Tam  EskidenYeniye
 

Ergenekon davalarını engelleme girişimleri


Ergenekon soruşturması sürecinde provokasyonlar yaşanıyor. Birileri soruşturma ve dava sürecini Şemdinli olayında olduğu gibi çıkmaza, sonuçsuzluğa ve akamete uğratmaya çalışıyor.

Abdullah Harun, 12.09.2008 - Ergenekon ve benzer soruşturmalar sürecinde provokasyonlar yaşanıyor. Birileri soruşturma ve dava süreçlerini Şemdinli davasında olduğu gibi çıkmaza, sonuçsuzluğa ve akamete uğratmaya çalışıyor. Bu girişimlerin süreceğini tahmin edip 12 Eylül 2008 tarihinde başladığımız bu canlı yayında tarihi olaylara, kışkırtmalara tanık oluyoruz, yaşıyoruz ve daha birçoğunun da yaşanacağına inanıyoruz.

İtalyan Gladyosu'nu çökerten savcı Felice Casson, Türkiye'de gazetecilerin yakından tanıdığı bir isim. Bir gazeteye verdiği demeçte aynen şöyle diyor:

"Soruşturmalar başladığı zaman bazılarının şiddetli eleştiriler yaptığını görürsünüz. Bir zaman sonra bu şiddetli eleştirileri yapan çevrelerden bazılarının da şüpheliler arasında olduğunu anlarsınız. İşte o zaman işler daha da karışır. Hedef aldığınız kesim öyle bir kulis yapar ki, savcı olarak bizim yaptığımız çalışmaların yasa dışı olduğu bile ima edilir. Ta ki soruşturma evresi tam olarak gelişinceye kadar bu böyle gider."

Türkiye'de yaşanacaklar da sanırız böyle olacak. Tekrar etmek gerekirse en üst makamdan alttakine kadar muvazzafıyla yargısıyla ve diğer tüm dallarıyla Kontrgerilla, Şemdinli ve Ergenekon soruşturmalarında yakalanmış bulunuyor. General ve daha alt kademedeki elemanlarını feda edip soruşturmanın daha yukarılara, Kontrgerilla'ya uzanmasını engellemeye çalışıyorlar. Çırpınmalar bu yüzden. Özellikle Ergenekon soruşturması onları gittikçe köşeye sıkıştırıyor olmalı ki bu kadar deşifre olmaya başladılar. Şurası çok açık, Savcı Öz ve arkadaşları, Ergenekon soruşturmasıyla kontrgerillacıları kuyruğundan da olsa gerçekten yakalamayı başarmış ve soruşturmanın seyri kontrgerillacıları daha da zora sokacak. Türkiye, büyük olaylara ve inşallah hayırlı değişimlere doludizgin gidiyor. Birileri de tüm güçleriyle bunu engellemeye çalışıyor, bu çok açık.

TESPİT EDEBİLDİĞİMİZ ENGELLEME GİRİŞİMLERİ:

2007 yılında başlayan Ergenekon soruşturması sürecinde bu davayı ve benzer diğer davaları engelleme girişimlerinden tespit edebildiklerimizi kronolojik olarak aşağıda aktarmaya çalıştık. Bu girişimlerden bazılarının doğrudan engelleme amacıyla yapıldığı açık iken, bazılarının ise dolaylı yoldan yapıldığı söylenebilir.

İşte o girişimler:

09.07.2008: ABD Konsolosluğuna saldırıda 3 polisin hayatını kaybetmesi:

ABD'nin İstanbul İstinye'de bulunan konsolosluk binasına saldırı düzenlendi. Yoğun bir çatışmanın yaşandığı kanlı saldırıda konsolosluk önünde koruma görevlisi olarak bulunan 3 Türk polisi hayatını kaybetti. Bu saldırı basında Ergenekon soruşturmasına karşı bir intikam ve gözdağı mesajı olarak da algılandı. Saldırının ayrıntılarına bakıldığında hedefin konsolosluk değil Türk polisi olduğu açıkça görülüyor. Saldırganların göstere göstere gelerek ateş etmeye başlaması, sonra soğukkanlılıkla arabadan inerek ateş etmeye devam etmesi ve 3 polisi öldürmesi. Sonuçta saldırının ABD konsolosluğuna hiçbir zararı olmadı. Olan Türk polisine oldu. Dünyanın en güvenli binalarından biri olan İstinye'deki konsolosluk binasına pompalı tüfek ve tabancayla saldırı yapılması da hedefin konsolosluk binası olmayacağı yorumlarına neden oldu. 'Kale' gibi inşa edilen konsolosluk binasına girişin çok zor olmasının yanısıra araçtan tek saldırganın inerek direkt polise yönelip ateş açması, olay yerinin az ilerisinde bulunan ve iki trafik polisinin de çatışmaya girmesi üzerine araçta bekleyen diğer iki saldırganın harekete geçmesi, teröristlerin saldırıdan hemen sonra kaçmayı planladıklarını düşündürdü. Araçta bulunan 4. saldırganın çatışmaya girmeden kaçması da saldırının asıl hedefinin polise mesaj vermek olabileceği ihtimalini akıllara getirdi. Polisin hedef seçilmesinin nedeni olarak, Ergenekon soruşturmasında aktif rol oynaması gösteriliyor. Bir askeri darbeye karşı en büyük güvence polis. Özellikle emniyet istihbaratından çok tedirginler. Danıştay baskını hatırlanırsa tetikçi Alparslan Arslan'ı cesaretli bir polis son anda üzerine atlayarak yakalamıştı. Eğer tetikçi yakalanmasaydı Danıştay saldırısı çok farklı bir yönde gelişirdi.

12.07.2008: Ergenekon sanık ve yakınlarından savcıya suç duyurusu:

İçlerinde Ergenekon soruşturmasında tutuklanan avukat Kemal Kerinçsiz, eski asker Muzaffer Tekin'in de bulunduğu, emekli Albay Erdal Sarızeybek, İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan ve İşçi Partililer gibi belirli çevrelerce verilen 9 ayrı suç duyurusu sebebiyle Adalet Bakanlığı'nca Savcı Öz hakkında inceleme başlatıldığının ortaya çıktı. Başvuranlardan bazılarının Adalet Bakanlığı'nın ilgisizliğinden şikayet ederek Ankara İdare Mahkemesine suç duyurularını taşıdı. İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut Kazan, Savcı Zekeriya Öz´ü, elindeki soruşturmayı 11 aydır tamamlamayıp ucu açık tutarak, yaşanan gelişmelere göre "dalga operasyonlar"a başvurmakla ve "geceleyin kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız öldürüldü" suçlayarak Ankara İdare Mahkemesine başvurdu. (haberkaynağı-2, haberkaynağı-3, haberkaynağı-4)

16.07.2008: CHP'li Öymen'den gözdağı:

CHP’li Onur Öymen, katıldığı bir TV programında Ergenekon soruşturmasında yaşanan gözaltıları ve gelişmeleri eleştirdi. Öymen, ‘Merak etmeyin, Ankara’da hakimler var’ diyerek mahkemeden mahkumiyet çıksa bile Yargıtay’dan döneceğini ima etti.

19.07.2008: Leninist Atatürkçülerden Ergenekon soruşturmasına tepki:

Kadıköy'de, Atatürkçü Düşünce Derneği öncülüğünde, Atatürk'le Lenin'in yan yana resimlerini içeren pankartların taşındığı, "Ergenekon soruşturması cumhuriyetimizi yıkmak amaçlıdır!" konulu yaklaşık iki bin kişinin katıldığı bir gösteri düzenlendi. Habertürk televizyon muhabirinin canlı yayında adeta bir bayram havasında abartarak sunduğu haber şöyle: "Burada gerçekten çok büyük bir coşku var. 10. yıl marşları, türküler çalınıyor. Yaklaşık 2000-3000 kişi var şu anda Kadıköy İskele Meydanı'nda. Türk Bayrakları, Atatürk posterleri ön planda. Atatürkçü Düşünce Derneği önderliğinde düzenleniyor bu miting. Atatürkçü Düşünce Derneği'nin yanı sıra İşçi Partisi ve Türkiye Gençlik Sendikası, DSP, CHP, Cumhuriyet Okurları Derneği Bağımsız Cumhuriyet Partisi gibi çeşitli siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri de bu mitinge destek veriyorlar. Sizin de bildiğiniz gibi bu mitingde bugün Kadıköy İskele Meydanı'nda Ergenekon Operasyonu kapsamında yapılan gözaltılar eleştiriliyor. Şener Eruygur, Hurşit Tolon ve Doğu Perinçek isimleri ön plana çıkıyor biraz daha. Kimilerinin ellerinde Şener Eruygur resimleri var ve bu resimlerin altında Demokrat, Atatürkçü, aydın yazıyor. Mitingde Atatükçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcısı Sina Akşin, İstanbul Barosu Genel Sekreteri Hüseyin Özbek ve Ulusal Kanal Genel Müdür Turan Özlü birer konuşma yaptılar.Eski milletvekili ve Türk Halk Müziği sanatçısı Faruk Demir küçük bir konser verdi. Onun dışında şuana kadar oldukça barışçıl ve coşkulu bir mitinde sahne oluyor Kadıköy Meydanı. Türküler çalınıyor. Marşlar çalınıyor. Türk bayrakları sallayan ellerinde Atatürk posterleri olan kalabalık sloganlar atarak marşlara eşlik ederek buradaki mitinge katılıyor."

28.07.2008: Güngören katliamında 17 kişinin hayatını kaybetmesi:

İstanbul Güngören'de halkın en kalabalık olduğu bir noktada peşpeşe meydana gelen iki patlamada 17 kişi hayatını kaybetti. PKK'ya atfedilen saldırıyı PKK üstlenmedi. Basında Ergenekoncuların intikamı olarak nitelendirilen saldırının, Anayasa Mahkemesi'nin AK Parti'nin kapatılma davasında vereceği kararın hemen öncesinde meydana gelmesi dikkat çekti.

01.08.2008: Polise saldırıların artması:

Ergenekon soruşturması sonrasında polise karşı saldırılar dikkat çekici şekilde arttı. PKK terör örgütü de bir açıklama yaparak öncelikli hedefinin polis olduğunu duyurdu. PKK'yla doğrudan karşı karşıya gelen ve çatışmalara giren gücün askerler olmasına karşın PKK'nın böyle bir açıklama yapması, örgütün Ergenekon örgütüyle bağlantıları olduğuna dair iddiaları güçlendirdi.

08.08.2008: Selimiye kışlasına saldırı:

Güngören ve Konsolosluk saldırılarının Ergenekon örgütüyle bağlantısının savcılarca araştırıldığının ortaya çıkmasıyla birlikte, muhtemel hedefi Üsküdar Selimiye Askeri Kışlası olan havan toplu bir saldırı daha meydana geldi. Saldırganların kaçtığı saldırıyı 'Devrimci Karargah Örgütü' adı verilen, adı daha önce hiç duyulmamış yeni bir sol terör örgütü üstlendi.

19.08.2008: Emniyete şok baskın:

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Paksüt’ü yetkisiz dinledikleri iddiasıyla Ergenekon soruşturmasını yürüten Emniyet Müdürlüğü İstanbul Organize Şube’ye nöbetçi mahkemeden aldığı izinle baskın yaptı. AYM üyesi Osman Paksüt'ün başvurusuyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın düzenlediği baskında Organize Şube'deki bilgisayar harddisklerinin kopyası alınarak henüz mahkemeye bile yansımamış Ergenekon soruşturmasının kimlere uzandığının ve uzanacağının öğrenilmeye çalışıldığı ileri sürülüyor. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, olaydan haberdar olur olmaz devreye girdi ve İstanbul 1. Ağır Ceza'dan aldığı aramayı durdurma kararı ile baskının ve kopyalama işleminin tamamlanmasını son anda engelledi. Elde edilen dijital kopyalara da el konuldu. Soruşturmanın ilerleyen aşamasında Osman Paksüt'ün eşinin de Ergenekon Terör Örgütü şüphelisi olduğu ortaya çıktı. Ferda Paksüt halen Ergenekon davası sanığı olarak yargılanıyor. Anayasa Mahkemesi üyesi olan kocası Osman Paksüt'ün de mahkeme bilgilerini Ergenekon sanıklarına sızdırdığı anlaşıldı. Ancak mahkeme kararıyla yapılan telefon dinlemesinin sadece karısını kapsadığı ve onun görüşmesine tesadüfen takılan Osman Paksüt'ü kapsamadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi Osman Paksüt'e ceza veremeyeceğini açıkladı. Paksüt'ün kollanmasına diğer mahkeme üyeleri tepki gösterdi ve karara şerh koydurdu.

02.09.2008: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan şok soruşturma:

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay üyelerine yönelik suikast krokilerinin de ele geçirildiği İşçi Partisi'nde yapılan Ergenekon soruşturması kapsamındaki arama işleminin hukuka aykırı yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlattı. Ergenekon terör örgütü dava süreci, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturmalarla sarsılıyor. Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün dinlendiği iddialarını araştıran Ankara Cumhuriyet Savcısı Vahdet Polatkan'ın İstanbul Organize Şube Müdürlüğü'ne yaptırdığı baskının ardından, yeni bir soruşturma daha geldi. Memur suçlarına bakmakla görevli Ankara Savcısı Abbas Özden, Yargıtay'a suikast krokilerinin de ele geçirildiği İşçi Partisi'nde yapılan arama işleminin hukuka aykırı yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlattı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün talimatı üzerine Emniyet güçleri, 21.03.2008 günü İP Genel Merkezi'nde, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nusret Senem'in evinde arama yapmıştı. Aramalarda bir CD içinde, Yargıtay binasına giriş ve güvenli kaçış yollarını belirten ayrıntılı bir suikast krokisi ele geçirilmişti. Ergenekon iddianamesinde de yer alan belgelere karşı İP'liler, delillerin Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda belirtilen maddelere aykırı elde edildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu. İP'liler, bilgisayarlara şifreli oldukları gerekçesiyle yedekleme yapılmadan el konulduğunu, bilgisayarlardaki verilerin yedeklerinin çıkarılmadığı, kendilerine verilmediği ve bilgisayarlara kendilerine ait olmayan bilgilerin yüklenmesinin mümkün olduğu iddiasını dile getirdi. Suç duyurusu üzerine Abbas Özden soruşturma başlattı. Savcının, CMK'nın 134. maddesinin ihlal edildiği, yedekleme yapılmadan bilgisayarlara el konulduğu, verilerin yedeklerinin çıkarılmadığı ve parti yöneticilerine el konulan verilerin birer örneğinin verilmediği iddiasıyla İçişleri Bakanlığı'ndan soruşturma izni talep edeceği ifade edildi. Arama ve el koyma işlemi, Cumhuriyet savcısı gözetiminde gerçekleştirilmişti. Savcının bu girişimiyle Ergenekon delillerinin bir kısmının tartışmalı hale geleceği de öne sürüldü. CMK 134. madde, şifrelenen bilgisayarlara girilememesi halinde el konulacağını, şifrenin çözülmesi ve gerekli kopyanın alınması durumunda el konulan cihazların iade edileceğini belirtiyor. Hukukçular, soruşturmalarda el konulan bilgisayarların yedeklemelerinin, şüpheli ve vekiline verilmesi gibi bir zorunluluğun bulunmadığını, ancak ilgili kişilerin talebi olursa bu yedeklemelerin verileceğini ifade ediyor. İlerleyen süreçte soruşturma davaya dönüştü. İşçi Partisi'nde arama yapan Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli 10 polis memuru, 'mevzuata aykırı arama yaparak görevi kötüye kullandıkları' suçlamalarıyla yargılandıkları davada beraat etti. Karar gerekçesinde, bu isnatların gerçekleştiğinin anlaşıldığı ancak polislerin 'suç işleme kasıtlarının olmadığı' gerekçesiyle beraatlerine karar verildiği belirtildi. Ancak gerekçeli kararda Ergenekon davasının en önemli delillerini yok sayacak bir cümleye yer verildi. Gerekçeli kararında “sanık polislerin görevi kötüye kullanma kastı bulunmadığı gerekçesiyle beraatlarına karar verildiği” belirtilirken, “bilgisayar ve bilgisayar hafızalarından elde edilen delillerin yasaya aykırı olarak ele geçirildiği” de karara geçirildi. Polisler, bu kararı temyize götürdü. Ergenekon soruşturmasını etkileyecek bu hüküm Yargıtay tarafından da onaylandığı takdirde Ergenekon sanıklarının eline büyük bir koz verilmiş olacak. Beraat ettikleri halde karara itiraz eden sanık polislerin temyiz isteği üzerine dosya Yargıtay’a taşınırken son sözü 4’üncü Ceza Dairesi söyleyecek. 4’üncü Ceza Dairesi bozma yerine kararı onarsa Doğu Perinçek, İşçi Partisi ve üst düzey yöneticiler hakkında elde edilen çok önemli deliller yok sayılacak.

03.09.2008: TSK'dan Ergenekon sanıklarına destek ziyareti:

Kocaeli ili Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi, Ergenekon sanığı tutuklu generaller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur'u Kandıra cezaevinde ziyaret etti. TSK web sitesinden yapılan açıklamada ziyaretin TSK adına yapıldığı belirtildi. Bu ziyaret basında, sanıklara moral vermek ve askerlerin Şemdinli davası gibi Ergenekon davasını da yargıya baskı yaparak akamete uğratmaya ve tutuklu generaller hakkında hazırlanan ek iddianameyi etkilemeye çalıştıkları şeklinde yorumlandı.

07.09.2008: Ergenekon davasını gündemden düşürme çabaları:

Dikkat çekici şekilde peşpeşe yoğunlaştırılan Deniz Feneri Davası ve diğer yolsuzluk iddiaları ile, her gün yeni bir gelişmeyle sürekli gündem olan Ergenekon soruşturmasının gündemden düşürülme çabaları.

09.09.2008: CHP lideri Baykal'dan savcıya tehdit:

CHP lideri Deniz Baykal, isim vermeden Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'ü, Şemdinli olayını soruşturan Savcı Ferhat Sarıkaya'nın akıbetini hatırlatarak tehdit etti. CHP lideri Deniz Baykal, Deniz Feneri davası ile Ergenekon davasını karşılaştırırken ilginç sözler sarf etti. Alman savcının hukukun temel ilkelerine uyduğunu ileri süren Baykal, Ergenekon iddianamesinin ise aynı nitelikte olmadığını savundu. Ardından isim vermeden Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'e, Şemdinli'yi soruşturan Ferhat Sarıkaya'nın akıbetini hatırlattı: "Bugüne kadar iki iddianame ile ilgili tepki gösterdim. Birincisi Van'daki iddianame. Ne olduğu ortaya çıktı. İddianameyi hazırlayan savcı meslekten atıldı. İddianamenin hiçbir hukukî tutar tarafı olmadığı açık. İnsanlar tutuklandı gösterişli bir şekilde. Bir siyasi linç amacıyla yapılan düzenleme olduğu açıktı. Orada oydu. Burada bu savcı ne olacak? Ergenekon davası ne olacak? Bunu bilmiyoruz."

10.10.2008: Güvenilir tanık: Tecavüzcü Coşkun:

Aydınlık, Cumhuriyet ve bazı gazetelerin, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ü, çevresinde "tecavüzcü coşkun" olarak tanınan, işçi partili ve oto kundaklamadan 3 yıl hapis yatmış güvenilir bir kişiye dayanarak yüz kızartıcı suçlarla karalama kampanyası yürütmesi. Aydın'ın Çine ilçesinde tertiplendiği ve iftiralardan ibaret olduğu ortaya çıkan haber üzerine açıklama yapan ilçe halkı ve haberde adı geçen kişiler, yapılan dezenformasyonu gözler önüne serdi.

27.11.2008: Vurun Tuncay Güney'e!:

İlginç bir benzerlik olarak, İlhan Selçuk'un liderlerinden olduğu 9 Mart 1971 cuntacıları arasına sızarak deşifre eden kayıtlı MİT ajanı Mahir Kaynak'a benzer şekilde yine İlhan Selçuk'un liderlerinden olma suçlamasıyla yargılandığı Ergenekon örgütüne sızarak deşifre olmasına yol açan çuvallarca belgeyi 2001'de ortaya çıkaran kayıtsız MİT ajanı Tuncay Güney'e karşı bazı çevreler, onun güvenilmez birisi olduğuna yoğunlaşmaya ve dikkatleri belgelerden kaçırmaya gayret ettiler.

08.01.2009: HSYK'yı devreye sokma gayreti:

Ergenekon soruşturmasının 10. dalga operasyonlarında üst düzey askeri ve sivil yetkililerin gözaltına alınmasıyla deprem geçiren kontrgerillacılar, HSYK'yı soruşturmayı yürüten savcı ve hakimleri görevden aldırmak için devreye sokma gayret ettiler.

10.01.2009: Sanıklar arasında ayrımcılık:

Soruşturmada yaşanan bazı eksiklere ve aşırıya kaçan bazı ayrıntılara dikkat çekerek, bunları merkeze alarak Ergenekon'la ilgili asıl resmi gözden kaçırma ya da özellikle göz ardı etme girişimleri yaşanıyor bazı çevrelerde. CHP lideri Deniz Baykal bu tür girişimleri yapanlardan sadece biri. Ergenekon soruşturmasında İbrahim Şahin, Veli Küçük gibi kişilerin gözaltına alınmasına onay veren ancak rektörlerin gözaltına alınmasına ise bunlar terörist olamaz diyerek karşı çıkanlar bu girişim ve gayretleriyle Ergenekon soruşturmasını karalamaya çalışıyorlar.

15.01.2009: Kanadoğlu Ergenekon'a 40 savcı istedi:

Cumhurbaşkanlığı seçimini engellemek için 367 formülünü bulan çevreler, şimdiye kadar karşı çıktıkları Ergenekon soruşturmasını durduramayacaklarını anlayınca sulandırmak için halen 5 olan savcı sayısının 40'a çıkarılmasını istemeye başladılar. Ergenekon terör örgütü soruşturmasının son dalgasında evinde arama yapılan Kanadoğlu, Ergenekon savcılarının sayısının artırılması gerektiğini söyledi. Benzer bir teklifi YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da yapmıştı. Kanadoğlu, Ergenekon davasını yürüten savcıların sayısının ciddi soruşturma içeren dava için az olduğunu, bu sayının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)'ndan destek alınarak 40 savcıya yükseltilmesi gerektiğini ifade etti. Kanadoğlu, "Çünkü bu işi savsaklamaya, bir tarafa bırakmaya artık tahammül yok. Bu olayın öyle ya da böyle açıklanmasına ihtiyaç var." dedi. Ancak uzmanlara göre şu anda 5 savcı ile yürütülen soruşturmanın 40 savcıyla yürütülmeye çalışılması yürütülememesi sonucunu getirecektir.

27.01.2009: CHP savcıyı HSYK'ya şikayet etti:

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, “Ergenekon” soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz ve diğer savcılar hakkında “inceleme ve soruşturma yapılması ve haklarında idari ve adli sürecin başlatılması talebiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) başvuruda bulunduğunu” bildirdi. Kart, yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti: “Kamuoyunda 'Ergenekon' adıyla bilinen soruşturmada yaptıkları işler ve davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı, kişisel duygulara kapılarak görev yaptığı kanısını uyandıran, ayrıca soruşturmanın gizliliğini ihlal eden eylemler içinde bulunduğuna dair bulgular mevcut olan Savcı Zekeriya Öz ve diğer savcılar hakkında Hakimler ve Savcılar Kanununun 68/b, c maddeleriyle TCK'nın soruşturmanın gizliliğinin ihlalini düzenleyen 285. maddelerine muhalefet ettiği gerekçesiyle inceleme ve soruşturma yapılması ve haklarında idari ve adli sürecin başlatılması talebiyle Adalet Bakanlığı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu başkanlığına tarafımdan başvuruda bulunulmuştur. Gelinen süreçte Savcı Zekeriya Öz ve diğer savcıların soruşturmanın selameti ve adli yargılamanın alt yapısını hazırlama konusunda üzerlerine düşen görevi bihakkın yapamadıkları ve bundan böyle de yapamayacakları ortaya çıkmıştır.”

10.02.2009: Sanıklardan hakimlere baskı ve kışkırtma çabası:

Ergenekon sanıklarının ve çevrelerinin davaya bakan hakim ve savcıları etkilemek ve kışkırtmak için her yolu denemeye çalışıyor. Ergenekon davasında söz alan tutuklu sanıklardan Behiç Gürcihan, Yassıada’da yapılan yargılamalar sırasında hakimin sanıklara, “Sizi buraya tıkan güç böyle olmasını istiyor” dediğini ifade ederek, Adnan Menderes’i tasvip etmemesine rağmen bu sözleri okuduğunda hakime çok kızdığını anlattı. Bizi buraya tıkan güç sizin kulağınıza ne fısıldarsa fısıldasın, sizlerin prim vermeyeceği konusunda ümidimi sürdürmek istiyorum. Tempo dergisinde sizi tanıyanlarla yapılan görüşmeler sonucunda hazırlanan bir haber yayınlandı. Önünüze koyulanlarda suç arayan biri olduğunuz söyleniyor. Bunu tekzip ettiniz mi bilmiyorum. Polis ve savcılık önüne koyulanlarda suç aradığında onları yadırgamadım. Fakat sizleri yadırgarım. Sizin göreviniz suç aramak değil, maddi gerçeği bilip adaleti sağlamak olmalıdır.” Bunun üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, “O dergide başka şeyler de yazıyor. Bir kelimesini değil de onları da alsaydınız” dedi.

05.03.2009: Ergenekon sanığı: Savcı herkese iftira etti:

Ergenekon tutuklusu ve JİTEM kurucularından Albay Atilla Uğur, Meclis İnsan Hakları Komisyonu'na mektup yazarak Savcı Zekeriya Öz'ün 9. Ekim 2008'de kendi ifadesini alırken bir çok kişiye iftira ettiğini iddia etti. Uğur mektubunda savcılık sorgusunda şunların yaşandığını öne sürdü: “Savcı Öz ‘Biz seni geçen sene alacaktık, baktım yeni emekli olmuşsun, bırakayım biraz yaşasın dedim. Bu Şener ve Hurşit’le ilgili her şeyi bize anlat seni yarın sabah bırakacağım’ dedi. Tekirdağ F-1 Kapalı Cezaevin’de tutuklu olarak bulunurken 9.10.2008 günü Beşiktaş Adliyesi’ne götürüldüğünü anlatan Uğur, Savcı Öz’ün ‘kanını donduran’ şu cümleleri söylediğini de iddia etti: “Bu Veli Küçük zaten Ermeni’nin teki. Ben araştırdım, soyu sopu da Kafkasya’dan kalkıp Bilecik Gölpazarı’nın Türkmen köyüne gelmişler. Neden çünkü Türkmen ismindeki köye göçerek Ermeni olduklarını kamufle etmek istemişler. Ermenice de biliyor. Ben hem şivesinden hem de evinden çıkan Ermenice belgelerden onun Ermeni olduğunu anladım...Ayrıca bu Sevgi denilen kadın da Ermeni (Erenerol’u kastediyor) Yozgat’ın Ermenelik Köyünden...eski adı Ermeneli yani o da Ermeni. Aslında Deniz Baykal Ergenekon’un tam içinde, biz biliyoruz. Nur Serter de (CHP Milletvekili) bu işin içinde..Toplantı yaptıkları evleri falan biliyorsan bize söyle. Bunlar nasıl orgeneral olmuşlar ya. Doğu Perinçek efendinin emri ile hareket ediyorlar, yok şu seminere git yok şu konferansa katıl. PKK terörü neden 2002 de tekrar başladı. Çünkü AK Parti iktidara geldi. Onu baltalamak için. Sen bize bu adamlarla ilgili bir şeyler söyle altına da imzanı at. Biz de senin için iyi düşünelim..”

16.03.2009: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan şok bir soruşturma daha:

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, İşçi Partisi'nin eski MİT Müsteşarı Kenan Atasagun hakkında MİT'in hazırladığı Ergenekon şeması sebebiyle "Ergenekon'u neden belgeledin? Niye TSK'yı alenen aşağıladın? Bu şema, TSK'ya karşı entrikalarda, komplolarda kullanılmıştır. Bu şema, şüpheli Şenkal Atasagun ve ortaklarının suçlarının kanıtıdır" satırlarını içeren şikayet dilekçesini işleme koyarak Başbakanlıktan soruşturma izni talep etti. Bu girişim, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ergenekon soruşturmasını baltalamak ve karalama amacı taşıdığı izlenimi veren üçüncü girişimi. İşçi Partisi ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ergenekon konusundaki uyumu şaşırtıcı. Başsavcılığı, Bundan bir yıl önce, 21.03.2008'de Yargıtay'a suikast krokilerinin de ele geçirildiği İşçi Partisi'nin genel merkezinde polis tarafından yapılan Ergenekon soruşturması kapsamındaki arama işleminin hukuka aykırı yapıldığı iddiasıyla İşçi partililerin şikayeti üzerine Ergenekon savcıları hakkında soruşturma başlatmıştı. Bu olaydan da önce, 19.08.2008'de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ergenekon soruşturmasını baltalamak amaçlı olduğu izlenimini veren İstanbul Organize Şube'deki Ergenekon soruşturmasına ait henüz mahkeme aşamasına bile gelmemiş çok gizli belge ve bilgileri ele geçirme girişimi ile aslında Ergenekon soruşturmasına aykırı yaklaşımını ortaya koymuş bulunmaktaydı. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu'nun adı daha önce de Büyükçekmece Adliyesi'nde kaybolan dava klasörlerinden çıkmıştı. Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerine giren Büyükçekmece'deki arazi yolsuzluğu belgelerinin, daha önce başka bir davaya konu olduğu Büyükçekmece Adliyesi'nde kaybolduğu belirlenmişti. Kaybolan klasörler, Büyükçekmece ve beldelerine yönelik arazi yağması operasyonu ile ilgiliydi. Operasyonu yapan dönemin Jandarma Binbaşısı Zeki Bingöl'ün mahkemeye sunduğu deliller kaybolmuştu. Bingöl, Boyrazoğlu'nun başında bulunduğu S.S. Defne Dalı Konut Yapı Kooperatifi'ne Kadıköy Belediyesi tarafından arsa tahsisi yapıldığını söylüyordu. Yine Boyrazoğlu'nun Ergenekon sanıklarından Sedat Peker'le irtibatı da medyaya yansımıştı. Eski Genelkurmay Başkanları İsmail Karadayı ve Çevik Bir hakkında darbeyi övücü sözleriyle anayasa suçu işledikleri gerekçesiyle yapılan çok sayıdaki suç duyurularını görmezlikten gelen ama İşçi partililerin her başvurusunu hemen soruşturma konusu yapan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, suç duyuruları arasında dikkat çekici şekilde ayrım yaptığı izlenimi veriyor.

18.04.2009: Ergenekon davasına saygın olmayan baskı:

İlhan Selçuk, Mustafa Balbay ve Yalçın Küçük gibi kişiler Ergenekon soruşturmasında gözaltına alındığında ve Sabih Kanadoğlu ile Türkan Saylan'ın evi arandığında 'saygın kişilere böyle muamele edilmemeli onlar asla suç işlemiş olamaz' şeklinde yapılan karalama kampanyası ile yargı üzerinde baskı kurulmaya çalışıldı.

20.05.2009: Gizli tanıkları devre dışı bırakma çabası:

Danıştay'ın Adalet Bakanlığı'nın müfettişlerine verdiği dinleme yetkisini iptal etmesi üzerine, hepsi mahkeme kararlarına dayandığı defalarca açıklanan gizli dinleme kararları ile gizli tanıklıklar hükümsüz bırakılmaya ve delil olmaktan çıkarılmaya çalışıldı.

18.06.2009: F-tipi polis karalaması:

Sanıklar ve avukatları ile bazı çevrelerin, "Soruşturmayı poliste örgütlenmiş F-tipi polislerin, yani  Fethullah Gülen cemaatine mensup polislerin yönlendirdiği, sahte belgeler düzenleyip tutukluların ev ve bürosuna yerleştirdikleri, silahların da onlar tarafından gömülüp buldurulduğu vs.vs..." gibi iddialarla Ergenekon soruşturmasını itibarsızlaştırma, soruşturmayı başlangıcından beri hukuki değil siyasi olmakla suçlayarak karalama gayretleri.

28.07.2009: Sanıklardan ve CHP'den HSYK'ya toplu şikayet:

HSYK'nın Ergenekon savcı ve hakimleriyle ilgili soruşturmaya izin verileceği tavizini Adalet Bakanlığı'ndan koparmasından sonra Ergenekon davası sanıkları ve çevrelerinden savcı ve hakimlere yönelik şikayetler yağmur gibi yağmaya başladı. Adalet Bakanlığı, 'Ergenekon' soruşturmasını yürüten Cumhuriyet savcıları ve bu soruşturmada işlemleri bulunan hakimlerle ilgili olarak 38 şikayet dosyası açıldığını bildirdi. Açıklamada şöyle denildi: "Bunlardan 28 dosya kapsamındaki şikayetler hakkında inceleme yapılmış ve yeterli delil bulunmaması nedeniyle soruşturma başlatılmasına gerek görülmemiştir. Şikayetlerin büyük bir bölümünün öncekilerin tekrarı ve benzeri mahiyette olması nedeniyle bunlar hakkında aynı işlem uygulanmıştır. 10 dosya kapsamındaki şikayetlere ilişkin incelemeler ise devam etmektedir. Görüldüğü gibi 'Cumhuriyet savcıları ve hakimler hakkındaki ihbar ve şikayetlerin işleme konulmadığı' iddiası kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. Bakanlığımız tarafından bu güne kadar bütün ihbar ve şikayetlerle ilgili olarak yasal işlem yapıldığı gibi bundan sonra da gerekli işlemler, mevzuat çerçevesinde, yargı bağımsızlığı ilkeleri göz önünde bulundurularak sürdürülecektir." Bakanlığın bu açıklamasının ardından HSYK'ya iki şikayetin daha yapıldığı ortaya çıktı. Ergenekon sanıklarının avukatlarından Turgut Kazan şikayetinde, "Ergenekon Savcısının; 11 aydır 'ucu açık' bir soruşturma yürüttüğünü ve yaşanan gelişmelere göre "dalga operasyonlar"a başvurduğunu, bu uygulamayla, “geceleyin kapı çalınınca sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımızın öldürüldüğünü”, insanların korku içinde olduğunu ve yaşananlardan dehşete kapıldığını belirterek Savcı Öz hakkında soruşturma açılmasını" talep etti. İkinci şikayet ise Ergenekon tutuklu sanığı emekli Albay Levent Göktaş'ın avukatı tarafından HSYK'ya yapıldı. Öz hakkında, görevi kötüye kullanmak ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçundan işlem yapılması istendi. Şikayet dilekçesinde, devletin güvenliğine ait belgelerin ancak hakim tarafından inceleneceğinin yasada belirtilmesine rağmen, Savcı Öz'ün bu belgeleri polise incelettiği belirtiliyor. Polisler hakkında soruşturma başlatan Fatih Adliyesi'ne de savcının müdahalede bulunduğu savunulan dilekçede, Zekeriya Öz'ün adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve görevi kötüye kullanmak suçlarından cezalandırılması isteniyor. Savcıları son olarak şikayet eden kişi, Ergenekon'dan tutuklanıp ertesi gün şaibeli şekilde tahliye edilen Albay Dursun Çiçek olmuştu. Savcıları şikayet edenlerin çoğunluğunun CHP'li milletvekilleri olması ise dikkati çekiyor.

29.07.2009: HSYK'dan korsan açıklama, Hükümetten sert tepki:

HSYK'nın daimi ve yedek 10 üyesi toplu bir açıklama yaparak bazı basını ve hükümeti suçladı. Üyeler açıklamalarında, günlerdir konuşulan, kurulun Ergenekon davası hakim ve savcılarını görevden alacağı iddialarını reddetti. Adalet Bakanlığı bu açıklamaya karşı  adeta 27 Nisan muhtırasına karşı hükümetin direnişini andıran sert bir tepki verdi. HSYK kurul üyelerinin açıklaması şu şekildeydi: "Ergenekon davasına bakan mahkemenin başkanı ve üyelerle ilgili herhangi bir tasarrufumuz olmamıştır." Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) 5’i yargıdan gelen 10 üyesi Ergenekon davasını kastederek, "HSYK’nın, davaya bakan mahkemenin başkan ve üyeleri ile ilgili herhangi bir düşünce, öneri ve tasarrufu başından beri olmamıştır" dedi. Bu ifadeyle ‘Ergenekon hakimleri’ ile ilgili bir talepleri olmadığını ifade eden HSYK-10'lusu, HSYK toplantılarının kamuoyunda adeta canlı yayındaymış gibi tartışılmasından rahatsızlık duyduklarını da açıkça hissettirerek basını ve bir takım siyasetçiler adı altında AK Parti hükümetini suçladılar: "Soruşturmanın her noktasında basın ve bir kısım siyasetçilerin ölçüsüzce her noktada yargıyı etkileyecek şekilde yer almalarına fırsat verilmiş olması.." Tartışmalar üzerine, bu aşamaya gelinmeden hemen önce HSYK toplantılarında kurul başkanı olan Adalet Bakanı ile kurul üyeleri arasında sert tartışmalar yaşandığı da ortaya çıktı. HSYK üyelerinin, 14 gün uzayan atama kararnamesi krizinin yaşandığı toplantılarda Ergenekon savcılarını ve ara kararları veren hakimlerini usülsüzce (talepleri olmadan, soruşturma geçirmeden, 7 yılı doldurmadan) görevlerinden almaya çalıştığı, Ergenekon savcılarının soruşturma geçirmemelerini eleştirdiği, HSYK üyelerinin çok gizli Ergenekon soruşturma dosyalarını ele geçirerek incelediği, en önemlisi de HSYK'daki üyelerin kurulun yetkilerini de aşarak Ergenekon soruşturmasını, soruşturmayı baltalayacak önerilerle Yargıtay'a taşımaya çalıştığı, soruşturmayı da alenen eleştirdiği ortaya çıktı. Adalet Bakanlığı, kurulun açıklamasını 'korsan' olarak niteledi ve uzun ve yazılı bir açıklama yaparak çok sert tepki verdi. O açıklamanın satırbaşları şu şekildeydi: "HSYK'lı bazı üyeler soruşturmanın gizliliğini ihlal etti, yetki gaspı yapmaya kalktı. Ergenekon savcılarıyla ilgili şikayetlerde muhatap şikayeti yapanlardır HSYK değil. HSYK görev alanını aşan konularda bile Bakanlıktan dosya istemektedir. HSYK Ergenekon davası hakimlerini değil ancak savcılarını ve ara karar veren hakimleri ile KCK savcı ve hakimini değiştirmek istedi. Bakanlık bu haksız değişiklik taleplerini kabul etmemiştir..Bakanlık kurul kararlarına muhalefet şerhi koymamıştır. HSYK'nın yedek üyelerle açıklama yapması kabul edilemez. HSYK'nın soruşturması devam eden kritik davaların savcı ve hakimlerini değiştirmeye kalkması yargıya müdahaledir. Adalet Bakanlığı bundan sonra da korsan girişimlere karşı durmaya devam edecektir."

03.08.2009: Tanıklara baskı ve karalama kampanyası:

Son günlerde Cemal Temizöz davasındaki üç tanık dikkat çekici şekilde ifadelerini birer birer geri çekti. Benzer şekilde Danıştay davasının Ergenekon davasıyla birleştirilmesinde verdiği ifadeleri de dikkate alınan Ergenekon sanığı gizli tanık Osman Yıldırım'ın deli olduğu ve ifadelerinin geçersiz olduğu şeklinde bazı medyada dikkati çeken yayınlar yapılmaya başlandı. Benzer yayınlar daha önce de diğer bir Ergenekon tanığı Tuncay Güney için yapılarak, şahsın güvenilmez ve hatta cinsel sapkınlıkları olduğu vurgulanmış ve onun ifadelerinin de yeraldığı  Ergenekon soruşturması çürük bir tertip suçlamasıyla karalanmaya çalışılmıştı. Hürriyet gazetesi 13.08.2009 tarihli haberinde, GATA'dan Yıldırım için “İleri derecede anti-sosyal Kişilik Bozukluğu” tanısı konulan bir rapor verildiğini iddia etmiş ancak ne raporu yayınlayabilmiş ne de doğrulatacak bir kaynak gösterebilmişti. Haberde, tanıklığı hakkında şüphe uyandırabilmek için Osman Yıldırım hakkında en ağır ifadeler haber diye verilmiş, Ergenekoncu çevrelerin dillerinin altındaki bakla olan “böyle adi ve korkunç bir varlığın ifadeleri nasıl olur da Danıştay ve Cumhuriyet bombalamalarının Ergenekon'la birleştirilmesinde ciddiye alınır, hayret” ifadesi dolaylı şekilde aktarılmıştı. Hürriyet'in habercilikten çok hakaretçilik değeri taşıyan bu haberi, “Danıştay saldırısı ve Ergenekon davalarının aynı anda ‘tanık, gizli tanık ve sanığı’ olarak Türk hukuk tarihinde bir ilki gerçekleştiren abla katili Osman Yıldırım” şeklinde başlıyor, “Abla katili, Komutanlarına saldıran, mizacı sıkıntılı huzursuz, anksiyöz madde kullanıyor, öldürüp başkasını suçlar, günah, ayıp, suç tanımazlar. Vicdanları yoktur. Kural tanımazlıklarını, suçlarını, kendileri ve karşılarındakilere rasyonalizm (akla uygun hale getirme) ve projeksiyon (yansıtma) şeklinde açıklarlar. Bir anti-sosyal kişilik, annesini öldürür, hüngür hüngür ağlar. Sonra da annesini suçlar ve haklı gerekçeler çıkartır” şeklinde devam ediyor ve “Bu kişilerin mahkemelerde tanıklık yapmasına hazin hazin, gülerek bakarım. Bu kişiler 10 dakika içinde 10 tane yalan söylerler. Hepsinde de yemin ederler” diyerek bitiyordu. Hürriyet gazetesinin bu haberi üzerine 1.11.2009 tarihinde GATA tarafından bir açıklama yapıldı ve Osman Yıldırım hakkında hiçbir raporlarının olmadığı belirtildi.

17.08.2009: Deniz Feneri bitti, gelsin İsmailağa Cemaati:

Ergenekon davasını pasifize edebilmek için Deniz Feneri davasını sürekli gündeme taşımalarıyla dikkati çeken Ergenekon medyası, yeterli etkiyi uyandıramayınca bu kez İsmailağa cemaati dosyasını sürekli gündeme getirmeye başladı. Hükümetin, "Deniz Feneri soruşturması, sonu nereye giderse gitsin sürdürülsün. Deniz Feneri'nin içerisinde varsa suç işleyenler, varsa yasalara aykırı hareket edenler bedelini öderler, cezasını öderler." açıklamaları Ergenekon medyasının hızını kesmişti. Ancak medya bu kez başka başka bir soruşturmayı, Erzincan'da İsmailağa cemaat mensuplarına yönelik tarikat soruşturmasını Ergenekon davasının karşısına çıkarmaya çalışıyor. Haberlerde, cemaatin üzerine gidilmediği, hükümetin müdahalesiyle soruşturmanın sürüncemede bırakıldığı iddia ediliyor. Aynı haberlerin devamında Ergenekon soruşturma ve davasının aslında siyasi olduğunu belirtiliyor.

25.08.2009: Tanıkların bir bir deşifre edilmesi:

Ergenekon davası ve bu davayla da bağlantılı olan Albay Cemal Temizöz'ün yargılandığı faili meçhul cinayetlerle ilgili davada kritik ifadeler veren gizli tanıkların, bir bir deşifre edilmesi dikkati çekti. Böylece yeni tanıkların önüne geçilmesi ve eski tanıkların da tıpkı Temizöz davasındaki gibi tanıklıklarını geri çekmelerinin sağlanmasının hedeflendiği ileri sürülüyor. Bu şüpheyi güçlendiren bir gelişme daha ortaya çıktı. Buna göre, gizli tanıkların kimliğinin deşifre edilmesini önlemek için kurulan 'Tanık Koruma Kurulu'na Ergenekon savcı ve ara hakimlerini görevden almak isteyen ve Kent Otel toplantılarına katıldığı anlaşılan Başkan Vekili Kadir Özbek ile Ali Suat Ertosun'un üyesi olduğu HSYK'nın üye atadığı ortaya çıktı. Bu ayrıntı, gizli tanıkların deşifre edilmelerinde HSYK'nın da rolü olduğuna dair şüpheleri arttırdı.

03.09.2009: İstanbul Barosu'nun skandal avukat atama/atamama tavrı:

Ergenekon soruşturmasının başlangıcından bu yana soruşturma ve dava aleyhindeki girişimleriyle sürekli gündeme gelen İstanbul Barosu, çok tartışılacak iki karara daha imza atmaktan çekinmedi. Baro, itirafları Danıştay saldırısı davasının Ergenekon'la birleştirilmesinde önemli rol oynayan ve bu itiraflarını sürdürmeye kararlı olduğunu her duruşmada açıklayan sanık Osman Yıldırım'a diğer Ergenekon sanıklarının da avukatlığını yapan bir avukatı tayin etti. Adalet Bakanlığı'nın ödenek ayırmamasından dolayı avukatların görev kabul etmediğini, Yıldırım'ın avukatlığını üstlenen kişinin ise gönüllü olduğunu açıklayan Baro başkanı Muammer Aydın'a bir ay sonra yalanlama geldi. Ödenek yokluğundan avukat ataması yapılamadığını iddia eden Muammer Aydın'ın aksine baronun askeri mahkemeye avukat görevlendirdiği ortaya çıktı. Bu skandal gelişme üzerine açıklama yapan birçok avukat da, görev kabul etmedikleri iddialarının doğru olmadığını, baro yöneticilerinin siyasi davranarak kendilerini davalara atamadığını, Her dava gibi Ergenekon davasında da görev almaya hazır olduklarını belirttiler.

18.09.2009: Gazeteciyi cezalandırarak Ergenekon savcılarına mesaj:

Ergenekon sanıkları arasında geçen ve iddianamede de yer alan bir telefon görüşmesini köşe yazısında yayınlayan Star gazetesi yazarı gazeteci Şamil Tayyar'a 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi ve bu ceza tekrar benzer bir yazı yazmamak koşuluyla ertelendi. Bu skandal mahkeme kararı üzerine, yargıya sızmış kontrgerillacıların hedefinin aslında Şamil Tayyar değil onun şahsında HSYK'da kellesini alamadıkları Ergenekon savcıları olduğu yorumları yapıldı. Bu kararın diğer amacının da gazetecileri Ergenekon konularında yazı yazmaktan caydırmak olduğu ileri sürüldü.

06.10.2009: Savcılara Yargıtay'da tazminat davaları:

Ergenekon savcılarına yönelik yepyeni bir kıskaç girişimi başlatıldı. Savcılara, adli mahkemelerde değil Ergenekon sanıklarıyla çok sayıdaki ilişkileri medyaya da yansıyan Yargıtay'da çok sayıda tazminat davaları başvurusu yapıldı. Birinci Ergenekon iddianamesinin altında imzası bulunan Ergenekon savcıları Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın hakkında, Ergenekon sanık ve yakınlarının Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nde çok sayıda tazminat davası açtığı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce her iki davada da bu davaların ilk derece adliye mahkemelerinde görülmesi gerektiği belirtilerek görevsizlik kararı verildiği öğrenildi. Davaların doğrudan Yargıtay Hukuk Dairesi’nde açılmış olmasına dikkat çeken uzman hukukçular, davacı vekillerinin pek çok üyesinin Ergenekon sanıklarıyla irtibatı ortaya çıkan Yargıtay nezdinde daha etkili olabileceklerini düşündüklerini belirtiyorlar.

07.10.2009: Sincan hakimi Kaçmaz'dan skandal karar:

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yargı yolunu açan tartışmalı kararı veren, ardından Adalet Bakanlığı'nın hakkında başlattığı Ergenekon kapsamındaki soruşturmayla gündeme gelen Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Ergenekon soruşturmasını sakatlayabilecek skandal bir karara imza attı. Kaçmaz, Yargıçlar ve Savcılar Birliği (Yarsav) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun dinlendiği iddialarıyla ilgili delillerin kendi mahkemesince değerlendirilmesine hükmetti. Böylece kendisi de aynı soruşturma kapsamında soruşturulan Hakim Osman Kaçmaz, soruşturulan diğer hakim ve savcıların isimlerini öğrenebilecek. Bu garip durum akıllara, 19.08.2008'de AYM üyesi Osman Paksüt'ün başvurusuyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ergenekon soruşturmasına bakan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi'ne hukuk kılıfı altında yapılan baskınını getirdi. 'İkinci baskın girişimi' olarak da adlandırılan Kaçmaz'ın bu girişimi gündemi sarstı.

