği soruya verdiği cevap salonda şok etkisi yaptı. (8) Davanın sanıklarından olan Tuğamiral Fatih Ilğar, Ataç´a, “Karargah içinde sizden habersiz toplantı olur mu?” sorusunu yöneltti. Karargahta 800 kişi olduğunun altını çizen Ataç, “Normal şartlarda karargah içindeki faaliyetlerden haberdar olurum. İllegal bir şey oluyorsa bilemem bunu tabii. Bilemiyorum ki...” şeklinde konuştu. Ataç´ın bu beyanlarının ardından seyircilerden tepkiler yükseldi. Ataç´ın illegal çalışmalar olabileceğine dair ifadesi davadaki iddiaları güçlendirici nitelik taşıması açısından önemli. Böyle bir durum daha önce de yaşanmıştı. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman´ın benzer nitelikteki ifadeleri Balyoz ve Ergenekon davası kararlarında önemli rol oynamıştı. Poyrazköy davasında Deniz Kuvvetlerinin en üst komutanından gelen ve ihbar mektubundaki iddiaları güçlendiren nitelikteki ifadesi, Özkök ve Yalman etkisi yapacak gibi görünüyor.

-Oramiral Yiğit: Siz beni yıkamadınız ama, ben sizi yıkacağım-

Amirallere suikast soruşturması kapsamında gözaltılar yaşandığında basına yansıyan bir iddia dikkatleri çekmişti. Ataç gibi suikaste uğrayacağı iddia edilen diğer Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit´in iki defa gıda zehirlenmesinden GATA´da tedavi gördüğü, bundan sorumlu gördüğü bir amirale karşı çok sert ifadeler kullandığı ileri sürülmüştü. ´Siz beni yıkamadınız ama, ben sizi yıkacağım. Siz beni deviremediniz, zehirleyemediniz. Ben hala ayaktayım. Siz göreceksiniz´ ifadelerini kullandığı iddia edilen Yiğit´in, Deniz Kuvvetleri içindeki Ergenekon yapılanmasını çözdüğü için hedef olduğu iddia edilmişti. Yiğit´in ağır ifadeler kullandığı amiralin de Ergenekon´un üst düzey yöneticilerinden biri olduğu belirtiliyordu. Yiğit´in, gözaltına alınmak istenirken intihar eden alevi subay Yarbay Ali Tatar´ın cenaze törenine Genelkurmay´ın emriyle katıldığı, cenaze törenine ´kevlar´ cinsi çelik yelek giyerek gittiği basında yazıldı. Yine bağlantılı bir haber olarak da, Merkez Orduevi´nde resepsiyona katılan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Metin Ataç´ın tutuklu teğmenlerin suikast planına ilişkin sorulara ´Yalan değil, yalan değil´ karşılığını verdiği iddiası da var. (9)

Metin Ataç gibi Poyrazköy davasının geçtiğimiz günlerdeki duruşmalarına katılan bir başka isim eski Donanma Komutanı Nusret Güner oldu, ancak farklı amaçla. Sanıklara destek vermek için izleyici olarak gelen Güner, duruşma sonrası bir gazeteye yaptığı geniş açıklamalarda, Deniz Kuvvetleri hedefte diyerek yürütülen soruşturmaları eleştirdi. Güner, kamuoyunun ve hatta muhalefet partilerinin dahi kendilerini ciddiye almadığını belirtti, buna içerlediğini vurguladı. (10)

Deniz Kuvvetleri ya da diğer komutanlıklardaki cunta yapılanmalarıyla ilgili çok şey söylenebilir. Bir çok yetkili iddiaları yalanlıyor. Peşpeşe davalar açılmasına karşın yalanlama çabası sürüyor. Delillerin sahteliği ve soruşturmaların usulsüz yürütüldüğü gibi argümanlara sarılan bu kesimler, bunların doğru olmadığının ispatlanmasına (11) ise gözlerini kapatıyorlar. Yalanlama çabasına devam ediyorlar. Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki İstihbarat Şube zemin karoları altı gibi en gizli bir bölmede çuvallarca belge ihbar üzerine el geçiriliyor. İlk başta şaşıran bu kesimler ilerleyen süreçte buna da bir kulp bulmaya ve örneğin, belgelerin yer darlığından oraya saklandıklarını savunabiliyor. Kimisi ise her zaman yaptıkları gibi, başkalarının oraya sakladığını ileri sürebiliyor. Koskoca deniz kuvvetlerini düşürdükleri durumun farkında değiller. Belgeler sanki saklanacak başka yer kalmamış gibi zemin karolarının altına gömülüyor onlara göre. Üstelik de o çuvallardan nasıl oluyorsa herbiri çok kritik suç içeren belgeler çıkıyor. İşte bu şekilde, kamuoyunun zekasıyla alay eder tarzdaki bu yaklaşım tabi ki kamuoyunda ciddiye alınmıyor. Ancak yetkililer yine de iddiaları yalanlamaya devam ediyor. Oysa belgeler ortada. Ne var ki, adını kızı üzerinden şantaj yaparak olaya karıştıran çetelerin varlığına rağmen Güner, belki kurumunu koruma adına soruşturmaları eleştirebiliyor. TSK içinde oluşan yapılanmalara kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla yıllardır göz yuman bu kesimler, Nusret Güner örneğinde olduğu gibi bir de ciddiye alınmamaktan şikayet edebiliyorlar.

Aslında Güner´in ifadesinde bir gerçeklik payı var. Ergenekon soruşturma sürecine bakıldığında tutuklanan ve davalarda sanık haline gelen Deniz Kuvvetleri mensuplarının sayısal olmasa da oransal olarak ağırlıkta olduğu görülebiliyor. Bu ilginç durum, cunta yapılanmalarının Deniz Kuvvetleri içinde daha fazla yoğunlaştığı anlamına da geliyor. 2010 sonunda Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube´nin zemin karoları altına gizlenen ve cuntanın kozmik arşivi olarak nitelenen çuvallarca belgenin ihbar üzerine savcılarca bulunması olayı da bu noktada akıllara geliyor.

-Deniz Kuvvetleri´nde peşpeşe 7 şüpheli ölüm-

Burada konuyla ilgisi olabilecek ve araştırılmaya muhtaç bir başka konu daha var. Ergenekon soruşturmasının hemen öncesinden başlayarak sonraki iki yıl içinde Deniz Kuvvetleri içinde peşpeşe intihar ya da şüpheli ölüm olayları meydana geldi. 7 üst düzey subay şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Kimine intihar dendi, kimine kaza. Bazı isimlerin Ergenekon soruşturmasıyla bağlantıları ortaya çıktı. Bazı isimlerin ulaştıkları bilgileri deşifre etmemeleri için infaz edildiği, Ergenekon yapılanmasında görev alan bazılarının ise soruşturma sürecinde üstleri tarafından kendilerine sahip çıkılmadığı gerekçesiyle, yani terkedilmiş duygusuyla intihar ettiği ileri sürülüyor. Deniz Kuvvetleri´nde peşpeşe gelen şüpheli ölüm olaylarının, bu komutanlıkta yoğunlaştığı ileri sürülen mezhebi yapılanma ve Ergenekon´la bağlantısı da aydınlatılmaya muhtaç görünüyor.

BİROL ATAKAN - 2 Mayıs 2007: Şüpheli ölümler zincirinin ilk halkası emekli Deniz Albay Birol Atakan oldu. Atakan´ın Ergenekon´la irtibatlı subayların tayin terfi işlerinde etkili olduğu iddia edildi. Trafik kazasında hayatını kaybetti. Atakan, Özden Örnek ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda birlikte çalışmıştı. Atakan´ın, Özden Örnek´e ait olduğu iddia edilen darbe günlüklerinin internete sızmasında ihmali ve kastı olabileceği iddia edildi. Ergenekon soruşturması Atakan´ın ölümünden 1,5 ay sonra başladı. Darbe Günlükleri Ergenekon kapsamında savcılarca dikkate alındı. Günlüklerde adı geçen Kuvvet komutanları ifade verdi.

NURSAL GEDİK - 11 Kasım 2007: Kuzey Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Tabip Yarbay Nursal Gedik´in ölümü resmi kayıtlara intihar olarak geçti. Annesi ölümün intihar olduğuna inanmadığını açıkladı. Biyokimya laboratuarında görevli olan Gedik´in, uyuşturucu ve kadın ticareti konularında çok özel bilgilere ulaştığı, komutanlıkta dönen uyuşturucu bağlantılı ilişkileri tespit ettiği için öldürüldüğü ileri sürüldü.

OLGUN URAL - 26 Mart 2009: Karamürselbey Eğitim Komutanlığı´nda görevli Yüzbaşı Olgun Ural geride bir mektup bırakarak intihar etti. Ural´ın adı 1. Ergenekon davasında deliller bölümünde geçiyor. İddianamede “Alevi, Sıvas Gemerekli. Yüzbaşı Ali Tatar´ın personel alımında görevli olduğu zaman alınmıştı” ifadesi yer alıyor. Ural, 2. Ergenekon iddianamesinin açıklanmasının ardından intihar etti. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların, komutanlıktaki yapılanmayı deşifre eden listeyi ele geçirmesinden sorumlu tutulan kişi olarak gösteriliyor. İddialara göre, intihar etmeden önce Yüzbaşı Olgun Ural´ı bilgi sızdırmakla suçlayanlardan biri Binbaşı Ümit Koca, diğeri Yarbay Ali Tatar´dı.

TANJU ÜNAL - 25 Haziran 2009: Güney Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Hakim Yarbay Tanju Ünal, İzmir karagahtaki makam odasında tabancayla intihar etti. Ünal, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil´i yargılayarak rütbelerini söktüren askeri hakimdi.

BELGÜTAY VARIMLI - 20 Kasım 2009: Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu´nun eski başkanı emekli Albay Belgütay Varımlı´nın evinin balkonundan düşerek öldüğü öne sürüldü. Varımlı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil´in rütbelerinin sökülüp er rütbesine indirilmesine neden olan kişilerden biri olarak biliniyordu. Varımlı´nın Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarını deşifre eden subay olduğu iddia edildi.

ALİ TATAR - 20 Aralık 2009: Deniz Yarbay Ali Tatar, Beylerbeyi´nde kaldığı askeri lojmanda silahıyla intihar etti. Halen görülmekte olan Poyrazköy davası kapsamındaki ´Amirallere Suikast´ suçlamasıyla tutuklandı. Avukatlarının itirazı üzerine 9 gün sonra serbest bırakıldı. Yakınlarının iddialarına göre, tutukluluk sürecinde psikolojik olarak çöktü. Serbest bırakılması sevindirdiyse de kısa süre sonra itiraz üzerine tekrar tutuklama kararı çıkarılması Tatar´ı intihara sürükledi. Tatar, komutanlarının kendisine sahip çıkmadığını düşünüyordu.

-Deniz Kuvvetleri içinde Ata Evleri yapılanması-

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile şu an görevdeki komutan Oramiral Eşref Uğur Yiğit´e suikast hazırlığı yapan subaylar arasında Ali Tatar´ın da adı var. İddianamede Tatar´ın, Ergenekon´la bağlantılı olarak Deniz Kuvvetleri´nde kurulan organizasyonu ´koruduğu´ aktarılıyor. Tatar´ın adının da geçtiği belgelerde, Deniz Kuvvetleri içinde, Hava Kuvvetleri´ndeki Karargah Evleri´nin benzeri olan Ata Evleri yapılanmasına gidildiği iddia ediliyor.

Yarbay Ali Tatar´ın Deniz Kuvvetleri´ndeki Ergenekon yapılanması ile irtibatlı tüm subayları yakından tanıyan isim olduğu iddia ediliyor. Kendisinin Ergenekon´da ´eğitimden sorumlu subay´ olduğu, Deniz Harp Okulu´ndan mezun olan personelin birliklere dağıtımını ve bu yapıyla koordinasyonu sağladığı söyleniyor. Yarbay Tatar´ın Deniz Kuvvetleri içindeki en önemli oluşumlardan biri olan Ata Evleri ve Deniz Yıldızı Projesi´nde yönetici olduğu belirtiliyor.

