Ana Sayfa
Tarİhçe
F.Meçhuller
Faİller
Garİplİkler
Delİller
MeclİsRaporu
Yok mu?
Ö.H.Daİresİ
Örgütlenme
Yenİ Hedef
Laİklİk
Tasfİye
Susurluk
Arşİv
Kİtaplar
A.Harun
İletİşİm
Dİğer
ManŞetlerİmİz
TARTIŞMAFORUMU
13.08.2001 'den beri:
 Ziyaretçi:  221891
aramak istediğiniz metni aşağıdaki ilgili kutucuğa girin


Türkiye Sivil Toplum Platformu'nun TBMM'ye yönelik cuntacı baskılara karşı manifestosunu okumak için tıklayın
b1s1
 Adresimiz www.kontrgerilla.com veya kontrgerilla.brinkster.net veya ergenekon.ws şeklindedir. Emektar adresimiz www24.brinkster.com/aharun hizmetini sürdürmektedir.
AnaSayfa | Tarih | FMeçhul | Fail | Gariplik | Delil | TBMM | Yokmu | ÖHD | Örgüt | YeniHedef | Laiklik | Tasfiye | Susurluk | Arşiv | A.Harun | İletişim | Diğer | Manşetler | Forum
Ergenekon soruşturmasını engelleme çabalarıErgenekon soruşturmasında ele geçen silahlar
İhbar et  •  Kontrgerilla yargısı suskun: Ya aynı şeyi AK Parti yapsaydı?..  •  Sinagog bombalamasında Balyoz şüphesini güçlendiren iki delil  •  İhbarcıdan yeni mail: 4 bomba kamyonu İstanbul'da  •  Kafes Eylem Planı iddianamesi tamamlandı  •  İşte Kontrgerilla yargısı: CHP'nin yargıda dokunulmazlığı var  •  İşte Kontrgerilla yargısı: Bilirkişiden mahkeme kararını gizledi  •  Cihaner'in verdiği kararlara hakimler bile karşı çıktı  •  Cihaner cephane ihbarını 3.Ordu savcısına bildirdi olay kapandı  •  Askeri mahkeme çürük raporu davasını sivil mahkemeye gönderdi  •  FLAŞ!!! CHP'li Ersin'in Gizli Tanıkla görüşme kaydı yayınlandı   >> Manşetlerin tümü <<
Kontrgerilla yargısı suskun: Ya aynı şeyi AK Parti yapsaydı?... CH..
Sinagog bombalamasında Balyoz şüphesini güçlendiren iki delil. Bal..
İhbarcıdan yeni mail: 4 bomba kamyonu İstanbul'da. Ankara'da TSK'y..
Kafes Eylem Planı iddianamesi tamamlandı. İstanbul Cumhuriyet Başs..
İşte Kontrgerilla yargısı: CHP'nin yargıda dokunulmazlığı var. CHP..
İşte Kontrgerilla yargısı: Bilirkişiden mahkeme kararını gizledi. ..
Cihaner'in verdiği kararlara hakimler bile karşı çıktı. Erzurum'da..
Cihaner cephane ihbarını 3.Ordu savcısına bildirdi olay kapandı. E..
Askeri mahkeme çürük raporu davasını sivil mahkemeye gönderdi. Erg..
FLAŞ!!! CHP'li Ersin'in Gizli Tanıkla görüşme kaydı yayınlandı. CH..

Abdurrahman YalçınkayaKontrgerilla yargısı suskun: Ya aynı şeyi AK Parti yapsaydı?..
CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in Erzincan davasının gizli tanıklarından Munzur ile görüşmesi deşifre oldu. Ersin de, internet sitelerinde görüntüleri yayınlanan 'skandal buluşmayı' önce inkar etse de daha sonra doğruladı. Ancak olayla ilgili şu ana kadar ne soruşturma başlatıldı ne de yüksek yargı mensuplarından herhangi bir açıklama geldi. CHP'li vekilin, gizli tanıkla görüşmesine büyük tepki gösteren hukukçular ise Ersin hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 281. ve 288. maddelerine göre; 'suç delillerini karartmak ve adil yargılamaya müdahale'den soruşturma başlatılması gerektiğini belirtiyor. Emekli Başsavcı Reşat Petek, söz konusu buluşmayı 'hukuki skandal' olarak değerlendirdi. Petek'e göre; hem Ersin hem de görüşmede bulunan İlhan Cihaner'in avukatı Hamit Sekman hakkında ayrı bir soruşturma açılması gerekiyor. Eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu da soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği görüşünü dile getirdi. Emekli Savcı Gültekin Avcı ise 'Eğer terör örgütüne üyeliği söz konusu ise Ersin hakkında dokunulmazlığı dikkate alınmadan soruşturma başlatılmalı' açıklamasını yaptı. Ersin-Munzur görüşmesine AK Parti'den de tepki geldi. Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, internette yayınlanan görüntülerin kendisi için sürpriz olmadığını belirterek 'Özellikle Yargıtay Başkanı, HSYK'nın değerli üyeleri, merak ediyorum bu çıkan görüntüler karşısında da bir bildiri yayımlarlar mı?' diye sordu.

CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in gizli tanık Munzur ile görüşmesine en büyük tepki hukukçulardan geldi. Hukukçular, "Ersin hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 281. ve 288. maddelerine göre; 'suç delillerini karartmak ve adil yargılamaya müdahale' kapsamında hakkında soruşturma başlatılmalı." diyor. Bu suçun cezası 3 yıl hapis.

CHP'li Ersin: Çantada pijamalarım vardı • Gizli tanık Munzur'la yaptığı görüşmesi deşifre olan CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, dün kendini ilginç gerekçelerle savundu. Ersin, Munzur ile ailevi konuları görüştüğünü ileri sürdü. Elindeki siyah evrak çantasının içerisinde ise pijama ve tıraş takımı olduğunu iddia etti. Üzerine fazla gelindiğini öne süren Ersin, "Bir daha da Erzurum'a, Erzincan'a gitmeyeceğim. Benden bu kadar. Bundan sonrası yargıyı ilgilendirir." ifadesini kullandı. Ersin'in gizli tanıkla görüşmesi ilginç bir seyir takip etti. Milletvekili, görüşmeyi önce yalanladı, ancak bir süre sonra Munzur'la buluştuğunu doğrulayarak "Ben oturuyordum, onlar yanıma geldi." açıklamasını yaptı. Oysa önceki gün internete düşen görüntülerde Ersin'in gizli tanık Munzur'un yanına gittiği görülüyor. Ersin, görüşme yaptığı otelde gecelediğini; görüşmeye dışarıdan değil odasından geldiğini söyledi. Otel lobisinde bir vatandaşın gelerek kendisinden yardım istediğini, "Eşimle sorunlarım var. İşim yok. Ankara veya İzmir'e taşınmak istiyorum, bana iş bulun. Burada can güvenliğim de yok." dediğini aktaran Ersin, kendisinin de yardımcı olamayacağını belirttiğini söyledi. Ersin, elindeki çantayla ilgili olarak da "Ben odamdan çantayla indim. İçinde pijama takımım ve tıraşlığım var. Eğer çantanın içinde para varsa ve ben bunu Munzur'a vereceksem, herkesin içinde verecek kadar enayi miyim?" şeklinde konuştu. Çantayı bulunduğu yerden kendisinin değil de başkasının almasını da "Orada unuttuğum için ardımdan başkası getirdi." sözleriyle açıkladı. Görüntülerde, tutuklanan Erzincan Başsavcısı İlhan Ahmet ErsinCihaner'in avukatı Hamit Sekman'ın da yer almasını "Bilemiyorum, kalabalık bir topluluk vardı. Sekman da belki ordadır" şeklinde açıklayan Ahmet Ersin, Sekman'la daha önce bir görüşme yaptığını ise, "Erzurum'dan geldiğimiz akşam Cihaner'in avukatıyla baroda görüştük. O akşam Cihaner'in eşiyle de görüştük." sözleriyle doğruladı. Artık konuyla ilgilenmeyeceğini kaydeden Ersin, şöyle konuştu: Yargıya müdahale ettiğimi düşünmüyorum. Ama açıkçası artık kusacak hale geldim. Bir daha Erzurum'a, Erzincan'a gitmeyeceğim. Benden bu kadar... Tutuklu kişileri özgürlüğüne kavuşturmak gibi bir şeyim yok. Benim görevim bitti, bundan sonrası yargıyı ilgilendirir."

Ersin suçüstü yakalandı, savcılar harekete geçsin • Görüntüler benim için sürpriz olmadı, yadırgamadım. Her seferinde yargının bağımsızlığını savunan CHP, yargıya en büyük baskıyı yapıyor. CHP, devam eden davaların, soruşturmaların hakimleriyle, savcılarıyla görüşme yollarını arayıp, bir kısmıyla görüşerek, tanıklarıyla görüşüp ifadelerini değiştirmeye zorlayarak, soruşturma ve kovuşturmalara bizzat müdahil oluyor. Görüntülerle ilgili cumhuriyet savcılarını göreve çağırıyorum. Bunların hepsi TCK'ya göre suçtur, savcılar bunlarla ilgili soruşturmaları başlatmak zorundadır ve burada bir tercih hakları yoktur. Öte yandan yüksek yargının, özellikle Yargıtay Başkanı ve HSYK'nın üyelerinin görüntüler karşısında bir bildiri yayınlayıp yayınlamayacaklarını merak ediyorum. CHP'nin Sayın Genel Başkanı, milletvekilleri ve partilileri, kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde bir dokunulmazlığı haiz. Onlar ne yaparsa yapsınlar en ufak bir açıklama yok.

Hukuki bir skandal, Erzincan soruşturması kapsamına alınmalı • Emekli Başsavcı Reşat Petek: Bu görüşme, hukuki bir skandaldır. Çünkü devam eden bir dava var ve davada çok önemli delillere tanıklık etmiş birisinin hayati tehlikesi göz önüne alındığında bu şekilde deşifre olması skandalın ciddiyetini ortaya koymaktadır. Munzur'un bu görüşmeden sonra ifadesini değiştirip değiştirmediği bu davanın seyrini gerçekten etkileyecek bir gelişmedir. Munzur ile yapılan görüşme adli bir vakadır ve suç teşkil etmektedir. Ersin'in bu girişimini savcıların soruşturma kapsamına almaları gerekir. Aynı şekilde Başsavcı İlhan Cihaner'in avukatı Hamit Sekman hakkında da ayrı bir soruşturma açılması gerekir ve avukattan savunması istenir.