08.10.2009: Hakim ve savcıların iftar yemeğine tepki:

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün her yıl tüm hakim ve savcılara verdiği geleneksel iftar yemeğine savcı ve hakimlerin katılması bu sene nedense, bazı medya kuruluşlarından sonra Ergenekon sanıkları tarafından da çarpıtıldı. Duruşmalarda ilk olarak bunu gündeme getiren Kemal Kerinçsiz'den sonra çok sayıda sanık da söz alarak aynı konuda şikayette bulundu ve reddi hakim talebinde bulundu. CHP'li milletvekilleri de aynı şikayette bulunarak durumu HSYK'ya iletti. Duruşmalarda bu konunun peşpeşe dile getirilmesi, bu konunun bir savunma taktiği olarak çalışılmış olduğunu gösteriyor. Savcı ve hakimlerin her yıl birçok resmi kurum ve kuruluş tarafından verilen resepsiyonlara ve kokteyllere katıldığını hatırlatan çevreler, bugüne kadar bunun eleştiri konusu yapılmadığına da dikkat çekiyor. Dikkati çeken çok önemli bir ayrıntı daha var. Resmi bir kurum olan ve zaten savcı ve hakimlerle hergün görüşmekte olan Emniyet'in iftarına, isimleri Ergenekoncu çevrelerin 'bizden' şeklinde gördükleri 12. ve 14. mahkemenin tartışmalı isimlerinin bile katıldığına dikkat çeken aynı çevreler, Ergenekoncu çevrelerin davayı siyasallaştırmak ve çıkmaza sokmak için malzeme aradığını belirtiyorlar. Bir olasılık olarak geleneksel yemeğin iftar olduğu için 'dini' yönü bulunması sebebiyle, savcı ve hakimlerin İstanbul Emniyeti'nin iftarına katılmaları olay yapılmak isteniyor. Aynı tartışmaların devamında savcı ve hakimler, F-tipi (Fethullahçı) olarak nitelendirilerek kamuoyu laik-antilaik çatışmasına çekilerek Ergenekon Terör Örgütü, uzman olduğu kışkırtma-gerilim-çatışma çıkarma yeteneğini cezaevinde bile sürdürmeye çalışıyor. Ergenekon soruşturma ve dava sürecinde sanıklar, avukatları ve medyası, her fırsatta mahkeme heyeti ve savcılar üzerinde baskı kurmaya ve davayı kişiselleştirmeye çalışıyor. Savcı ve hakimlere yönelik F-tipi suçlamaları ilk değil. Ergenekon soruşturma ve davası sürecinde bu tür suçlamaları daha önce de gündeme getiren çevreler birçok yerde ele geçirilen çok miktardaki silah ve suikast krokileri sonrası sessizliğe gömülmüşlerdi.

19.10.2009: Basını 2000 davayla yıldırma çabası:

Ergenekon soruşturmasının başlamasından itibaren geçen 2 yıllık sürede soruşturma ve davayla ilgili 2 bin civarında dava açılmak suretiyle Ergenekon konusunda belirli medyanın, gazeteci ve yazarların bunaltılarak, tazminat ve hapis cezalarıyla yıldırılarak yayın yapmasının engellenmeye çalışılması. Yargıdaki savcı ve hakimlerin Ergenekon sanıklarıyla yakınlık ve ilişkilerini somut şekilde ortaya çıkaran medyanın Ergenekon iddianamesinde yeralan bilgileri dahi yazması adeta yasaklanmaya, cezalandırılmaya çalışılıyor. En çok dava açılan gazetelerin Taraf, Star ve Zaman olması, Ergenekon'un yargıda da uzantıları olduğu ve ellerindeki tüm imkanları kullanarak örgüt lehine mücadele verdikleri iddialarını adeta ispatlıyor. Ergenekon konusunda belirli medyaya dava açılırken, Ergenekon sanıklarına ve görüşlerine yakınlık gösteren siyasetçilere, bürokratlara, hakimlere ve HSYK üyelerine yargıyı etkilemekten hiçbir soruşturma açılmaması dikkat çekiyor. Ergenekon sanıklarına yakın olanların yaptıkları yargıyı etkilemek kabul edilmiyor, silah arkadaşını ziyaret ya da örneğin HSYK üyesinin kişisel görüşünü açıklaması ve teklif sunması olarak geçiştiriliyor.

20.10.2009: Hakimleri birbirine düşürme gayreti:

Ergenekon sanıkları, iftar yemeğine katıldılar diye Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ve diğer hakimleri reddetmişler, iki kez yaptıkları reddi-hakim talepleri başka mahkeme heyetince reddedilmişti. Bunda başarılı olamayan sanıklar bir hafta sonra da hakimlerin arasına nifak sokmayı deniyorlar. Her zaman reddini istedikleri Başkan Köksal Şengün'e karşı dikkat çekici bir tavır değişikliği göründü. Şengün'ü övmeye başlayan sanık ve avukatları onu diğer hakimlere karşı kışkırtıyorlar. 8.10.2009 tarihli oturumda Ergenekon sanığı Doğu Perinçek'in avukatı Servet Bora, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, heyetin diğer üyelerine karşı devamlı muhalif olduğunu ancak alınan kararlarda görüş birliğinde olduğu görüntüsü verme çabasında bulunduğunu, korkusundan muhalefet şerhi koyamadığını iddia etti. Bora, Başkan Şengün'e hitaben 'Hiçbir şey yapamıyorsanız bu iki üye ile birlikte çalışamayacağınızı bir dilekçe yazarak HSYK'ya bildirerek kendinizi kurtarın' dedi. 20.10.2009'daki duruşmada söz alan Savcı Mehmet Ali Pekgüzel de bu nifak çabasını dile getirdi. Savcı, avukat Bora'nın sözlerinin, Başkanlık makamına açıkça hakaret unsuru taşıdığını belirterek hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Ayrıca Pekgüzel, mahkemenin her aldığı kararda oy birliği şartının aranamayacağını, her hakimin kendi görüşünü bildirmesinin yasal hakkı olduğunu vurguladı. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün duruşmaya ara vermeye hazırlandığı anda tutuklu sanık Doğu Perinçek ısrarla söz aldı. Savcı Pekgüzel'in görüşünü açıklarken başkanlık makamını açık olarak tehdit ettiğini ileri süren Perinçek, 'Bunu anlamamak için ahmak olmak lazım. Savcıların mahkemeyi tehdit etmesi bizi yaralamıştır. Savcılar duruşma sırasında mahkemeyi açıkça tehdit ederek suç işlemiştir. Silivri Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasını istiyorum' diyerek adeta 'yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış' örneğinde olduğu gibi 'kışkırtma' konusuna ne kadar alışık ve usta olduğunu gösterdi.

27.10.2009: Islak imza tartışması:

Genelkurmay'da hazırlanmış olduğu, ıslak imzalı aslının ortaya çıkmasıyla kesin olarak anlaşılan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı inkar etmek ve konuyu saptırmak için Ergenekoncu çevrelerin bin dereden su getirme çabası. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat Serdar Öztürk'ün ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' ya da diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı aslı 23.10.2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri hemen gizlice alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı vahim iddialarını da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon savcılarına gönderdiği ortaya çıktı. Ergenekon savcılarının da ıslak imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a göndererek daha bu gelişmeler kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı. Savcıların daha sonra Genelkurmay'a başvurarak Albayın ve ihbar mektubunda adı geçen birçok subayın ifadesini almak istedikleri, ancak Genelkurmay'ın olay basına yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği, hatta askeri savcılık kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri sürüldü. Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir deprem daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da, Ergenekon soruşturmasını eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş değiştirmelerine karşın, başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise şok belgeyi tartışmaya hiç yanaşmayarak belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu. CHP'liler, 'Islak İmza' olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman atadığını, dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor. İmza sahibi Albay Çiçek'in avukatı tarafından başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000 Dolarlık bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilir ve bu olayda da edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular sayesinde öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın görüş açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı ortaya çıktı. Makine şeklen bir imzayı benzetebilirdi, ancak gerçek imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim, doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle imkansızdır. Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in el ürünü olduğu da, işte tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.

16.12.2009: Hakim Haşıloğlu'na baskı:

Ergenekon sanık ve çevrelerinin hakimlerin çekilmesi için defalarca yaptıkları başvuruların reddedilmesi üzerine taktik değiştirdikleri, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ü iyi adam diğer iki hakimi ise kötü hakim göstermeye çalıştıkları yukarıda da sıralanan örneklerden anlaşılıyordu. Bu taktiğe uygun olarak Ergenekoncuların bir süredir davaya bakan hakim heyetinden Sedat Haşıloğlu'na yoğunlaştıkları görülüyor. Çeşitli iddiaları bir bir gündeme getiren sanık ve çevreleri, baskı altına almaya çalıştıkları Haşıloğlu'nun heyetten çekilmesi için gayret ediyorlar. Önce Çatalca'da ucuz taşınmaz satın almak için yetkililere baskı uyguladığını iddiasını CHP'lilere dayanarak ileri sürmüşler ve Haşıloğlu'nun davadan çekilmesini istemişlerdi. Ancak bu talebin reddedilmesi üzerine son olarak Haşıloğlu'nun 4 adet tarikatçı vakfın sahibi olduğu iddiasını Ergenekon sanığı Ergün Poyraz'a dayandırarak ileri sürdüler. Bu iddiaya sinirlenen Haşıloğlu'nun iddia konusu vakıflar hakkında ayrıntılı bilgi vermesi üzerine sanıklar özür diledi ve eksik bilgilendirildiklerini iddia etti. Ancak sanıkların iddiaları durmadı. Aynı duruşmanın devamında, Ergenekon soruşturması kapsamındaki tutuklamaların çoğunun üye Hakim Haşıloğlu tarafından yapıldığını söyleyen sanıklara bu kez, mahkeme heyetinin diğer üyesi Hasan Hüseyin Özese isyan etti. Bunun Adalet Komisyonu tarafından belirlendiğini hatırlatarak, hakimlerin herhangi bir davaya bakma konusunda talepleri olamayacağını dile getirdi. Özese, 'Bu konuda araştırmalar doğru yapılmıyor. Bizim dışımızda, bize suçlama yöneltiliyor' diyerek Ergenekoncuların art niyetlerini ortaya koydu.

21.12.2009: Ergenekon sanığı Ersöz'e suikast girişimi:

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün yattığı Çapa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Servisi'nde önceki gün silahlı saldırı girişimi yaşandı. İlerleyen süreçte, soruşturmayı yürüten Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün, Ersöz'e suikast konulu iddianamesi mahkemece kabul edilerek dava açıldı. Olayın kendisini kuşku ve endişeye sevk ettiğini belirten Ersöz'ün avukatı Ali Rıza Dizdar, 'Birileri mesaj mı vermek istiyor, diye düşündüm' diyerek endişeli olduklarını ifade etti. Ergenekon soruşturmasının en önemli şüphelilerinden biri olarak bilinen Jandarma istihbarat komutanı Ersöz'ün çok önemli bilgilere sahip olduğu iddia ediliyor. Polisçe arandığını haber alır almaz yurtdışına kaçan ve aylarca firari kalan Ersöz, tedavi görmek için gizlice geldiği Ankara'da polisin nefes kesen bir takibi ve operasyonuyla yakalanmıştı. Ersöz'ün kendisine destek olunması ve kurtarılması için üstlerine dolaylı yolla mesaj gönderdiği, 'Ben ışığı göremezsem onlar da göremez' şeklindeki ifadesinin de bulunduğu bir ses kaydı internet sitelerine düşmüştü. Yine çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle GATA'da tedavi görürken kendisine esrarengiz şekilde 'et yiyen bakteri' enjekte edilmişti. Kendisi halen yatmakta olduğu Çapa Hastanesi'nde bu sebeple Enfeksiyon hastalıkları bölümünde tedavi görüyor. Yine Ersöz, kendi el yazısı ile Ergenekon davasına bakan mahkemeye ilginç bir belge göndermişti. Belgede Jandarma Genel Komutanlığı'nın çalışma şeması yer alıyordu. Belgede Ersöz, darbe hazırlıklarının yapıldığı iddia edilen dönemde görevde olan komutanların isimlerini tek tek belirterek, 'Jandarma Genel Komutanlığı'nda her şey emir komuta zinciri içinde yapılır ve başkanlar kendi başlarına hiç bir görev ifa edemezler' ifadelerini kullanmıştı. Ersöz, el yazısıyla yazdığı şemada, iddianameyi hazırlayanları hiyerarşik yapıyı dikkate almamakla suçluyordu. Karargahın çalışmasından doğrudan sorumlu olan kurmay başkanının adının davada hiç geçmemesini eleştiren Ersöz, 'Eğer bir çalışma grubu kurulduysa, bu kişinin emriyle olur. Eğer bir plan yapıldıysa sorumlu olan kişi kurmay başkanıdır. Ama esamesi okunmuyor!' ifadelerini kullanmıştı. Ersöz'ün TSK yöneticilerine bu yolla, 'Bana sahip çıkın. Bildiklerim çok fazla. Bakarsınız dilimi tutmayı daha fazla başaramam. Bildiklerim ortaya çıkıverir de sizler de sıkıntıya girersiniz' mesajını vermeyi amaçladığı ileri sürülüyor.

25.12.2009: Ergenekon delilleriyle alay:

Ergenekon soruşturma sürecinde ortaya çıkan silahlar, suikast planları, krokiler, ıslak imzalı belgeler bazı medya organlarınca ve CHP tarafından, 'Kafes Eylem Planı'nın ortaya çıkmasında olduğu gibi ya görmemezlikten geliniyor ve küçümsenmeye çalışılıyor, ya da polis tarafından olay yerine yerleştirildiği iddia ediliyor.  Ya güya hükümetin gündemi değiştirmek için tezgahladığı oyunun unsurları olduğu iler sürülüyor ya da  Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast soruşturmasında olduğu gibi geçmiş olsun demek bile düşünülmeden alay konusu yapılıyor. Ergenekon soruşturmasına sürekli karşı çıkan, açıklarını bulmaya ve onu durdurmaya çalışan bu grup, ortaya çıkarılan suç örgütüne dair delillerin ciddiyetini gözlerden kaçırmaya çalışıyor.

17.02.2010: HSYK Erzincan Ergenekon savcılarını görevden aldı:

Erzurum'da Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili savcıların Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i Ergenekon Terör Örgütü üyeliği suçlamasıyla gözaltına alması üzerine acilen toplanan HSYK'daki 5 üye, Erzurum'da Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili savcıların yetkilerini kaldırarak soruşturmayı ellerinden aldı. HSYK, Erzurum özel yetkili Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın, CMK'nın 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, savcılar ve diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına da karar verdi. HSYK'nın bu kararı Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın yürüttüğü Şemdinli soruşturmasına Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt'ı iddianameye dahil etmesi üzerine acilen görevden alınmasını hatırlattı.

02.04.2010: Savcı Öz askerlikten kaçtı iddiası:

Ergenekon sanıklarının avukatlarından Vural Ergül, Savcı Zekeriya Öz'ün aşırı kiloları yüzünden usulsüz yollarla 11.05.2000 tarihinde "Askerliğe elverişli değildir" raporu aldığını öne sürdü. Ergül, Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'ün kısa dönem askerlik hizmeti sırasında aşırı kiloları yüzünden üç kere hava değişimi alarak "Estrojen Obezite" tanısıyla, kendisine "askerliğe elverişli değildir" raporu aldığını belirterek, suç duyurusunda bulundu. Vural Ergül, Zekeriya Öz'ün hileli rapor aldığını iddia etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere verilen suç duyurusunda, Savcı Zekeriya Öz hakkında "Kendini askerliğe yaramayacak hale getirmek ve askerlikten kurtulmak için hile kullanmak, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak" iddialarında bulunuldu. Savcı Zekeriya Öz'ün Ağustos 1999'da kısa dönem askerlik hizmeti yaparken aşırı kiloları yüzünden usulsüz yollarla 11.05.2000 tarihinde "Askerliğe elverişli değildir" raporu aldığını belirten Vural Ergül, 4 sayfadan oluşan suç duyurusunu savcılığa teslim etti. Vural Ergül şikayeti kapsamında Zekeriya Öz'ün, Kütahya Hava Er Eğitim okulu komutanlığı erbaş bölüğünde askerlik yaptığı sırada üç kere hava değişimi olarak 9 ay rapor kullandıktan sonra "Askerliğe elverişli değildir" şeklinde alınan raporun hile ile alındığını belirtti. Ergül, resmi belgenin düzenlenmesinde kamu görevlisine yalan beyanda bulunarak, Türk Ceza Kanununun 206. Maddesi ile cezalandırılan resmi belgenin düzenlenmesine yalan beyan suçunun da işlendiğini belirtti. Vural Ergül, Zekeriya Öz'ün askerliğe elverişsiz raporu aldığı sırada sunduğu beyanında "Çocukluğundan bu yana şişman olduğunu" söylediğini, Adalet Bakanlığı'ndaki memuriyete giriş sırasında sunduğu sağlık raporlarında ise askerliğe elverişli olmayacak derecede şişman olduğuna dair bir ibarenin bulunmadığını iddia etti. İddialar arasında, Zekeriya Öz'ün İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi yıllığında kendisini tanıyan arkadaşları tarafından "Yemeklerle arası çok iyi. İri yarı bir yapıya sahip ama hantal değil" sözlerine yer verildi. Vural Ergül yaptığı araştırmada Zekeriya Öz'ün raporunda "Sportif faaliyetlerden sonra şiddetli nefes darlığı ve çarpıntı olduğunu, eforu yarıda bıraktığını" beyan etmiş olsa da yine üniversitenin yıllığında Öz'ün arkadaşlarının "Halı saha futbolunu çok seviyor ve maçlarda hırsıyla dikkat çekiyor" ifadelerini kullandığını belirtti. Vural Ergül, Zekeriya Öz'ün hemen hemen her Cuma günü mesai sonrasında halı saha maçı yaptığını ve hiçbir şekilde nefes darlığı çekmediğini vurguladı. Suç duyurusunda, Zekeriya Öz'ün askerlik sırasında verilen hava değişiminde kendisine diyet programı verildiğini fakat Zekeriya Öz'ün bu diyet programına uymayarak, üzerine 8 kilo daha aldığını, fakat askerlikten muaf sayıldıktan sonra ise hızla kilo verdiği iddia edildi. Vural Ergül, çeşitli beyanlarla delillendirerek hazırladığı suç duyurusunda, Zekeriya Öz'ün Askeri Ceza Kanunu ve Türk Ceza Kanunun uygun maddeleri gereğince cezalandırılmasını istedi.

06.04.2010: HSYK korsanlarından bir kriz daha:

HSYK'nın bugünkü olağan toplantısında korsan kararname krizi yaşandığı ortaya çıktı. Adalet Bakanı Sadullah Ergin başkanlığında başlayan toplantıda kritik davaların hakim ve savcılarını görevden almayı içeren korsan kararnamenin görüşülüp görüşülmeyeceği merak ediliyordu. Toplantının normal şekilde bittiği sanılırken öyle olmadığı ortaya çıktı. İlerleyen saatlerde yapılan açıklamada korsan kararnamenin gündeme alınmasının üye Suat Ertosun tarafından talep edildiği, ancak Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in bu kararnameyi gündeme almayacağını belirterek toplantıdan ayrıldığı duyuruldu. Kuruldaki Kontrgerillacı üyelerin korsan kararname ile Ergenekon ve benzeri kritik davaları etkisizleştirme çabalarından vazgeçmedikleri anlaşılıyor.

08.04.2010: Savcı Öz'e fax mesajıyla ölüm tehdidi:

Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, kendisine faks yoluyla gönderilen bir mesajda ölümle tehdit edildi. Başlatılan soruşturmada tehdit mesajını faxla gönderen kişi belirlendi. Şahsın asker kaçağı olduğu ve savcıyı tehdit emrini bir astsubaydan aldığını söylediği ortaya çıktı. İlerleyen süreçte dava açıldı. Dava Ergenekon davasıyla birleştirildi.

24.04.2010: HSYK'da isyan: 6 kişi toplanıp karar alırız!:

Ergenekon savcı ve hakimlerini görevden almak için korsan kararnamelerin hazırlayıcısı HSYK üyesi Ali Suat Ertosun, bu kez de kuruldan korsan şekilde karar çıkartmaya hazırlanıyor. Bunun için yasaları çiğnemeye de hazır olan Ertosun, kendince haklı bir gerekçe de bulmuş: 'Yargı ve hukukun tıkanmasını aşmak'. Oysa yargı ve hukuku asıl tıkayanlar kendileri. Tıkanıklığı aşmak için cüppelerini çıkararak siyasete girmek ve seçimlerde milletten yetki almak yerine hep alışageldikleri gibi korsan yöntemlerle amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar. HSYK üyesi Ali Suat Ertosun, Anayasa Mahkemesi'nin 48. kuruluş yıldönümü resepsiyonunda çok tartışılacak bir çıkış yaptı. Ertosun, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman'ın toplantılara katılmaması halinde yüksek yargıdan toplanan üyelerle karar alabileceklerini söyledi. Resepsiyonda bir gazeteci, Ertosun'a, "HSYK'da müsteşar 5-6 toplantıya katılmadığı zaman ne yaparsınız?" sorusunu yöneltti. Ertosun, "Müsteşar veya vekili makul sürede toplantılara katılmazsa, daraldığımız yerde 6 kişi toplanıp karar almayı düşünüyoruz." dedi. Başka bir gazetecinin, bu durumun yönetmeliğe aykırı olduğu, müsteşar olmadan toplantının yapılamayacağını hatırlatması üzerine Ertosun, hükümetin yargı ve hukukun tıkanması için çalıştığını ileri sürdü. Son HSYK krizinin de Ertosun'un bu yöndeki teklifi üzerine çıktığı belirtiliyor. Bu öneri HSYK Kanunu'na da aykırı. HSYK Kanunu'nun 'Toplantı ve karar yeter sayısı' başlıklı 10. maddesinde, "Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekalet etmekte olan Kurul'a katılır" hükmü bulunuyor. Kanunda müsteşarın veya vekilinin katılmadığı hallerde, Kurul'un yedek üyesinin katılacağı yönünde bir düzenleme bulunmuyor. Ertosun, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i tutuklayan hakimler hakkında işlem yapıp yapmayacakları yönündeki soruya ise şu cevabı verdi: "Biz yazımızda tüm ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunduk. Biz şikayette bulunuyoruz ama yetki onlarda (Adalet Bakanlığı'nda)."

14.05.2010: Erzincan Ergenekon davasına şok müdahaleler:

Başsavcı İlhan Cihaner, bugün Yargıtay'da hakim karşısına çıktı. Silahlı terör örgütü yöneticisi iddiasıyla yargılanan Cihaner için Yargıtay'daki 'evrakta sahtecilik' suçlamasıyla süren davanın bugün yapılan ikinci duruşmasında, görev suçu davasıyla Erzincan'daki terör suçu davasının birleştirilmesi ve yargılamanın Yargıtay'da yapılması, Cihaner'in tıpkı Sincan hakimi Osman Kaçmaz gibi beraat ettirilerek kurtarılması talebinin karara bağlanması bir olasılık olarak bekleniyordu. Ancak dosya kendilerine gelmediği için bu kararı veremeyen Yargıtay mahkemesi bu duruma öfkelenerek dosyayı kendileri yerine İstanbul'daki mahkemeye gönderen Erzurum mahkemesi için suç duyurusunda bulunulmasına ve dosyanın ivedilikle kurye ile getirtilmesine karar verdi. Şemdinli Davası sürecinde olduğu gibi her istediklerini HSYK vasıtasıyla yaptırabileceklerini düşünen yargıdaki Kontrgerillacıların kendilerine giderek daha fazla direnmeye başlayan yerel mahkemelere diş geçirip geçiremeyeceği ilerleyen günlerde netleşecek. Bu güçlerin tıpkı dün ortaya çıkan ses kaydında olduğu gibi Cihaner'i yerel mahkemelerin elinden kurtararak(!) yargıtaya almayı ve Sincan hakimi Osman Kaçmaz gibi beraat ettirmeyi başarıp başaramayacakları da anlaşılacak. Şemdinli davasında şok gelişmeler yaşanmıştı. Van'daki yerel mahkemeler, kitapevini bombalayıp halkın üzerine de ateş açarak iki kişinin ölmesine yol açan asker ve itirafçı sanıklara ağır cezalar vermiş ve bu kararlarında direnmişlerdi. Ancak devreye giren Yargıtay ve HSYK'ya o zaman direnmeyen hükümet, HSYK'nın kararında direnen mahkeme heyetlerini sürgün etmesine ve yerlerine yenilerini atamasına onay vermiş, yeni atanan üyeler ilk duruşmada davayı askeri mahkemeye göndermiş, askeri mahkeme de ilk duruşmada sanıkları tahliye etmişti. İşte Yargıtay'daki Kontrgerillacıların Şemdinli'deki gibi devreye girerek davayı yerel Erzurum ve İstanbul mahkemelerinden koparmayı içeren bu planını somutlaştıran şok gelişmeler yaşanıyor. Dün internete düşen bir ses kaydında Yargıtay üyesi Hamdi Yaver Aktan'ın, Cihaner'in terör davasının nasıl yargıtaya alınmaya ve kurtarılmaya çalışılacağına dair şok ifadeleri yer alıyor. Erzincan soruşturması sürecinde bir başka şok gelişme daha yaşanmış ve soruşturma henüz sürerken Yargıtay'dan çekilen bir faks ile Cihaner'in, savcıların teknik takibi altında olduğu ve dikkatli olması gerektiği şeklinde uyarıldığı ortaya çıkmıştı. Cihaner'in başsavcı olması nedeniyle yargılamasının ancak yargıtayda yapılabileceğini savunan Kontrgerillacılar, ona atfedilen terör suçlarının da görevliyken işlenmiş olması nedeniyle görev suçu kapsamına girmesi gerektiğini iddia ediyorlar. Ancak Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi şu ana kadar iki kez yapılan görevsizlik talebini reddetti, Cihaner'in işlediği suçların görev değil terör suçu olduğunu vurguladı ve yargılamasının da adli mahkemelerde yapılabileceğini belirtti. Yine Erzurum Mahkemesi, bir kaç gün önce aldığı kararla da Kontrgerillacı çevreleri şok etti ve yargılama dosyasını, talep eden Yargıtay'a değil, İstanbul'daki ıslak imzalı kontrgerilla belgesi davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne, davaların birleştirilmesi talebiyle gönderdi. İstanbul mahkemesinin de bu birleşme talebine onay vermesi durumunda davalar İstanbul'da birleştirilerek Silivri'de görülmeye başlanacak.

18.05.2010: Şok Ses kaydı: Yüksek Yargıçların sinsi planı:

İnternete bir ses kaydı daha düştü. Yargıtay 8. Dairesi üyesi Hamdi Yaver Aktan ile Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Üyesi Fatih Arkan arasında geçen ses kaydı şok eden ifadeler içeriyor. 2.04.2010 tarihinde Yargıtay 11. Ceza dairesinde yargılanmaya başlanan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında yapılan duruşmadan hemen sonra yapıldığı anlaşılan konuşmada, Erzurum’da devam eden Erzincan Ergenekon davasının Ankara’ya alınması ile ilgili planlar üzerinde konuşuluyor. Bu plana göre Erzurum ve İstanbul Ağır Ceza mahkemelerinden ivedilikle kurye ile asılları istenen dava dosyalarını ele geçiren Yargıtay mahkemesi, bu davaları kendisinde birleştirerek yerel mahkemelere geri göndermeyecek. Tutuklu sanıkları da tahliye ederek davayı zamana yayacak. İşi oyalayarak dosyayı kapatacak. Konuşmanın bu bölümünde, işlerin planlandığı gibi gitmemesi halinde neler olabileceğini de şöyle öngörüyorlar: "Erzurum, dosyayı göndermeyiverirse ne yapacağız? - Göndermek zorunda. - Yapmayın böyle diye diye böyle oldu. HSYK’yı da rezil etiler. Göndermiyorum derse ne yapacaksınız? - Fotokopi bile gönderse birleştirme kararı verip esası kapatıp dosyayı gönder kardeşim. Fotokopiyi bile gönderse burası cesaretli ise, ben olsam birleştiririm basarım tahliyeyi." Ses kaydındaki bir bölümde ise, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de yargılanmak istendiği 'Kayıp Trilyon' davasıyla ilgili şok edici şantaj ifadeleri yer alıyor. 'Kayıp Trilyon' davasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen takipsizlik kararına konuyla ilgisi ve davanın tarafı olmayan bir vatandaş tarafından yapılan itiraz üzerine Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Cumhurbaşkanının yargılanmazlığını ortadan kaldıran skandal bir karar vermişti. Bu skandal üzerine devreye giren Adalet Bakanlığı Kaçmaz’ın kararı aleyhine yazılı emir yoluna başvurmuştu ve bu dosya halen incelenmek üzere Yargıtay 11. Ceza Dairesinde beklemekte. Hamdi Yaver Aktan konuşmasında bu dosyanın Erzurum’daki dosyanın birleştirilmesine kadar elde tutulması gerektiğini şu şekilde ifade ediyor: "Ersan’a dedim ki, cumhurbaşkanlığı dosyasını sakın karara çıkartma, beklet. Bir akademisyen bu konuda görüş yazacak bana." Ses kaydının devamında Hamdi Yaver Aktan, birleştirme ve sanıkların tahliyesini başarması halinde yargıladığı sanık İlhan Cihaner'e 'İlhan anlat bakalım' diyerek samimiyetini ortaya koyan 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker’e Yargıtay başkanı olacağını söylediğini açıkça ifade ediyor. Ses kaydında ayrıca Yargıtay cumhuriyet başsavcısının bir kapatma davası daha açabileceği ancak anayasa değişikliği sürecinde bunun yapılmasının zor olduğu ve seçimleri olumsuz etkileyebileceği ifade ediliyor. Konuşmada çarpıcı bir bölüm de, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın gözaltına alınma korkusu yaşadığını iddia eden ifadeler. Ses kaydının geneline bakıldığında görülebilecek olan bir başka ayrıntı ise, kamuoyunda bu konuların konuşulmasının yüksek yargıda örgütlenmiş Kontrgerilla ve Ergenekoncuları rahatsız etmesi ve planlarının bozulmasına neden olduğunu düşünmeleri.

26.05.2010: Savcıya açılan tazminat talebine ret:

Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi, hakkında herhangi bir dinleme kararı bulunmayan Cumhuriyet Gazetesi Muhabiri İlhan Taşçı'nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmesinin Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde yer alması nedeniyle açılan tazminat davasını reddetti. Mahkemenin ret kararında, "dinlemenin mahkeme kararıyla yapıldığını ve savcıların hukuka aykırı bir işlem ve eyleminin bulunmadığı" savunuldu.

26.05.2010: Yerel mahkemeden Yargıtay'a direniş:

Erzincan Ergenekon davası dosyasını 28 Mayıs’taki duruşmaya kadar ‘ivedilikle ve kuryeyle’ gönderilmesini isteyen Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ni şok eden gelişme. Dosyayı 11 gün elinde tutan Erzurum’daki Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesi, ‘şikayetçinin’ birleştirmeye itirazı üzerine dün dosyayı üst mahkeme olan Diyarbakır’a gönderdi. Kısa süre önce internete düşen ses kayıtlarında, Yargıtay'ın Erzincan ve yöresindeki Ergenekon örgütlenmesine yönelik Erzurum'da açılan dava ile Islak İmza iddianamesiyle İstanbul'da açılan dava dosyalarını kendi bünyesinde birleştirerek yargılamayı kendisinin yapacağına ve sanıkları tahliye edeceğine dair yargıtay üyeleri kendi aralarında konuşuyordu. Ses kayıtlarındaki bu sinsi plan üzerine Yargıtay Başkanı inceleme başlatıldığını bildirmişti, ancak ulaşan son bilgiler, günlerdir sürdüğü sanılan incelemenin hiç başlatılmadığını, skandalın zamanla unutulması için oyalama yapıldığını gösteriyor. Skandal ses kaydında Yargıtay üyesi Hamdi Yaver Aktan, Ergenekon davalarını Yargıtay'a alarak sonuçsuz bırakma sürecinde izlenecek yolu şöyle özetliyordu: "Burada süreci biraz uzatmamız gerekiyor, dosyayı birleştirdikten sonra önce tüm sanıklar tahliye edilecek. Sonra biraz uzatıp dosya kapatılacak."

27.05.2010: Hakim Şengün'den şok adım:

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün, Dursun Çiçek'le ilgili Ergenekon dava dosyasını bugün kurye ile Yargıtay'a gönderiyor. Yargıtay'da yarın İlhan Cihaner'in duruşması olduğunu hatırlatan Şengün, kendilerindeki dosyayı bu duruşmaya yetiştirmek için incelemelerini sürdürdüklerini ve bugün göndereceklerini ifade etti. Yargıtay'ın dosyayı istediğine dair yazı bulunduğunu söyleyen Şengün, 'Neden göndermeyeyim?' dedi. Yargıtay'da görülen İlhan Cihaner'in 'görev suçu' davasıyla ilgisi bulunmayan 'terör suçu' dava dosyasının Yargıtay'a gönderilmesi hukukçuları şok etti. Ortaya çıkan ses kayıtlarına rağmen yaşanan bu son gelişmenin mimarı Köksal Şengün'ün ismi geçtiğimiz günlerde internete düşen ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi üyesi Hamdi Yaver Aktan'a ait olduğu ileri sürülen ses kaydında geçmişti. Aktan, ses kaydında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün'den, Emin Gürses'i tahliye etmesini istiyordu.

28.05.2010: Adım adım 2. Şemdinli:

Cihaner Türk mahkemelerinden kurtarılıyor. Sanki düşman mahkemelerde yargılanıyormuş(!) düşman cezaevlerinde esir tutuluyormuş(!) gibi gösterilmeye çalışılan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, savaş uçaklarının işe yaramaması üzerine devreye giren Yargıtay'daki kontrgerillacılar tarafından bu esaretten kurtarılmaya çalışılıyor. Cihaner'e atfedilen suçlar terör suçları. Masum insanları suçlu göstermek amacıyla sahte operasyonlar tertiplemek, yani kontrgerilla yöntemleri kullanmak. Bunlar bir başsavcının doğal görevi olarak görülüyor bazılarınca. 'Delil yoksa üretir..' Dolayısıyla Başsavcı Cihaner, görev alanına girmese de Yargıdaki kontrgerillacılar tarafından girdirilen suçlamalardan dolayı Yargıtay'da yargılanmak ve tabi Sincan Hakimi Osman Kaçmaz gibi beraat ettirilmeye çalışılıyor adım adım. Cihaner'in 'görevi kötüye kullanmak ve resmi belgede sahtecilik' suçlarından yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün Ankara'da Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde yapılacak. Duruşma, 8. Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan olduğu iddia edilen kişinin Cihaner davasının Yargıtay'a alınıp kapatılmasını deşifre eden internetteki ses kaydının gölgesinde gerçekleşecek. Erzurum'daki davada Cihaner'e yönelik suçlamanın 'terör örgütü üyeliği' olduğunun altını çizen hukukçular, dosyayı isteyen Yargıtay'ın kanunlara aykırı olarak birleştirme kararı vermesi halinde hukuk skandalına imza atacağını vurguluyor. Bir önceki duruşmada İlhan Cihaner ve avukatı Turgut Kazan'ın ağzından çıkan inanılmaz ifadeler ve Yargıtay'ın onların isteği doğrultusunda yerel mahkemelere baskısı, bu çevrelerin Erzurum ve bağlantılı olarak İstanbul, Diyarbakır gibi Cihaner'in yargılanmasına dolaylı ya da doğrudan katılan mahkemeleri ve o illerdeki cezaevlerini adeta düşman ülke mahkemeleri ve cezaevleri gibi gördüklerini gösteriyor. Yargıtay'daki ikinci duruşmada söz alan ve Erzurum’daki dava dosyasının Yargıtay 11. Ceza Dairesi’ne gönderilmemesini anlayamadığını ifade eden Kazan, 'O dosya, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, HSYK ve Türkiye’nin hukuk düzeni değiştirildikten sonra Yargıtay’a getirilmek isteniyor. Cihaner için tutuklu diyemiyorum, 'esaret' yaşıyor' demişti. Kazan, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasının 'derhal' Yargıtay’a getirilmesini isteyerek, İstanbul ve Erzurum’a kurye gönderilerek dosyanın kurye vasıtası ile getirilmesini, bir sonraki duruşmanın en geç gelecek hafta cuma gününe (21.05.2010) bırakılmasını ve Cihaner’in duruşma gününe kadar Ankara’da bir ceza evinde tutulmasını talep etmişti.

28.05.2010: Cihaner mahkemeyi terörle suçladı, yargıtay görmedi:

Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ndeki yargılanmasına devam edildi. Bugünkü 3'ncü duruşmada savunmasına devam eden Cihaner, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ni kendisine terör uygulamakla suçladı. Duruşmada internete düşen, Yargıtay üyelerinin kendi aralarında yaptıkları Başsavcı Cihaner'i Yargıtay'da yargılayarak kurtarma konulu ses kayıtlarını haber yapan beş gazete ve 1 televizyon kanalı hakkında suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştıran Yargıtay hakimlerinin, Erzurum mahkemesini terör uygulamakla suçlayıp hakaret eden Başsavcı Cihaner hakkında suç duyurusunda bulunmaması ise dikkat çekti. Suç duyurusu yapılan gazeteler Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star ve Bugün.

08.06.2010: SANIKLAR MAHKEME HEYETİNE SALDIRDI!:

İşçi Partililer birinci Ergenekon davasının görüldüğü duruşma salonunu dün birbirine kattı. İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'in avukatı Mehmet Cengiz'in tutuklanmasını protesto eden partililer, slogan atarak davaya bakan mahkeme heyeti ve savcıların üzerine yürüdü. Güvenlik güçlerinden, protestoculara müdahale etmelerini isteyen Hakim Köksal Şengün, göstericilerin dışarı atılması talimatı verdi. Tutuklu sanıklar İP Genel Başkanı Perinçek ve eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin ise mahkeme heyetine 'Aklınızı başınıza alın' diye tehditler savuran Avukat Hasan Basri Özbey ile göstericilere alkışlarıyla destek verdi. Bunun üzerine savcılardan Mehmet Ali Pekgüzel, can güvenliklerinin sağlanamadığı gerekçesiyle cübbesini çıkartıp salonu terk etti. Arbedenin sürmesi üzerine Şengün, duruşmaya ara vermek zorunda kaldı.

09.06.2010: Yargıda iğrenç bağlantılar: Hakimler böyle tehdit edilmiş:

Ergenekon'da yargıyı etkilemekle suçlanan ve gözaltına alındıktan sonra tutuklanan avukatlardan biri de Kudbettin Avcı'ydı. Mahkeme kararıyla yapılan dinlemelerde, Avcı'nın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak'ı açıktan tehdit ettiği görülüyor. Avcı, hakime, istediği tahliye kararının verilmemesi halinde 'iftira' atacağını anlatıyor. Diğer bir telefon görüşmesinde de Dev-Yol davasında, sanıklara verilen ağırlaştırılmış hapis cezalarının eski Adalet bakanı Seyfi Oktay'ın müdahalesiyle Yargıtay tarafından bozulduğunu düşündüren diyaloglar yer alıyor. 9.07.2009'da alınan bozma kararından bir ay önce sanıklardan Nuri Özdemir ile Seyfi Oktay arasında gerçekleşen telefon konuşmasında Özdemir, 'Seyfi amca' şeklinde hitap ettiği Oktay'a davaya bakacak yargıçların isimlerini veriyor ve hangisinin yanına gidebileceğini soruyor. İkili, yüksek yargının tepesindeki isimler hakkında görüş alışverişinde bulunuyor. Oktay, yargılamayı yapan 11. Ceza Dairesi üyeleri ve başkanlarıyla çok iyi ilişkileri bulunduğunu belirterek 'Görüşeceğim' sözü veriyor. Son Ergenekon operasyonunda tutuklanan avukat Ali Hadi Emre'nin, Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci ile yaptığı telefon görüşmesinde, belediye başkanının oğlu Ali Rıza Değirmenci'nin karıştığı adam öldürmeye teşebbüs davasının görüldüğü mahkemeyi etkilemeye çalıştığı ortaya çıktı. Görüşmede, 'adam öldürmeye teşebbüs'ten 10 yıla kadar hapis cezası alan sanıkların dosyasının nasıl temyize götürüleceği ve dosyaya kimin yardımı ile etki edileceği konusu yer alıyor. Emre konuşmada şu çarpıcı sözleri sarfediyor: "Ankara (Yargıtay) 1. Ceza Dairesi'ne gider bu dosya. Oranın başkanı bizim Seyfi Oktay'ın köylüsü. Yargıtay bozar bu dosyayı. Onu düşünmeyin."

10.06.2010: Mahkeme Savcı için yargılama istedi, İP harekete geçti:

Ankara 4. İdare Mahkemesi, Adalet Bakanlığının, 'Ergenekon' soruşturmasını yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkındaki 'işlem yapılmaması' kararını kaldırdı. Karardan hemen önce İşçi partililer, Perinçek'in avukatı Mehmet Cengiz hakkında soruşturma yürüten Savcı Öz'ü HSYK'ya şikayet ederek meslekten çıkarılmasını istedi.

10.06.2010: İşte Kontrgerilla Yargısı: Skandal faks örtbas edildi!:

Yargıtay, Ergenekon sanığı Başsavcı Cihaner’in dinlendiğine dair Yargıtay Başsavcılığı’ndan gönderilen faks hakkında işlem yapmama kararı aldı. Yargıtay bu kararını Başsavcı Yalçınkaya olmak üzere ilgili şahısların faks çekmediklerini beyan etmeleri üzerine aldı. Oysa çekilen faks Başsavcı Cihaner'in bürosunda yapılan aramalarda ele geçirilmiş, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Cihaner hakkında yürütülen soruşturmada delil olarak dosyaya konulmuştu.

11.06.2010: Yargıtay'dan tartışmalı Cihaner kararı:

Yargıtay 11. Ceza dairesinde görülen Cihaner davasında tartışılacak bir karar alındı. Adeta 2. Şemdinli olayının yaşandığı bu süreçte 11. Ceza Dairesi, halen görmekte olduğu Cihaner'in görev suçuyla ilgili davayla birleştirmek için Erzurum'dan 'Erzincan Ergenekonu' dava dosyasını istemişti. Ancak Erzurum mahkemesi söz konusu davanın Cihaner'in, başsavcılık görevi ile ilgili olmadığı gerekçesiyle Yargıtay'a göndermemişti. Yargıtay'da bunun üzerine 'Erzincan Ergenekonu' ile ilgili karar vermek için dosyayı beklememe kararı aldı. Yargıtay'dan alınan bilgiye göre, CD'lerdeki bilgiler incelenecek ve 'Erzincan Ergenekonu' ile ilgili karar verilecek. Tahminlere göre de birleştirme kararı verilerek, Başsavcı İlhan Cihaner, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, Islak İmza sahibi Kurmay Albay Dursun Çiçek davaları Yargıtay'da birleştirilerek sanıkları ilk duruşmada tahliye edilecek, ilerleyen süreçte de beraat ettirilecek.

12.06.2010: Yargıda açıkça iç savaş yaşanıyor:

ŞOK talep: Güvenlik güçleri yardımıyla dosya Erzurum'dan alınsın! Hukuk kalmadı. Yargıda, adım adım iç savaşa gidiliyor. Askeri araçların yürütülmesi ve savaş uçaklarının mahkeme üzerinde alçak uçuş yapması savcı ve hakimleri korkutamayınca bu kez güvenlik güçleri yardımıyla dava dosyasının Erzurum mahkemesinden zorla alınması talep edildi. Evet bugünlerde inanılmaz olaylar oluyor. Yargı içindeki savaş giderek büyüyor. Tam olarak fiili bir yarı askeri/yargısal darbe yaşanıyor. Düşman mahkeme olarak görülen Erzurum 2. Ağır Ceza'dan Cihaner ile 3. Ordu komutanı Org. Saldıray Berk'in dava dosyası tıpkı Şemdinli davası gibi zorla çekerek koparılarak alınmaya ve sanıklar Yargıtay'da yargılanarak tahliye edilmeye, ardından da hiç şüphesiz beraat ettirilmeye çalışılıyor. Tıpkı Sincan hakimi Osman Kaçmaz ve Yarsav eski Başkanı Ömerfaruk Eminağaoğlu gibi. Cihaner'in kurtarılması olayı Şemdinli'den daha çarpıcı. Çünkü Şemdinli davasında savcı ve hakimlerin HSYK tarafından davadan alınmasına göz yuman hükümet bu kez direndi. Ayrıca baskılara yargı içinden de giderek güçlenen bir direniş gözleniyor. Yargıtay'ın Erzurum mahkemesinden dosya istemesine tepki gösteren Yargıtay üyesi Nihat Ömeroğlu, bunun yetki gaspı olduğunu belirterek yerel mahkemeyi dosya göndermemeye çağırmıştı. Anayasa Mahkemesinin yetki aşımı yaparak anayasa değişiklik paketini esastan görüşmeye ve bazı maddelerini iptal etmeye kalkması üzerine raportör Can da bunun yok hükmünde olacağını belirterek hükümeti anayasa mahkemesinin hukukdışı müdahalesini tanımamaya çağırmıştı. Can ayrıca, hükümeti herşeye rağmen referanduma, halka gitmesi tavsiyesinde bulunmuş, bunun hukuken yanlış olmayacağını belirtmişti. İşte bu gibi direnişler sebebiyle kontrgerillacılar zorlanıyor. Ama görünüyor ki kararlılar. Karanlık planlarının ses kayıtlarıyla da ortaya çıkmasına rağmen var güçleriyle direniyorlar. Kontrgerilla en sert direnişi yargıda gösteriyor. Diğer taraftan anayasa mahkemesi 367 olayında olduğu gibi bir kez daha meclisin kararını hiçe saymak üzere. 'Hakimiyet kayıtsız şartsız bizim, kayıtlı şartlı milletindir' diyen kontrgerillacılar TBMM tarafından referandumla ilgili yapılan yasal değişiklikleri inanılmaz şekilde esasa girerek iptal etmek ve halka sorulmasını engellemek üzereler. Referandumdan korkuyorlar. İş oraya gelmeden Temmuz ayında süreci durdurmaya kararlılar, engellemek için herşeyi göze almış durumdalar. Başarılı olmaları ihtimali var. Eğer öyle olursa yani referandum sürecini engellemeyi başarırlarsa peşpeşe bir çok gelişmeler yaşanacak. İlk olarak, tıpkı ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı gibi bir kapatma davası dava açılacak, AK Parti kapatılacak. Ardından yöneticilerine peşpeşe davalar açılacak. ABD ve İsrail'le arası bozulmuş olan AK Partinin kapatılmasına bu taraftan da alkış ve destek gelecek.

15.06.2010: Cihaner dosyası Yargıtay'a değil İstanbul'a gitti:

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Erzincan Ergenekonu dava dosyasını, ısrarla isteyen Yargıtay'a değil 'Islak İmzalı Kontrgerilla Belgesi' davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Ancak İstanbul mahkemesi Başkanı Köksal Şengün'ün de dosyayı hemen Yargıtay'a göndermesi bekleniyor. Böylece Erzurum mahkemesinin yetki gaspına direnmesine karşılık, adı son zamanlarda sık sık medyaya yansıyan İstanbul 13. Ağır Ceza Bakanı Köksal Şengün'ün şaşırtan şekilde dosyayı hemen yargıtaya göndermesiyle, görev suçlarına bakan Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin, bu iki yerel mahkemedeki farklı terör davalarına zorla el koyarak birleştirme kararı vermesi ve sanıkları ilk duruşmada tahliye etmesi bekleniyor. Bu gerçekleşirse, 2005 yılında Van yerel mahkemelerinde görülen ve ağır cezalarla tamamlanan Şemdinli davasının Yargıtay ve HSYK eliyle askeri mahkemeye adeta zorla aldırılarak sanıkların ilk duruşmada tahliye edilmesinin benzeri yaşanmış olacak. Yargıtay üyelerinin Cihaner davasını Yargıtay'a aldırma planı ses kayıtlarıyla da doğrulanmış ve hukuk çevrelerinde büyük tepki doğurmuştu.

16.06.2010: SAVCI VE HAKİMLERE TAZMİNAT BASKISI:

Ergenekon davasında savcılara karşı sürdürülen yıldırma taktiği şimdi de hakimlere sıçradı. Savcılara dava yolunun açılması için gösterilen olağanüstü çabanın HSYK'nın atadığı hakimlerin kararlarıyla başarıya ulaşmasının ardından, Ergenekon zanlılarına tutuklayan hakimler de Ergenekon davalarında verdikleri kararlar yüzünden Yargıtay'da açılan tazminat davalarıyla yıldırılmaya çalışılıyor. Yargıtay, Ergenekon davasından tutuklu bulunan Prof. Dr. Haberal'ın, 'sorgusunda sorulan 180 sorunun hiç birinin terör örgütü kurmak ve yönetmekle ilgili olmadığı, buna rağmen tahliyesine karar verilmediği' gerekçesiyle açtığı davada, 9 hakimi 1500'er lira tazminat ödemeye mahkum etti. Hakimler kararı temyiz edebilecek. 3 yıl önce başlayan Ergenekon soruşturması boyunca savcı ve hakimlere inanılmaz ölçülerde açık ve gizli baskılar yapılıyor, HSYK eliyle görevlerinden alınmaya, mahkemelerde açılan tazminat davalarıyla yıldırılmaya çalışılıyor. Soruşturmada savcılarca ortaya çıkarılan delillerle da açığa çıktığı gibi Ergenekon'un özellikle üst yargıda çok sayıda bağlantısı olduğu tespit edildi. Ancak bunlara karşı hiçbir yaptırım uygulanamıyor. Örneğin Erzincan davasını yargıtaya alıp sanıkları kurtarma planını işleyen ses kayıtlarının çıkmasına karşılık Yargıtay başkanı olayın soruşturulduğunu açıklamakla yetindi. Bugüne kadar da hiçbir sonuç çıkmadı. Erzincan dosyasını almak için kurye görevlendirecek kadar hızlı çalışabilen yargıtay hakimleri, kendi üyelerinin soruşturulmasında ise farklı davranıyor.

