İnternet
andıcında 4 general için talimat gönderildi İnternet andıcı soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye
çağrılan Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu,
Korgeneraller İsmail Hakkı Pekin ile Mehmet Eröz ve Tümgeneral Mustafa
Bakıcı'nın ifadelerinin alınması için talimat gönderildi. Adı geçen
generaller daha önce de ifadeye çağrılmış ancak sağlık raporu göndererek
ifadeye gelmemişlerdi.
Ergenekon savcılarından Zekeriya Öz tarafından yürütülen soruşturma
kapsamında ifadeye çağrılan bazı generaller henüz adliyeye gelmemişti.
İstanbul dışında görevli olan bu generallerin ifadelerinin alınması için
talimat yazıldı. Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu,
Korgeneraller İsmail Hakkı Pekin ile Mehmet Eröz'ün ifadesi talimatla
Ankara'da, Tümgeneral Mustafa Bakıcı'nın ise Diyarbakır'da alınacak.
Talimatlar bugün gönderildi. Savcı Öz tarafından yürütülen soruşturmada
19 kişi ifadeye çağrılmıştı. Eski 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız'ın da
aralarında bulunduğu 11 şüpheli Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne
gelerek ifade vermişti. Zanlılar savcılık sorgusunun ardından serbest
bırakılmıştı. Ancak Çubuklu'nun da aralarında bulunduğu 4 general sağlık
raporu göndererek ifadeye gelmemişti. (Cihan)
Diyarbakır'da 40 STK'dan
faili meçhuller yaşanmasın diye 'Evet' Diyarbakır'da bir araya gelen 40 sivil toplum kuruluşu asit kuyuları
ve faili meçhul cinayetlerin bir daha yaşanmaması için 'evet' çağrısında
bulundu. PKK'nın referanduma katılmayın şeklindeki boykot çağrılarına
karşın, Doğu ve Güneydoğu'da çeşitli illerdeki çok sayıda sivil toplum
kuruluşları ve diğer birlikler sık sık ortak açıklamalar yapmış ve
referanduma katılarak 'Evet' oyu kullanacaklarını açıklamış bulunmakta.
Yenişehir ilçesi Ofis semtinde bir araya gelen STK'lar adına açıklamayı
Bayındır-Memur-Sen Diyarbakır İl Temsilcisi Ali Sabaz okudu. Yıllardır
bölgede süre gelen çatışmalar ve şiddet olayları nedeniyle oluşan kaos
ortamından en fazla bölge insanın zarar gördüğünü anlatan Sabaz,
"Binlerce insanımız hayatını kaybetmiş, çocuklarımız yetim kalmış,
köylerimiz boşaltılmış, evlerimiz yakılıp yıkılmıştır. Bu kaotik ortamda
ateş düştüğü yeri yakmıştır, telafisi mümkün olmayan zararlar meydana
gelmiştir. Bu acıları yaşamış bölge halkı olarak çekimser kalmanın ve
hayır demenin haklı bir gerekçesi olamaz." diye konuştu. Mevcut
anayasanın toplumsal değişimler karşısında yetersiz kaldığını ve insan
haklarını sınırlayıcı maddeler ihtiva ettiğini anlatan Sabaz, "Acilen
değiştirilmesi gerektiği konusunda hemfikiriz. Toplumu oluşturan tüm
bireylerin eşit, özgür ve adil bir şekilde haklarını kullanabileceği bir
anayasa herkesin ortak arzusudur. Yıllardır sürüncemede bırakılan tüm
siyasi partilerin ortak arzusu olan anayasa değişikliği kısmi de olsa 12
Eylül'de milletin iradesine sunulacaktır." şeklinde konuştu. Sabaz, Kürt
sorunu, başörtüsü ve inanç özgürlüğü gibi birçok önemli konudaki
yetersizliklerine rağmen referandumda şu gerekçelerle evet diyeceklerini
söyledi: "Daha özgür ve yaşanabilir bir ülke için, her türlü vesayetçi
anlayışın kalkması için, şeffaf ve denetime açık bir devlet anlayışı
için, çocuklarımıza ve gençlerimize daha güzel bir gelecek bırakmak için
ve faili meçhul cinayetler, asit kuyuları, köy boşaltmaları, akan kanın
durması için. Cunta anayasasının, siyaset ve halk idaresi üzerine
yerleştirdiği vesayet sistemlerine son vereceğinden dolayı İslami ve
insani hak ve özgürlüklerin gelişiminden yana olan sivil toplum
kuruluşları olarak eksikliklerine ve yetersizliklerine rağmen 12 Eylül
2010 tarihinde yapılacak olan referanduma tüm halkımızı evet demeye
çağırıyoruz."
İşte 40 STK • Açıklamaya imza atan STK'lar şunlar: "Anadolu
Gençlik Derneği, Ay-der, Bağıvar-der, Bayındır Memur-sen, Bem-Bir-Sen,
Birlik haber sen, Büro-Memur-Sen, Cami-der, Can Suyu, Dicle Fırat
Diyalog Grubu, Di-der, Din-Bir-Sen, Diyanet-sen, Diyarbakır İnsani Yard.
Derneği, Düşünce ve İnşa Hareketi, Eğitim-bir-Sen, Emekli-Bir-Sen,
Enerji-Bir-sen, Gönül Köprüsü, Hayat der, Hu-der, Hür der, İkra der,
İlim der, İlim ve Ahlak, İmam-Hatip der, İnsan ve Erdem, İrşad der,
Köy-der, Kültür memur-sen, Memur-sen, Sağlık-Sen, Sahabe-der,
Şefkat-der, Şura der, Toç-Bir-Sen, Ulaştırma memur-sen, Yeni İhya Der,
Diyarbakır Ensar Vakfı, Öğ-der ve İmam-Hatip Yardımlaşma Dayanışma
Derneği." (Cihan)
Muş'ta DSP'ye şok: İl Başkanı 7300 üyeyle birlikte istifa etti •
DSP Muş İl Başkanı Mehmet Ek ile aralarında belediye başkanı, belde ve
ilçe başkanlarının da bulunduğu 7 bin 300 üye, 12 Eylülde yapılacak halk
oylamasına ''evet'' demek için partisinden istifa etti. Ek, ilçe
başkanları ve parti üyeleriyle il binasında düzenlediği basın
toplantısında, teşkilat olarak, partiden istifa ettiklerini belirterek,
aydınlık yarınlar, cuntasız ve Ergenekonsuz bir Türkiye için referanduma
''evet'' diyeceklerini söyledi. 1990 yılından itibaren, DSP'de, Bülent
Ecevit'in ''Anadolu solu'' dediği ''inancı hak, adaleti mutlak''
olduğuna inandıkları felsefi anlayışa siyasi katkılar sunarak hizmet
ettiklerini belirten Ek, Bülent Ecevit öldükten sonra parti yönetimine,
kurumsal bir parti, 55 bin kayıtlı gönüllü üye bıraktığını ifade etti.
Ek, geçen sürede, DSP'nin genel başkanları ve yönetim kurulunun bir arpa
boyu kadar başarı sağlayamadıklarını, hatta partinin bölünüp dağılmasına
sebep olduklarını ileri sürdü. Sivil anayasaya, çağdaş demokrasiye
''hayır'' diyenlerin, 12 Eylül anlayışına hizmet ettiğini ifade eden Ek,
ülkenin 100 binlerce evladının pis kurşunlara hedef olurken, ezber
bozmayan muhalefet partilerinin AK Parti'ye ve söylemlerine cevap
yetiştirmekle mükellef olamadığını belirtti. Mehmet Ek, konuşmasını
şöyle sürdürdü: ''Bu ülkede 'her şeyin sahibi benim, ben devletim,
dilediğimi yaparım' mantığı 'hayır'da buluşanların mantığıdır. Bu
mantıkla hareket eden siyasetçi ve bürokratları tanıdıkça, AK Parti'ye
ve Recep Tayyip Erdoğan'a daha çok saygı duymaya başladık. Sonuç
itibariyle, iflas etmiş paradigmaya, bu yoz anlayışlara, haksız hukuksuz
gidişata 'dur' demek adına, DSP il, ilçe, belde teşkilatlarımızla
belediye başkan ve encümenlerimizle partimizden aday olmuş, seçilmiş
veya seçilmemiş bütün arkadaşlarımızla beraber, 7 bin 300 kayıtlı
üyemizle birlikte, topluca aydınlık yarınlar adına, cuntasız,
Ergenekonsuz, hukukun üstün olacağı bir Türkiye adına referandum
sürecinde 'evet' diyerek katkılarımızı sunacağız. Bu onurlu yürüyüşe
destek vermek adına, topluca DSP'den istifa ediyoruz.'' Ek, istifa
dilekçelerini de topluca posta aracılığıyla parti genel merkezine
gönderdiklerini bildirdi. (Habertürk)
CHP'nin referandum afişindeki başörtüsü skandalı • CHP Genel
Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Başörtüsünü biz çözeriz." şeklindeki
sözlerinin ardından CHP'nin 12 Eylül'deki halkoylamasına yönelik
billboardlara astığı afişler, vatandaşların tepkisini çekti. Tepkiler
üzerine apar topar kaldırılan afişlerdeki "AKP'nin Hazırladığı Anayasa
Paketine Neden Evet" başlıklı bölümde tepki çeken ifadelerden bazıları
şöyle: "Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmesi için Evet... Ulu
önderimiz Mustafa Kemal'i tarihten silmek için Evet... Yetim hakkı
yemekten dosyaları bulunan Recep beyi kurtarmak için Evet... Bebek
katilini kurtarmak için Evet... Parçalanacak topraklarımızda
Kürdistan'ın kurulması için Evet..." (Cihan)
Fuhuş
soruşturması: İki amiral ifade verdi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın asker ve bürokratlara şantaj
yaptıkları gerekçesiyle fuhuş çetesine yönelik başlattıkları soruşturma
kapsamında Koramiral Deniz Cura ile Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz,
'müşteki' olarak Ankara'da talimatla ifade verdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın asker ve bürokratlara şantaj
yaptıkları gerekçesiyle fuhuş çetesine yönelik başlattıkları soruşturma
kapsamında bir koramiral ile bir tümamiral "müşteki" olarak Ankara'da
talimatla ifade verdi. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nın
daveti üzerine yaklaşık üç saat boyunca bilgilerine başvurulan Koramiral
Deniz Cura ile Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz'in, çeteden şikayetçi
oldukları öğrenildi. Soruşturma kapsamında önümüzdeki günlerde Tuğamiral
Şafak Yürekli'nin de ifade vereceği öğrenildi. (Sabah)
İkinci Ergenekon
davası: Bazı sanıklar salonu terketti İkinci 'Ergenekon' davasının 78. duruşması bugün Silivri'de
görülüyor. Duruşma başladığında söz alan sanıklardan Mustafa Özbek
mahkemeye eleştirilerde bulundu. Ancak konuşmasına bağırarak devam eden
Özbek uyarıları dinlemeyince salondan çıkarıldı. Bunun üzerine bazı
sanıklar da salonu terketti. Devam edilen duruşmada söz alan avukat
ve sanıklar, davanın giderek uzadığını, sonunun görünmediğini,
tutukluluk hallerinin cezalandırmaya dönüştüğünü belirterek mahkeme
heyetine güvenmediklerini ve çekilmesini istediklerini ifade ettiler.
Duruşma, sanık Neriman Aydın'ın savunmasına devam etmesiyle sürüyor.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları
Yerleşkesi'nde oluşturulan salonda görülen 36'sı tutuklu toplam 108
sanığın yargılandığı İkinci Ergenekon davasının bugünkü 78. duruşmasına,
gazeteci Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay'ın da aralarında bulunduğu
tutuklu 29 sanık katıldı. Tutuklu yargılanan eski Başkent Üniversitesi
Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof.
Dr. Fatih Hilmioğlu, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Cengiz Köylü,
Mustafa Dönmez, Oğuzhan Sarıoğlu ve Ersiz Gönenci ise duruşmada
katılmadı. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün yıllık izinde olması
nedeniyle üye hakim Hasan Hüseyin Özese'nin başkanlık yaptığı duruşmada,
tutuklu sanık Neriman Aydın'ın savunmasına devam etmeden önce bazı
sanıklar usule ilişkin beyanda bulundu. Tutuklu sanık Mustafa Özbek, 20
aydır cezaevinde olduğunu belirterek, ''Sorgum yapılmadı. Hangi hukuka
göre bunu yapıyorsunuz? Mektuplarla, gizli tanıklarla tutukladınız''
dedi. Hasan Hüseyin Özese ise bunun usule ilişkin olmadığını, talepler
alınırken bu yönde beyanda bulunabileceğini söyledi. ''Bizi burada neden
tutuyorsunuz? Size güvenimiz yok. Çekilmenizi istiyorum'' diyen Özbek,
daha sonra ''Tiyatro gibi... Mahkemeden çıktı burası.. Doğru dürüst yargılama yapın.
Böyle mahkeme olmaz. Allah'tan korkun'' şeklinde bağırarak konuşmaya
devam etti.
Bazı sanıklar salonu terketti • Mahkeme başkanının, "Konu
anlaşılmıştır. Buyurun yerinize." diye birkaç kez uyarıda bulundu.
Uyarıya rağmen Özbek'in sesini yükseltmesi üzerine Başkan Özese, "Bir de
dışarı çıkarmak zorunda kalırım." uyarısında bulundu. Özbek'in sesini
daha da yükselterek konuşmasına devam etmesi üzerine Başkan Özese, sanık
Özbek'in dışarı çıkarılması konusunda jandarmaya talimat verdi.
Mikrofonunun sesi kapatılmasına rağmen Özbek yüksek sesle mahkeme
heyetine hitaben konuşmaya devam edince duruşma salonundan çıkarıldı. Bu sırada Osman Gürbüz'ün de
aralarında bulunduğu bazı sanıklar da salonu terk etti. Duruşmada söz
alan tutuklu sanık Emcet Olcaytu da heyetin, savunma haklarını kendi
keyfi ölçüleri içerisinde kısıtladığını öne sürerek, mahkemenin ara
kararların ayda bir alınacağı yönünde karar verdiğini söyledi. Olcaytu,
''Hiçbir yasa maddesine dayanmadan söz hakkımızı kısıtlayamazsınız.
Yasal dayanağı olmadan böyle bir karar aldıysanız, bunun dayandığı yasa
maddelerini gösteriniz. Özbek'i dışarıya çıkarttınız. Bunu hangi usul
maddesine göre yaptığınızı göstermek zorundasınız. Şimdiye kadar
yaptığınız uygulamalarda oy birliği olduğu için çekilme konusunda karar
vermenizi istiyorum'' diye konuştu. Hasan Hüseyin Özese ise savunmaların
tamamlanması için sanıkların taleplerinin 2 haftada bir alınması yönünde
karar verdiklerini, bunun yargılamayı hızlandırmak amaçlı olduğunu dile
getirdi.
Balbay'ın konuşması • Gazeteci Mustafa Balbay da duruşmalar
yapıldıkça davanın ilerlemediğini ifade ederek, ''En son AK Parti'nin
kapatılma davasının dosya ve eklerini istediniz. Böylece 100 klasör daha
eklenmesine yol açtınız. Bu davanın sonunu değil biz, çocuklarımız,
torunlarımız bile görmeyecek. Bu davanın yükünü artırmaktasınız'' dedi.
Balbay, davadaki delillerin büyük ölçüde bilgisayarlardan elde edilmiş
dijital veriler olduğunu, mahkemenin öncelikle bunların ne ölçüde hukuki
delil olduklarına karar vermesi gerektiğini söyledi. ''Cezayı peşin,
hukuku taksitle vermektesiniz'' diyen Balbay, ''Şimdi savunmasını yapan
sanık bir dosya daha isterse 'Şu dosya da getirilsin' kararı verilirse o
zaman bu dava nasıl ilerleyecek? Yeni dosyalar gelerek davanın
uzatıldığını düşünüyorum'' şeklinde konuştu. Hanefi Avcı'nın son
kitabında özel yetkili mahkemelerle ilgili olarak tasarrufları ve
Türkiye Barolar Birliğinin 30 Ağustosta yayımlanan tutuklama raporuna
ilişkin kitaba değinen Balbay, bunların okunmasını tavsiye etti. Balbay,
''Yeni bir suç oluşmakta. Tutuklama suçu. Sizler de kamuoyu önünde
neredeyse sanık olmak üzeresiniz'' dedi. Türkiye'de yargılamada normalde
yılda 5 duruşma yapıldığına dikkati çeken Balbay, şu ana kadar 15 yıllık
duruşmaya değer bir yargılama yapıldığını, hatta yılda 2 duruşma yapılan
davalar olduğunu duyduğunu, buna göre de kendi davaları için 20-25
yıllık yargılama yapıldığını kaydetti. Balbay, ''Yol alındıkça yeni
davalar bindireceksiniz. En azından delillerin ne kadar hukuki delil
olduğunu belirleyin. Çekilme konusunu ciddi olarak düşünmenizi
istiyorum'' diyerek sözlerini tamamladı.
