Ergenekon soruşturmasını engelleme girişimleri
Ergenekon soruşturması sürecinde provokasyonlar yaşanıyor. Birileri soruşturma ve dava sürecini Şemdinli olayında olduğu gibi çıkmaza, sonuçsuzluğa ve akamete uğratmaya çalışıyor.

Abdullah Harun, 12 Eylül 2008 - Ergenekon soruşturması sürecinde provokasyonlar yaşanıyor. Birileri soruşturma ve dava sürecini Şemdinli olayında olduğu gibi çıkmaza, sonuçsuzluğa ve akamete uğratmaya çalışıyor. Bu girişimlerin süreceğini tahmin edip başladığımız bu canlı yayında tarihi olaylara, kışkırtmalara tanık oluyoruz, yaşıyoruz ve daha birçoğunun da yaşanacağına inanıyoruz. O birileri şu anda kimbilir ne planlar yapmakta, operasyonlar tasarlamakta.

İtalyan Gladyosu'nu çökerten savcı Felice Casson, Türkiye'de gazetecilerin yakından tanıdığı bir isim. Son olarak bir gazeteye verdiği demeçte aynen şöyle diyor: "Soruşturmalar başladığı zaman bazılarının şiddetli eleştiriler yaptığını görürsünüz. Bir zaman sonra bu şiddetli eleştirileri yapan çevrelerden bazılarının da şüpheliler arasında olduğunu anlarsınız. İşte o zaman işler daha da karışır. Hedef aldığınız kesim öyle bir kulis yapar ki, savcı olarak bizim yaptığımız çalışmaların yasa dışı olduğu bile ima edilir. Ta ki soruşturma evresi tam olarak gelişinceye kadar bu böyle gider." Türkiye'de yaşanacaklar da sanırız böyle olacak.

Tekrar etmek gerekirse en üst makamdan alttakine kadar muvazzafıyla yargısıyla ve diğer tüm dallarıyla Kontrgerilla, Şemdinli ve Ergenekon soruşturmalarında yakalanmış bulunuyor. General Veli Küçük ve daha alt kademedeki elemanlarını feda edip soruşturmanın daha yukarılara, Kontrgerilla'ya uzanmasını engellemeye çalışıyorlar. Çırpınmalar bu yüzden. Özellikle Ergenekon soruşturması onları gittikçe köşeye sıkıştırıyor olmalı ki bu kadar deşifre olmaya başladılar. Şurası çok açık, Savcı Öz ve arkadaşları, Ergenekon soruşturmasıyla kontrgerillacıları kuyruğundan da olsa gerçekten yakalamayı başarmış ve soruşturmanın seyri kontrgerillacıları daha da zora sokacak. Türkiye, büyük olaylara ve inşallah hayırlı değişimlere doludizgin gidiyor. Birileri de tüm güçleriyle bunu engellemeye çalışıyor, bu çok açık.

İŞTE ERGENEKON SORUŞTURMA SÜRECİNDE TESPİT ETTİĞİMİZ ENGELLEME GİRİŞİMLERİ:

09 Temmuz 2008: ABD İstinye Konsolosluğu maskesi altında Türk polisine düzenlenen ve "Üzerimize gelmeyin ülkeyi savaş alanına çeviririz" şeklinde intikam-gözdağı amaçlı yorumlanan saldırı.

12 Temmuz 2008: İçlerinde Ergenekon soruşturmasında tutuklanan avukat Kemal Kerinçsiz, eski asker Muzaffer Tekin'in de bulunduğu, emekli Albay Erdal Sarızeybek, İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan ve İşçi Partililer gibi belirli çevrelerce verilen 9 ayrı suç duyurusu sebebiyle Adalet Bakanlığı'nca Savcı Öz hakkında inceleme başlatıldığının ortaya çıkması. Başvuranlardan bazılarının Adalet Bakanlığı'nın ilgisizliğinden şikayet ederek Ankara İdare Mahkemesine suç duyurularını taşıması. İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut Kazan'ın Savcı Zekeriya Öz´ü, elindeki soruşturmayı 11 aydır tamamlamayıp ucu açık tutarak, yaşanan gelişmelere göre "dalga operasyonlar"a başvurmakla ve "geceleyin kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız öldürüldü" suçlamasıyla Ankara İdare Mahkemesine başvurması. (haberkaynağı-2, haberkaynağı-3, haberkaynağı-4)

16 Temmuz 2008: CHP’li Onur Öymen'in, katıldığı bir TV programında ‘Merak etmeyin, Ankara’da hakimler var’ diyerek mahkemeden mahkumiyet çıksa bile Yargıtay’dan döneceğini ima etmesi.

19 Temmuz 2008: Kadıköy'de Atatürkçü Düşünce Derneği öncülüğünde düzenlenen ve Atatürk'le lenin'in yan yana fotolarını içeren pankartların taşındığı "Ergenekon soruşturması cumhuriyetimizi yıkmak amaçlıdır!" konulu yaklaşık iki bin kişinin katıldığı gösteri.

28 Temmuz 2008: İstanbul Güngören'de aynı noktada meydana gelen iki patlamada 17 kişinin hayatını kaybetmesi. PKK'ya atfedilen saldırıyı PKK'nın üstlenmemesi. Saldırının Ergenekon'cuların intikamı olarak nitelendirilmesi ve Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin kapatılma davasında vereceği kararın hemen öncesinde meydana gelmesi.

01 Ağustos 2008: Ergenekon'dan sonra polise karşı saldırıların dikkat çekici şekilde artması. PKK'nın, Ergenekon soruşturmasının ardından öncelikli hedefinin polis olduğunu duyurması.

08 Ağustos 2008: Savcıların, Ergenekon bağlantısını araştırdıkları saldırılardan Güngören ve konsolosluk saldırıları ardından üçüncü olarak meydana gelen, muhtemel hedefi Üsküdar Selimiye Kışlası olan havan toplu saldırı.

19 Ağustos 2008: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Paksüt ’ü yetkisiz dinledikleri iddiasıyla Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Organize’ye nöbetçi mahkemenin izniyle baskın yaptırıp kaşla göz arasında da olayla hiç ilgisi olmayan ve son anda engellenen, gizli ergenekon soruşturma belgelerini kopyalayarak soruşturmanın kimlere uzanacağı bilgisini elde etme denemesi.

02 Eylül 2008: Yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Yargıtay'a suikast krokilerinin de ele geçirildiği İşçi Partisi'nde yapılan Ergenekon soruşturması kapsamındaki arama işleminin hukuka aykırı yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlatması.

03 Eylül 2008: TSK'nın görevlendirdiği bir generalin, Ergenekon sanığı generaller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur'a moral vermek için gündemi altüst eden, askerlerin Şemdinli davası gibi Ergenekon davasını da yargıya baskı yaparak akamete uğratmaya ve tutuklu generaller hakkında hazırlanan ek iddianameyi etkilemeye çalıştıkları yorumlarına yol açan resmi cezaevi ziyareti.

07 Eylül 2008: Dikkat çekici şekilde peşpeşe yoğunlaştırılan Deniz Feneri Davası ve diğer yolsuzluk iddiaları ile, her gün yeni bir gelişmeyle sürekli gündem olan Ergenekon soruşturmasının gündemden düşürülme çabaları.

09 Eylül 2008: CHP lideri Deniz Baykal'ın isim vermeden Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'ü, Şemdinli'yi soruşturan Ferhat Sarıkaya'nın akıbetini hatırlatarak tehdit etmesi.

10 Ekim 2008: Aydınlık, Cumhuriyet ve benzeri malum medyanın, Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ü, çevresinde "tecavüzcü coşkun" olarak tanınan, işçi partili ve oto kundaklamadan 3 yıl hapis yatmış güvenilir bir kişiye dayanarak yüz kızartıcı suçlarla karalama kampanyası yürütmesi. Aydın'ın Çine ilçesinde tertiplendiği ve iftiralardan ibaret olduğu ortaya çıkan haber üzerine açıklama yapan ilçe halkı ve haberde adı geçen kişiler, yapılan dezenformasyonu gözler önüne serdi.

27 Kasım 2008: İlginç bir tesadüfle İlhan Selçuk'un liderlerinden olduğu 9 Mart 1971 cuntacıları arasına sızarak deşifre eden kayıtlı MİT ajanı Mahir Kaynak'a benzer şekilde yine İlhan Selçuk'un liderlerinden olma suçlamasıyla yargılandığı Ergenekon örgütüne sızarak deşifre olmasına yol açan çuvallarca belgeyi 2001'de ortaya çıkaran kayıtsız MİT ajanı Tuncay Güney'e karşı bazı çevrelerin güvenilmez birisi olduğuna yoğunlaşma ve dikkatleri belgelerden kaçırma gayreti.

08 Ocak 2009: 10. dalga operasyonlarda üst düzey askeri ve sivil yetkililerin gözaltına alınmasıyla deprem geçiren kontrgerillacıların son ümit olarak, HSYK'yı savcıları ve hakimleri tırpanlaması için devreye sokma gayretleri.

10 Ocak 2009: Soruşturmada yaşanan bazı eksikleri ve aşırıya kaçan bazı ayrıntılara dikkat çekerek, Ergenekon'la ilgili asıl resmi gözden kaçırma ya da özellikle göz ardı etme girişimleri.

15 Ocak 2009: Cumhurbaşkanlığı seçimini engellemek için 367 formülünü bulan çevrelerin şimdiye kadar karşı çıktıkları Ergenekon soruşturmasını durduramayacaklarını anlayınca sulandırmak için halen 5 olan savcı sayısının 40'a çıkarılmasını istemesi.

27 Ocak 2009: CHP'lilerin, Ergenekon soruşturmasında bugüne kadar yaptıkları işler ve davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacakları suçlamasıyla Savcı Zekeriya öz ve diğer savcılar hakkında inceleme ve soruşturma yapılması talebiyle HSYK'ya başvurması.

10 Şubat 2009: Ergenekon sanıklarının ve çevrelerinin davaya bakan hakim ve savcıları etkilemek ve kışkırtmak için her yolu denemesi. 10 Şubat'taki duruşmada söz alan tutuklu sanıklardan Behiç Gürcihan, Yassıada’da yapılan yargılamalar sırasında hakimin sanıklara, “Sizi buraya tıkan güç böyle olmasını istiyor” dediğini ifade ederek, Adnan Menderes’i tasvip etmemesine rağmen bu sözleri okuduğunda hakime çok kızdığını anlattı. Bizi buraya tıkan güç sizin kulağınıza ne fısıldarsa fısıldasın, sizlerin prim vermeyeceği konusunda ümidimi sürdürmek istiyorum. Tempo dergisinde sizi tanıyanlarla yapılan görüşmeler sonucunda hazırlanan bir haber yayınlandı. Önünüze koyulanlarda suç arayan biri olduğunuz söyleniyor. Bunu tekzip ettiniz mi bilmiyorum. Polis ve savcılık önüne koyulanlarda suç aradığında onları yadırgamadım. Fakat sizleri yadırgarım. Sizin göreviniz suç aramak değil, maddi gerçeği bilip adaleti sağlamak olmalıdır.” Bunun üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, “O dergide başka şeyler de yazıyor. Bir kelimesini değil de onları da alsaydınız” dedi.

05 Mart 2009: Ergenekon tutuklusu ve JİTEM kurucularından Albay Atilla Uğur'un, Meclis İnsan Hakları Komisyonu'na mektup yazarak Savcı Zekeriya Öz'ün 9 Ekim 2008'de kendi ifadesini alırken bir çok kişiye iftira ettiğini iddia etmesi.

16 Mart 2009: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, İşçi Partisi'nin eski MİT Müsteşarı Kenan Atasagun hakkında MİT'in hazırladığı Ergenekon şeması sebebiyle "Ergenekon'u neden belgeledin? Niye TSK'yı alenen aşağıladın? Bu şema, TSK'ya karşı entrikalarda, komplolarda kullanılmıştır. Bu şema, şüpheli Şenkal Atasagun ve ortaklarının suçlarının kanıtıdır" satırlarını içeren şikayet dilekçesini işleme koyarak Başbakanlıktan soruşturma izni talep etmesi.

18 Nisan 2009: İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Yalçın Küçük gözaltına alındığında ve Sabih Kanadoğlu ile Türkan Saylan'ın evi arandığında 'saygın kişilere böyle muamele edilmemeli onlar asla suç işlemiş olamaz' şeklinde yapılan karalama kampanyası ile yargı üzerinde baskı kurulmak istenmesi.

20 Mayıs 2009: Danıştay'ın Adalet Bakanlığı'nın müfettişlerine verdiği dinleme yetkisini iptal etmesi üzerine, hepsi mahkeme kararlarına dayandığı defalarca açıklanan gizli dinleme ve ayrıca gizli tanıklıkların hükümsüz bırakılmak ve delil olmaktan çıkarılmak istenmesi. Ergenekon soruşturmasının tepki çekeceği açık olan açıkça baltalanmak yerine bu şekilde hukuk kılıfına uydurularak saptırılma gayretleri.

18 Haziran 2009: Sanıklar, avukatları ve bazı çevrelerin, "Soruşturmayı poliste örgütlenmiş Fethullahçıların yönlendirdiği, sahte belgeler düzenleyip tutukluların ev ve bürosuna yerleştirdikleri, silahların da onlar tarafından gömülüp buldurulduğu vs.vs..." gibi iddialarla Ergenekon soruşturmasını başlangıcından beri hukuki değil siyasi olmakla suçlayarak karalama gayretleri.

28 Temmuz 2009: HSYK'nın Ergenekon savcı ve hakimleriyle ilgili soruşturmaya izin verileceği tavizini Adalet Bakanlığı'ndan koparmasından sonra Ergenekon davası sanıklarının ve çevrelerinin şikayetlerini giderek arttırması.

29 Temmuz 2009: HSYK'nın daimi ve yedek 10 üyesinin açıklama yaparak bazı basını ve hükümeti suçlaması ve Adalet Bakanlığı'nın da buna çok sert tepki vermesi ile ayrıntıları ortaya çıktığı gibi; HSYK üyelerinin, 14 gün uzayan atama kararnamesi krizinin yaşandığı toplantılarda Ergenekon savcılarını ve ara kararları veren hakimlerini usülsüzce (talepleri olmadan, soruşturma geçirmeden, 7 yılı doldurmadan) görevlerinden almaya çalışması, Ergenekon savcılarının soruşturma geçirmemelerini eleştirmeleri, HSYK üyelerinin çok gizli Ergenekon soruşturma dosyalarını ele geçirerek incelemesi, en önemlisi de HSYK'daki üyelerin kurulun yetkilerini de aşarak Ergenekon soruşturmasını, soruşturmayı baltalayacak önerilerle Yargıtay'a taşımaya çalışması, soruşturmayı da alenen eleştirmeleri.

03 Ağustos 2009: Son günlerde Cemal Temizöz davasındaki üç tanığın dikkat çekici şekilde ifadelerini birer birer geri çekmesi, benzer şekilde Danıştay davasının Ergenekon davasıyla birleştirilmesinde verdiği ifadeleri de dikkate alınan Ergenekon sanığı gizli tanık Osman Yıldırım'ın deli olduğu ve ifadelerinin geçersiz olduğu şeklinde bazı medyada dikkati çeken yayınlar yapılması. Benzer yayınlar daha önce de Tuncay Güney için yapılarak, şahsın güvenilmez ve hatta cinsel sapkınlıkları olduğu vurgulanmış ve onun ifadelerinin de yeraldığı  Ergenekon soruşturması çürük bir tertip suçlamasıyla karalanmaya çalışılmıştı. Hürriyet gazetesi 13 Ağustos 2009 tarihli haberinde, GATA'dan Yıldırım için “İleri derecede anti-sosyal Kişilik Bozukluğu” tanısı konulan bir rapor verildiğini iddia etmiş ancak ne raporu yayınlayabilmiş ne de doğrulatacak bir kaynak gösterebilmişti. Haberde, tanıklığı hakkında şüphe uyandırabilmek için Osman Yıldırım hakkında en ağır ifadeler haber diye verilmiş, Ergenekoncu çevrelerin dillerinin altındaki bakla olan “böyle adi ve korkunç bir varlığın ifadeleri nasıl olur da Danıştay ve Cumhuriyet bombalamalarının Ergenekon'la birleştirilmesinde ciddiye alınır, hayret” ifadesi dolaylı şekilde aktarılmıştı. Hürriyet'in habercilikten çok hakaretçilik değeri taşıyan bu haberi, “Danıştay saldırısı ve Ergenekon davalarının aynı anda ‘tanık, gizli tanık ve sanığı’ olarak Türk hukuk tarihinde bir ilki gerçekleştiren abla katili Osman Yıldırım” şeklinde başlıyor, “Abla katili, Komutanlarına saldıran, mizacı sıkıntılı huzursuz, anksiyöz madde kullanıyor, öldürüp başkasını suçlar, günah, ayıp, suç tanımazlar. Vicdanları yoktur. Kural tanımazlıklarını, suçlarını, kendileri ve karşılarındakilere rasyonalizm (akla uygun hale getirme) ve projeksiyon (yansıtma) şeklinde açıklarlar. Bir anti-sosyal kişilik, annesini öldürür, hüngür hüngür ağlar. Sonra da annesini suçlar ve haklı gerekçeler çıkartır” şeklinde devam ediyor ve “Bu kişilerin mahkemelerde tanıklık yapmasına hazin hazin, gülerek bakarım. Bu kişiler 10 dakika içinde 10 tane yalan söylerler. Hepsinde de yemin ederler” diyerek bitiyordu. Hürriyet gazetesinin bu haberi üzerine 1 Kasım 2009 tarihinde GATA tarafından bir açıklama yapıldı ve Osman Yıldırım hakkında hiçbir raporlarının olmadığı belirtildi.

17 Ağustos 2009: Ergenekon davasını pasifize edebilmek için Deniz Feneri davasını sürekli gündeme taşımalarıyla dikkati çeken Ergenekon medyasının yeterli etkiyi uyandıramaması ve hükümetin 'Deniz Feneri soruşturması sonu nereye giderse gitsin sürdürülsün. Deniz Feneri'nin içerisinde varsa suç işleyenler, varsa yasalara aykırı hareket edenler bedelini öderler, cezasını öderler.' açıklamaları sonrası şimdi başka bir soruşturmayı, Erzincan'da İsmailağa cemaat mensuplarına yönelik tarikat soruşturmasını Ergenekon davasının karşısına çıkarmaya çalışması, cemaatin üzerine gidilmediğini, hükümetin müdahalesiyle soruşturmanın sürüncemede bırakıldığını iddia ederek Ergenekon soruşturma ve davasının aslında siyasi olduğunu göstermeye çabalaması.

25 Ağustos 2009: Ergenekon davası ve bu davayla da bağlantılı olan Albay Cemal Temizöz'ün yargılandığı faili meçhul cinayetlerle ilgili davada kritik ifadeler veren gizli tanıkların, bir bir deşifre edilmesi. Böylece yeni tanıkların önüne geçmek ve eski tanıkların da tıpkı Temizöz davasındaki gibi tanıklıklarını geri çekmelerinin sağlanmak istenmesi. Gizli tanıkların kimliğinin deşifre edilmesini önlemek için kurulan Tanık Koruma Kurulu'na Ergenekon'a bakan savcı ve ara hakimleri görevden almak isteyen ve Kent Otel toplantılarına katılan Başkan Vekili Kadir Özbek ile Ali Suat Ertosun'un üyesi olduğu HSYK'nın üye ataması deşifre edilmelerinde HSYK'nın da rolü olduğuna dair şüpheleri arttırdı.

03 Eylül 2009: Ergenekon soruşturmasının başlangıcından bu yana soruşturma ve dava aleyhindeki girişimleriyle sürekli gündeme gelen İstanbul Barosu, çok tartışılacak iki karara daha imza atmaktan çekinmedi. Baro, itirafları Danıştay saldırısı davasının Ergenekon'la birleştirilmesinde önemli rol oynayan ve bu itiraflarını sürdürmeye kararlı olduğunu her duruşmada açıklayan sanık Osman Yıldırım'a diğer Ergenekon sanıklarının da avukatlığını yapan bir avukatı tayin etti. Adalet Bakanlığı'nın ödenek ayırmamasından dolayı avukatların görev kabul etmediğini, Yıldırım'ın avukatlığını üstlenen kişinin ise gönüllü olduğunu açıklayan Baro başkanı Muammer Aydın'a bir ay sonra yalanlama geldi. Ödenek yokluğundan avukat ataması yapılamadığını iddia eden Muammer Aydın'ın aksine baronun askeri mahkemeye avukat görevlendirdiği ortaya çıktı. Bu skandal gelişme üzerine açıklama yapan birçok avukat da, görev kabul etmedikleri iddialarının doğru olmadığını, baro yöneticilerinin siyasi davranarak kendilerini davalara atamadığını, Her dava gibi Ergenekon davasında da görev almaya hazır olduklarını belirttiler.

18 Eylül 2009: Ergenekon iddianamesinde yeralan ve sanıklar arasında geçen telefon görüşmelerini köşe yazısında yayınlayan Star gazetesi yazarı gazeteci Şamil Tayyar'a 1 yıl 6 ay hapis cezası verildi ve bu ceza tekrar benzer bir yazı yazmamak koşuluyla ertelendi. Bu skandal mahkeme kararı üzerine, yargıya sızmış kontrgerillacıların hedefinin aslında Şamil Tayyar değil onun şahsında HSYK'da kellesini alamadıkları Ergenekon savcıları olduğu yorumları yapıldı. Bu kararın diğer amacının da gazetecileri Ergenekon konularında yazı yazmaktan caydırmak olduğu ileri sürüldü.

06 Ekim 2009: Ergenekon savcılarına yönelik yepyeni bir kıskaç girişimi başlatılarak, savcılara adli mahkemelerde değil Ergenekon sanıklarıyla çok sayıdaki ilişkileri medyaya da yansıyan Yargıtay'da çok sayıda tazminat davaları başvurusu yapıldı. Birinci Ergenekon iddianamesinin altında imzası bulunan Ergenekon savcıları Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın hakkında, Ergenekon sanıklar ve yakınlarının Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nde çok sayıda tazminat davası açtıkları ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nce her iki davada da bu davaların ilk derece adliye mahkemelerinde görülmesi gerektiği belirtilerek görevsizlik kararı verildiği öğrenildi. Davaların doğrudan Yargıtay Hukuk Dairesi’nde açılmış olmasına dikkat çeken uzman hukukçular, davacı vekillerinin pek çok üyesinin Ergenekon sanıklarıyla irtibatı ortaya çıkan Yargıtay nezdinde daha etkili olabileceklerini düşündüklerini belirtiyorlar.