16.06.2010: HAKİM ŞENGÜN'E ŞOK BASKI!:

Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ın, mahkeme kararıyla dinlenen telefon konuşmaları, Ergenekon davasına bakan Hakim Köksal Şengün'e kurulan tuzağı deşifre etti. Mahkeme Başkanı'nı şantaj ve tehditle baskı altına alan Ergenekon şüphelisi avukat Tülay Bekar, Şengün'den ısrarla davadan çekilmesini istiyor. Bekar'ı yönlendiren Oktay, mevcut durumu şöyle anlatıyor: 'Onu bağladık, bir bakıma bağlandı. Yetmiyor adamın gücü, yetmiyor.' Bir süre önce gündeme gelen baskı iddiaları Hakim Köksal Şengün tarafından yalanlamış, Tülay Bekar'la görüştüğünü, ancak bunların normal olduğunu iddia etmişti. Oysa ses dökümleri hakime açıkça baskı yapıldığını ortaya koyuyor. Bu noktada dikkati çeken bir ayrıntı var. Ergenekon davası iki yıldır sürüyor. Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkeme Başkanı Köksal Şengün davanın başladığı ilk günlerden beri sanık ve çevrelerinin sürekli eleştirisine muhatap olmuş, kendisi hakkında bir çok kez reddi hakim talebi yapılmıştı. Şengün, duruşmalarda sanıklarla tartışmaya girmekten dahi çekinmemişti. Ancak son aylarda Şengün'de belirgin değişiklik gözleniyor, adı sık sık gündeme geliyor. Hakim Şengün'ün ne kadar etkilendiği bilinmez ancak kendisine baskı yapıldığı açık. İlerleyen süreçte konuyla ilgili soruşturma tamamlanarak Seyfi Oktay davası açıldı ve Ergenekon davasını engelleme girişimleri delilleriyle birlikte iddianameye yansıdı. İddianamede, "Örgütün amaç ve hedefi, bir şekilde soruşturmaya muhatap örgüt yöneticisi ve üyesi şüphelilerin usulsüz olarak soruşturmadan kurtararak tahliyesini sağlamak, yargılaması devam eden davayı etkisizleştirmek, davanın görülmekte olduğu mahkemeyi çalışamaz hale getirmek olduğu tespit edilmiştir" deniliyor.

18.06.2010: İŞTE KONTRGERİLLA YARGISI: CİHANER KURTARILDI!:

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde, 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak' suçlamasıyla yargılandığı dava ile 'Görevi kötüye kullanmak', 'Evrakta sahtecilik' ve 'İmar kirliliğine neden olmak' iddialarıyla Yargıtay'da yargılandığı davanın birleştirilmesine ve tutuklu 9 sanığın tahliyesine 'oybirliğiyle' karar verdi. Böylece artık 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'in ifade vermesi ve mahkemeye çıkması gerekmeyecek. Bu skandal kararla birlikte 2'nci Şemdinli olayı gerçekleşmiş oldu. 2005 yılında da Şemdinli'de asker ve sivil sanıkların katıldığı ve iki vatandaşın öldürüldüğü olaya bakan Van sivil mahkemeleri sanıkları ağır hapis cezalarıyla cezalandırmalarına karşın devreye giren HSYK ve Yargıtay dava dosyasını zorla mahkemeden alarak askeri mahkemeye göndermiş, ilk duruşmada da sanıklar 2 vatandaşı öldürmelerine karşı tahliye edilmişlerdi. Şemdinli ve Cihaner davalarının yerel mahkemelerden alınarak sanıkların tahliye edilmesi, Kontrgerilla'nın varlığını kanıtlayan en büyük delillerden biri olarak yerini aldı. Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı psikolojik harp birimlerinden birinde çalışan Kurmay Albay Dursun Çiçek'in emir komuta zinciriyle hazırladığı 'Islak İmzalı' Kontrgerilla planı Erzincan ve yöresinde uygulanmaya, masum insanlar klasik kontrgerilla mantığına uygun olarak 'silahlı ve tehlikeli teröristler' olarak gösterilmeye çalışıldı. Fakat Şemdinli'deki gibi sivil savcılar tarafından deşifre edildiler, aralarındaki bağlantılar ve cephaneleri ortaya çıkarıldı. Ancak özellikle yüksek yargıda örgütlendiği çok net ortaya çıkan bağlantıları eliyle, yerel mahkemelerin elinden kurtarıldı. Kısa zaman sonra tekrar aramızda dolaşmaya ve yeni kışkırtma planlarını yürütmeye çalışacaklarına şüphe duyulmuyor. Şemdinli'de serbest bırakılan sanıklardan biri birkaç yıl sonra Isparta'da bir müteahhidi hunharca öldürüp altınlarını gaspetti. Suçu sabit görülerek mahkemece cezalandırıldı. Erzincan sanıklarının da serbest kaldıktan sonra darbe girişimleri içerisinde yer alacaklarından, kendileri aleyhindeki delilleri yok edeceklerinden kaygı duyuluyor. Nitekim, 17.04.2012 tarihinde Düzce jandarmada görevli 8 asker gözaltına alınıp tutuklandı. Kendilerine yöneltilen suçlama; 1993 yılında intihar ettiği öne sürülerek dosyası kapatılan ancak Ergenekon soruşturmasında ele geçen belgeler üzerine 2010 yılında dosyası tekrar açılan Tunceli Jandarma Komutanı Albay Kazım Çillioğlu soruşturmasında oğul Çillioğlu'nun telefonlarını yasadışı şekilde gizlice dinlemeye almak, bu yolla soruşturma bilgilerini ve gizli tanıklarını ortaya çıkarmaya çalışmak oldu. Operasyonda gözaltına alınıp tutuklananlar 8 askerden birinin 2008-2010 tarihleri arasında Erzincan 3. Ordu Komutanlığı'nda istihbarat astsubayı olduğu bilgisine ulaşıldı. Tuğrul Z.'nin Erzincan'da görev yaptığı süre zarfında dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in de yargılandığı Ergenekon davası ekibiyle irtibatlı olduğu öne sürülüyor. Yargıtay'ın serbest bıraktığı ve üzerlerine gitmediği sanıkların boş durmadığı yasadışı eylemlerine devam ettiği söylenebilir.

19.06.2010: 28 Şubat süreci 1000 yıl sürecek mi?:

Ankara 4. İdare Mahkemesi'nin Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'e yargılanma yolunu açması. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin, Ergenekon davalarında tutuklama kararları veren ceza mahkemelerinin 9 hakimine tazminat kararı vermesi. Yargıtay 11. Dairesi'nin, Cihaner'in Erzurum'daki terör suçu davasını, askeri araçların yürütülmesi ve adliye üzerinde savaş uçaklarının 'alçak uçuş' desteğinde inanılmaz şekilde bünyesine alarak sanıkları tahliye etmesi. İstanbul 9. Ağır Ceza'ya HSYK korsan kararnamesiyle atanmış olan Yılmaz Alp'in balyoz tutuklularına ikinci toplu tahliye kararını vermesi. Sırada, ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı gibi Temmuz ayı içinde verileceğine kesin gözle bakılan meclisin anayasa değişiklik paketindeki Anaya Mahkemesi ve HSYK üye sayısının artırılması maddelerinin anayasa mahkemesince iptal kararı. Peşpeşe gelen bu 5 gelişme, yargıdaki kontrgerillacıların organize şekilde atağa geçtiklerini gösteriyor. Özellikle anayasa mahkemesinin vereceği karar çok kritik ve 28 Şubat sürecinin 1000 yıl sürüp sürmeyeceğini gösterecek.

20.06.2010: Kritik gün 28 Haziran: Yargıtay'ın kararı yok sayılabilir:

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin Erzurum 2. Ağır Ceza tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza'ya birleştirme talebiyle gönderdiği dosyaya, aslı olmadan kopya CD nüshası üzerinden el koyarak birleştirme ve sanıklara tahliye kararı vermesi hukukçuları ayağa kaldırdı. 28 Haziran'da birleştirme kararı konusunda kritik bir karar verecek olan İstanbul'daki Ergenekon davasına bakan mahkemenin önünde birkaç yol var: Birincisi; 'Millete Komplo' belgesi davası sanığı Dursun Çiçek'in yargılandığı davayla hukuki ve fiili irtibatı var' diyerek her iki davayı birleştirebilir. Dava Ergenekon davasıyla birleştirilirse dosyanın aslı üzerinden yargılama yapılması gündemde. İkincisi; Mahkeme, Çiçek'in yargılandığı davayla 'hukuki irtibat yok' derse dosyanın Erzurum'a iadesi gerekiyor. Bu halde Erzurum yeni bir karar verecek. Üçüncüsü; Ergenekon davasına bakan mahkeme dosyayı Yargıtay'a gönderirse, özel yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği uyuşmazlık talebinde bulunabilir. Uyuşmazlık yaşanması halinde son kararı Yargıtay 5. Ceza Dairesi ya da Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun vermesi bekleniyor. Dosya Silivri'deki mahkemede birleşirse Ergenekon terör örgütü üyeliğinden yargılanan Orgeneral Saldıray Berk, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ve diğer sanıkların tutukluluk haline yeniden karar verilebilecek. Bu durumda fotokopi belgelerle CD yargılaması yapan 11. Ceza Dairesi'nin kararı ortada kalacak.

21.06.2010: Eski Savcı: Ergenekon Yargıtay'a da sıçradı mı?:

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzurum'daki terör davası ile Yargıtay'daki davayı birleştirmesi ve Cihaner ile 9 sanığı tahliye etmesine hukukçulardan gelen tepkiler giderek setleşiyor. Kenan Evren hakkında iddianame hazırladıktan sonra meslekten ihraç edilen eski Savcı Sacit Kayasu, kararı 'vahim' olarak niteledi: 'Bir ses kaydı olmasaydı, hadi derdiniz 'hukuki hata.' Ama o ses kaydından sonra 'acaba bu işin arkasında başka şeyler var mı; Ergenekon terör örgütü Yargıtay'a da sıçradı mı?' gibi insanın aklına ister istemez bu sorular geliyor.'

22.06.2010: Ergenekon mahkemesinden Yargıtay'a darbe:

Yargıtay'ın dosya aslını görmeden CD üzerinden vererek oldu bitti saydığı skandal karara rağmen, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, dosya aslını göndermedi ve Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Cihaner ve Islak İmza dava dosyalarının birleştirilmesi talebini incelemeye aldı. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, beklendiği gibi hareket ederek dosya aslının hemen Yargıtay'a gönderilmesini istedi. Ancak heyetteki diğer iki üye hakimin aksi yönde görüş bildirmesi üzerine Erzurum mahkemesinin Cihaner dosyası ve talebi incelemeye alındı. Kararın Islak imza davasının başlayacağı 28 Haziran Pazartesi gününe kadar verileceği ve sürpriz bir karar çıkabileceği bildiriliyor.

25.06.2010: Hakim Şengün'ü bağladılar ama gücü yetmedi!:

Medyaya sızan ses kayıtlarından, Ergenekon avukatı Tülay Bekaroğlu ile (Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı) Şengün'ün telefon görüşmelerini kısmen biliyoruz. Tülay Bekaroğlu, Şengün'e 'Herkes aleyhinde konuşuyor. Gün gelecek adını söylemeye utanacaksın. Ergenekon davasından uzaklaş' diye baskı yapıyordu. En ilgi çekici cümleler, avukat Bekaroğlu'yla da irtibatlı olan Seyfi Oktay'ın bir başka avukata, Ali Hadi Emre'ye söyledikleri: 'Onu bağladık. Bir bakıma bağlandı. Ama yetmiyor adamın gücü...' (Eylül 2009) Evet. yetmedi Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün gücü. Diğer iki üyenin gayretiyle, Cihaner ve Çiçek dosyaları şimdilik 13. Ağır Ceza'da kaldı. Dosyaların birleştirilip birleştirilmeyeceğine önümüzdeki günlerde karar verilecek.

25.06.2010: YARGITAY'A ŞOK: ISLAK İMZA VE CİHANER İSTANBUL'DA BİRLEŞTİ!:

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Albay Dursun Çiçek'in Islak İmza Davası ile Başsavcı İlhan Cihaner'in davasının birleştirilmesine karar verdi. Karar oyçokluğuyla alındı, mahkeme başkanı Köksal Şengün karara şerh düştü. Yargıtay dosyaların birleştirilmesine gerek görmemişti. İstanbul'un sürpriz kararı Kontrgerillacıları şok etti. Bu kararla Erzurum mahkemesinin yalnız olmadığı ortaya çıkmış oluyor. Ancak bu son karar sonrası davanın Yargıtay uyuşmazlık mahkemesine gitmesi bekleniyor. Orada davanın tekrar Yargıtay'da kalması gerektiği kararı verilse bile İstanbul mahkemesinin kararı çok önemli, çünkü Yargıtay'ın yaptığı dosya gaspının İstanbul'daki hakimlerce de görüldüğünü ve tavır konulduğunu gösteriyor. Bu karara en çok sevinenlerden biri de şüphesiz Erzurum 2. Ağır Ceza'daki hakimler olacak. Mahkeme heyeti yargıtayın hukuksuzluğunu madde madde sıraladı. İçlerinden biri özellikle çok çarpıcı ve yargıtayın hukuksuzluğuna yine yargıtayın uygulamasıyla ışık tutuyor: 'Yargıtay'ın birleştirme kararını aslı elde olmayan onaysız fotokopi belgeler üzerinden verdiği ve hatta hukuken onaysız olmaları nedeniyle güvenilirliği bulunmayan bu evrakın incelenip delil değerlendirmesi yapılarak tutuklu sanıkların tahliyelerine karar verilmesi, hukuka ve Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamalarına aykırıdır. Yargıtay uygulamasında, dosyanın tamamının değil de sadece bir tek evrakın bile onaysız fotokopi olması bozma nedeni yapılmaktadır.'

30.06.2010: Islak İmza'da reddi hakime ret:

'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' iddialarına ilişkin Yeditepe Üniversitesi kurucusu Bedrettin Dalan ile Albay Dursun Çiçek'in de aralarında bulunduğu 7 sanığın yargılandığı davada mahkeme, 'reddi hakim' talebini reddetti. Sanıklar mahkeme heyetindeki 4 hakimden hakkında son zamanlarda şaibe haberleri medyaya yansıyan ve sürekli sanıklar lehine kararlar vermeye başlayan Köksal Şengün hariç diğer üç hakimin reddini istemişlerdi.

01.07.2010: Cihaner'de hedef uyuşmazlık mahkemesi:

Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu, yarın devam edilecek olan Yargıtay 11. Dairesi'ndeki Cihaner davasında sanık ve çevrelerinin yeni hedefinin tıpkı ses kaydındaki gibi konuyu uyuşmazlık mahkemesine götürmek ve buradan istedikleri kararı çıkartmak olduğunu söyledi. Yargıtay'ın kısıtlı CD kopyası üzerinden adeta gaspederek tek taraflı bir dayatma kararla el koyduğu ve sanıklarını tahliye ettiği dava dosyasına asıl bakması gereken İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay'ın dayatmasına razı olmamış ve aldığı sürpriz kararla Yargıtay'ın dosyasına el koyma kararını tanımamıştı. Dosyanın aslının kendisinde olduğunu belirterek davaya bakmakta ısrar eden 13. Ağır Ceza heyeti, ortaya çıkan krizi çözmek için de dava dosyasını Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göndermiş ve davaya hangi mahkemenin bakacağına onun karar vermesini talep etmişti.

07.07.2010: HSYK korsanları yeni saldırı hazırlığında:

HSYK'nın gündeminde yaz kararnamesi var. Duyumlara göre HSYK, 'altın vuruş' yapma hazırlığında. HSYK üyeleri 'Bu son şansımız' deyip başta Ergenekon olmak üzere Balyoz ve Poyrazköy davaları, Erzurum ve Güneydoğu'daki faili meçhul davaların hepsine müdahale etmeyi planlıyorlar. Çünkü 12 Eylül sonrası ne olacağı onlar açısından meçhul. Eğer 'evet' kararı çıkarsa yeni HSYK bir ay içinde teşekkül etmek zorunda. Yeni yapıda da ne olacağını kestirmek zor. O yüzden yaklaşık 1400 hakim savcıyı ilgilendiren yaz kararnamesi yeni krizlere gebe. Eğer konuşulanların yarısı bile gerçekleşirse kritik davaların tamamının ekseni kayar. Bu tablo karşısında bakan ve müsteşar ne yapar kestirmek zor.

22.07.2010: Haberal'ı tahliye etmeyen hakimlere icra:

İkinci Ergenekon Davası'nın tutuklu sanığı Mehmet Haberal, kendisini tahliye etmeyerek yaşam hakkını tehlikeye düşürdükleri gerekçesi ile manevi tazminat cezasına çarptırılan 9 hakim hakkında 3 bin 625'er liralık icra takibi başlattı. Haberal bununla da yetinmeyerek, icra takibi başlattığı hakimlerden Resul Çakır, Rüstem Eryılmaz ve Yakup Hakan Günay'ı, kendisi hakkındaki tahliye talebinin reddine ilişkin itirazı değerlendirirken tarafsız olamayacakları gerekçesi ile reddetti. Hakimlere tazminat davaları açmak ve ardından da reddi hakim talebinde bulunma yöntemi Erzincan Ergenekon Terör Örgütü davasının 2 numaralı sanığı Başsavcı İlhan Cihaner'i tahliye ettirmek için yapılan çok sayıdaki girişimin mahkemelerce reddedilmesi üzerine yeni bir yöntem olarak gündeme gelmişti. HSYK Üyesi Ali Suat Ertosun ve YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ikilisinin geliştirdikleri iddia edilen bu yönteme göre Cihaner önce yargıtayda tazminat davası açacak, ardından da açılan davayı ve dolayısıyla aralarında husumet doğmuş olmasını gerekçe göstererek hakimlerin reddini isteyecekti. Böylece kendisini tahliye etmeyen hakimlerden kurtulması ve tahliye edebilecek hakimlere kavuşması hedefleniyordu.

23.07.2010: CHP'nin savcılara açtığı davaya ret:

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart'ın, soruşturmanın gizliliğini ihlal ettikleri gerekçesiyle 'Ergenekon soruşturması' savcıları hakkında soruşturma yapılması isteğinin işleme konulmaması nedeniyle Adalet Bakanlığı kararının iptali için Ankara İdare Mahkemesine yaptığı başvurusu oyçokluğuyla reddedildi.

26.07.2010: Yargıtay'dan skandal bir karar daha:

Yargıtay 4. Dairesi, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ali Şahin'in Ergenekon için 'Yargı üyelerine güvence veriyorum' sözlerine dava açılabileceğine hükmetti. Karara üye hakim Sadık Demircioğlu ‘şerh koydu’. Demircioğlu ‘karşı oy’ yazısında Susurluk davasını anımsatarak, 'Kamuoyumuz bu tür suç örgütlerinin tamamen ortaya çıkarılmasını beklemektedir. Eski bakan da bu bağlamda beyanda bulunmuştur. Başka anlam yüklemek zorlama olur. Türkiye dışında hiçbir ülkede ‘Suç örgütleri hakkında gereği yapılsın’ diyen Adalet Bakanı’nın sorumluluğu yönüne gidildiği duyulmamıştır' dedi. Yargıtay 4. Daire kısa süre önce de aldığı skandal bir kararla Ergenekon davasına bakan 9 hakimi Haberal'ı tahliye etmedikleri gerekçesiyle tazminat cezasına çarptırmış, bu karar da büyük tartışmalar doğurmuştu.

03.08.2010: Baykal fezlekesine Başsavcı Engin engeli:

Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal hakkında eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay aracılığıyla 12 Eylül'de oylanacak olan Anayasa değişikliğiyle ilgili yüksek yargı mensuplarını etkilemeye teşebbüs ettiği gerekçesiyle inceleme başlattı. Öz'ün Deniz Baykal hakkında fezleke hazırladığı, ilerleyen süreçte ifadesini de alabileceği belirtildi. Ancak devreye giren Başsavcı Aykut Cengiz Engin, milletvekilleri hakkında inceleme, soruşturma yapmak ve fezleke düzenlemek yetkisinin bizzat Cumhuriyet Başsavcısı veya onun görevlendireceği Başsavcı Vekiline ait olduğunu belirterek, ''Bu sebeplerle İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün herhangi bir milletvekili ve dolayısıyla Sayın Baykal hakkında inceleme, soruşturma yapması ve fezleke düzenlemesi söz konusu olamaz'' dedi.

11.08.2010: Savcı Öz'ü yıldırma çabası..  Başsavcılıktan Öz'e görevden çekil baskısı:

Türkiye'yi 3 yıldır sarsan asrın davası Ergenekon'u başlatan ve görevinde yorulma bilmeden çalışarak yeni soruşturmalara imza atan Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'e yönelik baskılar bitmek bilmiyor. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ü, görevden alma, terfi ettirerek uzaklaştırma, tehdit etme gibi yöntemler Adalet Bakanlığı'nın da desteğiyle sonuçsuz kalınca bu kez devreye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sokulduğu iddia ediliyor. Başsavcılığın bir süredir 'yıprandın, soruşturmadan çekil' şeklinde Öz'e baskı yaptığı belirlendi. Savcı Öz'ün bu talebe olumsuz cevap vermesi üzerine ilgili ilgisiz onlarca dosyanın Ergenekon savcısına yönlendirilerek iş görmez hale getirilmek istenildiği, kritik dosyaların ise HSYK tarafından atanan savcılara verildiği ve bu dosyalardan 15'inin ise dikkat çeken şekilde 'takipsizlik' kararıyla kapatıldığı tespit edildi. Hatırlanacağı gibi Balyoz savcılarını da ani müdahalesiyle görevden alan Başsavcı Aykut Cengiz Engin, gözaltı dalgasını durdurmuş ve buna gerekçe olarak da 'Türkiye bunu kaldıramaz terörle mücadele zafiyete uğrar' gibi hukukçuları şok eden bir görüş ileri sürmüştü. Ancak ülkeyi yöneten Başbakan ve Cumhurbaşkanı gibi en üst düzey yöneticilerin verebileceği böyle bir kararı haddini aşarak verebilen Başsavcı Engin'in adı, Balyoz darbesi başarıya ulaştığında sıkıyönetim mahkemelerinde göreve getirilmesi düşünülen yargıçların arasında geçiyordu. Savcı Öz'e reva görülen baskılar, 12 Eylül öncesi 'kontrgerilla'yı araştırırken öldürülen Savcı Doğan Öz'ü hatırlattı. 'Bu ülkede cumhuriyet savcısı olmak ve görevini layıkıyla yapmak ne kadar da zormuş. Savcıysan ve soyadın da Öz ise işin zor. Ya vururlar ya yıldırırlar..' dedirten bu baskılara karşı Zekeriya Öz'ün yalnız bırakılıp bırakılmayacağı merak ediliyor.

14.08.2010: Korsanlar çaresiz: Bu saatten sonra ne yapılır, mücadele etcez yani!:

Yetkililerin kriz yok açıklamalarına karşın HSYK'daki atama toplantılarında kriz yaşandığı ses kaydıyla da ortaya çıktı. Kulislerde HSYK'nın yaz kararnamesiyle Ergenekon davalarını bitirecek hamleler yapacağı konuşuladursun, HSYK üyelerinin her şeyi ortaya koyan ses kayıtları ortaya çıktı. Bir ay sonra, 12 Eylül'de yapılacak referandumda anayasa değişiklik paketi şayet evet oyu alırsa HSYK'nın yapısı değişecek ve mevcut kurul ortadan kalkacak. Kamuoyu yoklamaları da evet oylarının daha yüksek çıkacağını gösteriyor. Bu nedenle köşeye sıkıştıklarını ve tükenme noktasına geldiklerini gören HSYK'daki beş kontrgerilla üyesinin bezginliği ses kaydına da yansıyor. Geçen sene yaşanan krizde korsan kararnamenin hazırlayıcısı olan kurul üyesi Ali Suat Ertosun ses kaydında şu cümleleri sarfediyor: 'Bazı davalara el attık, bazı davalardaki hakim ve savcıları değiştirmek istemeye kalkıştık, sanki kuyruklarına basılmış gibi, tabiri caizse, efendim, feveran ediyorlar. Ama iddia ediyorum, mesela, Antalya Başsavcısını değiştirecez deyin, vallahi kavga etmezler. Etmezler! Ama, kalkıp da İstanbul'daki filan yer (Beşiktaş) savcısı filan savcı deseniz birbirine giriyorlar. Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne yapılmaz. Tabi mücadele etcez yani.'

17.08.2010: Başsavcı Cihaner'den gizli tanığa tehdit:

Erzurum'da devam eden Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve daha sonra Yargıtay 11. Ceza Kurulu'nun tartışmalı kararıyla serbest bırakılan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in aynı davanın tanıklarından İlyas Meral'i tehdit ettiği ortaya çıktı. Savcılığın, Cihaner'le ilgili iddiaları, Erzincan'da süren Ergenekon soruşturmasına dahil ettiği belirtiliyor. Cihaner'in, dava tanığı İlyas Meral'e iki defa lehte tanıklık yapması için baskı yaptığı ileri sürülüyor. Meral, Cihaner'in kendisini nasıl tehdit ettirdiğini şöyle anlattı: "2 Temmuz'da İlhan Cihaner, Yargıtay'daki duruşması öncesi Şenol Bozkurt ile bana haber gönderdi. Bozkurt, Cihaner'in davada kendi lehlerine tanıklık yapmamı istediğini söyledi. Cihaner aksi durumda beni bitireceğini söylemiş." Meral, ayrıca Cihaner'in Şenol Bozkurt'a, "Başbakan ve Cemil Çiçek'e rağmen kimse bana dokunamadı. İlyas Meral aklını başına alsın. Gelip ifade versin." dediğini ileri sürdü. Diğer tehdit olayı Cihaner'in serbest bırakılmasının hemen ardından yaşanıyor. Meral'in iddiasına göre Yargıtay tarafından tahliye edildikten sonra Cihaner, Erzincan'daki bir esnaf ile İlyas Meral'in yakın arkadaşına haber gönderiyor. O.B. isimli esnaf, Meral'in yakın arkadaşı M.Y.'ye "Cihaner, İlyas Meral'in kalemini kırdı. Onun yaşamaya hakkı yok." ifadelerini kullanmış. Ayrıca Meral, Cihaner'in avukatı Turgut Kazan'ın da kendisine Şenol Bozkurt ile haber gönderdiğini söyledi. Diğer yandan yine sanık Şenol Bozkurt aracılığıyla Cihaner'in avukatı Turgut Kazan, Meral'e lehte ifade vermesi halinde kendisine sahip çıkacağını belirtmiş. İlyas Meral, Cihaner'in tahliye olduktan sonra da tanıklık yapması için kendisine baskı kurduğunu söyledi. Erzincan'da yaşayan anne ve babasının evine sık aralıklarla jandarma personelinin geldiğini söyleyen Meral, ailesine psikolojik baskı yapıldığını da ileri sürüyor. Sanık veya şüpheli olmadığı halde Cihaner tarafından takip ettirildiğini savunan Meral, yanında kaldığı işadamı Cansey Önbay'a da kendisini evinden uzaklaştırması için baskı yapıldığını iddia etti.

18.08.2010: HSYK korsanları Adalet Bakanını aşamıyor:

YAŞ krizi çözüldü ancak HSYK krizi giderek büyüyor. Kuruldaki kontrgerillacı 5 üyenin nafile çabası sürüyor. Üye Suat Ertosun'un internete düşen ses kaydındaki iddialarını doğrulayan gelişmeler yaşanmaya başladı. Kurul'un dünkü toplantısında Başkan Vekili Kadir Özbek, üyeler Musa Tekin, Ali Suat Ertosun ve Suna Türkoğlu net tavır koyarak, kritik davalara bakan İstanbul, Ankara, Diyarbakır ve Erzurum'daki mahkemelerde görev yapan hakim ve savcıların değiştirilmesini istedi. Ancak onların bu isteği yeterli olmuyor. Adalet Bakanı ve Müsteşarının bu dayatmaya direnmesi korsan kararnameyle yapılmak istenen atamaların gerçekleşmesini engelliyor. Şu ana kadar ki tüm gelişmeler kuruldaki korsan üyelerin son şanslarını deneyecekleri iddiasını doğruluyor. Çünkü 12 Eylül'de yani 1 aydan daha kısa süre sonra yapılacak anayasa değişiklikleri referandumunda şayet beklendiği gibi evet oyu çıkarsa kurulun yapısının en geç bir ay içinde değişmesi, çok sayıda yeni üyenin katılmasıyla kurulda şu an kontrgerillacılar lehine olan 5'e 2 çoğunluğun değişmesi bekleniyor. Ses kaydında üye Ertosun, korsan kararnameyi geçirebilmek için yapacakları çok şeyin olmadığını, ama yine de mücadele edeceklerini belirtiyordu.

18.08.2010: KARARNAME GERİ ÇEKİLDİ!

Krizin giderek büyüyeceği, atamaların referandum sonrasına ertelenebileceği konuşulurken Ankara'dan flaş haber geldi. Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, 2010 Yaz Kararnamesi taslaklarının karara bağlanmayan bölümlerinin geri çekildiği bildirildi. Bakanlık açıklamasında kuruldaki üyelerce 224 kişilik (korsan) bir liste teklif edildiği, bu listede başta İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere kritik davalara bakan özel yetkili (CMK 250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük önerilerin de bulunduğu, bu önerilerin görülmekte olan davalar ile yürüyen soruşturmalara doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağının açık olması nedeniyle de kararnamenin geri çekildiği, yeni bir kararnamenin hazırlanarak kurula sunulacağı belirtildi.

19.08.2010: HSYK ÜYELERİNDEN BAKANA TEHDİT:

Boydan büyük laf: Toplantıya katılmazsa hukuki sonucu olur!. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, Adalet Bakanı ve Müsteşarının toplantıya katılmamasının hukuki sonuçları olabileceğini söyleyerek üstü kapalı tehdit etti. Benzer bir durumda daha önce konuşan kurul üyesi Ali Suat Ertosun da tehdit etmiş ve 'HSYK'da müsteşar 5-6 toplantıya katılmadığı zaman ne yaparsınız?' şeklindeki bir soruya, 'Müsteşar veya vekili makul sürede toplantılara katılmazsa, daraldığımız yerde 6 kişi toplanıp karar almayı düşünüyoruz' demişti. Korsanlık anlamına gelen bu durumun yönetmeliğe aykırı olduğu, müsteşar olmadan toplantının yapılamayacağının hatırlatılması üzerine, yargı ve hukukun tıkanması için çalışıldığını kendilerinin ise bunu aşmaya çalıştıklarını belirtmiş, kendisini haklı göstermeye çalışmıştı. Özbek ve Ertosun'un açıklamaları, korsanlığın kuruldaki kontrgerillacı üyelere ne kadar sirayet ettiğini gösteriyor. Ancak tıpkı YAŞ krizinde olduğu gibi burada da yasalar hükümetten yana. Ne kadar direnseler de sonunda yasal olarak yapabilecekleri bir şey görünmüyor. Bunu geçen günlerde ses kaydı ortaya çıkan Ertosun da itiraf ediyordu: 'Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne yapılmaz. Tabi mücadele etcez yani.' Tek yapabilecekleri şey, olayı siyasi tartışma konusu yaparak içlerindekini dökmeleri, tıpkı Sincan hakimi Osman Kaçmaz gibi. Kaçmaz, dün yaptığı açıklamalarda şok ifadeler kullanmış, halen bir mahkemede görevli hakim olduğunu unutarak Başbakan Erdoğan'a ağır eleştiriler getirmişti.

20.08.2010: YARSAV müsteşara seslendi: Toplantıya lütfen katılınız!:

Yargıçlar ve Savcılar Birliği, Adalet Bakanlığı müsteşarını HSYK toplantılarına katılmaya çağırdı. YARSAV, siyasi iktidarın yargıda emir ve talimatla hareket eden bir yapı oluşturmak için yüksek kurulun kararname çıkarmasına engel olmak ve adliyeyi ele geçirme amacında nihai noktaya gelmeyi amaçladığını öne sürdü. Referandum sonucundan da ümitsiz olan Yarsav, hükümetin kararnameyi geri çekmesinin, referandum sonucunda çıkabilecek olası bir evet sonucunda topyekun yargıyı ele geçirme projesinden hiç bir ödün vermemek düşüncesinden kaynaklandığını iddia etti.

20.08.2010: HANEFİ AVCI'DAN ŞOK CEMAAT İDDİALARI!:

Tümü cemaatin işi derken şüphesi de yok delili de! Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, yazdığı kitabında Ergenekon, Danıştay saldırısı, Baykal kaseti, Balyoz gibi birçok operasyonun bir kesimin kontrolünde yürütüldüğünü iddia etti. İddialarını hiçbir delile dayandırmayan Avcı, verdiği röportajlarda kitabı sadece söylemlerden yola çıkarak yazdığını ifade ediyor. Hiç bir belge, somut bulgu göstermeden, kanaatimce şöyledir diyerek tamamen şahsi görüşlerine dayandırdığı iddialarında Avcı, devlet kurumlarını itham eden çarpıtmaların yanı sıra, kritik davalarla ilgili delillerin üretildiği ve hukuksuzluk yapıldığı gibi hiçbir mesnede dayanmayan ifadeler kullanıyor. Avcı'nın iddialarıyla ilgili en çarpıcı eleştiriler ise Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransu'dan geldi. 'Avcı'nın iddia ettiği olayların bir bölümünün kamuoyuna yansımasını sağlayan kişi bendim' diyen Baransu, 'haber kaynaklarımı çok iyi tanıyordum. Tanıdığım askerlerin hiçbiri kendisinin iddia ettiği gibi isimler değildi. Üstelik bu isimler cuntacı komutanların yanı sıra cemaat hakkında da kendisinden daha ağır ifadeler kullanıyorlardı' sözleriyle tüm Ergenekon operasyonları cemaatin işidir diyen Avcı'nın iddiasının boş olduğunu belirtiyor. Baransu'nun diğer çarpıcı tespiti ise, Avcı'nın AK Parti döneminde bir türlü beklediği makamlara atanamadığını ve emniyet müdürlüğü ve benzeri görevler yapan arkadaşlarının da çeşitli nedenlerle görevlerinden alındığını örneklerle ortaya koyması oldu. Yani Baransu'ya göre, terfi ümitleri kesilen Avcı, tüm polis ve yargı camiasının cemaatin kontrolünde olduğu gibi isim yer ve zaman içermeyen iddialarıyla bir intikam hamlesi yaptı.

22.08.2010: Ergenekon yargısının ifade endişesi:

Eski Savcı Gültekin Avcı, Ergenekon'un 'yargı ayağı'nın ortaya çıkarılmadığına dikkati çekti. Avcı, HSYK'nın yargı kökenli üyelerinin Ergenekon davasını etkileme girişimlerinin altında bazı üyelerin adliyeye çağrılma endişesi yattığını söyledi. Avcı, 'Ali Suat Ertosun muhakkak adliyeye giderek ifade verecektir. Bugün olmasa da yarın muhakkak ifade verecektir. Kadir Özbek'in de ifade vereceği günleri göreceğiz' dedi. Sanal ortamlara düşen ses kayıtları ile ilgili yüksek yargıdan kamuoyunu tatmin edici bir açıklamanın gelmemesine de dikkati çeken Avcı, 'Ergenekon'un yargı ayağı henüz çözülmemiş durumda. Hamdi Yaver Aktan'ın ifadesi alınmamış durumda. Aktan, Ergenekon'un Yargıtay'daki üstü mü değil mi bu hususlar araştırılmadı. Yüksek yargıda yürütülen hiçbir soruşturma sonuçlanmıyor' diye konuştu. Avcı, Adalet Bakanlığı'na da seslendi: 'Bu derece politize olmuş, bu derece YARSAV'a yamanmış, bu derece referandumda 'hayır' kampanyası yürütecek kadar siyasal propagandaya kadar işi ileri götürmüş bir Kurul artık kararname meşruiyetini kaybetmiştir. Adalet Bakanlığı yeni bir taslak vermesin.'

23.08.2010: Büyük vurgun peşindeki korsanlar küçüklerle uğraşmamış:

HSYK'nın Ergenekon davasına müdahale gerekçesi çöktü. Korsan kararname için, kritik davalara bakan mahkemelerdeki iş yükünü gerekçe gösteren HSYK'nın, 50'yi aşkın il ve ilçenin taleplerini yok saydığı ortaya çıktı. Bu illerin adalet komisyonlarından iletilen yazılarda, 'yeni mahkeme kurulması ve hakim atanması' istekleri dikkat çekiyor. Ancak Kurul, bunların yerine iş yoğunluğu önceki yıllara göre azalan özel yetkili mahkemelere atama yapmaya çalışıyor.

27.08.2010: Islak imzalı belge de cemaatleri hedeflemişti:

Belgelere değil duyumlara dayanarak yazdığı kitapta şok açıklamalarda bulunan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Fethullah Gülen cemaatini hedef aldı. Her taşın altında bu cemaatin olduğunu söyleyebilecek kadar ileri giden ve iddialarına delil de getirmeyen Avcı'nın bu girişimi, eski MİT ajanı Mahir Kaynak'a göre Ergenekon cephesinin geciken karşı atağı.

28.08.2010: Korsanlık itirafı: Bazı savcıları değiştirmek istedik:

'Ergenekon, Balyoz, faili meçhul cinayetler' gibi kritik davaların hakim ve savcılarını korsan kararnameyle görevden almak isteyen HSYK'dan itiraf geldi. Başkan Vekili Kadir Özbek, söz konusu hakim ve savcılarla ilgili kendilerine şikayet dilekçeleri ulaştığını, bunları incelediklerinde hak ihlali tespit ettiklerini ileri sürdü. Ancak sanıklardan gelen şikayetler hakkında Kurul'un inceleme yetkisi bulunmuyor.

30.08.2010: Avcı kuyuya bir taş attı:

Eskişehir Emniyet Müdürü Havefi Avcı, yazdığı kitabında sadece duyumlarına dayanarak şok iddialarda bulunarak Türkiye'yi sarstı ve emekliliğini isteyerek bir kenara çekildi. O tartışmaları başlatıp kenara çekildi ancak delil getirmeden suçladığı kişi ve kesimlerden gelen tepkiler giderek yükseliyor. Sadece geçmişte yaptığı işlere bakarak kendisine inanılmasını beklediği anlaşılan Avcı bugüne kadar sadece NTV'de yayına katıldı. Ancak sorulması gereken çok kritik sorular olmasına rağmen hiçbiri sorulmadı. Avcı'ya anlaşıldığı kadarıyla görmeyi duymayı istemediği soruları yöneltenlerden biri de Bugün gazetesinden Adem Yavuz Arslan. 'Hanefi Avcı'yla röpörtaj yapmak istedim ama konuşmak istemedi. Ben de kitaptan aldığım notları, kafama takılanları buradan soruyorum' diyen Arslan'a göre, 'Avcı'nın kitabında bariz bir 'dinlenilme takıntısı' hissediliyor. Halbuki sistemi en iyi Avcı biliyor. Mahkeme kararı olmaksızın ne daire iç yazışma yapabilir ne de TİB bir iletişim tespitine izin verebilir. Kaldı ki Avcı da biliyordur; İDB, 2006'dan bu yana aralarında usulsüz dinleme iddialarının da ele alındığı 6 farklı çalışma alanında 23 kez inceleme ve denetim geçirdi. Bu yönüyle de dış denetime açık tek istihbarat kuruluşudur. Fakat hiçbirinde dinleme ile ilgili bir kusur ya da hata çıkmadı.'

31.08.2010: Baransu-Avcı röportajı olaylı bitti:

Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, kitabında sadece duyumlara dayanarak yer verdiği ve Ergenekon Balyoz Danıştay gibi olayların fasafiso olduğu, bu soruşturma ve davalarda ortaya çıkan çok sayıda belge bilgi silah gibi delillerin düzmece ve fethullah cemaatinin işi olduğu, hatta Deniz Baykal'ın seks kasedinin dahi cemaatin komplosu olduğu ve çok sayıdaki diğer şok iddialarıyla ilgili Baransu'nun hazırladığı 200'e yakın soru Avcı'yı öfkelendirdi. 2 saatlik röpörtaj boyunca giderek gerginleşen Avcı, gözaltına alınan ekip arkadaşı Emin Arslan'la ilgili soru karşısında ise öfke patlaması yaşayarak Baransu'nun teybini kırdı.

04.09.2010: İşte Hanefi Avcı'nın Ergenekon planı:

Emre Uslu (Taraf): Hanefi Avcı’nın kitabı tartışılmaya devam ediyor. Ben kitaba ilişkin iki değerlendirme yazdım. Bu üçüncü ve muhtemelen son değerlendirmem olacak. Bu yazıyı yazmamın amacı benim kitaba ilişkin temel tezim 'operasyon kitabı' argümanımı güçlendiren emarelerin her geçen gün ortaya çıkmaya devam etmesi. Yeniden hatırlayacak olursak ben Avcı’nın kitabının İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB), Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ve İstanbul Emniyeti’nde istihbarattan sorumlu müdür Ali Fuat Yılmazer’i hedef aldığını yazmıştım. Emniyet kulislerine göre kitap bir referans noktası olarak kullanılacak ve bu üç birim hedef yapılacaktı. Kitaptan aldığım izlenim Avcı’nın koalisyon kurduğu ve halen çete davasından yargılanan Emniyet Müdürleri Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya, Emin Aslan, Faruk Ünsal ve Orhan Özdemir’in üzerindeki yargı incelemesini 'bu işlerin ardında cemaat var' argümanıyla kırmaya çalışıyor. Bunu yaparken çok stratejik hedef seçerek bu davalara delil sağlama durumunda bulunan Emniyet birimleriyle bu davaları takip eden savcılar hedef alınarak davalar tartışmalı hale getirilmek isteniyor. Burada kuşkusuz en kritik konum İstanbul İstihbarat Şubesi. Zira bu davaların Hanefi Avcı açısından en kritik olan Emin Aslan davası İstanbul da açılmış durumda.

07.09.2010: TÜBİTAK'a tazminat davası açtı:

Balyoz davası sanığı emekli Orgeneral Çetin Doğan, tutuklanmasına gerekçe gösterildiğini iddia ettiği bilirkişi raporunu hazırlayan TÜBİTAK heyetine 20 biner TL'lik tazminat davası açtı. Ergenekon sanıklarının peşpeşe açtığı tazminat davalarına Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kapı açtı. Bu dairenin, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'i tahliye etmedikleri gerekçesiyle farklı mahkemelerdeki 9 hakime skandal tazminat cezalarına karar vermesi, Ergenekon sanıklarının, hakim ve savcıları yıldırmak için kullandıkları açık olan bir intikam hareketine dönüştü. Ses kayıtlarıyla da çok net şekilde açığa çıktığı gibi, yüksek yargıda yuvalanmış Ergenekoncuların Ergenekon davasını engellemek için ellerinden geleni ardlarına koymadığı açık. İtalya'daki gladio davasında olduğu gibi Türkiye'de de Kontrgerilla en sert direnişi yargıda gösteriyor.

22.09.2010: Balyoz tahliyelerini eleştiren haberlere dava:

2 ve 3.04.2010 tarihlerinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan 'HSYK krizi atananlar devrede, Balyoz örtbas ediliyor' başlıklı haber ile 'Toplu tahliyelerin temeli 'korsan' kararname ile atıldı' başlıklı haberlere dava açıldı. Dava, haberlerde Ergenekon ve Balyoz şüphelilerine verdikleri toplu tahliye kararları eleştirilen hakimler Yılmaz Alp ve Tuncay Aslan'ın şikayeti üzerine açıldı. Haberleri hazırlayan Zaman muhabirleri Beşiktaş'ta hakim karşısına çıkıyor. Duruşmayı Hukukçular Derneği, Boğaziçi Avukatlar Derneği, Savunma Avukatları Derneği ve Adalet ve Hukuk Derneği gibi sivil toplum örgütlerinin temsilcileri de izleyecek. Duruşmayı izleyen hukukçular daha sonra basın açıklaması yapacak.

24.09.2010: Yargıtay’dan bir ihsası rey daha: Cihaner'le toplantı:

Erzincan Başsavcısı ve Ergenekon davasının sanığı İlhan Cihaner’in, tahliye olduktan bir ay sonra, davasının temyizine bakacak olan Yargıtay 8. Daire üyeleriyle Yargıtay binasında bir toplantı yaptığı ortaya çıktı. Bu toplantıya, 8. Daire üyeleri Hamdi Yaver Aktan, Haydar Metiner, Nuray Duranoğlu, Ali Cengiz Özbek ve Necla Üçkardeşler’in katıldığı öne sürüldü. Cihaner’le toplantı yapan Yargıtay üyelerinin tamamının Cihaner’in davasının gitmesi muhtemel Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyesi olmaları dikkat çekti. Erzurum 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmakta olan Cihaner'in terör davası, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin Şemdinli'yi hatırlatan skandal kararıyla Yargıtay'a alınmış, Cihaner ve diğer tüm tutuklu sanıklar tahliye edilmişlerdi. Ancak yine Cihaner'in adının geçtiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ıslak imzalı Kontrgerilla Belgesi davasında mahkeme heyeti sürpriz bir kararla Cihaner'in Yargıtay'a alınan davasıyla bu davanın birleştirilmesine karar vermiş ve davaya hangi mahkemenin bakacağına karar vermesi için de dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göndermişti. Kararın yıl sonuna kalmadan çıkması bekleniyor. hukukçular davaya İstanbul'un bakacağına eminler. Çünkü yargıtayın sadece görev suçuyla ilgili davalara bakması mümkün. Ceza Kurulu'nun vereceği kararla Kontrgerilla'nın yargıdaki varlığı bir anlamda tescillenmiş olacak.

25.09.2010: Kitabı niçin yazdığı netleşti: Soruşturmayı itibarsızlaştırma:

Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah Örgütü’nden bir kişiyle görüştüğü, örgüt üyesi bir kadınla ilişkisi olduğu ve örgütü dinlemelere karşı uyardığı iddiası üzerine Avcı, 'Bu da cemaat operasyonu' açıklamasını yaptı. Kitabını, son bölümüne cemaat iddialarını ekleyerek apar topar piyasaya süren Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, 'ön alma' ya da 'kontr' operasyon amacıyla bu kitabını yazdığına dair medyada yer alan iddialar doğrulandı. Kendisi hakkında başlatılan bir teknik takip olduğunu öğrenen ve yasadışı olduğunu iddia ettiği bu takibe öfkelendiğini kitabında da açıklayan Avcı'nın adı Devrimci Karargah soruşturmasına karıştı, hem de inanılmaz bir şekilde. Örgüte yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 17 sanıktan 13'ü dün mahkemece tutuklandı. Tutuklanan şüphelilerden biri de Necdet Kılıç. Necdet Kılıç'ın Hanefi Avcı'yla ilişkisi doğrulandı. Avcı, iddialar üzerine dün medyada yer alan açıklamalarında Necdet Kılıç'ı savunarak suçsuz olduğunu iddia etmiş ve mahkemede bunun ortaya çıkacağını iddia etmişti. Oysa mahkeme Kılıç'ı tutukladı. Avcı'yla ilgili bir diğer şok gelişme de yasak aşk yaşadığının ortaya çıkması oldu. Avcı, dün sevgilisi olduğu iddia edilen K.K'nın evinden çıkarken görüntülendi. Yasak aşkın buluşma mekanlarından birisi Devrimci Karargah örgütü üyesi Necdet Kılıç'ın eviydi. Örgüt üyesi olduğu belirlenen Necdet Kılıç'ın telefonlarını teknik takibe alan polisin, Hanefi Avcı ile Kezban Küçük arasındaki ilişkiyi de ortaya çıkarttığı ifade ediliyor. Ancak Avcı'ya göre özel hayatına giren bu konunun gizli dinlemeyle ortaya çıkarılması cemaat operasyonuydu, cemaat kendisini itibarsızlaştırmaya çalışıyordu. Oysa herşey çok net. Mahkeme kararıyla teknik takibe alınan örgüt üyesi Necdet Kılıç'ın konuşmalarından hareketle Hanefi Avcı'nın da bu çirkin bağlantılarda yer aldığı tespit edilmiş. Bunu kendisi de kitabında, hiç kimsenin bilmediği iki cep hattının, nasıl olduğunu bilmediği bir şekilde öğrenilerek takibe alınmış olduğunu farkettiği ve öfkelendiği şeklinde belirtiyordu. Bunu öğrenir öğrenmez de kitabına son bölüm olarak şok iddiaları eklediği ve aceleyle kitabını piyasaya sürdüğü şimdi daha net anlaşılıyor.

27.09.2010: ŞOK Ses Kaydı!!! Cihaner ve tüm Ergenekon davaları Ankara'ya alınsın:

İnternete yeni bir ses kaydı daha düştü. Dailymotion.com'da yayına konulan 4 parçalı ses kaydı bir süre sonra site tarafından yayından kaldırıldı. Skandal ses kaydındaki kişiler arasında Sincan Hakimi Osman Kaçmaz, Yargıtay Üyeleri Hamdi Yaver Aktan ile Fatih Arkan, Prof. Dr. Ersan Şen, 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker, Danıştay 7. Daire Üyesi Eren Sonbay gibi isimler bulunuyor. Şok diyalogların geçtiği ses kaydı, Yargıtay'da nasıl kirli oyunlar oynandığını, yerel mahkemelerden oraya aktarılan dosyalara bakacak hakimlerle görüşülerek dosyalara nasıl tesir edildiğini bir kez daha gösteriyor. Ses kaydı, çok yakında İstanbul'da mı yoksa Ankara'da mı bakılmaya devam edileceğine dair Yargıtay Ceza Kurulu'nda karara bağlanacak olan Islak İmza ve Cihaner dosyaları konusunda yargıtayda nasıl kirli oyunlar oynandığını, hatta sadece bu davaların değil tüm Ergenekon davalarının dahi birleştirilerek Ankara'da Yargıtay'da gördürülmesi çabalarının harcandığını gösteriyor. Şu ana kadar yüksek yargıdaki bu kirli oyunları deşifre eden çok sayıda ses kaydı yayınlandı. Sonuncu ses kaydı, referandumda hayır oyları çıkmasının önemini ve boykot desteği için PKK terör örgütü lideri Öcalan'la görüşülmesi gerektiğini işliyordu. Yine önceki kayıtlardan birinde de Cihaner davasının Erzurum Mahkemesi'nden baskıyla alınarak Yargıtay'da görülmesi ve sanıkların tahliye edilmesi işleniyordu. Ortaya çıktığında Türkiye'yi sarsan bu ses kaydındaki kişiler için, kimlikleri de açık olmasına rağmen birşey yapılmadı ve kayıtta geçen kirli plan adeta göstere göstere ve adım adım gerçekleştirildi. İçlerinde gerçek hukukçular bulunsa da Yargıtay dairelerinde kritik konumlara gelmiş birçok ismin örgütlü olarak birlikte hareket ettikleri, ihsası reyde bulunarak dosyalara bakacak kişilere ve dosyalara tesir ettikleri, istedikleri yönde karar çıkarttıkları bu ses kayıtlarından anlaşılıyor.