Gizli tanığın başına bir iş gelirse sorumlusu CHP'li milletvekilidir • Eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu: Bir siyasi parti milletvekilinin gizli tanık ile görüşmesi etik ve ahlaki değildir. Gizli tanıkla yapılan görüşme soruşturmanın gizliliğini ihlal etmiştir. Delillerin karartılması ve tanıkların baskı görmüş olma ihtimallerini yükselten bir görüşmedir. Soruşturmanın gizliliğini ihlal etmekten dolayı Ersin hakkında cumhuriyet savcıları tarafından soruşturma başlatılmalı. CHP'nin davadaki tavrı belli, açık bir şekilde Başsavcı İlhan Cihaner'in yanında olduğunu biliyoruz. CHP milletvekilinin bu davada Cihaner aleyhine tanıklık yapan gizli tanıkla görüşmesi şüpheleri artırmıştır. Gizli tanığın başına bir iş gelirse sorumlusu Ahmet Ersin'dir.

Görüşme, 'CHP, Ergenekon'un avukatı' iddiasını doğruladı • Emekli Savcı Gültekin Avcı: Bu görüşme, CHP'nin Ergenekon'un avukatlığını yaptığı iddialarını doğruluyor. Davası süren ve ülke gündemini meşgul eden bu hukuki süreçte bir milletvekilinin gizli tanıkla görüşmesi, temasa geçmesi hukuki değildir. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcıları, Ersin'in gizli tanıkla olan görüşmesini mutlaka soruşturma kapsamına alması gerekir. CHP'nin illegal bir şekilde davaya müdahil olması, Ergenekon terör örgütü ile bir teması mı var şüphesini artırıyor. Ersin'in gizli tanıkla temasa geçmesi 'suç delillerini karartmak ve adil yargılamaya müdahale etmek' suçu kapsamına girer. Ersin'in neden müdahil olduğu açıklığa kavuşmalı, eğer terör örgütüne üyeliği söz konusu ise Ersin hakkında doğrudan dokunulmazlığı dikkate alınmadan soruşturma başlatılmalı. Terör örgütüne üyeliği söz konusu değil ise o zaman Türk Ceza Kanunu'nun 281. ve 288. maddelerine göre hakkında soruşturma başlatılmalıdır. Ersin'in soruşturma kapsamına alınması davanın selameti açısından önem arz etmektedir.

Ahmet Ersin'in siyah çantası • Nazlı Ilıcak (Sabah): Yargıya siyaset karıştı mı, işte böyle istenmedik manzaralar çıkar ortaya. CHP İzmir milletvekili Ahmet Ersin, Erzurum-Erzincan hattında, en hararetli tartışmaların yaşandığı günlerde, tutuklanan MİT görevlileriyle görüştü. (29 Aralık 2009) 18 Şubat 2010'da, Eriza Otel'de, gizli tanık Erdal Z., Ömer B. ve Munzur kod adlı S.Z. ile Paradise Pastanesi'nin sahipleri Abdullah ve Erdal Erdoğan kardeşlerle bir araya geldi. 22 Şubat 2010'da ise, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i cezaevinde ziyaret etti. Ve ne görelim! Eriza Otel'in güvenlik kameraları, siyah bir çanta alışverişini tesbit etmiş! CHP milletvekili Ahmet Ersin, siyah bir çantayla otelin lokantasına giriyor. Birileriyle tokalaştığı görülüyor. Sonra da bir masaya oturuyor. Elindeki çantayı ise, hemen yanındaki sütunun dibine bırakıyor. Görüşmeler tamamlanınca, Eriza Otel'den çıkıp gidiyor. Kısa bir süre sonra, siyah çantayı, Erdal Erdoğan'ın alıp götürdüğü fotoğraf karelerine yansıyor.

Çantalı buluşma sonrası gelişmeler-1: Tanıklar Savcı Cihaner'e giderek ifade değiştirdi • Milletvekili, "Çantamı otelde unutmuştum; bana getirdiler" dese de, gene, zihnimizi kurcalayan soru işaretleri mevcut. Çünkü, Ahmet Ersin, gizli tanıklarla Eriza Otel'de buluşuyor; hemen sonra, Erdal Z., S.Z. (Munzur) ve Ömer B. isimli gizli tanıklar, Erzincan Savcılığı'na giderek, ifade değiştiriyorlar, "Erzurum Savcısı Osman Şanal'dan baskı gördük; bu yüzden İlhan Cihaner aleyhinde konuştuk" diyorlar. CHP milletvekiliyle gizli tanıkları buluşturan kişiler Erdal Erdoğan ve Abdullah Erdoğan, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in yakın arkadaşı. (Hatta gazetelerde, Paradise Pastanesi'nde birlikte resimleri bile çıktı) Milletvekili Ahmet Ersin'in unuttuğu çantayı da alan kişi Erdal Erdoğan.

Çantalı buluşma sonrası gelişmeler-2: Ersin TV'de Savcı Şanal'a yüklendi • CHP milletvekili, Eriza Otel'deki buluşmadan hemen sonra (20 Şubat 2010'da) Haber Türk'e, Osman Şanal'ı tertip içinde gösteren şu beyanatı veriyor: "Erzurum Savcısı Osman Şanal, Munzur'a, 'İfadeni biz yazacağız, sen de imzalayacaksın. İmzalamazsan, buradan çıktıktan sonra başına ne geleceğini garanti edemeyiz' demiş."

Çantalı buluşma sonrası gelişmeler-3: Erzurum'daki mahkemeye çağrılan tanıklar tekrar ifade değiştirdi • Yukarıdaki gazete haberi üzerine, gizli tanık Munzur, yeniden Erzurum Özel Yetkili Mahkemesi'ne çağrılıyor; kendisine Osman Şanal'dan şikayetçi olup olmadığı soruluyor. Munzur, "Jandarma'nın zoruyla Erzincan Adliyesi'ne iki arkadaşımla gittik ve ifade metnini okumadan imzaladık" diye konuşuyor. (Munzur'un bu açıklamaları, Erzurum Özel Yetkili Mahkemesi'nce kabul edilen iddianamede mevcut.) Erzurum Adliyesi'ne "Jandarma beni baskı altına aldı ve okumadan ifade imzalattı" diyen Munzur'u, birkaç gün önce, Ankara'da gördük. Gene ifade değiştirmişti. Ve gene, Erzurum Savcısı Osman Şanal'ı, CHP milletvekili Erol Tınaztepe'ye şikayet ediyordu. Munzur'un bu davranışı, "aldığı paranın hakkını vermeye çalışıyor" diye yorumlanamaz mı?

Ersin zor durumda • CHP milletvekili Ahmet Ersin zor durumda. Siyah çantanın hesabını vermek mecburiyetinde. "Çantayı unuttum; getirdiler" diyor ama bu görüşmenin hemen ardından, 3 gizli tanığın Erzincan'daki mahkemede neden ifade değiştirdiğini açıklamıyor. Ayrıca, gizli tanıklarla ilişkiyi kuran ve sütun dibinde "unutulan" çantayı alan kişinin, Erzincan Savcısı İlhan Cihaner'in yakın arkadaşı Erdal Erdoğan olması, sadece bir tesadüf mü? Boşuna "Siyaset, adalete müdahale etmesin" demiyoruz. Edildiği takdirde, Ahmet Ersin durumuna düşmek ihtimali var. Yalnız, kamuoyunda mahcup olmak söz konusu değil. Sanırız olay, yargıya intikal edecektir. (Nazlı Ilıcak, Sabah)

İŞTE ÖRNEKLERLE CHP'NİN ERGENEKON VE BENZER DAVALARDA SEMPATİZANLIKTAN ÖTE TAVIRLARI >>>

CHP, Erzincan'da yargıya meydan okudu • Ergenekon'un avukatlığını üstlenen CHP, örgütün Erzincan ayağındaki soruşturmaya siyaset tarihinde eşine rastlanmayacak şekilde müdahil oldu. Aralık ayında Erzincan'daki bazı MİT ve askeri personelin soruşturma kapsamında tutuklanmasıyla harekete geçen CHP'liler, bu süreçte yasaları çiğnemekten kaçınmadı. CHP lideri Deniz Baykal, olayın 'mezhepsel' yönü olduğunu savunarak 'Alevi-Sünni' çatışmasına neden olabilecek bir iddia ortaya atarken, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin bölgeye yaptığı iki ayrı gezide adeta sanık avukatları gibi davrandı. Erzincan soruşturması, Ergenekon davası kapsamında ildeki bazı MİT ve askeri personelin önce gözaltına alınıp, ardından tutuklanmasıyla başladı. Olaya ilk andan itibaren yakın ilgi gösteren CHP yönetimi, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'i bölgeye gönderdi. Ersin, 20 Aralık 2009'da MİT ve askeri personeli Erzincan'da tutuklu oldukları cezaevinde ziyaret etti. Aynı gün Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'le görüştü ve hazırladığı raporu Deniz Baykal'a sundu. Erzincan Raporu'na, CHP'nin şubat ayındaki Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Raporu'nda yer verildi. Soruşturmayı yürüten Erzurum özel yetkili savcılarına sert eleştirilerin bulunduğu raporun ekleri arasında soruşturma kapsamında delil olarak kullanılan gizli dinleme CD'lerinin de yer aldığı ortaya çıktı. Mahkeme dışında bir kişinin elde etmesi ve yayınlaması suç olan bu CD'lerin rapora neden eklendiği sorusuna Ersin, "Ne olacak canım, elden ele dolaşıyor böyle şeyler." diyerek cevap verdi. Ersin, kayıtları Başsavcı Cihaner'den aldığı iddialarına "Başsavcı ile görüşmemden çok sonra bana posta ile geldi." karşılığını verdi. Ancak Cihaner'le görüşmesinden sadece 3 gün sonra Baykal'a sunduğu raporda bu kayıtların olduğu belirlendi.