Ali Tatar´ın bu kapsamda kritik görevlerde olduğu, ancak deşifre olduktan sonra her adımının Ergenekon örgütü tarafından yakından takip edildiği, konuşmaması için her türlü çabanın gösterildiği öne sürülüyor.

Ali Tatar´ın eşi Nilüfer Tatar, cenaze töreninde kamuoyunun pek bilmediği bazı bilgileri açıkladı. Ergenekon kapsamında cezaevine gönderilen Alevi inançlı 29 subay olduğunu söyledi: Alevi subayların üzerine oynuyorlar. 29 subay içeride boş yere yatıyor. Alevi subayları yok etmek istiyorlar.

Bugüne kadar TSK bünyesinde vefat eden Alevi inançlı subay ya da generallerden hiçbirinin cenazesi cemevinden kaldırılmamıştı. İlk defa Ali Tatar´ın cenazesi cemevinden kaldırılarak Alevi vurgusu ön plana çıkarıldı.

Ali Tatar´ın intihara karar vermeden önce bir oramiralle görüştüğü, son gece evinde 56 kişinin katıldığı bir toplantı düzenlediği de ileri sürüldü.

-İzmir´deki çete-

BERK ERDEN - 8 Şubat 2010: Güney Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Kıdemli Kurmay Albay Berk Erden intihar ederek hayatına son verdi. Erden´in intiharından sonra internete yüklenen bir videoda ölümün Ergenekon´la bağlantılı olduğı ima ediliyordu. Kocam öğrenirse Ergenekon ilişkilerini ortaya çıkarmakla tehdit ederim. Hatta sakladığı silahların yerini, İzmit´teki çete arkadaşlarını bile söylerim. ifadesi geçiyordu. Burada, İzmir´deki çete arkadaşlarını söylerim ifadesi de ayrıca dikkat çekici. Bu intihar olayından 2 yıl kadar sonra 2012 Mayıs ayında İzmir´de casusluk çetesine yönelik bir soruşturma başlatıldı. Halen devam ediyor. Daha önce İstanbul´da ortaya çıkarılıp davası görülen çete gibi bu çetenin özellikle Deniz Kuvvetleri içinde cirit attığı ortaya çıktı. Çete derken İzmir´deki çetenin mi yoksa Erden´in Ergenekon ilişkilerinin mi kastedildiği bilinmiyor.

SON SÖZ

İddialardan ve aktardığımız bilgilerden de anlaşıldığı gibi TSK içindeki mezhebi yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor. Hasan Celal Güzel´e 1997´de ulaşan bilgiler, Ergenekon iddianamesine de yansıyan Aksaz Deniz Üssü´nde komutanlar arasında yaşanan mezhep kavgası ile 28 Şubat sanıklarından Oğuz Kalelioğlu´nda ele geçen belgeler bu görüşe dair şimdilik sunduğumuz ana bulgular.. Tabi bir de yukarıda aktardığımız diğer bilgiler ile iddianameler ve eklerinde yer almış olabilecek farkında olmadığımız diğer belge ve bilgiler..

Son söz olarak; bu haberde bir mezhebin hedef alındığı söylenemez. Bu asla söz konusu değildir. Kişilerin istediği dini ve mezhebi seçme ve yaşama özgürlüğü vardır. Kimse kimseye inancını dayatmamalıdır. Birarada pekala barış içinde yaşanabilir. Haberin konusu, 80´li yıllardan beri yasal olmayan şekilde TSK içinde Suriye örneğinde olduğu gibi Baas tipi bir cunta yapılanmasına gidildiği ve bunu yaparken bir mezhebin araç olarak kullanıldığı iddiasıdır.

TSK´daki mezhebi yapılanma konusunun burada vermeye çalıştığımız bir kaç bilgi ile sınırlı tutulamayacağı çok açık. Zaten bu haberimizin çıkış noktasını hatırlarsak, 28 Şubat darbe süreci için 15 yıl önce yapılan bir suç duyurusuna dönemin DGM savcısının verdiği takipsizlik kararı ve bu kararı kaldırmak için günümüzdeki mahkemelerin getirdiği gerekçe idi. Yani TSK içindeki mezhebi yapılanma iddialarının yeterince araştırılmadan takipsizlik kararı verildiği gerekçesi idi.

Bu gerekçe ve takipsizlik kararının kaldırılmasından hareketle yapılanmaya yönelik ayrı bir soruşturma yürütülmekte midir?.. Yoksa bu konu 28 Şubat soruşturması kapsamında mı araştırılmaktadır?.. Ya da Karargah Evleri soruşturması kapsamında mı araştırılmaktadır?.. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(1) Kontrgerilla.com/basindaAH/19980315.asp

(2) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4480

(3) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5204

(4) Aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-14041-26-devir-devir-dogu-perincek.html

(5) Aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-4820-34-sol-28-subatin-neresinde.html

(6) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4602

(7) Sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2010/01/21/cetin_doganin_kimligi

(8) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5556

(9) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1918

(10) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5554

(11) Kontrgerilla.com/yazilar/delil_tartismalari.asp

(10 Eylül 2013, 15:52)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Demirel, mezhepçi cuntayı korudu

Yarbay Yıldar´ın Demirel´e gönderdiği 12 Mart 1998 tarihli mektup

TSK´da gizlenmiş örgütün çekirdeği: Batı Çalışma Grubu

Ergenekon ve Kontrgerilla yapılanmasında alevi bağlantıları

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

Casuslar TSK´da cirit atıyor

Amirallere suikast manşetlerimiz

Poyrazköy manşetlerimiz

İhbar: Ergenekon şüphelisi subaylar diğerlerine terör estiriyor

Oramiral Yiğit: Beni yıkamadınız

Deniz Kuvvetlerinde şüpheli intihar olayları ve Ergenekon şüphesi

Bir komutan şoku daha

İstifacı komutan: Bizi takan yok

Gölcük Donanma´da ele geçen belgeler manşetlerimiz

Ergenekon, balyoz ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5564    yazdır/print


 

Savcı ölüm listesinin peşinde

90´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler ve Susurluk kazasıyla ilgili soruşturmayı yürüten Savcı Mustafa Bilgili, Kürt işadamlarının ölüm listesinin peşine düştü. O dönemde etkin siyasette olan Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Mehmet Ağar gibi siyasilerle ilgili bilgiler, Ergenekon Mahkemesindeki ve Gölcük´te yapılan aramalarda elde edilen birçok belge, siyasetçiler, mafya ve emniyet ilişkisine dair belgeler ve basına yansıyan iddialar da soruşturma dosyasına eklendi.

13.03.2013 11:02 90´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler ve Susurluk kazasıyla ilgili soruşturmayı yürüten Ankara TMK. 10. maddesiyle yetkili savcı Mustafa Bilgili´nin Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi´nde faili meçhul cinayetler ile ilgili araştırma yapması için görevlendirilen özel ekiple Emniyet´te üç kez toplantı yaptığı ortaya çıktı. Polis ekiplerinin 90´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili hazırladığı raporlarla ilgili bilgi alan savcı Bilgili, ekibin hazırladığı bu raporu yetersiz bularak genişletilmesini istedi. 2011 yılında Ankara´da bürosunun önünden alınarak infaz edilen Avukat Yusuf Ekinci´nin ailesinin başvurusu üzerine yeniden açılan soruşturmada, savcı Bilgili, tüm cinayetlerin ortak noktalarının tespit edilmesini, o dönemde medyada yer alan haberlerin derlenmesini, Kürt iş adamlarına yönelik ölüm listesinin bulunup bulunmadığı konuları öncelikli olmak üzere, dönemin tüm detaylarının araştırılmasını istedi.

Çiller, Yılmaz, Ağar dosyada

28 Şubat´la ilgili evraklardaki 90´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili bilgiler, fişleme tutanaklarındaki iddialar, o dönemde etkin siyasette olan Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Mehmet Ağar gibi siyasilerle ilgili bilgiler de faili meçhullerle ilgili soruşturma dosyasında dâhil edildi. Ergenekon Mahkemesi ve Gölcük´te yapılan aramalarda elde edilen birçok belge de İstanbul´dan Ankara´ya gönderildi. Soruşturma dosyasına eklenen deliller arasında siyasetçiler, mafya ve emniyet ilişkisine dair belgeler ve basına yansıyan iddialar da eklendi. Son.tv isimli internet sitesinde yazan eski MİT´çi Mehmet Eymür´ün köşe yazıları, Mesut Yılmaz ile ilgili iddiaları da dosyaya konuldu. Eymür´ün son.tv´de “ibret belgesi” başlıklı yazısında “uyuşturucu kaçakçısı ve mafya” olarak tanımladığı Yavuz Yaşar Yamak´ın Mesut Yılmaz ile ilişkisini anlattığı “En önde şeref misafirleri için ayrılmış bölümde tanıdık, meşhur bir sima var. Çetelerle müthiş bir mücadeleye girdiğini söyleyen, ancak yeraltı dünyası ile ilişkileri, usulsüz inşaat ve banka ihaleleri ile dosyası kabarık olan Mesut Yılmaz...” iddialarının araştırılacağı öğrenildi. Bu iddialarla ilgili söz konusu sitede yayınlanan videonun da savcılık tarafından talep edileceği belirtildi.

Somut delil değil, somut olay

Savcılık, geçen yıl kasım ayında soruşturma kapsamında tutuklanan özel harekâtçılar İbrahim Şahin, Ahmet Demirel, Ayhan Akça, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Ayhan Özkan´ın nöbetçi mahkeme tarafından “somut delil yok” denilerek serbest kalmasının ardından soruşturmayı derinleştirildi. Emniyetle yapılan çalışmalarda, o dönem yaşananlar ve gelişmeler bir bir incelendi. Savcılık, “Kumarhaneler Kralı” olarak bilinen Ömer Lütfi Topal cinayetinin ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü´nce gözaltına alınan, daha sonra İbrahim Şahin, Mehmet Ağar ve Sedat Bucak´ın müdahalesi sonucu eski Özel Harekâtçılar Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy ve Oğuz Yorulmaz´ın Ankara´ya getirildikten sonra serbest bırakılmasını “somut olay” olarak değerlendirdi. Cinayet gerekçesiyle gözaltına alınan şahısların serbest bırakılmasının “somut delil” olarak görülmese de “somut olay” olduğu savcılık tespitlerine yansıtıldı.

MİT´in zabıtları savcılıkta

Öte yandan, daha önce faili meçhullerle ilgili 1 ve 2. MİT raporunun dışında savcılıklara belge göndermeyen MİT, ilk kez Susurluk döneminde MİT tarafından derlenen bilgileri, o dönemde bizzat MİT´e yapılan sorgulamalar ve alınan ifadeleri, Tarık Ümit´in beyanları ve istihbarat notlarını, çalışma alanlarını içeren birçok belgeyi savcılığa gönderdi. Bu belgeler arasında Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin birçok bilgi olduğu öğrenildi. Dosyaya yeni giren belgeler ışığında soruşturmanın mart sonunda hızlandırılacağı, sene sonuna kadar da tamamlanacağı öğrenildi.

“Haraç alınan işadamlarından hesap soracağız” demişti

Tansu Çiller, 4 Kasım 1993 tarihinde Başbakan iken yaptığı açıklamada, “PKK´nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, onlardan hesap soracağız” demişti. İddialara göre, Çiller´in bu açıklamasından sonra Kürt işadamlarına yönelik suikastlar başlamıştı. Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın, 1990´lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlerden Milli Güvenlik Kurulu ve devletin bilgisinin olduğunu söylemişti. Çarkın, bu kapsamda öldürülenler arasında 4 kişinin ismini vermişti: Yusuf Ekinci, Namık Erdoğan, Faik Candan ve Mecit Baskın.

