   Geceleyin
kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız öldürüldü!
İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut Kazan'ın Ergenekon
Savcısı Zekeriya Öz'ün soruşturmadan elinin çektirilmesi için,
içlerinde Ergenekon soruşturmasında tutuklanan avukat Kemal
Kerinçsiz, eski asker Muzaffer Tekin'in de bulunduğu, emekli Albay
Erdal Sarızeybek ve İşçi Partililer gibi belirli çevrelerin eş
zamanlarda verdiği 9 ayrı suç duyurusundan birinde
Adalet
Bakanlığı'na 2008 Mart'ında şikayette bulunmuştu.
Şikayetinde Savcı
Zekeriya Öz´ün, elindeki soruşturmayı 11 aydır tamamlamayıp ucu açık
tutarak, yaşanan gelişmelere göre "dalga operasyonlar"a başvurduğunu
ve "geceleyin kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız
öldürüldü" diyerek soruşturmadan duyduğu rahatsızlığı ifade etmiş,
hatta, son uygulamayla yaratılan dehşetin, 12 Eylül örneklerini
aştığını belirtmesiyle mizah konusu olmuştu. Adalet Bakanlığı'nın 60
gün içinde şikayetine cevap vermemesini gerekçe göstererek bu kez de
12 Temmuz 2008'de Ankara İdare Mahkemesine suç duyurusunu taşımıştı.
Adalet Bakanlığı'nın
Ankara İdare Mahkemesi'ne verdiği, Savcı Zekeriya Öz'ün tamamen
mahkeme kararlarına göre hareket ederek Ergenekon soruşturmasını
hukuka uygun yürüttüğünü belirttiği ayrıntılı savunması üzerine bu
gibi bazı detaylar ortaya çıkmış bulunuyor. Hatırlanırsa Turgut
Kazan,
Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Şemdinli sanıklarına verdiği
ağır cezaların gerekçesinde hüküm giyen sanıkların emir komuta
zinciri içinde hareket ettiği değerlendirmesini anormal bulmuş,
sanıklara verilen ağır cezaların Şemdinli savcısı Ferhat Sarıkaya'yı meslekten ihraç eden hsyk'ya misilleme olduğunu ima etmiş ve aynı zamanda bunun Van
(Yücel Aşkın) olayından sonra yeni bir örnek olduğunu
belirterek dikkatleri çekmişti. (haber
kaynağı-1,
haber kaynağı-2,
haber kaynağı-3,
haber kaynağı-4)
(Abdullah Harun, 2 Kasım 2008)
|
Meclis
-Nisan/1993- Faili Meçhul Siyasal Cinayetleri Araştırma Komisyonu eski
üyesi: "Ergenekon davası, Türkiye'nin karanlık tarihine ışık tutacak"
Hüsamettin Korkutata, bir dönem işlenen ve faili meçhul kalan
olayların altında Ergenekon sanıklarının olduğunu iddia etti. Faili
Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu üyesi Hüsamettin Korkutata,
geçmişte bilgisine dahi başvurulamayan kişilerin bugün yargı önüne
çıkarıldığını söyledi: "Son 30 yılda işlenen suikastların altında
Ergenekon var."
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 1993 yılında kurulan Faili Meçhul
Cinayetler Araştırma Komisyonu üyesi Hüsamettin Korkutata, Ergenekon
davasının Türkiye'nin özellikle son 30 yıllık karanlık tarihine ışık
tutacağını söyledi. Daha önce bilgisine bile başvurulmaya cesaret
edilemeyen kişilerin bugün yargı önüne çıkartıldığını belirten
Korkutata, "Bunda elbette siyasi iradenin, Genelkurmay'ın ve
toplumun katkısı çok büyük. Ama geri adım atmadan sonuna kadar bunun
üzerine gitmek gerek." dedi.
1993-1995 arasında iki yıl boyunca komisyon üyeliğinde bulunan ve
halen SP GİK üyesi olan eski Bingöl Milletvekili Korkutata, o
dönemde yaptıkları araştırmalar sonucu hazırladıkları
raporun
gelen baskılar üzerine rafa kaldırıldığını söyledi. O dönemde elde
ettikleri bulguların bugünkü Ergenekon iddianamesinin temelini
teşkil ettiğine dikkat çeken Korkutata, ülkemizdeki karanlık
ilişkilerin ve faili meçhul olayların altında bugün Ergenekon
davasında yargılanan sanıkların imzasının bulunduğunu kaydetti.
Ergenekon'un 12 Eylül darbesinin ardından,
daha önce tasfiye edilen Özel Harp Dairesi'nin kalıntıları üzerinde
kurulduğunu belirten Korkutata, bunun 1990'lı yıllarda
kurumsallaştığını savundu. İlk etapta güya devleti
korumak adına ortaya çıkan bu insanların zamanla kendilerini devlet
gibi görerek her türlü kanunsuz uygulamalara karıştığını söyledi.
Yapılan kanunsuz uygulamaların önce insan hakları ihlalleri ve faili
meçhul cinayetlerle başladığını kaydeden eski vekil, bu oluşumların
daha sonra hükümetleri değiştirmek veya siyaseti kilitlemek gibi
roller üstlendiklerini belirtti. O dönemde yapılan bu işlerin başını
JİTEM'in kurucusu olan Veli Küçük'ün çektiğini iddia eden Korkutata,
"Veli Küçük, bir taraftan itirafçıları kullanırken, diğer yandan
gizli köy korucularına faili meçhuller yaptırıyordu. Hatta Yeşil kod
adlı Mahmut Yıldırım gibi insanları özel izinle cezaevlerinden
alarak Ankara'daki en lüks otellerde ağırladıklarını tespit ettik.
Yurtiçinde ve yurtdışında karanlık işlere bulaştılar. Hatta
hükümetleri değiştirmek veya belli noktalara götürmek gibi
politikaların cari olmasını sağladılar." şeklinde konuştu.
Korkutata, görev yaptıkları dönemde kolluk
kuvvetlerinin yanı sıra çok sayıda kişi ve kurumun engelleriyle
karşılaştıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Mesela
olayları incelemek üzere bölgeye gidiyoruz. Can güvenliğimiz yok.
Korucu başlarına helikopter tahsis ediliyor ama bize vermiyorlardı.
Yine dönemin DGM Savcısı Nusret Demiral
bütün savcılıklara talimat göndererek 'komisyon üyelerine bilgi ve
belge vermeyin' diyordu. Bizi tehdit ediyorlardı. Hatta Meclis'teki
bazı arkadaşlar da 'bunların üzerine gidilir mi, devlete zarar
veriyorsunuz' diye üzerimize geliyordu." (Meclis
raporundan)
(Abdullah Harun, 22 Ekim 2008)
|
Ahmet
Kekeç, Star, 21 Ekim 2008
Biliyorsunuz, ergenekon davasına bakan mahkemede iki tür tanık yer
alıyor: Gizli tanık. Gizli olmayan tanık. Gizli tanık, adı üstünde,
‘gizli’ olduğu için, görüş mesafesinden uzak bir kabine
konuşlandırılıyor ve sesi deforme edilerek salona sunuluyor. Gizli
olmayan tanık da, şallak mallak, Allah ne verdiyse, tüm
mevcudiyetini göstererek konuşuyor. İşçi Partili sanıkların avukatı
Ceyhan Mumcu, duruşma öncesi, Ergenekon davasında yapacakları
savunmanın detaylarını açıklarken, ilginç bir isimden söz etmiş ve
daha da ilginç sayılabilecek bir çıkış yaparak, ‘Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’yı tanık olarak kullanacaklarını’
söylemiş. Nasıl yani? Hayır... Elbette olur... Olmamış bir şey
değil. Gerekirse başbakanlar da tanık olarak mahkemeye çağrılabilir.
Cumhurbaşkanları da çağrılabilir. Olmuştur. Olmalıdır da... Peki,
Abdurrahman Yalçınkaya tanık olarak kendisini kullandıracak mı?
Mesele bu.
Mumcu’ya
göre Başsavcısı bugüne kadar İşçi Partisi için ‘ihtar bile’
vermemiş. Bu da davanın en önemli kanıtlarından biriymiş. Nasıl
yani? Şöyle: Başsavcı iki parti hakkında kapatma davası açmış,
birçok partiye ‘uyarı’ cezası göndermiş, ama spekülasyonların
odağında olduğu (yahut odağında tutulduğu) halde İşçi Partisi
hakkında ‘hiçbir işlem’ yapmamış. Bu da gösteriyormuş ki, bu
partinin terör olaylarıyla uzaktan yakından ilişkisi yokmuş.
Dolayısıyla, bu partinin ‘sanık’ konumundaki yöneticileri ‘yargılama
dışında’ tutulmalıymış.
   Olur, hayhay. Fakat iki ‘şey’ var... İşçi Partisi terör olaylarına
bulaşmamış olabilir. Bence de bulaşmamıştır. Fakat bu partinin genel
başkanı olan zat, ‘oy çoğunluğu’nun bir şey ifade etmediğini,
dolayısıyla ‘demokrasi dışı arayışların’ normal sayılacağını,
ilericilerin ‘tankları’ bulunduğunu, ‘Ergenekon davası geri
çekilmeden PKK terörünün bitmeyeceğini’ söylemiş, söyleyebilmiş bir
adamdır ve mebzul miktar kripto ve ‘gizli belge’yle yakalanmıştır.
Hadi bunun takdirini mahkemeye bırakalım. Peki, Ceyhan Mumcu iyi mi
yapmıştır? İşçi Partisi’ne ‘ihtar bile’ vermemiş olan Başsavcı’yı ne
duruma soktuğunun farkında mıdır?
Bir soru da değerli Başsavcı’ya: Çok güzel iddianameler
hazırlıyorsunuz, tadı damağımızda kalan ‘yakın ve uzak tehlike’
değerlendirmeleri yapıyorsunuz... Peki, demokrasiye yönelik uzak ve
yakın tehlikeler karşısında neden kılınızı kıpırdatmıyorsunuz?
Oluyor mu yani? (Ahmet
Kekeç'in yazısının tamamı)
(Abdullah Harun, 21 Ekim 2008)
|
 Ergenekon
gerginliği
Yarın Ergenekon davasının ilk duruşması yapılacak. Bir elinde kılıç,
diğerinde terazi, gözleri bağlı olan adalet işe koyulacak. Adaletin
tecellisi zaman alır. Hele Ergenekon gibi bir kervan yükü dosya ile
yola koyulan bir davada herkesin sabırlı olması lâzım. Kolay değil;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün sinir ve sindirim sistemini
temizliyor. Ortalığa saçılanlar nasıl bir belâ ile uğraştığımızı
gösteriyor. Kontrgerilla'nın
kurulduğu 1952 yılı başlangıç alınırsa, Türkiye son 56 yılının
hesabını görüyor.
Elde ne var?
Elimizde, cesur savcıların ve işin peşini bırakmayan yetenekli
polislerin eseri olan kalın bir iddianame ve ekleri var. Bir de bu
iddianamede sanık olarak yer alan ve tutuklu bulunanlar. İddianame
"Ergenekon terör örgütü"nün işlediği somut suçlar üzerine inşa
edildi. İçinde yer alan bilgi ve belgeler derinliğini ve kapsamını
kestirmekte zorlandığımız, her yere nüfûz etmiş devasa bir suç
örgütünün varlığını gösteriyor. Sıralanan somut suçlar ve deliller
devletin şemsiyesi altında suç işleyen bu terör örgütünü deşifre
etmek ve kökünü kurutmak için yeterli. Şöyle bir benzetme yapmıştım:
İri bir kayanın, yani devletin altına yuva yapmış haşerat, kaya
yerinden oynadığı için orta yerde kaldı. Panik içinde sağa sola
kaçıyor. Panik halinde ilişkide oldukları her yeri ayağa kaldırıyor.
Kutunun kapağı açıldı. İçinde gördüklerimizi artık bize kimse
unutturamaz. O zaman bu davanın sonunu mutlaka göreceğiz. Hiç kimse
"acaba üstü örtülür mü?" endişesine kapılmamalı.
Israrlı bir fikri takiple peşinden gitmemiz ve mutlaka çözmemiz
gereken iki problem var.
Birincisi, Ergenekon davasının yol açtığı sarsıntının önümüze
koyduğu gündemleri eleştiri süzgecinden geçirmek.
İddianame Ergenekon'un Türk "kontrgerilla"sı
olduğunu, bu örgütün yoldan çıkarak bir kişisel çıkar şebekesine
dönüştüğünü anlatıyor. Karşımızda sivil-asker uzantıları
olan ve kolları her yere uzanan bir şebeke var. Canı yandıkça,
başkalarının canını yakması ve doğrudan veya dolaylı ilişkide
bulunduğu bütün önemli merkezleri harekete geçirmesi doğal.
Tartıştığımız gündemlerin hemen hepsinde bir Ergenekon izi aramamız
lâzım. Siyaset geriliyor. Asker-siyaset-medya ilişkisi
gerginleşiyor. Ergenekoncuların oturdukları yerden bir kriz yönetimi
sürdürdükleri ve her gündemden kendileri için bir sonuç devşirmeye
çalıştıkları görülüyor. Gerginliğin her
türü, Ergenekoncuların işine yarıyor. Ergenekon davasını
sulandırmaya çalışanlardan başlayarak, siyasete gerginlik
pompalayanları daha dikkatli gözden geçirmeliyiz.
İkincisi, bu dava ile ilgili hepimize düşen sorumlulukla
ilgili. Detaylara kapılıp ana gövdeyi gözden kaçırmayalım. Ergenekon
devlet içine yuvalanmış bir terör örgütü. Savcılık, işlenen suçları
takip ederek önümüze bu örgütün şemasını ve nasıl iş yaptığını
koydu. Mahkeme, delilleriyle ispatlanmış suçlara bakarak hükmünü
icra edecek. Devlet içine böyle bir örgütün mevcudiyeti, sadece suç
işlendiği zaman adalete düşen bir sorumluluğu mu getiriyor? Hani bu
örgütün idarî soruşturması? Siyasî denetim neden devreye girmiyor?