CHP'liler soruşturmaya fiilen müdahale ediyor • Erzincan Başsavcısı Cihaner'in 16 Şubat'ta tutuklanmasının ardından CHP'liler yargıyı hedef aldı. Tutuklanma olayının ardından CHP Erzincan'a 3 milletvekilinden oluşan yeni bir heyet gönderdi. Ahmet Ersin başkanlığındaki heyet, ilk iş olarak tutuklanan Cihaner'le görüştü. Heyet, daha sonra da askeri cezaevine giderek aynı kapsamda tutuklanan Eskişehir İl Jandarma Komutanı Recep Gençoğlu ve Jandarma İstihbarat elemanları ile bir araya geldi. CHP'li vekillerin Erzincan ziyaretinde başsavcıyla ilgili ağır suçlamalar yönelten gizli tanıklarla görüştükleri ve ifadelerini değiştirmeleri konusunda baskı yaptıkları ifade edildi. Ahmet Ersin, olayı önce yalanladı sonra da bir kişiyle görüştüğünü ancak bu kişinin gizli tanık olduğunu daha sonra öğrendiğini savundu. İddialara göre Ersin'le görüşen gizli tanık Munzur, önce Jandarma tarafından bir süre alıkondu ve ifade değiştirmeleri konusunda baskı gördü. Gizli tanık Fırat ise konuya ilişkin çarpıcı ifadeler kullandı: "Jandarmalarca Erzincan Adliyesi'ne götürüldük. Pastane sahibi E.E. sürekli yanımızdaydı. Bize 'Sizi CHP milletvekilleri ile görüştüreceğim. Ankara'da yüksek hakimlerle, başsavcıyla görüştüreceğim. 'Erzurum'da baskı altında ifade verdik' diye yeniden ifade vereceksiniz. Milletvekilleri sizinle, Uğur Dündar'la birlikte görüşecekler.' dedi." Gizli tanıklar perşembe ve cuma günü Erzincan-Ankara-İstanbul hattında yoğun bir trafik yaşadıklarını, 80 bin TL karşılığında ifadelerini değiştirerek Erzurum Savcısı Osman Şanal'ı suçlamalarının istendiğini ve kendilerine 50 bin TL ödendiğini öne sürdü.

Baykal'ın hamleleri, vekillerin operasyonunu kolaylaştırdı • Erzincan'da görüşülen gizli tanıklar ardından özel bir operasyonla Ankara'ya getirildi. Başrolde bu kez CHP milletvekili Erol Tınastepe vardı. Tınastepe, Munzur'la yaptığı görüşmeyi doğrularken gizli tanığın herkesçe tanındığını savundu. Tınastepe, şöyle konuştu: "Erzincan davasının gizli tanıkları Ankara'da yanıma gelip 'Baskı altında ifade verdik. İfadelerimizi değiştireceğiz.' dedi. Önceden baskı ile ifadeleri alındığını, yeni ifade vermek istediklerini bildirdiler. Bana gezmeye geldiklerini söylediler. Biraz da gezelim bu konuda görüş alışverişi yapalım diye Ankara'ya gelmişler." CHP'li milletvekilleri Erzincan soruşturması süresince hukuk dışı işlere imza atarken, Baykal her fırsatta hükümetin bu süreçte yargıya müdahale ettiği tezini işledi. Böylece vekillerin hareket alanını genişletmiş oldu. CHP liderinin ilk tepkisi soruşturmayı 'tasfiye ve sindirme anlayışı' olarak nitelemek oldu. Başsavcının tutuklanmasından sonra parti genel merkezinde yaptığı basın toplantısında "İlk kez bir adliye başka bir adliyeyi basmıştır. Bu tutuklamanın yetkili bir merci tarafından yapıldığına inanmak imkansızdır." dedi. HSYK'nın Erzurum'daki savcıların özel yetkilerini kaldırmasını "HSYK gereğini yapmıştır." diyerek destekledi. Ardından şöyle konuştu: "Bu olayı yapanlar başarılı olurlarsa Türkiye'de kimse güvende olmayacaktır. Bu yaşanan olay bir kırılma noktasıdır." Tutuklamanın adeta 'bir darbe' olduğunu savunurken 20 Şubat'ta Bolu'da Cihaner'in tutuklanmasına neden olan delillerin uydurma olduğunu savundu. 23 Şubat'ta partisinin grup toplantısında Erzincan'daki soruşturmada hükümetin yargının göbeğinde olduğunu öne sürdü. 2 Mart'taki grup toplantısında şu inanılmaz cümleyi kurdu: "Başsavcı cumhuriyet kanunlarını uyguladığı için tutuklandı." (Zaman)

Erzincan'da olma sebebi sanıklara destekti, görüştüğü kişiler de davayla ilgili • Mahmut Övür (Sabah): Önceki gün Ülke TV'de ve internet sitelerinde insanı şoke eden görüntüler yayınlandı. CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, hukuken görüşülmesi suç olan "Gizli Tanık" la buluşuyor. Hatta iddiaya göre bir kenara koyduğu siyah çantasında da 80 bin lira para var. Yargıtay Başsavcısı harekete geçti mi bilmiyorum ama gizli tanıklarla görüşüp haber yapmak bile suç... Peki, CHP gibi bir partinin milletvekili neden bir gizli tanıkla görüşür? Önce şunu söyleyelim: Gizli tanık Munzur savcılık iddianamesine göre "Erzincan'daki Ergenekon"u deşifre eden kişi... CHP Milletvekili Ahmet Ersin, Erzincan'a gidip gizli tanıkla görüştüğü ortaya çıkınca şöyle demişti: "Görüşmedim..." Ancak çok değil üç gün sonra Munzur'la görüştüğünü kabul etmek zorunda kaldı ve şunları söyledi: "Ben oturuyordum onlar yanıma geldi. Boşanma işi varmış, işsizmiş onlardan bahsetti..." Önceki gün ortaya çıkan kamera görüntüleri bu sözleri de yalanlıyor. Milletvekili Ersin, elinde çanta pastaneye gidiyor ve gizli tanıkla el sıkışarak masasına oturuyor. Aynı masada tutuklanan başsavcı Cihaner'in avukatı, yine Cihaner'in yakın arkadaşı pastane sahibi Erdal Erdoğan da var. Çantanın içinde ne olup olmadığı dava dosyasında yer alıyor ve kokusu daha sonra çıkacak ama burada hukuk açısından çok net suç olan bir şey var: Bir CHP milletvekillinin gizli tanıkla görüşmesi... Görüntünün ortaya çıkmasından sonra Ersin kendini şöyle savunuyor: "Bana gizli tanık demediler. Bir vatandaş sizinle görüşmek istiyor dediler. Gizli tanık olduğu alnında yazmıyor ki. Dolayısıyla gizli tanık olduğunu bilmiyordum." İnanılır gibi değil. Bir siyasi partinin milletvekili bu kadar pervasız olabilir mi? Siz oraya neden gittiniz Ahmet Ersin? Cihaner davasına destek olmak için gitmediniz mi? Konuştuğunuz isimler de tam bu davayla ilgili... Cihaner'in avukatı, arkadaşı ve Cihaner'i yaktığı iddia edilen gizli tanık... (Mahmut Övür, Sabah)
 
Gizli tanıkların ifadelerini yakından ilgilendiren ve CHP'nin başını ağrıtacak, yakacak görüntüler

İŞTE ÖRNEKLERLE CHP'NİN ERGENEKON VE BENZER DAVALARDA SEMPATİZANLIKTAN ÖTE TAVIRLARI >>>

ŞOK İDDİA!!! CHP'li Ersin gizli tanıklarla görüştü | Ergenekoncu CHP'lilerin fezlekeleri ne zaman Meclis'e gelecek? | 'Ergenekon ve CHP' manşetlerimiz

İşte adım adım Erzincan'daki Islak Komplo ve boşa çıkarılması | Erzincan'da savcı İlhan Cihaner ve Jandarma'nın 'ıslak imza' operasyonları

Ergenekon ve benzer davaları tanıkları deşifre ve tehdit ederek etkisiz bırakma gayretleri | Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi

(13 Mart 2010, 12:38)

Sinagog bombalamasında Balyoz şüphesini güçlendiren iki delil
Balyoz soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’a İstanbul’daki Neve Şalom, Beth Israel sinagoglarının bombalanmasıyla ilgileri olup olmadığını sordu. Savcı Bayraktar, 'Balyoz Harekat Planı’yla aynı klasördeki listede bu sinagogların isimlerinin kırmızı renkte yazıldığını ve bombaların üretildiği yer olduğu ortaya çıkan ‘Gökkuşağı Deterjan’ firmasının ibaresinin Süha Tanyeri'nın el yazısıyla yazılmış bir dökümanda geçmesini' vurguladı. Bu delillerin Şubat ve Mart 2003 tarihli olduğunun tespit edildiğini, sinagog saldırılarının ise 8 ay sonra Kasım 2003 tarihinde gerçekleştiğini hatırlatan savcılara Çetin Doğan'ın cevabı 'Bilemem, sorunun muhatabı ben değilim' oldu.

Balyoz Darbe Planı soruşturmasını yürüten savcılar, 15-20 Kasım 2003’te İstanbul’da Neve Şalom, Beth Israel sinagogları, İngiltere Başkonsolosluğu ve HSBC Bank Genel Müdürlüğü’ne düzenlenen bombalı saldırıları emekli Orgeneral Çetin Doğan’a sordular. Savcılara göre, Balyoz Harekat Planı içinde kiliseler ve sinagoglara ait hazırlanan listede sadece 2 sinagog öne çıkıyordu. 8 ve 21’inci sırada yazılı olan Neva Şalom ve Beth Israel sinagogları diğerlerinden farklı olarak kırmızı kalemle yazılmıştı. Savcıları suçlamalarına götüren 2’nci şüphe ise emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri’nin kendi kaleminden çıktığı iddia edilen bir yazıda ‘Gökkuşağı Deterjan’ ibaresinin yer alıyor olmasıydı. Gökkuşağı Deterjan firması, El-Kaide militanlarının bombaları hazırladıkları İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yerdi. İşte, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar’ın, Çetin Doğan’a yönelttiği o soru:

Gökkuşağı Deterjan belgede yazıyor • “Balyoz Harekat Planı ile aynı klasörde yer alan Kiliseler ve Sinagoglar isimli belgede sinagoglara ait listenin 8’inci sırasındaki İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Neve Şalom Sinagogu ile 21’inci sırasındaki İstanbul Şişli’de bulunan Beth Israel Sinagogu’nun diğerlerinden farklı olarak kırmızı renkte yazıldıkları tespit edilmiştir. Adı geçen sinagoglara yönelik 15 Kasım 2003 tarihinde El-Kaide terör örgütü tarafından eşzamanlı bombalı saldırı düzenlendiği, bahse konulu belgenin oluşturma tarihinin 25 Şubat 2003 ve son kaydetme tarihinin 3 Mart 2003 olduğu ve Balyoz Harekat Planı’nın El-Kaide tarafından eşzamanlı operasyonları önceden haber verdiği. Konu ile ilgili olarak alınan ifade tutanaklarına göre bu eylemlerde kullanılan bombaların ‘Gökkuşağı Deterjan’ isimli işyerinde üretildiğinin anlaşılması soruşturma kapsamında incelenen Süha Tanyeri’nin el yazması notlarından 1530 ile numaralandırılmış belgede, ‘Gökkuşağı Deterjan’ ibaresinin yer alıyor olması birlikte değerlendirildiğinde, adı geçen bombalı saldırıların Balyoz Harekat Planı kapsamında yapılmış eylemler olduğu değerlendirilmektedir. Bu konuda değerlendirme yapar mısınız?”