28.09.2010: YARGITAYDAN SKANDAL BİRLEŞTİRME KARARI:

Ses kayıtlarındaki kirli plan doğrulandı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu beklenen kararı verdi ve Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 'Ergenekon terör örgütüne üye olma' suçu kapsamında görülen davanın Yargıtay 11. Ceza Dairesinde görülmesine karar verdi. Kurul kararı 18'e 6 oyla aldı. Bu kararla, dava son olarak görüldüğü Ankara'daki 11. Daire'de kalmış oldu. Terör davaları özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görülür ayrıca yargıtay'da görüşülecek olsa dahi 9. Daire buna bakabilir. Ancak bu kurallar ihlal edildi. Bu kararla, birinci sınıf yargı üyesi barındırabilen her çetenin davası yargıtaya alınabilir. Sanık Cihaner'in Yargıtay Ceza Genel Kurulu başkanı ve diğer üyelerle görüştüğü iddia edilmiş, dün ortaya çıkan ses kayıtlarıyla da bu doğrulanmıştı. Buna rağmen alınan bu kararla Kontrgerilla'nın yargıdaki, özellikle de yüksek yargıdaki varlığı bir kez daha tescillendi. İtalya'daki Gladio skandalını ortaya çıkaran Savcı Felice Casson'un da dediği gibi Kontrgerilla en büyük direnişi yargıda gösteriyor. Ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı gibi, Ergenekon'la bağlantı şüphesi bulunan yargı mensupları, örgütlü şekilde hareket ederek bağlı bulundukları örgüte yönelik soruşturmayı inanılmaz şekilde devir almış oldular. Artık istedikleri gibi kapatabilirler. Kamuoyundaki kanaat bu. Ve iddialara göre yargıtay bununla da yetinmeyecek ve öncelikle 'Islak imzalı' dava olmak üzere Ergenekon davalarının tümü, yerel mahkemelerde karara bağlanması beklenmeden yargıtayda birleştirilecek ve örtbas edilecek. Terör konusunda Yargıtay'da görülen ilk dava Cihaner'in davası. İddialara göre bu dava emsal kabul edilerek diğer Ergenekon ve benzeri davalardaki 1. sınıf sanık durumundaki sanıkların müracaatı üzerine o davalar da yargıtaya alınacak.

02.10.2010: Cihaner davasının gizli tanığı Munzur'a tehdit:

Erzincan Ergenekon davasının gizli tanıklarından 'Munzur'un, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkındaki ifadelerini değiştirmesi için tehdit edildiği, ağabeyinin de bu nedenle rehin alındığı iddia edildi. Durumun polise aktarılması üzerine tehdit eden şahısla ağabeyin ifadeleri alındı. Aynı davanın tanıklarından İlyas Meral de Başsavcı İlhan Cihaner tarafından tehdit edildiğini ileri sürmüştü. (Gizli Tanık Munzur ifade değiştirmesi için yapılan baskıları 02.08.2011 tarihinde ıslak imza davasında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde doğruladı.)

12.10.2010: Güney'i dinleyen Avcı Ergenekon'dan haberdar mıydı?:

Hanefi Avcı'nın odasında bulunan 24 kasette ikinci perde. Kasetlerde Ergenekon soruşturması sanıklarından Veli Küçük dışında 'karakutu Tuncay Güney'in de ses kayıtları bulundu. Bu gelişme 'Avcı o yıllarda Ergenekon'dan haberdar mıydı?' sorusunu gündeme getirdi. Bu açıdan Hanefi Avcı'nın yazdığı kitabında herkesi şok edecek şekilde ' Ergenekon fasafisodur' demeye getirmesi anlamlı bulundu.

12.10.2010: HSYK üyelerinden 'düşmesek de inecektik' istifası:

HSYK'daki korsan kararnameci üyeler istifa etti. Şov amaçlı olduğu tartışılan istifalara sert tepkiler geldi. Başbakan Erdoğan bugünkü grup toplantısında HSYK üyelerinin istifalarına da değindi ve çok ağır eleştirdi: "HSYK'da istifalar oldu, hayırlısı olsun. Sizin elinizi tutan yok, fakat geç de kaldınız. Bunun adı aslında 4 4'lük bir şovdur. Bu öyle bir çalıştırılmıyoruz falan, hepsi kuru bahane. Bugüne kadar çalıştırılıyordunuz da 14 Ağustos'tan sonra mı? Zaten 12 Eylülden sonra millet kararını verdi otomatikman toplantı yeter sayısından uzaksınız böyle bir şey yapacak durumunuz yok. Ani baskınlarla Erzurum'daki kararı alan siz değil miydiniz? Oralarda çalışıyordunuz. Şimdi ne oldu da bizi çalıştırmıyorlar diyorsunuz. 7 kişi içinde Adalet Bakanı ve müsteşarı mı engelliyor sizi? Atamalar noktasında da aynı kararlığı gösterdiniz. Bu tür açıklamaları yapmak suretiyle şimdi bunları yapıyorsunuz. Açık olun Yargıtay'da Danıştay'da işimiz var, adaylıklarımız var onun için ayrılıyoruz deyin. Başkanvekilinin 53 günü kalmış, diğerlerinin 3-5 günü kalmış. Biri de istifa etmedi bekliyor. Tavırlarını anlamak mümkün değil."

20.10.2010: Ergenekon duruşmasında slogan atan 119 İP'liye dava:

Birinci 'Ergenekon' davasının 149. duruşmasında sloganlar atarak mahkemeyi protesto eden çoğunluğu İP üyesi 119 kişi hakkında hapis cezası istemiyle dava açıldı. İddianamede, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Köksal Şengün, üye hakimler Hasan Hüseyin Özese ve Sedat Sami Haşıloğlu ile davaya giren İstanbul Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın 'müşteki' olarak yer aldı.

27.10.2010: Hakimleri karalamak için şaşkın girişim:

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasında dün ilginç gelişmeler yaşandı. Mahkeme Başkanı Şengün'e gelen not akılları karıştırdı. Ergenekon ana davasının tutuklu sanığı İsmail Yıldız, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'e gönderdiği bir notta, Asabiye uzmanı olan doktor bir arkadaşının kendisine 'Davaya bakan bir hakimin eşi ve çocuğunu hastanede gördüm. Onlara yardım edebilirim' şeklinde bilgi gönderdiğini ifade etti. Ancak Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, bu yardım teklifiyle ilgili olarak 'Bu bilgiler tamamen yanlış. Heyette eşi memur olan ve böyle iki çocuğunun sağlık problemi olan yok. Arkadaşınızın ismini açıklamanıza da gerek yok. Bu bilgiyi de ona ulaştırın' diyerek tepki gösterdi. Böyle asılsız bir yardım teklifinin hangi amaçla yapıldığı ya da yanlışlıkla mı yapıldığı konusu anlaşılamadı.

27.10.2010: Darbe Günlükleri soruşturması örtbas mı ediliyor?:

İstanbul Başsavcılığı, Eski Kuvvet Komutanları hakkında yürütülen ‘darbe günlükleri’ soruşturmasında yetkisizlik verdi. Yetkisizlik kararında ‘Ergenekon örgütü ile bağlantı kurulamadığı’ belirtildi. Dosya Ankara’ya gönderildi. Ancak bu durum kafaları karıştırdı. Çünkü dosyanın Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili savcı Zekeriya Öz'den tuhaf bir şekilde kaçırıldığı iddiası gündeme gelmişti. Ağustos ayında Öz'den 'Balyoz dosyasıyla ilgisi olup olmadığının inceleneceği' gerekçesiyle alınan dosya savcı Mehmet Ergül'e verilmişti. Dosyayı geri göndermediği öğrenilen Ergül, iki ay sonra günlüklerin Ergenekon soruşturması ile bağlantısı bulunmadığını gerekçe gösterip, dosyayı Ankara'ya gönderdi. Ancak günlüklerde yer alan çok sayıda iddia, Ergenekon davası sanıklarına da soru olarak yöneltilmişti. İkinci Ergenekon iddianamesinde Sarıkız kod adlı darbe planıyla ilgili, 'Plan çerçevesinde, basının ele geçirilmesi, üniversite öğrencilerinin sokağa dökülmesi, sendikalarla birlikte hareket edilmesi, sokaklara afiş asılması, dernekler ile temasa geçip hükümet aleyhine teşvik edilmesi ve tüm bu olayların yurt çapında gerçekleştirilmesinin hedeflendiği görülmüştür. Sarıkız kod isimli darbe planının Şener Eruygur, Aytaç Yalman, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına tarafından hazırlanmış olabileceği değerlendirilmektedir' tespitleri yer alıyor. Yine Ergenekon davası tutuklu sanığı Mustafa Balbay'ın günlüklerindeki notlar ile Özden Örnek'in günlüklerindeki darbe suçlamasına ilişkin bilgilerin örtüştüğü ortaya çıkmıştı. Bu ilginç durum, 'Komutanların Ergenekon ilgisi yoksa Balbay'ın nasıl var, Balbay'ın varsa komutanların nasıl yok?' sorusunu sorduruyor ve generallerin tıpkı balyoz soruşturmasında olduğu gibi yargıdan kurtarılmakta olduğuna dair şüpheler uyandırıyor. Savcı Ergül'ün, Ergenekon soruşturmasında hiç görev almamasına rağmen, yetkisizlik kararı vermesi de dikkat çekti. Dikkati çeken diğer bir ayrıntı da, Balyoz soruşturmasının kamuoyunda tepki doğuran bir müdahaleyle savcılar Bilal Bayraktar ve Mehmet Berk'ten alınıp Savcı Ergül'e verilmiş olmasıydı. Bu gelişme balyoz soruşturmasının daha fazla derinleştirilmeden örtbas edilmek istendiği yorumlarına neden olmuştu.

29.10.2010: Başsavcı Cengiz yine devrede: Avcı dosyasını bana verin:

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in, Başsavcıvekili Turan Çolakkadı’yı devreye sokarak Devrimci Karargah soruşturmasını yürüten savcı Kadir Altınışık’tan Hanefi Avcı dosyasını istediği öğrenildi. Savcı Altınışık’ın da 'Alacaksanız dosyanın hepsini alın' diyerek, Avcı ile ilgili Başsavcı Engin’e dosya göndermediği belirtildi.

01.11.2010: Komutanları kurtarmak için Yüce Divan hüllesi:

Başsavcı İlhan Cihaner'in terör suçunun görev suçuna sokularak yerel mahkemelerden kurtarılması skandalının benzeri 'darbe günlükleri' için gündemde. İlginç bir süreç sonunda 'görevsizlik'le Ankara'ya gönderilen 'Darbe Günlükleri' Yüce Divan'a taşınmak isteniyor. AK Partili Üstün, 'Darbe suçu örtbas edilmek isteniyor' dedi. Hukukçular, 'Darbe suçu görev suçu değil' görüşünde. Emekli Başsavcı Petek ise yargılanacakları yerin özel mahkemeler olduğunu söyledi.

08.11.2010: TÜBİTAK'tan tepki: Avcı'nın ofisinin aranmasında yoktuk:

TÜBİTAK Başkanlığı, Hanefi Avcı'nın makam odasından çıktığı ileri sürülen kasetlerin delil araması sırasında 'TÜBİTAK görevlilerinin de katılımıyla kırıldığına' ilişkin iddiaların hayal mahsulü olduğunu bildirdi. Son zamanlarda TÜBİTAK'ı yıpratmak için Ergenekon çevrelerince çeşitli iddialar ileri sürülerek bu stratejik kurumun pasifize edilmesi ve yıpratılmaya çalışılması dikkati çekiyor. Ergenekon ve benzeri davalarda çok kritik raporlar verdiğine dikkat edilirse kurumun, bu nedenle hedef haline getirilmeye çalışıldığı söylenebilir.

08.11.2010: Darbe ve çetecilerle uzlaşılıyor mu?:

Son günlerde peşpeşe yaşanan bazı gelişmeler kamuoyunda endişelere yol açıyor. YAŞ'ta terfi ettirilmeyen komutanlar mahkeme kararıyla terfi aldı. Balyoz’da tutuklu sanık kalmadı. İfadeye çağrılan paşalar orduevlerinde saklandı, savcı talimatlarına uyulmadı, hiç kimsenin de gıkı çıkmadı.  Silivri’de ise Ergenekon sanıkları gün sayıyor. Mehmet Haberal yüzünden 9 hakime tazminat cezası verildi. Başsavcı İlhan Cihaner kurtarıldı. Sincan Hakimi Osman Kaçmaz'a HSYK atamalarında dokunulmadı. Darbe günlükleri dosyası Ergenekon'dan çıkarılarak Ankara'ya havale edildi..

08.11.2010: Ersöz'ün kabul ettiği kayıtları Jandarma bulamadı:

İkinci Ergenekon davasında mahkemenin tutuklu sanık Levent Ersöz'ün ifadesi üzerine talep ettiği gizli dinleme ve görüntü kayıtları ile çözüm tutanaklarının veya imha tutanaklarına dair jandarma Genel Komutanlığı'ndan olumsuz cevap geldi. Jandarma, kayıtları yaptıran Ersöz'ün ifadelerine rağmen, 'Dinleme kayıtlarına rastlanmadı, herhangi bir imha tutanağı da bulunmadı' şeklinde mahkemeye yazı gönderdi.

08.11.2010: Danıştay Başkanı Birden niçin susuyor?:

Danıştay Başkanı Mustafa Birden, eşinin Danıştay saldırısından 1 hafta önce bir kargo şirketi tarafından telefonla arandığını ve ev adresinin istendiğini açıklamasına yorum yapmaktan kaçınıyor. Zehra Birden, 17.05.2006 tarihinde yaptığı açıklamada, 'Saldırıdan 1 hafta önce birisi arayarak, ‘Yurtiçi Kargo'dan arıyoruz. Bir paketiniz var. Teslim etmemiz için adresiniz lazım' dedi. Ben de şüphelendiğim için ev adresini vermedim ve Danıştay'a göndermelerini istedim. Danıştay'ı da arayarak dikkatli olmaları için uyardım. Ancak bugüne kadar bir paket gelmedi. Herhalde bombalı paket göndereceklerdi. (…)' demişti.

08.11.2010: Tenzili rütbe alan Cihaner'den şok açıklamalar:

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK), 190 unvanlı hakim ve Cumhuriyet savcılarının atamasına ilişkin kararnamesiyle Adana Cumhuriyet savcılığına atanan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, 'Ben burada saldırıya uğramış, hukuksuzluğa uğramış bir insanım. Bunun hesabını soracağım' dedi. Kararnameyi ve atamayı uygunsuz bulduğunu ifade eden Cihaner, başsavcılıktan düz savcılığa atanmasında rol alanları ve bu atama için tenzili rütbe ifadesinin kullananları ağır şekilde eleştirdi ve tehdit etti: 'Bir kehanette bulunayım. Bu süreçte rol alan birçok insanın çok uzak memleketlere kaçacaklarını şimdiden söyleyebilirim.' Cihaner, referandumda yüksek farkla 'Evet' çıkmasının ardından HSYK'da da 16-0 gibi tarihi bir sonuç çıkınca yine konuşmuş ve 'İnanılmaz şekilde ülke gene bir akıl tutulması yaşıyor, insanın aklı almıyor' demişti.

09.11.2010: Poyrazköy sanığından 2. tazminat davası:

Poyrazköy davasının tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş, kendisini tahliye etmeyen mahkeme heyeti hakkında birkez daha tazminat davası açtı. Bektaş'ın avukatları, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'ne yaptıkları başvuruda toplamda 50 bin TL tazminat istedi. Bektaş Ağustos ayında da çeşitli hakimlere 60 bin TL tazminat talebiyle dava açmıştı.

09.11.2010:  Orakoğlu: Avcı'nın kitabı Ergenekon'u baltalamaya yönelik:

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, Devrimci Karargâh örgütüne yardım ve yataklıktan tutuklanan Hanefi Avcı hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Hanefi Avcı ile ilgili fikirlerinin tamamen değiştiğini vurgulayan Orakoğlu, kendi hakkında Avcı'nın mesleki açıdan etik olmayan bir tarzda açıklama yaptığını, hukukçu arkadaşlarının konuyu araştırdığını, suç unsuru bulunması halinde dava açacaklarını söyledi. Hanefi Avcı'nın yazdığı kitabında 'PKK-Ergenekon ilişkisi'nin bulunmadığını, Hizbullah ilişkisinin de olmadığını söylediğini aktaran Orakoğlu, Avcı'nın bu ve benzeri iddialarına tepki gösterdi: "Ergenekon ile PKK arasındaki ilişki iddianamede yer almış, güvenlik güçlerinin bu konuda onlarca sayfa raporu varken bunu yok saymak, Ergenekon'u yok saymak, bilemiyorum. Allah akıl versin. Ergenekon operasyonlarının bu ülkede daha eksik olduğu kanaatindeyim. Bu operasyonların belki MİT, Emniyet, Siyaset, Yargı ayağının çıkartılması gerektiğini düşünüyorum. Bu kurumlar çok önemli. Cemaatlerden bahsederken, hiçbir şekilde Türk Polis Teşkilatı içerisindeki Ergenekon kanadından bahsedilmiyor. Kitapta tamamen bu Ergenekon operasyonlarını baltalamaya yönelik bir şey var. En doğrusunu mahkeme süreci aydınlatacaktır."

09.11.2010: Cindoruk'dan şok tehditler:

Ergenekon davası aleyhindeki karşı açıklamalarıyla dikkat çeken Demokrat Parti genel başkanı Hüsamettin Cindoruk'tan inanılmaz sözler. TSK komuta kademesinin resepsiyona katılmayarak sessiz muhtıra verdiğini savunan Cindoruk, ordunun darbe hazırlığı yaptığını ima etti ve hükümeti açık açık tehdit etti, küstahça ifadeler kullandı.

09.11.2010: ŞOK ses kaydı: Islak imzalı planı sızdıranlara kıyım yapılsın:

İnternete şok bir ses kaydı düştü… Kara Kuvvetleri İç Güvenlik Harekat Şube Müdürü Albay Ünal Atabay'a ait olduğu iddia edilen ses kaydında Atabay, İrtica Eylem Planı'yla ilgili de şok açıklamalarda bulunuyor. Albay Dursun Çiçek'e ait ıslak imzalı 'İrtica ile Mücadele Planı' ya da diğer adıyla 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı'nın Genelkurmay ve Kara Kuvvetleri Komutanlıklarınca müştereken hazırlandığını belirten Albay Atabay, planın hazırlanmasıyla ilgili ayrıntılar da veriyor. Planın basında yayınlanmasına tepki gösteren Albay Atabay, korkunç bir öneride bulunuyor. Planın sızmasına yardımcı olanlara karşı Genelkurmay bünyesinde gizli hücreler kurarak kıyım uygulanmasını tavsiye ediyor.

12.11.2010: Ergenekon davasını sakatlamak isteyen Yargıtay, sakata geldi:

Fotokopi belgelerle 9 hakimi tazminata mahkum eden Yargıtay, Haberal dosyasının aslını 4 ay sonra yanlış mahkemeden ve yanlış numarayla istedi. Ayrıca dosyanın aslı yerine eksik fotokopilerle karar verildiği, dosya aslının karar verildikten 4 ay sonra istendiği iddia edildi. Asıl skandal olarak da, Haberal'ın sağlıklı olduğuna dair beş kişilik doktor heyetinin verdiği rapor yerine bir doktorun hayati tehlikesi olduğuna dair raporunun esas alındığı ve heyet raporunun mahkemeden gizlendiği ortaya çıkmıştı. Hukukçulara göre, yargıtayın tutuklu sanığın avukatlarından alınan dosyanın aslını görmeden, şikayetçinin verdiği belgelerle hakimleri tazminata mahkum etmesi, karardan 4 ay sonra yanlış mahkemeden yanlış dosya numarasıyla dosyayı incelemeye kalkışması, mahkemelerden heyet raporunun gizlenmesi, davanın üst mahkeme olan AİHM'de bozulmasına neden olacak.

14.11.2010: Mahkemenin Haberal şüphesi hastaneyi panikletti:

İkinci Ergenekon davasında savcı ve mahkeme heyeti, tutuklu sanık Mehmet Haberal'ın sağlam olduğuna dair beş doktor tarafından verilen ve 1 yıldır mahkemeden gizlendiği ortaya çıkan raporun peşine düşünce, raporu hazırlayan Haseki Kardiyoloji hastanesinde panik yaşanıyor. Haberal'ın 'sağlam' olduğunu gösteren beş kişilik heyet raporunun 1 yıl önce çalındığı ileri sürüldü. Şüpheleri artıran ikinci ayrıntı ise raporun çalınmasından 13 gün sonra Haberal'ın rahatsızlanması ve hazırlanan yeni raporla cezaevi yerine hastanede kalmasının sağlanması. Bu ayrıntıların ortaya çıkması, darbecilerin cumhurbaşkanı adayı olan ve üçüncü Ergenekon iddianamesinde örgüt yöneticisi suçlamasıyla iki numaralı sanık konumunda olan Mehmet Haberal'ın sağlık ve yargı alanındaki örgüt uzantılarınca kollandığına dair iddialar güçlenmiş oldu.

21.11.2010: Fakir cuntacıya bi sadaka!:

Ergenekon ve benzeri davalarda sanık olan mensupları için TSK’da hukuki yardım sandığı oluşturuldu. TSK Hukuki Yardım Sandığı’na asker kişilerin yanında isteyen sivillerin de yardım etmesinin önünü açıldı. Medyaya açılacak davalardan kazanılacak tazminatlar da sandığa bırakılacak. Tüm askeri birliklere gönderilen 'TSK Hukuki Yardım Sandığının Kurulması' konulu emirde, isteğe bağlı olmakla birlikte sandık üyesi olan ordu mensuplarının sandığa her ay 1 lira bağışta bulunmasının arzu edildiği vurgulandı. Ancak 'isteğe bağlı' ve 'gönüllülük' esasına göre olacağı söylenen yardımları sağlayabilmek için asker ve subaylara baskı uygulanıp uygulanmayacağı bilinmiyor. Buna benzer bir Ergenekon sanıklarına yardım faaliyetinin baskıyla yürütüldüğü haberleri daha önce medyaya yansımıştı. Askerleri üstlerine karşı zor durumda bırakacak ve kışkırtacak böyle bir sistem ile TSK'nın asli görevi olan ülke savunmasına değil adları suçlara karışmış mensuplarını savunmaya ağırlık vermesi eleştiriliyor.

23.11.2010: Yargıdan 'adi vaka': JİTEM cinayeti çavuşa yıkılarak kapatıldı:

İşyerinden 7 kişilik JİTEM ekibi tarafından gözaltına alındı, Saraykapı Jandarma Komutanlığına götürüldü, cesedi 13 gün sonra Lice yolunda bulundu. Ancak JİTEM'in adını bile anmayan mahkeme ile yargıtay, 'adi vaka' diyerek suçu tek kişiye yıktı ve kapattı. Ergenekon davasında mahkemenin en ince detaylara kadar inerek, devlet ve özel tüm kurumları incelemekten çekinmeyerek suçlu ile suçsuzu ayırma gayretini gören kamuoyu, adil yargılamanın ancak böyle yapılacağını, örtbas olaylarının artık geride kaldığını, kamuoyu vicdanını rahatsız eden gayretlerin, kontrgerillanın yargıdaki uzantılarının devrede olduğu şüphesini doğurmaktan başka bir işe yaramayacağını düşünüyor.

25.11.2010: ERGENEKON TANIĞININ EVİ KURŞUNLANDI!:

Erzincan'da yürütülen Ergenekon soruşturmasının kilit ismi İlyas Meral'in ailesiyle birlikte yaşadığı ev kimliği belirsiz kişiler tarafından kurşunlandı. Emrindeki 90 sokak çocuğuyla silah ve uyuşturucu taşıma işinde Ergenekon'a hizmet etmekle suçlanan İlyas Meral, iddianamede ismi geçtikten sonra kendisini baskı altında hissettiğini belirterek, 'Zor durumdayım. Tehdit ediliyorum' dedi. Bu olay, Ergenekon kadrolarının tamamıyla deşifre edilemediği, saldırı gücünü koruduğu iddialarını doğrular nitelikte.

25.11.2010: Haberal'ın Adli Tıp sevkine direniş:

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin; sağlığıyla ilgili ortaya çıkan şüphelerin netleşmesi için Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesine yönelik kararı üzerine sağlıktaki kontrgerillacılar bir kez daha harekete geçti. İÜ Kardiyoloji Enstitüsü, Prof. Dr. Haberal'ın 'ölümcül risk' taşıdığını ve Adli Tıp Kurumu'na sevkinin tıbben doğru olamayacağı yönünde karar verdi. 591 gündür bu hastanede tedavi olan Prof. Dr. Mehmet Haberal için sağlıklı olduğuna dair verilen raporun 1 yıl mahkemeye gönderilmediği ortaya çıkmış, savcı ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

26.11.2010: HAKİMLERDEN YARGITAY'A: BASKI YAPMAYIN!:

Balyoz iddianamesini kabul eden İstanbul 10. Ağır Ceza’nın üç hakimi, sanık Çetin Doğan’ın açtığı tazminat davasını kabul eden Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne hukuk dersi niteliğinde itiraz dilekçesi gönderdi. Hakimler 24 sayfalık dilekçelerinde davanın Yargıtay’da değil ağır cezada açılması gerektiğine ve Yargıtay’ın bu konuda yetkisiz olduğuna dikkat çekerek, 'Tazminat davası, devam eden bir ceza davasıyla ilgilidir. Bu dava karara bağlanmadan tazminat davası açılamaz' dediler.

27.11.2010: Şaka gibi: 'Perinçek Öcalan'ın kadim dostu' ifadesine dava:

Terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan ile çektirdiği samimi fotoğraflarla büyük tepki çeken Ergenekon sanığı Doğu Perinçek, 'Abdullah Öcalan'ın kadim dostu' ifadesini kullanan Bursa Olay Gazetesi'nden Gazeteci Nihat Nasır'a dava açtı. Gazete ve yazar aleyhine toplam 60 bin liralık dava açan Perinçek, kişisel haklarına saldırı ve hakaret edildiğini iddia etti. Perinçek'in bölücübaşı Öcalan'la çektirdiği samimi fotoğrafların yayınlanmadığı mecranın kalmadığını belirten Nihat Nasır, 'Hem maddiyata önem vermediğini söyleyen komünist biri, özellikle dava açarken parayı yasal faiziyle birlikte istiyor. Bu bir çelişkidir. Söylediği her şeyin tersini yapan biri haline geldi. Ben değil Perinçek'e hiç kimseye hakaret etmem. Öcalan'la çektirdiği fotoğraflarda ilişki içerisinde oldukları görülüyor. Yazımdaki ifadeyi hakaret olarak algılanmasına şaşırdım. Perinçek her zaman olduğu gibi gündem oluşturmaya çalışıyor. Şaka gibi, halen inanamıyorum.' dedi.

28.11.2010: JİTEM infazlarını anlattı, hayatı alt üst oldu:

Eski korucubaşı ve Derik Şehit Aileleri Derneği Başkanı Bedran Akdağ, JİTEM'in Mardin'de yaptığı infazları bazı milletvekili ve devlet görevlilerine anlatınca hayatı değişti. Bu olay nedeniyle hakkında infaz kararı alındığını belirten Akdağ, tehditler nedeniyle bölgeyi terketti. Akdağ, şimdi Güneydoğu dışında bir ilde meyve bahçesinde çalışıyor.

29.11.2010: ABD Ergenekon soruşturmasından hoşlanmıyor:

Wikileaks internet sitesi tarafından yayımlanan belgelerden birinde Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarıyla ilgili Amerikan büyükelçisinin görüşleri de var. Belgeye göre ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi James F. Jeffrey, 'Balyoz Operasyonu' kapsamındaki tutuklamalar hakkında bilgi vererek, resmi suçlama yapılması durumunda TSK'nın bunlara yanıt vermek zorunda kalacağını ancak yeterli delil bulunmazsa, operasyonun 'hükümete karşı geri tepeceği' yorumunu yapmış. Jeffrey, 'ABD'de yasal sürecin uygulanması sırasında, geçerli kanıtlar bulunmadan ve dava açılmasına gerek olduğuna hükmedilmeden kimsenin gözaltına alınmadığına, tutuklanmadığına' dikkat çekiyor, ancak Türkiye'deki operasyonlarda buna dikkat edilmediğini, şüpheli ya da tanıkların, otomatik silahlı polislerin yanında sürüklendiklerini ve basın önünde küçük düşürüldüklerini iddia ediyor. Jeffrey, 'kamuoyu önünde küçük düşürülen bu kişilerin çoğunun, delil yetersizliği ya da davaların reddedilmesi nedeniyle serbest bırakıldıklarını' da iddia ediyor.

29.11.2010: Kozmik Oda soruşturması kapatılıyor, derin güç yenileniyor:

'Derin devlet bitmedi. Derin devleti en çok sarsan şey kozmik odaya girilmesiydi' diyen Doç. Dr. Emre Uslu; çok çarpıcı bilgiler içeren 'Dün Kürtler Bugün Cemaatler' adlı kitabını yayınladı: 'İlk olarak orada savcının açıklamasına göre 20 adet dosya ayrıldı ve bunlarda suç unsuru olduğu ifade edildi. Bunlarla ilgili hukuki süreç henüz başlamadı. Belki başlar bilemiyoruz. Ya da sessizce kapatılacak. Kozmik odaya girilmesinden sonra derin devlet bütün planlarını revize etti. Hem planlar hem de planlarda kullanılan beyaz ve siyah kuvvetler yeniden yapılandırılmaya başladı. Yani derin devletin re-organize olması kararı çıktı. Hatırlar mısınız bilmem Ankara'da içi bomba dolu bir kamyon durduruldu. Neydi bu? Bu yeniden yapılanmanın bir sonucu. O bombalar Seferberlik Tetkik Kurulu'na bağlı bir kamyonda çıktı. Muhtemelen bu yeniden yapılanma içinde bir transferdi. Benzer biçimde, bu Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görevlendirilmiş subaylar yeniden organize edildi. Özellikle asker çocuklarından seçilen yeni bir ekip kurulmaya başlandı. 2011 seçimleri, derin devlet için hayat memat meselesi. AK Parti'nin iktidardan düşürülmesi en azından bir koalisyon çıkartılması için her şey yapılacak. Son dönemde bunun işaretleri özellikle dış basında verilmeye başlandı.

29.11.2010: Balyoz sanıklarından gazeteci Baransu'ya dava:

Balyoz davasının açılmasına savcılığa bir valiz dolusu belgeyi teslim ederek neden olan Taraf yazarı Mehmet Baransu, dava sanığı Çetin Doğan'ın, hakkında açtığı 30 bin TL'lik tazminat davasıyla ilgili 'Korkacağımızı düşünüyorlarsa şunu kafalarına soksunlar, 'biz korkmayacağız.' İsterse milyon kere dava açsınlar, milyon yılla yargılasınlar kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz' dedi.

29.11.2010: HABERAL RAPORUNU GİZLEYEN DOKTORLARA SORUŞTURMA!:

Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'ın taburcu olabileceği ifade edilen sağlık raporunun mahkemeden gizlendiği iddiasını kanıtlayan delillerin elde edilmesi üzerine sorumlular hakkında 'Ergenekon Terör Örgütü'ne yardım' iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

30.11.2010: Sanıklar, savcı ve hakimlerden 468 bin lira tazminat istiyor:

Savcılar finans kaynaklarını kuruttukça, örgüt yenilerini buluyor. Ergenekon ve Balyoz davalarına bakan 18 hakime karşı açılan çok sayıdaki davaya bugün Yargıtay'da devam edildi. Toplam 468 bin TL talep ediliyor. Yargıtay'da peşpeşe açılan bu davalardan amacın, Ergenekon Terör Örgütü'nün yüksek yargıdaki uzantılarını kullanarak mahkemelerin örgütün daha fazla üzerine gitmesini engellemek ve tazminat cezası verdirilen hakimlerin reddi hakimle davalardan çekilmesini sağlamak olduğu ileri sürülüyor. Bu taktik, Vakit gazetesine karşı 367 general tarafından açılan davada, gazeteyi çökertmeyi amaçlayan yüklü miktardaki skandal tazminat cezasını hatırlatıyor. Ergenekon ve benzeri davaların sanıkları, hakimler aleyhine şu ana kadar çok sayıda tazminat davası açmış bulunuyor. Ergenekon savcıları finans kaynaklarını bir bir ortaya çıkarıp çökerttikçe örgüt, finans ihtiyacını karşılamak için yenilerini buluyor. Ergenekon ve balyoz sanıklarının, Kent Otel toplantıları ve ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı gibi, yüksek yargıdaki uzantılarını kullanarak örgütü ayakta tutabilmek için finansman sağlamaya çalıştığı iddia ediliyor. Ergenekon'un cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilen ve Ergenekon sanıkları arasında bir gün bile cezaevinde yatmayan tutuklu sanık Mehmet Haberal'ın açtığı kapıdan diğer sanıklar da peşpeşe geçmiş ve tazminat davası açmışlardı. Hukuk hiçe sayılarak ve kamuoyunun gözünün içine baka baka yürüyen davalara müdahale ediliyor. Yargıtay'ın skandal tazminat kararları kamuoyunda, örgütün ayakta kalmaya, finans bulmaya, savcı ve hakimlerin yıldırılması yoluyla soruşturma ve davaların örgütün yüksek yargı ayağına tırmanmasını engellemeye yönelik olarak yorumlanıyor. İtalyan Ergenekonu 'Gladio'yu çökerten savcının da dediği gibi Kontrgerilla en sert direnişini yargıda gösteriyor.

01.12.2010: Kontrgerilla değil cinayeti kapatıldı: Türkler davası düştü:

26 yıldır süren Kemal Türkler davası zaman aşımı nedeniyle düştü. 1980 yılında işlenen ve 12 Eylül darbesine giden kanlı süreçte sağ ve sol grupları birbirine düşürebilmek için grupların önde gelen kişilerine suikastler düzenleniyordu. 22 Temmuz 1980'de evinin önünde vurularak öldürülen Kemal Türkler, Solcuların önde gelen isimlerindendi. Cinayet davası üç kez bozulmuştu. Türkler ailesi, avukatlar ve DİSK 11 yıllık yargılama süresince zamanaşımı olasılığına karşı sık sık uyarılarda bulunmuştu. Babası gözü önünde öldürülen Türkler’in kızı karara 'Bugün bu ülkede doğduğuma lanet ediyorum' diyerek tepki gösterdi. Ünal Osmanağaoğlu’nun babasını öldüren katillerden biri olduğunu belirten Nilgün Türkler Soydan, 'Ben bunu gözlerimle gördüm. Ben cinayetin birebir tanığıyım. O zaman 19 yaşında genç ve büyük bir insandım. Hiçbir insan babasının katilini görüp unutamaz herhalde. Ünal Osmanağaoğlu benim babamın katillerinden biridir. Asla ömrüm boyunca peşini bırakmayacağım. Devlet, önce babamı öldürttü, ondan sonra öldürttüğü katili senelerce korudu, daha sonra gözümüzün içine baka baka davaları görmedi, normal seyrinde görülmesine izin vermedi. Şimdi gözümüzün içine bakarak, zaman aşımına uğradığı için Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Ünal Osman Ağaoğlu’nun Kemal Türkler’in katili olduğuna onay verdiği, karar verdiği halde şu anda zaman aşımı nedeniyle bu davanın ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi' diyerek isyan etti.

02.12.2010: Ergenekon davasına etki etmeye çalışan TİBT üyeleri yakalandı:

Ankara Emniyeti'nin TİBT'e yönelik yaptığı operasyonun fezlekesinde örgütün en büyük çalışmasının Başbakan Tayyip Erdoğan’a yönelik suikast planı olduğu ortaya çıktı. 27 Kasım'da örgüte düzenlenen operasyonda örgütün bağlantıları da ortaya çıkarıldı. Polisin savcıya gönderdiği fezlekede, TİBT yapılanmasına üye olduğu belirtilen şahısların Ergenekon davası sanıklarından emekli Orgeneral Şener Eruygur ve Ergun Poyraz tarafından yönetildikleri yer aldı. Ayrıca yapılan teknik takipte gözaltına alınan şahısların Ergenekon sanıkları ve iletişim kurdukları ve kritik davalara müdahil olmaya çalıştıktan öğrenildi. Fezlekede, örgüt üyelerinin Necip Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili önemli bilgilere sahip olduğuna yer verildi. Yine fezlekede, TİBT’nin Türkiye’nin her bölgesinde silahlı birliklerinin bulunduğu yer aldı. Irak’ta bir, Türkiye’de ise dört ayrı kampı bulunan örgütün, silahlı ve ideolojik eğitim verdiği ve bu çalışmaları kayıt altına aldığı belirtiliyor. Fezlekede, Karadeniz ve İç Anadolu’da bulunan kamplarda eğitim aldıkları öne sürülen TİBT Suikast Timi’nin önümüzdeki günlerde BDP’nin Antalya’da bulunan teşkilat binasına bombalı eylem hazırlığı içerisinde oldukları, ancak geçen haftaki operasyonla bunun önlendiği belirtildi. TİBT üyelerinin, Ergenekon Davası'nın durdurulması için silahlı eylemlerin yapılması gerektiğine dair mailleşmeleri de dosyada yer alıyor: 'TİBT olarak silahlı eylem karan alan teşkilatımız, Ergenekon Operasyonları adı altında yapılan bu hain saldırılara karşı gerekli cevabı verecektir.'

03.12.2010: Doktorlardan mahkemeye tehdit: Haberal Adli Tıp'a gidemez:

Ergenekon tutuklusu Mehmet Haberal'ın tedavi görmekte olduğu Haseki Kardiyoloji bölümü yazılı bir açıklama yaptı. Yazıda, Haberal'ın beklemediği şekilde tutuklanmasının iki uçlu major depresyon gelişmesine neden olduğu, tutuklamanın sürmesinin ruhsal çöküntünün ciddiyetini gün geçtikçe arttırdığı ve ölüm tehlikesi bulunduğu, hastanın Adli Tıp'a gönderilerek muayene edilmesi halinde de ölüm riski bulunduğu iddia edildi. Yazıda, 'Cebren derdest edilerek nakli ise biz sorumlu hekimleri ve tüm sorumluları hukuki, cezai, vicdani yaptırımlarla karşı karşıya bırakabilir' denildi. Ortaya çıkan bulgular, Haberal'ın sağlığının ciddi olduğuna dair iddiaların Adli Tıp'ta doğru olmadığının ortaya çıkacağından korkulduğunu gösteriyor. Yargıtay'dan sonra doktorların da hakimleri cezai yaptırımlarla tehdit etmesi ilginç bulundu.

06.12.2010: Savcıya eşkiya diyen CHP, dünyaya hükümdar olmaz:

Gültekin Avcı (Bugün): CHP lideri Kılıçdaroğlu, Haberal raporunun mahkemeden gizlenmesi üzerine mahkeme emriyle Kardiyoloji Enstitüsü'nde yapılan 'arama ve elkoyma' işlemlerini 'baskın' olarak niteliyor ve ateş püskürüyor. Baskın tabirini Ergenekon dalgaları sırasında da çok duymuştuk. 'Baskın' kelimesi genellikle hukuksuz, illegal eylemleri çağrıştırır. Baskını eşkıya yapar. Halbuki ceza yargılamasında ve adli soruşturmada 'baskın' diye bir tabir yoktur. Hakim kararıyla yapılan yakalama, arama ve elkoyma olguları vardır. Peki, mahkeme kararıyla yapılan işlemler neden 'baskın' olsun? Yıllardır yapılagelen ceza yargılaması işlemleri ve tedbirleri, 'yüksek ve kilit statülü seçkinler'e uygulandığında yaygarayı basıyorlar. Arama ve elkoyma için savcı emriyle veya mahkeme kararıyla gelen polis ekibi eşkıya tayfası mı? CHP'ye göre öyle. CHP'li Mustafa Özyürek 2008 yılında Ergenekon savcılarına 'eşkıya' diyerek alenen hakaret etmişti. Kılıçdaroğlu'nun hala aynı noktada hatta daha geride olduğu görülüyor.

06.12.2010: ŞOK ses kaydı!!! Ayağına sık ifadeye çağıran o p.. polisin. Tümg. Kaya ile Jand. Kurmay Albay Cural arasında geçtiği iddia edilen, ordunun yönetime derhal el koyması gerektiği, Ergenekon ya da balyoz soruşturmalarında ifade verme davetini getiren polise karşı onbaşının dipçik vurmaya kışkırtılması gibi dehşet verici ifadeler içeren bol küfürlü görüşmeye ait ses kaydı internete düştü.

12.12.2010: Asgari mahkeme azami hukuksuzluk: Hipnoz ve işkence yasal!:

Sivil yargının 'yasadışı elde edilen delil' dediği ve hatta askeri savcının iddianamede yer bile vermediği, hipnoz ve işkenceyle alınan ifadeler askeri mahkemede yasal delil kabul edildi. Hipnozlu sorgu davası, Karargah Evleri yapılanmasını da konu alan Ergenekon davasıyla birçok noktada kesişiyor. Karargah Evleri soruşturması şüphelisi bir albaya para toplanmasını isteyen sözlü emri, deşifre etmek amacıyla yazılı hale getirerek askeri intranete koyan 3 astsubaya yasadışı şekilde hipnoz ve işkenceyle sorgu yapılmış, sorguyu yapan emekli yarbay sivil mahkemede hapis cezasına çarptırılmıştı.

13.12.2010: Ankara'daki Danıştay Davası'nda skandal yaşanmış:

Danıştay davasına bakan Ankara'daki mahkemenin, saldırıda yaralanan Danıştay üyelerinin ifadesini almadığı ve Arslan'la yüzleştirme yapmadığı ortaya çıktı. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün saldırının Ergenekon'la bağlantısına dair delilleri gösteren mektubu dikkate bile alınmamış ve olay dinci terör denilerek kapatılmıştı. Saldırıya uğrayan üyelerden Tansel Çölaşan saldırganın tekbir getirerek kurşun yağdırdığını iddia etmiş, ancak diğer üyeler böyle bir şeyin yaşanmadığını açıklamışlardı. Bu çelişkinin ortaya çıkması üzerine mahkemenin yüzleştirme ve ifadelere başvurmaması, hatta bu çelişki çıkmasa bile gerçeğin ortaya çıkması için yargılamadaki temel kurallardan biri olarak kabul edilen yüzleştirme ve ifade alma işlemlerine başvurmaması büyük bir skandal olarak nitelendiriliyor. Bu skandal, Danıştay saldırısının ikinci Kubilay provokasyonu olduğu ve Ankara'daki yargılamanın da olayı kapatmak için yapıldığı iddialarını güçlendiriyor.

14.12.2010: Bir kısım medya gelişmeleri okurlarından gizliyor:

Nazlı Ilıcak (Sabah): Ergenekon'daki son gelişmeler, bazı medyayı hiç ilgilendirmiyor. Mesela Gölcük Donanma Komutanlığı'nda ele geçirilen darbe arşivi ya da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile Çağdaş Eğitim Vakfı'na (ÇEV'e) ilişkin iddianamenin İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesi. ÇYDD'nin Kadıköy Şubesi'nde, bir hard diskte ele geçen belgeler ve Gölcük Donanma Komutanlığı'nda K.Y.'nin makam odasında, parkenin altındaki gizli bölmede ele geçirilen sekiz çuval dolusu belge ile farklı davalar arasında kopuk kalan irtibat, yavaş yavaş kuruluyor. Ama bu gelişmelerden, bir kısım medyanın okurlarının haberdar olması mümkün değil. Nedense bu konular, her sabah saat 11'de basında çıkan konuları değerlendiren arkadaşlarımızın da gündeminde değil.

16.12.2010: Demirel'in derdi Türkiye'nin rahatı: Tutuklular bırakılsın!:

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkiye'yi rahatlatacak bir formül önerisi olduğunu söyledi. Demirel, Ergenekon davası kapsamında tutuklanarak cezaevine konulan Prof. Dr. Mehmet Haberal, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan'ın seçim öncesinde serbest bırakılmasının ülkeyi rahatlatacağını öne sürdü: 'Türkiye'nin hapishanelerindeki ahalinin yarısı için tutukluluk süresi çoktan aşılmıştır. Memleketi rahatlatmak lâzım. Pekâlâ, general kaçıp gidecek değil ya, niye tutuyorsunuz adamı? Profesör kaçıp gidecek değil ki, niye tutuyorsunuz? Tutmayın. Seçime giderken rahatlatın Türkiye'yi.' Bu sözleri Yargıtay'ın başkanı ve başsavcısının sözlerine dayanarak söylediğini savunan Demirel'i tekzip edercesine dün ilginç bir gelişme olmuş, Yargıtay'da 23 Daire başkanının yaptıkları toplantıda, terör davalarında tutukluluk süresinin 10 yıla kadar çıkabileceğine karar verilmişti.

16.12.2010: 'Hırsız, yobaz, laik din bezirganı' demek hakaret değil!:

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Ergenekon tutuklusu gazeteci Tuncay Özkan'ın Başbakan Erdoğan'a yönelik 'hırsız, yobaz, din bezirganı' gibi ağır ifadelerini hakaret değil, 'Hükümet icraatlarına karşı düşünce açıklama niteliğinde sözler olarak' kabul etti. Bu şaşırtıcı karar, Meclis'in görüşmeye hazırlandığı, 'Yargıtay'ın Haberal aleyhine karar veren hakimleri tazminat cezalarıyla yıldırma ve Ergenekon davalarını çökertme girişimini engelleme' amaçlı yasa tasarısına karşı intikam girişimi olarak değerlendiriliyor. Yargıtay'ın bu kararının, hükümeti yıpratmak ve küçük düşürmek için bazı aşırı sol gruplarca seçimlere 7 ay kala peşpeşe gerçekleştirmeye başlanan yumurta fırlatma eylemlerinin Ergenekon tarafından organize edildiği iddialarıyla örtüştüğüne de dikkat çekiliyor.

18.12.2010: Yarsav savcılara dava açtı, Yargıtay reddetti.:

Telefonlarının Ergenekon soruşturması kapsamında savcılarca yasalara aykırı dinlendiğini ileri sürerek dava açan YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'na Yargıtay'dan kötü haber geldi. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan dinlemelerin yasal olduğuna, kamu görevlilerine dava açılamayacağına hükmetti.

18.12.2010: Ergenekon yüksek yargıyı böyle hareketlendirmiş:

Ergenekon soruşturması kapsamında ÇYDD ve ÇEV yöneticileri ile üyeleri hakkında düzenlenen iddianamede, Ergenekon sanıklarının yüksek yargı üyeleriyle irtibatı ve yargının hükümete karşı harekete geçmesinde etkili olmaları gözler önüne seriliyor. TBMM'de başörtüsü yasağı 411 gibi yüksek oyla kaldırılınca, 3 gün sonra Ergenekon sanıkları Şener Eruygur’un isteğiyle yüksek yargı üyeleriyle görüştü. Bir ay sonra da AK Parti hakkında kapatma davası açıldı. Danıştay Başkanı, Yargıtay Başsavcısı, Yargıtay Başkanı ve Anayasa Mahkemesi'nin bir üyesi ile yapılan görüşmeleri sanıklar şöyle anlatıyor: 'Son derece emin, son derece kararlı konuştular. Son derece olumlu yanıtlar verdiler ve 'Hukuk olarak, Hukuk çerçevesinde, yargı olarak sonuna kadar direneceğiz ve kimse merak etmesin' dediler. Selma Hanım diye bir bayanla görüştük ama çok akıllı, çok militan. (Selma Hanım'ı kastediyor). Anayasa Mahkemesi'nde üye...'

20.12.2010: HABERAL'IN ADLİ TIP SEVKİ FİİLEN ENGELLENDİ!:

Haberal'ın Adli Tıp'a sevki için gelen ambulans engellendi. Mahkemenin emriyle Mehmet Haberal'ın kaldığı Kardiyoloji Enstitüsü'ne sabah 07.00 sıralarında gelen 112'a ait ambulans görevlilerine, Haberal'ın Adli Tıp Kurumu'na sevk edilmeyeceğine dair tutanak imzalatıldı. Sağlık görevlileri, yaklaşık 4 saat bekledikleri hastane önünden ayrıldı. Mahkemenin bu gelişme üzerine nasıl hareket edeceği merak ediliyor. Diğer yandan Haberal’ı, Adli Tıp Kurumu’na sevk etmek için gelen ambulansın, İstanbul’a geldiğinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a tahsis edilen ambulans olduğu öğrenildi. Ambulans tam donanımlı. En üst seviyede ve en donanımlı cihazlar bulunan ambulansta, uzman doktorlar hazır bekletiliyor. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ve Metris Cezaevi yetkililerinin, Haberal ve avukatlarının, 'Ambulans, Adli Tıp Kurumu’na sevk için yeterli değildir...' şeklindeki iddialarını ortadan kaldırmak için söz konusu ambulansı tahsis ettikleri öğrenildi. Yoğun bakımdaki eski Fenerbahçeli futbolcu Lefter'in Yunanistan'dan Türkiye'ye tedavi için getirilebildiği bugünlerde Haberal'ın 7 kilometre uzaklıktaki Adli Tıp'a sevkinin engellenmesi şok etkisi yaptı. Haberal'ın örgütçe korunmaya çalışıldığı ve sağlıklı olduğunun Adli Tıp'ta ortaya çıkmasından korkulduğu iddiaları giderek güçleniyor.

21.12.2010: Yalancının 'Aydınlık'ı yatsıya kadar:

Genelkurmay Başkanlığı, Aydınlık Dergisi'nde yayınlanan 'Fetullahcı Gladyonun 'Gladyo' operasyonu' başlığıyla yayınladığı haberde yer alan bilgilerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı. İçişleri Bakanlığı ise aynı dergide yer alan 'Fethullah Emniyetteki 30 maşasını harcıyor' başlıklı haberdeki bilgilerin doğruluğuna dair bilgiye ulaşılamadığını bildirdi. Dergi haberlerinde gerçek dışı bilgilere yer verdiği baş komiser Murat Çetiner'e 6 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum edildi. Aydınlık dergisi bu tür yalan haberlerle Ergenekon soruşturma ve davasını karalamaya çalışıyor, Fethullah cemaati tarafından tezgahlandığını iddia ediyor.