Çiller suçlamaları reddetti

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu´nun 7 Kasım 2012 tarihinde 28 Şubat müdahalesiyle ilgili olarak İstanbul´daki yalısında dinlediği eski Başbakan Tansu Çiller´in, 1993 yılında Kürt işadamlarının listesini açıklaması konusunda, “Bu süreç benimle alakalı değildi. 1993 öncesi vardı, sonra da devam etti. Benim o listeyi okumamın sebebi, bunlara ´Arkanızda devlet olarak ben varım. Kimse size baskı yapamaz. Baskı, tehditle haraç toplayamaz´ mesajı vermekti. Hedef göstermek için değil, devletin arkalarında olduğunu hissettirmek, ´korkmayın´ demek için o listeyi açıkladım. Çünkü bize gelen bilgilere göre PKK bunlardan haraç toplamaktaydı” dediği öğrenildi. Çiller´in, “Haraç alınan dediğiniz insanlar tek tek öldürüldü. Siz hesap sormak için ne yaptınız?” sorusuna ise, “Ben anayım. Beni nasıl bununla itham edip, bağlantılı olarak düşünebilirsiniz?” dediği belirtilmişti. (Taraf)

BAŞBAKAN ÇİLLER: ELİMİZDE LİSTE VAR, 60 İSİM BULUNUYOR

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller başbakanlık koltuğuna oturduktan birkaç ay sonra gazetecilere şu meşhur açıklamayı yapmıştı. Tarih 4 Kasım 1993: Elimizde PKK´ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK´yla olduğu gibi, PKK´ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir.

Çiller´in bu açıklamayı yapmasından iki ay sonra Kürt işadamı, avukat, bürokrat ve siyasetçileri hedef alan cinayetler dizisi başladı. 14 Ocak 1994´te Behçet Cantürk ile başlayıp 25 Şubat´ta avukat Yusuf Ziya Ekinci ile devam eden cinayet dizisinde Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan, avukat Medet Serhat, DEP´li avukat Faik Candan, Fevzi Arslan, Şahin Arslan ve Ankara´nın Altındağ ilçesinin Yüksekovalı Nüfus Müdürü Mecit Baskın karanlık cinayetlere kurban gittiler. Cinayetlerin yanı sıra Aralık 1994´te Özgür Ülke gazetesinin İstanbul´daki binaları bombalandı, saldırılar sırasında gazeteden Ersin Yıldız hayatını kaybetti.

O dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Kocaeli Jandarma Alay Komutanı ise şimdi Ergenekon davasının tutuklu sanığı olan Tuğgeneral Veli Küçük idi. Peşpeşe öldürülen Kürt iş adamları şunlardı:

Behçet Cantürk: Şoförü Recep Kuzu´yla birlikte cesedi 15 Ocak 1994´te Sapanca yakınlarında bulundu. Cantürk´ün, öldürülecek 67 Kürt işadamı listesinin ilk sırasında yer aldığı belirtildi.

Fevzi Aslan & Şahin Aslan: 28 Mart 1994´te Şehremini´de bir kafeden polis olduklarını söyleyen 4 kişi tarafından alındılar. Ertesi gün cesetleri Hendek´te bulundu.

Savaş Buldan & Hacı Karay: 3 Haziran 1994´te Yeşilköy Çınar Oteli´nden çıkarken ´polis´ yazan yelekli silahlı kişilerce alıkonulduktan iki gün sonra Melen Çayı kenarında öldürülmüş halde bulundular.

Medet Serhat: Behçet Cantürk´ün avukatlığını da yaptı. 12 Kasım 1994´te Bostancı´daki evinin yakınlarında otomobili kurşunlanarak öldürülmüştü.

AYHAN ÇARKIN ŞOK BİLGİLER VERDİ

Susurluk dönemindeki Kürt işadamlarının öldürülmesi ve diğer bazı faili meçhul cinayetlerle ilgili somut deliller, eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine ortaya çıktı. Susurluk döneminde özel Harekat ekibinde yer alıp sık sık operasyonlara katılan ve adı sık sık basına da yansıyan polis Ayhan Çarkın, Ergenekon soruşturması sürecinde somut gelişmeler yaşanması üzerine uzun süredir çektiği vicdan azabından kurtulabilmek amacıyla kendi isteğiyle önce TV´de sonra savcılıkta itiraflarda bulundu. Şok iddialarda bulunan Çarkın, somut kişi ve yer isimleri verdi. Çarkın´ın itiraflarında o olaylara katılmayanların bilemeyeceği ayrıntıların yer alması ve bilgilerin olay yeri inceleme raporlarıyla örtüşmesi üzerine çok sayıda özel harekat polisi gözaltına alındı.

´Cantürk´ü Sakarya vurdu, altın çakmağını Eken´e verdik´

Çarkın´ın verdiği somut bilgilerden birisi Kürt işadamı Behçet Cantürk´ün 1994´te öldürülmesiyle ilgiliydi. Çarkın şunları söylüyordu: “Behçet Cantürk´ü alan ekibin içinde ben de vardım. Cantürk´ün üzerinde Lady marka toplu silahların küçüğü olan bir silah çıkmıştı. Hatta arabasında Dupont marka altın bir çakmak vardı. Bu çakmağı Oğuz Yorulmaz, Korkut Eken´e verdi. Behçet Cantürk´ü vuran Ahmet Sakarya´dır.”

´Eymür ve Avcı bu işlerin tam ortasında´

Konuyla ilgili detayları 16 yıl önce kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal cinayetinden gözaltında alındığında da anlattığını ve ifadesinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube´de kameraya kaydedildiğini belirten Çarkın, ifadesinde şu iddialarda da bulundu:

“Mehmet Eymür´ün ifadelerini cezaevinde okudum. Eymür, kendini kurtarmak amaçlı kıyıdan, köşeden konuşmaktadır. Bu olay ilk başladığında Mehmet Eymür, İbrahim Şahin, Emin Aslan, Abdullah Çatlı, Özer Çiller, Korkut Eken, Mehmet Ağar, Duran Fırat, Özel Harp Dairesi´nden (ÖHD) gelen ve MİT´te çalışan subaylar, Hanefi Avcı ve özel harekât polisleri hep birlikte hareket ediyorlardı. Ancak daha sonra aralarında, benim tahminime göre rant paylaşımı kaynaklı sorunlardan, ayrışma meydana geldi. Bu ayrışmadan sonra da tamamen menfaat kaynaklı cinayetler işlendi. Bu işin tam ortasında Mehmet Eymür ve Hanefi Avcı vardır. Özellikle Hanefi Avcı bu işlerin genel koordinatörüdür.”

ŞOK İDDİA: YARGISIZ İNFAZLARIN KARARI MGK´DA ALINMIŞ!

Çarkın, uyuşturucu ticareti yoluyla veya başka şekilde terör örgütü PKK´ya yardım ettikleri iddia edilen kişilerin, dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından açıklanan “ölüm listesi”ne göre infaz edildiklerini iddia etti. Çarkın, bu listede yer alan ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı belirtilen Savaş Buldan ve Behçet Cantürk gibi isimlerin ekipler tarafından alınarak öldürüldüğünü ileri sürdü. Çarkın, isimlerinin ölüm listesinden silinmesini isteyen Kürt işadamlarının Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin´e çantalar dolusu paralar verdiğini de söyledi.

Çarkın, ifadelerinde şok bir iddiaya da yer verdi. İlerleyen süreçte öne çıkacak bu ayrıntıya göre, Kürt işadamlarının isimlerinin de yer aldığı ölüm listesi, diğer bir deyişle yargısız infazlar, diğer deyişle de cinayetler, Milli Güvenlik Kurulu´nda yani devletin en üst seviyesinde alınan bir kararla gerçekleştirilmişti. PKK tehlikesini önleyebilmek için devlet yargısız şekilde infaz kararları almıştı.

Çarkın´ın dile getirdiği iddia, ilerleyen günlerde ortaya çıkan belge ve bilgilerle giderek güçlendi. Cinayetleri işleyen derin yapının içinde istihbaratçılar, askerler ve emniyet içerisindeki şahısların bulunduğunu söyleyen Çarkın, infazların Milli Güvenlik Kurulu (MGK) emriyle yapılmış olabileceğini şu sözlerle iddia etti: “Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve Veli Küçük, bu yapı içerisinde önemli roller üstlenmişti. MGK kararları doğrultusunda terörle etkin mücadele edilmesi yönünde birtakım uygulamalar yapıldığını duyuyordum. Hatta yakın ilişkim olan Abdullah Çatlı, MGK kararı doğrultusunda kendisine görev verildiğini söylerdi bana.”

Bu ifadeler üzerine savcılık, Milli Güvenlik Kurulu´ndan bilgi istedi. Çarkın´ın MGK iddiasını doğrulayan bir bilgi soruşturmada şüpheli olarak yer alan eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar´dan çıktı. Savcılıkça sürdürülen soruşturmadaki suç olaylarını “1000 operasyon” olarak değerlendiren Ağar´ın “bunların kararlarının da MGK´dan alındığını” kamuoyuna defalarca açıkladığı da biliniyor.

ESKİ İÇİŞLERİ BAKANI ÖLÜM LİSTESİNİ DOĞRULADI

İddialar üzerine basına açıklama yapan dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, ölüm listesinin varlığını ve MGK bağlantısını şu sözlerle doğruladı: “Bakanlığım döneminde, PKK´ya yardım eden bazı işadamları ve devlete sızan PKK´lıları gösteren bir liste, istihbarat birimlerinden bize gelmişti. Bu listeyi MGK´ya sunmuş olabilirim. Hafızamı zorluyorum, vermiş olma ihtimali yüksek çıkıyor. Ancak çok zaman geçtiği için kesin konuşamıyorum. Listedeki isimleri ise hatırlamıyorum. Dönemin Özel Kalem Müdürü Ertuğrul Öztürk´ü arayıp sordum. ´Gizlilik dereceli belgeleri o dönemde yok ediyorduk´ yanıtı verdi. Bu nedenle listenin bir nüshası elimde yok.”

LİDERLER ZİRVESİNDE ÖLÜM LİSTESİ TARTIŞMASI

Tartışmalar üzerine, ölüm listesinin ve MGK bağlantısının 1996 yılında gerçekleşen liderler zirvesinde de tartışıldığı ortaya çıktı. Susurluk kazasının ardından 22 Aralık 1996 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in çağrısı üzerine Çankaya Köşkü´nde, dönemin Meclis´te bulunan siyasî aktörleri Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı DYP lideri Tansu Çiller, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, CHP lideri Deniz Baykal, DSP lideri Bülent Ecevit ve BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu´nun katıldığı bir liderler zirvesi düzenlendi. Ankara Cumhuriyet savcılığının dosyasında bulunan tutanaklarda Mesut Yılmaz´ın sözleri özellikle dikkat çekiyor: “Bir iddia var. MGK´da PKK´nın lojistik desteğinin kesilmesi konusunda bir karar alınmış. Karara dayalı olarak da devlet içinde birtakım odaklar yargısız infazlara girişmiştir. Çiller´in dediği gibi münferit olay söz konusu değildir. İki sene içerisinde 50 tane bireysel olay söz konusudur. Bu yargısız yetki kullanıldıysa kimin izniyle kullanılmıştır?”

Bu tutanakların delil olarak kullanılabileceği belirtilirken, savcının çevresine şu değerlendirmeyi yaptığı öğrenildi: “Susurluk´ta ortaya çıkan çete ve karıştıkları olaylarla ilgili dönemin cumhurbaşkanı, başbakanı ve muhalefet her şeyden haberdarmış.”