İddianame Ergenekoncuların Türk Silahlı Kuvvetleri adına iş
yaptıklarını, sık sık tekrarladıklarını söylüyor. Koskoca Türk
ordusunun itibarını ayağa düşürmeye kalkan bu örgütle ilgili, Türk
Silahlı Kuvvetleri neden hâlâ bir soruşturma yürütmüyor? Türkiye
Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir soruşturma komisyonunun, bugüne
kadar çoktan devreye girmesi ve Ergenekon terör örgütü hakkında
siyasî denetim kanallarının çoktan harekete geçmesi gerekirdi. İtham
altında bulunan devlet ve devletin güvenlik birimleri. Güvenliği
sağlamakla görevli olanların, vatandaşın can güvenliğini tehdit eden
bir örgüt kurdukları, yönettikleri ve suç işledikleri iddia
ediliyor. Parlamento denetimi olmadan, bu illegal örgütlenmenin
bütünüyle teşhir edilmesi ve istikbalde benzerlerinin önünün
alınması mümkün mü? Yarın, tarihimizde çok önemli bir gün. Bu davayı
sulandırarak içten içe çürütmeye çalışan Ergenekoncular bir tarafa;
kamuoyu denetiminin etkili bir şekilde devrede olması en büyük
güvencemiz. (Mümtazer
Türköne, Zaman, 19 Ekim 2008)
(Abdullah Harun, 19 Ekim 2008)
|
 "Ergenekon
ziyaretçisi Mendi, eşimi ölmeden tehdit etti!"
1996'da Kıbrıs'ta öldürülen gazeteci eşi Kutlu Adalı'nın
katillerinin bulunması için Ergenekon davasından umutlu olduğunu
söyleyen İlkay Adalı, Güldal Mumcu ve Şengül Hablemitoğlu'na da
çağrıda bulundu: "Susmayın. Sustukça faili meçhuller devam
edecek.Ergenekon ziyaretçisi Mendi, eşimi ölmeden tehdit etti."
Kıbrıs'ta 1996 yılında öldürülen gazeteci eşi Kutlu Adalı'nın eşi
İlkay Adalı'dan, faili meçhul suikastlarla öldürülen Uğur Mumcu'nun
eşi Güldal Mumcu'ya ve Necip Hablemitoğlu'nun eşi Şengül
Hablemitoğlu'na, "Susmayın" çağrısı geldi. Eşinin katillerinin
bulunması için Ergenekon davasından umutlu olduğunu anlatan İlkay
Adalı, eşinin suikastına adı karışan Kocaeli Garnizon Komutanı Galip Mendi'nin 2004 yılındaki referandumda,
Muzaffer Tekin'le birlikte
Kıbrıs'a gelerek, köy köy dolaştığını ve "Hayır" oyu verilmesi için
halka propaganda yaptığını söyledi.
12 yıldır çözülemeyen cinayet
1996 yılı Temmuz'unda faili meçhul bir suikastla öldürülen Kıbrıslı
gazeteci Kutlu Adalı'nın cinayetindeki sır perdesi 12 yıldır
aralanamadı. Adalı'nın bedeninden çıkarılan 2 kurşunun balistik
incelemesi yapılmadı. Suikastta, o dönem, hakkında yazdığı yazılar
nedeniyle tehditler aldığı, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı
Galip
Mendi, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı olan
Hasan Kundakçı ve
Abdullah Çatlı'nın isimleri geçti.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, suikastın Susurlukçuların meşhur silahı
"Uzi" ile gerçekleştirildiğini açıkladı. Kutlu Adalı'nın eşi İlkay
Adalı, suikastın faillerinin ortaya çıkarılması için davanın peşini
bırakmayarak, büyük bir hukuk mücadelesi ortaya koydu. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) gerekli soruşturmayı yapmadığı için
Türkiye'yi mahkum ettirdi.
Savcı olayın üstüne gitsin
Katillerin ortaya çıkarılması için Ergenekon Davası'na umut bağlayan
İlkay Adalı, yine faili meçhul suikastlarla öldürülen Uğur Mumcu'nun
eşi Güldal Mumcu'ya ve Necip Hablemitoğlu'nun eşi Şengül
Hablemitoğlu'na, "Susmayın" çağrısı yaptı. Güldal Mumcu ve Şengül
Hablemitoğlu'nun suikastların üstüne gitmek yerine, susmayı tercih
ettiklerini ifade eden Adalı, "Onlara çağrım, susmamaları. Çünkü,
onlar sustukça sıra başkalarına gelecek. Faili meçhul cinayetler
devam edecek" dedi.
Ergenekon davasından ümitli olduğunu ifade eden Adalı, "Ergenekon
Davası'nda, eşime yapılan suikastın üzerine gidilirse, failler
bulunur. O kurşunların Uzi silahından çıktığına, kime ait olduğuna
dair bilgiler gelirse, o olayın çözüleceğine inanıyorum ben.
Ergenekon Savcısı’nın eşime düzenlenen suikastın üzerine gitmesini
bekliyorum ve Başbakan Erdoğan'dan istediğim randevunun kabul
edilmesini istiyorum" dedi.
KORGENERAL GALİP MENDİ’YE AĞIR SUÇLAMA
İlkay Adalı, Genelkurmay Başkanlığı adına Ergenekon tutukluları
emekli Orgeneral Şener Eruygur ile emekli Orgeneral Hurşit Tolon'u
Kandıra F Tipi Cezaevinde ziyaret eden Kocaeli Garnizon Komutanı
olan Korgeneral Galip Mendi ile ile ilgili de müthiş bir iddiada
bulundu.
Eşinin ölümünde kısa süre önce Galip Mendi'den tehdit telefonları
aldığını ve Mendi'nin bunu mahkemede kabul ettiğini ifade eden
Adalı, şu iddiayı gündeme getirdi: "Kıbrıs'ta 'Evet - Hayır'
oylaması yapılacağı zaman Galip Mendi, Muzaffer Tekin'le birlikte
gelip burada, köyleri gezip 'Hayır' oyu verilmesi hususunda halka
telkinde bulundular." (Bugün
gazetesi, 19 Ekim 2008)
(Abdullah Harun, 19 Ekim
2008) |
Perinçek:
'Ergenekon Soruşturması'na son verin, terör bitsin'
Ergenekon tutuklusu Doğu Perinçek'ten şok bir çağrı geldi. Terör
olaylarının arttığı bir dönemde Aydınlık dergisine konuşan Perinçek
şok ifadelerde bulundu.
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan İşçi Partisi Genel
Başkanı Doğu Perinçek şok ifadelerde bulundu. Partisine yakın
Aydınlık dergisinde röportajı yayınlanan Perinçek, PKK terörünün
bitmesi için Ergenekon operasyonunun sona ermesi gerektiğini
savundu. Perinçek ‘Ergenekon soruşturması bitmeden PKK terörü
bitmez’ iddiasında bulundu.
GÖNDERME DE Mİ BULUNDU
Ergenekon Operasyonlarının başlamasının ardından Ergenekoncuların
PKK ile ilişkili olduğu iddiaları ortaya atılmış hatta PKK'nın
Ergenekon örgütü tarafından kurulduğu öne sürülmüştü. İP Genel
Başkanı Doğu Perinçek'in de PKK kamplarında Abdullah Öcalan'la
yaptığı görüşmelerde çekilen fotoğraflar değişik medya organlarında
yer almıştı. Perinçek'in bu açıklaması akıllara, "PKK saldırılarının
arkasında Ergenekon terör örgütü mü var?" sorusunu getirdi.
ERGENEKON TERTİBİNİN SONU ÇÖZÜMÜN BAŞLANGICI
Perinçek Aydınlık dergisinde yayınlanan röportajında şu ifadelerde
bulundu: “ABD, Ergenekon operasyonuyla Türkiye’yi parçalama ve
ekonomisini çökertme planını uyguluyor. Ordu’yu yıpratıyor, bölücü
teröre karşı etkin olmasın diye. İşçi Partisi’ni hedef aldı; Türkiye
bağımsız ve halkçı bir iktidar kuramasın diye. Bölücü teröre karşı
bugün ilk ve en etkin uygulama, Ergenekon operasyonuna son
vermektir. Bu yapılmadan Türkiye cephesini etkin olarak bölücü
teröre dönemez. Bu yapılmadan ekonomik çözüm de üretilemez. Ordu’nun
bir futbol topu gibi her gün tekmelendiği bir ortamda, Aktütün
Karakolları basılır, Ordu’ya karşı yıpratma kampanyaları çok daha
ileri boyutlara götürülür, Milli Hükümet’in önü tıkanır. Ergenekon
tertibine son verilmesi, tüm çözümlerin başlangıcıdır."
SON BİR YILLIK BİLANÇO KABARIK
Ergenekon operasyonlarının başlatıdığı son bir yılda terör
saldırılarında ciddi bir artış yaşandı. Geçtiğimiz yıl 21 Ekim'de
Dağlıca'ya saldıran teröristler 13 askeri şehit ederken 8 askeri de
kaçırmıştı. 3 Ekim'de Aktütün Karakolu'na yönelik saldırı da ise 17
asker şehit oldu. Bugün meydana gelen saldırılarda 5 askerimizin
şehit olduğu haberleri geldi. Yine son bir yıl içerisinde değişik
yerlerde düzenlenen saldırılarda çok sayıda asker PKK'lı teröristler
tarafından şehit edildi. (Bu
haberin tamamı)
(Abdullah Harun, 17 Ekim 2008)
|
Taraf'tan
TSK'ya sert tepki
Taraf Gazetesi geri adım atmadı, tam aksine yeni belge ve
fotoğraflar yayınladı. Aktütün haberleriyle gündemi sarsan Taraf'dan yeni bir belge daha
geldi. İlker Başbuğ'un öfke saçtığı Taraf, adeta "savaşa ben de
varım" dedi. Üstelik Genelkurmay'ın haberlerle ilgili yayın yasağı
koymasına rağmen, 1. sayfayı Aktütün'e ve Başbuğ'a verilen cevapla
kapattılar. Başbuğ'un zehir zemberek açıklamasına aynı sertlikte
cevap verdiler. Bununla yetinmeyip yeni bir fotoğrafla "hodri
meydan" dediler.. Gazete "Tehdidi bırak hesap ver" manşetiyle
okurların karşısına çıktı. Yayın yasağını takmayan gezete, Başbuğ'un
açıklamalarına tek tek cevap verdi.
Gazete sürmanşetten askere bir de çağrıda bulunuyor: "Taraf yeni bir
Aktütün belgesiyle, Başbuğ'u sükunete ve görevini yapmaya
çağırıyor."
Gazetenin "Öfke bu sorulara cevap vermiyor" alt başlığı altında
yanıt verilmesini istediği sorular şöyle: 1. Aktütün göz göre göre nasıl basıldı?
2. Baskın canlı canlı izlendi, ne yapıldı?
3. Bayraktepe mevzii takviye edildi mi?
4. PKK Bayraktepe'yi ele geçirebildi mi?
5. Aktütün karakolu saldırıya uğradı mı?
Taraf
gazetesi Yazarı Ahmet Altan'ın
yazısı: Genelkurmay Başkanı'na...
Siz böyle saygısız, nezaketsiz,
tehditkar bir konuşma üslubunu benimseme cüretini nereden
buluyorsunuz? Ağzınızdan çıkanı kulağının duymuyor mu sizin? Siz
kimi korkutmaya çalışıyorsunuz? Korkutabileceğinizi inanıyor musunuz
gerçekten? Bakın ben size dostça bir şey söyleyeyim general?
Vazgeçin bu kaba tehditlerden... Öfkeli jestlerden, asabi
mimiklerden. Bunlar bizi korkutmaya yetmez. Ha, sanmayın ki bu
ülkede 'derin devlet' dendiğinde kimin kastdedildiğini bilmiyoruz,
sanmayın ki patlayan arabalardan, ensesinden vurulan adamlardan
haberimiz yok. Sadece umrumuzda değil. Bunu anlayabiliyor musunuz?
Bazı insanları, ülkeleri özgür ve mutlu olsun diye herşeyi göze
alabileceğini kavrayabiliyor musunuz? Bunu kavramaya çalışın.
Bırakın korkutma çabalarını. Bunlar yakışıksız işler. Üstelik
gerçeği ortaya çıkarma çabasından bizi vazgeçirmeye de yetmez.
Siz birşeyler söylediniz dün. 'Herkesi dikkatli olmaya ve doğru
yerde bulunmaya" davet ettiniz galiba, Siz 'doğru yerin' neresi olduğunu biliyor musunuz? 'Doğru yer' neresidir biliyor
musunuz? Doğru yer insanın mesleğini dürüstçe ve gereklerini yerine
getirerek yaptığı yerdir. Biz 'doğru yer'de duruyoruz. Mesleğimizin
gereğini dürüstçe yerine getiriyor ve gerçekleri yıllardır
yalanlarla kandırılan bu halka açıklıyoruz. Siz doğru yerde
durmuyorsunuz. Kendi mesleğinizin gereklerini yerine
getirmiyorsunuz. Sizin mesleğininiz gereği, size emanet edilen o
genç askerleri korumaktır. Karakol baskınını an be an gösteren
kamera kayıtlarına rağmen, gerekli tedbirleri almamak, istihbarat
raporlarına aldırmamak, çatışma başladıktan sonra yeterince yardım
göndermemek ve o çocukları ölüme göndermek sizin suçunuzdur.
Görevinizi yerine getirmediniz.
Neden? Niye o çocukları korumadınız? Bunun için yargılanmanız
gerektiğini biliyorsunuz değil mi? Tabi savcıların sizi mahkemeye
çağırmayacağına, sizi yargılayacak bir merci olmadığına
güveniyorsunuz. Ama bu yargılanmanız gerektiği gerçeğini
değiştirmiyor. Tabi bir de istifa müessesesi denilen bir şey var.
Sanırım sizin o müesseseden haberiniz bulunmuyor. Başbakanın,
hükümetin, parlamentonun sizden hesap sormaması da sizi
cesaretlendiriyor. Ama bir de halk var bu ülkede. Gerçekleri duymak
isteyen bir halk. Ve o sizin peşinizi bırakmaz. Arkanıza kuvvet
komutanlarını alıp kameraların karşısına geçerek asabi bir şekilde
medyaya verdiğiniz 'muhtıra' bu gerçeği değiştirmez. Siz bize
Aktütün'ü anlatın. O çocuklar niye öldü? Niye baskını önlemediniz?
Bir de pek anlamadığımız bir sözünüz var, 'Bu tip saldırılar
karşısında her ordunun vereceği cevap ve tepki bellidir'. Ne demek
bu? Birincisi bir saldırı yok, saldırmıyoruz, gerçekleri
açıklıyoruz. İkincisi, 'Her ordu' böyle eleştiriler karşısında nasıl
tepki veriyor? Siz nasıl tepki verdiklerini bilmiyor musunuz?