Hakim: Çekilme için yasal şartlar oluşmalı • Gazeteci Tuncay
Özkan da Türkiye genelinde mahkeme üzerinde güvensizliğin olduğunu
gördüğünü, yapılan uygulamalarda da mahkemenin bu güvensizliği doruğa
çıkardığını savundu. ''Ankara'daki HSYK tartışmalarına dahil misiniz,
değil misiniz? Siz çekilmezseniz bu dava görülmez mi Türkiye'de? Sizin
bizi yargılayacağınız konusunda şer'i bir hukuk mu var? Çekilme
konusunda karar verin'' diyen Özkan'a Özese, çekilme için yasal
şartların gerektiğini ve bu şartların oluşmadığını söyledi. Özkan da
''Ben güvensizliğimi ifade ediyorum. Takdir size ait. Siz olmadan bu
yargılama olmaz mı? O zaman sorayım mı, sizi kim görevlendirdi?'' dedi.
Konuşmaların ardından Özese, kürsüye çağırdığı Neriman Aydın'a daha önce
alınan ara karar gereği savunmasını tamamlaması için öğlene süre
verdiğini belirtti. Aydın da kutsal savunma hakkını kullanmak istediğini
belirterek, verilen ara sırasından 1400 sayfa olan savunmasını 170
sayfaya indirdiğini ve izin verilirse bunu bitirmek istediğini söyledi.
Duruşma, Aydın'ın savunmasına devam etmesiyle sürüyor. (Zaman)
Hem
boykot hem 4 müşahit: Amaç boykota uymayanları tespit Referanduma katılmamaları için çağrı yaptığı halka güvenmeyen PKK, onları kontrol altında tutabilmek
için iğrenç bir tuzak planladı. Referandumu boykot eden BDP, sandıklara
4'er görevli gönderiyor. KCK üyelerinden olan bu görevliler boykot
kararına uymayan halkı kimlik bilgileriyle fişleyecek...
Anayasa değişikliği referandumunu boykot kararı alan Barış ve Demokrasi
Partisi (BDP), halkın sandığa gitmemesi için çalışmalarını sürdürüyor.
Parti boykotta ısrar etmesine rağmen sandıklara müşahit (gözlemci)
gönderme kararı aldı. Her sandıkta BDP adına 4 müşahit görev yapacak.
İddialara göre söz konusu müşahitler özellikle PKK'nın siyasi
yapılanması KCK üyelerinden seçiliyor. Bazı isimlere yönelik fişleme
faaliyetleri de yoğunlaştırıldı. Örneğin, örgüte yakın çevreler,
Bingöl'ün Karlıova ilçesine bağlı Kalencik köyü imamı Musa Bitmez'i
boykot'a karşı çıktığı gerekçesiyle hedef gösterdi. Bitmez'in, Mayıs
ayında çatışmada öldürülen PKK militanı Fuat Koç için köyde kurulan
taziyeye katılmadığı için örgütün hedefi haline geldiği belirtiliyor.
Bitmez'in, referandum konusunda da halka boykot yapmayın çağrısında
bulunduğu ileri sürülüyor. PKK ve KCK kadrolarının yoğun bir fişleme
faaliyeti sürdürdüğü kaydediliyor. Aynı tutumlarını sandık başında da
gösterecekler. BDP adına müşahit olarak gönderilecek KCK'lılar
sandıklarda fişleme faaliyeti yürütecek. BDP Van İl Başkanı Cüneyt Caniş,
müşahit listesini İl Seçim Kurulu'na verdiklerini, görevli sayısının
çıkacak izne göre netleşeceğini söyledi. Caniş, "Her sandıkta mutlaka
müşahidimiz olacak. Bu sayı, sandık başına bir ile dört kişi arasında
değişebilir. Seçim kurulu birer kişi görevlendirirse, biz de onlara
yardımcı olacak kişiler görevlendiririz." diye konuştu. Referandumu
parti olarak boykot etmelerine rağmen sandıklarda müşahit
bulundurmalarını şöyle açıkladı: "Boykot ediyoruz ama sandık hilelerine
karşı müşahitlerimizin olması gerekiyor. Her sandık başında adamımız
olacak." Öte yandan Hakkari, Van ve Diyarbakır'ın kırsal kesimlerinde,
AK Parti'nin görevlendirdiği müşahitlerin tehdit edildiği öne sürülüyor.
(Zaman)
Ses kaydındaki BDP-Kazan
görüşmesi doğrulandı Bazı Yargıtay üyelerinin internete düşen ses kaydı doğrulandı. Ses
kaydında referandumda 'hayır' çıkması için Kürt oylarının garanti altına
alınması ve bunun için de BDP'yle işbirliği yapılması isteniyordu.
'Referandumda hayır için Öcalan'a ihtiyaç var' denilen ses
kaydında, bu işbirliği teklifini BDP'li yetkililere, Ergenekon sanığı
Başsavcı İlhan Cihaner'in avukatı Turgut Kazan'ın ilettiği iddia
ediliyordu.
Ses kaydındaki bir önemli ayrıntı da konuyla ilgili olarak avukat Turgut
Kazan'ın BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile görüştüğü iddiasıydı.
Kayıtta bu bölüm, "Şimdi bu, BDP var ya, bu parti son derece önemli.
Bunu geçende Turgut Kazan'la konuşuyoruz. Demirtaş'la görüştü."
sözleriyle geçiyordu. Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar, dünkü köşe
yazısında bu konuyu ele alırken, "Bugün arkadaşlarımız BDP Genel Başkanı
Selahattin Demirtaş'la görüştü, Kazan'ın arabuluculuk girişimini
doğruladı..." ifadelerini kullandı. Turgut Kazan, Ergenekon davası
sanıklarından Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in de avukatlığını
yürütüyor. Turgut Kazan, iddialarla ilgili soruları cevaplandırmaktan
kaçındı. Haberin yayımlanmasına çok sinirlenen Kazan, ilgili soruya
telefonda, "Size bunun hesabını soracağım. Bununla ilgili bir basın
toplantısı yapacağım. Gücünüz yetiyorsa oraya gelin." şeklinde
tehditvari cevap verdi. (Zaman)
Başbakan Erdoğan: Kirli tezgahlar internete düşüyor • Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, son günlerde internet sitelerine düşen yüksek yargı
üyelerinin konuşmalarına değinerek, kirli tezgâhların ortaya çıktığını
söyledi. 'Referanduma evet' mitingleri kapsamında Ağrı Dörtyol
Meydanı'nda halka seslenen Başbakan Erdoğan, konuşmasında, son günlerde
internet sitelerine düşen yargıçlara ait konuşmalara değindi. Telefon
konuşmalarında, milletin üzerinde ne tür kirli tezgâhlar kurulduğunu
herkesin bildiğini vurgulayan Başbakan, "Bu ülkede çetelerin beslendiği
kirli bataklıkları nasıl kurutuyorsak, terörün beslendiği bataklıkları
da tek tek sizlerle beraber kurutuyoruz, kurutacağız. Bu çetelerin
kimlerle işbirliğini yaptığını görüyorsunuz. Terör örgütü ile o çeteler
arasındaki işbirliğinin nasıl ortaya çıktığını görüyorsunuz. Telefon
konuşmalarında benim milletim üzerinde ne tür çirkin tezgâhlar
kurulduğunu görüyorsunuz. Hakimler savcılar kimlerle neler yapıyormuş,
şuyuu vukuundan beter. İşte bu kirli tezgâhlar ortaya çıkıyor. Millete
kurulmuş bu çirkin tuzaklar bozuluyor." dedi. (Sabah)
Yağmasa da gürledi: Yargıtay Başkanından sert tepki • Yargıtay
üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili bir açıklama
da Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'den geldi. Gerçeker, "İçerik olarak
bunlar çok çirkin beyanlar. Gereği ne ise yapılacak" dedi. Ses
kaydındaki üyelerin daha önce de Başsavcı Cihaner davasının Erzurum
mahkemesinden nasıl koparılarak Yargıtay'a alınacağını konuştukları bir
başka skandal ses kaydı ortaya çıkmıştı. Yargıtay Başkanı Gerçeker o ses
kaydıyla ilgili olarak da, konuyu soruşturuyoruz demişti. O tarihten
beri soruşturmadan herhangi bir sonuç çıkmadı ve kamuoyuna
bugüne kadar herhangi bir açıklama da yapılmadı. Bu kez de aynı şekilde
davranılarak olayın soğutulacağı ve tartışmaların yatışmasının
bekleneceği, ses kaydındaki üyelere karşı hiçbir adımın atılmayacağı
ileri sürülüyor.
Gerçeker: Yasal olmayan dinlemeler yapılıyor •
Yargıtay Başkanı Gerçeker, Yargıtay'a girişinde gazetecilerin sorularını
yanıtladı. Bir gazetecinin "Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen
ses kayıtlarına ilişkin bir işlem yapıp yapmadıklarını" sorması üzerine,
Gerçeker, basında konuya ilişkin haberler yer aldıktan sonra olaya el
koyduklarını ve gerekli talimatları verdiğini, soruşturmanın,
araştırmanın yapıldığını söyledi. Adli tatil dolayısıyla nöbetçi
başkanvekili ve heyetin yasal olarak gerekli her şeyi yapacağını ifade
eden Gerçeker, "Basında çıkan konuşmalar yasal mıdır, hukuki geçerliliği
var mıdır, yok mudur, bilmiyoruz. Bunlar araştırılacak. Bize intikal
eden duruma göre ne gerekiyorsa yapılacak" dedi. Adli tatil dolayısıyla
ses kayıtları iddia edilen yargıtay üyeleriyle görüşmediğini, tatil
sonrasında ise görüşebileceğini ifade eden Gerçeker, "İçerik itibariyle
hiçbir zaman tasvip edilecek bir şey değil. Bir yargıtay üyesinin,
hakimin, insanın söyleyebileceği, konuşabileceği şeyler değil. Bunlar
hiçbir zaman tasvip edilecek şeyler değil ama hep Yargıtayla, Danıştayla
ilgili yasal olmayan dinlemeler söz konusu. Bunların gerçek olduğu
yayınlarla ortaya çıkıyor. Bir Yargıtay üyesinin Birinci Başkanlık
Kurulu'nun izni olmadan dinlenmesi mümkün değil. Onun için ortam
dinlemesi mi, telefon dinlemesi mi yapıldı, bilemiyoruz. Bunları
araştıracağız" dedi. Gerçeker, "ses kayıtlarında terör örgütü ele başı
Abdullah Öcalan ile ilgili ifadelerin yer almasının" hatırlatılması
üzerine de konuşmaların çok çirkin beyanlardan oluştuğunu söyledi.
Konuşmaların hukuki geçerliliği tespit edilmeden kesin bir yargıda
bulunmanın da doğru olmayacağını vurgulayan Gerçeker, "hukuk çizgisi
içerisinde ne gerekiyorsa yapılacağını" söyledi. Gerçeker, "Yargı bir
toplum için en üstün değerdir. Ekmek gibi, su gibi gerekli olan bir
şeydir. Yargıya bütün toplumun, çok büyük bir hassasiyetle sahip çıkması
gerekir. Yargı, adaleti dağıtan bir müessese. Yargı zedelendiği zaman,
zafiyete uğradığı zaman bundan toplum zarar görecektir. Onun için yanlış
yapan varsa, o yanlışların üzerine gidilecek. Suç işleyen varsa suçlular
mutlaka cezalandırılacaktır. Kimseye bir ayrıcalık söz konusu olamaz.
Ama kurumları zedeleyerek, topyekün suçlayarak çalışamaz hale getirmek,
hedef tahtası haline getirmek doğru bir anlayış değil ama hukuki
gereklilik neyse bu da yapılacaktır" diye konuştu. Daha önce de Yargıtay
üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarına ilişkin Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını anımsatan
Gerçeker, konunun sonuçlanmadığını ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından
kendilerine bu konuda bir bilgi iletilmediğini kaydetti. Gerçeker,
"kendisinin dinlenildiğinden şüphe duyup duymadığının" sorulması
üzerine, "Şu anda dinlenip dinlenilmediğimi bilmiyorum. Basına yansıyan
bilgilere, somut birtakım verilere göre yasal olmayan dinlemeler
yapılıyor. Bunu hiç kimsenin inkar etmesi mümkün değil. Şunu unutmamak
lazım, bugün bunu benim yararıma olduğu için hoş görebilirsen, yarın
aynı durum sizi de vurabilir. Onun için hukuk dışı olan her şeye
hepimizin karşı çıkması lazım" dedi. (Cnnturk)
HSYK: Ses kaydının içeriğini tasvip etmiyoruz
ama.. • Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, üç yargıtay
üyesinin ''referandumda BDP'yi CHP'nin yanına çekmeliyiz, hayır çıkması
için Öcalan bize gerekli'' şeklindeki 'skandal ses kaydı' içeriğini
tasvip etmediklerini söyledi. HSYK Başkanvekili Özbek, internete düşen
ses kaydı hakkında açıklamalarda bulundu. Özbek, yüksek yargı üyelerinin
ses kaydının içeriğinden çok internete düşmesini eleştirdi. Referandum
öncesi böylesi bir ses kaydının internete düşmesini manidar bulduğunu
söyleyen Özbek, tartışma konusu olan kaydın içeriğine ise girmek
istemedi. Gazetecilerin ısrarı üzerine Özbek şöyle konuştu:
"Ayrıntılarını bilmiyorum, ancak içeriğini tasvip etmek mümkün değil.
Üzerinde durulması gereken şey bu arkadaşlarımız neden dinlediler, niye
peşinde birileri dinleme hazırlığıyla geziyordu, niye bunları tespit
etme ihtiyacı duydular ve niye servis edildi? Şimdi iki insan başbaşa
konuşurken çok özel şeyleri de konuşabilir. Bunlar tasvip edilir,
edilmez ancak bunları gizlice tespit etmek suçtur. Asıl bunun üzerinde
durulması gerekir. Bu arkadaşlarımızın ne konumları ne imkanları
itibariyle Öcalan ve benzerleriyle pazarlık edebilecek, bundan bir fayda
bulabilecek imkanları da yok. Böyle bir şeyi gerçekleştirme şansları da
yok. O sebeple bunu birilerinin kendi aralarında yaptıkları kritik
olarak değerlendiriyorum. Bu şekilde yansıtılıp yargı aleyhine
kullanılması son derece yanlıştır, maksatlıdır." (Radikal)
Üç gündür yalanlanmayan skandal konuşma Türkiye'yi ayağa kaldırdı
Tepkiler artıyor • 'Referandumda hayır için Öcalan'a ihtiyaç
var.' dediği belirtilen Yargıtay üyelerinden skandal ses kaydına üç
gündür yalanlama gelmedi. Türkiye'yi ayağa kaldıran sözler için Meclis
Adalet Komisyonu Başkanı İyimaya Yargıtay'ı açıklama yapmaya çağırdı:
"Hiç kimsenin adalet cübbesiyle hukuku kirletme hakkı yoktur."
Referanduma sayılı günler kala Türkiye, üç yüksek yargıcın internete
düşen skandal itiraflarıyla sarsıldı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin
Başkanı Yusuf Uluç ve üyesi Hamdi Yaver Aktan ile 10. Hukuk Dairesi
üyesi Fatih Arkan olduğu iddia edilen şahıslar, referandumda hayır
çıkması için terörist başı Abdullah Öcalan'a çok ihtiyaç olduğunu
söylüyor. Üç gündür yalanlanmayan skandal konuşma Türkiye'yi ayağa
kaldırdı. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, 'rezalet bir şey'
ifadesini kullanırken, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, konuşmayı
'yargının nasıl siyasallaştığının' göstergesi olarak değerlendirdi.
Çiçek, "Teröristbaşından medet bekleyen zihniyete bin defa yuh olsun."
dedi. Adalet Bakanı Sadullah Ergin de tepkisini, "Bunlar, siyaset dışı
aktörlerin ne tür işbirliği içinde olduğunu gösteriyor." sözleriyle dile
getirdi. Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ise Yargıtay'ı
kamuoyunu aydınlatmaya çağırdı. Skandal konuşmanın Yargıtay'ın imajı
üzerinde ağır tahribata yol açağı uyarısında bulundu: "Hiç kimsenin
adalet cübbesini giyerek, hukuku kirletme hakkı yoktur. Cübbeden hak
fışkırır, demokrasi tuzakları değil."