ERGENEKON İDDİANAMESİ: VELİ KÜÇÜK SUSURLUK´UN TAM MERKEZİNDE

Kürt işadamlarına yönelik seri cinayetler döneminde Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Kocaeli Jandarma Alay Komutanı ise şimdi Ergenekon davasının tutuklu sanığı olan Tuğgeneral Veli Küçük idi. Birinci Ergenekon davasının iddianamesinde savcılık, Ergenekon´un Susurluk´un devamı olduğunu iddia ederek şu ifadelere yer veriyor: “Susurluk´ta meydana gelen bir trafik kazasıyla ülkemizdeki Ergenekon adlı kanlı örgütün kapıları kısmen de olsa aralanmıştır. Fakat örgütün o dönemdeki etkinliği ve gücü nedeniyle yeterince derinleştirilememiş, sadece buz dağının görünen yüzü aydınlatılmış ve örgüt amaçlan doğrultusunda karanlık eylemlerine devam etmiştir. Veli Küçük´ün adı birçok yerde geçmesine rağmen hakkında herhangi bir işlem yapılamamıştır. Küçük görevde olduğu dönemlerde birçok çıkar amaçlı suç örgütü ile ilişkiler kurmuş ve bu ilişkilerini emekli olduktan sonra da devam ettirmiştir. Küçük´ün Susurluk olayının tam merkezinde olduğu fakat örgütün o dönemdeki gücü ve etkinliği nedeniyle hakkında herhangi bir işlem yapılamadığı kanaatine varılmıştır. Bu ilişkiler kendisine sorulduğunda ise yeterli ve açıklayıcı beyanlarda bulunamamıştır.”

GİZLİ TANIK: HEPSİ BİZİM TEŞKİLATIN İŞİYDİ

İkinci Ergenekon davasının ek delil klasörlerinde yer alan bir gizli tanık ifadesi de, ölüm üçgeni cinayetleriyle ilgili önemli gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Gizli tanık, ifadesinde Tolga Atalay´ın Peker tarafından öldürülmeden önce kendisini telefonla arayarak, “Sedat Peker, Veli Küçük´le beraber hareket edip, bizi kullanarak çok işler yaptı. Sapanca Kavşağı´na atılan cesetlerin tamamı bizim teşkilatın işiydi” dediğini iddia ediyordu.

Sapanca Savcılığı da soruşturma yürütüyor

1993-1996 arasında işlenen çok sayıda faili meçhul cinayet nedeniyle ´ölüm üçgeni´ olarak da anılan Sapanca´da Kürt işadamlarının öldürülmesiyle ilgili Sapanca Cumhuriyet savcılığı tarafından 2012´de bir soruşturma başlatıldı. Kürt işadamları, Adapazarı-Hendek-Sapanca üçgeni olarak adlandırılan bölgede öldürülmüştü. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(13 Mart 2013, 11:02)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Çarkın´ın itirafları: MGK üyelerine sorgu hazırlığı

Demirel ve 34 kişiye suç duyurusu: Susurluk infazları

Liderlerin MGK´da cinayet atışması

Yeşil´den Köşk ve MGK´ya telefonlar

Behçet Cantürk dosyası açıldı

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Ölüm Üçgeni dosyası yeniden açıldı

İddianamede Sapanca Üçgeni

Mehmet Ağar´ın Susurluk´tan yargılandığı dava manşetlerimiz

Mehmet Eymür gözaltına alındı

Eymür serbest bırakıldı

Eymür´ün ifadesi dışarı sızdı

Eymür yeni soruşturmaları başlatacak

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Susurluk dosyası Ergenekon davasında

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5175    yazdır/print


 

Ergenekon´da 215. duruşma

Ergenekon davasına tanıkların dinlenmesi ile devam ediliyor. Duruşmada eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür tanık olarak ifade veriyor.

06.08.2012 12:25 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 65´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 215´inci duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 45 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 20 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, bu davada tutuksuz yargılanan ´Odatv´ davasının tutuklu sanığı Prof. Dr. Yalçın Küçük ile 3 tutuksuz sanık da hazır bulundu.

TANIK MEHMET EYMÜR´ÜN İFADESİ

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tanık olarak çağırdıkları eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür´ün hazır olduğunu açıkladı. Duruşma salonunda tanık kürsüsüne alınan Eymür ile sanıklar arasına, güvenlik tedbiri nedeniyle 4 jandarma erinin yerleştirilmiş olması dikkat çekti.

Dava kapsamında ifadesine başvurulan Mehmet Eymür, babasının da MİT mensubu olarak çalışması nedeniyle çocukluk yıllarında dahi MİT lojmanlarında büyüdüğünü söyledi. 1966 yılında kendisinin de MİT´te meslek hayatına başladığını anlatan Eymür, mesleğimin son yıllarında terörle mücadele konusunda görev aldığını vurguladı.

Mahkeme Başkan Özese, dava sanıklarından bazılarının ismini saydıktan sonra Bu kişiler ve diğer sanıklar, iddia olunan Ergenekon terör örgütü yöneticisi veya üyesi olmakla suçlanıyorlar. Bildiklerinizi anlatır mısınız? dedi.

Mesleğindeki uzun yılları nedeniyle birçok konuda bilgi sahibi olduğunu ve bu bilgilerini de kendisine ait internet sitesinde paylaştığını belirten Eymür, O kadar çok şey biliyorum ki ve o kadar çok olayın içinde yer aldım ki bildiklerimi anlatmamdan ziyade spesifik olarak soracağınız sorulara cevap vermem daha doğru olur. dedi.

Başkan Özese´nin, Ergenekon konusunda bildiklerinizi anlatın ikazı üzerine, Eymür, ´Ergenekon´la ilgili çok şey bilmiyorum. Bu yapılanmaya ilişkin soruşturma, ben Amerika´dayken başladı. Bilgilerim genelde kulaktan dolma, duyuma dayalıdır´ ifadesini kullandı.

Eymür, davanın sanıklarından Doğu Perinçek ve birçok sanık ile uzun zamandır sorunları olduğunu anlatarak, şunları söyledi: ´Bizi sürekli ifşa ettiler. Terör örgütünün hedefi haline getirdiler. Hala da devam ediyorlar. Yakın zamanda mahkemenizde Alaattin Çakıcı´nın da tanıklığına başvuruldu. Çakıcı´nın anlattıkları bazı basın yayın organlarında yer aldı. Bunların hepsi asılsız, yıpratmak amaçlı yapılan şeyler. Bu iddiaların komik olduğu, yapılan soruşturmalar neticesinde ortaya kondu. İddiaları soruşturan cumhuriyet savcılığı, kovuşturmaya yer olmadığı kararını verdi.´

Mahkeme başkanı Özese, sanıklar arasında tanıdıklarının olup olmadığı sorması üzerine Eymür, ´Veli Paşa´yı tanıyorum. Mardin´de birlikte çalıştık. Ben bölge müdürüydüm. O da Mardin tabur komutanıydı. Güler Kömürcü Amerika´da komşumdu. Tuncay Özkan´ı da tanırım´ dedi.

Daha sonra mahkeme heyeti başkanı Hasan Hüseyin Özese, soruşturma aşamasında verdiği ifadesini okuyarak Eymür´e eklemek ya da değiştirmek istediği bir şey olup olmadığını sordu. Savcıya kendi ayağıyla gittiğinin söylendiğini belirten Eymür, ´Çok önemli olmamakla birlikte, ben kendi ayağımla giderek ifade vermedim. Savcılığa, çağrılmam üzerine gittim´ dedi.

Cumhuriyet savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in, ´Ergenekon´ yapılanmasını ilk ne zaman duyduğunu sorması üzerine Eymür, kural dışı güçler olduğunu bildiğini belirterek, ´Nato örgütlenmesinin isminin Ergenekon olup olmadığını bilmiyorum´ diye konuştu. Eymür, ´Ergenekon´ adını ilk defa ABD´de bulunduğu sırada, 2000 yılından sonra duyduğunu, yöneticilerinin arasında eski bir MİT mensubunun olduğunu öğrendiğini ifade etti.

Savcı Pekgüzel´in ilk kez 1997 yılında bazı yazarlar tarafından gündeme getirilen ´Ergenekon´ örgütüne ilişkin MİT´te herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığını sorması üzerine Eymür, şunları kaydetti: ´Genel olarak Susurluk raporunda ismi geçmese bile buna yönelik, siyasi yapılanmaya doğru gidildiği ve ağır silahların kullanıldığı bir çeteleşmeden bahsedildi. Daha sonra bu raporun doğru olduğu da ortaya çıktı. Yapılanmanın ismi ne olursa olsun devletin içinde illegal bir yapılanmaydı. Devletin içindeki kontrolsüz yapıların milli gayelerle kurulsa bile zamanla devletin aleyhine döneceğini düşünüyorum.´

Savcı Pekgüzel´in yorum yapmaması konusunda uyararak soruyu tekrarlaması üzerine Eymür, dönemin başbakanı Necmettin Erbakan´a bir rapor sunulduğunu belirterek, ´Abuk sabuk bir rapor yazıldı. Toplanan bilgiler alt alta konuldu. Hatta Fethullah Gülen´den bahsediliyor, hiç alakası olmadığı halde. Bu işin başında Mithat Alpay vardı. Doğru dürüst bir çalışma yapılmadı. Benim yazdığım raporlar da ortadan kaybedildi´ dedi.

´Ergenekon´ kitapçığı ve şemasının hazırlanmasında görev alıp almadığı sorulan Eymür, o dönem MİT´te görevi bulunmadığını, şemalardan haberi olmadığını, basından takip ettiğini söyledi.

Danıştay saldırısı sonrasında Yeditepe Hukuk Bürosu´nda ele geçirilen ´Ergenekon´ belgesinin ´atin.org´ sitesinden 2 Eylül 2002 tarihinde çıktı olarak alındığını belirten savcı Pekgüzel´in, yazının kendisine ait olup olmadığını sorduğu Eymür, yazıyı inceleyerek kendisine ait olduğunu söyledi.

Savcı Pekgüzel´in, ´Ergenekon´ belgesinin Doğu Perinçek tarafından yazıldığı ve Perinçek´in yeniden yapılanma içinde görev aldığına ilişkin bilgilere nasıl ulaştığı yönündeki sorusunu Eymür, şu şekilde yanıtladı: ´30 yıldan fazla istihbaratta çalıştım. Geniş bir tanıdık muhitim var. Bir çok bilgi bana gelir. Ben kafama göre süzerim. Yazılarımda abartma yoktur. Doğu Perinçek´i 70´li yıllardan beri tanıyorum. Bu tip faaliyetler içerisinde olduğunu biliyorum. Bunu yapabilecek kapasitede olduğunu düşünüyorum. Senelerin verdiği birikime dayanarak yazdım.´

Duruşmaya, öğle arası verildi. ( AA)

Ergenekon davasında tanık olarak ifadesine başvurulan eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür, öldürülen MİT mensubu Hiram Abbas´ı hedef gösterenlerin Aydınlık grubunu olduğunu söyledi. Hiram Abbas´ın ölümünden dolayı da Aydınlık Grubu´nu suçladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon davasında tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan Mehmet Eymür, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in ardından dava sanıklarının sorularını cevapladı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Mehmet Eymür´ün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin´e verdiği bilgi notunu okuyarak sorular yöneltti. Savcı Pekgüzel bu notta yer alan Sedat Peker´in Veli Küçük´e bir araba hediye ettiği ve bu arabanın Küçük´ün kızı tarafından kullanıldığı bilgisini nereden aldığını sordu. Eymür ise böyle bir bilgisi olmadığını söyledi.

Aynı bilgi notunda JİTEM´in Veli Küçük tarafından kurulduğunun anlatıldığını, davanın sanıklarından Arif Doğan´ın da JİTEM´i kendisinin kurduğunu söylediğini hatırlatan savcı Pekgüzel, Eymür´e bu konudaki bilgilerinin neye dayandığını sordu. Eymür de, Kendisi anlatırdı. Yakın bir dostluğumuz vardı. Mardin´de görev yaptığımız sırada yakınlaşmıştık. Böyle küçük yerlerde herkesle ahbaplık kurulmuyor. dedi.

Veli Küçük´ün Doğu Perinçek ile yakınlığını garipsediğini ve bunu kendisine de söylediğini belirten Eymür, bilgi notunda Küçük´ün Irak´taki dinci gruplarla bağlantısı olan Yusuf Ziya Arpacık ile ilişkisinden bahsettiğinin hatırlatılması üzerine de Veli Küçük bana Kerkük üzerinde çalışmalar yaptığını, Dışişleri ve MİT´ten bu nedenle ikaz aldığını söyledi. Başımıza çuval geçirme olayları bu tip faaliyetlerden kaynaklanıyor belki. diye konuştu.