07 Ekim 2009: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e yargı yolunu açan tartışmalı kararı ve ardından Adalet Bakanlığı'nın hakkında başlattığı Ergenekon kapsamındaki soruşturmayla gündeme gelen Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, Ergenekon soruşturmasını sakatlayabilecek skandal bir karara daha imza attı. Kaçmaz, Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun dinlendiği iddialarıyla ilgili delillerin kendi mahkemesince değerlendirilmesine hükmetti. Böylece kendisi de aynı soruşturma kapsamında soruşturulan Hakim Osman Kaçmaz, soruşturulan diğer hakim ve savcıların isimlerini öğrenebilecek. Bu garip durum akıllara, 19 Ağustos 2008'de AYM üyesi Osman Paksüt'ün başvurusuyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ergenekon soruşturmasına bakan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şubesi'ne hukuk kılıfı altında yapılan baskınını getirdi. 'İkinci baskın girişimi' olarak da adlandırılan Kaçmaz'ın bu girişimi gündemi sarstı.

08 Ekim 2009: Emniyet Genel Müdürlüğü'nün her yıl tüm hakim ve savcılara verdiği geleneksel iftar yemeğine savcı ve hakimlerin katılması bu sene nedense, bazı medya kuruluşlarından sonra Ergenekon sanıkları tarafından da çarpıtıldı. Duruşmalarda ilk olarak bunu gündeme getiren Kemal Kerinçsiz'den sonra çok sayıda sanık da söz alarak aynı konuda şikayette bulundu ve reddi hakim talebinde bulundular. CHP'li milletvekilleri de aynı şikayette bulunarak durumu HSYK'ya ilettiler. Duruşmalarda bu konunun peşpeşe dile getirilmesinin bu konunun bir savunma taktiği olarak çalışılmış olduğunu gösterdiğine dikkat çekiliyor. Savcı ve hakimlerin her yıl birçok resmi kurum ve kuruluş tarafından verilen resepsiyonlara ve kokteyllere katıldığını hatırlatan çevreler, bugüne kadar bunun eleştiri konusu yapılmadığına da dikkat çekiyor. Resmi bir kurum olan ve zaten savcı ve hakimlerle hergün görüşmekte olan Emniyet'in iftarına, isimleri Ergenekoncu çevrelerin 'bizden' şeklinde gördükleri 12. ve 14. mahkemenin tartışmalı isimlerinin bile katıldığına dikkat çeken aynı çevreler, Ergenekoncu çevrelerin davayı siyasallaştırmak ve çıkmaza sokmak için malzeme aradığını belirtiyorlar. Bir olasılık olarak geleneksel yemeğin iftar olduğu için 'dini' yönü bulunması sebebiyle, savcı ve hakimlerin İstanbul Emniyeti'nin iftarına katılmaları olay yapılmak isteniyor. Aynı tartışmaların devamında savcı ve hakimlerin F-tipi (Fethullahçı) olarak nitelendirilmesinin de kamuoyunu laik-antilaik çatışmasına çekerek Ergenekon Terör Örgütünün uzman olduğu kışkırtma-gerilim-çatışma çıkarma yeteneğini cezaevinde bile sürdürmeye çalışıyor. Ergenekon soruşturma ve dava sürecinde sanıklar, avukatlarının ve medyasının her fırsatta mahkeme heyeti ve savcılar üzerinde baskı kurmaya ve davayı kişiselleştirmeye çalışıyor. Savcı ve hakimlere yönelik F-tipi suçlamaları ilk değil. Ergenekon soruşturma ve davası sürecinde bu tür suçlamaları daha önce de gündeme getiren çevreler birçok yerde ele geçirilen çok miktardaki silah ve suikast krokileri sonrası sessizliğe gömülmüşlerdi.

19 Ekim 2009: Ergenekon soruşturmasının başlamasından itibaren geçen 2 yıllık sürede soruşturma ve davayla ilgili 2 bin civarında dava açılmak suretiyle Ergenekon konusunda belirli medyanın, gazeteci ve yazarların bunaltılarak, tazminat ve hapis cezalarıyla yıldırılarak yayın yapmasının engellenmeye çalışılması. Yargıdaki savcı ve hakimlerin Ergenekon sanıklarıyla yakınlık ve ilişkilerini somut şekilde ortaya çıkaran medyanın Ergenekon iddianamesinde yeralan bilgileri dahi yazması adeta yasaklanmaya cezalandırılmaya çalışılıyor. En çok dava açılan gazetelerin Taraf, Star ve Zaman olması, Ergenekon'un yargıda da uzantıları olduğu ve ellerindeki tüm imkanları kullanarak örgüt lehine mücadele verdikleri iddialarını adeta ispatlıyor. Ergenekon konusunda belirli medyaya dava açılırken, Ergenekon sanıklarına ve görüşlerine yakınlık gösteren siyasetçilere, bürokratlara, hakimlere ve HSYK üyelerine yargıyı etkilemekten hiçbir soruşturma açılmaması dikkat çekiyor. Ergenekon sanıklarına yakın olanların yaptıkları yargıyı etkilemek kabul edilmiyor, silah arkadaşını ziyaret ya da örneğin HSYK üyesinin kişisel görüşünü açıklaması ve teklif sunması olarak geçiştiriliyor.

20 Ekim 2009: Ergenekon sanıkları, iftar yemeğine katıldılar diye Mahkeme Başkanı Köksal Şengün ve diğer hakimleri reddetmişler, iki kez yaptıkları reddi-hakim talepleri başka mahkeme heyetince reddedilmişti. Bunda başarılı olamayan sanıklar bir hafta sonra da hakimlerin arasına nifak sokmayı deniyor, reddini istedikleri Başkan Köksal Şengün'ü bu kez överek diğer hakimlere karşı kışkırtıyorlar. 8 Ekim 2009 tarihli oturumda Ergenekon sanığı Doğu Perinçek'in avukatı Servet Bora, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, heyetin diğer üyelerine karşı devamlı muhalif olduğunu ancak alınan kararlarda görüş birliğinde olduğu görüntüsü verme çabasında bulunduğunu, korkusundan muhalefet şerhi koyamadığını iddia etti. Bora, Başkan Şengün'e hitaben 'Hiçbir şey yapamıyorsanız bu iki üye ile birlikte çalışamayacağınızı bir dilekçe yazarak HSYK'ya bildirerek kendinizi kurtarın' dedi. 20 Ekim 2009'daki duruşmada söz alan Savcı Mehmet Ali Pekgüzel de bu nifak çabasını dile getirdi. Avukat Bora'nın sözlerinin, Başkanlık makamına açıkça hakaret unsuru taşıdığını belirterek hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Ayrıca Pekgüzel, mahkemenin her aldığı kararda oy birliği şartının aranamayacağını, her hakimin kendi görüşünü bildirmesinin yasal hakkı olduğunu vurguladı. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün duruşmaya ara vermeye hazırlandığı anda tutuklu sanık Doğu Perinçek ısrarla söz aldı. Savcı Pekgüzel'in görüşünü açıklarken başkanlık makamını açık olarak tehdit ettiğini ileri süren Perinçek, 'Bunu anlamamak için ahmak olmak lazım. Savcıların mahkemeyi tehdit etmesi bizi yaralamıştır. Savcılar duruşma sırasında mahkemeyi açıkça tehdit ederek suç işlemiştir. Silivri Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasını istiyorum' diyerek adeta 'yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış' örneğinde olduğu gibi 'kışkırtma' konusuna ne kadar alışık ve usta olduğunu gösterdi.

27 Ekim 2009: Genelkurmay'da hazırlanmış olduğu, ıslak imzalı aslının ortaya çıkmasıyla kesin olarak anlaşılan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı inkar etmek ve konuyu saptırmak için Ergenekoncu çevrelerin bin dereden su getirme çabası. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat Serdar Öztürk'ün ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' ya da diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı aslı 23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri hemen gizlice alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı vahim iddialarını da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon savcılarına gönderdiği ortaya çıktı. Ergenekon savcılarının da ıslak imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a göndererek daha bu gelişmeler kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı. Savcıların daha sonra Genelkurmay'a başvurarak Albayın ve ihbar mektubunda adı geçen birçok subayın ifadesini almak istedikleri, ancak Genelkurmay'ın olay basına yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği hatta askeri savcılık kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri sürüldü. Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir deprem daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise şok belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu. CHP'liler, 'Islak İmza' olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman atadığını dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor. İmza sahibi Albay Çiçek'in avukatı tarafından başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000 Dolarlık bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu olayda da edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular sayesinde öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın görüş açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı ortaya çıktı. Makine şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim, doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.

16 Aralık 2009: Ergenekon sanık ve çevreleri hakimlerin çekilmesi için defalarca yaptıkları başvuruların reddedilmesi üzerine taktik değiştirdikleri, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ü iyi adam diğer iki hakimi ise kötü hakim göstermeye çalıştıkları yukarıda da sıralanan örneklerden anlaşılıyordu. Bu taktiğe uygun olarak Ergenekoncuların bir süredir davaya bakan hakim heyetinden Sedat Haşıloğlu'na yoğunlaştıkları görülüyor. Çeşitli iddiaları bir bir gündeme getiren sanık ve çevreleri, baskı altına almaya çalıştıkları Haşıloğlu'nun heyetten çekilmesi için gayret ediyorlar. Önce Çatalca'da ucuz taşınmaz satın almak için yetkililere baskı uyguladığını iddiasını CHP'lilere dayanarak ileri sürmüşler ve Haşıloğlu'nun davadan çekilmesini istemişlerdi. Ancak bu talebin reddedilmesi üzerine son olarak Haşıloğlu'nun 4 adet tarikatçı vakfın sahibi olduğu iddiasını Ergenekon sanığı Ergün Poyraz'a dayandırarak ileri sürdüler. Ancak bu iddiaya sinirlenen Haşıloğlu'nun iddia konusu vakıflar hakkında ayrıntılı bilgi vermesi üzerine özür dileyen sanıklar, eksik bilgilendirildiklerini iddia ettiler. Ancak sanıkların iddiaları durmadı. Aynı duruşmanın devamında, Ergenekon soruşturması kapsamındaki tutuklamaların çoğunun üye Hakim Haşıloğlu tarafından yapıldığını söyleyen sanıklara bu kez, mahkeme heyetinin diğer üyesi Hasan Hüseyin Özese isyan etti. Bunun Adalet Komisyonu tarafından belirlendiğini hatırlatarak, hakimlerin herhangi bir davaya bakma konusunda talepleri olamayacağını dile getirdi. Özese, 'Bu konuda araştırmalar doğru yapılmıyor. Bizim dışımızda, bize suçlama yöneltiliyor' diyerek Ergenekoncuların art niyetlerini ortaya koydu.

21 Aralık 2009: Ergenekon'un en önemli sanıklarından Levent Ersöz'e suikast girişimi.. Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün yattığı Çapa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Servisi'nde önceki gün silahlı saldırı girişimi yaşandı. İlerleyen süreçte, soruşturmayı yürüten Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ün, Ersöz'e suikast konulu iddianamesi mahkemece kabul edilerek dava açıldı. Olayın kendisini kuşku ve endişeye sevk ettiğini belirten Ersöz'ün avukatı Ali Rıza Dizdar, 'Birileri mesaj mı vermek istiyor, diye düşündüm' diyerek endişeli olduklarını ifade etti. Ergenekon soruşturmasının en önemli şüphelilerinden biri olarak bilinen Jandarma istihbarat komutanı Ersöz'ün çok önemli bilgilere sahip olduğu iddia ediliyor. Polisçe arandığını haber alır almaz yurtdışına kaçan ve aylarca firari kalan Ersöz, tedavi görmek için gizlice geldiği Ankara'da polisin nefes kesen bir takibi ve operasyonuyla yakalanmıştı. Ersöz'ün kendisine destek olunması ve kurtarılması için üstlerine dolaylı yolla mesaj gönderdiği, 'Ben ışığı göremezsem onlar da göremez' şeklindeki ifadesinin de bulunduğu bir ses kaydı internet sitelerine düşmüştü. Yine çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle GATA'da tedavi görürken kendisine esrarengiz şekilde 'et yiyen bakteri' enjekte edilmişti ve halen yatmakta olduğu Çapa Hastanesi'nde bu sebeple Enfeksiyon hastalıkları bölümünde tedavi görüyor. Yine Ersöz kendi el yazısı ile Ergenekon davasına bakan mahkemeye ilginç bir belge göndermişti. Belgede Jandarma Genel Komutanlığı'nın çalışma şeması yer alıyordu. Belgede Ersöz, darbe hazırlıklarının yapıldığı iddia edilen dönemde görevde olan komutanların isimlerini tek belirterek, 'Jandarma Genel Komutanlığı'nda her şey emir komuta zinciri içinde yapılır ve başkanlar kendi başlarına hiç bir görev ifa edemezler' ifadelerini kullanmıştı. Ersöz, el yazısıyla yazdığı şemada, iddianameyi hazırlayanları hiyerarşik yapıyı dikkate almamakla suçluyordu. Karargahın çalışmasından doğrudan sorumlu olan kurmay başkanının adının hiç geçmemesini eleştiren Ersöz, 'Eğer bir çalışma grubu kurulduysa, bu kişinin emriyle olur. Eğer bir plan yapıldıysa sorumlu olan kişi kurmay başkanıdır. Ama esamesi okunmuyor!' ifadelerini kullanmıştı. Ersöz'ün TSK yöneticilerine bu yolla, 'Bana da sahip çıkın. Bildiklerim çok fazla. Bakarsınız dilimi tutmayı daha fazla başaramam. Bildiklerim ortaya çıkıverir de sizler de sıkıntıya girersiniz' mesajını vermeyi amaçladığı ileri sürülmüştü.

25 Aralık 2009: Ergenekon soruşturma sürecinde ortaya çıkan silahlar, suikast planları, krokiler, ıslak imzalı belgeler bazı medya organlarınca ve CHP tarafından, 'Kafes Eylem Planı'nın ortaya çıkmasında olduğu gibi ya görmemezlikten geliniyor, ya küçümsenmeye çalışılıyor, ya polis tarafından olay yerine yerleştirildiği iddia ediliyor, ya güya hükümetin gündemi değiştirmek için tezgahladığı oyunun unsurları olduğu iler sürülüyor ya da  Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast soruşturmasında olduğu gibi geçmiş olsun demek bile düşünülmeden alay konusu yapılıyor. Ergenekon soruşturmasına sürekli karşı çıkan, açıklarını bulmaya ve onu durdurmaya çalışan bu grup, ortaya çıkarılan suç örgütüne dair delillerin ciddiyetini gözlerden kaçırmaya çalışıyor.

17 Şubat 2010: Erzurum'da Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili savcıların Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i Ergenekon Terör Örgütü üyeliği suçlamasıyla gözaltına alması üzerine acilen toplanan HSYK'daki 5 üye, Erzurum'da Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili savcıların yetkilerini kaldırarak soruşturmayı ellerinden aldı. HSYK, Erzurum özel yetkili Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın, CMK'nın 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Gür, Karakullukçu, Yazıcı ve Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına da karar verdi. HSYK'nın bu kararı Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın yürüttüğü Şemdinli soruşturmasına Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt'ı iddianameye dahil etmesi üzerine acilen görevden alınmasını hatırlattı.

02 Nisan 2010: Ergenekon sanıklarının avukatlarından Vural Ergül, Savcı Zekeriya Öz'ün aşırı kiloları yüzünden usulsüz yollarla 11 Mayıs 2000 tarihinde "Askerliğe elverişli değildir" raporu aldığını öne sürdü. Ergül, Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'ün kısa dönem askerlik hizmeti sırasında aşırı kiloları yüzünden üç kere hava değişimi alarak "Estrojen Obezite" tanısıyla, kendisine "askerliğe elverişli değildir" raporu aldığını belirterek, suç duyurusunda bulundu. Vural Ergül, Zekeriya Öz'ün hileli rapor aldığını iddia etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığına, gönderilmek üzere verilen suç duyurusunda, Savcı Zekeriya Öz hakkında "Kendini askerliğe yaramayacak hale getirmek ve askerlikten kurtulmak için hile kullanmak, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak" iddialarında bulunuldu. Savcı Zekeriya Öz'ün Ağustos 1999'da kısa dönem askerlik hizmeti yaparken aşırı kiloları yüzünden usulsüz yollarla 11 mayıs 2000 tarihinde "Askerliğe elverişli değildir" raporu aldığını belirten Vural Ergül, 4 sayfadan oluşan suç duyurusunu savcılığa teslim etti. Vural Ergül şikayeti kapsamında Zekeriya Öz'ün, Kütahya Hava Er Eğitim okulu komutanlığı erbaş bölüğünde askerlik yaptığı sırada üç kere hava değişimi olarak 9 ay rapor kullandıktan sonra "Askerliğe elverişli değildir" şeklinde alınan raporun hile ile alındığını belirtti. Ergül, resmi belgenin düzenlenmesinde kamu görevlisine yalan beyanda bulunarak, Türk Ceza Kanununun 206. Maddesi ile cezalandırılan resmi belgenin düzenlenmesine yalan beyan suçunun da işlendiğini belirtti. Vural Ergül, Zekeriya Öz'ün askerliğe elverişsiz raporu aldığı sırada sunduğu beyanında "Çocukluğundan bu yana şişman olduğunu" söylediğini, Adalet Bakanlığı'ndaki memuriyete giriş sırasında sunduğu sağlık raporlarında ise askerliğe elverişli olmayacak derecede şişman olduğuna dair bir ibarenin bulunmadığını iddia etti. İddialar arasında, Zekeriya Öz'ün İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi yıllığında kendisini tanıyan arkadaşları tarafından "Yemeklerle arası çok iyi. İri yarı bir yapıya sahip ama hantal değil" sözlerine yer verildi. Vural Ergül yaptığı araştırmada Zekeriya Öz'ün raporunda "Sportif faaliyetlerden sonra şiddetli nefes darlığı ve çarpıntı olduğunu, eforu yarıda bıraktığını" beyan etmiş olsa da yine üniversitenin yıllığında Öz'ün arkadaşlarının "Halı saha futbolunu çok seviyor ve maçlarda hırsıyla dikkat çekiyor" ifadelerini kullandığını belirtti. Vural Ergül, Zekeriya Öz'ün hemen hemen her Cuma günü mesai sonrasında halı saha maçı yaptığını ve hiçbir şekilde nefes darlığı çekmediğini vurguladı. Suç duyurusunda Zekeriya Öz'ün askerlik sırasında verilen hava değişiminde kendisine diyet programı verildiğini fakat Zekeriya öz'ün bu diyet programına uymayarak, üzerine 8 kilo daha aldığını, fakat askerlikten muaf sayıldıktan sonra ise hızla kilo verdiği iddia edildi. Vural Ergül çeşitli beyanlarla delillendirerek hazırladığı suç duyurusunda, Zekeriya Öz'ün Askeri Ceza Kanunu ve Türk Ceza Kanunun uygun maddeleri gereğince cezalandırılmasını istedi.

06 Nisan 2010: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) bugünkü olağan toplantısında korsan kararname krizi yaşandığı ortaya çıktı. Adalet Bakanı Sadullah Ergin başkanlığında başlayan toplantıda kritik davaların hakim ve savcılarını görevden almayı içeren korsan kararnamenin görüşülüp görüşülmeyeceği merak ediliyordu. Toplantının normal şekilde bittiği sanılırken öyle olmadığı ortaya çıktı. İlerleyen saatlerde yapılan açıklamada korsan kararnamenin gündeme alınmasının üye Suat Ertosun tarafından talep edildiği ancak Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in bu kararnameyi gündeme almayacağını belirterek toplantıdan ayrıldığı duyuruldu. Kuruldaki Kontrgerillacı üyelerin korsan kararname ile Ergenekon ve benzeri kritik davaları etkisizleştirme çabalarından vazgeçmedikleri anlaşılıyor.

24 Nisan 2010: HSYK'lı 'Korsan'dan ilginç çıkış: 6 kişi toplanıp karar alırız.. Ergenekon savcı ve hakimlerini görevden almak için korsan kararnamelerin hazırlayıcısı HSYK üyesi Ali Suat Ertosun, bu kez de kuruldan korsan şekilde karar çıkartmaya hazırlanıyor. Bunun için yasaları çiğnemeye de hazır olan Ertosun, kendince haklı bir gerekçe de bulmuş: 'Yargı ve hukukun tıkanmasını aşmak'. Yargı ve hukuku tıkayanlar, tıkanıklığı aşmak için cüppelerini çıkararak siyasete girmek ve seçimlerde milletten yetki almak yerine hep alışageldikleri gibi korsan yöntemlerle amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar. HSYK üyesi Ali Suat Ertosun, Anayasa Mahkemesi'nin 48. kuruluş yıldönümü resepsiyonunda çok tartışılacak bir çıkış yaptı. Ertosun, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman'ın toplantılara katılmaması halinde yüksek yargıdan toplanan üyelerle karar alabileceklerini söyledi. Resepsiyonda bir gazeteci, Ertosun'a, "HSYK'da müsteşar 5-6 toplantıya katılmadığı zaman ne yaparsınız?" sorusunu yöneltti. Ertosun, "Müsteşar veya vekili makul sürede toplantılara katılmazsa, daraldığımız yerde 6 kişi toplanıp karar almayı düşünüyoruz." dedi. Başka bir gazetecinin, bu durumun yönetmeliğe aykırı olduğu, müsteşar olmadan toplantının yapılamayacağını hatırlatması üzerine, yargı ve hukukun tıkanması için çalışıldığını ileri sürdü. Son HSYK krizinin de Ertosun'un bu yöndeki teklifi üzerine çıktığı belirtiliyor. Bu öneri HSYK Kanunu'na da aykırı. HSYK Kanunu'nun 'Toplantı ve karar yeter sayısı' başlıklı 10. maddesinde, "Müsteşar bulunmadığı zaman kendisine vekalet etmekte olan Kurul'a katılır" hükmü bulunuyor. Kanunda müsteşarın veya vekilinin katılmadığı hallerde, Kurul'un yedek üyesinin katılacağı yönünde bir düzenleme bulunmuyor. Ertosun, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i tutuklayan hakimler hakkında işlem yapıp yapmayacakları yönündeki soruya ise şu cevabı verdi: "Biz yazımızda tüm ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunduk. Biz şikayette bulunuyoruz ama yetki onlarda (Adalet Bakanlığı'nda)."