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, yaptığı yazılı açıklamada,
yüksek mahkemenin yargı yetkisini kullanan bazı üyelerin bu tür
tavırlarla tam bir bataklığa saplandıklarını belirtti. Bu verilerin
doğru çıkması halinde, Yargıtay'ın vahim bir durumla karşı karşıya
olduğu kabulünün kaçınılmaz olduğunu söyledi. Yargıtay'dan kendi iç
hukuku doğrultusunda iddialarla ilgili kamuoyunu aydınlatmasını isteyen
İyimaya, söz konusu ses kayıtları doğru ise ilgili yargı mensuplarını da
cübbelerini iade etmeye çağırdı. Adalet Komisyonu Başkanı, "Cübbeden hak
fışkırır, ideolojik hurafeler ve demokrasi tuzakları değil."
değerlendirmesi yaptı. İyimaya açıklamasında, şu hususlara yer verdi:
"Son günlerde basına yansıyan veriler (ses kayıtları), yüksek
mahkememizde yargı yetkisi kullanan kimi üyelerin koruma, kollama
misyonuna soyunduklarını göstermektedir. Cübbeden hak fışkırır,
ideolojik hurafeler ve demokrasi tuzakları değil. Yargıtay yönetiminin
kendi iç hukukuna göre soruna el atması, durum hakkında kamuoyunu
aydınlatması gereği açıktır. İlk günde gösterilmesi gereken bu refleksin
daha fazla geciktirilmesinin doğurabileceği anlam yüklemeleri ve
algılar, göz ardı edilemez."
MHP'li Oktay Vural: Rezalet bir şey • 'Referandumun reddedilmesi
için Öcalan'a çok ihtiyaç var' sözlerine Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek de
tepki gösterdi. Çiçek konuşmaların 'yargının nasıl siyasallaştığının'
göstergesi olduğunu söyledi. Yozgat'ta konuşan Çiçek, "İddialar doğruysa
'Türkiye'de kaos çıksın, o kaostan yararlanırız' diyorlar. Böyle bir
ifade akla ziyandır. İnsaf, vicdan, bu ülkede kaos çıkacak, kaostan
yararlanacaklar. Referandumda 'hayır' çıksın diye 'Öcalan bizim işimize
gelir' diyor. Öcalan, teröristbaşı, teröristbaşından medet bekleyen
insanlar var, kesimler var. Böyle bir anlayış olabilir mi? Böylesine
millete güvensizlik olabilir mi? Böylesine 40 binden fazla insanın
kanına girmiş olan insandan medet olan zihniyete bin defa yuh olsun.
Böyle bir demokrasi olabilir mi?" dedi. Muhalefetin gündemini terör
örgütünün belirlediğini ileri süren Cemil Çiçek, "Hepsi aynı safta
kampanya yürütüyorlar. 'Hayır' diyenlere bakın, Türkiye'de ne kadar yasa
dışı örgüt varsa, hepsi 'hayır' kampanyası içerisinde." diye konuştu.
MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da Meclis'te yaptığı basın
toplantısında bu konudaki soruları cevaplandırdı. "Rezalet bir şey.
Kimse çıkartılsın..." diyen Vural, "Ne hazindir ki hükümet 'evet' için
PKK ile müzakere ediyor, bir diğeri genel af talep ediyor, bir diğeri
başka... Bu milletin sahibi yok mu, bu milleti düşünen yok mu? Nedir bu
gaflet? Bizim hiç kimseyle bu konuda bir beklentimiz olamaz. Doğru olup
olmadığını bilmiyoruz ama vahim iddialardır bunlar. Herhalde tarafları
bununla ilgili açıklama yapar." ifadelerini kullandı. (Zaman)
Kaos oluşturanlar Silivri'de değil miydi? • Ali Akkuş (Zaman):
İnternete düşen ses kaydının yüksek yargıda görevli üç yargıca ait
olduğu iddia ediliyor. Üç gün geçti, hâlâ yalanlama yok. Konuşulanlar
tek kelimeyle skandal. Kendilerinden teröristlerin nasıl
cezalandırılması gerektiği konusunda hukuki mütalaa duymayı beklediğimiz
yargıçlar, referandumda 'hayır' çıkması için Öcalan'a duyulan ihtiyacı
konuşuyor. Öcalan kim? 30 binden fazla insanımızın ölümüne sebep olan
PKK'nın lideri. Devlet Bahçeli'nin ifadesiyle 'İmralı canisi'. "Abdullah
Öcalan'a çok ihtiyaç var şimdi." diyen yargıç, Öcalan'ın etkili olduğu
kitlenin iknası için avukat Turgut Kazan'ın devrede olduğunu ileri
sürüyor. Kazan'ın BDP'li Selahattin Demirtaş ile görüştüğünü anlatıyor.
Demirtaş'a en hassas olduğu noktadan yaklaşmışlar: KCK diye canınıza
okuyacaklar sizin. KCK, Diyarbakır Başsavcılığı'nın soruşturduğu bir
örgüt. Savcılığın iddianamesine göre KCK öyle bir yapı ki, PKK onun
altında yer alıyor. Bir örnekle anlatacak olursak, Diyarbakır Belediyesi
Park Bahçeler Müdürlüğü'nde görevli bir KCK elemanı, Belediye Başkanı
Osman Baydemir'i sorgulayabiliyor. Selahattin Demirtaş, Kazan ile
görüştüğünü doğruluyor. Avukat Kazan ise kendisini arayan gazeteciye
hakaret edip telefonu yüzüne kapatıyor. Meseleye devlet düzeni açısından
bakacak olursak; Ankara'daki yüksek yargıçların bu konuşmaları
Diyarbakır'daki hakim ve savcıları etkilemez mi?
Konunun bir başka boyutu ise Öcalan'ın kendisine duyulan ihtiyacı nasıl
gidereceği hususu. Öcalan, Türkiye'ye getirilirken uçakta 'devlete
hizmet etmeye hazırım' diyordu. Eski avukatı Ahmet Zeki Okçuoğlu dün
Yeni Şafak Gazetesi'ne konuşmuş. Avukat, Öcalan'ın derin devletle olan
temasını hiç kesmediğini söylüyor. Ergenekon, Apo ile daima çalıştı"
diyor. Bu bilgiler ışığında son dönemde özellikle doğuda bir türlü
anlaşılamayan olaylara yeniden bakmakta fayda var. Kapatma davalarından
en fazla muzdarip olan BDP'nin, Meclis'te parti kapatmayı zorlaştıran
düzenlemeye karşı çıkmasında Öcalan'ın etkisi olabilir mi? Öcalan'ın
evet diyen işadamlarını ve sivil toplum örgütlerini tehdit etmesinden
kim faydalanıyor? Taş atan çocuklarla ilgili düzenleme yapılacağı zaman
Reşadiye'de pazardan dönen askerleri öldürmek kime yaramıştı? Samsun'da
polis memurunu öldürüp kaos çıkarmanın amacı neydi? Son olarak Hatay
Dörtyol'da, Kürtlerle Türkleri karşı karşıya getirmek için planlanan
tezgah. MHP'li meclis üyesi, JİTEM ve PKK'nın gündeme geldiği Dörtyol
saldırısını nasıl değerlendirmek lazım?
"Tam bir kaos olsun, bu kaostan ben yararlanırım." diyor internetteki
ses. Siyasi hedefine ulaşmak için ülkede kaos istemek suç değil mi?
İnanmayan Ergenekon iddianamesine baksın. Orada şöyle yazıyor: "Türkiye
Cumhuriyeti devletini anti-demokratik yollarla ele geçirip kendi amaç ve
çıkarları doğrultusunda bir yönetim kurmayı amaçlayan Ergenekon terör
örgütü mensuplarının Anayasa'mızın 6. maddesinde belirtilen millet
iradesini tamamen hiçe sayarak bu nihai amaca ulaşabilmek için her türlü
illegal yolu mubah gördükleri gibi bu uğurda ülkede kaos oluşması, terör
olaylarının artması ve ekonomik kriz çıkması için her türlü eylemi
gerçekleştirmekten çekinmedikleri görülmüştür." (Ali
Akkuş / Zaman)
Yeşil'in
sağ kolu Eruygur'la çalışıyordu Elazığ Emniyeti'ne 2003'te gönderilen ihbar mektubu, emekli Koramiral
Atilla Kıyat'ın 'infazlar devlet politikasıydı' tespitini 7 yıl önce
doğruladı. Albay Temizöz'ün yargılandığı dava dosyasına da giren
mektupta Yeşil'ın sağ kolu Yusuf Tek'in Ergenekon sanıklarından Emekli
Org. Eruygur ve Hurşit Tolon'dan emir aldığı ileri sürülüyor.
Emekli Koramiral Atilla Kıyat'ın "1993-1997 yılları arasındaki faili
meçhuller devlet politikasıydı. O dönemde infaz emrini veren subaylar
şimdi Ergekonda yargılanıyor" sözlerini 2003 yılında Elazığ Emniyeti
Terörle Mücadele Şube Amirliği'ne gönderilen ihbar mektubu doğruladı.
Daha önce Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen fakat Albay C.T.
ve Yeşil kod adlı Mahmut yıldırım'ın araya girmesi nedeniyle işleme
konmayan ihbar mektubu, Doğu ve Güneydoğu'da 90'lı yıllarda yaşanan
faili meçhul olaylara yeni boyut kazandıracak iddialar içeriyor.
Detaylarını Yeni Şafak'ın ele geçirdiği ihbarda 'Yeşil' kod adlı Mahmut
Yıldırım'ın başında bulunduğu infaz timinin bölgede işlediği cinayetler,
belgeleriyle anlatılıyor. Yeşil'in yakın adamı olduğu belirtilen 'Cabbar
Dayı' kod adlı Yusuf Tek'in adının karıştığı cinayetlerin ayrıntılarıyla
sıralandığı mektupta gazeteciler Fatih Altaylı, Mehmet Ali Birand ve
Ertuğrul Özkök'e yönelik suikastlardan son anda vazgeçildiği ifade
ediliyor. İhbar mektubunun en önemli bölümünü faili meçhul cinayetler
oluşturuyor. Özellikle 1993'te emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever'in
öldürülmesinin arkasındaki kişinin Yusuf Tek olduğu ileri sürülüyor.
Gazeteci Halil Güngen, Kürt işadamları Behçet Cantürk ile Şeyhmuz Daş,
İHD Elazığ Şube Başkanı Avukat Metin Can, doktor Hasan Kaya, avukat
Yusuf Ziya Ekici, Savaş Buldan, Hacı Kıray ve Adnan Yıldırım'ın
öldürülmesinde de Yeşil'in sağ kolu Yusuf Tek'in parmağı olduğu
belirtiliyor.
7 yıl önce ihbar etti • Yusuf Tek'in askerliği sırasında Tabur
Komutanı Yarbay İ. H. Ç. ve Bölük Komutanı Üsteğmen F. Ö. tarafından
taburdaymış gibi gösterilerek Temizöz ve Yeşil'in yanına gönderildiği
bilgisi de ihbar mektubunda yer alıyor. Tek'in Öcalan'a yakın duruşu ile
tanınan Ergenekon sanığı Yalçın Küçük'ün dört defa öldürmek istemesi de
mektuptaki bir başka çarpıcı iddia. Diğer bir iddia ise Tek'in bu isteği
Emekli Orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur tarafından başka bir
zamana ertelemesi. Savcılığın cinayetlere adı karıştığı iddia edilen
Yusuf Tek'in ifadesini alması beklenirken, Tek devlet isterse ifade
vermeye hazır olduğunu söylemişti.
Eğitmeni Korgeneral Engin Alan • Balyoz Darbe Planı'nın
sanıklarından olan Emekli Korgenaral Engin Alan'ın Özel Kuvvetler
Komutanlığı sırasında Yusuf Tek'i eğiten kişi olduğu iddia ediliyor.
Fakat Alan ile Tek arasındaki yakın ilişkinin, 1999'un şubat ayında
bozulduğu belirtiliyor. Suç duyurusunda Yusuf Tek'in bugün Ergenekon
Davası'ndan yargılamaları devam eden kişilerle de ilişki içinde olduğu
ifade ediliyor. Tek'in, Ergenekon sanıklarından Emekli Org. Şener
Eruygur ve Emekli Org. Hurşit Tolon'un yanı sıra Org. Saldıray Berk ve
eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ile de çok yakın ilişkileri olduğu
öne sürülüyor. (Yenişafak)
(02 Eylül 2010, 12:55)
FLAŞ!!!
İşte Avcı'ya teyp kırdırtan şok röpörtaj Taraf gazatesinden Mehmet Baransu'nun Hanefi Avcı'yla yaptığı olay
röportaj bugünkü Taraf gazetesinde yayınlandı. Emin Arslan’ın
tutuklanmasının ‘operasyon’ olduğunu savunan Avcı iddialı: 'Arslan’ı
uyuşturucu kaçakçısı Kanat’tan çok önce dinlemeye başladılar. Esas
puştluk burada.' Sorulması gereken sorular yönelten Baransu, Avcı'dan
iddiaları hakkında somut delil, belge, isim vermesini istiyor. Ancak
Avcı bu taleplerin tümünü, 'buraya takılma', 'isimler önemli değil' gibi
cevaplarla geçiştiriyor. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevini
yürütürken yazdığı kitabında sadece duyumlara dayanarak yer verdiği ve
Ergenekon Balyoz Danıştay gibi olayların fasafiso olduğu, bu soruşturma
ve davalarda ortaya çıkan çok sayıda belge bilgi silah gibi delillerin
düzmece ve fethullah cemaatinin işi olduğu, hatta Deniz Baykal'ın seks
kasedinin dahi cemaatin komplosu olduğu, emniyetin, savcıların ve bahsi
geçen kritik soruşturma ve davalara bakan hakimlerin fethullahçı olduğu
ve benzeri şok iddialarıyla ilgili Baransu'nun hazırladığı 200'e yakın
soru Avcı'yı öfkelendirdi.
Son günlerin en çok konuşulan ismi Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi
Avcı’yla kitabı Haliçte Yaşayan Simonlar‘ı konuşmak üzere pazartesi günü
saat 13:30’da makamında buluştum. Görüşme sıcak bir ortamda, dostane bir
havada başladı. Avcı, kitabıyla ilgili daha önce yazdığım analizdeki
bilgilerin gerçeği yansıtmadığını söyleyerek söze başladı. 2003- 2004
yılında yaşanan olaylarla ilgili kimseye belge vermediğini iddia etti.
Bugüne kadar tek bir gazeteciye belge vermişti o da 1997 yılına aitti.
Avcı’yla görüşmeye gitmeden önce kitabını okumuş ve notlar almıştım.
200’ün üzerinde soru çıkartmış, çelişkilerin altını not etmiştim.
Röportaj, ilk yarım saatinden sonra oldukça hararetli bir ortamda devam
etti. Hrant Dink cinayetiyle ilgili sorduğum sorularla gerilim dolu
dakikalar da başlamıştı. Operasyonlarda silah bulunmadığı, mühimmatların
kime ait olduğunun tesbit edilemediği iddiasına belgelerle cevap verdim.
Bombalarda seri numaralar olmadığı iddiasını çürütmem Avcı’yı
sinirlendirdi. Uyuşturucu baronu Habip Kanat soruşturmasının Savcı
Mehmet Berk’e UYAP üzerinden verildiği iddiasının yanlış olduğunu
söylediğimde ise Avcı “Buraya takılma” dedi. Suçladığı Fetullahçı
isimleri açıklamasını istediğimde de “isimler önemli değil” diyerek
ayrıntıya girmedi. Filmin koptuğu sahne ise Emin Arslan’ın uyuşturucu
baronuyla olan ilişkisini sorgulamamdı. Önce Aslan, Habip Kanat
bilgisine sahipti dedi. Sonra bilgisi yok dedi. Aslan’ın oğluyla Habip
Kanat’ın şirket ortaklığını sormamla da film koptu. Avcı ayağa kalkıp
konuşmaya başladı. Bir anda teybime vurup, birkaç metre fırlatarak,
“Saçma sapan konuşuyor ya. Çık dışarı, yallah, çık”dedi. O anda gözüm
foto muhabiri arkadaşım Fulya Atalay’a çevrildi. İkimiz de şaşkındık.
Avcı’nın sakinleşmeye niyeti yok gibiydi. Avcı’ya söylenmesi gerekenleri
söyleyip, makamdan ayrıldım. İşte o olay röportaj...
» Kayda başlıyorum. - Kayıt almayın not alın. » Hanefi Bey ben
yarın bir şey yazacağım siz ‘yok’ diyeceksiniz. Kayıt almak için teybi
sizin önünüze koymam gerekir. - Siz yazın ben altını imzalarım. »
Ses kaydından niçin endişe ediyorsunuz? - Tüm basını çağıralım. Hep
beraber kayıt yapalım. » 16 yıllık meslek hayatımda ilk kez böyle bir
taleple karşılaşıyorum. Kitabınızda cemaat öncesi bölümde Ergenekon’u
önemserken, ardından bu operasyonun önemsiz olduğu izlenimi
veriyorsunuz. - Ben Ergenekon’u önemsiyor ya da önemsemiyor değilim.
