YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
17 Eylül 2014, Çarşamba
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "orakoğlu velioğlu" için arama sonuçları    (Toplam 12 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Orakoğlu: Velioğlu ölmedi

Ergenekon davasına 187. duruşmayla devam ediliyor. Duruşmada, eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu tanık olarak ifade veriyor. Orakoğlu, Hizbullah örgütünün devletle bağlantılarını anlattı ve 2000 yılında Beykoz´da bir çatışmada öldüğü bilinen örgüt lideri Hüseyin Velioğlu´nun ölmediğini iddia etti. Orakoğlu, bu iddiasına dair ayrıntılar ile o çatışmadaki gariplikleri de anlattı.

24.05.2012 12:00 Ergenekon davasına 187. duruşmayla devam ediliyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen 64´ü tutuklu 260 sanıklı davanın Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nin içinde bulunan büyük salonda yapılan duruşmasına, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, CHP Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay ile İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek´in de aralarında bulunduğu 42 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili ve Başkent Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 22 tutuklu sanık ise duruşmaya gelmedi. ´Odatv´ davası kapsamında tutuklu yargılanan bu davanın tutuksuz sanığı Yalçın Küçük de duruşmada hazır bulundu.

TANIKBÜLENT ORAKOĞLU´NUN İFADESİ

Duruşmaya, tanık olarak çağrılan Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu da katıldı. Orakoğlu sözlerine, savcılıkta verdiği ifadede derin devletin ülkelerde terör örgütü kurup yönettiğini söylediğini hatırlatarak başladı.

-Hizbullah lideri Velioğlu ölmedi-

Orakoğlu, ifadesinde Hatay İl Emniyet Müdürlüğü yaptığı dönemde, Hatay´daki şehir kulübünde Adana Jandarma Bölge Komutanı olan Tuğgeneral Temel Cingöz ile il jandarma alay komutanının da katıldığı bir yemek yediklerini belirterek, ´Kapının önünde uzun boylu, yakışıklı, esmer bir kişi vardı. Ben Cingöz Paşa´nın koruması zannettim. Paşa ´Unuttuk onu´ diyerek masaya çağırdı´ dedi. Orakoğlu, 1991 yılında gördüğü bu kişinin daha sonra İstanbul´da operasyonda ölü ele geçirilen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendiğini anlattı. Hizbullah örgütünün kuruluşuyla ilgili araştırmalar yaptığını, 11 yıl istihbarat ve terör şube müdürlüğü, 9 yıl da il emniyet müdürlüğü görevinde bulunduğunu ifade eden Orakoğlu, edindiği tecrübelerden dolayı Hizbullah, PKK ve Dev-Sol´un sanki bir yerlerden yönetildiğini gördüğünü kaydetti.

Orakoğlu, 2000 yılında İstanbul´daki Hizbullah operasyonunda ölen kişinin Velioğlu olmadığını iddia ederek, ´Ölü olarak ele geçirildiği iddia edilen Velioğlu´nun yüzü tanınmayacak şekilde kurşun izleri vardı. Yanındaki iki kişiye ise hiçbir şey olmuyor. Sıyrık bile yok. Hizbullah gizli servis gibi çalışan bir örgüt. Kaçıracakları için fetva veriyor. Kaçıran, sorgulayan, öldüren ve gömen ayrı ekip bir ekip. Örgüt bütün arşivini İstanbul´a taşıdı. İstanbul´a gelince 3 kişiyi kaçırdı. Bunların kredi kartıyla villaya kapı siparişi veriliyor. Bu siparişten villa bulunuyor´ diye konuştu.

-Derin yapı terör örgütlerini kullanıyor-

Bu operasyonda örgütün arşivinin bir kısmının yakıldığını belirten Orakoğlu, bunların Amerika´ya gönderilerek çözümlendiğini, Uğur Mumcu suikastını aydınlatacak belgelerin de ortaya çıktığını anlattı. Orakoğlu, şunları kaydetti: ´60´lı yıllardan beri bazı cinayetlerin bir merkezden işlendiğine inanıyorum. Ergenekon´un, Hizbullah, PKK ve Dev-Sol´u kurduğu ve kullandığı görülüyor. Devletin içinde hem derin yapıyı, devletin yetkilerini kullanan grup var. Bazı insanları vaatlerle ele geçiriyor. Türkiye´de darbeler öncesinde çok ciddi sıkıntılar oluyor. Cinayetler işleniyor. Bunlar terör örgütlerini kullanarak yapılıyor. PKK´nın da taşeron bir örgüt olarak kullanılması söz konusu. AK Parti iktidara geldikten sonra eylem yapmayan PKK, 2003 yılında eylemlerini artırdı.´

Ankara´da 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde silahlı saldırı sonucu öldürülen Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu´nun, MİT Müsteşarı olacağını ve Hablemitoğlu´nun da buna kendisini inandırdığını dile getiren Orakoğlu, cinayetin ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu anlattı.Türkiye´deki önemli cinayetlerin izleri takip edildiğinde, sonucun sürekli İran´a çıktığını belirten Orakoğlu, ´Bu cinayetlerde Gladyo tipi yapılanmalara ulaşamazsınız. Cinayeti işletenler, şüpheleri, özellikle dini özellikleri ön plana çıkan devletlere yönlendirirler´ şeklinde konuştu. Orakoğlu, 28 Şubat sürecinde ordu içinde PKK ile görüşen bir grubu tespit ettiklerini aktardı. Nesim Malki cinayetinin ise dış güçlerin de içinde olduğu bir cinayet gibi göründüğünü belirten Orakoğlu, O dönem Bursa´ya bu konuyu araştırmak için bir ekip gönderdim. Sadece kahveleri gezdiler. Şükrü Elverdi, Burhanettin ve Mahmet Sümbül isimlerine ulaştılar. Erol Evcil´in yanında da emniyetten ayrılma Yusuf İnan isimli biri çalışıyordu. O dönem yaptığımız çalışmalardan Meral Akşener ve Emniyet Genel Müdürü´nün de haberi vardı. Araştırmalarımızda 2 mermi bulduk. Nesim Malki cinayeti ile ilgisini araştırıyorduk ki o dönem görevden ayrıldık. Önce Japonya´ya, ardından da başka birkaç ülkeye daha görevle gönderildim. dedi.

MOSSAD tarafından, sermaye ve medyanın borçlandırılarak ele geçirildiğini anlatan Orakoğlu, Sermaye ve medya, İsrail çıkarına çalıştırılıyordu. dedi. Nesim Malki´yi öldürenlerin de parasının üzerine yattıklarını sandıklarını belirten Orakoğlu, Bu para öyle böyle bir para değildi. Birçok kişinin ona borcu vardı. Sadece bir kişinin borcu 3,5 milyon dolardı. diye konuştu.

28 Şubat sürecinde içi boşaltılan bankalardan da bahseden Orakoğlu, Bu bankalar da aynı yöntemle boşaltıldı. Böyle bir operasyon yapılırken devletin MİT gibi istihbarat örgütleri bu işe el atmadı. Bu durum normal değildi. ifadelerini kullandı.

Danıştay saldırısının Yüksek Yargıya yapılan büyük bir saldırı olduğunu dile getiren Orakoğlu, bu durumun Türkiye açısından kırılma noktası olduğunu söyledi. Danıştay saldırısının üzerinden 10 dakika kadar kısa bir süre geçmesine rağmen devletin üst yönetiminden, devletin laik düzenine büyük bir saldırı olduğu ve muhafazakarları zor durumda bırakacak bir saldırı olduğu açıklaması da çok garip. Zira bu kadar kısa sürede, kendisine bilgi bile verilmemişken bu ifadelerin kullanılması çok garip. Olayın tetikçisi olduğu ileri sürülen kişi de tesadüfen yakalandı. şeklinde konuştu.

-Sanıklar kandırıldıklarını bilsin deyince Yıldırım tepki gösterdi-

Orakoğlu, Burada yargılanan sanıklar kandırıldıklarının bilincinde olsun diyince tutuklu sanık Oktay Yıldırım, Tanık kendisine baksın diye bağırdı. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese de Oktay Yıldırım´ı uyardı ancak Yıldırım konuşmaya devam edince duruşma salonundan çıkarıldı. Bu arada sanık Yalçın Küçük de, tanık ifade verdikten sonra biz de konuşacak mıyız, söz verecek misiniz? diye sordu. Mahkeme başkanı Özese de sanıklara söz vereceğini dile getirdi. Duruşmaya öğle arası verildi. ( AA, DHA, Cihan)

-Şok Uğur Mumcu iddiası: Özal´a ulaşamayan Mumcu Bitlis´le görüştü ve o sabah öldürüldü-

Beyanların alınmasının ardından Orakoğlu, daha önce alınan ifadeleri okunurken de açıklamalarda bulundu. Türkiye´nin her ihtilal öncesinde kan gölüne döndürüldüğünü ileri süren Orakoğlu, ´İrtica sanal bir tehdittir. Ancak birinci öncelikli tehdit haline getirilmiştir. MGK Siyaset Kurulu belgesinde irtica en üst sıraya çıkarılmış, PKK ise alt sıralarda gösterilmiştir´ dedi. Orakoğlu, Uğur Mumcu´nun Hizbullah ve PKK üzerine araştırmaları olduğunu belirterek, ´Uğur Mumcu´ya çok önemli bilgiler olan bir dosya geliyor. Mumcu, Cumhurbaşkanı Özal´ı arıyor ama Türki Cumhuriyetler gezisinde olduğu için görüşemiyor. Eşref Bitlis paşayı arayıp anlatıyor. O sabah bombalı saldırıda öldürülüyor. Eşref Bitlis paşa bir süre sonra şüpheli bir uçak kazasında ölüyor ya da öldürülüyor´ şeklinde konuştu. Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese´nin ´Dosyayı kim getirmiş´ sorusu üzerine Orakoğlu, ´CIA olduğu şüphesi var. Hatta Çetin Emeç´e de böyle bir dosya gönderildiği iddiası var´ dedi.

Orakoğlu, Susurluk´un kaza olmadığını iddia ederek, ´Benim anlattığım derin yapı tarafından öldürüldüler. Sonra TBMM´de komisyon kuruldu. Teoman Koman, ifade vermeye gitmedi. O komisyonda görev yapan iki kişi şüpheli kazalarda öldü´ diye konuştu.

-Balyoz çalışmasıyla ilgili kulağıma birşeyler çalındı-

Orakoğlu, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in ´Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız ve Eldiven adlı darbe planlarını görev yaptığınız dönemde duydunuz mu?´ sorusuna, ´Bunlarla ilgili bilgiye sahip değilim. Ancak, 2003 sonu, 2004 olabilir, ´Balyoz´ çalışmasıyla ilgili kulağıma bir şeyler çalındı. 2003-2004´te Türkiye´de ciddi bir darbe planının faaliyet gösterdiğini duydum´ dedi. Pekgüzel´in ´Bunu kimden duydunuz´ şeklinde soru sorduğu Orakoğlu, ´Bu istihbarat, istihbarat amaçlı bizle görüşen elemanlarımızdan geldi´ cevabını verdi.

Orakoğlu, Pekgüzel´in ´Ergenekon yapılanması hakkında bilginiz var mı?´ şeklindeki sorusuna üzerine, bir bilgisi olmadığını belirterek, ´Ağca´nın cezaevinden kaçırılışından Muhsin Yazıcıoğlu´nun ölümüne kadar geçen sürede, önemli kişilerin uğradığı trafik kazaları, cinayetlere farklı gözle bakılıyor. Derin yapı...´ diye konuştu.

Gaffar Okkan suikastının ´Hizbullah´ tarafından gerçekleştirilmediğini savunan Orakoğlu, ´Devletin derin yapısı içinde yapılmış olabilir. Hizbullah böyle bir eylemi yapabilecek kapasitede değildi. Bu şekilde korunan birine suikast, ancak savaş eğitimi almış birileri tarafından yapılabilir ki Okkan´a nokta atışı da yapılmıştı. Bu olaylar tekrar soruşturulmalıdır´ ifadelerini kullandı.

Duruşma, Orakoğlu´nun kendisine yöneltilen soruları yanıtlamasıyla devam ediyor. ( Zaman)

(24 Mayıs 2012, 12:00)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4571    yazdır/print


 

Hizbullahçılara Ergenekon sorgusu

Son Hizbullah operasyonunda gözaltına alınan 13 zanlıya ilk kez Ergenekon ile ilgili sorular soruldu. Sorguda, emekli Albay Doğan ve öldürülen Tuğgeneral Cingöz´ün örgütle ilişkileri üzerinde duruldu. Hizbullah´ın Ergenekon ile olan ilişkisinin mercek altına alınmasına, 20 Aralık 2009´da Batman´dan yapılan bir elektronik posta ihbarı neden oldu. Kimliği belirsiz ihbarcı, Batman´da Hizbullah´ın eylemlerine katıldığını belirterek, örgütün eski lideri Hüseyin Velioğlu ile 1991´de öldürülen Tuğgeneral Temel Cingöz´ün yakın ilişkilerine tanık olduğunu öne sürdü ve ayrıntılı bilgiler verdi. Örgüt üyelerine Güneydoğuda silahlı eğitim veren Y.Y. isimli kişinin, Özel Harpte görevli olduğunu ve İstanbul´daki 1. Ordu Komutanlığı´nı mesken tuttuğunu öğrendiğini iddia etti.

Hizbullahçılara Ergenekon sorgusu

Son Hizbullah operasyonunda gözaltına alınan 13 zanlıya ilk kez Ergenekon ile ilgili sorular soruldu. Sorguda, emekli Albay Doğan ve öldürülen Tuğgeneral Cingöz´ün örgütle ilişkileri üzerinde duruldu. Hizbullah´ın Ergenekon ile olan ilişkisinin mercek altına alınmasına, 20 Aralık 2009´da Batman´dan yapılan bir elektronik posta ihbarı neden oldu. Kimliği belirsiz ihbarcı, Batman´da Hizbullah´ın eylemlerine katıldığını belirterek, örgütün eski lideri Hüseyin Velioğlu ile 1991´de öldürülen Tuğgeneral Temel Cingöz´ün yakın ilişkilerine tanık olduğunu öne sürdü ve ayrıntılı bilgiler verdi. Örgüt üyelerine Güneydoğuda silahlı eğitim veren Y.Y. isimli kişinin, Özel Harpte görevli olduğunu ve İstanbul´daki 1. Ordu Komutanlığı´nı mesken tuttuğunu öğrendiğini iddia etti.

Yılbaşından sonraki tahliyelerle gündeme gelen Hizbullah örgütüne yönelik son operasyonda gözaltına alınan 13 zanlıya ilk kez örgütün Ergenekon ilişkisi soruldu. Zanlılara Emniyet´te, JİTEM´in kurucularından olduğu belirtilen emekli Albay Arif Doğan´ın, Hizbullah´ı kendisinin kurduğuna yönelik sözleri ve Hizbullah´ın ölen lideri Hüseyin Velioğlu ile 1991´de öldürülen Tuğgeneral Temel Cingöz´ün ilişkilerine dair sorular yöneltildi.

İhbar maili

Hizbullahçılar, Ceza Muhakemesi Kanunu´nun (CMK) 102. maddesinde yapılan değişikliklerin ardından 4 Ocak 2011 günü Edip Gümüş, Cemal Tutar ve Mehmet Varol gibi yöneticilerin salınması ile gündeme gelmişti. Edinilen bilgilere göre Hizbullah´ın Ergenekon ile olan ilişkisi İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından ilk kez 20 Aralık 2009´da Batman´dan yapılan bir elektronik posta ihbarı üzerine mercek altına alındı. Ergenekon konulu 1881 sayılı ihbarda, Batman´da Hizbullah´ın eylemlerine katıldığını belirten kimliği belirsiz ihbarcı, örgütün eski lideri Hüseyin Velioğlu ile 1991´de öldürülen Tuğgeneral Temel Cingöz´ün yakın ilişkilerine tanık olduğunu öne sürdü.

Özel Harp Dairesi (ÖHD) elemanından eğitim

Kendisini asıl endişelendirenin birçok Müslüman´a güneydoğuda silahlı eğitim veren Y.Y.´nin durumu olduğunu kaydeden ihbarcı, özel harpte görevli olan Y.Y.´nin İstanbul´daki 1. Ordu Komutanlığı´nı mesken tuttuğunu öğrendiğini iddia etti. Y.Y.´de birçok eğitim malzemesi olduğunu kaydeden ihbarcı, Hizbullahçılara Lübnan Hizbullah´ı ile El Kaide´nin Afganistan eğitim CD´lerinin izlettirildiğini ileri sürdü. İhbarcı mektupta şöyle dedi: CD´lerden izlediklerimizi biz de eğitim boyunca uyguluyorduk. Silah kullanmanın inceliklerini öğretiyordu bize. Cepten dinlemeye karşı nasıl tedbir alınması gerektiğini, takip nasıl yapılır, takip edildiğimizi nasıl anlarız ve nasıl kurtuluruz bütün bunların tekniklerini verirdi. Eğitim sırasında sürekli PKK´lılardan olumsuz bahsedilir, PKK´lılar düşman diye tabir edilirdi. Bütün bu gelişmelerden anladığım kullanıldığımızdır. Yetkililerden istediğimiz Hizbullah´ın kim tarafından ve neden kullanıldığıdır?

Hizbulkontra örgütünü kim kurdu?

Bu ihbar mektubu üzerine zanlılara Y.Y.´nin Hizbullah örgütünün eğitiminde rol oynayıp oynamadığı ile Hizbullah´ın Ergenekon örgütü tarafından kurulmuş bir örgüt olup olmadığı soruldu. Zanlılara ayrıca Emniyet eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu´nun 28 Şubat 2008 günü savcılık ifadesinde dile getirdiği Hizbullah Lideri Hüseyin Velioğlu ile Adana eski Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz´ün samimiyeti ve Ergenekon sanıklarından emekli Albay Arif Doğan´ın Hizbul-Kontra´yı ben kurdum. Şimdiki Hizbullah değil. Hüseyin Velioğlu´nun kurduğu ilk teşkilattı bu. Bu teşkilatı ben kurmuştum şeklindeki sözleri de hatırlatıldı. Bülent Orakoğlu, ifadesinde Hüseyin Velioğlu´nu Temel Cingöz paşanın yanında adeta emir eri gibi saygıyla beklerken bizzat gördüğünü kaydetmişti.

Sanıklar susma hakkını kullandı

Bu bilgiler çerçevesinde bir tetikçi gibi kullanılan örgüt ile Ergenekon örgütü arasındaki ilişkinin sorulduğu zanlıların Emniyet ve savcılıkta susma haklarını kullandıkları öğrenildi. Bu arada Hizbullah örgütüne yönelik yapılan operasyon çerçevesinde Kartal´da bulunan Furkan-Der isimli dernekte ele geçirilen Samsung marka harici diskte porno görüntülerin bulunduğu emniyet kayıtlarına girdi. Gerek zanlılar gerekse de zanlı avukatları görüntülerden haberdar olmadıklarını savundular ve Furkan-Der´den bu tip görüntülerin çıkmasına ihtimal vermediklerini söylediler. ( Sabah)

(07 Şubat 2011, 15:33)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hizbullah (Hizbulkontra) örgütüyle ilgili manşetlerimiz

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2922    yazdır/print


 

Flaş!!! Hizbullahçıların müebbetine Yargıtay onayı

Yargıtay, müebbet hapis cezasıyla mahkum edilen 16 Hizbullah sanığının cezasını onadı. Yargıtay´ın tartışmalar üzerine dosyayı öne çekerek bir gün içinde karar vermesi kamuoyunu isyan ettirdi. Madem öne çekilebiliyordu, neden daha önce yapılmadı ve birçok terör örgütü sanığı tahliye edilerek kayıplara karıştırıldı diye soruluyor.

FLAŞ!!! Hizbullahçıların müebbetine Yargıtay onayı

Yargıtay, müebbet hapis cezasıyla mahkum edilen 16 Hizbullah sanığının cezasını onadı. Yargıtay´ın tartışmalar üzerine dosyayı öne çekerek bir gün içinde karar vermesi kamuoyunu isyan ettirdi. Madem öne çekilebiliyordu, neden daha önce yapılmadı ve birçok terör örgütü sanığı tahliye edilerek kayıplara karıştırıldı diye soruluyor.

Yargıtay, müebbet hapis cezasıyla mahkum edilen Hizbullahçıların cezasını onadı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Hizbullah ana davasında müebbet hapse mahkum edilen 16 sanığın cezasını onadı. Terör örgütü Hizbullah ana davasında, aralarında örgütün üst düzey sorumlularının da bulunduğu sanıklara verilen hapis cezalarının temyiz duruşması Yargıtay 9. Ceza Dairesinde yapıldı, ancak sanık ve sanık avukatlarının duruşmaya katılmaması nedeniyle Daire, temyiz istemini dosya üzerinden duruşmasız olarak karara bağladı. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre heyet, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, aralarında terör örgütü Hizbullah´ın üst düzey sorumlularının bulunduğu sanıklar Edip Gümüş, Cemal Tutar, Fuat Balca, Abdulkerim Kaya, Mehmet Varol, Mustafa İpek, Mahmut Demir, Kemal Gülşen, Sinan Yakut, Şeyhmus Kinay, Yusuf Begiç, Mehmet Veysi Özel, Rifat Demir, Mehmet Beşir Acar, Mehmet Tahir Ak ve Mehmet Garip Özer´e, ´Türkiye Cumhuriyeti Devleti´nin mevcut anayasal düzenini silah zoruyla yıkarak, yerine şer´i esaslara dayalı İslam devleti kurmayı amaçlamak´ suçundan verdiği müebbet hapis cezasını onadı.

Kaçan kaçtı

Yargıtay´ın tartışmalar üzerine dosyayı öne çekerek bir gün içinde karar vermesi kamuoyunu isyan ettirdi. Madem öne çekilebiliyordu, neden daha önce yapılmadı ve birçok terör örgütü sanığı tahliye edilerek kayıplara karıştırıldı diye soruluyor.

Edip Gümüş ve diğer sanıklar bulunamıyor

Diyarbakır D Tipi Cezaevi´nde Hizbullah terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklu bulunan Edip Gümüş´ün de bulunduğu bazı sanıklar, tutukluluk sürelerini düzenleyen CMK´nın 102. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından Yargıtay kararıyla tahliye edilmişti. Ancak serbest bırakıldıktan sonra imza atmaya gitmeyen Edip Gümüş ile birlikte 12 sanık hakkında Yargıtay 9. Ceza Dairesi tutuklama kararı vermişti. Tüm aramalara rağmen sanıklar henüz bulunamadı.