Gelişmiş ülkelerde böyle bir facianın sorumlusu olanlar derhal
görevlerinden alınıp yargılanırlar. Ama sizin aklınızdaki bu değil,
açıkça anlaşılıyor. O zaman, nedir o? 'Ordunun vereceği tepki'?
Ordular kendilerine saldıran 'düşman'ı yok etmek için eğitilirler.
Bizim gerçekleri açıklamamızı bir 'saldırı' olarak
nitelendirdiğinize göre Bizi de 'düşman' olarak görüyorsunuz. Eee,
ne yapacaksınız? Saldıracak mısınız, gazeteyi mi bombalayacaksınız,
F 16'ları mı göndereceksiniz? Siz ne dediğinizi farkında mısınız?
Baskını daha önceden bildiğiniz halde o çocukları korumayacaksınız,
Bunu açıklayan gazeteleri de 'ordu tepkisiyle' korkutmaya
çalışacaksınız. General, 'doğru yer'de durun. Haddinizi aşmayın.
Bizim ülkemizde, 70 milyon insanın boğazından kesip verdiği
paralarla ayakta duran bizim ordumuzla, bizi tehdit edemezsiniz.
Ordu, sizin hatalarınızı kapatmak için kullanacağınız bir tehdit
aracı değildir.
Haa, bir de 'bölücü terör örgütünün eylemlerini başarılı gibi
gösterenler, akan ve akacak olan her damla kanın sorumlusu olurlar'
sözünüz var. Bakın bunu doğru söylüyorsunuz. Ama, 'başarılı
gösteren' kim? Baskının önlenmediğini açıklayan gazeteler mi, yoksa
baskını bile bile önlemeyenler mi? O kandan kimin sorumlu olduğunu
anladınız mı? Sorumluluğu hissediyor musunuz? Hissetmelisiniz ve
tehditleri bırakıp gerçekleri açıklamalısınız. Tehditlerinizden ve
üslubunuzdan hoşlanmadık. Gerçekleri söyleyin bize. Gerçekleri...
Biraz cesaret yeter buna. Cesaretiniz de öfkeniz kadar büyük
olduğunda bize gerçekleri söyleyeceğinize eminiz. O günü bekliyoruz.
(Ahmet
Altan'ın yazısı için alternatif link)
(Abdullah Harun, 16
Ekim 2008, TSİ: 14.00)
Genelkurmay:
"(Aktütün baskınıyla ilgili) Bu gizli bilgileri sızdıranlar hakkında
adli işlemler başlatılmıştır..."
Taraf'ın bugünkü haberini siteye yeni eklemiştik ki Genelkurmay
Başkanlığı'ndan yukarıdaki başlıklı çok sert bir açıklama geldi.
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Aktütün karakolu saldırısıyla
ilgili TSK tarihinin en sert açıklamasını yaptı... " İlk önce şunu
herkesin iyi anlamasını istiyorum. Bayraktepe'de meydana gelen olay
PKK açısından intihar olayıdır. Orada çarpışan asker için ise
kahramanlık destanıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendine güveni
tamdır. Aktütün saldırı olayıyla ilgili İkinci Ordu komutanı
inceleme yapıyor. Bu gizli bilgileri sızdıranlar hakkında adli
işlemler başlatılmıştır..." (Genelkurmay
açıklaması)
Bu ve benzeri haberlerin siteye, herhangi
bir kurumumuzu yıpratmak amacıyla eklenmediğini site yöneticisi
Abdullah Harun olarak vurgulamak istiyorum
Hangi makam ve mevkide olursa olsun, ister Genelkurmay Başkanı,
ister Cumhurbaşkanı, ister Başbakan isterse de başka bir yetkili
olsun, hiç kimse bizden kendilerine
güvenmemizi, gerekenlerin yapıldığı açıklamalarına inanmamızı
istemesin, beklemesin. Biz olaylara ve sonuçlara bakarız. O kurumda
bazı kişiler eğer bir hata yapıyorsa, o hata sebebiyle de Dağlıca ve Aktütün'de ve benzeri her durumda birçok asker-polisin anne-babaları
evlat acısı yaşıyorsa, işte o hatayı yapanlar kim olursa olsun
ortaya çıkarılıp hesap sorulmalı, cezalandırılmalı ve bu bilgi de
kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Böyle skandallar basına yansıdı diye
sızdıranların üzerine gitmeye kalkmak bizce doğru bir davranış
değildir. Şeffaf olunarak, eğer sızdırılan bilgi yanlış ise bu ifade
edilebilir. Bu asla kurumların saygınlığına ve güvenilirliğine gölge
düşürmez. Orgeneral İlhami Erdil olayını burada hatırlatmak isteriz.
Herkes hata yapabilir, önemli olan hataların üzerine gitmektir,
onları örtmek ya da hataları ortaya çıkartanların peşine düşmek
değil!
(Abdullah Harun, 15 Ekim 2008, TSİ: 14.00)
|
 Askerî
savcıdan Taraf'a: Belgeleri getir, yoksa gelir alırız!
Askeri savcılık, Aktütün baskınına ilişkin yaptığı haberlerle
Genelkurmay'ı zor durumda bırakan Taraf Gazetesi'ne 3 gün süre
vererek, belgelerin teslim edilmesini istedi.
Savcılık, gönderdiği faksta, belgelerin gönderilmemesi halinde,
gazeteye baskın yapılarak belgelere zorla el konulacağını da
bildirdi.
Askeri savcılık, Dağlıca baskınına ilişkin haberleriyle
dikkat çeken Taraf'a kamuoyunda 'Genelkurmay'ın Türkiye'yi
biçimlendirme planı' diye yayımladığı lahikanın ardından da faks
gönderip elindeki belgeleri istemişti. Gazete, belgeleri savcılığa
göndermişti. Bu arada Genelkurmay Askeri Mahkemesi, 14 Ekim'de Aktütün baskınıyla ilgili Taraf'ta yayınlanan haberle ilgili yayın
yasağı kararı aldı.
OKUR YORUMLARI:
Baskınmış... Aynı baskın, görüntüsü alınan teröristlere
yapılsaydı 17 VATAN evladımız şehit olmazdı!
yunus çınar, 16 Ekim 2008
Yayın yasağı öylemi-SEBEP ? O resimler sahteyse Orjinalinimi
yayınlayacaksınız ? Değişik bir resim görürüz umarım, yoksa
düşünmemizede yasakmı koyacaksınız.
Turhan Öztürk, 16 Ekim 2008
Hey Allah'ım aklıma mukayyet ol.... Tüm sorular ortadayken ve bu
sorular yanıtını bulamazken bir de üstüne fevri davranışlar
sergileyen tsk ne yapmak istiyor acaba.Soruların yanıtını neden
vermekte bu kadar zorlanıyorlar.Yanıt çok mu karmaşık kafa
karıştırıcı.Biz cahil ! milletin anlayamacagı tarzdan mı bu
açıklama.Açıklama yapılmaya layık degil miyiz ölenler bizlerden
birilerine aitken.Bu soruların yanıtları neden hala gelmiyor.Kusura
bakmayın tsk bu sefer halk gerçekten kızgın ve ardınızda
durmayacak.Adam yerine konmuyorz çünki..
Name Yılmaz, 16 Ekim 2008
baskalarından da hesap sorulmalı...... Neden bile bile baskın yiyen,
evladlarımızın şehit olmasına göz yumanlardan hesap sorulamaz?????????
Hüseyin Nuri Karakaş, 16 Ekim 2008
Yoksa gelirmiş.. Otoriteye bak.. zorla mı alınacak..Bunun bir üslubu
yok mu? Tabii her zaman söylüyoruz.. bir ülkede hem sivil hem askeri
savcı olamaz..hem asker hem sivil diye bir kurum olamaz..Asker
siyasi kurumun, meclisin emrindedir.. bu durumun hemen kaldırılması
gerek..
Selahattin Balsoy, 16 Ekim 2008
despotizm. Despotizmden baska nedir bu? Basın özgürlüğü yok mu bu
ulkede, ne demek "gelir zorla aliriz"??!!
Osmanli Torunu, 16 Ekim 2008
Oldu alası böyle. Türkiye Cumhuriyeti kuruldu kurulalı asker ve
darbe olmadığını duymadım; askeri savcının böyle hareket etmesi
alışılagelmiş bir hareket.
Ercüment Şener YAZICI, 16 Ekim 2008
Önemli olan belgelerin gerçekliği... Taraf gazetesi yazsın yazmasın
vatandaş neyin ne olduğunu anlıyor...
Rahmi IRMAK, 16 Ekim 2008
NORMAL. soru sorulmayan fakat her sorduğuna cevap isteyen bir
kurumdan başka ne beklenebilir.
zübeyir ör, 16 Ekim 2008
BELGELERİN NERDEN GELDİĞİ NEREDE OLDUĞU ÇOKMU ÖNEMLİ. Belgelerin
kimde olduğu ile uğraşmak yerine olayda ihmali olanları tespit edip
gereği yapılmalı değilmi olay sıradan bir olay değil 17 gencecik ana
kuzusu şehit edildi hemde ihmaller zincirinin olduğu bir baskında .
erbil ersoy, 16 Ekim 2008
tarafa tarafız. gerci cogu gibi sologanlari sevmem ama burda diyecek
baska birsey yok!
vedat findik, 16 Ekim 2008
olmaz böyle şey. bağırarak kimi sindirmek ve bitirmek istiyor pkk yı mı
halkın eleştiri ve şüphelerinimi hiç yakışmadı aslında beklenen de buydu.hesap
vermesi gerekenler hesap soruyor.ama inandırıcı ve samimi değil sadece etkinlik
kaybetmenin ve başarısızlığın verdiği sinir
aydın vural, 16 Ekim 2008
Sayın başbug sen türk halkından büyük degilsin..Tabiki hesap vereceksin.. Bir
şeye sinirlenebilir ve kendini savunabilirsin elbet.ama bu savunma yaptıklarının
nedenini aydınlatıcı ve kendini aklayıcı nitelikte olmalıdır.Sorulara net yanıt
veriyorsan tepkin anlamlı.Veremiyor ve devlet sırrı kavramına saklanıyorsan
millet sonucu ortada olan bu saldırıları sana elbet sorar.Bizler topyekün asker
bir milletiz.Devletimizi de severiz ama bu eleştirilemeyecegin anlamına
gelmez.Olanlar ortada iken ve sen tatmin edici bir bilgi vermemişken ve yine her
defasında sorumlular
Name Yılmaz, 16 Ekim 2008
hakkında soruşturma açılmıştır diyor ama sonucunu milletle paylaşmıyorsan bu
millet sana sorar.Hemde öyle bir sorar ki neden soruyorsunuz diyemez siniz?Siz
hizmet için varsınız o makamda.Bir şeyler yanlış gidiyorsa elbet hesabını
vereceksiniz.Bireysel sorumlulugunuz olmasada hesap vermeme lüksünüz yok.Yeter
artık bu ülke millet rejim bizim tribinden kurtulun artık.Artık sıkmaya
başladı.Hiç bir kurum digerinden üstün degildir.Hele millet karşısında hiç üstün
degildir.bu da bir millet muhtırasıdır
Name Yılmaz, 16 Ekim 2008
Medya korkunca terör bitecekmi? Peki medya kötü bir medya ise Bu medya polisi
niye eleştiremiyor?
Rahmi IRMAK, 16 Ekim 2008
Gerçekler. Gerçekler ortaya çıkarılmalıdır. Şehtlerimizin üzerinde soru
işaretleri olmamalıdır.Herkes gerğini yerine getirmeli ASKER,MEDYA SİYASET
sorumlu oldukları alanın bilinciyle gereğini yerine getirmeli.bu konu ortada
kalmamalıdır
uğur coşkun, 16 Ekim 2008
polis,tek bir teröristi dahi bilip yakalarken!!!!!!! evet polis, k.ırak'dan
giren tek bir teröristi dahi bilip takip edip istanbulda ,kadın teröristin eylem
yapmasına musade etmeden yakalıyor ama siz hazırlıkları bir ay önceden
yapılan,kandilden ağır silahlar ile,katırlar ile gelip sınırı geçip aktütün
karakoluna saldırı yapan üçyüz teröristi son ana kadar farketmediğinizi
söylüyorsunuz!!!!bizimde buna inanmamızı bekliyorsunuz!!!kusura bakmayın ama
düşünen akıl burda değil ihmal daha vahimi kasıt olduğunu anlıyor!!!!!
fatih oğuzhan, 16 Ekim 2008
Tamam da... Tamam da niye bagiriyorsunuz? Bagirmasaniz da anlardik. Simdi
karsiniza aldiginiz kisi, kurum, grup susmazsa ne olacak?
Osman Bazuka, 16 Ekim 2008
Polat Alemdar'a gorev cikti. Herhalde serinin bundan sonradki dizisi. Kurtlar
vadisi Ordu olsa gerek.... Polata gorev verin o cozer meseleyi ;)
Arif Genel, 16 Ekim 2008
Asker duygusal olamaz. Askerlik mesleği, vatanın dış tehditlere karşı
savunulmasına yönelik, soğuk kanlı olması gereken bir meslektir. Öğretmenlik,
gazetecilik, doktorluk, profesörlük, halkı işine taşıyan otobüs şoförlüğü kadar
da kutsaldır. Aslında, meslekleri kutsal ve dokunulmaz yapmak da gereksiz. Halk
herkesin değerini biliyor. Hatta Türk Ordusunun. Ama subaylık da bir meslek.
Herkes kadar eşit vatandaşlar. Bu durumda gazeteler ve halk, hesap da sorar,
cevap almak da ister bazı belirsizliklere. Algınganlık yok.
Mustafa Cavusoglu, 16 Ekim 2008
hesap verme zamanı. İlker Başbuğ'un dünkü konuşması hiçbir şekilde tatmin edici
olmamıştır. Gazetelerde verilen somut delillere karşılık sadece tehdit var.
