 Ergenekon
soruşturmasını engelleme girişimleri
Ergenekon soruşturması sürecinde
provokasyonlar yaşanıyor. Birileri soruşturma ve dava sürecini Şemdinli olayında olduğu gibi
çıkmaza, sonuçsuzluğa ve akamete uğratmaya çalışıyor.
Abdullah Harun, 12 Eylül 2008 - Ergenekon soruşturması sürecinde
provokasyonlar yaşanıyor. Birileri soruşturma ve dava sürecini Şemdinli olayında olduğu gibi
çıkmaza, sonuçsuzluğa ve akamete uğratmaya çalışıyor.
Bu girişimlerin süreceğini tahmin edip başladığımız bu canlı yayında tarihi olaylara,
kışkırtmalara tanık oluyoruz, yaşıyoruz ve daha birçoğunun da
yaşanacağına inanıyoruz. O birileri şu anda kimbilir ne planlar
yapmakta, operasyonlar tasarlamakta.
İtalyan Gladyosu'nu çökerten savcı
Felice Casson, Türkiye'de gazetecilerin yakından tanıdığı bir isim. Son
olarak bir gazeteye verdiği demeçte aynen şöyle diyor: "Soruşturmalar
başladığı zaman bazılarının şiddetli eleştiriler yaptığını görürsünüz.
Bir zaman sonra bu şiddetli eleştirileri yapan çevrelerden bazılarının
da şüpheliler arasında olduğunu anlarsınız. İşte o zaman işler daha da
karışır. Hedef aldığınız kesim öyle bir kulis yapar ki, savcı olarak
bizim yaptığımız çalışmaların yasa dışı olduğu bile ima edilir. Ta ki
soruşturma evresi tam olarak gelişinceye kadar bu böyle gider."
Türkiye'de yaşanacaklar da sanırız böyle olacak.
Tekrar etmek gerekirse
en üst makamdan alttakine kadar muvazzafıyla yargısıyla ve diğer tüm
dallarıyla Kontrgerilla, Şemdinli ve Ergenekon soruşturmalarında
yakalanmış bulunuyor. General Veli Küçük ve daha alt kademedeki
elemanlarını feda edip soruşturmanın daha yukarılara, Kontrgerilla'ya
uzanmasını engellemeye çalışıyorlar. Çırpınmalar bu yüzden. Özellikle
Ergenekon soruşturması onları gittikçe köşeye sıkıştırıyor olmalı ki bu
kadar deşifre olmaya başladılar. Şurası çok açık, Savcı Öz ve
arkadaşları, Ergenekon soruşturmasıyla kontrgerillacıları kuyruğundan da
olsa gerçekten yakalamayı başarmış ve soruşturmanın seyri
kontrgerillacıları daha da zora sokacak. Türkiye,
büyük olaylara ve inşallah hayırlı değişimlere doludizgin gidiyor.
Birileri de tüm güçleriyle bunu engellemeye çalışıyor, bu çok açık.
İŞTE ERGENEKON SORUŞTURMA SÜRECİNDE TESPİT ETTİĞİMİZ ENGELLEME GİRİŞİMLERİ:
09 Temmuz 2008: ABD İstinye Konsolosluğu maskesi altında
Türk polisine düzenlenen ve "Üzerimize gelmeyin ülkeyi
savaş alanına çeviririz" şeklinde intikam-gözdağı amaçlı yorumlanan saldırı.
12 Temmuz 2008: İçlerinde Ergenekon soruşturmasında
tutuklanan avukat Kemal Kerinçsiz, eski asker Muzaffer Tekin'in de
bulunduğu, emekli Albay Erdal Sarızeybek, İstanbul Barosu eski Başkanı
Turgut Kazan ve İşçi Partililer gibi belirli çevrelerce verilen 9 ayrı
suç duyurusu sebebiyle Adalet Bakanlığı'nca Savcı Öz hakkında inceleme
başlatıldığının ortaya çıkması. Başvuranlardan bazılarının Adalet
Bakanlığı'nın ilgisizliğinden şikayet ederek Ankara İdare Mahkemesine
suç duyurularını taşıması. İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut
Kazan'ın Savcı Zekeriya Öz´ü, elindeki soruşturmayı 11 aydır
tamamlamayıp ucu açık tutarak, yaşanan gelişmelere göre "dalga
operasyonlar"a başvurmakla ve "geceleyin
kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız öldürüldü"
suçlamasıyla Ankara İdare Mahkemesine başvurması. (haberkaynağı-2,
haberkaynağı-3,
haberkaynağı-4)
16 Temmuz 2008: CHP’li Onur Öymen'in, katıldığı bir TV
programında ‘Merak etmeyin,
Ankara’da hakimler
var’ diyerek mahkemeden mahkumiyet çıksa bile Yargıtay’dan döneceğini
ima etmesi.
19 Temmuz 2008: Kadıköy'de Atatürkçü Düşünce Derneği
öncülüğünde düzenlenen ve Atatürk'le lenin'in yan yana fotolarını içeren
pankartların taşındığı "Ergenekon soruşturması cumhuriyetimizi yıkmak
amaçlıdır!" konulu yaklaşık iki bin kişinin katıldığı gösteri.
28 Temmuz 2008: İstanbul Güngören'de aynı noktada
meydana gelen iki patlamada 17 kişinin hayatını kaybetmesi. PKK'ya
atfedilen saldırıyı PKK'nın üstlenmemesi. Saldırının Ergenekon'cuların
intikamı olarak nitelendirilmesi ve Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin
kapatılma davasında vereceği kararın hemen öncesinde meydana gelmesi.
01 Ağustos 2008: Ergenekon'dan sonra polise karşı saldırıların
dikkat çekici şekilde artması. PKK'nın, Ergenekon
soruşturmasının ardından öncelikli hedefinin polis olduğunu duyurması.
08 Ağustos 2008: Savcıların, Ergenekon bağlantısını araştırdıkları
saldırılardan Güngören ve konsolosluk saldırıları ardından üçüncü olarak
meydana gelen, muhtemel hedefi Üsküdar Selimiye Kışlası olan havan toplu
saldırı.
19 Ağustos 2008: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Anayasa
Mahkemesi Başkanvekili Paksüt ’ü yetkisiz dinledikleri iddiasıyla
Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Organize’ye nöbetçi mahkemenin
izniyle baskın yaptırıp kaşla göz arasında da olayla hiç ilgisi olmayan
ve son anda engellenen, gizli ergenekon soruşturma belgelerini
kopyalayarak soruşturmanın kimlere uzanacağı bilgisini elde etme
denemesi.
02 Eylül 2008: Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Yargıtay'a
suikast krokilerinin de ele geçirildiği İşçi Partisi'nde yapılan
Ergenekon soruşturması kapsamındaki arama işleminin hukuka aykırı
yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlatması.
03 Eylül 2008: TSK'nın görevlendirdiği bir generalin, Ergenekon
sanığı generaller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur'a moral vermek
için gündemi altüst eden, askerlerin Şemdinli davası gibi Ergenekon
davasını da yargıya baskı yaparak akamete uğratmaya ve tutuklu
generaller hakkında hazırlanan ek iddianameyi etkilemeye çalıştıkları
yorumlarına yol açan resmi cezaevi ziyareti.
07 Eylül 2008: Dikkat çekici şekilde peşpeşe yoğunlaştırılan Deniz Feneri
Davası ve diğer yolsuzluk iddiaları ile, her gün yeni bir gelişmeyle
sürekli gündem olan Ergenekon soruşturmasının gündemden düşürülme
çabaları.
09 Eylül 2008: CHP lideri Deniz Baykal'ın isim vermeden Ergenekon
soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'ü, Şemdinli'yi soruşturan
Ferhat Sarıkaya'nın akıbetini hatırlatarak tehdit etmesi.
10
Ekim 2008: Aydınlık, Cumhuriyet ve benzeri malum medyanın, Ergenekon savcısı
Zekeriya Öz'ü, çevresinde "tecavüzcü coşkun"
olarak tanınan, işçi partili ve oto kundaklamadan 3 yıl hapis yatmış
güvenilir bir kişiye
dayanarak yüz kızartıcı suçlarla karalama kampanyası yürütmesi. Aydın'ın Çine ilçesinde tertiplendiği ve iftiralardan ibaret
olduğu ortaya çıkan haber üzerine açıklama yapan ilçe halkı ve haberde adı geçen kişiler,
yapılan dezenformasyonu gözler önüne serdi.
27 Kasım 2008: İlginç bir tesadüfle İlhan Selçuk'un
liderlerinden olduğu 9 Mart 1971 cuntacıları arasına sızarak deşifre
eden kayıtlı MİT ajanı Mahir Kaynak'a benzer şekilde yine İlhan
Selçuk'un liderlerinden olma suçlamasıyla yargılandığı Ergenekon
örgütüne sızarak deşifre olmasına yol açan çuvallarca belgeyi 2001'de
ortaya çıkaran kayıtsız MİT ajanı Tuncay Güney'e karşı bazı çevrelerin güvenilmez birisi
olduğuna yoğunlaşma ve dikkatleri belgelerden kaçırma gayreti.
08 Ocak 2009: 10. dalga operasyonlarda üst düzey askeri ve sivil
yetkililerin gözaltına alınmasıyla deprem geçiren kontrgerillacıların
son ümit olarak, HSYK'yı savcıları ve hakimleri tırpanlaması için
devreye sokma gayretleri.
10 Ocak 2009: Soruşturmada yaşanan
bazı eksikleri ve aşırıya kaçan bazı ayrıntılara dikkat çekerek, Ergenekon'la ilgili asıl resmi gözden kaçırma ya da özellikle göz ardı etme girişimleri.
15 Ocak 2009: Cumhurbaşkanlığı seçimini engellemek için 367 formülünü bulan çevrelerin şimdiye kadar karşı çıktıkları Ergenekon soruşturmasını durduramayacaklarını anlayınca sulandırmak için halen 5 olan savcı sayısının 40'a çıkarılmasını istemesi.
27 Ocak 2009:
CHP'lilerin, Ergenekon soruşturmasında bugüne kadar yaptıkları işler ve
davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacakları suçlamasıyla Savcı
Zekeriya öz ve diğer savcılar hakkında inceleme ve soruşturma yapılması
talebiyle HSYK'ya başvurması.
10 Şubat 2009:
Ergenekon sanıklarının ve çevrelerinin davaya bakan hakim ve savcıları etkilemek
ve kışkırtmak için her yolu denemesi. 10 Şubat'taki duruşmada söz alan tutuklu
sanıklardan Behiç Gürcihan, Yassıada’da yapılan yargılamalar sırasında hakimin
sanıklara, “Sizi buraya tıkan güç böyle olmasını istiyor” dediğini ifade ederek,
Adnan Menderes’i tasvip etmemesine rağmen bu sözleri okuduğunda hakime çok
kızdığını anlattı. Bizi buraya tıkan güç sizin kulağınıza ne fısıldarsa
fısıldasın, sizlerin prim vermeyeceği konusunda ümidimi sürdürmek istiyorum.
Tempo dergisinde sizi tanıyanlarla yapılan görüşmeler sonucunda hazırlanan bir
haber yayınlandı. Önünüze koyulanlarda suç arayan biri olduğunuz söyleniyor.
Bunu tekzip ettiniz mi bilmiyorum. Polis ve savcılık önüne koyulanlarda suç
aradığında onları yadırgamadım. Fakat sizleri yadırgarım. Sizin göreviniz suç
aramak değil, maddi gerçeği bilip adaleti sağlamak olmalıdır.” Bunun üzerine
Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, “O dergide başka şeyler de yazıyor. Bir
kelimesini değil de onları da alsaydınız” dedi.
05 Mart 2009:
Ergenekon tutuklusu ve JİTEM kurucularından Albay Atilla Uğur'un, Meclis İnsan
Hakları Komisyonu'na mektup yazarak Savcı Zekeriya Öz'ün 9 Ekim 2008'de kendi
ifadesini alırken bir çok kişiye iftira ettiğini iddia etmesi.
16 Mart 2009: Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, İşçi Partisi'nin eski MİT Müsteşarı Kenan Atasagun
hakkında MİT'in hazırladığı Ergenekon şeması sebebiyle "Ergenekon'u neden
belgeledin? Niye TSK'yı alenen aşağıladın? Bu şema, TSK'ya karşı entrikalarda,
komplolarda kullanılmıştır. Bu şema, şüpheli Şenkal Atasagun ve ortaklarının
suçlarının kanıtıdır" satırlarını içeren şikayet dilekçesini işleme koyarak
Başbakanlıktan soruşturma izni talep etmesi.
18 Nisan 2009: İlhan
Selçuk, Mustafa Balbay, Yalçın Küçük gözaltına alındığında ve Sabih Kanadoğlu
ile Türkan Saylan'ın evi arandığında 'saygın kişilere böyle muamele edilmemeli
onlar asla suç işlemiş olamaz' şeklinde yapılan karalama kampanyası ile yargı
üzerinde baskı kurulmak istenmesi.
20 Mayıs 2009:
Danıştay'ın Adalet Bakanlığı'nın müfettişlerine verdiği dinleme yetkisini iptal
etmesi üzerine, hepsi mahkeme kararlarına dayandığı defalarca açıklanan gizli
dinleme ve ayrıca gizli tanıklıkların hükümsüz bırakılmak ve delil olmaktan
çıkarılmak istenmesi. Ergenekon soruşturmasının tepki çekeceği açık olan açıkça
baltalanmak yerine bu şekilde hukuk kılıfına uydurularak saptırılma gayretleri.
18 Haziran 2009:
Sanıklar, avukatları ve bazı çevrelerin, "Soruşturmayı poliste örgütlenmiş
Fethullahçıların yönlendirdiği, sahte belgeler düzenleyip tutukluların ev ve
bürosuna yerleştirdikleri, silahların da onlar tarafından gömülüp buldurulduğu
vs.vs..." gibi iddialarla Ergenekon soruşturmasını başlangıcından beri hukuki
değil siyasi olmakla suçlayarak karalama gayretleri.
28 Temmuz 2009: HSYK'nın Ergenekon savcı ve
hakimleriyle ilgili soruşturmaya izin verileceği tavizini Adalet Bakanlığı'ndan
koparmasından sonra Ergenekon davası sanıklarının ve çevrelerinin şikayetlerini
giderek arttırması.
29 Temmuz 2009:
HSYK'nın daimi ve yedek 10 üyesinin açıklama yaparak bazı basını ve hükümeti
suçlaması ve Adalet Bakanlığı'nın da buna çok sert tepki vermesi ile ayrıntıları
ortaya çıktığı gibi; HSYK üyelerinin, 14 gün uzayan atama kararnamesi krizinin
yaşandığı toplantılarda Ergenekon savcılarını ve ara kararları veren hakimlerini
usülsüzce (talepleri olmadan, soruşturma geçirmeden, 7 yılı doldurmadan)
görevlerinden almaya çalışması, Ergenekon savcılarının soruşturma
geçirmemelerini eleştirmeleri, HSYK üyelerinin çok gizli Ergenekon soruşturma
dosyalarını ele geçirerek incelemesi, en önemlisi de HSYK'daki üyelerin kurulun
yetkilerini de aşarak Ergenekon soruşturmasını, soruşturmayı baltalayacak
önerilerle Yargıtay'a taşımaya çalışması, soruşturmayı da alenen eleştirmeleri.
03 Ağustos 2009: Son günlerde Cemal Temizöz davasındaki üç tanığın dikkat çekici şekilde ifadelerini
birer birer geri çekmesi, benzer şekilde Danıştay davasının Ergenekon davasıyla
birleştirilmesinde verdiği ifadeleri de dikkate alınan Ergenekon sanığı gizli
tanık Osman Yıldırım'ın deli olduğu ve ifadelerinin geçersiz olduğu şeklinde
bazı medyada dikkati çeken yayınlar yapılması. Benzer yayınlar daha önce de
Tuncay Güney için yapılarak, şahsın güvenilmez ve hatta cinsel sapkınlıkları
olduğu vurgulanmış ve onun ifadelerinin de yeraldığı Ergenekon
soruşturması çürük bir tertip suçlamasıyla karalanmaya çalışılmıştı.
Hürriyet gazetesi 13
Ağustos 2009 tarihli haberinde, GATA'dan Yıldırım için “İleri derecede
anti-sosyal Kişilik Bozukluğu” tanısı konulan bir rapor verildiğini iddia etmiş
ancak ne raporu yayınlayabilmiş ne de doğrulatacak bir kaynak gösterebilmişti.
Haberde, tanıklığı hakkında şüphe uyandırabilmek için Osman Yıldırım hakkında en
ağır ifadeler haber diye verilmiş, Ergenekoncu çevrelerin dillerinin altındaki
bakla olan “böyle adi ve korkunç bir varlığın ifadeleri nasıl olur da Danıştay
ve Cumhuriyet bombalamalarının Ergenekon'la birleştirilmesinde ciddiye alınır,
hayret” ifadesi dolaylı şekilde aktarılmıştı. Hürriyet'in habercilikten çok
hakaretçilik değeri taşıyan bu haberi, “Danıştay saldırısı ve Ergenekon
davalarının aynı anda ‘tanık, gizli tanık ve sanığı’ olarak Türk hukuk tarihinde
bir ilki gerçekleştiren abla katili Osman Yıldırım” şeklinde başlıyor, “Abla
katili, Komutanlarına saldıran, mizacı sıkıntılı huzursuz, anksiyöz madde
kullanıyor, öldürüp başkasını suçlar, günah, ayıp, suç tanımazlar. Vicdanları
yoktur. Kural tanımazlıklarını, suçlarını, kendileri ve karşılarındakilere
rasyonalizm (akla uygun hale getirme) ve projeksiyon (yansıtma) şeklinde
açıklarlar. Bir anti-sosyal kişilik, annesini öldürür, hüngür hüngür ağlar.
Sonra da annesini suçlar ve haklı gerekçeler çıkartır” şeklinde devam ediyor ve
“Bu kişilerin mahkemelerde tanıklık yapmasına hazin hazin, gülerek bakarım. Bu
kişiler 10 dakika içinde 10 tane yalan söylerler. Hepsinde de yemin ederler”
diyerek bitiyordu. Hürriyet gazetesinin bu haberi üzerine 1 Kasım 2009 tarihinde
GATA tarafından bir açıklama yapıldı ve Osman Yıldırım hakkında hiçbir
raporlarının olmadığı belirtildi.
17 Ağustos 2009:
Ergenekon davasını pasifize edebilmek için Deniz Feneri davasını sürekli gündeme
taşımalarıyla dikkati çeken Ergenekon medyasının yeterli etkiyi uyandıramaması
ve
hükümetin 'Deniz
Feneri soruşturması sonu nereye giderse gitsin
sürdürülsün. Deniz Feneri'nin içerisinde varsa suç işleyenler, varsa yasalara
aykırı hareket edenler bedelini öderler, cezasını öderler.' açıklamaları
sonrası şimdi başka bir soruşturmayı, Erzincan'da İsmailağa cemaat mensuplarına yönelik tarikat soruşturmasını Ergenekon davasının
karşısına çıkarmaya çalışması, cemaatin üzerine gidilmediğini, hükümetin
müdahalesiyle soruşturmanın sürüncemede bırakıldığını iddia ederek Ergenekon
soruşturma ve davasının aslında siyasi olduğunu göstermeye çabalaması.
25 Ağustos 2009:
Ergenekon davası ve bu davayla da bağlantılı olan Albay Cemal Temizöz'ün
yargılandığı faili meçhul cinayetlerle ilgili davada kritik ifadeler veren gizli
tanıkların, bir bir deşifre edilmesi. Böylece yeni tanıkların önüne geçmek ve
eski tanıkların da tıpkı Temizöz davasındaki gibi tanıklıklarını geri
çekmelerinin sağlanmak istenmesi. Gizli tanıkların kimliğinin deşifre edilmesini
önlemek için kurulan Tanık Koruma Kurulu'na Ergenekon'a bakan savcı ve ara
hakimleri görevden almak isteyen ve Kent Otel toplantılarına katılan Başkan
Vekili Kadir Özbek ile Ali Suat Ertosun'un üyesi olduğu HSYK'nın üye ataması
deşifre edilmelerinde HSYK'nın da rolü olduğuna dair şüpheleri arttırdı.
03 Eylül 2009:
Ergenekon soruşturmasının başlangıcından bu yana soruşturma ve dava aleyhindeki
girişimleriyle sürekli gündeme gelen İstanbul Barosu, çok tartışılacak iki
karara daha imza atmaktan çekinmedi. Baro, itirafları Danıştay saldırısı
davasının Ergenekon'la birleştirilmesinde önemli rol oynayan ve bu itiraflarını
sürdürmeye kararlı olduğunu her duruşmada açıklayan sanık Osman Yıldırım'a diğer
Ergenekon sanıklarının da avukatlığını yapan bir avukatı tayin etti.
Adalet Bakanlığı'nın
ödenek ayırmamasından dolayı avukatların görev kabul etmediğini, Yıldırım'ın
avukatlığını üstlenen kişinin ise gönüllü olduğunu açıklayan Baro başkanı
Muammer Aydın'a bir ay sonra yalanlama geldi. Ödenek yokluğundan avukat ataması
yapılamadığını iddia eden Muammer Aydın'ın aksine baronun askeri mahkemeye
avukat görevlendirdiği ortaya çıktı. Bu skandal gelişme üzerine açıklama yapan
birçok avukat da, görev kabul etmedikleri iddialarının doğru olmadığını, baro
yöneticilerinin siyasi davranarak kendilerini davalara atamadığını, Her dava
gibi Ergenekon davasında da görev almaya hazır olduklarını belirttiler.
18 Eylül 2009:
Ergenekon iddianamesinde yeralan ve sanıklar arasında geçen telefon
görüşmelerini köşe yazısında yayınlayan Star gazetesi yazarı gazeteci Şamil
Tayyar'a 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi ve bu ceza tekrar benzer bir yazı
yazmamak koşuluyla ertelendi. Bu skandal mahkeme kararı üzerine, yargıya sızmış
kontrgerillacıların hedefinin aslında Şamil Tayyar değil onun şahsında HSYK'da
kellesini alamadıkları Ergenekon savcıları olduğu yorumları yapıldı. Bu kararın
diğer amacının da gazetecileri Ergenekon konularında yazı yazmaktan caydırmak
olduğu ileri sürüldü.
06 Ekim 2009:
Ergenekon savcılarına yönelik yepyeni bir kıskaç girişimi başlatılarak,
savcılara adli mahkemelerde değil Ergenekon sanıklarıyla çok sayıdaki ilişkileri
medyaya da yansıyan Yargıtay'da çok sayıda tazminat davaları başvurusu yapıldı.
Birinci Ergenekon iddianamesinin altında imzası bulunan Ergenekon savcıları
Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın hakkında, Ergenekon sanıklar ve
yakınlarının Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nde çok sayıda tazminat davası açtıkları
ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce her iki davada da bu davaların ilk derece
adliye mahkemelerinde görülmesi gerektiği belirtilerek görevsizlik kararı
verildiği öğrenildi. Davaların doğrudan Yargıtay Hukuk Dairesi’nde açılmış
olmasına dikkat çeken uzman hukukçular, davacı vekillerinin pek çok üyesinin
Ergenekon sanıklarıyla irtibatı ortaya çıkan Yargıtay nezdinde daha etkili
olabileceklerini düşündüklerini belirtiyorlar.