Ben bir yerde Ergenekon’u önemsiyorum yazdım. Diğer bölümde Ergenekon
tahkikatlarının yapılış biçimini eleştirdim. Tahkikatların içeriğini
konuşmuyorum. Çünkü içeriğinde ne var ne yok daha orasını irdelemeye
girmedim. » Girmediğiniz konu hakkında nasıl yorum yapıyorsunuz? -
Tahkikatın yapılış biçimini irdeliyorum. İddianamede Ergenekon için
Hizbullah’ı, PKK’yı, ve Dev Sol’u yöneten örgüt diyor. Sizin bu sözünüze
çocuklar bile güler. Çünkü bu doğru bilgi değildir. Diyor ki tanık:
Türkiye’de sağcılara ve solculara verilen silahların seri numarasını
takip ediyordu. Ben de diyorum ki devletin arşivlerinde bütün örgütlerde
yakalanan silahlar belli. Bırakın seri numaralarını, markalarının takip
ettiği yoktur. Sağcıların silahları kendilerine aittir, solcuların
silahları kendilerine aittir. Şimdi gerçeği tahrip ederek kimse bir yere
varamaz. Gerçek neyse o kabul edilmelidir.
» Kitabınızda her kazıda esrarengiz deliller, el bombaları,
roketatarlar, LAW silahının yakalanması dikkat çekicidir, bu
malzemelerin izinin sürülmesi mümkün değil diyorsunuz. - Ama
bunların izleri sürüldü ve bulundu. Bulunmadı.
» Nasıl bulunmadı Hanefi Bey. Makine Kimya’nın ve Askerî Mahkemenin
kararıyla bunların çıktığı birlikler bulundu. - Benim evimde de
bomba bulursunuz, ben orada görev yaparken almışımdır. O ayrı bir şey.
Çatlı’nın üzerinde tabanca çıktı. Tabancının izi tek tek sürüldü.
İtalyan Baretta dedi ki ben bu silahı İsrail’e sattım. İsrail ben
emniyete sattım dedi. Ama bir bombayı böyle süremiyorsun. » Seri
numaralarıyla sürdüler ve buldular bazılarını. - Seri numarası filan
kuruma ait, filan yerde yapıldı deniyor. İz olarak sürme imkanınız
olmuyor. » Askerî Mahkemenin raporuyla mühimmatlar belgelendi.
Eskişehir’de evinde mühimmat bulunan Fikret Emek ve Zir Vadisi’ndeki
yarbay ceza aldı. Mühimmat alıp, saklamaktan dolayı... - Siz savaş
filmi seyrediyorsunuz. Ben savaşın olduğu yerden geldim. Film
seyredenle, savaşan arasında korkunç bir fark vardır. Şu silahlar bu
olayın tamamen sahte olduğunu gösteren en büyük delildir. » Neden -
Bu bombalar, top-tüfek kolorduda dolu zaten. Kendi silahı. Neyi
ispatlar. Senin bomba dediğin olay hiçbir bağlantısı olmayan filan
kuvvetin bombası. Bombayı oradan sen de alırsın, ben de alırım. Benim
kişiliğimle ilgili bağlantı kurmuyor. Örgütçülük faaliyetleriyle
uğraştım. Dünyanın her yerinde örgütleri takip ettik. Bu örgütler
amaçlarına ulaşırken, önce kullanmaları gereken silahlardır. Niye hiç
tabanca çıkmaz. » Hanefi Bey kazılarda çok sayıda silah da çıktı.
Sekiz adet otomatik tüfek, 57 adet ruhsatsız tabanca da çıktı. Ayrıca
son 20 yılda Türkiye’de el bombası, C-4 patlayıcılarla sayısız olay
yapıldı. - Hangi olay?
» Ben size yüzlerce sayarım. Son birkaç yılda Ankara’da, İstanbul’da
olan olaylar en yakın örneği. Şemdinli mesela. Son yıllarda asıl suikast
silahıyla işlenen cinayeti siz söyleyin o zaman? - Suikast silahı
demiyorum » Siz bana silahla yapılmış eylem söyleyin?
- Yüzde 99’u silahla olmuştur. » Bütün örgütlerde mi silahla
olmuştur? - Bütün örgütlerde, öldürme olaylarının hepsi silahla
olmuştur. » Son 20 yılda bana kaç tane örnek gösterebilirsiniz. Ya da
28 Şubat sürecinden bu yana. - Bombayla öldürülmüş kim var » O
kadar çok var ki. Biraz önce de dediğim gibi Ankara, İstanbul’daki
patlamalar, sahil kesimlerinde yapılan patlamalar. - Örgütlerin
spesifik olarak PKK gibi patlayıcı madde koyma sansasyonel propaganda
yapma olayları tamam. Onun dışında İran yanlısı grupların yaptığı Uğur
Mumcu olayı.
Üç
eski komutana 'Balyoz' sorulacak Balyoz plan semineri döneminin genelkurmay başkanı Özkök ile yetkili
komutanlar Büyükanıt ve Başbuğ'un da bilgisine başvurulması gündemde.
Sabah, 16 Aralık'ta dava süreci başlayacak olan Balyoz soruşturmasına
ilişkin önemli bir ayrıntıya ulaştı. Balyoz darbe planının ele alındığı
iddia edilen plan semineri döneminin Genelkurmay Başkanı emekli
orgeneral Hilmi Özkök'ün yanısıra yetkili komutan konumunda olan ve daha
sonra genelkurmay başkanlığı yapan emekli orgeneraller Yaşar Büyükanıt
ile İlker Başbuğ'un da bilgisine başvurulması gündemde. Mart 2003'te
Özkök Genelkurmay Başkanı, Büyükanıt Genelkurmay 2. Başkanı, Başbuğ ise
Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı idi. Üç eski genelkurmay başkanının
yanısıra dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın da
bilgisine başvurulacağı belirtiliyor. Balyoz darbe planı iddialarından
ortaya çıkmasından sonra söz konusu plan seminerine ilişkin iki iddia
gündeme geldi. Buna göre; 5-7 Mart 2003 tarihli plan seminerine katılan
Genelkurmay temsilcisi, "rutin dışına çıkıldı" tespitinde bulundu.
İkinci iddiaya göre de "rutin dışına çıkıldı" raporu dönemin Hilmi
Özkök'ten gizlendi ve rapor resmi kayıtlara girmedi. Hilmi Özkök,
iddiaların ortaya çıkmasından sonra yaptığı açıklamalarda,
"Söyleyeceklerim bu konuya el atmış savcıları çok etkileyecektir.
Basında yer aldığı şekilde suç sayılacak şeyler bana sunulmadı"
sözleriyle sessiz kalmayı tercih etmişti. Hilmi Özkök yaptığı bir başka
açıklamada ise "Muhatap dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç
Yalman'dır" değerlendirmesinde bulunmuştu.
'Hilmi Paşa haklı' • Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yalman
da Özkök'ün bu açıklamasına karşılık "Olayları izliyorum. Hilmi Paşa
haklıdır, o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı ben olduğuma göre muhatap
da benim" değerlendirmesinde bulunmuştu. Yalman açıklamasının devamında
ise konunun ilgili komutanlar tarafından bilindiğini belirterek, "O
dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı bendim. O işin muhatabı da benim. O
dönemde İlker Paşa da (Başbuğ) kurmay başkanımdı. O da konuyu zaten
yakından bilir" değerlendirmesinde bulunmuştu. Balyoz savcıları,
yürütülen soruşturma sırasında plan seminerindeki görev pozisyonlarından
dolayı Genelkurmay eski Başkanları emekli orgeneraller Özkök, Büyükanıt
ve Başbuğ ile yine dönemin eski kara kuvvetleri komutanı emekli
orgeneral Yalman'ı ifadeye çağırmamıştı.
196 sanıklı dava • "BALYOZ Planı" iddialarına ilişkin, aralarında
eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına,
eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1.
Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da bulunduğu 196 sanıklı
dava 16 Aralık'ta İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek. (Sabah)
FLAŞ!!! Sorulmayanlar sorulunca Hanefi Avcı teybi parçaladı Baransu-Avcı röportajı olaylı bitti. Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın,
kitabında sadece duyumlara dayanarak yer verdiği ve Ergenekon
Balyoz Danıştay gibi olayların fasafiso olduğu, bu soruşturma ve
davalarda ortaya çıkan çok sayıda belge bilgi silah gibi delillerin
düzmece ve fethullah cemaatinin işi olduğu, hatta Deniz Baykal'ın seks
kasedinin dahi cemaatin komplosu olduğu ve çok sayıdaki diğer şok
iddialarıyla ilgili Baransu'nun hazırladığı 200'e yakın soru Avcı'yı
öfkelendirdi. 2 saatlik röpörtaj boyunca giderek gerginleşen Avcı,
gözaltına alınan ekip arkadaşı Emin Arslan'la ilgili soru karşısında ise
öfke patlaması yaşayarak Baransu'nun teybini kırdı. Bu röportaj yarın
Taraf Gazetesi'nde yer alacak.
Taraf Gazetesi'nin muhabiri Mehmet Baransu öyle sorular sordu ki Hanefi
Avcı'yı çıldırttı. Avcı, röportajı yarıda kesip Baransu'nun teybini
parçaladı. Hanefi Avcı, olay yaratan kitabı ve iddialarıyla ilgili
yazılı basından ilk röportajı Taraf muhabiri Mehmet Baransu'ya verdi.
Ancak röportaj olaylı bitti. Gazeteciler.com, yarın Taraf'ta çıkacak
olan bu olay röportajın ayrıntılarını öğrendi. Mehmet Baransu, Hanefi
Avcı'nın kitabındaki iddialarla ilgili 200'e yakın soru hazırlayıp, Avcı
ile röportaj için karşısına oturuyor.
Dink konusunda gerilim tırmanıyor • Röportaj 2 saat boyunca
oldukça hararetli bir havada sürüyor. Konu kitaptaki Hrant Dink
cinayetiyle ilgili iddialara gelince tansiyon artmaya başlıyor. Avcı
sinirleniyor ama kendini kontrol altında tutuyor...
Ergenekon'da doz artıyor • Olaylı biten röportajda Ergenekon
mevzusuna geçildiğinde artık Hanefi Avcı'nın sinirleri iyice gerilmiş
durumda. Hanefi Avcı, kitabında "kazılarda bulunan silahların seri
numarasız olduğunu" iddia ediyordu. Röportaja belgelerle giden Mehmet
Baransu, bu iddiasını hatırlatıp, kazılarda çıkan silahların seri
numaralarına dair belgeleri önüne koyuyor. İşte o anda Avcı'nın yüzünün
rengi değişiyor. Sesi yükselmeye başlıyor...
Emin Arslan'da olan teybe oluyor • Mehmet Baransu, Emin Arslan
ile ilgili sorularını sormaya başladığında ise film kopuyor... 15 dakika
sürüyor bu bölüm. Avcı'yı çıldırtan da Mehmet Baransu'nun Emin Arslan ve
Habib Kanat'a ilişkin şu sorusu oluyor; -"Emin Arslan'ın oğlunun
uyuşturucu taciri Habib Kanat ile nasıl bir iş ilişkisi var?" İşte o
anda iyice sinirlenmiş olan Hanefi Avcı'da film kopuyor. Öfkeyle ayağa
kalkıyor ve Mehmet Baransu'nun teybini parçalıyor... Röportaj 2 saatlik
kısmın ardından Avcı'nın öfke krizi ile olaylı bir şekilde yarıda
kalıyor... Bu olay röportaj yarın Taraf Gazetesi'nde yer alacak. Avcı,
Baransu'nun teybini parçalamış ama röportaj kaydı sağlam... Bilmek
isteyenlere bir küçük detay daha aktaralım, darp girişimi yok... Sadece
fena bir kavga ve bir öfke patlaması var. (Gazeteciler.com)
Islak İmza davası:
Savunma ve sorgular tamam, 1 tahliye Ergenekon davası firari sanık Bedrettin Dalan'ın özel kalem müdürü
olduğu ileri sürülen tutuksuz sanık İlhami Ümit Handan, 'AK Parti ve
Gülen'i bitirme eylem planı' belgesine ilişkin davada diğer Ergenekon
davası sanıklarını tanıyıp tanımadığı şeklindeki sorulara ilginç
cevaplar verdi. 'Drej Ali lakaplı Ali Yasak, tavla oynamak için gelirdi'
diyen Handan, Tuğgeneral Veli Küçük'ün de makam aracı ve resmi kıyafetle
Bedrettin Dalan'ı ziyarete gelip gittiğini söyledi.
Islak imzalı 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' iddialarıyla ilgili
haklarında dava açılan ve Yeditepe Üniversitesi kurucusu Bedrettin Dalan
ile Albay Dursun Çiçek'in de aralarında bulunduğu 7 sanıklı davanın 11.
duruşması yapılıyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza
İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda yapılan duruşmaya, tutuklu
sanıklar Albay Çiçek, avukat Serdar Öztürk, Ufuk Akkaya ve Mehmet Deniz
Yıldırım katıldı. Duruşmada, tutuksuz sanık İlhami Ümit Handan da hazır
bulundu. Tutuksuz sanık Özel Yılmaz ile hakkında yakalama kararı bulunan
Bedrettin Dalan ise duruşmaya gelmedi. Yaklaşık 1,5 ay aranın ardından
devam edilen duruşmada mahkeme heyetine, Başkan Köksal Şengün'ün yıllık
izinde olması nedeniyle üye hakim Hasan Hüseyin Özese başkanlık yapıyor.
Duruşmada savunmasını yapan İlhami Ümit Handan, Bedrettin Dalan'ı 19-20
yıldır tanıdığını belirterek, ''Dalan'ın dışarıdaki işlerine bakarım.
İddia edilen örgütü tanımıyorum. Onlar da beni tanımaz. İlişkim sadece
Dalan'ın özel işlerini yapmak'' dedi. Matbaacı olduğunu, Yeditepe
Üniversitesinin matbaa işlerini piyasa fiyatlarının altında yaptığını
ifade eden Handan, vakıf tarafından üniversitede okuyan emniyet, MİT,
subay, savcı, hakim ve şehit ailelerinin çocuklarına verilen burs
işleriyle de ilgilendiğini kaydetti. Handan, burs almak isteyen
öğrencilerin ''emniyetten, MİT'tenim dediğini'', kendisinin de bunların
doğru olup olmadığını araştırdığını dile getirerek, ''Ben bu konuda
yardımcı oluyordum. Çevremin geniş olması nedeniyle emniyet ve MİT'ten
insanlar, hakim ve savcılar tanıyordum. Burs işleriyle ilgili yardımcı
oluyordum. Ticari işlerimi yaparım. Onun yanında üniversiteye yardımcı
olanlardan biriyim'' diyerek savunmasını tamamladı.
Üniversitede odası yok, daima göreve hazır • İlhami Ümit
Handan'ın savunmasını tamamlamasının ardından soruşturma aşamasında
verdiği ifadelerin okunmasına geçildi. Ara sıra okunan ifadelerine
müdahale edip açıklamalar getiren Handan, bir ara, "Yanlış anlamayın
oruç olduğum için ağzım kuruyor. Orucumu da bozmak istemedim." demesi de
dikkat çekti. Sanık Bedrettin Dalan'ın özel kalem müdürü olmadığını ve
İstek Vakfı tarafından öğrencilere verilecek olan burslarla ilgili
başvuruları kontrol ettiğini belirten sanık İlhami Ümit Handan, "Çeşitli
devlet dairesi makamında olduğunu belirterek burs alan ancak bu
makamlarda olmayan kişiler olduğunu gördük. Bedrettin Dalan bey de bir
kontrol mekanizması geliştirerek beni de bu konuda sorumlu yaptı. Çevrem
geniş olduğu için başvuru yapan kişilerin gerçekte belirttikleri
görevlerde, makamlarda olup olmadıklarını araştırıyordum." dedi. Savcı
Mehmet Ali Pekgüzel'in, "Burs başvurusunda bulunacak kişiler size nasıl
ulaşıyordu. Makamınız ya da telefonunuz olmadığını söylediniz?" diye
sordu. Handan, "Yer darlığı nedeniyle doğru düzgün kimsenin odası yoktu.
Ben oralarda olurdum." dedi. Bunun üzerine savcı Pekgüzel, "Nasıl yani?
Kapıda mı beklerdiniz gün boyunca da gelenler sizi bulabilirdi?" diye
sordu. Ümit Handan bu soruyu da "Oralarda olurdum. Bir ihtiyaç olduğunda
sekreterler beni bulurdu. Korumaların odasında filan otururdum." diye
cevapladı.
Devletini seven birisi olduğum için Dalan bana güvenmemiş olsa gerek!
