FLAŞ!!!
Başbakanlık, TSK'dan açıklama bekliyor Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda gerçekleştirilen bilgilendirme
toplantısında Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu'nun yasadışı, irticai ve bölücü
web sitelerinin Başbakanlık'ın direktifiyle andıçlandığını, provokatif
amaçlı olduğu iddia edilen 40 kadar web sitesinin ise yine bu direktife
dayanarak işletildiğini belirten açıklamaları Başbakanlık'ta da
şaşkınlıkla karşılandı. Bu açıklamada geçen 'direktif' ile ilgili
Genelkurmay'dan bilgi isteyen Başbakanlık, gelen bilgi doğrultusunda bir
açıklama yapacak.
Başbakanlık işin peşini bırakmayacak • Gazetecilerin soruları
üzerine 'Kaos Planı'yla ilgili açıklamalarda bulunan Tuğgeneral Hıfzı
Çubuklu'nun, postayla gönderilen ikinci ihbar mektubunda yer alan 'internet
andıcını' doğrulamış "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Başbakanlık'ın
ilgili plan ve direktifleri çerçevesinde irticai ve bölücü tehdit
unsurlarını izlemek üzere kurulmuş, işletilmiş internet siteleri
bulunmaktadır''
ifadelerini kullanmıştı. Başbakanlık bu açıklamada geçen 'direktif'
ile ilgili Genelkurmay'dan bilgi istedi. Başbakanlık gelen bilgi
doğrultusunda bir açıklama yapacak.
Genelkurmay'ın açıklaması Ankara'yı karıştırdı • Genelkurmay'ın
dünkü Basını Bilgilendirme Toplantısı Ankara'yı karıştırdı. Genelkurmay
açıklamasının ardından Başbakan Erdoğan'ın talimatı ile harekete geçen
Başbakanlık bürokrasisi, ilgili mevzuatı inceleyerek böyle
bir gerekçeye
dayanak olabilecek herhangi bir genelge, talimat veya karar olup
olmadığını araştırdı. Yapılan araştırmada, böylesine bir kanunsuzluğa
gerekçe olabilecek herhangi bir mevzuata rastlanmadı. Bunun üzerine
Genelkurmay'a resmi bir yazı yazılarak, bahse konu emrin ne olduğunun
sorulması kararı çıktı. Başbakanlık Müsteşarlığı tarafından özel bir
kurye ile Genelkurmay'a gönderilen yazıda bu işlemlerin hangi mevzuata
dayanılarak yapıldığı, böyle bir mevzuat varsa buna dayanılarak bu güne
kadar ne gibi işlemler yapıldığının açıklanması istendi. (Bugün)
20.50:
Genelkurmay'dan durumu kurtarmaya çalışan şaşırtıcı açıklama: Andıç
direktifi 2000 yılına ait. 2007'de iptal edildi • TSK tarafından web
sitesi üzerinden saat 20:40'da yapılan açıklamada direktifin 2000 yılına
ait olduğu belirtildi. Açıklama tam olarak şöyle: "Dün (06 Kasım 2009,
Cuma) yapılan Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısında, bir soruya
verilen cevapta kastedilen direktif 2000 yılına aittir. Söz konusu
internet siteleri, 2007 Tarihli 5651 Sayılı Yasaya uyum sağlamak
maksadıyla yeniden düzenlenmiş ve daha sonra tümüyle iptal edilmiştir."
(Zaman)
Erdoğan'ın
katıldığı toplantıya damga vuran sözler: Özal olsaydı Genelkurmay
başkanını görevden alırdı • Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye
Millî Kültür Vakfı'nın 40. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen "40
Vakıf İnsana Vefa" başlıklı toplantıya katıldı. Toplantıda,
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Bekir Berat Özipek,
Turgut Özal ile ilgili bir konuşma yaptı. Özipek'in konuşması salonda
büyük alkış topladı. "Özal bugün yaşasaydı bugün ne yapardı?" diye soran
Özipek şunları söyledi: "Belki belirtmeye gerek yok. Hiç kuşkusuz
demokratik sürece destek verirdi. Ne süreci provoke etmek isteyen
ulusalcılara teslim olurdu, ne de DTP'lilerin hatalarına. İspanya'nın
BASK sorununu minimize eden demokratikleşme sürecini yöneten
siyasetçiler gibi davranırdı. 'AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme planı'
karşısında Genelkurmay Başkanı'ndan gereğini yapmasını beklemez, onu
derhal görevden alırdı. Belki de bir basın toplantısı düzenler 'Şunları
şunları görevden alıyoruz, yerlerine şunları şunları atıyoruz' derdi.