Hizbullah davasının geçmişi

Beykoz´da bir villaya 17 Ocak 2000´de düzenlenen operasyonda silahlı çatışma sonucu Hizbullah terör örgütünün elebaşı Hüseyin Velioğlu ölü olarak ele geçirilmişti.Üsküdar´da Hasippaşa Mahallesi 2. Çıkmaz Sokak 26 numaradaki gecekondunun çevresinde 19 Ocak 2000´de yapılan kazı çalışmaları sonucu ise 10 ceset çıkarılmıştı.Kartal´da Çavuşoğlu Mahallesi Samanyolu Caddesi Görkemli Sokak´taki villa tipi evin bahçesinden de 8 ceset çıkarılmıştı. Tüm bu kurbanların domuz bağı yöntemiyle bağlanıp, boğularak öldürüldükten sonra üzerlerine kireç atılıp gömüldükleri belirlenmişti.Daha sonra düzenlenen operasyonlarda, Hüseyin Velioğlu´nun ölü olarak ele geçirilmesi ve örgütün yöneticileri arasında yer alan Edip Gümüş ile Cemal Tutar´ın yakalanmasının ardından, yeniden yapılanma çabası içinde oldukları iddia edilen Hacı İnan´ın da aralarında bulunduğu bazı kişiler gözaltına alınmıştı.

Sanıklar hakkında yapılan soruşturma sonucunda İstanbul DGM´deki bazı mahkemelerde açılan 3 ayrı dava birleştirilmişti.Toplam 24 sanıklı davanın iddianamelerinde, Hizbullah terör örgütünün sözde askeri kanat sorumlusu Hacı İnan ile sözde İstanbul sorumlusu İlyas Kutulman´ın da aralarında yer aldığı 9 sanığın, Anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak suçundan idam cezasına çarptırılmaları isteniyor. Ancak Türk Ceza Kanununda yapılan değişiklik, idam cezası yerine müebbet ağır hapis cezası verilmesini öngörüyor.İddianamelerde, diğer sanıkların ise yasa dışı örgüt üyesi olmak ve yasa dışı örgüt üyelerine yardım ve yataklık etmek suçlarından 4,5 ile 22,5 yıl arasında çeşitli ağır hapis cezalarına çarptırılmaları talep ediliyor.

Yargıtay´ın tepki doğuran tahliye kararları

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Ocak 2011 tarihinde dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda, davanın tutuklu sanıklarından Hacı İnan, İlyas Kutulman, İbrahim Evliyaoğlu, Mehmet Bayram Eren, Emin Ekinci, Sabahattin Alkan, Abdülsettar Yıldızbakan ve Burhan Ekineker´in tahliyesine karar verilmişti.Mahkeme heyeti, sanıkların bağlı oldukları polis ya da jandarma birimlerine her hafta pazartesi günü giderek imza atmalarını ve yurt dışına çıkışlarının yasaklanmasını da hükme bağlamıştı.Aynı dava kapsamında tutuklu yargılanan, Üsküdar´da 10 kişinin cesedinin çıkarıldığı evin kiracısı Cevat Işıklı´yı ise sonradan yakalandığı ve tutuklulukta geçirdiği süre 10 yılı doldurmadığı için tahliye edilmemişti.

Velioğlu öldü mü yaşıyor mu?

27 Ocak 2011: Bu arada eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Orakoğlu şok bir iddiayı gündeme getirdi. Bülent Orakoğlu, Hüseyin Velioğlu´nun hala hayatta olduğuna dair ciddi şüphelere sahip... Türkiye´nin en çalkantılı yıllarında Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı yapan, deneyimli istihbaratçı Bülent Orakoğlu Türkiye Gazetesi´ne gündemdeki konularla ilgili çok özel açıklamalar yaptı. Orakoğlu, Yargıtay kararıyla cezaevinden salıverilen Hizbullah üyeleriyle birlikte yeniden gündeme gelen Hizbullah örgütü ile ilgili şok bir iddia ortaya attı. 11 yıl önce İstanbul Beykoz´daki operasyonda öldüğü açıklanan örgüt lideri Hüseyin Velioğlu için “Yaşıyor olabilir” dedi. Devlet içindeki hukuksuz yapıların kullandıkları kişi veya örgütleri kullanma amacı bittiği zaman ya öldürdüğünü, ya da uykuya çektiğine dikkat çeken Bülent Orakoğlu, “Hüseyin Velioğlu´na hangisi uygulandı belli değil.

Hizbullah kullanılmak isteniyor

Bülent Orakoğlu, ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanırken, bir anda serbest kalan Hizbullah üyelerinin tahliyesinin tesadüf olmadığını düşünüyor. Orakoğlu, “Türkiye´de sistemin boşluklarını çok iyi kullanan çeteleşmiş yapılar var. Geçmişte Mehmet Ali Ağca´yı kaçıran zihniyetle, bugün Hizbullah üyelerini cezaevinden çıkarttıran, derin yapı aynıdır. Amaç, ülkede kaos, kargaşa oluşturmaktır” dedi.

Öldürülen Velioğlu değil mi?

Hizbullah´ın haziran seçimlerinde Güneydoğu´dan 5-6 bağımsız milletvekili çıkarabileceğine yönelik iddiaları hatırlatan deneyimli istihbaratçı, “Bu durum AK Parti´nin tek başına iktidar olmasını engellemek için yapılmış bir organizasyon gibi gözüküyor bana. AK Parti´ye karşı bir blok oluşturmaya çalışılıyor. Hizbullah hem legal anlamda hem illegal anlamda kullanılmak isteniyor” şeklinde konuştu. Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Bülent Orakoğlu, “Beykoz operasyonunda öldürüldü “denilen, Hizbullah örgütünün lideri Hüseyin Velioğlu´nun hala yaşıyor olabileceğini söyledi. Orakoğlu´nun bu iddiasıyla ilgili olarak ciddi tesbitleri ve endişeleri var. İşte Orakoğlu´nun bu konudaki sözleri: “Devlet içindeki hukuksuz yapılar kullandıkları kişi veya örgütleri kullanma amacı bittiği zaman ya öldürürler, ya uykuya çekerler. Burada Hüseyin Velioğlu´na hangisi uygulandı belli değil. Hüseyin Velioğlu´nda, özellikle kafasında çok fazla mermi var. Edip Gümüş´le Cemal Tutar aynı yerde sağ ele geçirildi. Orada atılan yüzlerce mermi varken, iki kişide bir kurşun yarası bile yok. Ölü ele geçirildiği söylenen Velioğlu´nun ailesi teşhis etti mi etmedi mi? Yatan o mudur, değil midir, DNA testi yapıldı mı?” bunları bilen yok.”

Bu görüntüler yeni mi çekildi?

Hizbullah´ın internet sitesinde Beykoz Operasyonunun 11. yıldönümü olan 17 Ocakta konulan bir video görüntüsü ise akılları iyice karıştırdı. İlk defa yayınlandığı belirtilen 6 dakikalık videoda, Hüseyin Velioğlu bilgisayar başında çalışırken görülüyor. Masanın üzerinde otomatik bir tabanca, arkasında ise kütüphaneye yaslanmış halde bir kaleşnikof tüfek dikkat çekiyor. Bu haliyle Hüseyin Velioğlu´nun her çatışmaya hazır beklediği anlaşılıyor. Görüntülerde Hüseyin Velioğlu´nun çekimden haberdar olduğu ve adeta çekimi yapan kişiye poz vermesi dikkat çekiyor. Velioğlu´nun başını örten poşu ve uzamış sakalı ile El-Kaide Lideri Usame Bin Ladin´e benzerliği dikkat çekiyor. Hizbullah örgütünün ellerindeki bu görüntüyü yayınlamak için neden 11 yıl beklediği anlaşılamazken, Bülent Orakoğlu´nun “Velioğlu yaşıyor olabilir” iddiasından sonra, acaba “bu görüntüler de yeni mi çekildi ?” sorusu akılları kurcalamaya başladı.

Polisler tanıyamamıştı

17 Ocak 2000 tarihinde İstanbul Beykoz´da gerçekleştirilen operasyonda ölü ele geçirilen kişinin, Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu olduğu açıklanmıştı. Öldürülen kişinin Hüseyin Velioğlu olduğuna ilk başta operasyonu gerçekleştiren polisler bile inanmadı. Çünkü eldeki istihbarat bilgilerine göre Hizbullah lideri o sırada Kuzey Irak´taydı. Polisler yüzü gözü delik deşik olan cesedin kimliği konusunda çelişkiye düşünce, Velioğlu´nun çok iyi tanıyan, üç itirafçı tek tek villaya götürülerek cesetle yüzleştirilmişti. Bu itirafçıların üçü de ölen kişinin Hüseyin Velioğlu olduğunu söyleyince, ancak ondan sonra inanmışlardı. Velioğlu´nun teşhis eden bu itirafçılardan Bingöllü kadayıfçı Şaban Elaltunteri bir süre sonra İstanbul´da otomobilinde çapraz ateşe tutularak oğluyla birlikte öldürüldü. Beykoz´da öldürülen kişinin Hüseyin Velioğlu olduğuna dair bir başka önemli delil ise, operasyonda sağ ele geçirilen örgütün üst düzey yönetici Cemal Tutar´ın ifadesiydi. 198 silahlı saldırı, 156 cinayet ve 80 yaralamadan sorumlu tutularak 15 arkadaşıyla birlikte müebbet hapis cezasına çarptırılan Tutarı mahkemede “Hüseyin Velioğlu, gözlerimizin önünde, vücuduna isabet eden otuzun üzerinde kurşunla şehit olup rabbimizin rahmetine kavuşmuştur” demişti. ( Türkiye Gazetesi)

(26 Ocak 2011), son güncel.: (27 Ocak 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yargı medya elele, Hizbullah üzerinden derin oyuna

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

Hizbullah (Hizbulkontra) örgütüyle ilgili manşetlerimiz

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2860    yazdır/print


 

Orakoğlu: Hizbullah´ı eğiten Yeşil ve emrindeki ekiptir

TRT Haber´de dün gece Kozmik Oda programının konuğu olan Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu, çarpıcı açıklamalar yaptı. ´Hizbullah´ı eğiten Yeşil ve emrindeki ekiptir.. İzzettin Yıldırım´ı sorgulayan ve öldüren tahminimce Velioğlu değil Yeşil!.. Yeşil hala yaşıyor ve aktif, bir odada su ve ekmekle 5 yıl yaşar.. Hizbullah, PKK ve Dev-Sol Ergenekon´un kurdurduğu naylon terör örgütleridir.. Hizbullah 2000 yılında silahlarını askeri bölgelere gömdü.. Hizbullah tahliyeleri demokratik açılım sürecinde güneydoğuda kaos yaratmak amacı ile yapıldı.. Hizbullah hala korunuyor...Tahliyelerinde sistemin aksaklıklarını kullanan derin yapılar var.. Liderlerinin tahliyesi ile Hizbullah´ın içindeki liderlik mücadelesi bitirildi.. Hizbullaha yönelik operasyon yapılmasına engel olan Mehmet Ağar´dır.. Uğur Mumcu´nun ulaştığı bilgileri Eşref Bitlis´e aktarması hayatına mal oldu.. 90´lardaki cinayetlerin hepsi tek bir merkezden yönetildi..´

Orakoğlu: Hizbullah´ı eğiten Yeşil ve emrindeki ekiptir

TRT Haber´de dün gece Kozmik Oda programının konuğu olan Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu, çarpıcı açıklamalar yaptı. ´Hizbullah´ı eğiten Yeşil ve emrindeki ekiptir.. İzzettin Yıldırım´ı sorgulayan ve öldüren tahminimce Velioğlu değil Yeşil!.. Yeşil hala yaşıyor ve aktif, bir odada su ve ekmekle 5 yıl yaşar.. Hizbullah, PKK ve Dev-Sol Ergenekon´un kurdurduğu naylon terör örgütleridir.. Hizbullah 2000 yılında silahlarını askeri bölgelere gömdü.. Hizbullah tahliyeleri demokratik açılım sürecinde güneydoğuda kaos yaratmak amacı ile yapıldı.. Hizbullah hala korunuyor...Tahliyelerinde sistemin aksaklıklarını kullanan derin yapılar var.. Liderlerinin tahliyesi ile Hizbullah´ın içindeki liderlik mücadelesi bitirildi.. Hizbullaha yönelik operasyon yapılmasına engel olan Mehmet Ağar´dır.. Uğur Mumcu´nun ulaştığı bilgileri Eşref Bitlis´e aktarması hayatına mal oldu.. 90´lardaki cinayetlerin hepsi tek bir merkezden yönetildi..´

TRT Haber´de dün gece Kozmik Oda programının konuğu olan Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu, Rıdvan Memi´nin sorularını yanıtladı. Orakoğlu´nun programda söyledikleri çok tartışılacak, işte o açıklamalar :

´Hizbullah´ı eğiten Yeşil ve emrindeki ekiptir´

Arif Doğan´ın ifadelerine bakarsanız Hizbul-Kontr değil mi? Yeşil bugün muhakkak ki JİTEM´in çok önemli unsurlarından bir tanesi. Şu ortaya çıkıyor burada, Hizbullah´ın nerede eğitildiği. Bu kadar vahşi, İslam diniyle bağdaşmayan zaten Hizbullahçılar dikkat ederseniz biz bunu yapmadık, devlet yaptı üzerimize attı filan gibi şeyler söylüyorlar. Ama netice itibariyle bu Hizbullah´ı kimleri eğitti ? Şimdi bunları eğiten yani Yeşil ve emrindeki bir ekip olduğunu düşünüyorum ben. Burada Hizbullah´ı eğiten bu gruptur diye düşünüyorum. Bu bakımdan çok ciddi bir şey kurmuşlar.

´İzzettin Yıldırım´ı sorgulayan ve öldüren Velioğlu değil Yeşil!´

Hüseyin Velioğlu öldürüldüğünde, Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım da bir evde öldürülüyor ve evde ölü bulunuyor. Bu mezar evler hani çıkıyor ya. Benim tahminim birkaç gün önce öldürüldü, hatta operasyondan sonra öldürülmüş olabilir. Bu işte de ben, Yeşil´in olduğunu tahmin ediyorum.

Rıdvan Memi: Operasyondan sonra İzzettin Yıldırım´ın öldürülmesinde..

Bülent Orakoğlu: Tutuklu zaten Hizbullahçılar tarafından. Orda ki mezar evlerden birinde infaz edilerek zaten kasete sorgusu alınıyor ya.

Rıdvan Memi: Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın olabileceğini söylüyorsunuz ?

Bülent Orakoğlu: O süreçte İzzettin Yıldırım´ı sorgulayan ve öldürenin o olduğunu düşünüyorum,evet.

´Yeşil hala yaşıyor ve aktif, bir odada su ve ekmekle 5 yıl yaşar´

Rıdvan Memi: Yeşil´in hala aktif olduğunu düşünüyor musunuz bugün?

Bülent Orakoğlu: Ben hala yaşadığını düşünüyorum. Aktif yani, bu görev vermeyle ilgili. Çünkü dikkat ederseniz bugün dünyada bu tür terör örgütlerinde tetikçilik yapan insanlar bazen piyasadan çekilebilir, uykuya dalıyor denilebilir. Yeşil çok disiplinli bir kişi. Mesela kendisinin şöyle bir şeyi var; bir oda, bir su ve ekmek ver 5 yıl buradan çıkma de çıkmaz bizim tespitlerimize göre.

´Hizbullah, PKK ve Dev-Sol Ergenekon´un kurdurduğu naylon terör örgütleridir´

Bugün mesela Ergenekon ilk iddianameye baktığınız zaman bu Ergenekon örgütünün kurduğu naylon terör örgütlerinden bahsedilir. Bu naylon terör örgütleri içerisinde; Hizbullah vardır, PKK vardır, Dev SOL vardır. Daha sonra gelişen şartlar içerisinde dini motifler kullanan bazı örgütlerde buna ilave edilmiştir.

´Hizbullah 2000 yılında silahlarını askeri bölgelere gömdü´

Hüseyin Velioğlu ölü ele geçirildikten sonra Türkiye´de yapılan operasyonlarda örgüt silahlarını gömdü. Hatta bu silahların askeri bir takım bölgelere gömüldüğü söyleniyor, askeri bölgelere girip ihbar filan olmadıkça arama filan yapamazsınız. Hüseyin Velioğlu öldürüldükten sonra Türkiye´de şöyle yanlış bir imaj doğdu, iş bitti.. Belli şartlar oluşmadan bitmez..

´Hizbullah tahliyeleri demokratik açılım sürecinde güneydoğuda kaos yaratmak amacı ile yapıldı´

Son tahliyelerin de konuşulduğu Kozmik Oda´da, Bülent Orakoğlu´nun söyledikleri çok çarpıcıydı : 2007 Ergenekon operasyonları, Türkiye´nin çok büyük operasyonları. Tabiri caizse Türkiye´deki bütün çeteleşmiş yapılar temizleniyor. Ergenekon´dan bir takım insanlar cezaevinde bulunuyor. Şimdi kamuoyunda şu dillendirilme yapılacaktı ve oldu, şu kadar insanı öldürmüş insan serbest kalıyor, Ergenekon´da kitap yazmış ya da darbe yapıcam diyen insan içerde duruyor. Ergenekon operasyonları etkisizleştirilmek istenecek bu bir. İkincisi kısaca söyliyim, demokratik açılımla ilgili bu bırakılmalar ciddi anlamda Güneydoğu´yu karıştırmak, kaos yaratmak için yapıldı.

´Hizbullah hala korunuyor...Tahliyelerinde sistemin aksaklıklarını kullanan derin yapılar var´

Rıdvan Memi´nin terörle mücadelede 93 konseptinin sona ermesine rağmen Hizbullah´ın korunmaya devam etmesine ilişkin sorusuna Bülent Orakoğlu yanıt verirken bu korumanın halen de devam ettiğini söyledi ve bugünkü tahliyelere ilişkin şu diyalog yaşandı.

Bülent Orakoğlu: Ama bunda ne AK Parti´nin ne de yargının değil, sistemin aksaklıklarını kullanan derin yapıların etkisi var.

Rıdvan Memi: Hala görevdeler ve hala aktifler?

Bülent Orakoğlu: Tabi.

´Liderlerinin tahliyesi ile Hizbullah´ın içindeki liderlik mücadelesi bitirildi´

Hizbullah´ın içerisinde bir eski-yeni mücadele yani eski kuşakla yeni kuşak diye bir mücadele vardı. Çünkü şöyle, Hüseyin Velioğlu tek lider, mutlak liderdi. Orda şura mura, örgütsel yapının gerektirdiği bir komuta zinciri içerisindeki bu örgüt için söylüyorum bir takım yapılanmalar vardı ama her şey Hüseyin Velioğlu´ydu. Hüseyin Velioğlu´ndan sonra gençler ayrı bir şey yani Hizbullah örgütü içerisinde ve eski kuşaklarda ayrı bir takım stratejiler.

Rıdvan Memi: Tahliyelerin bununla ilişkisi?

Bülent Orakoğlu: Tahliyelerin bununla ilgisi şu, liderler bırakılınca Hizbullah´ın içerisindeki liderlik çatışması bitiriliyor. Onu söylemeye çalışıyorum.

´Hizbullah´a yönelik operasyon yapılmasına engel olan Mehmet Ağar´dır´

Rıdvan Memi: 2000 yılına kadar Hizbullah´a aktif bir müdahale görmüyoruz, neden?

Bülent Orakoğlu: Bu konu, aslında olayın perde arkasını bilmeyenler için konuşuyorum yani, PKK´yla mücadele ettiği için. Güvenlik güçlerimizin bu Hizbullah´ı koruduğu yıllar... Hatta Mehmet Ağar o zaman Emniyet Genel Müdürü, Mehmet Ağar´a bir mektup geliyor. Hizbullah´ın üst düzey seviyesinden biri mektup yazıyor, Genel Müdürlüğe geliyor. Orada Mehmet Ağar, örgütün, güvenlik güçlerine saldırmadığı yani PKK´ya saldırdığı gibi bir şeyi ortaya koyuyor. Böyle bir cevap veriyor. Mehmet Ağar´da bunu kendi kafasından yapmıyor muhakkak ki. Bir operasyon yapılmasına gerek yoktur gibi bir cevap veriyor. Çünkü mektubu yazan Hizbullah´ın o süreç içerisindeki faaliyetlerini çok açık bir biçimde anlatıyor.

´Uğur Mumcu´nun ulaştığı bilgileri Eşref Bitlis´e aktarması hayatına mal oldu´

Uğur Mumcu çok önemli konular araştırmıştır. PKK meselesi, Öcalan´ın devletle olan ilişkileri arkasından Hizbullah´ın devletle olan ilişkileri. Türkiye´nin bazı büyük olaylarda mesela MOSSAD gibi yabancı gizli servislerin Türkiye´deki rollerini araştıran bir kişiydi. Buna daha çok ciddi 10-15 tane madde sayabiliriz buna. Şimdi Uğur Mumcu´ya gene böyle bir dosya geliyor. Bu dosya geldiği zaman kendisi bakın bu dönemde çok tabu olan konu araştırarak bir gazeteci bunlardan dehşete düşüyor. Çünkü yaptığı hareketlerden bunu anlıyoruz yani. Ve hemen sayın Cumhurbaşkanı´nı arıyor. Turgut bey yok o anda emir subayı, orda kim çıktıysa onla görüşüyor.Cumhurbaşkanının Türki Cumhuriyetlerde olduğu söyleniyor. Sonra dönüyor sayın Eşref Bitlis Paşa´yı arıyor. Bence hayatına mal olacak bir hata yapıyor. Kendisine gelen dosyayla ilgili bir takım şeyler anlatıyor Bitlis Paşa´ya. Anlatınca muhakkak ki Uğur Mumcu izlenen bir kişi. Bu izlenmeler yanlış anlaşılmasın devlette izleyebilir kanuni olarak, başka örgütlerde, gizli servislerde izleyebilir basit bir şey çünkü ve izleniyor. Uğur Mumcu hepimizin bildiği gibi arabasına biniyor ve uçuyor. Aradan belli bir süre geçtikten sonra Eşref Bitlis´in uçağı kaza olarak düştü, ondan sonrada Turgut Özal´ın vefatı bu üç aylık bir süredir yani bu saydıklarımız

´90´lardaki cinayetlerin hepsi tek bir merkezden yönetildi´

Türkiye´de bilhassa 90´lı yıllarda meydana gelen toplumsal olarak hem de kamu vicdanını rahatsız etmiş faili meçhul belki tetikçisi çıkmış ama fakat bunun arkasındaki emri veren beyin irade çıkmadığı için bunları söylüyorum. Bazılarında hiç yakalanamamış. Bunlarının hepsinin bir merkezden yapıldığı çok açık. ( Zaman)

(19 Ocak 2011, 10:26)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hizbullah (Hizbulkontra) örgütüyle ilgili manşetlerimiz

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

Yargı medya elele, Hizbullah üzerinden derin oyuna

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2812    yazdır/print


 

Hanefi Avcı Hizbullah´ı neden korudu?