• Firari sanık Dalan'ın yurt dışına çıkışı konusunda kendisine yardımcı
olup olmadığı şeklindeki soruya ise Handan, "Normalde uçak biletlerini
bir gün öncesinden biz alırız. Ancak o gün uçağa bineceğini son anda
havalimanında görevli polis Yusuf Yılmaz'dan duydum. Biletini de biz
almadık. Zaten havalimanına da hanımefendi ile birlikte kılı kılına
yetiştiler. Bir anda çıktılar." şeklinde cevap verdi. Dalan'ın yurt
dışına çıkacağını bilmediğini belirten Handan, koruma polisi Mehmet
Tunçman'ın da Dalan'ın Ankara'ya uçacağı şeklinde rapor hazırladığını,
kendisinin de yolculuğun Ankara'ya yapılacağını bildiğini söyledi.
Pekgüzel'in, "Peki size o kadar yakın olan birisi, her defasında
biletlerini dahi sizin almanıza rağmen bu defa neden gideceği yer
konusunda size bilgi verilmedi?" şeklindeki sorusuna da Handan, "Devlete
yakın ve devletini seven birisi olduğum için bana güvenmemiş olsa
gerek." dedi. Bedrettin Dalan'ın yanında 18-19 yıldır çalıştığını
belirten Handan, "Üniversite 12-13 yıldır var. Ondan önceleri de
başkanlığa adaylığını koyduğu dönemlerde kendisine yardımcı olur, sonra
kendi işimin başına giderdim. Kağıt işi yapıyordum." diye konuştu.
Duyum değil, işte belgesi: Avcı MİT'i bile dinlemiş Dinlendiği iddiasıyla Gülen Cemaati ve hükümeti suçlayan Hanefi
Avcı'nın İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı iken MİT'i dinlettiğinin
belgesine ulaşıldı. Avcı, MİT'i bağlı bulunduğu Emniyet Genel
Müdürlüğü'ne bile haber vermeden dinletmiş. Hanefi Avcı yazdığı
kitabındaki çok sayıda şok edici iddiayı duyumlara dayanarak yazdığını
belirtmiş, savcıların araştırmaları halinde delillere ulaşabileceklerini
iddia etmişti.
“Haliç'te Yaşayan Simonlar- Dün Devlet Bugün Cemaat" kitabıyla gündemde
olan Emniyetçi Hanefi Avcı, Fethullah Gülen cemaatinin devleti ele
geçirmeye çalıştığını; Ergenekon, Balyoz, Kafes, Erzincan iddianamesi,
Danıştay saldırısı başta olmak üzere son dönemde yargıya yansımış
olayların birçoğunun içinin boş olduğunu; hükümet ve cemaat tarafından
kendisinin de dinlendiğini ileri sürüyordu. Vakit, bugün dinlendiği
iddiasıyla Gülen Cemaati ve hükümeti suçlayan Hanefi Avcı'nın İstihbarat
Daire Başkan Yardımcısı iken hem de MİT'i dinlettiğinin belgesine
ulaştı. Avcı, MİT'i bağlı bulunduğu Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bile
haber vermeden dinletmiş.
Süreç şöyle • 1997'de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire
Başkan Yardımcısı olan Hanefi Avcı, o dönem Meclis Susurluk Komisyonu'na
Milli İstihbarat Teşkilatı ve Mehmet Eymür gibi bazı MİT mensupları
aleyhinde açıklamalarda bulundu. İddialarda adı ağırlıklı olarak geçen
dönemin MİT Kontr Terör Merkezi Yöneticisi Mehmet Eymür, 02.04.1997
tarihli dilekçe ile kişilik haklarına haksız ve ağır bir saldırı olduğu
gerekçesiyle Hanefi Avcı hakkında manevi tazminat istemli bir hukuk
davası açtı. Hanefi Avcı yazılı olarak yaptığı savunmasında, bir takım
telefon numaraları vererek, bunlar arasında bazı dönemlerde çok yoğun
bir görüşme trafiği yaşandığını, bu görüşmelere dair telefon
kayıtlarının telekom ya da ilgili GSM şirketinden istenerek incelenmesi
halinde Mehmet Eymür ve yandaşlarının mafya ile ilişkisinin görüleceğini
ileri sürdü. Ayrıca konu ile ilgili olarak mahkemeye bazı bant kayıtları
sunacağını bildirdi. Avcı savunmasında bu kayıtların hangi numaralara
ait olduğunu da sıraladı. Bu savunma Hanefi Avcı'yı ele verdi. MİT, Avcı
tarafından telefonlarının dinlendiğini görünce harekete geçti. Dönemin
MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, savcılığa suç duyurusunda bulunarak, Hanefi
Avcı hakkında cezai takibat başlatılmasını istedi.
Sönmez Köksal'ın şikayeti • Bizzat MİT Müsteşarı Sönmez Köksal
imzalı dilekçede şöyle denildi: “Adıgeçenin dilekçesinde sıraladığı
telefon numaralarının tetkikinden; bunlardan üçünün Müsteşarlığımız
adına kayıtlı resmi telefonlar olduğu, diğer üçünün ise operasyonel
faaliyetlerimizin önemi, özelliği ve gizliliği gereği gerçek kişiler
adına kayıtlı görülmesine rağmen, Müsteşarlığımız görevlerinin ifası
sırasında mensuplarımız tarafından kullanılan ve tüm masrafları
Müsteşarlığımızca karşılanan telefonlar olduğu anlaşılmıştır. Davalının
hangi tarihlerde, kimin, hangi numaralı telefonla ve hangi kişiyle
görüştüğünü bildiğini ileri sürmesi ve bunu resmi kayıtlarla doğrulatmak
istemesi, kendisinin bu görüşmeleri dinlediğini ve hatta bir kısmını da
olsa banda kaydettiğini göstermektedir. Telefon görüşmelerinin
dinlenmesi işlemi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 92'nci maddesinin
son fıkrası gereğince sadece hakim kararına bağlıdır. Hanefi Avcı'nın,
gerek telefon numaralarını tespit ederken, gerek bu telefonlarla yapılan
görüşmeleri banda alırken ve gerekse bunları dinlerken; ne savcı ne de
hakim kararı aldığı; emrinde görev yaptığı Emniyet Genel Müdürlüğü'ne
dahi haber vermediği; tamamen kişisel amaçlarla yasadışı bir hareket
tarzını benimsediği anlaşılmıştır.”
Tutuklandı • Mehmet Eymür'ün açtığı dava ve MİT Müsteşarı'nın suç
duyurusunun ardından İstanbul DGM, 5 aydır elinde tuttuğu Hanefi Avcı
dosyasını yürürlüğe koydu. MİT telefonlarını deşifre etmek suçundan
dolayı Hanefi Avcı 20 Şubat 1998 tarihinde tutuklandı ve 10 gün boyunca
Beypazarı Cezaevinde tutuldu. Ardından serbest kalan Avcı, değişik
illerde Emniyet Müdürlüğü görevlerine atandı.
“Dinleniyorum” diyordu • Geçtiğimiz Mayıs ayında “uyuşturucu
örgüte yardım etmek” suçlamasıyla tutuklanan eski Emniyet Genel Müdür
Yardımcısı Emin Arslan'ın da yargılandığı davada Eskişehir Emniyet
Müdürü Hanefi Avcı tanık olarak ifade verdi. Arslan'ın görevini namuslu
bir şekilde yaptığından şüphesi olmadığını ifade eden Avcı, Arslan'a
destek verdiği için açığını yakalamak adına farklı isimler adı altında
hakkında dinleme kararı verildiğini söyledi.(Vakit)
Savcı
Öz, Behçet Cantürk cinayeti dosyasını açtı Ergenekon Savcısı Öz'ün, Kürt işadamı Behçet Cantürk’ün de aralarında
bulunduğu Adapazarı-İzmit-Sapanca üçgeninde öldürülen 5
kişinin dosyasını yeniden incelemeye alarak soruşturma başlattığı
öğrenildi. Yaklaşık bir yıldır süren soruşturma kapsamında cinayetlere
ilişkin ilginç bilgilerin ele geçtiği öğrenildi.
İkinci Ergenekon davasının ek delil klasörlerinde yer alan gizli tanık
Poyraz’ın Kürt işadamı Behçet Cantürk’ün de arasında bulunduğu birçok
kişinin öldürülmesine ilişkin verdiği detaylı bilgilerin ardından
harekete geçen Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, çok sayıda kişinin ölü
bulunduğu Adapazarı- İzmit - Sapanca bölgesindeki cinayetleri mercek
altına aldı. Savcı Zekeriya Öz, Kürt işadamı Behçet Cantürk'ün de
aralarında bulunduğu faili meçhul ya da kaza süsü verilerek öldürülen 5
kişinin dosyası yeniden incelemeye alarak soruşturma başlattı. Yaklaşık
bir yıldır süren soruşturma kapsamında cinayetlere ilişkin ilginç
bilgilerin de ele geçtiği öğrenildi. Ergenekon soruşturması kapsamında
gizli tanık olarak ifadesi alınan ve bu ifadesi ikinci Ergenekon
davasının ek delil klasörlerinde yer alan gizli tanık Poyraz, organize
suç örgütü lideri olmaktan hükümlü Sedat Peker’in, içkili bir ortamda
aleyhinde konuşan Tolga Atalay’ı (Peker) Muğla’nın Datça ilçesine
götürüp öldürttüğünü öne sürmüştü. Sedat Peker'in çocukluk arkadaşı olan
Tolga Atalay'ın, mahkeme kararı ile soyadını değiştirerek Tolga Peker
yaptırdığını anlatan gizli tanık Poyraz, Sedat Peker'in Tolga Peker'i
söz geçiremez duruma gelmesi ve arkasından hazmedemeyeceği birçok
beyanda bulunması nedeniyle öldürttüğünü iddia etmişti.
Sapanca kavşağına atılan cesetlerin tamamı bizim teşkilatın işiydi
• Gizli tanık Poyraz, ifadesinin devamında Sedat Peker tarafından
öldürtülen Tolga Atalay’ın (Peker) öldürülmeden önce kendisinden yardım
istemek için telefonla arayarak, "Ağabey belki yetişirsin belki
yetişemezsin, Sedat Peker benim kalemimi kırmış, Biz seninle uzun
süredir dostuz, sen benim ağabeyimsin, beraber çok koşturduk, bu
teşkilat içerisinde senin bilmediğin daha çok olaylar oldu. Bunları
bilmeni ve senin de kendine dikkat etmeni istiyorum. Sedat Peker, Veli
Küçük’le beraber hareket edip, bizi kullanarak çok işler yaptı, tıpkı
senin de bildiğin gibi Nihat Yazıcı, Zarif İlhan ve Halim Kırnap’ın
öldürülüp yok edilmesi gibi çok olaylar oldu. Bu olaylar çok daha
büyüktü. Sapanca Kavşağı’na atılan cesetlerin tamamı bizim teşkilatın
işiydi, ben de bu olayların bizzat içerisinde yer aldım. Bu öldürülüp
atılan şahıslardan birisi Behçet Cantürk’tü. Beni bu olaylarda o kadar
çok kullandılar, şimdi de kalemimi kırdılar ve belki beni infaz
edecekler, sen benim ağabeyimsin, bir süre sonra sıra sana da gelebilir,
kendine dikkat et" dediğini anlatmıştı. Gizli tanık Poyraz, ifadesinin
devamında, "Konuşma içinde Behçet Cantürk’ün ismini en az 5- 6 defa
telaffuz etti. Bu şekilde konuşurken ’ağabey kapı açılıyor’ dedi ve
telefon kapandı" demişti. (Milliyet)
Ölüm üçgeni cinayetleri • Kutlu Savaş'ın Susurluk Raporu'na göre,
şu an Ergenekon davasının en önemli sanıklarından olan Veli Küçük'ün
Jandarma Alay Komutanı olduğu dönemde Adapazarı-Bolu-İzmit bölgesinde
'anormal işler' oluyordu. Faili meçhul cinayetlerin azdığı 1990'ların
başında terörle mücadelede 'konsept' değişimine gidildi. MGK'ya sunulan
5 Temmuz 1993 tarihli raporda uyuşturucu ticareti ve mafya yapılanmaları
ile PKK arasındaki ilişkiler anlatılıyordu. Raporda Behçet Cantürk'le
birlikte çok sayıda Kürt ailenin ismine yer verildi. Toplantının hemen
akabinde de Başbakan Çiller'e 'PKK'ya yardım eden işadamları' listesi
ulaştırıldı. Çiller'in 'hesap soracağız' açıklamalarına müteakip Mehmet
Eymür, MİT'te Kontr Terör biriminin başına dönerken Korkut Eken de
Emniyet'e 'danışman' olmuştu. Cantürk, 14 Ocak 1994 akşamı eşini arayıp
'10' dakika sonra evde olacağını söyledi ama evine ulaşamadı. Cesedi bir
gün sonra Sapanca - Kırkpınar yakınlarında şoförü Recep Kuzucu ile
bulundu. Bir ay sonra 25 Şubat'ta Cantürk'le ilişkili Av. Yusuf Ekinci
ölü bulundu. 28 Mart'ta Hendek'te Liceli Fevzi Aslan ve yeğeni Salih
Aslan ölü bulundu. Cantürk'ü öldüren silahla Fevzi ve Salih Aslan'ı
öldüren silah aynıydı. Listedeki isimler tek tek kayboluyordu. 3
Haziran'da ise Cantürk'e yakınlığı ile bilinen Savaş Buldan, Adnan
Yıldırım ve Hacı Karay Düzce'de ölü bulundu. Yine aynı Susurluk
raporunda Yeşil Kod adlı Mahmut Yıldırım'a ait olduğu belirlenen cep
telefonunun, o günlerde Giresun Jandarma Bölge Komutanı olan Veli Küçük
adına kayıtlı olduğu yazıyor. Bu telefon ilişkisi Küçük ile Çatlı ve
diğer Susurlukçuların ve özellikle de Yeşil'in bağlantılarını ortaya
koyuyordu. Bu telefonun da Kocaeli bölgesinde kullanıldığı tespit
edildi. Küçük 'benim bölgemde faili meçhul olmaz' dedi ve bütün bu
cinayetleri yok saydı.
ŞOK!!! Derin Yargıda referandum korkusu Öcalan umudu Daha önce de Ergenekon sanığı İlhan Cihaner'i kurtarma planları
deşifre olan Yargıtay üyeleri ile ilgili şok bir ses kaydı daha
internete düştü. Ses kayıtlarında ana gündem referandum. BDP'nin
referandumu boykot kararını aralarında geçen görüşmeler neticesinde
aldığı konuşuluyor. BDP'nin öneminden bahsediliyor. BDP'nin Kürtlerin
yobaz bölümü olmadığı, yöneticilerinin solcu olduğu, CHP'ye çok yakın
olduğu, referandum sürecinde CHP'nin BDP'nin elinden tutması gerektiği
konuşuluyor. Konuşmalarda teröristbaşı Öcalan'la ilgili de şok ifadeler
sarf ediliyor. 'Öcalan'a bu süreçte çok ihtiyaç var' deniliyor.
Referandumda 'evet'in fazla çıkması halinde işlerinin biteceği
konuşuluyor.
Dailymotion.com'da yayına konulan “BDP BİZE LAZIM, PKK İLE İŞBİRLİĞİ
ÇALIŞMALARI” başlıklı ses kaydı videosundaki kişiler, eğer gerçekten
iddia edilen Yargıtay üyeleri ise vah ki vah bu ülkenin haline. Ses
kayıtlarında ana gündem referandum. BDP'nin referandumu boykot kararını
aralarında geçen görüşmeler neticesinde aldığı konuşuluyor. BDP'nin
öneminden bahsediliyor. BDP'nin Kürtlerin yobaz bölümü olmadığı,
yöneticilerinin solcu olduğu, CHP'ye çok yakın olduğu, referandum
sürecinde CHP'nin BDP'nin elinden tutması gerektiği konuşuluyor.
Konuşmalarda teröristbaşı Öcalan'la ilgili de şok ifadeler sarf
ediliyor. “Öcalan'a bu süreçte çok ihtiyaç var” deniliyor. Referandumda
“evet”in fazla çıkması halinde işlerinin biteceği konuşuluyor. Ve daha
neler neler… 3 BÖLÜM'den oluşan ses kayıtlarındaki kişilerin Yargıtay
Üyeleri Hamdi Yaver Aktan(8. Ceza Dairesi), Yusuf Uluç (8. Hukuk Dairesi
Başkanı) ve Fatih Arkan (10. Hukuk Dairesi)” olduğu ileri sürülüyor.