Belki Genelkurmay Başkanı görevden alındığını televizyondan öğrenirdi."
Turgut Özal'ın en büyük hatalarından bahseden Bekir Berat Özipek,
kendisine gerçekleştirilen suikasti araştırmamasına dikkat çekti. Özipek,
"Araştırılsaydı derin canavara karşı daha avantajlı olabilirdik." dedi.
Özipek, "Bütün bunlar kadar en büyük günahı Mesut Yılmaz'ı siyasete
sokmasıydı. Bunun ülkeye zararı, koruculuk sistemiyle kıyaslanmayacak
kadar fazla oldu." şeklindeki sözleri de salondan büyük alkış aldı. (Zaman)
Islak
imza direnişine devam: Adli Tıpçılar kontrolden geçirilsin Bağımsız İstanbul Milletvekili Ahmet Tan, adli tıbbın ıslak
imza tespit performansının ölçülmesi için uzmanların 'matematik test'e
tabi tutulmasını ve yeterli olup olmadıklarının bu yöntemle ortaya
çıkarılmasını talep etti. Tan, uzmanların kendilerini bu şekilde
ispatladıkları taktirde verdikleri raporlara güvenilebileceğini, bu
matematik imtihanından geçememeleri halinde ise raporların şaibeli
olacağını ileri sürdü.
Islak imza makinesinden sonra şimdi de matematik testi • Islak
imza tartışmaları kesintisiz devam ediyor. Tartışmalara Bağımsız
Milletvekili Ahmet Tan da katıldı. "İmza bilmecesi"nin uzman
matematikçilerin basit bir çözüm önerisi ile kesinliğe kavuşturulması
gerektiğinin altını çizen Ahmet Tan, açıklamasına şöyle devam etti:
"Bunun için, adli tıbbın önüne 10 tane imza konur. Bu imzalardan 3'u
bizzat aynı kişi tarafından, diğer 7'si ise imza taklidi yapan
başkalarınca atılır. Adli tıbba hangi imzaların gerçek, hangi imzaların
sahte olduğu söylenmez. Ayrıca kaç imzanın gerçek kaçının sahte olduğu
da söylenmez. Bu işlemler bir noterler heyeti gözetiminde
gerçekleştirilir. Eğer adli tip hangi imzaların gerçek imza olduğunu
3'te 3 olarak doğru tespit ederse, adli tıbbın bu uzmanlığı yüzde 100
olarak kesin kabul edilebilir. 3'te 2 olarak doğru bilirse uzmanlığı
yüzde 67 olarak doğru kabul edilir. 3'te 1 olarak doğru bilirse
uzmanlığı yüzde 33 olarak kabul edilir." Tan, ayrıca yapılan test
sonucunda sahte imzalardan 1'nin veya daha fazlasının gerçek imza olarak
belirlenmesi ya da gerçek imzalardan hiç birinin doğru imza olarak
tespitinin yapılamaması durumunda adli tıbbın uzmanlığı yüzde 0 düzeyine
ineceğini ileri sürdü. "Islak imza" tartışmasına son noktayı koyacak
olan yolun, bu yöntem olduğunu ifade eden Tan açıklamasında, "Bu teoride
de pratikte de en bilimsel "uzmanlık doğrulama" testidir" dedi. (Cumhuriyet)
Gençler meslek seçerken bu tartışmaları da göz önüne alın. Sonra
'Nerden seçtim şu mesleği, olmaz olsun' demeyin..