07 Ekim 2009: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yargı yolunu açan tartışmalı kararı
ve ardından Adalet Bakanlığı'nın hakkında başlattığı Ergenekon kapsamındaki
soruşturmayla gündeme gelen Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz,
Ergenekon soruşturmasını sakatlayabilecek skandal bir karara daha imza attı.
Kaçmaz, Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun
dinlendiği iddialarıyla ilgili delillerin kendi mahkemesince değerlendirilmesine
hükmetti. Böylece kendisi de aynı soruşturma kapsamında soruşturulan Hakim Osman
Kaçmaz, soruşturulan diğer hakim ve savcıların isimlerini öğrenebilecek. Bu
garip durum akıllara, 19 Ağustos 2008'de AYM üyesi Osman Paksüt'ün başvurusuyla
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ergenekon soruşturmasına bakan İstanbul
Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi'ne hukuk kılıfı altında yapılan
baskınını getirdi. 'İkinci baskın girişimi' olarak da
adlandırılan Kaçmaz'ın bu girişimi gündemi sarstı.
08 Ekim 2009: Emniyet
Genel Müdürlüğü'nün her yıl tüm hakim ve savcılara verdiği geleneksel iftar
yemeğine savcı ve hakimlerin katılması bu sene nedense, bazı medya
kuruluşlarından sonra Ergenekon sanıkları tarafından da çarpıtıldı. Duruşmalarda
ilk olarak bunu gündeme getiren Kemal Kerinçsiz'den sonra çok sayıda sanık da
söz alarak aynı konuda şikayette bulundu ve reddi hakim talebinde bulundular.
CHP'li milletvekilleri de aynı şikayette bulunarak durumu HSYK'ya ilettiler.
Duruşmalarda bu konunun peşpeşe dile getirilmesinin bu konunun bir savunma
taktiği olarak çalışılmış olduğunu gösterdiğine dikkat çekiliyor. Savcı ve
hakimlerin her yıl birçok resmi kurum ve kuruluş tarafından verilen
resepsiyonlara ve kokteyllere katıldığını hatırlatan çevreler, bugüne kadar
bunun eleştiri konusu yapılmadığına da dikkat çekiyor. Resmi bir kurum olan ve
zaten savcı ve hakimlerle hergün görüşmekte olan Emniyet'in iftarına, isimleri
Ergenekoncu çevrelerin 'bizden' şeklinde gördükleri 12. ve 14. mahkemenin
tartışmalı isimlerinin bile katıldığına dikkat çeken aynı çevreler, Ergenekoncu
çevrelerin davayı siyasallaştırmak ve çıkmaza sokmak için malzeme aradığını
belirtiyorlar. Bir
olasılık olarak geleneksel yemeğin iftar olduğu için 'dini' yönü bulunması
sebebiyle, savcı ve hakimlerin İstanbul Emniyeti'nin iftarına katılmaları
olay yapılmak isteniyor. Aynı tartışmaların devamında savcı ve hakimlerin
F-tipi (Fethullahçı) olarak nitelendirilmesinin de kamuoyunu laik-antilaik
çatışmasına çekerek Ergenekon Terör Örgütünün uzman olduğu kışkırtma-gerilim-çatışma çıkarma
yeteneğini cezaevinde bile sürdürmeye çalışıyor.
Ergenekon soruşturma ve dava sürecinde sanıklar, avukatlarının ve medyasının her
fırsatta mahkeme heyeti ve savcılar üzerinde baskı kurmaya ve davayı
kişiselleştirmeye çalışıyor.
Savcı ve hakimlere yönelik F-tipi suçlamaları ilk
değil. Ergenekon soruşturma ve davası sürecinde bu tür suçlamaları daha önce de
gündeme getiren çevreler birçok yerde ele geçirilen çok miktardaki silah ve
suikast krokileri sonrası sessizliğe gömülmüşlerdi.
19 Ekim 2009: Ergenekon
soruşturmasının başlamasından itibaren geçen 2 yıllık sürede soruşturma ve
davayla ilgili 2 bin civarında dava açılmak suretiyle Ergenekon konusunda
belirli medyanın, gazeteci ve yazarların bunaltılarak, tazminat ve hapis
cezalarıyla yıldırılarak yayın yapmasının engellenmeye çalışılması. Yargıdaki
savcı ve hakimlerin Ergenekon sanıklarıyla yakınlık ve ilişkilerini somut
şekilde ortaya çıkaran medyanın Ergenekon iddianamesinde yeralan bilgileri dahi
yazması adeta yasaklanmaya cezalandırılmaya çalışılıyor. En çok dava açılan
gazetelerin Taraf, Star ve Zaman olması, Ergenekon'un yargıda da uzantıları
olduğu ve ellerindeki tüm imkanları kullanarak örgüt lehine mücadele verdikleri
iddialarını adeta ispatlıyor. Ergenekon konusunda belirli medyaya dava
açılırken, Ergenekon sanıklarına ve görüşlerine yakınlık gösteren siyasetçilere,
bürokratlara, hakimlere ve HSYK üyelerine yargıyı etkilemekten hiçbir soruşturma
açılmaması dikkat çekiyor. Ergenekon sanıklarına yakın olanların yaptıkları
yargıyı etkilemek kabul edilmiyor, silah arkadaşını ziyaret ya da örneğin HSYK
üyesinin kişisel görüşünü açıklaması ve teklif sunması olarak geçiştiriliyor.
20 Ekim 2009: Ergenekon sanıkları, iftar yemeğine katıldılar diye Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ve diğer hakimleri reddetmişler, iki kez yaptıkları reddi-hakim talepleri
başka mahkeme heyetince reddedilmişti.
Bunda başarılı olamayan sanıklar bir
hafta sonra da hakimlerin arasına nifak sokmayı deniyor, reddini istedikleri Başkan Köksal Şengün'ü bu kez överek
diğer hakimlere karşı kışkırtıyorlar. 8 Ekim 2009 tarihli oturumda Ergenekon sanığı
Doğu Perinçek'in avukatı Servet Bora, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, heyetin
diğer üyelerine karşı devamlı muhalif olduğunu ancak alınan kararlarda görüş
birliğinde olduğu görüntüsü verme çabasında bulunduğunu, korkusundan muhalefet
şerhi koyamadığını iddia etti. Bora, Başkan Şengün'e hitaben 'Hiçbir şey
yapamıyorsanız bu iki üye ile birlikte çalışamayacağınızı bir dilekçe yazarak
HSYK'ya bildirerek kendinizi kurtarın' dedi.
20 Ekim 2009'daki
duruşmada söz alan Savcı Mehmet Ali Pekgüzel de bu nifak çabasını dile getirdi.
Avukat Bora'nın sözlerinin, Başkanlık makamına açıkça hakaret unsuru taşıdığını
belirterek hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Ayrıca Pekgüzel,
mahkemenin her aldığı kararda oy birliği şartının aranamayacağını, her hakimin
kendi görüşünü bildirmesinin yasal hakkı olduğunu vurguladı. Mahkeme Başkanı
Köksal Şengün'ün duruşmaya ara vermeye hazırlandığı anda tutuklu sanık Doğu
Perinçek ısrarla söz aldı. Savcı Pekgüzel'in görüşünü açıklarken başkanlık
makamını açık olarak tehdit ettiğini ileri süren Perinçek, 'Bunu anlamamak için
ahmak olmak lazım. Savcıların mahkemeyi tehdit etmesi bizi yaralamıştır.
Savcılar duruşma sırasında mahkemeyi açıkça tehdit ederek suç işlemiştir.
Silivri Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasını istiyorum' diyerek adeta
'yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış' örneğinde olduğu gibi 'kışkırtma'
konusuna ne kadar alışık ve usta olduğunu gösterdi.
27 Ekim 2009:
Genelkurmay'da hazırlanmış olduğu, ıslak imzalı aslının ortaya çıkmasıyla kesin
olarak anlaşılan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı inkar etmek ve konuyu
saptırmak için Ergenekoncu çevrelerin bin dereden su getirme çabası. Haziran
ayında Ergenekon sanığı Avukat Serdar Öztürk'ün ofisinde fotokopisi ele geçen ve
1 hafta sonra Taraf gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve
Gülen'i Bitirme Planı' ya da diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak
imzalı aslı 23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte
yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün önce
yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması üzerine paniğe
kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları ve bilgisayar
harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını ileri süren ve belgenin
hazırlanmasında rol aldığını iddia eden Genelkurmay'daki adını vermeyen bir
subayın, bu ve diğer bazı belgeleri hemen gizlice alarak imha edilmekten
kurtarabildiğini ve diğer bazı vahim iddialarını da içeren bir ihbar mektubuyla
birlikte Ergenekon savcılarına gönderdiği ortaya çıktı. Ergenekon savcılarının
da ıslak imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a göndererek daha bu gelişmeler
kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait
olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı. Savcıların daha sonra Genelkurmay'a
başvurarak Albayın ve ihbar mektubunda adı geçen birçok subayın ifadesini almak
istedikleri, ancak Genelkurmay'ın olay basına yansıyıncaya kadar savcılara cevap
vermediği hatta askeri savcılık kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı
ileri sürüldü. Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir deprem
daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını
eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş
değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise şok
belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da başka
ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu. CHP'liler, 'Islak İmza' olayının Adli
Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman atadığını dolayısıyla
ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit eden Adli Tıp raporunun siyasi
ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu çevrelerin son iddiası ise komedi
filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm
dünya kriminologlarını şaşırtan bu iddianın ileri sürülebilmiş olması
Ergenekoncu çevrelerin bilimsel gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını
ortaya koyuyor. İmza sahibi Albay Çiçek'in avukatı tarafından başlatılan bu
iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000 Dolarlık bir makineyle
Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu olayda da edilmişti.
Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular sayesinde öğrendiği bu makine için yurtiçi
ve dışından çok sayıda uzmanın görüş açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru
olmadığı ortaya çıktı. Makine şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek
imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan
derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi
tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan
mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim, doğrultu,
hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı açıların tamamını taklit
etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak
imzanın Albay Dursun Çiçek'in el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini
karşılaması neticesinde kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760
/ 8014" No'lu Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.
16 Aralık 2009: Ergenekon sanık ve
çevreleri hakimlerin çekilmesi için defalarca yaptıkları başvuruların
reddedilmesi üzerine taktik değiştirdikleri, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ü iyi
adam diğer iki hakimi ise kötü hakim göstermeye çalıştıkları yukarıda da
sıralanan örneklerden anlaşılıyordu. Bu taktiğe uygun olarak Ergenekoncuların
bir süredir davaya bakan hakim heyetinden Sedat Haşıloğlu'na yoğunlaştıkları
görülüyor. Çeşitli iddiaları bir bir gündeme getiren sanık ve çevreleri, baskı
altına almaya çalıştıkları Haşıloğlu'nun heyetten çekilmesi için gayret
ediyorlar. Önce Çatalca'da ucuz taşınmaz satın almak için yetkililere baskı
uyguladığını iddiasını CHP'lilere dayanarak ileri sürmüşler ve Haşıloğlu'nun
davadan çekilmesini istemişlerdi. Ancak bu talebin reddedilmesi üzerine son
olarak Haşıloğlu'nun 4 adet tarikatçı vakfın sahibi olduğu iddiasını Ergenekon
sanığı Ergün Poyraz'a dayandırarak ileri sürdüler. Ancak bu iddiaya sinirlenen
Haşıloğlu'nun iddia konusu vakıflar hakkında ayrıntılı bilgi vermesi üzerine
özür dileyen sanıklar, eksik bilgilendirildiklerini iddia ettiler. Ancak
sanıkların iddiaları durmadı. Aynı duruşmanın devamında, Ergenekon soruşturması
kapsamındaki tutuklamaların çoğunun üye Hakim Haşıloğlu tarafından yapıldığını
söyleyen sanıklara bu kez, mahkeme heyetinin diğer üyesi Hasan Hüseyin Özese
isyan etti. Bunun Adalet Komisyonu tarafından belirlendiğini hatırlatarak,
hakimlerin herhangi bir davaya bakma konusunda talepleri olamayacağını dile
getirdi. Özese, 'Bu konuda araştırmalar doğru yapılmıyor. Bizim dışımızda, bize
suçlama yöneltiliyor' diyerek Ergenekoncuların art niyetlerini ortaya koydu.
21 Aralık 2009:
Ergenekon'un en önemli sanıklarından Levent Ersöz'e suikast girişimi.. Emekli
Tuğgeneral Levent Ersöz'ün yattığı Çapa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları
Servisi'nde önceki gün silahlı saldırı girişimi yaşandı. İlerleyen süreçte,
soruşturmayı yürüten Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün, Ersöz'e suikast konulu
iddianamesi mahkemece kabul edilerek dava açıldı. Olayın kendisini kuşku ve
endişeye sevk ettiğini belirten Ersöz'ün avukatı Ali Rıza Dizdar, 'Birileri
mesaj mı vermek istiyor, diye düşündüm' diyerek endişeli olduklarını ifade etti.
Ergenekon soruşturmasının en önemli şüphelilerinden biri olarak bilinen Jandarma
istihbarat komutanı Ersöz'ün çok önemli bilgilere sahip olduğu iddia ediliyor.
Polisçe arandığını haber alır almaz yurtdışına kaçan ve aylarca firari kalan
Ersöz, tedavi görmek için gizlice geldiği Ankara'da polisin nefes kesen bir
takibi ve operasyonuyla yakalanmıştı. Ersöz'ün kendisine destek olunması ve
kurtarılması için üstlerine dolaylı yolla mesaj gönderdiği, 'Ben ışığı
göremezsem onlar da göremez' şeklindeki ifadesinin de bulunduğu bir ses kaydı
internet sitelerine düşmüştü. Yine çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle GATA'da
tedavi görürken kendisine esrarengiz şekilde 'et yiyen bakteri' enjekte
edilmişti ve halen yatmakta olduğu Çapa Hastanesi'nde bu sebeple Enfeksiyon
hastalıkları bölümünde tedavi görüyor. Yine Ersöz kendi el yazısı ile Ergenekon
davasına bakan mahkemeye ilginç bir belge göndermişti. Belgede Jandarma Genel
Komutanlığı'nın çalışma şeması yer alıyordu. Belgede Ersöz, darbe
hazırlıklarının yapıldığı iddia edilen dönemde görevde olan komutanların
isimlerini tek belirterek, 'Jandarma Genel Komutanlığı'nda her şey emir komuta
zinciri içinde yapılır ve başkanlar kendi başlarına hiç bir görev ifa edemezler'
ifadelerini kullanmıştı. Ersöz, el yazısıyla yazdığı şemada, iddianameyi
hazırlayanları hiyerarşik yapıyı dikkate almamakla suçluyordu. Karargahın
çalışmasından doğrudan sorumlu olan kurmay başkanının adının hiç geçmemesini
eleştiren Ersöz, 'Eğer bir çalışma grubu kurulduysa, bu kişinin emriyle olur.
Eğer bir plan yapıldıysa sorumlu olan kişi kurmay başkanıdır. Ama esamesi
okunmuyor!' ifadelerini kullanmıştı. Ersöz'ün TSK yöneticilerine bu yolla, 'Bana
da sahip çıkın. Bildiklerim çok fazla. Bakarsınız dilimi tutmayı daha fazla
başaramam. Bildiklerim ortaya çıkıverir de sizler de sıkıntıya girersiniz'
mesajını vermeyi amaçladığı ileri sürülmüştü.
25 Aralık 2009:
Ergenekon soruşturma sürecinde ortaya çıkan silahlar, suikast planları,
krokiler, ıslak imzalı belgeler bazı medya organlarınca ve CHP tarafından,
'Kafes Eylem Planı'nın ortaya çıkmasında olduğu gibi ya görmemezlikten
geliniyor, ya küçümsenmeye çalışılıyor, ya polis tarafından olay yerine
yerleştirildiği iddia ediliyor, ya güya hükümetin gündemi değiştirmek için
tezgahladığı oyunun unsurları olduğu iler sürülüyor ya da Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast soruşturmasında olduğu gibi geçmiş olsun demek
bile düşünülmeden alay konusu yapılıyor. Ergenekon soruşturmasına sürekli karşı
çıkan, açıklarını bulmaya ve onu durdurmaya çalışan bu grup, ortaya çıkarılan
suç örgütüne dair delillerin ciddiyetini gözlerden kaçırmaya çalışıyor.
17 Şubat 2010:
Erzurum'da Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili savcıların Erzincan
Başsavcısı İlhan Cihaner'i Ergenekon Terör Örgütü üyeliği suçlamasıyla gözaltına
alması üzerine acilen toplanan HSYK'daki 5 üye, Erzurum'da Ergenekon
soruşturmasını yürüten özel yetkili savcıların yetkilerini kaldırarak
soruşturmayı ellerinden aldı. HSYK, Erzurum özel yetkili Başsavcıvekili Tarık
Gür, Cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın,
CMK'nın 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına ve Erzurum
Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Gür, Karakullukçu, Yazıcı ve Şanal ile diğer
ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına
da karar verdi. HSYK'nın bu kararı Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın
yürüttüğü Şemdinli soruşturmasına Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar
Büyükanıt'ı iddianameye dahil etmesi üzerine acilen görevden alınmasını
hatırlattı.
02 Nisan 2010:
Ergenekon sanıklarının avukatlarından Vural Ergül, Savcı Zekeriya Öz'ün aşırı
kiloları yüzünden usulsüz yollarla 11 Mayıs 2000 tarihinde "Askerliğe elverişli
değildir" raporu aldığını öne sürdü. Ergül, Ergenekon soruşturmasını yürüten
Savcı Zekeriya Öz'ün kısa dönem askerlik hizmeti sırasında aşırı kiloları
yüzünden üç kere hava değişimi alarak "Estrojen Obezite" tanısıyla, kendisine
"askerliğe elverişli değildir" raporu aldığını belirterek, suç duyurusunda
bulundu. Vural Ergül, Zekeriya Öz'ün hileli rapor aldığını iddia etti. İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı'na, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığına, gönderilmek üzere
verilen suç duyurusunda, Savcı Zekeriya Öz hakkında "Kendini askerliğe
yaramayacak hale getirmek ve askerlikten kurtulmak için hile kullanmak, resmi
belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak" iddialarında bulunuldu. Savcı
Zekeriya Öz'ün Ağustos 1999'da kısa dönem askerlik hizmeti yaparken aşırı
kiloları yüzünden usulsüz yollarla 11 mayıs 2000 tarihinde "Askerliğe elverişli
değildir" raporu aldığını belirten Vural Ergül, 4 sayfadan oluşan suç duyurusunu
savcılığa teslim etti. Vural Ergül şikayeti kapsamında Zekeriya Öz'ün, Kütahya
Hava Er Eğitim okulu komutanlığı erbaş bölüğünde askerlik yaptığı sırada üç kere
hava değişimi olarak 9 ay rapor kullandıktan sonra "Askerliğe elverişli
değildir" şeklinde alınan raporun hile ile alındığını belirtti. Ergül, resmi
belgenin düzenlenmesinde kamu görevlisine yalan beyanda bulunarak, Türk Ceza
Kanununun 206. Maddesi ile cezalandırılan resmi belgenin düzenlenmesine yalan
beyan suçunun da işlendiğini belirtti. Vural Ergül, Zekeriya Öz'ün askerliğe
elverişsiz raporu aldığı sırada sunduğu beyanında "Çocukluğundan bu yana şişman
olduğunu" söylediğini, Adalet Bakanlığı'ndaki memuriyete giriş sırasında sunduğu
sağlık raporlarında ise askerliğe elverişli olmayacak derecede şişman olduğuna
dair bir ibarenin bulunmadığını iddia etti. İddialar arasında, Zekeriya Öz'ün
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi yıllığında kendisini tanıyan arkadaşları
tarafından "Yemeklerle arası çok iyi. İri yarı bir yapıya sahip ama hantal
değil" sözlerine yer verildi. Vural Ergül yaptığı araştırmada Zekeriya Öz'ün
raporunda "Sportif faaliyetlerden sonra şiddetli nefes darlığı ve çarpıntı
olduğunu, eforu yarıda bıraktığını" beyan etmiş olsa da yine üniversitenin
yıllığında Öz'ün arkadaşlarının "Halı saha futbolunu çok seviyor ve maçlarda
hırsıyla dikkat çekiyor" ifadelerini kullandığını belirtti. Vural Ergül,
Zekeriya Öz'ün hemen hemen her Cuma günü mesai sonrasında halı saha maçı
yaptığını ve hiçbir şekilde nefes darlığı çekmediğini vurguladı. Suç duyurusunda
Zekeriya Öz'ün askerlik sırasında verilen hava değişiminde kendisine diyet
programı verildiğini fakat Zekeriya öz'ün bu diyet programına uymayarak, üzerine
8 kilo daha aldığını, fakat askerlikten muaf sayıldıktan sonra ise hızla kilo
verdiği iddia edildi. Vural Ergül çeşitli beyanlarla delillendirerek hazırladığı
suç duyurusunda, Zekeriya Öz'ün Askeri Ceza Kanunu ve Türk Ceza Kanunun uygun
maddeleri gereğince cezalandırılmasını istedi.
06 Nisan 2010:
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) bugünkü olağan toplantısında
korsan kararname krizi yaşandığı ortaya çıktı. Adalet Bakanı Sadullah Ergin
başkanlığında başlayan toplantıda kritik davaların hakim ve savcılarını görevden
almayı içeren korsan kararnamenin görüşülüp görüşülmeyeceği merak ediliyordu.
Toplantının normal şekilde bittiği sanılırken öyle olmadığı ortaya çıktı.
İlerleyen saatlerde yapılan açıklamada korsan kararnamenin gündeme alınmasının
üye Suat Ertosun tarafından talep edildiği ancak Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in
bu kararnameyi gündeme almayacağını belirterek toplantıdan ayrıldığı duyuruldu.
Kuruldaki Kontrgerillacı üyelerin korsan kararname ile Ergenekon ve benzeri
kritik davaları etkisizleştirme çabalarından vazgeçmedikleri anlaşılıyor.