İşte o ses kayıtlarının dökümleri:
CHP-BDP İTTİFAKI.. AKIL ALMAZ İTİRAFLAR •
YU: Deniz Baykal geç kaldı, inandırıcılığını, güvenilirliğini fazla şey
yapacağını sanmıyorum; sağlayacağını. Zamanında halkı (?) yalnız
bıraktı. HYA: Şimdi bu, BDP var ya, bu parti son derece önemli. Bunu
geçende Turgut Kazan'la konuşuyoruz. Demirtaş'la görüştü: “Ulan KCK
falan diye canınıza okuyacaklar”. Ondan sonra açıklama yaptılar “Biz
yargıyı siyasallaştıracak şeyde yokuz" dediler. HYA: Şimdi burada; Bir:
Yüksek Seçim Kurulu bu bir seçim kanunudur..
CHP'NİN BDP'NİN ELİNDEN TUTMASI LAZIM •
YU: Ben sana bişey söyleyeyim mi aslında BDP'nin elinden CHP'nin tutması
lazım. HYA: Tabi yaa. YU: Yanına çekmesi lazım. Artık bunun şeyi yok
yani. Korkulmasına da gerek yok. HYA: Eski, milletvekilleri ... YU: Ve
bunların % 99,9'u CHP yanlısı sosyal demokrat insanlar. HYA: Tabi.
YU:Yani Kürtlerin şeyi değil, Kürtlerin yobaz kesimi değil yani. HYA:
Dedik ya CHP milletvekillerine. Yav… YU: Zorla bunların şeyine iterlerse
kötü olur. HYA: Röportajda bunları Leyla (Cumhuriyet Gazetesi muhabiri)
hanıma söyledim, bunları yazmayın, kapat. Biz aynı görüşteyiz. Dedim
niye terk ediyorsunuz. Bizim yapmamız lazım bu işleri.
BDP'Yİ KUCAKLAMALARI LAZIM •
YU: Yani kucaklamaları lazım yani. Şu veya bu şekilde. HYA: Turgut beye
dedim sen görüşüyorsun. Bunlarla görüştü, gurupta falan gitti. Dedim
bunu şey yapın. Referandum reddedilirse bu sayede reddedilir. Başka
türlü olmaz dedim. Bu çok önemli dedim. Bundan geriye adım atılmaz. YU:
Evet, evet… Birlik beraberliği sağlamak zorunda.
MUVAZZAFLAR DA SÖYLEDİM BDP BİZE LAZIM •
HYA: Geçen muhaliflerle yemekteydim, muvazzaflar da vardı. Bir de
sivilden bir kişi daha vardı. Onlara söyledim. Mümkün değil dedim yani.
Bundan geri adım atamazsın. Öyleyse adama niye yaptırıyorsun ki. YU: Eee
işte bitti yani. HYA: Buna ihtiyacımız var dedim yani. Başka türlü bu iş
aşılmaz. Aksi halde tamamen teslim alır. YU: Evet, teslim alır. HYA:
Şimdi, tabi burada hukuki süreçte de iyi şey yapmak lazım. Bir: Yüksek
Seçim Kurulu: Bu referandum yasasını iki aya indirin; bu bir seçim
kanunudur, seçim kanununu bir seneden önce uygulamam. Ben dört ay
uygularım. YU: Onu orası yapacak artık. Zaten ondan korkuyorlar. HYA:
Ben dört ay uygularım bunu diyecek. Bu bir. Kanun yayınlandı mı Anayasa
Mahkemesine gideceğim. Dört ayda yürütmeyi durdurma verir. Vermezse
seçimlerden sonra; Sabih Bey diyor ama seçimlerden sonra yapı derhal
değişiyor, geçici maddeyle, iptal ettiremezsin. YU: Değişir, değişir.
HYA: O yüzden kötü olur.
PKK İLE İŞBİRLİĞİ •
Fatih ARKAN (FA): Kurul, Kurulun (HSYK) bundan sonra bir şey yapabilme
şansı çok yok. Hamdi Yaver AKTAN (HYA): Bitti artık. FA: Çok küçük. Son
son. HYA: Bunları referandumda yeneceksin. FA: Referanduma da çok
güvenme abi, bu halk…
ÖCALAN'A ÇOK İHTİYAÇ VAR •
HYA: Yok canım ben de güvenmiyorum. Kürtleri gözden geçirmek lazım,
Kürtlere ihtiyaç var. FA: Eeee, çok çabuk. HYA: Abdullah Öcalan'a ÇOK
İHTİYAÇ VAR ŞİMDİ. FA: Çok çabuk işbirliği içine giriyorlar ama. Sağolun
pek…
TAM BİR KAOS OLSUN, BU KAOSTAN BEN YARARLANIRIM •
HYA: Şimdi bak, Kürtler, istediklerini almak için diretecekler. Ulan
batıyorlar ya, anayasaya, tam bir kaos olsun, bu kaostan ben
yararlanırım. FA: Yani sonunda eee, Cumhuriyetin içine gireceği her
kaos.
EVET DEDİĞİ ANDA GİDİYOR BU İŞ •
HYA: Turgut Beye (İlhan Cihaner'in avukatı Turgut Kazan) dedik ki ya,
Demirtaş'la (BDP eşbaşkanı) görüştü, onlar da bir iki açıklama yaptı.
Ben birkaç yerde de söyledim, askerlere de söyledim; bunlara ihtiyacımız
var. Yani, evet dediği anda gidiyor bu iş. (Habervaktim)
Tuncay Güney tanık yapıldı, 35 soru tekrar soruldu
Ergenekon’da ‘şüpheli’ durumda olan Tuncay Güney, ‘örgütle bağını
tamamen kopardığı’ gerekçesiyle ‘tanık’ yapıldı. Güney’in cevaplamadığı
35 adet soru cevaplaması talebiyle tekrar Kanada'ya gönderildi. Tuncay
Güney, Ergenekon'un en kritik isimlerinden birisi. 2001 yılında polisçe
sorgulanan Güney, örgütün ilk kez deşifre olmasına neden olmuş, ancak
polis şefi olan Ergenekon davasının sanıklarından Serdar Saçan
tarafından serbest bırakılarak yurtdışına kaçırılmış, Güney'den elde
edilen çuvallarca belgeler de Saçan tarafından polis müdürlüğünden
çıkarılarak özel bir yerde gizlenmiş, soruşturma örtbas edilmişti.
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü iddiasıyla sürdürülen soruşturma
kapsamında açıklamaları ve kendisinde yakalanan belgelerle çok kritik
bir yere sahip olan Tuncay Güney soruşturma kapsamında ‘tanık’ konumuna
alındı. 2. Ergenekon iddianamesine “hakkında işlem sürdürülen şüpheli”
olarak giren Güney’in ‘örgütle bağının tamamen koptuğu’ öne sürüldü.
Örgütle bağı tamamen kesildi.. Daha önce cevaplamamıştı.. Pişmanlıktan yararlanabilir.. Örgütlerin kardeşliğini anlat bize!.. İŞTE
SORULARIN TAMAMI..
Avcı
boşluklar bırakıp çekildi ama tabiat boşluk kabul etmiyor Eskişehir Emniyet Müdürü Havefi Avcı, yazdığı kitabında
sadece duyumlarına dayanarak şok iddialarda bulunarak Türkiye'yi sarstı
ve emekliliğini isteyerek bir kenara çekildi. O tartışmaları başlatıp
kenara çekildi ancak delil getirmeden suçladığı kişi ve kesimlerden
gelen tepkiler giderek yükseliyor. Sadece geçmişte yaptığı işlere
bakarak kendisine inanılmasını beklediği anlaşılan Avcı bugüne kadar
sadece NTV'de yayına katıldı. Ancak sorulması gereken çok kritik sorular
olmasına rağmen hiçbiri sorulmadı. Avcı'ya anlaşıldığı kadarıyla görmeyi
duymayı istemediği soruları yöneltenlerden biri de Bugün gazetesinden
Adem Yavuz Arslan. 'Hanefi Avcı'yla röpörtaj yapmak istedim ama konuşmak
istemedi. Ben de kitaptan aldığım notları, kafama takılanları buradan
soruyorum' diyen Arslan'a göre, 'Avcı'nın kitabında bariz bir 'dinlenilme
takıntısı' hissediliyor. Halbuki sistemi en iyi Avcı biliyor. Mahkeme
kararı olmaksızın ne daire iç yazışma yapabilir ne de TİB bir iletişim
tespitine izin verebilir. Kaldı ki Avcı da biliyordur; İDB, 2006'dan bu
yana aralarında usulsüz dinleme iddialarının da ele alındığı 6 farklı
çalışma alanında 23 kez inceleme ve denetim geçirdi. Bu yönüyle de dış
denetime açık tek istihbarat kuruluşudur. Fakat hiçbirinde dinleme ile
ilgili bir kusur ya da hata çıkmadı.'
Hanefi
Avcı kuyuya bir taş attı, ayıkla pirincin taşını!.. Avcı'nın yuh dedirten iddiaları bir bir çürütülüyor. Ona göre
Ergenekon'un en önemli delilleri arasında yer alan 51 nolu DVD de cemaat
işi. Oysa Ergenekon ve yandaşlarının gözünü korkutan sapık ilişkilerin
yer aldığı 51 No'lu DVD'nin, TSK'nın teknik olanakları kullanılarak
Ergenekon sanıkları tarafından şantaj amacıyla kaydedildiği tespit
edilmişti. Ama bunun ne önemi var ki, nasıl olsa Avcı'ya göre o porno
ilişkileri görüntüleyenler de garanti TSK'ya sızmış cemaatçilerdir.
Polisler, savcılar, hakimler, ihbarları yapan, belgeleri gönderen meçhul
subaylar Avcı'ya göre cemaatçi. Bu nasıl sapık ve paranoyak bir zihniyet
böyle?.. Ahmet Altan'ın satırlarıyla, 'Fethullahçılık' diye bir suç yok
ama Fethullahçı olmak 'suçlu' olmak anlamına geliyor neredeyse. Ve, bu
'sihirli' sözcük her şeyi açıklıyor, 'Şemdinli'de kontrgerillanın izini
yakalayan savcı Fethullahçıymış' diyorlar. Bunu söyledikleri anda,
kontrgerillanın kitapevi bombalaması önemsizleşiyor, onları yakalayan
savcının Fethullahçı olması önem kazanıyor. Aynı şeyi Ergenekon için de
yapıyorlar, Ergenekon’u soruşturan savcılar da Fethullahçıymış... Demek
ki Ergenekon kötü bir şey değil, Fethullahçı olmak gibi 'korkunç' bir
kimliğe sahip adam onları sorguladıysa, biz onları aklamalıyız. Bu
yaklaşım, dikkatleri 'suçluyu' yakalayanın 'inancına' çekip, suçun
kendisini saklamaya yarıyor ve Fethullahçılık lafı bu garip mekanizmanın
işletilmesinde çok sık kullanılıyor.
Başbuğ'a
'devlet şeref madalyası' verilmedi Genelkurmay başkanlığı görevini Orgeneral Işık Koşaner'e devreden
Orgeneral İlker Başbuğ'a 'devlet şeref madalyası' uygun görülmedi.
Bakanlar Kurulu kararı ve cumhurbaşkanının onayıyla verilen madalya, ilk
olarak 28 Şubat sürecinde Karadayı'ya daha sonra da Kıvrıkoğlu, Özkök ve
Büyükanıt'a takılmıştı. Madalyanın verilmesi Bakanlar Kurulu kararının
Cumhurbaşkanınca onaylanmasıyla gerçekleşiyor. Ergenekon soruşturmasına
karşı çarpıcı çıkışlar yapan, ortaya çıkan belge ve roketatarlara 'kağıt
parçası, boru parçası' nitelemesi yaparak alay konusu olan, mahkemelerde
yargılanan Ergenekon sanıklarına şaşırtıcı şekilde sahip çıkan, 'Ben
izin vermeseydim savcılar kozmik odaya nah girerdi..' gibi kibarlık mı
kabalık mı olduğu anlaşılmayan ifadeler sarfeden, 'Şu an savaş
gemisinde konuşma yapıyorum, herkes anlamını biliyor' gibi muhatabı net
anlaşılmayan, muhtemelen hükümete ve bazı medyaya karşı, korkutucu anlam
vermeye çalışıp da komediye kaçan tehditler yönelten, heron ve benzeri
skandallarla şehit aileleri ve Türk kamuoyu sarsılırken sessizliğe
gömülen, buna karşın susması gereken yerlerde çok konuşup siyasi
içerikli mesajlar veren, düzenli olması gereken haftalık basını
bilgilendirme toplantılarını aklına esince yapan, daha birçok örneği
verilebilecek hatırda kalıcı sözler ve tavırlar sarfeden, kısacası
genelkurmayın ve TSK'nın prestijinin halk nazarında büyük oranda
sarsılmasında en büyük pay sahiplerinden biri olan İlker Başbuğ'a
madalyanın verilmeyişi, hükümetin YAŞ'tan sonraki diğer bir net tavrı
olarak yorumlandı.
Islak imzalı belge de cemaatleri hedeflemişti
Belgelere değil duyumlara dayanarak yazdığı kitapta şok açıklamalarda
bulunan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı fethullah cemaatini hedef
aldı. Her taşın altında bu cemaatin olduğunu söyleyebilecek kadar ileri
giden ve iddialarına delil de getirmeyen Avcı'nın bu girişimi, eski MİT
ajanı Mahir Kaynak'a göre Ergenekon cephesinin geciken karşı atağı.
Kurmay Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan 'AKP ve Gülen'i
Bitirme Belgesi' de, AK Parti'yle birlikte Fethullah ve İsmailağa
cemaatlerini bitirmeyi hedefliyordu. Gerçekliği hem sivil hem de askeri
laboratuvarlarda defalarca ispatlanan bu kontrgerilla belgesi Erzincan
ve Kayseri'de uygulanmaya çalışıldı. Erzincan'da hem Fethullah hem de
İsmailağa cemaat evlerine silah yerleştirme ve ardından yapılacak
jandarma baskınıyla büyük bir operasyon düzenlenecek, Avcı'nın aklamaya
çalıştığı ve makamında bir başsavcı gözaltına alınamaz diyerek,
avukatlığına da soyunduğu İlhan Cihaner'in başlatacağı çok büyük bir
soruşturmayla, Ergenekon soruşturması üzerinde şüpheler uyandırılacak ve
siyasi amaçlı olduğu havası verilmeye çalışılacaktı. Cihaner,
soruşturmayı Ergenekon soruşturmasından birkaç ay sonra başlattı. Kayseri'de de
'Karargah Evleri' sanıklarına yardım parası toplanma şifahi emrini
yazılı hale getirerek askeriyenin intranet'ine koydukları gerekçesiyle,
yani var olan bir dayatmayı duyuran ve anlaşıldığı kadarıyla da fethullahçı görüşteki astsubaylara hipnoz ve işkenceyle işlemedikleri
suçlar kabul ettirilerek 'Işık Evleri' adı altında sahte bir soruşturma
oluşturulmak istendi.
Ancak bu iki yerdeki kontrgerilla planları
başarıya ulaşmadı. O zaman başarılamayan operasyonlar şimdi Avcı eliyle
tekrar sürdürülmek isteniyor, bu açık. Ortaya çıkan onca delile, belgeye
ve
silaha rağmen Ergenekon fasafisodur diyen Avcı'nın kendi görüşlerini
açıkladığına inanılması mümkün değil. Sadece geçmişte yaptıklarına bakarak bu adamın
dedikleri doğru olabilir şüphesi zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor.
2001'de ortaya çıkarılan Ergenekon'un şimdi sanık olan o zamanın polis
müdürü Adil Saçan tarafından örtbas edildiği bir gerçek. Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye'deki el
bombaları, ardından Eskişehir'de Fikret Emek'in evinde ele geçen çok
miktarda silah ve cephane, Jandarma Albay Arif Doğan'ın evinde ele geçen
cephane, Yarbay Mustafa Dönmez'in evlerinde ele geçen çok sayıda silah
ve cephaneler, İbrahim Şahin'in krokisiyle bulunan çok sayıda cephane,
Poyrazköy'de ele geçen çok miktarda roketatar ve bomba.. Islak imzalı belge..
Genelkurmay'da evrakların imha ve bilgisayarların silinme telaşı..
Bunlar delillerin sadece bir kısmı. Bu sitede derli toplu aktarmaya
çalıştığımız yedi adet Ergenekon soruşturmasıyla, Erzincan Ergenekon
soruşturmasına, Ergenekon'la bağlantılı olan ve halen yürüyen diğer
davalara ve yeni soruşturmalara ait bilgiler, delil belgeleri var.
İddianamelerde arama yapabilir, isterseniz orjinal sayfaları da
görüntüleyebilirsiniz. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler.. Silahlar.. Bunların hepsi
gerçek, boru parçası değil. Ergenekon fikir düzeyinde kalmayıp aynı zamanda silahlara
da sahip olan bir örgüt.