'Kağıt parçası' deyip geçmeyin, bir tanesi Türkiye'yi sallıyor •
Komplo Belgesinin fotokopisi üzerinden başlayan 'ıslak imza'
tartışmaları orjinali ortaya çıkmasına rağmen belirli çevrelerce ısrarla
sürdürülmeye çalışılıyor. 'Kağıt parçası' denilen belgenin orjinalinin,
belgenin hazırlanmasında da görev aldığını iddia eden ve adını
açıklamayan bir subay tarafından ihbar mektubuyla Ergenekon savcılarına
postalanması bu çevrelerde şok etkisi yaptı. Genelkurmaydaki 'üst düzey'
yetkililere dayandırılan
haberlerde Kontrgerilla belgesinin kendisi
değil niçin şimdi ortaya çıkarıldığı tartışılmaya açılarak dikkatler
belgenin korkunç içeriğinden kaçırılmak istendi. Bu 'üst düzey'in paniği bile aslında çok anlamlıydı. Islak imzanın bir
makineyle taklit edilebileceği gibi kriminologları bile hayrete düşüren
bilimdışı iddialara sarılan bu
direnişçilerin
diğer dayanak aradıkları nokta, Belge'deki imzanın Albay'a ait olduğunu
tespit eden Adli Tıp raporunun güvenilirliği oldu. Rapor hakkında şüphe
uyandırmak için başını CHP'lilerin çektiği Ergenekon çevreleri, Adli
Tıp'çı kriminologların siyasi davrandıkları şüphesini
ortaya attı.
Ömür biter istekler bitmez. Bu işin sonu yok. Ancak, tartışmaların
bilime hizmet ettiği de bir gerçek
• Islak imzanın Albay'a ait
olduğunu tespit eden Adli Tıp raporu hakkında şüphe uyandırmak için Adli
Tıp'çı kriminologların siyasi davrandıkları şüphesi ortaya atıldıktan
sonra sırada bilimsel güvenilirliklerinin de tartışmaya açılması var.
İmza yeterlilikleri tespit edilsinmiş. Edilsin. Peki o da test edilip
güvenilir çıkarsa tartışmalar biter mi? Bitmez... Herhalde bu kez de 'tesadüfen
testi geçtiler, başka testler uygulanmalı' denilecektir. Bu 'ıslak imza
direnişi' giderek komediye dönüşmeye başladı. Matematik testinden sonra
sırada hangi test var acaba. Mesela. Sağlıkları tespit edilsin... İyi
işitip işitmedikleri görüp görmedikleri test edilsin. Ruhsal sağlıkları
da unutulmasın, test edilsin. Temizlikleri, boy ve kilo orantıları
mutlaka test edilsin, çünkü sağlıklı karar vermelerine engel olabilir.
Sonra gelsin sıradaki diğer test... Ta ki sonuçta imza sahtedir diyene
kadar testler sürdürülsün. Çıkmazsa da yeni testler icat edilsin. Maksat
bilim gelişsin. Tartışmalar böyle devam edecekse hiç kimse o tıpçıların
yerinde olmayı istemezdi herhalde. Çünkü tartışmalar sürdükçe hayatları
didik didik edilip kimbilir ne ayıpları kusurları bulunmaya çalışılacak.
'Nerden seçtim şu adli tıp mesleğini, olmaz olsun' diyecekleri kesin.
Kuşları
bile böyle öldürmezler, lütfen gerçekleri ortaya çıkar Kayseri İl Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün
yargılandığı faili meçhuller davasına dün devam edildi. Albay Cemal
Temizöz ve çetesi tarafından öldürüldüğü iddia edilen Ömer Candoruk'un
eşi Hanım Candoruk: 'Eşimi kaçırıp öldürdüklerinde 25 yaşındaydım. 6
yetimle kaldım. En küçük çocuğum 2 aylıktı. Şimdi babasının
fotoğraflarını bile tanıyamıyor. Kocamın hiçbir suçu yoktu. Suçu varsa
bile getirip size teslim etseydiler. Cezası neyse çekerdi. Ben de gelir
hapiste ziyaret ederdim. Eşimin cenazesini gördüm, sırtında bir sürü
mermi izi vardı. Kuşları bile böyle öldürmezler. Hakim bey, Allah
makamını yükseltsin. Lütfen gerçekleri ortaya çıkar. O zaman acımız
biraz hafifler.'