24 Nisan 2010: HSYK'lı
'Korsan'dan ilginç çıkış: 6 kişi toplanıp karar alırız.. Ergenekon savcı ve
hakimlerini görevden almak için korsan kararnamelerin hazırlayıcısı HSYK üyesi
Ali Suat Ertosun, bu kez de kuruldan korsan şekilde karar çıkartmaya
hazırlanıyor. Bunun için yasaları çiğnemeye de hazır olan Ertosun, kendince
haklı bir gerekçe de bulmuş: 'Yargı ve hukukun tıkanmasını aşmak'. Yargı ve
hukuku tıkayanlar, tıkanıklığı aşmak için cüppelerini çıkararak siyasete girmek
ve seçimlerde milletten yetki almak yerine hep alışageldikleri gibi korsan
yöntemlerle amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar. HSYK üyesi Ali Suat Ertosun,
Anayasa Mahkemesi'nin 48. kuruluş yıldönümü resepsiyonunda çok tartışılacak bir
çıkış yaptı. Ertosun, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman'ın toplantılara
katılmaması halinde yüksek yargıdan toplanan üyelerle karar alabileceklerini
söyledi. Resepsiyonda bir gazeteci, Ertosun'a, "HSYK'da müsteşar 5-6 toplantıya
katılmadığı zaman ne yaparsınız?" sorusunu yöneltti. Ertosun, "Müsteşar veya
vekili makul sürede toplantılara katılmazsa, daraldığımız yerde 6 kişi toplanıp
karar almayı düşünüyoruz." dedi. Başka bir gazetecinin, bu durumun yönetmeliğe
aykırı olduğu, müsteşar olmadan toplantının yapılamayacağını hatırlatması
üzerine, yargı ve hukukun tıkanması için çalışıldığını ileri sürdü. Son HSYK
krizinin de Ertosun'un bu yöndeki teklifi üzerine çıktığı belirtiliyor. Bu öneri
HSYK Kanunu'na da aykırı. HSYK Kanunu'nun 'Toplantı ve karar yeter sayısı'
başlıklı 10. maddesinde, "Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekalet etmekte
olan Kurul'a katılır" hükmü bulunuyor. Kanunda müsteşarın veya vekilinin
katılmadığı hallerde, Kurul'un yedek üyesinin katılacağı yönünde bir düzenleme
bulunmuyor. Ertosun, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i tutuklayan
hakimler hakkında işlem yapıp yapmayacakları yönündeki soruya ise şu cevabı
verdi: "Biz yazımızda tüm ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunduk. Biz
şikayette bulunuyoruz ama yetki onlarda (Adalet Bakanlığı'nda)."
14 Mayıs 2010: Uçaklar düşman mahkemeleri
korkutamadı, Yargıtay şansını deniyor.. Başsavcı İlhan Cihaner, bugün
Yargıtay'da hakim karşısına çıktı. Silahlı terör örgütü yöneticisi iddiasıyla
yargılanan Cihaner için Yargıtay'daki 'evrakta sahtecilik' suçlamasıyla süren
davanın bugün yapılan ikinci duruşmasında görev suçu davasıyla Erzincan'daki
terör suçu davasının birleştirilmesi ve yargılamanın Yargıtay'da yapılması ve
tabii Cihaner'in tıpkı Sincan hakimi Osman Kaçmaz gibi beraat ettirilerek
kurtarılması talebinin karara bağlanması bir olasılık olarak bekleniyordu. Ancak
dosya kendilerine gelmediği için bu kararı veremeyen Yargıtay mahkemesi ise bu
duruma öfkelenerek dosyayı kendileri yerine İstanbul'daki mahkemeye gönderen
Erzurum mahkemesi için suç duyurusunda bulunulmasına ve dosyanın ivedilikle
kurye ile getirtilmesine karar verdi. Şemdinli Davası sürecinde olduğu gibi her
istediklerini HSYK vasıtasıyla yaptırabileceklerini düşünen yargıdaki
Kontrgerillacıların kendilerine giderek daha fazla direnmeye başlayan yerel
mahkemelere diş geçirip geçiremeyeceği ilerleyen günlerde netleşecek ve tıpkı
dün ortaya çıkan ses kaydında olduğu gibi Cihaner'i yerel mahkemelerin elinden
kurtararak(!) yargıtaya almayı ve Sincan hakimi Osman Kaçmaz gibi beraat
ettirmeyi başarıp başaramayacakları anlaşılacak. Şemdinli davasında şok
gelişmeler yaşanmıştı. Van'daki yerel mahkemeler, kitapevini bombalayıp halkın
üzerine de ateş açarak iki kişinin ölmesine yol açan asker ve itirafçı sanıklara
ağır cezalar vermiş ve bu kararlarında direnmişlerdi. Ancak devreye giren
Yargıtay ve HSYK'ya o zaman direnmeyen hükümet, HSYK'nın kararında direnen
mahkeme heyetlerini sürgün etmesine ve yerlerine yenilerini atamasına onay
vermiş, yeni atanan üyeler ilk duruşmada davayı askeri mahkemeye göndermiş,
askeri mahkeme de ilk duruşmada sanıkları tahliye etmişti. İşte Yargıtay'daki
Kontrgerillacıların Şemdinli'deki gibi devreye girerek davayı yerel Erzurum ve
İstanbul mahkemelerinden koparmayı içeren bu planını somutlaştıran şok
gelişmeler yaşanıyor. Dün internete düşen bir ses kaydında Yargıtay üyesi Hamdi
Yaver Aktan'ın, Cihaner'in terör davasının nasıl yargıtaya alınmaya ve
kurtarılmaya çalışılacağına dair şok ifadeleri yer alıyor. Erzincan soruşturması
sürecinde bir başka şok gelişme daha yaşanmış ve soruşturma henüz sürerken
Yargıtay'dan çekilen bir faks ile Cihaner'in savcılar tarafından teknik takip
altında olduğu ve dikkatli olması gerektiği şeklinde uyarıldığı ortaya çıkmıştı.
Cihaner'in başsavcı olması nedeniyle yargılamasının ancak yargıtayda
yapılabileceğini savunan Kontrgerillacılar, ona atfedilen terör suçlarının da
görevliyken işlenmiş olması nedeniyle görev suçu kapsamına girmesi gerektiğini
iddia ediyorlar. Ancak Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi şu ana kadar iki kez
yapılan görevsizlik talebini reddetti, Cihaner'in işlediği suçların görev değil
terör suçu olduğunu vurguladı ve yargılamasının da adli mahkemelerde
yapılabileceğini belirtti. Yine Erzurum Mahkemesi, bir kaç gün önce aldığı
kararla da Kontrgerillacı çevreleri şok etti ve yargılama dosyasını, talep eden
Yargıtay'a değil, İstanbul'daki ıslak imzalı kontrgerilla belgesi davasına bakan
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne davaların birleştirilmesi talebiyle
gönderdi. İstanbul mahkemesinin de bu birleşme talebine onay vermesi durumunda
davalar İstanbul'da birleştirilerek Silivri'de görülmeye başlanacak.
18 Mayıs 2010: ŞOK SES
KAYDI!!! Yüksek Yargıçların sinsi planı.. İnternete bir ses kaydı daha düştü.
Yargıtay 8. Dairesi üyesi Hamdi Yaver Aktan ile Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Üyesi
Fatih Arkan'ın arasında geçen ve internete düşen ses kaydı şok eden ifadeler
içeriyor. 2 Nisan 2010 tarihinde Yargıtay 11. Ceza dairesinde yargılanmaya
başlanan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında yapılan duruşmadan hemen
sonra yapıldığı anlaşılan konuşmada Erzurum’da devam eden Ergenekon Terör
Örgütü'nün Erzincan yapılanması ile ilgili davanın Ankara’ya alınması ile ilgili
planlar üzerinde konuşuluyor. Bu plana göre Erzurum ve İstanbul Ağır Ceza
mahkemelerinden ivedilikle kurye ile asılları istenen dava dosyalarını ele
geçiren Yargıtay mahkemesi, bu davaları kendisinde birleştirerek yerel
mahkemelere geri göndermeyecek, tutuklu sanıkları da tahliye ederek davayı
zamana yayacak ve işi oyalayarak dosyayı kapatacak. Konuşmanın bu bölümünde,
işlerin planlandığı gibi gitmemesi halinde neler olabileceğini de şöyle
öngörüyorlar: 'Erzurum, dosyayı göndermeyiverirse ne yapacağız? - Göndermek
zorunda. - Yapmayın böyle diye diye böyle oldu. HSYK’yı da rezil etiler.
Göndermiyorum derse ne yapacaksınız? - Fotokopi bile gönderse birleştirme kararı
verip esası kapatıp dosyayı gönder kardeşim. Fotokopiyi bile gönderse burası
cesaretli ise, ben olsam birleştiririm basarım tahliyeyi.' Ses kaydındaki bir
bölüm de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de yargılanmak istendiği 'Kayıp Trilyon'
davasıyla ilgili şok edici şantaj ifadeleri içeriyor. 'Kayıp Trilyon' davasında
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen takipsizlik kararına konuyla
ilgisi ve davanın tarafı olmayan bir vatandaş tarafından yapılan itiraz üzerine
Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz Cumhurbaşkanının
yargılanmazlığını ortadan kaldıran skandal bir karar vermişti. Bu skandal
üzerine devreye giren Adalet Bakanlığı Kaçmaz’ın kararı aleyhine yazılı emir
yoluna başvurmuştu ve bu dosya halen incelenmek üzere Yargıtay 11. Ceza
Dairesinde beklemekte. Hamdi Yaver Aktan konuşmasında bu dosyanın Erzurum’daki
dosyanın birleştirilmesine kadar elde tutulması gerektiğini şu şekilde ifade
ediyor: 'Ersan’a dedim ki, cumhurbaşkanlığı dosyasını sakın karara çıkartma,
beklet. Bir akademisyen bu konuda görüş yazacak bana.' Ses kaydının devamında
Hamdi Yaver Aktan, birleştirme ve sanıkların tahliyesini başarması halinde
yargıladığı sanık İlhan Cihaner'e 'İlhan anlat bakalım' diyerek samimiyetini
ortaya koyan 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker’e Yargıtay başkanı olacağını
söylediğini açıkça ifade ediyor. Ses kaydında ayrıca Yargıtay cumhuriyet
başsavcısının bir kapatma davası daha açabileceği ancak anayasa değişikliği
sürecinde bunun yapılmasının zor olduğu ve seçimleri olumsuz etkileyebileceği
ifade ediliyor. Konuşmada çarpıcı bir bölüm de Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman
Yalçınkaya'nın da gözaltına alınma korkusu yaşadığını iddia eden ifadeler.. Ses
kaydının geneline bakıldığında görülebilecek olan bir ayrıntı da kamuoyunda bu
konuların konuşulmasından yüksek yargıda örgütlenmiş Kontrgerilla ve
Ergenekoncuların rahatsızlık duymaları ve planlarının bozulmasına neden olduğunu
düşünmeleri.
26 Mayıs 2010:
Ergenekon'da ses kaydına tazminat talebi reddedildi.. Ankara 23. Asliye Hukuk
Mahkemesi, hakkında herhangi bir dinleme kararı bulunmayan Cumhuriyet Gazetesi
Muhabiri İlhan Taşçı'nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı
görüşmesinin Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde yer alması nedeniyle
açılan tazminat davasını reddetti. Mahkeme ret kararında, 'dinlemenin mahkeme
kararıyla yapıldığını ve savcıların hukuka aykırı bir işlem ve eyleminin
bulunmadığını' savundu.
26 Mayıs 2010: FLAŞ!!!
Erzincan Ergenekon davasını engellemek isteyen Yargıtay'ın baskısı şimdilik
sonuçsuz: Dosya Diyarbakır'da.. Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ve 3'ncü Ordu
Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in terör suçlamasıyla yargılandığı dava
dosyasını 28 Mayıs’taki duruşmaya kadar ‘ivedilikle ve kuryeyle’ gönderilmesini
isteyen Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ni şok eden gelişme... Dosyayı 11 gün elinde
tutan Erzurum’daki Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesi, ‘şikayetçinin’
birleştirmeye itirazı üzerine dün dosyayı üst mahkeme olan Diyarbakır’a
gönderdi. Kısa süre önce internete düşen ses kayıtlarında, Yargıtay'ın Erzincan
ve yöresindeki Ergenekon örgütlenmesine yönelik Erzurum'da açılan dava ile Islak
İmza iddianamesiyle İstanbul'da açılan dava dosyalarını kendi bünyesinde
birleştirerek yargılamayı kendisinin yapacağına ve sanıkları tahliye edeceğine
dair yargıtay üyeleri kendi aralarında konuşuyordu. Ses kayıtlarındaki bu sinsi
plan üzerine Yargıtay Başkanı inceleme başlatıldığını bildirmişti, ancak ulaşan
son bilgiler incelemenin günlerdir hala başlatılmadığını, skandalın zamanla
unutulması için oyalama yapıldığını gösteriyor. Skandal ses kaydında Yargıtay
üyesi Hamdi Yaver Aktan, Ergenekon davalarını Yargıtay'a alarak sonuçsuz bırakma
sürecinde izlenecek yolu şöyle özetliyordu: 'Burada süreci biraz uzatmamız
gerekiyor, dosyayı birleştirdikten sonra önce tüm sanıklar tahliye edilecek.
Sonra biraz uzatıp dosya kapatılacak.'
27 Mayıs 2010: ŞOK!!!
Hakim Şengün 'Islak İmza' dosyasını Yargıtay'a gönderiyor.. İstanbul 13. Ağır
Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün, Dursun Çiçek'le ilgili Ergenekon dava
dosyasını bugün kurye ile Yargıtay'a gönderiyor. Yargıtay'da yarın İlhan
Cihaner'in duruşması olduğunu hatırlatan Şengün, kendilerindeki dosyayı bu
duruşmaya yetiştirmek için incelemelerini sürdürdüklerini ve bugün
göndereceklerini ifade etti. Yargıtay'ın dosyayı istediğine dair yazı
bulunduğunu söyleyen Şengün, 'Neden göndermeyeyim?' dedi. Yargıtay'da görülen
İlhan Cihaner'in 'görev suçu' davasıyla ilgisi bulunmayan 'terör suçu' dava
dosyasının Yargıtay'a gönderilmesi hukukçuları şok etti. Ortaya çıkan ses
kayıtlarına rağmen yaşanan bu son gelişmenin mimarı Köksal Şengün'ün ismi
geçtiğimiz günlerde internete düşen ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi üyesi Hamdi
Yaver Aktan'a ait olduğu ileri sürülen ses kaydında geçmişti. Aktan, ses
kaydında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün'den, Emin
Gürses'i tahliye etmesini istediğini belirtiyor. Köksal Şengün'ün ismi ayrıca
Balyoz Darbe Planı eklerinde YARGI ÇALIŞMALARI isimli klasörde 'GİZLİ' dereceli
'GÖREVLENDİRİLECEK VE TASFİYE EDİLECEK YARGI MENSUPLARI' başlıklı belgede,
Balyoz darbesi yapıldığında Sıkıyönetim mahkemelerinde görevlendirilecekler
arasında geçiyordu.
28 Mayıs 2010: 2'nci
Şemdinli: Cihaner Türk mahkemelerinden kurtarılıyor.. Sanki düşman mahkemelerde
yargılanıyormuş(!) düşman cezaevlerinde esir tutuluyormuş(!) gibi gösterilmeye
çalışılan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, savaş uçaklarının işe
yaramaması üzerine devreye giren Yargıtay'daki kontrgerillacılar tarafından bu
esaretten kurtarılmaya çalışılıyor. Cihaner'e atfedilen suçlar terör suçları..
Masum insanları suçlu göstermek amacıyla sahte operasyonlar tertiplemek, yani
kontrgerilla yöntemleri kullanmak.. Bunlar bir başsavcının doğal görevi olarak
görülüyor bazılarınca.. 'Delil yoksa üretir..' Dolayısıyla Başsavcı Cihaner,
görev alanına girmese de Yargıdaki kontrgerillacılar tarafından girdirilen
suçlamalardan dolayı Yargıtay'da yargılanmak ve tabi Sincan Hakimi Osman Kaçmaz
gibi beraat ettirilmeye çalışılıyor adım adım.. Cihaner'in 'görevi kötüye
kullanmak ve resmi belgede sahtecilik' suçlarından yargılandığı davanın üçüncü
duruşması bugün Ankara'da Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde yapılacak. Duruşma, 8.
Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan olduğu iddia edilen kişinin Cihaner
davasının Yargıtay'a alınıp kapatılmasını deşifre eden internetteki ses kaydının
gölgesinde gerçekleşecek. Erzurum'daki davada Cihaner'e yönelik suçlamanın
'terör örgütü üyeliği' olduğunun altını çizen hukukçular, dosyayı isteyen
Yargıtay'ın kanunlara aykırı olarak birleştirme kararı vermesi halinde hukuk
skandalına imza atacağını vurguluyor. Bir önceki duruşmada İlhan Cihaner ve
avukatı Turgut Kazan'ın ağzından çıkan inanılmaz ifadeler ve Yargıtay'ın onların
isteği doğrultusunda yerel mahkemelere baskısı, bu çevrelerin Erzurum ve
bağlantılı olarak İstanbul, Diyarbakır gibi Cihaner'in yargılanmasına dolaylı ya
da doğrudan katılan mahkemeleri ve o illerdeki cezaevlerini adeta düşman ülke
mahkemeleri ve cezaevleri gibi gördüklerini gösteriyor. Yargıtay'daki ikinci
duruşmada söz alan ve Erzurum’daki dava dosyasının Yargıtay 11. Ceza Dairesi’ne
gönderilmemesini anlayamadığını ifade eden Kazan, 'O dosya, Anayasa Mahkemesi,
Yargıtay, HSYK ve Türkiye’nin hukuk düzeni değiştirildikten sonra Yargıtay’a
getirilmek isteniyor. Cihaner için tutuklu diyemiyorum, 'esaret' yaşıyor'
demişti. Kazan, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasının 'derhal'
Yargıtay’a getirilmesini isteyerek, İstanbul ve Erzurum’a kurye gönderilerek
dosyanın kurye vasıtası ile getirilmesini, bir sonraki duruşmanın en geç gelecek
hafta cuma gününe (21 Mayıs 2010) bırakılmasını ve Cihaner’in duruşma gününe
kadar Ankara’da bir ceza evinde tutulmasını talep etmişti.
28 Mayıs 2010:
Ergenekon davasını engelleme girişimleri giderek deşifre oluyor. Cihaner
mahkemeyi terörle suçladı, yargıtay görmedi.. Erzincan Başsavcısı İlhan
Cihaner'in Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ndeki yargılanmasına devam edildi. Bugünkü
3'ncü duruşmada savunmasına devam eden Cihaner, Erzurum 2. Ağır Ceza
Mahkemesi'ni kendisine terör uygulamakla suçladı. Duruşmada internete düşen,
Yargıtay üyelerinin kendi aralarında yaptıkları Başsavcı Cihaner'i Yargıtay'da
yargılayarak kurtarma konulu ses kayıtlarını haber yapan beş gazete ve 1
televizyon kanalı hakkında suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştıran Yargıtay
hakimlerinin, Erzurum mahkemesini terör uygulamakla suçlayıp hakaret eden
Başsavcı Cihaner hakkında suç duyurusunda bulunmaması ise dikkat çekti. Suç
duyurusu yapılan gazeteler Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star ve Bugün.
08 Haziran 2010: Bu da
oldu: Ergenekon sanıkları mahkeme heyetine saldırdı.. İşçi Partililer (İP)
birinci Ergenekon davasının görüldüğü duruşma salonunu dün birbirine kattı. İP
Genel Başkanı Doğu Perinçek'in avukatı Mehmet Cengiz'in tutuklanmasını protesto
eden partililer, slogan atarak davaya bakan mahkeme heyeti ve savcıların üzerine
yürüdü. Güvenlik güçlerinden, protestoculara müdahale etmelerini isteyen Hakim
Köksal Şengün, göstericilerin dışarı atılması talimatı verdi. Tutuklu sanıklar
İP Genel Başkanı Perinçek ve eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin ise mahkeme heyetine
'Aklınızı başınıza alın' diye tehditler savuran Avukat Hasan Basri Özbey ile
göstericilere alkışlarıyla destek verdi. Bunun üzerine savcılardan Mehmet Ali
Pekgüzel, can güvenliklerinin sağlanamadığı gerekçesiyle cübbesini çıkartıp
salonu terk etti. Arbedenin sürmesi üzerine Şengün, duruşmaya ara vermek zorunda
kaldı.
09 Haziran 2010: İşte
yargıdaki iğrenç bağlantılar: Hakimler böyle tehdit edilmiş.. Ergenekon'da
yargıyı etkilemekle suçlanan ve gözaltına alındıktan sonra tutuklanan
avukatlardan biri de Kudbettin Avcı'ydı. Mahkeme kararıyla yapılan dinlemelerde
Avcı'nın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak'ı açıktan tehdit
ettiği görülüyor. Avcı, hakime, istediği tahliye kararının verilmemesi halinde
'iftira' atacağını anlatıyor. Diğer bir telefon görüşmesinde de Dev-Yol
davasında, sanıklara verilen ağırlaştırılmış hapis cezalarının Oktay'ın
müdahalesiyle Yargıtay tarafından bozulduğunu düşündüren diyaloglar yer alıyor.
9 Temmuz 2009'da alınan bozma kararından bir ay önce sanıklardan Nuri Özdemir
ile Seyfi Oktay arasında gerçekleşen telefon konuşmasında Özdemir, 'Seyfi amca'
şeklinde hitap ettiği Oktay'a davaya bakacak yargıçların isimlerini veriyor ve
hangisinin yanına gidebileceğini soruyor. İkili, yüksek yargının tepesindeki
isimler hakkında görüş alışverişinde bulunuyor. Oktay, yargılamayı yapan 11.
Ceza Dairesi üyeleri ve başkanlarıyla çok iyi ilişkileri bulunduğunu belirterek
'Görüşeceğim' sözü veriyor. Son Ergenekon operasyonunda tutuklanan avukat Ali
Hadi Emre'nin Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci ile yaptığı telefon
görüşmesinde, belediye başkanının oğlu Ali Rıza Değirmenci'nin karıştığı adam
öldürmeye teşebbüs davasının görüldüğü mahkemeyi etkilemeye çalıştığı ortaya
çıktı. 'Adam öldürmeye teşebbüs'ten 10 yıla kadar hapis cezası alan sanıkların
dosyasının nasıl temyize gidecekleri ve dosyayı kimin yardımı ile
etkileyecekleri yer alıyor. Emre konuşmada şu çarpıcı sözleri sarfediyor:
'Ankara (Yargıtay) 1. Ceza Dairesi'ne gider bu dosya. Oranın başkanı bizim Seyfi
Oktay'ın köylüsü... Yargıtay bozar bu dosyayı. Onu düşünmeyin.'
10 Haziran 2010:
Mahkeme Savcı Öz için yargılama istedi, İP harekete geçti.. Ankara 4. İdare
Mahkemesi, Adalet Bakanlığının, 'Ergenekon' soruşturmasını yürüten özel yetkili
Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkındaki 'işlem yapılmaması' kararını kaldırdı.
Karardan hemen önce İşçi partililer, Perinçek'in avukatı Mehmet Cengiz hakkında
soruşturma yürüten Savcı Öz'ü HSYK'ya şikayet ederek meslekten çıkarılmasını
istedi.
10 Haziran 2010: İşte
Kontrgerilla Yargısı: Skandal faks olayı örtbas edildi.. Yargıtay, Ergenekon
sanığı Başsavcı Cihaner’in dinlendiğine dair Yargıtay Başsavcılığı’ndan
gönderilen faks hakkında işlem yapmama kararı aldı. Yargıtay bu kararını
Başsavcı Yalçınkaya olmak üzere ilgili şahısların faks çekmediklerini beyan
etmeleri üzerine aldı. Oysa çekilen faks Başsavcı Cihaner'in bürosunda yapılan
aramalarda ele geçirilmiş, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Cihaner hakkında
yürütülen soruşturmada delil olarak dosyaya konulmuştu.
11 Haziran 2010: 2'nci
Şemdinli adım adım gerçekleşiyor: Yargıtay'dan tartışmalı karar.. Yargıtay 11.