Danıştay saldırısının tek başına Alparslan Arslan'ın işi
olduğuna kimse inanmıyor. Örgütlü bir kalkışma olduğu açık. Danıştay
kamera skandalı çok yakın zamanda yaşandı. Daha çok sayıda çarpıcı
gelişme yaşandı, saldırının organize ve Ergenekon örgütünce işlendiğini
gösteren bulgular var. Yargıtay ve mahkemeler bunlara bakarak davaları
birleştirdi. Avcı'nın Dink cinayetiyle ilgili iddiaları da inanılmaz
ölçüde gerçeklere aykırı. Nasıl bu kadar saptırabiliyor gerçekleri, anlamak mümkün değil,
denebilir. Bizce mümkün, çünkü ekip arkadaşları olan emniyet
müdürlerinin görevden alınmasına onlara kefil olduğunu söyleyerek tepki
göstermişti. Onların intikamını almaya çalıştığı kanısı yaygın.
Bizce olay daha derin. Mahir Kaynak'ın da dediği gibi iş intikam
açıklamasını aşıyor, Ergenekon soruşturmasına misilleme amacını taşıyor.
Sadece şikayet ettiği gizli dinlemeyle yetinseydi, Avcı'nın
iddialarındaki samimiyetine inanılabilirdi, ama diğer iddiaları işin rengini
değiştiriyor ve gerçek niyetini belli ediyor. Referandumun hemen öncesinde piyasaya sürülmesi de
anlamlı. Kitabındaki iddialarının yola çıkış noktası polis içinde yasadışı
dinleme yapıldığı iddiaları. Bunlar yeni değil. İstanbul Organize
Şube'ye 2007'de yapılan ve muhtemelen Avcı'nın ihbarı üzerine
gerçekleştiğine inanılmaya başlanan Paksüt baskını, Hakim Osman Kaçmaz'ın Ankara'da TİB'e
düzenlettiği yasadışı dinlemeleri tespit baskınları, Yine Paksüt'e yönelik takip ve
gizli dinleme iddialarına yönelik soruşturmalarla, Yargıtay ve
Danıştay'ın gizli dinlendiklerine yönelik yürüttükleri soruşturmalardan
bir şey çıkmadı.
İspatlayabileceğini söylediği emniyet içindeki bazı
yasadışı dinlemelerden yola çıkarak tüm Ergenekon soruşturmalarına fasafiso demesi, polislik konusu dışına çıkarak savcı ve hakimlerin
yanlış bulduğu kararları için yargı alanına el atması, hatta cemaatin
emniyet ve ordudan sonra yargıyı
da ele geçirdiği, hakim ve savcıların cemaatçi olduğu gibi, ortaya
attığı ve herkesi zan
altında bırakacak kadar korkunç bir şüpheye, sadece geçmişte
yaptıklarına bakarak inanılmasını bekliyor. Ortada delil yok belge yok
sadece duyumları var.. 'Ben işaretleri gösterdim delilleri ekleseydim
kitap çok kalın olurdu, kanaatimce şu şöyledir bu böyledir, gidip
aranırsa delil bulunabilir' gibi abuksubuk ifadelerle iddialarını desteklemeye çalışıyor. Avcı'nın dile getirdiği iddialar yeni değil, yıllardır
var. Tek farkı şimdiye kadar diğer cephede görünen bir polis müdürünün, ilginç
bir zamanlamayla da ekip arkadaşlarının görevlerinden el çektirme sonrasında
bunları dile getirmiş olması. Avcı yerine Perinçek bunları söyleseydi,
ki söylüyor, böylesine tartışılır mıydı?.. Şu halde geçmişte doğru
birşeyler yapmış olması kişinin şimdi yaptıklarına da kefil olabilir mi?
Kimin dediği mi önemli ne dediği mi?.. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)
'Hayır'
cephesinden PKK destekli yeni manevra Giderek çatırdayan 'Hayır' cephesi iğrenç tuzaklara başvurmaktan
çekinmiyor. Devletle anlaşarak ateşkes yaptıkları iftirasını atan terör örgütü PKK,
referanduma yönelik boykot kararının gevşetildiği
haberini de yaydı ancak gerçekte durum tamamen farklı. Çok sayıda Sivil
Toplum Kuruluşu'nun peşpeşe yaptıkları ortak açıklamalarda referandumda
evet diyeceklerini açıklamasıyla prestiji sarsılan ve boykotun işe
yaramayacağını anlayan PKK, Güneydoğu'da her geçen gün artan tepkiler
karşısında çark etmek zorunda kaldı. Özellikle de Ramazan'da kan
dökülmesinden rahatsız olan bölgenin dindar Kürtleri giderek tepkilerini yükseltti. Bu rahatsızlık nedeniyle örgüt Ramazan başında
mecburen ateşkese başladı. Aynı zamanda BDP'nin CHP ve MHP ile ortak
hareket ediyor görüntüsünün Güneydoğu'da farklı anlaşıldığını fark eden
örgüt yönetimi, halk tabanında hızla dışlanmakta oluşunu durdurabilmek
için yeni bir manevra geliştirdi. PKK referanduma yönelik boykot
kararının gevşetildiği haberini yaydı. Gerçekte ise bölgedeki hava
farklı. BDP teşkilatları boykot kararı sürüyormuş gibi yoğun bir çalışma
yapıyorlar. Bu plana CHP ve MHP de dört elle sarıldı.
CHP-BDP-MHP ile omurgası oluşturulan 'hayır cephesi'nin tepki çektiğini
gören CHP dünden itibaren 'AKP-PKK ruh ikizi' söylemi başlattı.
Karayılan'ın 'ateşkes için devletle anlaştık' iftirasını bahane eden CHP
artık miting meydanlarından 'PKK ile hükümet anlaştı' söylemini
kullanacak. MHP de aynı gerekçeyle ara verdiği hayır mitinglerine devam
kararı aldı. MHP grup başkanvekilleri de dün itibariyle 'PKK-AKP el ele'
sloganlarını seslendirmeye başladılar.
PKK'nın tek taraflı ateşkes ilan etmesi ve referanduma yönelik boykot
kararını gevşetmesinin arkasında 'PKK üzerinde etkili olan derin
yapıların' kapsamlı bir planın olduğu ortaya çıktı. Ankara kulislerine
göre PKK'nın 'tek taraflı ateşkes' ve 'referanduma evet' söyleminin
arkasında şöyle bir plan var: Boykotun işe yaramayacağını anlayan PKK,
Güneydoğu'da her geçen gün artan tepkiler karşısında çark etmek zorunda
kaldı. Özelliklede Ramazan'da kan dökülmesinden rahatsız olan bölgenin
dindar Kürtleri her geçen gün tepkisini yükseltti. Bu rahatsızlık
nedeniyle örgüt Ramazan başında fiilen ateşkese başladı. Aynı zamanda
BDP'nin CHP ve MHP ile ortak hareket ediyor görüntüsünün Güneydoğu'da
farklı anlaşıldığını fark eden örgüt yönetimi yeni bir manevra
geliştirdi.
AK Parti ile aynı safta imajı • PKK referanduma yönelik boykot
kararının gevşetildiği haberini yaydı. Gerçekte ise bölgedeki hava
farklı. BDP teşkilatları boykot kararı sürüyormuş gibi yoğun bir çalışma
yapıyorlar. Hatta önümüzdeki günlerde bütün bölgede daha da etkin
kampanya yürütecekler. Boykota tüm gücüyle asılan BDP teşkilatı aynı
zamanda referanduma açıktan destek vererek de AK parti ile aynı saflarda
olduğu imajını oluşturmak istiyor. Buradaki en büyük hedef ise MHP ve
CHP tabanından gelen evet oylarını ve kararsızları 'hayır'a çevirmek.
Özellikle Murat Karayılan'ın Kandil'de yaptığı "ateşkes için devletle
anlaştık" açıklamasını yapması böyle bir planın parçası. Gerçekte böyle
bir görüşme olmasa da bu sayede "Ak Parti ile PKK anlaştı" söylemi
yayılarak Batı illerindeki evet eğilimi tekrar hayıra döndürülecek.
CHP 'AK parti-PKK ruh ikizi söylemi' başlattı • CHP-BDP-MHP ile
omurgası oluşturulan 'hayır cephesi'nin tepki çektiğini gören CHP de dün
den itibaren "AKP-PKK ruh ikizi" söylemi başlattı. Karayılan'ın
açıklamasını bahane eden CHP artık miting meydanlarından "PKK ile
hükümet anlaştı" söylemini kullanacak.
MHP yeniden mitinglere başlıyor • MHP lideri Devlet Bahçeli,
tabandan gelen tepkilerden sonra "hayır" mitinglerine ara vermişti.
Hatta partiye yakın kaynaklar Ramazan ile mitinglerin tamamen askıya
alındığını ifade ettiler. Fakat Murat Karayılan'ın "ateşkes için
devletle anlaştık" ifadesinden bir gün sonra MHP Genel Merkezi'nden
yapılan açıklama da bugünden itibaren referanduma kadar her gün miting
yapılacağı belirtildi. MHP grup başkanvekilleri de dün itibariyle
"PKK-AKP el ele" sloganlarını seslendirmeye başladılar. (Bugün)
AK Parti: 'PKK ile görüşme' iddiası referandum sürecini etkilemeye
yönelik • AK Parti'den yapılan açıklamada, Abdullah Öcalan ve PKK
ile uzlaşıldığı yönünde haber ve yorumlar bulunduğu belirtilerek, AK
Parti'nin ve AK Parti Hükümeti'nin illegal bir örgütle masaya
oturmasının, müzakere yapmasının söz konusu olamayacağı bildirildi. AK
Parti'nin resmi internet sitesinden, Medya ve Tanıtım Başkanlığı
imzasıyla yayımlanan açıklama şöyle: ''Son günlerde bazı basın yayın
organlarında, PKK kaynaklarına dayalı olarak, Abdullah Öcalan'la, PKK
ile uzlaşıldığı, anlaşıldığı yönünde haber ve yorumlar yer almaktadır.
Tüm halkımız şunu çok iyi bilmelidir ki, AK Parti'nin ve AK Parti
hükümetinin illegal bir örgütle masaya oturması, müzakere yapması söz
konusu değildir ve olamaz. Bu konu ile ilgili tüm söylenenler ve yazılıp
çizilenler, halk oylaması sürecini olumsuz etkilemeye ve
vatandaşlarımızın kafasını karıştırmaya yönelik spekülasyonlardan
ibarettir. Halkımızın, bazı muhalefet partilerinin ve onların uzantısı
olan medya organlarının AK Parti'ye yönelik bu hasmane tutumunu
açıklamalarımız çerçevesinde değerlendireceğinden şüphemiz yoktur.'' (Zaman)
FLAŞ
FLAŞ!!! Kararname geri çekildi: Korsanlara geçit yok! FLAŞ!!! Biz bir önceki haberimizi girip krizin giderek büyüyeceğini,
atamaların referandum sonrasına ertelenebileceğini belirtirken
Ankara'dan flaş haber geldi. Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada,
2010 Yaz Kararnamesi taslaklarının karara bağlanmayan bölümlerinin geri
çekildiği bildirildi. Bakanlık açıklamasında kuruldaki üyelerce 224
kişilik (korsan) bir liste teklif edildiği, bu listede başta İstanbul,
Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere kritik davalara bakan özel yetkili (CMK
250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük
önerilerin de bulunduğu, bu önerilerin görülmekte olan davalar ile
yürüyen soruşturmalara doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağının
açık olması nedeniyle de kararnamenin geri çekildiği, yeni bir
kararnamenin hazırlanarak kurula sunulacağı belirtildi.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, 6 Temmuzda Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu'na (HSYK) sunulan 2010 yılı yaz kararnamesi görüşmelerinin
büyük ölçüde tamamlandığı belirtilerek, bin 271 hakim ve Cumhuriyet
savcısını kapsayan kararnamenin 16 Ağustosta açıklandığı hatırlatıldı.
Açıklamada, ana taslaktan kalan 67 hakim ve savcı ile unvanlılar
taslağındaki 79 hakim ve savcının durumlarının görüşülmesi sürerken,
HSYK üyelerince, 84 kişinin isimleri görüşülmeyi bekleyen kararnameye
eklenmek üzere, 140 kişinin isimleri ise durumları değerlendirilerek
gerekirse kararnameye eklenmek üzere teklif edildiği belirtildi. Bu
teklifler içerisinde başta İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere
özel yetkili (CMK 250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen
değiştirmeye dönük önerilerin de bulunduğu ifade edilen açıklamada,
şunlar kaydedildi:
''Bu önerilerin görülmekte olan davalar ile yürüyen soruşturmalara
doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağı açıktır. Ayrıca, söz konusu
önerilerin değerlendirilmesi ve kararnameye dahil edilmeleri halinde
bunların boşalttıkları yerlere de yeni atamaların yapılması gerekecek ve
bu şekilde çok sayıda hakim ve savcıyı ilgilendiren yeni bir düzenleme
yapılması ihtiyacı doğacaktır. Bu da ancak yeni bir taslak çalışmasıyla
mümkün olabilecektir. Kanun, Yönetmelik ve Prensip Kararları
çerçevesinde tüm bu önerileri değerlendirmek, yargı bağımsızlığı ve
tabii hakim ilkesini ihlal etmeyecek şekilde hazırlanacak yeni çalışmayı
Kurulun önüne getirmek üzere kararname taslaklarının karara bağlanmayan
bölümleri geri çekilmiştir.''
Özbek: Devam eden davalara müdahale
söz konusu değil • HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, kurul çalışmaları
için HSYK'ya girişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Adli yargı,
unvanlı mahkeme başkanı ve başsavcıların atamalarına ilişkin, Adalet
Bakanlığının kurula gönderdiği kararname taslağı üzerindeki çalışmaların
devam ettiğini belirten Özbek, ''Kurul çalışmalarında
önemli sıkıntılarımız var aşmaya çalışıyoruz'' dedi. Özbek, Adalet
Bakanlığının açıklamasının HSYK'nın seçilmiş üyelerince
değerlendirildiğini söyledi. İlerleyen saatlerde bir açıklama
yapabileceklerini belirten Özbek, ''Hiçbir HSYK üyesinin devam
eden davalara müdahalesi söz konusu olamaz'' diye konuştu. Özbek,
kurulun şu anda, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Adalet Bakanlığı
Müsteşarı Ahmet Kahraman toplantılara katılmadığı için çalışamadığını
ifade etti. (AA)
Ayrıntılar netleşiyor • HSYK, Ergenekon, Balyoz, faili meçhul
cinayetler ve kozmik oda gibi önemli davalara bakan özel yetkili
mahkemelerin hakim ve savcılarının görevden alınmasını istedi. Görevden
alınmak istenenler arasında Ergenekon savcıları Zekeriya Öz, Fikret
Seçen, Mehmet Ali Pekgüzel, Turan Çolakkadı ve hakim Hasan Hüseyin Özese
de var. Başını Kadir Özbek ve Ali Suat Ertosun'un çektiği HSYK üyeleri,
deşifre olmasına rağmen planlarından vazgeçmediler. Darbe davalarının
görüldüğü özel yetkili mahkemelerdeki hakim ve savcıların değiştirilmesi
isteniyor. Alınan bilgilere göre, toplam 25 özel yetkili savcıdan 24'ü
görevden alınmak istendi... İstanbul'da 12 savcı 8 hakim görevden
alınmak istendi....
HSYK
şokta: 'Bakanlığın kararnameyi geri çekme yetkisi yok..' Ses kaydında Ertosun, 'Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne
yapılmaz. Tabi mücadele etcez yani' diyordu.. Özbek: 'Kurul toplantılarına biz devam edeceğiz Mücadelemizi sonuna kadar
sürdüreceğiz..' Erdoğan'dan
kritik HSYK açıklamaları.. Adalet Bakanı: 'İş yükleri fazlaysa, neden görevden alınmaları isteniyor?..' İşte hedefteki hakim ve savcılardan bir bölümü..