Muhatap ben değilim • Eski 1’inci Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan bu soruya şu cevabı verdi: “Ben bunların kimler tarafından ne amaçla yapıldığını bilemem. Zaten önceki sorulara verdiğim cevaplarda olduğu gibi bilgisayar teknolojisi, gelişmeler ışığında her türlü belgeyi düzenleme, değiştirme yetkisine sahiptir. O yüzden bunların üzerinde oynanma ihtimali olabilir. Bu ispata muhtaç bir durumdur. Zaten bu sorunun muhatabı ben değilim.”

2003 Mart: Balyoz hazırlandı • Balyoz darbe planının ortaya çıkarılması, EMASYA müdahalesinin 2003'te bire bir işletildiğini gösterdi. Balyoz planının hazırlanma tarihi de 2003. Planın "icra" safhasında "Bölücü terör örgütü ve El Kaide büyük şehirlerde özellikle İstanbul'da eşzamanlı büyük eylemler icra edecek. Oluşan kaos ve karmaşa nedeniyle sıkıyönetim ilan edilecek." ifadeleri yer alıyor.

2003 Kasım: Balyoz uygulanmak istendi • Mart 2003'teki bu 'plan semineri'nden 6 ay sonra 15 Kasım'da İstanbul Kuledibi ve Osmaniye'de iki sinagoga bomba yüklü araçlarla saldırı yapılmıştı. Patlamalarda TNT kullanılması 'askeri eğitim almış profesyonellerin işi' yorumlarına yol açmıştı. Saldırıyı İBDA-C'nin üstlendiği bilgisi terör uzmanlarınca çürütülünce, El Kaide olayları sahiplenmişti. Bundan beş gün sonra İstanbul'da eşzamanlı iki bombalı saldırı daha gerçekleşti. Patlamadan 4 saat sonra ise tam da Balyoz darbe planında anlatıldığı gibi Taksim ve Levent'e jandarma birlikleri sevk edildi. Aynı gün internet sitelerinde de sıkıyönetim ilan edilmesine dönük haberler yayımlandı. Gelişmeler üzerine dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, güvenlik zafiyeti bulunmadığını açıkladı. Sinagog saldırısından iki gün sonra 17 Kasım 2003 tarihinde İstanbul'da terör örgütü PKK üyesi 2 canlı bomba yakalandı. 20 Kasım 2003 tarihinde İstanbul'da eşzamanlı iki bombalı saldırı daha gerçekleşti. Yine TNT ve kamyonetler kullanıldı. Patlamanın olduğu saatlerde tam da Balyoz darbe planında anlatıldığı gibi panik havası oluşturulmaya çalışıldı. İstanbul'un pek çok yerinde çarşı, okul ve büyük alışveriş merkezleri aranarak canlı bomba ihbarı yapıldı. Olaydan 4 saat sonra patlamaların gerçekleştiği Taksim ve Levent'e jandarma birliklerinin sevk edilmesi, tartışmalara neden oldu. Askeri birliklerden herhangi bir talep olmamasına rağmen jandarmanın bölgeye sevk edilmesi kafalarda soru işareti bıraktı. Aynı gün internet sitelerinde sıkıyönetimin ilan edilmesine dönük ifadeler yayımlandı. Sıkıyönetim dedikoduları üzerine dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, emniyet gücünün yeterli olduğunu ve güvenlik zafiyeti bulunmadığını açıkladı. Taksim ve Levent'te meydana gelen eşzamanlı iki bombalama olayından bir gün sonra Milli Güvenlik Kurulu "Türkiye'de faaliyet gösteren aşırı dinci örgütler" gündemi ile toplandı.

Balyoz Planı manşetlerimiz

(13 Mart 2010, 12:24)

İhbarcıdan yeni mail: 4 bomba kamyonu İstanbul'da
Ankara'da TSK'ya ait olduğu açıklanan 958 adet el bombası yüklü kamyonu ihbar eden meçhul kişi, dün yeni bir e-posta gönderdi. İhbarcı, İstanbul'a bomba yüklü dört kamyonun perşembe günü giriş yaptığını iddia etti. Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gönderilen yeni e-posta üzerine polis alarma geçti. Alınan bilgilere göre, yeni e-postayı gönderen kişiyi ve gönderilen adresi belirlemek amacıyla soruşturma yapıldı ve e-postanın İstanbul Beykoz'dan gönderildiği anlaşıldı. İhbarcının ilk e-postada izini kaybettirmek amacıyla adres karıştırıcı program kullandığı da belirlendi. Söz konusu programla ihbarcının adresinin bulunmasının neredeyse imkansız olduğu ancak çalışmaların sürdüğü kaydedildi. Bu arada ilk kamyondaki el bomba seri numaralarının silik olduğu şeklinde ihbarcının verdiği bilgilerin doğru olduğu ortaya çıktı. Oysa askeri yetkililerin ilk açıklamalarında bombaların seri ve kafile numaralarının belli olduğu açıklanmıştı. Genelkurmay Başkanlığı'nın, kuvvetlerin elinde bulunan silah ve cephaneliğe yeni bir seri numarası vermek için Ankara'da topladığı öğrenildi. Edinilen bilgilere göre, Muğla'dan gönderilen el bombaları da seri numarası verilmesi için Ankara'ya nakledildi. Ele geçirilen bombaların kasalarında seri ve kafile numarası bulunduğu ancak el bombalarının üzerinde seri numarasının yer almadığı öğrenildi. Genelkurmay'ın hangi cephaneliğin kimin elinde olduğunu saptamak amacıyla böyle bir çalışma yaptığı savunuluyor ancak ihbarcının seri numaralarla ilgili söylediklerinin doğru çıkması diğer iddialarının da doğru olabileceği izlenimi doğurdu.

Ankara'da 958 adet el bombası yüklü kamyonun yakalanmasını sağlayan meçhul ihbarcının, polise ilginç iddialar içeren yeni bir e-posta gönderdiği ortaya çıktı. Ankara Emniyet Müdürlüğü Muhabere ve Elektronik Şube Müdürlüğü'ne gönderilen yeni e-postada ihbarcı, bu kez İstanbul'a cephanelik ve silah yüklü dört kamyonun giriş yaptığını öne sürdü. Maile göre, Ankara'da el bombası yüklü kamyonun belirlenmesinden sadece bir gün sonra bomba yüklü kamyonlar İstanbul'a giriş yaptı. İhbarcı, önceki gün cephanelik yüklü kamyonların İstanbul'a giriş yaptığını yazdı. Yeni ihbar üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü alarma geçti. İstanbul Emniyet Müdürlüğü de ihbar konusunda uyarıldı. İkinci e-postayı gönderen kişiyi ve gönderildiği adresi belirlemek amacıyla yeni bir soruşturma yapıldı. e-postanın İstanbul Beykoz'dan gönderildiği saptandı. İhbarcının ilk e-postada izini kaybettirmek amacıyla adres karıştırıcı program kullandığı belirlendi. İncelemede polis, e-postanın adres karıştırıcı program ile ABD'den gönderilmiş gibi işlem yapıldığını belirledi.

İhbar doğru çıktı: Bombalardaki seri nolar silinmiş • Sivil kamyonda ele geçirilen el bombalarının seri numaralarının silik olup olmadığı son günlerin en önemli tartışma konusuydu. Genelkurmay Başkanlığı'nın, kuvvetlerin elinde bulunan silah ve cephaneliğe yeni bir seri numarası vermek için Ankara'da topladığı öğrenildi. Edinilen bilgilere göre, Muğla'dan gönderilen el bombaları da seri numarası verilmesi için Ankara'ya nakledildi. Ele geçirilen bombaların kasalarında seri ve kafile numarası bulunduğu ancak el bombalarının üzerinde seri numarasının yer almadığı öğrenildi. Genelkurmay'ın hangi cephaneliğin kimin elinde olduğunu saptamak amacıyla böyle bir çalışma yaptığı öne sürülüyor.

ÖKK belgesine göre bomba nakli polise bildirilmemiş • Genelkurmay Başkanlığı'nın eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD) ve yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olan Kontrgerilla biriminin Ankara'ya yapılan bomba naklini polise bildirmediği, Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın çok gizli yazısı ile kesinleşti. Kurmay Başkanı Albay Bilgehan Saymaz imzalı yazıya göre sadece Ankara, Afyon, Denizli ve Muğla İl Jandarma komutanlıklarından eskort talep ediliyor. Yazıda polis hiçbir şekilde nakilden bilgilendirilmiyor. Bilgehan Saymaz imzalı gizli yazıda, Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı'nca, 06 BJ 9915 plakalı sivil MAN kamyon ile Muğla Güllük'ten Ankara Gölbaşı'na mühimmat nakledileceği yer aldı. Gizli yazıda Albay Saymaz, 10 Mart 2010'da saat 06.00'da, Güllük, Muğla, Denizli, Afyon, Ankara çevre yolu ve Gölbaşı güzergahında gerekli eskort faaliyetlerinin ve emniyet tedbirlerinin alınmasının ilgili komutanlıkların emirlerine bağlı olduğunu bildirdi. Söz konusu yazının dağıtım yeri olarak ise Ankara, Afyon, Denizli ve Muğla il jandarma komutanlıkları gösterildi. Bu illerin jandarma komutanlıkları dışında herhangi bir dağıtım yapılmadı. Dün bazı basın yayın organlarında polisin bilgilendirildiği öne sürülmüştü. Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın çok gizli yazısı, polisin bilgilendirilmediğini ortaya koyuyor.

Aynı olay Avrupa'da olsa böyle kapatılır mıydı?..