Şamil Tayyar: Jandarma Albay Arif Doğan´ın internete düşen ses kaydında ´JİTEM´i ben kurdum´ dediğini hatırlıyorsunuzdur. O konuşmada önemli bir ayrıntı daha vardı: ´Hizbullah´ı Jandarma olarak biz kurduk.´ Arif Doğan´ın şu iddiasını da hatırlayalım: ´Hanefi Avcı´yı JİTEM´e transfer ettik, arşivde vardır.´ Elime eski tarihli bir yazı geçti. 23 Ocak 1985 tarihli belgede Hanefi Avcı´nın imzası var. O tarihte Diyarbakır´da başkomiser ve İstihbarat Şubesi Müdürlüğü´ne vekalet ediyor. Böyle bir yazıya sebepse Siyasi Şube´nin 8 Ocak 1985 günü İstihbarat Şube´den Hizbullah´ın Diyarbakır ili ve çevresindeki faaliyetleriyle ilgili bilgi talebi... Malum, o günlerde Hizbullah yeni palazlanmaya başlamış, bölgede meydana gelen bazı faili meçhul olaylarda Hizbullah´ın adı geçiyor. Siyasi Şube, İstihbarat Şube´ye diyor ki: Hizbullah´la ilgili elinizde ne tür bilgi ve belge var? Avcı, Siyasi Şube´ye cevap yazıyor: ´Hizbullah örgütü ile ilgili olarak ilimizde yapılan inceleme ve araştırma sonucu bahse konu örgütün ilimizde legal veya illegal herhangi bir faaliyetinin tespit edilemediğini bilgilerinize arz ederim.´ Ünlü istihbaratçı, Hizbullah´ın Diyarbakır´da legal veya illegal herhangi bir faaliyetini tespit edemiyor! Arif Doğan´ın anlattıklarıyla Hanefi Avcı imzalı bu belgeyi yan yana getirdiğimde ister istemez soruyorum: Acaba?

Hanefi Avcı Hizbullah´ı neden korudu?

Şamil Tayyar: Jandarma Albay Arif Doğan´ın internete düşen ses kaydında ´JİTEM´i ben kurdum´ dediğini hatırlıyorsunuzdur. O konuşmada önemli bir ayrıntı daha vardı: ´Hizbullah´ı Jandarma olarak biz kurduk.´ Arif Doğan´ın şu iddiasını da hatırlayalım: ´Hanefi Avcı´yı JİTEM´e transfer ettik, arşivde vardır.´ Elime eski tarihli bir yazı geçti. 23 Ocak 1985 tarihli belgede Hanefi Avcı´nın imzası var. O tarihte Diyarbakır´da başkomiser ve İstihbarat Şubesi Müdürlüğü´ne vekalet ediyor. Böyle bir yazıya sebepse Siyasi Şube´nin 8 Ocak 1985 günü İstihbarat Şube´den Hizbullah´ın Diyarbakır ili ve çevresindeki faaliyetleriyle ilgili bilgi talebi... Malum, o günlerde Hizbullah yeni palazlanmaya başlamış, bölgede meydana gelen bazı faili meçhul olaylarda Hizbullah´ın adı geçiyor. Siyasi Şube, İstihbarat Şube´ye diyor ki: Hizbullah´la ilgili elinizde ne tür bilgi ve belge var? Avcı, Siyasi Şube´ye cevap yazıyor: ´Hizbullah örgütü ile ilgili olarak ilimizde yapılan inceleme ve araştırma sonucu bahse konu örgütün ilimizde legal veya illegal herhangi bir faaliyetinin tespit edilemediğini bilgilerinize arz ederim.´ Ünlü istihbaratçı, Hizbullah´ın Diyarbakır´da legal veya illegal herhangi bir faaliyetini tespit edemiyor! Arif Doğan´ın anlattıklarıyla Hanefi Avcı imzalı bu belgeyi yan yana getirdiğimde ister istemez soruyorum: Acaba?

PKK´nın diğer Kürt örgütlerini tasfiye etmek için devlet tarafından kurulduğunu veya kurulmasının teşvik edildiğini, kontrolden çıkınca karşısına yine devlet desteğiyle Hizbullah´ın dikildiğini düşünenlerden biriyim. Bu görüşümü, yıllardır konuk olduğum TV ekranlarında, köşemde ifade ediyorum. İki örgüt de sorunu algılayamayan ve aşı metoduyla çıkış yolu arayan derin devletin başarısız operasyonlarıdır. İnanıyorum, zamanla bu gerçeği teyit edecek belgeler ve itiraflar gün ışığına çıkacaktır. Yakın zamanda Ergenekon sanığı ve JİTEM´in kurucuları arasında gösterilen Jandarma Albay Arif Doğan´ın internete düşen ses kaydında “JİTEM´i ben kurdum” dediğini hatırlıyorsunuzdur. O konuşmada önemli bir ayrıntı daha vardı: “Hizbullah´ı Jandarma olarak biz kurduk.” Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, Ergenekon soruşturmasında tanık sıfatıyla ifade verirken, Hizbullah´ın öldürülen lideri Hüseyin Velioğlu´nun jandarma muhbiri olduğunu söylememiş miydi? İşte o sözler: “Ben Hatay Emniyet Müdürü´yken, İl Alay Komutanlığı´na Vicdan Başaran´ın atanması nedeniyle Adana Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz kente geldi. Üçümüz yemeğe gittik. Yemek sırasında uzun boylu birisi hep ayakta duruyordu. Koruma zannettim. Ben de ´Temel Paşa, bu arkadaş neden ayakta duruyor, o da yemek yesin´ dedim. Temel Cingöz de ´Gel otur Hüseyin´ dedi. Tabii Hizbullah operasyonundan sonra o adamın Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendik.” Tekrar başa dönüp Arif Doğan´ın şu iddiasını da hatırlayalım: “Hanefi Avcı´yı JİTEM´e transfer ettik, arşivde vardır.” Diyeceksiniz, iyi güzel de bu anlattıklarınızda yeni olan nedir? Üstelik bu konuya durup dururken nerden geldiniz? Haklısınız...

Elime eski tarihli bir yazı geçti. 23 Ocak 1985 tarihli belgede Hanefi Avcı´nın imzası var. O tarihte Diyarbakır´da başkomiser ve İstihbarat Şubesi Müdürlüğü´ne vekalet ediyor. Böyle bir yazıya sebepse Siyasi Şube´nin 8 Ocak 1985 günü İstihbarat Şube´den Hizbullah´ın Diyarbakır ili ve çevresindeki faaliyetleriyle ilgili bilgi talebi... Malum, o günlerde Hizbullah yeni palazlanmaya başlamış, bölgede meydana gelen bazı faili meçhul olaylarda Hizbullah´ın adı geçiyor. Siyasi Şube, İstihbarat Şube´ye diyor ki: Hizbullah´la ilgili elinizde ne tür bilgi ve belge var? Avcı, Siyasi Şube´ye cevap yazıyor: “Hizbullah örgütü ile ilgili olarak ilimizde yapılan inceleme ve araştırma sonucu bahse konu örgütün ilimizde legal veya illegal herhangi bir faaliyetinin tespit edilemediğini bilgilerinize arz ederim.” Ünlü istihbaratçı, Hizbullah´ın Diyarbakır´da legal veya illegal herhangi bir faaliyetini tespit edemiyor! Arif Doğan´ın anlattıklarıyla Hanefi Avcı imzalı bu belgeyi yan yana getirdiğimde ister istemez soruyorum: Acaba?

Bu yazı, o dönemde Hizbullah´ın devlet tarafından korunduğunu, Avcı´nın da buna vesile olduğunu gösterir mi? Ya da “JİTEM´i ve Hizbullah´ı ben kurdum” diyen Arif Doğan, “Avcı´yı JİTEM´e transfer ettik” derken ne kadar haklı? Pazılın eksik parçalarının tamamlanmasında Arif Doğan´ın itirafları önemli olacaktır. Umarım, savcıya anlattıklarıyla yetinmez, bir kitap yazar ve bu boşlukları doldurur. Zira, JİTEM-Hizbullah ilişkisi, itirafçıların faili meçhul olaylardaki rolü, terörle mücadelede aşiretlerin kullanımı, aşiretlerin fişlenmesi ve Hanefi Avcı´nın bu süreçte üstlendiği hüviyetin sırları çok önemlidir. Bu arada, saygıdeğer cumhuriyet savcısı Ali Çakır´ın emekli olmasından sonra onu aratmayan çok değerli savcılar, bilge hukukçular Pircan Barut Emre ve Remzi Yaşar Kızılhan´a iş çıkarmayıp 25 yıllık bir belge yayınladığım için umarım beni bağışlarlar. Ama merak etmeyin, yeter ki beni izlemeye devam edin, ekmeksiz bırakmam. Dost, bugünler için vardır. ( Şamil Tayyar / Star)

(22 Kasım 2010, 13:32)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hanefi Avcı´nın iddiaları manşetlerimiz

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

Hizbullah (Hizbulkontra) örgütüyle ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2517    yazdır/print


 

Orakoğlu: Avcı´nın kitabı Ergenekon´u baltalamaya yönelik

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, Devrimci Karargâh örgütüne yardım ve yataklıktan tutuklanan Hanefi Avcı hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Hanefi Avcı ile ilgili fikirlerinin tamamen değiştiğini vurgulayan Orakoğlu, kendi hakkında Avcı´nın mesleki açıdan etik olmayan bir tarzda açıklama yaptığını, hukukçu arkadaşlarının konuyu araştırdığını, suç unsuru bulunması halinde dava açacaklarını söyledi. Hanefi Avcı´nın yazdığı kitabında ´PKK-Ergenekon ilişkisi´nin bulunmadığını, Hizbullah ilişkisinin de olmadığını söylediğini aktaran Orakoğlu, Avcı´nın bu ve benzeri iddialarına tepki gösterdi: ´Ergenekon ile PKK arasındaki ilişki iddianamede yer almış, güvenlik güçlerinin bu konuda onlarca sayfa raporu varken bunu yok saymak, Ergenekon´u yok saymak, bilemiyorum. Allah akıl versin.. Ergenekon operasyonlarının bu ülkede daha eksik olduğu kanaatindeyim. Bu operasyonların belki MİT, Emniyet, Siyaset, Yargı ayağının çıkartılması gerektiğini düşünüyorum. Bu kurumlar çok önemli. Cemaatlerden bahsederken, hiçbir şekilde Türk Polis Teşkilatı içerisindeki Ergenekon kanadından bahsedilmiyor. Kitapta tamamen bu Ergenekon operasyonlarını baltalamaya yönelik bir şey var. En doğrusunu mahkeme süreci aydınlatacaktır.´

Orakoğlu: Avcı´nın kitabı Ergenekon´u baltalamaya yönelik

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, Devrimci Karargâh örgütüne yardım ve yataklıktan tutuklanan Hanefi Avcı hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Hanefi Avcı ile ilgili fikirlerinin tamamen değiştiğini vurgulayan Orakoğlu, kendi hakkında Avcı´nın mesleki açıdan etik olmayan bir tarzda açıklama yaptığını, hukukçu arkadaşlarının konuyu araştırdığını, suç unsuru bulunması halinde dava açacaklarını söyledi. Hanefi Avcı´nın yazdığı kitabında ´PKK-Ergenekon ilişkisi´nin bulunmadığını, Hizbullah ilişkisinin de olmadığını söylediğini aktaran Orakoğlu, Avcı´nın bu ve benzeri iddialarına tepki gösterdi: ´Ergenekon ile PKK arasındaki ilişki iddianamede yer almış, güvenlik güçlerinin bu konuda onlarca sayfa raporu varken bunu yok saymak, Ergenekon´u yok saymak, bilemiyorum. Allah akıl versin.. Ergenekon operasyonlarının bu ülkede daha eksik olduğu kanaatindeyim. Bu operasyonların belki MİT, Emniyet, Siyaset, Yargı ayağının çıkartılması gerektiğini düşünüyorum. Bu kurumlar çok önemli. Cemaatlerden bahsederken, hiçbir şekilde Türk Polis Teşkilatı içerisindeki Ergenekon kanadından bahsedilmiyor. Kitapta tamamen bu Ergenekon operasyonlarını baltalamaya yönelik bir şey var. En doğrusunu mahkeme süreci aydınlatacaktır.´

Kendisi İstihbarat Daire Başkanı iken Hanefi Avcı´nın da ´Teknik Dinlemelerden Sorumlu Başkan Yardımcısı´ olduğunu anlatan Orakoğlu, bilgisi dahilinde hiçbir suretle illegal bir dinleme yapılmadığını vurguladı. Hanefi Avcı´ya söyleyeceğim, Allah akıl fikir versin, affetsin kendisini. diyen Orakoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: Hanefi Avcı şuna baksın; bu kitap hangi cenahlarda makbul gördü, ona bakması lazım. Bunda şahsi istihbaratlar da etkili olmuş olabilir. Keşke böyle bir kitap yazmasaydı. Cihan Haber Ajansı muhabirine konuşan Orakoğlu, iddia edenlerin iddialarını ispatlamak zorunda olduğunu vurguladı. Hanefi Avcı´nın kitabında bunu göremediğini ifade eden Orakoğlu, Avcı´nın kitabını ciddi bulmadığını dile getirdi. Orakoğlu, Hanefi Avcı´nın benimle ilgili birkaç yazdığı şey var. Böyle küçük düşürmek gibi. İstihbarat Daire Başkanlığım döneminde emrimde çalışmış başkan yardımcılarından bir tanesiydi. Çalıştığım süre içerisinde demokrasiye bağlı, güvenilir, samimi, düzgün arkadaştı. Tabi insanlar değişebilir mi, nedir? Benim hakkımda yazdıklarına bugüne kadar cevap vermedim. Hukukçu arkadaşlarımız araştırıyor. Gerekirse, benimle ilgili ifadeleri anormal. Benimle ilgili bir şey bulunacak rütbede değil kendisi. Benim yardımcım, amirim değil üstüm değil. Ben onun amiriyim, üstüyüm. Onun için bu şeyde bir suç varsa, biz de dava açacağız. Hakikaten bunu bir kasıt içerisinde söylemişse o zaman bizde yargıya başvuracağız. dedi. 28 Şubat sürecinde post-modern darbe içerisinde aktif rol almış Çevik Bir, Güven Erkaya gibi bir takım insanların bulunduğunu dile getiren Orakoğlu, Avcı konusunda gerçeklerin hukuki süreç sonunda ortaya çıkacağını belirtti. Hiç kimsenin Türkiye´de kendisini hukukun üstünde göremeyeceğinin altını çizen Orakoğlu, Avcı´da böyle bir şey gördüğünü söyledi.

´Asker-PKK görüşmesini bulan Hanefi Avcı´

Orakoğlu, MİT, Emniyet İstihbarat, Kaçakçılık Daire Başkanlığı´nın 2007´den başlayarak yapmış olduğu Ergenekon operasyonlarına değindi. Türkiye´nin demokratikleşmesi, şeffaflaşması, devlet içerisinde kaos yaratmak isteyen, birçok faili meçhul cinayetleri planlayan zihniyetin ortaya çıkarılması açısından başarılı çalışmalar yapıldığını vurgulayan Orakoğlu, bunları gölgeleyerek bugüne kadar Ergenekon´dan yargılanan sanıkların söylediği çizgiye gelmenin yanlış olduğunu ifade etti. Hanefi Avcı´nın yazdığı kitabında PKK-Ergenekon ilişkisinin bulunmadığını, Hizbullah ilişkisinin de olmadığını söylediğini aktaran Orakoğlu, şöyle devam etti: Bilmediğin konularda açıklama yapmayacaksın. Bunu bana Bülent Orakoğlu´nun söylemesi lazım demiş. Kamuoyunda ben bugüne kadar hiç yalan söylemedim. Bildiğimi anlatıyorum. PKK ile Ergenekon arasındaki ilişkiyi anlatan açıklamalarım var. Görüşen askerleri bulan Hanefi Avcı´nın kendisiydi. Ben bu şeyi de anlayamadım. İstihbarat Daire Başkanlığına başladığım zaman bu şeyi bana getiren, hatta ben ayrıldıktan sonra zamanla yaptığımız görüşmelerde de bu tür görüşmelerin o süreç içerisinde devam ettiğini bana söylemişti. Belki o zaman dillendiremedik Ergenekon´u ama baktığımız zaman Ergenekon tipi yapılar olduğu gözüküyor. Ergenekon ile PKK arasındaki ilişki iddianamede yer almış, güvenlik güçlerinin bu konuda onlarca sayfa raporu varken bunu yok saymak, Ergenekon´u yok saymak, bilemiyorum. Allah akıl versin.

´Kitap Ergenekon operasyonlarını baltalamaya yönelik´

Bülent Orakoğlu, şahit olduğu bir olayı ise şöyle anlattı: Hüseyin Velioğlu ile kimliğini bilmeden Emniyet Müdürü iken bir yemek yedim. Onu anlattım ben. Ergenekon savcılarına da gayet açık bir şekilde anlattım. Ergenekon operasyonlarının bu ülkede daha eksik olduğu kanaatindeyim. Bu operasyonların belki MİT, Emniyet, Siyaset, Yargı ayağının çıkartılması gerektiğini düşünüyorum. Bu kurumlar çok önemli. Cemaatlerden bahsederken, hiçbir şekilde Türk Polis Teşkilatı içerisindeki Ergenekon kanadından bahsedilmiyor. Kitapta tamamen bu Ergenekon operasyonlarını baltalamaya yönelik bir şey var. En doğrusunu mahkeme süreci aydınlatacaktır. Kendisi İstihbarat Daire Başkanı iken Hanefi Avcı´nın da ´Teknik Dinlemelerden Sorumlu Başkan Yardımcısı´ olduğunu anlatan Orakoğlu, bilgisi dahilinde hiçbir suretle illegal bir dinleme yapılmadığını vurguladı. Hanefi Avcı´ya söyleyeceğim, Allah akıl fikir versin, affetsin kendisini. diyen Orakoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: Hanefi Avcı şuna baksın; bu kitap hangi cenahlarda makbul gördü, ona bakması lazım. Bunda şahsi istihbaratlar da etkili olmuş olabilir. Keşke böyle bir kitap yazmasaydı. (Cihan)

(09 Kasım 2010, 13:28)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hanefi Avcı´nın iddiaları manşetlerimiz

Avcı´nın amacı soruşturmayı engellemek

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2485    yazdır/print


 

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

JİTEM´i kurduğunu itiraf eden emekli Albay Arif Doğan Taraf´a konuştu: Rahmetli Hüseyin Velioğlu´nu tanırdım. Hizbulkontra var olan bir şeydir.

JİTEM Albayı: Hizbulkontra tabii ki var

JİTEM´i kurduğunu itiraf eden emekli Albay Arif Doğan Taraf´a konuştu: Rahmetli Hüseyin Velioğlu´nu tanırdım. Hizbulkontra var olan bir şeydir.

Şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybeden eski Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis´in ölümüyle ilgili çarpıcı iddialarda bulunan ve “JİTEM var, ben kurdum. Yok diyene hodri meydan” sözleriyle yanıt veren emekli Albay Arif Doğan´dan gündemi sarsacak yeni açıklamalar geldi. İstanbul Beykoz´da meydana gelen çatışmada öldürülen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nu yakından tanıdığını söyleyen Albay Doğan, devlet tarafından PKK´ya karşı kullanılan Hizbul-kontra için “Evet, böyle bir örgüt vardı” dedi.

Ben var diyorsam var

Ergenekon Davası´nda tutuksuz olarak yargılanan JİTEM kurucusu emekli Albay Arif Doğan´la önceki gün yarım kalan röportajımıza dün kaldığımız yerden devam ettik. Taraf´a “A´dan Z´ye her şeyi anlatacağım” diyen Albay Doğan, Güneydoğu´da bir dönem kanlı eylemler yapan Hizbullah ve lideri Hüseyin Velioğlu´na ilişkin olarak çarpıcı bir gerçeği açıkladı. Hizbullah´ın devlet tarafında kurulduğu ve desteklendiği yönündeki iddiaları doğrulayan Doğan, “Ben bir ipucu vereyim. Hizbullah´ı değil de Güneydoğu illerinde Hizbul-kontrayı araştırın. O zaman ne olduğunu anlarsınız” dedi. Albay Doğan, “Hizbul-kontra var mıydı” sorusu üzerine ise sinirlenerek şunları söyledi: “Ya benimle dalga mı geçiyorsunuz. Ben Hizbul-kontra var diyorsam. Var olan bir şeydir.”

Hüseyin Velioğlu´nu iyi tanırım

Beykoz´da çıkan çatışmada öldürülen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nu tanıyıp tanımadığı yönündeki soruya,”Hüseyin Velioğlu´nu tanırım. Kavacık´taki evde öldürdüler. Evi savaş alanına çevirdiler. Hüseyin Velioğlu sağ olsa ona ellerini uzatanların g...ne elini sokardı. Anladınız mı beni” yanıtı veren Doğan, şöyle devam etti: “Hüseyin Velioğlu´nu iyi tanırım. Rahmetli Temel Cingöz (Dev-Sol tarafından öldürülen tuğgeneral) ile benim aramda çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Emniyetin arşivinde vardır o fotoğraf. Ama foto montajdır. Fakat kendisini tanırım.”