FLAŞ!!! TARİHİ GÜN: BALYOZCULARA TERFİ YOK, IĞSIZ'A VETO
FLAŞ!!! Kağıt parçası terfileri yaşanacak mı diye web sitemizde haber
yapmıştık, hayır yaşanmadı.. Hükümetin tüm itirazlarına rağmen komutanlar tarafından
'kağıt parçası' üzerinde yapılmak istenen balyoz sanıklarının terfileri Başbakan tarafından
buruşturularak çöp sepetine atıldı.. Başbakan Erdoğan YAŞ kararlarından
bazılarını imzaladı bazılarını imzalamadı. Böylece emekli askeri hakim
Faik Tarımcıoğlu'nun 'Hükümet çaresiz en fazla şura toplantılarına
katılmayı veto edebilir' şeklinde haber yaptığımız açıklaması doğru
çıkmamış oldu. Onaylanan kararlar, az sonra
Genelkurmay'ın internet sitesinden yayınlanacak. Başbakan Erdoğan'ın, Org. Iğsız'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığını onaylamadığını ve
dolayısıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığına atama yapılmadığı iddia edildi. Bu arada,
Balyoz sanıkları olan 11 generalin de terfi listesinde yer almadığı,
Org. Necdet Özel'in, Jandarma Genel Komutanlığına atandığı alınan
bilgiler arasında. Erzincan Terör Örgütü davasının 1 numaralı sanığı
olan 3'ncü Ordu Komutanı Saldıray Berk'in adı bu komutanlık için
geçiyordu. Berk'in Eğitim ve Doktrin Komutanlığı'na (EDOK) getirildiği
öğrenildi. Yine Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu'nun Tümgeneralliğe terfi ettiği
öğrenildi. Çubuklu'nun adı da tıpkı Iğsız gibi internet andıcı
soruşturmasında ve ayrıca sahte çürük raporu davasında geçmekte. İlerleyen dakikalarda Kara kuvvetleri Komutanlığı makamına
yarın bir atama yapılacağı haberi geldi. YAŞ toplantısından bu yıl ihraç
kararı çıkmadı.
'Hükümet çaresiz, en fazla toplantıyı veto edebilir ya da muhalefet
şerhi düşebilir' görüşü demek ki doğru değilmiş • Emekli askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu birkaç gün önce yaptığı bir
açıklamada, YAŞ toplantısında kararların oy çoğunluğuyla alındığını,
hükümetin çaresiz olduğunu, en fazla toplantıyı veto edebileceğini ya da
alınan kararlara muhalefet şerhi düşebileceğini ifade
etmişti.
Ancak bunun doğru olmadığı Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ün net
tavırlarıyla ortaya çıkmış oldu.
Genelkurmay Başkanlığı'na henüz atama
yapılmadı • Anadolu Ajansı az önce flaş bir haber geçti. Buna
göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan sonra Genelkurmay Başkanlığı'na da
henüz atama yapılmadı. Bunun nedeninin Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na
henüz atama yapılmamış olması olduğu belirtiliyor. Çünkü halen Karar
Kuvvetleri Komutanlığı görevini Genelkurmay Başkanlığı'na atanması
beklenen Koşaner yürütüyor. Dolayısıyla onun Genelkurmay Başkanlığı'na
atanması durumunda Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevi boşta kalacak.
İşte bu sakınca nedeniyle Genelkurmay'a atama yapılmadığı belirtiliyor.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, halen Jandarma Genel Komutanı olarak
görev yapan Avni Atilla Işık'ın yarın getirilebileceği ileri sürülüyor.
Eğer bu gerçekleşirse hükümetin isteği yerine gelmiş olacak. YAŞ
heyetindeki komutanların tümü Hasan Iğsız'da ısrar etmişti. Bu arada
karar listesinde ihraç ve temdit (görev süresini uzatma) listesi de
bulunmuyor. Balyoz" soruşturması kapsamında haklarında yakalama
kararı çıkartılan 11 general ve amiralle ilgili herhangi bir terfi
işlemi yapılmadı. 11 general ve amiral önümüzdeki YAŞ'a kadar
bekleyecek.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit ile Hava Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ise görevlerini birer yıl daha
sürdürecek.
İşte tam liste • Yüksek Askeri Şura kararı ile 30 Ağustos 2010
tarihinden geçerli olmak üzere bir üst rütbeye yükselen general ve
amiraller ile general ve amiralliğe yükselen albaylar şunlar:
FLAŞ!!!
Özel Harp'in bombaları Ergenekon'la kardeş Ankara'da 4 ay önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait kamyondan çıkan
940 adet el bombasının kriminal incelemesi tamamlandı. Bomba yüklü
kamyondaki bombalardan bazıları Ergenekon soruşturması kapsamındaki 12
olayda ele geçen bombalarla aynı seriden. Bombalar Ergenekon'un yanı
sıra değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 olayla da bağlantılı
çıktı. Bu durum, Özel Kuvvetler'e, halk arasındaki meşhur eski ismiyle
Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre
karıştığı iddialarıyla örtüşüyor. Adeta nerede terör olacaksa oraya
bomba temin edilmiş!. Bir işgal durumunda düşman kuvvetleri zayıflatmak
için kendilerine cephe gerisinde terör ve karışıklık çıkarma yöntemleri
öğretilen Özel Harp mensubu sivil uzantıların, bu
yeteneklerini yurt içinde iç düşmana karşı da uygulayıp uygulamadıkları
hep tartışıldı. Türkiye'de son 40 yıldır meydana gelen terör olaylarında
Özel Harp'in ya da diğer adıyla kontrgerillanın adı hep gündeme geldi.
Son olarak İnegöl ve Hatay'daki kitlesel kışkırtma olaylarının arkasında
olmakla suçlanan Özel Harp Dairesi'ne bağlı sivil uzantıların, 6-7 Eylül
1955'te İstanbul'da meydana gelen, özellikle Rumlara yönelik taciz ve
yağmalama olaylarının da arkasında olduğu ve dolayısıyla yurt içinde de
kullanıldığı, konuyu bilen bir orgeneralin, 'Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD)
işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi' sözleriyle ortaya çıkmıştı.
Ergenekon soruşturması başlamadan önce Ankara'da ortaya çıkarılan ve
Başbakanın evinin bulunduğu sokağın krokisi de diğer mühimmatlarla
birlikte evlerinde ele geçirilen Atabeyler grubunda da Özel Harp mensubu
subaylar bulunuyordu. Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan
Binbaşı Fikret Emek ve diğer bazı sanıkların Özel Kuvvetler mensubu
olduğu ya da orayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.
Ankara Emniyeti, 10 Mart 2010 tarihinde bir ihbar üzerine, 06 BJ 9915
plakalı kamyonu Eskişehir yolu Ümitköy-Mesa kavşağındaki polis
bölgesinde durdurmuş, kamyonun silah ve mühimmat yüklü olduğu tespit
edilmişti. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı'nın gözetiminde yapılan
aramada kamyondan 25'li sandıklar içinde, M26 model 1950-1952 yılı
Amerikan yapımı 958 adet el bombası çıkmıştı. Daha sonra, el bombası
yüklü kamyonun Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait olduğu açıklanmıştı. "Mehmetali"
rumuzlu meçhul bir kişi ise, sürekli e-posta göndererek kamyonla ilgili
ilginç iddialarda bulunmuştu. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı
Mustafa Bilgili tarafından başlatılan soruşturma çerçevesinde, el
bombalarının seri numaraları alınmış ve bunların incelenmesi talep
edilmişti. Savcı Bilgili bir süre sonra da bomba yüklü kamyonun,
soruşturmasını yürüttüğü "kozmik oda" olayı ile bağlantısı bulunmadığını
ifade ederek takipsizlik kararı vermişti. Savcının talimatı üzerine 958
el bombası ile ilgili incelemesini tamamlayan Kriminal Polis
Laboratuvarı Daire Başkanlığı Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü,
ilginç bilgilere ulaştı. İnceleme sonucu kamyondaki el bombalarının
12'si Ergenekon kapsamında toplam 59 olayda bulunan el bombaları ile
irtibatlı çıktığı sonucuna varıldı.
FLAŞ!!! İŞTE HERON İHANETİNİN ŞOK SES KAYITLARI Bugün gazetesinin gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon
kayıtları ortaya çıktı. Görüşmede subaylardan biri, ölen PKK'lılar için
'Zayiat verilmiş ciddi baskı aldım' diyor... İnsansız hava aracı 'Heron'ların
düşürülmesinin istendiği telefon görüşmelerinde skandal diyaloglar var.
Batman'da konuşlu Heron'ların görüntü ve bilgilerinin çok net olduğunu
belirten subayın, 'Mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız. Değilse görüntü
ve koordinatlarına müdahale edilmeli' dediği görüldü. 'Geçen olayda
zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi baskı aldım' diyen subay, konuyu
ilgilisi ile görüşmesini muhatabından istiyor. Görüşmede üst rütbeli
subay, astının evine gelme talebini 'sağlıklı olmaz' gerekçesiyle kabul
etmiyor. 'Bu telefona dikkat ediyorsun değil mi' diyerek uyardığı da
anlaşılıyor. Skandala adı karışan Yarbay Ç'yi gözden uzak tutmak ve
soruşturmadan kurtarmak için yurtdışına gönderildiği de günyüzüne
çıkıyor. Yarbay Ç. ile iletişimin ise eşi üzerinden sağlandığı teknik
takipte anlaşılıyor. Diyaloglarda, ihaneti ortaya çıkaran MİT'e 'O..
çocukları' denilerek ağır küfürler ediliyor.
Bugün'ün gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon kayıtları
ortaya çıktı. Bir subayın 'kendi adamımız" dediği PKK'lılara 'zayiat'
verdirdiği gerekçesiyle insansız hava aracı 'heron'ların düşürülmesini
istediği karşısındaki subayın da 'bir çaresine bakarız" dediği telefon
görüşmeleriyle deşifre olan kirli yapının hainliği nasıl örtbas ettiği
de teknik dinleme takibine takıldı. MİT tarafından tespit edilen ve
Genelkurmay'a gönderilen telefon görüşmesi insanın kanını donduran
diyalogları içeriyor. Görüşmenin başlangıcında "İ.... Komutan' olarak
nitelendirilen bir subayın sorunun çözülmesi için para konuşması
yapılıyor. İ.... Komutan'ın dosyasını kapatanların temiz ve iyi iş
yaptığı belirtilen konuşmada ciddi risk aldığı da vurgulanıyor. "Şimdi
parayı konuşturmanın zamanı" diyen subay, "Limit ne kadar?" diye sorduğu
subaydan "Bu iş için her şeye değer limit problemi yok" karşılığını
alıyor. Aynı konuşmanın devamında ise Bugün'ün gündeme getirdiği insansız hava
aracı heronların düşürülmesine ilişkin skandal görüşme gerçekleşiyor.
Genelkurmay'ın isimlerini tespit edemedik dediği subaylar arasında geçen
görüşmede K1 olarak belirtilen subay, "Problem şu, araç biliyorsunuz
Batman'da konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve
bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız değilse,
görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı?
Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen
bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?"
diyor. Görüşmenin sonunda alt rütbeli subayın "Komutanım müsaade
ederseniz eve geleyim" demesi üzerine karşıdaki komutan hem bu talebe
karşı çıkıyor hem de "Bu telefonla ilgili dikkat ediyorsunuz değil mi?"
diyerek uyarıda bulunuyor.
İbret verici işbirliği: Hayır cephesine anlamlı katılım CHP, MHP, BDP, HSYK, YARSAV’dan oluşan ‘hayır’ cephesine eli kanlı
terör örgütleri de katıldı. PKK, DHKPC, DEV YOL, MLKP, TKPML gibi terör
örgütleri de halk oylamasında hayır oyu verilmesi çağrısı yaptı.
PKK yöneticilerinin ROJ TV üzerinden yaptığı referandumu boykot
çağrısına, diğer terör örgütleri de katıldı. PKK’nın en şahin ismi
Mustafa Karasu, günlerdir ROJ TV’den referandum aleyhine açıklamalar
yaparken; DHKP/C de yayın organları aracılığıyla boykot çağrısı yaptı.
THKP/C DEV-YOL önce “ne evet ne hayır” şeklinde boykot çağrısı yaparken,
daha sonra tavrını “hayır” olarak değiştirdi. MLKP ve TKP/ML örgütleri
de “hayır” oyu verilmesi için mahalle bazlı çalışma başlattılar. Hayır
çağrısı örgütlerin yayın organlarına da yansıdı.
114 şehidin sorumlusu • DHKP-C yayın organlarında hükümet
tarafından sunulan tüm demokratikleşme çabalarının aslında güç
odaklarının kendi içerisindeki kavgaların sonucu olduğunu savundu.
Referandum sürecini oligarşinin kendi iç kavgası olarak gördüğünü ve
herhangi bir tarafı desteklemenin sisteme taraf olmak ve benimsemek
anlamına geldiğini savunan örgüt, referandumu “Boykot” edeceğini
duyurdu. DHKP-C geçmiş yıllardaki eylemlerinde 85 polis ve 29 askeri
şehit etmiş, 80 de vatandaş öldürmüştü. Kanlı örgüt 442 vatandaşı da
yaralamıştı..
Polis katilleri de hayırcı • THKP/C DEV-YOL’a yakınlığı ile
bilinen Halkevleri Derneği, başlangıçta “Ne Evet, Ne Hayır” şeklinde
özetlenebilecek tavır sergilerken daha sonra bu kararını değiştirdi.
Sloganın “evet”çilerinin lehine olacağından dolayı gelişen süreçte
açıkça “Hayır” oyu verileceği belirtildi. MLKP örgütünün ise “Anayasa
Paketine Hayır” kampanyası başlatarak basın açıklamaları, panel, mahalle
ve semt çalışmaları gibi etkinlikler düzenleyeceklerini üyelerine
duyurduğu öğrenildi. MLKP geçmiş yıllarda 3 polisi şehit etmiş, 6
vatandaşımızı öldürmüş, gerçekleştirdiği eylemlerde 3’ü polis olmak
üzere 42 kişi yaralamıştı.
Darbe onaylanacak iddiası • TKP-ML Konferans örgütü yayın
organlarına Anayasa değişikliğinin hali hazırdaki Anayasa’dan farklı
olmayan bir darbe Anayasası olduğunu duyurdu. Örgüt referandumun
amacının bu -sözde- darbe Anayasası’nın halka bir kez daha onaylatmak
olduğunu, “Hayır” oyu vereceklerini bildirdi. TKP-ML Konferans geçmiş
yıllarda 7 asker, 3 polis ve 13 vatandaşı şehit etmiş, 30’dan fazla
asker, polis, kamu personeli, köy korucusunu ve 23 vatandaşı
yaralamıştı. (Star)
(26 Temmuz 2010, 14:56)
ERGENEKON
DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!.. Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati
önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine
seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar
önemli değil.
Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri
hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren,
silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah,
dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat
onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler
düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri
kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır
bölen
ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı
yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu
baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir
kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları
sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat
acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok
gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine
kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan
bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye
zarar veremez!
Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz.
Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van
mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi
mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni
ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek
yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz!
Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları
hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin.
Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir
benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir
gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve
bilgilerde!..
Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel
suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti
adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta
yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün
olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka
görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli
olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?
Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına
demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu
ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan
huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle
olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve
kolaylıklar dileriz.
Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)
Kontrgerilla,
Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye
Ediliyor? Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer
Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O
değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla
vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle
böyledir. Bizce buna en büyük delil,
Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı
brifingindeki açıklamasıdır:
“..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist
değildir. Din devrimine de karşıdır...”
Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla
dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer
alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü,
dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı
Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler
Komutanlığı (ÖKK)
şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan
Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve
doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer
bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları
vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler,
yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi
çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı
Şemdinli olayı subayları
buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları
yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil
ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik Deliller
sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan Ö.H.Dairesi
sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki
güncel haberleri aktaran
Manşetlerimiz sayfamızı ve tabi
forum
bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.
Ergenekon
soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla
canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın
yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in
yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla
cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve
“daha ileriye gitmeyin” demektedir.
Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik
duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri
yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da
polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde
başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde
başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun
yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine
karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların
çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki
komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi
önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların
köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş
yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar
yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını
gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında
yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye
sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde
Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut
şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde
bulunulan Bülent Ecevit'in,
“Özel Harp Dairesi'nin sivil
uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli
tertiplerden duyduğu korku”
, bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır
kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması
gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in
başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur
Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda
söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye
haykırırken dile getirdiği:
“Türkiye'de Özel Harp Dairesi var.
Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu
biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet
profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti
olduğunu biliyoruz.”
sözleri de diğer bir net açıklamadır.
Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki
gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir,
güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an
dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok
yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte,
halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş
durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim.
Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına
yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında
öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana
terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış
düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu
amaçtan sapmayan,
ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama
bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç
düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla
hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan,
darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast
planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü
veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı
sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri
yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli
devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları
unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100
yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki
nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta
sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik
kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği
kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli
cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu
dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek
nesillere kalmadan bizler de görürüz!..
Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008),
son güncelleme: (13 Ekim 2008)
K
ontrgerilla,
Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası,
siyasi terör
olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler,
Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri...
Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler
oluyor, ama ne ?..
1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o
sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun
şekilde gündemimize soktu.
Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf
etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri,
ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye
hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul
siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle
örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler
mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?..
Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin
tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının
getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir
amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı
gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz.
Bizi izlemeye devam edin...
Abdullah Harun
13 Ağustos 2001
En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir.
Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.