Lütfen gerçekleri ortaya çıkar Hakim bey • Kayseri İl Jandarma
Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün yargılandığı faili meçhuller davası dün
duygusal anlara sahne oldu. 6'sı tutuklu 7 sanığın yargılandığı davada
ilk sözü Ömer Candoruk'un eşi Hanım Candoruk aldı. Candoruk, tercüman
aracılığıyla Kürtçe verdiği ifadesinde, eşini Adem Yakin, Abdulhakim
Güven ve Cemal Temizöz'ün öldürdüğünü iddia etti. Candoruk, "Eşimi
kaçırıp öldürdüklerinde 25 yaşındaydım. 6 yetimle kaldım. En küçük
çocuğum 2 aylıktı. Şimdi babasının fotoğraflarını bile tanıyamıyor."
dedi. Acılı kadın, mahkeme heyetine şöyle seslendi: "Kocamın hiçbir suçu
yoktu. Suçu varsa bile getirip size teslim etseydiler. Cezası neyse
çekerdi. Ben de gelir hapiste ziyaret ederdim. Eşimin cenazesini gördüm,
sırtında bir sürü mermi izi vardı. Kuşları bile böyle öldürmezler. Hakim
bey, Allah makamını yükseltsin. Lütfen gerçekleri ortaya çıkar. O zaman
acımız biraz hafifler."
Tanıkların dinlenmesine itiraz edildi ancak reddedildi •
Güneydoğu'da işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili Diyarbakır 6'ncı
Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada tutuklu sanıklar Kayseri İl
Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz, eski Cizre Belediye Başkanı Kamil
Atağ, oğlu Temer Atağ, itirafçılar Adem Yakin, Fırat Altun, (Abdulkadir
Güven) ve Hıdır Altuğ'un yargılanmalarına devam edildi. Duruşmaya,
Şırnak'ta 1993 yılında öldürülen Abdulaziz Gasyak, Süleyman Gasyak, Ömer
Candoruk ve Yahya Akman cinayetlerine ilişkin, Ömer Candoruk'un eşi
Hanım Candoruk'un ifadesi ile başlandı. Bu sırada savcı ve sanık
avukatları, tanıkların dinlenmesine itiraz etti. Ancak mahkeme heyeti,
bu talebi oybirliği ile reddetti. Bunun üzerine söz alan Hanım Candoruk,
eşinin öldürüldüğü dönemde de şimdi de sanıklardan korktuğunu söyledi.
Candoruk, "Öldürüleceğine ifadesini alsalardı. Getirip size teslim
etselerdi. Suçu varsa cezasını çekerdi." dedi. 25 yaşında 6 çocukla dul
kaldığını anlatan Candoruk, eşinin arabasının da çalındığını kaydetti.
Bu taksiyi daha sonra JİTEM mensupları kullanırken gördüğünü belirtti.
JİTEM eşime elektrik verdi • Abdürrezzak Binzet'in eşi Seyran
Binzet de ifadesinde, eşinin ölümünden önce 3 defa JİTEM mensubu Ramazan
isimli biri tarafından gözaltına alındığını söyledi. Her seferinde 3-4
gün gözaltında tutulduğunu anlatan Seyran Binzet, eşine elektrikle
işkence yapıldığını ileri sürdü. Eşinin cesedini JİTEM'in merkezlerinden
olan BOTAŞ karakolu yakınındaki Sinan Lokantası'nın yanında bulduklarını
dile getiren Binzet, "Eşimin o zaman kimler tarafından öldürüldüğünü
bilmiyorduk. Kimseyi de suçlamak istemedik. Mehmet Nuri Binzet'in
ifadeleri ile öğrendik." dedi.