Susurlukçularla devlet sırrı konuştum

Albay Arif Doğan daha önce Habertürk gazetesine de söylediği “Abdullah Çatlı´nın kendisini Hüseyin Kocadağ ve dönemin DYP milletvekili Sedat Bucak ile ziyaret ettiğini” de doğruladı. O dönem Çatlı´yı Mehmet Özbay olarak tanıdığını söyleyen Albay Arif Doğan, “Abdullah Çatlı, Sedat Bucak ve Hüseyin Kocadağ´ın sizden bir talebi oldu mu” sorusuna, “Oldu tabi. Ama bunu size niye söyleyeyim. Dünyada bunları benden alabilecek güç yok. Size söylersem siz zarar görürsün. Devlet sırrı konuştum ben. Onu niye söyleyeyim” diye yanıt verdi. O dönemde alay komutanı olduğunu söyleyen Arif Doğan “Yalova Termal´e geldiler bir gece kaldılar. Mehmet Özbay, Hüseyin Kocadağ ve milletvekili vardı. Sedat´ı çok iyi tanımam ama babasını iyi tanırdım. Kazadan sonra Mehmet Özbay´ın Abdullah Çatlı olduğunu öğrendim ve gurur duydum, kimseyi de ilgilendirmez” dedi.

Çatlı en son Ağar´la görüştü

Yalova´daki buluşmadan sonra bu kişilerin İzmir´e doğru hareket ettiğini ve daha sonra dönüş yolunda ünlü Susurluk kazasının meydana geldiğini söyleyen emekli Doğan, “Siz Çatlı ise görüşen son devlet görevlisi misiniz” sorusu üzerine “Hayır Mehmet Ağar konuştu en son” yanıtı verdi. Albay Arif Doğan, Sedat Bucak, Abdullah Çatlı ve Hüseyin Kocadağ´ın İzmir´de Ağar ile buluştuğunu öne sürdü.

Ölüm üçgeni ve Hizbul-kontra

1990´lı yıllarda özellikle Batman, Diyarbakır ve Bingöl hattı adeta bir “faili meçhul cinayetler üçgeni” olarak anılmaya başlandı. PKK´ya yakın olarak görülen HEP, Demokrasi Partisi (DEP) üyeleri, Özgür Gündem gazetesinde çalışan gazeteciler, kısacası PKK´ya sempati duyduğu düşünülen herkes bu faili meçhul kasırganın hedefi durumundaydı. Bölgede bu harekete, “Hizbullah” veya “Hizbul- Kontra” adı verilmişti. Albay Arif Doğan´ın “tanıyorum” dediği Hüseyin Velioğlu ise doğduğu Batman´da uzun yıllar Hizbullah liderliğini yaptı. Velioğlu´nun Batman Sıkıyönetim Komutanlığı´nın başında bulunan Temel Cingöz tarafından desteklendiği öne sürüldü. ( Taraf)

Hizbulvahşet

PKK´ya karşı mücadele etmesi amacıyla Kontrgerillacılar tarafından güçlendirilen ve silahlandırılan Güneydoğu´daki sapık dinci grup Hizbullah örgütü, ilerleyen yıllarda toplumca tanınmış müslümanlara karşı bir dizi vahşi cinayete, katlettiklerini gömdüğü mezarevlere imza attı. Güneydoğu´da Hizbulkontra ya da Hizbulvahşet olarak da adlandırılan örgütün Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı da Ergenekon soruşturması sürecinde ortaya çıkmıştı.

Ergenekon Hizbullah ilişkileri

2. Ergenekon iddianamesi

İkinci Ergenekon iddianamesinin 4. bölümünde Ergenekon Terör Örgütü´nün PKK, Hizbullah, DHKP-C ve Hizbuttahrir örgütü ile ilişkileri anlatılıyor. Bu bölümde, çoğunluğu cezaevinde bulunan terör örgütü üyesi gizli tanıkların ifadelerine yer veriliyor. İlk iddianamede numaralandırılan gizli tanıklara bu kez imdat ve kıskanç gibi kod adlarının verildiği görülüyor. Bu bölümde örgütün siyaset dünyasına yön verilmesi faaliyetleri başlığı altında yürütülen çalışmalara değiniliyor. ( İkinci iddianamedeki Hizbullah ile ilgili sayfalar)

Ümraniye ile Hizbullah bombaları aynı kafileden

2. Ergenekon İddianamesi´nde Ümraniye´de ele geçirilen ve soruşturmanın başlamasını sağlayan el bombaları ile ilgili dikkat çekici bilgiler yer alıyor. Yapılan kriminal inceleme sonucu sözkonusu bombalarla aynı kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 ayrı olay tespit edildi. Bunlar arasında Hizbullah operasyonunda ele geçirilen ile Cumhuriyet Gazetesi´ne yapılan saldırıda kullanılan el bombaları da bulunuyor. Ümraniye ve Eskişehir ilinde ele geçirilen toplam 39 adet el bombası hakkında Kriminal Polis laboratuarları, Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi tarafından düzenlenen Bomba İrtibat Raporlarında özetle bu el bombaları ile aynı/yakın kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 olayın tespit edildiği, bunlardan 7 sinin şiddet içerikli eylemlerde kullanıldığı belirtildi. Bu olaylardan bazıları şunları: İstanbul Şişli ilçesindeki Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 10.05.2006 günü 1 adet el bombası atılmış, el bombası patlamamıştır. Bu olayda elde edilen 1 adet el bombasının fünye grubunda M 204 A2 MKE 173-9-85 seri numarası yazdığı, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 2 adedinin fünye grubunda M 204 A2 MKE 169-5-85 seri numarası yazdığı, her iki olayda elde edilen el bombalarının numaralarının benzerlik gösterdiği bildirilmiştir. Şırnak ilinde 18.03.1999 tarihinde il genelinde Hizbullah/İlim Terör Örgütüne yönelik yapılan operasyonlar neticesinde İhsan Tekin, İsmail Tekin ve Haci Demir isimli şahsın ikametinde yapılan aramada toplam 6 adet el bombası elde edilmiştir. Bu olayda elde edilen 6 adet el bombasından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu belirtilmiştir.

Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıkan gerçekler: PKK ve Hizbullah´a silah Jandarma´dan

Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) iddianamesi ile gündeme gelen naylon terör örgütü kavramını destekleyen çok önemli bir belge ortaya çıkmıştı. Belgeye göre kriminal inceleme sonucu PKK ve Hizbullah´a yönelik operasyonlarda ele geçirilen silahlar jandarma envanterinde kayıtlıydı. Türkiye´nin puslu yıllarına ait tüyler ürperten olay, 2000 yılında Hizbullah´ın askeri kanat sorumlusu Abdullah Gül´ün Cizre´deki evine düzenlenen operasyonla başladı. Evde Bixi, Diktiriyof, Kanas ve Kaleşnikof marka 99 adet uzun namlulu silah bulundu. Ergenekon´un kurduğu iddia edilen Hizbullah´a yönelik 2001´deki bir başka operasyonda da, 4 Bixi, 43 Kaleşnikof, 13 RPG-7 roketatar ve 4 lav silahı daha ele geçirildi. Ancak incelemede ilk şok yaşandı. Silahlar jandarma envanterine kayıtlıydı. İkinci şok ise kriminal incelemede ortaya çıktı. Silahlar sabıkalıydı. Kayıtlara PKK saldırısı olarak geçen köy baskınları, araç tarama gibi katliamlarda kullanılmıştı. Dönemin Şırnak Alay Komutanı ise Levent Ersöz´dü. Silahlar teslim edildi ve konu kapatıldı. Ergenekon´un kilit sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile birlikte davanın diğer sanıkları Arif Doğan, Atilla Uğur ve Cemal Temizöz de aynı dönem bölgede görev yapmıştı. Ergenekon´un gizli bir tanığı da, Albay Temizöz´ün emriyle Hizbullah´a silah götürdüklerini ifade etmişti.

Temizöz davasında yargılanan korucular yakaladıkları bazı kişileri sorgulaması için Hizbullah´a teslim etmiş

Güneydoğu´daki çok sayıda faili meçhulleri konu alan Binbaşı Cemal Temizöz davasında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´na ifade veren ismi açıklanmayan bir tanığın ifadesinde, 1990´lı yıllarda terör örgütüne yataklık ettikleri iddiasıyla bazı kişilerin belediye başkanı olan Kamil Atağ tarafından alınarak, sorgulanmak üzere Hizbullah´a teslim edildiğini söylediği öğrenildi. Hizbullah üyelerinin bu kişileri eğitim amaçlı olarak kullandıkları Kuştepe köyünde sorguladıktan sonra öldürdüklerini ifadesinde iddia eden tanık, cesetlerin yerlerini gösterebileceğini yetkililere iletmişti.

Hizbullah liderinin Tuğgeneral Cingöz´le ilişkisi

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu tanık olduğu şok edici bir gerçeği açıklamıştı. Hizbullah´ı gerçekten Ergenekon mu yönlendiriyordu, bilmiyorum. Ancak Ergenekon´un naylon terör örgütleri kurma gibi bir stratejisi var. Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nun Cem Ersever´le ilişkisi zaten biliniyor. Hizbullah ile bu güçlerin ilişkisinin tanığıyım. Ben Hatay Emniyet Müdürü´yken, İl Alay Komutanlığı´na Vicdan Başaran´ın atanması nedeniyle Adana Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, kente geldi. Üçümüz yemeğe gittik. Yemek sırasında uzun boylu birisi hep ayakta duruyordu. Koruma zannettim. Ben de Temel Paşa, bu arkadaş neden ayakta duruyor, o da yemek yesin dedim. Temel Cingöz de Gel otur Hüseyin dedi. Tabii Hizbullah operasyonundan sonra o adamın Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendik. Velioğlu´nun Beykoz´daki operasyonda öldürüldüğüne inanmıyorum. Neden? Hüseyin Velioğlu´nun bir özelliği dikkatimi çekmişti; polis veya asker çağırdığında hemen önünü ilikliyor, çok saygılı davranıyordu. Böyle birisinin polise ateş açacağına inanmıyorum. O çatışma mizansendi. Büyük olasılıkla başka yerde öldürüldü; oraya getirildi. Bir de imkanı yok Velioğlu´nun o kadar kısa sürede örgütün arşivini ve bütün parasını İstanbul´a taşımasına. Burada önemli bir şey daha var; Ergenekon Hizbullah´ı kullanırken hemen medyada koruma duvarı oluşturuyor. Mesela ben Hizbullah´la ilgili bir açıklama yaptığımda hemen hedef olurum. Ama bir yazar bu örgüt aleyhine 4-5 kitap yazmıştır, ama asla hedef olmamıştır. Aksine Hizbullah Basın Bürosu denen bir yer başkalarıyla ilgili tehdit açıklamalarını bu yazara gönderiyor.

(28 Eylül 2010, 17:36)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon-Hizbullah bağlantıları

Hizbullah (Hizbulkontra) örgütüyle ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2300    yazdır/print


 

Hizbulkontra´nın en derin cinayeti aydınlatıldı

PKK´ya karşı mücadele etmesi amacıyla Kontrgerillacılar tarafından güçlendirilen ve silahlandırılan Güneydoğu´daki sapık dinci grup Hizbullah örgütü, ilerleyen yıllarda toplumca tanınmış müslümanlara karşı bir dizi vahşi cinayete, katlettiklerini gömdüğü mezarevlere imza attı. Güneydoğu´da Hizbulkontra ya da Hizbulvahşet olarak da adlandırılan örgütün yalanladığı en derin cinayet, Elazığ´da bir hücre evine yapılan baskınla aydınlatıldı. Ele geçirilen video kasette müslüman toplumda çok saygın bir yere sahip olan Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım, örgüt bayrağı altında sorgulanıyor. Ergenekon soruşturması sürecinde örgütün Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı da ortaya çıkmıştı.

Hizbulkontra´nın en derin cinayeti aydınlatıldı

PKK´ya karşı mücadele etmesi amacıyla Kontrgerillacılar tarafından güçlendirilen ve silahlandırılan Güneydoğu´daki sapık dinci grup Hizbullah örgütü, ilerleyen yıllarda toplumca tanınmış müslümanlara karşı bir dizi vahşi cinayete, katlettiklerini gömdüğü mezarevlere imza attı. Güneydoğu´da Hizbulkontra ya da Hizbulvahşet olarak da adlandırılan örgütün yalanladığı en derin cinayet, Elazığ´da bir hücre evine yapılan baskınla aydınlatıldı. Ele geçirilen video kasette müslüman toplumda çok saygın bir yere sahip olan Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım, örgüt bayrağı altında sorgulanıyor. Ergenekon soruşturması sürecinde örgütün Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı da ortaya çıkmıştı.

Hizbullah´ın ısrarla reddettiği en karanlık cinayetlerinden biri daha aydınlandı. Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım´ın Hizbullah tarafından yapılan sorgu kaseti ve son mektubu Elazığ´da örgüte ait bir hücre evine yapılan baskında ele geçirildi. 1999 yılında Hüseyin Velioğlu´nun öldürülmesinden sonra örgüte yönelik en büyük operasyon olan 27 Nisan 2009 baskını Hizbullah´ın sahiplenmekten korktuğu en büyük eylemini ortaya çıkardı. Elazığ´da bir hücre evde yapılan aramada örgütün reddettiği Zehra Vakfı lideri İzzettin Yıldırım cinayetinin video görüntüsü ele geçirildi. Cinayetin, günler süren işkence sonrasında kamera karşısında yapılan itirafın ardından geldiği görülüyor.

İşkence altında onlarca tekrar

´Hizbullah´ yazısının bulunduğu bir bayrağın önünde tutulan Yıldırım, 12 dakika 20 saniye boyunca kendisinden okunmasını istediği bir metni onlarca defa kamera karşısında okuyor. Yıldırım, işkenceci Hizbullah militanlarının ´Tamam oldu´ demesine kadar devam eden kamera kaydında kendini tanıttıktan sonra Hizbullah´ın elinde tutuklu olduğunu söylüyor.Görüntülerde kendisine dikte edilen metni okuyan Yıldırım “yaklaşık 30 yıldır MİT´e çalıştığını ve bu sürede bildiği tanıdığı tüm MİT mensuplarını da Hizbullah´a söylediğini” anlatıyor.

Örgüt, cinayeti üstlenmekten korkmuştu

Hüseyin Velioğlu´ndan sonra örgütün liderliğine geçen İsa Altsoy ´un yazdığı “Kendi Dilinden Hizbullah” adlı kitapta cinayeti polisin işlediği savunulmuştu. Altsoy kitapta İzzettin Hoca´nın Cemaat´ evine kendisinin geldiğini belirterek Beykoz baskını esnasında evdeki militanların hocayı evde bırakarak kaçtığını ifade ediyor. Altsoy kitapta militanların eve tekrar dönmeye çalıştığını ileri sürerek operasyon nedeniyle bunu başaramadıklarını ve hocadan da bir daha haber alamadıklarını iddia ediyordu.Video görüntüsü ile birlikte hücre evinde Yıldırım´ın 2 sayfalık vasiyeti de bulundu. Vasiyet Yıldırım´ın işkence gördüğünü kesinleştiriyor. Yıldırım vasiyetnamesinde, “Ben hayatım boyunca İslam´dan başka bir sistem peşine düşmemişim. Ben devlete, MİT´e yanaşmamışım onlara muhbirlik yapmamışım. Bu hususla Allah´ın huzuruna ak yüzle gideceğime inanıyorum” yazıyor. 29 Kasım 1999´da Fatih´ten kaçırılan İzzettin Yıldırım´ın naaşı, Hizbullah´ın lideri Hüseyin Velioğlu´nun da öldürüldüğü 17 Ocak 2000´deki baskınlarda Ümraniye´de bir hücre evinde bulunmuştu. Yıldırım, örgütün diğer infazlarda uyguladığı domuz bağı yöntemiyle katledilmişti. Yıldırım´ın Fatih Cami´sindeki cenazesine onbinlerce kişi katılmıştı. ( Star)

Hizbullah terör örgütü

Örgütün ilk kurucuları büyük şehirlerde üniversite okuyan dinci militanlardı. Bunlar bölgeye dönüp, Batman, Diyarbakır gibi merkezlerde açtıkları kitabevleri etrafında örgütlenmeye başladı. Hedef kitle olarak yoksul ve işsiz gençleri seçtiler. Silah yoluyla bağımsız dinci bir Kürt devleti kurmak isteyen militanlar, buna rağmen uzun bir süre silahlı eylem yapmadılar. Hizbullah, 1991 sonunda PKK´nın bu örgütü kendine engel görüp bazı yöneticilerine saldırmasıyla gündeme geldi. Hizbullah da PKK eylemlerine misilleme yaptı. Güneydoğu, uzun bir süre PKK - Hizbullah çatışmasına sahne oldu. Yaptığı silahlı eylemlerle kamuoyunun gündemine gelmeye başlayan Hizbullah örgütüne yönelik en büyük darbe, İstanbul polisi tarafından 17 Ocak 2000´de indirildi. Esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan, tarikatlara yakın işadamlarını bulmak amacıyla geniş çaplı bir araştırma başlatıldı.

Devletin zirvesine sunulan Hizbullah raporu

Polis, aralarında Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım´ın da bulunduğu işadamlarının kaçırılmadan önce cep telefonlarıyla yaptıkları görüşme ve mesajları inceledi. Bu isimlerden oto galerisi sahibi Mehmet Şehit Avcı´ya ait kredi kartından Anadolu yakasında yaklaşık 1.5 milyar liralık harcama yapıldığı belirlendi ve Kanlıca Kaptanlar Mahallesi Mühendis Çıkmazı Sokak´taki bir eve baskın düzenlendi. Polisin örgüt üyeleriyle girdiği ve televizyonlar tarafından naklen yayınlanan 4.5 saatlik operasyon sonucunda evde bulunan Hizbullah örgütü lideri Hüseyin Velioğlu ölü, örgütün Marmara ve Ege sorumlusu Edip Gümüş ve askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar sağ olarak ele geçirildi. Evde yapılan aramada, üç kaleşnikof silah ve mermileri, G-3 mermileri, iki adet 9 milimetre çapında tabanca ve mermileri, bir MP-5 otomatik tabanca, TNT kalıpları, örgüt yayınları, cep telefonları, bilgisayarlar ve disketleri ele geçirildi.

Türkiye´yi sarsan Mezar Evler

Bunların arasında İslamcı yazar Konca Kuriş ve Malki cinayeti davası sanığı Mehmet Sümbül´ün sorgulandığı video kasetler, kayıp 11 işadamının da aralarında bulunduğu yüz kişilik kaçırılacak insan listesi de bulundu. Beykoz´daki Hizbullah villasının eski sahibi Mehmet Altan, evi yılbaşından beş gün önce kendisini Mustafa Demir diye tanıtan bir kişiye 211 milyar lira karşılığında sattığını söyledi. Operasyondan iki gün sonra Edip Gümüş´ün ifadesi doğrultusunda Üsküdar Hasippaşa Caddesi 2. Çıkmaz Sokak 26 numaraya yapılan operasyonla da Hizbullah´ın, eşi görülmemiş bir toplu mezar vahşetine giriştiği ortaya çıktı. Evin kazılan her köşesinden toprağa gömülmüş cesetler çıktı. Elleri ve ayakları bağlı olan ve cenin pozisyonunda gömülen on cesetten bazılarının kafatasında beton çivisi bulunduğu, kol ve bacaklarının kırıldığı ve kesildiği, maktullerin işkenceye maruz kaldıkları belirlendi. Yapılan baskınlarda örgütün Ankara sorumlusu Mehmet Yaşar kod adlı Selman İpek´le Recep kod adlı örgüt üyesi Burhan Özlük de yakalandı. Yakalananların ifadeleri doğrultusunda Etimesgut´ta bir gecekondu olan evin bodrum katında yapılan kazılarda İstanbul´daki gibi elleri arkadan bağlı ve çıplak gömülmüş üç ceset bulundu. Türkiye genelinde sürdürülen operasyonlar çerçevesinde 21 Ocak 2000´de Konya´da düzenlenen operasyonda da toplu mezar bulundu. Meram ilçesindeki bir evin bodrum katında, biri kadın üç cesede ulaşıldı.

Hizbullah-PKK/KADEK çatışması

Yapılan operasyonlarda bulunan cesetler üzerindeki incelemeler ve ele geçirilen dokümanlardan örgüt üyelerinin kaçırdıkları kişileri önce işkenceyle sorguladıkları saptandı. Kurbanların ağız ve burunlarının bantlandığı, el ve ayaklarının bağlandığı iplerin boyunlarında düğümlendiği, demir tellerle birbirlerine bağlanıp asma kilitle kilitlendikleri, henüz ölmeden toprağa gömüldükleri ve vahşetin videoya kaydedildiği belirlendi. 21 Ocak 1999´da ise Hizbullah´ın devlet içine kadar sızdığı anlaşıldı. Hizbullahçı olduğu öne sürülen Başbakanlık´ta idari ve mali işlerde görevli Abdussamet Yıldız, bir operasyonla görev başında gözaltına alındı. Necmettin Erbakan´ın başbakanlığı döneminde Başbakanlık´ta göreve başlayan Yıldız´ın, devletin hassas kayıtlarına ulaşabilecek pozisyondaki kritik görevinin bilgisayar operatörlüğü olduğu tespit edildi.

Dehşet kasetlerini bilim adamları inceledi

Örgüt evlerinde ele geçirilen ve vahşeti ortaya döken sorgu kasetleri, siyasiler arasında da şok yarattı. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan´ın koalisyon ortaklarını bilgilendirmek için verdiği görüntülü brifing, liderlere zor anlar yaşattı. Başbakanlık Konutu´nda Başbakan yardımcıları Devlet Bahçeli, Hüsamettin Özkan ve ANAP lideri Mesut Yılmaz, örgütün telle boğma, boğaz kesme ve bıçakla işkence sahnelerini içeren üç sorgu kasetini izlemeye ancak 10 dakika dayanabildiler. Liderler, görüntüleri izledikten sonra yaptıkları değerlendirmede, kasetlerin bilim adamlarının da yer aldığı bir uzmanlar heyeti tarafından incelenmesine ve dava aşamasına kadar kamuoyuna açıklanmamasına karar verdiler. Hizbullah´ın mezar evleri bu kadarla sınırlı kalmadı. Örgütün İstanbul´daki ikinci mezarevi, 28 Ocak 2000´de Kartal´da ortaya çıkarıldı. Kartal Çavuşoğlu Mahallesi Samanyolu Caddesi Görkemli Sokak 12 numaralı villa tipi evde yapılan aramada dokuz ceset bulundu.