Bizler ,bu baskına göz göre göre neden olan gerekli tedbirleri almayan kişilerin
toplum önünde hesabının sorulmasını istiyoruz. Her zaman pkk ya karşı diken
üstünde olması gereken ordumuzun içinde asla ihmale mahal verilmemeli. Siyasetle
uğraşmak yerine lütfen ordu göreve.
tuba, 16 Ekim 2008
Sansür!! Gene OHAL dönemine gidilmek isteniyor!Sansür baslazacak,kimse haber
yapmayacak,Genel kurmay ne söylerse o yazilacak!Zavalli insanlarin evleri
ansizin askerler tarafindan basilacak,talan edilecek,sucsuz insanlar
tutuklanacak,daha sonra faili mechul cinayetler listesine girecek veya iskence
ile öldürülecek,Zavalli insanlarin köyleri bosaltilacak,herseyleri darp
edilecek,ama sonucta gene hükümet suclu olacak!Sizler bu ülkede duracaginiz yeri
ögrenmediginiz sürece,bu ülkenin refahindan söz edilemez
girambar gir, 16 Ekim 2008
Memur memurlugunu bilmeli. TARAF'i milletin ve demokrasinin tarafinda oldugu
icin tekrar ve tekrar kutluyorum. Elbette diger medyanin da TARAF'a sonsuz
destek vermesini can-i gönülden istiyorum. Aynen TARAF'in yaptigi gibi hükümetin
de bu isin üzerine gidip millet icin calisan bu memurlarin derhal hesap vermeye
alisir hale gelmelerini saglamasini istiyorum. Kimse kendini milletin efendisi
yada cobani olarak görmesin! Ordumuzu yipratan bu muvazzaf memurlarin da derhal
tasviyesi elzemdir.
Murat Celi, 16 Ekim 2008
Başarı? Ben de Sayın Genelkurmay Başkanının "Başarılıymış gibi gösterenler..."
ifadesine takıldım. Kimse PKKyı başarılıymış gibi göstermiyor..."TSK nın bir
zaafiyeti var mı?" diye soruyor...Örneğin biz futbol maçlarında gol yediğimiz
zaman, bu hep karşı takımın başarısından dolayı mı oluyor? Kalecimiz öne
çıkmışsa, defansımız görevini yapmamışsa, teknik direktörümüz dersini
çalışmamışsa, gol yemişsek, karşı takımın başarısındanmıdır?
Meriç Güngör, 16 Ekim 2008
paşaya inat. dün yağmurda taraf almaya gittim.GERÇEKLERİ ÖĞRENMEK İÇİN.
DİLEK TETİK, 16 Ekim 2008
peki sayın paşam. medya şuçluıda bu baskının istihbaratını alan ve hiç bir önlem
almayanlar suçsuzmu bize bunu açıkla kabahatinizi başka kurumlarda aramayın..
Nuri Oklu, 16 Ekim 2008
böyle olmaz paşam......... paksütle gizli gizli görüşmeler, bazı medya
mensuplarıyla oturup konuşmalar, golf oynayan vurdumduymaz tavırlar,
tehditler.............. MİLLETE EFELİK YAPILMAZ PAŞAM.
son yorum, 16 Ekim 2008
ulasılmaz. sayın paşalar bulundugunuz bu noktalar sızlerınde basınızı
dondurmesın o mevkılerde bu mıllet için var oldugunuzu unutmayın sızler
resopyonlarda ve mısafırhanelerde sıcak guzel ortamlarda bazı zamanlarınızı
gecırıken bu mılletın evlatları kanlarını akıtmakta elbettekı bu mıllete zamanı
geldıgınde tatmın edıcı acıklamalarda bulunmalısınız tabıkı bu acıklamalar emir
vererek olmamalı sız bu mıllete saygı duyarsanız bu mıllette sızı baslarda tac
yapar bız mıllet olarak komutanlarııza saygı duyarız
Aliriza bayankulu, 16 Ekim 2008
biraz ciddiyet. irticaya verdiğiniz önemi terörede verseniz bu iş biter.
vehbi aytac, 16 Ekim 2008
Sayın Başbuğ şık olmadı. Satın Başbuğ'a bu sert uslup hiç yakışmadı.Yapacağı
sadece hata ve ıhmalin sorumluları hakkında gereğinin yapılacağını
açıklamasıydı.Çünkü mızrak artık çuvala sığmıyor.Milleti bu sert uslupla
korkutacağını sanıyorlarsa yanılıyorlar.
şaban köksal, 16 Ekim 2008
Suçlunun suçu cazgırlıkla örtülmez. Bilgi toplamakla yetkili kurumların
uslubunde bir bozukluk olmaksızın bilgi alma yetkilerine bu kadar sert usluple
ve tehdit vari bir dille cavaplanmasını yadırgıyorum. Bu da bir suçu paspas
altına itmenin farklı bir yöntemidir. Basını hiçbir makam ve kurum tehtid
etmemelidir. Bu tehdidi ben basına darbe olarak nitelendiriyorum. Ülkemizin tüm
askeri ve stratejik yetkilerini elinde bulunduran bir komutana yakışmayacak bir
uslup olup sinirle söylenmiş sözler olduğunu temenni ediyorum.
Hüseyin Yalçın, 16 Ekim 2008
naklen!!! Paşa önce naklen izledikleri saldırının cevabını versin. PKK için
intihar saldırısıymış. TSK hazırlığını buna göre mi yapıyor? yoksa eldeki somut
delillere göre mi? Kaç terörist öldüğü hiç önemli değil. Önemli olan bizim
şehitlerimiz.
mutlu şimşek, 16 Ekim 2008
Her Türk Askerdir ve Her Türk Ordusunun Emrindedir. Paşam kimse PKK'yı ve
eylemlerini hiçbir zaman başarılı göstermedi. Bir avuç aç köpeğin Türk ordusuna
galip gelmesi Allah'ın izniyle hiçbir zaman mümkün olamaz. Söylenenler ''Eğer
içimize sızan hayinler varsa onları tespit edelim'' anlamındadır.
bayram tanaydın, 16 Ekim 2008
Turk Olmak. Pasanin Bagira Bagira attigi Fircasini dinlerken bizi takip eden
dunyanin dusuncelerini ve onlarin gozundeki dustugumuz konumu dusunup kahrolarak
utandim. Vallahi Utandim. Ama hic de korkmadim.
TOLGA ARSLAN, 16 Ekim 2008
suç ve ceza. heronların bir aydır verdiği istihbarata rağmen aktütüne yapılan
saldırıyı niye engellemedikleri ile ilgili hiçbir açıklama yapmadı.Kamuoyu
aydınlatılmalı.Medya değil sorumlular cezalandırılmalı
SAMİ EROL, 16 Ekim 2008
Milletin Askeri; Bu ordu bu askerler milletindir ve milletine fırça atmak,
milletine karşı ihtilal yapmakla vazifeli deillerdir, ama milletine hesap ve
hizmet etmek zorundadır. 21 yüzyılda ve 2008 yılındayız, sorumluluk mevkiindeki
biri asla böyle uslupla konuşamaz, batı devletlerinde ve ABD de böyle konuşan
birisi konuşma bitmeden görevden alınır, elbisesi çıkartılır, ama herşeyde bir
hayır vardır, millet bilgi sitemeye devam etmeli ve konuşmalı, yazmalı. Yasemin
hanım haklı ve vazifesini yapmıştır, Cem
cem can, 16 Ekim 2008
(Abdullah Harun, 16 Ekim 2008)
|
Memleketimin sihirli kelimeleri
Kelimelerin gücüne inanırım. Bazı kelimelerin memleketimizdeki gücüne daha fazla inanırım. Hele de kimi zamanlarda, memleketimizde bazı kelimelerin gücüne daha da bir inanırım. Memleketimiz ne zaman çetrefilli bir dönemden geçiyor olsa, bazı kelimeler hacminden fazla yer kaplar demogoji boşluklarında, televizyon
tartışmalarında, gazete köşelerinde, kahve sohbetlerinde. "Uzlaşma" gibi,
"kamusal alan" gibi, "cumhuriyetin kazanımlari" gibi, "laik devlet" gibi, "üniter
yapı" gibi, "velev ki" gibi...
Genelde memleketimizde tartışmalar "sloganlar" üzerinden yapıldığı için de, bu tarz kelimeler "tartışmalar"ın(!) olmazsa olmazlarıdır ve her zaman için sözlük
anlamlarından daha fazlasını ifade ederler. Misal; laiklikle ve laik devletle bir problemi olmadığını "ispat etmeye" çalışan "takiyeci" bir sayın tartışmacıya
(ki bunun ispatı memleketimizde izafiyet teorisinin ispatından daha zordur) haddini bildirmek için, konuşmasının tam ortasında yüksek perdeden peşpeşe üç-beş kez söylenecek "Türkiye laiktir, laik kalacak" cümlesi yeterlidir. Bu
sihirli cümleye rağmen "takiyeci" sayın tartışmacı "gerçek niyetini" itiraf etmemişse "cumhuriyetin kazanımları, laik devlet, itiraf et!" diyerek ikinci hamleyi yapmak en doğru hareket tarzı olacaktır. Hala hasmınız konuşmasına devam ediyorsa da "hadi ordan, takiye yapıyorsun!" diye suratına doğru bir kaç kez höykürmek beklenen etkiyi yapacaktır, hem sayın tartışmacı hem de sayın izleyici üzerinde. Ertesi gün o sayın izleyici, hasmınızı nasıl da susturduğunuzu, nasıl da haddini bildirdiğinizi kahvede arkadaşlarına bir güzel anlatacaktır.
Dedim ya; gerçekten böyle çetrefilli zamanlarda memleketimizde bazı kelimeler
hakikaten efsunludur, daha bir kavi durur, her tartışmada "oyun hileleri" gibi
kullanılır ve kullanan tartışmacıya ekstra "power" sağlar. Şu son günlerin
sihirli kelimeleri de "siyasi irade eksikliği"dir şüphesiz. Şu aralar terörle
ilgili hangi yazıyı okusanız, hangi tartışmayı izleseniz hemen dikkatinizi çekecektir "siyasi irade eksikliği" kelimeleri.
Tartışmaları izliyorum da:
- Efendim, elde istihbarat raporları varmış. - Siyasi irade eksik! - Efendim 350 kişi gelmişler.
- Siyasi irade eksik! - Dağlıca'dan sonra Aktütün. - Siyasi irade eksik!
- Şu golf işi? - Siyasi irade eksik! - Ordunun üç numaralı komutanının 36 saat haberi olmamış?
- Siyasi irade eksik! - Karakolların yeri? - Siyasi irade eksik! - Daha önce de 4 kez sal...
- Siyasi irade eksik! - İnsansız haber alm... - Siyasi irade eksik! - Sınır ötesi teske...
- Siyasi irade eksik! - Gak. - Siyasi irade eksik! - Guk.
- Siyasi irade eksik!
Allah'tan siyasi irade eksik! Yoksa adam gibi tartışamayacaktık içinde
bulunduğumuz durumu! Bakın ne güzel olması gerekenleri ve yapılan yanlışlıkları
konuşuyoruz, misler gibiyiz! Nasıl bir siyasi irade eksikliğiymiş be kardeşim! Eldeki istihbarat raporlarına rağmen askeri herhangi bir tedbir almamızı engeller... Nereye, ne zaman, kaç kişiyle (hatta teröristlerin isimlerine kadar) saldırılacağı, kaç adet katırla hangi silahların taşındığına kadar her şeyin
bilinmesine rağmen bölgeye takviye yapılmasına mani olur... Aynı karakola
beşinci kez baskın yapılmasının ve 17 şehidimizin tek sebebidir... Karakolun
yerinin değiştirilmesini sürekli erteler... Saatlerce süren çatışmaya hava desteği sağlamanın önündeki engeldir... 30 yıldır kanayan bu yaranın kapanmamasının ana sebebidir... ... ...
Doğrudur, gerçekten ortada bir "irade eksikliği" vardır. Ancak kesin olan bir
şey varsa, bunun "siyasi"den ziyade "ASKERİ irade eksikliği" olduğudur. Buna ilaveten "askeri İDARE eksikliği" de dikkatlerden kaçmamaktadır. Bunun üstüne söylenecek ne varsa hikayedir kanaatindeyim.
VELEV ki, siyasi irade eksik, hatta daha da ileri gideyim bu son saldırıyı Başbakan organize etti. Saldıranlar da bakanlar ve milletvekilleri. Kardeşim,
sormazlar mı sana; daha önce de dört kez basılmışsın, elinde istihbarat raporları var, adamlar göstere göstere geliyorlar, ne zaman, nereden, hangi silahlarla saldıracaklarına kadar biliyorsun; neden saldıracakları zamana kadar bekliyorsun, bir tedbir almıyorsun? Neden bir kaç savaş uçağı, bir iki "kobra tipi" helikopterle bu unsurları etkisiz hale getirmiyorsun? Yapamayacağından mı? Beceremeyeceğinden mi? HAYIR! İrade eksikliği olmasın bu ataletin sebebi? Bunun
en hafif ifadesi "ASKERİ irade eksikliği" ve de "ASKERİ İDARE eksikliği"dir. Ötesini söylemeye dilim bile varmıyor.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın saldırıyı taa yurtdışlarından haber alıp, resmi ziyaretlerini yani devletin işlerini yarıda kesip apar topar memlekete döndüğü
saatlerde; hava kuvvetleri komutanının golf sahasından "ne yapacaktım, ben mi
gidecektim Aktütün'e?" demesi, daha sonra da resmi olarak yapılan "komutanımızın haberi yoktu" açıklamaları nasıl bir "ASKERI irade eksikliği" içerisinde bulunduğumuzun ibretlik vesikasıdır. Ayrıca yurdumun "güzel, yalnız ve unutkan"
insanlarına siyasi irade eksikliği hususunda şunu hatırlatmak isterim: Bu ülke;
Almanya tarafından, PKK'ya karşı kullanılıyor diye Alman tanklarının iadesinin istendiği siyasi iradenin mukavim olduğu günleri de gördü, Çekiç Güç helikopterleri tarafından dağlık bölgelerimize çevre kirliliği oluşturmasın diye
tahta sandıklar bırakıldığına da şahit oldu.
"Ahval ve şeraitimiz" bu kadar netken ve dahi internette Yilmaz Özdil'in ipe sapa gelmez "had bildirici" yazıları dolaşırken; sadece şunu söylemek geliyor içimden: "Yerim sizin o siyasi irade eksikliği diyen dillerinizi! Yerim!". Nokta!