Ceza dairesinde görülen Cihaner davasında tartışılacak bir karar alındı. Adeta
2'nci Şemdinli olayının yaşandığı bu süreçte 11. Ceza Dairesi, halen görmekte
olduğu Cihaner'in görev suçuyla ilgili davayla birleştirmek için Erzurum'dan
'Erzincan Ergenekonu' dava dosyasını istemişti. Ancak Erzurum mahkemesi söz
konusu davanın Cihaner'in, başsavcılık görevi ile ilgili olmadığı gerekçesiyle
Yargıtay'a göndermedi. Yargıtay'da bunun üzerine 'Erzincan Ergenekonu' ile
ilgili karar vermek için dosyayı beklememe kararı aldı. Yargıtay'dan alınan
bilgiye göre, CD'lerdeki bilgiler incelenecek ve 'Erzincan Ergenekonu' ile
ilgili karar verilecek. Tahminlere göre de birleştirme kararı verilerek,
Başsavcı İlhan Cihaner, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, Islak İmza
sahibi Kurmay Albay Dursun Çiçek davaları Yargıtay'da birleştirilerek sanıkları
ilk duruşmada tahliye edilecek, ilerleyen süreçte de beraat ettirilecek.
12 Haziran 2010:
ŞOK!!! GÜVENLİK GÜÇLERİ YARDIMIYLA DOSYA ERZURUM'DAN ALINSIN!.. Hukuk kalmadı.
Yargıdaki savaş adım adım bir iç savaşa dönüşüyor. Erzurum'a askeri araçların
yürütülmesi ve savaş uçaklarının mahkeme üzerinde alçaktan uçuş yapması savcı ve
hakimleri korkutamayınca şimdi güvenlik güçleri yardımıyla dava dosyasının
Erzurum mahkemesinden zorla alınması talep edildi. Evet bugünlerde inanılmaz
olaylar oluyor. Yargı içindeki savaş giderek büyüyor. Tam olarak fiili bir yarı
askeri-yargısal darbe yaşanıyor. Düşman mahkeme olarak görülen Erzurum 2. Ağır
Ceza'dan Cihaner ile 3. Ordu komutanı Org. Saldıray Berk'in dava dosyası tıpkı
Şemdinli davası gibi zorla çekerek koparılarak alınmaya ve sanıklar Yargıtay'da
yargılanarak tahliye edilmeye ve ardından hiç şüphesiz beraat ettirilmeye
çalışılıyor, tıpkı Sincan hakimi Osman Kaçmaz ve Yarsav eski Başkanı Ömerfaruk
Eminağaoğlu gibi. Cihaner'in kurtarılması olayı Şemdinli'den daha çarpıcı. Çünkü
Şemdinli davasında savcı ve hakimlerin HSYK tarafından davadan alınmasına göz
yuman hükümet bu kez direndi. Ayrıca baskılara yargı içinden de giderek güçlenen
bir direniş gözleniyor. Yargıtay'ın Erzurum mahkemesinden dosya istemesine tepki
gösteren Yargıtay üyesi Nihat Ömeroğlu bunun yetki gaspı olduğunu belirterek
yerel mahkemeyi dosya göndermemeye çağırmıştı. Anayasa Mahkemesinin yetki aşımı
yaparak anayasa değişiklik paketini esastan görüşmeye ve bazı maddelerini iptal
etmeye kalkması üzerine raportör Can da bunun yok hükmünde olacağını belirterek
hükümeti anayasa mahkemesinin hukukdışı müdahalesini tanımamaya ve herşeye
rağmen referanduma, halka gitmesi tavsiyesinde bulunmuş, bunun hukuken yanlış
olmayacağını belirtmişti. İşte bu gibi direnişler sebebiyle kontrgerillacılar
zorlanıyor. Ama görünüyor ki kararlılar. Karanlık planlarının ses kayıtlarıyla
da ortaya çıkmasına rağmen var güçleriyle direniyorlar. Kontrgerilla en sert
direnişi yargıda gösteriyor. Diğer taraftan anayasa mahkemesi 367 olayında
olduğu gibi bir kez daha meclisin kararını hiçe saymak üzere. 'Hakimiyet
kayıtsız şartsız bizim, kayıtlı şartlı milletindir' diyen kontrgerillacılar TBMM
tarafından yapılan yasal değişiklikleri inanılmaz şekilde esasa girerek iptal
etmek ve halka sorulmasını engellemek üzereler. Referandumdan korkuyorlar. İş
oraya gelmeden Temmuz ayında süreci durdurmaya kararlılar, engellemek için
herşeyi göze almış durumdalar. Başarılı olmaları ihtimali var. Eğer öyle olursa
yani referandum sürecini engellemeyi başarırlarsa peşpeşe bir çok gelişmeler
yaşanacak. İlk olarak, tıpkı ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı gibi bir kapatma
davası dava açılacak, AK Parti kapatılacak. Ardından yöneticilerine peşpeşe
davalar açılacak. ABD ve İsrail'le arası bozulmuş olan AK Partinin kapatılmasına
bu taraftan da alkış ve destek gelecek.
15 Haziran 2010:
FLAŞ!!! Cihaner dosyası Yargıtay'a değil İstanbul'a gönderildi, ancak Başkan
Şengün'ün dosyayı alır almaz Yargıtay'a göndermesi bekleniyor.. Erzurum 2. Ağır
Ceza Mahkemesi, 'Erzincan Ergenekonu' olarak bilinen ve Erzincan Başsavcısı
İlhan Cihaner ve üçüncü ordu komutanı Saldıray Berk'in de sanık olarak yer
aldığı dosyayı, ısrarla isteyen Yargıtay'a değil 'Islak İmzalı Kontrgerilla
Belgesi' davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Ancak
İstanbul mahkemesinin de dosyayı hemen Yargıtay'a göndermesi bekleniyor. Böylece
Erzurum mahkemesinin yetki gaspına direnmesine karşılık, adı son zamanlarda sık
sık medyaya yansıyan İstanbul 13. Ağır Ceza Bakanı Köksal Şengün'ün şaşırtan
şekilde dosyayı hemen yargıtaya göndermesiyle, görev suçlarına bakan Yargıtay
11. Ceza Dairesi'nin, bu iki yerel mahkemedeki farklı terör davalarına zorla el
koyarak birleştirme kararı vermesi ve sanıkları ilk duruşmada tahliye etmesi
bekleniyor. Bu gerçekleşirse, 2005 yılında Van yerel mahkemelerinde görülen ve
ağır cezalarla tamamlanan Şemdinli davasının Yargıtay ve HYK eliyle askeri
mahkemeye adeta zorla aldırılarak sanıkların ilk duruşmada tahliye edilmesinin
benzeri yaşanmış olacak. Yargıtay üyelerinin Cihaner davasını Yargıtay'a aldırma
planı ses kayıtlarıyla da doğrulanmış ve hukuk çevrelerinde büyük tepki
doğurmuştu.
16 Haziran 2010:
Ergenekon davasına bakan savcı ve hakimlere tazminat baskısı.. Ergenekon
davasında savcılara karşı sürdürülen yıldırma taktiği şimdi de hakimlere
sıçradı. Savcılara dava yolunun açılması için gösterilen olağanüstü çabanın
HSYK'nın atadığı hakimlerin kararlarıyla başarıya ulaşmasının ardından,
Ergenekon zanlılarına tutuklayan hakimler de Ergenekon davalarında verdikleri
kararlar yüzünden Yargıtay'da açılan tazminat davalarıyla yıldırılmaya
çalışılıyor. Yargıtay, Ergenekon davasından tutuklu bulunan Prof. Dr.
Haberal'ın, 'sorgusunda sorulan 180 sorunun hiç birinin terör örgütü kurmak ve
yönetmekle ilgili olmadığı, buna rağmen tahliyesine karar verilmediği'
gerekçesiyle açtığı davada, 9 hakimi 1500'er lira tazminat ödemeye mahkum etti.
Hakimler kararı temyiz edebilecek. 3 yıl önce başlayan Ergenekon soruşturması
boyunca savcı ve hakimlere inanılmaz ölçülerde açık ve gizli baskılar yapılıyor,
HSYK eliyle görevlerinden alınmaya, mahkemelerde açılan tazminat davalarıyla
yıldırılmaya çalışılıyor. Soruşturmada savcılarca ortaya çıkarılan delillerle da
açığa çıktığı gibi Ergenekon'un özellikle üst yargıda çok sayıda bağlantısı
olduğu tespit edildi. Ancak bunlara karşı hiçbir yaptırım uygulanamıyor. Örneğin
Erzincan davasını yargıtaya alıp sanıkları kurtarma planını işleyen ses
kayıtları çıkmasına karşılık Yargıtay başkanı olayın soruşturulduğunu
açıklamakla yetindi ve bugüne kadar hiçbir sonuç çıkmadı. Erzincan dosyasını
almak için kurye görevlendirecek kadar hızlı çalışabilen yargıtay hakimleri
kendi üyelerinin soruşturulmasında ise farklı davranıyor.
16 Haziran 2010: İşte
Hakim Şengün'e şok baskı: Davadan çekil, adından utanacaksın.. Eski Adalet
Bakanı Seyfi Oktay'ın, mahkeme kararıyla dinlenen telefon konuşmaları, Ergenekon
davasına bakan Hâkim Köksal Şengün'e kurulan tuzağı deşifre etti. Mahkeme
Başkanı'nı şantaj ve tehditle baskı altına alan Ergenekon şüphelisi avukat Tülay
Bekar, Şengün'den ısrarla davadan çekilmesini istiyor. Bekar'ı yönlendiren
Oktay, mevcut durumu şöyle anlatıyor: 'Onu bağladık, bir bakıma bağlandı.
Yetmiyor adamın gücü, yetmiyor.' Bir süre önce gündeme gelen baskı iddiaları
Hakim Köksal Şengün tarafından yalanlamış, Tülay Bekar'la görüştüğünü ancak
bunların normal olduğunu iddia etmişti. Oysa ses dökümleri hakime açıkça baskı
yapıldığını ortaya koyuyor. Bu noktada dikkati çeken bir ayrıntı var. Ergenekon
davası iki yıldır sürüyor. Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkeme Başkanı Köksal Şengün davanın başladığı ilk günlerden beri sanık ve
çevrelerinin sürekli eleştirisine muhatap olmuş, kendisi hakkında bir çok kez
reddi hakim talebi yapılmış, duruşmalarda sanıklarla tartışmaya girmekten dahi
çekinmemişti. Ancak son aylarda Şengün'de belirgin değişiklik gözleniyor, adı
aşağıda da örneklendirildiği gibi sık sık gündeme geliyor. Hakim Şengün'ün ne
kadar etkilendiği bilinmez ancak kendisine baskı yapıldığı açık.
18 Haziran 2010: Eski
Adalet Bakanı Oktay savcılıkta 14 saat sorgulandı.. Ergenekon soruşturması
kapsamında yargıya müdahale etmekle suçlanan eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay, dün
savcılıkta 14 saat sorgulandı. 1 Haziran'da gözaltına alındıktan sonra
rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan ve 14 Haziran'da taburcu edilen Oktay,
sabah saatlerinde Ankara Adliyesi'ne geldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın
talimatıyla ifadesi alınan Oktay'ın sorgusunu, terör ve organize suçlara bakan
Ankara Başsavcı Vekili Hamza Keleş yaptı. Sorguda, 'Kozmik Oda' soruşturmasını
yürüten Savcı Mustafa Bilgili de hazır bulundu. Alınan bilgilere göre Oktay'a
yargıdaki atamalar ve davalara müdahalesini gösteren telefon görüşmeleriyle
ilgili İstanbul'daki Ergenekon savcılarının hazırladığı sorular yöneltildi.
18 Haziran 2010:
FLAŞ!!! İŞTE KONTRGERİLLA YARGISI: CİHANER KURTARILDI!.. Yargıtay 11. Ceza
Dairesi, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzurum 2. Ağır Ceza
Mahkemesinde, 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak' suçlamasıyla yargılandığı
dava ile 'Görevi kötüye kullanmak', 'Evrakta sahtecilik' ve 'İmar kirliliğine
neden olmak' iddialarıyla Yargıtay'da yargılandığı davanın birleştirilmesine ve
tutuklu 9 sanığın tahliyesine 'oybirliğiyle' karar verdi. Böylece artık 3. Ordu
Komutanı Saldıray Berk'in ifade vermesi ve mahkemeye çıkması gerekmeyecek. Bu
skandal kararla birlikte 2'nci Şemdinli olayı gerçekleşmiş oldu. 2005 yılında da
Şemdinli'de asker ve sivil sanıkların katıldığı ve iki vatandaşın öldürüldüğü
olaya bakan Van sivil mahkemeleri sanıkları ağır hapis cezalarıyla
cezalandırmalarına karşın devreye giren HSYK ve Yargıtay dava dosyasını zorla
mahkemeden alarak askeri mahkemeye göndermiş, ilk duruşmada da sanıklar 2
vatandaşı öldürmelerine karşı tahliye edilmişlerdi. Şemdinli ve Cihaner
davalarının yerel mahkemelerden alınarak sanıkların tahliye edilmesi,
Kontrgerilla'nın varlığını kanıtlayan en büyük delillerden biri olarak yerini
aldı. Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı psikolojik harp birimlerinden birinde
çalışan Kurmay Albay Dursun Çiçek'in emir komuta zinciriyle hazırladığı 'Islak
İmzalı' Kontrgerilla planı Erzincan ve yöresinde uygulanmaya, masum insanlar
klasik kontrgerilla mantığına uygun olarak 'silahlı ve tehlikeli teröristler'
olarak gösterilmeye çalışıldı. Fakat Şemdinli'deki gibi sivil savcılar
tarafından deşifre edildiler, aralarındaki bağlantılar ve cephaneleri ortaya
çıkarıldı. Ancak özellikle yüksek yargıda örgütlendiği çok net ortaya çıkan
bağlantıları eliyle sivil halkın ve yerel mahkemelerin elinden kurtarıldı. Kısa
zaman sonra tekrar aramızda dolaşmaya ve yeni kışkırtma planlarını yürütmeye
çalışacaklarına şüphe duyulmuyor.
19 Haziran 2010: 28
Şubat süreci 1000 yıl sürecek mi?.. Ankara 4. İdare Mahkemesi'nin Ergenekon
savcısı Zekeriya Öz'e yargılanma yolunu açması.. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin,
Ergenekon davalarında tutuklama kararları veren ceza mahkemelerinin 9 hakimine
tazminat kararı vermesi.. Yargıtay 11. Dairesi'nin, Cihaner'in Erzurum'daki
terör suçu davasını, askeri araçların yürütülmesi ve adliye üzerinde savaş
uçaklarının 'alçak uçuş' desteğinde inanılmaz şekilde bünyesine alarak sanıkları
tahliye etmesi .. İstanbul 9. Ağır Ceza'ya HSYK korsan kararnamesiyle atanmış
olan Yılmaz Alp'in balyoz tutuklularına ikinci toplu tahliye kararını vermesi..
Sırada, ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı gibi Temmuz ayı içinde verileceğine
kesin gözle bakılan meclisin anayasa değişiklik paketindeki Anaya Mahkemesi ve
HSYK üye sayısının artırılması maddelerinin anayasa mahkemesince iptal kararı..
Peşpeşe gelen bu 5 gelişme, yargıdaki kontrgerillacıların organize şekilde atağa
geçtiklerini gösteriyor. Özellikle anayasa mahkemesinin vereceği karar çok
kritik ve 28 Şubat sürecinin 1000 yıl sürüp sürmeyeceğini gösterecek.
20 Haziran 2010:
Kritik gün 28 Haziran: Yargıtay'ın kararı yok sayılabilir.. Yargıtay 11. Ceza
Dairesi'nin Erzurum 2. Ağır Ceza tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza'ya
birleştirme talebiyle gönderdiği dosyaya, aslı olmadan kopya CD nüshası
üzerinden el koyarak birleştirme ve sanıklara tahliye kararı vermesi hukukçuları
ayağa kaldırdı. 28 Haziran'da birleştirme kararı konusunda kritik bir karar
verecek olan İstanbul'daki Ergenekon davasına bakan mahkemenin önünde birkaç yol
var: Birincisi; 'Millete Komplo' belgesi davası sanığı Dursun Çiçek'in
yargılandığı davayla hukuki ve fiili irtibatı var' diyerek her iki davayı
birleştirebilir. Dava Ergenekon davasıyla birleştirilirse dosyanın aslı
üzerinden yargılama yapılması gündemde. İkincisi; Mahkeme, Çiçek'in yargılandığı
davayla 'hukuki irtibat yok' derse dosyanın Erzurum'a iadesi gerekiyor. Bu halde
Erzurum yeni bir karar verecek. Üçüncüsü; Ergenekon davasına bakan mahkeme
dosyayı Yargıtay'a gönderirse, özel yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcı
Vekilliği uyuşmazlık talebinde bulunabilir. Uyuşmazlık yaşanması halinde son
kararı Yargıtay 5. Ceza Dairesi ya da Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun vermesi
bekleniyor. Dosya Silivri'deki mahkemede birleşirse Ergenekon terör örgütü
üyeliğinden yargılanan Orgeneral Saldıray Berk, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı
İlhan Cihaner ve diğer sanıkların tutukluluk haline yeniden karar verilebilecek.
Bu durumda fotokopi belgelerle CD yargılaması yapan 11. Ceza Dairesi'nin kararı
ortada kalacak.
21 Haziran 2010: Eski
Savcı açık konuştu: Ergenekon Yargıtay'a da sıçradı mı?.. Yargıtay 11. Ceza
Dairesi'nin Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzurum'daki terör
davası ile Yargıtay'daki davayı birleştirmesi ve Cihaner ile 9 sanığı tahliye
etmesine hukukçulardan gelen tepkiler giderek setleşiyor. Kenan Evren hakkında
iddianame hazırladıktan sonra meslekten ihraç edilen eski Savcı Sacit Kayasu,
kararı 'vahim' olarak niteledi: 'Bir ses kaydı olmasaydı, hadi derdiniz 'hukuki
hata.' Ama o ses kaydından sonra 'acaba bu işin arkasında başka şeyler var mı;
Ergenekon terör örgütü Yargıtay'a da sıçradı mı?' gibi insanın aklına ister
istemez bu sorular geliyor.'
22 Haziran 2010:
FLAŞ!!! Yargıtay endişelendi: Cihaner dosyasına inceleme.. Yargıtay'ın dosya
aslını görmeden CD üzerinden vererek oldubitti saydığı skandal karara rağmen,
Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, dosya aslını
göndermedi ve Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Cihaner ve Islak İmza dava
dosyalarının birleştirilmesi talebini incelemeye aldı. Mahkeme Başkanı Köksal
Şengün, beklendiği gibi hareket ederek dosya aslının hemen Yargıtay'a
gönderilmesini istedi. Ancak heyetteki diğer iki üye hakimin aksi yönde görüş
bildirmesi üzerine Erzurum mahkemesinin Cihaner dosyası ve talebi incelemeye
alındı. Kararın Islak imza davasının başlayacağı 28 Haziran Pazartesi gününe
kadar verileceği ve sürpriz bir karar çıkabileceği bildiriliyor.
25 Haziran 2010: Hakim
Şengün'ü bağladılar ama gücü yetmedi!.. Medyaya sızan ses kayıtlarından,
Ergenekon avukatı Tülay Bekaroğlu ile (Ergenekon davasına bakan İstanbul 13.
Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı) Şengün'ün telefon görüşmelerini kısmen biliyoruz.
Tülay Bekaroğlu, Şengün'e 'Herkes aleyhinde konuşuyor. Gün gelecek adını
söylemeye utanacaksın. Ergenekon davasından uzaklaş' diye baskı yapıyordu. En
ilgi çekici cümleler, avukat Bekaroğlu'yla da irtibatlı olan Seyfi Oktay'ın bir
başka avukata, Ali Hadi Emre'ye söyledikleri: 'Onu bağladık. Bir bakıma
bağlandı. Ama yetmiyor adamın gücü...' (Eylül 2009) Evet... yetmedi Mahkeme
Başkanı Köksal Şengün'ün gücü. Diğer iki üyenin gayretiyle, Cihaner ve Çiçek
dosyaları şimdilik 13. Ağır Ceza'da kaldı. Dosyaların birleştirilip
birleştirilmeyeceğine önümüzdeki günlerde karar verilecek. Nazlı Ilıcak
Sabah'taki köşe yazısında Cihaner davasını işliyor.
25 Haziran 2010: FLAŞ
FLAŞ FLAŞ!!! Islak İmza ve Cihaner dosyaları birleşti.. İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesi Albay Dursun Çiçek'in Islak İmza Davası ile Başsavcı İlhan Cihaner'in
davasının birleştirilmesini karar verdi. Karar oyçokluğuyla alındı, mahkeme
başkanı Köksal Şengün karara şerh düştü. Yargıtay dosyaların birleştirilmesine
gerek görmemişti. İstanbul'un sürpriz kararı Kontrgerillacıları şok etti. Bu
karar sonrası sanıklar hakkında tekrar tutuklama kararı verilip verilmediği
henüz bilinmiyor. Ayrıntılar ilerleyen saatlerde belli olacak. Bu kararla
Erzurum mahkemesinin yalnız olmadığı ortaya çıkmış oluyor. Ancak bu son karar
sonrası davanın Yargıtay uyuşmazlık mahkemesine gitmesi bekleniyor. Orada
davanın tekrar Yargıtay'da kalması gerektiği kararı verilse bile İstanbul
mahkemesinin kararı çok önemli, çünkü Yargıtay'ın yaptığı dosya gaspının
İstanbul'daki hakimlerce de görüldüğünü ve tavır konulduğunu gösteriyor. Bu
karara en çok sevinenlerden biri de şüphesiz Erzurum 2. Ağır Ceza'daki hakimler
olacak. Mahkeme heyeti yargıtayın hukuksuzluğunu madde madde sıraladı.
İçlerinden biri özellikle çok çarpıcı ve yargıtayın hukuksuzluğuna yine
yargıtayın uygulamasıyla ışık tutuyor: 'Yargıtay'ın birleştirme kararını aslı
elde olmayan onaysız fotokopi belgeler üzerinden verdiği ve hatta hukuken
onaysız olmaları nedeniyle güvenilirliği bulunmayan bu evrakın incelenip delil
değerlendirmesi yapılarak tutuklu sanıkların tahliyelerine karar verilmesi,
hukuka ve Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamalarına aykırıdır. Yargıtay
uygulamasında, dosyanın tamamının değil de sadece bir tek evrakın bile onaysız
fotokopi olması bozma nedeni yapılmaktadır.'
29 Haziran 2010: Su
uyur HSYK uyumaz: Yalnızlık çeken Kuban'a arkadaş geldi.. Van 3. Ağır Ceza
Başkanı Ekinci, İstanbul 12. Ağır Ceza’ya atandı. HSYK, Şemdinli davasını askere
mahkemeye bırakmayan ve sanıkları 39'ar yıl ağır hapis cezasına çarptıran
hakimleri görevden alıp yerlerine Ekinci’nin de olduğu başka hakimler atamıştı.
Ekinci'nin başkanlığındaki yeni heyet, ilk duruşmada davayı askeri mahkemeye
göndermiş, askeri mahkeme de ilk duruşmada iki kişinin öldürülmesine rağmen
sanıkları tahliye etmişti.