2. Ergenekon iddianamesinde Ergenekon´un PKK ve Hizbullah´la ilişkileri anlatılıyor

İkinci Ergenekon iddianamesinin 4. bölümünde Ergenekon Terör Örgütü´nün PKK, Hizbullah, DHKP-C ve Hizbu´t Tahrir örgütü ile ilişkileri anlatılıyor. Bu bölümde, çoğunluğu cezaevinde bulunan terör örgütü üyesi gizli tanıkların ifadelerine yer veriliyor. İlk iddianamede numaralandırılan gizli tanıklara bu kez imdat ve kıskanç gibi kod adlarının verildiği görülüyor. Bu bölümde örgütün siyaset dünyasına yön verilmesi faaliyetleri başlığı altında yürütülen çalışmalara değiniliyor. ( İkinci iddianamedeki Hizbullah ile ilgili sayfalar)

Ümraniye ile Hizbullah bombaları aynı kafileden

2. Ergenekon İddianamesi´nde Ümraniye´de ele geçirilen ve soruşturmanın başlamasını sağlayan el bombaları ile ilgili dikkat çekici bilgiler yer alıyor. Yapılan kriminal inceleme sonucu sözkonusu bombalarla aynı kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 ayrı olay tespit edildi. Bunlar arasında Hizbullah operasyonunda ele geçirilen ile Cumhuriyet Gazetesi´ne yapılan saldırıda kullanılan el bombaları da bulunuyor. Ümraniye ve Eskişehir ilinde ele geçirilen toplam 39 adet el bombası hakkında Kriminal Polis laboratuarları, Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü Bomba Bilgi Merkezi tarafından düzenlenen Bomba İrtibat Raporlarında özetle bu el bombaları ile aynı/yakın kafile ve stok numaralı bombaların kullanıldığı 18 olayın tespit edildiği, bunlardan 7 sinin şiddet içerikli eylemlerde kullanıldığı belirtildi. Bu olaylardan bazıları şunları: İstanbul Şişli ilçesindeki Cumhuriyet Gazetesi ön bahçesine 10.05.2006 günü 1 adet el bombası atılmış, el bombası patlamamıştır. Bu olayda elde edilen 1 adet el bombasının fünye grubunda M 204 A2 MKE 173-9-85 seri numarası yazdığı, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 2 adedinin fünye grubunda M 204 A2 MKE 169-5-85 seri numarası yazdığı, her iki olayda elde edilen el bombalarının numaralarının benzerlik gösterdiği bildirilmiştir. Şırnak ilinde 18.03.1999 tarihinde il genelinde Hizbullah/İlim Terör Örgütüne yönelik yapılan operasyonlar neticesinde İhsan Tekin, İsmail Tekin ve Haci Demir isimli şahsın ikametinde yapılan aramada toplam 6 adet el bombası elde edilmiştir. Bu olayda elde edilen 6 adet el bombasından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu, Ümraniye ilçesinden elde edilen el bombalarından 1 adedinin MKE MOD 45 KF MKE 1-23 10-92 seri numaralı olduğu belirtilmiştir.

Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıkan gerçekler: PKK ve Hizbullah´a silah Jandarma´dan

Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) iddianamesi ile gündeme gelen naylon terör örgütü kavramını destekleyen çok önemli bir belge ortaya çıkmıştı. Belgeye göre kriminal inceleme sonucu PKK ve Hizbullah´a yönelik operasyonlarda ele geçirilen silahlar jandarma envanterinde kayıtlıydı. Türkiye´nin puslu yıllarına ait tüyler ürperten olay, 2000 yılında Hizbullah´ın askeri kanat sorumlusu Abdullah Gül´ün Cizre´deki evine düzenlenen operasyonla başladı. Evde Bixi, Diktiriyof, Kanas ve Kaleşnikof marka 99 adet uzun namlulu silah bulundu. Ergenekon´un kurduğu iddia edilen Hizbullah´a yönelik 2001´deki bir başka operasyonda da, 4 Bixi, 43 Kaleşnikof, 13 RPG-7 roketatar ve 4 lav silahı daha ele geçirildi. Ancak incelemede ilk şok yaşandı. Silahlar jandarma envanterine kayıtlıydı. İkinci şok ise kriminal incelemede ortaya çıktı. Silahlar sabıkalıydı. Kayıtlara PKK saldırısı olarak geçen köy baskınları, araç tarama gibi katliamlarda kullanılmıştı. Dönemin Şırnak Alay Komutanı ise Levent Ersöz´dü. Silahlar teslim edildi ve konu kapatıldı. Ergenekon´un kilit sanıklarından emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile birlikte davanın diğer sanıkları Arif Doğan, Atilla Uğur ve Cemal Temizöz de aynı dönem bölgede görev yapmıştı. Ergenekon´un gizli bir tanığı da, Albay Temizöz´ün emriyle Hizbullah´a silah götürdüklerini ifade etmişti.

Temizöz davasında yargılanan korucular yakaladıkları bazı kişileri sorgulaması için Hizbullah´a teslim etmiş

Güneydoğu´daki çok sayıda faili meçhulleri konu alan Binbaşı Cemal Temizöz davasında, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı´na ifade veren ismi açıklanmayan bir tanığın ifadesinde, 1990´lı yıllarda terör örgütüne yataklık ettikleri iddiasıyla bazı kişilerin belediye başkanı olan Kamil Atağ tarafından alınarak, sorgulanmak üzere Hizbullah´a teslim edildiğini söylediği öğrenildi. Hizbullah üyelerinin bu kişileri eğitim amaçlı olarak kullandıkları Kuştepe köyünde sorguladıktan sonra öldürdüklerini ifadesinde iddia eden tanık, cesetlerin yerlerini gösterebileceğini yetkililere iletmişti.

Hizbullah liderinin Tuğgeneral Cingöz´le ilişkisi

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu tanık olduğu şok edici bir gerçeği açıklamıştı. Hizbullah´ı gerçekten Ergenekon mu yönlendiriyordu, bilmiyorum. Ancak Ergenekon´un naylon terör örgütleri kurma gibi bir stratejisi var. Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nun Cem Ersever´le ilişkisi zaten biliniyor. Hizbullah ile bu güçlerin ilişkisinin tanığıyım. Ben Hatay Emniyet Müdürü´yken, İl Alay Komutanlığı´na Vicdan Başaran´ın atanması nedeniyle Adana Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, kente geldi. Üçümüz yemeğe gittik. Yemek sırasında uzun boylu birisi hep ayakta duruyordu. Koruma zannettim. Ben de Temel Paşa, bu arkadaş neden ayakta duruyor, o da yemek yesin dedim. Temel Cingöz de Gel otur Hüseyin dedi. Tabii Hizbullah operasyonundan sonra o adamın Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendik. Velioğlu´nun Beykoz´daki operasyonda öldürüldüğüne inanmıyorum. Neden? Hüseyin Velioğlu´nun bir özelliği dikkatimi çekmişti; polis veya asker çağırdığında hemen önünü ilikliyor, çok saygılı davranıyordu. Böyle birisinin polise ateş açacağına inanmıyorum. O çatışma mizansendi. Büyük olasılıkla başka yerde öldürüldü; oraya getirildi. Bir de imkanı yok Velioğlu´nun o kadar kısa sürede örgütün arşivini ve bütün parasını İstanbul´a taşımasına. Burada önemli bir şey daha var; Ergenekon Hizbullah´ı kullanırken hemen medyada koruma duvarı oluşturuyor. Mesela ben Hizbullah´la ilgili bir açıklama yaptığımda hemen hedef olurum. Ama bir yazar bu örgüt aleyhine 4-5 kitap yazmıştır, ama asla hedef olmamıştır. Aksine Hizbullah Basın Bürosu denen bir yer başkalarıyla ilgili tehdit açıklamalarını bu yazara gönderiyor.

TRT Yıldırım´ın örgüt tarafından sorgulanması görüntülerini yayınladı

26 Mart 2010: Öldürülen Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım cinayetini TRT Haber´de ekrana gelen Büyük Takip programı aydınlattı. Hizbullah´ın inkar ettiği ve polis öldürdü dediği cinayetin kayıp videosunu TRT yayınladı. Hizbullah yıllardır inkar etse, Hizbullah´ın Lideri, İzzettin Yıldırım´ı polis öldürdü diye kitap yazsa da ortaya çıkan videoda, Hizbullah Bayrağı altında İzzettin Yıldırım´a Hizbullah beni yakaladı, ben MİT ajanıyım dedirtiliyor. Yıldırım´ın işkence altında alındığı belli olan videosu Elazığ´da bir Hizbullah Baskını´nda ele geçirildi. Ayrıca Yıldırım´ın son vasiyet mektubunu da TRT yayınladı. Yıldırım´ın cesedinin görüntülerinde ise vücudu domuz bağı nedeniyle iki büklüm kas katı biçimde görülüyor. ( Aktifhaber)

Hizbullah davasında gerekçeli kararı tamamlandı

30 Mart 2010: Terör örgütü Hizbullah´ın lideri Hüseyin Velioğlu´nun 17 Ocak 2000´de İstanbul Beykoz´da çıkan çatışmada ölü ele geçirilmesinin ardından başlatılan operasyonlarda yakalananları kapsayan ve aralarında üst düzey sorumlularının da aralarında bulunduğu 31 sanıklı Hizbullah Ana Davasının gerekçeli kararı tamamlandı. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi´nce hazırlanan ve kitaplaştırılacak olan bin 180 sayfalık kararda, aralarında yazar Konca Kuriş ve eski DEP milletvekili Mehmet Sincar´ın öldürülmesi eylemlerinin de bulunduğu 188 adam öldürme ve 84 yaralama olayları detaylı bir şekilde yer aldı.

31 sanıklı 9 yıl süren dava ve 1180 sayfa gerekçeli karar

Giriş bölümünde terörün tanımı ve etkilerinin anlatıldığı kararda, terörün anlaşılmasında dikkat edilmesi gereken önemli bir hususun, terörün tamamen dış etkilere bağlanıp kolaycılığa kaçılması olduğu vurgulandı. Kararda, Terör, mevcut veya istismara açık bir zeminin olmadığı yerlerde yaşama imkanı bulamaz. Dolayısıyla bir yerde yaygın olarak terör mevcut ise, orada gerçekten bir şeylerin de yanlış gittiğini kabul ve tespit etmek gerekir. Sosyal yapının zayıf düşmesi veya buna ait belirtileri taşıması, terörün arz ettiği tehlike açısından önemlidir. Bir vücut ne kadar sağlıklı olursa, o kadar dirençli ve mikroplara karşı dayanıklılığı ve bağışıklılığı yüksek olur. Terörü yorumlarken, sadece iç dinamikleri ele alıp, dış dinamikleri dikkate almamak başka bir hata olur denildi. Kararda ayrıca, Ülkemizde çok sık telaffuz edilen dış güçler, yabancı mihraklar, düşman ülkeler gibi yaklaşımlar toplumda olumsuz etkilere neden olmakta, dış mihrakların olduğundan fazla güçlü olduğu düşüncesi oluşmakta, iç barışı ciddi bir şekilde tehdit eden bu durum karşısında, dış güçlerin varlığına dayandırılan olaylar, kamuoyunu dış güçlere karşı daha etkili tavır alınması yönünde beklentilere itmekte, böyle bir yaklaşım devlet tarafından ortaya konmadığı taktirde de inandırıcılık ve otoriteye güven duygusu zayıflamakta, devletin güçsüz ve aciz kaldığı imajı uyanmaktadır ifadesine yer verildi. Toplum içindeki insanları gruplaşmalara iten sorunların çözülebilmesi için öncelikle sorun olan kavramlara netlik kazandırılması gerektiği ifade edilen kararda, Terörist bizim insanımız, hedef aldığı kitle bizim insanımız ve faaliyet gösterdiği yer bizim sınırlarımızın içi olduğuna göre, çözümü de büyük ölçüde aynı topraklar içerisinde aranacaktır denildi.

PKK´nın eylemleri etkili oldu

Kararda, terör örgütü PKK´nın silahlı eylemlerinin, terör örgütü Hizbullah´ın silahlı eylemlere kalkışmasında etkili olduğu belirtilerek, Güneydoğu´da PKK´nın silahlı propagandayı çok etkili bir yöntem olarak kullanması ve buna bağlı olarak oluşturduğu etki alanı, bölgede var olan radikal İslami hareketlerin silahlı eylemlere kalkışmasında etkisi de ayrıca tartışılmalıdır görüşü dile getirildi.

Örgütün İran bağlantısı

Terör örgütü Hizbullah´ın zaman zaman adından dolayı Lübnan´da faaliyet gösteren Şii-Hizbullah örgütü ile karıştırıldığı vurgulanan kararda, dosyadaki belgelere göre örgütün Lübnan´daki örgütle bir ilgisinin tespit edilemediği kaydedildi. Örgütün yabancı ülkelerden İran ile bir dönem bağının olduğu ifade edilen kararda, Sanıklardan Edip Gümüş 3 defa İran´a giderek bir villada kaldığını, orada Hüseyin Velioğlu ile görüştüğünü belirtmiştir. Ancak örgütün İran istihbaratının bizzat yönlendirmesi sonucu herhangi bir eylem yapıp yapmadığı tespit edilememiştir denildi. Kararda, ayrıca Hizbullah´ın örgütlenme şemasının, İran istihbarat servisine bağlı PASDAR-Devrim Muhafızları ile büyük benzerlik gösterdiği de ifade edildi. Örgütün önemli ölçüde yurt dışı örgütlenme faaliyetlerine rastlanılmadığı belirtilen kararda, şu ifadelere yer verildi: İsa Altsoy´un Müslüman ülkelerdeki radikal İslami cemaat liderleri ile görüşmeler yaptığı görülmektedir. Avrupa´da örgütlenmeye çalışmışlardır. Son dönemlerde örgütün tabanının çökmesi, maddi sıkıntılar içine girilmesi, örgüt tarafından geçimleri sağlanan ve önemli görevler yürüten örgüt mensuplarının çalışmak zorunda kalmaları, bu nedenlerle yakalanmamak amacıyla yurt dışına kaçma girişiminde bulundukları tespit edilmiştir dedi.

Hizbullah´ın şifreleri

Gerekçeli kararda, örgüt üyeleri arasında yapılan telefon konuşmalarında şifre kullanıldığı da dile getirilerek, Dosya içerisinde bulunan örgütsel doküman incelendiğinde bazı şahıslarla ilgili konuşmalarda isim yerine ´fasulye´, ´bulgur´, ´pirinç´ denildiği görülmektedir. ´Fiyatlarımız ucuzdur´ baskın yapıldığı, ´parasını peşin vereceğim´ ise şahsın yakalandığı şeklinde şifreler kullanılmıştır. Ayrıca buna ilişkin örnek de verilmiştir; Yusuf yakalandı: ´Bulgur gönderin parasını peşin vereceğim´; semt sorumlularından iki kişi yakalandı: ´iki torba nohut gönderin fiyatımız ucuzdur´ şeklinde örgütsel doküman içerisinde şifrelerin kimin tarafından kullanılacağı ne anlama geldiği, nasıl kullanılacağına dair örneklere kadar elemanlara gönderildiği anlaşılmaktadır denildi. Kararda, ayrıca örgüt üyelerinin buluşacağı yerlerde çeşitli şifre ve işaretle anlaştığı da yer alıyor.

Kuriş ve Sincar cinayetleri

Kararda, yazar Konca Kuriş ve eski DEP milletvekili Mehmet Sincar´ın öldürülmesi eylemleri de anlatıldı. Batman´da Eylül 1993 tarihinde Sincar´ın öldürülmesi eyleminin talimatını sanık Musa Özer´in verdiği, eylem sorumlusunun Sinan Yakut, tetikçilerin de Rıfat Demir ile Hüseyin kod adlı şahıs olduğu belirtildi. Batman´a geldiği haberi alınan milletvekili Sincar´ın çarşı içinde vurulduğu anlatıldı. Yazar Konca Kuriş´in ise Temmuz 1998´da Mersin´de evinin önünde silah zoruyla kaçırıldığı, aynı ildeki bir hücre evinde bir süre tutulduktan sonra örgüte ait bir otomobil ile Konya´ya götürüldüğü belirtildi. Kuriş´in cesedi, Meram ilçesindeki bir evde bulundu. Aynı evde 3 ayrı ceset daha bulunmuştu.

16 müebbet

Yaklaşık 9 yıl süren Hizbullah Ana Davasında sanıklar Edip Gümüş, Cemal Tutar, Fuat Balcı, Abdulkerim Kaya, Mehmet Varol, Mustafa İpek, Mahmut Demir, Kemal Gülşen, Sinan Yakut, Şeyhmus Kinay, Yusuf Beğiç, Mehmet Veysi Özel, Rifat Demir, Mehmet Beşir Acar, Mehmet Tahir Ak ve Mehmet Garip Özer´i, ´Türkiye Cumhuriyeti Devleti´nin mevcut anayasal düzenini silah zoruyla yıkarak, yerine şer´i esaslara dayalı İslam devleti kurmayı amaçlamak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Mahkeme diğer sanıklar Mehmet Feysel Bozkuş ve Yunus Avcı´ya 14, Fahrettin Özdemir, Mehmet Ezme, İsmail Kınay ve Abdulvahap Ekinci´ye 10, Mehmet Sudan´a 12, Mehmet Nuri Karabulut ile Gazi Kavan´a 6 yıl 3 ay ve Abdulkuddus Yersiz´e 1 yıl 6 ay hapis cezası vermişti. Hakkında yakalama emri bulunan sanıklardan Ejder Arpa ve Cihan Yıldız´ın dava dosyasının ayrılmasına, Fahrettin Duman ve Fehmi Gürsol´un da beraatlarına karar verilmişti. Yargılamanın devam ettiği 2004 yılında ölen sanık Turan Arı´nın da davasının düşürülmesi de kararlaştırılmıştı.

(17 Şubat 2010, 10:13), son güncel.: (30 Mart 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

İşte Yıldırım´ın örgüt tarafından sorgulanmasına ait o videolar

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1501    yazdır/print


 

Susurluk davasını kapatan hakim inciler saçmaya devam ediyor

Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Kemal Alemdaroğlu´nun avukatı Metin Çetinbaş, öldürülen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nun bir generalle yemek yemesinin onun askerle bağlantı olduğu iddiasına gelmeyeceğini söyledi: Velioğlu´nun bir kısım askerlere saygılı davranması, onların adamı olduğunu göstermez. Ancak Velioğlu´nun kendini çok iyi gizlediğini gösterir. Hatırlanacağı gibi Emniyet İstihbarat eski Daire Başkan Vekili Bülent Orakoğlu, Hatay Emniyet Müdürü iken Velioğlu´nu Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz ile aynı masada yemek yiyecek kadar irtibatlı olduğunu ileri sürmüştü. 10 gün önce başladığı şaşırtıcı savunmasına devam eden Çetinbaş, Poyrazköy´de bulunan cephaneler için Genelkurmay Başkanı´nın yaptığı açıklamalardan sonra Ergenekon savcılarının açıklamalarının öneminin kalmadığını açıkladı: İlker Başbuğ´un açıklamaları karşısında Savcıların beyanlarının etkisi kalmamıştır. Çetinbaş, Susurluk´ta ceza verdiği Hoştan´ı da dünkü duruşmada savunmuştu: Mafya örgütlerinin sevip saydığı kişi olmak suç değildir. İddianame Sedat Peker´in toplumdaki suç imajının antipati oluşturmak için kullanıldığını ileri süren Çetinbaş, ´Gizli Tanık 9´un 1995 yılındaki Gazi Mahallesi olaylarının başlamasına sebep olan kahvehane taraması olayının emrini Veli Küçük´ün verdiğini anlattığını ifade ederek, 14 sene geçmiş. Bunlardan nasıl 14 yıl önceki kahvehane taramasını Veli Küçük´ün yaptırdığı çıkartılabilir? ifadelerini kullandı. Eski Susurluk hakimi ve Ergenekon sanığı Kemal Alemdaroğlu´nun avukatı Metin Çetinbaş, 2 Haziran´da başladığı savunmasında, Bu iddianameyi yazan savcıları kınıyorum. Sanılmasın ki makamlar kalıcıdır. Eski bir hukukçu olarak bu dava nedeniyle bazı savcı ve hakimler tutuklanacak diyerek Ergenekon soruşturma ve davasında görev alan meslektaşı tüm savcı ve hakimleri tehdit etmiş, ertesi gün devam ettirdiği savunmasında ise Kürtlerin ölmesini istemek suç mu? diyerek bir hakimden beklenmeyecek açıklamalar yapmaya devam etmişti. Susurluk davasını sanıkların bile şaşırdığı ufak cezalarla kapatan hakim Çetinbaş, avukat olunca da aynı bakış açısını sürdürüyor. Çetinbaş, Susurluk ve Ergenekon sanıkları gibi devlet adına suç örgütü kurdukları iddiasıyla yargılanan sanıkları masum göstermek için mantık kurallarını zorlayarak inandırıcı savunmasına devam ediyor.

Susurluk davasını kapatan hakim inciler saçmaya devam ediyor

Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Kemal Alemdaroğlu´nun avukatı Metin Çetinbaş, öldürülen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nun bir generalle yemek yemesinin onun askerle bağlantı olduğu iddiasına gelmeyeceğini söyledi: Velioğlu´nun bir kısım askerlere saygılı davranması, onların adamı olduğunu göstermez. Ancak Velioğlu´nun kendini çok iyi gizlediğini gösterir. Hatırlanacağı gibi Emniyet İstihbarat eski Daire Başkan Vekili Bülent Orakoğlu, Hatay Emniyet Müdürü iken Velioğlu´nu Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz ile aynı masada yemek yiyecek kadar irtibatlı olduğunu ileri sürmüştü. 10 gün önce başladığı şaşırtıcı savunmasınadevam eden Çetinbaş, Poyrazköy´de bulunan cephaneler için Genelkurmay Başkanı´nın yaptığı açıklamalardan sonra Ergenekon savcılarının açıklamalarının öneminin kalmadığını açıkladı: İlker Başbuğ´un açıklamaları karşısında Savcıların beyanlarının etkisi kalmamıştır. Çetinbaş, Susurluk´ta ceza verdiği Hoştan´ı da dünkü duruşmada savunmuştu: Mafya örgütlerinin sevip saydığı kişi olmak suç değildir. İddianame Sedat Peker´in toplumdaki suç imajının antipati oluşturmak için kullanıldığını ileri süren Çetinbaş, ´Gizli Tanık 9´un 1995 yılındaki Gazi Mahallesi olaylarının başlamasına sebep olan kahvehane taraması olayının emrini Veli Küçük´ün verdiğini anlattığını ifade ederek, 14 sene geçmiş. Bunlardan nasıl 14 yıl önceki kahvehane taramasını Veli Küçük´ün yaptırdığı çıkartılabilir? ifadelerini kullandı. Eski Susurluk hakimi ve Ergenekon sanığı Kemal Alemdaroğlu´nun avukatı Metin Çetinbaş, 2 Haziran´da başladığı savunmasında, Bu iddianameyi yazan savcıları kınıyorum. Sanılmasın ki makamlar kalıcıdır. Eski bir hukukçu olarak bu dava nedeniyle bazı savcı ve hakimler tutuklanacak diyerek Ergenekon soruşturma ve davasında görev alan meslektaşı tüm savcı ve hakimleri tehdit etmiş, ertesi gün devam ettirdiği savunmasında ise Kürtlerin ölmesini istemek suç mu? diyerek bir hakimden beklenmeyecek açıklamalar yapmaya devam etmişti. Susurluk davasını sanıkların bile şaşırdığı ufak cezalarla kapatan hakim Çetinbaş, avukat olunca da aynı bakış açısını sürdürüyor. Çetinbaş, Susurluk ve Ergenekon sanıkları gibi devlet adına suç örgütü kurdukları iddiasıyla yargılanan sanıkları masum göstermek için mantık kurallarını zorlayarak inandırıcı savunmasına devam ediyor.