Davanın sanıklarından Semih Tufan Gülaltay´ın Eymür ile ilgili söyledikleri beyanları okunduktan sonra Eymür, Ben kendisiyle görüştüğümü hiç hatırlamıyorum. Onunla görüşerek 4-5 saat harcayacak vaktim yoktu. Abuk, sabuk bir adam. PKK konusunda kendisinden yardım istediğimizi söylemiş. Öyle bir kapasitesi olsa isterdik. Tahsilat işlerine bakan bir adam. Ben bunların doğru olmadığını düşünüyorum. Kendini önemli bir şahıs gibi göstermek istiyor. diye cevap verdi.

Savcı Pekgüzel´in bazı sorularını Hatırlamıyorum, diyerek cevaplamayan Eymür, Benim kompütür doldu artık. Hafızam eskisi gibi değil. ifadesini kullandı.

Kamuoyunda Yeşil olarak bilinen Mahmut Yıldırım´ı operasyonlarda kullanıp kullanmadığı sorulan Eymür, Kullandık. Kişi olarak sadece ben değil. Bir takım hiyerarşik yapılar içinde kullanıldı. Biz bu işlemleri yaparken aranan veya sabıkası olan bir kişi değildi. diye konuştu.

Doğu Perinçek´in Ziverbey Köşkü´nde işkence edilenlere Burası kontrterör. Anayasa, babayasa yoktur. deyip demediğinin sorulması üzerine Eymür, Bu sözü rahmetli Memduh Ünlütürk söylerdi. Siz gerilla olduğunuzu iddia ediyorsunuz biz de kontrgerillayız anlamında söylüyordu. Bunda acayip bir şey yok. Memduh Paşa insancıl, iyi bir paşaydı. Memleketini seven biriydi, zaten fazla yaşamadı. diye konuştu. Perinçek´in 34 gün boyunca Ziverbey Köşkü´nde kaldığını ve bu sözü her gün duyduğunu belirtmesi üzerine Eymür, 135 sayfalık ifadeyi bu yüzden mi verdiniz? diye sordu. Kendi ifadesinin tertemiz olduğunu iddia eden Perinçek ile Eymür arasında bu konuda yaşanan kısa tartışma başkan Özese´nin müdahalesiyle sona erdi.

Perinçek´in, MİT tarafından kendisine görev verilmediği halde İşçi Partisi´ni neden izlediğini sorması üzerine Eymür, 78´de bizi sayfa sayfa deşifre ettiniz. Bu hainliği neden yaptınız?. Biz bir arkadışımızı şehit verdik. Hiram Abbas´ın arabası ile kendisinin resmini bastınız. Adresini verdiniz. Siz deşifre ettiniz. dedi. Doğu Perinçek´in savcılık ifadesinde kendisiyle ilgili bazı bilgileri yanlış verdiğini bildirmesi üzerine Eymür, bunların sehven yazıldığını kaydetti. ( Cihan)

´Ergenekon´ davasında tanık olarak dinlenilen eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, ´Amerika´nın Türkiye´de çok etkin olduğu bir gerçek. Ben üst düzey bir MİT yöneticisi olarak bile Genelkurmay´a randevu ile gidebilen biriyim. Ancak Amerikalı meslektaşlarımın Genelkurmay´da istedikleri gibi dolaştıklarını biliyorum´ dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada, tanık olarak dinlenilen eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, ´Türkiye´de birçok ülke, hatta müttefik dediğimiz birçok ülke istedikleri şekilde at koşturuyorlar. Basını ve kamuoyunu yönlendiriyorlar. Biz de üzüntü içinde olanları takip ediyoruz´ dedi.

Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Özese´nin, söz konusu ülkeleri sorduğu Eymür, bu ülkelerin Amerika ve Almanya olduğunu söyledi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in sorusu üzerine Eymür, ´Amerika´nın Türkiye´de çok etkin olduğu bir gerçek. Ben üst düzey bir MİT yöneticisi olarak bile Genelkurmay´a randevu ile gidebilen biriyim. Ancak Amerikalı meslektaşlarımın Genelkurmay´da istedikleri gibi dolaştıklarını biliyorum´ cevabını verdi.

-İnternet siteleri

Savcı Pekgüzel´in, ´gercekergenekon.4t´ isimli internet sitesinde yayınlanan ve dava konusu Ergenekon örgütü yapılanmasıyla alakalı yazıları okuyarak sorduğu sorulara Eymür, sitenin iddia edildiğinin aksine kendisine ait olmadığını söyledi.

Savcı Pekgüzel´in, Eymür´e ait olduğu söylenen bazı internet sitelerinde çıkan bazı yazılarla ilgili sorular sorması üzerine Eymür, şunları kaydetti:

´Bana ait olduğu iddia edilen birçok site vardı. Ben hiçbir şeyi gizli yapmadım. Her zaman açık adım ile riskleri de alarak yazdım. Zaten bu kadar siteye yetişmem de mümkün değil. Tek başına yazan bir insanım. Yanımda bir ekip de yok.´

Savcı Pekgüzel´in, internet sitesinde yayınlanan ve Eymür´e ait olduğu ileri sürülen ´Aydınlığın ipleri kimin elinde´ başlıklı yazıyı sorduğu sırada tutuklu sanık eski Aydınlık Dergisi Genel Yayın yönetmeni Deniz Yıldırım bu sorunun sorulmasına itiraz etti.

Doğu Perinçek´in de aralarında bulunduğu İşçi Partili sanıkların avukatı Hasan Basri Özbey de ´Savcı soruyu sorarken, ´çok önemli bir tespit´ diyerek sordu. Bu da kendisinin bu başlığa katıldığı anlamına gelmektedir. Yorum yaparak soru sormasına itiraz ediyoruz´ dedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı Özese de savcı Pekgüzel´i, yorum yapmadan soru sorması yönünde uyardı.

-´Aydınlıkçıların anti Amerikancı olduğunu düşünmüyorum´

Soruyu yanıtlayan Eymür, ´Aydınlıkçılar´ın anti Amerikancı olduğunu düşünmüyorum. Bunu da ilişkide olduklarını bildiğim iki Amerikan casusuna dayandırıyorum. Birine kitap bastırdılar. Diğeri de haber kaynaklarıydı. ABD´deki Aydınlık muhabiri, bir Yahudi´dir ve ABD vatandaşıdır´ ifadelerini kullandı.

Savcı Pekgüzel, ´İnternet sitesinde sizin alıntılarınızdan oluşan bir yazı ve devamında sizin yorumunuz olduğu anlaşılan bir yazı var. Ergenekon belgelerinde doğruların yansıtıldığını söylüyorsunuz´ demesi üzerine Eymür, bütün belgelere olmasa da katıldığı belgeler olduğunu söyledi.

Eymür, bu konuların hangileri olduğunun sorulması üzerine de üzerinden çok zaman geçtiği için hatırlayamadığını, tekrar okuyarak hatırlayabileceğini ifade etti.

Tarık Ümit soruşturması ile ilgili bilgisi sorulan tanık Eymür, ´Tarık Ümit tahkikatı engellenmiştir. Tahkikatı yürüten subay görevden alınarak Veli Küçük´ün emrine verilmiştir. Veli Küçük´e bu durumun aslını sorduğumda da bana ´Korunsun diye verilmiştir´ cevabını verdi´ dedi.

Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Mehmet Eymür´ün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´na sunduğu bilgi notunu okuyarak, sorular yöneltti.

Savcı Pekgüzel´in bu notta yer alan Sedat Peker´in Veli Küçük´e bir araba hediye ettiği ve bu arabanın Küçük´ün kızı tarafından kullanıldığı bilgisini nereden aldığını sorduğu Eymür, böyle bir bilgisi olmadığını söyledi.

Savcı Pekgüzel´in ´Neye dayanarak yazdınız?´ şeklindeki sorusuna Eymür´ün ´Ben mi yazmışım?´ diyerek cevap vermesi, salonda gülüşmelere neden oldu.

Aynı bilgi notunda JİTEM´in Veli Küçük tarafından kurulduğunun anlatıldığını, davanın sanıklarından Arif Doğan´ın da JİTEM´i kendisinin kurduğunu söylediğini hatırlatan savcı Pekgüzel, Eymür´e bu konudaki bilgilerinin neye dayandığını sordu.

Eymür de, ´Veli Küçük, kendisi anlatırdı. Yakın bir dostluğumuz vardı. Mardin´de görev yaptığımız sırada yakınlaşmıştık. Böyle küçük yerlerde herkesle ahbaplık kurulmuyor´ dedi.

-Veli Küçük´e Dışişleri ve MİT´ten ikaz

Veli Küçük´ün Doğu Perinçek ile yakınlığını garipsediğini ve bunu kendisine de söylediğini belirten Eymür, bilgi notunda Küçük´ün Irak´taki dinci gruplarla bağlantısı olan Yusuf Ziya Arpacık ile ilişkisinden bahsettiğinin hatırlatılması üzerine de ´Veli Küçük bana, Kerkük üzerinde çalışmalar yaptığını, Dışişleri ve MİT´ten bu nedenle ikaz aldığını söyledi. Başımıza çuval geçirme olayları bu tip faaliyetlerden kaynaklanıyor belki´ diye konuştu.http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1329238

Davanın sanıklarından Semih Tufan Gülaltay´ın kendisiyle ilgili beyanları okunarak sorular yöneltilen Eymür, şunları söyledi:

´Ben kendisiyle görüştüğümü hiç hatırlamıyorum. Onunla görüşecek, 4-5 saat harcayacak vaktim yoktu. Abuk, sabuk bir adam. PKK konusunda kendisinden yardım istediğimizi söylemiş. Öyle bir kapasitesi olsa isterdik. Tahsilat işlerine bakan bir adam. Bunlar benim hatırladığım şeyler olmadığı gibi doğru olduğunu da düşünmüyorum. Kendini önemli bir şahıs gibi göstermek istiyor.´

Eymür, Tuncay Güney´i hiç tanımadığını, sadece aldığı bir bilgi üzerine çift meslekli olduğunu yazdığını söyledi.

Tutuklu sanıklardan Doğu Perinçek hakkında ´fabrikatör´ kelimesini ilk kullanan kişi olduğunu, dava dosyasında ´fabrikatör´ adlı bir belge bulunduğunu belirten savcı Pekgüzel, Eymür´e dava dosyasındaki belgenin kendisine ait olup olmadığını sordu.

Belgeyi inceleyerek kendisine ait olmadığını belirten Eymür, ´Ben yalan haber yayan manasında kullandım bu sözü. Söz konusu belgede belki benim yazımdan esinlenilmiştir´ diye konuştu.

-´Benim kompüter doldu artık´

Savcının bazı sorularını ´hatırlamadığını´ söyleyerek cevaplayan Eymür, ´Benim kompüter doldu artık. Hafızam eskisi gibi değil´ dedi.

Mahmut Yıldırım´ı operasyonlarda kullanıp kullanmadığı sorulan Eymür, ´Kullandık. Kişi olarak sadece ben değil. Bir takım hiyerarşik yapılar için de kullanıldı. Biz bu işlemleri yaparken aranan bir kişi değildi´ diye konuştu.

Tutuklu sanıklardan Doğu Perinçek´in eski MİT görevlisi Nuri Gündeş´in anılarına dayanarak ´CIA ile işbirliği yaptığınız söyleniyor, doğru mu?´ diye sorduğu Eymür, ´Çocuk yazısı, ilk okul çocuğu gibi cahilane yazılmış bir kitabı bıkmadan okudunuz mu?´ dedi.

Eymür, Nuri Gündeş´in de o dönem üst düzey görevli olduğunu hatırlatarak, ´Bu konuda ne yapmış peki, böyle bir şey olur mu?´ diye konuştu.