30 Haziran 2010:
FLAŞ!!! Islak İmza'da reddi hakim reddedildi.. 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı'
iddialarına ilişkin Yeditepe Üniversitesi kurucusu Bedrettin Dalan ile Albay
Dursun Çiçek'in de aralarında bulunduğu 7 sanığın yargılandığı davada mahkeme,
'reddi hakim' talebini reddetti. Sanıklar mahkeme heyetindeki 4 hakimden
hakkında son zamanlarda şaibe haberleri medyaya yansıyan ve sürekli sanıklar
lehine kararlar vermeye başlayan Köksal Şengün'ü değil de diğer üç hakimin
reddini istemişlerdi.
01 Temmuz 2010:
Cihaner davası yarın: Hedef Uyuşmazlık Mahkemesi.. Emekli Askeri Hakim Faik
Tarımcıoğlu, yarın devam edilecek olan Yargıtay 11. Dairesi'ndeki Cihaner
davasında sanık ve çevrelerinin yeni hedefinin tıpkı ses kaydındaki gibi konuyu
uyuşmazlık mahkemesine götürmek ve buradan istedikleri kararı çıkartmak olduğunu
söyledi. Yargıtay'ın kısıtlı CD kopyası üzerinden adeta gaspederek tek taraflı
bir dayatma kararla el koyduğu ve sanıklarını tahliye ettiği dava dosyasına asıl
bakması gereken İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay'ın dayatmasına razı
olmamış ve aldığı sürpriz kararla Yargıtay'ın dosyasına el koyma kararını
tanımamıştı. Dosyanın aslının kendisinde olduğunu belirterek davaya bakmakta
ısrar eden 13. Ağır Ceza heyeti, ortaya çıkan krizi çözmek için de dava
dosyasını Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göndermiş ve davaya hangi mahkemenin
bakacağına onun karar vermesini talep etmişti.
07 Temmuz 2010: Yaz
Kararnamesi HSYK'da: Kararname Korsanları son saldırı için hazırlanıyor..
HSYK'nın gündeminde yaz kararnamesi var. Duyumlara göre HSYK, 'altın vuruş'
yapma hazırlığında. HSYK üyeleri 'Bu son şansımız' deyip başta Ergenekon olmak
üzere Balyoz ve Poyrazköy davaları, Erzurum ve Güneydoğu'daki faili meçhul
davaların hepsine müdahale etmeyi planlıyorlar. Çünkü 12 Eylül sonrası ne
olacağı onlar açısından meçhul. Eğer 'evet' kararı çıkarsa yeni HSYK bir ay
içinde teşekkül etmek zorunda. Yeni yapıda da ne olacağını kestirmek zor. O
yüzden yaklaşık 1400 hakim savcıyı ilgilendiren yaz kararnamesi yeni krizlere
gebe. Şimdiden HSYK'nın önüne kamp kurmakta fayda var. Eğer konuşulanların
yarısı bile gerçekleşirse kritik davaların tamamının ekseni kayar. Bu tablo
karşısında bakan ve müsteşar ne yapar kestirmek zor.
22 Temmuz 2010: Haberal'a dokunanı yakarlar:
İcra ve reddi hakim.. İkinci Ergenekon Davası'nın tutuklu sanığı Mehmet Haberal,
kendisini tahliye etmeyerek yaşam hakkını tehlikeye düşürdükleri gerekçesi ile
manevi tazminat cezasına çarptırılan 9 hakim hakkında 3 bin 625'er liralık icra
takibi başlattı. Haberal bununla da yetinmeyerek, icra takibi başlattığı
hakimlerden Resul Çakır, Rüstem Eryılmaz ve Yakup Hakan Günay'ı, kendisi
hakkındaki tahliye talebinin reddine ilişkin itirazı değerlendirirken tarafsız
olamayacakları gerekçesi ile reddetti. Hakimlere tazminat davaları açmak ve
ardından da reddi hakim talebinde bulunma yöntemi Erzincan Ergenekon Terör
Örgütü davasının 2 numaralı sanığı Başsavcı İlhan Cihaner'i tahliye ettirmek
için yapılan çok sayıdaki girişimin mahkemelerce reddedilmesi üzerine yeni bir
yöntem olarak gündeme gelmişti. HSYK Üyesi Ali Suat Ertosun ve YARSAV Başkanı
Emine Ülker Tarhan ikilisinin geliştirdikleri iddia edilen bu yönteme göre
Cihaner önce yargıtayda tazminat davası açacak, ardından da açılan davayı ve
dolayısıyla aralarında husumet doğmuş olmasını gerekçe göstererek hakimlerin
reddini isteyecekti. Böylece kendisini tahliye etmeyen hakimlerden kurtulması ve
tahliye edebilecek hakimlere kavuşması hedefleniyordu.
23 Temmuz 2010:
CHP'nin Ergenekon savcılarına açtığı dava reddedildi.. CHP Konya Milletvekili
Atilla Kart, soruşturmanın gizliliğini ihlal ettikleri gerekçesiyle 'Ergenekon
soruşturması' savcıları hakkında soruşturma yapılması isteğinin işleme
konulmamasına ilişkin Adalet Bakanlığı kararının iptali için Ankara İdare
Mahkemesine yaptığı başvurunun oyçokluğuyla reddedildiğini bildirdi.
26 Temmuz 2010:
Yargıtay 4. Daire'den zorlama bir karar daha.. Yargıtay 4. Dairesi, dönemin
İçişleri Bakanı Mehmet Ali Şahin'in Ergenekon için 'Yargı üyelerine güvence
veriyorum' sözlerine dava açılabileceğine hükmetti. Karara üye hakim Sadık
Demircioğlu ‘şerh koydu’. Demircioğlu ‘karşı oy’ yazısında Susurluk davasını
anımsatarak, 'Kamuoyumuz bu tür suç örgütlerinin tamamen ortaya çıkarılmasını
beklemektedir. Eski bakan da bu bağlamda beyanda bulunmuştur. Başka anlam
yüklemek zorlama olur. Türkiye dışında hiçbir ülkede ‘Suç örgütleri hakkında
gereği yapılsın’ diyen Adalet Bakanı’nın sorumluluğu yönüne gidildiği
duyulmamıştır' dedi. Yargıtay 4. Daire kısa süre önce de aldığı skandal bir
kararla Ergenekon davasına bakan 9 hakimi Haberal'ı tahliye etmedikleri
gerekçesiyle tazminat cezasına çarptırmış, bu karar da büyük tartışmalar
doğurmuştu.
03 Ağustos 2010:
Ergenekon savcısının Baykal'a fezleke girişimine Başsavcı Engin'den engel..
Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, CHP eski Genel
Başkanı Deniz Baykal hakkında eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay aracılığıyla 12
Eylül'de oylanacak olan Anayasa değişikliğiyle ilgili yüksek yargı mensuplarını
etkilemeye teşebbüs ettiği gerekçesiyle inceleme başlattı. Öz'ün Deniz Baykal
hakkında fezleke hazırladığı, ifadesinin alınabileceği belirtildi. Ancak devreye
giren Başsavcı Aykut Cengiz Engin, milletvekilleri hakkında inceleme, soruşturma
yapmak ve fezleke düzenlemek yetkisinin bizzat Cumhuriyet Başsavcısı veya onun
görevlendireceği Başsavcı Vekiline ait olduğunu belirterek, ''Bu sebeplerle
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün herhangi bir milletvekili ve
dolayısıyla Sayın Baykal hakkında inceleme, soruşturma yapması ve fezleke
düzenlemesi söz konusu olamaz'' dedi.
11 Ağustos 2010:
Savcıysan, soyadın Öz ise işin zor.. Ya vururlar ya yıldırırlar.. Başsavcılıktan
Öz'e görevden çekil baskısı.. Türkiye'yi 3 yıldır sarsan asrın davası
Ergenekon'u başlatan ve görevinde yorulma bilmeden çalışarak yeni soruşturmalara
imza atan Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'e yönelik baskılar bitmek bilmiyor.
Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ü, görevden alma, terfi ettirerek uzaklaştırma,
tehdit etme gibi yöntemler Adalet Bakanlığı'nın da desteğiyle sonuçsuz kalınca
bu kez devreye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sokulduğu iddia ediliyor.
Başsavcılığın bir süredir ‘yıprandın, soruşturmadan çekil' şeklinde Öz'e baskı
yaptığı belirlendi. Savcı Öz'ün bu talebe olumsuz cevap vermesi üzerine ilgili
ilgisiz onlarca dosyanın Ergenekon savcısına yönlendirilerek iş görmez hale
getirilmek istenildiği, kritik dosyaların ise HSYK tarafından atanan savcılara
verildiği ve bu dosyalardan 15'inin ise dikkat çeken şekilde 'takipsizlik'
kararıyla kapatıldığı tespit edildi. Hatırlanacağı gibi Balyoz savcılarını da
ani müdahalesiyle görevden alan Başsavcı Aykut Cengiz Engin, gözaltı dalgasını
durdurmuş ve buna gerekçe olarak da 'Türkiye bunu kaldıramaz terörle mücadele
zafiyete uğrar' gibi hukukçuları şok eden bir görüş ileri sürmüştü. Balyoz
darbesi başarıya ulaştığında sıkıyönetim mahkemelerinde göreve getirilmesi
düşünülen yargıçlardan biri olarak Başsavcı Engin'in adı geçiyordu. Savcı Öz'e
reva görülen baskılar, 12 Eylül öncesi 'kontrgerilla'yı araştırırken öldürülen
Savcı Doğan Öz'ü hatırlattı. Bu ülkede cumhuriyet savcısı olmak ve görevini
layıkıyla yapmak ne kadar da zormuş dedirten bu baskılara karşı Zekeriya Öz'ün
yalnız bırakılıp bırakılmayacağı merak ediliyor.
14 Ağustos 2010:
FLAŞ!!! HSYK Korsanları: Bu saatten sonra ne yapılır, mücadele etcez yani..
Yetkililerin kriz yok açıklamalarına karşın HSYK'daki atama toplantılarında kriz
yaşandığı ses kaydıyla da ortaya çıktı. Kulislerde HSYK'nın yaz kararnamesiyle
Ergenekon davalarını bitirecek hamleler yapacağı konuşuladursun, HSYK üyelerinin
her şeyi ortaya koyan ses kayıtları ortaya çıktı... Bir ay sonra, 12 Eylül'de
yapılacak referandumda anayasa değişiklik paketi şayet evet oyu alırsa HSYK'nın
yapısı değişecek ve yaklaşık bir ay sonra mevcut kurul ortadan kalkacak. Kamuoyu
yoklamaları da evet oylarının daha yüksek çıkacağını gösteriyor. Bu nedenle
köşeye sıkıştıklarını ve tükenme noktasına geldiklerini gören HSYK'daki beş
kontrgerilla üyesinin bezginliği ses kaydına da yansıyor. Geçen sene yaşanan
krizde korsan kararnamenin hazırlayıcısı olan kurul üyesi Ali Suat Ertosun ses
kaydında şu cümleleri sarfediyor: 'Bazı davalara el attık, bazı davalardaki
hakim ve savcıları değiştirmek istemeye kalkıştık, sanki kuyruklarına basılmış
gibi, tabiri caizse, efendim, feveran ediyorlar. Ama iddia ediyorum, mesela,
Antalya Başsavcısını değiştirecez deyin, vallahi kavga etmezler. Etmezler! Ama,
kalkıp da İstanbul'daki filan yer (Beşiktaş) savcısı filan savcı deseniz
birbirine giriyorlar. Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne yapılmaz.
Tabi mücadele etcez yani.'
17 Ağustos 2010:
Başsavcı Cihaner'den gizli tanığa tehdit: Senin kalemini kırdık.. Erzurum'da
devam eden Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan daha sonra Yargıtay 11.
Ceza Kurulu'nun tartışmalı kararıyla serbest bırakılan Erzincan Başsavcısı İlhan
Cihaner'in aynı davanın tanıklarından İlyas Meral'i tehdit ettiği iddiasının
soruşturma dosyalarına eklendiği öğrenildi.
18 Ağustos 2010: HSYK
krizi: İsteyenin bir yüzü kara, vermeyen AK Parti.. YAŞ krizi çözüldü ancak HSYK
krizi giderek büyüyor. Kuruldaki kontrgerillacı 5 üyenin nafile çabası sürüyor.
Üye Suat Ertosun'un internete düşen ses kaydındaki iddialarını doğrulayan
gelişmeler yaşanmaya başladı. Kurul'un dünkü toplantısında Başkan Vekili Kadir
Özbek, üyeler Musa Tekin, Ali Suat Ertosun ve Suna Türkoğlu net tavır koyarak,
kritik davalara bakan İstanbul, Ankara, Diyarbakır ve Erzurum'daki mahkemelerde
görev yapan hakim ve savcıların değiştirilmesini istedi. Ancak onların bu isteği
yeterli olmuyor. Adalet Bakanı ve Müsteşarının bu dayatmaya direnmesi korsan
kararnameyle yapılmak istenen atamaların gerçekleşmesini engelliyor. Şu ana
kadar ki tüm gelişmeler kuruldaki korsan üyelerin son şanslarını deneyecekleri
iddiasını doğruluyor. Çünkü 12 Eylül'de yani 1 aydan daha kısa süre sonra
yapılacak anayasa değişiklikleri referandumunda şayet beklendiği gibi evet oyu
çıkarsa kurulun yapısının en geç bir ay içinde değişmesi, çok sayıda yeni üyenin
katılmasıyla kurulda şu an kontrgerillacılar lehine olan 5'e 2 çoğunluğun
değişmesi bekleniyor. Ses kaydında üye Ertosun, korsan kararnameyi geçirebilmek
için yapacakları çok şeyin olmadığını, ama yine de mücadele edeceklerini
belirtiyordu. Geçen seneki korsan kararnamenin de hazırlayıcısı olan Ertosun 24
Nisan 2010'da Anayasa Mahkemesi'nin 48. kuruluş yıldönümü resepsiyonunda çok
tartışılacak bir çıkış yapmış, yetki aşımını yani korsanlığı ne kadar normal
gördüğünü belli etmişti. Resepsiyonda bir gazetecinin, 'HSYK'da müsteşar 5-6
toplantıya katılmadığı zaman ne yaparsınız?' şeklindeki sorusuna Ertosun,
'Müsteşar veya vekili makul sürede toplantılara katılmazsa, daraldığımız yerde 6
kişi toplanıp karar almayı düşünüyoruz' demişti. Bu durumun yönetmeliğe aykırı
olduğu, müsteşar olmadan toplantının yapılamayacağının hatırlatılması üzerine,
yargı ve hukukun tıkanması için çalışıldığını kendilerinin ise bunu aşmaya
çalıştıklarını belirtmiş, kendisini haklı göstermeye çalışmıştı.
18 Ağustos 2010: FLAŞ
FLAŞ!!! Kararname geri çekildi: Korsanlara geçit yok!.. FLAŞ!!! Biz bir önceki
haberimizi girip krizin giderek büyüyeceğini, atamaların referandum sonrasına
ertelenebileceğini belirtirken Ankara'dan flaş haber geldi. Adalet Bakanlığından
yapılan açıklamada, 2010 Yaz Kararnamesi taslaklarının karara bağlanmayan
bölümlerinin geri çekildiği bildirildi. Bakanlık açıklamasında kuruldaki
üyelerce 224 kişilik (korsan) bir liste teklif edildiği, bu listede başta
İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere kritik davalara bakan özel yetkili
(CMK 250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük
önerilerin de bulunduğu, bu önerilerin görülmekte olan davalar ile yürüyen
soruşturmalara doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağının açık olması
nedeniyle de kararnamenin geri çekildiği, yeni bir kararnamenin hazırlanarak
kurula sunulacağı belirtildi.
19 Ağustos 2010:
Boydan büyük laf: Toplantıya katılmazsa hukuki sonucu olur!.. Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, Adalet Bakanı ve
Müsteşarının toplantıya katılmamasının hukuki sonuçları olabileceğini söyleyerek
üstü kapalı tehdit etti. Benzer bir durumda daha önce konuşan kurul üyesi Ali
Suat Ertosun da tehdit etmiş ve 'HSYK'da müsteşar 5-6 toplantıya katılmadığı
zaman ne yaparsınız?' şeklindeki bir soruya, 'Müsteşar veya vekili makul sürede
toplantılara katılmazsa, daraldığımız yerde 6 kişi toplanıp karar almayı
düşünüyoruz' demişti. Korsanlık anlamına gelen bu durumun yönetmeliğe aykırı
olduğu, müsteşar olmadan toplantının yapılamayacağının hatırlatılması üzerine,
yargı ve hukukun tıkanması için çalışıldığını kendilerinin ise bunu aşmaya
çalıştıklarını belirtmiş, kendisini haklı göstermeye çalışmıştı. Özbek ve
Ertosun'un açıklamaları, korsanlığın kuruldaki kontrgerillacı üyelere ne kadar
sirayet ettiğini gösteriyor. Ancak tıpkı YAŞ krizinde olduğu gibi burada da
yasalar hükümetten yana. Ne kadar direnseler de sonunda yasal olarak
yapabilecekleri bir şey görünmüyor. Bunu geçen günlerde ses kaydı ortaya çıkan
Ertosun da itiraf ediyordu: 'Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne
yapılmaz. Tabi mücadele etcez yani.' Tek yapabilecekleri şey, olayı siyasi
tartışma konusu yaparak içlerindekini dökmeleri, tıpkı Sincan hakimi Osman
Kaçmaz gibi. Kaçmaz, dün yaptığı açıklamalarda şok ifadeler kullanmış, halen bir
mahkemede görevli hakim olduğunu unutarak Başbakan Erdoğan'a ağır eleştiriler
getirmişti.
20 Ağustos 2010:
YARSAV'ın son umudu müsteşarda.. Yarsav müsteşara seslendi: Toplantıya lütfen
katılınız!.. Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV), Adalet Bakanlığı
müsteşarını Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) toplantılarına katılmaya
çağırdı. YARSAV, siyasi iktidarın yargıda emir ve talimatla hareket eden bir
yapı oluşturmak için yüksek kurulun kararname çıkarmasına engel olmak ve
adliyeyi ele geçirme amacında nihai noktaya gelmeyi amaçladığını öne sürdü.
Referandum sonucundan da ümitsiz olan Yarsav, hükümetin kararnameyi geri
çekmesinin, referandum sonucunda çıkabilecek olası bir evet sonucunda topyekun
yargıyı ele geçirme projesinden hiç bir ödün vermemek düşüncesinden
kaynaklandığını iddia etti.
20 Ağustos 2010: ŞOK
İDDİALAR!!! Tümü cemaatin işi derken şüphesi de yok delili de!.. Eskişehir
Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, yazdığı kitabında Ergenekon, Danıştay saldırısı,
Baykal kaseti, Balyoz gibi birçok operasyonun bir kesimin kontrolünde
yürütüldüğünü iddia etti. İddialarını hiçbir delile dayandırmayan Avcı, verdiği
röportajlarda kitabı sadece söylemlerden yola çıkarak yazdığını ifade ediyor.
Hiç bir belge, somut bulgu göstermeden, kanaatimce şöyledir diyerek tamamen
şahsi görüşlerine dayandırdığı iddialarında Avcı, devlet kurumlarını itham eden
çarpıtmaların yanı sıra, kritik davalarla ilgili delillerin üretildiği ve
hukuksuzluk yapıldığı gibi hiçbir mesnede dayanmayan ifadeler kullanıyor.
Avcı'nın iddialarıyla ilgili en çarpıcı eleştiriler ise Taraf gazetesi yazarı
Mehmet Baransu'dan geldi. 'Avcı'nın iddia ettiği olayların bir bölümünün
kamuoyuna yansımasını sağlayan kişi bendim' diyen Baransu, 'haber kaynaklarımı
çok iyi tanıyordum. Tanıdığım askerlerin hiçbiri kendisinin iddia ettiği gibi
isimler değildi. Üstelik bu isimler cuntacı komutanların yanı sıra cemaat
hakkında da kendisinden daha ağır ifadeler kullanıyorlardı' sözleriyle tüm
Ergenekon operasyonları cemaatin işidir diyen Avcı'nın iddiasının boş olduğunu
belirtiyor. Baransu'nun diğer çarpıcı tespiti ise AK Parti döneminde Avcı'nın
bir türlü beklediği makamlara atanamadığını ve emniyet müdürlüğü ve benzeri
görevler yapan arkadaşlarının da çeşitli nedenlerle görevlerinden alındığını
örneklerle ortaya koyması oldu. Yani Baransu'ya göre, terfi ümitleri kesilen
Avcı, tüm polis ve yargı camiasının cemaatin kontrolünde olduğu gibi isim yer ve
zaman içermeyen iddialarıyla bir intikam hamlesi yaptı.
22 Ağustos 2010: Ergenekon'un yargı ayağında
ifadeye çağrılma endişesi.. Eski Savcı Gültekin Avcı, Ergenekon'un 'yargı
ayağı'nın ortaya çıkarılmadığına dikkati çekti. Avcı, HSYK'nın yargı kökenli
üyelerinin Ergenekon davasını etkileme girişimlerinin altında bazı üyelerin
adliyeye çağrılma endişesi yattığını söyledi. Avcı, 'Ali Suat Ertosun muhakkak
adliyeye giderek ifade verecektir. Bugün olmasa da yarın muhakkak ifade
verecektir. Kadir Özbek'in de ifade vereceği günleri göreceğiz' dedi. Sanal
ortamlara düşen ses kayıtları ile ilgili yüksek yargıdan kamuoyunu tatmin edici
bir açıklamanın gelmemesine de dikkati çeken Avcı, 'Ergenekon'un yargı ayağı
henüz çözülmemiş durumda. Hamdi Yaver Aktan'ın ifadesi alınmamış durumda. Aktan,
Ergenekon'un Yargıtay'daki üstü mü değil mi bu hususlar araştırılmadı. Yüksek
yargıda yürütülen hiçbir soruşturma sonuçlanmıyor' diye konuştu. Avcı, Adalet
Bakanlığı'na da seslendi: 'Bu derece politize olmuş, bu derece YARSAV'a
yamanmış, bu derece referandumda 'hayır' kampanyası yürütecek kadar siyasal
propagandaya kadar işi ileri götürmüş bir Kurul artık kararname meşruiyetini
kaybetmiştir. Adalet Bakanlığı yeni bir taslak vermesin.'
23 Ağustos 2010: Büyük
vurgun peşindeki korsanlar küçüklerle uğraşmamış.. HSYK'nın Ergenekon davasına
müdahale gerekçesi çöktü. Korsan kararname için, kritik davalara bakan
mahkemelerdeki iş yükünü gerekçe gösteren HSYK'nın, 50'yi aşkın il ve ilçenin
taleplerini yok saydığı ortaya çıktı. Bu illerin adalet komisyonlarından
iletilen yazılarda, 'yeni mahkeme kurulması ve hakim atanması' istekleri dikkat
çekiyor. Ancak Kurul, bunların yerine iş yoğunluğu önceki yıllara göre azalan
özel yetkili mahkemelere atama yapmaya çalışıyor.