Bombalı kamyon hakkında takipsizlik kararı verildi • Mühimmat yüklü kamyonla ilgili soruşturmada 'suç unsuru bulunmaması' nedeniyle 'kovuşturmaya yer olmadığına' karar verildi. Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği'nin takipsizlik kararında, Ankara Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü'ne 10 Mart Çarşamba günü, gönderilen 'Çok önemli lütfen bakınız' konulu elektronik posta içeriğine yer verildi. Kararda, ihbar postasının ardından kamyonun aynı gün saat 18.00'de Gölbaşı çevre yoluna döndüğü sırada durdurulduğu belirtilerek, olayın gelişimi ayrıntılı olarak aktarıldı. Buna göre, araç durdurulduktan sonra özel yetkili cumhuriyet savcısına bilgi veriliyor. Kamyondaki Astsubay S.H.K.'nin, araçta çok sayıda el bombası bulunduğunu belirtmesi üzerine, güvenlik amacıyla kamyon Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne getiriliyor. Astsubay K. de kendisiyle muhafız bir onbaşıya ilişkin Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın görevlendirme belgesini ibraz ediyor. (Zaman)

Hadi gidip yatın; kamyon olayında bir tuhaflık yokmuş • Emre Aköz (Sabah): Orduya ait ABD yapımı 950 el bombasını, Bodrum'dan Ankara'ya getiren kamyonla ilgili sorular çoğaldıkça çoğalıyor. Bu satırlar yazılırken, Genelkurmay'dan henüz bir açıklama yapılmamıştı. (Hoş açıklama yapılsa da fark etmiyor. Askeriyenin bu tip konulardaki sözleri epeydir ciddiye alınmıyor. Tabii asker ne dese inananlar da yok değil: 1 Nisan günü Genelkurmay'ın internet sitesinde, "Yarın Marslılar, su tabancalarıyla Türkiye'ye saldıracak" diye şaka yapılsa, o arkadaşlar yağmurluk ve havlu almaya koşar.) Nerede kalmıştık? Evet, sorular çoğalıyor. Resmi açıklama yerine, medyaya el altından konuyu saptırıcı bilgiler veriliyor. Sanki bu sevkıyat son derece normalmiş, işin içinde hiçbir tuhaflık yokmuş da... Bunun, "Aman dikkat" diye Emniyet'e ihbar edilmesi anormalmiş, yanlışmış gibi bir izlenim yaratılıyor. Mesela dün bizim gazetenin 23'üncü sayfasında şöyle bir başlık: "Bombaların sırrı çözüldü." Eğer el bombalarının sırrı "gerçekten" çözüldüyse, niye içimize su serpilmiyor? (Çünkü kimse inanmıyor.) Peki, olay neymiş? "Araçtaki 950 el bombasının, 'yeni seri numaraları verilmek üzere başlatılan çalışma kapsamında' Ankara'ya getirildiği ortaya çıktı." Durum "ortaya çıktı" ya... "Telaşlanacak bir şey yok; gidin evlerinize yatın." İyi de uyku tutmuyor ki! Sorular zihinlerde kolbastı oynuyor: * Bine yakın el bombası böyle "bir şoför, bir astsubay başçavuş ve bir onbaşı" eşliğinde mi taşınır?.. Hani bunun muvazzaf subayı, hani bunun ön ve arkadaki refakatçi araçları? * Sıradan nakliyatçı bile Bursa'dan yüklediği malı İstanbul'a getirirken sürüyle güvenlik tedbiri almak zorundayken, el bombası gibi tehlikeli bir maddeyi taşımanın bir mevzuatı yok mu? * Vatandaş, vergiler aracılığıyla orduya küfeyle para veriyor. Her istediklerini alıyorlar. Kamyonları da bol, makam arabaları da... Ama el bombalarının sevkıyatı, kiralanmış sivil kamyonla yapılıyor... * El bombalarına "yeni ve silinmeyen" seri numarası vermek, aynı zamanda "eski seri numarasının silinmesi" anlamına geliyor mu? Bu bir "daha iyi iz sürme" niyeti mi, yoksa tersine, "bazı izleri silme" çabası mı? * Kamyondaki "taarruz tipi" el bombaları acaba bazı başka el bombalarıyla akraba olabilir mi? Merak ediyoruz çünkü Ergenekon soruşturması Ümraniye'de bulunan el bombalarıyla başladı. Cumhuriyet gazetesine atılanlar da el bombasıydı. * El bombaları Ankara'dan, faraza Ermenistan sınırına doğru taşınsa, "sivil araç ve sivil kıyafetli personelle kamuflaj yaptık" denebilir. Peki, Bodrum'dan Ankara'ya getirdiğin el bombalarına ne diye kamuflaj uyguluyorsun? Hem "rutin işlem" diyorsun, hem de bunu "rutin dışı bir şekilde" yapıyorsun. * Bu 950 el bombasının tamamı, "Bodrum Güllük'teki Genelkurmay Özel Kuvvetler Destek Grup Özel Eğitim Merkez Takım Komutanlığı'nın" envanterinde miydi yoksa oraya başka yerden getirilenler de oldu mu? Bir nokta daha: İhbarı yapan iyi niyetli de olsa, kötü niyetli de olsa, sonuç aynı: Bu işte bir tuhaflık olmasa, o şahıs böyle bir ihbar yapmazdı. Bütün bu sorulara ve garipliklere karşın, mahkeme dün takipsizlik kararı verdi. Maşallah! Askeriye bir dahaki sefere uğraşmasın, el bombalarını kargo şirketine versin. (Emre Aköz, Sabah)

FLAŞ!!! İhbar üzerine yakalanan bomba kamyonu TSK'nın

Bülent Arınç'a suikast iddiası ve Kozmik Oda aramaları manşetlerimiz | Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz | Özel Harp Dairesi sayfamız

(13 Mart 2010, 12:02)

Kafes Eylem Planı iddianamesi tamamlandı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, azınlıklara yönelik eylem planlarının bulunduğu 'Kafes Eylem Planı'yla ilgili iddianamenin kendisine teslim edildiğini, inceleyip onaylaması halinde mahkemeye göndereceğini açıkladı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, ''Kafes Eylem Planı'' iddialarına ilişkin soruşturmanın tamamlandığını ve iddianamenin kendisine sunulduğunu bildirdi. Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinden ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çolakkadı, ''Kafes Eylem Planı'' iddialarına ilişkin soruşturmanın tamamlandığını kaydetti. İddianamenin bugün kendisine sunulduğunu ifade eden Çolakkadı, iddianameyi haftaya inceleyeceğini bildirdi. Soruşturma, özel yetkili Cumhuriyet savcıları Ercan Şafak ve Murat Yönder tarafından yürütülüyordu. (Cihan)

Ergenekon sanığına ait CD'ye gizlenmiş şifreli dosya: Kafes Planı • Poyrazköy'ün izini süren savcılar, Deniz Kuvvetlerindeki 41 kişilik özel cunta yapılanmasının gayrimüslimler üzerinden AKP'yi bitirmeye yönelik Mart 2009 tarihli Kafes Eylem Planı'nı ve cuntadaki subayları isim isim deşifre etti. Taraf gazetesinin yayınladığı korkunç içerikli Kontrgerilla planında geçen isimler arasında Ergenekon soruşturmasında ismi sık sık gündeme gelen Koramiral Ali Feyyaz Öğütçü'de var. Planda Ergenekon'da tutuklanan Yarbay Ercan Kireçtepe imzası var. Beş aşamalı planın amacı şöyle: Gayrimüslimler üzerinde korkutucu propaganda icra edilecek. AKP üzerindeki iç ve dış toplumun baskısı arttırılacak. Dört aşamalı planın hazırlık ve korku yaratma safhaları şunları öngörüyor: Gayrimüslimlerin isim, adres, okul, vakıf ve ibadethanelerinin belirlenmesi. Adalar'da yoğun güzergahlarda duvarlara tehdit içeren sloganlar yazılması. Tehdit telefonları açılması. Ergenekon tutuklusu Levent Bektaş'ta ele geçen film CD'sindeki şifreyi çözen savcılar Deniz Kuvvetleri'ndeki cuntanın 'Kafes Operasyonu Eylem Planı'nı ortaya çıkardı. Plana göre gayrimüslimlere suikast düzenlenecek, azınlıkların yaşadığı mahallelerde bomba patlatılacaktı. Bu eylemlerden dindarların suçlanması ve AKP üzerindeki dış baskının arttırılması hedeflenmişti. Poyrazköy kazıları sonrası ev ve iş yerinde arama yapılan Emekli Binbaşı Levent Bektaş'ın ofisinden ele geçirilen bir CD'de de inanılmaz bir plan yakalandı. CD'nin içeriğinde 'data stash' isimli bir programın yer aldığını gören uzmanlar, bu programın film, resim veya metin dosyalarının arkasına normal kullanıcılar tarafından görülmeyecek şekilde bilgi ve doküman saklandığını tespit ettiler. Dosyalar şifrelendiği için tüm çalışmalar bu boyuta kaydırıldı. Yapılan incelemeler sonucu bir film CD'sinin arkasına 'data stash' programı yardımı ile gizlenmiş, şifreli bir dosya tespit edildi. Profesyonel bir biçimde gizlenen ve şifrelenen bu dosya uzman ekiplerin uzun süren çalışmaları sonucu açıldı ve içinden 'Kafes Eylem Planı' isimli dokümana ulaşıldı.

Balyoz soruşturmasında 4 askerin tahliye talebi reddedildi • ''Balyoz Planı'' iddiaları soruşturması kapsamında tutuklanan Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban ve Yarbay Yusuf Kelleli ile astsubaylar Musa Fariz ve İmdat Çolak'ın tutukluluğuna yapılan itirazlar reddedildi. Soruşturma kapsamında tutuklanan emekli ve muvazzaf askerlerin avukatlarınca, çeşitli dönemlerde, tutuklamayı gerçekleştiren İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itiraz başvurularının değerlendirilmesi tamamlandı. İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti, soruşturma kapsamında ''Türkiye Cumhuriyeti hükümeti yürütme organını cebren iskat ve men etmeye teşebbüs'' suçundan tutuklanarak cezaevine gönderilen Konya İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban ve Yarbay Yusuf Kelleli ile astsubaylar Musa Fariz ve İmdat Çolak'ın tutukluluk hallerinin devamına oy çokluğuyla karar verdi. Karara, mahkeme heyeti başkanı Zafer Başkurt'un ''karşı oy'' kullandığı öğrenildi.

Kafes Eylem Planı manşetlerimiz | Balyoz Planı manşetlerimiz

(12 Mart 2010, 17:02)

Abdurrahman Yalçınkayaİşte Kontrgerilla yargısı: CHP'nin yüksek yargıda dokunulmazlığı var
CHP'li Ahmet Ersin'in Erzincan-Ergenekon soruşturmasının gizli tanıklarıyla görüşüp para dolu çanta bıraktığını gösteren şok kamera kayıtları Türkiye'yi sarsmaya başladı. AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in 'Erzincan'da gizli tanık Munzur ile görüştüğü ve bir otelin lobisinde çanta bıraktığı' yönündeki iddialarla ilgili Cumhuriyet savcılarını göreve çağırdı. Bozdağ ayrıca, 'Gördüğüm kadarıyla CHP'nin Sayın Genel Başkanı, milletvekilleri ve partilileri, kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde bir dokunulmazlığa haiz. Bu dokunulmazlık nereden kaynaklanıyor, onu da merak ediyorum' dedi. İddialar karşısında yüksek yargıdan herhangi bir açıklama yapılıp yapılmayacağını merak ettiğini söyleyen Bozdağ, 'Her defasında yargının bağımsızlığından bahseden yüksek yargının üyeleri, özellikle Yargıtay Başkanı, HSYK'nın değerli üyeleri, ben şimdi merak ediyorum; bu çıkan görüntüler karşısında da bir bildiri yayınlarlar mı, bir açıklama yaparlar mı? Gördüğüm kadarıyla CHP'nin Sayın Genel Başkanı, milletvekilleri ve partilileri, kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde bir dokunulmazlığa haiz. Onlar ne yaparsa yapsınlar en ufak bir açıklama yok. Bu dokunulmazlık nereden kaynaklanıyor, onu da merak ediyorum' diye konuştu.