Perinçek´in MİT´in yaptığı bir açıklamada, görevli bulunduğu Kontrterör Dairesi´nin ´kuruluş ve işleyişinin tartışmalı olduğunu´ bildirdiğini söylemesi üzerine Eymür, Emre Taner ile görüştüğünü, kendisinden özür dileyerek ´kızgınlıkla yazılmış şeyler olduğunu´ söylediğini anlattı.

-Ziverbey Köşkü

Doğu Perinçek´in ´Ziverbey Köşkü´nde işkence edilenlere ´Burası kontrterör, anayasa, babayasa yoktur´ denilip denilmediğini sorması üzerine Eymür, şunları söyledi:

´Bu sözü rahmetli Memduh Ünlütürk söylerdi. ´Siz gerilla olduğunuzu iddia ediyorsunuz, biz de kontrgerillayız´ anlamında söylüyordu. Bunda acayip bir şey yok. Memduh Paşa insancıl iyi bir paşaydı. Memleketini seven biriydi, zaten fazla yaşamadı.´

Perinçek´in 34 gün boyunca Ziverbey Köşkü´nde kaldığını ve bu sözü her gün duyduğunu belirtmesi üzerine Eymür, ´135 sayfalık ifadeyi bu yüzden mi verdiniz?´ diye sordu.

´Benim ifadem tertemiz´ diyen Perinçek ile Eymür arasında bu konuda yaşanan kısa tartışma, başkan Özese´nin müdahalesiyle yatıştırıldı.

Perinçek´in MİT tarafından kendisine görev verilmediği halde İşçi Partisi´ni neden izlediğini sorması üzerine Eymür, ´78´de bizi sayfa sayfa deşifre ettiniz. Bu hainliği neden yaptınız? Biz bir arkadaşımızı şehit verdik. Hiram Abbas´ın arabasının, kendisinin resmini bastınız. Adresini verdiniz´ dedi. ( Zaman)

Ergenekon davasında tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür ile sanıklardan Doğu Perinçek duruşmada sık sık tartıştı. Eymür´ün, yatak odalarının dinlenmesinin çok önemli olduğunu, parti başkanlarını bile düşürecek bilgiler çıkabileceğini söylemesi üzerine Perinçek, Benim yatak odamı da dinlediniz mi? diye sordu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon davasında tanık olarak ifadesine başvurulan Mehmet Eymür Doğu Perinçek´in sorularını da cevapladı.

Ergenekon davasında tanık olarak dinlenen eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür´e, savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in ardından sanık Doğu Perinçek soru sormak için söz aldı. Perinçek´in soruları sırasında Eymür ile Perinçek´in birbirlerini suçladıkları görüldü. Eymür, kendisine ait olan atin.org sitesinde, Perinçek ise Aydınlık Gazetesi´nde birbirleri aleyhine yayınlanan haberler ve yazılar üzerinden sık sık tartıştı. Mahkeme Başkanı Özese´nin, Perinçek´in birçok sorusunu yorum içerikli olduğu gerekçesiyle kabul etmemesine rağmen Eymür yine de cevaplamayı tercih etti. İkili arasında yaşanan tartışmaların 1970´li yılların başından günümüze kadar uzanan oldukça uzun bir sürece ait konular olması da dikkat çekti.

Perinçek, Eymür´e MİT´te çalıştığınız dönem Ergenekon ile ilgili bilgi aldınız mı? diye sordu. Eymür ise Hayır. cevabını verdi. MİT tarafından hazırlanan ve bir sureti de mahkemede bulunan MİT şemasına bir katkıda bulunup bulunmadığı sorulan Eymür, bu konuda da bir katkısı olmadığını, Şenkal Atasagun´dan sormak gerektiğini söyledi.

Doğu Perinçek, Susurluk örgütünü kim ortaya çıkardı? diye sordu. Eymür ise Herhalde siz değil ben çıkardım. diye cevap verdi. Perinçek´in, Kim kamuoyuna duyurdu? sorusuna ise Eymür, Siz kamuoyuna duyurdunuz. şeklinde cevap verdi. Perinçek´in sorusu üzerine İkinci MİT raporunu da kendisinin hazırladığını belirten Eymür, raporun bir kısmını eski bir emniyet müdürüne verdiğini söyledi. Eymür, Raporu Ecevit´e iletmesi için vermiştim. O bölüm de sizin yayınladığınız bölümdü zaten. dedi. Eymür, 1. MİT raporunu da kendisinin hazırladığını, ancak Aydınlık grubu tarafından kamuoyuna duyurulduğunu dile getirdi.

PERİNÇEK: BENİM YATAK ODAMI DA DİNLEDİNİZ Mİ

Perinçek, Peki İkinci MİT raporunda bizim ilave ettiğimiz bir konu ya da tahrifat yaptığımız bir belge var mıdır? diye sordu. Eymür ise Sonradan alay mevzuu edecek bir şey buldunuz, sulandırdınız. Raporda yer alan milletin yatak odasını haber yaptınız. diye konuştu. Perinçek bu açıklama üzeri, Tabii kimse yatak odasının dinlenmesini istemez. cevabını verdi. Eymür ise İstihbaratta yatak odaları çok önemlidir. Parti başkanlarını düşürecek bilgiler çıkabilir. açıklamasını yaptı. Perinçek´in, Benim yatak odamı da dinlediniz mi? sorusu salonda gülüşmelere neden oldu. Eymür bu soruya cevap vermedi.

Eymür, Perinçek´in soruları üzerine Siz o raporları değiştirip aleyhimize kullanmaya çalıştınız. dedi. Perinçek´in tekrar Belgelerde tahrifat yaptık mı? diye sorması üzerine Eymür, Uydurduğunuz o kadar çok şey var mi, Özer Çiller´in uyuşturucu kaçakcısı ile birlikte adını yazdınız. Doğru olmadığını yazdım ve siz bu yazımı yalanlamadınız. cevabını verdi.

EYMÜR: SUİKAST KONUSU CUMHURBAŞKANINA YÖNELİKTİ

Odatv davasından tutukluyken cezaevinde ölen MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu´nun, kendisi döneminde göreve başladığını belirten Eymür, Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile Alaettin Çakıcı konusunda görüştüklerini söyledi. Perinçek ise Özkaya ile bir parti başkanına yapılacak olan bir suikast konusunun konuşulduğu şeklinde açıklama yaptı. hatırlatmasını yaptı. Eymür ise suikast konusunun Cumhurbaşkanına yönelik olduğunu duyduğunu söyledi. Perinçek de suikast hedefindeki kişinin kendisi olduğunu ifade etti.

PERİNÇEK İLE VELİ KÜÇÜK ARASINDAKİ İRTİBAT

Doğu Perinçek, kendisi ile dava sanıklarından Veli Küçük arasında bir görüşme saptayıp saptamadığını sordu. Eymür de Kızıl Elma projesi size mi aittir? diye sordu. Perinçek, Bütün gençlere ait bir projedir. İçlerinde ülkücüsü de vardır solcusu da vardır. açıklamasını yaptı. Eymür bu cevap üzerine İşte tamam, Veli Paşa da Kızıl Elma içinde, siz de onun içindesiniz. dedi. Perinçek de Gençlerin bir arada olması mı yoksa birbirlerini öldürmeleri mi daha iyi. karşılığını verdi. Eymür, Sizin Apo ile görüşmenizi yayınladım. Tekzip yolladınız. Aramızda geçen yazışmalarda Veli Paşa ile aranız iyiymiş selam söyleyin dedim ama bu hiçbir zaman yalanlamadınız. dedi.

Daha sonra da sanıklardan Yalçın Küçük, Eymür´e soru sormak için söz aldı. Yalçın Küçük tanık Eymür´e, İfadelerinize göre ben hem burayı (yargılandığı dava konusu Ergenekon örgütünü kastederek) hem PKK´yı yönetiyorum. demesi üzerine Başkan Özese, sanık Küçük´ten yorum yapmamasını ve soru sormasını istedi. Bunun üzerine Eymür, Ben Amerika´da da ifade verdim. Orada stenoyla moto mot yazıyorlar ama burada savcı bey yazdırdığı için birebir değil. Küçük, PKK ile iletişimde olduğu için hedefimizdeydi. şeklinde açıklama yaptı.

Bunun üzerine Küçük, Benim MİT ile herhangi bir ilgim oldu mu? diye sordu. Eymür ise böyle bir bilgisinin olmadığını belirterek Bana verilen sizin bilgileriniz doğrultusunda yurt dışındaki faaliyetlerinizi zaman zaman izliyorduk. dedi. Küçük de cevaben, Benim bu örgüt ile ilgimi teyit edecek deliliniz var mı? diye sordu. Eymür, Sizin bu örgüt ile ilginizi teyit edecek bir bilgim yok. diye cevap verdi. Küçük´ün, Benim PKK´ya ve liderine taktik strateji verdiğime... sözleri üzerine araya giren Eymür, Danışmanlık yaptığınız. düzeltmesini yaptı. Küçük devamen Ben nasıl danışman oldum? diye sordu. Eymür ise Bu bilgi teşkilatın bana bağlı olan dairesinin değil, başka bir birimin verdiği bilgidir. Sizin bir takım resimleriniz, MED TV´deki programlara katıldığınızı gösteren fotoğraflar. açıklamasını yaptı.

EYMÜR: ÖCALAN´A SUİKAST KONUSUNDA DEVLET İÇİNDE İHTİLAF VARDI

Sanık Küçük, Abdullah Öcalan´a yönelik suikast konusunda devlet içinde bir ihtilaf olup olmadığını sordu. Eymür de Evet, oldu. Benim adamlarım arasında bile suikaste karşı olanlar vardı. Ancak bana detayları gelmedi. cevabını verdi. Eski Başbakanlardan Tansu Çiller´in Apo´yu kafes içinde getirin. Seçimlerden önce istiyorum. dediğini anlatan Yalçın Küçük Abdullah Öcalan´a suikastı Tansu Çiller istiyordu, Mesut Yılmaz da devam ettirdi. dedi. Yalçın Küçük, eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal´ın Öcalan´a yönelik suikaste karşı çıktığını anlattı. Mehmet Eymür, Tansu Çiller, Abdullah Öcalan´a suikast konusunu MİT dışında da bazi kişilerle görüşüyordu. Bu nedenle bilgim yok. dedi.

YALÇIN KÜÇÜK, ÜSLUBU NEDENİYLE DURUŞMADAN ÇIKARILDI

Yalçın Küçük, Eymür´e sorularını sürdürürken Başkan Hasan Hüseyin Özese, yorum yapmaması ve yorum sormaması için Küçük´ü uyardı. Ancak Küçük´ün sorularını aynı şekilde devam ettirmesi üzerine Başkan Özese, Yalçın Küçük´e soru sorma izni vermedi. Yalçın Küçük Benden niye korkuyorsunuz? dedikten sonra da Ben burada sanığım, soru soracağım. diye bağırdı. Özese´nin salondan çıkarılmasını istemesi üzerine Yalçın Küçük, kitaplarını ve dokümanlarını toplamak istedi. Küçük´ün bir yandan da bağırması üzerine Başkan Özese Dışarı çıkarın. diye talimatını yineledi. ( Cihan)

(06 Ağustos 2012, 12:25)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4734    yazdır/print


 

Özkök Ergenekon´da tanık

Ergenekon davasının 209. duruşmasında mahkeme heyeti aldıkları önemli bir ara kararı açıkladı. Buna göre; eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ile AK Parti Gaziantep Milletvekili gazeteci Şamil Tayyar´ın da aralarında bulunduğu 12 tanık ile 5 gizli tanık Ergenekon davasında ifade verecek.

26.07.2012 12:28 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 68´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 209´uncu duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 48 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 20 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, başka dava kapsamında tutuklu olan Prof. Dr. Yalçın Küçük de hazır bulundu.