21.12.2010: Haberal seçimlere kadar hasta, sonra iyileşecek!:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 'milletvekili yapma' formülüyle kurtarmayı planladığı Ergenekon tutuklusu Prof. Dr. Mehmet Haberal, genel seçimlere kadar hasta. Tutuklandığı günden bu yana Silivri Cezaevi yerine hastanede yatan Ergenekon tutuklusu Haberal'ın sağlık durumunun seçimlere kadar kötü gösterileceği iddia ediliyor..06.2011 seçimlerinde CHP'den milletvekili yapılarak hem hastaneden hem de cezaevinden kurtarılması planlanıyor. Sağlıklı olduğu halde hasta gösterildiği iddialarının aydınlatılabilmesi için Haberal'ın Adli Tıp'a sevki mahkeme tarafından kararlaştırılmıştı, ancak sevk için giden ambulans dün engellendi. Haberal'ın sağlıklı olduğuna dair raporların mahkemeden saklanması gibi açık deliller bir tarafa, diğer mahkumlar için gösterilmeyen koruma ve kollamanın Haberal'a ısrarla gösterilmesi ve bunun kamuoyunda örgüt işi olarak algılanması üzerine mahkemenin nasıl hareket edeceği merak ediliyor. Haberal'ın yargılandığı Ergenekon davasında iddia olunan örgütlenmenin olup olmadığının ortaya çıkarılabilmesi ve davanın adaletle görülebilmesi için mahkemenin örgütün sağlık ayağını gösteren bulguların üzerine, Danıştay saldırısının üzerine gittiği gibi gidip gitmeyeceği merak ediliyor. Haberal'ın hastanede bir türlü iyileşememesi, akıllara Bülent Ecevit'in başbakanlıktan düşürülmesi için Haberal'ın hastanesinde bilinçli olarak iyileştirilmediği iddialarını getirdi. Doktor Mehmet Haberal'ın kontrolündeki Ecevit hastanede bir türlü iyileşememişti. Bu süreçte yakınlarına gelen bir ihbar üzerine apar topar hastaneden çıkarılan ve tedavisine evde devam edilen Ecevit hayret verecek şekilde hızla iyileşmişti. O ihbara göre, Başbakan Bülent Ecevit hasta tutularak hakkında 'sağlıklı değil, işgöremez' raporu verdirilecek, böylece başbakanlıktan düşürülerek yerine parti içinden Ergenekon örgütünün direktifleri doğrultusunda başka biri geçirilecekti. Bu korkunç iddiayı doğrulayan çarpıcı gelişmeler oldu. Bu iddia Haberal'ın yargılandığı Ergenekon davasında dikkate alındı. Bu iddiada çok yönlü yer alan Haberal hakkında dikkati çeken çarpıcı bir ayrıntı da onun o dönem cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesiydi. Ancak Ecevit diğer koalisyon ortaklarıyla anlaşarak sürpriz şekilde Necdet Sezer'i cumhurbaşkanlığına seçtirmişti. O zaman cumhurbaşkanı seçilmesi sağlanamayan Haberal'ın, sağlıktaki örgüt uzantılarınca seçimlere kadar kollanarak, seçimde de CHP tarafından milletvekili seçtirilerek Ergenekon'un amacına ulaşmaya çalışacağı anlaşılıyor.

23.12.2010: KGB, Ergenekon davasına çok öfkeli:

Kontrgerilla Gençlik Birliği olarak da nitelendirilen Türk Gençlik Birliği (TGB) sitesinde yayınlanan görüntülerde, Ergenekon duruşmasında İşçi Partililerin ve Ergenekon'un gençlik yapılanması olan TGB mensubu izleyicilerin protesto görüntüleri yayınlandı. Ergenekon davasına ait görüntüler ilk kez dışarı sızdı. Sızdırılan görüntülerde izleyicilerin gerçekleştirdiği protesto anları yer alıyor. Ergenekon davasından bugüne kadar ne tek bir kare fotoğraf, ne de bir görüntü alınmasına izin verildi. İzleyiciler sıkı güvenlik önlemleri altında salona alındı ve didik didik arandı. Dışarıya görüntü sızdırılmaması için büyük gayret gösterildi. Ancak bugün ortaya Ergenekon duruşmasından görüntülerin yer aldığı bir video kaydı çıktı. Görüntüler 7.06.2010 tarihine ait. Tgb.gen.tr sitesinde yayınlanan görüntülerde, 5 Haziran'da gerçekleşen Ergenekon operasyonunda hukukçuların gözaltına alınmasını protesto eden izleyicilerin görüntüsü yer alıyor. Görüntülerde, Doğu Perinçek'in avukatlarından Hasan Basri Özbey söz alıyor ve "Biz bu tiyatroda figüran olmayız, bu koşullarda burada bir dakika daha kalmayacağız. Buna isyan ediyoruz. Bu koşullarda Sayın Başkanım, bu ortam bizi şu yapacağımız davranışa mecbur ve mahkum etmiştir. Ben burada cüppemi çıkartıyorum ve bu salonu terk ediyorum" diyerek cüppesini çıkartıyor. Bunun üzerine salonda yer alan avukatlar cüppelerini çıkartarak salonu terk ediyor. Daha sonra izleyiciler de ayağa kalkarak slogan atmaya başlıyor.

23.12.2010: Dursun Çiçek'in şaka gibi şikayeti reddedildi:

Albay Dursun Çiçek'in, ihbar mektubu ile birlikte ıslak imzalı belgeyi gönderen kişiler hakkında 'iftira ediyorlar' şikayetinde kovuşturmaya gerek olmadığına karar verildi. Çiçek iftiraya uğradığını belirten şikayetinde, elinde somut bir bulgu olmadığı halde ihbarı yapabilecek beş emniyet görevlisinin adını vermiş, böylece o kişilere iftirada bulunmuştu. Çiçek'in Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD) psikolojik savaş biriminde yönetici olduğu hatırlanırsa, böyle ilginç bir şikayette bulunmasının şaşırtıcı olmadığı, mesleğinin hakkını verdiği söylenebilir.

23.12.2010: Kıbrıs, Ergenekon'u örtbas etti:

KKTC Meclis Araştırma Komitesi, KKTC'de 'Ergenekon Soruşturmasıyla' ilgili olarak somut bir bilgiye rastlamadığını açıkladı. Oysa çok sayıda somut bulgu, Kıbrıs'ın Ergenekon üssü olduğunu gösteriyordu. Ancak UBP'nin iktidara gelmesiyle Ergenekon'un Kıbrıs ayağı soruşturması birden yavaşlamıştı. KKTC'nin Rauf Denktaş'tan sonraki cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat, Ergenekon'un Kıbrıs uzantısına yönelik Ada'da yürütülen soruşturmada istenilen araştırmanın yapılamamasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu. Talat, 'Kıbrıs bu işin üssüydü. Örgütün beli kırıldı ama onların destekçileri hala iktidar. Dolayısıyla soruşturmanın ilerleyememesini normal karşılıyoruz' ifadelerini kullanmıştı.

24.12.2010: Adım Kemal. Görürüm demişsem görürüm, işime geleni!:

Gazeteci Şamil Tayyar, 'CHP'ye Hamurcu'nun belediye ile ilgili iddialarına dört elle sarılırken, Ergenekon'la bağlantısı üzerine neden gitmiyorsunuz' dedi. CHP’nin iddialarına dayanak yaptığı belgede sahtecilik suçundan 6 yıl hapis cezasına çarptırılmış Hacı Ali Hamurcu’nun Ergenekon soruşturma sürecinde gözaltına alındığında verdiği ifadeyi de ciddiye alırsak işin rengi hayli değişiyor. Ne demişti Hamurcu? Aynen şöyle: “Senet Yusuf Erikel ve Hurşit Tolon tarafından dolduruldu!” Bu iddiayı, hem Erikel (doğrudan) hem Tolon (avukatı aracılığıyla) yalanladı. Ancak, senetle ilgili emniyet kriminalin raporu, Erikel’i zora sokacak gibi gözüküyor. Zira senedin Erikel tarafından doldurulduğu iddiasını teyit ediyor. Erikel öfkeli, avukat olarak bir süre savunduğu müvekkili Hamurcu için “şizofrenik vaka” diyor. CHP’nin Kayseri’yle ilgili tüm iddiaları ise Hamurcu’nun ifadeleri üzerine dayanıyor. Haliyle akla şu soru geliyor: Hamurcu’nun hangi iddiası doğru? Başkan Özhaseki’nin yorumu şöyle: “Bana senetle ilgili şantaj yapanlar arasında Yusuf Erikel ile Ali Durmuş Özoğlu var. İkisi de Ergenekon sanığı. Hacı Ali Hamurcu’nin ifadeleri de ortada. Kriminal rapora göre senedin Erikel tarafından doldurulduğu ortaya çıktı. Bunların üzerine gidilirse Ergenekon’un Kayseri’de nasıl bir komplo planladığı ortaya çıkacaktır.” Kemal Kılıçdaroğlu da bu konuda açıklama yaparsa iyi olur. Hacı Ali Hamurcu’nun belediyeyle ilgili tüm iddialarına dört elle sarılırken, Ergenekon soruşturmasındaki ifadelerini neden görmezlikten geliyorsunuz? Dersimli Kemal olarak neden Ergenekon’un üzerine gitmiyorsunuz? Sakın ha, “Benim adım Kemal” demeyin...

24.12.2010: Hakim de hayret etti: Bomba haberler sadece TRT'ye yasak!:

'Bomba yüklü kamyon' haberi için TRT'ye açılan dava beraatle sonuçlandı. Duruşma savcısı da mütalaasını beraat yönünde verdi. Ancak iddianameyi hazırlayan diğer savcı, Yargıtay'a temyize gidip gazetecilik faaliyetine ceza istedi. Beraate hükmeden hakimin tespiti ise oldukça dikkat çekici: 'Aynı haberi bütün ulusal kanallar yaptı. Diğerlerinin şüpheli konumundan çıkarılıp sadece bir devlet kurumu olan TRT'nin şüpheli olarak gösterilmesinin nedeni tespit edilememiştir.'

24.12.2010: Kendi yazısını unuttu, Özal ailesini tantanayla suçladı:

Özal'ın şüpheli ölümü soruşturmasında gazeteci-yazar Emin Çölaşan, Ankara Adliyesi'nde ifade verdi. Özal'ın öldürüldüğüne inanmadığını söyleyen Çölaşan, 'Özal ailesi tantana çıkarıyor' dedi. Oysa Çölaşan, 2002'de yazdığı 'Özal'ı öldürmüşler' başlıklı yazısında, akrabası olan dönemin Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk ile dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in Özal'ın birkaç ay içinde öleceğini bildiklerini iddia etmişti.

24.12.2010: Detaylı ifadelerini titreyerek inkar ettiler:

Güneydoğu'da 1993-95 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olayları ile ilgili Temizöz davasında ilginç gelişmeler yaşandı. Davanın bugünkü duruşmasında tanık olarak dinlenen Asker-Rabia Pökön çifti, daha önce Cizre'de savcıya verdikleri ifadelerinin kendilerine ait olmadığını savundu. Tanık karı-kocanın titremesi dikkat çekti. Avukatların 'neden korktukları' şeklindeki sorusuna Temizöz'ün avukatları karşı çıktı. Temizöz davası sürecinde çok sayıdaki tanığın birer ikişer ifadelerini geri çekmesi dikkat çekti. Ancak tanıklardan birine yapılan baskı ve tehditler tespit edildi ve mahkeme dosyasına konuldu. Hukukçulara göre bu çok önemli. Bu baskılar diğer tanıklara da yapılmış olmalı ki başlangıçta verdikleri ifadeleri geri çektiler. Tanıkların ifadelerini geri çekmelerini izah etmek için yaptıkları açıklamalardaki tutarsızlık ve suçlamalar ile ifadelerin geri alınma dilekçelerinin tek elden çıkmış izlenimi vermesi de dikkat çekmişti. Ayrıca tanıkların anlattıklarının ancak o olayda yeralan kişilerce bilinebilecek ayrıntıları içerdiğine de dikkat çeken hukukçular, bu davada ifade veren tanıkların ifadelerini geri çekmelerinin çok önemli olmadığını, çünkü anlattıklarının başka bulgularla doğrulandığını ve bunların o olaylarda yeralmayan kişilerce bilinemeyecek ayrıntılar olduğunu vurguluyorlar. Tanıkların verdiği ifadeler birbirini ve diğer bir çok tanık ve mağdur yakınlarının ifadelerini doğruluyor. Hukukçular, savcının buna da dikkat çektiği iddianameyi çok sağlam görüyor, hatta tanıkların ifadelerini çekmiş olmasının iddianameyi daha da güçlendirdiğini ileri sürüyorlar.

25.12.2010: 'Darbe olmazsa Ergenekon bizi bitirecek':

ÇYDD davasının firari sanığı Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) eski başkanı Gülseven Yaşer'in mahkeme kararıyla yapılan dinleme kayıtlarında tüyler ürperten ifadeler yer alıyor. Yaşer, Ergenekon gözaltılarına engel olmak için darbe yapılması gerektiğini söylüyor: 'Yani bir askeri ihtilal olursa kurtarır, artık bir tek o kaldı onu yaparlarsa, yoksa bitmiştir.'

26.12.2010: '9 kez müebbet verseniz de Yargıtay 3 yıla indirecek':

Diyarbakır'da görülen faili meçhuller davasında Temizöz'ün avukatı Özhan, mahkeme heyetine adeta rest çekti. Özhan, mahkeme başkanı Yılmaz'a, 'Siz 9 kez müebbet verseniz de Yargıtay bunu 3 yıla indirecek. Onun için bir an önce kararınızı verin' dedi.

27.12.2010: Balyoz'da 'reddi hakim' reddedildi, sanıklar şok oldu:

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 'Balyoz Planı' iddialarına ilişkin davaya bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin üye hakimleri Ali Efendi Peksak, Davut Bedir ve Murat Üründü hakkındaki reddi hakim taleplerini kabul etmedi. Bu karar Ergenekon ve Balyoz gibi davaların sanıkları üzerinde şok etkisi yaptı. Çünkü 'reddi hakim' talebine dayanak yapılan Yargıtay kararında, 'Haberal'ın gereksiz yere tutuklandığı' gibi skandal bir gerekçeyle çok sayıda Ergenekon ve Balyoz hakimine tazminat cezası verilmişti. Sanıklar bu skandal tazminat cezasıyla kendileriyle hakimler arasında husumet doğduğunu iddia etmiş ve reddi hakim talebinde bulunmuşlardı. Yargıtay'ın yürüyen davalara skandal şekilde müdahalesi sonrası, Ergenekon ve benzeri davaların etkilenmesinin, hakimlerin reddi hakimle devre dışı bırakılarak davanın gidişatının değiştirilmesinin hesaplandığı iddia edilmişti. Ancak bu karanlık hesabın şimdilik tutmadığı görülüyor.

29.12.2010: TSK'dan Ergenekon sanıklarına para yardımı:

Genelkurmay bünyesinde, Ergenekon ve bağlantılı davalarda yargılanan askerlere avukat giderleri için yasadışı yardım toplama kampanyasının 'gizli' ibareli emirle yapıldığı ortaya çıktı. Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı'nda görev yapan subaylara özel iletişim ağı 'Karanet' üzerinden ulaştırılan 01 Kasım tarihli emirde, askerlere para yardımı yapılması istendi: 'Unutmayalım yaptığımız yardımlar kendi bünyemizdeki arkadaşlara gidecek. Bugün onların başı darda. Yarın kim olacağı belli değil. Biz zor günlerde birbirimize sahip çıkmalıyız.' Kişisel yardım yapmaya kimse karışmazken, gizli emir verilerek TSK'nın bu işe alet edilmesi, cami bombalamak gibi en ağır terör suçlarıyla Türk mahkemelerinde yargılanan şüphelilere kurumsal olarak sahip çıkılması, erlerden baskıyla bağış toplanması kamuoyunu isyan ettirdi.

31.12.2010: SKANDAL KURTARMA GİRİŞİMİ SON ANDA ENGELLENDİ!:

Adli Tıp raporuyla Ergenekon sanığı İbrahim Şahin’i kurtarma operasyonu mahkeme üyelerinin dikkati sayesinde önlendi. Raporlarındaki çelişkileri gidermesi için uyarılan Adli Tıp Kurumu, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü iddiasıyla sürdürülen soruşturma kapsamında ‘örgüt yöneticisi’ iddiasıyla tutuklu olarak yargılanan Emniyet Özel Harekat Dairesi eski Başkanı İbrahim Şahin’e verilen “cezai sorumluluğu tam değil” raporunun başka bir tutuklu sanığa ait dosya incelenerek verildiği için geri çekti. İbrahim Şahin’in avukatlarının Adli Tıp Kurumu yetkilileri hakkında suç duyurusu yapmasına neden olan olay Adli Tıp’ın Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin, İbrahim Şahin hakkında verilen iki ayrı raporun birbiriyle çeliştiğini tespit etmesiyle ortaya çıktı. Skandala dönüşen olaylar zinciri şöyle gelişti: 13. Ağır Ceza, İbrahim Şahin’i 5-23.07.2010 tarihleri arasında müşahede altında tutularak, rapor hazırlanmasını için Adli Tıp’a sevk etti. Adli Tıp 4. İhtisas Kurulu, 20.08.2010 tarihinde İbrahim Şahin ile ilgili ‘cezai sorumluluğu yoktur’ raporu verdi. Ancak 13. Ağır Ceza, Adli Tıp’ın.11.2009’da verdiği “Şahin’in sağlık durumunun cezaevinde kalmasına engel olmadığı” raporuyla “cezai ehliyeti yoktur” raporu arasında çelişki olduğunu görüp bu çelişkilerin giderilmesi için Adli Tıp’a yeni bir talimat yazdı. Bunun üzerine dosyaları ve raporları inceleyen Adli Tıp, bir skandalı ortaya çıkardı. Çünkü Adli Tıp, başka bir kişiye ait dosyayı inceleyerek İbrahim Şahin’e ‘cezai ehliyeti yoktur’ raporu verdiği vermişti. Mahkemeden İbrahim Şahin’in dosyasını istemeyen Adli Tıp Kurumu, Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve Kadıköy Adliyesi’nde başka bir suçtan yargılanan başka bir tutukluya ait dosyayı inceleyerek, İbrahim Şahin’e ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verdiği belirlendi. Susurluk skandalı davasında da örgüt yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan ve 6 yıl hapis cezasına çarptırılan İbrahim Şahin, Adli Tıp’tan aldığı ‘hafıza kaybı’ raporu üzerine dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilmişti. Bu kadar tesadüf arka arkaya gelir mi? Adli Tıp 4. İhtisas Kurulu, bunun üzerine 16.12.2010’da Ergenekon davasına bakan mahkemeye gönderdiği iki sayfalık yazıda, yanlış dosya incelenerek verilen raporun geri çekildiğini bildirdi. Kurum yazısında ‘’Müzekkerenize ilişkin dava dosyasının kurumumuza hiç ulaşmadığı ortaya çıktı. Şahsın tüm tıbbı belgelerini inceleyen dosyanın Adli Tıp Gözlem İhtisas Dairesi’ne müşahede amacıyla gönderilmesi talep olunur. Bunun üzerine yeni rapor düzenlenecektir’’ denildi. İhmal değil planlı girişim: İşte sorular: Adli Tıp’ın raporu geri çektiğini öğrenen Şahin’in avukatları, Adli Tıp yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulundular.Başkasının dosyasıyla İbrahim Şahin’e ‘cezai ehliyeti yok’ raporu verilmesi bazı soruları da beraberinde getirdi: 1) Adli Tıp, Şahin’in dosyasını görmeden nasıl rapor hazırladı? 2) Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İbrahim Şahin’in dosyasının, yine Silivri Cezaevi’nde tutuklu olan, cezai ehliyeti olmayan bir başka sanıkla karıştırılması bir tesadüf olabilir mi? 3) Şahin’in dosyası, hamile bir kadın ya da sağlığı yerinde olan birisiyle değil de neden cezai ehliyeti olmayan birisiyle karıştırıldı?

31.12.2010: Sağlam deliller, çürük gelin-damadı sarstı:

Balyoz Darbe Planı davasının bir numaralı sanığı eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan Rodrik ve damadı Dani Rodrik'in, açtıkları web sitesinde ve yayınladıkları kitapta Balyoz belgelerinin sonradan üretilmiş sahte belgeler olduğuna dair iddialarını ispatlamak, dava delillerini çürütmeye için yoğun bir çalışma yürütmesi.

01.01.2011: 'Cihaner haklı çıktı'cıların gizlediği bomba ayrıntılar:

İsmailağa cemaati soruşturmasıyla alakalı Erzurum Özel Yetkili Başsavcılığı'nın 'Ortada silahlı örgüt yok, izinsiz eğitim kurumu açma var' kararı medyada 'Cihaner haklı çıktı' şeklinde yansıtıldı. Oysa Cihaner kendi soruşturmasında İsmailağa cemaatiyle ilgili iddiaları anayasal düzene karşı suç kapsamında değerlendirmişti. Cihaner Adalet Bakanlığı'ndan gizlediği soruşturma sürecinde 2 yıl boyunca telefon dinlemesi yaptırmış, dinleme taleplerinde ise zanlıların Anayasal düzen aleyhine faaliyette bulunduğunu iddia etmişti. Soruşturmada şüpheliler, yasadışı Hizbullah ve İBDA-C örgütü mensubu oldukları iddiasıyla dinlendi. Cihaner ve örgütü, soruşturmanın ilerleyen safhalarında cemaati silahlı gösterebilmek için ıslak imzalı plana göre cemaat evlerine silah yerleştirmeye çalıştı, Erzincan baraj göletine el bombaları attırdı. Bu korkunç komplo tespit edildi ve şu an yargı safhasında. Komployu örtebilmek için çılgın bir çaba var. Dava, savaş uçaklarının bile devreye sokulduğu, ses kayıtlarıyla da ortaya çıkan skandal bir süreçte yargıtaya alındı. Komployu anlatan tanıklar, halen silahlı saldırılara uğramakta.

06.01.2011: Selek'i Melek, Doğan'ı Serçe yaptılar!:

2011 Ergenekon tutukluları için çok kötü başladı. Ergenekon sanıklarından tutukluluk süreleri 4 yılı dolduracak olanlar, yeni düzenlemeye göre tahliye edilmeyi bekliyordu. Ancak anayasal suçlarda tutukluluk süresinin 10 yıla çıkarılabilmesine Yargıtay da onay verince bu hesap tutmadı. Davaları yargıtayda onay bekleyen ve 10 yıllık tutukluluk süresini tamamlamış Hizbullah, PKK gibi terör örgütü tutukluları grup grup tahliye edilirken, tahliye edilmeyi bekleyen Ergenekon tutuklularının 6 sene daha cezaevinde kalabileceklerinin ortaya çıkması bu çevrelerde tam anlamıyla şok etkisi yaptı. Hizbullah ve PKK tutuklularının serbest bırakılmasını eleştiren bu çevreler, Ergenekon tutuklularının ise derhal tahliye edilmesini talep ediyorlar. Oysa durum çok farklı. Yeni Akit gazetesi yazarı Hasan Karakaya bu çelişkiye dikkat çektiği köşe yazısında, çarpıcı örnekler vererek Ergenekon medyasını çifte standart uygulamakla suçluyor.

07.01.2011: Demirel ve Cindoruk, Ergenekon davalarını eleştirdi:

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ergenekon davasından, hukuksuzlukların dizboyu olmasından ve askerin alışılmadık muamelelere tabi tutulmasından kaygılandığını açıkladı. Demirel'in ayrılmaz gölgesi olarak nitelenen eski Meclis başkanı Hüsamettin Cindoruk da rahatsızlığını ifade etti. Balyoz davasında iddianamenin TRT spikerlerince okunmasını Yassıada duruşmalarına benzeten Cindoruk, Balyoz ve Ergenekon soruşturmalarını da Yassıada uygulaması olarak niteleyerek tepki gösterdi.

19.01.2011: Ergenekon sanıklarını milletvekili yapma planı devrede:

Ergenekon ve Balyoz davası sanıklarını cezaevinden çıkarabilmek için milletvekili yapma projesinde ilk adım atılıyor. İddialara göre kendisi de Ergenekon sanığı olan Yalçın Küçük, bu çerçevede CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den randevu isteyecek. Kabul edilmesi halinde de cebindeki listeyi sunacak. Küçük'ün listesinde Doğu Perinçek, Mehmet Haberal, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Atilla Uğur, Hasan Iğsız, Engin Alan ve Çetin Doğan'ın isimlerinin yer aldığı ileri sürülüyor.

18.01.2011: Sanık, askeri savcı, bilirkişi:

Üçü de Ergenekon sanığı!. Taraf yazarı Emre Uslu 17.01.2011 tarihli köşe yazısında, balyoz ek klasörlerini incelerken yakaladığı çok çarpıcı bir ayrıntıyı işliyor. Buna göre Ergenekon soruşturması kapsamında evi aranan kişi bir askeri savcıdan yardım istiyor. Yardım istenen savcı yardım isteyenin davasına bakıyor ve bilirkişinin daha ağır ceza verilmesi görüşünü hiçe sayarak daha hafif ceza istiyor. Soruşturmayı yürüten bu askeri savcının adı Balyoz davası CD’lerinde 'öncelikli ve özellikli görevlendirme' listesinde geçiyor. Ergenekon sanığında ele geçen askeri belgeleri inceleyen bilirkişi casusluk olasılığından bahsediyor. Ama gün geliyor bu bilirkişi, ofisinin altında saklanmış torbalar dolusu belge çıkması üzerine casusluk soruşturması kapsamında tutuklanıyor. Uslu'nun delil klasörlerini dikkatle inceleyerek farkettiği ve 'bu karmaşık ilişkiler tuhaf bir sonuç doğuruyor' dediği duruma göre; Sanık, savcı ve bilirkişi Ergenekon’la ilişkili davalardan sanık olarak yargılanıyor. Uslu'nun 'tuhaf ve karmaşık' diye nitelediği durum, Ergenekon örgütlenmesinin iddia edildiği kadar derin ve geniş bir örgütlenme olduğu iddialarını aslında güçlendiriyor. Bu yönüyle aynı örgütlenmede yeralan isimlerin yolunun bir yerde kesişmesi tuhaf değil gayet normal olarak değerlendirilmeli.

21.01.2011: Haberal'ı kollayan medyanın çifte standardı:

Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'ı korumak için Doğan medyasının çabası dikkati çekiyor. 'Hizbullahçılara internet' diye feryat eden bir kısım medya Haberal'da suspus. Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mehmet Haberal'ın odasında önceki gece yapılan 6 saatlik aramada bilgisayar ve internet bağlantısının bulunduğu tespit edildi. Hizbullah tutuklularının cezaevinde internet kullandıklarını manşet haber olarak veren bazı medyanın Haberal için aynı tavrı göstermediği hatta Haberal'ın odasının aranmasını protesto ettiği görüldü. Yoğun bakımdaki bir hastanın odasının nasıl haber verilmeden baskınla arandığını, bunun insanlık dışı olduğunu ileri sürerek protesto eden çevreler, gece geç vakitte Kanal-B'nin bayan spikerinin Haberal'ın odasına nasıl ve ne amaçla girdiğini de görmemezlikten gelmişlerdi.

24.01.2011: CHP'li Batum: 50 bin kişiyle Silivri'yi basalım!:

CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum, Silivri'deki Ergenekon sanıklarına moral vermek, mahkeme heyetini korkutmak için "50 bin kişiyle Silivri'de görülen Ergenekon davasına katılma" planını açıkladı. Uğur Mumcu'nun öldürülüşünün 18. yılı dolayısıyla düzenlenen anma etkinlikleri için İzmir'e gelen Batum, 'Ergenekon' sanıklarının milletvekili yapılarak cezaevinden kurtarılması teklifini değerlendireceklerini belirtti. Batum, "İçeride yatan Atatürkçü aydınları korumak için elimizden geleni yapacağız." dedi. Bunun için her yöntemi uygulayacaklarının altını çizdi. Batum, "Biz terör örgütü falan değiliz. Biz, AKP hükümetinin bilerek ve isteyerek Atatürkçü aydınları içeri tıkmak suretiyle, Türkiye'de kendi iktidarını hiçbir engel olmadan kurmak istediğini düşünüyoruz. Buna kesinlikle izin vermeyeceğiz. Buna izin vermemek her yöntemle olabilir. Oradaki Atatürkçü aydınları partiye alarak veya başka bir yöntemle, iktidara baskı kurarak olabilir. Bunların hepsini uygulayacağız." şeklinde konuştu. Geçtiğimiz günlerde Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Tansel Çölaşan'la birlikte Silivri Cezaevi'ne giderek Ergenekon sanıklarına destek veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Batum, "Haberal ve Balbay'ı milletvekili yapın." çağrılarına, "Mesajınızı alıyorum." diye karşılık vermişti. Batum, her şeye rağmen bu Silivri çıkarmasından tatmin olmadı. Ergenekon davasına bakan mahkemenin, kendilerinden sonra, ziyaretçilerin bundan böyle içeriye sokulmaması yönünde bir karar aldığını söyledi. Süheyl Batum, "Biz 50 bin kişiyle Silivri'ye gitseydik 'gelenler açıkta duracaklar, içeri kadar giremeyecekler' diye karar almaya cesaret edemezlerdi. 50 bin kişi, bunu kuracağız şimdi. Biliyorum ki sizler bunu örgütlersiniz, korkmazsınız da..." diyerek yeni bir Silivri çıkarmasına hazırlandığının ipuçlarını verdi.

24.01.2011: 'İbrahim Şahin bunadı' ısrarı:

Ergenekon davasının en önemli sanıklarından eski Polis Özel Harekat Başkanvekili İbrahim Şahin'i yargılanmaktan kurtarmak için bunama raporu alma girişimleri.

26.01.2011: Polis Çelebi'nin cebine telefon rehberi ekledi mi?:

Ergenekon sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin gözaltında bulunduğu sırada el konulan cep telefonuna, polis tarafından, Hizbuttahrir üyelerinin de olduğu 139 telefon numarasının sehven yerleştirildiği ortaya çıktı. Buradan hareketle, "Çelebi'nin temiz olduğu, kirli olanın polis olduğu,  Çelebi'nin Hizbuttahrir'le bir ilişkisi olmadığı" iddiaları günlerce medyada savunuldu. Oysa Hizbuttahrir'le ilişkisini, mahkemede Çelebi de kabul etti. Zaten mahkeme, Çelebi'nin cep telefonundaki numaralara dayanarak bir suçlamada bulunmamıştı. Sadece diğer belge ve bilgilere istinat etmişti.

29.01.2011: Ergenekon savcısı Çolakkadı'ya tehdit:

Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını yürüten özel yetkili savcıların amiri konumundaki Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı'nın evinin yanındaki bir trafoya İngilizce ölüm tehdidi mesajları yazıldı. Çolakkadı Ergenekon çevrelerinin sevmediği bir savcı. Önceki HSYK tarafından korsan kararnamelerle görevinden alınmaya çalışılan savcılardan biri olan Çolakkadı'nın adı, Balyozcuların darbe sonrası görevden alacağı kişiler arasında da geçiyordu.

03.02.2011: Balyoz ve Gölcük'ü sulandırma operasyonu:

Can Ataklı nasıl suçüstü yakalandı? Balyoz ve Gölcük belgeleri üzerinde şüphe uyandırma operasyonunda son icraatları neler? NTV ve CNN, servis edilen bu sulandırmaları nasıl haber yaptı?. Ergenekon sanığı Mehmet Ali Çelebi'nin telefon fihristine başka kişilerin telefon numaralarının eklenmesi olayı nasıl saptırılıyor?. Yeni Akit yazarı Yener Dönmez ile Sabah yazarı Nazlı Ilıcak köşe yazılarında çarpıcı bilgiler vererek, Balyoz ve Ergenekon davası hakkında şüphe uyandırmak için bazı çevrelerce nasıl gayret edildiğini çapıcı ve somut örneklerle işliyor.

15.02.2011: Gelin-damattan etik dışı hareketler:

Balyoz Darbe Planı davasının bir numaralı sanığı eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan Rodrik ve damadı Dani Rodrik, açtıkları web sitesinde ve yayınladıkları kitapta Balyoz belgelerinin sonradan üretilmiş sahte belgeler olduğuna dair iddialarını ispatlamak için yoğun bir çalışma yürütüyor. Gölcük Donanma'dan gelen belgeler işlerini sekteye uğrattıysa da mutlaka ona da bir açıklama getireceklerdir. Okurlarımızdan Selim Berk, Rodrik çiftinin akademisyen olmalarına karşın balyoz delillerini çürütmek için sergiledikleri ve bir akademisyene yakışmayan etik dışı davranışlarını işleyen bir yazı göndermiş.

22.02.2011: Odatv'nin, Ergenekon davasını karalamak için bile bile yalan haber yapması:

Ergenekon davası sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin cep telefonuna, polis tarafından Hizbuttahrir üyesinin telefon rehberinin sehven kopyalandığı ile ilgili haber yapan Odatv'nin, "Yanlış Yorumluyorsunuz" uyarılarına rağmen bile bile yalan haberler yaptığı ortaya çıktı. Yine Odatv'de ele geçirilen belgelerde, hükümeti yıpratmak için yapılacakların yanında Ergenekon soruşturma ve davaların engellenmesi için yapılacaklar da yer alıyor. Ergenekon davasının BOP kapsamında TSK'yı yıpratma ve etkisizleştirme amacında olduğu ve benzer konuların medyada sürekli işlenmesi, sivil savcıların askeri bölgedeki aramalarının nasıl engellenebileceği gibi ayrıntılar bu belgelerde işleniyor.

22.02.2011: Ergenekon sanığından ilginç iddia: Polis çay istetip, boş odaya DVD'yi koydu:

Ergenekon sanığı emekli Albay Levent Göktaş, suçlanmasına konu olan ve Ergenekon davasının da en önemli delilleri arasında yer alan 51 no'lu DVD'nin, bayan avukatın çay almak için dışarı çıktığı esnada boş olan odaya giren polislerce yerleştirildiğini ve el çabukluğuyla bulunduğunu iddia etti. Ergenekon dava sürecinde, sanıklardan bir teki bile ev ya da bürolarında ele geçen kritik önemdeki cd, belge ve benzer delilleri kabul etmedi. İlginç şekilde hepsinin ortak iddiası, bunları polisin oraya yerleştirdiği oldu. Yoldan geçen sabıkalılar, çavuşlar, virüsler gibi bahanelere son olarak çaycı-polis işbirliği de eklendi.

25.02.2011: Yargıtay'dan soruşturma siparişi:

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak' suçlamasıyla yargılandığı davada, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni alınmadığı gerekçesiyle, dava dosyasını tekrar Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Cihaner'in, Yargıtay 11. Ceza Dairesinde, 'Görevi kötüye kullanmak ve imar kirliliğine neden olmak' suçlamasıyla yargılanmasına ise devam edilecek. Terör dosyası hakkında soruşturma izni alınır alınmaz tekrar Yargıtay'a gelecek. Yargıtay, hukuka aykırı şekilde Erzincan Ergenekon terör örgütlenmesi suçlamalarını Cihaner'in görev suçuna sokarak davaları birleştirmiş ve terör davasını da kendi bünyesine almıştı. İnanılmaz hukuksuzlukların yaşandığı bu süreçte Erzurum mahkemesi üzerinde savaş uçakları uçurulmuş, askeri araçlar şehir merkezinde yürütülmüş, dava Yargıtay'ın içtihatlarına aykırı şekilde fotokopi evrak üzerinden oldu bitti ile birleştirilmişti. Yargıtay Ceza Genel Kurul üyelerinden bir çoğunun dahi isyan ederek 'yok hükmünde' kabul ettiği bu skandal karar, 2. Şemdinli skandalı olarak nitelendirilmişti. Yargıtay Cihaner soruşturmasını garantiye almak için Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na sipariş vermeye çalışıyor. Aslında sipariş ifadesi biraz hafif kalıyor, Yargıtay doğrudan talimatla bir soruşturmayı şekillendirmeye çabalıyor. Erzincan'a dosyayı 'soruşturmayı tamamla bana gönder' direktifiyle yolluyor. Hiçbir makam ve kişi, yürütülen soruşturmayla ilgili hakim ve savcılara emir ve talimat veremez. Buna yüksek mahkemeler, Adalet Bakanlığı ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da dahil.

26.02.2011: SANIK: MUSTAFA KEMAL'İ KULLANIN, KİMSE KARŞI DURAMAZ!:

Ergenekon sanıklarının Atatürk'ün ardına saklanarak savunma yapma çabaları iyice dikkat çekti. Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin ajandasındaki el yazılı notlardan biri de buydu: 'Mustafa Kemal'i kullanın, ona kimse karşı duramaz.' Çelebi, mahkemedeki savunmasında ajandasındaki stratejiyi bire bir uyguluyor. Terör örgütüne üye olmakla suçlanan sanık, savunmasında sürekli Mustafa Kemal'in askeri olduğunu anlatıyor. Diğer bir Ergenekon sanığı yarbay Mustafa Dönmez de birkaç gün önceki duruşmada, 'Suçum, Mustafa Kemal'in yolunda olmaktır!' demişti.

28.02.2011: Silahlı saldırı: Hedef Balyoz hakimi mi?:

Balyoz davasına bakan hakim ve savcılarla aynı sitede oturan İstanbul Bölge İdare Mahkemesi hakimi E.A.'nın otomobiline uzun namlulu silahla ateş açıldığı ortaya çıktı. Otomobilin sağ arka kapısında mermi çekirdeği bulunan Hakim E.A., 'Otomobilim Balyoz hakimi Ali Efendi Peksak'ın aracı ile aynı renk ve modelde. Büyük ihtimal benim aracımı Balyoz hakiminin aracı zannedip ateş açtılar' dedi. Olay Ergenekon'un henüz tespit edilemeyen idhar (yedek) kadrolarını akla getirdi.

05.03.2011: Odatv'cilerin 'itiraf' korkusu:

Oda TV'de yapılan aramalarda ele geçirilen belgeler, Soner Yalçın ve ekibinin sadece gazetecilik yapmadığı yönündeki görüşleri destekler nitelikte. Belgelerden birinde Ergenekon sanıklarıyla ilgili tutulan notlar yer alıyor. Ergenekon sanıklarının itiraflarda bulunmaması için bazı önlemler alınmış. İşte o notlardan çarpıcı başlıklar: 'Sanıklardan bazıları çok şey biliyor. Bir itiraf furyası başlarsa bütün kategoriler aynı anda çöker. Bu nokta çok ciddi, daha önce de aktardık.'

07.03.2011: Karanlık odada medya yapılanması:

Soner Yalçın'ın sahibi olduğu Odatv'ye yönelik Ergenekon operasyonunda ele geçirilen 'Ulusal Medya 2010' isimli belge yasadışı derin yapılanmaların medyayı şekillendirmek için planlama yaptığını ortaya koydu. Belgede Ergenekon ve Balyoz gibi soruşturmaların boşa çıkarılması için medyada yapılması gerekenler bir bir anlatıldı.

09.03.2011: Medya büyükanıtları: Gerçekten tanır mısınız?:

Gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınmasına ilk andan itibaren bir takım medyada gösterilen tepkiler. İki hafta boyunca yürütülen ve demokrat bazı gazetecilerin de şaşırtıcı şekilde alet olduğu kamuoyunu yanıltma girişimleri dikkat çekti.

17.03.2011: Erzincan köylerindeki silahların sırrı çözülüyor:

1993'te Alevi-Sünni çatışması için Erzincan'da köylülere dağıtılan silahlarla ilgili önemli belgelere ulaşıldı. Dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in 2009'da başlatılan soruşturmayı nasıl yürüttüğünü gösteren belgelere göre, dosya terör suçu yerine Ateşli Silahlar Yasası kapsamına alınmış. Cihaner, olayın özel yetkili savcıya bildirilmemesi için talimat vermiş. Mühimmatta 3 LAW ve bombalar da var.

18.03.2011: Avukattan duruşmada inanılmaz CD tezgahı:

Balyoz davasında şok bir gelişme yaşandı. Sanıklardan Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz, savunmasını sunduğu sırada talebi üzerine mahkeme duruşmaya ara verdi. Mahkeme heyetinin duruşma salonundan çıkmasından sonra hakimlerin görülen davayla ilgili klasörleri ve şahsi bilgisayarları kürsüde olmasına rağmen, avukat Ersöz kürsüdeki telefonun altına gizlice CD yerleştirdi. Duruşmaya yeniden başlanıldığında da söz alan avukat Ersöz, savunmasına bir mizansen ile devam edeceğini bildirerek, "Kürsüdeki telefonun altında bir CD var. Bu CD’nin oradan alınıp bilgisayara takılmasını talep ediyorum" şeklinde beyanda bulundu. Avukat Hüseyin Ersöz, "Beşiktaş adliyesinde bir savcı bana bir bilgi verdi. Sizin hakkınızda belgeler verdi, açıklamalar yaptı. Bunlar da CD'de yer alıyor. Sizin şu anda masanın üzerinde beyaz bir dosya varsayalım. CD bu dosyanın altında." dedi. Avukat Ersöz, daha sonra da duruşma mübaşiri Aydın Arslan'dan bu CD'yi almasını istedi. Hüseyin Ersöz daha sonra da bizzat kendisi heyetin oturduğu kürsüden beyaz bir dosyadan CD'yi çıkardı. Ersöz CD'yi Mahkeme başkanı Diken'e, bilgisayarına takması için uzattı. Ancak Başkan Diken CD'yi Ersözün kendi bilgisayarına takmasını söyledi. Ersöz, bilgisayarına taktığı CD içerisinde "Sayın başkan", "Zamanın ötesinden gelenler", "Ömer" ve "Aliefendi" adlı dosyalar olduğunu gösterdi. Ersöz, "Sayın başkan" klasörünün 2003 yılında oluşturulduğunu, diğer belgelerin hepsinin de 5.03.2003 tarihinde oluşturulduğu gösterdi. Ersöz, "Bunu içinde de mahkemenin aldığı kararların hükümet tarafından ve bazı medya organlarında olumlu karşılandığını belirten bir sayfalık metin yer alıyor." dedi. Bunun üzerine Başkan Ömer Diken "Burada mahkeme başkanını hedef alıyorsunuz. Böyle savunma yapamazsınız" şeklinde uyarıda bulundu. Ersöz'e sert tepki gösteren mahkeme heyeti suç duyurusunda da bulundu.

18.03.2011: Baykal Ergenekon savcıları göreve çağırdı ama ifade vermiyor:

CHP esli lideri Deniz Baykal, Oda TV muhabiri İklim Bayraktar'ın taciz iddialarının ardından yeni bir komplo ile karşı karşıya olduğunu ileri sürmüş ve savcıları göreve çağırmıştı. Savcılık da harekete geçerek kendisiyle birlikte Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin'i ifade vermeye davet etti. Ancak Baykal, gitmeyeceğini açıkladı. Savcılıktan kendisiyle ilgili belgeleri talep eden Baykal'ın bu talebi reddedildi. Konunun Ergenekon'la bağlantılı olmadığını iddia eden Baykal, kaset olayının Ergenekon soruşturması kapsamında ele alınmasını istemediğini de belli etti. Baykal'ın bazı bilgilerin ortaya çıkmasından çekindiği ileri sürülüyor.

22.03.2011: Baskınları etkisiz bırakmak için Ergenekon'un telsizli haberalma sistemi:

Ergenekon'un tutuklu sanığı Prof. Mehmet Haberal'ı Kardiyoloji'de kaldığı günlerde hiç yalnız bırakmayan adamlarının ilginç bir erken uyarı sistemi kurduğu anlaşıldı. Haberal'ın adamlarının savcı ve polis gibi davetsiz misafirlere karşı kurduğu anlaşılan telsiz tabanlı sistem vasıtasıyla Haberal'ın refakatçisi ve doktorlarının uyarıldığı, kazanılan dakikalar içerisinde Haberal'ın odasındaki suç unsuru taşıyan tüm materyallerin refakatçinin kaldığı diğer bir odaya taşınıp dolaba kilitlendiği anlaşıldı.

11.04.2011: Tutuklanan gazeteci Ahmet Şık'ın 'imamın ordusu' adlı kitabı neyi örtüyor:

Taraf gazetesinden Mehmet Baransu köşe yazısında Ergenekon soruşturmasında örgüt emriyle Ergenekon soruşturmasını karartma amaçlı kitap yazdığı gerekçesiyle tutuklanan gazeteci Ahmet Şık'ın kitabını analiz ediyor. Hanefi Avcı'nın kitabıyla kıyaslama yapan Baransu, Şık'ın kitabında da Ergenekon ve benzer soruşturmalardaki gerçeklerin ortaya çıkartılmasının engellenme ve saptırma çabasının var olduğunu işliyor. Şık'ın kitabı talimatla yazıldığına dair savcılık iddiaları mahkeme kararıyla da doğrulanmıştı. Ahmet Şık'ın 'İmamın Ordusu' adlı kitap taslağına el konulmasına yönelik itiraz 12. Ağır Ceza mahkemesince 30.03.2011 tarihinde oy birliğiyle reddedilmiş, iki sayfalık karar metninde kitapla ilgili şok tespitlerde bulunulmuştu.

12.04.2011: Ergenekon sanığının anne ve kardeşinden tanığa tehdit telefonu:

Ergenekon davasında şok ifade veren tanık Esra Gökçimen, kendisi ve oğluna yönelik çok ağır tehditler aldığını söyledi. Sanık Gülaltay'ın kardeşi Emre ve annesi Solmaz Gülaltay tarafından telefonla arandığını belirten Gökçimen, "Önce Emre ile çok kısa konuştuk. Ardından da Solmaz Gülaltay ile 5-10 dakika kadar görüştük. Bana bu davanın da biteceğini ve benimle bir sorunlarının olmadığını söyledi. Ben de hiç kimsenin devletten daha üstün olamayacağını söyledim. Bunun üzerine Semih Tufan Gülaltay aleyhine verdiğim ifadeyi geri almazsam aynı odada oğluma öyle bir şey yaparlarmış ki tekerlekli sandalyeye mahkum ederlermiş. Bizi çok ağır şekilde ölümle tehdit etti. O davada şikayetimi geri çekince her şey bitecek zannetmiştim. Ama bitmedi. Vicdanım, bu duruma daha fazla izin vermediği için de gerçekleri anlatmak zorunda kaldım." diye konuştu. Mahkeme heyeti, daha önce tehditler nedeniyle ifadesini değiştirmek zorunda kaldığını belirten tanık Gökçimen'in tanık koruma programına alınmasını kararlaştırdı. Ergenekon sanığı Tufan Gülaltay'ın yanında çalıştığı öğrenilen Gökçimen'in, Muzaffer Tekin'in sık sık geldiğini, Danıştay saldırısından 2 gün önce de Tekin'in yanında 4-5 kişilik grupla Gülaltay'ın ofisine geldiğini ve saatlerce toplantı yaptıklarını, Alparslan Arslan'ın da olaydan önce bu binaya kalabalık bir grupla geldiğini gördüğünü'' söylediği ortaya çıktı. Gökçimen ifadesinde, 'cinayetin olduğu gün Ulusal Birlik isimli internet sitesinde Muzaffer Tekin, Alparslan Arslan, 2 de Mahmut isimli kurucu üyenin siteden isminin silindiğini' belirtmiş. Danıştay saldırısının Ergenekon örgütünün işi olduğunu gösterebilecek çok önemli bir gelişme olan bu ifadenin Ergenekon davasını büyük ölçüde etkileyeceği sanılıyor. Ve bu nedenle de mahkemenin tanık Gökçimen için 'tanık koruma yasası'nın uygulanmasına karar verdiği anlaşılıyor.

14.04.2011: Avukat Ergül gizli tanığın kimliğini açıkladı:

Birinci ''Ergenekon'' davasında, sesi ve görüntüsü değiştirilerek duruşma salonuna yansıtılan gizli tanık ''Aydın-1'''in kimliği sanık avukatlarından Vural Ergül tarafından açıklandı. Ergül, ''Aydın-1''in gazeteci İ.A. olduğunu ileri sürdü. Savcı, duruşma sırasında gizli tanığın kimliğini açıkladığı gerekçesiyle avukat Vural Ergül hakkında işlem yapılması için duruşma tutanaklarının Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini talep ederek, gizli tanığın da tanık koruma kanunu kapsamına alınmasını istedi.

19.04.2011: Balyoz'da 3.ret: Hakimler arasında gerilim:

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 'Balyoz Planı' davasındaki 162 sanığın tutukluluk hallerinin kaldırılması yönündeki taleplerini 3. kez oy çokluğuyla reddetti. Balyoz davasında üçüncü kez şerh koyan ve sanıkların serbest bırakılmaları gerektiğini ifade eden mahkeme başkanı Şeref Akçay, hem kendi üyelerini, hem de Balyoz davasına bakan mahkemeye inanılmaz eleştiriler getirdi. Akçay üye hakimleri nezaketsizlikle suçlarken, adliyede kendisine selam verilmenin dahi kesildiğini iddia etti. Üye hakimler Metin Özçelik ve Birol Bilen ise kendi mahkemelerinin eski kararlarından örnekler vererek başkan Akçay'ın ihsas-ı reyde bulunduğunu belirtti. Başkan Akçay'ın muhalefet şerhlerinden cesaret alan genelkurmay '6 Nisan Muhtırası' olarak nitelendirilen şok bir bildiri ile tutukluluk kararlarını anlayamadığını belirtmişti.