Kalınız sağlıcakla, Kahraman Gündüz, Genç Siviller, kahraman_gunduz@fwceu.com,
gencsiviller@yahoogroups.com
(Abdullah Harun, 16 Ekim 2008,
TSİ: 11.00) |
  Strateji
ve istihbarat uzmanları: TSK ‘açık’ soruşturmalı
TARAF’IN haberini değerlendiren strateji ve istihbarat uzmanları,
Aktütün baskınında birçok noktanın karanlıkta kaldığını, yapılan
açıklamalarla karanlık noktaların daha da arttığını belirterek sivil
inisiyatifin de artık harekete geçmesini istediler. İşte bazı
görüşler:
ŞEFFAFLAŞMA SAĞLANMALI - ÜMİT KARDAŞ (Emekli hakim albay):
Bu iddialar zaaflar olduğunu gözler
önüne seriyor. Gerekli soruşturma Genelkurmay Başkanlığı tarafından
kamuya açık olarak yapılmalıdır. Bu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin
şeffaflaşmasıyla ilgili bir konudur. Bu iddialar üzerine hükümetin
de bir an önce harekete geçmesi gerekmektedir. Soruşturma talimatı
vermelidir. Çünkü kurum şeffaflaşmak istemiyor.
DEĞERLENDİRMEK ÖNEMLİ - DOÇ. DR. SEDAT LAÇİNER (USAK Başkanı):
Basit bir karakol baskını bu.
Ama çok karanlık noktaları var. Yetkililer konuştukça da karanlık
noktalar artıyor. Açıklamalar çok çelişmektedir. Ciddi iletişim
sorunları söz konusu. İstihbaratı almak değil değerlendirmek
önemlidir. Ordunun insiyatif alma sorunu vardır. Üst kademeden emir
almadan hareket edemiyorlar. İletişim ve algılama sorunu olduğu
anlaşılıyor. Bu hantal yapı içerisine casus da girebilir. Ciddi
şüphelerim var. Ortada cevaplanması gereken basit sorular var.
Aktütün'e saldırı ne zaman başladı? Uçaklar buraya ne zaman geldi?
İstihbarat bilgilerine göre hareket edildi mi? Karanlıkta kalanların
ortaya çıkması gerekiyor. Maalesef yetkililer konuştukça soru
işaretleri artıyor. Yapılan açıklamalar birbiriyle çelişiyor.
Çelişkilerin ortadan kalkması için ortadaki soruları cevaplamak
gerekiyor.
SORGULANMASI GEREKİYOR - BÜLENT ORAKOĞLU (Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı):
Bir ihmal
olduğu görülüyor. Herkes sorumluluğu üzerinden atmaya çalışıyor.
Artık her kurum, hata yapan kişileri sorgulanabiliyor. Dağlıca ve
Altınova’dan sonra Aktütün saldırısı düşündürücüdür. Aklımıza soru
işaretleri getiriyor. Ayrıca Dağlıca’nın krokileri niçin Ergenekon
sanıklarına gönderilmiştir bu mutlaka sorgulanmalıdır.
DAHA SAKİN OLMALIYDI
Emekli Korgeneral Salih Acarel: İlker Başbuğ, doğru konuştu, ancak
sert konuştu. Buna gerek yoktu. Kendisi çok sevdiğim komutan ama
daha sakin olabilirdi.
Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi: Türkiye'de 24 yıldır akan kan
var. Millet bunun durmasını istiyor. Medya halka doğru bilgiler
vermiyorsa bu eleştirilir, doğrusu açıklanır. Doğru bilginin
karşısına bilgi ile çıkmak lazım.
KIŞLADA KONUŞUR GİBİYDİ - SEDAT ERGİN (Milliyet Gazetesi):
Bu kızgın üslup benim çok tasvip ettiğim bir üslup değil. İster
sivil, isteri asker, ister de politikacı olsun, kamu görevlilerinin,
kamuoyuna karşı, bu kadar çok yüksek ses perdesinden konuşmasını
onaylayamam. Komutan, karargâhında maiyetindeki astlarına karşı
böyle bir üslup kullanabilir. Bu üslubu kamuoyuna karşı, çok doğru
bulmuyorum.
EMİR VERME, CEVAP VER - YASEMİN ÇONGAR (Taraf Gazetesi):
Genelkurmay'ın en üst düzeyde Aktütün baskınından haberdar olduğu,
hatta bu hazırlıkları insansız araçlardan gelen video
görüntülerinden neredeyse naklen izledikleri doğru mu? Bunlar
doğruysa gereği neden yapılmadı? Kamuoyu bunların cevabını bekliyor.
Genelkurmay Başkanı'nın bunların cevabını vermeden 'doğru yerde
durun' gibi emir vermesi kabul edilemez.
BİRİKMİŞ STRESİN DIŞA VURUMU - AHMET HAKAN (Hürriyet
Gazetesi):
Açıkçası çok fazla yadırgamadım, birikmiş bir stresin dışa vurumu
gibi geldi bana. Bu eleştiriler arasında makul olanlar da vardı,
olmayanları da. Genelkurmay Başkanı, makul olmayan kısmını hedef
alarak sert bir açıklama yaptı. Üslup biraz öfkeliydi. Bunlardan
yola çıkarak bir değerlendirme yapılabilir belki ama metne
baktığımızda orada sorun gözükmüyor.
DEMOKRATİK ELEŞTİRİYE GELEMİYOR - MEHMET ALTAN (Star
Gazetesi):
Demokratik eleştiri niye saldırı olsun? Kapalı bir toplum olduğumuz
için övgüye alışmış bir kurum. Eleştirileri saldırı olarak
algılıyor. Ortada işin iyi yapılmadığına dair çok ciddi emareler
var. Böyle kuvvet komutanlarıyla bir araya gelip toplantılar yapmak,
üslubu, tonu yükseltmek, korkutmaya çalışmak olsa olsa insanları
yadırgatır ve üzer. Samimi değiller.
TEPKİ NORMAL, ÜSLUP YANLIŞ - OKTAY EKŞİ (Hürriyet Gazetesi):
İlker Başbuğ'un TSK'yı yıpratmayı amaçlayan kampanya nitelikli
yayınlar nedeniyle tepki duyması normaldir. Bu yayınlara karşı,
Silahlı Kuvvetler'imizin hukukunu koruması hakkı ve görevidir; ancak
bu tepkinin medya dünyasını tedirgin etmeyi amaçladığı izlenimini
veren bir üslupla dile getirilmesi doğru değildir. İfade özgürlüğüne
herkesin saygı duyması lazım.
BU TEHDİTTİR, KABUL EDİLEMEZ - AHMET ABAKAY (Çağdaş
Gazeteciler Derneği Başkanı):
Bu müdahaleler basına 'görevini yapma' demektir. Bu bir tehdittir,
ölçüsü kaçmış bir açıklamadır, bu tip tehditleri kabul etmiyoruz. Şu
sıralarda herkes medyaya ders vermeye kalkıyor. Buna Başbuğ da
dahil. Başbuğ 'herkes duracağı yeri bilmeli' diyor. Evet herkes
duracağı yeri bilmeli. Buna Genelkurmay Başkanı da, hükümet de
dahildir.
Genelkurmay önceki görüntüleri yasakladı
6 şehit verdiğimiz 10 Mayıs 2008 günü yaşanan Aktütün Karakolu
baskınından önce de anlık istihbaratın var olduğuna dair görüntüleri
Kanal D yayınlamıştı. Baskından önce PKK’lıların hareketlerini an be
an gösteren görüntüler yayınlandıktan sonra Genelkurmay Başkanlığı
Askeri Mahkemesi bu görüntülerin yayınlanmasına yasak getirmişti. (Star Gazete, 15 Ekim 2008)
(Abdullah Harun, 15-16 Ekim 2008, TSİ: 12.30)
|
TARAF'tan
müthiş bir gazetecilik örneği! Taraf’ın
bugün yayımladığı anlık istihbarat belgeleriyle istihbarat raporları
Genelkurmay’ın, 17 askerin şehit olduğu Aktütün baskınını,
tıpkı Dağlıca gibi, erkenden ayrıntılarıyla bildiğini
gösterdi.
Taraf’ın bugün yayımladığı anlık istihbarat belgeleriyle istihbarat
raporları Genelkurmay’ın 17 askerin şehit olduğu Aktütün baskınını,
tıpkı Dağlıca gibi, ayrıntılarıyla bildiğini gösterdi. İç Güvenlik
Harekât Durum raporları ve İnsansız Hava Araçları’nın ilettiği anlık
istihbarat bilgileri Aktütün baskınından Genelkurmay’ı bir ay önce
haberdar etti. İnsansız hava aracı saldırı günü 9.35’ten itibaren,
aldığı görüntüleri Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı’na
ve İkinci Başkan’a saatlerce ve naklen iletti. Saldırının önceden
bilindiğini gösteren temel bir kanıt: Hava aracı, koordinatları
Aktütün’e kilitlenmiş olarak saldırı sırasında da görüntü nakline
devam etti.
- Havan atıyor musunuz niye atmıyorsunuz.
- Bir dakika atıyoruz. - Mahir Mahir, Rubar Rubar siz de
destek verin. - Kemal o bir yere gidiyor. Boşa gidiyor aşağı
düzelt. - Azat azat arkasına atın. - O söylediğim istikamete atın, Cia kısa düşürdün. - Doğrudur
Heval yeniden atıyoruz. - Çalışın uygun uygun atın senin yerin
uygundur vur ordan vur işte. - Boş kalmasın uygun bir şekilde
hem orayı hem karakolu vursunlar. - Tamam Heval vuruyoruz her
iki tepeyi de takip et.
Bu telsiz konuşmaları, 3 Ekim 2008 cuma günü 17 askerin şehit olduğu
Aktütün saldırısı sırasında baskını düzenleyen PKK’lı grubun
arasında gerçekleşti. Telsiz konuşmalarını canlı olarak dinleyenler
arasında Aktütün Karakolu’nun da bağlı olduğu Van’daki Jandarma
Asayiş Kolordu Komutanlığı’na bağlı birimler de bulunuyordu. Bir ay
önceden haber alınan ve beklenen Aktütün saldırısı başlamıştı.
Saat 13:59:02. (GPS: 10:59:02) Kuzey 37 15.33, Doğu 44 21.40
noktasından güneydeki tepelere mevzilenmiş PKK’lı gruba ilk
görüntüden yaklaşık üç buçuk saat sonra ateş açılıyor. Ama
Genelkurmay koordinatları belli olan bölgeye karada konuşlandırılmış
silahlarla saldırmayı tercih ediyor. İstihbarat görüntülerine rağmen
Genelkurmay, Hava Kuvvetleri’ni kullanmıyor.
Bir aydır izleniyordu. Uçaksavarlar girdi. Bir gün önce yeni
rapor. Katırlar bile takipte. Kare kare gelen baskın. Canlı yayın
başlıyor. Üç buçuk saat sonra müdahale. İnsansız hava aracı
aktütün’ü izliyormuş. Bu başlıklara sahip tüm haberi görmek için
Taraf,
15 Ekim 2008 tıklayın.
(Abdullah Harun, 15 Ekim 2008,
TSİ: 13.00)
|
Ergenekon
soruşturma ve davasını akamete uğratmak amaçlı kontrgerilla
provokasyonları devam ediyor!
Asrın davasına sayılı günler kala Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'e "Aydınlık"çıların
karanlık tertibi
Çevresinde "tecavüzcü coşkun" diye
bilinen bir elemanlarına yaptırdıkları haber ellerine yüzlerine
bulaşan kontrgerillacılar, olayda adı geçenlerin anında
yalanlamalarıyla spot ışığına yakalandılar!
Tecavüzcü'nün gizlenemeyen karanlık yılları bir bir ortaya
çıktı.
Savcı Öz hakkındaki haberlerin Aydın'da tertiplendiği ortaya çıktı.
Asılsız haberin mimarı tecavüzcü çıktı. Asrın davasına sayılı günler
kala, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı
Zekeriya Öz hakkında karalama kampanyası başlatıldı.
Aydınlık Dergisi ile Cumhuriyet ve Sözcü
gazetelerinin geçen hafta gündeme getirdiği bir haber, kampanyanın
en dikkat çekici örneğini oluşturuyor. "Ergenekon savcısının
gizlenen karanlık 4 yılı" başlıklı haberlerin, Aydın'ın Çine
ilçesinde tertiplendiği ve iftiralardan ibaret olduğu ortaya çıktı.
Hem ilçe halkı hem de haberde adı geçen
kişiler, yapılan dezenformasyonu gözler önüne serdi.
' Öz'ün Çine'den Mutki'ye sürüldüğü, bir işadamı tarafından kafasına
silah dayandığı, eşinin çarşaflı olduğu, esnafı haraca bağladığı, yolsuzluk yaptığı' iddiaları araştırıldı. Öz'ün kafasına silah
dayadığı ileri sürülen işadamı Mehmet Ocak, "Tamamen uydurma. Öz'ün
birinden haraç istediğini de ne gördüm ne de duydum. Bu medya
kuruluşlarına ihtarname gönderdim." dedi. Öz'ün ev sahibi ve komşusu
olan Ali Kandemir de, "Çok efendi ve saygılıydı. Eşi çarşaflı filan
değildi." bilgisini verdi. Adliyede yolsuzluk iddiasını ise yine bir
adliye çalışanı yalanladı: "Yolsuzluğu yapan Ayhan U.'ydu, istifa
etmek zorunda kaldı."
Türkiye tarihinin en önemli davalarından birine adım adım
yaklaşılıyor. Haklarında iddianame hazırlanan 86 sanık 20 Ekim'de
hakim karşısına çıkacak. Şüpheliler, 'kaos ortamı oluşturarak,
darbeye teşebbüste bulunmakla' suçlanıyor. Duruşma tarihi
yaklaştıkça bazı kesimlerin dezenformasyon amaçlı yayınlarının
sayısı da artıyor. Bu konuda soruşturma kapsamında yapılan
aramalarda suikast planlarının ele geçirildiği İşçi Partisi'ne bağlı
yayın yapan Aydınlık Grubu başı çekiyor. Ümraniye'de patlayıcıların
ele geçirildiği 12 Haziran 2007'den bu yana sürekli maksatlı
yayınlar yapan Aydınlık, soruşturmayı 'TSK'ya karşı yapılmış bir
operasyon' olarak göstermeye çalışıyor.