14 Mayıs 2010: Uçaklar düşman mahkemeleri korkutamadı, Yargıtay şansını deniyor.. Başsavcı İlhan Cihaner, bugün Yargıtay'da hakim karşısına çıktı. Silahlı terör örgütü yöneticisi iddiasıyla yargılanan Cihaner için Yargıtay'daki 'evrakta sahtecilik' suçlamasıyla süren davanın bugün yapılan ikinci duruşmasında görev suçu davasıyla Erzincan'daki terör suçu davasının birleştirilmesi ve yargılamanın Yargıtay'da yapılması ve tabii Cihaner'in tıpkı Sincan hakimi Osman Kaçmaz gibi beraat ettirilerek kurtarılması talebinin karara bağlanması bir olasılık olarak bekleniyordu. Ancak dosya kendilerine gelmediği için bu kararı veremeyen Yargıtay mahkemesi ise bu duruma öfkelenerek dosyayı kendileri yerine İstanbul'daki mahkemeye gönderen Erzurum mahkemesi için suç duyurusunda bulunulmasına ve dosyanın ivedilikle kurye ile getirtilmesine karar verdi. Şemdinli Davası sürecinde olduğu gibi her istediklerini HSYK vasıtasıyla yaptırabileceklerini düşünen yargıdaki Kontrgerillacıların kendilerine giderek daha fazla direnmeye başlayan yerel mahkemelere diş geçirip geçiremeyeceği ilerleyen günlerde netleşecek ve tıpkı dün ortaya çıkan ses kaydında olduğu gibi Cihaner'i yerel mahkemelerin elinden kurtararak(!) yargıtaya almayı ve Sincan hakimi Osman Kaçmaz gibi beraat ettirmeyi başarıp başaramayacakları anlaşılacak. Şemdinli davasında şok gelişmeler yaşanmıştı. Van'daki yerel mahkemeler, kitapevini bombalayıp halkın üzerine de ateş açarak iki kişinin ölmesine yol açan asker ve itirafçı sanıklara ağır cezalar vermiş ve bu kararlarında direnmişlerdi. Ancak devreye giren Yargıtay ve HSYK'ya o zaman direnmeyen hükümet, HSYK'nın kararında direnen mahkeme heyetlerini sürgün etmesine ve yerlerine yenilerini atamasına onay vermiş, yeni atanan üyeler ilk duruşmada davayı askeri mahkemeye göndermiş, askeri mahkeme de ilk duruşmada sanıkları tahliye etmişti. İşte Yargıtay'daki Kontrgerillacıların Şemdinli'deki gibi devreye girerek davayı yerel Erzurum ve İstanbul mahkemelerinden koparmayı içeren bu planını somutlaştıran şok gelişmeler yaşanıyor. Dün internete düşen bir ses kaydında Yargıtay üyesi Hamdi Yaver Aktan'ın, Cihaner'in terör davasının nasıl yargıtaya alınmaya ve kurtarılmaya çalışılacağına dair şok ifadeleri yer alıyor. Erzincan soruşturması sürecinde bir başka şok gelişme daha yaşanmış ve soruşturma henüz sürerken Yargıtay'dan çekilen bir faks ile Cihaner'in savcılar tarafından teknik takip altında olduğu ve dikkatli olması gerektiği şeklinde uyarıldığı ortaya çıkmıştı. Cihaner'in başsavcı olması nedeniyle yargılamasının ancak yargıtayda yapılabileceğini savunan Kontrgerillacılar, ona atfedilen terör suçlarının da görevliyken işlenmiş olması nedeniyle görev suçu kapsamına girmesi gerektiğini iddia ediyorlar. Ancak Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi şu ana kadar iki kez yapılan görevsizlik talebini reddetti, Cihaner'in işlediği suçların görev değil terör suçu olduğunu vurguladı ve yargılamasının da adli mahkemelerde yapılabileceğini belirtti. Yine Erzurum Mahkemesi, bir kaç gün önce aldığı kararla da Kontrgerillacı çevreleri şok etti ve yargılama dosyasını, talep eden Yargıtay'a değil, İstanbul'daki ıslak imzalı kontrgerilla belgesi davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne davaların birleştirilmesi talebiyle gönderdi. İstanbul mahkemesinin de bu birleşme talebine onay vermesi durumunda davalar İstanbul'da birleştirilerek Silivri'de görülmeye başlanacak.

18 Mayıs 2010: ŞOK SES KAYDI!!! Yüksek Yargıçların sinsi planı.. İnternete bir ses kaydı daha düştü. Yargıtay 8. Dairesi üyesi Hamdi Yaver Aktan ile Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Üyesi Fatih Arkan'ın arasında geçen ve internete düşen ses kaydı şok eden ifadeler içeriyor. 2 Nisan 2010 tarihinde Yargıtay 11. Ceza dairesinde yargılanmaya başlanan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında yapılan duruşmadan hemen sonra yapıldığı anlaşılan konuşmada Erzurum’da devam eden Ergenekon Terör Örgütü'nün Erzincan yapılanması ile ilgili davanın Ankara’ya alınması ile ilgili planlar üzerinde konuşuluyor. Bu plana göre Erzurum ve İstanbul Ağır Ceza mahkemelerinden ivedilikle kurye ile asılları istenen dava dosyalarını ele geçiren Yargıtay mahkemesi, bu davaları kendisinde birleştirerek yerel mahkemelere geri göndermeyecek, tutuklu sanıkları da tahliye ederek davayı zamana yayacak ve işi oyalayarak dosyayı kapatacak. Konuşmanın bu bölümünde, işlerin planlandığı gibi gitmemesi halinde neler olabileceğini de şöyle öngörüyorlar: 'Erzurum, dosyayı göndermeyiverirse ne yapacağız? - Göndermek zorunda. - Yapmayın böyle diye diye böyle oldu. HSYK’yı da rezil etiler. Göndermiyorum derse ne yapacaksınız? - Fotokopi bile gönderse birleştirme kararı verip esası kapatıp dosyayı gönder kardeşim. Fotokopiyi bile gönderse burası cesaretli ise, ben olsam birleştiririm basarım tahliyeyi.' Ses kaydındaki bir bölüm de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de yargılanmak istendiği 'Kayıp Trilyon' davasıyla ilgili şok edici şantaj ifadeleri içeriyor. 'Kayıp Trilyon' davasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen takipsizlik kararına konuyla ilgisi ve davanın tarafı olmayan bir vatandaş tarafından yapılan itiraz üzerine Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz Cumhurbaşkanının yargılanmazlığını ortadan kaldıran skandal bir karar vermişti. Bu skandal üzerine devreye giren Adalet Bakanlığı Kaçmaz’ın kararı aleyhine yazılı emir yoluna başvurmuştu ve bu dosya halen incelenmek üzere Yargıtay 11. Ceza Dairesinde beklemekte. Hamdi Yaver Aktan konuşmasında bu dosyanın Erzurum’daki dosyanın birleştirilmesine kadar elde tutulması gerektiğini şu şekilde ifade ediyor: 'Ersan’a dedim ki, cumhurbaşkanlığı dosyasını sakın karara çıkartma, beklet. Bir akademisyen bu konuda görüş yazacak bana.' Ses kaydının devamında Hamdi Yaver Aktan, birleştirme ve sanıkların tahliyesini başarması halinde yargıladığı sanık İlhan Cihaner'e 'İlhan anlat bakalım' diyerek samimiyetini ortaya koyan 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker’e Yargıtay başkanı olacağını söylediğini açıkça ifade ediyor. Ses kaydında ayrıca Yargıtay cumhuriyet başsavcısının bir kapatma davası daha açabileceği ancak anayasa değişikliği sürecinde bunun yapılmasının zor olduğu ve seçimleri olumsuz etkileyebileceği ifade ediliyor. Konuşmada çarpıcı bir bölüm de Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın da gözaltına alınma korkusu yaşadığını iddia eden ifadeler.. Ses kaydının geneline bakıldığında görülebilecek olan bir ayrıntı da kamuoyunda bu konuların konuşulmasından yüksek yargıda örgütlenmiş Kontrgerilla ve Ergenekoncuların rahatsızlık duymaları ve planlarının bozulmasına neden olduğunu düşünmeleri.

26 Mayıs 2010: Ergenekon'da ses kaydına tazminat talebi reddedildi.. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi, hakkında herhangi bir dinleme kararı bulunmayan Cumhuriyet Gazetesi Muhabiri İlhan Taşçı'nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmesinin Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde yer alması nedeniyle açılan tazminat davasını reddetti. Mahkeme ret kararında, 'dinlemenin mahkeme kararıyla yapıldığını ve savcıların hukuka aykırı bir işlem ve eyleminin bulunmadığını' savundu.

26 Mayıs 2010: FLAŞ!!! Erzincan Ergenekon davasını engellemek isteyen Yargıtay'ın baskısı şimdilik sonuçsuz: Dosya Diyarbakır'da.. Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ve 3'ncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in terör suçlamasıyla yargılandığı dava dosyasını 28 Mayıs’taki duruşmaya kadar ‘ivedilikle ve kuryeyle’ gönderilmesini isteyen Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ni şok eden gelişme... Dosyayı 11 gün elinde tutan Erzurum’daki Özel Yetkili 2. Ağır Ceza Mahkemesi, ‘şikayetçinin’ birleştirmeye itirazı üzerine dün dosyayı üst mahkeme olan Diyarbakır’a gönderdi. Kısa süre önce internete düşen ses kayıtlarında, Yargıtay'ın Erzincan ve yöresindeki Ergenekon örgütlenmesine yönelik Erzurum'da açılan dava ile Islak İmza iddianamesiyle İstanbul'da açılan dava dosyalarını kendi bünyesinde birleştirerek yargılamayı kendisinin yapacağına ve sanıkları tahliye edeceğine dair yargıtay üyeleri kendi aralarında konuşuyordu. Ses kayıtlarındaki bu sinsi plan üzerine Yargıtay Başkanı inceleme başlatıldığını bildirmişti, ancak ulaşan son bilgiler incelemenin günlerdir hala başlatılmadığını, skandalın zamanla unutulması için oyalama yapıldığını gösteriyor. Skandal ses kaydında Yargıtay üyesi Hamdi Yaver Aktan, Ergenekon davalarını Yargıtay'a alarak sonuçsuz bırakma sürecinde izlenecek yolu şöyle özetliyordu: 'Burada süreci biraz uzatmamız gerekiyor, dosyayı birleştirdikten sonra önce tüm sanıklar tahliye edilecek. Sonra biraz uzatıp dosya kapatılacak.'

27 Mayıs 2010: ŞOK!!! Hakim Şengün 'Islak İmza' dosyasını Yargıtay'a gönderiyor.. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün, Dursun Çiçek'le ilgili Ergenekon dava dosyasını bugün kurye ile Yargıtay'a gönderiyor. Yargıtay'da yarın İlhan Cihaner'in duruşması olduğunu hatırlatan Şengün, kendilerindeki dosyayı bu duruşmaya yetiştirmek için incelemelerini sürdürdüklerini ve bugün göndereceklerini ifade etti. Yargıtay'ın dosyayı istediğine dair yazı bulunduğunu söyleyen Şengün, 'Neden göndermeyeyim?' dedi. Yargıtay'da görülen İlhan Cihaner'in 'görev suçu' davasıyla ilgisi bulunmayan 'terör suçu' dava dosyasının Yargıtay'a gönderilmesi hukukçuları şok etti. Ortaya çıkan ses kayıtlarına rağmen yaşanan bu son gelişmenin mimarı Köksal Şengün'ün ismi geçtiğimiz günlerde internete düşen ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi üyesi Hamdi Yaver Aktan'a ait olduğu ileri sürülen ses kaydında geçmişti. Aktan, ses kaydında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün'den, Emin Gürses'i tahliye etmesini istediğini belirtiyor. Köksal Şengün'ün ismi ayrıca Balyoz Darbe Planı eklerinde YARGI ÇALIŞMALARI isimli klasörde 'GİZLİ' dereceli 'GÖREVLENDİRİLECEK VE TASFİYE EDİLECEK YARGI MENSUPLARI' başlıklı belgede, Balyoz darbesi yapıldığında Sıkıyönetim mahkemelerinde görevlendirilecekler arasında geçiyordu.

28 Mayıs 2010: 2'nci Şemdinli: Cihaner Türk mahkemelerinden kurtarılıyor.. Sanki düşman mahkemelerde yargılanıyormuş(!) düşman cezaevlerinde esir tutuluyormuş(!) gibi gösterilmeye çalışılan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, savaş uçaklarının işe yaramaması üzerine devreye giren Yargıtay'daki kontrgerillacılar tarafından bu esaretten kurtarılmaya çalışılıyor. Cihaner'e atfedilen suçlar terör suçları.. Masum insanları suçlu göstermek amacıyla sahte operasyonlar tertiplemek, yani kontrgerilla yöntemleri kullanmak.. Bunlar bir başsavcının doğal görevi olarak görülüyor bazılarınca.. 'Delil yoksa üretir..' Dolayısıyla Başsavcı Cihaner, görev alanına girmese de Yargıdaki kontrgerillacılar tarafından girdirilen suçlamalardan dolayı Yargıtay'da yargılanmak ve tabi Sincan Hakimi Osman Kaçmaz gibi beraat ettirilmeye çalışılıyor adım adım.. Cihaner'in 'görevi kötüye kullanmak ve resmi belgede sahtecilik' suçlarından yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugün Ankara'da Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde yapılacak. Duruşma, 8. Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan olduğu iddia edilen kişinin Cihaner davasının Yargıtay'a alınıp kapatılmasını deşifre eden internetteki ses kaydının gölgesinde gerçekleşecek. Erzurum'daki davada Cihaner'e yönelik suçlamanın 'terör örgütü üyeliği' olduğunun altını çizen hukukçular, dosyayı isteyen Yargıtay'ın kanunlara aykırı olarak birleştirme kararı vermesi halinde hukuk skandalına imza atacağını vurguluyor. Bir önceki duruşmada İlhan Cihaner ve avukatı Turgut Kazan'ın ağzından çıkan inanılmaz ifadeler ve Yargıtay'ın onların isteği doğrultusunda yerel mahkemelere baskısı, bu çevrelerin Erzurum ve bağlantılı olarak İstanbul, Diyarbakır gibi Cihaner'in yargılanmasına dolaylı ya da doğrudan katılan mahkemeleri ve o illerdeki cezaevlerini adeta düşman ülke mahkemeleri ve cezaevleri gibi gördüklerini gösteriyor. Yargıtay'daki ikinci duruşmada söz alan ve Erzurum’daki dava dosyasının Yargıtay 11. Ceza Dairesi’ne gönderilmemesini anlayamadığını ifade eden Kazan, 'O dosya, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, HSYK ve Türkiye’nin hukuk düzeni değiştirildikten sonra Yargıtay’a getirilmek isteniyor. Cihaner için tutuklu diyemiyorum, 'esaret' yaşıyor' demişti. Kazan, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasının 'derhal' Yargıtay’a getirilmesini isteyerek, İstanbul ve Erzurum’a kurye gönderilerek dosyanın kurye vasıtası ile getirilmesini, bir sonraki duruşmanın en geç gelecek hafta cuma gününe (21 Mayıs 2010) bırakılmasını ve Cihaner’in duruşma gününe kadar Ankara’da bir ceza evinde tutulmasını talep etmişti.

28 Mayıs 2010: Ergenekon davasını engelleme girişimleri giderek deşifre oluyor. Cihaner mahkemeyi terörle suçladı, yargıtay görmedi.. Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ndeki yargılanmasına devam edildi. Bugünkü 3'ncü duruşmada savunmasına devam eden Cihaner, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ni kendisine terör uygulamakla suçladı. Duruşmada internete düşen, Yargıtay üyelerinin kendi aralarında yaptıkları Başsavcı Cihaner'i Yargıtay'da yargılayarak kurtarma konulu ses kayıtlarını haber yapan beş gazete ve 1 televizyon kanalı hakkında suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştıran Yargıtay hakimlerinin, Erzurum mahkemesini terör uygulamakla suçlayıp hakaret eden Başsavcı Cihaner hakkında suç duyurusunda bulunmaması ise dikkat çekti. Suç duyurusu yapılan gazeteler Zaman, Yeni Şafak, Vakit, Star ve Bugün.

08 Haziran 2010: Bu da oldu: Ergenekon sanıkları mahkeme heyetine saldırdı.. İşçi Partililer (İP) birinci Ergenekon davasının görüldüğü duruşma salonunu dün birbirine kattı. İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'in avukatı Mehmet Cengiz'in tutuklanmasını protesto eden partililer, slogan atarak davaya bakan mahkeme heyeti ve savcıların üzerine yürüdü. Güvenlik güçlerinden, protestoculara müdahale etmelerini isteyen Hakim Köksal Şengün, göstericilerin dışarı atılması talimatı verdi. Tutuklu sanıklar İP Genel Başkanı Perinçek ve eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin ise mahkeme heyetine 'Aklınızı başınıza alın' diye tehditler savuran Avukat Hasan Basri Özbey ile göstericilere alkışlarıyla destek verdi. Bunun üzerine savcılardan Mehmet Ali Pekgüzel, can güvenliklerinin sağlanamadığı gerekçesiyle cübbesini çıkartıp salonu terk etti. Arbedenin sürmesi üzerine Şengün, duruşmaya ara vermek zorunda kaldı.

09 Haziran 2010: İşte yargıdaki iğrenç bağlantılar: Hakimler böyle tehdit edilmiş.. Ergenekon'da yargıyı etkilemekle suçlanan ve gözaltına alındıktan sonra tutuklanan avukatlardan biri de Kudbettin Avcı'ydı. Mahkeme kararıyla yapılan dinlemelerde Avcı'nın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak'ı açıktan tehdit ettiği görülüyor. Avcı, hakime, istediği tahliye kararının verilmemesi halinde 'iftira' atacağını anlatıyor. Diğer bir telefon görüşmesinde de Dev-Yol davasında, sanıklara verilen ağırlaştırılmış hapis cezalarının Oktay'ın müdahalesiyle Yargıtay tarafından bozulduğunu düşündüren diyaloglar yer alıyor. 9 Temmuz 2009'da alınan bozma kararından bir ay önce sanıklardan Nuri Özdemir ile Seyfi Oktay arasında gerçekleşen telefon konuşmasında Özdemir, 'Seyfi amca' şeklinde hitap ettiği Oktay'a davaya bakacak yargıçların isimlerini veriyor ve hangisinin yanına gidebileceğini soruyor. İkili, yüksek yargının tepesindeki isimler hakkında görüş alışverişinde bulunuyor. Oktay, yargılamayı yapan 11. Ceza Dairesi üyeleri ve başkanlarıyla çok iyi ilişkileri bulunduğunu belirterek 'Görüşeceğim' sözü veriyor. Son Ergenekon operasyonunda tutuklanan avukat Ali Hadi Emre'nin Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci ile yaptığı telefon görüşmesinde, belediye başkanının oğlu Ali Rıza Değirmenci'nin karıştığı adam öldürmeye teşebbüs davasının görüldüğü mahkemeyi etkilemeye çalıştığı ortaya çıktı. 'Adam öldürmeye teşebbüs'ten 10 yıla kadar hapis cezası alan sanıkların dosyasının nasıl temyize gidecekleri ve dosyayı kimin yardımı ile etkileyecekleri yer alıyor. Emre konuşmada şu çarpıcı sözleri sarfediyor: 'Ankara (Yargıtay) 1. Ceza Dairesi'ne gider bu dosya. Oranın başkanı bizim Seyfi Oktay'ın köylüsü... Yargıtay bozar bu dosyayı. Onu düşünmeyin.'

10 Haziran 2010: Mahkeme Savcı Öz için yargılama istedi, İP harekete geçti.. Ankara 4. İdare Mahkemesi, Adalet Bakanlığının, 'Ergenekon' soruşturmasını yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkındaki 'işlem yapılmaması' kararını kaldırdı. Karardan hemen önce İşçi partililer, Perinçek'in avukatı Mehmet Cengiz hakkında soruşturma yürüten Savcı Öz'ü HSYK'ya şikayet ederek meslekten çıkarılmasını istedi.

10 Haziran 2010: İşte Kontrgerilla Yargısı: Skandal faks olayı örtbas edildi.. Yargıtay, Ergenekon sanığı Başsavcı Cihaner’in dinlendiğine dair Yargıtay Başsavcılığı’ndan gönderilen faks hakkında işlem yapmama kararı aldı. Yargıtay bu kararını Başsavcı Yalçınkaya olmak üzere ilgili şahısların faks çekmediklerini beyan etmeleri üzerine aldı. Oysa çekilen faks Başsavcı Cihaner'in bürosunda yapılan aramalarda ele geçirilmiş, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Cihaner hakkında yürütülen soruşturmada delil olarak dosyaya konulmuştu.

11 Haziran 2010: 2'nci Şemdinli adım adım gerçekleşiyor: Yargıtay'dan tartışmalı karar.. Yargıtay 11. Ceza dairesinde görülen Cihaner davasında tartışılacak bir karar alındı. Adeta 2'nci Şemdinli olayının yaşandığı bu süreçte 11. Ceza Dairesi, halen görmekte olduğu Cihaner'in görev suçuyla ilgili davayla birleştirmek için Erzurum'dan 'Erzincan Ergenekonu' dava dosyasını istemişti. Ancak Erzurum mahkemesi söz konusu davanın Cihaner'in, başsavcılık görevi ile ilgili olmadığı gerekçesiyle Yargıtay'a göndermedi. Yargıtay'da bunun üzerine 'Erzincan Ergenekonu' ile ilgili karar vermek için dosyayı beklememe kararı aldı. Yargıtay'dan alınan bilgiye göre, CD'lerdeki bilgiler incelenecek ve 'Erzincan Ergenekonu' ile ilgili karar verilecek. Tahminlere göre de birleştirme kararı verilerek, Başsavcı İlhan Cihaner, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, Islak İmza sahibi Kurmay Albay Dursun Çiçek davaları Yargıtay'da birleştirilerek sanıkları ilk duruşmada tahliye edilecek, ilerleyen süreçte de beraat ettirilecek.