TANIK HADİ ÖZCAN´IN İFADESİ

Duruşmada tanık dinlenmesine devam ediliyor. Geçtiğimiz hafta tanık olarak dinlenmesine karar verilen Alaattin Çakıcı İzmir cezaevinden, Hadi Özcan ise Kocaeli´nde bulunan Kandıra cezaevinden cezaevi nakil araçları ile eskort eşliğinde duruşmanın yapıldığı binaya getirildi. Alaattin Çakıcı´ya destek olan bir grup 6 otobüsle Silivri´ye geldi. Otobüslerin üzerinde Atatürk ve Abdülhamit posterleri ile Allah yazıları olması dikkat çekti. Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde tanık olarak ifadesine başvurulması beklenen Alaattin Çakıcı´nın çok sayıda yakını da izleyiciler arasında bulunuyor.

Tanık olarak ifadesine başvurulan organize suç örgütü elebaşı Hadi Özcan, kimlik tespiti sırasında nüfus kayıtlarında adının ´Mehmet Özcan´ olduğunu belirtti. Mahkeme başkanın nüfus kayıtlarında ´Hadi´ isminin olup olmadığını sorması üzerine Özcan, ´(Hadi) yok ama Hadi demeyince kimse tanımaz´ diye konuştu.

Hadi Özcan´a Mahkeme Başkanı Çalmuk, Ergenekon davasında yargılanan bazı sanıkların isimlerini okuyarak bu dava konusundaki bilgisini sordu. 1994-1995 yıllarında cezaevine gelen TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu tarafından bilgisine başvurulduğunu belirten Hadi Özcan, Bana Mehmet Ağar´dan İbrahim Şahin´e kadar herşeyi sordular. dedi.

Veli Küçük´ün de sorulup sorulmadığını anlatması istenen Özcan, O zamanlarda Veli Küçük ismi yoktu. ifadesini kullandı. Özcan, üzerinden 15 yıldan fazla geçtiği için Susurluk Araştırma Komisyonu´na ne ifade verdiğini ise hatırlamadığını söyledi.

Başkan Çalmuk´un, Söylemeye çekindiğiniz konular varsa ve gerekirse tanık koruma programı kapsamında ifadenizi alabiliriz. hatırlatmasını yaptı. Özcan, tanık koruma programından faydalanmak istemediğini söyledi.

Daha sonra Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Soruşturma aşamasında tanık sıfatıyla ifadenizi savcı Zekeriya Öz ile ben birlikte almıştık. İfadenizde Abdullah Çatlı ve Veli Küçük ile ilgili bildikleriniz olduğunu ve bunları daha sonra anlatacağınızı söylemiştiniz. Nedir bunlar, anlatır mısınız? diye sordu. Küçük´ü tanımadığını belirten Özcan, o dönemde Abdullah Çatlı ile birlikte ortak petrol temizleme ihalesine girdiklerini söyledi.

Özcan, Çatlı beni öldürecekti. Bunu Yeşil´e söyledim. O da ´Çatlı, ortak iş yaptığı herkesi öldürür. Onun böyle bir ahlakı vardır.´ cevabını verdi. Oysa Çatlı, resmi evraklar, silahlar ve polisler ile gezerdi. Devlet olarak bilirdim. Yeşil´den sonra da İbrahim Şahin´e gittim. O zaman Özel Harekat Daire Başkan Vekili idi. Onu da devlet olarak bilirdim. Çatlı konusunda yardım istemek için Şahin´e gittim. dedi.

Savcı Pekgüzel´in neden gittiğini sorması üzerine Özcan, Devleti şikayet etmek için devlete gittim. Daha ne yapayım. İbrahim Şahin halledeceğini söyledi ama beni başından savmış. diye konuştu.

Savcı Pekgüzel´in, İbrahim Şahin Abdullah Çatlı´yı tanıyor muydu da Çatlı olarak şikayet ettiniz? sorusu üzerine Özcan, Tanımaz mı? cevabını verdi.

Savcı Pekgüzel tanık Özcan´a, Alaattin Çakıcı ile Ergenekon davasının sanıkları arasında yer alan Sami Hoştan ve ´Drej Ali´ olarak bilinen Ali Yasak´ı tanıyıp tanımadığını sordu. Üçünü de tanımadığını belirten Özcan, Çakıcı hasımlarımla yatıyor. Kendisini tanımam da sevmem de. dedi.

Tanık Özcan, duruşmada çok önemli ve daha önce hiçbir yerde gündeme gelmeyen konuları açıklayacağını, ancak anlatacağı konuların Ergenekon davası ile bir ilgisi bulunmadığını söyledi. Başkan Çalmuk ise Biz sizden bu dava ile ilgili bilgilerinizi soruyoruz. Diğer konularla ilgili Cumhuriyet Savcılığına başvuruda bulunabilirsiniz. uyarısında bulundu.

HİLMİ ÖZKÖK TANIK OLARAK İFADE VERECEK

Hadi Özcan´ın tanık olarak dinlenilmesinin ardından mahkeme heyeti başkanı Hüsnü Çalmuk, bir ara karar açıklayacaklarını bildirdi. Çalmuk, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, AK Parti Gaziantep Milletvekili gazeteci Şamil Tayyar, ´İstanbul´daki 2. KCK davası´ kapsamında yargılanan avukat Doğan Erbaş, avukatlar İrfan Dündar, Zeki Okçuoğlu, yazar Ümit Fırat, Mahmut Taşdemir, Şenol Gürkan, Özcan Tozlu, Turgut Büyükdağ, Ceyhan Karagöz ile gizli tanıklar ´Yıldız´, ´Mart´, ´Ahmet´, ´İlkadım´ ve ´İsmet´in tanık olarak dinlenilmesine karar verdiklerini kaydetti.

Ergenekon Davası kapsamında emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök soruşturmayı yürüten dönemin Ergenekon Savcısı Zekeriye Öz´e İzmir Adliyesi´nde ifade vermişti. Özkök tanık olarak verdiği 18 sayfalık ifadesinde Şener Eruygur´un bizzat kendisine bazı duyumlarım olduğunu söyleyerek uyarıda bulundum. Zira benim o dönem en önemli prensip ve görevlerimden biri de muhtemel olayları vuku bulmadan önlemekti´ demişti. Ergenekon Soruşturması kapsamında 2003 yılında AK Parti Hükümeti´ne yönelik bazı kuvvet komutanlarının dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök´ü muhtıra vermeye zorladığı ancak Özkök´ün bu telkinlere uymadığı iddia edilmişti. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur´un komutanlık bünyesinde darbe planları yaptığı, Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız adı verilen darbe planları yapıldığına dair belgeler de dava dosyasına girmişti. Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek´e ait olduğu ileri sürülen Darbe Günlükleri adlı belgede de darbe iddialarına dair ayrıntılı notlar yer alıyordu. Davanın sanıkları da Özkök´ün tanık olarak mahkeme huzurunda ifade vermesini talep etmişti. Balyoz davasında da sanıklar tarafından Hilmi Özkök´ün tanık olarak dinlenmesi talep edilmiş ancak mahkeme bu talebi reddetmişti. ( AA, Cihan)

TANIK ALAATTİN ÇAKICI´NIN İFADESİ

Duruşmada daha sonra organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı´nın, tanık olarak dinlenmesine geçildi. Çakıcı´nın adı Ergenekon Şeması´nın mafya ayağında geçiyor.

Özcan´ın ifadesinin tamamlanmasının ardından tanık sıfatıyla ifadesine başvurulmak üzere kürsüye organize suç örgütü elebaşı Alaattin Çakıcı çağrıldı. Mahkeme Başkanı Çalmuk, bu davada yargılanan sanıkları tanıyıp tanımadığını sorması üzerine Çakıcı, ´Sedat Peker ve İbrahim Şahin´i tanırım´ dedi. Başkan Çalmuk´un, Veli Küçük´ü tanıyıp tanımadığı sorusuna Çakıcı, ´Ona sorun´ cevabını verdi. Çalmuk´un, ´Biz sana soruyoruz´ demesi üzerine Çakıcı ısrarla bu sorunun Küçük´e sorulmasını istedi.

Hüsnü Çalmuk, Çakıcı´ya ´Burası mahkeme nasıl yönetileceğine biz karar veririz. Sorularımıza cevap ver, eğer cevap vermek istemezsen buna da hakkın var. Ancak bu şekilde ters davranmaya devam edersen sana söz hakkı vermem´ diyerek uyardı.

Başkan Çalmuk, doğruyu söylemen için yemin edeceksin demesi üzerine tanık Çakıcı, ´Ben yalan söylemem, öldüreceğim adama bile önceden haber veririm´ dedi.

Çakıcı, davanın sanıklarından Sedat Peker´i 19 yaşından beri tanıdığını, 1991 yılından 2003 yılına kadar görmediği Peker´in 2003 yılında bir kez evine geldiğini anlattı.

Sanıklardan İbrahim Şahin´i 2. Şube Emniyet Müdür Yardımcısı görevini yürütürken tanıdığını belirten Çakıcı, ´İbrahim Şahin, yaptığı iki operasyon nedeniyle bir kahramandır. Ama onun dışında kahramandır da kahraman değildir de diyemem´ dedi.

Korkut Eken´i MİT´ten tanıdığını, Engin Alan´la da Eken´in arkadaşı olması nedeniyle tanıştığını anlatan Çakıcı, ´Engin Alan´ı en son 1978 yılında gördüm. O zamanlar Red Kit gibiydi, şimdi kilo almış´ şeklinde konuştu.

Davanın sanıklarından Hayrettin Ertekin´i kardeşiyle ortak kuyumcu dükkanı olmasından dolayı tanıdığını ancak en son 26 yıl önce gördüğünü belirten Çakıcı, Mehmet Ağar´ı da tanıdığını ve sevdiğini, Ağar ile ilişkilerinin polis-mahkum ilişkisi olduğunu söyledi.Çakıcı, ´Bunları Mehmet Ağar´a kim yaptırdı? Hesap soracaksanız Tansu Çiller´e sorun. Hesap soracaksanız Mesut Yılmaz´a sorun´ diye konuştu.

Başkan Çalmuk´un rahatsız göründüğünü belirterek, isterse oturarak ifadesine devam edebileceğini söylemesi üzerine Çakıcı, ´Oturamıyorum. 11 hastalık var bende. Neyle yaşıyorsun dersen, iman gücüyle yaşıyorum´ diye konuştu. ( AA)

Çakıcı´nın ifadesinde, 4 arkadaş, çok özel bir eğitimden geçirildiklerini ifade etmesi üzerine Başkan Çalmuk, Bu 4 kişinin arasında Korkut Eken de var mıydı? diye sordu. Çakıcı ise bu soruya Hayır Korkut Eken hoca, Yavuz Ataç hoca. Ayrı ayrı eğitim veriyorlardı. Beşinci olarak da Tevfik Ağansoy´u ben gruba aldırdım. Çok özel bir eğitimdi. MOSSAD ve CIA´nın verdiği eğitimler gibiydi. dedi. Başkan Çalmuk ısrarla diğer üç kişinin isimlerini sordu. Çakıcı da diğer üç kişinin Şenol Turan, Muhsin Karaman ve Fransa´da birlikte yakalandığı Murat Güler olduğunu söyledi.

Çakıcı sorular üzerine MİT eski Kontr-Terör Dairesi Başkan Vekili Mehmet Eymür ile çatışmasını anlatırken, Eymür Doğu Perinçek´i öldürüp üstüme yıkacaktı dedi. Çakıcı şöyle konuştu: Ahmet Nevzat Demir, Eymür´ün adamıydı. Bir gün beni aradı. Telefonun dinlendiğini biliyordum. ´Bu doğu Perinçek´i istersen öldürelim´ falan dedi. Eymür 2. MİT Raporu´nu yayınladığı için Perinçek´e kızıyordu. Susurluk Kazası sonrası Doğu Perinçek´in yayınladığı raporlar haberler de doğrudur. Eğer Susurluk Kazası olmasaydı, Doğu bey (Perinçek) çocukları yetim kalacaktı. Ben Ahmet Nevzat Demir´e ´Vur´ deseydim. Perinçek öldürülecek, cinayet de benim üzerime kalacaktı. Ben ´Hiçbir şey yapmayın´ dedim. Eymür´ün MİT´teki adamı Duran Fırat bizi barıştırmak istedi. ´Siz baba-oğul gibisiniz´ dedi. Ben de ´bir baba evladının kalemini kırarsa evlat da ona söver´ dedim. açıklamasını yaptı.