Söz konusu yayın organının bu politikası iddianamede de ele
alınıyor. Savcı Zekeriya Öz, örgütün bu propagandasına şu şekilde
dikkat çekiyor: "Kendilerini Türk Silahlı Kuvvetleri adına hareket
ediyor gibi gösterip kendilerine karşı yapılan her türlü adli
soruşturmanın Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı yapıldığı şeklinde
kamuoyunu yanılttıkları, ayrıca adil yargılamayı etkileme suçuna
teşebbüs ettikleri gibi (bu konuyla alakalı suç duyurularının
dosyada bulunduğu) ülkemizin en değerli kurumlarından olan Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin adını da kendi örgütsel faaliyetlerine
karıştırmak suretiyle kendi faaliyetlerini legal faaliyetler gibi
göstermeye çalıştıkları anlaşılmıştır." (Daha
ayrıntılı bilgi)
Savcı Öz'e iftira attırılan ve perinçek'in partisi işçi parti'ye
mensup Hasan Akalın'ın tecavüz suçlaması dışında 'kundakçılıktan'
hapis yattığı ortaya çıktı. Hürriyet 2'nin 1 Mart 1994 tarihli
nüshasında 'DSP'li kundakçının adaylığı iptal edildi' başlıklı
haberinde karşımıza çıkan Akalın, sabıkalı diye başkanlık
adaylığından elenmiş. Gazetenin haberine göre,
Akalın, komşusu Halil Mersin'in otomobilini kundaklamaktan suçlu
bulunmuş. Bu suçtan 3 yıl hapis yatmış. Akalın, Çine belediye
başkanlığı için aday olunca İlçe Seçim Kurulu inceleme yaparak Çine
Asliye Ceza Mahkemesi'nce 3 yıl hapis cezasına çarptırıldığını
tespit etmiş. Bunun üzerine sabıkalı diye adaylığı reddedilmiş.
Yerine ise DSP'nin daha güvenilir bulduğu Ziraat Mühendisi Ahmet
Kapıkıran aday gösterilmiş. (Zaman,
15 Ekim 2008)
(Abdullah Harun, 15 ve 13 Ekim 2008) |
Kontrgerilla, Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye Ediliyor?
Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve
Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil,
Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır: "..Özel
Harp Dairesi yalnız antikomünist değildir. Din devrimine de karşıdır..."
Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en
fazla dikkat çektiği "toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe
daha çok yer alması"nın, brifingi verenlerce din devrimi
süreci olarak görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı
Özel Harp Dairesi, yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı şeklinde değiştirilen
ve başlangıçta ABD finasmanıyla kurulan, başbakan Ecevit'in bile haberdar
edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen
sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının,
mevcut kanunlara tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Bu
sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama
özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız
Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik Deliller sayfası ile Özel Harp
Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan Ö.H.Dairesi sayfalarını ve tabi forum bölümümüzdeki
ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.
Ergenekon soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla
canavarı, kurtulmak için bütün gücüyle mücadele etmeye
başlamıştır. Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı
Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm
ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye
çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve
"daha ileriye
gitmeyin" demektedir. Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler
devam edecek veya şimdilik duracaktır. Son örneklerini teşkil
eden Balıkesir Altınova ve benzeri yerlerde sivillere, Aktütün
Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe
düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde başarılan sağ-sol
kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde başarılmaya
çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun
yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi
birbirine karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu
kontrgerillacıların çok zor durumda olduklarını göstermekte.
Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile
etmeyen General Veli Küçük gibi önemli elemanlarını feda etmeyi göze
almaları da kontrgerillacıların köşeye sıkıştığını, şiddetle
çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden iyice planlayıp
örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar yürütmekte olduklarını, en az hasarla
kapandan kurtulmaya çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio
soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme
girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de
yıllar önce, 1980
öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi
iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli
Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in,
"Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli tertiplerden duyduğu korku"
, bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde
anlaşılır kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar
tırmanması gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır.
Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi "Kahrolsun Kontrgerilla!" diye haykırırken dile getirdiği: "Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz."
sözleri de diğer bir net açıklamadır.
Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden
başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl
örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde
insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını
sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları
planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu
iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve
bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz
işgale uğradığında öğrendikleri, "ortalığı karıştırma, dış düşmana terör
uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış düşmana
karşı direnişi başlatma" gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan
sapmayan, ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna
edelim. Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt
insanımızı dış düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için
aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama
eylemleri yapan, darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi
Başbakan'a suikast planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp
PKK yaptı süsü veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten
firarınızı sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri
yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli devlet
görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları unutalım mı,
bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100
yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl
sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü
konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı
mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması
kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi
halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp
sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep açık
kalacaktır. İnşallah o meşum dosyanın kapandığı günleri gelecek nesillere
kalmadan bizler de görürüz!..
(Abdullah Harun, 27 Temmuz 2008,
13 Ekim 2008)
|
KONTRGERİLLACILAR
ÇIRPINIYOR, 'KÜRT-TÜRK' KAVGASINI
BAŞLATMAK İSTİYOR, TIPKI 12 EYLÜL ÖNCE 'SAĞ-SOL'
ARASINDA BAŞARDIĞI GİBİ!
Ülkücüler, provokatörlerin oyununu duvar yazılarını silerek bozdu.
Provokasyona dikkat çeken Iğdır Ülkü Ocağı temsilcileri yazıları
kireçle boyadı. Iğdır'da şehir merkezinin çeşitli yerlerine provokatif duvar yazıları yazıldı. Ülkü Ocakları Dergisi
Temsilciliği üyeleri, kendilerinin böyle yazılar yazmadığını
belirterek yazıları teker teker sildi. Iğdır şehir merkezinde önceki
gece çeşitli cadde ve sokaklardaki duvarlara boya ile yazılan ve
ülkücü sloganlar içeren yazılar, Iğdır Ülkü Ocakları Dergisi
Temsilciliği mensupları tarafından üzeri kireç ile boyanarak
silindi. Ülkü Ocakları Dergisi Iğdır Temsilcisi Mücahit Yalçın,
şehrin Bağlar Mahallesi, Topçular Sokak ve Atatürk Caddesi'nde
kimliği belirsiz kişiler tarafından yazılan ülkücü sloganları
kendilerinin yazmadığını söyledi. Yalçın, yazıların amacının
provokasyon olduğuna dikkat çekti. Kardeş kavgası istemediklerini
belirten Yalçın, "Birileri bizlerin adını kullanmıştır. Hiç kimsenin
oyununa gelmeyeceğiz. Kimse bizi sokağa çekemeyecektir." dedi. Bu
arada şehrin çeşitli yerlerine provokatif amaçlı 'Türk'e kefen
giydirmek hangi i... haddine, şehitler ölmez, Apo'nun ....
yıldıramaz bizleri, dişe diş kana kan intikam, Ülkücü militanlar"
sloganları yazılmıştı. Boşuna çırpınmayın kontrgerillacılar! Marjinal beyinsizler dışında her iki taraftan da
planlarınıza hizmet edecek kimseyi bulamayacaksınız. Kardeşi kardeşe kırdırma gayretiniz her geçen gün deşifre oluyor!..
Kürt-Türk kardeşliğini yıkmayı amaçlayanların planlarını boşa çıkaralım. Onlar fitne ateşini her yakmaya çalıştıklarında
bu ateşi söndürelim.
(Abdullah Harun, 10 Ekim 2008)
|
KURTLAR
VADİSİ'NİN YENİ BÖLÜMÜ BİR GÜN ÖNCE BAŞLADI.
KONTRGERİLLACILARIN ÇIRPINIŞLARI SIRITIYOR!..
Kontrgerillacılar, Diyarbakır'da bu akşam Polis Okulu servis aracına
muhtemelen pkk koluyla saldırdı. Çok sayıda yaralı var. Olay 17.00
sıralarında Diyarbakır- Silvan yolunda meydana geldi. Karayolunun
12'inci kilometresinde bulunan Abdülgaffar Okkan Polis Meslek
Yüksekokulu'nun servis aracı teröristlerin saldırısına uğradı. Çok
sayıda kişinin yaralandığı belirtilirken bölgeye sağlık ekipleri
sevkedildi. Saldırının iki kişi tarafından uzun namlulu silahlar
yapıldığı tahmin ediliyor. Saldırganların kaçarken silahlarını
bıraktıkları iddia ediliyor. Yakalanmaları için büyük çaplı
operasyonlar sürüyor... DHA muhabirinden alınan son bilgiye göre 4
polis şehit olurken, 1 şoför öldü, 23 polis de yaralandı.
Yaralıların Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi´nde tedavi
altına alındığı bildirildi. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ekiplerince
gerçekleştirilen operasyonlarda saldırıyı düzenlediği tespit edilen
4 teröristten 3'ü yakalandı, planlayıcının yakalanması ise an
meselesi (9 Ekim 2008, TSİ:16.00).
Hainler bir saat içinde yakalandı. Polis, Diyarbakır'daki
saldırganları birkaç saatte ele geçirirken, uzmanlar bunu "Suçluları
yakalamak için OHAL'e ihtiyaç yok" diye
yorumladı. Teröristler, hedeflerinin 30 polis olduğunu itiraf etti.
Teröristlerin ilk hedef olarak Emniyet Müdürlüğü'nü seçtiği, ancak
başarılı olamayacakları endişesiyle otobüse yöneldiği kaydedildi.
Teröristlerin servis aracını 3 gün boyunca takip ettiği, rampaya
tırmanırken Mehmet Şah Yıldeniz'in talimatıyla ateşe başladıkları
öğrenildi. Saldırı anında bazı polislerin biri hamile olan bayan
polislerin kurşunlara hedef olmaması amacıyla kendini siper ettiği
öğrenildi. Saldırının organizatörü olduğu belirlenen 1988 doğumlu
Kulp nüfusuna kayıtlı Yıldeniz'i arama çalışmaları sürüyor (10 Ekim
2008, TSİ:15.00). Önemli ayrıntılar
buraya eklenecektir.
ERDOĞAN'DAN AÇIKLAMA: Başbakan Erdoğan, saldırının ardından bir açıklama yaptı. Erdoğan,
"Kimse güvenlik güçlerinin operasyon gücünden taviz beklemesin.
Kimse terörün kısa vadeli bir süreç olduğunu beklemesin. Dünyanın
her yerinde uzun soluklu bir süreç. Olayın bir çok boyutu var.
Bunlar, sosyolojik, politik ve ekonomik... Yarın bu konu ile ilgili
olarak bir çalışmamız olacak ve yeni yol haritamızı gözden
geçireceğiz. Atılacak bazı adımlara burada zemin hazırlayan bir
çalışma yapacağız. Yarından sonraki süreçte bu çalışmalar
hızlanacak."
(Abdullah Harun, 8 Ekim 2008)
ALTINOVA,
AKTÜTÜN KARAKOLU, DİYARBAKIR'DA POLİS'E SALDIRI. HEPSİ KİRLİ AĞIN PARÇALARI... Begüm Burak, bgmbrk@hotmail.com,
"apo nun avukatlarına beyanından sonra artık ergenekon foz diyenler
hepten susacak... altınova, hain saldırı hepsi kirli ağın parçaları.
sivil insiyatife yani bizlere çok büyük iş düşüyor bence.. siyasiler
pek de hızlı diil bürokrasi dersen zaten gel git..." (Forumdan
alıntılanmıştır)
KONTRGERİLLA-ERGENEKON-PKK:
İÇ SAVAŞ OLASILIĞI ZORLANIYOR, ORTAM GERİLİYOR.. DEMOKRATİK
ATILIMLAR BALTALANMAYA, HALKLAR ARASINA UÇURUMLAR AÇILMAYA
ÇALIŞILIYOR. 12 EYLÜL ÖNCESİ SAĞ-SOL ARASINDA UÇURUM AÇMAYI BAŞARAN
İÇ VE DIŞ KONTRGERİLLACILAR, BU KEZ
TÜRK-KÜRT HALKLARI ARASINDA BUNU ZORLUYOR. AMA ÖZELLİKLE ERGENEKON
SORUŞTURMASININ APAÇIK ORTAYA ÇIKARDIĞI GİBİ, PERDE GERİSİNDE
KUKLALARINI OYNATAN, HALKA "CAMBAZA BAK" DEYİP İÇ SAVAŞI YÜRÜTMEYE ÇALIŞANLAR ASLINDA KOLKOLA!..
(Abdullah Harun, 6 Ekim 2008)
AKTÜTÜN SINIR KARAKOLU'NA PKK SALDIRISI VE BALIKESİR/ALTINOVA
PROVOKASYONU İLGİLİ TERÖR UZMANLARININ GÖRÜŞLERİ:
Sedat Laçiner: Karakol saldırıları dışında başka
provokasyonlar da yapacaklar. Ergenekonla PKK terör örgütü kol kola
gidiyor. Ekstra önlemler alınması gerekiyor. Buna benzer çok baskın
yedi güvenlik güçleri. Bu durum PKK'nın başarısından değil, terörle
mücadele stratejisindeki eksiklikten kaynaklanıyor. Türkiye mevcut
stratejileri ile devam ettiği müddetçe buna benzer karakol
baskınları da rutin halde devam eder.
Bülent Orakoğlu: Altınova'da ki de Aktütün'deki de aynı
merkezden yürütülüyor. Arkasında Ergenekon var. Ergenekon'un iç ve
dış bağlantıları ortaya çıkmadan çözülemez. Arka plandaki gerçekler
insanlarımıza anlatılması lazım. Baskında hem güvenlik, hem de
istihbarat açısından büyük zafiyetin bulunduğunu dile getiren
Orakoğlu, "Onca teknik imkânlara ve insansız uçaklarımıza rağmen
terör örgütü bu işi nasıl yapıyor? Artık bazı şeylerin sorgulanması
lazım." dedi. Orakoğlu, olayın dış bağlantılı olduğunu iddia etti.
Baskının yapılış biçimiyle zamanlamasının dikkat çekici olduğunu
belirten Orakoğlu, "Terör örgütü Türkiye'de ne zaman güzel işler
yapılsa bu tür eylemler yapmaya başlıyor. Türkiye'de terör her zaman
darbelere zemin hazırlamak için yapıldı. Geçmişte yapılan darbelerin
altında böyle bir şey var. Mesela El Kaide'nin İstanbul'da Sinagog
saldırılarının yaptığı yıllarda örgüt bu tür eylemler yapmıyordu.