12 Haziran 2010: ŞOK!!! GÜVENLİK GÜÇLERİ YARDIMIYLA DOSYA ERZURUM'DAN ALINSIN!.. Hukuk kalmadı. Yargıdaki savaş adım adım bir iç savaşa dönüşüyor. Erzurum'a askeri araçların yürütülmesi ve savaş uçaklarının mahkeme üzerinde alçaktan uçuş yapması savcı ve hakimleri korkutamayınca şimdi güvenlik güçleri yardımıyla dava dosyasının Erzurum mahkemesinden zorla alınması talep edildi. Evet bugünlerde inanılmaz olaylar oluyor. Yargı içindeki savaş giderek büyüyor. Tam olarak fiili bir yarı askeri-yargısal darbe yaşanıyor. Düşman mahkeme olarak görülen Erzurum 2. Ağır Ceza'dan Cihaner ile 3. Ordu komutanı Org. Saldıray Berk'in dava dosyası tıpkı Şemdinli davası gibi zorla çekerek koparılarak alınmaya ve sanıklar Yargıtay'da yargılanarak tahliye edilmeye ve ardından hiç şüphesiz beraat ettirilmeye çalışılıyor, tıpkı Sincan hakimi Osman Kaçmaz ve Yarsav eski Başkanı Ömerfaruk Eminağaoğlu gibi. Cihaner'in kurtarılması olayı Şemdinli'den daha çarpıcı. Çünkü Şemdinli davasında savcı ve hakimlerin HSYK tarafından davadan alınmasına göz yuman hükümet bu kez direndi. Ayrıca baskılara yargı içinden de giderek güçlenen bir direniş gözleniyor. Yargıtay'ın Erzurum mahkemesinden dosya istemesine tepki gösteren Yargıtay üyesi Nihat Ömeroğlu bunun yetki gaspı olduğunu belirterek yerel mahkemeyi dosya göndermemeye çağırmıştı. Anayasa Mahkemesinin yetki aşımı yaparak anayasa değişiklik paketini esastan görüşmeye ve bazı maddelerini iptal etmeye kalkması üzerine raportör Can da bunun yok hükmünde olacağını belirterek hükümeti anayasa mahkemesinin hukukdışı müdahalesini tanımamaya ve herşeye rağmen referanduma, halka gitmesi tavsiyesinde bulunmuş, bunun hukuken yanlış olmayacağını belirtmişti. İşte bu gibi direnişler sebebiyle kontrgerillacılar zorlanıyor. Ama görünüyor ki kararlılar. Karanlık planlarının ses kayıtlarıyla da ortaya çıkmasına rağmen var güçleriyle direniyorlar. Kontrgerilla en sert direnişi yargıda gösteriyor. Diğer taraftan anayasa mahkemesi 367 olayında olduğu gibi bir kez daha meclisin kararını hiçe saymak üzere. 'Hakimiyet kayıtsız şartsız bizim, kayıtlı şartlı milletindir' diyen kontrgerillacılar TBMM tarafından yapılan yasal değişiklikleri inanılmaz şekilde esasa girerek iptal etmek ve halka sorulmasını engellemek üzereler. Referandumdan korkuyorlar. İş oraya gelmeden Temmuz ayında süreci durdurmaya kararlılar, engellemek için herşeyi göze almış durumdalar. Başarılı olmaları ihtimali var. Eğer öyle olursa yani referandum sürecini engellemeyi başarırlarsa peşpeşe bir çok gelişmeler yaşanacak. İlk olarak, tıpkı ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı gibi bir kapatma davası dava açılacak, AK Parti kapatılacak. Ardından yöneticilerine peşpeşe davalar açılacak. ABD ve İsrail'le arası bozulmuş olan AK Partinin kapatılmasına bu taraftan da alkış ve destek gelecek.

15 Haziran 2010: FLAŞ!!! Cihaner dosyası Yargıtay'a değil İstanbul'a gönderildi, ancak Başkan Şengün'ün dosyayı alır almaz Yargıtay'a göndermesi bekleniyor.. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 'Erzincan Ergenekonu' olarak bilinen ve Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ve üçüncü ordu komutanı Saldıray Berk'in de sanık olarak yer aldığı dosyayı, ısrarla isteyen Yargıtay'a değil 'Islak İmzalı Kontrgerilla Belgesi' davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Ancak İstanbul mahkemesinin de dosyayı hemen Yargıtay'a göndermesi bekleniyor. Böylece Erzurum mahkemesinin yetki gaspına direnmesine karşılık, adı son zamanlarda sık sık medyaya yansıyan İstanbul 13. Ağır Ceza Bakanı Köksal Şengün'ün şaşırtan şekilde dosyayı hemen yargıtaya göndermesiyle, görev suçlarına bakan Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin, bu iki yerel mahkemedeki farklı terör davalarına zorla el koyarak birleştirme kararı vermesi ve sanıkları ilk duruşmada tahliye etmesi bekleniyor. Bu gerçekleşirse, 2005 yılında Van yerel mahkemelerinde görülen ve ağır cezalarla tamamlanan Şemdinli davasının Yargıtay ve HYK eliyle askeri mahkemeye adeta zorla aldırılarak sanıkların ilk duruşmada tahliye edilmesinin benzeri yaşanmış olacak. Yargıtay üyelerinin Cihaner davasını Yargıtay'a aldırma planı ses kayıtlarıyla da doğrulanmış ve hukuk çevrelerinde büyük tepki doğurmuştu.

16 Haziran 2010: Ergenekon davasına bakan savcı ve hakimlere tazminat baskısı.. Ergenekon davasında savcılara karşı sürdürülen yıldırma taktiği şimdi de hakimlere sıçradı. Savcılara dava yolunun açılması için gösterilen olağanüstü çabanın HSYK'nın atadığı hakimlerin kararlarıyla başarıya ulaşmasının ardından, Ergenekon zanlılarına tutuklayan hakimler de Ergenekon davalarında verdikleri kararlar yüzünden Yargıtay'da açılan tazminat davalarıyla yıldırılmaya çalışılıyor. Yargıtay, Ergenekon davasından tutuklu bulunan Prof. Dr. Haberal'ın, 'sorgusunda sorulan 180 sorunun hiç birinin terör örgütü kurmak ve yönetmekle ilgili olmadığı, buna rağmen tahliyesine karar verilmediği' gerekçesiyle açtığı davada, 9 hakimi 1500'er lira tazminat ödemeye mahkum etti. Hakimler kararı temyiz edebilecek. 3 yıl önce başlayan Ergenekon soruşturması boyunca savcı ve hakimlere inanılmaz ölçülerde açık ve gizli baskılar yapılıyor, HSYK eliyle görevlerinden alınmaya, mahkemelerde açılan tazminat davalarıyla yıldırılmaya çalışılıyor. Soruşturmada savcılarca ortaya çıkarılan delillerle da açığa çıktığı gibi Ergenekon'un özellikle üst yargıda çok sayıda bağlantısı olduğu tespit edildi. Ancak bunlara karşı hiçbir yaptırım uygulanamıyor. Örneğin Erzincan davasını yargıtaya alıp sanıkları kurtarma planını işleyen ses kayıtları çıkmasına karşılık Yargıtay başkanı olayın soruşturulduğunu açıklamakla yetindi ve bugüne kadar hiçbir sonuç çıkmadı. Erzincan dosyasını almak için kurye görevlendirecek kadar hızlı çalışabilen yargıtay hakimleri kendi üyelerinin soruşturulmasında ise farklı davranıyor.

16 Haziran 2010: İşte Hakim Şengün'e şok baskı: Davadan çekil, adından utanacaksın.. Eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ın, mahkeme kararıyla dinlenen telefon konuşmaları, Ergenekon davasına bakan Hâkim Köksal Şengün'e kurulan tuzağı deşifre etti. Mahkeme Başkanı'nı şantaj ve tehditle baskı altına alan Ergenekon şüphelisi avukat Tülay Bekar, Şengün'den ısrarla davadan çekilmesini istiyor. Bekar'ı yönlendiren Oktay, mevcut durumu şöyle anlatıyor: 'Onu bağladık, bir bakıma bağlandı. Yetmiyor adamın gücü, yetmiyor.' Bir süre önce gündeme gelen baskı iddiaları Hakim Köksal Şengün tarafından yalanlamış, Tülay Bekar'la görüştüğünü ancak bunların normal olduğunu iddia etmişti. Oysa ses dökümleri hakime açıkça baskı yapıldığını ortaya koyuyor. Bu noktada dikkati çeken bir ayrıntı var. Ergenekon davası iki yıldır sürüyor. Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkeme Başkanı Köksal Şengün davanın başladığı ilk günlerden beri sanık ve çevrelerinin sürekli eleştirisine muhatap olmuş, kendisi hakkında bir çok kez reddi hakim talebi yapılmış, duruşmalarda sanıklarla tartışmaya girmekten dahi çekinmemişti. Ancak son aylarda Şengün'de belirgin değişiklik gözleniyor, adı aşağıda da örneklendirildiği gibi sık sık gündeme geliyor. Hakim Şengün'ün ne kadar etkilendiği bilinmez ancak kendisine baskı yapıldığı açık.

18 Haziran 2010: Eski Adalet Bakanı Oktay savcılıkta 14 saat sorgulandı.. Ergenekon soruşturması kapsamında yargıya müdahale etmekle suçlanan eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay, dün savcılıkta 14 saat sorgulandı. 1 Haziran'da gözaltına alındıktan sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan ve 14 Haziran'da taburcu edilen Oktay, sabah saatlerinde Ankara Adliyesi'ne geldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla ifadesi alınan Oktay'ın sorgusunu, terör ve organize suçlara bakan Ankara Başsavcı Vekili Hamza Keleş yaptı. Sorguda, 'Kozmik Oda' soruşturmasını yürüten Savcı Mustafa Bilgili de hazır bulundu. Alınan bilgilere göre Oktay'a yargıdaki atamalar ve davalara müdahalesini gösteren telefon görüşmeleriyle ilgili İstanbul'daki Ergenekon savcılarının hazırladığı sorular yöneltildi.

18 Haziran 2010: FLAŞ!!! İŞTE KONTRGERİLLA YARGISI: CİHANER KURTARILDI!.. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde, 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak' suçlamasıyla yargılandığı dava ile 'Görevi kötüye kullanmak', 'Evrakta sahtecilik' ve 'İmar kirliliğine neden olmak' iddialarıyla Yargıtay'da yargılandığı davanın birleştirilmesine ve tutuklu 9 sanığın tahliyesine 'oybirliğiyle' karar verdi. Böylece artık 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'in ifade vermesi ve mahkemeye çıkması gerekmeyecek. Bu skandal kararla birlikte 2'nci Şemdinli olayı gerçekleşmiş oldu. 2005 yılında da Şemdinli'de asker ve sivil sanıkların katıldığı ve iki vatandaşın öldürüldüğü olaya bakan Van sivil mahkemeleri sanıkları ağır hapis cezalarıyla cezalandırmalarına karşın devreye giren HSYK ve Yargıtay dava dosyasını zorla mahkemeden alarak askeri mahkemeye göndermiş, ilk duruşmada da sanıklar 2 vatandaşı öldürmelerine karşı tahliye edilmişlerdi. Şemdinli ve Cihaner davalarının yerel mahkemelerden alınarak sanıkların tahliye edilmesi, Kontrgerilla'nın varlığını kanıtlayan en büyük delillerden biri olarak yerini aldı. Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı psikolojik harp birimlerinden birinde çalışan Kurmay Albay Dursun Çiçek'in emir komuta zinciriyle hazırladığı 'Islak İmzalı' Kontrgerilla planı Erzincan ve yöresinde uygulanmaya, masum insanlar klasik kontrgerilla mantığına uygun olarak 'silahlı ve tehlikeli teröristler' olarak gösterilmeye çalışıldı. Fakat Şemdinli'deki gibi sivil savcılar tarafından deşifre edildiler, aralarındaki bağlantılar ve cephaneleri ortaya çıkarıldı. Ancak özellikle yüksek yargıda örgütlendiği çok net ortaya çıkan bağlantıları eliyle sivil halkın ve yerel mahkemelerin elinden kurtarıldı. Kısa zaman sonra tekrar aramızda dolaşmaya ve yeni kışkırtma planlarını yürütmeye çalışacaklarına şüphe duyulmuyor.

19 Haziran 2010: 28 Şubat süreci 1000 yıl sürecek mi?.. Ankara 4. İdare Mahkemesi'nin Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'e yargılanma yolunu açması.. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin, Ergenekon davalarında tutuklama kararları veren ceza mahkemelerinin 9 hakimine tazminat kararı vermesi.. Yargıtay 11. Dairesi'nin, Cihaner'in Erzurum'daki terör suçu davasını, askeri araçların yürütülmesi ve adliye üzerinde savaş uçaklarının 'alçak uçuş' desteğinde inanılmaz şekilde bünyesine alarak sanıkları tahliye etmesi .. İstanbul 9. Ağır Ceza'ya HSYK korsan kararnamesiyle atanmış olan Yılmaz Alp'in balyoz tutuklularına ikinci toplu tahliye kararını vermesi.. Sırada, ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı gibi Temmuz ayı içinde verileceğine kesin gözle bakılan meclisin anayasa değişiklik paketindeki Anaya Mahkemesi ve HSYK üye sayısının artırılması maddelerinin anayasa mahkemesince iptal kararı.. Peşpeşe gelen bu 5 gelişme, yargıdaki kontrgerillacıların organize şekilde atağa geçtiklerini gösteriyor. Özellikle anayasa mahkemesinin vereceği karar çok kritik ve 28 Şubat sürecinin 1000 yıl sürüp sürmeyeceğini gösterecek.

20 Haziran 2010: Kritik gün 28 Haziran: Yargıtay'ın kararı yok sayılabilir.. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin Erzurum 2. Ağır Ceza tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza'ya birleştirme talebiyle gönderdiği dosyaya, aslı olmadan kopya CD nüshası üzerinden el koyarak birleştirme ve sanıklara tahliye kararı vermesi hukukçuları ayağa kaldırdı. 28 Haziran'da birleştirme kararı konusunda kritik bir karar verecek olan İstanbul'daki Ergenekon davasına bakan mahkemenin önünde birkaç yol var: Birincisi; 'Millete Komplo' belgesi davası sanığı Dursun Çiçek'in yargılandığı davayla hukuki ve fiili irtibatı var' diyerek her iki davayı birleştirebilir. Dava Ergenekon davasıyla birleştirilirse dosyanın aslı üzerinden yargılama yapılması gündemde. İkincisi; Mahkeme, Çiçek'in yargılandığı davayla 'hukuki irtibat yok' derse dosyanın Erzurum'a iadesi gerekiyor. Bu halde Erzurum yeni bir karar verecek. Üçüncüsü; Ergenekon davasına bakan mahkeme dosyayı Yargıtay'a gönderirse, özel yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği uyuşmazlık talebinde bulunabilir. Uyuşmazlık yaşanması halinde son kararı Yargıtay 5. Ceza Dairesi ya da Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun vermesi bekleniyor. Dosya Silivri'deki mahkemede birleşirse Ergenekon terör örgütü üyeliğinden yargılanan Orgeneral Saldıray Berk, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ve diğer sanıkların tutukluluk haline yeniden karar verilebilecek. Bu durumda fotokopi belgelerle CD yargılaması yapan 11. Ceza Dairesi'nin kararı ortada kalacak.

21 Haziran 2010: Eski Savcı açık konuştu: Ergenekon Yargıtay'a da sıçradı mı?.. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzurum'daki terör davası ile Yargıtay'daki davayı birleştirmesi ve Cihaner ile 9 sanığı tahliye etmesine hukukçulardan gelen tepkiler giderek setleşiyor. Kenan Evren hakkında iddianame hazırladıktan sonra meslekten ihraç edilen eski Savcı Sacit Kayasu, kararı 'vahim' olarak niteledi: 'Bir ses kaydı olmasaydı, hadi derdiniz 'hukuki hata.' Ama o ses kaydından sonra 'acaba bu işin arkasında başka şeyler var mı; Ergenekon terör örgütü Yargıtay'a da sıçradı mı?' gibi insanın aklına ister istemez bu sorular geliyor.'

22 Haziran 2010: FLAŞ!!! Yargıtay endişelendi: Cihaner dosyasına inceleme.. Yargıtay'ın dosya aslını görmeden CD üzerinden vererek oldubitti saydığı skandal karara rağmen, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, dosya aslını göndermedi ve Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Cihaner ve Islak İmza dava dosyalarının birleştirilmesi talebini incelemeye aldı. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, beklendiği gibi hareket ederek dosya aslının hemen Yargıtay'a gönderilmesini istedi. Ancak heyetteki diğer iki üye hakimin aksi yönde görüş bildirmesi üzerine Erzurum mahkemesinin Cihaner dosyası ve talebi incelemeye alındı. Kararın Islak imza davasının başlayacağı 28 Haziran Pazartesi gününe kadar verileceği ve sürpriz bir karar çıkabileceği bildiriliyor.

25 Haziran 2010: Hakim Şengün'ü bağladılar ama gücü yetmedi!.. Medyaya sızan ses kayıtlarından, Ergenekon avukatı Tülay Bekaroğlu ile (Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı) Şengün'ün telefon görüşmelerini kısmen biliyoruz. Tülay Bekaroğlu, Şengün'e 'Herkes aleyhinde konuşuyor. Gün gelecek adını söylemeye utanacaksın. Ergenekon davasından uzaklaş' diye baskı yapıyordu. En ilgi çekici cümleler, avukat Bekaroğlu'yla da irtibatlı olan Seyfi Oktay'ın bir başka avukata, Ali Hadi Emre'ye söyledikleri: 'Onu bağladık. Bir bakıma bağlandı. Ama yetmiyor adamın gücü...' (Eylül 2009) Evet... yetmedi Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün gücü. Diğer iki üyenin gayretiyle, Cihaner ve Çiçek dosyaları şimdilik 13. Ağır Ceza'da kaldı. Dosyaların birleştirilip birleştirilmeyeceğine önümüzdeki günlerde karar verilecek. Nazlı Ilıcak Sabah'taki köşe yazısında Cihaner davasını işliyor.

25 Haziran 2010: FLAŞ FLAŞ FLAŞ!!! Islak İmza ve Cihaner dosyaları birleşti.. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Albay Dursun Çiçek'in Islak İmza Davası ile Başsavcı İlhan Cihaner'in davasının birleştirilmesini karar verdi. Karar oyçokluğuyla alındı, mahkeme başkanı Köksal Şengün karara şerh düştü. Yargıtay dosyaların birleştirilmesine gerek görmemişti. İstanbul'un sürpriz kararı Kontrgerillacıları şok etti. Bu karar sonrası sanıklar hakkında tekrar tutuklama kararı verilip verilmediği henüz bilinmiyor. Ayrıntılar ilerleyen saatlerde belli olacak. Bu kararla Erzurum mahkemesinin yalnız olmadığı ortaya çıkmış oluyor. Ancak bu son karar sonrası davanın Yargıtay uyuşmazlık mahkemesine gitmesi bekleniyor. Orada davanın tekrar Yargıtay'da kalması gerektiği kararı verilse bile İstanbul mahkemesinin kararı çok önemli, çünkü Yargıtay'ın yaptığı dosya gaspının İstanbul'daki hakimlerce de görüldüğünü ve tavır konulduğunu gösteriyor. Bu karara en çok sevinenlerden biri de şüphesiz Erzurum 2. Ağır Ceza'daki hakimler olacak. Mahkeme heyeti yargıtayın hukuksuzluğunu madde madde sıraladı. İçlerinden biri özellikle çok çarpıcı ve yargıtayın hukuksuzluğuna yine yargıtayın uygulamasıyla ışık tutuyor: 'Yargıtay'ın birleştirme kararını aslı elde olmayan onaysız fotokopi belgeler üzerinden verdiği ve hatta hukuken onaysız olmaları nedeniyle güvenilirliği bulunmayan bu evrakın incelenip delil değerlendirmesi yapılarak tutuklu sanıkların tahliyelerine karar verilmesi, hukuka ve Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamalarına aykırıdır. Yargıtay uygulamasında, dosyanın tamamının değil de sadece bir tek evrakın bile onaysız fotokopi olması bozma nedeni yapılmaktadır.'

29 Haziran 2010: Su uyur HSYK uyumaz: Yalnızlık çeken Kuban'a arkadaş geldi.. Van 3. Ağır Ceza Başkanı Ekinci, İstanbul 12. Ağır Ceza’ya atandı. HSYK, Şemdinli davasını askere mahkemeye bırakmayan ve sanıkları 39'ar yıl ağır hapis cezasına çarptıran hakimleri görevden alıp yerlerine Ekinci’nin de olduğu başka hakimler atamıştı. Ekinci'nin başkanlığındaki yeni heyet, ilk duruşmada davayı askeri mahkemeye göndermiş, askeri mahkeme de ilk duruşmada iki kişinin öldürülmesine rağmen sanıkları tahliye etmişti.

30 Haziran 2010: FLAŞ!!! Islak İmza'da reddi hakim reddedildi.. 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' iddialarına ilişkin Yeditepe Üniversitesi kurucusu Bedrettin Dalan ile Albay Dursun Çiçek'in de aralarında bulunduğu 7 sanığın yargılandığı davada mahkeme, 'reddi hakim' talebini reddetti. Sanıklar mahkeme heyetindeki 4 hakimden hakkında son zamanlarda şaibe haberleri medyaya yansıyan ve sürekli sanıklar lehine kararlar vermeye başlayan Köksal Şengün'ü değil de diğer üç hakimin reddini istemişlerdi.