27 Ağustos 2010: Islak
imzalı belge de cemaatleri hedeflemişti.. Belgelere değil duyumlara dayanarak
yazdığı kitapta şok açıklamalarda bulunan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı
fethullah cemaatini hedef aldı. Her taşın altında bu cemaatin olduğunu
söyleyebilecek kadar ileri giden ve iddialarına delil de getirmeyen Avcı'nın bu
girişimi, eski MİT ajanı Mahir Kaynak'a göre Ergenekon cephesinin geciken karşı
atağı.
28 Ağustos 2010:
Korsanlık itirafı: Bazı savcıları değiştirmek istedik.. 'Ergenekon, Balyoz,
faili meçhul cinayetler' gibi kritik davaların hakim ve savcılarını korsan
kararnameyle görevden almak isteyen HSYK'dan itiraf geldi. BaşkanVekili Kadir
Özbek, söz konusu hakim ve savcılarla ilgili kendilerine şikayet dilekçeleri
ulaştığını, bunları incelediklerinde hak ihlali tespit ettiklerini ileri sürdü.
Ancak sanıklardan gelen şikâyetler hakkında Kurul'un inceleme yetkisi
bulunmuyor.
30 Ağustos 2010: Avcı
boşluklar bırakıp çekildi ama tabiat boşluk kabul etmiyor.. Eskişehir Emniyet
Müdürü Havefi Avcı, yazdığı kitabında sadece duyumlarına dayanarak şok
iddialarda bulunarak Türkiye'yi sarstı ve emekliliğini isteyerek bir kenara
çekildi. O tartışmaları başlatıp kenara çekildi ancak delil getirmeden suçladığı
kişi ve kesimlerden gelen tepkiler giderek yükseliyor. Sadece geçmişte yaptığı
işlere bakarak kendisine inanılmasını beklediği anlaşılan Avcı bugüne kadar
sadece NTV'de yayına katıldı. Ancak sorulması gereken çok kritik sorular
olmasına rağmen hiçbiri sorulmadı. Avcı'ya anlaşıldığı kadarıyla görmeyi duymayı
istemediği soruları yöneltenlerden biri de Bugün gazetesinden Adem Yavuz Arslan.
'Hanefi Avcı'yla röpörtaj yapmak istedim ama konuşmak istemedi. Ben de kitaptan
aldığım notları, kafama takılanları buradan soruyorum' diyen Arslan'a göre,
'Avcı'nın kitabında bariz bir 'dinlenilme takıntısı' hissediliyor. Hâlbuki
sistemi en iyi Avcı biliyor. Mahkeme kararı olmaksızın ne daire iç yazışma
yapabilir ne de TİB bir iletişim tespitine izin verebilir. Kaldı ki Avcı da
biliyordur; İDB, 2006'dan bu yana aralarında usulsüz dinleme iddialarının da ele
alındığı 6 farklı çalışma alanında 23 kez inceleme ve denetim geçirdi. Bu
yönüyle de dış denetime açık tek istihbarat kuruluşudur. Fakat hiçbirinde
dinleme ile ilgili bir kusur ya da hata çıkmadı.'
31 Ağustos 2010: FLAŞ!!! Sorulmayanlar
sorulunca Hanefi Avcı teybi parçaladı.. Baransu-Avcı röportajı olaylı bitti.
Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, kitabında sadece duyumlara dayanarak
yer verdiği ve Ergenekon Balyoz Danıştay gibi olayların fasafiso olduğu, bu
soruşturma ve davalarda ortaya çıkan çok sayıda belge bilgi silah gibi
delillerin düzmece ve fethullah cemaatinin işi olduğu, hatta Deniz Baykal'ın
seks kasedinin dahi cemaatin komplosu olduğu ve çok sayıdaki diğer şok
iddialarıyla ilgili Baransu'nun hazırladığı 200'e yakın soru Avcı'yı
öfkelendirdi. 2 saatlik röpörtaj boyunca giderek gerginleşen Avcı, gözaltına
alınan ekip arkadaşı Emin Arslan'la ilgili soru karşısında ise öfke patlaması
yaşayarak Baransu'nun teybini kırdı. Bu röportaj yarın Taraf Gazetesi'nde yer
alacak.
04 Eylül 2010: FLAŞ
FLAŞ FLAŞ!!! İşte Hanefi Avcı'nın Ergenekon planı.. Emre Uslu (Taraf): Hanefi
Avcı’nın kitabı tartışılmaya devam ediyor. Ben kitaba ilişkin iki değerlendirme
yazdım. Bu üçüncü ve muhtemelen son değerlendirmem olacak. Bu yazıyı yazmamın
amacı benim kitaba ilişkin temel tezim 'operasyon kitabı' argümanımı güçlendiren
emarelerin her geçen gün ortaya çıkmaya devam etmesi. Yeniden hatırlayacak
olursak ben Avcı’nın kitabının İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB), Kaçakçılık ve
Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ve İstanbul Emniyeti’nde istihbarattan sorumlu
müdür Ali Fuat Yılmazer’i hedef aldığını yazmıştım. Emniyet kulislerine göre
kitap bir referans noktası olarak kullanılacak ve bu üç birim hedef yapılacaktı.
Kitaptan aldığım izlenim Avcı’nın koalisyon kurduğu ve halen çete davasından
yargılanan Emniyet Müdürleri Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya, Emin Aslan, Faruk
Ünsal ve Orhan Özdemir’in üzerindeki yargı incelemesini 'bu işlerin ardında
cemaat var' argümanıyla kırmaya çalışıyor. Bunu yaparken çok stratejik hedef
seçerek bu davalara delil sağlama durumunda bulunan Emniyet birimleriyle bu
davaları takip eden savcılar hedef alınarak davalar tartışmalı hale getirilmek
isteniyor. Burada kuşkusuz en kritik konum İstanbul İstihbarat Şubesi. Zira bu
davaların Hanefi Avcı açısından en kritik olan Emin Aslan davası İstanbul da
açılmış durumda.
07 Eylül 2010: Derin
yargıya güvendi, TÜBİTAK'a da tazminat davası açtı.. Balyoz davası sanığı emekli
Orgeneral Çetin Doğan, tutuklanmasına gerekçe gösterildiğini iddia ettiği
bilirkişi raporunu hazırlayan TÜBİTAK heyetine 20 biner TL'lik tazminat davası
açtı. Ergenekon sanıklarının peşpeşe açtığı tazminat davalarına Yargıtay 4.
Hukuk Dairesi kapı açtı. Bu dairenin, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'i tahliye
etmedikleri gerekçesiyle farklı mahkemelerdeki 9 hakime skandal tazminat
cezalarına karar vermesi, Ergenekon sanıklarının, hakim ve savcıları yıldırmak
için kullandıkları açık olan bir intikam hareketine dönüştü. Ses kayıtlarıyla da
çok net şekilde açığa çıktığı gibi, yüksek yargıda yuvalanmış Ergenekoncuların
Ergenekon davasını engellemek için ellerinden geleni ardlarına koymadığı açık.
İtalya'daki gladio davasında olduğu gibi Türkiye'de de Kontrgerilla en sert
direnişi yargıda gösteriyor.
22 Eylül 2010: Balyoz
toplu tahliyelerini eleştiren haberlere dava.. 2 ve 3 Nisan 2010 tarihlerinde
Zaman Gazetesi'nde yayınlanan 'HSYK krizi atananlar devrede, Balyoz örtbas
ediliyor' başlıklı haber ile 'Toplu tahliyelerin temeli 'korsan' kararname ile
atıldı' başlıklı haberlere dava açıldı. Dava, haberlerde Ergenekon ve Balyoz
şüphelilerine verdikleri toplu tahliye kararları eleştirilen hakimler Yılmaz Alp
ve Tuncay Aslan'ın şikayeti üzerine açıldı. Haberleri hazırlayan Zaman
muhabirleri bugün Beşiktaş'ta hakim karşısına çıkıyor. Duruşmayı Hukukçular
Derneği, Boğaziçi Avukatlar Derneği, Savunma Avukatları Derneği ve Adalet ve
Hukuk Derneği gibi sivil toplum örgütlerinin temsilcileri de izleyecek.
Duruşmayı izleyen hukukçular daha sonra basın açıklaması yapacak.
24 Eylül 2010:
Yargıtay’dan bir ihsası rey daha: Cihaner'le toplantı.. Erzincan Başsavcısı ve
Ergenekon davasının sanığı İlhan Cihaner’in tahliye olduktan bir ay sonra,
davasının temyizine bakacak olan Yargıtay 8. Daire üyeleriyle Yargıtay binasında
bir toplantı yaptığı ortaya çıktı. Bu toplantıya, 8. Daire üyeleri Hamdi Yaver
Aktan, Haydar Metiner, Nuray Duranoğlu, Ali Cengiz Özbek ve Necla Üçkardeşler’in
katıldığı öne sürüldü. Cihaner’le toplantı yapan Yargıtay üyelerinin tamamının
Cihaner’in davasının gitmesi muhtemel Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyesi olmaları
dikkat çekti. Erzurum 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmakta olan
Cihaner'in terör davası, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin Şemdinli'yi hatırlatan
skandal kararıyla Yargıtay'a alınmış, Cihaner ve diğer tüm tutuklu sanıklar
tahliye edilmişlerdi. Ancak yine Cihaner'in adının geçtiği İstanbul 13. Ağır
Ceza Mahkemesi'ndeki ıslak imzalı Kontrgerilla Belgesi davasında mahkeme heyeti
sürpriz bir kararla Cihaner'in Yargıtay'a alınan davasıyla bu davanın
birleştirilmesine karar vermiş ve davaya hangi mahkemenin bakacağına karar
vermesi için de dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göndermişti. Kararın yıl
sonuna kalmadan çıkması bekleniyor. hukukçular davaya İstanbul'un bakacağına
eminler. Çünkü yargıtayın sadece görev suçuyla ilgili davalara bakması mümkün.
Ceza Kurulu'nun vereceği kararla Kontrgerilla'nın yargıdaki varlığı bir anlamda
tescillenmiş olacak.
25 Eylül 2010: Kitabı
niçin yazdığı netleşti: Soruşturmayı itibarsızlaştırma.. Hanefi Avcı’nın
Devrimci Karargah Örgütü’nden bir kişiyle görüştüğü, örgüt üyesi bir kadınla
ilişkisi olduğu ve örgütü dinlemelere karşı uyardığı iddiası üzerine Avcı, 'Bu
da cemaat operasyonu' açıklamasını yaptı. Kitabını, son bölümüne cemaat
iddialarını ekleyerek apar topar piyasaya süren Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi
Avcı'nın, 'ön alma' ya da 'kontr' operasyon amacıyla bu kitabını yazdığına dair
medyada yer alan iddialar doğrulandı. Kendisi hakkında başlatılan bir teknik
takip olduğunu öğrenen ve yasadışı olduğunu iddia ettiği bu takibe öfkelendiğini
kitabında da açıklayan Avcı'nın adı Devrimci Karargah soruşturmasına karıştı,
hem de inanılmaz bir şekilde. Örgüte yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına
alınan 17 sanıktan 13'ü dün mahkemece tutuklandı. Tutuklanan şüphelilerden biri
de Necdet Kılıç. Necdet Kılıç'ın Hanefi Avcı'yla ilişkisi doğrulandı. Avcı,
iddialar üzerine dün medyada yer alan açıklamalarında Necdet Kılıç'ı savunarak
suçsuz olduğunu iddia etmiş ve mahkemede bunun ortaya çıkacağını iddia etmişti.
Oysa mahkeme Kılıç'ı tutukladı. Avcı'yla ilgili bir diğer şok gelişme de yasak
aşk yaşadığının ortaya çıkması oldu. Avcı, dün sevgilisi olduğu iddia edilen K.K'nın
evinden çıkarken görüntülendi. Yasak aşkın buluşma mekanlarından birisi Devrimci
Karargah örgütü üyesi Necdet Kılıç'ın eviydi. Örgüt üyesi olduğu belirlenen
Necdet Kılıç'ın telefonlarını teknik takibe alan polisin, Hanefi Avcı ile Kezban
Küçük arasındaki ilişkiyi de ortaya çıkarttığı ifade ediliyor. Ancak Avcı'ya
göre özel hayatına giren bu konunun gizli dinlemeyle ortaya çıkarılması cemaat
operasyonuydu, cemaat kendisini itibarsızlaştırmaya çalışıyordu. Oysa herşey çok
net. Mahkeme kararıyla teknik takibe alınan örgüt üyesi Necdet Kılıç'ın
konuşmalarından hareketle Hanefi Avcı'nın da bu çirkin bağlantılarda yer aldığı
tespit edilmiş. Bunu kendisi de kitabında, hiç kimsenin bilmediği iki cep
hattının, nasıl olduğunu bilmediği bir şekilde öğrenilerek takibe alınmış
olduğunu farkettiği ve öfkelendiği şeklinde belirtiyordu. Bunu öğrenir öğrenmez
de kitabına son bölüm olarak şok iddiaları eklediği ve aceleyle kitabını
piyasaya sürdüğü şimdi daha net anlaşılıyor.
27 Eylül 2010: ŞOK Ses
Kaydı!!! Cihaner ve tüm Ergenekon davaları Ankara'ya alınsın.. İnternete yeni
bir ses kaydı daha düştü. Dailymotion.com'da yayına konulan 4 parçalı ses kaydı
bir süre sonra site tarafından yayından kaldırıldı. Skandal ses kaydındaki
kişiler arasında Sincan Hakimi Osman Kaçmaz, Yargıtay Üyeleri Hamdi Yaver Aktan
ile Fatih Arkan, Prof. Dr. Ersan Şen, 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker,
Danıştay 7. Daire Üyesi Eren Sonbay gibi isimler bulunuyor. Şok diyalogların
geçtiği ses kaydı, Yargıtay'da nasıl kirli oyunlar oynandığını, yerel
mahkemelerden oraya aktarılan dosyalara bakacak hakimlerle görüşülerek dosyalara
nasıl tesir edildiğini bir kez daha gösteriyor. Ses kaydı, çok yakında
İstanbul'da mı yoksa Ankara'da mı bakılmaya devam edileceğine dair Yargıtay Ceza
Kurulu'nda karara bağlanacak olan Islak İmza ve Cihaner dosyaları konusunda
yargıtayda nasıl kirli oyunlar oynandığını, hatta sadece bu davaların değil tüm
Ergenekon davalarının dahi birleştirilerek Ankara'da Yargıtay'da gördürülmesi
çabalarının harcandığını gösteriyor. Şu ana kadar yüksek yargıdaki bu kirli
oyunları deşifre eden çok sayıda ses kaydı yayınlandı. Sonuncu ses kaydı,
referandumda hayır oyları çıkmasının önemini ve boykot desteği için PKK terör
örgütü lideri Öcalan'la görüşülmesi gerektiğini işliyordu. Yine önceki
kayıtlardan birinde de Cihaner davasının Erzurum Mahkemesi'nden baskıyla
alınarak Yargıtay'da görülmesi ve sanıkların tahliye edilmesi işleniyordu.
Ortaya çıktığında Türkiye'yi sarsan bu ses kaydındaki kişiler için, kimlikleri
de açık olmasına rağmen birşey yapılmadı ve kayıtta geçen kirli plan adeta
göstere göstere ve adım adım gerçekleştirildi. İçlerinde gerçek hukukçular
bulunsa da Yargıtay dairelerinde kritik konumlara gelmiş birçok ismin örgütlü
olarak birlikte hareket ettikleri, ihsası reyde bulunarak dosyalara bakacak
kişilere ve dosyalara tesir ettikleri, istedikleri yönde karar çıkartıkları bu
ses kayıtlarından anlaşılıyor.
28 Eylül 2010:
SKANDAL!!! Yargıtay Cihaner tiyatrosuna devam edecek.. Ses kayıtlarındaki kirli
plan doğrulandı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu beklenen kararı verdi ve Erzurum 2.
Ağır Ceza Mahkemesinde 'Ergenekon terör örgütüne üye olma' suçu kapsamında
görülen davanın Yargıtay 11. Ceza Dairesinde görülmesine karar verdi. Kurul
kararı 18'e 6 oyla aldı. Bu kararla, dava son olarak görüldüğü Ankara'daki 11.
Daire'de kalmış oldu. Terör davaları özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde
görülür ayrıca yargıtay'da görüşülecek olsa dahi 9. Daire buna bakabilir. Ancak
bu kurallar ihlal edildi. Bu kararla, birinci sınıf yargı üyesi barındırabilen
her çetenin davası yargıtaya alınabilir. Sanık Cihaner'in Yargıtay Ceza Genel
Kurulu başkanı ve diğer üyelerle görüştüğü iddia edilmiş, dün ortaya çıkan ses
kayıtlarıyla da bu doğrulanmıştı. Buna rağmen alınan bu kararla Kontrgerilla'nın
yargıdaki, özellikle de yüksek yargıdaki varlığı bir kez daha tescillendi.
İtalya'daki Gladio skandalını ortaya çıkaran Savcı Felice Casson'un da dediği
gibi Kontrgerilla en büyük direnişi yargıda gösteriyor. Ses kayıtlarıyla da
ortaya çıktığı gibi, Ergenekon'la bağlantı şüphesi bulunan yargı mensupları,
örgütlü şekilde hareket ederek bağlı bulundukları örgüte yönelik soruşturmayı
inanılmaz şekilde devir almış oldular. Artık istedikleri gibi kapatabilirler.
Kamuoyundaki kanaat bu. Ve iddialara göre yargıtay bununla da yetinmeyecek ve
öncelikle 'Islak imzalı' dava olmak üzere Ergenekon davalarının tümü, yerel
mahkemelerde karara bağlanması beklenmeden yargıtayda birleştirilecek ve örtbas
edilecek. Terör konusunda Yargıtay'da görülen ilk dava Cihaner'in davası.
İddialara göre bu dava emsal kabul edilerek diğer Ergenekon ve benzeri
davalardaki 1. sınıf sanık durumundaki sanıkların müracaatı üzerine o davalar da
yargıtaya alınacak.
02 Ekim 2010: Cihaner
davasının gizli tanığına: İfadeni değiştir, yoksa!.. Erzincan Ergenekon
davasının gizli tanıklarından 'Munzur'un, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan
Cihaner hakkındaki ifadelerini değiştirmesi için tehdit edildiği, ağabeyinin de
bu nedenle rehin alındığı iddia edildi. Durumun polise aktarılması üzerine
tehdit eden şahısla ağabeyin ifadeleri alındı. Aynı davanın tanıklarından İlyas
Meral de Başsavcı İlhan Cihaner tarafından tehdit edildiğini ileri sürmüştü.
(Gizli
Tanık Munzur ifade değiştirmesi için yapılan baskıları 02 Ağustos 2011 tarihinde
ıslak imza davasında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde doğruladı.)
12 Ekim 2010: Güney'i
dinleyen Avcı Ergenekon'dan haberdar mıydı?.. Hanefi Avcı'nın odasında bulunan
24 kasette ikinci perde. Kasetlerde Ergenekon soruşturması sanıklarından Veli
Küçük dışında 'karakutu Tuncay Güney'in de ses kayıtları bulundu. Bu gelişme
'Avcı o yıllarda Ergenekon'dan haberdar mıydı?' sorusunu gündeme getirdi. Bu
açıdan Hanefi Avcı'nın yazdığı kitabında herkesi şok edecek şekilde ' Ergenekon
fasafisodur' demeye getirmesi anlamlı bulundu.
12 Ekim 2010: HSYK'daki 7 üyeden 'düşmesek
de inecektik' istifası.. HSYK'daki korsan kararnameci üyeler istifa etti.. Şov
amaçlı olduğu tartışılan istifalara sert tepkiler geldi. Başbakan Erdoğan
bugünkü grup toplantısında HSYK üyelerinin istifalarına da değindi ve çok ağır
eleştirdi: 'HSYK'da istifalar oldu, hayırlısı olsun. Sizin elinizi tutan yok
fakat geç de kaldınız. Bunun adı aslında 4 4'lük bir şovdur. Bu öyle bir
çalıştırılmıyoruz falan, hepsi kuru bahane. Bugüne kadar çalıştırılıyordunuz da
14 Ağustos'tan sonra mı? Zaten 12 eylülden sonra millet kararını verdi
otomatikman toplantı yeter sayısından uzaksınız böyle bir şey yapacak durumunuz
yok. Ani baskınlarla Erzurum'daki kararı alan siz değil miydiniz? oralarda
çalışıyordunuz. şimdi ne oldu da bizi çalıştırmıyorlar diyorsunuz. 7 kişi içinde
Adalet Bakanı ve müsteşarı mı engelliyor sizi? Atamalar noktasında da aynı
kararlığı gösterdiniz. Bu tür açıklamaları yapmak suretiyle şimdi bunları
yapıyorsunuz. Açık olun Yargıtay'da Danıştay'da işimiz var, adaylıklarımız var
onun için ayrılıyoruz deyin. Başkanvekilinin 53 günü kalmış ,diğerlerinin 3-5
günü kalmış. biri de istifa etmedi bekliyor. Tavırlarını anlamak mümkün değil.'
20 Ekim 2010:
Ergenekon duruşmasında slogan atan 119 İP'liye dava.. Birinci 'Ergenekon'
davasının 149. duruşmasında sloganlar atarak mahkemeyi protesto eden çoğunluğu
İP üyesi 119 kişi hakkında hapis cezası istemiyle dava açıldı. İddianamede,
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Köksal Şengün, üye hakimler
Hasan Hüseyin Özese ve Sedat Sami Haşıloğlu ile davaya giren İstanbul Cumhuriyet
Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın 'müşteki' olarak yer aldı.
27 Ekim 2010:
Ergenekon hakimlerini karalamak için şaşkın girişim.. İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasında dün ilginç gelişmeler yaşandı.
Mahkeme Başkanı Şengün'e gelen not akılları karıştırdı. Ergenekon ana davasının
tutuklu sanığı İsmail Yıldız, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'e gönderdiği bir
notta, Asabiye uzmanı olan doktor bir arkadaşının kendisine 'Davaya bakan bir
hakimin eşi ve çocuğunu hastanede gördüm. Onlara yardım edebilirim' şeklinde
bilgi gönderdiğini ifade etti. Ancak Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, bu yardım
teklifiyle ilgili olarak 'Bu bilgiler tamamen yanlış. Heyette eşi memur olan ve
böyle iki çocuğunun sağlık problemi olan yok. Arkadaşınızın ismini açıklamanıza
da gerek yok. Bu bilgiyi de ona ulaştırın' diyerek tepki gösterdi. Böyle asılsız
bir yardım teklifinin hangi amaçla yapıldığı ya da yanlışlıkla mı yapıldığı
konusu anlaşılamadı.
27 Ekim 2010: Darbe
Günlükleri soruşturması örtbas mı ediliyor?.. İstanbul Başsavcılığı, Eski Kuvvet
Komutanları hakkında yürütülen ‘darbe günlükleri’ soruşturmasında yetkisizlik
verdi. Yetkisizlik kararında ‘Ergenekon örgütü ile bağlantı kurulamadığı’
belirtildi. Dosya Ankara’ya gönderildi. Ancak bu durum kafaları karıştırdı.