Ergenekon davasının 101. Davası´ndaki savunmasına devam eden Çetinbaş sıradışı açıklamalarına devam ediyor. Çetinbaş, Ergenekon örgütünün kurdurduğu iddia edilen Hizbullah terör örgütü ile ilgili değerlendirmede bulunduğu sırada, Velioğlu´nun bir kısım askerlere saygılı davranması, onların adamı olduğunu göstermez. Ancak Velioğlu´nun kendini çok iyi gizlediğini gösterir. Diye konuştu.

Orakoğlu ne iddiada bulunmuştu

Hatırlanacağı gibi İstanbul polisi 17 Ocak 2000 tarihinde Beykoz´da bir villayı baskın düzenlemiş Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nu ölü ele geçirmişti. Ergenekon iddianamesinde ise Emniyet İstihbarat Daire eski Başkan Vekili Orakoğlu´nun Hizbullah örgütünün Ergenekon örgütünün kurduğu naylon bir örgüt olduğuna dair açıklamalarına yer verilmişti. Orakoğlu´nun Hizbullah lideri Velioğlu hakkında şu bilgiyi vermişti:

Ben Hatay Emniyet Müdürü´yken, İl Alay Komutanlığı´na Vicdan Başaran´ın atanması nedeniyle Adana Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, kente geldi. Üçümüz yemeğe gittik. Yemek sırasında uzun boylu birisi hep ayakta duruyordu. Koruma zannettim. Ben de Temel Paşa, bu arkadaş neden ayakta duruyor, o da yemek yesin dedim. Temel Cingöz de Gel otur Hüseyin dedi. Tabii Hizbullah operasyonundan sonra o adamın Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendik. Velioğlu´nun Beykoz´daki operasyonda öldürüldüğüne inanmıyorum.

İlker Başbuğ´un açıklamaları karşısında Savcıların beyanlarının etkisi kalmamıştır

Savunmasının 7. gününde Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ´un basınla yaptığı sohbet toplantısındaki sözlerini kendisine dayanak oluşturan Çetinbaş, El bombaları ile ilgili Başbuğ´un verdiği bilgiler göz önüne alındığında bu mühimmatın Ergenekon örgütüyle bağlantılı olduğu doğru değildir. Savcıların yorum, tespit ve değerlendirmelerinin Genelkurmay Başkanı´nın açıklamaları karşısında etkisi kalmamıştır. dedi. ( Zaman)

Çetinbaş, Susurluk´ta ceza verdiği Hoştan´ı Ergenekon´da savundu

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Kemal Alemdaroğlu´nun avukatı, eski Susurluk hakimi Metin Çetinbaş, Susurluk davasında ceza verdiği isimleri Ergenekon´da savunmaya başladı. Çetinbaş, Susurluk´ta 4 yıl hapis cezası verdiği Sami Hoştan için şu ifadeleri kullandı: Mafya örgütlerinin sevip saydığı kişi olmak suç değildir.Davanın dün görülen 100. duruşmasında savunmasına devam eden Susurluk davasını karara bağlayan hakim Metin Çetinbaş, müvekkili Alemdaroğlu´nu savunmayı bıraktı, Ergenekon örgütünün avukatlığını yapmaya başladı. Çetinbaş, Veli Küçük´ten Sedat Peker´e, Muzaffer Tekin´den Sami Hoştan´a kadar birçok sanığı savunuyor. Çetinbaş, Susurluk davasında Sami Hoştan´a ´cürüm işlemek için çete oluşturmak´tan 4 yıl hapis cezası vermişti. Eski hakim, Ergenekon davasında aynı Sami Hoştan´ı savundu. Şunları söyledi: Sami Hoştan´ın daha önce sabıkalı ya da devam eden yargılaması var diye Türkiye´deki bütün yasadışı örgütlerin liderliğini üstlendiğini ortaya koymak mümkün değil. Mafya örgütlerinin sevip saydığı kişi olmak suç değildir. Bunun ceza yasasında yeri yoktur. Muzaffer Tekin´in, Akın Birdal suikast girişiminden cezaevinde yatan Semih Tufan Gülaltay´ın ailesine maddi destek sağladığı iddialarına gönderme yapan Çetinbaş, Cezaevine giren birinin ailesine yardımcı olmanın nasıl bir örgütsel bağ oluşturduğu iddianamede ortaya konulmamıştır. dedi. Yine iddianame Sedat Peker´in toplumdaki suç imajının antipati oluşturmak için kullanıldığını ileri sürdü. Gizli tanık 9´un 1995 yılındaki Gazi Mahallesi olaylarının başlamasına sebep olan kahvehane taraması olayının emrini Veli Küçük´ün verdiğini anlattığını ifade eden Çetinbaş, 14 sene geçmiş. Bunlardan nasıl 14 yıl önceki kahvehane taramasını Veli Küçük´ün yaptırdığı çıkartılabilir? ifadelerini kullandı. ( Zaman)

Metin Çetinbaş´ın hakimi olduğu Susurluk davasının kapatılmasına sanıklar bile şaşırmıştı

Çarkın: Cezamız idamdı

Susurluk çetesi ile ilgili soruşturma yıllarca gündemi meşgul etti. Ancak kapsamlı bir yargılama yapılmasına ve perde arkasındaki isimlere ulaşılmasına imkan tanınmadı. Dosyaya 3,5 sene bakan Hakim Sedat Karagül, devlet kurumlarından istediği belgelerin gönderilmemesinden şikayet etti. Ardından sürpriz bir şekilde görevinden alınarak Sultanahmet Adliyesi´ne atandı. Yerine bugün Ergenekon sanıklarının avukatlığını yapan Metin Çetinbaş atandı. Çetinbaş 3 ayda davayı karara bağladı. Ancak Yargıtay, usül yönünden kararı bozdu. Gerekçeleri arasında “Çarkın´ın gizli duruşmada açıklama yapacağım” demesine rağmen bu isteğin yerine getirilmemesi de sayıldı. Susurluk davasında İbrahim Şahin´le birlikte yargılanan eski Özel Harekat polisi Ayhan Çarkın da, Sedat Karagül´ün ardından atanan Metin Çetinbaş´ın verdiği karara çok şaşırdığını yıllar sonra itiraf etti. Çarkın ´Bizi 3.5 sene yargılayan Hakim Sedat Karagül´de ben adaleti gördüm. Sonra bu heyet görevden alındı. Keşke o adamdan idam cezası alsaydık. Son 15 gün Mesut Yılmaz hükümetinin atadığı başka bir heyet geldi. 4 yıl ceza aldık. Oysa neyle yargılanıyorduk. Adaletin yok olduğunu da onda gördüm. 15 günde sen benim iddianamemi inceleyip gerekçeli karara kanaatini yazamazsın´ dedi.

(12 Haziran 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

Metin Çetinbaş´la ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=737    yazdır/print


 

Ergenekon´un beyni Encümen-i Daniş´te

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu: Ergenekon´un gövdesini oluşturan akil adamlar var. Bunlar dışarıda. Encümen-i Daniş´te beyin takımından isimler var.. Encümen-i Daniş Ergenekon´un beyin takımına ulaşmayı engelleyen barikatlardan biri.. Ama bu şekildeki tek yapı Encümen-i Daniş değil, çok sayıda var. Ergenekon´un ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtı da halen toplumu etkileyebilen bir takım insanların çeşitli medya kanallarında bu iddianamenin hukuksuz olduğunu söyleyebilmesidir. MİT ve TSK arşivleri mutlaka Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara açılmalı. 28 Şubat darbesini haber verdik diye bizi içeri atanlar şimdi Ergenekon´dan cezaevindeler Allah´a şükür. Özkök, Büyükanıt ve Başbuğ´un sağduyulu tavırları olmasaydı yeni darbeler olacaktı. Son darbe girişimlerinin deşifre edilmesinde polis istihbarat ve MİT üstüne düşeni yaptı. Özkök, darbelerin önlenmesinde darbecilerin planları hakkında MİT ve polisten istihbarat aldı. 28 Şubat´ta polis darbeleri önleme inisiyatifine ulaştı.

Ergenekon´un beyin takımı hala dışarıda. Encümen-i Daniş´te beyin takımından isimler var..

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu: Ergenekon´un gövdesini oluşturan akil adamlar var. Bunlar dışarıda. Encümen-i Daniş´te beyin takımından isimler var.. Encümen-i Daniş Ergenekon´un beyin takımına ulaşmayı engelleyen barikatlardan biri.. Ama bu şekildeki tek yapı Encümen-i Daniş değil, çok sayıda var. Ergenekon´un ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtı da halen toplumu etkileyebilen bir takım insanların çeşitli medya kanallarında bu iddianamenin hukuksuz olduğunu söyleyebilmesidir. MİT ve TSK arşivleri mutlaka Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara açılmalı. 28 Şubat darbesini haber verdik diye bizi içeri atanlar şimdi Ergenekon´dan cezaevindeler Allah´a şükür. Özkök, Büyükanıt ve Başbuğ´un sağduyulu tavırları olmasaydı yeni darbeler olacaktı. Son darbe girişimlerinin deşifre edilmesinde polis istihbarat ve MİT üstüne düşeni yaptı. Özkök, darbelerin önlenmesinde darbecilerin planları hakkında MİT ve polisten istihbarat aldı. 28 Şubat´ta polis darbeleri önleme inisiyatifine ulaştı.

Bu haftanın konuğu eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu. İkinci Ergenekon iddianamesini konuştuk. Neden Orakoğlu? Ergenekon iddianamesindeki tanıklardan. 2003-2004´te planlanan darbe girişimlerini ilk telaffuz eden isimlerden biri. Hilmi Özkök´ün yanı sıra Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ´un da darbecilere sıcak bakmadığını 2 yıl önce söyledi. Şimdi ikinci Ergenekon iddianamesiyle bu bilgi doğrulandı. Yine Ergenekon´un, PKK ve Hizbullah´la ilişki içinde olduğu bu örgütleri yönlendirmeye çalıştığını anlattı. İddianamenin önemli bir kısmı bu ilişkileri anlatıyor şimdi. 28 Şubat döneminde bir süre de cezaevinde yatan Orakoğlu´na göre, tutuklanan isimler sadece Ergenekon´un görünen kısmı.

28 Şubat ve Susurluk dönemini en iyi bilen isimlerdensiniz. O dönemde Ergenekon denen yapıdan haberdar mıydınız? Biliyorsunuz, 28 Şubat sürecinde cezaevine atıldık. Niçin? O dönemde isimlendiremesek de aslında bu çeteyle karşılaşmıştık. 28 Şubat bir milattır aslında.

Tepe yöneticiler olarak Şener Eruygur ve Hurşit Tolon yer alıyor. Ergenekon bu kadar mı? Ergenekon´un beyin fonksiyonları daha faaliyette. Beyin takımı dışarıda.

Beyin takımı? Beyin takımı veya gövde diyelim bu isimlere. Ergenekon´un akil adamları... Çünkü bu yapıyı yöneten bir akil adamlar grubu var.

Cezaevinde olanlar? Onlar yıpranmış isimler. Bu dönemde ortaya çıkmadıkları takdirde bu derin yapının beyni için tehlike yaratabilecek insanlar... Eylemci gruplar, tetikçiler biraz da emir verenler ve ilişkili olanlar açığa çıkarıldı.

Encümen-i Daniş Ergenekon´un beyin takımına ulaşmayı engelleyen barikatlardan biri.. Ama bu şekildeki tek yapı Encümen-i Daniş değil, çok sayıda var.

Beyin takımı kimlerden oluşuyor? Şöyle söyleyeyim; Ergenekon´un sivil toplum kuruluşlarından, emniyetten, Silahlı Kuvvetler´den veya mülki idare amirliklerinden sorumlu birinci yöneticileri var. Bu yöneticilerden oluşan bir beyin takımı. Bu beyin takımı kendilerine ulaşılmamasını sağlayacak bir takım bariyer ve barikatlar hazırlarlar. Encümen-i Daniş bu barikatlardan biri. Encümen-i Daniş´te eski Genelkurmay başkanları, MİT müsteşarları, gibi önemli isimler var. Ama oradaki insanların yüzde 90´ı gerçekten fikir alışverişi yapmaya, ülke meselelerini tartışmaya geliyor.Ama içlerindeki 3-4 kişi Ergenekon´un gövdesine veya beyin takımına giden yol. Encümeni Daniş gibi yapılar Ergenekon´un beynine gitmenize engel.

Bu yapıdaki Ergenekon´cular kim? Encümen-i Daniş´in kararlarını kim alıyorsa, alınacak kararları kim gündeme getiriyorsa... Zaten o birkaç isim de Ergenekon´un gövdesindeki isimlerdir. Ama bu şekildeki tek yapı Encümen-i Daniş değil, çok sayıda var.

Bu beyin takımı nasıl çalışıyor? Ergenekon´da hücre sistemi var. Çok gizlilik temel esas. Emniyet, medya ve üst düzey yargı ayağı da açığa çıkartılmadı.

Ergenekon´un ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtı da halen toplumu etkileyebilen bir takım insanların çeşitli medya kanallarında bu iddianamenin hukuksuz olduğunu söyleyebilmesidir.

Çok sayıda gazeteci tutuklu veya yargılanıyor... Cezaevinde olanlar örgütle birebir organik bağ içinde olan. Ama beyin takımıyla irtibatlı çok üst düzey medya yöneticileri ve yazarlar var.Ergenekon´un ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtı da halen toplumu etkileyebilen bir takım insanların çeşitli medya kanallarında bu iddianamenin hukuksuz olduğunu söyleyebilmesidir.

MİT ve TSK arşivleri mutlaka Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara açılmalı

Ergenekon´un kontrgerilla veya Gladio´yla ilişkisi nedir? Türk Gladiosu´nun adı Ergenekon´dur. Bu derin yapı 1960 ihtilalinden sonra oluşturuldu. Ama bu Ergenekon eski yapıyı taklit ediyor. Diğer bütün NATO ülkelerinde Bizde böyle bir yapı vardı ama tasfiye ettik deniliyor. Türkiye´de de ülkeyi idare edenler, karar verici mekanizmalar bunu mutlaka yapmalı.

Kim yapacak; başbakan mı, cumhurbaşkanı mı? Bu bir Milli Güvenlik kararıyla olabilir. MGK´da bu karar alınıp, açıklama yapılabilir. İkincisi; MİT ve TSK arşivleri mutlaka Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara açılmalı. Çünkü devletin yetkilerini bu örgütün lehine kullanan üst düzey yetkililer var. Bunların deşifre edilmesi şart. TSK arşivleri daha önce Uğur Mumcu ve Necip Hablemitoğlu´na açıldı, neden bu kadar önemli bir soruşturmayı yürüten savcılara açılmasın? Bir de Ergenekon´la ilgili Meclis Komisyonu şart.

28 Şubat darbesini haber verdik diye bizi içeri atanlar şimdi Ergenekon´dan cezaevindeler Allah´a şükür.Özkök, Büyükanıt ve Başbuğ´un sağduyulu tavırları olmasaydı yeni darbeler olacaktı. Son darbe girişimlerinin deşifre edilmesinde polis istihbarat ve MİT üstüne düşeni yaptı. Özkök, darbelerin önlenmesinde darbecilerin planları hakkında MİT ve polisten istihbarat aldı. 28 Şubat´ta polis darbeleri önleme inisiyatifine ulaştı.

27 Nisan muhtırası sırasında Yaşar Büyükanıt darbeyi engelledi demiştiniz... Özkök, Büyükanıt ve Başbuğ´un sağduyulu tavırları olmasaydı yeni darbeler olacaktı. Son darbe girişimlerinin deşifre edilmesinde polis istihbarat ve MİT üstüne düşeni yaptı. Özkök, darbelerin önlenmesinde darbecilerin planları hakkında MİT ve polisten istihbarat aldı. 28 Şubat´ta polis darbeleri önleme inisiyatifine ulaştı.

Sizin döneminizde mi oldu bu?28 Şubat´ta bana yapılan eleştiri görev alanımı aşmamdı. Çünkü darbe istihbaratını yapmaya yetkili kurum yok. Darbe belgesini hiyerarşiyle Süleyman Demirel´e verdik. Ama Demirel belgeyi Çevik Bir´e geri verdi. Demirel isteseydi 28 Şubat olmazdı ama bu vesileyle siyasi hasımlarını tasfiye etti. Bizim de tutuklanmamıza neden oldu. Ama bizi içeri atanlar şimdi Ergenekon´dan cezaevindeler Allah´a şükür.

Velioğlu, Beykoz´da öldürülmedi çatışma mizansendi

Hizbullah´ı gerçekten Ergenekon mu yönlendiriyordu? Ergenekon´un naylon terör örgütleri kurma gibi bir stratejisi var. Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nun Cem Ersever´le ilişkisi zaten biliniyor. Hizbullah ile bu güçlerin ilişkisinin tanığıyım.Ben Hatay Emniyet Müdürü´yken, İl Alay Komutanlığı´na Vicdan Başaran´ın atanması nedeniyle Adana Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, kente geldi. Üçümüz yemeğe gittik. Yemek sırasında uzun boylu birisi hep ayakta duruyordu. Koruma zannettim. Ben de Temel Paşa, bu arkadaş neden ayakta duruyor, o da yemek yesin dedim. Temel Cingöz de Gel otur Hüseyin dedi. Tabii Hizbullah operasyonundan sonra o adamın Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendik. Velioğlu´nun Beykoz´daki operasyonda öldürüldüğüne inanmıyorum. Neden? Hüseyin Velioğlu´nun bir özelliği dikkatimi çekmişti; polis veya asker çağırdığında hemen önünü ilikliyor, çok saygılı davranıyordu. Böyle birisinin polise ateş açacağına inanmıyorum. O çatışma mizansendi. Büyük olasılıkla başka yerde öldürüldü; oraya getirildi.Bir de imkanı yok Velioğlu´nun o kadar kısa sürede örgütün arşivini ve bütün parasını İstanbul´a taşımasına. Burada önemli bir şey daha var; Ergenekon Hizbullah´ı kullanırken hemen medyada koruma duvarı oluşturuyor. Mesela ben Hizbullah´la ilgili bir açıklama yaptığımda hemen hedef olurum. Ama bir yazar bu örgüt aleyhine 4-5 kitap yazmıştır, ama asla hedef olmamıştır.Aksine Hizbullah Basın Bürosu denen bir yer başkalarıyla ilgili tehdit açıklamalarını bu yazara gönderiyor.

PKK ile derin yapının tasfiyesi paralel

PKK´nın tasfiyesine ne diyorsunuz? Türkiye´nin yaşadığı bu coğrafyada hiçbir şey tesadüfi değil. PKK´yla Ergenekon´un tasfiye süreci paralel. PKK tasfiye olur olmaz o ayrı şey, ama Ergenekon gibi yapıları ortaya çıkaran karar verici mekanizmaya ulaşılması gerekir. Ergenekon buzdağının görünen yüzü.

PKK´nın tasfiye edileceğine inanmıyor musunuz? JİTEM´in kurucularından Cem Ersever yıllar önce yazdığı kitabında PKK´nın tasfiye edileceğine inanmıyorum diyor. O dönemde de gündemde. Nedense bu tasfiyede Talabani başrolde. Derin yapıların emirleri bittiği zaman PKK biter.

PKK- Ergenekon ilişkisini neye dayandırıyorsunuz? Pilot Necati denen kişi kuruluşundan itibaren örgüt içinde. Örgüte bütün parasal kaynağı o sağlıyor. Öcalan, Pilot Necati nedeniyle örgütü MİT eliyle kurduğunu ama Suriye´ye gittikten sonra ilişkiyi kopardığını söylüyor. O nedenle Öcalan MİT´in örgütü kendisine kurdurttuğunu zannediyor.

Kim kurdurtuyor? O dönemde NATO tipi Gladio örgütleri bilinmediği için bunu söylüyor. Öcalan öğrenciyken bir taraftan sağ eylemlerde diğer taraftan sol eylemlerde yetiştiriliyor. Uğur Mumcu bunları araştırırken öldürüldü. Meclis´te bir Abdullah Öcalan Araştırma Komisyonu şart. Bu komisyonla bütün bu karanlık dönem araştırılmalı.

(06 Nisan 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ecevit Kılıç - Bülent Orakoğlu röpörtajı, Sabah

Kontrgerilla Medyası

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=557    yazdır/print


 

Tayyar: Hizbullah lideri Jandarma muhbiriydi

Darbeyi 2003´te başaramayınca konsept değiştirdiler. “Önce ülkeyi karıştırıp, alt yapıyı kuralım” dediler. İlk işleri Şemdinli oldu, Sonra Hrant, Danıştay cinayetleri geldi.. Adana Jandarma Komutanı Temel Cingöz´ün emir eri gibi duran genci, Orakoğlu merak ediyor. Cingöz, “muhbirimiz” diyor. Muhbirimiz dediği, Hizbullah´ın lideri Hüseyin Velioğlu.. Muhsin Yazıcıoğlu önemli karakutulardandı. Hrant Dink cinayetiyle ilgili, “Önlemek için elimden geleni yapıyorum ama bir yere kadar. Bizim tarlayı çok önceden sürmüşler” dedi.