01 Temmuz 2010: Cihaner davası yarın: Hedef Uyuşmazlık Mahkemesi.. Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu, yarın devam edilecek olan Yargıtay 11. Dairesi'ndeki Cihaner davasında sanık ve çevrelerinin yeni hedefinin tıpkı ses kaydındaki gibi konuyu uyuşmazlık mahkemesine götürmek ve buradan istedikleri kararı çıkartmak olduğunu söyledi. Yargıtay'ın kısıtlı CD kopyası üzerinden adeta gaspederek tek taraflı bir dayatma kararla el koyduğu ve sanıklarını tahliye ettiği dava dosyasına asıl bakması gereken İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay'ın dayatmasına razı olmamış ve aldığı sürpriz kararla Yargıtay'ın dosyasına el koyma kararını tanımamıştı. Dosyanın aslının kendisinde olduğunu belirterek davaya bakmakta ısrar eden 13. Ağır Ceza heyeti, ortaya çıkan krizi çözmek için de dava dosyasını Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göndermiş ve davaya hangi mahkemenin bakacağına onun karar vermesini talep etmişti.

07 Temmuz 2010: Yaz Kararnamesi HSYK'da: Kararname Korsanları son saldırı için hazırlanıyor.. HSYK'nın gündeminde yaz kararnamesi var. Duyumlara göre HSYK, 'altın vuruş' yapma hazırlığında. HSYK üyeleri 'Bu son şansımız' deyip başta Ergenekon olmak üzere Balyoz ve Poyrazköy davaları, Erzurum ve Güneydoğu'daki faili meçhul davaların hepsine müdahale etmeyi planlıyorlar. Çünkü 12 Eylül sonrası ne olacağı onlar açısından meçhul. Eğer 'evet' kararı çıkarsa yeni HSYK bir ay içinde teşekkül etmek zorunda. Yeni yapıda da ne olacağını kestirmek zor. O yüzden yaklaşık 1400 hakim savcıyı ilgilendiren yaz kararnamesi yeni krizlere gebe. Şimdiden HSYK'nın önüne kamp kurmakta fayda var. Eğer konuşulanların yarısı bile gerçekleşirse kritik davaların tamamının ekseni kayar. Bu tablo karşısında bakan ve müsteşar ne yapar kestirmek zor.

22 Temmuz 2010: Haberal'a dokunanı yakarlar: İcra ve reddi hakim.. İkinci Ergenekon Davası'nın tutuklu sanığı Mehmet Haberal, kendisini tahliye etmeyerek yaşam hakkını tehlikeye düşürdükleri gerekçesi ile manevi tazminat cezasına çarptırılan 9 hakim hakkında 3 bin 625'er liralık icra takibi başlattı. Haberal bununla da yetinmeyerek, icra takibi başlattığı hakimlerden Resul Çakır, Rüstem Eryılmaz ve Yakup Hakan Günay'ı, kendisi hakkındaki tahliye talebinin reddine ilişkin itirazı değerlendirirken tarafsız olamayacakları gerekçesi ile reddetti. Hakimlere tazminat davaları açmak ve ardından da reddi hakim talebinde bulunma yöntemi Erzincan Ergenekon Terör Örgütü davasının 2 numaralı sanığı Başsavcı İlhan Cihaner'i tahliye ettirmek için yapılan çok sayıdaki girişimin mahkemelerce reddedilmesi üzerine yeni bir yöntem olarak gündeme gelmişti. HSYK Üyesi Ali Suat Ertosun ve YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ikilisinin geliştirdikleri iddia edilen bu yönteme göre Cihaner önce yargıtayda tazminat davası açacak, ardından da açılan davayı ve dolayısıyla aralarında husumet doğmuş olmasını gerekçe göstererek hakimlerin reddini isteyecekti. Böylece kendisini tahliye etmeyen hakimlerden kurtulması ve tahliye edebilecek hakimlere kavuşması hedefleniyordu.

23 Temmuz 2010: CHP'nin Ergenekon savcılarına açtığı dava reddedildi.. CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, soruşturmanın gizliliğini ihlal ettikleri gerekçesiyle 'Ergenekon soruşturması' savcıları hakkında soruşturma yapılması isteğinin işleme konulmamasına ilişkin Adalet Bakanlığı kararının iptali için Ankara İdare Mahkemesine yaptığı başvurunun oyçokluğuyla reddedildiğini bildirdi.

26 Temmuz 2010: Yargıtay 4. Daire'den zorlama bir karar daha.. Yargıtay 4. Dairesi, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ali Şahin'in Ergenekon için 'Yargı üyelerine güvence veriyorum' sözlerine dava açılabileceğine hükmetti. Karara üye hakim Sadık Demircioğlu ‘şerh koydu’. Demircioğlu ‘karşı oy’ yazısında Susurluk davasını anımsatarak, 'Kamuoyumuz bu tür suç örgütlerinin tamamen ortaya çıkarılmasını beklemektedir. Eski bakan da bu bağlamda beyanda bulunmuştur. Başka anlam yüklemek zorlama olur. Türkiye dışında hiçbir ülkede ‘Suç örgütleri hakkında gereği yapılsın’ diyen Adalet Bakanı’nın sorumluluğu yönüne gidildiği duyulmamıştır' dedi. Yargıtay 4. Daire kısa süre önce de aldığı skandal bir kararla Ergenekon davasına bakan 9 hakimi Haberal'ı tahliye etmedikleri gerekçesiyle tazminat cezasına çarptırmış, bu karar da büyük tartışmalar doğurmuştu.

03 Ağustos 2010: Ergenekon savcısının Baykal'a fezleke girişimine Başsavcı Engin'den engel.. Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal hakkında eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay aracılığıyla 12 Eylül'de oylanacak olan Anayasa değişikliğiyle ilgili yüksek yargı mensuplarını etkilemeye teşebbüs ettiği gerekçesiyle inceleme başlattı. Öz'ün Deniz Baykal hakkında fezleke hazırladığı, ifadesinin alınabileceği belirtildi. Ancak devreye giren Başsavcı Aykut Cengiz Engin, milletvekilleri hakkında inceleme, soruşturma yapmak ve fezleke düzenlemek yetkisinin bizzat Cumhuriyet Başsavcısı veya onun görevlendireceği Başsavcı Vekiline ait olduğunu belirterek, ''Bu sebeplerle İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün herhangi bir milletvekili ve dolayısıyla Sayın Baykal hakkında inceleme, soruşturma yapması ve fezleke düzenlemesi söz konusu olamaz'' dedi.

11 Ağustos 2010: Savcıysan, soyadın Öz ise işin zor.. Ya vururlar ya yıldırırlar.. Başsavcılıktan Öz'e görevden çekil baskısı.. Türkiye'yi 3 yıldır sarsan asrın davası Ergenekon'u başlatan ve görevinde yorulma bilmeden çalışarak yeni soruşturmalara imza atan Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'e yönelik baskılar bitmek bilmiyor. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ü, görevden alma, terfi ettirerek uzaklaştırma, tehdit etme gibi yöntemler Adalet Bakanlığı'nın da desteğiyle sonuçsuz kalınca bu kez devreye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sokulduğu iddia ediliyor. Başsavcılığın bir süredir ‘yıprandın, soruşturmadan çekil' şeklinde Öz'e baskı yaptığı belirlendi. Savcı Öz'ün bu talebe olumsuz cevap vermesi üzerine ilgili ilgisiz onlarca dosyanın Ergenekon savcısına yönlendirilerek iş görmez hale getirilmek istenildiği, kritik dosyaların ise HSYK tarafından atanan savcılara verildiği ve bu dosyalardan 15'inin ise dikkat çeken şekilde 'takipsizlik' kararıyla kapatıldığı tespit edildi. Hatırlanacağı gibi Balyoz savcılarını da ani müdahalesiyle görevden alan Başsavcı Aykut Cengiz Engin, gözaltı dalgasını durdurmuş ve buna gerekçe olarak da 'Türkiye bunu kaldıramaz terörle mücadele zafiyete uğrar' gibi hukukçuları şok eden bir görüş ileri sürmüştü. Balyoz darbesi başarıya ulaştığında sıkıyönetim mahkemelerinde göreve getirilmesi düşünülen yargıçlardan biri olarak Başsavcı Engin'in adı geçiyordu. Savcı Öz'e reva görülen baskılar, 12 Eylül öncesi 'kontrgerilla'yı araştırırken öldürülen Savcı Doğan Öz'ü hatırlattı. Bu ülkede cumhuriyet savcısı olmak ve görevini layıkıyla yapmak ne kadar da zormuş dedirten bu baskılara karşı Zekeriya Öz'ün yalnız bırakılıp bırakılmayacağı merak ediliyor.

14 Ağustos 2010: FLAŞ!!! HSYK Korsanları: Bu saatten sonra ne yapılır, mücadele etcez yani.. Yetkililerin kriz yok açıklamalarına karşın HSYK'daki atama toplantılarında kriz yaşandığı ses kaydıyla da ortaya çıktı. Kulislerde HSYK'nın yaz kararnamesiyle Ergenekon davalarını bitirecek hamleler yapacağı konuşuladursun, HSYK üyelerinin her şeyi ortaya koyan ses kayıtları ortaya çıktı... Bir ay sonra, 12 Eylül'de yapılacak referandumda anayasa değişiklik paketi şayet evet oyu alırsa HSYK'nın yapısı değişecek ve yaklaşık bir ay sonra mevcut kurul ortadan kalkacak. Kamuoyu yoklamaları da evet oylarının daha yüksek çıkacağını gösteriyor. Bu nedenle köşeye sıkıştıklarını ve tükenme noktasına geldiklerini gören HSYK'daki beş kontrgerilla üyesinin bezginliği ses kaydına da yansıyor. Geçen sene yaşanan krizde korsan kararnamenin hazırlayıcısı olan kurul üyesi Ali Suat Ertosun ses kaydında şu cümleleri sarfediyor: 'Bazı davalara el attık, bazı davalardaki hakim ve savcıları değiştirmek istemeye kalkıştık, sanki kuyruklarına basılmış gibi, tabiri caizse, efendim, feveran ediyorlar. Ama iddia ediyorum, mesela, Antalya Başsavcısını değiştirecez deyin, vallahi kavga etmezler. Etmezler! Ama, kalkıp da İstanbul'daki filan yer (Beşiktaş) savcısı filan savcı deseniz birbirine giriyorlar. Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne yapılmaz. Tabi mücadele etcez yani.'

17 Ağustos 2010: Başsavcı Cihaner'den gizli tanığa tehdit: Senin kalemini kırdık.. Erzurum'da devam eden Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan daha sonra Yargıtay 11. Ceza Kurulu'nun tartışmalı kararıyla serbest bırakılan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in aynı davanın tanıklarından İlyas Meral'i tehdit ettiği iddiasının soruşturma dosyalarına eklendiği öğrenildi.

18 Ağustos 2010: HSYK krizi: İsteyenin bir yüzü kara, vermeyen AK Parti.. YAŞ krizi çözüldü ancak HSYK krizi giderek büyüyor. Kuruldaki kontrgerillacı 5 üyenin nafile çabası sürüyor. Üye Suat Ertosun'un internete düşen ses kaydındaki iddialarını doğrulayan gelişmeler yaşanmaya başladı. Kurul'un dünkü toplantısında Başkan Vekili Kadir Özbek, üyeler Musa Tekin, Ali Suat Ertosun ve Suna Türkoğlu net tavır koyarak, kritik davalara bakan İstanbul, Ankara, Diyarbakır ve Erzurum'daki mahkemelerde görev yapan hakim ve savcıların değiştirilmesini istedi. Ancak onların bu isteği yeterli olmuyor. Adalet Bakanı ve Müsteşarının bu dayatmaya direnmesi korsan kararnameyle yapılmak istenen atamaların gerçekleşmesini engelliyor. Şu ana kadar ki tüm gelişmeler kuruldaki korsan üyelerin son şanslarını deneyecekleri iddiasını doğruluyor. Çünkü 12 Eylül'de yani 1 aydan daha kısa süre sonra yapılacak anayasa değişiklikleri referandumunda şayet beklendiği gibi evet oyu çıkarsa kurulun yapısının en geç bir ay içinde değişmesi, çok sayıda yeni üyenin katılmasıyla kurulda şu an kontrgerillacılar lehine olan 5'e 2 çoğunluğun değişmesi bekleniyor. Ses kaydında üye Ertosun, korsan kararnameyi geçirebilmek için yapacakları çok şeyin olmadığını, ama yine de mücadele edeceklerini belirtiyordu. Geçen seneki korsan kararnamenin de hazırlayıcısı olan Ertosun 24 Nisan 2010'da Anayasa Mahkemesi'nin 48. kuruluş yıldönümü resepsiyonunda çok tartışılacak bir çıkış yapmış, yetki aşımını yani korsanlığı ne kadar normal gördüğünü belli etmişti. Resepsiyonda bir gazetecinin, 'HSYK'da müsteşar 5-6 toplantıya katılmadığı zaman ne yaparsınız?' şeklindeki sorusuna Ertosun, 'Müsteşar veya vekili makul sürede toplantılara katılmazsa, daraldığımız yerde 6 kişi toplanıp karar almayı düşünüyoruz' demişti. Bu durumun yönetmeliğe aykırı olduğu, müsteşar olmadan toplantının yapılamayacağının hatırlatılması üzerine, yargı ve hukukun tıkanması için çalışıldığını kendilerinin ise bunu aşmaya çalıştıklarını belirtmiş, kendisini haklı göstermeye çalışmıştı.

18 Ağustos 2010: FLAŞ FLAŞ!!! Kararname geri çekildi: Korsanlara geçit yok!.. FLAŞ!!! Biz bir önceki haberimizi girip krizin giderek büyüyeceğini, atamaların referandum sonrasına ertelenebileceğini belirtirken Ankara'dan flaş haber geldi. Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, 2010 Yaz Kararnamesi taslaklarının karara bağlanmayan bölümlerinin geri çekildiği bildirildi. Bakanlık açıklamasında kuruldaki üyelerce 224 kişilik (korsan) bir liste teklif edildiği, bu listede başta İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere kritik davalara bakan özel yetkili (CMK 250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük önerilerin de bulunduğu, bu önerilerin görülmekte olan davalar ile yürüyen soruşturmalara doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağının açık olması nedeniyle de kararnamenin geri çekildiği, yeni bir kararnamenin hazırlanarak kurula sunulacağı belirtildi.

19 Ağustos 2010: Boydan büyük laf: Toplantıya katılmazsa hukuki sonucu olur!.. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, Adalet Bakanı ve Müsteşarının toplantıya katılmamasının hukuki sonuçları olabileceğini söyleyerek üstü kapalı tehdit etti. Benzer bir durumda daha önce konuşan kurul üyesi Ali Suat Ertosun da tehdit etmiş ve 'HSYK'da müsteşar 5-6 toplantıya katılmadığı zaman ne yaparsınız?' şeklindeki bir soruya, 'Müsteşar veya vekili makul sürede toplantılara katılmazsa, daraldığımız yerde 6 kişi toplanıp karar almayı düşünüyoruz' demişti. Korsanlık anlamına gelen bu durumun yönetmeliğe aykırı olduğu, müsteşar olmadan toplantının yapılamayacağının hatırlatılması üzerine, yargı ve hukukun tıkanması için çalışıldığını kendilerinin ise bunu aşmaya çalıştıklarını belirtmiş, kendisini haklı göstermeye çalışmıştı. Özbek ve Ertosun'un açıklamaları, korsanlığın kuruldaki kontrgerillacı üyelere ne kadar sirayet ettiğini gösteriyor. Ancak tıpkı YAŞ krizinde olduğu gibi burada da yasalar hükümetten yana. Ne kadar direnseler de sonunda yasal olarak yapabilecekleri bir şey görünmüyor. Bunu geçen günlerde ses kaydı ortaya çıkan Ertosun da itiraf ediyordu: 'Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne yapılmaz. Tabi mücadele etcez yani.' Tek yapabilecekleri şey, olayı siyasi tartışma konusu yaparak içlerindekini dökmeleri, tıpkı Sincan hakimi Osman Kaçmaz gibi. Kaçmaz, dün yaptığı açıklamalarda şok ifadeler kullanmış, halen bir mahkemede görevli hakim olduğunu unutarak Başbakan Erdoğan'a ağır eleştiriler getirmişti.

20 Ağustos 2010: YARSAV'ın son umudu müsteşarda.. Yarsav müsteşara seslendi: Toplantıya lütfen katılınız!.. Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV), Adalet Bakanlığı müsteşarını Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) toplantılarına katılmaya çağırdı. YARSAV, siyasi iktidarın yargıda emir ve talimatla hareket eden bir yapı oluşturmak için yüksek kurulun kararname çıkarmasına engel olmak ve adliyeyi ele geçirme amacında nihai noktaya gelmeyi amaçladığını öne sürdü. Referandum sonucundan da ümitsiz olan Yarsav, hükümetin kararnameyi geri çekmesinin, referandum sonucunda çıkabilecek olası bir evet sonucunda topyekun yargıyı ele geçirme projesinden hiç bir ödün vermemek düşüncesinden kaynaklandığını iddia etti.

20 Ağustos 2010: ŞOK İDDİALAR!!! Tümü cemaatin işi derken şüphesi de yok delili de!.. Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, yazdığı kitabında Ergenekon, Danıştay saldırısı, Baykal kaseti, Balyoz gibi birçok operasyonun bir kesimin kontrolünde yürütüldüğünü iddia etti. İddialarını hiçbir delile dayandırmayan Avcı, verdiği röportajlarda kitabı sadece söylemlerden yola çıkarak yazdığını ifade ediyor. Hiç bir belge, somut bulgu göstermeden, kanaatimce şöyledir diyerek tamamen şahsi görüşlerine dayandırdığı iddialarında Avcı, devlet kurumlarını itham eden çarpıtmaların yanı sıra, kritik davalarla ilgili delillerin üretildiği ve hukuksuzluk yapıldığı gibi hiçbir mesnede dayanmayan ifadeler kullanıyor. Avcı'nın iddialarıyla ilgili en çarpıcı eleştiriler ise Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransu'dan geldi. 'Avcı'nın iddia ettiği olayların bir bölümünün kamuoyuna yansımasını sağlayan kişi bendim' diyen Baransu, 'haber kaynaklarımı çok iyi tanıyordum. Tanıdığım askerlerin hiçbiri kendisinin iddia ettiği gibi isimler değildi. Üstelik bu isimler cuntacı komutanların yanı sıra cemaat hakkında da kendisinden daha ağır ifadeler kullanıyorlardı' sözleriyle tüm Ergenekon operasyonları cemaatin işidir diyen Avcı'nın iddiasının boş olduğunu belirtiyor. Baransu'nun diğer çarpıcı tespiti ise AK Parti döneminde Avcı'nın bir türlü beklediği makamlara atanamadığını ve emniyet müdürlüğü ve benzeri görevler yapan arkadaşlarının da çeşitli nedenlerle görevlerinden alındığını örneklerle ortaya koyması oldu. Yani Baransu'ya göre, terfi ümitleri kesilen Avcı, tüm polis ve yargı camiasının cemaatin kontrolünde olduğu gibi isim yer ve zaman içermeyen iddialarıyla bir intikam hamlesi yaptı.

22 Ağustos 2010: Ergenekon'un yargı ayağında ifadeye çağrılma endişesi.. Eski Savcı Gültekin Avcı, Ergenekon'un 'yargı ayağı'nın ortaya çıkarılmadığına dikkati çekti. Avcı, HSYK'nın yargı kökenli üyelerinin Ergenekon davasını etkileme girişimlerinin altında bazı üyelerin adliyeye çağrılma endişesi yattığını söyledi. Avcı, 'Ali Suat Ertosun muhakkak adliyeye giderek ifade verecektir. Bugün olmasa da yarın muhakkak ifade verecektir. Kadir Özbek'in de ifade vereceği günleri göreceğiz' dedi. Sanal ortamlara düşen ses kayıtları ile ilgili yüksek yargıdan kamuoyunu tatmin edici bir açıklamanın gelmemesine de dikkati çeken Avcı, 'Ergenekon'un yargı ayağı henüz çözülmemiş durumda. Hamdi Yaver Aktan'ın ifadesi alınmamış durumda. Aktan, Ergenekon'un Yargıtay'daki üstü mü değil mi bu hususlar araştırılmadı. Yüksek yargıda yürütülen hiçbir soruşturma sonuçlanmıyor' diye konuştu. Avcı, Adalet Bakanlığı'na da seslendi: 'Bu derece politize olmuş, bu derece YARSAV'a yamanmış, bu derece referandumda 'hayır' kampanyası yürütecek kadar siyasal propagandaya kadar işi ileri götürmüş bir Kurul artık kararname meşruiyetini kaybetmiştir. Adalet Bakanlığı yeni bir taslak vermesin.'

23 Ağustos 2010: Büyük vurgun peşindeki korsanlar küçüklerle uğraşmamış.. HSYK'nın Ergenekon davasına müdahale gerekçesi çöktü. Korsan kararname için, kritik davalara bakan mahkemelerdeki iş yükünü gerekçe gösteren HSYK'nın, 50'yi aşkın il ve ilçenin taleplerini yok saydığı ortaya çıktı. Bu illerin adalet komisyonlarından iletilen yazılarda, 'yeni mahkeme kurulması ve hakim atanması' istekleri dikkat çekiyor. Ancak Kurul, bunların yerine iş yoğunluğu önceki yıllara göre azalan özel yetkili mahkemelere atama yapmaya çalışıyor.

27 Ağustos 2010: Islak imzalı belge de cemaatleri hedeflemişti.. Belgelere değil duyumlara dayanarak yazdığı kitapta şok açıklamalarda bulunan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı fethullah cemaatini hedef aldı. Her taşın altında bu cemaatin olduğunu söyleyebilecek kadar ileri giden ve iddialarına delil de getirmeyen Avcı'nın bu girişimi, eski MİT ajanı Mahir Kaynak'a göre Ergenekon cephesinin geciken karşı atağı.