Eylemlerinin zamanlaması çok önemli." şeklinde konuştu. Aktütün
baskınının hem şeklinin hem de zamanlamasının son derece profesyonel
olduğunu vurgulayan Orakoğlu, bu eylemin PKK'nın tek başına yapacağı
iş olmadığına dikkat çekti. Orakoğlu, "Bir kere terörü yaratan
ülkeler var. Bu olayın dış bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bugüne
kadar 30'un üzerinde operasyon yapıldı. 20 yıldır her seferinde
'terörün beli kırıldı' dendi. 'Yıkıldı, yıkılacak' dendi. Ama
bakıyoruz eylemler çok profesyonel yollarla yapılıyor. İçeride
bombalar patlıyor. Dışarıda ise karakollar basılıyor. Bu PKK'nın tek
başına yapabileceği iş değil." şeklinde konuştu. Genelkurmay İkinci
Başkanı Hasar Iğsız'ın karakol baskını ile ilgili açıklamalarını da
değerlendiren Orakoğlu, söz konusu açıklamaların toplumu tatmin
etmediğini söyledi. Açıklamaların beraberinde soru işaretlerine yol
açtığını kaydeden Orakoğlu, özellikle 'imkansızlıktan dolayı
karakolun yerini değiştiremedik' şeklindeki sözlerin kamuoyunu şoke
ettiğini söyledi. Teröre karşı sürdürülen mücadelede özellikle
karakol baskınları konusunda verilen kayıplarla ilgili özeleştiri
yapılması gerektiğini ifade eden Orakoğlu, şöyle konuştu: "Yetkileler,
'Para olmadığı için yapamadık' gibi mazeretler üretirken bazı
istifhamlara yol açıyor. Para yoksa Türk milleti onu cebinden
vereceği para ile yapardı. Ordunun gizli örtülü ödeneği var. Hangi
dönemde askerin istekleri yanıtsız kaldı ki? Türkiye Ergenekon ile
birlikte bazı şeyleri artık tartışmaya başladı. Bir de hesap
sorabilirse o zaman bazı şeyler gerçek yüzü ile ortaya çıkmaya
başlar. Amacımız askeri eleştirmek de değil bu arada. Askerin morali
bozulmasın diye bunu açıktan söylemiyoruz ama artık bazı şeylerin
açığa kavuşması lazım."
İhsan Bal: Türkiye'nin terörle mücadeledeki inisiyatif
üstünlüğünü elinden almayı hedefliyorlar. Karar vericilerin rasyonel
karar vermelerini engellemek istiyorlar. Amaç toplumdaki gerilimi ve
husumeti artırmaktır.
Mahir Kaynak: Türkler de Kürtler de bunun bir provokasyon
olduğunu ve yabancı servislerin operasyonu olduğunu bilmelidir. Bu
saldırı öyle çok basit bir saldırı değil. İstihbarat bilgisi ile
planlanmış bir saldırıdır.
Edip Başer: PKK başlangıcından beri kardeş kavgası çıkarmak
ve dünyaya, "Bakın bunlar bizi öldürüyor, burada birlikte yaşama
imkanı yok' deyip ülkeyi bölünmeye sürüklemek istiyor. Onları
destekleyenlerin de kafalarındaki asıl planın bu olduğunu görmemek
mümkün değil.
(Abdullah Harun, 6 Ekim 2008) |
DARBE HAZIRLARKEN TURP GİBİ SAĞLIKLI OLANLAR, MEYDAN OKUR GİBİ
RESMİ TSK ZİYARETİ
SONRASI BİRER BİRER FENALAŞIP HASTANEYE KALDIRILMAYA
BAŞLADILAR?!?
ŞENER ERUYGUR'DAN SONRA HURŞİT TOLON DA HASTANEYE
KALDIRILMIŞ. ONUN DA TAHLİYESİNİ İSTEYECEKLERMİŞ!
VELİ KÜÇÜK İSE, HENÜZ BAŞARAMADI!
|
|
|
SAĞLIK SORUNUYLA TAHLİYE EDİLENLER VEYA
ÜMİDİNİ KAYBETMEYENLER:
Ergenekon soruşturmasında halen tutuklu bulunan ve davanın
seyrini önemli ölçüde etkileyeceği düşünülen isimler sağlık
gerekçesiyle bir bir tahliye ediliyor. Sağlık gerekçesiyle
bırakılan zanlılara neredeyse her gün bir yenisi ekleniyor.
1. İLHAN SELÇUK: İlk olarak İlhan Selçuk, sağlık koşullarının
cezaevinde kalmaya müsait olmadığını belirterek, savcının
tutuklanma talebine rağmen 45 saat sonra serbest bırakılmıştı.
2. KEMAL ALEMDAROĞLU: İkinci olarak aynı dönemde gözaltına
alınan İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu,
avukatının, gözaltı sürecinde müvekkilinin hiçbir sağlık
problemi bulunmadığını açıklamış olmasına rağmen sağlık
sorunları nedeniyle tahliyesini sağlamıştı.
3. VELİ KÜÇÜK: Üçüncü olarak ergenekon operasyonunun
kilit ismi sayılan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, 9 aylık
tutukluluk süresince 'düşme' dahil pek çok farklı sebeple
defalarca hastaneye kaldırıldı ve her seferinde tahliyesini
istedi, ama henüz başaramadı. TSK'nın onu cezaevinde görmezden gelmesi
yani gözden çıkarmasının tahliyesini sağlayamamasında etkisi
olabilir mi?
4. AYŞE ASUMAN ÖZDEMİR: Dördüncü olarak yaklaşık bir yıldır
tutuklu bulunan Ayşe Asuman Özdemir'in epilepsi ve siroz olduğu
bilgisi medyada yer alınca tahliye kararı geldi.
5. ŞENER ERUYGUR: Beşinci olarak Ergenekon'un yöneticisi olduğu
iddiasıyla Kocaeli F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde tutuklu
bulunan emekli Orgeneral Şener Eruygur ise sürecin şimdilik son
halkasını teşkil etti.
TAHLİYE OLMA ÜMİDİYLE KUYRUĞA GİRENLER:
6. HURŞİT TOLON: Altıncı olarak Hurşit Tolon da hastaneye kaldırıldı. Tolon, muayene edilip tekrar
cezaevine gönderilirken, avukatının ilk açıklaması, "Tahliye
talebinde bulunacağız." oldu. Avukatı, müvekkili Tolon'da
bulunan rahatsızlıkları şöyle sıraladı: "Yüksek tansiyon,
prostat, kalp, aşırı kilo kaybı." İddialara göre hapishane
şartlarından en çok şikâyet eden Hurşit Tolon'un sağlık
gerekçesiyle serbest bırakılması için 'kalp damar raporu' bile
hazırlandı.
7. ARİF DOĞAN: JİTEM'in kurucusu olduğu iddia edilen
Ergenekon kapsamında tutuklu emekli Albay Arif Doğan da kalp
damar rahatsızlığı sebebiyle hastaneye kaldırıldı.
8. ADİL SERDAR SAÇAN: Ergenekon soruşturması kapsamında
gözaltına alınan eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube
Müdürü Adil Serdar Saçan'ın avukatı, müvekkilinin 2 yıl kadar
önce kalp krizi geçirdiğini, kalp-damar ve tansiyon hastalığı
bulunduğunu, bu gibi sağlık sorunları yüzünden bir an önce
ifadesinin alınması amacıyla savcılığa dilekçe verdi.
9. TUNCAY ÖZKAN: Gözaltına alınmadan önce 'işkence
tezgâhlarından geçmeye' bile hazır olduğunu söyleyen Tuncay
Özkan'ın eski avukatı CHP'li Şahin Mengü, Özkan'ın bazı sağlık
sorunları olduğunu, buna dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.
10. ?..
(Abdullah Harun, 26 Eylül
2008) |
|
DARBE HAZIRLARKEN TURP GİBİ SAĞLIKLI OLANLAR, MEYDAN OKUR GİBİ
RESMİ TSK ZİYARETİ
SONRASI BİRER BİRER FENALAŞIP HASTANEYE KALDIRILMAYA
BAŞLADILAR?!? ŞENER ERUYGUR'DAN SONRA HURŞİT TOLON DA HASTANEYE
KALDIRILMIŞ. ONUN DA TAHLİYESİNİ İSTEYECEKLERMİŞ!
AKP, ASKERLERLE ANLAŞMA MI YAPTI? DİYET Mİ ÖDÜYOR?!!
|
|
|
  Eruygur'dan
sonra Tolon da, tahliye talebinde bulunacak
"Ergenekon" soruşturması kapsamında tutuklanarak Kocaeli F Tipi
Yüksek Güvenlikli Cezaevine konulan emekli Orgeneral Hurşit
Tolon'un avukatı İlkay Sezer, Tolon'un sağlık sorunları
olduğunu, bu nedenle tutuksuz yargılanması için tahliye
talebinde bulunacaklarını söyledi.
Hurşit Tolon da hastaneye kaldırıldı
İlkay Sezer, yaptığı açıklamada, Hurşit Tolon'un sağlık
problemleri nedeniyle Kocaeli Devlet Hastanesine kaldırıldığını
ifade etti. "Sayın Tolon'un sağlık sorunları var, tahliye
talebinde bulunacağız" diyen Sezer, şunları kaydetti: "Tutuksuz
yargılanmasını istiyoruz. Tolon'un, yüksek tansiyon sorunu,
prostat rahatsızlığı bulunuyor. Daha önce anjiyo yapılmıştı, bu
yüzden kalbinde de sorun var. Cezaevine konulduktan sonra
yaklaşık 12-13 kilo kaybetti. Bu durumda olan birinin bağışıklık
sistemi de normal olmaz." Bazı internet sitelerinde Tolon
aleyhinde haberler yayınlandığını aktaran Sezer, şunları
kaydetti: "Tolon'un sağlığı yüzünden tahliyesini engellemek için
yayınlar yapılıyor. Hatta bir sitede de GATA'dan Tolon'un sağlam
olduğuna dair rapor alındığı yazılıyor. Böyle bir rapor yok.
Sahte. Ama bu haberlerle ilgili yasal işlem başlatacağız."
"Ergenekon" soruşturması kapsamında tutuklanarak Kocaeli F Tipi
Yüksek Güvenlikli Cezaevine konulan emekli orgeneraller Hurşit
Tolon ile Şener Eruygur aynı koğuşta kalıyordu. Geçen hafta
koğuşun merdivenlerinden düşüp kafasını çarparak beyin kanaması
geçiren ve boyun kemiği kırılan Eruygur da Kocaeli Üniversitesi
Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine kaldırılmıştı.
Recep Yavuz (Forum'dan
alıntılanmıştır):
"Günlerdir yoğun bakımda olan
Eruygur 7 gün sonra gözünü açmış. Tahliye olduğunu ve gata'da
tedavisinin yapılacağını öğrendiyse tabi gözü açılır. Birşeyler
dönüyor belli. Tolon da hastaneye kaldırıldığına göre ve üstelik
birkaç gündür onun da fenalaşıp hastaneye kaldırılacağı oysa
turp gibi sağlıklı olduğu söylentileri vardı, demekki bir tezgah
kurulmuş,demekki askerlerle savcılar veya hükümet arasında bir
anlaşma olmuş el altında. ben öyle anlıyorum. Öyleyse şunu da
anlıyorum, büyük ihtimalle ergenekon davası fos çıkmayacak bir
takım cezalarla neticelenecek. Ama cezalandırılanlar alt düzey
sanıklarla sınırlı kalacak. YAZIK! Bunun ne anlamı olacak?
Katillerle uzlaşanlar kaybetmeye mahkumdur. Uzlaşanlara hakkımı
helal etmiyorum. Bizi,şimdiki nesli düşünmüyorsanız gelecek
nesilleri düşünün onları gözönüne getirin. Onlara nasıl bir
Türkiye bırakacağız katillerin cezalandırılmadığı bir Türkiye
mi? Yapmayın etmeyin ey ergenekonculardan ürkenler, uzlaşma
yoluna gidenler???"
(Abdullah Harun, 24 Eylül
2008) |
  Flaş!
Tuncay Özkan, Serdar Saçan ve Gürbüz Çapan gözaltına alındı!
Gözaltı dalgaları devam ediyor. Ergenekon soruşturması giderek genişliyor. Sıradaki
gözaltılar merak ediliyor?..
Gazeteci Tuncay Özkan, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında gözaltına
alındı. Tuncay Özkan'ın, Bebek Cevdetpaşa Caddesi'ndeki evinde Organize
Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne bağlı polislerce saat 06.30'de
başlatılan arama sürüyor. Özkan'ın halen evde bulunduğu bildirildi. Bu
arada, Tuncay Özkan'ın, avukatı CHP milletvekili Şahin Mengü'yü
telefonla arayarak, ''Ergenekon soruşturması kapsamında evinde arama
yapıldığını'' söylediği öğrenildi. Arama sırasında, ellerinde Türk
bayrakları olan ve ''Bizkaçkişiyiz Sivil Toplum Platformu'' üyesi
oldukları belirtilen yaklaşık 20 kişilik bir grup, ''Hepimiz
Tuncay'ız'', ''Mustafa Kemal'in askerleriyiz'' sloganları attı. Ayrıca
10.30 sıralarında Özkan'ın sahibi olduğu Kanal Biz televizyonunun
Levent'teki merkezine gelen polis ekipleri incelemelerini sürdürüyor. Polis
yetkilileri, Özkan hakkında gözaltına alma kararı alındığını ve
soruşturma çerçevesinde çeşitli adreslerdeki operasyon ve aramaların
sürdüğünü ifade etti.
Ergenekon
örgütüne 2001'de, AKP öncesi dönemde ulaşan ama örtbas etmekle suçlanan Adil Serdar Saçan
gözaltında!
Eski İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürü Adil Serdar
Saçan altı kez polislikten çıkarıldı. Saçan, son kez İçişleri Bakanlığı
Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla organize suç örgütü lideri Sedat Peker
ve adamlarıyla çıkar ilişkisi kurduğu için meslekten çıkartıldı. Saçan,
daha önce Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) kararıyla
beş kez meslekten çıkartılmış; bu kararlara itiraz edince üç meslekten
çıkarma kararı için yürütmeyi durdurma kararı almıştı. Yüksek Disiplin
Kurulu'nun 11 Mart 2005 tarihli dokuz sayfalık son kararında Saçan'a
yönelik 19 suçlama vardı. Ancak bunlardan 18'i zamanaşımına girdiği için
bu suçlardan işlem yapılamadı. (Aktifhaber)
Bülent Korucu,
8 Ağustos 2008'de eski Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'ın
ilginç hikayesini şöyle yazmış: Saçan'ın çelişkileri, Oktay'ın bombaları
"Eski Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'ın ilginç bir
hikâyesi var. Önce mafyaya yönelik operasyonlarla adını duyurdu. Ankara
Emniyeti'nde 'telekulak' suçlamasına muhatap olan polis şeflerinin
hazırladığı irticacı polisler listesinde adı geçti.Listedeki ismi, belgenin uydurma ve iç hesaplaşma amaçlı olduğunun
delillerinden biri sayıldı. Saçan, hakkında en fazla haber yapılan
emniyet mensubu, dersek abartı olmaz. İşkence, yolsuzluk ve gizli
belgeleri kurum dışına çıkarmak gibi birçok suçlamaya muhatap oldu. Hem
meslekten ihraç edildi, hem de hakkında çok sayıda dava açıldı. Sicil
amiri Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'in bakanlığa gönderdiği görevden
alınma talebi dikkat çekiciydi. Özdemir, onun için "Psikolojik sorunları
olan sağlıksız bir yapıya sahiptir. Teşkilattaki herkesin husumetini
kazandığından, diğer birimlerle ve personelle işbirliği ve organizasyon
yapamamaktadır." şeklinde cümleler sarf etmiş. Polislikten ihracı
sonrasında, yöneticilerinin bir kısmı Ergenekon kapsamında tutuklu
bulunan internet sitelerinde ulusalcı yazılar kaleme alarak kendinden
bahsettirmeye devam etti.