Şamil Tayyar: ´Hizbullah lideri Jandarma muhbiriydi´

Darbeyi 2003´te başaramayınca konsept değiştirdiler. “Önce ülkeyi karıştırıp, alt yapıyı kuralım” dediler. İlk işleri Şemdinli oldu, Sonra Hrant, Danıştay cinayetleri geldi.. Adana Jandarma Komutanı Temel Cingöz´ün emir eri gibi duran genci, Orakoğlu merak ediyor. Cingöz, “muhbirimiz” diyor. Muhbirimiz dediği, Hizbullah´ın lideri Hüseyin Velioğlu.. Muhsin Yazıcıoğlu önemli karakutulardandı. Hrant Dink cinayetiyle ilgili, “Önlemek için elimden geleni yapıyorum ama bir yere kadar. Bizim tarlayı çok önceden sürmüşler” dedi.

“Ergenekon´un ikinci iddianamesinde çok önemli belgeler var” dediniz. Neler bu belgeler? Mesela zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek´in darbe günlükleri, Mustafa Balbay´ın (Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisi) günlükleri, Arif Doğan´ın JİTEM ifadeleri, emekli General Şener Eruygur´un ofisinde ele geçirilen belgeler, Cumhuriyet Çalışma Grubu´nun raporları bu iddianamede yer alıyor. Medya patronlarınınki de dahil, inanılmaz görüşme kayıtları ve bilgilerle dolu bunlar. Dolayısıyla İkinci İddianame´de sanıklara isnat edilen suç kapsamı biraz daha genişletilmiş.

Ergenekon sanıkları neyle suçlanıyorlar şimdi? Birinci İddianame´de Ergenekoncuların darbe girişimi hükümete yönelik iken, ikincide sadece hükümete değil, Meclis´e karşı da darbe örgütledikleri ifade ediliyor. Sadece AK Parti´ye değil, CHP ve MHP´ye karşı da darbe organizasyonları var.

Darbeciler, siyasi partilerde büyük değişiklikler yapmayı planlamışlar. Bir MİT raporunda ´Ergenekon üyesi´ olarak gösterilen Deniz Baykal da cuntacılar tarafından değiştirilmek isteniyormuş. Bu çelişkiyi nasıl açıklamak gerekiyor sizce? Deniz Baykal´ı doğrudan Ergenekon üyesi kabul ettiğim için söylemiyorum ama... Ergenekoncular bazı isimlerle bir dönem işbirliği yapmışlar ve zaman içinde o işbirliğinin kendileri için yararlı olmadığını ve daha etkin bir isimle daha güçlü bir mücadele verilebileceğini düşünmüş olabilirler. İddianameye göre, gazeteci Tuncay Özkan CHP´nin başına getirilmek isteniyor. Hatta Tuncay Özkan CHP genel sekreterliğini kendisine bırakması için Deniz Baykal´la pazarlık yapmış. Bu görüşmeye tanık olan birinin aktardığına göre, Tuncay Özkan, Önder Sav´ın yerine kendisinin genel sekreterliğe getirilmesini istiyor ve Baykal´ın yüzüne şunu bile söylüyor: “Mümkünse siz kenara çekilseniz ve biz bu partiyi canlandırsak, tek başına iktidara getirsek.”

Peki, Baykal ne yapıyor? Gülümsüyor. Zaten ondan sonra Baykal, Tuncay Özkan´dan kopuyor. 22 Temmuz genel seçimlerinde Özkan´ı ve onun önerdiği Hulki Cevizoğlu da dahil hiç kimseyi aday yapmıyor.

Ergenekon´un değiştirmek istediği Deniz Baykal, neden Ergenekon´un avukatlığına soyundu peki? Deniz Baykal, Ergenekon´un yarattığı ruh ve korku ikliminden etkilendi. Çünkü CHP içinde Ergenekon´la bağlantılı çok güçlü isimler var. Baykal´ı yönlendirmiş olabilirler. Şu anda CHP içinde çok etkin bir Ergenekon bağlantısı var. Sadece CHP böyle değil. MHP´nin içinde de Ergenekon´la bağlantılı çok önemli bir isim var. Devlet Bahçeli başlangıçta ondan etkilendi ama 22 Temmuz seçimlerinden sonra MHP´deki Ergenekonculardan kendini soyutlayarak daha bağımsız politikalar üretmeye başladı.

Darbeciler Devlet Bahçeli´yi de değiştirmeyi planlamışlar. Neden Bahçeli´yi değiştirmek istiyorlar? Bahçeli´den destek bulamadıkları için de Bahçeli´nin yerine Ümit Özdağ´ı düşündüler. Çünkü Bahçeli MHP´nin kapılarını onlara açmadı. 1999 yılında yüzde 18 oyu yakaladıktan sonra MHP´de öyle ciddi operasyonlar yaptı ki, ülkücü gençliği sokak hareketlerine sokmadı. Ergenekon için bu çok büyük bir eksikliktir. Darbe zemini oluşturmaya çalışıyorsunuz, sokak hareketlerini tahrik edeceksiniz ama MHP harekete geçmiyor. O zaman batı bölgelerinde MHP yerine sivil toplum kuruluşlarını kullandılar. Hatta hafta sonu yapılan mitinglere sivil kıyafetlerle binlerce asker götürdüler.

Ergenekon, Büyük Birlik Partisi´nin gençlik örgütü Alperenler´i kullanmadı mı? Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak kendisine, “Siz bu işlerin acısını çekmiş birisiniz. Örgütlerinizi niye kontrol altına almıyorsunuz” diye sorduğumda Muhsin Yazıcıoğlu bana çok hazin bir cevap verdi. “Bunu önlemek için elimden geleni yapıyorum ama bir yere kadar. Bizim tarlayı çok önceden sürmüşler” dedi. Sızmışlar demek istedi. Muhsin Bey son yıllarda daha olgun bir tavır sergilemeye başlamıştı. 28 Şubat süreciyle başladı bu, Ergenekon´la da devam etti. O, “Ergenekon´un avukatıyım” demedi.

Sizce Ergenekoncu cuntaların girişimleri nasıl engellendi? O zamanki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök tek başına mı engelledi darbeyi? Tek başına değil tabii. Amerika da, hükümet de destek verdi. Ayrıca Genelkurmay´a bağlı iki önemli birim var. Özel Kuvvetler ve İstihbarat Daire Başkanlığı. Hilmi Paşa, darbe teşebbüsünde bulunan komutanların bütün adımlarını İstihbarat Dairesi üzerinden biliyordu. Hilmi Paşa, “evden yemek getirtiyordum” diyor. Böyle bir ortamda Özel Kuvvetler de onun can güvenliğini sağlıyordu. Emniyet de başından beri Ergenekon konusunda siyasi iktidardan yanaydı.

MİT´ten söz edilmiyor. MİT´te Ergenekon kanadı yok mu peki? Olmaz olur mu? MİT, ilk kez bu dönemde sivil iktidara doğru tavır değiştirmeye başladı. Emre Taner müsteşar olduktan sonra MİT´teki Ergenekoncu unsurlar büyük ölçüde temizlendi. Nitekim Ergenekon´la ilgili belgelerin bir kısmı MİT´ten geldi. Ama şu çok ilginçtir.... Ergenekon sanıklarını yakan belgelerin çoğu Jandarma´dan geliyor. Çünkü Şener Eruygur Jandarma komutanıyken, istihbarat biriminin başında Levent Ersöz var. Onun da altında Hasan Atilla Uğur var. Üçü de Ergenekon sanığı şimdi. Bunlar, o dönemde inanılmaz kayıtlar yapmışlar. Zaten Jandarma dinleme ve takip açısından emniyetten daha üstün bir teknolojiye sahiptir. Bu üstünlüğü kullanmışlar ve kendilerine hiçbir zaman dokunulmayacağını sanmışlar.

AKP´de Ergenekoncular var mı? Ergenekon toplum üzerinde nüfuz kullanabilen her kesime sızmış. AK Parti´de Ergenekon´la bağlantılı ve kapatma davası sürecinde korkarak tavır değiştirmiş 20 civarında isim var. Eğer kapatma kararı çıksaydı, çok ciddi istifalar olabilirdi. 60 civarında milletvekiliyle temas kurulduğunu duymuştuk.

Ergenekon üyeliğinden yargılanan sanıklarının hepsinin amacı ortak mıydı, yoksa değişik amaçlar peşinde koşarak aynı örgütte mi toplandılar? En tepedekilerin bir gayesi vardı ama alt düzeydekilerin amacı aynı değildi. Kimi korktuğundan ya da devlette bir ikbal beklediğinden, kimi gayrımeşru işleri örtmeye çalıştığından ya da devlette iktidarı ele geçirmek istediğinden Ergenekon´a destek vermiş olabilir. Ergenekon bir merkezi yapı ama Türkiye çapında taşeron örgütlerden de yararlanıyor. Antalya´da göz korkutmak için bir iki bomba atacak ya da haraç alacak diyelim. Orada devletin içinden beslenen küçük çetelerden birini, mesela fuhuş çetesini kullanıyor.

Peki... Veli Küçük´le Şener Eruygur´un arasındaki bağ ne sizce? Eruygur, Ergenekon´un üst düzey yöneticisi ve kurucusu gözüküyor. Veli Küçük ise yukarıyla operasyon grupları arasında ilişkiyi kuran köprü eleman oluyor. Cinayet işlenecek, eylemler yapılacak, medyada haber çıkarılacak, para sağlanacak... Veli Küçük bu işlerde operasyon gruplarıyla konsey arasında ilişkiyi kuruyor.

Veli Küçük Susurluk meselesinde de rol almıştı. O zamanki amacı neydi? Gene darbe mi yapmak istiyordu? Susurluk´un kodları Ergenekon´dan farklı. Susurluk ağırlıklı olarak Jandarma ve Emniyet´ten beslenen bir menfaat çetesiydi. Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi işlerden büyük paralar sağladılar. Bunlar hükümeti devirmek yerine aksine hükümetle işbirliği yaparak güçlerini zirveye çıkarmaya çalıştılar. Sonraki aşamada, DYP´yi ele geçirerek bir siyasi organizasyon olarak da etkin olmak istediler. Ama olmadı. Ergenekon´la Susurluk´un ortak yönü Kürt sorununun çözümsüz kalmasından beslenmeleridir. Çünkü kanın aktığı yerde illegal faaliyetler kolayca ranta çevrilebiliyor. Zaten Yüksekova çetesiyle birlikte bazı askeri helikopterlerle uyuşturucu taşındığı ortaya çıktı.

Tansu Çiller döneminde 1994´te yaşanan ekonomik krizin Afganistan´dan getirilen 20 milyar dolarlık uyuşturucu parasıyla atlatıldığı söyleniyor. İkinci İddianame´de geçiyor bu. Zaten iddianame birçok konuda 1999´un gerisine gidiyor. Savcılar, “Ergenekon her ne kadar 1999´da kurulmuş olsa da bunu kuran kadroların eylemleri geçmişe uzanıyordu. Bunların eylemlerinin 1999 ve sonrasıyla sınırlandırılması doğru olmaz” diyorlar. Dolayısıyla 1999 öncesindeki bazı olaylarla ilgili isimlerin de gözaltına alınıp sorgulanması söz konusu olabilir. Bu da yeni operasyon dalgaları demektir. Aslında doğru olan, bu süreçten dört ayrı dava çıkarmaktır. Bir Ergenekon. İki Susurluk. Üç, Sarıkız. Dört, JİTEM. Nitekim İkinci İddianame´de Sarıkız´ı ayrı bir dosya olarak ayırdılar. Eğer Sarıkız ayrılmasaydı, Ergenekon´a geçmiş olsun derdik.

Çünkü Sarıkız, Ergenekoncuların görevde oldukları dönemde yaptıkları bir darbe hazırlığı. Ergenekon dosyasından ayrılmasaydı, Ergenekon´un tamamı askeri mahkemede yargılanmak zorunda kalacaktı değil mi? Evet.

Şemdinli´yi bu dört dava dosyasından hangisine koymak lazım? Şemdinli, Ergenekon´un içine girer. Çünkü Ergenekon´un faaliyet alanında gözüküyor. Ergenekoncular, 2003-2004´te darbe yapmayı planladılar ama başaramadılar. Sonra konsept değişikliğine gittiler. “Biz bu darbeyi 2009 yılında yapacağız. Ama önce darbenin alt yapısını kurmalıyız. Bunun için de Türkiye´yi karıştıracağız” dediler ve Türkiye´nin her yerini kullanmaya başladılar. İlk iş olarak da Şemdinli´yi yaptılar. Ardından Ergenekon´un Hrant Dink cinayeti, Danıştay baskını, Cumhuriyet´e atılan bombalar, Malatya misyoner cinayetleri geldi.

Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili´nin eşi Ferda Paksüt de sanıklar arasında. AKP´nin kapatılma davası düşünüldüğünde başka bir boyut kazanıyor bu durum. Ergenekon´un Yargı´da uzantıları var mı sizce? Var tabii... Ergenekon´un en güçlü olduğu yerlerden biri Yargı´dır. Yargı´da çok güçlüler ve süreci akamete uğratmaya çalışıyorlar. Ciddi bir yargı reformu yapılmadan Ergenekon davasından arzulanan sonuç çıkamaz.

Ergenekon soruşturması daha da gelişecek mi? Yoksa bu İkinci İiddianame´yle ve bugünkü sanıklarla bu dosya kapandı mı? Ergenekon davasında ileriye gidilmesi için devletin tepesinde güçlü bir irade yok. Ama gene de şartlar değişebilir. Çünkü Ergenekon´da elde edilen her bilgi başka bir operasyonu tetikliyor. Bu yüzden Ergenekon dava sürecinin nereye kadar gideceğini bilmiyoruz. Türkiye´de de ilk defa bir darbe teşebbüsü yargı önüne çıkarılıyor. Ayrıca bu dönemde Kürt meselesine de neşter vurulmak isteniyor. Bu değişimden rahatsız olan kesimleri harekete geçirip, ülkede gene bir kaos ortamı yaratmak isteyebilirler. Daha yeni Tekirdağ´da Başbakan´a bir suikast planı ortaya çıkarıldı. Zaten bu olaydan sonra da bakanlar dahil tüm devlet büyüklerine yönelik koruma arttırıldı. Cumhurbaşkanı´nın Irak´a gittiği gün şaşırtmaca yapıldı ve Kayseri´ye de iki rutin program konuldu.

Muhsin Yazıcıoğlu´nun helikopter kazasıyla ilgili kuşkularınız var mı? Kafamda soru işaretleri var ama elimde somut bir veri olmadan konuşamıyorum. Rahmetli Yazıcıoğlu yakın tarihin en önemli karakutularından biriydi. 1980 öncesi ve sonrası olaylara ışık tutabilirdi.

Devlette kırmızı alarm Ergenekon yüzünden mi verildi? Sadece Ergenekon değil. Dengelerin değişmesine derin PKK da itiraz edebilir. Çünkü bunlar yıllardır kan ve şiddetten besleniyorlar ve bunu ranta dönüştürmüşler. Ayrıca yabancı istihbarat örgütleri de devreye girmişlerdir. Çünkü Kürt sorunu çözülürse dengeler değişecek. Türkiye´nin Amerika´ya yakınlaşmasından Rusya da, İran da rahatsız olabilir.

İkinci Ergenekon İddianamesi´nin yayınlandığı gün Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı olan albay da Güneydoğu´daki faili meçhul cinayetlerle ilgili tutuklandı. Halen görevini sürdüren bir albayın böyle bir suçlamayla tutuklanması ilk kez oluyor bildiğim kadarıyla. Bu tutuklamayı nasıl yorumluyorsunuz? JİTEM´in üzerine gidileceğini gösteriyor bu. JİTEM´le ilgili ayrı bir dava dosyası açılıp soruşturma daha da derinleştirilirse, Türkiye yakın tarihiyle hesaplaşır. İnsanlarımız ne tür karanlık olayların sahnelendiğini, ülkeyi bölmek için insanların nasıl birbirine düşürüldüğünü görürler. Türkiye böyle bir fırsat yakaladı.

Güneydoğu´daki Ergenekon´un bacağı olan JİTEM soruşturması daha derinleşecek mi yoksa bu soruşturma da bir yerde kesilir mi sizce? Eğer olayın çapı büyürse müdahale edilebilir. Çünkü JİTEM dosyasının nerede duracağı bilinmez. Cizre ve Silopi olayları ayrı JİTEM dosyasının açılması için bir çıkış noktası olabilir. Bugün 17 bin insan kayıp. Ne kadarının öldürüldüğünü, ne kadarının kayıp olduğunu bilmiyoruz.

JİTEM ile Hizbullah arasında da işbirliği olduğu söyleniyor. Bu iddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz? 28 Şubat sürecinde Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olan Bülent Orakoğlu´nun Birinci İddianame´ye yansıyan ifadesi var. Adana´da Temel Cingöz Jandarma il alay komutanıyken, Orakoğlu da o sırada Adana´da görevli. Bir gün bir masanın etrafında sohbet ederlerken, Temel Cingöz´ün yanında ayakta asker gibi duran bir genç gördüğünü söylüyor. Orakoğlu merak edip, “bu kim,” diye soruyor... Cingöz, “Hüseyin Velioğlu. Bu bizim muhbirimiz” diyor.

İnsanları bodrumlarda domuz bağlarıyla infaz eden Hizbullah´ın lideri... Evet. İstanbul´da öldürüldü. Bu bile işin ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. İkinci İddianame´de, JİTEM´in kurucularından Arif Doğan´ın ifadelerinde de var. JİTEM, PKK´yla mücadele ederken Hizbullah´ı kullanmış. PKK´lı olduğunu düşündükleri insanları Hizbullah´a infaz etsin diye vermişler.

Ergenekon ile PKK arasında da işbirliği olduğu söyleniyor. Bu iddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz? PKK 1978´de derin devletin bazı unsurlarınca kuruldu ya da kurulması teşvik edildi. Ama daha sonra kontrolden çıktı. Devlet eliyle bir Frankeştayn yaratıldı. Doğu ve Güneydoğu´daki menfaat çeteleri silah ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi olaylarda zaman zaman PKK´yla işbirliği yapmışlar. Bazen de onu siyasi proje için kullanmışlar. Uluslararası istihbarat örgütleri de Ergenekon üzerinden PKK´yı kullanmış olabilirler. Mesela 1993´te Bingöl´de 33 erin şehit edilmesi çok karanlık bir olay.

Hangi açıdan karanlık? Özal dönemiydi ve Kürt meselesinin çözümü için çok ciddi adımlar atılıyordu. PKK da ateşkes kararı almıştı. O sırada ve Bakü-Tiflis boru hattının döşenmesi gibi uluslararası gelişmeler yaşanıyordu. Amerika ve İngiltere bu projeye karşıydı. Azerbaycan´da Elçibey baştaydı. O günlerde 33 erin öldürülmesi hadisesi yaşandı. Arkasından Elçibey gitti. Boru hattı projesi, Amerika ve İngiltere´nin istediği şekilde değişti... Sonra Sivas katliamı oldu... Özal öldü... Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis öldürüldü... Zaten 1993 yılı aynı 2006-2007 Türkiye´si gibi bir dönemdir.

Benzerliği nedir? İçinde çok sır barındırıyor. 1993´ün kodları çözülse, Türkiye´nin yakın karanlık tarihi herhalde büyük ölçüde aydınlanır. 1993 yılının bir kısmı Susurluk, bir kısmı da JİTEM üzerinden çözülebilir. Son bir örnek daha vereyim. Ergenekon sanığı Osman Gürbüz...

Bahar Kılıçgedik´in Taraf´ta çıkan haberine göre, Ergenekon sanığı DHKP-C´li Osman Gürbüz´ün adı İkinci İddianame´de de Gazi olaylarında tetiği ilk çeken kişi olarak geçiyor. Osman Gürbüz bir tetikçi... İlişkilere bakın... Geçmişte araba kazası yapıyor. Elinde Jandarma telsizi yardım istiyor. Onun kullandığı otomobil, Elazığ´da Mehmet Ağar´ın seçim kampanyasında kullanılıyor. Bütün bu iddialar ve ilişkiler ortaya çıkarılmalı. 1993 ve 2006, 2007 Türkiye´nin kodları çözülmeli ve yakın karanlık tarih aydınlatılmalı.

(02 Nisan 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Neşe Düzel´in Şamil Tayyar´la röpörtajı, Taraf

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=543    yazdır/print


 

Malki cinayeti Ergenekon´la kesişiyor

Doğu Perinçek, Veli Küçük, Adil serdar Saçan, Arif Doğan gibi Ergenekon sanıklarının isminin yıllardır aydınlatılamayan bu cinayette bir şekilde geçtiği Ergenekon iddianamesine yansımış olsa da Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) henüz bu cinayetle suçlanmıyor. Ancak cinayete Ergenekon iddianamesi ışığında bakıldığında taşlar yerine oturuyor. Örgütün bir şekilde bu olayda rol aldığı kesin. İddianameye göre, MOSSAD aracılığıyla Türkiye´ye sokulan 17 milyar doların 9,7 milyar doları, Tefeci Nesim Malki eliyle piyasaya sürüldü. ´Refah-Yol hükümetinin yıkılmasında Malki cinayetiyle ilgili araştırmalarımızın önemli bir rolü olmuştur. Bu sözler, 28 Şubat döneminin içişleri bakanı Meral Akşener ile emniyet istihbarat daire başkanı Bülent Orakoğlu´nun sohbetinde sarf edildi. Biri iktidardan düşmüş, diğeri Mamak Askeri Cezaevi´nden yeni çıkmıştı. ´Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir´ ya... 1995´te Musevi iş adamı Nesim Malki´ye düzenlenen suikastın, daha sonra Türkiye´nin yaşadığı buhranlı günlerin habercisi olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Malki cinayeti Ergenekon´la kesişiyor

Doğu Perinçek, Veli Küçük, Adil serdar Saçan, Arif Doğan gibi Ergenekon sanıklarının isminin yıllardır aydınlatılamayan bu cinayette bir şekilde geçtiği Ergenekon iddianamesine yansımış olsa da Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) henüz bu cinayetle suçlanmıyor. Ancak cinayete Ergenekon iddianamesi ışığında bakıldığında taşlar yerine oturuyor. Örgütün bir şekilde bu olayda rol aldığı kesin. İddianameye göre, MOSSAD aracılığıyla Türkiye´ye sokulan 17 milyar doların 9,7 milyar doları, Tefeci Nesim Malki eliyle piyasaya sürüldü. ´Refah-Yol hükümetinin yıkılmasında Malki cinayetiyle ilgili araştırmalarımızın önemli bir rolü olmuştur. Bu sözler, 28 Şubat döneminin içişleri bakanı Meral Akşener ile emniyet istihbarat daire başkanı Bülent Orakoğlu´nun sohbetinde sarf edildi. Biri iktidardan düşmüş, diğeri Mamak Askeri Cezaevi´nden yeni çıkmıştı. ´Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir´ ya... 1995´te Musevi iş adamı Nesim Malki´ye düzenlenen suikastın, daha sonra Türkiye´nin yaşadığı buhranlı günlerin habercisi olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Ergenekon soruşturması sürecinde Malki suikastı ile ilgili çok önemli bir gelişme yaşandı. Doğu Perinçek´in dosyaları arasında çıktığı belirtilen bir belgeye göre, MOSSAD aracılığıyla Türkiye´ye sokulan 17 milyar doların 9,7 milyar doları, Malki eliyle piyasaya sürülmüştü. ´Tefeci Niso´ olarak anılan Malki, bu paraları yüksek faizle iş adamlarına pazarlıyordu. Ergenekon İddianamesi´nin 165 numaralı delil klasöründe 15 Aralık 2000 tarihli belge vardı. Aralarında ünlü iş adamlarının bulunduğu 50 kişinin Malki´ye milyonlarca dolar borcu bulunuyordu. Yani resmen yazılmasa bile klasörlerdeki belgeler, Türkiye ile İsrail arasındaki kara para ticaretinin Malki ve Erol Erkohen üzerinden yapıldığını ortaya koyuyor.