Çünkü dosyanın Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili savcı Zekeriya
Öz'den tuhaf bir şekilde kaçırıldığı iddiası gündeme gelmişti. Ağustos ayında
Öz'den 'Balyoz dosyasıyla ilgisi olup olmadığının inceleneceği' gerekçesiyle
alınan dosya savcı Mehmet Ergül'e verilmişti. Dosyayı geri göndermediği
öğrenilen Ergül, iki ay sonra günlüklerin Ergenekon soruşturması ile bağlantısı
bulunmadığını gerekçe gösterip, dosyayı Ankara'ya gönderdi. Ancak günlüklerde
yer alan çok sayıda iddia, Ergenekon davası sanıklarına da soru olarak
yöneltilmişti. İkinci Ergenekon iddianamesinde Sarıkız kod adlı darbe planıyla
ilgili, 'Plan çerçevesinde, basının ele geçirilmesi, üniversite öğrencilerinin
sokağa dökülmesi, sendikalarla birlikte hareket edilmesi, sokaklara afiş
asılması, dernekler ile temasa geçip hükümet aleyhine teşvik edilmesi ve tüm bu
olayların yurt çapında gerçekleştirilmesinin hedeflendiği görülmüştür. Sarıkız
kod isimli darbe planının Şener Eruygur, Aytaç Yalman, Özden Örnek ve İbrahim
Fırtına tarafından hazırlanmış olabileceği değerlendirilmektedir' tespitleri yer
alıyor. Yine Ergenekon davası tutuklu sanığı Mustafa Balbay'ın günlüklerindeki
notlar ile Özden Örnek'in günlüklerindeki darbe suçlamasına ilişkin bilgilerin
örtüştüğü ortaya çıkmıştı. Bu ilginç durum, 'Komutanların Ergenekon ilgisi yoksa
Balbay'ın nasıl var, Balbay'ın varsa komutanların nasıl yok?' sorusunu
sorduruyor ve generallerin tıpkı balyoz soruşturmasında olduğu gibi yargıdan
kurtarılmakta olduğuna dair şüpheler uyandırıyor. Savcı Ergül'ün, Ergenekon
soruşturmasında hiç görev almamasına rağmen, yetkisizlik kararı vermesi de
dikkat çekti. Dikkati çeken diğer bir ayrıntı da, Balyoz soruşturmasının
kamuoyunda tepki doğuran bir müdahaleyle savcılar Bilal Bayraktar ve Mehmet
Berk'ten alınıp Savcı Ergül'e verilmiş olmasıydı. Bu gelişme balyoz
soruşturmasının daha fazla derinleştirilmeden örtbas edilmek istendiği
yorumlarına neden olmuştu.
29 Ekim 2010: Başsavcı
Cengiz yine devrede: Avcı dosyasını bana verin.. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı
Aykut Cengiz Engin’in, Başsavcıvekili Turan Çolakkadı’yı devreye sokarak
Devrimci Karargah soruşturmasını yürüten savcı Kadir Altınışık’tan Hanefi Avcı
dosyasını istediği öğrenildi. Savcı Altınışık’ın da 'Alacaksanız dosyanın
hepsini alın' diyerek, Avcı ile ilgili Başsavcı Engin’e dosya göndermediği
belirtildi.
01 Kasım 2010:
Komutanları kurtarmak için Yüce Divan hüllesi.. Başsavcı İlhan Cihaner'in terör
suçunun görev suçuna sokularak yerel mahkemelerden kurtarılması skandalının
benzeri 'darbe günlükleri' için gündemde. İlginç bir süreç sonunda 'görevsizlik'le
Ankara'ya gönderilen 'Darbe Günlükleri' Yüce Divan'a taşınmak isteniyor. AK
Partili Üstün, 'Darbe suçu örtbas edilmek isteniyor' dedi. Hukukçular, 'Darbe
suçu görev suçu değil' görüşünde. Emekli Başsavcı Petek ise yargılanacakları
yerin özel mahkemeler olduğunu söyledi.
08 Kasım 2010:
TÜBİTAK'tan tepki: Avcı'nın ofisinin aranmasında yoktuk.. TÜBİTAK Başkanlığı,
Hanefi Avcı'nın makam odasından çıktığı ileri sürülen kasetlerin delil araması
sırasında 'TÜBİTAK görevlilerinin de katılımıyla kırıldığına' ilişkin iddiaların
hayal mahsulü olduğunu bildirdi. Son zamanlarda TÜBİTAK'ı yıpratmak için
Ergenekon çevrelerince çeşitli iddialar ileri sürülerek bu stratejik kurumun
pasifize edilmesi ve yıpratılmaya çalışılması dikkati çekiyor. Ergenekon ve
benzeri davalarda çok kritik raporlar verdiğine dikkat edilirse kurumun, bu
nedenle hedef haline getirilmeye çalışıldığı söylenebilir.
31 Aralık 2010: Sağlam
deliller, çürük gelin-damadı sarstı.. Balyoz Darbe Planı davasının bir numaralı
sanığı eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan
Rodrik ve damadı Dani Rodrik'in, açtıkları web sitesinde ve yayınladıkları
kitapta Balyoz belgelerinin sonradan üretilmiş sahte belgeler olduğuna dair
iddialarını ispatlamak, dava delillerini çürütmeye için yoğun bir çalışma
yürütmesi.
06 Ocak 2011: Selek'i
Melek, Doğan'ı Serçe yaptılar!.. 2011 Ergenekon tutukluları için çok kötü
başladı. Ergenekon sanıklarından tutukluluk süreleri 4 yılı dolduracak olanlar,
yeni düzenlemeye göre tahliye edilmeyi bekliyordu. Ancak anayasal suçlarda
tutukluluk süresinin 10 yıla çıkarılabilmesine Yargıtay da onay verince bu hesap
tutmadı. Davaları yargıtayda onay bekleyen ve 10 yıllık tutukluluk süresini
tamamlamış Hizbullah, PKK gibi terör örgütü tutukluları grup grup tahliye
edilirken, tahliye edilmeyi bekleyen Ergenekon tutuklularının 6 sene daha
cezaevinde kalabileceklerinin ortaya çıkması bu çevrelerde tam anlamıyla şok
etkisi yaptı. Hizbullah ve PKK tutuklularının serbest bırakılmasını eleştiren bu
çevreler, Ergenekon tutuklularının ise derhal tahliye edilmesini talep
ediyorlar. Oysa durum çok farklı. Yeni Akit gazetesi yazarı Hasan Karakaya bu
çelişkiye dikkat çektiği köşe yazısında, çarpıcı örnekler vererek Ergenekon
medyasını çifte standart uygulamakla suçluyor.
07 Ocak 2011: Demirel
ve Cindoruk, Ergenekon davalarını eleştirdi.. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,
Ergenekon davasından, hukuksuzlukların dizboyu olmasından ve askerin alışılmadık
muamelelere tabi tutulmasından kaygılandığını açıkladı. Demirel'in ayrılmaz
gölgesi olarak nitelenen eski Meclis başkanı Hüsamettin Cindoruk da
rahatsızlığını ifade etti. Balyoz davasında iddianamenin TRT spikerlerince
okunmasını Yassıada duruşmalarına benzeten Cindoruk, Balyoz ve Ergenekon
soruşturmalarını da Yassıada uygulaması olarak niteleyerek tepki gösterdi.
19 Ocak 2011:
Ergenekon sanıklarını milletvekili yapma planı devrede.. Ergenekon ve Balyoz
davası sanıklarını cezaevinden çıkarabilmek için milletvekili yapma projesinde
ilk adım atılıyor. İddialara göre kendisi de Ergenekon sanığı olan Yalçın Küçük,
bu çerçevede CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet
Bahçeli'den randevu isteyecek. Kabul edilmesi halinde de cebindeki listeyi
sunacak. Küçük'ün listesinde Doğu Perinçek, Mehmet Haberal, Tuncay Özkan,
Mustafa Balbay, Atilla Uğur, Hasan Iğsız, Engin Alan ve Çetin Doğan'ın
isimlerinin yer aldığı ileri sürülüyor.
18 Ocak 2011: Sanık,
askeri savcı, bilirkişi.. Üçü de Ergenekon sanığı!.. Taraf yazarı Emre Uslu 17
Ocak 2011 tarihli köşe yazısında, balyoz ek klasörlerini incelerken yakaladığı
çok çarpıcı bir ayrıntıyı işliyor. Buna göre Ergenekon soruşturması kapsamında
evi aranan kişi bir askeri savcıdan yardım istiyor. Yardım istenen savcı yardım
isteyenin davasına bakıyor ve bilirkişinin daha ağır ceza verilmesi görüşünü
hiçe sayarak daha hafif ceza istiyor. Soruşturmayı yürüten bu askeri savcının
adı Balyoz davası CD’lerinde 'öncelikli ve özellikli görevlendirme' listesinde
geçiyor. Ergenekon sanığında ele geçen askeri belgeleri inceleyen bilirkişi
casusluk olasılığından bahsediyor. Ama gün geliyor bu bilirkişi, ofisinin
altında saklanmış torbalar dolusu belge çıkması üzerine casusluk soruşturması
kapsamında tutuklanıyor. Uslu'nun delil klasörlerini dikkatle inceleyerek
farkettiği ve 'bu karmaşık ilişkiler tuhaf bir sonuç doğuruyor' dediği duruma
göre; Sanık, savcı ve bilirkişi Ergenekon’la ilişkili davalardan sanık olarak
yargılanıyor. Uslu'nun 'tuhaf ve karmaşık' diye nitelediği durum, Ergenekon
örgütlenmesinin iddia edildiği kadar derin ve geniş bir örgütlenme olduğu
iddialarını aslında güçlendiriyor. Bu yönüyle aynı örgütlenmede yeralan
isimlerin yolunun bir yerde kesişmesi tuhaf değil gayet normal olarak
değerlendirilmeli.
21 Ocak 2011:
Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'ı korumak için Doğan medyasının dikkati çeken
çabası.
24 Ocak 2011: CHP'li
Batum: 50 bin kişiyle Silivri'yi basalım!.. CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl
Batum'un, Silivri'deki Ergenekon sanıklarına moral vermek, mahkeme heyetini
korkutmak için "50 bin kişiyle Silivri'de görülen Ergenekon davasına katılma"
projesi.
24 Ocak 2011:
Ergenekon davasının en önemli sanıklarından İbrahim Şahin'i yargılanmaktan
kurtarmak için bunama raporu alma girişimleri.
26 Ocak 2011: Polis
Çelebi'nin cebine telefon rehberi ekledi mi?.. Ergenekon sanığı Teğmen Mehmet
Ali Çelebi’nin gözaltında bulunduğu sırada el konulan cep telefonuna, polis
tarafından, Hizbuttahrir üyelerinin de olduğu 139 telefon numarasının sehven
yerleştirildiği ortaya çıktı. Buradan hareketle, "Çelebi'nin temiz olduğu, kirli
olanın polis olduğu, Çelebi'nin Hizbuttahrir'le bir ilişkisi olmadığı"
iddiaları günlerce medyada savunuldu. Oysa Hizbuttahrir'le ilişkisini, mahkemede
Çelebi de kabul etti. Zaten mahkeme, Çelebi'nin cep telefonundaki numaralara
dayanarak bir suçlamada bulunmamıştı. Sadece diğer belge ve bilgilere istinat
etmişti.
29 Ocak 2011:
Ergenekon savcısı Çolakkadı'ya tehdit.. Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını
yürüten özel yetkili savcıların amiri konumundaki Başsavcı Vekili Turan
Çolakkadı'nın evinin yanındaki bir trafoya İngilizce ölüm tehdidi mesajları
yazıldı. Çolakkadı Ergenekon çevrelerinin sevmediği bir savcı. Önceki HSYK
tarafından korsan kararnamelerle görevinden alınmaya çalışılan savcılardan biri
olan Çolakkadı'nın adı, Balyozcuların darbe sonrası görevden alacağı kişiler
arasında da geçiyordu.
03 Şubat 2011: Balyoz
ve Gölcük'ü sulandırma operasyonu.. Can Ataklı nasıl suçüstü yakalandı? Balyoz
ve Gölcük belgeleri üzerinde şüphe uyandırma operasyonunda son icraatları neler?
NTV ve CNN, servis edilen bu sulandırmaları nasıl haber yaptı?.. Ergenekon
sanığı Mehmet Ali Çelebi'nin telefon fihristine başka kişilerin telefon
numaralarının eklenmesi olayı nasıl saptırılıyor?.. Yeni Akit yazarı Yener
Dönmez ile Sabah yazarı Nazlı Ilıcak köşe yazılarında çarpıcı bilgiler vererek,
Balyoz ve Ergenekon davası hakkında şüphe uyandırmak için bazı çevrelerce nasıl
gayret edildiğini çapıcı ve somut örneklerle işliyor.
15 Şubat 2011: Gelin
damattan etik dışı hareketler.. Balyoz Darbe Planı davasının bir numaralı sanığı
eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan Rodrik ve
damadı Dani Rodrik, açtıkları web sitesinde ve yayınladıkları kitapta Balyoz
belgelerinin sonradan üretilmiş sahte belgeler olduğuna dair iddialarını
ispatlamak için yoğun bir çalışma yürütüyor. Gölcük Donanma'dan gelen belgeler
işlerini sekteye uğrattıysa da mutlaka ona da bir açıklama getireceklerdir.
Okurlarımızdan Selim Berk, Rodrik çiftinin akademisyen olmalarına karşın balyoz
delillerini çürütmek için sergiledikleri ve bir akademisyene yakışmayan etik
dışı davranışlarını işleyen bir yazı göndermiş.
22 Şubat 2011: Odatv'nin, Ergenekon davasını
karalamak için bile bile yalan haber yapması.. Ergenekon davası sanığı Teğmen
Mehmet Ali Çelebi'nin cep telefonuna, polis tarafından Hizbuttahrir üyesinin
telefon rehberinin sehven kopyalandığı ile ilgili haber yapan Odatv'nin, "Yanlış
Yorumluyorsunuz" uyarılarına rağmen bile bile yalan haberler yaptığı ortaya
çıktı. Yine Odatv'de ele geçirilen belgelerde, hükümeti yıpratmak için
yapılacakların yanında Ergenekon soruşturma ve davaların engellenmesi için
yapılacaklar da yer alıyor. Ergenekon davasının BOP kapsamında TSK'yı yıpratma
ve etkisizleştirme amacında olduğu ve benzer konuların medyada sürekli
işlenmesi, sivil savcıların askeri bölgedeki aramalarının nasıl
engellenebileceği gibi ayrıntılar bu belgelerde işleniyor.
22 Şubat 2011: Ergenekon sanığından ilginç
iddia: Polis çay istetip, boş odaya DVD'yi koydu.. Ergenekon sanığı emekli Albay
Levent Göktaş, suçlanmasına konu olan ve Ergenekon davasının da en önemli
delilleri arasında yer alan 51 no'lu DVD'nin, bayan avukatın çay almak için
dışarı çıktığı esnada boş olan odaya giren polislerce yerleştirildiğini ve el
çabukluğuyla bulunduğunu iddia etti. Ergenekon dava sürecinde, sanıklardan bir
teki bile ev ya da bürolarında ele geçen kritik önemdeki cd, belge ve benzer
delilleri kabul etmedi. İlginç şekilde hepsinin ortak iddiası, bunları polisin
oraya yerleştirdiği oldu. Yoldan geçen sabıkalılar, çavuşlar, virüsler gibi
bahanelere son olarak çaycı-polis işbirliği de eklendi.
25 Şubat 2011:
Yargıtay'dan soruşturma siparişi.. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, eski Erzincan
Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında 'Ergenekon terör örgütüne üye
olmak' suçlamasıyla yargılandığı davada, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni
alınmadığı gerekçesiyle, dava dosyasını tekrar Erzincan Cumhuriyet
Başsavcılığı'na gönderdi. Cihaner'in, Yargıtay 11. Ceza Dairesinde, 'Görevi
kötüye kullanmak ve imar kirliliğine neden olmak' suçlamasıyla yargılanmasına
ise devam edilecek. Terör dosyası hakkında soruşturma izni alınır alınmaz tekrar
Yargıtay'a gelecek. Yargıtay, hukuka aykırı şekilde Erzincan Ergenekon terör
örgütlenmesi suçlamalarını Cihaner'in görev suçuna sokarak davaları birleştirmiş
ve terör davasını da kendi bünyesine almıştı. İnanılmaz hukuksuzlukların
yaşandığı bu süreçte Erzurum mahkemesi üzerinde savaş uçakları uçurulmuş, askeri
araçlar şehir merkezinde yürütülmüş, dava Yargıtay'ın içtihatlarına aykırı
şekilde fotokopi evrak üzerinden oldu bitti ile birleştirilmişti. Yargıtay Ceza
Genel Kurul üyelerinden bir çoğunun dahi isyan ederek 'yok hükmünde' kabul
ettiği bu skandal karar, 2. Şemdinli skandalı olarak nitelendirilmişti. Yargıtay
Cihaner soruşturmasını garantiye almak için Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na
sipariş vermeye çalışıyor. Aslında sipariş ifadesi biraz hafif kalıyor, Yargıtay
doğrudan talimatla bir soruşturmayı şekillendirmeye çabalıyor. Erzincan'a
dosyayı 'soruşturmayı tamamla bana gönder' direktifiyle yolluyor. Hiçbir makam
ve kişi, yürütülen soruşturmayla ilgili hakim ve savcılara emir ve talimat
veremez. Buna yüksek mahkemeler, Adalet Bakanlığı ve Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu da dahil.
26 Şubat 2011: Mustafa
Kemal'i kullanın, kimse karşı duramaz.. Ergenekon sanıklarının Atatürk'ün ardına
saklanarak savunma yapma çabaları iyice dikkat çekti. Ergenekon davasının
tutuklu sanıklarından Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin ajandasındaki el yazılı
notlardan biri de buydu: 'Mustafa Kemal'i kullanın, ona kimse karşı duramaz.'
Çelebi, mahkemedeki savunmasında ajandasındaki stratejiyi bire bir uyguluyor.
Terör örgütüne üye olmakla suçlanan sanık, savunmasında sürekli Mustafa Kemal'in
askeri olduğunu anlatıyor. Diğer bir Ergenekon sanığı yarbay Mustafa Dönmez de
birkaç gün önceki duruşmada, 'Suçum, Mustafa Kemal'in yolunda olmaktır!'
demişti.
28 Şubat 2011: Silahlı
saldırı: Hedef Balyoz hakimi mi?.. Balyoz davasına bakan hakim ve savcılarla
aynı sitede oturan İstanbul Bölge İdare Mahkemesi hakimi E.A.'nın otomobiline
uzun namlulu silahla ateş açıldığı ortaya çıktı. Otomobilin sağ arka kapısında
mermi çekirdeği bulunan Hakim E.A., 'Otomobilim Balyoz hakimi Ali Efendi
Peksak'ın aracı ile aynı renk ve modelde. Büyük ihtimal benim aracımı Balyoz
hakiminin aracı zannedip ateş açtılar' dedi. Olay Ergenekon'un henüz tespit
edilemeyen idhar (yedek) kadrolarını akla getirdi.
05 Mart 2011:
Odatv'cilerin 'itiraf' korkusu.. Oda TV'de yapılan aramalarda ele geçirilen
belgeler, Soner Yalçın ve ekibinin sadece gazetecilik yapmadığı yönündeki
görüşleri destekler nitelikte. Belgelerden birinde Ergenekon sanıklarıyla ilgili
tutulan notlar yer alıyor. Ergenekon sanıklarının itiraflarda bulunmaması için
bazı önlemler alınmış. İşte o notlardan çarpıcı başlıklar: 'Sanıklardan bazıları
çok şey biliyor. Bir itiraf furyası başlarsa bütün kategoriler aynı anda çöker.
Bu nokta çok ciddi, daha önce de aktardık.'
07 Mart 2011: Karanlık
odada medya yapılanması.. Soner Yalçın'ın sahibi olduğu Odatv'ye yönelik
Ergenekon operasyonunda ele geçirilen 'Ulusal Medya 2010' isimli belge yasadışı
derin yapılanmaların medyayı şekillendirmek için planlama yaptığını ortaya
koydu. Belgede Ergenekon ve Balyoz gibi soruşturmaların boşa çıkarılması için
medyada yapılması gerekenler bir bir anlatıldı.
09 Mart 2011: Medya
büyükanıtları: Gerçekten tanır mısınız?.. Gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet
Şık'ın Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınmasına ilk andan itibaren bir
takım medyada gösterilen tepkiler.. İki hafta boyunca yürütülen ve demokrat bazı
gazetecilerin de şaşırtıcı şekilde alet olduğu kamuoyunu yanıltma girişimleri
dikkat çekti.
17 Mart 2011: Erzincan
köylerindeki silahların sırrı çözülüyor.. 1993'te Alevi-Sünni çatışması için
Erzincan'da köylülere dağıtılan silahlarla ilgili önemli belgelere ulaşıldı.
Dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in 2009'da başlatılan soruşturmayı
nasıl yürüttüğünü gösteren belgelere göre, dosya terör suçu yerine Ateşli
Silahlar Yasası kapsamına alınmış. Cihaner, olayın özel yetkili savcıya
bildirilmemesi için talimat vermiş. Mühimmatta 3 LAW ve bombalar da var.
18 Mart 2011: Baykal
Ergenekon savcıları göreve çağırdı ama ifade vermiyor.. CHP esli lideri Deniz
Baykal, Oda TV muhabiri İklim Bayraktar'ın taciz iddialarının ardından yeni bir
komplo ile karşı karşıya olduğunu ileri sürmüş ve savcıları göreve çağırmıştı.
Savcılık da harekete geçerek kendisiyle birlikte Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel
Tekin'i ifade vermeye davet etti. Ancak Baykal, gitmeyeceğini açıkladı.
Savcılıktan kendisiyle ilgili belgeleri talep eden Baykal'ın bu talebi
reddedildi. Konunun Ergenekon'la bağlantılı olmadığını iddia eden Baykal, kaset
olayının Ergenekon soruşturması kapsamında ele alınmasını istemediğini de belli
etti. Baykal'ın bazı bilgilerin ortaya çıkmasından çekindiği ileri sürülüyor.
22 Mart 2011:
Baskınları etkisiz bırakmak için Ergenekon'un telsizli haberalma sistemi..
Ergenekon'un tutuklu sanığı Prof. Mehmet Haberal'ı Kardiyoloji'de kaldığı
günlerde hiç yalnız bırakmayan adamlarının ilginç bir erken uyarı sistemi
kurduğu anlaşıldı. Haberal'ın adamlarının savcı ve polis gibi davetsiz
misafirlere karşı kurduğu anlaşılan telsiz tabanlı sistem vasıtasıyla Haberal'ın
refakatçisi ve doktorlarının uyarıldığı, kazanılan dakikalar içerisinde
Haberal'ın odasındaki suç unsuru taşıyan tüm materyallerin refakatçinin kaldığı
diğer bir odaya taşınıp dolaba kilitlendiği anlaşıldı.
11 Nisan 2011:
Tutuklanan gazeteci Ahmet Şık'ın 'imamın ordusu' adlı kitabı neyi örtüyor..
Taraf gazetesinden Mehmet Baransu köşe yazısında Ergenekon soruşturmasında örgüt
emriyle Ergenekon soruşturmasını karartma amaçlı kitap yazdığı gerekçesiyle
tutuklanan gazeteci Ahmet Şık'ın kitabını analiz ediyor. Hanefi Avcı'nın
kitabıyla kıyaslama yapan Baransu, Şık'ın kitabında da Ergenekon ve benzer
soruşturmalardaki gerçeklerin ortaya çıkartılmasının engellenme ve saptırma
çabasının var olduğunu işliyor.