28 Ağustos 2010: Korsanlık itirafı: Bazı savcıları değiştirmek istedik.. 'Ergenekon, Balyoz, faili meçhul cinayetler' gibi kritik davaların hakim ve savcılarını korsan kararnameyle görevden almak isteyen HSYK'dan itiraf geldi. BaşkanVekili Kadir Özbek, söz konusu hakim ve savcılarla ilgili kendilerine şikayet dilekçeleri ulaştığını, bunları incelediklerinde hak ihlali tespit ettiklerini ileri sürdü. Ancak sanıklardan gelen şikâyetler hakkında Kurul'un inceleme yetkisi bulunmuyor.

30 Ağustos 2010: Avcı boşluklar bırakıp çekildi ama tabiat boşluk kabul etmiyor.. Eskişehir Emniyet Müdürü Havefi Avcı, yazdığı kitabında sadece duyumlarına dayanarak şok iddialarda bulunarak Türkiye'yi sarstı ve emekliliğini isteyerek bir kenara çekildi. O tartışmaları başlatıp kenara çekildi ancak delil getirmeden suçladığı kişi ve kesimlerden gelen tepkiler giderek yükseliyor. Sadece geçmişte yaptığı işlere bakarak kendisine inanılmasını beklediği anlaşılan Avcı bugüne kadar sadece NTV'de yayına katıldı. Ancak sorulması gereken çok kritik sorular olmasına rağmen hiçbiri sorulmadı. Avcı'ya anlaşıldığı kadarıyla görmeyi duymayı istemediği soruları yöneltenlerden biri de Bugün gazetesinden Adem Yavuz Arslan. 'Hanefi Avcı'yla röpörtaj yapmak istedim ama konuşmak istemedi. Ben de kitaptan aldığım notları, kafama takılanları buradan soruyorum' diyen Arslan'a göre, 'Avcı'nın kitabında bariz bir 'dinlenilme takıntısı' hissediliyor. Hâlbuki sistemi en iyi Avcı biliyor. Mahkeme kararı olmaksızın ne daire iç yazışma yapabilir ne de TİB bir iletişim tespitine izin verebilir. Kaldı ki Avcı da biliyordur; İDB, 2006'dan bu yana aralarında usulsüz dinleme iddialarının da ele alındığı 6 farklı çalışma alanında 23 kez inceleme ve denetim geçirdi. Bu yönüyle de dış denetime açık tek istihbarat kuruluşudur. Fakat hiçbirinde dinleme ile ilgili bir kusur ya da hata çıkmadı.'

31 Ağustos 2010: FLAŞ!!! Sorulmayanlar sorulunca Hanefi Avcı teybi parçaladı.. Baransu-Avcı röportajı olaylı bitti. Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, kitabında sadece duyumlara dayanarak yer verdiği ve Ergenekon Balyoz Danıştay gibi olayların fasafiso olduğu, bu soruşturma ve davalarda ortaya çıkan çok sayıda belge bilgi silah gibi delillerin düzmece ve fethullah cemaatinin işi olduğu, hatta Deniz Baykal'ın seks kasedinin dahi cemaatin komplosu olduğu ve çok sayıdaki diğer şok iddialarıyla ilgili Baransu'nun hazırladığı 200'e yakın soru Avcı'yı öfkelendirdi. 2 saatlik röpörtaj boyunca giderek gerginleşen Avcı, gözaltına alınan ekip arkadaşı Emin Arslan'la ilgili soru karşısında ise öfke patlaması yaşayarak Baransu'nun teybini kırdı. Bu röportaj yarın Taraf Gazetesi'nde yer alacak.

04 Eylül 2010: FLAŞ FLAŞ FLAŞ!!! İşte Hanefi Avcı'nın Ergenekon planı.. Emre Uslu (Taraf): Hanefi Avcı’nın kitabı tartışılmaya devam ediyor. Ben kitaba ilişkin iki değerlendirme yazdım. Bu üçüncü ve muhtemelen son değerlendirmem olacak. Bu yazıyı yazmamın amacı benim kitaba ilişkin temel tezim 'operasyon kitabı' argümanımı güçlendiren emarelerin her geçen gün ortaya çıkmaya devam etmesi. Yeniden hatırlayacak olursak ben Avcı’nın kitabının İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB), Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ve İstanbul Emniyeti’nde istihbarattan sorumlu müdür Ali Fuat Yılmazer’i hedef aldığını yazmıştım. Emniyet kulislerine göre kitap bir referans noktası olarak kullanılacak ve bu üç birim hedef yapılacaktı. Kitaptan aldığım izlenim Avcı’nın koalisyon kurduğu ve halen çete davasından yargılanan Emniyet Müdürleri Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya, Emin Aslan, Faruk Ünsal ve Orhan Özdemir’in üzerindeki yargı incelemesini 'bu işlerin ardında cemaat var' argümanıyla kırmaya çalışıyor. Bunu yaparken çok stratejik hedef seçerek bu davalara delil sağlama durumunda bulunan Emniyet birimleriyle bu davaları takip eden savcılar hedef alınarak davalar tartışmalı hale getirilmek isteniyor. Burada kuşkusuz en kritik konum İstanbul İstihbarat Şubesi. Zira bu davaların Hanefi Avcı açısından en kritik olan Emin Aslan davası İstanbul da açılmış durumda.

07 Eylül 2010: Derin yargıya güvendi, TÜBİTAK'a da tazminat davası açtı.. Balyoz davası sanığı emekli Orgeneral Çetin Doğan, tutuklanmasına gerekçe gösterildiğini iddia ettiği bilirkişi raporunu hazırlayan TÜBİTAK heyetine 20 biner TL'lik tazminat davası açtı. Ergenekon sanıklarının peşpeşe açtığı tazminat davalarına Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kapı açtı. Bu dairenin, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'i tahliye etmedikleri gerekçesiyle farklı mahkemelerdeki 9 hakime skandal tazminat cezalarına karar vermesi, Ergenekon sanıklarının, hakim ve savcıları yıldırmak için kullandıkları açık olan bir intikam hareketine dönüştü. Ses kayıtlarıyla da çok net şekilde açığa çıktığı gibi, yüksek yargıda yuvalanmış Ergenekoncuların Ergenekon davasını engellemek için ellerinden geleni ardlarına koymadığı açık. İtalya'daki gladio davasında olduğu gibi Türkiye'de de Kontrgerilla en sert direnişi yargıda gösteriyor.

22 Eylül 2010: Balyoz toplu tahliyelerini eleştiren haberlere dava.. 2 ve 3 Nisan 2010 tarihlerinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan 'HSYK krizi atananlar devrede, Balyoz örtbas ediliyor' başlıklı haber ile 'Toplu tahliyelerin temeli 'korsan' kararname ile atıldı' başlıklı haberlere dava açıldı. Dava, haberlerde Ergenekon ve Balyoz şüphelilerine verdikleri toplu tahliye kararları eleştirilen hakimler Yılmaz Alp ve Tuncay Aslan'ın şikayeti üzerine açıldı. Haberleri hazırlayan Zaman muhabirleri bugün Beşiktaş'ta hakim karşısına çıkıyor. Duruşmayı Hukukçular Derneği, Boğaziçi Avukatlar Derneği, Savunma Avukatları Derneği ve Adalet ve Hukuk Derneği gibi sivil toplum örgütlerinin temsilcileri de izleyecek. Duruşmayı izleyen hukukçular daha sonra basın açıklaması yapacak.

24 Eylül 2010: Yargıtay’dan bir ihsası rey daha: Cihaner'le toplantı.. Erzincan Başsavcısı ve Ergenekon davasının sanığı İlhan Cihaner’in tahliye olduktan bir ay sonra, davasının temyizine bakacak olan Yargıtay 8. Daire üyeleriyle Yargıtay binasında bir toplantı yaptığı ortaya çıktı. Bu toplantıya, 8. Daire üyeleri Hamdi Yaver Aktan, Haydar Metiner, Nuray Duranoğlu, Ali Cengiz Özbek ve Necla Üçkardeşler’in katıldığı öne sürüldü. Cihaner’le toplantı yapan Yargıtay üyelerinin tamamının Cihaner’in davasının gitmesi muhtemel Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyesi olmaları dikkat çekti. Erzurum 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmakta olan Cihaner'in terör davası, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin Şemdinli'yi hatırlatan skandal kararıyla Yargıtay'a alınmış, Cihaner ve diğer tüm tutuklu sanıklar tahliye edilmişlerdi. Ancak yine Cihaner'in adının geçtiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ıslak imzalı Kontrgerilla Belgesi davasında mahkeme heyeti sürpriz bir kararla Cihaner'in Yargıtay'a alınan davasıyla bu davanın birleştirilmesine karar vermiş ve davaya hangi mahkemenin bakacağına karar vermesi için de dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göndermişti. Kararın yıl sonuna kalmadan çıkması bekleniyor. hukukçular davaya İstanbul'un bakacağına eminler. Çünkü yargıtayın sadece görev suçuyla ilgili davalara bakması mümkün. Ceza Kurulu'nun vereceği kararla Kontrgerilla'nın yargıdaki varlığı bir anlamda tescillenmiş olacak.

25 Eylül 2010: Kitabı niçin yazdığı netleşti: Soruşturmayı itibarsızlaştırma.. Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah Örgütü’nden bir kişiyle görüştüğü, örgüt üyesi bir kadınla ilişkisi olduğu ve örgütü dinlemelere karşı uyardığı iddiası üzerine Avcı, 'Bu da cemaat operasyonu' açıklamasını yaptı. Kitabını, son bölümüne cemaat iddialarını ekleyerek apar topar piyasaya süren Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, 'ön alma' ya da 'kontr' operasyon amacıyla bu kitabını yazdığına dair medyada yer alan iddialar doğrulandı. Kendisi hakkında başlatılan bir teknik takip olduğunu öğrenen ve yasadışı olduğunu iddia ettiği bu takibe öfkelendiğini kitabında da açıklayan Avcı'nın adı Devrimci Karargah soruşturmasına karıştı, hem de inanılmaz bir şekilde. Örgüte yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 17 sanıktan 13'ü dün mahkemece tutuklandı. Tutuklanan şüphelilerden biri de Necdet Kılıç. Necdet Kılıç'ın Hanefi Avcı'yla ilişkisi doğrulandı. Avcı, iddialar üzerine dün medyada yer alan açıklamalarında Necdet Kılıç'ı savunarak suçsuz olduğunu iddia etmiş ve mahkemede bunun ortaya çıkacağını iddia etmişti. Oysa mahkeme Kılıç'ı tutukladı. Avcı'yla ilgili bir diğer şok gelişme de yasak aşk yaşadığının ortaya çıkması oldu. Avcı, dün sevgilisi olduğu iddia edilen K.K'nın evinden çıkarken görüntülendi. Yasak aşkın buluşma mekanlarından birisi Devrimci Karargah örgütü üyesi Necdet Kılıç'ın eviydi. Örgüt üyesi olduğu belirlenen Necdet Kılıç'ın telefonlarını teknik takibe alan polisin, Hanefi Avcı ile Kezban Küçük arasındaki ilişkiyi de ortaya çıkarttığı ifade ediliyor. Ancak Avcı'ya göre özel hayatına giren bu konunun gizli dinlemeyle ortaya çıkarılması cemaat operasyonuydu, cemaat kendisini itibarsızlaştırmaya çalışıyordu. Oysa herşey çok net. Mahkeme kararıyla teknik takibe alınan örgüt üyesi Necdet Kılıç'ın konuşmalarından hareketle Hanefi Avcı'nın da bu çirkin bağlantılarda yer aldığı tespit edilmiş. Bunu kendisi de kitabında, hiç kimsenin bilmediği iki cep hattının, nasıl olduğunu bilmediği bir şekilde öğrenilerek takibe alınmış olduğunu farkettiği ve öfkelendiği şeklinde belirtiyordu. Bunu öğrenir öğrenmez de kitabına son bölüm olarak şok iddiaları eklediği ve aceleyle kitabını piyasaya sürdüğü şimdi daha net anlaşılıyor.

27 Eylül 2010: ŞOK Ses Kaydı!!! Cihaner ve tüm Ergenekon davaları Ankara'ya alınsın.. İnternete yeni bir ses kaydı daha düştü. Dailymotion.com'da yayına konulan 4 parçalı ses kaydı bir süre sonra site tarafından yayından kaldırıldı. Skandal ses kaydındaki kişiler arasında Sincan Hakimi Osman Kaçmaz, Yargıtay Üyeleri Hamdi Yaver Aktan ile Fatih Arkan, Prof. Dr. Ersan Şen, 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker, Danıştay 7. Daire Üyesi Eren Sonbay gibi isimler bulunuyor. Şok diyalogların geçtiği ses kaydı, Yargıtay'da nasıl kirli oyunlar oynandığını, yerel mahkemelerden oraya aktarılan dosyalara bakacak hakimlerle görüşülerek dosyalara nasıl tesir edildiğini bir kez daha gösteriyor. Ses kaydı, çok yakında İstanbul'da mı yoksa Ankara'da mı bakılmaya devam edileceğine dair Yargıtay Ceza Kurulu'nda karara bağlanacak olan Islak İmza ve Cihaner dosyaları konusunda yargıtayda nasıl kirli oyunlar oynandığını, hatta sadece bu davaların değil tüm Ergenekon davalarının dahi birleştirilerek Ankara'da Yargıtay'da gördürülmesi çabalarının harcandığını gösteriyor. Şu ana kadar yüksek yargıdaki bu kirli oyunları deşifre eden çok sayıda ses kaydı yayınlandı. Sonuncu ses kaydı, referandumda hayır oyları çıkmasının önemini ve boykot desteği için PKK terör örgütü lideri Öcalan'la görüşülmesi gerektiğini işliyordu. Yine önceki kayıtlardan birinde de Cihaner davasının Erzurum Mahkemesi'nden baskıyla alınarak Yargıtay'da görülmesi ve sanıkların tahliye edilmesi işleniyordu. Ortaya çıktığında Türkiye'yi sarsan bu ses kaydındaki kişiler için, kimlikleri de açık olmasına rağmen birşey yapılmadı ve kayıtta geçen kirli plan adeta göstere göstere ve adım adım gerçekleştirildi. İçlerinde gerçek hukukçular bulunsa da Yargıtay dairelerinde kritik konumlara gelmiş birçok ismin örgütlü olarak birlikte hareket ettikleri, ihsası reyde bulunarak dosyalara bakacak kişilere ve dosyalara tesir ettikleri, istedikleri yönde karar çıkartıkları bu ses kayıtlarından anlaşılıyor.

28 Eylül 2010: SKANDAL!!! Yargıtay Cihaner tiyatrosuna devam edecek.. Ses kayıtlarındaki kirli plan doğrulandı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu beklenen kararı verdi ve Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 'Ergenekon terör örgütüne üye olma' suçu kapsamında görülen davanın Yargıtay 11. Ceza Dairesinde görülmesine karar verdi. Kurul kararı 18'e 6 oyla aldı. Bu kararla, dava son olarak görüldüğü Ankara'daki 11. Daire'de kalmış oldu. Terör davaları özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görülür ayrıca yargıtay'da görüşülecek olsa dahi 9. Daire buna bakabilir. Ancak bu kurallar ihlal edildi. Bu kararla, birinci sınıf yargı üyesi barındırabilen her çetenin davası yargıtaya alınabilir. Sanık Cihaner'in Yargıtay Ceza Genel Kurulu başkanı ve diğer üyelerle görüştüğü iddia edilmiş, dün ortaya çıkan ses kayıtlarıyla da bu doğrulanmıştı. Buna rağmen alınan bu kararla Kontrgerilla'nın yargıdaki, özellikle de yüksek yargıdaki varlığı bir kez daha tescillendi. İtalya'daki Gladio skandalını ortaya çıkaran Savcı Felice Casson'un da dediği gibi Kontrgerilla en büyük direnişi yargıda gösteriyor. Ses kayıtlarıyla da ortaya çıktığı gibi, Ergenekon'la bağlantı şüphesi bulunan yargı mensupları, örgütlü şekilde hareket ederek bağlı bulundukları örgüte yönelik soruşturmayı inanılmaz şekilde devir almış oldular. Artık istedikleri gibi kapatabilirler. Kamuoyundaki kanaat bu. Ve iddialara göre yargıtay bununla da yetinmeyecek ve öncelikle 'Islak imzalı' dava olmak üzere Ergenekon davalarının tümü, yerel mahkemelerde karara bağlanması beklenmeden yargıtayda birleştirilecek ve örtbas edilecek. Terör konusunda Yargıtay'da görülen ilk dava Cihaner'in davası. İddialara göre bu dava emsal kabul edilerek diğer Ergenekon ve benzeri davalardaki 1. sınıf sanık durumundaki sanıkların müracaatı üzerine o davalar da yargıtaya alınacak.

02 Ekim 2010: Cihaner davasının gizli tanığına: İfadeni değiştir, yoksa!.. Erzincan Ergenekon davasının gizli tanıklarından 'Munzur'un, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkındaki ifadelerini değiştirmesi için tehdit edildiği, ağabeyinin de bu nedenle rehin alındığı iddia edildi. Durumun polise aktarılması üzerine tehdit eden şahısla ağabeyin ifadeleri alındı. Aynı davanın tanıklarından İlyas Meral de Başsavcı İlhan Cihaner tarafından tehdit edildiğini ileri sürmüştü. (Gizli Tanık Munzur ifade değiştirmesi için yapılan baskıları 02 Ağustos 2011 tarihinde ıslak imza davasında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde doğruladı.)

12 Ekim 2010: Güney'i dinleyen Avcı Ergenekon'dan haberdar mıydı?.. Hanefi Avcı'nın odasında bulunan 24 kasette ikinci perde. Kasetlerde Ergenekon soruşturması sanıklarından Veli Küçük dışında 'karakutu Tuncay Güney'in de ses kayıtları bulundu. Bu gelişme 'Avcı o yıllarda Ergenekon'dan haberdar mıydı?' sorusunu gündeme getirdi. Bu açıdan Hanefi Avcı'nın yazdığı kitabında herkesi şok edecek şekilde ' Ergenekon fasafisodur' demeye getirmesi anlamlı bulundu.

12 Ekim 2010: HSYK'daki 7 üyeden 'düşmesek de inecektik' istifası.. HSYK'daki korsan kararnameci üyeler istifa etti.. Şov amaçlı olduğu tartışılan istifalara sert tepkiler geldi. Başbakan Erdoğan bugünkü grup toplantısında HSYK üyelerinin istifalarına da değindi ve çok ağır eleştirdi: 'HSYK'da istifalar oldu, hayırlısı olsun. Sizin elinizi tutan yok fakat geç de kaldınız. Bunun adı aslında 4 4'lük bir şovdur. Bu öyle bir çalıştırılmıyoruz falan, hepsi kuru bahane. Bugüne kadar çalıştırılıyordunuz da 14 Ağustos'tan sonra mı? Zaten 12 eylülden sonra millet kararını verdi otomatikman toplantı yeter sayısından uzaksınız böyle bir şey yapacak durumunuz yok. Ani baskınlarla Erzurum'daki kararı alan siz değil miydiniz? oralarda çalışıyordunuz. şimdi ne oldu da bizi çalıştırmıyorlar diyorsunuz. 7 kişi içinde Adalet Bakanı ve müsteşarı mı engelliyor sizi? Atamalar noktasında da aynı kararlığı gösterdiniz. Bu tür açıklamaları yapmak suretiyle şimdi bunları yapıyorsunuz. Açık olun Yargıtay'da Danıştay'da işimiz var, adaylıklarımız var onun için ayrılıyoruz deyin. Başkanvekilinin 53 günü kalmış ,diğerlerinin 3-5 günü kalmış. biri de istifa etmedi bekliyor. Tavırlarını anlamak mümkün değil.'

20 Ekim 2010: Ergenekon duruşmasında slogan atan 119 İP'liye dava.. Birinci 'Ergenekon' davasının 149. duruşmasında sloganlar atarak mahkemeyi protesto eden çoğunluğu İP üyesi 119 kişi hakkında hapis cezası istemiyle dava açıldı. İddianamede, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti Başkanı Köksal Şengün, üye hakimler Hasan Hüseyin Özese ve Sedat Sami Haşıloğlu ile davaya giren İstanbul Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın 'müşteki' olarak yer aldı.

27 Ekim 2010: Ergenekon hakimlerini karalamak için şaşkın girişim.. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasında dün ilginç gelişmeler yaşandı. Mahkeme Başkanı Şengün'e gelen not akılları karıştırdı. Ergenekon ana davasının tutuklu sanığı İsmail Yıldız, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'e gönderdiği bir notta, Asabiye uzmanı olan doktor bir arkadaşının kendisine 'Davaya bakan bir hakimin eşi ve çocuğunu hastanede gördüm. Onlara yardım edebilirim' şeklinde bilgi gönderdiğini ifade etti. Ancak Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, bu yardım teklifiyle ilgili olarak 'Bu bilgiler tamamen yanlış. Heyette eşi memur olan ve böyle iki çocuğunun sağlık problemi olan yok. Arkadaşınızın ismini açıklamanıza da gerek yok. Bu bilgiyi de ona ulaştırın' diyerek tepki gösterdi. Böyle asılsız bir yardım teklifinin hangi amaçla yapıldığı ya da yanlışlıkla mı yapıldığı konusu anlaşılamadı.