Saçan'ın tekrar gündeme gelmesi Ergenekon soruşturmasıyla birlikte oldu.
Saçan, Ergenekon terör örgütünün karakutusu Tuncay Güney'i, 2001 yılında
ilk kez gözaltına alan, sorgulayan ve aramalarda örgütle ilgili
belgeleri ele geçiren kişiydi. Hikâyenin önemli bölümü buradan sonra
başlıyor. Hakkındaki yeni suçlama, Ergenekon soruşturmasını örtbas
etmek. Saçan bu iddialara Milliyet'teki yazı dizisinde cevap vermeye
çalışıyor. Kendini aklamak için başsavcılığa, üstlerine ve diğer şube
müdürlerine topu atıyor. Ama suçlamaları muğlak bırakıp, sözlerini
somutlaştırmıyor. 'Ben görevimi yaptım. Başsavcılıktan yazılı emir
çıkarttım.' cümlesi temel tezini oluşturuyor.
Sonunu neden getirmediğini anlatırken dosyayı İstihbarat Şube'ye havale
ettiğini söylemekle yetiniyor. Polis içindeki irtica(!) örgütlenmesiyle
ilgili arşivlerde onlarca konuşma, yazı ve televizyon programı bulunan
Saçan'ın, bu kadar önemli bir soruşturmanın kapatılması hakkında tek
cümlesi hatıra gelmiyor. 'Tehlikeyi gördüm, üzerime düşeni yaptım,
örtbas edildi' havası basmak güzel de, niye kamuoyuyla paylaşıp
önlemedin diye sorarlar insana.
Kolluk gücü, amiri olan başsavcılığın verdiği emri başka şubelere havale
edebilir mi? 'Beni açmadı siz bakın' laubaliliğine imkân var mı? Saçan
ancak, görevi başsavcılığa iade edip, yeni görevlendirme talep
edebilirdi. Zaten iş somutlaşınca, bütün yazı dizisi boyunca yaptığı
gibi yan çiziyor.
O dönemdeki İstihbarat Şube Müdürü ve yardımcısının ismini vererek, 'bu
işte onların sorumluluğu yok' diyor. Fatura, belgeyi götüren ofisboya
çıkarsa şaşırmayacağım! Veli Küçük'le arası açılan bazı polis
müdürlerinin ona cip hediye etmek istediklerini ileri sürüyor. Tepkiyi
görünce bu kişinin emekli emniyet müdürü Ümit Baybek olduğunu ve yanında
çalıştığı Korkmaz Yiğit adına bu girişimde bulunduğunu açıklıyor.
Saçan'ın bence en önemli cümleleri Ümraniye bombalarıyla ilgili olanı.
Şöyle diyor Saçan: "Oktay Yıldırım'ın evinde bulunmuş patlayıcılarla
falan da bu işler çözülmüyor. Ben şimdi iddia ediyorum: Gidin Güneydoğu
ve Doğu'da görev yapmış özel harekâtçıların ve özel harpçilerin
evlerine, hemen hepsinin evinde Oktay'dan çıkan malzemelerin on misli
çıkar.
Niye? Çünkü, bu adamların böyle bir takıntısı var. PKK'dan aldıklarını
ganimet sayarlar. Ordu, onlara PKK ile mücadele için veriyor. Onlar da
bunları saklıyor... Bunların hepsinin evi cephanelik! Psikolojik bir
olay bu, bir gelenek haline gelmiş." (http://www.samanyoluhaber.com/haber-111980.html,
08 Ağustos 2008)
Sabah'tan
Ergun Babahan 'da, baş döndüren ilişkileri sebebiyle bir döneme
damgasını vuran Adil Serdar Saçan'ın açığını bakın nasıl yakalamış?
"Adil Serdar Saçan, Ergenekon soruşturmasını engellediğine yönelik
iddiaları cevaplamış
Milliyet gazetesinden Belma Akçura'ya verdiği röportajda müthiş bir
iddia ortaya atıyor:
"2001 başlarında emekli tuğgeneral Veli Küçük'le bazı polis müdürlerinin
arası açılıyor. Bunlar Küçük'e Tuncay Güney aracılığıyla bir cip hediye
etmek istiyorlar. Veli Küçük kabul etmiyor."
Son derece doğal bir olaydan bahsedermiş gibi anlatmış.
İstanbul'da görev yapan birden fazla polis müdürünün emekli bir
tuğgeneralle arası açılıyor.
Niye açıldığını bilmiyoruz.
Ama daha garibi, normalde ortalama bir otomobil almakta zorlanması
beklenen polis memurlarının, arayı düzeltmek için emekli bir generale
cip alacak parayı bulmaları.
Kaç paradır bir cip o tarihte? 100 bin dolar civarında mı?
İşi "organize suçları" ortaya çıkarmak olan bir polis müdürü bu gerçeği
biliyor ve gayet doğal karşılıyor. İstanbul'da görev yapan
polis memurlarının aralarının bozulduğu insanlara cip hediye etmesi
vakai adliyeden kabul ediliyor.
Organize Suç Masası Müdürü Saçan, "Bazı polis müdürleri"nin binlerce
dolarla ifade edilen bir cipi hediye edecek parayı nereden bulduğunu
merak etmiyor. Ergenekon'un üstüne gittiğini iddia ediyor ama organize
hediye işinin üstüne gitmemeyi tercih ediyor. Savcıya ihbar ettiği bile
şüpheli. Gazeteciler için de gayet doğal bir olay olarak görülmeli ki,
röportajda da üzerine gidilmiyor. Şerif Mardin'in "Cumhuriyet iyi, güzel
ve doğruyu tanımlayamadı" derken kastettiği gerçek bu olmalı. Polis
müdürlerinin hediye cip alabilmesi suç duyurusu konusu bile olmuyor.
Şimdi böyle bir gerçeği bilip üstüne gitmeyen
Saçan'ın, Ergenekon olayının üstüne gittiği iddiasını doğru kabul
etmekte zorlanmaz mı insan? Ya da bu açıklamalar "suç
duyurusu" ve "itiraf" kabul edilip, hediye cip alacak kadar zenginleşmiş
polis müdürleri ile bu olayı bildiği halde üstüne gitmeyen Saçan
hakkında soruşturma açılmaz mı? Türkiye hukuk devleti olacaksa, bu bir
tek Ergenekon davası üstünden olmaz. Savcıların bu olayları tespit edip
üzerine gitmesi sayesinde, şeffaflığın hakim kılınması sayesinde olur.
Saçan'ın açıklamaları bir dönemin kirli
ilişkilerine ışık tutuyor, mutlaka soruşturulmalıdır."
(http://arsiv.sabah.com.tr/2008/08/06/haber,1E4C96D0F2714A0DA3A31695C36BB7C3.html,
06 Ağustos 2008)
(
Hakkındaki iddiaları 31 Temmuz 2008'de Tempo dergisiyle röpörtajında
cevaplayan Serdar Saçan'ın açıklamalarına buradan ulaşabilirsiniz. >>
)
Perinçek'in avukatı gözaltında
İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek'in eski avukatı ve
Aydınlık dergisi yazarı Emcet Olcaytu “Ergenekon” soruşturması
kapsamında Kadıköy'de gözaltına alındı. Olcaytu'nun avukatı Murat Bülent
Hattatoğlu, soruşturma kapsamında, müvekkilinin Kadıköy Ziverbey'deki
evinde İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince arama
yapıldığını bildirdi. Aramalar sonrası Olcaytu'nun gözaltına alınarak
emniyete götürüldüğünü belirten Hattatoğlu, Emcet Olcaytu'nun, bir
dönem, halen aynı soruşturma kapsamında tutuklu Perinçek'in avukatlığını
üstlendiğini ifade etti.
Adnan Bulut ve eski manken Duygu Dikmenoğlu da gözaltında
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Kanaltürk televizyonunun eski
haber müdürü gazeteci Adnan Bulut, İzmir'de gözaltına alındı. Alınan
bilgiye göre, İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla
Mücadele Şubesi Organize Suçlar Büro Amirliği ekipleri, İzmir'de bir
otelde kalan Bulut'u gözaltına aldı. Bulut'un işlemleri tamamlandıktan
sonra İstanbul'a gönderileceği bildirildi.
Tuncay Özkan dışında, bugün gözaltına alındığı iddia edilen bir diğer
ünlü isim de Duygu Dikmenoğlu.
Gürbüz Çapan gözaltında
Esenyurt eski Belediye Başkanı Gürbüz Çapan, Ergenekon soruşturması
kapsamında gözaltına alındı. Gürbüz Çapan'ın Esenyurt Esenkent Özdeniz
Villaları'ndaki evine sabah 06:00 sıralarında gelen polis ve jandarma
ekipleri arama yaptı. Yapılan arama ve inceleme sonrası Çapan gözaltına
alınarak Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Çapan'ın yakınları, "Evde bir
saat kaldılar. Kitapları ve belgeleri incelediler. Ama yanlarında bir
şey götürmediler." dedi. Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına
alınan Esenyurt eski Belediye Başkanı, Cumhuriyet gazetesi ortaklarından
Gürbüz Çapan, sağlık kontrolünden geçirildi. Esenyurt Esenkent Özdeniz
Villaları'ndaki evine sabah 06:00 sıralarında gelen polis ve jandarma
ekipleri tarafından yapılan arama sonrası gözaltına alınan Gürbüz Çapan
Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürüldü. Çapan burada sağlık
kontrolünden geçirildi. Sorulara kısaca yanıt veren Çapan, "Ergenekon
soruşturması nedeniyle" gözaltına alındığını söyledi. Çapan sağlık
kontrolünün ardından Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.
Emekli Askeri Hakim Tanju Güvendiren gözaltında
Ankara'da Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınanların
sayısı 3'e yükseldi. Gözaltına alınan Tanju Güvendiren'in emekli askeri
hakim olduğu öğrenildi. Güvendiren ile birlikte gözaltına alınan Mahir
Akkar isimli şahıs, sağlık kontrolü sırasında basın mensuplarının sorusu
üzerine ''Ergenekon'dan'' gözaltına alındıklarını söyledi. Güvendiren ve
Akkar'ın yanısıra kalp cerrahi doktoru Mesut Özcan da gözaltına
alınmıştı. Gözaltına alınan 3 kişi Ankara Emniyeti'nde sorguya
alındılar.
Tuncay Özkan'ın doktoru, bir adli bilirkişi, bir emekli yargı mensubu
ve bir polis gözaltında
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Ankara'da 4 kişi gözaltına alındı.
Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube
Müdürlüğü ekiplerince Ankara Adalet Sarayına getirilen Dr. M.Ö'ye, Adli
Tıp Kurumunda sağlık kontrolünden geçirildi. Dr. M.Ö, adliye çıkışında,
gazetecilerin sorusu üzerine, ''Neyle suçlandığımı bilmiyorum. Evimden
alındım, arama yapıldı'' dedi. Kalp cerrahı olduğunu söyleyen M.Ö'nün,
İstanbul'da evindeki arama devam eden gazeteci Tuncay Özkan'ın doktoru
olduğu öğrenildi. Bu arada, Ankara'da gözaltına alınan ve sağlık
kontrolünden geçirilen M.A'nın ''adli bilirkişilik'' yaptığı belirtildi.
M.A, Adli Tıp'tan çıkışında gazetecilere ''Ergenekon örgütü üyesiymişiz,
alakamız yok. Piyango bize de vurdu'' diye konuştu. Ankara'da gözaltına
alınanlar diğer iki kişiden birinin emekli yargı mensubu T.G, ötekinin
ise polis olduğu belirtildi.
CHP eve avukat gönderdi
Gözaltına alınan Tuncay Özkan'ın avukatı CHP milletvekili Şahin Mengü,
"Şu anda arama devam ediyor. Eve bir avukatımızı gönderdik" dedi.
Özkan'ın evinde yapılan arama ile ilgili bilgi veren CHP milletvekili
Avukat Şahin Mengü, "Tuncay Özkan sabah 6.30 gibi beni aradı ve "abi
beni Ergenekon'dan içeri alıyorlar' dedi. Hemen eve bir avukatımızı
gönderdik. Şu anda Tuncay Özkan'ın evinde hala arama yapılıyor. Özkan da
şu anda evde" dedi. Mengü, konuyla ilgili olarak kendisinin de bilgi
beklediğini kaydetti.
Gözaltına alınan 3 kişi sağlık kontrolünden geçti
Ergenekon operasyonu kapsamında İstanbul'da gözaltına alınan Şafak A.,
Yıldıray B., ve Mustafa T.., sağlık kontrolünden geçirildi. İstanbul'da
gözaltına alınan Şafak A., Yıldıray B. ve Mustafa T., Organize Suçlarla
Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Haseki Eğitim ve Araştırma
Hastanesi'ne getirildi. Zanlılar, sağlık kontrolünün ardından İstanbul
Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Bu arada, sabaha karşı başlatılan
operasyonu sadece İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün
yürüttüğü, şu ana kadar gözaltına alınanların sayısının 15'i geçtiği
öğrenildi.
İşte bugün gözaltına alınanlar
Tuncay Özkan
Adil Serdar Saçan (Eski Organize Suçlar Şube Müdürü)
Adnan Bulut (Kanaltürk televizyonunun eski haber müdürü)
Mesut Özcan (Tuncay Özkan'ın doktoru)
Tanju Güvendiren (emekli askeri hakim)
Mahir Akkar
Gürbüz Çapan (Esenyurt eski belediye başkanı)
4 Adli Tıp Uzmanı
Tuncay Mollaveyisoğlu
Evrim Baykara
Şafak A.
Yıldıray B.
Mustafa T.
Emcet Olcaytu (Doğu Perinçek'in avukatı)
| | |