Hazni Avşar eşini gözaltına alanları duruşmada teşhis etti •
Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde, öldürülen Beşir Bayar'ın eşi Emine
Bayar, Abdurrahman Avşar'ın eşi Hazni Avşar ve Süleyman Gasyak'ın eşi
Leyla Gasyak mağdur ve şikayetçi olarak ifade verdi. Mağdur ve şikayetçi
Hazni Avşar, eşinin öldürülmeden önce sanıklardan Adem Yakin, Fırat
Altın (Abdulhakim Güven) ve Cemal Temizöz tarafından gözaltına
alındığını ileri sürdü. Avşar, mahkemenin talebi üzerine duruşma
salonunda söz konusu sanıkları teşhis etti.
Mağdurların savcılık ve mahkeme ifadelerinde çelişki var • Bu
arada söz alan bazı sanık avukatları, mağdur ve şikayetçilerin
savcılıkta verdikleri ifadelerle mahkemede verdikleri ifadeler arasında
çelişki bulunduğunu söyledi. Müdahil avukat Tahir Elçi, uzun yıllar önce
meydana geldiği iddia edilen olaylara ilişkin beyanlarda çelişki
olmasının doğal olduğunu, bunun mağdurların eğitim ve sosyal
durumlarından kaynaklandığını belirtti. Elçi, sanıkları kast ederek,
"Karşımızda silahlı bir suç örgütü var. JİTEM var" dedi. Avukat Mehmet
Emin Aktar da mağdur ve müştekilerin ifade verirken korktuğunu
kaydederek, "Bu korkuyu biz bile bazen yaşıyoruz. Ama korkuları yenmemiz
lazım" diye konuştu.
Adem Yakin mağdureyi iftiracılıkla suçladı: Leyla Gasyak'ın beni duruşmada teşhis etmesi normal çünkü ben PKK
içindeyken benimle makarna pazarlığı yaptı yüzümdeki yarayı oradan
tanıyor
• Müdahil avukatların savunmalarından sonra söz alan
sanıklardan Adem Yakin, üzerine atılı suçlamalarla ilgili dosyada
yeterli delilin bulunmadığını ileri sürdü. Yakin, iddianamenin
dedikodulara dayalı olduğunu iddia ederek, "Mağdurların acısını
paylaşıyorum. Onları anlıyorum. Ancak ifadelerinde çelişki var. Bana
burada kimse PKK'yı, Kandil'i ve İmralı'yı anlatmasın. Ben onları çok
iyi bilirim. Mağdur Leyla Gasyak, duruşmada beni tanıdığını söylüyor.
Doğrudur. Çünkü bu kadın ben örgütteyken benimle 2 çuval makarnanın
pazarlığını yapıyordu. O yüzden tanır. Yüzümdeki yarayı bilmesi
doğaldır" dedi.
Abdulhakim Güven: 4 kişinin öldürülmesinde ben cezaevindeydim, olaya
katılmam mümkün değil. Avukat Elçi: PKK itirafçısı Güven o tarihte
cezaevinden çıkarılıp operasyonlara katıldı. İşte belgeyi de ibraz
ediyorum • Sanık Fırat Altın (Abdulhakim Güven) da savunma hakkının
engellendiğini ve taciz edildiğini ileri sürerek, şunları söyledi:
"Özellikle avukatlar, mağdurların ifadelerine müdahale etmektedir.
Üzerime iftira atılmaktadır. Yıllar önce Diyarbakır'da görülen
'Avukatlar dosyası' olarak bilinen dava dosyasında ben avukatlar
aleyhine ifade verdim. Bana kinleri oradan geliyor. Cizre'nin o tarihte
savaş alanı gibi olduğu söylendi. Bu terör örgütünün varlığından
kaynaklanıyordu. Mart 1994'de 4 kişinin öldürülmesi olayı esnasında ben
cezaevindeydim. Cezaevinde olan birinin bu olayı işlemesi mümkün
değildir." Avukat Tahir Elçi, sanık Abdulhakim Güven'in söz konusu
tarihlerde cezaevinden çıkarılıp güvenlik güçleriyle operasyonlara
katıldığını ifade ederek, söz konusu durumu gösteren belgeleri mahkemeye
sundu. Bu esnada müdahil avukatlardan Ali Koç ve sanık Güven arasında
tartışma çıktı. Tartışma, Mahkeme Başkanı Menderes Yılmaz'ın müdahalesi
sonucu sona erdi.