27 Ekim 2010: Darbe Günlükleri soruşturması örtbas mı ediliyor?.. İstanbul Başsavcılığı, Eski Kuvvet Komutanları hakkında yürütülen ‘darbe günlükleri’ soruşturmasında yetkisizlik verdi. Yetkisizlik kararında ‘Ergenekon örgütü ile bağlantı kurulamadığı’ belirtildi. Dosya Ankara’ya gönderildi. Ancak bu durum kafaları karıştırdı. Çünkü dosyanın Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili savcı Zekeriya Öz'den tuhaf bir şekilde kaçırıldığı iddiası gündeme gelmişti. Ağustos ayında Öz'den 'Balyoz dosyasıyla ilgisi olup olmadığının inceleneceği' gerekçesiyle alınan dosya savcı Mehmet Ergül'e verilmişti. Dosyayı geri göndermediği öğrenilen Ergül, iki ay sonra günlüklerin Ergenekon soruşturması ile bağlantısı bulunmadığını gerekçe gösterip, dosyayı Ankara'ya gönderdi. Ancak günlüklerde yer alan çok sayıda iddia, Ergenekon davası sanıklarına da soru olarak yöneltilmişti. İkinci Ergenekon iddianamesinde Sarıkız kod adlı darbe planıyla ilgili, 'Plan çerçevesinde, basının ele geçirilmesi, üniversite öğrencilerinin sokağa dökülmesi, sendikalarla birlikte hareket edilmesi, sokaklara afiş asılması, dernekler ile temasa geçip hükümet aleyhine teşvik edilmesi ve tüm bu olayların yurt çapında gerçekleştirilmesinin hedeflendiği görülmüştür. Sarıkız kod isimli darbe planının Şener Eruygur, Aytaç Yalman, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına tarafından hazırlanmış olabileceği değerlendirilmektedir' tespitleri yer alıyor. Yine Ergenekon davası tutuklu sanığı Mustafa Balbay'ın günlüklerindeki notlar ile Özden Örnek'in günlüklerindeki darbe suçlamasına ilişkin bilgilerin örtüştüğü ortaya çıkmıştı. Bu ilginç durum, 'Komutanların Ergenekon ilgisi yoksa Balbay'ın nasıl var, Balbay'ın varsa komutanların nasıl yok?' sorusunu sorduruyor ve generallerin tıpkı balyoz soruşturmasında olduğu gibi yargıdan kurtarılmakta olduğuna dair şüpheler uyandırıyor. Savcı Ergül'ün, Ergenekon soruşturmasında hiç görev almamasına rağmen, yetkisizlik kararı vermesi de dikkat çekti. Dikkati çeken diğer bir ayrıntı da, Balyoz soruşturmasının kamuoyunda tepki doğuran bir müdahaleyle savcılar Bilal Bayraktar ve Mehmet Berk'ten alınıp Savcı Ergül'e verilmiş olmasıydı. Bu gelişme balyoz soruşturmasının daha fazla derinleştirilmeden örtbas edilmek istendiği yorumlarına neden olmuştu.

29 Ekim 2010: Başsavcı Cengiz yine devrede: Avcı dosyasını bana verin.. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in, Başsavcıvekili Turan Çolakkadı’yı devreye sokarak Devrimci Karargah soruşturmasını yürüten savcı Kadir Altınışık’tan Hanefi Avcı dosyasını istediği öğrenildi. Savcı Altınışık’ın da 'Alacaksanız dosyanın hepsini alın' diyerek, Avcı ile ilgili Başsavcı Engin’e dosya göndermediği belirtildi.

01 Kasım 2010: Komutanları kurtarmak için Yüce Divan hüllesi.. Başsavcı İlhan Cihaner'in terör suçunun görev suçuna sokularak yerel mahkemelerden kurtarılması skandalının benzeri 'darbe günlükleri' için gündemde. İlginç bir süreç sonunda 'görevsizlik'le Ankara'ya gönderilen 'Darbe Günlükleri' Yüce Divan'a taşınmak isteniyor. AK Partili Üstün, 'Darbe suçu örtbas edilmek isteniyor' dedi. Hukukçular, 'Darbe suçu görev suçu değil' görüşünde. Emekli Başsavcı Petek ise yargılanacakları yerin özel mahkemeler olduğunu söyledi.

08 Kasım 2010: TÜBİTAK'tan tepki: Avcı'nın ofisinin aranmasında yoktuk.. TÜBİTAK Başkanlığı, Hanefi Avcı'nın makam odasından çıktığı ileri sürülen kasetlerin delil araması sırasında 'TÜBİTAK görevlilerinin de katılımıyla kırıldığına' ilişkin iddiaların hayal mahsulü olduğunu bildirdi. Son zamanlarda TÜBİTAK'ı yıpratmak için Ergenekon çevrelerince çeşitli iddialar ileri sürülerek bu stratejik kurumun pasifize edilmesi ve yıpratılmaya çalışılması dikkati çekiyor. Ergenekon ve benzeri davalarda çok kritik raporlar verdiğine dikkat edilirse kurumun, bu nedenle hedef haline getirilmeye çalışıldığı söylenebilir.



31 Aralık 2010: Sağlam deliller, çürük gelin-damadı sarstı.. Balyoz Darbe Planı davasının bir numaralı sanığı eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan Rodrik ve damadı Dani Rodrik'in, açtıkları web sitesinde ve yayınladıkları kitapta Balyoz belgelerinin sonradan üretilmiş sahte belgeler olduğuna dair iddialarını ispatlamak, dava delillerini çürütmeye için yoğun bir çalışma yürütmesi.

06 Ocak 2011: Selek'i Melek, Doğan'ı Serçe yaptılar!.. 2011 Ergenekon tutukluları için çok kötü başladı. Ergenekon sanıklarından tutukluluk süreleri 4 yılı dolduracak olanlar, yeni düzenlemeye göre tahliye edilmeyi bekliyordu. Ancak anayasal suçlarda tutukluluk süresinin 10 yıla çıkarılabilmesine Yargıtay da onay verince bu hesap tutmadı. Davaları yargıtayda onay bekleyen ve 10 yıllık tutukluluk süresini tamamlamış Hizbullah, PKK gibi terör örgütü tutukluları grup grup tahliye edilirken, tahliye edilmeyi bekleyen Ergenekon tutuklularının 6 sene daha cezaevinde kalabileceklerinin ortaya çıkması bu çevrelerde tam anlamıyla şok etkisi yaptı. Hizbullah ve PKK tutuklularının serbest bırakılmasını eleştiren bu çevreler, Ergenekon tutuklularının ise derhal tahliye edilmesini talep ediyorlar. Oysa durum çok farklı. Yeni Akit gazetesi yazarı Hasan Karakaya bu çelişkiye dikkat çektiği köşe yazısında, çarpıcı örnekler vererek Ergenekon medyasını çifte standart uygulamakla suçluyor.

07 Ocak 2011: Demirel ve Cindoruk, Ergenekon davalarını eleştirdi.. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ergenekon davasından, hukuksuzlukların dizboyu olmasından ve askerin alışılmadık muamelelere tabi tutulmasından kaygılandığını açıkladı. Demirel'in ayrılmaz gölgesi olarak nitelenen eski Meclis başkanı Hüsamettin Cindoruk da rahatsızlığını ifade etti. Balyoz davasında iddianamenin TRT spikerlerince okunmasını Yassıada duruşmalarına benzeten Cindoruk, Balyoz ve Ergenekon soruşturmalarını da Yassıada uygulaması olarak niteleyerek tepki gösterdi.


19 Ocak 2011: Ergenekon sanıklarını milletvekili yapma planı devrede.. Ergenekon ve Balyoz davası sanıklarını cezaevinden çıkarabilmek için milletvekili yapma projesinde ilk adım atılıyor. İddialara göre kendisi de Ergenekon sanığı olan Yalçın Küçük, bu çerçevede CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den randevu isteyecek. Kabul edilmesi halinde de cebindeki listeyi sunacak. Küçük'ün listesinde Doğu Perinçek, Mehmet Haberal, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Atilla Uğur, Hasan Iğsız, Engin Alan ve Çetin Doğan'ın isimlerinin yer aldığı ileri sürülüyor.

18 Ocak 2011: Sanık, askeri savcı, bilirkişi.. Üçü de Ergenekon sanığı!.. Taraf yazarı Emre Uslu 17 Ocak 2011 tarihli köşe yazısında, balyoz ek klasörlerini incelerken yakaladığı çok çarpıcı bir ayrıntıyı işliyor. Buna göre Ergenekon soruşturması kapsamında evi aranan kişi bir askeri savcıdan yardım istiyor. Yardım istenen savcı yardım isteyenin davasına bakıyor ve bilirkişinin daha ağır ceza verilmesi görüşünü hiçe sayarak daha hafif ceza istiyor. Soruşturmayı yürüten bu askeri savcının adı Balyoz davası CD’lerinde 'öncelikli ve özellikli görevlendirme' listesinde geçiyor. Ergenekon sanığında ele geçen askeri belgeleri inceleyen bilirkişi casusluk olasılığından bahsediyor. Ama gün geliyor bu bilirkişi, ofisinin altında saklanmış torbalar dolusu belge çıkması üzerine casusluk soruşturması kapsamında tutuklanıyor. Uslu'nun delil klasörlerini dikkatle inceleyerek farkettiği ve 'bu karmaşık ilişkiler tuhaf bir sonuç doğuruyor' dediği duruma göre; Sanık, savcı ve bilirkişi Ergenekon’la ilişkili davalardan sanık olarak yargılanıyor. Uslu'nun 'tuhaf ve karmaşık' diye nitelediği durum, Ergenekon örgütlenmesinin iddia edildiği kadar derin ve geniş bir örgütlenme olduğu iddialarını aslında güçlendiriyor. Bu yönüyle aynı örgütlenmede yeralan isimlerin yolunun bir yerde kesişmesi tuhaf değil gayet normal olarak değerlendirilmeli.

21 Ocak 2011: Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'ı korumak için Doğan medyasının dikkati çeken çabası.

24 Ocak 2011: CHP'li Batum: 50 bin kişiyle Silivri'yi basalım!.. CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum'un, Silivri'deki Ergenekon sanıklarına moral vermek, mahkeme heyetini korkutmak için "50 bin kişiyle Silivri'de görülen Ergenekon davasına katılma" projesi.

24 Ocak 2011: Ergenekon davasının en önemli sanıklarından İbrahim Şahin'i yargılanmaktan kurtarmak için bunama raporu alma girişimleri.

26 Ocak 2011: Polis Çelebi'nin cebine telefon rehberi ekledi mi?.. Ergenekon sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin gözaltında bulunduğu sırada el konulan cep telefonuna, polis tarafından, Hizbuttahrir üyelerinin de olduğu 139 telefon numarasının sehven yerleştirildiği ortaya çıktı. Buradan hareketle, "Çelebi'nin temiz olduğu, kirli olanın polis olduğu,  Çelebi'nin Hizbuttahrir'le bir ilişkisi olmadığı" iddiaları günlerce medyada savunuldu. Oysa Hizbuttahrir'le ilişkisini, mahkemede Çelebi de kabul etti. Zaten mahkeme, Çelebi'nin cep telefonundaki numaralara dayanarak bir suçlamada bulunmamıştı. Sadece diğer belge ve bilgilere istinat etmişti.

29 Ocak 2011: Ergenekon savcısı Çolakkadı'ya tehdit.. Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını yürüten özel yetkili savcıların amiri konumundaki Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı'nın evinin yanındaki bir trafoya İngilizce ölüm tehdidi mesajları yazıldı. Çolakkadı Ergenekon çevrelerinin sevmediği bir savcı. Önceki HSYK tarafından korsan kararnamelerle görevinden alınmaya çalışılan savcılardan biri olan Çolakkadı'nın adı, Balyozcuların darbe sonrası görevden alacağı kişiler arasında da geçiyordu.

03 Şubat 2011: Balyoz ve Gölcük'ü sulandırma operasyonu.. Can Ataklı nasıl suçüstü yakalandı? Balyoz ve Gölcük belgeleri üzerinde şüphe uyandırma operasyonunda son icraatları neler? NTV ve CNN, servis edilen bu sulandırmaları nasıl haber yaptı?.. Ergenekon sanığı Mehmet Ali Çelebi'nin telefon fihristine başka kişilerin telefon numaralarının eklenmesi olayı nasıl saptırılıyor?.. Yeni Akit yazarı Yener Dönmez ile Sabah yazarı Nazlı Ilıcak köşe yazılarında çarpıcı bilgiler vererek, Balyoz ve Ergenekon davası hakkında şüphe uyandırmak için bazı çevrelerce nasıl gayret edildiğini çapıcı ve somut örneklerle işliyor.

15 Şubat 2011: Gelin damattan etik dışı hareketler.. Balyoz Darbe Planı davasının bir numaralı sanığı eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan Rodrik ve damadı Dani Rodrik, açtıkları web sitesinde ve yayınladıkları kitapta Balyoz belgelerinin sonradan üretilmiş sahte belgeler olduğuna dair iddialarını ispatlamak için yoğun bir çalışma yürütüyor. Gölcük Donanma'dan gelen belgeler işlerini sekteye uğrattıysa da mutlaka ona da bir açıklama getireceklerdir. Okurlarımızdan Selim Berk, Rodrik çiftinin akademisyen olmalarına karşın balyoz delillerini çürütmek için sergiledikleri ve bir akademisyene yakışmayan etik dışı davranışlarını işleyen bir yazı göndermiş.

22 Şubat 2011: Odatv'nin, Ergenekon davasını karalamak için bile bile yalan haber yapması.. Ergenekon davası sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin cep telefonuna, polis tarafından Hizbuttahrir üyesinin telefon rehberinin sehven kopyalandığı ile ilgili haber yapan Odatv'nin, "Yanlış Yorumluyorsunuz" uyarılarına rağmen bile bile yalan haberler yaptığı ortaya çıktı. Yine Odatv'de ele geçirilen belgelerde, hükümeti yıpratmak için yapılacakların yanında Ergenekon soruşturma ve davaların engellenmesi için yapılacaklar da yer alıyor. Ergenekon davasının BOP kapsamında TSK'yı yıpratma ve etkisizleştirme amacında olduğu ve benzer konuların medyada sürekli işlenmesi, sivil savcıların askeri bölgedeki aramalarının nasıl engellenebileceği gibi ayrıntılar bu belgelerde işleniyor.

22 Şubat 2011: Ergenekon sanığından ilginç iddia: Polis çay istetip, boş odaya DVD'yi koydu.. Ergenekon sanığı emekli Albay Levent Göktaş, suçlanmasına konu olan ve Ergenekon davasının da en önemli delilleri arasında yer alan 51 no'lu DVD'nin, bayan avukatın çay almak için dışarı çıktığı esnada boş olan odaya giren polislerce yerleştirildiğini ve el çabukluğuyla bulunduğunu iddia etti. Ergenekon dava sürecinde, sanıklardan bir teki bile ev ya da bürolarında ele geçen kritik önemdeki cd, belge ve benzer delilleri kabul etmedi. İlginç şekilde hepsinin ortak iddiası, bunları polisin oraya yerleştirdiği oldu. Yoldan geçen sabıkalılar, çavuşlar, virüsler gibi bahanelere son olarak çaycı-polis işbirliği de eklendi.

25 Şubat 2011: Yargıtay'dan soruşturma siparişi.. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak' suçlamasıyla yargılandığı davada, Adalet Bakanlığı'ndan soruşturma izni alınmadığı gerekçesiyle, dava dosyasını tekrar Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Cihaner'in, Yargıtay 11. Ceza Dairesinde, 'Görevi kötüye kullanmak ve imar kirliliğine neden olmak' suçlamasıyla yargılanmasına ise devam edilecek. Terör dosyası hakkında soruşturma izni alınır alınmaz tekrar Yargıtay'a gelecek. Yargıtay, hukuka aykırı şekilde Erzincan Ergenekon terör örgütlenmesi suçlamalarını Cihaner'in görev suçuna sokarak davaları birleştirmiş ve terör davasını da kendi bünyesine almıştı. İnanılmaz hukuksuzlukların yaşandığı bu süreçte Erzurum mahkemesi üzerinde savaş uçakları uçurulmuş, askeri araçlar şehir merkezinde yürütülmüş, dava Yargıtay'ın içtihatlarına aykırı şekilde fotokopi evrak üzerinden oldu bitti ile birleştirilmişti. Yargıtay Ceza Genel Kurul üyelerinden bir çoğunun dahi isyan ederek 'yok hükmünde' kabul ettiği bu skandal karar, 2. Şemdinli skandalı olarak nitelendirilmişti. Yargıtay Cihaner soruşturmasını garantiye almak için Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'na sipariş vermeye çalışıyor. Aslında sipariş ifadesi biraz hafif kalıyor, Yargıtay doğrudan talimatla bir soruşturmayı şekillendirmeye çabalıyor. Erzincan'a dosyayı 'soruşturmayı tamamla bana gönder' direktifiyle yolluyor. Hiçbir makam ve kişi, yürütülen soruşturmayla ilgili hakim ve savcılara emir ve talimat veremez. Buna yüksek mahkemeler, Adalet Bakanlığı ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da dahil.

26 Şubat 2011: Mustafa Kemal'i kullanın, kimse karşı duramaz.. Ergenekon sanıklarının Atatürk'ün ardına saklanarak savunma yapma çabaları iyice dikkat çekti. Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin ajandasındaki el yazılı notlardan biri de buydu: 'Mustafa Kemal'i kullanın, ona kimse karşı duramaz.' Çelebi, mahkemedeki savunmasında ajandasındaki stratejiyi bire bir uyguluyor. Terör örgütüne üye olmakla suçlanan sanık, savunmasında sürekli Mustafa Kemal'in askeri olduğunu anlatıyor. Diğer bir Ergenekon sanığı yarbay Mustafa Dönmez de birkaç gün önceki duruşmada, 'Suçum, Mustafa Kemal'in yolunda olmaktır!' demişti.

28 Şubat 2011: Silahlı saldırı: Hedef Balyoz hakimi mi?.. Balyoz davasına bakan hakim ve savcılarla aynı sitede oturan İstanbul Bölge İdare Mahkemesi hakimi E.A.'nın otomobiline uzun namlulu silahla ateş açıldığı ortaya çıktı. Otomobilin sağ arka kapısında mermi çekirdeği bulunan Hakim E.A., 'Otomobilim Balyoz hakimi Ali Efendi Peksak'ın aracı ile aynı renk ve modelde. Büyük ihtimal benim aracımı Balyoz hakiminin aracı zannedip ateş açtılar' dedi. Olay Ergenekon'un henüz tespit edilemeyen idhar (yedek) kadrolarını akla getirdi.

05 Mart 2011: Odatv'cilerin 'itiraf' korkusu.. Oda TV'de yapılan aramalarda ele geçirilen belgeler, Soner Yalçın ve ekibinin sadece gazetecilik yapmadığı yönündeki görüşleri destekler nitelikte. Belgelerden birinde Ergenekon sanıklarıyla ilgili tutulan notlar yer alıyor. Ergenekon sanıklarının itiraflarda bulunmaması için bazı önlemler alınmış. İşte o notlardan çarpıcı başlıklar: 'Sanıklardan bazıları çok şey biliyor. Bir itiraf furyası başlarsa bütün kategoriler aynı anda çöker. Bu nokta çok ciddi, daha önce de aktardık.'

07 Mart 2011: Karanlık odada medya yapılanması.. Soner Yalçın'ın sahibi olduğu Odatv'ye yönelik Ergenekon operasyonunda ele geçirilen 'Ulusal Medya 2010' isimli belge yasadışı derin yapılanmaların medyayı şekillendirmek için planlama yaptığını ortaya koydu. Belgede Ergenekon ve Balyoz gibi soruşturmaların boşa çıkarılması için medyada yapılması gerekenler bir bir anlatıldı.

09 Mart 2011: Medya büyükanıtları: Gerçekten tanır mısınız?.. Gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınmasına ilk andan itibaren bir takım medyada gösterilen tepkiler.. İki hafta boyunca yürütülen ve demokrat bazı gazetecilerin de şaşırtıcı şekilde alet olduğu kamuoyunu yanıltma girişimleri dikkat çekti.

17 Mart 2011: Erzincan köylerindeki silahların sırrı çözülüyor.. 1993'te Alevi-Sünni çatışması için Erzincan'da köylülere dağıtılan silahlarla ilgili önemli belgelere ulaşıldı. Dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in 2009'da başlatılan soruşturmayı nasıl yürüttüğünü gösteren belgelere göre, dosya terör suçu yerine Ateşli Silahlar Yasası kapsamına alınmış. Cihaner, olayın özel yetkili savcıya bildirilmemesi için talimat vermiş. Mühimmatta 3 LAW ve bombalar da var.

18 Mart 2011: Baykal Ergenekon savcıları göreve çağırdı ama ifade vermiyor.. CHP esli lideri Deniz Baykal, Oda TV muhabiri İklim Bayraktar'ın taciz iddialarının ardından yeni bir komplo ile karşı karşıya olduğunu ileri sürmüş ve savcıları göreve çağırmıştı. Savcılık da harekete geçerek kendisiyle birlikte Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin'i ifade vermeye davet etti. Ancak Baykal, gitmeyeceğini açıkladı. Savcılıktan kendisiyle ilgili belgeleri talep eden Baykal'ın bu talebi reddedildi. Konunun Ergenekon'la bağlantılı olmadığını iddia eden Baykal, kaset olayının Ergenekon soruşturması kapsamında ele alınmasını istemediğini de belli etti. Baykal'ın bazı bilgilerin ortaya çıkmasından çekindiği ileri sürülüyor.

22 Mart 2011: Baskınları etkisiz bırakmak için Ergenekon'un telsizli haberalma sistemi.. Ergenekon'un tutuklu sanığı Prof. Mehmet Haberal'ı Kardiyoloji'de kaldığı günlerde hiç yalnız bırakmayan adamlarının ilginç bir erken uyarı sistemi kurduğu anlaşıldı. Haberal'ın adamlarının savcı ve polis gibi davetsiz misafirlere karşı kurduğu anlaşılan telsiz tabanlı sistem vasıtasıyla Haberal'ın refakatçisi ve doktorlarının uyarıldığı, kazanılan dakikalar içerisinde Haberal'ın odasındaki suç unsuru taşıyan tüm materyallerin refakatçinin kaldığı diğer bir odaya taşınıp dolaba kilitlendiği anlaşıldı.

11 Nisan 2011: Tutuklanan gazeteci Ahmet Şık'ın 'imamın ordusu' adlı kitabı neyi örtüyor.. Taraf gazetesinden Mehmet Baransu köşe yazısında Ergenekon soruşturmasında örgüt emriyle Ergenekon soruşturmasını karartma amaçlı kitap yazdığı gerekçesiyle tutuklanan gazeteci Ahmet Şık'ın kitabını analiz ediyor. Hanefi Avcı'nın kitabıyla kıyaslama yapan Baransu, Şık'ın kitabında da Ergenekon ve benzer soruşturmalardaki gerçeklerin ortaya çıkartılmasının engellenme ve saptırma çabasının var olduğunu işliyor. Şık'ın kitabı talimatla yazıldığına dair savcılık iddiaları mahkeme kararıyla da doğrulanmıştı. Ahmet Şık'ın 'İmamın Ordusu' adlı kitap taslağına el konulmasına yönelik itiraz 12. Ağır Ceza mahkemesince 30 Mart 2011 tarihinde oy birliğiyle reddedilmiş, iki sayfalık karar metninde kitapla ilgili şok tespitlerde bulunulmuştu.