Bozdağ, gazetecilerin, “CHP'li Ersin'in, Erzincan'daki Ergenekon yapılanmasını deşifre eden 'Munzur' adlı gizli tanık ile bir otelde görüştüğü ve otele çanta bıraktığı” yönündeki iddialara ilişkin sorularını cevapladı. Haberlerin doğru, görüntülerin gerçek olması halinde, bu tür bir davranışın Türk Ceza Kanununa göre tartışmasız bir suç olduğunu belirten Bozdağ, bunun, resen takibi gerekli bir suç olduğunu kaydetti. Bozdağ, “Zannedersem Cumhuriyet savcılarının, yasaların kendilerine verdiği yetkiyi kullanarak tahkikat başlatmış olmaları gerekiyor. Eğer herhangi bir tahkikat başlatmamışlarsa, ben buradan aracılığınızla çağrı yapmak isterim; bu açıkça bir suçtur, Cumhuriyet savcılarını yasal görevlerinin gereğini yapmaya davet ediyorum” diye konuştu.

Bu dokunulmazlık nereden kaynaklanıyor? • Bekir Bozdağ, şöyle devam etti: “Tabii ki CHP'ye, sadece Ahmet Ersin'in bu davranışıyla bakmamak lazım. Ben hiç de yadırgamadım. Neden, çünkü Genel Başkan adeta her salı grup konuşmasını veya partinin başka yerlerdeki konuşmalarında, toplantılarında, her yeri bir duruşma salonuna döndürüyor. Orada devam eden soruşturma ve kovuşturmaların içindeki deliller, dosya içerisinde olanlar, olmayanlar -nasıl vakıf, nasıl bilgi ediniyor bilmiyoruz ama- bilmediği dosyalarla ilgili içindeki her şeyi biliyormuş gibi bir takım hukuki değerlendirmeler, savunmalar yapmaktadırlar. Tabii bu oldukça manidardır. Bunların olmaması lazım; Meclis çatısı altında da başka yerlerde de. Devam eden davalar ve soruşturmalarla ilgili siyasiler dahil hiç kimsenin yargılamayı, soruşturmayı etkileyecek eylem veya söylemlerde bulunmaması lazım. CHP, hem devam eden davaların, soruşturmaların hakimleriyle, savcılarıyla görüşme yollarını arayarak, bir kısmıyla görüşerek, tanıklarıyla görüşüp -haberler doğruysa- ifadelerini değiştirmeye zorlayarak, her duruşmada milletvekillerini görevlendirip, orada görev yapan hakim ve savcılar üzerinde nüfuz ve baskı kurmak suretiyle soruşturma ve kovuşturmalara bizzat müdahil olmaktadırlar. Bunların hepsi TCK anlamında suçtur ama ben bugüne kadar Cumhuriyet savcılarının açık açık ceza hukuku ihlal edildiği ve suçlar işlendiği halde bu konularla ilgili bir soruşturma açtığını duymadım. Devam eden davalar ve soruşturmaların esasını etkilemek ve yargı görevini yapanları etkilemek, adli soruşturmayı etkilemek için kim ne beyanda bulunuyorsa bulunsun bunlar resen takibi gerekli suçlardır. Savcılar bunlarla ilgili soruşturmaları başlatmak zorundadırlar. Burada bir tercih hakları yoktur. Ama bugüne kadar da böyle bir şey olmadı.” İddialar karşısında yüksek yargıdan herhangi bir açıklama yapılıp yapılmayacağını merak ettiğini söyleyen Bozdağ, “Her defasında yargının bağımsızlığından bahseden yüksek yargının üyeleri, özellikle Yargıtay Başkanı, HSYK'nın değerli üyeleri, ben şimdi merak ediyorum; bu çıkan görüntüler karşısında da bir bildiri yayınlarlar mı, bir açıklama yaparlar mı? Gördüğüm kadarıyla CHP'nin Sayın Genel Başkanı, milletvekilleri ve partilileri, kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde bir dokunulmazlığa haiz. Onlar ne yaparsa yapsınlar en ufak bir açıklama yok. Bu dokunulmazlık nereden kaynaklanıyor, onu da merak ediyorum” diye konuştu. (Hürriyet)

Yargıtay Başsavcısı İP'e ve CHP'ye karşı uyuyor Cihaner gözaltına alınınca uyanıyor • Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzincan-Ergenekon soruşturması kapsamında makamında gözaltına alınması üzerine HSYK-Danıştay-Yargıtay üyeleri peşpeşe açıklamalar yaparak Başsavcının gözaltına alınmasını protesto etmişler, böylece inanılmaz bir skandala imza atmışlardı. Oysa Cihaner mahkeme kararlarıyla gözaltına alınmıştı ve halen tutuklu olarak cezaevinde bulunuyor. Defalarca yapılan tahliye talepleri de reddedilen Cihaner'in gözaltına alınmasında bir yanlışlık olsaydı şimdiye kadar çoktan dışarıda olurdu. Gözaltı üzerine HSYK hemen devreye girerek gözaltını yapan ve soruşturmayı yürüten Erzurum özel yetkili savcılarının yetkilerini, yani soruşturmayı ellerinden aldı. Danıştay ve Yargıtay üyeleri de açıklama yaparak HSYK'nın kararını onayladıklarını ilan ettiler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ise bir açıklama yaparak, Habur, Erzincan ve Erzurum'daki adli tahkikatların incelemeye alındığını belirterek, AK Parti'yi kapatmak için gözdağı vermiş oldu. Oysa Erzincan-Ergenekon soruşturmasının iddianamesi bir kaç hafta sonra tamamlanarak mahkemeye sunuldu ve kabul edilerek Başsavcı Cihaner, 2 numaralı sanık olarak terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılanmaya başladı. Yargıda kadrolaşmış karanlık güçlerin net bir şekilde deşifre olduğu bir olay olmuştu aslında Cihaner'in gözaltına alınması.

Gizli tanıkların ifadelerini yakından ilgilendiren ve CHP'nin başını ağrıtacak, yakacak görüntüler için tıklayın

İŞTE ÖRNEKLERLE CHP'NİN ERGENEKON VE BENZER DAVALARDA SEMPATİZANLIKTAN ÖTE TAVIRLARI >>>

ŞOK İDDİA!!! CHP'li Ersin gizli tanıklarla görüştü | Ergenekoncu CHP'lilerin fezlekeleri ne zaman Meclis'e gelecek? | 'Ergenekon ve CHP' manşetlerimiz

İşte adım adım Erzincan'daki Islak Komplo ve boşa çıkarılması | Erzincan'da savcı İlhan Cihaner ve Jandarma'nın 'ıslak imza' operasyonları

Ergenekon ve benzer davaları tanıkları deşifre ve tehdit ederek etkisiz bırakma gayretleri | Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi

Abdullah Harun, (12 Mart 2010, 14:43)

Abbas ÖzdenDoğu Perinçekİşte Kontrgerilla yargısı: Bilirkişiden mahkeme kararını gizledi
Ergenekon kapsamında İşçi Partisi'nin Ankara'daki Genel Merkezi’nde arama yapan 10 polis hakkında, ‘görevi kötüye kullanma’dan 3 yıl hapis istemiyle açılan davada yeni bir skandal patlak verdi. Savcı Abbas Özden’in davayı açmak için oluşturduğu bilirkişi heyetine, 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin arama kararını vermediği, bilirkişinin de 'Arama kararı yok' diye polisleri suçlu gösteren bir rapor hazırladığı ortaya çıktı. Polisler hakkındaki şikayet İşçi partililerce yapılmıştı ve söz konusu aramada, Yargıtay'a suikast krokileri ve çok önemli diğer deliller ele geçirilmişti. Bu kroki ve diğer deliller halen görülmekte olan Ergenekon dava dosyasında bulunuyor. İşçi Partisi'nin şikayetiyle Savcı Özden'in 2008'de başlattığı soruşturma kamuoyunda tartışmalara yol açmış ve soruşturmayla Ergenekon soruşturmasını baltalamak istendiği ileri sürülmüştü.

Skandal 1: Bilgisayar araması yok • İP’in şikayeti üzerine davayı açan Ankara Cumhuriyet Savcısı Abbas Özden’in, iddianamesine dayanak yaptığı bilirkişi raporunu, eksik evrak üzerinden hazırlattığı ortaya çıktı. Savcı Özden tarafından oluşturulan Ankara Üniversitesi’nden uzmanların hazırladığı bilirkişi raporunda ve iddianamede, “bilgisayarların incelenmesi ve el konulması için mahkeme kararı olmadığı” savunuldu. Ancak dosyada, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu işlemler için verdiği karar var.

El koyma kararındaki açık ifade • 21 Mart 2008 tarih ve 425 sayı numarası ile İstanbul 11. Ağır Ceza’nın verdiği karara Savcı Özden’in iddianamesinde de bilirkişi raporunda yer verilmiyor. Bilgisayar ve diğer bilişim malzemeleri ile ilgili olarak işlem yapılması için İstanbul 11. Ağır Ceza’nın verdiği kararda “D.İş 2008-421 sayılı karar doğrultusunda elde edilecek olan iletişim-bilişim malzemeleri olan bilgisayar kütüklerinde, disket, CD ve kayıt yapabilen elektronik cihazların incelenmesi ve tetkiklerinin yapılabilmesi amacıyla CMK 134 maddesi gereğince incelenmesine karar verildi” şeklinde açık bir ifade bulunuyor.

Resmi büyütmek için tıklayınSkandal 2: Gece araması yok • Abbas Özden’in iddianamede ikinci bir usulsüzlük olarak gördüğü ve “Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılmaz” sözleriyle savunduğu görüşünün ise, kararı veren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi ile çeliştiği belirlendi. Polise gönderilen Özel Yetkili 11. Ağır Ceza’nın arama kararında aramaların iş bitene kadar “duruma göre gece dahil” en fazla 24 saat boyunca sürdürülmesi vurgusu yapılıyor.