22.04.2011: Ergenekon sanıklarından tanıklara ve hakimlere tehditler:

Ergenekon davasında söz alan tutuklu sanık Semih Tufan Gülaltay, Danıştay saldırısı ile Ergenekon'un bağını gösterecek şekilde kendisi aleyhinde şok ifade veren tanık Esra Gökçimen'in yalan söylediğini iddia etti ve mahkemenin bu yalanlara müsade etmemesini istedi. 'İzin vermeniz durumunda Türkiye'nin zarar görmesine neden olursunuz. Mahkemenin vereceği karardan kimse memnun olmazsa Türkiye kaosa sürüklenir.' diyen Gülaltay, tanık Gökçimen'in tanık koruma programından faydalanması konusunda mahkemenin aldığı kararı da eleştirdi. Bugünkü duruşmada birçok Ergenekon sanığı ile hakimler arasında daha önceki duruşmalarda yaşanmadığı kadar sert ve yoğun tartışmalar yaşandı.

23.04.2011: Ergenekon sanığı Cihaner'i kurtarmak için skandal YSK komplosu:

YSK üyesi yüksek hakimler Hüseyin Eken ile Kırdar Özsoylu'nun, Cihaner'in CHP'den aday gösterilmesi için önce YSK'yı, sonra da CHP'yi yönlendirdiği iddia ediliyor. YSK, CHP'yi Cihaner'e adeta mecbur bırakmış. Cihaner'in aday gösterilmemesinden sonra harekete geçen YSK, geçmiş kararlarının ve teamülün tersine CHP'ye önce 'kontenjan adayı' gösterme uyarısında bulundu, daha sonra önerilen adayları da veto ederek Cihaner'den başka seçenek bırakmadı. Bu iki hakimin, Ergenekon kapsamında yargılanan İlhan Cihaner'in Yargıtay ve Danıştay'daki davalarına baktığı ve eski Başsavcı'nın lehine kararlar verdiği belirlendi. Eski Başsavcı Cihaner'i fotokopi skandalıyla bile olsa kurtarmaya kararlı görünen yüksek yargının şimdi de onu milletvekili yapmak için gayret içerisinde olduğu anlaşılıyor.

28.04.2011: Balyoz ortaya çıkarsa B planı: Şifre:

ÖSYM'de günlerdir aranan şifre anahtarı Balyoz belgelerinde bulundu. Balyoz davasını sulandırmaya çalışanların 'Yazışmalar hatalı, askeri yazışma kurallarına uymuyor' türünden iddiaları fos çıktı. Emekli Albay Büyük'te ele geçirilen yeni Balyoz belgeleri, yazışmalarda kasıtlı hata yapıldığını ortaya koydu. Balyozcuların yakalanmamak için kullandıkları kodlu hata sistemini deşifre eden belgelerde planların deşifre edilmesi halinde yapılacaklar sıralanıyor. Yapılacak hataların ve anlamlarının belirlendiği bir şifre anahtarı da hazırlanmış. Herşeye rağmen Balyoz'un ortaya çıkması durumunda açılacak bir soruşturmayı engelleme ve örtbas da düşünülmüş. Bu C planı için askeri savcı Zeki Üçok görevlendirilmiş.

29.04.2011: Soru sormayın, sanıklar kalp krizi geçirebilir!:

Balyoz davasında 12 Eylül 1980 darbesine ilişkin sanık Şükrü Sarışık'a yöneltilen bazı sorular, sanık ve avukatların tepkisine neden oldu. Çapraz sorgusunda 12 Eylül darbesini savunmaya başlayan Sarışık'a bu konuyla ilgili soru soran savcıya sanıklar tepki gösterdi, 12 Eylül'le ilgili soru sorulmamasını istedi. Sanıkların 12 Eylül'ü savunmalarını gerekçe gösteren savcı da sorularında ısrar etti. Duruşmanın ilerleyen saatlerinde sanık avukatlarının bir itirazı ise şok etti. Müvekkillerinin kalp krizi geçirebileceğini, bu nedenle soru sorulmamasını isteyen avukatlara mahkeme başkanı tepki gösterdi: 'Bu sorulardan kimse kalp krizinden ölmez.'

29.04.2011: Balyoz yakınlarından karşı iddialar:

Sabah yazarı Nazlı Ilıcak'ı ziyaret eden Balyoz sanıklarının yakınları, davadaki delillerin sahte ve kurgu olduğunu iddia ettiler. Ilıcak çarpıcı köşe yazısında, bu iddiaları ve kendi görüşünü örneklerle işliyor.

05.05.2011: Aydınlıkçılara 'hedef gösterme' cezası:

Ergenekon davası tutuksuz sanıklarından Aydınlık dergisi İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya ile derginin sorumlu müdürü Ruhsar Şenoğlu, emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Mutlu Ekizoğlu'nu 'terör örgütlerine hedef göstermek' suçundan 10'ar ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali tarafından hazırlanan iddianamede, Aydınlık Dergisi'nde 23.08.2009'da sanık Ufuk Akkaya imzasıyla yayınlanan 'Fethullahçı Çete Mercek Altında Sahte Belgenin Anahtarı Üç Polis' başlıklı habere ilişkin müştekilerin hedef gösterildikleri iddiasıyla şikayet dilekçesi verdikleri anlatıldı. Söz konusu haberde İrtica ile Mücadele Eylem Planı adı altında TSK'yı yıpratmaya yönelik sahte bir belge hazırlandığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'nde açıklanan bu belgenin bazı sabıkalılar kullanılarak Serdar Öztürk'ün ofisine yerleştirildiği ve o dönemde Terörle Mücadele Şube Müdürü olarak görev yapan müştekiler tarafından basına sızdırıldığı iddialarının yer aldığı kaydediliyordu.

06.05.2011: Yurtdışında denilen sanıklar Balyoz toplantısında çıktı:

Balyoz davasının 5.05.2011 tarihinde görülen duruşmasında sanıklar Hakan Dereli ve Aytekin Candemir'in 2002-2003 yıllarında yurtdışında görevlendirme tarihlerinin TSK tarafından mahkemeye 'sehven' yanlış bildirildiği belirtildi. Böylece, Balyoz plan semineri ve çalışmaları sürerken söz konusu sanıkların yurtdışında olduğu ifadesi yalanlanmış oldu. Bu konu, davayı itibarsızlaştırmak isteyen çevreler tarafından propaganda malzemesi olarak kullanıyordu.

16.05.2011: Haberal'dan doktorlara suç duyurusu:

CHP Zonguldak milletvekili adayı Ergenekon davası tutuklu sanıklardan Prof. Dr. Mehmet Haberal, kendisinin sağlıklı olduğunu belirten raporları nedeniyle Adli Tıp Kurumu Başkanı ve doktorları ile Mehmet Akif Ersoy Göğüs ve Kalp Cerrahisi Eğitim ve Araştırma hastanesi doktorları hakkında suç duyurusunda bulundu. Haberal'ın hastaneye sevk için tekrar başvuruya hazırlandığı da belirtiliyor.

25.05.2011: Cihaner'in derinliğini, gizli tanık da doğruladı:

Islak İmzalı Kontrgerilla belgesi davasının dünkü duruşmasında ifade veren Gizli Tanık 'Efe' şok açıklamalarda bulundu. Erzincan'da yaklaşık 15 albayın katıldığı bir toplantıda Albay Dursun Çiçek'i gördüğünü ve kesin şekilde teşhis ettiğini kaydeden Efe, Konak Mazlum Oteli'nde kalan Çiçek'in kaydı silinemeyince, isim benzerliği olan 1977 doğumlu bir kişinin kimlik bilgileriyle kayıtların değiştirildiğini iddia etti. Gizli tanığın verdiği bilgilerden, ıslak imzalı komplonun Erzincan'da uygulanmasında İlhan Cihaner'in başrolde olduğu anlaşılıyor. İlhan Cihaner'in ne kadar derin bir kişi olduğu, Yargıtay'ın onun davasını skandal şekilde kendi bünyesine almasında, izlendiğini faksla bildirmesinde, Denizli'den milletvekili adayı gösterilmesi için YSK'daki üyelerini devreye sokmasıyla anlaşıldı. Hatırlanacağı gibi İlhan Cihaner'in Ergenekon soruşturmasında birkaç ay sonra başlattığı cemaatler soruşturmasının amacının da, iktidara kadar tırmandırarak Ergenekon soruşturmasını çökertmek olduğu iddia edilmişti.

06.06.2011: 'Elimde görmüş olduğunuz şu boru parçası' planlı mı?:

Dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un, Kurmay Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzası olan 'Kaos Planı' ve Poyrazköy'deki kazılarda bulunan law silahlarıyla ilgili 'kağıt parçası, boru parçası' açıklamalarının bir planın parçası olduğu ortaya çıktı. Başbuğ'un soruşturmalara açıkça müdahale niteliğindeki skandal açıklamaları bunlarla da sınırlı değil. Gölcük'te ele geçirilen 'Proje' isimli belgede, soruşturmaların itibarsızlaştırılması ve kamuoyunun, TSK'nın açıklamalarıyla yönlendirilmesi öngörülüyor. Başbuğ'un açıklamalarının da bu planın bir parçası olduğu iddia ediliyor.

08.06.2011: Genelkurmay 'Bilgi Notu'nu imha mı etti?:

Genelkurmay, 2007'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine askerlerin doğrudan müdahale ettiğini belgeleyen bilgi notunu bulamadığını iddia etmişti. Oysa iki yıl önce bu notu kabul ettiği ortaya çıktı. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak bu çelişkiye dikkat çekerek çarpıcı bir ayrıntıyı hatırlatıyor. Islak imzalı kaos planı belgesinin ortaya çıkması üzerine Genelkurmay'da büyük bir evrak ve bilgisayar harddiskleri imhası yaşandığı ortaya çıkmıştı. Ilıcak, 367'yi belgeleyen bilgi notunun da imha edilen o evraklar arasında olabileceğini iddia ediyor. Savcıların işin peşini bırakmayacağını dile getiren Ilıcak, Yaşar Büyükanıt ile İlker Başbuğ'un yargılanmasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.

23.06.2011: Balyoz'da organize şekilde tehdit ve beddua dolu savunmalar:

Balyoz davasının bugünkü duruşmasında söz alan tutuklu sanık Çetin Doğan, mahkeme heyetine sert eleştiriler yöneltti. 'Bu kadar insanı burada tutmak cinayettir.Siz de bu cinayete ortak olmayın. Yoksa tarihin sizi ne ile anacağını ben dile getirmek istemiyorum. Atacağınız adımda vatana ihanet olduğunu unutmayın.' ifadesini kullandı. Diğer sanık Süha Tanyeri'nin, 'Ben ah etmem ama çok ah alıyorsunuz. Bugün yarın yakınlarınızın, ailenizin başına bir iş gelirse...' sözlerine ise Başkan Diken müdahale etti: 'Ne anlamda söylüyorsunuz? Ne olacak? Ne gelecek?' Duruşmada bir çok sanığın peşpeşe söz alarak beddua etmesi, mahkeme üzerinde psikolojik baskı kurma girişimi dikkat çekti. Sanıkların bu baskılarına mahkeme başkanı tepki gösterdi.

28.06.2011: Biri Haberal'ı uyandırsın: Reddi hakim istedi:

Haberal, kendisinin geliştirdiği ancak referandumda halkın çökerttiği savunma stratejisini tekrar kullanmaya kalktı. İkinci 'Ergenekon' davası tutuklu sanığı Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın avukatları, tahliye taleplerinin reddine ilişkin itirazı inceleyecek olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görevli 3 hakim için 'reddi hakim' talebinde bulundu. Dilekçede, Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın mahkemede görevli 3 hakim aleyhine tazminat davası açarak kazandığı, dolayısıyla bu hakimler ile Haberal arasında husumet bulunduğunun anlatıldığı öğrenildi. Ancak Haberal'ın bu talebinin kabul edilmesi mümkün görünmüyor

30.06.2011: CHP'nin amacı Ergenekon davasını bitirmek:

Milletvekili seçilen tutuklu iki Ergenekon sanığı Mehmet Haberal ile Mustafa Balbay'ın mahkemelerce tahliye edilmemesi üzerine CHP'nin Meclis'i boykot etmesindeki asıl hedef tartışılırken, partinin yetkili isimlerinden bu konuda ipucu veren açıklamalar geldi. CHP'li İsa Gök'ün, 'Sadece Haberal ve Balbay değil, diğer Ergenekon tutuklularının da bırakılmasını istiyoruz.' sözleri hukukçular ve aydınlar tarafından 'Boykotun amacı Ergenekon davasını çökertmek.' şeklinde yorumlandı.

01.07.2011: Darbeci Baro da boykota katılmak istiyor:

Ergenekon ve benzer davaların savcı ve hakimlerine olan sert eleştirileri nedeniyle adı 'Ergenekon Barosu'na çıkan İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, şok bir çıkış yaptı. 'Artık daha cesur adımlar atılmalı' diyen Kocasakal, zamanı gelince Ergenekon ve Balyoz gibi özel yetkili mahkemelerde görülen davalara avukat vermemeyi düşündüğünü açıkladı. Meclis'te CHP ve BDP'lilerce başlatılan boykotun bir benzerinin böylece barolara da taşınacağı ve bu kritik davaların sabote edilmeye çalışılacağı ileri sürülüyor. Ve Baro, boykot planını 1 yıl sonra, 19.04.2012'deki Balyoz duruşmasında fiilen uygulamaya koydu. Bu boykot planı Balyoz davasının uzun süre kilitlenmesine neden oldu.

02.07.2011: Ergenekon'a Genelkurmay kalkanı:

Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma Komutanı Tümgeneral Mutlu Arıkan'ın ortaya çıkan ses kaydındaki, 'Bunların yayınlanması uygun değildir.' diye yazmışız. O da tutanağa geçirmiş ve dolayısıyla onları koymamış oraya. Daha neler var...' şeklindeki sözleri, soruşturma sürecinde bazı belgelerin yargıdan gizlendiğini, Genelkurmay'ın Ergenekon ve benzer davaları engellemek için çaba harcadığını gözler önüne serdi.

08.07.2011: Haberal'ın hakim inadı: Bir itiraz daha:

13, 14, 9 ve 10. Ağır Ceza mahkemelerinden ret cevabı almasına rağmen vazgeçmeyen Haberal, tahliye başvurusunu değerlendirecek heyetlerde tazminata hükmettirdiği hakimlerin yer almaması için bu kez de 11. Ağır Ceza'ya 'reddi hakim' başvurusu yaptı. CHP'den milletvekili seçilen Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mehmet Haberal'ın avukatları, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Nurettin Ak'ın reddedilmesi talebinin kabul edilmemesine itiraz etti. Avukatları, Haberal kendisini tahliye edecek olanları buluncaya kadar hakim seçmeye devam etmekte kararlı olduğunu açıklamıştı.

25.07.2011: Ergenekon Barosu: Gizli tanıklık kalksın:

Kamuoyunda Ergenekon Barosu olarak nitelendirilen İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal gizli tanıklığın ve özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını istedi. Kocasakal, Ergenekon sanıklarının avukatlığını yapan Vural Ergül'ün gizli tanıkların kimliğini açıklamasının da suç olmadığını, avukatların böyle bir özgürlüğü olduğunu savundu ve bunun bir savunma hakkı olduğunu iddia etti.

27.07.2011: Danıştay saldırısının 2 tanığı kayıp:

Ergenekon davasına bakan mahkeme, Danıştay saldırısından 2 gün önce emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve Alparslan Arslan’ın Semih Tufan Gülaltay’ın şirketinde toplantı yaptıklarına şahit olan Muzaffer Gökçimen’e 28.01.2011 tarihinden beri ulaşamıyor. Gökçimen 150 gündür kayıp. Muzaffer Gökçimen'in eşi Esra Feride Gökçimen ise, davada tanıklık yapmış ve söz konusu toplantıyı doğrulamıştı. Kritik ifadeler vermesi ve tehditler alması üzerine Esra Gökçimen mahkeme tarafından tanık koruma programına alındı. Mahkeme, Danıştay saldırısı sonrası gözaltına alınan ancak serbest bırakılan Sinan Berberoğlu’na da 200 gündür ulaşamıyor. Muzaffer Gökçimen’in susturulmak istendiği, Sinan Berberoğlu’nun ise sanıklarla bağlantıları deşifre olduğu gerekçesiyle kaçtığı iddia ediliyor.

04.08.2011: Polise attığı molotof elinde patladı:

Ergenekon sanığı Bedirhan Şinal'in 'Cumhuriyet'e attığım molotofları polis verdi' iddiası boş çıktı. Kamuoyunu yanıltmak için kurulan tezgahta adı geçen polislerin, Şinal'in cezaevinde ifadesini alan memurlar olduğu anlaşıldı. Polisleri hedef gösteren Şinal ve akıl hocalarının, Ergenekon'la birleştirilen Danıştay saldırısıyla ilgili savcılık iddialarını sulandırmayı hedeflediği belirtildi. Hiçbir somut delile dayanmadan 3,5 yıl sonra sadece isimler ortaya atarak, o isimleri ve tüm Ergenekon soruşturmalarını zan altında bırakmak amaçlı bu girişim inandırıcı bulunmamış, mahkeme, Şinal'in 'iddiaları araştırın, gerekirse başka isimler de veririm' talebini reddetmişti. Diğer taraftan Şinal'in polisleri suçlaması için baskı gördüğüne dair 12. Ağır Ceza'ya aylar önce ifade verdiği de ortaya çıktı.

11.08.2011: Askerden 'Karargah Evleri'ni örtbas planı:

Andıç iddianamesinin ek klasörlerine Ergenekon savcılarıyla görüşen askeri savcıların görüşme notları da girdi. Notlarda sivil savcılarca Ergenekon soruşturması kapsamında yürütülen İşçi Partisi-Karargah Evleri soruşturmasının kamuoyu nezdinde kanuni yollardan nasıl itibarsızlaştırılacağı, bunun için yandaş medyaya bilgi sızdırılacağı tek tek sıralanmış. Karargah Evleri soruşturmasının örtbas edilmesiyle ilgili şok bir ayrıntı daha ortaya çıktı. Ergenekon soruşturması sırasında askeri savcılığın Savcı Zekeriya Öz'e karargah evleri soruşturması dosyasını vermek istemediği, Öz'ün ısrarlı olması üzerine de ‘generallere soruşturma açılmaması kaydıyla' istenen dosyaları verdiği iddia edildi. Genelkurmay Askeri Savcılığı yetkilileriyle Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Özel Yetkili Savcılığı arasında İstanbul’da dönemin Başsavcıvekili Turan Çolakkadı’nın odasında yapılan toplantıya ilişkin askerlerce hazırlanan not da ek klasörlere girdi.

12.08.2011: Generaller intihar etmemek için GATA'da:

'İnternet andıcı' davasının 14 sanığı hakkında yakalama kararı çıkmasının üzerinden 3 gün geçmesine rağmen aralarında Genelkurmay Adli Müşaviri Tümg. Hıfzı Çubuklu'nun da bulunduğu muvazzaf generaller teslim olmadı. Alınan bilgilere göre mahkemeye herhangi bir sağlık raporu da göndermediler. EDOK Komutanı Org. Nusret Taşdeler ile Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı İsmail Hakkı Pekin'in ise GATA'ya yattığı iddia ediliyor. Taşdeler’in göğüs ağrısı, baş dönmesi ve halsizlik şikayetleri ile hastaneye sevk edildiği öğrenilirken, Pekin'in GATA'ya yatırılma gerekçesi ise oldukça ilginç: ‘İntihar düşüncesi ile kendine zarar verir.’ 14 kişiden şu ana kadar ikisi albay biri orgeneral, sadece 3 emekli subay teslim oldu.

14.08.2011: Soruşturmaları sanıklar uzatıyor, davalar uzuyor diye de şikayet ediyorlar:

Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde çok tartışılan konulardan biri yargılamanın uzaması. Sanıklar, avukatları ve medya, yargılama sürecinin yavaş ilerlemesi ve tutukluluğun cezaya dönüşmesi eleştirilerini getiriyor. Ancak AK Parti hükümetine yönelik kara propaganda yapılan internet siteleriyle ilgili 'internet andıcı' iddianamesinin ek klasörlerinde yer alan yazışmalar, konunun farklı bir boyutunu gözler önüne seriyor. Yazışmalara göre, soruşturmayı uzatanlar bizzat şüphelilerin kendisi. Bir çok şüpheli ifadeye çağrıldığı halde aynı anda hastalanarak ya da başka mazeretlerle ifadeye gelmedi. İddianamenin tamamlanması bu nedenle uzun sürdü.

15.08.2011: Mahkemeye hakaretlerde ilk ceza Veli Küçük'e:

Ergenekon, Balyoz, kaos planı gibi davalarda sanıkların mahkeme heyeti ve savcılara yönelik söz ve davranışları sürekli eleştiri konusuydu. Duruşmalarda, talepler kısmında söz alan sanıklar, mahkeme heyetini açıktan hedef göstermekten çekinmiyor, savcılara ağır hakaretlerde bulunuyordu. Hakimleri, 'çocuklarınızı düşünün' diyerek tehdit eden sanıklar bile oldu. Savcılar, vatana ihanetle suçlandı, ağır hakaretlere uğradı. Söz konusu hakaretlerden bazıları savcı ve hakimlerin suç duyurusu üzerine yargıya taşındı. Hakkında dava açılan isimlerden emekli Tuğgeneral Veli Küçük, ilk cezasını aldı. Küçük, hakimlere ve savcılara hakaret ettiği gerekçesiyle 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. En üst sınırdan verilen cezada, hiçbir indirime de gidilmedi. Ayrıca, hakaret sebebiyle tutuklu sanık Kemal Aydın ve tutuksuz sanık Semih Tufan Gülaltay'ın da aralarında bulunduğu bazı sanıklara da cezalar verildi.  Silivri 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin verdiği kararda Küçük'ün 2009 yılındaki duruşmalarda, özel yetkili savcılar Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın için sarf ettiği 'şerefsizler, .. çocukları, bulunmuş kişiler, tarikatçılar, ABD ve Avrupa Birliği'nin satılmış hain maşaları' gibi sözlerin savunma sınırlarını aştığı ifade edildi. Ayrıca Veli Küçük, 13. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Sedat Sami Haşıloğlu'na yönelik 'sorguya sevk edilenleri dinlemiyor, onlar konuşurken esniyor, gizli tanıklara nasıl ifade vermeleri gerektiğini anlatıyor' ifadeleri sebebiyle de cezaya çarptırıldı. Veli Küçük, 1918 yılında vatanseverlerin Damat Ferit komplolarıyla Bekir Ağa bölüğüne konulması gibi, 2008'de de kendilerinin Silivrihane'ye gönderildiği benzetmesini yapmıştı. Savcıların soruşturmayı talimatla yürüttüğü, cezaevinden yalancı tanık bulduğu, suç uydurduğu ithamında bulunmuştu. Bu söylemleri değerlendiren Silivri 1. Sulh Ceza Mahkemesi, Küçük'ün anlattıklarının dava konusu ile hukuki ve mantıki bir bağlantı içerisinde olmadığının, gerçek ve somut vakalara dayanmadığı için de savunma dokunulmazlığı kapsamı içerisinde değerlendirilemeyeceğinin altını çizdi. Veli Küçük, Birinci Ergenekon davasının 4.08.2009 tarihli 103., 23.10.2009 tarihli 119., 26.10.2010 tarihli 164., 11.03.2011 tarihli 177. ve 22.04.2011 tarihli 183. duruşmalarında mahkeme heyeti ile savcılara ağır eleştiri, itham ve hakaretlerde bulunmuştu.

15.08.2011: İkinci Balyoz davası reddi hakimle başladı:

Balyoz Darbe Planı hakkında açılan 2. dava bugün görülmeye başladı. Duruşmanın başlamasıyla birlikte söz alan sanık avukatları reddi hakim talebinde bulundu. Duruşmada daha sonra Orgeneral Bilgin Balanlı savunmasını okudu. Duruşmaya verilen aranın ardından kararı açıklayan mahkeme heyeti, reddi hakim talebinin değerlendirilmesi için dava dosyasının üst mahkemeye gönderilmesine, duruşmanın da 3.10.2011 gününe ertelenmesine karar verdi. Balanlı'nın, savunmasında, davanın en kısa sürede sonuçlandırılmasını istemesine karşın, çok sayıda diğer sanığın reddihakim talebinde bulunarak davayı yavaşlatması ise dikkatlerden kaçmadı.

18.08.2011: Balyoz davasında savcı ve hakimlere tehdit:

Balyoz davasının bugünkü duruşmasında sanık avukatları mahkeme heyetini açıkça tehdit etti, savcıyı TSK düşmanlığı ile suçladı. Duruşmada çapraz sorgusu yapılan bir sanığa soru yönelten sanık avukatının,  'Onun da zamanı gelecek. zamanı gelince onlara soracağız' diyerek savcı ve hakimlere sataşması üzerine mahkeme başkanı, 'Zamanı geldiğinde demekle kastınız nedir? Bu davanın tersine döneceğini, İddianameyi hazırlayan savcılar ile yargılamayı yapanların yargılanacağını mı demek istiyorsunuz?" diye sordu. Avukat Eren'in "Evet" cevabı üzerine Başkan Diken "Bizi tehdit ediyorsunuz yani?" dedi. Avukat Eren'in, yargılamaların ters döneceğine inanıyorum." sözü üzerine Başkan Diken, "Bizi tehdit mi ediyorsunuz?" diye sordu. Bunun üzerine Avukat Kürşat Veli Eren, sözlerini değiştirdiğini belirterek "O zaman sözlerimi değiştiriyorum ve yürekten böyle olmasını dilediğimi söylüyorum." diye konuştu. Türk milleti adına yargılama yaptıklarını belirten Başkan Ömer Diken, "Hesabını veremeyeceğimiz hiçbir şeyin altına imza atmayız. Sizin sözlerinizi tehdit olarak kabul ediyoruz." dedi. Duruşmada ayrıca, savcının bir sanığa sorduğu, "Levent Bektaş'a ait flash bellekte sizin de isminizin geçtiği bazı word belgeleri bulunuyor. Bu konuda söyleyecekleriniz var mı?" sorusuna müdahale eden sanık avukatı, "Savcı taraflı davranıyor. Niyetini biliyoruz. Ordudan ne kadar nefret ettiğini, davanın ilk başından beri bellidir. Madem bu soruları soracaktınız da neden savcılık aşamasında sormadınız?" diye yüksek sesle çıkışınca savcı ve mahkeme başkanı, sanıklara her aşamada soru sorulabileceğini belirterek tepki gösterdiler. Savcı ayrıca hakaret için suç duyurusunda bulunulmasını istedi.

19.08.2011: Gölcük Belgeleri: AKP telefonlarını sızdıralım:

Faaliyetini sürdüren Ergenekon medyasına operasyon.. İşçi Partisi, Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetesi’ne yönelik operasyonlarda 9 kişi gözaltına alındı. Ergenekon soruşturması kapsamında gerçekleştirilen operasyonların gerekçesi, devlet yetkililerinin resmi telefon görüşmelerini yasadışı şekilde gizlice kaydederek yayınlama. Gölcük Donanma Komutanlığı'nda Başbakan Erdoğan dahil AK Partililerin telefonlarının dinlenmesi ve yandaş medyaya sızdırılmasını içeren belgelerin de ortaya çıktığı, İşçi Partisi, Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesine yönelik operasyonların bu belgeler üzerine başlatıldığı iddia edildi. Belgelerin Ergenekon üyelerinin yasadışı telefon dinlemeleri yaptığı ve bunları kendisine yakın yayın organlarında yayınlattığını içerdiği belirtiliyor. İşçi partisi, Aydınlık ve Ulusal Kanal’a yapılan polis baskınının, bu belgenin ortaya çıkarılmasından sonra gerçekleştirildiği, gözaltıların da, yayınlanan ses kayıtlarının Ergenekon’un eylemleri arasında değerlendirilmesi sonucu olduğu öne sürülüyor. Belgelerde örgütün hareket tarzı şu şekilde aktarılıyor: “AKP’nin her türlü faaliyetine doğrudan mani olmak veya mani olacak güçleri yaratarak birlikte eyleme geçmek.” Belgelerde AK Parti iktidarının tehdit oluşturduğu belirtiliyor. Belgenin tehdit kısmında “Tehdit bellidir. Ancak niyetlerini tesbit edebilmek için bilgi toplamaya ihtiyaç vardır” tespitinde bulunuluyor ve bunun için yapılacaklar sıralanıyor. Bilgi toplamada “Jandarma Genel Komutanlığı’nın istihbarat imkanlarını arttırmanın” önemi anlatılıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Annan Planı ile ilgili telefon konuşmaları, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in borçlara af getiren yasayla ilgili telefon konuşmaları ile AB Bakanı Egemen Bağış ile ilgili yasadışı elde edilmiş telefon kayıtlarının 12 Haziran seçimleri öncesinde Ergenekon örgütü talimatları doğrultusunda Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetesi’nde yayınlandığı ileri sürülüyor. İki yıl önce de, 20.10.2009 tarihinde Doğu Perinçek'in İşçi Partisi'ne bağlı yayın organları olan Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal televizyonunda Ergenekon soruşturması kapsamında aramalar yapılmıştı. Yaklaşık üç hafta sonra, 8.11.2009'da da Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya gözaltına alınmıştı. Bu iki yayın organına yapılan operasyonların, Başbakan Erdoğan'ın KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile yaptığı ve yasadışı şekilde gizlice kaydedilmiş telefon görüşmesini yayınlamaları olduğu ortaya çıkmıştı. Soruşturma, Ergenekon kapsamındaki ıslak imzalı 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' soruşturması ile birleştirildi. İddianamenin kabulüyle de Aydınlık ve Ulusal Kanal yöneticileri Ergenekon kapsamındaki 'Islak İmza' davası sanıkları arasında yerlerini aldı. Ergenekon tarafından 2004'te yapılan gizli dinlemenin örgüt üyeliğiyle yargılanan Perinçek'in Aydınlık dergisinde yayınlanması, örgütün halen faal olduğunu, üzerindeki şaşkınlığı attığını, savunma konumundan saldırı konumuna geçtiğini ve elde ettiği gizli bilgileri servis etmeye başladığını gösterdiği şeklinde yorumlanıyor. İlerleyen günlerde İşçi Partisi, Aydınlık Gazetesi, Ulusal Kanal ve gözaltına alınanların evlerinde yapılan aramalarda çok önemli belgelerin bulunduğu ortaya çıktı. Ele geçen dokümanlar ve dijital verilerde, ülkeyi kaosa sürükleyecek örgüt yönlendirmeli bilgiler, Ergenekon’un medya yapılanmasına dair notlar yer alıyor.

21.08.2011: Jandarmadan bir delil imhası daha:

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Ocak-Mayıs 2004 yıllarında jandarma bölge komutanlıkları bünyesinde yapılan seminerlerle ilgili bilgi talebine, 12 jandarma bölge komutanlığından, seminer bilgilerinin arşivlerinde bulunmadığı cevabı geldi. Ergenekon soruşturma ve davası kapsamında yıllardır Genelkurmay açısından çok dikkat çekici bir durum yaşanıyor. Mahkeme ya da savcılık, araştırma yaptığı konuda belge ya da bilgi istediğinde, 'TSK arşiv yönergesine göre imha edildi.' cevabı veriliyor. En son 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı ve internet andıcı' davalarındaki hukuki boyutu tartışmalı belge imha konusu, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Ocak-Mayıs 2004 yıllarında jandarma bölge komutanlıkları bünyesinde yapılan seminerleri öğrenmek istemesiyle bir kez daha gündeme geldi. İstanbul, Ankara, Tokat ve Kayseri'nin içinde bulunduğu 12 jandarma bölge komutanlıkları seminer bilgilerinin arşivlerinde bulunmadığını bildirdi. Ankara Jandarma Komutanlığı evrakların 5 yıl sonunda imha edildiğini ifade ederken, Kayseri Jandarma Komutanlığı'nın ise TSK Arşiv Yönergesi'ne göre her yılın sonunda imha işleminin gerçekleştiğini açıklaması çelişki oluşturdu. Daha önce Ergenekon kapsamında Şener Eruygur'un başında olduğu Cumhuriyet Çalışma Grubu faaliyetleriyle ilgili yapılan harcamalar ve örtülü ödenek giderlerine ilişkin de evrakların imha edilmesi gerekçe gösterilerek belge sunulmamıştı. Hemen her soruşturmada 'imha ettik' gerekçesiyle hukuka teslim edilmeyen belgeler ile ilgili birçok örnek yer alıyor.

22.08.2011: Karargah'tan Balyoz kurtarma harekatı:

Yeni Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hayri Kıvrıkoğlu'nun ilk işi Genelkurmay Adli Müşavirliği'nde Balyoz sanıklarını kurtarmak için gizli zirve gerçekleştirmek oldu. CMK'da yapılacak değişikliklerle ilgili 9 Ağustos tarihinde gerçekleştirilen gizli zirvede benimsenen formül YARSAV ve CHP'nin formülüyle bire bir aynı çıktı. Formül, PKK, KCK, Ergenekon, DHKP-C tutuklularını da kurtarıyor. İlerleyen saatlerde Genelkurmay Başkanlığı'ndan bir açıklama geldi. TSK sitesinde yayınlanan basın açıklamasında; o toplantının Genelkurmay Başkanı'nın talimatıyla, yasa değişikliği için hükümete kurumsal görüş bildirmeye hazırlık amaçlı, teknik seviyede bir toplantı olduğu ifade edildi.

22.08.2011: Balyoz davasında sanıktan mahkemeye tehdit ve ağır hakaret:

Balyoz davasının bugünkü 40. duruşmasında tutuklu sanık Tuğamiral Cem Aziz Çakmak savunmasını yapmaya başladı. Çakmak, davanın çöktüğü değerlendirmesini yapıp, 'Sahte dijital verilere dayalı bu dava bence çökmüştür. Bizleri bir süre daha çöken bu sahte davanın enkazında tutabilirsiniz. Ancak asıl soru, bu davanın sonunda enkazın altında kimlerin kalacağıdır. Hainlik ve ihanetin odağı olan, dış mihraklara uşaklık eden şerefsizlere sesleniyorum. Bu salondaki koltuklara oturacaksınız ve vatana ihanet ile yargılanacaksınız. Bundan kaçışınız asla mümkün değildir.' dedi.

23.08.2011: Gölcük davası reddi hakimle başladı:

Balyoz ve Poyrazköy davalarının sanığı Koramiral Kadir Sağdıç'ın da sanıkları arasında bulunduğu, 5'i tutuklu 10 sanığın yargılandığı Gölcük belgeleri davasının ilk duruşması başladı. İlk olarak söz alan Koramiral Kadir Sağdıç'ın avukatı, reddi hakim talebinde bulundu. Duruşmaya verilen aranın ardından reddi hakim talebinin, değerlendirilmek üzere İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verildi. Bu talep nedeniyle davanın Cuma günkü duruşması da iptal edildi. Sanıklar, bir taraftan davanın uzamasıyla mağdur olduklarından şikayet ederken diğer taraftan dava daha başlar başlamaz reddihakim talebinde bulunarak davayı yavaşlatması bir çelişki olarak değerlendiriliyor.

25.08.2011: Şok ses kaydı: Genelkurmay Başkanı Koşaner'den Balyoz ve Ergenekon davalarına ağır eleştiriler:

Eski Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner'e ait olduğu iddia edilen ses kaydının ikinci bölümü bugün ortaya çıktı. Bugünkü bölümde Balyoz ve benzer davalarla ilgili çarpıcı itiraflar da yer alıyor. Koşaner, darbe içerikli, suç unsuru taşıyan belgeleri değil de o belgelerin dışarıya sızdırılmış olmasını eleştiriyor. Koşaner, hükümete tepki için emekliliğine iki yıl kala diğer kuvvet komutanlarıyla birlikte istifa etmiş, istifa gerekçesinde Balyoz ve benzer davalarda subayların tutuklu yargılanmasını eleştirmişti. Ses kaydında Balyoz darbe planına dair ilginç itiraflarda bulunan Koşaner, darbe planını değil onu yayınlayan ve savcılara ulaştıran Taraf muhabirini eleştiriyor. Diğer taraftan, Koşaner'in 'Balyoz' itirafları, davanın sanıklarını da rahatsız etti. Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı Hüseyin Ersöz, "Gerçekten Koşaner, Balyoz belgelerinin 1. Ordu'dan çıktığını mı düşünüyor? Bu yayınları yapanı insafa davet ediyorum." dedi. Ersöz, ses kayıtlarıyla ilgili bir tedbire başvurulmasını istedi. Oysa Koşaner ses kayıtlarının kendisine ait olduğunu kabul etti.

25.08.2011: Mahkemelere direnen TİB neyi karartıyor?:

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), Hrant Dink'in öldürüldüğü bölgedeki telefon görüşmelerini isteyen mahkemelere direniyor. Mahkemenin ikinci kez aynı talebi üzerine cevap yazısı gönderen TİB, istenilen bilgileri yine göndermedi. Dink davasında mahkemeye dilekçe veren Dink ailesi avukatları, cinayet günü olay yeri fotoğraflarının ve cinayet öncesi ile cinayet sırasındaki kayıtlar incelendiğinde, bir kişinin iki ayrı görüntüde telefonla görüştüğünün anlaşıldığını bildirmişti. Mahkeme de cinayetle bağlantılı olabilecek bu görüşmenin ve olası diğer görüşmelerin tespit edilmesi için TİB'den kayıtları istemişti. TİB ilk başlarda 'o bölgede görüşme yok' diyerek bir cevap verdiyse de bunun doğru olmadığı ortaya çıkmış, bu durum TİB'in birşeyleri karartmaya çalıştığı şüphesine yol açmıştı. Direnişin sürmesi şüpheyi derinleştiriyor.

26.08.2011: Sanık, Genelkurmay Başkanı Koşaner'in sözleriyle mahkemeyi eleştirdi, hem sanık hem Koşaner tepki gördü:

Balyoz davası duruşmasında savunmasını yapan tutuklu sanık Cem Gürdeniz, Koşaner'in de istifasında eleştirdiği Balyoz tutuklamalarının yabancı ülkelere yarar sağladığını iddia etti. Bu sözlere sert tepki gösteren mahkeme başkanı, asıl müdahalenin protokoldeki birisinin mahkeme kararlarına karşı söylediği sözler olduğunu belirtti ve şöyle devam etti: 'Devlet protokolündeki birinin tahliye kararı çıkmamasının ardından 'Anlayamıyoruz, olmuyor, gitmiyor, yürümüyor' tarzındaki açıklamaları adil yargılamayı etkileme çabasıdır. Bu açıklama bizi etkilemeye yöneliktir. Biz dosyada ne varsa ona bakarız. Protokoldeki birinin değil. Türkiye Cumhuriyetinde kim ne açıklama yaparsa yapsın bizi ilgilendirmez. Mahkeme heyetinde herkesin bir oyu var. Hakimler, kanunlara ve vicdanlarına göre karar verir.'

27.08.2011: Arınç suikastı örtbas mı ediliyor?:

2009 sonunda Başbakan yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde bir aya yakın aramalar yapılmasına neden olan soruşturmada iki yıldır bir gelişme olmaması MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ı harekete geçirdi. Yazılı önerge ile TBMM'ye başvuran Vural soruşturmanın hangi aşamada olduğunun belirtilmesini talep etti. Geçen 2 yıl içerisinde herhangi bir ses çıkmaması üzerine soruşturmanın örtüleceği iddiası dile getirilmeye başlanmıştı.

02.09.2011: Balyoz sanığı, akıl sağlığının yerinde olmadığını ispatlamak için şaşırtıcı gerekçeler sıraladı:

Balyoz sanığı Albay Mehmet Yoleri, 25.02.2010’da mahkemeye verdiği savunmasında, “Küçükken tacize uğradım. İki kez bypass oldum. Hafıza kaybı yaşıyorum. Seminere katılıp katılmadığımı hatırlamıyorum” demişti. Rapor almak için Adli Tıp yetkililerine 15 sorun sayan Yoleri, birçok rahatsızlığı ve psikolojik sorunları olduğunu iddia etti. Yoleri’nin rahatsızlıkları arasında “alkol bağımlılığı, anti-depresan ilacı kullanmak, çocukken tacize uğramak, intihar düşüncesi ve rüyada et ve kan görmek de vardı.

04.09.2011: Balyoz sanıklarının 'yurtdışındaydık' yalanı çıktı:

Balyoz Darbe Planı davasında yargılanan bazı sanıkların Balyoz darbe semineri döneminde yurt dışında oldukları iddiasının doğru olmadığı mahkemenin araştırmasıyla ortaya çıktı.

07.09.2011: Zekeriya Öz'e alkış, Deniz Feneri'ne yuh:

Deniz Feneri davasında üç savcının HSK tarafından görevden alınması, CHP ve Doğan medyasında büyük tepki topladı. Bu çevreler evrakta tahrifat iddialarını hem doğruluyor hem de çarpık bir mantıkla savunuyor. Bu işlemlerin rutin olduğunu, bu tür işlemleri Ergenekon savcılarının da gerçekleştirdiğini iddia ederek deniz feneri savcılarını masum göstermeye çalışıyor, Ergenekon savcılarına gösterilen toleransın burada niçin gösterilmediğini soruyor. Çok büyük bir gürültüyle dillendirilen bu görüşlerde, kasıtlı olmadığı düşünülemeyecek büyük bir çarpıtma var. Deniz feneri soruşturmasında evrakta tahrifat olarak nitelendirilen işlem, mahkemenin verdiği arama el koyma karar belgesinde savcıların mahkemece reddedilen bazı taleplerinin üzerinin örtülerek uygulanması. Yani mahkemenin reddettiği el koyma kararı, üzeri örtülerek gerekli makamlara fakslanıyor ve hukuk dışı şekilde el koyma gerçekleşiyor. Yani savcılar gasp işlemi yapıyor. Böyle savcılar nasıl görevde kalabilir?. Savcıların evrakta tahrif yaptığını kabul eden bazı çevreler, yapılan işlemlerin rutin olduğunu, bu tür işlemleri Ergenekon savcılarının da gerçekleştirdiğini iddia ederek onları masum göstermeye çalışılıyor. Ergenekon savcılarına gösterilen toleransın burada niçin gösterilmediğini de soruyorlar. Ancak iki tasarrufun birbirinden çok farklı olduğu ortaya çıktı. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz şok bir kararla Ergenekon ve benzer kritik dosyalardan özel yetkisi kaldırılarak el çektirilmişti. Oysa Zekeriya öz evrak tahrifatı yapmış değil. Onun görevden alınması çok farklı. Odatv operasyonunda bazı gazetecilerin gözaltına alınması karşısında yaklaşan seçimler öncesi bu çevrelerdeki tepkileri dindirmeye çalışan hükümetin, HSYK'ya siyasi bir karar aldırdığı kamuoyunda tartışıldı. Öz'ün görevden alınması kararını alkışlayan bu çevrelerin deniz feneri savcılarının görevden alınmasını ise yuhladıkları görülüyor. Şaşırtıcı bir tavır değil. Hukuku da insan haklarını da standartları da bunlar belirlemeye alışmış ne de olsa önceki devirlerde. Ergenekon operasyon dalgalarında bazı kişilere dokunulmasına karşı bu kesimlerin nasıl tepki gösterdiği hep gözlendi. ÇYDD yöneticisi Türkan Saylan'ın, Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, gazeteciler Mustafa Balbay Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın adı Ergenekon'a karışınca, generaller peşpeşe tutuklanınca hep aynı tepki gösterildi: 'Ergenekon davası iktidarın muhaliflerini sindirdiği siyasi bir davadır.' Bu iddiayı dile getiren ve başını CHP ile Doğan medyasının çektiği bu çevrelere göre; 'ortaya çıkan belgeler sahte, polisin düzmecesi ve bulundukları yerlere polisçe yerleştirilip bulundu. Ortaya çıkan silahlar da yine polis tarafından yerleştirilip bulundu. Dijital verilere zaten güvenilmez delil olarak kabul edilmemeli.' Bu çevreler Gölcük Donanma'da ortaya çıkan belgeler için bile kulp bulmaya çalıştılar. Odatv'de ulusal medya diye bir belge çıktı. Bunun virüs yoluyla dışarıdan yüklendiğini iddia ettiler. Oysa Odatv'nin yayınları bu belgeyle uyumlu. Ramazan iftarında hakim ve savcılar haberini inceleyince o belgenin nasıl da uygulandığı çok iyi anlaşılıyor. Ama işin bu kısmını görmek istemiyorlar. Dursun Çiçek imzalı belge için yaşanan tartışmalar ibret verici. Bin dereden su getirdiler o belgenin sahte olduğunu göstermek için. Kamuoyu ıslak imza makinesini ilk defa öğrendi sayelerinde. Ama jandarma kriminal de dahil tüm laboratuvarlar onayladı belgenin doğruluğunu. Geriye sadece oluşturulan kuru gürültü ve zihin kirliliği kaldı. Şimdi aynı zihin kirliliğini Deniz Feneri davasında oluşturmaya çalışıyorlar. Bu dava aslında yeni bir dava değil. Üç yıldır sürüyor. Dava hükümet yıpratmak için kullanılıyor. Başbakanın; 'Nereye kadar gidiyorsa götürün' açıklaması bu sesleri biraz kısmıştı. Ancak savcıların görevden alınması tartışmaları tekrar alevlendirdi. Savcıların yaptığı açık evrak sahtekarlığı herhalde görmezden gelinemez. 'Ne yapılırsa yapılsın nasıl olsa hükümet karşı duramaz durursa da kullanacağımız argüman belli; Hükümet davayı engellemek istiyor' diye düşünüyorlar. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün görevden alınması büyük bir hata idi. Yeniçerileri susturmak için verilen bir kelle, siyasi bir karar idi. O, suçu ortaya çıkarmak için suç işlemedi, evrak tahrifatı yapmadı. Deniz Feneri savcılarının evrak tahrifatı suçunun kesinleşmesi sonrası görevden alınması ise çok doğru. Suç, suç işleyerek ortaya çıkarılamaz. Deniz Feneri'nde insanların fakirlere yardım için verdiği paralar dernek yöneticileri ve diğer kişiler tarafından amaçları dışında kullanıldıysa öncelikle yazıklar olsun, sorumluları ortaya çıkarılsın. Ama olayla ilgisiz masum kişilerin mahkeme kararları tahrif edilerek işin içine çekilme çabasına da göz yumulmasın. Birilerinin siyasi davalarla hükümeti zor durumda bırakmaya çalışması, darbe planlarıyla, seçimlerle başaramadığını bu tür kışkırtmalarla başarmaya çalışması yeni değil. Şu an CHP milletvekili olan dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in, cemaatler davası üzerinden bunu denediği ileri sürülmüştü. Ergenekon soruşturmasının başlamasından sadece dört ay sonra Cihaner tarafından başlatılan cemaatler soruşturmasıyla Ergenekon soruşturmasının baltalanması amaçlandı. Bu girişim ters tepince şimdi Deniz Feneri davası üzerinden Ergenekon davası baltalanmaya çalışılıyor.

09.09.2011: Sanıktan mahkemeye lağımlı hakaret:

Birinci 'Ergenekon' davasının 196. duruşmasında söz alan tutuklu sanık Muzaffer Tekin, mahkeme heyetine ağır suçlama ve hakaretlerde bulundu. 'Bizleri lağımda bulunan delillerle içeride tutuyorsunuz. Lağımdan gelecek delillerden medet umuyorsunuz' diyen Tekin'e Mahkeme Başkanı tepki gösterdi. Bunun üzerine önce üslubunu düzelten Tekin'in hakaret etmeye devam etmesi ve bunun seyirciler tarafından alkışlanması üzerine duruşmaya ara verildi.

10.09.2011: OdaTV iddianamesi kabul edildi: Ergenekon soruşturma ve davası itibarsızlaştırılmak istendi:

Kabul edilen iddianamede Oda TV, 'Ergenekon'un internet medyası' olarak nitelendiriliyor. Ergenekon'un güncel medya stratejisini ortaya koyan 'Ulusal Medya 2010' isimli dokümana göre; Oda TV, Halk TV, Ulusal TV, Avrasya TV, Kanal B ve Sözcü gibi yayın organları tarafından Ergenekon ve benzeri davaların aleyhine yayın yapılması, kamuoyunun Ergenekon'un çıkarları doğrultusunda yönlendirme amaçlı haberlerle şekillendirilmesi öngörülüyor. Örgütsel faaliyetler arasında sayılan Ahmet Şık'ın 'İMAMIN ORDUSU' isimli kitabının, Ergenekon soruşturma ve davasının itibarsızlaştırılması amacıyla hazırlandığı, bu kitabın sadece Şık tarafından oluşturulmadığı, Ergenekon talimatları doğrultusunda diğer şüphelilerle birlikte hazırlandığı iddianamede delilleriyle ortaya konuluyor.

13.09.2011: Andıç davasının askeri mahkemede görülmesi istendi:

Andıç davasında söz alan sanıklar, kara propaganda amaçlı internet andıcı belgesinin asker kişiler tarafından askeri görevleri nedeniyle hazırlandığını, yargılamanın bu nedenle askeri mahkemede yapılması gerektiğini, Genelkurmay karargahında hazırlanmış olması nedeniyle de yargılamanın Ankara'da yapılması gerektiğini iddia etti. Savcı ise darbenin askeri bir suç olmadığını bu nedenle talebin reddedilmesini istedi. Mahkeme, sanıkların askeri mahkeme ve davaların ayrılması taleplerini reddetti.

14.09.2011: Üçok'a ret: İşkence görev suçu değil:

Ergenekon ve Balyoz davalarında da sanık olan Askeri Hakim Albay Zeki Üçok'un, sorguladığı subaylara işkence uyguladığı konulu dava Askeri Yargıtay'da görülsün talebi reddedildi. İşkence yapmak suçundan yargılanan Hava Kuvvetleri eski Askeri Savcısı Albay Zeki Üçok'un avukatları, Üçok'un suçun işlendiği tarihte birinci sınıf askeri hakim olduğunu ve askeri hakimlerin Anayasa'ya göre Askeri Yargıtay'da yargılanması gerektiği yönünde itirazları oldu. Cumhuriyet Savcısı ise kamu çalışanlarının görevinin işkence yapmak olmadığını, işkence davalarına sivil mahkemelerini bakacağını, sadece görev suçlarında Askeri Yargıtay'ın yargılama yapabileceği yönünde görüş belirtti. Üçok'un talebi mahkeme tarafından reddedildi.