12 Nisan 2011: Ergenekon sanığının anne ve kardeşinden tanığa tehdit telefonu.. Ergenekon davasında şok ifade veren tanık Esra Gökçimen, kendisi ve oğluna yönelik çok ağır tehditler aldığını söyledi. Sanık Gülaltay'ın kardeşi Emre ve annesi Solmaz Gülaltay tarafından telefonla arandığını belirten Gökçimen, "Önce Emre ile çok kısa konuştuk. Ardından da Solmaz Gülaltay ile 5-10 dakika kadar görüştük. Bana bu davanın da biteceğini ve benimle bir sorunlarının olmadığını söyledi. Ben de hiç kimsenin devletten daha üstün olamayacağını söyledim. Bunun üzerine Semih Tufan Gülaltay aleyhine verdiğim ifadeyi geri almazsam aynı odada oğluma öyle bir şey yaparlarmış ki tekerlekli sandalyeye mahkum ederlermiş. Bizi çok ağır şekilde ölümle tehdit etti. O davada şikayetimi geri çekince her şey bitecek zannetmiştim. Ama bitmedi. Vicdanım, bu duruma daha fazla izin vermediği için de gerçekleri anlatmak zorunda kaldım." diye konuştu.. Mahkeme heyeti, daha önce tehditler nedeniyle ifadesini değiştirmek zorunda kaldığını belirten tanık Gökçimen'in tanık koruma programına alınmasını kararlaştırdı. Ergenekon sanığı Tufan Gülaltay'ın yanında çalıştığı öğrenilen Gökçimen'in, Muzaffer Tekin'in sık sık geldiğini, Danıştay saldırısından 2 gün önce de Tekin'in yanında 4-5 kişilik grupla Gülaltay'ın ofisine geldiğini ve saatlerce toplantı yaptıklarını, Alparslan Arslan'ın da olaydan önce bu binaya kalabalık bir grupla geldiğini gördüğünü'' söylediği ortaya çıktı. Gökçimen ifadesinde, 'cinayetin olduğu gün Ulusal Birlik isimli internet sitesinde Muzaffer Tekin, Alparslan Arslan, 2 de Mahmut isimli kurucu üyenin siteden isminin silindiğini' belirtmiş. Danıştay saldırısının Ergenekon örgütünün işi olduğunu gösterebilecek çok önemli bir gelişme olan bu ifadenin Ergenekon davasını büyük ölçüde etkileyeceği sanılıyor. Ve bu nedenle de mahkemenin tanık Gökçimen için 'tanık koruma yasası'nın uygulanmasına karar verdiği anlaşılıyor.

14 Nisan 2011: Avukat Ergül gizli tanığın kimliğini açıkladı.. Birinci ''Ergenekon'' davasında, sesi ve görüntüsü değiştirilerek duruşma salonuna yansıtılan gizli tanık ''Aydın-1'''in kimliği sanık avukatlarından Vural Ergül tarafından açıklandı. Ergül, ''Aydın-1''in gazeteci İ.A. olduğunu ileri sürdü. Savcı, duruşma sırasında gizli tanığın kimliğini açıkladığı gerekçesiyle avukat Vural Ergül hakkında işlem yapılması için duruşma tutanaklarının Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini talep ederek, gizli tanığın da tanık koruma kanunu kapsamına alınmasını istedi.

19 Nisan 2011: Balyoz'da 3.ret: Hakimler arasında gerilim.. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 'Balyoz Planı' davasındaki 162 sanığın tutukluluk hallerinin kaldırılması yönündeki taleplerini 3. kez oy çokluğuyla reddetti. Balyoz davasında üçüncü kez şerh koyan ve sanıkların serbest bırakılmaları gerektiğini ifade eden mahkeme başkanı Şeref Akçay, hem kendi üyelerini, hem de Balyoz davasına bakan mahkemeye inanılmaz eleştiriler getirdi. Akçay üye hakimleri nezaketsizlikle suçlarken, adliyede kendisine selam verilmenin dahi kesildiğini iddia etti. Üye hakimler Metin Özçelik ve Birol Bilen ise kendi mahkemelerinin eski kararlarından örnekler vererek başkan Akçay'ın ihsas-ı reyde bulunduğunu belirtti. Başkan Akçay'ın muhalefet şerhlerinden cesaret alan genelkurmay '6 Nisan Muhtırası' olarak nitelendirilen şok bir bildiri ile tutukluluk kararlarını anlayamadığını belirtmişti.

22 Nisan 2011: Ergenekon sanıklarından tanıklara ve hakimlere tehditler.. Ergenekon davasında söz alan tutuklu sanık Semih Tufan Gülaltay, Danıştay saldırısı ile Ergenekon'un bağını gösterecek şekilde kendisi aleyhinde şok ifade veren tanık Esra Gökçimen'in yalan söylediğini iddia etti ve mahkemenin bu yalanlara müsade etmemesini istedi. 'İzin vermeniz durumunda Türkiye'nin zarar görmesine neden olursunuz. Mahkemenin vereceği karardan kimse memnun olmazsa Türkiye kaosa sürüklenir.' diyen Gülaltay, tanık Gökçimen'in tanık koruma programından faydalanması konusunda mahkemenin aldığı kararı da eleştirdi. Bugünkü duruşmada birçok Ergenekon sanığı ile hakimler arasında daha önceki duruşmalarda yaşanmadığı kadar sert ve yoğun tartışmalar yaşandı.

23 Nisan 2011: Ergenekon sanığı Cihaner'i kurtarmak için skandal YSK komplosu.. YSK üyesi yüksek hakimler Hüseyin Eken ile Kırdar Özsoylu'nun, Cihaner'in CHP'den aday gösterilmesi için önce YSK'yı, sonra da CHP'yi yönlendirdiği iddia ediliyor. YSK, CHP'yi Cihaner'e adeta mecbur bırakmış. Cihaner'in aday gösterilmemesinden sonra harekete geçen YSK, geçmiş kararlarının ve teamülün tersine CHP'ye önce 'kontenjan adayı' gösterme uyarısında bulundu, daha sonra önerilen adayları da veto ederek Cihaner'den başka seçenek bırakmadı. Bu iki hakimin, Ergenekon kapsamında yargılanan İlhan Cihaner'in Yargıtay ve Danıştay'daki davalarına baktığı ve eski Başsavcı'nın lehine kararlar verdiği belirlendi. Eski Başsavcı Cihaner'i fotokopi skandalıyla bile olsa kurtarmaya kararlı görünen yüksek yargının şimdi de onu milletvekili yapmak için gayret içerisinde olduğu anlaşılıyor.

28 Nisan 2011: Balyoz ortaya çıkarsa B planı: Şifre.. ÖSYM'de günlerdir aranan şifre anahtarı Balyoz belgelerinde bulundu.. Balyoz davasını sulandırmaya çalışanların 'Yazışmalar hatalı, askeri yazışma kurallarına uymuyor' türünden iddiaları fos çıktı. Emekli Albay Büyük'te ele geçirilen yeni Balyoz belgeleri, yazışmalarda kasıtlı hata yapıldığını ortaya koydu. Balyozcuların yakalanmamak için kullandıkları kodlu hata sistemini deşifre eden belgelerde planların deşifre edilmesi halinde yapılacaklar sıralanıyor. Yapılacak hataların ve anlamlarının belirlendiği bir şifre anahtarı da hazırlanmış. Herşeye rağmen Balyoz'un ortaya çıkması durumunda açılacak bir soruşturmayı engelleme ve örtbas da düşünülmüş. Bu C planı için askeri savcı Zeki Üçok görevlendirilmiş.

29 Nisan 2011: Soru sormayın, sanıklar kalp krizi geçirebilir!.. Balyoz davasında 12 Eylül 1980 darbesine ilişkin sanık Şükrü Sarışık'a yöneltilen bazı sorular, sanık ve avukatların tepkisine neden oldu. Çapraz sorgusunda 12 Eylül darbesini savunmaya başlayan Sarışık'a bu konuyla ilgili soru soran savcıya sanıklar tepki gösterdi, 12 Eylül'le ilgili soru sorulmamasını istedi. Sanıkların 12 Eylül'ü savunmalarını gerekçe gösteren savcı da sorularında ısrar etti. Duruşmanın ilerleyen saatlerinde sanık avukatlarının bir itirazı ise şok etti. Müvekkillerinin kalp krizi geçirebileceğini, bu nedenle soru sorulmamasını isteyen avukatlara mahkeme başkanı tepki gösterdi: 'Bu sorulardan kimse kalp krizinden ölmez.'

29 Nisan 2011: Balyoz yakınlarından karşı iddialar.. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak'ı ziyaret eden Balyoz sanıklarının yakınları, davadaki delillerin sahte ve kurgu olduğunu iddia ettiler. Ilıcak çarpıcı köşe yazısında, bu iddiaları ve kendi görüşünü örneklerle işliyor.

05 Mayıs 2011: Aydınlık'çılara 'hedef gösterme' cezası.. Ergenekon davası tutuksuz sanıklarından Aydınlık dergisi İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya ile derginin sorumlu müdürü Ruhsar Şenoğlu, emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Mutlu Ekizoğlu'nu 'terör örgütlerine hedef göstermek' suçundan 10'ar ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali tarafından hazırlanan iddianamede, Aydınlık Dergisi'nde 23 Ağustos 2009'da sanık Ufuk Akkaya imzasıyla yayınlanan 'Fethullahçı Çete Mercek Altında Sahte Belgenin Anahtarı Üç Polis' başlıklı habere ilişkin müştekilerin hedef gösterildikleri iddiasıyla şikayet dilekçesi verdikleri anlatıldı. Söz konusu haberde İrtica ile Mücadele Eylem Planı adı altında TSK'yı yıpratmaya yönelik sahte bir belge hazırlandığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'nde açıklanan bu belgenin bazı sabıkalılar kullanılarak Serdar Öztürk'ün ofisine yerleştirildiği ve o dönemde Terörle Mücadele Şube Müdürü olarak görev yapan müştekiler tarafından basına sızdırıldığı iddialarının yer aldığı kaydediliyordu.

06 Mayıs 2011: Yurtdışında denilen sanıklar Balyoz toplantısında çıktı.. Balyoz davasının 5 Mayıs 2011 tarihinde görülen duruşmasında sanıklar Hakan Dereli ve Aytekin Candemir'in 2002-2003 yıllarında yurtdışında görevlendirme tarihlerinin TSK tarafından mahkemeye 'sehven' yanlış bildirildiği belirtildi. Böylece, Balyoz plan semineri ve çalışmaları sürerken söz konusu sanıkların yurtdışında olduğu ifadesi yalanlanmış oldu. Bu konu, davayı itibarsızlaştırmak isteyen çevreler tarafından propaganda malzemesi olarak kullanıyordu.

16 Mayıs 2011: Haberal'dan doktorlara suç duyurusu.. CHP Zonguldak milletvekili adayı Ergenekon davası tutuklu sanıklardan Prof. Dr. Mehmet Haberal, kendisinin sağlıklı olduğunu belirten raporları nedeniyle Adli Tıp Kurumu Başkanı ve doktorları ile Mehmet Akif Ersoy Göğüs ve Kalp Cerrahisi Eğitim ve Araştırma hastanesi doktorları hakkında suç duyurusunda bulundu. Haberal'ın hastaneye sevk için tekrar başvuruya hazırlandığı da belirtiliyor.

25 Mayıs 2011: Cihaner'in derinliğini, gizli tanık da doğruladı.. Islak İmzalı Kontrgerilla belgesi davasının dünkü duruşmasında ifade veren Gizli Tanık 'Efe' şok açıklamalarda bulundu. Erzincan'da yaklaşık 15 albayın katıldığı bir toplantıda Albay Dursun Çiçek'i gördüğünü ve kesin şekilde teşhis ettiğini kaydeden Efe, Konak Mazlum Oteli'nde kalan Çiçek'in kaydı silinemeyince, isim benzerliği olan 1977 doğumlu bir kişinin kimlik bilgileriyle kayıtların değiştirildiğini iddia etti. Gizli tanığın verdiği bilgilerden, ıslak imzalı komplonun Erzincan'da uygulanmasında İlhan Cihaner'in başrolde olduğu anlaşılıyor. İlhan Cihaner'in ne kadar derin bir kişi olduğu, Yargıtay'ın onun davasını skandal şekilde kendi bünyesine almasında, izlendiğini faksla bildirmesinde, Denizli'den milletvekili adayı gösterilmesi için YSK'daki üyelerini devreye sokmasıyla anlaşıldı. Hatırlanacağı gibi İlhan Cihaner'in Ergenekon soruşturmasında birkaç ay sonra başlattığı cemaatler soruşturmasının amacının da, iktidara kadar tırmandırarak Ergenekon soruşturmasını çökertmek olduğu iddia edilmişti.

06 Haziran 2011: 'Elimde görmüş olduğunuz şu boru parçası' planlı mı?.. Dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un, Kurmay Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzası olan 'Kaos Planı' ve Poyrazköy'deki kazılarda bulunan law silahlarıyla ilgili 'kağıt parçası, boru parçası' açıklamalarının bir planın parçası olduğu ortaya çıktı. Başbuğ'un soruşturmalara açıkça müdahale niteliğindeki skandal açıklamaları bunlarla da sınırlı değil. Gölcük'te ele geçirilen 'Proje' isimli belgede, soruşturmaların itibarsızlaştırılması ve kamuoyunun, TSK'nın açıklamalarıyla yönlendirilmesi öngörülüyor. Başbuğ'un açıklamalarının da bu planın bir parçası olduğu iddia ediliyor.

08 Haziran 2011: Genelkurmay 'Bilgi Notu'nu imha mı etti?.. Genelkurmay, 2007'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine askerlerin doğrudan müdahale ettiğini belgeleyen bilgi notunu bulamadığını iddia etmişti. Oysa iki yıl önce bu notu kabul ettiği ortaya çıktı. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak bu çelişkiye dikkat çekerek çarpıcı bir ayrıntıyı hatırlatıyor. Islak imzalı kaos planı belgesinin ortaya çıkması üzerine Genelkurmay'da büyük bir evrak ve bilgisayar harddiskleri imhası yaşandığı ortaya çıkmıştı. Ilıcak, 367'yi belgeleyen bilgi notunun da imha edilen o evraklar arasında olabileceğini iddia ediyor. Savcıların işin peşini bırakmayacağını dile getiren Ilıcak, Yaşar Büyükanıt ile İlker Başbuğ'un yargılanmasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.

23 Haziran 2011: Balyoz'da organize şekilde tehdit ve beddua dolu savunmalar.. Balyoz davasının bugünkü duruşmasında söz alan tutuklu sanık Çetin Doğan, mahkeme heyetine sert eleştiriler yöneltti. 'Bu kadar insanı burada tutmak cinayettir.Siz de bu cinayete ortak olmayın. Yoksa tarihin sizi ne ile anacağını ben dile getirmek istemiyorum. Atacağınız adımda vatana ihanet olduğunu unutmayın.' ifadesini kullandı. Diğer sanık Süha Tanyeri'nin, 'Ben ah etmem ama çok ah alıyorsunuz. Bugün yarın yakınlarınızın, ailenizin başına bir iş gelirse...' sözlerine ise Başkan Diken müdahale etti: 'Ne anlamda söylüyorsunuz? Ne olacak? Ne gelecek?' Duruşmada bir çok sanığın peşpeşe söz alarak beddua etmesi, mahkeme üzerinde psikolojik baskı kurma girişimi dikkat çekti. Sanıkların bu baskılarına mahkeme başkanı tepki gösterdi.

28 Haziran 2011: Biri Haberal'ı uyandırsın: Reddi hakim istedi.. Haberal, kendisinin geliştirdiği ancak referandumda halkın çökerttiği savunma stratejisini tekrar kullanmaya kalktı.. İkinci 'Ergenekon' davası tutuklu sanığı Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın avukatları, tahliye taleplerinin reddine ilişkin itirazı inceleyecek olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görevli 3 hakim için 'reddi hakim' talebinde bulundu. Dilekçede, Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın mahkemede görevli 3 hakim aleyhine tazminat davası açarak kazandığı, dolayısıyla bu hakimler ile Haberal arasında husumet bulunduğunun anlatıldığı öğrenildi. Ancak Haberal'ın bu talebinin kabul edilmesi mümkün görünmüyor

30 Haziran 2011: CHP'nin amacı Ergenekon davasını bitirmek.. Milletvekili seçilen tutuklu iki Ergenekon sanığı Mehmet Haberal ile Mustafa Balbay'ın mahkemelerce tahliye edilmemesi üzerine CHP'nin Meclis'i boykot etmesindeki asıl hedef tartışılırken, partinin yetkili isimlerinden bu konuda ipucu veren açıklamalar geldi. CHP'li İsa Gök'ün, 'Sadece Haberal ve Balbay değil, diğer Ergenekon tutuklularının da bırakılmasını istiyoruz.' sözleri hukukçular ve aydınlar tarafından 'Boykotun amacı Ergenekon davasını çökertmek.' şeklinde yorumlandı.

01 Temmuz 2011: Darbeci Baro da boykota katılmak istiyor.. Ergenekon ve benzer davaların savcı ve hakimlerine olan sert eleştirileri nedeniyle adı 'Ergenekon Barosu'na çıkan İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, şok bir çıkış yaptı. 'Artık daha cesur adımlar atılmalı' diyen Kocasakal, zamanı gelince Ergenekon ve Balyoz gibi özel yetkili mahkemelerde görülen davalara avukat vermemeyi düşündüğünü açıkladı. Meclis'te CHP ve BDP'lilerce başlatılan boykotun bir benzerinin böylece barolara da taşınacağı ve bu kritik davaların sabote edilmeye çalışılacağı ileri sürülüyor.

02 Temmuz 2011: Ergenekon'a Genelkurmay kalkanı.. Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma Komutanı Tümgeneral Mutlu Arıkan'ın ortaya çıkan ses kaydındaki, 'Bunların yayınlanması uygun değildir.' diye yazmışız. O da tutanağa geçirmiş ve dolayısıyla onları koymamış oraya. Daha neler var...' şeklindeki sözleri, soruşturma sürecinde bazı belgelerin yargıdan gizlendiğini, Genelkurmay'ın Ergenekon ve benzer davaları engellemek için çaba harcadığını gözler önüne serdi.

08 Temmuz 2011: Haberal'ın hakim inadı: Bir itiraz daha.. 13, 14, 9 ve 10. Ağır Ceza mahkemelerinden ret cevabı almasına rağmen vazgeçmeyen Haberal, tahliye başvurusunu değerlendirecek heyetlerde tazminata hükmettirdiği hakimlerin yer almaması için bu kez de 11. Ağır Ceza'ya 'reddi hakim' başvurusu yaptı. CHP'den milletvekili seçilen Ergenekon davasının tutuklu sanığı Mehmet Haberal'ın avukatları, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Nurettin Ak'ın reddedilmesi talebinin kabul edilmemesine itiraz etti. Avukatları, Haberal kendisini tahliye edecek olanları buluncaya kadar hakim seçmeye devam etmekte kararlı olduğunu açıklamıştı.

25 Temmuz 2011: Ergenekon Barosu: Gizli tanıklık kalksın.. Kamuoyunda Ergenekon Barosu olarak nitelendirilen İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal gizli tanıklığın ve özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını istedi. Kocasakal, Ergenekon sanıklarının avukatlığını yapan Vural Ergül'ün gizli tanıkların kimliğini açıklamasının da suç olmadığını, avukatların böyle bir özgürlüğü olduğunu savundu ve bunun bir savunma hakkı olduğunu iddia etti.

27 Temmuz 2011: Danıştay saldırısının 2 tanığı kayıp.. Ergenekon davasına bakan mahkeme, Danıştay saldırısından 2 gün önce emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve Alparslan Arslan’ın Semih Tufan Gülaltay’ın şirketinde toplantı yaptıklarına şahit olan Muzaffer Gökçimen’e 28 Ocak 2011 tarihinden beri ulaşamıyor. Gökçimen 150 gündür kayıp. Muzaffer Gökçimen'in eşi Esra Feride Gökçimen ise, davada tanıklık yapmış ve söz konusu toplantıyı doğrulamıştı. Kritik ifadeler vermesi ve tehditler alması üzerine Esra Gökçimen mahkeme tarafından tanık koruma programına alındı. Mahkeme, Danıştay saldırısı sonrası gözaltına alınan ancak serbest bırakılan Sinan Berberoğlu’na da 200 gündür ulaşamıyor. Muzaffer Gökçimen’in susturulmak istendiği, Sinan Berberoğlu’nun ise sanıklarla bağlantıları deşifre olduğu gerekçesiyle kaçtığı iddia ediliyor.

04 Ağustos 2011: Polise attığı molotof elinde patladı.. Ergenekon sanığı Bedirhan Şinal'in 'Cumhuriyet'e attığım molotofları polis verdi' iddiası boş çıktı. Kamuoyunu yanıltmak için kurulan tezgahta adı geçen polislerin, Şinal'in cezaevinde ifadesini alan memurlar olduğu anlaşıldı. Polisleri hedef gösteren Şinal ve akıl hocalarının, Ergenekon'la birleştirilen Danıştay saldırısıyla ilgili savcılık iddialarını sulandırmayı hedeflediği belirtildi. Hiçbir somut delile dayanmadan 3,5 yıl sonra sadece isimler ortaya atarak, o isimleri ve tüm Ergenekon soruşturmalarını zan altında bırakmak amaçlı bu girişim inandırıcı bulunmamış, mahkeme, Şinal'in 'iddiaları araştırın, gerekirse başka isimler de veririm' talebini reddetmişti. Diğer taraftan Şinal'in polisleri suçlaması için baskı gördüğüne dair 12. Ağır Ceza'ya aylar önce ifade verdiği de ortaya çıktı.

Abdullah Harun, (12 Eylül 2008), son güncel.: (09 Ağustos 2011)