Skandal 3: Savcı yetkisiz • Abbas Özden, İstanbul Özel Yetkili Mahkemesi’nin Ankara’da arama kararı vererek yetkisinin aştığı yönündeki iddiasının ise bugüne kadar tek merkez tarafından yönetilen DHKP-C, El-Kaide, MLKP, KCK ile organize suç ve narkotik şebekelerine yönelik tüm operasyonların yanlış usulle yapıldığı sonucuna götüreceğine dikkat çekildi. Abbas Özden’in iddianamesine karşı mütalaa hazırlayan profesörler heyeti ise özel yetkili savcıların CMK 251-3 maddesi gereği, sınırlandırma olmaksızın her türlü soruşturmayı ülke genelinde yapabileceğini savundu.

Polis üzerinden operasyon • Ankara Cumhuriyet Savcısı Abbas Özden, “İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla İP Genel Merkezi’ni arayan polisler görevi kötüye kullandı” iddiasıyla aramalara katılan 10 polis hakkında dava açtı. Abbas Özden, Özel Yetkili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yazılı emrini yerine getiren polislerin görevlerini kötüye kullandıklarını iddia ederken, “İstanbul mahkemeleri, Ankara’da arama kararı veremez” ve “Gece arama yapılması için karar verilmez”, “Arama kararında bilgisayarlara el konulması yok” tezlerini savunmuştu. Ergenekon davası için kritik öneme sahip davada, mahkeme, savcının iddialarını yerinde bulursa, halen soruşturması devam eden avukat Serdar Öztürk ve emekli Albay Levent Göktaş hakkındaki arama kararlarını da etkileyecek. Serdar Öztürk’ün ofisinde yapılan aramada Kurmay Albay Dursun Çiçek imzalı İrtica ile Mücadele Eylem Planı, Levent Göktaş’ın ofisinde de kamuoyunda ‘51 nolu DVD’ olarak bilinen şantaj görüntüleri içeren deliller bulunmuştu. (Star)

Olay neydi? • İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün talimatı üzerine Emniyet güçleri, 21 Mart 2008 günü İP Genel Merkezi'nde, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nusret Senem'in evinde arama yapmıştı. Aramalarda bir CD içinde, Yargıtay binasına giriş ve güvenli kaçış yollarını belirten ayrıntılı bir suikast krokisi ele geçirilmişti. Ergenekon iddianamesinde de yer alan belgelere karşı İP'liler, delillerin Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda belirtilen maddelere aykırı elde edildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu. İP'liler, bilgisayarlara şifreli oldukları gerekçesiyle yedekleme yapılmadan el konulduğunu, bilgisayarlardaki verilerin yedeklerinin çıkarılmadığı, kendilerine verilmediği ve bilgisayarlara kendilerine ait olmayan bilgilerin yüklenmesinin mümkün olduğu iddiasını dile getirdi. Suç duyurusu üzerine Abbas Özden soruşturma başlattı. Savcının, CMK'nın 134. maddesinin ihlal edildiği, yedekleme yapılmadan bilgisayarlara el konulduğu, verilerin yedeklerinin çıkarılmadığı ve parti yöneticilerine el konulan verilerin birer örneğinin verilmediği iddiasıyla İçişleri Bakanlığı'ndan soruşturma izni talep edeceği ifade edilmişti. Arama ve el koyma işlemi, Cumhuriyet savcısı gözetiminde gerçekleştirilmişti. Savcının bu girişimiyle Ergenekon delillerinin bir kısmının tartışmalı hale geleceği de öne sürülmüştü. CMK 134. madde, şifrelenen bilgisayarlara girilememesi halinde el konulacağını, şifrenin çözülmesi ve gerekli kopyanın alınması durumunda el konulan cihazların iade edileceğini belirtiyor. Hukukçular, soruşturmalarda el konulan bilgisayarların yedeklemelerinin, şüpheli ve vekiline verilmesi gibi bir zorunluluğun bulunmadığını, ancak ilgili kişilerin talebi olursa bu yedeklemelerin verileceğini ifade ediyor. Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bedri Eryılmaz, "Yedeklemenin verilmemesi delillerin kabul edilmeyeceği anlamına gelmez. Burada basit bir hukuka aykırılık söz konusu olabilir. Zanlının delillerin kendi bilgisayarında olmadığını ispatlaması gerekir." şeklinde konuştu.

Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi | Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

Abdullah Harun, (12 Mart 2010, 13:12)

İlhan CihanerCihaner'in verdiği kararlara hakimler bile karşı çıktı
Erzurum'daki Ergenekon davasının ek klasörlerinde yer alan Erzincan Başsavcılığı'nın soruşturma evrakları, tutuklu sanık Cihaner'in Eylem Planı'nı hayata geçirmek amacıyla yaptığı eylemlerin hukuk dışı olduğunu ortaya koyuyor. 'Silahlı örgüt değil' diyerek İsmailağa cemaati soruşturmasını Erzurum Özel Yetkili Savcılığı'na göndermeyerek bir hukuk skandalına imza atan başsavcının kararlarını, Sadece Erzurum Özel Yetkili Savcılığı değil, daha önce de Erzincan mahkemelerinin hukuka aykırı bulduğu dosyadaki evraklarda açıkça görülüyor. İlhan Cihaner, İliç Savcısı Bayram Bozkurt hakkında önce aleyhte, daha sonra lehte ifade veren Y muhbir Erdal Zirek'i etkisiz hale getirmek için birçok yola başvuruyor. Ancak bu talepler, her defasında mahkemeden dönüyor.

İlhan Cihaner'in muhbir Erdal Zirek hakkında yaptığı işlemler okuyanı hayretler içinde bırakıyor. İliç Savcısı Bayram Bozkurt aleyhine komplo ifadeleri veren ve Y muhbir Erdal Zirek hakkında, "Kimene" isimli kafeye bomba konulacağı yönündeki şikayet, 31 Aralık 2009'da Orhan Özışık ve Ferhat Ketçi tarafından Erzincan Başsavcılığı'na yapıldı. Başsavcılık şikayetçileri Erzincan Emniyeti'ne gönderiyor. Emniyet, şikayetçileri dinledikten sonra o sırada hala "Y muhbir" olan Erdal Zirek ve 'X muhbir' olan Ömer Baysan'ı gözaltına alıp daha sonra Erzincan Başsavcılığı'nın talimatıyla herhangi bir işlem yapmadan serbest bırakıyor. Erzincan Emniyeti, Zirek ve Baysan hakkındaki iddianın özel yetkili savcılığın alanında olabileceği ihtimaliyle durumu Erzurum Başsavcılığı'na bildiriyor. Erzurum Özel Yetkili Savcılığı, Zirek ve Baysan'ı gözaltına alarak ifadesine başvuruyor. Erdal Zirek, burada İliç Savcısı Bayram Bozkurt aleyhine verdiği beyanların yalan olduğunu itiraf edince bu kez Erzincan'daki oyun bozulmuş oluyor.

6-7 Ocak 2010'da Erzurum Cumhuriyet Savcılığı'na ifade veren Zirek, 22 Ocak'ta da Erzincan Savcısı Hasan Can'a, verdiği ifadede, İliç Savcısı Bayram Bozkurt'un Erzincan Alay Komutanlığı'nda görevli üç üst rütbeli komutana komplo kurmak için kendisinden silah ve mühimmat istediği beyanlarının yalan olduğunu belirtiyor. Bu ifadenin jandarma tarafından kendisine ezberlettirildiğini ve bu sırada sarhoş olduğunu anlatıyor. Zirek'in verdiği ifadeye inanarak soruşturma başlatan Erzincan Başsavcılığı, bu kez tam tersi olan beyanlarına inanmıyor. İnanmadığı gibi bir de E.Z. hakkında "iftira" suçundan tutuklama istiyor. Ancak Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi, eski ihbarcı ve yeni şüpheli Z.'nin savcılığa kendisinin gelerek ifade vermesi, samimi beyanlarda bulunmasını dikkate alarak adli kontrol uygulamaya gerek duymadan serbest bırakma kararı veriyor. Erzincan Savcılığı buna da itiraz ediyor, ancak üst mahkeme olan Erzincan 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Sulh Ceza Mahkemesi hakiminin serbest bırakma kararını doğru buluyor, itirazı reddediyor.

Erzincan Başsavcılığı, Erdal Zirek serbest kalınca bu kez hakkında teknik takip kararı alınması ve hem telefonunun dinlenmesi hem de görüntülü kayda alınacak şekilde Jandarma tarafından takip edilmesi için emir veriyor. Ancak Sulh Ceza Mahkemesi, Erzincan Başsavcılığı'nın talebini 'özel yetkili savcılığın soruşturduğu suçlar olan CMK 135'e göre katalog suçlar kapsamında' dinleme ve takip yapılacağı gerekçesiyle reddediyor. Cihaner, bu ret kararına itiraz edince konuyu Erzincan Asliye Ceza Mahkemesi inceliyor. Üst mahkeme olan Asliye Ceza, Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararının doğru olduğunu belirterek Cihaner'in itirazını reddediyor. Cihaner, bunun üzerine konuyu "kanun yararına bozma" talebiyle Adalet Bakanlığı'na götürüyor.

Şüpheli mahkemeden serbest kalınca bu kez 6-7 Ocak 2010 tarihlerinde hem Erzurum hem de Erzincan Cumhuriyet başsavcılıklarına verdiği ifadelerin geçersiz sayılması için Erzincan Savcılığı yeni bir atağa geçiyor. Savcı Hasan Can, Erdal Zirek'in 6-7 Ocak'ta esrar kullandığını iddia ederek 22 Ocak'ta şüphelinin kan, kıl ve tükürük örneğinin Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesini istiyor. Zirek'in iftira suçundan Sulh Ceza Mahkemesi'nce tutuklanmaması üzerine bu kez Erzincan Başsavcılığı aynı gün yani 22 Ocak 2010'da 14.00'te muhbir Zirek ve kardeşini şüpheli gösterilerek "uyuşturucu madde bulunması ve silah ticareti" amacıyla arama emri veriyor. Erzincan Savcılığı, Erzurum Savcılığı'ndan serbest kalan Zirek'i 'iftira' suçundan tutuklatamayınca yeni bir yola başvuruyor. Orhan Özışık isimli vatandaşın şikayeti üzerinden 23 gün geçmesine ve bu sırada her an mahkemeye başvurma hakkı bulunmasına rağmen muhbir Erdal Zirek'le ilgili arama ve el koyma emri veriyor. Jandarma 22 Ocak'ta akşam saatlerinde yaptığı aramada herhangi bir suç unsuru bulamadığını bildiriyor. (Zaman)

İşte adım adım Erzincan'daki Islak Komplo ve boşa çıkarılması | Erzincan'da savcı İlhan Cihaner ve Jandarma'nın 'ıslak imza' operasyonları

Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi

(12 Mart 2010, 11:39)

İlhan CihanerSaldıray BerkCihaner cephane ihbarını 3. Ordu savcısına bildirince olay kapandı
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in havaalanı çevresinde gömülü Ergenekon mühimmatıyla ilgili ihbarın üstünü nasıl örttüğü, ek klasörlerde detaylı bir şekilde anlatılıyor. Buna göre Cihaner, Erzincan Emniyeti'ne e-maille gelen ihbarı özel yetkili Erzurum savcılığı yerine askeri savcılığa bildirdi. Orgeneral Saldıray Berk'in komutasındaki 3. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı ise olayın doğru olmadığını gerekçe göstererek takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararıyla ilgili ne Ergenekon savcılığına ne de Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği'ne bilgi verildi. Özel Yetkili Erzurum Başsavcı Vekilliği, olaydan yaklaşık bir yıl sonra haberdar oldu. Dosyayı askeri savcılıktan isteyen Erzurum Başsavcılığı, soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilere, 'İhbarda Ergenekon terör örgütü ile irtibatlı olabileceği belirtilmesine karşın yetkili savcılığımıza neden bilgi verilmedi' diye sordu.