14.09.2011: Cihaner'in vekilliği karanlık odada belirlendi:

Odatv iddianamesine giren yasal dinleme kayıtları, bazı Ergenekon sanıklarının milletvekili yapılarak yargıdan kurtarılmasının planlandığı iddialarını doğrular nitelikte. CHP’nin Ergenekon sanığı İlhan Cihaner’i Ergenekon baskısı ile milletvekili adayı yaptığı iddiaları kayıtlarla doğrulandı. 20.01.2011 tarihli ses kaydında, Soner Yalçın ile A.A. isimli bir şahıs arasında, Cihaner’in vekil yapılması için bir konuşma geçiyor. Ardından Odatv’de, 'Cihaner simgedir, vekil yapılmalıdır' şeklinde bir yayın yapılıyor. Bu yayından 4 saat 32 dakika sonra ise, daha önce vekil adayı yapılmayan Cihaner, Kılıçdaroğlu tarafından apar-topar Denizli 2. sırada aday gösteriliyor.

16.09.2011: Temizöz'ün yalanı çıktı: Cizre'deymiş:

Diyarbakır'da görülen faili meçhuller davasında tutuklu sanık emekli albay Cemal Temizöz'ün ısrarla reddettiği Ramazan Elçi cinayeti tarihlerinde yurtdışında görevli olduğu iddiası, iki yıl sonra Genelkurmay'dan mahkemeye gelen cevapla yalanlandı. İddiasının önce Emniyet tarafından yalanlanması üzerine yurtdışında NATO görevinde olduğu ısrarını sürdüren ve bu görev için yurtdışına çıkışının emniyet kaynaklarında görünmemesinin normal olduğunu savunan Temizöz'ün yalanı bu kez Genelkurmayca ortaya çıkarıldı.

19.09.2011: Avcı ve Şener'in Dink yalanları:

Sabah yazarı Nazlı Ilıcak, Ergenekon-Odatv davası tutuklusu gazeteci Nedim Şener'in 'Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları' kitabındaki bazı çarpıtmaları tespit etmiş. Ilıcak'a göre, Nedim Şener'in Hanefi Avcı'nın yardımıyla kitabına koyduğu bu çarpıtmalardaki amaç, Dink cinayetindeki gerçek sorumluları ortaya çıkarmak değil, üzerlerine 'cemaatçi' yaftası yapıştırılan bazı polis müdürlerini kusurlu göstererek tasfiye etmeye çalışmak.

27.09.2011: Genelkurmay ciddi iddiaları soruşturmamış:

İkinci Ergenekon davasının 136. duruşmasında bir gerçek ortaya çıktı. Tutuklu sanık İbrahim Şahin'in evinde ele geçirilen Alevi Bektaşi Federasyonu yöneticileri Ali Balkız ve Kazım Genç ile Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan'a yapılması planlanan suikast planlarının sorgulandığı duruşmada, tedhiş planında geçen ciddi suikast iddialarının 2009 yılında Genelkurmay Başkanlığı'na sorulduğu, gelen cevabi yazıda bu konunun asılsız olduğu ve ismi geçen asker şahıslarla Fatma Cengiz hakkında herhangi bir yasal takibat yapılmadığı açıklandı.

28.09.2011: Karanlık Oda'nın virüs iddiası çöktü:

Ergenekon terör örgütü bağlantılı OdaTV davasının sanıklarının bilgisayarlarında bulunan örgütsel dokümanlarla ilgili yaptıkları 'virüs getirdi' savunması çöktü. İddianamenin en önemli delilleri arasında yer alan 'Ulusal Medya 2010' belgesinin sadece Oda TV'de değil, davanın sanıklarından Müyesser Uğur ve Barış Pehlivan'a ait 3 farklı bilgisayarda, 6 ayrı dosyada bulunduğu tespit edildi. Sanıkların savunduğu, 'virüs getirdi' tezini dayandırdıkları teknik raporun yazarı da, raporun sanıkların teziyle bir ilgisinin olmadığını açıkladı. Ergenekon sanıklarından Soner Yalçın'ın avukatı Feza Yalçın'ın başvurusu üzerine hazırlanan raporun yazarı Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Ufuk Çağlayan, "Onlara, 'böyle rapor olmaz' dedim. Ancak yazdığımız raporları kendi internet sitelerine filan koymuşlar. O amaç için yazılmamıştı." diyor. Oda TV avukatının talebi üzerine Prof. Dr. Ufuk Çağlayan tarafından hazırlanan rapor, dava süresince sanıkların 'hard disk'teki belgeleri virüs getirdi' gerekçelerine temel olmuştu.

30.09.2011: Balyoz haberlerine açılan dava beraatle sonuçlandı:

Zaman gazetesinde Balyoz soruşturmasıyla ilgili yayınlanan 2 haber analiz nedeniyle haklarında 'Hakimleri terör örgütlerine hedef gösterme' iddiasıyla dava açılan Zaman gazetesi yargı muhabirleri Hanım Büşra Erdal ve Metin Arslan ile Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Hayri Beşer beraat etti. 2.04.2010 tarihli ve Büşra Erdal imzasıyla Zaman Gazetesi'nin birinci sayfasında yayınlanan "HSYK krizi atananlar devrede, Balyoz örtbas ediliyor" başlıklı haber-analiz ve 3.04.2010 tarihli ve Metin Arslan imzalı "Toplu tahliyelerin temeli 'korsan' kararname ile atıldı" başlıklı haber-analizler dava konusu yapılmıştı. Haberlerde Ergenekon ve Balyoz şüphelilerini tahliye kararları eleştirilen hakimler Yılmaz Alp ve Tuncay Aslan'ın şikayeti üzerine özel yetkili savcı Hakan Karaali tarafından Terörle Mücadele Kanunu'nun 6'ıncı maddesine göre "kişileri terör örgütlerine hedef göstermek" suçundan iddianame hazırlanmıştı.

01.10.2011: Odatv'den sanık kurtarma planı:

Odatv davasının ek klasörlerinde yer alan bir belge, Balyoz ve Ergenekon davalarının nasıl karartılarak manipüle edileceğine dair notlar içeriyor. Belgede, operasyonlarda delillerin polisten ve savcılardan nasıl gizleneceği ve karartılacağına dair tavsiyeler yer alıyor. Belge, Balyoz sanıklarının avukatlığını yapan Şule Erol adına hazırlanmış.

05.10.2011: Odatv medyası davayı çarpıtıyor:

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 22.11.2011'de yargılanmasına başlanacak olan Oda TV davası, yeni bir tartışmayla gündemde. İddianamede asıl suçlama olan 'Ergenekon terör örgütü' faaliyetlerine ilişkin iddialar görmezden gelinerek, dava dosyasındaki telefon konuşmaları tartışma konusu yapılıyor. Konu özünden uzaklaştırılıyor, çarpıtılıyor.

06.10.2011: Balyoz'da yıkıcı muhalefet:

Balyoz sanıklarının tutukluluğuna muhalefet şerhi yazan ve sürpriz şekilde emekli olan mahkeme Başkanı Hakim Akçay, sanıkları savunurken, reddedilen planı da kayda geçirdi: 'Darbe fiilleri yok, sadece darbe toplantısı yapıp liste hazırladılar..' Kendilerine yakın gördükleri Hakim Akçay'ın emekli olmasıyla şok olan Balyoz sanıkları, onun muhalefet şerhi ile de adeta yıkıldı. Çünkü sanıklar Akçay'ın o şerhteki suçlamalarını da kabul etmiyor.

10.10.2011: Balyoz sanığı 23 amiral, Aydınlık gazetesinin kışkırtma amaçlı haberini yalanladı:

Balyoz davası kapsamında yargılanan 23 Amiral, Aydınlık gazetesinde çıkan 'İşte tutuklu Amirallerin mektubu' üst başlığı ve 'Deniz Kuvvetleri Komutanı'na' başlığıyla verilen haberi yalanladı. Emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Albay Dursun Çiçek'in avukatlarından Hüseyin Ersöz tarafından yapılan yazılı açıklamada tutuklu Amiraller, habere konu edilen ve kendilerine ait olduğu iddia edilen mektup ile bir ilgilerinin bulunmadığını iddia etti. Amirallerin açıklamasında, "Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Murat Bilgel'e, sözkonusu haberden duyduğumuz üzüntüyü belirten bir mektup gönderilmiş." denildi.

11.10.2011: İlginç ifade Balyoz'a ışık tutacak:

Balyoz davasında savunma yapan tutuksuz sanık Embiya Şen bazı açıklamaları nedeniyle diğer sanık yakınları tarafından akarete uğradı. Savunmasında, seçimlerde AK Partiye oy verdiğini söyleyen Şen'e sanık yakınları hakaret etti. Bu sataşmaların duruşma arasında da sürdüğünü iddia eden Embiya Şen, Çetin Doğan'ın eşini ve bazı sanık yakınlarını mahkemeye şikayet etti. Şen, şikayetinin sonunda çok ilginç bir cümle kullandı: 'Kimse kusura bakmasın. Bu tahammülsüzlüğü anlamak güç. Aylardır burada bir oluşum iddiası yargılanıyor. Bu tahammülsüzlük, bu iddialara bir nebze ışık tutacaktır.'

15.10.2011: Levent Ersöz'e ikinci suikast şüphesi:

Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'e dün ikinci bir suikast girişimi daha yapıldığı iddia edildi. Daha önce Çapa Hastanesi'nde silahlı saldırıdan kurtulan Ersöz'ün yaklaşık iki aydır yattığı Silivri Devlet Hastanesi'nin yoğun bakım servisinde, gardiyan kıyafetli bir kişi, jandarma tarafından yakalandı. Şahsın üzerinden kimlik çıkmayınca jandarmalar durumu polise haber verdi. Şahsı gözaltına alan polisin yaptığı incelemede şüphelinin ne Silivri'de ne de herhangi bir cezaevinde çalıştığı ortaya çıktı.

17.10.2011: Sanıklardan kurnazlık: Andıç davasının başlamasına yaptığı suç duyurusuyla yol açan Başbakan andıç emrini vermekle suçlandı:

İnternet Andıcı davasının bugünkü duruşmasında ilginç bir gelişme yaşandı. Milli Güvenlik Kurulu sekreterliğince mahkemeye gönderilen 2006 tarihli bir evraka göre andıç siteleri kurulması talimatının altında Başbakan Erdoğan'ın imzası var. Sanıklar da bu belgeye dayanarak, diğer bir deyişle de Milli Güvenlik Kurulu'nun tavsiyeleri doğrultusunda Başbakan Erdoğan'ın aldığı bir karara dayanarak andıç sitelerinin kurulduğunu, dolayısıyla da davanın düşmesi gerektiğini iddia ettiler. Ancak bu belgenin davaya da konu olan yasadışı internet siteleri kurulması için değil, tersine yasal yollarla propaganda yapılmasını amaçlayan bir direktif olduğu ve sanıkların iddia ettiği gibi dava konusu internet andıcına yasal zemin sağlamayacağı iddia ediliyor. Buna delil olarak da bizzat Başbakan Erdoğan'ın internet andıçlarına itiraz etmesi ve suç duyurusu yaparak soruşturmanın başlatılmasına neden olması gösteriliyor. İki gün sonra olayla  ilgili bir açıklama yapan Başbakan Erdoğan a iddiayı bizzat yalanladı: "Başbakan olarak hakkımda çıkarılan internet andıcı yalanını yargı açıkladı. Hiçbir zaman o imza olmadı. O imza bölücü terörle mücadele için atılmış bir imza."

20.10.2011: Hakimden Genelkurmaya imha tepkisi:

'Islak imza ve internet andıcı' davasının son duruşmasına Hakim Hüsnü Çalmuk'un sözleri damga vurdu. Çalmuk, Genelkurmay tarafından silinerek imha edilen imzalı belgeyle ilgili, '80'e yakın hard disk silinmiş. Genelkurmay, bize 'Talimat verin, araştıralım' diyor. Şimdi talimat versek neyi bulacaklar.' ifadelerini kullandı.

28.10.2011: CHP'nin Odatv ve Ergenekon davasını tek taraflı sahiplenmesi tepki görüyor:

CHP'nin Odatv ve Ergenekon davalarına olan ilgisini anlayamadığını ifade eden Ahmet Kekeç, Kılıçdaroğlu ve CHP'lilere davalar ile ilgili çarpıcı sorular yöneltti.

31.10.2011: Balyoz, Ergenekon ve Odatv'den Arınç referanslı tahliye talebi:

Deniz Feneri soruşturması ve Hizbullah davasındaki tahliye kararlarını örnek gösteren Balyoz, Odatv ve Poyrazköy davalarının 14 sanığı, tahliye talebinde bulundu. Dilekçede, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın ifadelerine de yer verildi. Balyoz sanıklarına tahliye istedi diye Genelkurmay eski Başkanı Işık Koşaner yargı muhtırası vermekle suçlanmış, kamuoyundan büyük tepki almıştı. Bu davalarda hakimlere baskı yapılmasına ve yargıya karışılmasına karşı olduğu bilinen Bülent Arınç'ın geçtiğimiz günlerde Balyoz ve Ergenekon sanıklarına tahliye için hakimlere baskı yapması kamuoyunda şaşkınlıkla karşılanmıştı. Arınç'ın yargıya müdahale şeklinde algılanabilecek sözleri kamuoyunda büyük bir tartışma başlattı. Ergenekon, Balyoz ve KCK sanığı tutuklu milletvekillerinin tahliye edilmemesini eleştiren, millet iradesinin tecelli etmesinin engellendiğini ileri süren Arınç'a yönelik kamuoyu tepkisi giderek artıyor. Başbakan Erdoğan'ın hem seçimlerden önce hem de seçimlerden sonra Silivri'den Meclis'e tünel kazdırılmasına müsaade etmeyeceğine ilişkin sözleri ise hala hafızalarda. Başbakan Erdoğan seçimlerden önce CHP, MHP ve BDP'nin tutuklu sanıkları aday göstermesini eleştirmiş, bunun milli irade ile ilişkisi yok demişti.

31.10.2011: Avukatların mahkemeye zorluk çıkarma özgürlüğü reddedildi:

Birinci 'Ergenekon' davasının 197. duruşmasında, tutuklu sanıklardan İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek'in avukatı Hasan Basri Özbey'in 16 celse duruşmalardan men edilmesini ve taleplerin 15 dakikayla sınırlandırılmasına karşı çıkan bazı sanık avukatları duruşma salonunda zorluk çıkaranların salondan çıkarılması uygulamasını düzenleyen yasaya avukatların dahil olmadığını iddia etti ve kararın değiştirilmesini istediler. Mahkeme heyeti, avukatların duruşmada zorluk çıkarma ve davayı engelleme özgürlüğü olduğuna dair sanık avukatlarının talebini görüşerek reddetti. Durumu protesto eden 11 avukat duruşma salonunu terk etti.

11.11.2011: Yargıtay'ın Tekin skandalı büyüyor:

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’i cezaevine göndereceği ve ömür boyu siyaset yasağı getireceği öne sürülen belgelerin Yargıtay'dan çalındığı ortaya çıkmıştı. Soruşturmayı yürüten savcılık kamera kayıtlarının da tutulmadığını ortaya çıkardı. Danıştay saldırısındaki kamera skandalını hatırlatan bu durum, CHP'li Tekin'in göstere göstere beraate götürüldüğü iddialarını da doğruluyor. Çalınan belgeler 2 yıldır davanın durmasına neden oldu. Bu durumdan yararlanan Tekin 2011 seçimlerinde CHP'den milletvekili seçildi. Ergenekon sanığı Cihaner'i kurtarmak için kurye ile Erzurum'dan belge getirtecek kadar hızlanabilen Yargıtay'ın, Tekin'in hapis cezasını onamamak için 2 yıldır oyalanması ve milletvekili seçilmesine göz yumması yüksek yargıdaki CHP etkinliğini açık şekilde ispatlıyor.

18.11.2011: Andıç şüphelisi tümgeneral Rusya'ya kaçtı!:

İnternet Andıcı davasından hakkında yakalama kararı olan Tümgeneral Mustafa Bakıcı'nın Kuzey Irak üzerinden Rusya'ya kaçtığı belirlendi. Bir diğer gelişme de vekaletle başvuran Bakıcı'nın emekli olması oldu. Ailesi oldukça zengin olan Bakıcı'nın kaçmadan önce hesaplarını boşalttığı ve yanına yüklü miktarda para aldığı belirlendi. Firar olayı yakalama kararının yerine getirilmemesi ihmalini de gündeme getirdi. Hakkında yakalama kararı bulunan Bakıcı'nın göreve başladığında askeri yetkililerce yakalanıp teslim edilmemesi, kendisine izin verilmesi ve emeklilik dilekçesinin kabul edilip hemen işleme konulmasının ayrı ayrı suç oluşturduğu ve işlemleri gerçekleştirenlerin yargılanmasının gerektiği belirtiliyor. Bu kaçış, Ergenekon karşıtlarınca dile getirilen muvazzaf generallerin ve diğer saygın kişilerin delil karartma ve kaçma ihtimallerinin olmadığı iddialarını bir kez daha yalanlamış oldu. Daha önce de, milletvekili Turan Çömez, eski İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan ile emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Ergenekon operasyonlarından kaçarak yurtdışına firar etmişlerdi. Diğer taraftan Bakıcı'nın kaçışı, Ergenekon örgütünün çökmediğini, varlığını dipdiri sürdürdüğünü de gösteriyor.

21.11.2011: Odatv'den Haberal usulü reddihakim:

Odatv Davası’nın tutuklu sanıkları Soner Yalçın ve Barış Terkoğlu’nun da bulunduğu bazı sanıkların avukatları yarın görülmeye başlanacak dava öncesinde üye hakim Resul Çakır’ın tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle reddi hakim talebinde bulundu. Odatv sanıkları taleplerine gerekçe olarak, geçtiğimiz yıllarda bir geleneksel ramazan iftarında çekilen yemek resminde hakim Resul'ün de bulunmasını gösterdi. Oysa o fotoğrafta sadece Çakır değil çok sayıda hakim ve savcı da yer alıyordu. İşin ilginç tarafı fotoğrafı haber yapan da Odatv idi. Yani hem hakimleri haber yapıp onları karalıyorlar, hem de kendi davalarına bakmamalarını istiyorlar. Bu durum, Ergenekon tutuklusu Mehmet Haberal'ın icat ettiği yönteme benziyor.

22.11.2011: Odatv davası reddihakim talebi ile başladı:

Ergenekon soruşturması kapsamında açılan Odatv davasında ilk duruşma reddi hakim talebi nedeniyle 1 ay sonraya, 26 Aralık'a ertelendi. Sanıklar, bir taraftan davanın uzamasıyla mağdur olduklarından şikayet ederken diğer taraftan dava daha başlar başlamaz reddihakim talebinde bulunarak davayı yavaşlatması bir çelişki olarak değerlendiriliyor.

28.11.2011: Dava uzuyor diyen sanıkları diğer sanık eleştirdi:

Ergenekon davasının mahkeme tarafından yavaş yürütüldüğüne yönelik sanıkların tepkilerine bir başka sanıktan itiraz geldi. İkinci Ergenekon davasında tutuksuz yargılanan Fatma Sibel Yüksek, Odatv davasının başlar başlamaz reddi hakimle ertelenmesini eleştirerek, Ergenekon davalarında sanıklar ve avukatlarının kendilerini savunma yapmanın şehvetine kaptırdıklarını belirtti. 'Avukat Kemal Kerinçsiz ve İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun savunmaları tarihe geçecek hacimdedir' diyerek başka örnekler de veren sanık Yüksek, sanık ve avukatlarına ağır eleştiriler getirdi.

28.11.2011: Deliller sahte diyen sanıklara bir darbe de sanıktan:

Balyoz davasında sanıklar CD’lerdeki fişleme listelerindeki zaman çelişkisinden bahsettiler ve belgeler sahte dediler. 2003 yılında planlanan Balyoz darbe planında sonraki yıllara ait bilgiler bulunmasını örnek gösteren sanıklar, delillerin kurgulandığını, sahte delillerle kendilerinin yargılandığını, balyoz davasının da çöktüğünü iddia ettiler ve bu konuda adeta bir fırtına kopardılar. Ancak Gölcük Donanma komutanlığında ele geçirilen çuvallarca belge bu iddiaları çürüttü. Buna bile bir kulp bulmaya çalışan ve delil değerini küçümseyen sanıklara bir darbe de sanık albaydan geldi. 3'ncü Balyoz davası sanığı Albay Kubilay Aktaş Balyoz kapsamındaki fişleme belgelerinin her üç ayda bir düzenlenerek, merkeze gönderildiğini açıkladı.

29.11.2011: Balyoz davasında flash bellek tartışması:

Balyoz davasının dünkü duruşmasında Hakan Büyük'ün evinde ele geçirilen flash bellekle ilgili tartışma yaşandı. Hazırlattıkları bilirkişi raporunu mahkemeye sunan Büyük’ün avukatları Hüseyin Ersöz ve Celal Ülgen, dijital verilere elle müdahalede bulunulmuş olduğu sonucuna ulaşıldığını vurgulayarak Büyük'ün tahliye edilmesini talep etti. Oysa avukatların sunduğu bilirkişi raporu ciddiye alınmayacak şekilde bilimsellikten uzak. Akit gazetesi yazarı Avukat Ali İhsan Karahasanoğlu, mahkemeye sunduğu bilirkişi raporunu hukuki ve bilimsel açıdan eleştiriyor. Karahasanoğlu, mahkemece hukuken dikkate alınması mümkün olmayan tartışmalı bu raporu öne çıkaran çevrelerin gürültü kopararak bazı gerçekleri örtmeye çalışmalarına ise tepki gösteriyor. Karahasanoğlu, Balyoz'da ele geçen tüm çarpıcı delilleri, balyoz toplantılarının ve balyozu itiraf eden askeri savcıların ses kayıtlarını, hatta Gölcük'te Donanma zeminine gizlenmiş bulunan çuvallarca belgeyi dahi görmemezlikten gelen bu çevrelerin, tartışmalı bir bilirkişi raporunu ve bir flash belleği öne çıkararak kafa karışıklığı oluşturmaya çalıştığını belirtiyor.

03.12.2011: CHP'nin tutuklu milletvekilleri takıntısı tepki çekiyor:

CHP'nin Ergenekon davasında tutuklu yargılanan bazı CHP'li milletvekillerini tahliye ettirme ve dokunulmazlık gerekçesiyle yargılama dışına çıkarma çabalarında ısrar etmesine, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'dan sert tepki geldi: “CHP'nin gündeme getirdiği konu varsa yoksa Silivri. Silivri'dekilerin derdi tutmuş bunları, varsa yoksa oradaki vekiller, varsa yoksa orası. Bir genel başkanları gidiyor, bir vekiller gidiyor, bir başka insanlar gidiyor. Bütün gece ve gündüzlerini Silivri kaplamış, Ergenekon kaplamış. Be kardeşim ben soruyorum. Yerköy'de, Yozgat'ta, Sivas'ta niye yoksun, başka yerlerde niye yoksun? Onların derdi yok mu? Onların sıkıntısı yok mu? Sadece Silivri'de olanların mı derdi var? Bu ülkede tutuklu olanlar sadece Silivri'de olanlar mı? Kader mahkumları sadece Silivri'de yatanlardan mı ibaret? Onlar, tutuklu deyince sadece Silivri'de olanları görüyorlar, mahkum deyince sadece kendisi gibi düşünenleri görüyorlar. Halbuki bu ülkede başka tutuklularda, başka sıkıntı içerisinde olan kesimler de var, onları gözleri görmüyor. Varsa Silivri, yoksa Silivri, ben anlamakta zorlanıyorum. Bir izah etseler, bu kadar ilgi ve alakalarının nedenini Türk milleti de anlasa biz de anlasak memnun oluruz.”

07.12.2011: Ergenekon medyasından Ergenekon soruşturmasını baltalamak amaçlı karanlık mail tuzağı:

Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında dün düzenlenen operasyonlarda Aydınlık Gazetesi sahibi Mehmet Sabuncu ile birlikte iki emekli askerî personel gözaltına alındı. Sabuncu'nun dairesinde yapılan aramalarda Başbakan Erdoğan, soruşturma savcısı Cihan Kansız ve Taraf Gazetesi yazarı Yasemin Çongar adına alınmış sahte mail adresleri bulunduğu ileri sürüldü. Şüpheliler, söz konusu adreslerden attıkları maillerle Ergenekon sürecini manipüle etmekle suçlanıyor. Başbakan Erdoğan adına brte@akparti.org.tr, Cihan Kansız adına ckansiz@hotmail.com ve Yasemin Çongar adına yasemin_congar@taraf.com.tr şeklinde mail adresleri oluşturulduğu belirtiliyor. Bu adreslerden atılan maillerle, Ergenekon terör örgütüne yönelik operasyonların AK Parti'nin muhaliflerini sindirmek üzere yaptığı izlenimini vermeyi amaçladıkları iddia ediliyor. Aydınlık gazetesi, Ulusal Kanal ve İşçi Partisi Ankara bürosuna yönelik 19.08.2011 tarihinde de operasyonlar yapılmış, gözaltı ve tutuklamaların yaşandığı operasyonlarda çok önemli belgelerin ele geçirildiği ileri sürülmüştü. Dünkü operasyonlara bu belgelerin neden olduğu belirtiliyor.

08.12.2011: Aselsan belleği jandarmada kayboldu:

Aselsan’da milli tank, F-16 ile suikast silahı Kanas projesi üzerinde çalışırken intihar ettiği öne sürülen Hüseyin Başbilen’e ait flash bellek jandarmada kayboldu. Çok önemli bir delil olan bellekte, Başbilen'in intihar ettiğine delil olarak gösterilen mektubun yer aldığı iddia ediliyordu. Bu mektubun varlığına dair iddia, olay yerinde ilk soruşturmayı yapan jandarma tarafından ileri sürülmüştü. Önce bilgisayarda var denildi ama. Savcılık Başbilen soruşturmasında iki şok delil karartmayı tespit etti. Buna göre, Jandarma, intihar mektubunun Başbilen’in Aselsan’daki bilgisayarında bulunduğunun belirlendiğini söyledi. Savcılık, Jandarma’nın cevabını yeterli görmeyerek bilgisayarı incelettirdi, ancak söz konusu mektubun izine rastlamadı. Sonra bellekte var denildi ama o da kayıp. Bunun üzerine Jandarma’ya mektubun bilgisayarda bulunamadığı bildirildi ve konuyla ilgili cevap istendi. Jandarma ise mektubun Başbilen’in öldüğü esnada aracındaki harici bir bellekte kayıtlı olduğunu bildirdi. Harici belleğin kendilerine teslim edilmesini talep eden savcılığa jandarmadan gelen yanıtta belleğin kayıp olduğu yönünde ifadeler yer aldı.

09.12.2011: Sicilleri hatalı bildirdi, savcılık polisleri koruyor dedi:

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından avukat Serdar Öztürk'ün 'gerçeğe aykırı tutanak hazırlamakla' suçladığı polislerin savcılık tarafından korunduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. Edinilen bilgilere göre Serdar Öztürk, suçladığı polislerin sicil numaralarını savcılığa yanlış bildirmiş. Dolayısıyla Öztürk'ün verdiği sicil numaralarını araştıran savcılık, söz konusu polislere ulaşamıyor.

12.12.2011: Dava klasörlerini incelemeye vakti yok, tazminat davası açmaya var:

Birinci "Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından Sevgi Erenerol'un avukatı Vural Ergül tarafından hazırlanarak mahkemeye sunulan çalışmaya göre, 25'i tutuklu 108 sanığın yargılandığı davada 4 bin 300'ü aşkın klasör yer alıyor. Avukat Ergül, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verdiği dilekçede kendi yaptığı çalışmanın sonuçlarına yer verirken, fiili olarak yargılama yapılamaz bir hale gelen dosya içeriğiyle ne sanık vekili olarak müdafilik görevini yerine getirebilmesine imkan bırakıldığını, ne de müvekkilinin kendisini savunabilme imkanı olduğunu öne sürdü. Ergül, bu nedenle heyete karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde adil yargılama hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle tazminat davası açacağını kaydetti. Ancak bu garip durum klasörleri incelemek için vakit bulmayan avukatın tazminat davasına hazırlanma ve davayı açmak için nasıl vakit bulacağı sorusuna yol açtı. Avukat Ergül, hukuk çevrelerinde 1 bardak suda fırtına çıkarmaya alışkın kışkırtıcı bir avukat olarak nitelendiriliyor. Bir avukatın davada yalan söyleyebileceğini iddia eden Avukat Ergül Ergenekon davasının hakimleri tarafından şaşkınlıkla izlenmişti. Avukat Vural Ergül, Ergenekon duruşmalarında medyatik girişimleriyle tanınıyor. Ergül, birinci Ergenekon iddianamesi ek klasörlerinin savcılar tarafından gazetecilere servis edildiğini öne sürmüş, ancak daha sonra belgelerin, canlı yayına çıkarak savcıları suçlayan Ergül tarafından gazetecilere verildiği ortaya çıkmıştı. Vural Ergül Ergenekon duruşmalarında ilginç bir olayla daha medyada yeralmıştı. Sanık avukatları, sanık Sevgi Erenerol'un avukatı Vural Ergül hakkında bir televizyon kanalında yayınlanan "Ergenekon avukatına soruşturma, savcılara hakaret etmişti" başlıklı haberin görüntüsünün, fotoğraf halinde Ergül'ün bilgisayar ekranına masaüstü görüntüsü olarak kaydedilmesini 'kendilerine yönelik baskı' şeklinde değerlendirmiş; "Savcılık makamında aba altından sopa mı göstermek isteniyor?" şeklinde yorumlar yapılmış, CHP milletvekilleri de olaya ilişkin tutanak tutarak konuyu HSYK'ya şikayet etmişlerdi. Oysa resmi ekrana koyan kişinin bizzat Ergül olduğu ertesi gün ortaya çıktı. Ergül ıslak imzalı Albay Çiçek'e ait belgenin ilk olarak fotokopisi ortaya çıktığında bunun sahte olduğunu iddia etmiş ve bu iddiasını doğrulamak için de bir belgenin altına Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün imzasını dijital ortamda taşıyarak daha sonra fotokopisini çekmiş ve bu belgenin sahteliği gibi Çiçek'in imzasını taşıyan belgenin de sahte olduğunu iddia etmişti. Ergül, yaptığı son şovda Danıştay kamera skandalını sulandırmaya çalışmış ve TÜBİTAK'ın incelediği harddiskin ve bu diskten kurtardığı kamera kayıtlarının Danıştay binasına değil 'İstanbul Modern' müzesine ait olduğunu iddia etmişti. Ergül, bu aşamada akla 'Danıştay binasına ait orijinal hard disk nerede' sorusunun geldiğini belirterek "Güvenlik firmasının kadar soruşturmayı yürüten Ankara terörle mücadele şubesinin de sorumluluğu vardır bu göz ardı edilmemelidir" diyerek kafa karışıklığı oluşturmaya çalışmıştı. Beşiktaş Adliyesi'ne gelen Vural Ergül, Danıştay kayıtlarının sahte olduğu iddiasını ortaya atmasının ardından konuyla ilgili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne beyanda bulunacağını söylemiş, fakat mahkeme, Avukat Ergül'ün başvuruda bulunduğunu doğrulamamıştı. Polisin saldırıda ihmali olduğunu iddia eden ve bu yönde adliye muhabirlerine de mail atan Ergül yaydığı maille ilgili konuşmaktan kaçınmıştı. Konuya ilişkin görüşü sorulan Ergül, Ergenekon sanığı avukatı olarak neden böyle bir maili yaymaya çalıştığına yönelik sorulara yanıt vermemişti. Vural Ergül ayrıca duruşmalarda dinlenen gizli tanıkların kimliğini ısrarla açıklamaya çalışması ve mahkeme heyetine hakaretleri, tutum ve davranışları nedeniyle uzun süre duruşmalardan men edilmişti. Yine Ergül, Ergenekon savcılarına yönelik hakaretleri nedeniyle yargılandığı davada 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.

15.12.2011: Odatv'nin ODTÜ raporu da çürük:

Odatv davası sanıklarının bilgisayarlarında bulunan örgütsel dökümanlar için ortaya attıkları 'virüs getirdi' iddiasından sonra 'imaj alma sırasında polis tarafından yüklendi' savunması da çöktü. ODTÜ'lü bir profesör ve araştırma görevlisine hazırlatılan raporun bilimsel dayanak ve gerçeklere aykırı olduğu tespit edildi. CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk'ün konuyla ilgili soru önergesine İçişleri Bakanlığı'nın verdiği cevap, bütün işlemlerin avukatlar huzurunda gerçekleştirildiğini, imaj alma programına dışarıdan ekleme yapılmasının imkânsız olduğunu ortaya koydu. Bakanlık raporunda, İçişleri Bakanlığı'nın raporunda, iddianamenin en önemli delilleri arasında yer alan 'Ulusal Medya 2010', 'Yalçın Hoca' ve 'Hanefi.doc' belgelerinin Müyesser Yıldız Uğur'un bilgisayarında imaj alma işleminden önce birçok kez açılıp okunduğu belirtildi. Raporda ayrıca imaj alma işlemlerinin avukatlar huzurunda yapıldığı ve imaj alma programına dışarıdan yükleme yapılmasının imkânsız olduğu ifade edildi. Raporda ayrıca ODTÜ tarafından hazırlanan raporun hiçbir somut delile dayanmadığı da belirtilerek herhangi bir geçerliliğinin olmayacağı vurgulandı. Ayrıca imaj alma işlemlerinin tüm dünya ülke polislerince kullanılan bir programla yapıldığı ve bu programa müdahale etme imkânının olmadığı belirtilerek, imaj alma esnasında hard diske ayrı bir dosya eklenmesi yönündeki iddianın herhangi bir dayanaktan yoksun olduğu anlatıldı.

15.12.2011: Almanya Dalan'ı iade etmiyor:

Adalet Bakanlığı bir açıklama yaparak, Almanya'nın Ergenekon davasının firari sanığı Bedrettin Dalan'ı iade etmeyeceğini bildirdi. Almanya, karara gerekçe olarak Dalan hakkındaki ceza talebinin 'müebbet hapis' olmasını gösterdi. Oysa Almanya, daha önce müebbet hapis istemiyle yargılanan Metin Kaplan'ı Türkiye'ye iade etmişti. Almanya ve diğer batılı devletlerin Türkiye'deki demokrasinin yerleşmesinden hoşnut olmadığı, bu devletlerin Ergenekon örgütünü kolladığı, Ergenekon'un uluslararası bağlantıları olduğu iddiası çeşitli delillerle kanıtlandı. Firari sanık Dalan'a Alman istihbarat teşkilatınca sahte pasaport verildiği ortaya çıktı. Almanya'dan Ergenekon sanıklarına yapılan para yardımları kanıtlandı. Ardından Alman vakıflarının Türkiye'deki derin faaliyetleri bizzat Başbakan Erdoğan tarafından gündeme getirildi. Ergenekon sanığı MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ortaya çıkan mektubunda Deniz Feneri davasının Türkiye'yi zor durumda bırakmak için Alman istihbaratınca tezgahlandığı ileri sürülmekteydi.

28.12.2011: Paşaların Balyoz davasına baskı ziyaretine soruşturma:

Balyoz davasında tutuklu yargılanan ve Hasdal Cezaevi'nde yatan muvazzaf askerleri ziyaret eden 4 komutan hakkında soruşturma açıldı. Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in de aralarında bulunduğu komutanların ziyaretini özel yetkili savcılık, 'terör örgütüne yardım yataklık ve görevini kötüye kullanma' suçu kapsamında soruşturuyor.

02.01.2012: Haberal için şok taziye planı:

Ergenekon tutuklusu ve CHP milletvekili Haberal'la ilgili şok bir iddia ileri sürüldü:

CHP, 'Haberal yasası' ile annesinin cenaze töreni ve taziye için cezaevinden çıkacak Haberal'ı taziye sonrası Meclis'e getirip yemin ettirecek, ardından Silivri'ye geri dönmesi engellenecek. Sonrasında ise Türkiye’nin muhalefeti kapsayan büyük bir siyasi krize sokulması gündeme gelecek. Güvenlik güçleri, geçmişte DEP milletvekilleri olayında olduğu gibi Meclis’ten vekil almaya zorlanacak. Haberal'ı cezaevinden kurtarmak için daha önce yaşanmış olaylar bu iddianın gerçekliğini arttırıyor.

03.01.2012: Oyak'a delil karartma operasyonu: 9 gözaltı:

OYAK Güvenlik'in, Ergenekon davası kapsamına alınan Danıştay saldırısının aydınlatılmasını sağlayacak delilleri kararttığı iddiasıyla operasyon başlatıldı. İki OYAK çalışanının 'Veri diskleriyle oynayalım, uçuralım, eskilere sabit kalmayalım, yeni loglar yarattıralım' şeklindeki telefon görüşmesinin dinlemeye takıldığı ortaya çıktı. TÜBİTAK raporunda bilirkişi, Alparslan Arslan'ın saldırı öncesindeki 13 görüntüsünün silindiğini tespit etmişti. OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri A.Ş çalışanları arasındaki telefon görüşmesi, kayıtların nasıl değiştirildiğini ve yeni log kayıtlarının (bilgisayardaki işlem kayıtlarının tutulduğu alan) meydana getirildiğini gösteriyor. Tutuklanan zanlı Akyıldız'ın çevresindekilere 'Ben yanarsam onları da yakarım' dediği belirlendi. OYAK yöneticilerinin de çalışanlara kimseyle konuşmayın talimatı verdikleri ortaya çıktı. Oyak'ta ele geçen bir bilgi notunda da, bilirkişi raporlarının ardından gözaltına alınması beklenen kişilere yönelik olarak sorguda söylenmesi gerekenler ve bu raporları çürütme taktikleri yer alıyordu. Danıştay suikastıyla ilgili şifreli kasada saklanan 4 bin görüntünün tek tek silindiği tespit edildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne 1.05.2010’da gönderilen bir ihbar mektubunda, OYAK Grubunun Genel Merkezi, OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri ve OYAK Renault otomobil fabrikasında, grubun Ergenekon ile bağlantılarını gösteren belge ve CD’lerin üç gün süren bir imha operasyonundan geçtiği iddia edildi. İhbarda ayrıca “OYAK grubunun suçları ve delilleri karatılıncaya kadar bütün yöneticilerin kesinlikle suskun kalması tüm Ergenekon bağlantılı yöneticilere gizlice emredildi” iddiası dikkat çekti

09.01.2012: Başbuğ'a şok suçlama:

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Genelkurmay eski Başkanı Başbuğ hakkında savcılığın mütalaa hazırladığı ortaya çıktı. Başbuğ’a ‘Ergenekon’un amaçları doğrultusunda faaliyet yürütme’ suçlaması yöneltildi. Savcılık mütalaasında Başbuğ’a Ergenekon soruşturmasını engelleyecek, zaafa uğratacak, delillerin yok edilmesine neden olacak faaliyetlerde bulunduğu suçlaması yöneltildi. Başbuğ’un İrticayla Mücadele Eylem Planı için ‘kağıt parçası’, Poyrazköy’de ele geçirilen LAW silahları için de ‘boru’ nitelemesi yapması bu kapsamda değerlendirildi. Ayrıca Başbuğ’un sık sık kamuoyu önüne çıkarak tehdit dolu mesajlar vermesinin ve İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın Taraf gazetesinde yayımlanmasının ardından Genelkurmay Karargâhı’nda delillerin yok edilmesine zemin hazırlamasının örgütsel faaliyet olduğu vurgulandı.

11.01.2012: Aydınlık'tan Kozinoğlu'na sansür:

Odatv sanığı MİT'çi Kaşif Kozinoğlu'nu kahraman ilan eden Aydınlık, mektuplarına ise sansür uygulamış. Aydınlık'ın yayınlamadığı satırlarda Kozinoğlu, Deniz Feneri davasının, Alman İstihbaratı’nın AK Parti’yi zor durumda bırakmak için uydurduğu bir dava olduğunu belirtiyor. Mektupta ayrıca Kozinoğlu, o dönem CHP milletvekili olan ‘Kemal Kılıçdaroğlu’nun bizzat Alman İstihbarat Teşkilatı (BND) görüştüğü ve BND’nin Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığını desteklediği’ şeklindeki ifadelere de yer veriyor.

11.01.2012: CHP'nin 12 Eylül soruşturmasını engelleme çabaları işe yaramadı: Hani 12 Eylül yargılanamazdı?:

12 Eylül askeri darbesine ilişkin davanın resmen açılması, 12 Eylül'ün 30. yıl yıldönümü olan 12.09.2010'da buna izin veren yasal değişikliklerin referandumda halkın onayına sunulmasına karşı çıkanların maskelerini düşürdü. CHP'li yetkililer açıkça 12 Eylül'cülerin yargılanamayacağını, hükümetin göz boyamaya çalıştığını iddia etmişlerdi. Ancak halk onlara itibar etmeyerek referandumda darbecilerin yargılanmasına karar verdi. Bu süreçte yaşanan gelişmeler ve darbecilerin resmen yargılanmaya başlaması, CHP'lilerin halktan ne kadar kopuk olduğunu ibret verici şekilde bir kez daha ortaya koydu.

12.01.2012: Şener, Dink'i aydınlatmadı kararttı:

Ergenekon örgütü üyesi suçlamasıyla Odatv davasında tutuklu olarak yargılanan Nedim Şener'in Dink cinayeti aydınlatılsın diye yoğun gayret sarf ettiği, genel geçer bir doğru olarak kabul görüyor. Oysa kitaplarını okuduğunuzda, Hanefi Avcı ile birlikte, Emniyet'teki iç çekişmenin bir tarafı olarak pozisyon aldığını fark ediyorsunuz. Nedim Şener ile Hanefi Avcı, Odatv davasının sanıkları. Her taşın altında Fethullah cemaatini arayan bu ikili, Ergenekon soruşturmasını baltalamak ve o örgüte giden izleri karartmaya çalışmakla suçlanıyorlar. Nazlı Ilıcak, yazılarında Dink cinayetinden somut örnekler vererek Şener'in aslında Dink olayında karartma yaptığını iddia ediyor.

13.01.2012 - İlker Başbuğ'un oğlu şok etti, basın görmezden geldi:

İlker Başbuğ'un oğlunun bir PKK'lı ile çekilmiş fotoğrafı geçen sene gündem olmuş, Başbuğ, fotoğrafın bir arkadaş ortamında tesadüfen çekildiğini savunmuştu. Geçtiğimiz günlerde Başbuğ'un tutuklanması üzerine oğlu, babasını 'teröristlere karşı aslandı' diye savunmuş, bir gazete ise Ergenekon üyeliğinden tutuklanan Başbuğ'un aslında Ergenekon tarafından İzmir'de bombalı bir saldırıda öldürülmek istendiğini iddia etmişti. Ancak bu haberin tüm ayrıntılarının asılsız olduğu ortaya çıktı. Ardından Başbuğ'un oğlunun da o PKK'lı arkadaşıyla farklı zamanlarda çekilmiş 7 fotoğrafının daha olduğu, dolayısıyla bir arkadaş ortamında tesadüfen yaşanan birliktelik iddiasının doğru olmadığı ortaya çıktı. Olayla ilgili dikkati çeken bir diğer ayrıntı ise Hürriyet ve Akşam gazetelerinin, fotoğrafı keserek sadece Murat Başbuğ'un portresini kullanması oldu. Oysa fotoğrafta, halen terör örgütü PKK üyesi olmakla yargılanan ve KCK'nın eski İstanbul sorumlusu olduğu iddia edilen Hasan Lala da vardı.

27.01.2012: Baykal'ın kasedi Kılıçaroğlu'nu gerdi:

CHP'yi yeniden dizayn etmek için piyasaya sürülen skandal kasedin örgütlü suç kapsamında incelemeye alınması, CHP lideri Kılıçdaroğlu'nu rahatsız etti. Eski lider Baykal'a ait kaset soruşturmasını değerlendiren Kılıçdaroğlu, 'Önümüzdeki günlerde göreceksiniz, özel yetkili savcı, CHP ile ilgili bir dosya çıkaracaktır. İsimsiz ihbar mektuplarını koyacaktır herhalde' dedi. Diğer taraftan olayın arkasındaki örgütün ortaya çıkarılmaması için CHP'deki Brütüs'ler ne gerekiyorsa yapmış. Baykal'ın o dönemdeki avukatı Şahin Mengü'nün, soruşturmanın kadük kalmasına yol açacak şekilde başvuru yaptığı anlaşıldı. Soruşturmayı savsaklayan savcı ise Ülker Tarhan döneminde YARSAV'a girdi ve daha sonra başkan yardımcılığına getirildi.

03.02.2012: Balyoz sanıktan sanığa baskı:

Balyoz davasının 71. duruşmasında söz alan tutuklu sanık eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, savunmasını yapan tutuksuz sanıklardan emekli Tümgeneral Abdülkadir Eryılmaz’a dolaylı suçlamada bulundu ve onun gizli tanık ya da muhbir olduğunu ima etti. Herkesin tutuklanmasına karşın Eryılmaz'ın tutuklanmadığını, üstelik de Balyoz seminerinde sunum yapmış olması ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı halde tutuklanmadığını belirterek 'açıkça siz kayrılmışsınız' dedi.

04.02.2012: Balbay gazeteci değil darbeci:

Ergenekon davalarında tutuklu yargılanan gazeteciler bazı çevrelerce basın kahramanı olarak yansıtılıyor, sadece gazetecilik faaliyetinden dolayı hapiste tutuldukları iddia ediliyor. Bugün gazetesi yazarı Gülay Göktürk ise köşe yazısında, bunun böyle olmadığını, örneğin Ergenekon tutuklusu gazeteci Mustafa Balbay'ın darbecilere nasıl akıl verdiğini ve yol gösterdiğini somut örneklerle açıkladı. Odatv davasından da örnekler veren Göktürk, darbecilerin Ergenekon soruşturmasını etkisiz kılmak için şimdiye kadar çeşitli yöntemler denediklerini, son olarak da basının susturulmak istendiği yalanını dillendirdiklerini belirtti.

08.02.2012: Özal ailesinden soruşturmaya engel:

Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili soruşturma Özal ailesinin tutumu nedeniyle tıkanma noktasına geldi. Özal'ın saç tellerinin incelenmesini isteyen aile, Başsavcılığın, "Teslim edin, inceleteceğiz" uyarısı yapan Başsavcılık, Özallar'dan gelen cevapla şoke oldu. Daha önce Başsavcılık'ın delilleri teslim edin uyarısına cevap vermeyen Özallar bu kez de Başsavcılık'a, "Bakıyoruz" yanıtını verdi. Saç telleri' için Semra Özal daha önce, "Masraflı iş, biliyorsunuz büyük külfetleri var. Soruşturma dahilinde devlet incelesin" demişti. Bir diğer olumsuz gelişme de ses kayıtlarıyla ilgili oldu. "Babama ait çok özel ses kayıtlarını açıklayacağım. Hazırlık aşamasında, deşifre edip hazırlanıyor" diyen Ahmet Özal'ın "Ses kayıtlarını bulamıyorum" dediği bildiriliyor.

08.02.2012: Haberal doktor ve hastanelere dava açtı, tehdit etti:

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mehmet Haberal, istediği bir hastaneye sevk olabilmek için her yolu deniyor. Hakimlerden sonra Adli Tıp doktorlarına da dava açan Haberal'ın, sevki muhtemel hastaneleri de unutmadığı ortaya çıktı. Avukatları, üç hastaneye dava açarak, yetkilileri tehdit etmiş: 'Sizinle davalıyız. Müvekkilimiz hastanenizde tedavi olmayı kesinlikle kabul etmiyor.'

08.02.2012: Ergenekon sanığının 'ABD'ye Ergenekon brifingi' iddiasını Emniyet yalanladı:

Wikileaks belgelerine göre bazı emniyet görevlileri tarafından ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde Ergenekon soruşturmasına dair brifing verildiği iddiası üzerine yapılan suç duyurusu işleme konulmadı. Emniyet Genel Müdürlüğü ‘İddialar gerçeğe aykırıdır’ diye açıklama yaptı. İddianın kaynağı tutuklu Ergenekon sanığı avukat Serdar Öztürk. Dursun Çiçek'e ait ıslak imzalı andıç belgesi ilk olarak onun ofisinde fotokopi şeklinde ortaya çıkmıştı. Ergenekon davasını sarsan bu ve diğer çok sayıda belgenin ofisinde ortaya çıkması üzerine o andan itibaren Ergenekon soruşturma ve davası sürecinde çok sayıda iddiada bulunan Öztürk'ün iddialarının tümü asılsız çıktı. Bazıları çok ilginç olan iddiaları peşpeşe ileri sürmesi nedeniyle şov yapmakla suçlanıyor.

05.03.2012: Almanya Bakıcı'yı da vermiyor:

İnternet andıcı davasında yakalama kararı çıkartılmasına karşın bazı askeri yetkililerin göz yummasıyla yurtdışına kaçan Tümgeneral Mustafa Bakıcı’nın firarını Bedrettin Dalan’ın organize ettiği iddia edildi. Önce Belarus’a giden Bakıcı’nın buradan Almanya’ya geçerek Dalan’ın himayesine girdiği ihbar edildi. Almanya, Dalan’dan sonra Bakıcı’yı da Türkiye’ye vermiyor. Türkiye’nin Interpol Dairesi, firari olarak aranan Mustafa Bakıcı’nın Almanya’da kaldığı adresi Alman İnterpolü’ne bildirerek iade amacıyla yakalanmasını istedi. Alman İnterpolü ise Bakıcı hakkında “kırmızı bülten”le uluslararası düzeyde arama kararı bulunmadığı için hiçbir girişimde bulunmayarak yanıt vermedi.