Erol Evcil, Malki´nin ortağı Erol Erkohen´in de dahil olduğu planla ülkücü Mehmet Sümbül´e Nesim Malki´yi öldürttü

Bugün Ergenekon süreci sayesinde su yüzüne çıkan olayları hatırlamak için 14 yıl öncesine dönelim: Sigortacılıkla iş hayatına başlayan Bursalı iş adamı Erol Evcil, kısa bir süre içinde şehrin önde gelen zenginleri arasına girdi. Evcil, borçlu olduğu Malki´nin öldürülmesi için eski bir ülkücü olan Şükrü Elverdi ile temas kurdu. Elverdi, bir süre düşündükten sonra suikasttan vazgeçti. Ama tekliften Oğuz Işıklı´ya bahsetti. Işıklı da konuyu ablasının oğlu Mehmet Sümbül´e açtı. Sümbül´ün, hapisten çıktıktan sonra Hizbullah´la ilişkiye geçtiği ileri sürülüyordu. Cinayetten üç yıl sonra yakalanan Mehmet Sümbül, cinayeti Şükrü Elverdi, Oğuz Işık ve Burhanettin Türkeş ile birlikte Erol Evcil´in azmettirmesiyle öldürdüklerini itiraf etti.

Ortağı Erol Erkohen herzaman zırhlı araç gönderirdi o gün göndermedi ve Malki öldürüldü. Erkohen de Adil Serdar Saçan yardımıyla İsrail´e kaçtı.

28 Kasım 1995´te Malki, Bursa Hürriyet Havaalanı´na indi. Her zaman olduğu gibi ortağı Erol Erkohen´in zırhlı araç göndermesini bekledi. Ancak bu sefer zırhlı araç gelmemişti. Malki´nin içinde bulunduğu araç, yolda silahlı saldırıya uğradı. Malki suikastının uluslararası boyutlarının çözülmesi için önemli bilgilere sahip olan Erkohen, daha sonra İsrail´e kaçtı. Bu şüpheli kaçışta, Ergenekon İddianamesi ile adı tekrar gündeme gelen eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan´ın rol oynadığı iddia ediliyor. Veli Küçük´ün ofisinde ele geçirilen ve Ergenekon İddianamesi´nin 54. delil klasörüne konulan belgeye göre Saçan, Erkohen´e yurtdışı yasağı konulacağını önceden öğrendi ve bu durumu bildirdi. Bunun karşılığında Saçan, Erkohen´den 5 milyon dolar aldı. Belgede, Erol Erkohen´in Saçan ve yardımcısı Ayhan Mimaroğlu ile yakın ilişki içinde olup hayali ihracat yaptığı da öne sürülüyor.

Bu ülkede kurtlar vadisi gibi diziler için malzeme bol. Filmlere yansıyanlar gerçeğin sadece bir kısmı..

Malki´nin katillerinden Mehmet Sümbül´ün Hizbullah tarafından öldürüldüğü sanılıyordu ve mahkeme de resmen ölmüş kabul etti ama.. Jitemci Arif Doğan´ın emrine verilip çete işleri yaptırılıyormuş. Hizbullah´a yönelik 17 Ocak 2000´de Beykoz´da bir villaya yapılan operasyonda Hüseyin Velioğlu ölü olarak ele geçirildi. Bu operasyonda bulunduğu söylenen sorgu kasetleri de Mehmet Sümbül´e aitti. Yurtdışına kaçmak için Velioğlu´ndan yardım almak isteyen Sümbül, örgütün eline düştü, ağır işkence gördü. Kasetlerde, Sümbül´ün hareketsiz olarak yattığı görülüyordu. Ancak cesedi bulunamadı. Bu olaydan sonra Malki suikastına bakan mahkeme, Sümbül´ü ölmüş olarak kabul etti. Bu olaydan 1 yıl sonra, bugünlerde yayını mahkeme kararı ile yasaklanan ´yesil.org´ adlı bir internet sitesindeki fotoğraflı habere göre, Sümbül yaşıyordu. JİTEM´in kurucusu olduğu iddia edilen ve Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Yalova Jandarma Alay Komutanı Albay Arif Doğan´la birlikte bu ilde haraç, uyuşturucu, fuhuş gibi yasa dışı işleri organize ediyordu. Söz konusu haberde Sümbül´ün Yalova´da, Ergenekon´dan tahliye olan ´Arnavut Sami´ lakaplı Sami Hoştan´ın akrabalarıyla ilişki içinde olduğu belirtiliyordu.

Nesim Malki cinayetiyle ilgili ´Matruşka´ adlı kitabın yazarı Metin Kaplan, Adapazarı Musevisi olduğunu iddia ettiği Ertaç Tinar´ın, 1993´te İsrail firmasından alarak Türkiye´ye getirdiği silahların bir partisinin Bursa Havaalanı´na indirildiğini saptamış. Kaplan, bu noktada çarpıcı bir iddia ortaya atıyor: O silahların taşımasını yapanlar Malki suikastında tetiği çekenlerdi. Bu silahların o günlerde Tansu Çiller´in desteğiyle yeni bir yapılanma içine giren Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin´e teslim edildiği resmi raporlara yansımıştı. Kaplan, suikastla ilgili ilginç bir tespit daha yapıyor. Milyarlarca dolarını kaybeden MOSSAD´ın borçlulara infaz yapmamasını, İsrail´in Türkiye´yi cumhurbaşkanı düzeyinde karşısına almak istememesine bağlıyor. Çünkü, borçluların büyük çoğunluğu dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yakın ilişkisi olan iş adamlarından oluşuyor. Kaplan, Malki suikastının, 1997´de 28 Şubat sürecini hızlandıran bir katalizör etkisinin var olduğunu vurgulayarak şunları ifade ediyor: 28 Şubat sürecinin sonuçlarından biri, bankaların içinin boşaltılması olarak kabul ediliyor. Ancak durum öyle değil. Malki´ye olan borçlarını vadesi gelmeden ödemek zorunda kalan iş adamları bu kaynağı kendi bankalarından sağlamak zorunda kaldı. Daha sonra yaşanan finans krizinin büyük çoğunluğu buradan kaynaklandı. Yani diyebilirim ki bankaların içinin boşaltılması 28 Şubat´tan değil, Malki olayından kaynaklanıyor. Ayrıca o dönem incelendiğinde, Malki´ye borçlu olanların devletin satışa çıkardığı kamu iktisadi teşebbüslerini (KİT) aldıkları görülüyor. Türkiye´deki her askeri müdahalenin arkasında bir dış gücün de olduğunu iddia eden Kaplan, 27 Mayıs´ın arkasında İngiltere´nin, 12 Eylül´ün arkasında ABD´nin, 28 Şubat´ın arkasında da İsrail´in olduğu görüşünde Türkiye-İsrail arasındaki denge için de şunları söylüyor: Türkiye´de bu kadar çok sayıda Mason ve Sabetaycı olmasaydı, bu kadar etkili ve güçlü olmasalardı, İsrail, Türkiye için ideal bir ortak olurdu. Uluslararası ilişkiler ve ittifaklar bakımından bunu söylüyorum. Ama bunlar çok etkili oldukları için ilişkiler iki devletin milli menfaatleri çerçevesinde gelişmiyor. İsrail lehinde ağırlıklarını koydukları için biz hafif kalıyoruz. İlişkiler dengeli gidemiyor.

Malki cinayeti, Ergenekon davasına eklenebilir mi?

, Malki cinayeti, Ergenekon davasına eklenebilir mi? JİTEM´in kurucusu olduğu belirtilen Arif Doğan ile Mehmet Sümbül arasındaki ilişki biliniyor. Eski polis şefi Adil Serdar Saçan ve Ayhan Mimaroğlu´nun da Erol Erkohen´den menfaat sağladıkları Ergenekon İddianamesi´ne yansımış durumda. Kaplan´a göre, Ergenekon davası ile Mehmet Ağar´ın yargılandığı Susurluk davası birleştirilecek olursa o zaman bir irtibat daha kurulması mümkün. Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, her darbenin arkasında bir dış güç bulunduğunu ancak 28 Şubat´ta bu gücün daha belirgin bir şekilde ortaya çıktığını ifade ediyor. Orakoğlu, Malki olayında da Hizbullah varlığına dikkat çekiyor. Orakoğlu, yeni piyasaya çıkan Kıt´a Dur adlı kitapta Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu´nu ilk olarak üst düzey jandarma komutanlarının emir eri olarak gördüğünü anlatmış. Orakoğlu´nun Hatay´da görev yaptığı dönemde şehir kulübünde birlikte yemek yediği Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz ile İl Jandarma Komutanı Vicdan Başaran´ın yanındaki emir eri Velioğlu´ymuş. Orakoğlu, Malki suikastı ile ilgili olarak da şunları söylüyor: Kanımca bugün de bu olay tam olarak çözülememiştir. Operasyon yarım kalmıştır. Malki´nin arkasındaki dış güçler, kara para baronları ve yabancı gizli servis ilişkilerinin üzerine gidilememiştir. Olayın tetikçileri ve azmettiren kişi yakalanmış, Malki´nin her türlü yasa dışı faaliyetini bilen ortağı ve muhasebecisi Erol Erkohen ise cinayetin çözülmesinden kısa bir süre sonra elini kolunu sallayarak yurtdışına çıkmıştır. Bu şahsın İsrail´de ifadesinin alınması için Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı´ndan oluşan bir ekip İsrail´e gitmişse de maalesef düğümü çözebilecek neticeye ulaşılamamıştır.

Seri cinayetler aydınlatılamadı

Malki´nin öldürülmesini konu alan ´Niso´ adlı kitabın yazarı Gazeteci Faruk Mercan ise Kasım 1996´daki Susurluk kazasının öncesindeki borsacı Yener Kaya ve kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal suikastlarının tam olarak aydınlatılamadığını belirterek şunları söylüyor: Üç şahıs da kendi alanlarında büyük paraları yöneten insanlardı. Malki, birçok iş adamı için gizli finansör konumundaydı. Acaba bu üç olay arasında doğrudan bir bağlantı var mıydı? Üç şahsı ortadan kaldıran güç aynı merkez miydi? Gazetecilik düzleminde ve yargı safahatında bu konu tam olarak açığa çıkmadı. Ama özellikle Nesim Malki ile Yener Kaya cinayetlerinin birkaç gün arayla meydana gelmesi, hep bir soru işareti olarak kaldı. Malki´nin öldürüldüğü gece bir miktar servetinin el değiştirdiğinin bir gerçek olduğunu vurgulayan Mercan, cinayetin bu servetle ilişkili olduğundan kimsenin şüphe duymadığını ifade ediyor. Mercan, Malki´nin Türkiye´deki çelişkili konumundan istifade eden herhangi bir uluslararası güç ya da bir istihbarat teşkilatı onu birtakım örtülü operasyonlarda kullandı mı?, Nesim Malki´nin böyle bir güçle ilişkisi var mıydı? sorularına da böyle bir ihtimalin her zaman mümkün olduğu cevabını veriyor. Malki olayı ile 28 Şubat veya Ergenekon arasında bir bağlantı görmediğini söyleyen Mercan, şunları söylüyor: Malki cinayeti dosyasının yıllarca açılmaması tek başına böyle bir bağlantıyı göstermez diye düşünüyorum. Türkiye´de o yıllarda meydana gelen yüzlerce olay hep faili meçhul kalıyordu. Bunun birden çok sebepleri var. Ama Ergenekon soruşturmasında ortaya yeni bilgiler çıkarsa işin rengi değişir.

Nesim Malki´nin alacak listesi Perinçek´ten çıkmıştı

Doğu Perinçek´te ele geçirilen belgelerde öldürülen işadamı Nesim Malki´ye borcu olanların ve borç miktarlarının listesi çıkmıştı. Asıl önemli olan paranın kaynağı. Doğu Perinçek´in delil klasörü olarak adlandırılan 165´inci klasörde, Perinçek´ten ele geçirilen belgeler arasında öldürülen işadamı Nesim Malki´nin borçlularının listesi de ele geçirildi. Listedeki isimler ve Malki´nin borç verdiği paranın ana kaynağı önemli. 441 klasörlük Ergenekon dosyasının 165´inci klasörünün 239´uncu sayfasında 28 Kasım 1995 yılında Bursa´da öldürülen ve tefeci olarak bilinen işadamı Nesim Malki´nin borçlularının yazılı olduğu bir liste Doğu Perinçek´ten ele geçirilen belgeler arasında çıktı.

MOSSAD kanalıyla Türkiye´ye sokulduğu iddia edilen 17 milyar dolar kimlere gitti?

Ergenekon davasının 165. klasöründe yer alan deliller arasında bulunan belgede şu not dikkatleri çekiyor: MOSSAD´ın kanalı ile 17 milyar dolar Türkiye´ye giriş yapmış. Bunun 9.7 milyar doları Nesim Malki eli ile Türkiye´de piyasaya satılmış (Tefecilik). 7.3 milyar doların 5 milyar doları diğer Musevi vatandaşlar eliyle satılmış. 2.3 milyar doları MOSSAD´a yakın vatandaşlar eliyle satılmış

Doğu Perinçek ile ilgili delil dosyasında yer alan ve başlığında Listede yer alanların şimdiki durumları: Sağ mı, ölü mü, firari mi, tutuklu mu, hükümlü mü, yargılanıyor mu, soruşturma mı geçiriyor? Bunu çıkaralım yazıyor. Perinçek´in Nesim Malki´ye borçlu oldukları iddia edilen kişiler hakkında araştırma yaptırdığını gösteren bu belgeler, yapılan aramalarda ele geçirilince Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz tarafından dosyanın içine konuldu. Belge Doğu Perinçek ile ilgili delillerin bulunduğu 165´inci klasörde bulunuyor. 15 Aralık 2000 tarihli belgede Türkiye´nin en büyük işadamlarının ve kurumlarının Nesim Malki´ye borcu olduğu iddia ediliyor. İşte o belge:

Nesim Malki´nin ajandasında yer alan borçlular

Özel notların arasında Alaattin Çakıcı, 1- Nevzat Ak 25 milyon dolar, 2- Ali Şener 10 milyon dolar, 3- Özer Ciller (............), 4- M.O. Vargı 7 milyon dolar, 5- M. Zeytinoğlu (?) Malki açık çek almış, 6- İshak Romanı xxxxxxx, 7- Kemal Gülman xxxxxx. Ajandanın değişik bir sayfası: 1- Hayyam Garipoğlu 947 milyon dolar, 2- Zeki Işıklı 7 milyon dolar, 3- M. Emin Cankurtaran 17 milyon dolar, 4- Yaşar Ertuna 3 milyon dolar, 5- Mehmet Sümbül (Malki´nin katili) 3 milyon dolar, 6- Yüksel Çağlar 16.2 milyon dolar, 7- Canan Yaka 1 milyon dolar, 8- Mehmet Refik Bulutçu 673 bin dolar, 9- Erol Eşrefoğlu (Evcil) 1.3 milyar dolar, 10- İlhan Öztürk 6.3 milyon dolar, 11- Korkmaz Yiğit 29 milyon dolar, 12- Adil Öner 9.1 milyon dolar, 13- ... 949 milyon dolar , 14- Erol Erkohen 2.3 milyar dolar , 15- Erol Aksoy 161 milyon dolar , 16- Erdal Aksoy 144 milyon dolar , 17- Cavit Çağlar 2.3 milyon dolar , 18- Muharrem KUtay 3 milyar dolar, 19- Fazlı Taştan 4 milyon dolar , 20- Doğan Medya. Hem açık çek, hem de 75 milyon dolar , 21- Dinç Bilgin. Hem açık çek hem 75 milyon dolar , 22- Mustafa Kefeli 60 milyon dolar , 23- İbrahim Yazıcı 40 milyon dolar, 24- H. Ali Demirel 83 milyon dolar , 25- Veli Sözdinler ? , 26- Yahya Demirel 91 milyon dolar , 27- Aksa Holding 23 milyon dolar , 28- Ozaklar A.Ş , 29- Ertaç Tinar 39 milyon dolar , 30- Feza Filmcilik TV Yayıncılık 7 milyon dolar, 31- İhlas A.Ş 4 milyon dolar , 32- Satel TV 9.7 milyon dolar , 33- Kanal 6 TV 13 milyon dolar , 34- Cankurtaran Holding 6.6 milyon dolar , 35- Finansbank 103 milyon dolar , 36- Tekstilban 44 milyon dolar, 37- Yaşar Keçeli-Vedat Keçeli , 38- Mehmet Ali Yaprak ? , 39- Günay Tekstil A.Ş ( ) , 40- Ceylan Yatırım Konsorsiyum ( ) , 41- Durmuş Yaşar 90 milyon dolar , 42- Kepez Elektrik A.Ş 104 milyon dolar , 43- Orhan Aslıtürk

Belgede listenin altında şu not bulunuyor: Özel notlar arasında Alaattin Çakıcı´nın da adı geçiyor. Listenin en alt bölümünde ise şu açıklamaya yer veriliyor: MOSSAD´ın kanalı ile 17 milyar dolar Türkiye´ye giriş yapmış. Bunun 9.7 milyar doları Nesim Malki eli ile Türkiye´de piyasaya satılmış (Tefecilik). 7.3 milyar doların 5 milyar doları diğer Musevi vatandaşlar eliyle satılmış. 2.3 milyar doları MOSSAD´a yakın vatandaşlar eliyle satılmış.

(03 Mart 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=411    yazdır/print


 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Şok plan: HSYK bunu yapacak

26.07.2014 11:54 HSYK'dan önceki gün gelen şok tehdit hayata geçirildi. HSYK 3. Dairesi, Bolu Savcısı Zekeriya Öz hakkında, Twitter'da kullandığı hesap üzerinden 'Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sonunun Kaddafi ve Saddam gibi olacağını' ima..
Tamamı 26.07.2014

İsrail Gazze'den, paralel buradan

25.07.2014 10:31 Paralel yapı mensuplarından Hakkari eski Emniyet Müdürü Tufan Ergüder şok açıklamalar yaptı. Selam-Tevhid örgütü iddiasıyla masum insanları dinledikleri suçlamasıyla gözaltına alınan polis arkadaşlarını savundu. Bugün ..
Tamamı 25.07.2014

İşte F-tipi kumpasın delilleri

23.07.2014 17:25 Türkiye önceki gün; Ergenekon, Balyoz, KCK, ÇHD ve Devrimci Karargah gibi çok yakın geçmişin ünlü soruşturmalarını yürüten polis şeflerinin kelepçelenerek gözaltına alındığı bir sabaha uyandı. 25 ilde toplam 99 polis ş..
Tamamı 23.07.2014

Flaş!!! Paralel polislere operasyon

22.07.2014 10:12 İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nin yönetiminde İstanbul merkezli olmak üzere 22 ilde paralel yapıya karşı büyük bir operasyon başlatıldı. Biri "Selam Tevhid örgütü soruşturmasında kumpas", diğeri ise "'yasadışı dinle..
Tamamı 22.07.2014

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

23.06.2014 20:31 Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde 2007'de biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazları kesilerek öldürülmesine ilişkin davaya 93. duruşmayla devam edildi. Duruşmaya, bir süre önce cezaevinden tahliye edilen Ergenekon hükümlüsü..
Tamamı 23.06.2014

Flaş!!! 12 Eylül müebbetle bitti

18.06.2014 12:57 12 Eylül davasında önemli gelişme.. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Özdabakaoğlu, "sanıkların, darbeyi yapmaya yaklaşık 1 yıl kadar önce karar verdiklerinin ve darbenin ..
Tamamı 18.06.2014

Gülen soruşturması büyüyor

29.05.2014 14:12 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fethullah Gülen hakkında yürütülen soruşturmanın derinleştirildiği öğrenildi. Soruşturmayı yürüten Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcılığı, Gülen'in geçmişe yönel..
Tamamı 29.05.2014

Flaş!!! Paralel örgütün adı: PDY

28.05.2014 11:02 Dicle Üniversitesi'nde paralel yapılanma iddialarını araştıran Diyarbakır Başsavcılığı, örgütün adını "Paralel Devlet Yapılanması" (PDY) olarak koydu. Aralarında rektör Ayşegül Jale Saraç'ın da bulunduğu 9 öğretim üyes..
Tamamı 28.05.2014

Taraf-Baransu'ya 52 yıl şoku!

22.05.2014 17:31 Taraf gazetesi ile muhabir Baransu'ya şok dava.. "Gülen'i Bitirme Kararı 2004'te MGK'da Alındı" haberi için açılan savcılık soruşturması tamamlandı. Mehmet Baransu ve gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü hakkında 52'şe..
Tamamı 22.05.2014

Gülen'e 3 soruşturma daha

02.05.2014 11:29 Fetullah Gülen hakkında, 'dini kullanarak dolandırıcılık' ve 'örgüt kurma' suçlarından dolayı İstanbul'da üç soruşturma yürütüldüğü ileri sürüldü. Gülen hakkında Ankara'da 'darbe girişimi' suçlamasını da içeren bir sor..
Tamamı 02.05.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Paralel yargı: Direneceğiz!

15.02.2014 15:41 Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara'daki hakim ve savcılara d..
Tamamı 15.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 ve 25 Aralık operasyonunu ..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
9.237.440

Email