Ek klasördeki belgelere göre süreç şöyle işledi: Erzincan Emniyeti'ne gönderilen e-mailde, Erzincan Havaalanı üzerine konuşlu TSK'ya ait helikopter hangarlarının yakınına Jandarma Üsteğmen T.D.'nin 2008 Mart ayında yüzlerce patlayıcı mühimmatı (el bombaları, roketatar ve havan mermisi) toprağa gömdürdüğü ihbarı yapıldı. İhbarda somut bilgilere yer verilirken, mühimmatın hafta sonu kepçeyle kazılan yere bölükte görevli erlere taşıttırılarak gömüldüğüne dikkat çekildi. Cihaner, Erzincan Emniyeti'ne yapılan suç ihbarını görevsizlik kararı vererek askeri savcılığa bildirdi. Orgeneral Saldıray Berk'in komutasındaki 3. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı ise olayın doğru olmadığını gerekçe göstererek takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararıyla ilgili ne Ergenekon savcılığına ne de Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği'ne bilgi verildi. Özel Yetkili Erzurum Başsavcı Vekilliği, olaydan yaklaşık bir yıl sonra haberdar oldu. Dosyayı askeri savcılıktan isteyen Erzurum Başsavcılığı, soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilere, "İhbarda Ergenekon terör örgütü ile irtibatlı olabileceği belirtilmesine karşın yetkili savcılığımıza neden bilgi verilmedi." diye sordu.

Soruşturmayı ilk yürüten Savcı Osman Şanal, ek klasörlerde şu değerlendirmeyi yapıyor: "Bu ihbarın içeriği dikkate alındığında, ihbarı yapan kişinin mühimmat olayını ilk elden öğrendiği/gördüğü değerlendirilmektedir. Ayrıca askeri savcılıkça olay mahallinde yapılan incelemede olay yerinin kazılmış kapatılmış olabileceği şekilde olduğu, çevresinin aksine olay mahallinin üzerinde ot bulunmadığı belirtilmiş, bu tespit fotoğraflarla da desteklenmiştir. Gerek ihbarın niteliği ve gerekse yapılan değerlendirmeler ihbarın doğru olma ihtimalini güçlendirmektedir. Ancak ne hikmetse mahal kazılmış ve fakat hiçbir şey bulunmamıştır. İhbarda Ergenekon terör örgütü ile irtibatlı olabileceği belirtilmesine karşın bu konuda yetkili ve görevli olan cumhuriyet başsavcılığımıza dosya gönderilmediği gibi aşamalarından da hiçbir surette bilgi dahi verilmemiştir." (Zaman)

İşte adım adım Erzincan'daki Islak Komplo ve boşa çıkarılması | Erzincan'da savcı İlhan Cihaner ve Jandarma'nın 'ıslak imza' operasyonları

Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi

(12 Mart 2010, 11:26)

Ahmet ErsinFLAŞ!!! Savcı: Baskı var, mahkeme tanıkları acilen dinlesin
Erzincan-Ergenekon soruşturmasına atanan ve iddianameyi tamamlayarak mahkemeye sunan yeni Başsavcıvekili Taner Aksakal, 'Gizli tanıklara baskı var. Gizli tanık delillerinin kaybolma olasılığı yüksek. Soruşturmanın selameti için çok acele dinleyin' diyerek mahkemeden talepte bulundu. İddianamedeki bu acil talep, jandarma ve CHP’li vekillerin gizli tanıklara yaptığı baskıyı akıllara getirdi. Diyarbakır'da görülen Cemal Temizöz davasında da gizli tanıklara baskı yapıldığı iddiaları gündeme gelmiş, hatta soruşturma savcısı bu baskıyı delillendirerek dava dosyasına eklemişti. Bu şekilde delillendirilen baskılar neticesinde bazı tanıkların mahkemede ifadelerini değiştirdikleri görülmüştü.

Gündeme bomba gibi düşen ve ilk kez muvazzaf bir Orgenerali sanık sandalyesine oturtan Erzincan Ergenekon iddianamesi birbirinden şok belge ve bilgileri içeriyor. Ancak iddianamenin asıl bombası HSYK tarafından yeni atanan Erzurum Özel Yetkili Başsavcıvekili Taner Aksakal’ın iddianamenin sonuna düştüğü not oldu. Aksakal mahkemeden “Gizli tanıklar mahkeme tarafından ivedilikle dinlensin” talebinde bulundu.

Soruşturmanın selameti için • Özel Yetkili Başsavcıvekili Aksakal iddianamenin sonuna düştüğü notta “Gizli tanıklar üzerindeki ifadelerini değiştirmelerine yönelik baskılar devam ettiğinden, soruşturma dosyasında önemli yeri olan gizli tanık delillerinin kaybolma olasılığı bulunduğundan ve mevcut delillerin şüpheliler hakkında dava açmaya yeterli şüphe oluşturduğundan yargılamanın selameti açısından büyük önem arzetmesi nedeniyle mahkemenizce bu tanıkların en kısa sürede dinlenmesi gerektiği düşünülmüştür” şeklindeki şok uyarılara yer verdi.

Jandarma ve CHP'li Ersin baskı yaptı • Başsavcıvekili Aksakal’ın uyarısı, gizli tanıklara jandarma ve CHP’liler tarafından baskı yapıldığı iddialarını gündeme getirdi. Savcı Osman Şanal’ın yetkilerinin HSYK’nın yargı darbesiyle elinden alındığı gün, Gizli Tanık Munzur, jandarma tarafından alıkonulmuş ve gece yarısı Erzincan Adliyesi’ne götürülerek, hem ifadelerini geri çekmeye hem de Savcı Şanal aleyhine tanıklığa zorlanmıştı. Jandarmanın ikna edemediği gizli tanıkların bir otel odasında CHP Milletvekili Ahmet Ersin’le görüştürüldükleri ve Ersin’inin ifadelerini geri çekmeleri için gizli tanıklara baskı yaptığı ortaya çıkmıştı.

Gizli Tanık delilleri çalınacak mı? • İddianamenin sonundaki şok nottaki bazı ifadeler kafaları karıştırdı. Gizli tanıkların ifadelerini çekmeye zorlandığı bilinirken, Başsavcıvekili Aksakal’ın “soruşturma dosyasında önemli yeri olan gizli tanık delillerinin kaybolma olasılığı bulunduğu” yolundaki tespiti uzun süre tartışılacak gibi görünüyor. Adli emanetteki gizli tanık delillerinin nasıl kaybolacağı ya da kimler tarafından kaybedileceği merak konusu oldu. İddianamenin altındaki notun ardından Özel Yetkili Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, gizli tanıkların ifadelerine kısa zamanda başvurması bekleniyor.

Gizli tanık ifadeleri sanıklarca doğrulandı • Erzincan Ergenekon iddianamesinde Gizli Tanık X’in “Albay Tapan, benimle görüşerek polis aleyhine yalancı tanıklık yapmamı istedi” iddiasının Albay Ali Tapan tarafından kabul edilmesi, Gizli Tanık Efe’nin “3. Ordu’da darbe seminerleri yapıldı” iddiasının Albay Recep Gençoğlu tarafından kabul edilmesi ve Gizli Tanık Munzur’un “Sivil kanat lideri Yaşar Baş’ın bilgisayarında Tuncer Kılınç’la samimi fotoğrafları var” iddiasının Baş’ın bilgisayarındaki fotoğraflarla doğrulandığı ve benzeri örnekler hatırlatılarak şu tespit yapılıyor: “Sanıkların bu beyanları Gizli Tanıkların ne kadar doğru ve ne derece önemli bilgiler verdiğini göstermektedir.” (Star)

İşte adım adım Erzincan'daki Islak Komplo ve boşa çıkarılması | Erzincan'da savcı İlhan Cihaner ve Jandarma'nın 'ıslak imza' operasyonları

Ergenekon ve benzer davaları tanıkları deşifre ve tehdit ederek etkisiz bırakma gayretleri

(03 Mart 2010, 11:55)

ERGENEKON DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!..
Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli değil.

Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren, silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah, dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır bölen ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları sürece unutamayacakları tarifsiz evlat acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye zarar veremez!

Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz. Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz! Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin. Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve bilgilerde!..

Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?

Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve kolaylıklar dileriz.


Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)

Kontrgerilla, Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye Ediliyor?
Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil, Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır:..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist değildir. Din devrimine de karşıdır...Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı Şemdinli olayı subayları buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik  Deliller  sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan  Ö.H.Dairesi  sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki güncel haberleri aktaran  Manşetlerimiz  sayfamızı ve tabi  forum  bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.

Ergenekon soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve “daha ileriye gitmeyin” demektedir. Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in, “Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli tertiplerden duyduğu korku” , bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye haykırırken dile getirdiği: “Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.” sözleri de diğer bir net açıklamadır.

Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan sapmayan, ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan, darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100 yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek nesillere kalmadan bizler de görürüz!..

Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008), son güncelleme: (13 Ekim 2008)


Kontrgerilla, Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası, siyasi terör Komando - 4.51kB olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler, Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri... Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler oluyor, ama ne ?.. 

1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun şekilde gündemimize soktu. Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri, ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?.. 

Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz. 

Bizi izlemeye devam edin...

Abdullah Harun
13 Ağustos 2001

En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir. Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.