05.03.2012: Genelkurmay andıcı soruşturmamış:

Mahkemenin sorusuna cevap veren Genelkurmay, andıç davasının açılmasına temel olan 'hayhay' adlı belgeyle ilgili hiçbir soruşturma açılmadığını bildirdi. Bu yanıtın ardından, dönemin Genelkurmay yöneticileri hakkında, konuya ilişkin soruşturma açılmayarak Andıç davasının ortaya çıkmasının engellenmesi, suçun gizlenmesi iddiasıyla da işlem yapılabileceği bildirildi.

06.03.2012: Savcı: Kara Kuvvetleri delil gizliyor:

Balyoz davasının 82. duruşmasında tanıkların her soruyu 'Hatırlamıyorum' şeklinde cevaplamasına sinirlenen Savcı, 'Kara Kuvvetleri'nde rapor bulunamıyor. Bir kısım şeyler gizleniyor. Gözlemciler hiçbir şey hatırlamıyor' şeklinde konuştu. Savcının ithamını haklı çıkaracak çok sayıda bulgu sayılabilir. Ama en çarpıcı iki tanesi herhalde eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ile bir grup askeri hukukçunun konuşmalarının yer aldığı ses kayıtları olmalı. Ses kayıtlarında Koşaner, mahkemenin eline geçen Balyoz belgelerine dair, 'Herşeyimizi çaldırmışız, maalesef namerdin eline malzeme verdik' derken, askeri hukukçular ise '1. Ordu ve kolordular arası yazışmalar ve emirler, darbe planlandığının delili. Sivil savcılar literatürü bilmediği için daha anlayamadılar' diyordu.

08.03.2012: Jandarmadan sahte Çillioğlu belgesi:

Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürüttüğü sırada 1994 yılında lojmanında intihar ettiği iddia edilen Albay Kazım Çillioğlu'na ait silahların ölümünden 3 yıl sonra ailesinden teslim alınmasına ilişkin Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı adına düzenlenen belgenin sahte olduğu belirlendi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Savcı, silahları teslim alan iki askerin şüpheli sıfatıyla ifadesine başvurdu. Söz konusu askerlerin, ifadelerinde kendilerine verilen emirleri yerine getirdiklerini söyledikleri öğrenildi.

16.03.2012: Ergenekon medyasında intikam çığlıkları: Dava düştü mü, dağılalım mı?:

OdaTv davası sanığı gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener tahliye edildikten sonra intikam alacaklarına, sürecin tersine döneceğine, Silivri'ye Ergenekoncular yerine kendilerini içeri tıkanların doldurulacağına ant içtiler. Ergenekon medyasında da inanılmaz bir intikam havası var. Hedef gazetecilerin isimleri açıkça belirtilmekten çekinilmiyor. Tahliye değil beraat kararı verilmiş gibi davranılıyor. Şener Eruygur ve Hurşit Tolon gibi tahliye edilen pek çok Ergenekon sanığının yapmadığını bu gazeteciler yapıyor. Savcı ve hakimlere 'komplocu' diyerek hakaret ve tehdit yöneltiyorlar. Eruygur ve Tolon tahliye edilince düşmeyen Ergenekon davası şimdi düşmüş sayılıyor. Taraf'tan Melih Altınok, Bugün'den Gültekin Avcı, Radikal'den Orhan Kemal Cengiz ve Sabah'tan Nazlı Ilıcak yazılarında, dava düştü mü dağılalım mı diye soruyorlar, intikam çığlıklarını eleştiriyorlar.

18.03.2012: Yargıtay: Aramada delil şekilden önemli:

Ergenekon ve benzer soruşturmalarda sanıkların polis aramalarına ve bulunan delillere sık sık itiraz etmelerine neden olan bir konuda Yargıtay önemli bir karar verdi. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, polisin yaptığı aramada şekil şartları yerine getirilmemiş olsa da, elde edilen delillerin mahkûmiyette kullanılabileceğine karar verdi. Yasadışı delil toplanması tartışmalarında dönüm noktası olan bu karar Şanlıurfa'nın Birecik ilçesindeki dava sonucu alındı. Birecik Emniyet Müdürlüğü, Kaleşnikof silah bulundurduğu ihbarı gelen M.D.'nin evinin aranması için Birecik Sulh Ceza Mahkemesi'nden karar çıkarttı. Savcı ya da başka tanığın katılmadığı aramada polis, evde silah bulunca M.D. hakkında Birecik Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Sanığın, "Arama yasaya aykırı yapıldı. Savcı yoksa iki komşu, olay köyde ise köy ihtiyar heyetinden birinin aramada bulunması gerekir" şeklindeki itirazlarını reddeden Mahkeme, "evinde vahim nitelikte ruhsatsız silah bulundurmak" suçundan M.D.'ye 5 yıl hapis v 450 TL para cezası verdi. Sanığın temyiz başvurusunu görüşen Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi "Tanık bulunmadan yapılan arama yasadışı delil toplamak anlamına gelir" diyerek kararı bozdu. Ancak Yargıtay Başsavcılığının 8'inci Ceza Daire kararına itirazını görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu "Sırf arama sırasında şekle ilişkin bir koşul ihlal edildi diye arama mutlaka hukuka aykırı sayılamaz" diyerek yerel mahkeme kararını onayladı.

20.03.2012: Ergenekon medyası davaya baştan beri karşıydı:

Taraf'tan Alper Görmüş, medyanın Ergenekon Davası'na bakışını değerlendirdiği yazısında ulusalcı-laik kesimin yanısıra 'Merkez medya' ve kimi sol-sosyalist çevrelerin tutumlarını değerlendirdi ve çarpıcı tespitlerde bulundu. Bu kesimin Ergenekon davalarına baştan beri karşı olduğunu iddia eden Görmüş, çok sayıda delille de bu iddiasını destekliyor. 'Bakmayın siz Hürriyet ve benzeri yayınların başlangıçta Ergenekon sürecini destekledikleri, fakat Türkan Saylan’ın evinde arama yapılmasından itibaren bu desteği 'sürdüremedikleri' yolundaki iddialarına. Bunlar tümüyle gerçek dışı. Merkez medya gazeteleri daha iddianame bile ortaya çıkmamışken, ilk gözaltıların üzerinden sadece iki ay geçmişken Ergenekon sürecini itibarsızlaştırmak için dalgalarını geçmeye başlamışlardı.'

21.03.2012: Oktay'ın görevsizlik talebine ret:

Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’ın da aralarında bulunduğu 11 sanığın 'Ergenekon davası ve soruşturmasını etkilemeye teşebbüs ettikleri' iddiasıyla yargılanmasına itirazlarla başlandı. Avukatların görevsizlik ve bazı sanıklar yönünden yargılamanın durdurulması talepleri reddedildi.

24.03.2012: Ergenekon'a zorla bağışa inceleme:

Erzurum'daki özel yetkili savcılık, Ergenekon ve Balyoz sanıkları için zorla yardım toplandığı iddialarını takibe aldı. Ardahan Jandarma Komutanlığı'nda görevli personelin şikayeti üzerine soruşturma başlatan savcılık, ildeki askerlerin ifadelerini almaya başladı. Sürecin davaya dönüşüp dönüşmeyeceği önümüzdeki günlerde netleşecek.

26.03.2012: Tanıkları tehdide 9 gözaltı:

Ergenekon davasının gizli tanığı Poyraz ile Cumhuriyet Gazetesi'ne molotof kokteyli atmak suçlamasıyla Ergenekon davasında tutuklu sanık olarak yargılanan Bedirhan Şinal'i ifadelerini değiştirmeleri için tehdit ettiği gerekçesiyle geçtiğimiz Cuma günü 9 kişi gözaltına alındı.

26.03.2012: Balyoz davasında mahkeme heyetine baskı ve hakaret:

Balyoz davasında sanık avukatı Hüseyin Ülgen söz alarak konuşma yapmak istedi. Mahkeme Başkanı ise usülde olmadığı gerekçesiyle söz vermedi. Ancak Ülgen talebinde ısrar etmeye devam edince salondan çıkartıldı. Verilen arada bazı sanıkların, 'Mahkeme mahkeme değil, yazıklar olsun' diye bağırması üzerine Başkan Diken, 'Bunu söyleyen sanıklar, kameralardan tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulacaktır' şeklinde konuştu. Sanık Çetin Doğan, 'Bunca sahte delillere rağmen mahkeme davayı sürdürme gücünü nereden alıyor' diye sordu. Mahkeme Başkanı, 'Türk milletinden ve yasalardan' diye cevap verdi.

26.03.2012: HSYK'dan Çillioğlu savcısına inceleme:

HSYK, Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürütürken 1994'te lojmanında ölü bulunduktan sonra dış otopsisi yapılarak 'intihar ettiği' kanısına varılan Albay Kazım Çillioğlu davasında üstünkörü bir inceleme yaparak delilleri toplamadığı ve 1 gün içinde görevsizlik kararı verdiği şikayeti üzerine dönemin savcısı Mehmet Taşhan hakkında inceleme başlattı.

27.03.2012: DELİLLER SAHTE TARTIŞMASI İLE DAVALAR KARALANMAK İSTENİYOR:

Ergenekon ve Balyoz davalarında sanıklar savcılığın getirdiği delillerden bazılarının sahte olduğunu, polis tarafından üretildiğini iddia ediyorlar. Kritik delillerin hiçbirisini kabul etmiyorlar. Örneğin bir sanıktan elde edilen cd'lerden bazılarını kabul ederken içerisinde kritik bilgiler olduğunu iddia ettikleri bazılarını ise kabul etmiyorlar. Bu konuda oldukça komik gerekçeler de ileri sürülebiliyor. Örneğin Ergenekon sanığı Levent Bektaş'ın, "Aramaya gelen polislere çay söylemek için bürodan çıktığımda onlar tarafından yerleştirilmiş" demesi gibi. Diğer bir Ergenekon sanığı Mustafa Dönmez, evinden çıkan silahları arama esnasında polislerin yerleştirdiğini iddia etti. Aramaya katılan askeri yetkililer ise böyle bir şey olmadığını belirttiler. Ergenekon sanığı Dursun Çiçek'in hazırladığı ıslak imzalı belgenin fotokopisi için "Kağıt parçası bu, hukuki değeri yok. Aslını bulun yoksa dünyayı başınıza yıkarız" denildi. Aslı çıkınca da bu kez "ıslak imza sahte" denildi. "Üzerinde parmak izi var mı bakılsın. Kağıt o dönem genelkurmayda kullanılan kağıtlardan mı bakılsın. Mürekkep de aynı şekilde kontrol edilsin. Herşey uygun olsa bile, imza ıslak imza makinesi ile atılmış olmalı. Ayrıca yazışma formatı resmi bir belgeye uymuyor.." gibi sürekli yeni bahaneler ileri sürüldü. Ergenekon davalarında olduğu gibi Balyoz davasında da sanıklar delillerin sahte olduğunu iddia ediyorlar. Sanıklar ve avukatları, "Balyoz'da delil cd'leri sahte. 2003'teki balyoz planına ait olduğu ileri sürülen cd'lerinde sonraki yıllara ait bilgiler var. Bu da o cd'lerin sahteliğini ispatlıyor" diyorlar. Tartışma konusu olan deliller ile bu delillere karşı ileri sürülen itirazlar http://www.kontrgerilla.com/yazilar/delil_tartismalari.asp adresinde bir araya toplanmış. Sanıkları delillere itiraz ettikçe o deliller tartışılıyor, araştırılıyor. Neticede sahte değil sağlam oldukları, aslında iddiaların kasıtlı ve kafa karıştırmaya yönelik olduğu görülüyor. Kamuoyu bu tartışmalar sayesinde davaya müdahil oluyor.

05.04.2012: Balyoz sanıklarından şaşkın yanıltma girişimi:

Balyoz davasının Hasdal Cezaevi'nde bulunan muvazzaf sanıklarından 46'sı, ortak bir mektup hazırlayarak basın mensuplarına gönderdi. Delillerin sahte olduğunu iddia eden sanıklar mektupta iddialarını sıralıyor ve hukuksuz şekilde içeride tutulduklarını savunuyor. Ancak iddialar incelendiğinde sanık ve avukatların kamuoyunu yanıltma çabasından vazgeçmedikleri görülüyor. Çarşaf planında yer alan sokak ve cadde isimlerinin sonradan verildiğini dolayısıyla sahte olduğunu iddia eden sanıklar bilmiyorlar mı ki Çetin Doğan'ın kızı ve damadı dahi bu iddianın çürüklüğünün farkına varmış.

06.04.2012: İstanbul Barosu Balyoz davasını bastı:

Balyoz davasında 90. duruşma sürerken İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal'ın da aralarında bulunduğu baro yönetiminden 11 avukat duruşma salonuna girerek, avukatların bulunduğu bölüme oturdu. Ardından mahkeme başkanı ile aralarında başlayan diyalogda baro avukatları mahkemenin yargılama şeklini eleştirdiler. Ardından da görevimiz bitti diyerek salonu terkettiler. Savcı, Kocasakal'ın açıklamalarının davanın esasına yönelik olduğunu belirterek, 'Baro taraf olduğunu açıkça ortaya koymuştur' dedi. Geçtimiz yıl 163 tutuklamanın yaşandığı duruşmaya katılan Kocasakal'ın tutuklama kararı üzerine üzüntüden titrediği görülmüştü.

10.04.2012: Gelin-Damat'tan manipülasyon:

Taraf yazarı Mehmet Baransu, yazı dizisinin bugünkü bölümünde, Çetin Doğan'ın damat ve kızının http://balyozdavasivegercekler.com/ adresindeki web sitelerinde Balyoz davası delillerini şüpheli göstermek için kamuoyunu nasıl yanılttıklarını örneklerle açıklıyor.

17.04.2012: Bir darbe hazırlığı da Baro'dan:

İstanbul Barosu Balyoz davasını engellemek için şok bir girişim hazırlığında.. Baro, Balyoz davasına avukat atamayarak yargılamayı durdurmaya hazırlanıyor. Ergenekon ve Balyoz davaları sürecinde gösterdiği tavırlarla kamuoyunda 'darbeci baro' adını alan İstanbul Barosu'nun, bu davaların sanıklarına sempatinin ötesine geçerek davaları fiilen engellemeye hazırlanması, hukuka darbe girişimi ve yargılanan örgütlere açık bir destek olarak nitelendiriliyor. Aslında Baro'nun bu planı geçtiğimiz yıl deşifre olmuştu. Baro Başkanı Ümit Kocasakal, 1.07.2011 tarihinde yaptığı açıklamada, zamanı gelince Ergenekon ve Balyoz gibi davalara avukat atamamayı düşündüklerini açıklamıştı. Ve Baro'nun planı uygulamaya geçirildi. Balyoz davasının 19.04.2012'deki 89. duruşmasına, 'Deliller değerlendirilmeden, savcının esas hakkındaki görüşünü açıkladığı ve tanık dinleme taleplerinin kabul edilmediği' gerekçesiyle mahkemeyi protesto eden sanık avukatları katılmadı. Duruşmada sanıklardan bazılarının mahkeme heyetinin uyarılarına rağmen inanılmaz küstah tavırlarını sürdürmeleri de dikkat çekti. Sanık ve avukatların tavırlarının, yargılamayı her yönden sabote etmeye ve engellemeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

19.04.2012: Ilıcak: 28 Şubat operasyonları medya ve siyasete uzanmasın!:

Bazı gazeteciler 28 Şubat soruşturmasını eleştiriyor, gözaltıların genişletilmeyerek birkaç komutanla sınırlı kalmasını istiyor ve cadı avı yapılmasın diyorlar. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak da bunlardan birisi. Ilıcak, savcılara talimat niteliğinde bir açıklama yaparak şaşırttı. 28 Şubat operasyonunun askerlerle sınırlı tutulması, medya ve siyasete ulaşmaması gerektiğini savunan Ilıcak, bu yönde ilerleyecek operasyonun güvenirliğini kaybedeceği düşüncesinde. Tecrübeli bir gazeteciye yakışmayacak şekilde soruşturmaların belli kesimlere dokunmaması gerektiğini ileri sürebilen Ilıcak, savcıların somut delillere ulaşmış olabileceği ihtimalini ise dile bile getirmiyor. Bu görüşlerini ilk dalga operasyonların yapıldığı son bir haftadır medyada her vesileyle ve ısrarla dile getiriyor. Medya ve siyaset mensuplarının gözaltına alınıp alınmayacağı, alınacaksa da hangilerinin hangi gerekçeyle gözaltına alınacağı henüz belli değil. Buna karşın tecrübeli gazeteci Ilıcak'ın savcılara talimat verircesine ve bazı kişilere dokunulamaz mantığıyla açıklamalarda bulunması şaşırtıcı bulunuyor. Benzer bir kampanya Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün Odatv soruşturması kapsamında bazı gazetecileri gözaltına alması esnasında da yaşanmıştı. Birçok medya mensubu, iddianamenin içeriğini bile görmeden 'Ben o gazetecileri tanıyorum, iyi çocuklardır, böyle şeyler yapmazlar' mantığıyla gözaltına alınan gazetecilere sahip çıkmış, Savcı Öz'ü yerden yere vurmuştu. Bu baskıların etkisinde kalan hükümet de HSYK eliyle şaşırtıcı bir müdahaleyle Savcı Zekeriya Öz'ü görevden aldırmıştı.

28.04.2012: Ergenekon kışkırtıcılarına darbe:

Ergenekon Terör Örgütü'nün İzmir ayağına yönelik operasyonda çarpıcı bilgilere ulaşıldı. Gözaltıların yaşandığı geçen haftaki operasyonlarda, Türk İntikam Birliği (TİT) örgütünün, Ergenekon adına halkı hükümete ve Ergenekon davasına karşı kışkırttığı, şehit cenazelerini provoke ettiği belirlendi. Çete liderinin telefon görüşmesine de yansıyan provokasyon merakı dudak uçuklattı: 'Halk anlamıyor. Tepeden inme yöneteceğiz. Silahlanmamız lazım. Bu Kürtler çok iyi yapıyor her gün beş on kişiyi öldürsünler. Fırsat varken ortalığı karıştıralım. Şer...z medya, hemen provokasyona.. Provokasyona gel ki ülke elden gitmesin.'

02.05.2012: Ergenekon tiyatrosu rahatsız:

Devlet tiyatroları tartışması giderek büyürken, tiyatroda da Ergenekon benzeri bir örgütlenme var olduğu iddia ediliyor. Tiyatrocu Ahmet Yenilmez, tiyatrolarda var olan örgütsel yapılaşmanın tiyatroya istediği kişileri alabilmek için sınavları gece yarısı yaptığını ileri sürdü. Askeriyede ve siyasette olduğu gibi süregelen bir statükonun artık yıkılmak üzere olduğunu söyleyen Yenilmez, gösterilerde ön plana çıkan tiyatrocuların Cumhuriyet mitinglerinde önde olan insanlarla aynı olduğunu söyledi. Gerçekten de Tarık Akan, Müjde Ar, Müjdat Gezen, Bedri Baykam, Rutkay Aziz ve Levent Kırca gibi sanatçılara bakıldığında sadece Cumhuriyet mitingleri ve benzer gösterilerde ön planda yer almakla kalmadıkları, Ergenekon davaları aleyhindeki her girişimde sanatçılar adına birlikte hareket ettikleri, açık bir tutum takındıkları görülebilir.

09.05.2012: Akşener'e 28 Şubat kurşunu:

28 Şubat darbesine yönelik soruşturmayı yürüten savcıyı 'bilgilendirmesinden' iki gün önce Meral Akşener'in aracına uyarı mermisi sıkıldığı ortaya çıktı. Olayın duyulmasını istemeyen Akşener, konuyu sadece çevresine anlattı, ertesi gün de Ankara'ya gidip 28 Şubat ile ilgili olarak savcıya ifadesini verdi. Akşener'in otomobilinin kurşunlandığı, dün bazı bakanların TBMM Genel Kurulu'nda yanına gidip üzüntülerini iletmeleri üzerine ortaya çıktı.

15.05.2012: Başbakan'a Peker tehdidi:

Ergenekon davasının gizli tanığı Poyraz ile sanık Bedirhan Şinal'in ifadelerini değiştirmeleri için tehdit edildikleri gerekçesiyle yürütülen soruşturma kapsamında, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Sedat Peker şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Tutuklanma talebiyle mahkemeye sevkedilen Peker'le bağlantılı bir başka gelişme de aynı saatlerde yaşandı. Kadıköy'de, çalışır halde terk edilen şüpheli aracın içinden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a tehdit notu çıktı.

25.05.2012: Barodan direniş açıklaması:

Balyoz davasında avukat görevlendirmediği gerekçesiyle haklarında soruşturma başlatılan İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ve 10 yönetici, soruşturmayı kanuna aykırı diye nitelendirdi ve ifade vermeye gitmeyeceklerini açıkladı.

26.05.2012: Ergenekon tanığına tehdit:

Ergenekon hakkında çarpıcı bilgiler veren Semih Köken’in, sanıklar tarafından tehdit edildiği ortaya çıktı. Osman Gürbüz’ün adamlarının, kolon kanseri olan Köken’e hastaneden ulaştığı ve konuşmaması konusunda baskıda bulunduğu öğrenildi.

01.06.2012: Erdoğan'a suikast davası (Atabeyler) kapatılıyor:

Kamuoyunda 'Atabeyler Davası' olarak bilinen Başbakan Erdoğan'a yönelik 2006 yılındaki suikast hazırlığına yönelik dava, önemli iddialar aydınlatılamadan kapanmak üzere. 'Atabeyler suikast davası'nda 'suikast' tabiri ortadan kaldırıldı, suçlama sadece 'patlayıcı madde bulundurmak'la sınırlı kaldı. Eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer bu olay için 'Başbakana dört dörtlük suikasttı' açıklaması yapmıştı. Ankara'da görülen davanın Ankara'da görülen Danıştay davası gibi kapatılacağı ileri sürülüyor.

28.06.2012: Özel Yetkili Mahkemeleri kısıtlama hazırlığı endişeye neden oluyor:

MİT krizi üzerinden hükümete yönelik sivil darbe girişimini gören Başbakan ısrarından vazgeçmiyor. Cemaat komplosu denilen MİT Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden Başbakan'ı hedef alma girişimi, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ya da kısıtlanması sonucunu getirmek üzere. Haftalardır konuşulan yasa değişikliği tasarısının hazırlanmakta olduğu ve tüm partilerin katılımıyla bir kaç gün içinde Meclis'ten geçirileceği konuşuluyor. Bu girişim hukukçuların tepkisini çekerken kamuoyunda da endişeye neden oldu. Darbe tehlikesi henüz geçmiş değil diyen kamuoyu, bir tehlikeden kaçarken diğerine yakalanmak istemiyor. Hazırlığı yapılan özel yetki kısıtlaması ya da özel yetki iptalinin Ergenekon ve Balyoz gibi kritik önemde davaları olumsuz etkilemesinden korkuluyor.

03.07.2012: Ses kaydı haberlerine hapis cezası geldi:

Meclis'te kabul edilen yasa ile ses kayıtlarını haberleştirmeye 5 yıl hapis cezası getirildi. Kamu yararının olup olmamasına bakılmaksızın çıkarılan bu yasanın, şaşkın ve kabul edilemez bu girişimin haberciliği kısıtlamayı ve darbecileri rahatlatmayı beraberinde getireceği de açık. Kamuoyuna yönelik bir darbe tehlikesinin ortaya çıkarılması için gizli darbe hazırlığı ve girişimlerine ait ortaya çıkan ses kayıtlarının haberleştirilmesinden daha doğal bir şey olamaz. Bu gibi haberler tüm Batı dünyasında değerli bir habercilik olarak kabul edilirken ülkemizde tuhaf bir tavır değişikliği yaşanmaya başlandı. Kamuoyu diğer haberler yanında ses kayıtları haberleriyle de darbecilerin girişimlerinden haberdar oldu. Gidilen seçimlerde, özellikle de referandumda karanlık girişimlerden haberdar olmanın sonuçları sandıklara yansıdı. Eğer medya ve kamuoyu bu olayları bu kadar yakından takip etmeseydi, haber yapmasaydı, Ergenekon soruşturma sürecinin bu kadar başarıya ulaşması mümkün olmazdı. Ses kayıtları hükümeti devirmeye yani onu seçen halka yönelik tehditleri deşifre ediyor.

12.07.2012: Ergenekon'u sağcılara yakıştırdı!:

Ergenekon davasında tanık olarak ifade veren gazeteci Can Dündar, Ergenekon yapılanmasını sadece sağcılara yakıştırdı!. İki duruşmadır ifade veren Dündar, Ergenekon isimli bir gladyo yapılanmasının varlığına ilişkin daha önce de duyumları olduğunu belirtti. Ancak Ergenekon soruşturmasında solcuların gözaltına alındığını, oysa bildiği gladyo yapılanmasında ise sağcıların yer aldığını ima eden Dündar, bu gerekçeyle de bildiği Ergenekon yapılanmasının şu an yargılanan yapılanmadan farklı bir yapılanma olduğunu savundu. Solcu görüşleriyle tanınan Can Dündar'ın, özellikle 1996 yılında patlayan Susurluk skandalında Abdullah Çatlı gibi ülkücülerin teşkil ettiği kontrgerillanın sağ kesimdeki uzantısının üzerine hararetle gittiği biliniyor. Ancak Dündar, 2007'de başlatılan Ergenekon soruşturmasında örgütün sol kesimdeki uzantısının da üzerine gidilmesine ise soğuk bakmaya başladı. Dündar'ın ortaya çıkan somut delillere, belge ve silahlara rağmen davada sadece sağcılar değil çok sayıda solcu da yargılandığı gerekçesiyle Ergenekon davasına soğuk baktığı açık. Dündar, Ergenekon soruşturmasında İbrahim Şahin gibi sağ görüşlü sanıklar tutuklandıkça heyecanlanan ve yazılar yazan, sol görüşlüler tutuklandığında ise morali bozulan, çok tarafsız(!) bir gazeteci. Oysa kontrgerillanın sağ ve sol kesimde uzantılarının bulunduğu bizzat Ecevit tarafından da dile getirilmişti. Ayrıca İtalya'daki gladio skandalında da bu durum ortaya çıkmıştı. Aslında 70'li yıllardan beri süren kontrgerilla tartışmalarında da örgütün sağ ve sol içinde uzantılarının olduğu hep dile getirildi. Ancak ne zaman ki sol uzantıya dokunuldu işte o zaman birileri buna soğuk bakmaya başladı.

13.07.2012: Sanıklara Ergenepol koruması:

Ergenekon davasının 4 firari sanığı hakkında Interpol bir türlü harekete geçmiyor. Ergenekon'un uluslararası bağlantıları olduğu iddiası çeşitli delillerle kanıtlandı. Firari sanık Bedrettin Dalan'a Alman istihbarat teşkilatınca sahte pasaport verildiği ortaya çıktı. Almanya'dan Ergenekon sanıklarına yapılan para yardımları kanıtlandı. Ardından Alman vakıflarının Türkiye'deki derin faaliyetleri bizzat Başbakan Erdoğan tarafından gündeme getirildi. Interpol'de Alman polisi ciddi lobi gücüne sahip. Muhtemelen bu nedenle firari sanıklar için tüm resmi başvuruların yapılmasına karşın Interpol harekete geçmiyor. Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu, “Derin bir koruma ile karşı karşıyayız. Interpol, olaya siyasi yaklaşarak Ergenekonculara koruma zırhı oluyor. Ergenekon’un gizli istihbaratlar ile ilişkisi de gündem de… Bir başka zırh da derin istihbarat örgütleri tarafından giydiriliyor. Interpol’de bundan etkileniyor. Batı, Ergenekon dosyasının derinleşmesini dolaylı yollarla engelliyor. Batı Türkiye’nin tam anlamıyla demokratikleşmesinden de korkuyor” diye konuştu.

18.07.2012: Atabeyler'de skandal beraat:

Başbakan Erdoğan'a yönelik 2006 yılındaki suikast hazırlığını yapan Atabeyler çetesi üyeleri şok bir kararla beraat etti. Dava, önemli iddialar aydınlatılamadan kapatıldı. Yargılamada yaşanan bulgular, skandal kararın çıkacağını aylar öncesinden belli etmişti. 2006 yılındaki Danıştay'a saldırısı davasını dinci kalkışma diyerek örtbas eden de aynı mahkeme, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi idi. O dönem Ergenekon soruşturmasına bakan Savcı Zekeriya Öz, saldırının Ergenekon örgütüyle bağlantısına dair 9 adet delili içeren bir mektubu mahkemeye göndermiş ancak heyet bunu dikkate almayarak aceleyle davayı bitirmişti. İşte bu şekilde Danıştay davasında acele eden mahkeme, benzer bir acelecilik ve soruşturmayı derinleştirmeme durumunu Atabeyler davasında da gösterdi. Sonuçta Başbakan'a yönelik dört dörtlük suikast hazırlığı da örtbas edilmiş oldu. Çete üyelerinin Özel Harp Dairesi mensupları olduğu ortaya çıkmıştı. Beraat kararı, Özel Harp talimnamelerinde, mensupları için ileri sürülen 'kanunlardan korundukları ve kollandıkları' iddialarını da güçlendirdi. 'Atabeyler suikast davası'nda 'suikast' tabiri ortadan kaldırıldı, suçlama sadece 'patlayıcı madde bulundurmak'la sınırlı kaldı. İstanbul Emniyet eski Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer, verdiği bir demeçte Atabeyler “çetesinin” hedefinin Başbakan Erdoğan olduğunu ileri sürmüştü. Yılmazer, “Atabeyler operasyonu var ya, o olay Başbakan’a yönelik dört dörtlük bir suikast girişimi. Öyle ordudan dışarıya silah çıkarma, bunları gizleme, saklama işi falan değil. Ele geçirdiğimiz mühimmat ve planlar, Başbakan’a nerede nasıl saldırılacağını gösteriyordu. Çok netti. Bunun dört dörtlük bir suikast girişimi olduğunu Başbakan’a dahi anlatamadılar” demişti.

20.07.2012: İsmailağa dosyaları kayıp:

Ergenekon örgütünce öldürüldüğü ileri sürülen Fatih İsmailağa Cami imamı Bayram Ali Öztürk cinayeti dosyasından iki klasör kayboldu. Aydınlatılması için adeta hiçbir gayretin gösterilmediği soruşturmada 3 savcı değişmiş, cinayeti işleyen katilin telefon kayıtları ile civardaki güvenlik kamera kayıtları incelenmemiş, katilini eşinin ifadesi dahi alınmamıştı. Cinayet ile ilgili soruşturmayı yürüten savcılığa teknik takip kayıtlarının ve belgelerin de eksik iletildiği ortaya çıkmıştı.

20.07.2012: TSK, Balyoz'a delil bulamamış:

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi bir buçuk yıldır devam eden ve 250 askerin tutuklu yargılandığı Balyoz davasındaki 'SUGA' ile 'ORAJ' planları için kuvvet komutanlıklarına herhangi bir hukuka işlem yapılıp yapılmadığını sormuştu. Gelen cevabi yazıda 'askeri savcılığın delil bulamadığı' karşılığının verildiği öğrenildi.B alyoz darbe planına dair Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın kovuşturmaya gerek görmediği, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın ise hiç soruşturma yapmadığı ortaya çıktı. Balyoz darbe planının orjinal belge ve ses kayıtları ismi belirlenemeyen bir kişi tarafından Taraf muhabiri Mehmet Baransu'ya oradan da savcılığa ulaşmıştı. Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, geçtiğimiz yıl internete düşen ses kaydında belgelerin bu şekilde mahkemenin eline geçmesine tepki göstermekte, 'Ne var ne yok çaldırmışız, namerdin eline malzeme vermişiz' diyerek Balyoz planından haberdar olduklarını en üst makam olarak itiraf etmekteydi.

01.08.2012: El yazısı ve kroki Dönmez'in:

Adli Tıp Kurumu, Sapanca ve Ankara Zir Vadisi'nde bulunan silahlara ait krokilerin Mustafa Dönmez'in bizzat kendi el yazısıyla hazırlandığını bildirdi. Bu sonuç daha önce Emniyet ve Jandarma Kriminal tarafından da tespit edilmişti. Yarbay Mustafa Dönmez, Ergenekon davasının en önemli sanıklarından birisi. Ajandasındaki krokilerden yola çıkılarak yapılan kazılarda Ankara'daki evinin yanındaki Zir Vadisi'nde büyük bir cephanelik ortaya çıkarılmıştı. Dönmez, el yazısı ve krokinin kendisine ait olmadığını, silahların polislerce yerleştirildiğini iddiasını sürekli dile getirdi. Ele geçen cephaneden dolayı yargılandığı askeri mahkemede suçu sabit görülerek 4 yıl ceza aldı ve TSK'dan çıkarıldı. Askeri mahkemedeki duruşmalarda sürekli kendisinin suçsuz olduğunu, delillerin polis tarafından yerleştirildiğini iddia eden Dönmez'in talepleri üzerine gömülü silahlar, ajandasındaki kroki ve notlar gibi suç delilleri için defalarca bilirkişi incelemesi yaptırıldı. Sonuçta suç delillerinin polis tarafından yerleştirilmediği iyice anlaşıldı. Hatta polis aramalarına katılan çok sayıdaki askeri görevliler de mahkemede bu konuda polisi savundular. Aramalara katılan askeri personelin de aleyhine şahitlik etmesi üzerine Yarbay Dönmez ilerleyen duruşmalarda askerleri de polisle işbirliği içinde komploya katılmakla suçlamaya başladı. Dönmez duruşmalarda sürekli Atatürk'ten bahsetmekte, kendisinin Mustafa Kemal'in askeri olduğunu iddia etmekte ve polisin silahları yerleştirerek suçu kendi üzerine attığını iddia etmekteydi. Hatta bu konuda ileri giderek Atatürk'e suikast düzenleyen kişinin bir polis olduğunu, askerlerin böyle şeyler yapmayacak kadar şerefli olduğunu söyleyebilmişti.

03.08.2012: Yavuz hırsız durumu:

Fuhuş, şantaj ve askeri casusluk davası dün sonuçlandı. 56 sanık, şikayetçi bulunmaması gerekçesiyle 'fuhuş' ve 'askeri casusluk' suçlamalarından beraat etti. Mahkeme TSK belgelerini gizlice elde eden bir örgütün varlığını ise kabul etti ve cezalar verdi. Ancak işin bu kısmını göstermeyen bazı medya organlarının olayı sanıklar sanki beraat etmiş gibi vermesi, üstelik de, 'iki yıl içeride boşu boşuna yatmışlar' diyerek olayı tamamen çarpıtarak vermesi, Ergenekon ve Balyoz gibi davalardaki sanıkların da benzer durumda olduğunu iddia etmesi dikkati çekti.

04.08.2012: Kılıçdaroğlu yine ters merdivene bindi:

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün Ergenekon davasında iki gündür verdiği ve komutanların hükümete muhtıra verme isteğini doğrulayan ifadeleri gündem oldu. Ancak CHP lideri Kılıçdaroğlu, bu ifadelerle davanın çöktüğünü ileri sürdü. Bu şaşırtıcı iddia, Ergenekon davası aleyhine yayın yapan medyada dahi alay konusu oldu. Kılıçdaroğlu'na tepki gösteren Radikal yazarı Eyüp Can'a göre, Özkök'ün ifadesinden sonra Ergenekon davası bırakın çökmeyi, Çetin Doğan'dan Şener Eruygur'a birçok sanık aleyhine daha da güçlendi.

31.08.2012: Odatv virüs tahliyesi istedi:

Odatv davasında Soner Yalçın, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan, TÜBİTAK'ın hazırladığı rapordaki; 'bilgisayarlarda virüs var' kısmını gerekçe göstererek tahliye talebinde bulundular. Oysa raporun diğer kısımlarındaki ifadeler sanıkların gerekçesini tamamen çürütüyor. Sanıkların raporun sadece bir kısmını göstererek tahliye talep etmeleri, Bektaşilerin 'namaza yaklaşmayın, sarhoşken' ayetini çarpıtarak, 'namaza yaklaşmayın deniliyor, onun için namaz kılmıyoruz' savunmalarını hatırlattı.

Raporun sanıkları tarafından görülmeyen kısımlarında ilginç ayrıntılar yer alıyor. TÜBİTAK tarafından hazırlanan raporda belgelerin 2010 yılında oluşturulduğu, virüslerin ise 2011 tarihli olduğu belirtildi. Raporda sanıkların mahkemeye sunduğu diğer raporlar da eleştirildi. Örneğin, sanık avukatları tarafından mahkemeye sunulan Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) kaynaklı rapordaki yanlışlıklara da dikkat çekilerek, YTÜ'nün 'bulamadık' dediği belgelerin silinmiş olsa da, hard disklerden çıkarıldığı kaydedildi. Sanıkların 'polis aramaları esnasında bilgisayarlara delil konuldu' iddiaları ise bu aramalardaki imaj alma işlemlerinin uluslararası geçerliliğe sahip teknik donanımla, usulüne uygun gerçekleştirildiği tespitiyle çürütüldü. Suçlamalara sebep olan delillerin birer birer ayrıntılı şekilde incelendiği raporda, hiçbir dosyanın zararlı bir yazılım tarafından gönderildiğine veya değiştirildiğine dair bir bulguya rastlanmadığı vurgulandı. Bilirkişi raporunda, Oda TV'den, Barış Pehlivan'dan ve Müyesser Uğur Yıldız'dan ele geçirilen bilgisayarlarda çok sayıda 'trojan' türü, 'truva atı' olarak tabir edilen ve her bilgisayarda bulunabilecek virüslerin bulunduğu, bunların uzaktan dosya gönderme özelliğine sahip olmadığı bilgisi verildi.

İddianamede yer alan dosyaların 2010 tarihinde oluşturulduğu verisinin yer aldığı bilirkişi raporunda, bilgisayarlara bulaşan ve etkin olamayan zararlı yazılımların ise 31 Ocak 2011 - 5 Şubat 2011 arasındaki tarihlerde hard disklere girdiği belirtildi.

Raporda sanıklardan sadece birinin (Müyesser Uğur) bilgisayarında, özel hedefli sosyal mühendislik saldırıları ile gönderilen, uzaktan dosya atma özelliği bulunan zararlı yazılımların çalışmış olduğu tespit edildiği, dosyalar üzerinde ilgili bilgisayar kullanıcıları tarafından bir işlem gerçekleştirildiğine dair tatmin edici izlere rastlanmadığı belirtiliyordu. Sanıklardan sadece birinin savunmasını güçlendiren bu bulgu ise, o kritik belgelerin diğer sanıkların bilgisayarlarında bulunmasıyla zaten çürümüş oluyor.

Araştırılan bilgisayarda virüslerin varlığının belirlenmesi belgeleri onların getirdiğini göstermez. Çünkü virüs bulunmayan hiçbir bilgisayar yoktur. Onlarca virüsten binlercesine kadar her bilgisayarda mutlaka virüs bulunur. Eğer bunların varlığı tek başına dışarıdan dosya getirmeye dayanak olursa hiçbir dijital veri mahkemelerde delil olarak kabul edilemez. Çünkü her bilgisayarda mutlaka virüsler bulunur. Bu tartışılmaz bir bilgisayar gerçeğidir. Bu rapora aslında gerek yoktu. Sanıkların dikkatleri dağıtmak için ileri sürdükleri bu gerekçe daha baştan sağlam gerekçelerle eleştirilmişti. Ancak hukuksal prosedür gereği bu raporun alınması gerekli olmuştu.

Ayrıca bu TÜBİTAK raporu olmasa bile, olayın başından beri çok önemli bir gerekçe, virüs iddiasını zaten inandırıcı olmaktan çıkarıyordu. 'Ulusal Medya 2010' belgesinde talimatı verilen örgütsel faaliyetler, Odatv'nin zaten sürekli yapmakta olduğu bir iş idi. O dokümanda geçen, Ergenekon ve benzer davaların hakimlerini itibarsızlaştırma faaliyetleri aslında Odatv'nin sürekli yaptığı iş. Özellikle 2009 yılı ramazan iftarına katılan hakim ve savcılarla ilgili haberi, bunlar arasında en fazla ses getireni oldu. Odatv'nin yayınları incelendiğinde o belgelerdeki talimatların nasıl uygulandığı, Odatv'nin Ergenekon savcı ve hakimlerini karalama amaçlı 'iftarı yemeği' haberinde çok iyi görüldü. Dolayısıyla odatv'nin zaten sürekli yapmakta olduğu faaliyetlere dair bilgisayarda bulunan bir belgenin virüs yoluyla başkaları tarafından komplo amacıyla yerleştirildiği savunmasının inandırıcılığı olmamıştı. Ayrıca, belgenin bir değil bir çok sanığın bilgisayarlarında da ele geçirilmiş olduğu tekrar hatırlanmalı. Odatv davasının en önemli delilleri arasında yer alan 'Ulusal Medya 2010' belgesinin sadece Oda TV'de değil, davanın sanıklarından Müyesser Uğur ve Barış Pehlivan'a ait 3 farklı bilgisayarda, 6 ayrı dosyada bulunduğu tespit edilmişti.

11.09.2012 Komutan eşlerine yol kesme davası:

Balyoz davasının tutuklu sanıkları emekli Org. Çetin Doğan ile emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk'un eşlerine dava açıldı. İddianameye konu olan 5 Mayıs 2011 günü Nilgün Doğan ve İrem Kutluk'un da aralarında bulunduğu bazı Balyoz davası sanık eşleri, yargılamanın yapıldığı duruşma salonunun önünden geçen yolu araç trafiğine kapatmışlar ve eylem düzenlemişlerdi. Bu eylem sırasında Nilgün Doğan'ın jandarma görevlilerine "Burada su içiyorsanız eşlerimizin sayesinde içiyorsunuz. Sizler burada rahat yaşayabilesiniz diye onlar orada mücadele ediyor." şeklinde sarf ettiği sözleri, özellikle jandarma personeli arasında tepkiye neden olmuştu.

15.09.2012: Gizli Tanık: Devlet korumuyor:

Birinci Ergenekon davasının gizli tanığı X, 'Tehdit ediliyorum. Tanık Koruma Kurulu taleplerimi umursamıyor' diyerek gizli tanıklık müessesindeki sıkıntıları anlattı. Adeta 'ölüme terkedildiğini' söyleyen Gizli Tanık, " Hastaneye bile gidemiyorum. Sanki tanıklık yapmamam için yıldırmaya çalışıyorlar" dedi. "Beni ölüme ve çaresizliğe terk ettiler" derken Ergenekon'dan tehditler aldığını savundu. Başka bir ülkeye gönderilme talebinin 11 kişilik Tanık Koruma Kurulu tarafından reddedildiğini aktaran tanık, "Bakmak zorunda olduğum bir ailem yok, en önemli delilleri de ben verdim. Ama beni koruyamıyorlar" ifadesini kullandı. Kendi güvenliğini sağlamak için 'gizli tanık evi'nde cephanelik kurduğunu anlattı. Bu durum, tanığın kasten korunmayarak ölüme terk edilmiş olabileceği şüphesine yol açtı.

22.09.2012: Bazı medyada Balyoz hapis cezalarına tepki

Balyoz davasının darbe girişiminin sabit görülerek sanıkların cezalandırılmalarıyla sonuçlanması bazı medya organlarını şok etti. Taraflı yayın yaparak darbecileri masum melekler gibi göstermeye çalışan bu medya organları kamuoyu önünde ne kadar deşifre olduklarının farkında olmadan taraflı yayınlarını günlerce sürdürdü. Yargılan konunun bir askeri darbe olmasına rağmen işin bu yönüyle hiç ilgilenilmeyen haberlerde sanıklar masum gösterilmeye çalışıldı, aksi ihtimale hiç yer verilmedi. Bu yönüyle de bu haberleri yapan medya organları ve gazetecilerin, Balyoz darbesi gerçekleştiğinde 'kendisinden yararlanılacak gazeteciler' olarak adları darbe planlarında açıkça geçen gazeteciler olup olmadığı tartışması başladı.

09.10.2012: Ergenekon sanığından sanık avukatlarına tepki:

Ergenekon davasında tutuksuz olarak yargılanmakta olan Mahir Akkar, yargılamayı engellemeye çalışan sanıklar ile avukatlarına tepki gösterdi. "Avukatlar, sanıkları mağdur etti.. Avukatlar tribüne oynadı, sanıklar haftalarca hayat hikayelerini de anlatarak savunma yaptı.. CHP ve İstanbul Barosu, Silivri'yi adeta siyaset arenasına çevirdi" diyen ve CHP ile İstanbul Barosu'na da eleştirilerde bulunan sanık Akar, sanık avukatlarını eleştirdi.

Abdullah Harun

 (12.09.2008), son güncel.: (09.10.2012)




Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.5.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.5.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 5.5.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.4.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 9.4.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 4.4.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.3.2014

Kozmik Oda'da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.3.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 6.9.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.8.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 5.8.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.7.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.7.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.6.2013

Ankara'da Fetö'ye 265 gözaltı

25.03.2017 17:31 Ankara'da Fetö'ye yönelik büyük bir operasyon gerçekleşti. Savcılığın talimatı ile harekete geçen ekiplerin 20 ilde başlattığı operasyonda FETÖ'nün yönetici kadrolarının da aralarında bulunduğu 265 kişi hakkında gözalt..
Tamamı 25.3.2017

Fetö kumpasına Yargıtay engeli

25.03.2017 16:24 Konya'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyelerince asılsız delillerle şirketine operasyon düzenlendiği iddia edilen iş adamı Nusret Argun hakkında yerel mahkemenin verdiği 177 yıl 4 ay 15..
Tamamı 25.3.2017

İstanbul: Fetö avukatlarına 80 gözaltı

25.03.2017 18:01 Fetullahçı terör örgütünün avukat yapılanmasına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında aralarında Erhan Tuncel'in avukatı Erdoğan S.'nin de bulunduğu 35 şüpheli gözaltına alındı. 23 Mart'taki gelişmeye göre, İstanbul..
Tamamı 25.3.2017

İstanbul'da 60 polise Bylock gözaltısı

25.03.2017 17:46 İstanbul merkezli 17 ilde Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) emniyet yapılanmasına yönelik operasyon başlatıldı. ByLock kullandıkları belirlenen 60 polis hakkında gözaltı kararı verildi. 23 Mart'taki gelişmeye göre, Ka..
Tamamı 25.3.2017

Aselsan'da Fetö'ye 44 tutuklama

25.03.2017 17:27 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ), ASELSAN'daki yapılanmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan 75 kişiden 44'ü tutuklandı. 23 Mart'ta Ankara Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına a..
Tamamı 25.3.2017

Afyon'da Fetö'ye 44 gözaltı

25.03.2017 17:13 Afyonkarahisar'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonda adliyeye sevk edilen 18 kişi tutuklandı. 24 Mart'taki operasyonla ilgili alınan bilgiye göre, Emniyet Müdürlüğü Te..
Tamamı 25.3.2017

Taksim'deki Darbecilere müebbet

25.03.2017 14:26 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında, darbeci askerler tarafından Taksim Meydanı'nın kontrol altına alınmaya çalışılması ve bu sırada çıkan olaylarda 39 kişinin yaralanmasına ilişkin 4'..
Tamamı 25.3.2017

Gaziantep 188 sanıklı Fetö davası

25.03.2017 14:03 Gaziantep'te Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) emniyet yapılanmasına ilişkin davada 133'ü tutuklu 188 sanığın yargılanmasına başlandı. 20.03.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR 20 Mart'ta 7. Ağır Ceza Mahkemesindeki dur..
Tamamı 25.3.2017

Aksakallı'nın ifadesi mahkemede

25.03.2017 13:03 Özel Kuvvetler Komutanlığını ele geçirmek isteyen cuntacı general Terzi'yi vurarak FETÖ'nün darbe girişiminin seyrini değiştiren Astsubay Halisdemir'i şehit eden darbecilerin yargılandığı davaya devam edildi. 20.03.20..
Tamamı 25.3.2017

Gülen'in asker yargıçlarına dava

25.03.2017 12:45 Fetullah Gülen Terör Örgütü'nün (FETÖ) askeri yargıdaki yapılanmasına soruşturmada iddianame hazırlandı. Darbe girişiminin en çok tartışılan isimlerinden eski Hava Kuvvetleri Komutanı ve YAŞ üyesi Orgeneral Akın Öztürk..
Tamamı 25.3.2017

F-16 kaçırmaya Boydak desteği

24.03.2017 09:15 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili Diyarbakır'da görev yapan Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı askerlere yönelik yürütülen soruşturma tamamlandı. 22 Mart'taki gelişmeye göre, Diyarbakır 8'inci Ağır Ceza Mahkemesi'..
Tamamı 24.3.2017

Hakim savcı sınav hırsızlığı davası

23.03.2017 17:26 Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) yönelik soruşturma kapsamında, 2012'deki 'Avukatlar İçin Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı Yarışma Sınavı' sorularının sızdırıldığı iddiasına ilişkin 82 sanığın yargılandığı da..
Tamamı 23.3.2017

Özel Kuvvetler: Fetö'ye yeni dava

25.03.2017 12:52 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimine katılmamalarına rağmen örgüt üyesi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, aralarında meslekten ihraç edilenlerin de bulunduğu 9'u tutuklu 14 Özel Kuvv..
Tamamı 25.3.2017

Yalova 103 sanıklı Fetö davası

24.03.2017 18:50 Yalova'da Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) ilişkin soruşturma kapsamında, çeşitli meslek mensuplarından 47'si tutuklu 103 sanığın yargılanmasına başlandı. 21.03.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞ..
Tamamı 24.3.2017

Harp Akademileri: Fetö'ye dava

24.03.2017 18:20 İstanbul'da 15 Temmuz 2016 akşamındaki darbe girişiminin harekat karargahı olarak anılan Harp Akademileri Komutanlığı'na ilişkin yürütülen soruşturma tamamlanarak, aralarında Harp Akademileri Komutanlığı Kurmay Başkanı..
Tamamı 24.3.2017

Jandarma Okullarına Darbe davası

23.03.2017 17:37 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Beytepe'deki Jandarma Okullar Komutanlığında meydana gelen FETÖ'nün darbe girişimine ilişkin eylemlerle ilgili iddianame tamamlandı. 22 Mart'taki gelişmeye göre, başsavcılıkça iddiana..
Tamamı 23.3.2017

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
22.074.829