Şık'ın kitabı
talimatla yazıldığına dair savcılık iddiaları mahkeme kararıyla da
doğrulanmıştı. Ahmet Şık'ın 'İmamın Ordusu' adlı kitap taslağına el konulmasına
yönelik itiraz 12. Ağır Ceza mahkemesince 30 Mart 2011 tarihinde oy birliğiyle
reddedilmiş, iki sayfalık karar metninde kitapla ilgili şok tespitlerde
bulunulmuştu.
12 Nisan 2011:
Ergenekon sanığının anne ve kardeşinden tanığa tehdit telefonu.. Ergenekon
davasında şok ifade veren tanık Esra Gökçimen, kendisi ve oğluna yönelik çok
ağır tehditler aldığını söyledi. Sanık Gülaltay'ın kardeşi Emre ve annesi Solmaz
Gülaltay tarafından telefonla arandığını belirten Gökçimen, "Önce Emre ile çok
kısa konuştuk. Ardından da Solmaz Gülaltay ile 5-10 dakika kadar görüştük. Bana
bu davanın da biteceğini ve benimle bir sorunlarının olmadığını söyledi. Ben de
hiç kimsenin devletten daha üstün olamayacağını söyledim. Bunun üzerine Semih
Tufan Gülaltay aleyhine verdiğim ifadeyi geri almazsam aynı odada oğluma öyle
bir şey yaparlarmış ki tekerlekli sandalyeye mahkum ederlermiş. Bizi çok ağır
şekilde ölümle tehdit etti. O davada şikayetimi geri çekince her şey bitecek
zannetmiştim. Ama bitmedi. Vicdanım, bu duruma daha fazla izin vermediği için de
gerçekleri anlatmak zorunda kaldım." diye konuştu.. Mahkeme heyeti, daha önce
tehditler nedeniyle ifadesini değiştirmek zorunda kaldığını belirten tanık
Gökçimen'in tanık koruma programına alınmasını kararlaştırdı. Ergenekon sanığı
Tufan Gülaltay'ın yanında çalıştığı öğrenilen Gökçimen'in, Muzaffer Tekin'in sık
sık geldiğini, Danıştay saldırısından 2 gün önce de Tekin'in yanında 4-5 kişilik
grupla Gülaltay'ın ofisine geldiğini ve saatlerce toplantı yaptıklarını,
Alparslan Arslan'ın da olaydan önce bu binaya kalabalık bir grupla geldiğini
gördüğünü'' söylediği ortaya çıktı. Gökçimen ifadesinde, 'cinayetin olduğu gün
Ulusal Birlik isimli internet sitesinde Muzaffer Tekin, Alparslan Arslan, 2 de
Mahmut isimli kurucu üyenin siteden isminin silindiğini' belirtmiş. Danıştay
saldırısının Ergenekon örgütünün işi olduğunu gösterebilecek çok önemli bir
gelişme olan bu ifadenin Ergenekon davasını büyük ölçüde etkileyeceği sanılıyor.
Ve bu nedenle de mahkemenin tanık Gökçimen için 'tanık koruma yasası'nın
uygulanmasına karar verdiği anlaşılıyor.
14 Nisan 2011: Avukat
Ergül gizli tanığın kimliğini açıkladı.. Birinci ''Ergenekon'' davasında, sesi
ve görüntüsü değiştirilerek duruşma salonuna yansıtılan gizli tanık
''Aydın-1'''in kimliği sanık avukatlarından Vural Ergül tarafından açıklandı.
Ergül, ''Aydın-1''in gazeteci İ.A. olduğunu ileri sürdü. Savcı, duruşma
sırasında gizli tanığın kimliğini açıkladığı gerekçesiyle avukat Vural Ergül
hakkında işlem yapılması için duruşma tutanaklarının Silivri Cumhuriyet
Başsavcılığına gönderilmesini talep ederek, gizli tanığın da tanık koruma kanunu
kapsamına alınmasını istedi.
19 Nisan 2011:
Balyoz'da 3.ret: Hakimler arasında gerilim.. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi,
'Balyoz Planı' davasındaki 162 sanığın tutukluluk hallerinin kaldırılması
yönündeki taleplerini 3. kez oy çokluğuyla reddetti. Balyoz davasında üçüncü kez
şerh koyan ve sanıkların serbest bırakılmaları gerektiğini ifade eden mahkeme
başkanı Şeref Akçay, hem kendi üyelerini, hem de Balyoz davasına bakan mahkemeye
inanılmaz eleştiriler getirdi. Akçay üye hakimleri nezaketsizlikle suçlarken,
adliyede kendisine selam verilmenin dahi kesildiğini iddia etti. Üye hakimler
Metin Özçelik ve Birol Bilen ise kendi mahkemelerinin eski kararlarından
örnekler vererek başkan Akçay'ın ihsas-ı reyde bulunduğunu belirtti. Başkan
Akçay'ın muhalefet şerhlerinden cesaret alan genelkurmay '6 Nisan Muhtırası'
olarak nitelendirilen şok bir bildiri ile tutukluluk kararlarını anlayamadığını
belirtmişti.
22 Nisan 2011:
Ergenekon sanıklarından tanıklara ve hakimlere tehditler.. Ergenekon davasında
söz alan tutuklu sanık Semih Tufan Gülaltay, Danıştay saldırısı ile Ergenekon'un
bağını gösterecek şekilde kendisi aleyhinde şok ifade veren tanık Esra
Gökçimen'in yalan söylediğini iddia etti ve mahkemenin bu yalanlara müsade
etmemesini istedi. 'İzin vermeniz durumunda Türkiye'nin zarar görmesine neden
olursunuz. Mahkemenin vereceği karardan kimse memnun olmazsa Türkiye kaosa
sürüklenir.' diyen Gülaltay, tanık Gökçimen'in tanık koruma programından
faydalanması konusunda mahkemenin aldığı kararı da eleştirdi. Bugünkü duruşmada
birçok Ergenekon sanığı ile hakimler arasında daha önceki duruşmalarda
yaşanmadığı kadar sert ve yoğun tartışmalar yaşandı.
23 Nisan 2011:
Ergenekon sanığı Cihaner'i kurtarmak için skandal YSK komplosu.. YSK üyesi
yüksek hakimler Hüseyin Eken ile Kırdar Özsoylu'nun, Cihaner'in CHP'den aday
gösterilmesi için önce YSK'yı, sonra da CHP'yi yönlendirdiği iddia ediliyor. YSK,
CHP'yi Cihaner'e adeta mecbur bırakmış. Cihaner'in aday gösterilmemesinden sonra
harekete geçen YSK, geçmiş kararlarının ve teamülün tersine CHP'ye önce
'kontenjan adayı' gösterme uyarısında bulundu, daha sonra önerilen adayları da
veto ederek Cihaner'den başka seçenek bırakmadı. Bu iki hakimin, Ergenekon
kapsamında yargılanan İlhan Cihaner'in Yargıtay ve Danıştay'daki davalarına
baktığı ve eski Başsavcı'nın lehine kararlar verdiği belirlendi. Eski Başsavcı
Cihaner'i fotokopi skandalıyla bile olsa kurtarmaya kararlı görünen yüksek
yargının şimdi de onu milletvekili yapmak için gayret içerisinde olduğu
anlaşılıyor.
28 Nisan 2011: Balyoz
ortaya çıkarsa B planı: Şifre.. ÖSYM'de günlerdir aranan şifre anahtarı Balyoz
belgelerinde bulundu.. Balyoz davasını sulandırmaya çalışanların 'Yazışmalar
hatalı, askeri yazışma kurallarına uymuyor' türünden iddiaları fos çıktı. Emekli
Albay Büyük'te ele geçirilen yeni Balyoz belgeleri, yazışmalarda kasıtlı hata
yapıldığını ortaya koydu. Balyozcuların yakalanmamak için kullandıkları kodlu
hata sistemini deşifre eden belgelerde planların deşifre edilmesi halinde
yapılacaklar sıralanıyor. Yapılacak hataların ve anlamlarının belirlendiği bir
şifre anahtarı da hazırlanmış. Herşeye rağmen Balyoz'un ortaya çıkması durumunda
açılacak bir soruşturmayı engelleme ve örtbas da düşünülmüş. Bu C planı için
askeri savcı Zeki Üçok görevlendirilmiş.
29 Nisan 2011: Soru
sormayın, sanıklar kalp krizi geçirebilir!.. Balyoz davasında 12 Eylül 1980
darbesine ilişkin sanık Şükrü Sarışık'a yöneltilen bazı sorular, sanık ve
avukatların tepkisine neden oldu. Çapraz sorgusunda 12 Eylül darbesini savunmaya
başlayan Sarışık'a bu konuyla ilgili soru soran savcıya sanıklar tepki gösterdi,
12 Eylül'le ilgili soru sorulmamasını istedi. Sanıkların 12 Eylül'ü
savunmalarını gerekçe gösteren savcı da sorularında ısrar etti. Duruşmanın
ilerleyen saatlerinde sanık avukatlarının bir itirazı ise şok etti.
Müvekkillerinin kalp krizi geçirebileceğini, bu nedenle soru sorulmamasını
isteyen avukatlara mahkeme başkanı tepki gösterdi: 'Bu sorulardan kimse kalp
krizinden ölmez.'
29 Nisan 2011: Balyoz
yakınlarından karşı iddialar.. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak'ı ziyaret eden Balyoz
sanıklarının yakınları, davadaki delillerin sahte ve kurgu olduğunu iddia
ettiler. Ilıcak çarpıcı köşe yazısında, bu iddiaları ve kendi görüşünü
örneklerle işliyor.
05 Mayıs 2011:
Aydınlık'çılara 'hedef gösterme' cezası.. Ergenekon davası tutuksuz
sanıklarından Aydınlık dergisi İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya ile derginin sorumlu
müdürü Ruhsar Şenoğlu, emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Mutlu Ekizoğlu'nu
'terör örgütlerine hedef göstermek' suçundan 10'ar ay hapis cezasına
çarptırıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali tarafından hazırlanan
iddianamede, Aydınlık Dergisi'nde 23 Ağustos 2009'da sanık Ufuk Akkaya imzasıyla
yayınlanan 'Fethullahçı Çete Mercek Altında Sahte Belgenin Anahtarı Üç Polis'
başlıklı habere ilişkin müştekilerin hedef gösterildikleri iddiasıyla şikayet
dilekçesi verdikleri anlatıldı. Söz konusu haberde İrtica ile Mücadele Eylem
Planı adı altında TSK'yı yıpratmaya yönelik sahte bir belge hazırlandığı,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'nde açıklanan bu belgenin bazı
sabıkalılar kullanılarak Serdar Öztürk'ün ofisine yerleştirildiği ve o dönemde
Terörle Mücadele Şube Müdürü olarak görev yapan müştekiler tarafından basına
sızdırıldığı iddialarının yer aldığı kaydediliyordu.
06 Mayıs 2011:
Yurtdışında denilen sanıklar Balyoz toplantısında çıktı.. Balyoz davasının 5
Mayıs 2011 tarihinde görülen duruşmasında sanıklar Hakan Dereli ve Aytekin
Candemir'in 2002-2003 yıllarında yurtdışında görevlendirme tarihlerinin TSK
tarafından mahkemeye 'sehven' yanlış bildirildiği belirtildi. Böylece, Balyoz
plan semineri ve çalışmaları sürerken söz konusu sanıkların yurtdışında olduğu
ifadesi yalanlanmış oldu. Bu konu, davayı itibarsızlaştırmak isteyen çevreler
tarafından propaganda malzemesi olarak kullanıyordu.
16 Mayıs 2011:
Haberal'dan doktorlara suç duyurusu.. CHP Zonguldak milletvekili adayı Ergenekon
davası tutuklu sanıklardan Prof. Dr. Mehmet Haberal, kendisinin sağlıklı
olduğunu belirten raporları nedeniyle Adli Tıp Kurumu Başkanı ve doktorları ile
Mehmet Akif Ersoy Göğüs ve Kalp Cerrahisi Eğitim ve Araştırma hastanesi
doktorları hakkında suç duyurusunda bulundu. Haberal'ın hastaneye sevk için
tekrar başvuruya hazırlandığı da belirtiliyor.
25 Mayıs 2011:
Cihaner'in derinliğini, gizli tanık da doğruladı.. Islak İmzalı Kontrgerilla
belgesi davasının dünkü duruşmasında ifade veren Gizli Tanık 'Efe' şok
açıklamalarda bulundu. Erzincan'da yaklaşık 15 albayın katıldığı bir toplantıda
Albay Dursun Çiçek'i gördüğünü ve kesin şekilde teşhis ettiğini kaydeden Efe,
Konak Mazlum Oteli'nde kalan Çiçek'in kaydı silinemeyince, isim benzerliği olan
1977 doğumlu bir kişinin kimlik bilgileriyle kayıtların değiştirildiğini iddia
etti. Gizli tanığın verdiği bilgilerden, ıslak imzalı komplonun Erzincan'da
uygulanmasında İlhan Cihaner'in başrolde olduğu anlaşılıyor. İlhan Cihaner'in ne
kadar derin bir kişi olduğu, Yargıtay'ın onun davasını skandal şekilde kendi
bünyesine almasında, izlendiğini faksla bildirmesinde, Denizli'den milletvekili
adayı gösterilmesi için YSK'daki üyelerini devreye sokmasıyla anlaşıldı.
Hatırlanacağı gibi İlhan Cihaner'in Ergenekon soruşturmasında birkaç ay sonra
başlattığı cemaatler soruşturmasının amacının da, iktidara kadar tırmandırarak
Ergenekon soruşturmasını çökertmek olduğu iddia edilmişti.
06 Haziran 2011:
'Elimde görmüş olduğunuz şu boru parçası' planlı mı?.. Dönemin Genelkurmay
Başkanı İlker Başbuğ'un, Kurmay Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzası olan 'Kaos
Planı' ve Poyrazköy'deki kazılarda bulunan law silahlarıyla ilgili 'kağıt
parçası, boru parçası' açıklamalarının bir planın parçası olduğu ortaya çıktı.
Başbuğ'un soruşturmalara açıkça müdahale niteliğindeki skandal açıklamaları
bunlarla da sınırlı değil. Gölcük'te ele geçirilen 'Proje' isimli belgede,
soruşturmaların itibarsızlaştırılması ve kamuoyunun, TSK'nın açıklamalarıyla
yönlendirilmesi öngörülüyor. Başbuğ'un açıklamalarının da bu planın bir parçası
olduğu iddia ediliyor.
08 Haziran 2011:
Genelkurmay 'Bilgi Notu'nu imha mı etti?.. Genelkurmay, 2007'deki
cumhurbaşkanlığı seçimlerine askerlerin doğrudan müdahale ettiğini belgeleyen
bilgi notunu bulamadığını iddia etmişti. Oysa iki yıl önce bu notu kabul ettiği
ortaya çıktı. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak bu çelişkiye dikkat çekerek çarpıcı bir
ayrıntıyı hatırlatıyor. Islak imzalı kaos planı belgesinin ortaya çıkması
üzerine Genelkurmay'da büyük bir evrak ve bilgisayar harddiskleri imhası
yaşandığı ortaya çıkmıştı. Ilıcak, 367'yi belgeleyen bilgi notunun da imha
edilen o evraklar arasında olabileceğini iddia ediyor. Savcıların işin peşini
bırakmayacağını dile getiren Ilıcak, Yaşar Büyükanıt ile İlker Başbuğ'un
yargılanmasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.
23 Haziran 2011:
Balyoz'da organize şekilde tehdit ve beddua dolu savunmalar.. Balyoz davasının
bugünkü duruşmasında söz alan tutuklu sanık Çetin Doğan, mahkeme heyetine sert
eleştiriler yöneltti. 'Bu kadar insanı burada tutmak cinayettir.Siz de bu
cinayete ortak olmayın. Yoksa tarihin sizi ne ile anacağını ben dile getirmek
istemiyorum. Atacağınız adımda vatana ihanet olduğunu unutmayın.' ifadesini
kullandı. Diğer sanık Süha Tanyeri'nin, 'Ben ah etmem ama çok ah alıyorsunuz.
Bugün yarın yakınlarınızın, ailenizin başına bir iş gelirse...' sözlerine ise
Başkan Diken müdahale etti: 'Ne anlamda söylüyorsunuz? Ne olacak? Ne gelecek?'
Duruşmada bir çok sanığın peşpeşe söz alarak beddua etmesi, mahkeme üzerinde
psikolojik baskı kurma girişimi dikkat çekti. Sanıkların bu baskılarına mahkeme
başkanı tepki gösterdi.
28 Haziran 2011: Biri Haberal'ı uyandırsın: Reddi hakim istedi.. Haberal,
kendisinin geliştirdiği ancak referandumda halkın çökerttiği savunma
stratejisini tekrar kullanmaya kalktı.. İkinci 'Ergenekon' davası tutuklu sanığı
Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın avukatları, tahliye taleplerinin reddine ilişkin
itirazı inceleyecek olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görevli 3 hakim
için 'reddi hakim' talebinde bulundu. Dilekçede, Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın
mahkemede görevli 3 hakim aleyhine tazminat davası açarak kazandığı, dolayısıyla
bu hakimler ile Haberal arasında husumet bulunduğunun anlatıldığı öğrenildi.
Ancak Haberal'ın bu talebinin kabul edilmesi mümkün görünmüyor
30 Haziran 2011:
CHP'nin amacı Ergenekon davasını bitirmek.. Milletvekili seçilen tutuklu iki
Ergenekon sanığı Mehmet Haberal ile Mustafa Balbay'ın mahkemelerce tahliye
edilmemesi üzerine CHP'nin Meclis'i boykot etmesindeki asıl hedef tartışılırken,
partinin yetkili isimlerinden bu konuda ipucu veren açıklamalar geldi. CHP'li
İsa Gök'ün, 'Sadece Haberal ve Balbay değil, diğer Ergenekon tutuklularının da
bırakılmasını istiyoruz.' sözleri hukukçular ve aydınlar tarafından 'Boykotun
amacı Ergenekon davasını çökertmek.' şeklinde yorumlandı.
01 Temmuz 2011:
Darbeci Baro da boykota katılmak istiyor.. Ergenekon ve benzer davaların savcı
ve hakimlerine olan sert eleştirileri nedeniyle adı 'Ergenekon Barosu'na çıkan
İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, şok bir çıkış yaptı. 'Artık daha cesur
adımlar atılmalı' diyen Kocasakal, zamanı gelince Ergenekon ve Balyoz gibi özel
yetkili mahkemelerde görülen davalara avukat vermemeyi düşündüğünü açıkladı.
Meclis'te CHP ve BDP'lilerce başlatılan boykotun bir benzerinin böylece barolara
da taşınacağı ve bu kritik davaların sabote edilmeye çalışılacağı ileri
sürülüyor.
02 Temmuz 2011:
Ergenekon'a Genelkurmay kalkanı.. Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma Komutanı
Tümgeneral Mutlu Arıkan'ın ortaya çıkan ses kaydındaki, 'Bunların yayınlanması
uygun değildir.' diye yazmışız. O da tutanağa geçirmiş ve dolayısıyla onları
koymamış oraya. Daha neler var...' şeklindeki sözleri, soruşturma sürecinde bazı
belgelerin yargıdan gizlendiğini, Genelkurmay'ın Ergenekon ve benzer davaları
engellemek için çaba harcadığını gözler önüne serdi.
08 Temmuz 2011:
Haberal'ın hakim inadı: Bir itiraz daha.. 13, 14, 9 ve 10. Ağır Ceza
mahkemelerinden ret cevabı almasına rağmen vazgeçmeyen Haberal, tahliye
başvurusunu değerlendirecek heyetlerde tazminata hükmettirdiği hakimlerin yer
almaması için bu kez de 11. Ağır Ceza'ya 'reddi hakim' başvurusu yaptı. CHP'den
milletvekili seçilen Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mehmet Haberal'ın
avukatları, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Nurettin Ak'ın reddedilmesi
talebinin kabul edilmemesine itiraz etti. Avukatları, Haberal kendisini tahliye
edecek olanları buluncaya kadar hakim seçmeye devam etmekte kararlı olduğunu
açıklamıştı.
25 Temmuz 2011:
Ergenekon Barosu: Gizli tanıklık kalksın.. Kamuoyunda Ergenekon Barosu olarak
nitelendirilen İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal gizli tanıklığın ve özel
yetkili mahkemelerin kaldırılmasını istedi. Kocasakal, Ergenekon sanıklarının
avukatlığını yapan Vural Ergül'ün gizli tanıkların kimliğini açıklamasının da
suç olmadığını, avukatların böyle bir özgürlüğü olduğunu savundu ve bunun bir
savunma hakkı olduğunu iddia etti.
27 Temmuz 2011:
Danıştay saldırısının 2 tanığı kayıp.. Ergenekon davasına bakan mahkeme,
Danıştay saldırısından 2 gün önce emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve Alparslan
Arslan’ın Semih Tufan Gülaltay’ın şirketinde toplantı yaptıklarına şahit olan
Muzaffer Gökçimen’e 28 Ocak 2011 tarihinden beri ulaşamıyor. Gökçimen 150 gündür
kayıp. Muzaffer Gökçimen'in eşi Esra Feride Gökçimen ise, davada tanıklık yapmış
ve söz konusu toplantıyı doğrulamıştı. Kritik ifadeler vermesi ve tehditler
alması üzerine Esra Gökçimen mahkeme tarafından tanık koruma programına alındı.
Mahkeme, Danıştay saldırısı sonrası gözaltına alınan ancak serbest bırakılan
Sinan Berberoğlu’na da 200 gündür ulaşamıyor. Muzaffer Gökçimen’in susturulmak
istendiği, Sinan Berberoğlu’nun ise sanıklarla bağlantıları deşifre olduğu
gerekçesiyle kaçtığı iddia ediliyor.
04 Ağustos 2011:
Polise attığı molotof elinde patladı.. Ergenekon sanığı Bedirhan Şinal'in
'Cumhuriyet'e attığım molotofları polis verdi' iddiası boş çıktı. Kamuoyunu
yanıltmak için kurulan tezgahta adı geçen polislerin, Şinal'in cezaevinde
ifadesini alan memurlar olduğu anlaşıldı. Polisleri hedef gösteren Şinal ve akıl
hocalarının, Ergenekon'la birleştirilen Danıştay saldırısıyla ilgili savcılık
iddialarını sulandırmayı hedeflediği belirtildi. Hiçbir somut delile dayanmadan
3,5 yıl sonra sadece isimler ortaya atarak, o isimleri ve tüm Ergenekon
soruşturmalarını zan altında bırakmak amaçlı bu girişim inandırıcı bulunmamış,
mahkeme, Şinal'in 'iddiaları araştırın, gerekirse başka isimler de veririm'
talebini reddetmişti. Diğer taraftan Şinal'in polisleri suçlaması için baskı
gördüğüne dair 12. Ağır Ceza'ya aylar önce ifade verdiği de ortaya çıktı.
Abdullah Harun, (12 Eylül 2008), son
güncel.: (09 Ağustos 2011) |