Bu arada, Tevfik Nurullah Ağansoy cinayetinin planlayıcısı olduğu iddia edilen Adnan Çiçek, duruşmayı izlemek için tekerlekli sandalye ile salona geldi. ( Cihan)

Duruşmada tanık Çakıcı, ifadesinin ardından savcının ve mahkeme heyetinin sorularını yanıtladı. Tanık Alaattin Çakıcı, Şenol Turan, Muhsin Karaman ve Murat Güler´le çok özel bir eğitime tabi tutulduklarını anlatarak, Korkut Eken ve Yavuz Ataç bu eğitimde hocalık yaptı. Ayrı ayrı eğitim veriyorlardı. Beşinci olarak da Tevfik Ağansoy´u ben gruba aldırdım. Çok özel bir eğitimdi. MOSSAD ve CIA´nın verdiği eğitimler gibiydi dedi. Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk görevlerinin ne olduğunu sordu. Çakıcı ise Seyahat edip yurtdışında bilgi toplamaktı diye cevap verdi.

Mahkeme heyeti başkanı Çalmuk Yurtdışında savunma amaçlı olarak atış serbest miydi? diye sordu. Mahkeme Başkanı Çalmuk´un bu sorusuna cevap vermeyen Çakıcı ise mahkemenin bunu sorma hakkı olmadığını dile getirerek, İstihbarat amaçlı olarak yurtdışına çıkıyorsunuz. Bir sürü adam sizi takip ediyorsa, size silah çekiyorsa siz de tepki verirsiniz. 30 defa ölümden döndüm diye konuştu. Mahkeme Başkanı Çalmuk´un Hiram Abbas ile ilgili ne biliyorsunuz? sorusu üzerine Çakıcı şu cevabı verdi: Tanırım, milletini toprağını seven biriydi. Hiram Abbas dizisi yapılacak adamdır. Ölmeden bana bir kaç gün önce telefon açarak yanıma geleceğini söyledi. Ancak bana gelmeden bir gün önce öldürüldü.

Çakıcı sözlerine şöyle devam etti: Koskoca MİT teşkilatı toprağın altındaki adamı buluyor. Kendi adamını (Hiram Abbas) neden ve nasıl bulamıyor? MİT´in küçük ayağı İsrail´de, büyük ayağı ise CIA´dedir. Buna örnek mi istiyorsunuz. Bakın Hakan Fidan´ı nasıl ortaya çıkardılar, miadı doldu.

-Veli Küçük: Çakıcı´yı tanımıyorum-

Duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Veli Küçük´e, Çakıcı´yı tanıyıp tanımadığını sordu. Söz alan Küçük ise Alaattin Çakıcı´yı tanımıyorum. Ancak Çakıcı´nın anlattıkları doğrudur dedi. Bu sözler üzerine Çakıcı, Doğru söyleyen adama ne diyeceksiniz savcım diye konuştu.

-Ara kararlar-

Bu arada Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk, sanık ve avukatların taleplerine ilişkin aldıkları ara kararları avukatlara dağıttı. Mahkeme Heyetinin aldığı 5 sayfalık kararda 24 Mart 1978´de öldürülen Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz cinayetiyle ilgisi olduğu anlaşılan Özel Harp Dairesi konulu meclis araştırma raporunun TBMM Başkanlığı´ndan istenmesine karar verdi. Öz´ün hazırladığı ve 1977´de Bülent Ecevit´in hükümeti kurmasından hemen sonra Başbakanlığa verdiği raporun Başbakanlık´tan istenmesini karar veren heyeti kararda özetle şu ifadelere yer verdi:

Öz´ün hazırlığını yaptığı soruşturma evrakının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünden istenilmesine, Savcı Doğan Öz´ün katledilmesiyle ilgili iddianame ve bu iddianame kapsamında açılan dosya içerisinde varsa Doğan Öz´ün hazırladığı raporun Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği´nden gönderilmesinin istenmesine karar verildi.

-Ecevit´in raporları-

Mahkeme, Sağlık Bakanlığı´na yazı yazılarak eski Başbakanlardan Bülent Ecevit´in sağlık durumuyla ilgili 2000 yılından sonra alınmış Yüksek Sağlık Şurası rapor veya raporlarının olup olmadığının sorulmasına, var ise ayrı ayrı ekleriyle gönderilmesinin istenmesini kararlaştırdı.

-AİHM´e dava açanlar-DAVA AÇANLAR

Mahkeme, Adalet Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Genel Müdürlüğü´ne müzekkere yazılarak Ergenekon davası sanıklarından hangilerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´ne başvuruda bulunduğu ve bu başvuru sonucu AİHM tarafından ne gibi kararlar verildiğinin sorulmasını hükmetti.

-MHP´ye Kızılelma mitingi sorulacak-

Mahkeme, MHP Genel Merkezi´ne müzekkere yazılarak kamuoyunda Kızılelma Mitingi olarak bilinen 30 Ağustos 2003 tarihinde yapılan mitinge parti olarak destek verilip verilmediği, destek verilmiş ise ne gibi bir destek verildiğinin sorulmasına karar verdi. 11 Haziran´da savunmasını yapan tutuklu sanık Mehmet Perinçek, ABD´nin Irak´a müdahalesine karşı çıkmak, savaşta Türk askerlerinin rol almasına karşı çıkmak ve Kıbrıs´ta Rauf Denktaş´a destek vermek amacıyla İşçi Partisi Öncü Gençlik İstanbul şubesi ile Ülkü Ocakları İstanbul şubesinin oluşturduğu tertip komitesi tarafından ortaklaşa bir miting düzenledik demişti. ( DHA)

(26 Temmuz 2012, 12:28)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4714    yazdır/print


 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda'da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Sitede uygulanacak kısıtlamalar!

Kısıtlama uyarısı

2001'den beri hizmet veren sitemizin ziyaretçi sayısı giderek artış göstermiş, savcıların dahi iddianame hazırlarken faydalandıkları bir başvuru kaynağı haline gelmiştir. Ziyaretçilerden ücret talebi hiç düşünülmemiştir. İlk günkü heyecan ve amatörce bir gayretle ve sadece hizmet amacıyla yapılandırılmış sitemiz, hiç bir yerde olmayan iddianame aramaları, geniş ve kategorileştirilmeye çalışılan arşivi ile siz değerli ziyaretçilerine ve araştırmacılara -karşılıksız- hizmeti sunmayı prensip edinmiştir. Bunda herhangi bir değişiklik de düşünülmemektedir. Ancak giderek yoğunlaşan kullanım beraberinde yavaşlığı ve bazen yayının saatlerce durmasını da getirebilmektedir. Bu nedenle siteyi yoran bazı bölümlerin devre dışı bırakılmasına ve mümkün olduğunca küçülme uygulanmasına karar verilmiştir. Eğer ilerleyen süreçte ekonomi ve insangücü şartları profesyonel imkanları getirirse sitenin tekrar genişletilmesi düşünülebilecektir. Bu itibarla sitede ulaşamadığınız bölümler, karşılaşabileceğiniz kısıtlama ve olumsuzluklar için şimdiden özür diliyoruz.
Tamamı 09.08.2016

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' internet..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Nevşehir FETÖ imamı yakalandı

30.08.2016 17:59 Nevşehir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında, örgütün 'il imamı' olduğu belirlenen kişi yakalandı. 30 Ağustos'ta yaşanan operasyonla ilgili alınan bilgiye göre, Nevşeh..
Tamamı 30.08.2016

Özilhanlar Tekstil'e FETÖ baskını

30.08.2016 17:54 Fetullahçı Terör Örgütü'ne himmet adı altında para topladığı iddia edilen şahıslara yönelip yapılan operasyonda Özilhanlar Tekstil sahibi Ziya Zambur'un evinde yapılan aramada, banyodaki 2 poşet içerisinde 630.000 Amer..
Tamamı 30.08.2016

Sakarya'da FETÖ'ye 3 gözaltı

30.08.2016 17:50 Sakarya'nın Akyazı İlçesi'nde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında 3 işadamı gözaltına alındı. 27 Ağustos'ta yaşanan gözaltılarla ilgili alınan bilgiye göre, Sakarya Cu..
Tamamı 30.08.2016

Tübitak'ta 201 kişi işten çıkarıldı

30.08.2016 17:47 TÜBİTAK'ta FETÖ bağlantılı olduğu iddia edilen 201 personelin daha görevine son verildi. TÜBİTAK'tan tasfiye edilen personel sayısı 368'e ulaştı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Fetullah..
Tamamı 30.08.2016

Zonguldak'ta FETÖ'ye 7 gözaltı

30.08.2016 17:19 Zonguldak'ın Ereğli ve Alaplı İlçeleri'nde FETÖ/PDY soruşturmasında 3'ü imam 7 kişi gözaltına alındı. 30 Ağustos'ta yaşanan gözaltılarla ilgili alınan bilgiye göre, polis ekipleri, Ereğli ve Alaplı'da sabah saatlerind..
Tamamı 30.08.2016

FETÖ kasasının şirketlerine kayyum

30.08.2016 17:10 Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY'ye "himmet" adı altında finansal destek sağlamak üzere bir araya geldiği öne sürülen aralarında iş adamlarının da bulunduğu şüphelilere yönelik yürütülen soruşturma kapsamınd..
Tamamı 30.08.2016

Bylock FETÖ evlerine ateş saldı

28.08.2016 10:11 15 Temmuz darbe girişimi sonrası terör polisinin operasyonlarında gözaltına alındıktan hemen sonra tutuklanan adliye, emniyet ve üniversite çalışanlarının büyük bölümünün Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) yürüttüğü ..
Tamamı 28.08.2016

2847 hakim-savcıya ihraç!

28.08.2016 10:03 Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulu, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması kapsamında geçici olarak görevden uzaklaştırılan 2 bin 847 hakim ve savcıyı oy birliğiyle meslekten ihraç etti. 24 Ağ..
Tamamı 28.08.2016

Gülen'i överken Kuran'a hakaret etti

28.08.2016 10:00 Adana'da Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) milli eğitim içindeki yapılanmasına ilişkin düzenlenen operasyonda 13 öğretmen gözaltına alındı. 11 Ağustos'ta gerçekleşen gözaltılarla ilgil..
Tamamı 28.08.2016

FETÖ imamlarından ilginç itiraflar

28.08.2016 09:58 Bakırköy, Güngören, Zeytinburnu ve Esenler'de FETÖ/PDY yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 17 kişi, emniyet işlemlerinin ardından 25 Ağustos öğle saatlerinde Bakırköy Adalet Sarayı'na..
Tamamı 28.08.2016

GS'li futbolculara FETÖ gözaltısı

28.08.2016 09:51 İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Fetullahçı Terör Örgütü'nün futbol dünyasındaki yapılanmasına ilişkin soruşturma başlattı. Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Mehmet Şenay Baygın tarafından yürütülen soruşt..
Tamamı 28.08.2016

Adliye katiplerinden itiraflar

28.08.2016 09:43 FETÖ'nün adliye yapılanmasına yönelik operasyonlarda yakalanan Anadolu Adalet Sarayı çalışanı 75 şüpheliden 3'ü ilk ifadelerinde itirafçı oldu. Aralarında katiplerin de bulunduğu şüpheliler, örgütün üst düzey isimlerin..
Tamamı 28.08.2016

Batman Adliyesinde 17 gözaltı

28.08.2016 09:37 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine yönelik soruşturma kapsamında Batman Adliyesinde görevli 17 kişi gözaltına alındı. 24 Ağustos'ta yaşanan gözaltılarla ilgili edinilen bilgiye göre, Batman Cumhuriyet..
Tamamı 27.08.2016

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
19.013.146