Firari olduğu basında da çıkan Kamil Atağ'ın günler sonra polis
tarafından yakalanmasına dair açıklaması: Yurtdışına kaçacağım iddiası
yalan. Zaten polise gidecektim, polisler tutanağa 'yakalandı' yazmışsa
bilemem. Binzet'in ifadelerine de itibar etmeyin, onun insaniyet sıfatı
yoktur • Sanıklardan Kamil Atağ da 25 yıldır terör örgütü PKK ile
mücadele ettiklerini ve pek çok kez çatışmalara katıldığını anlattı.
Yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalandığına dair söylenenlerin gerçeği
yansıtmadığını kaydeden Atağ, "Ben Nusaybin'de bir yakınımın evinde,
emniyet müdürlüğüne gideceğim günün sabahı alındım. Polisler, tutanağa
'yakalandı' diye geçmişse bilemem. Tanık Mehmet Nuri Binzet'in
ifadelerine itibar edilmemeli. Onun insaniyet sıfatı yoktur" dedi.
Temizöz: Mağdurlardan yakınlarını koruyamadığım için özür dilerim
• Duruşmada savunma yapan sanık Cemal Temizöz de Cizre'de görevi
esnasında terör örgütü PKK ile gece gündüz mücadele ettiğini belirterek,
şunları söyledi: "Görevim bölge halkının can, mal ve namusunu
korumaktır. Savaş ortamı denilen bir dönemde dahi bu görevi yapmam
gerekir. Mağdurlardan yakınlarını koruyamadığım için özür dilerim. O
dönemin dehşet zamanı olduğu nitelendirilmiştir. Ben buna katılıyorum.
Dehşet ortamını oluşturan terör örgütü PKK idi. Cizre'de örgütün her
şeye el attığı bir ortam vardı. Ben o ortamda onlarla mücadele ettim.
Cizre'de örgüt tarafından 40'tan fazla patlama düzenlenmiştir. Normal
vasıtayla intikalimize örgüt tarafından imkan tanınmamaktaydı. Biz de
atlarla bunu sağlıyorduk. Bunu Cizre'de herkes bilirdi. Görev yaptığım
süre içerisinde birliğimden hiç şehit vermedik. Şuan ise 20 kişinin
öldürülmesiyle ilgili suçlanıyorum. Ben hayatımı hiçe sayarak Cizre
halkı için çalıştım. Mağdurum, tahliyemi talep ediyorum."
Temer Atağ: Mağdur yakınları domuz gribinden ölse bizden bilinecek
• Sanıklardan Temer Atağ ise tanık Mehmet Nuri Binzet'in
ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek, "O ifadeler sonucunda
iddianamede hazırlandı. Bu iddianame bir intikamnamedir. Şimdi mağdur
yakınları tehdit edildiklerini söylüyorlar. Onlara bir şey olsa bizden
bilecekler. 'domuz gribi'nden ölseler dahi bizden bilinecek. Devletin bu
mağdurları koruması lazım. Çünkü örgüt onlara zarar verip, suçu bizim
üzerimize atabilir" dedi.
Duruşma 4 Aralık'a ertelendi • Diğer sanık Hıdır Altuğ da atılı
suçlamaları kabul etmeyerek, tahliye talebinde bulundu. Mahkeme heyeti,
sanık avukatların, tahliye taleplerini dinledikten sonra verdiği kısa
bir aranın ardından, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar
vererek, duruşmayı 4 Aralık 2009 tarihine erteledi.
Temizöz'e binbaşı refakat etti • Duruşmada tutuklu yargılanan
Albay Cemal Temizöz, Kamil Atağ, oğlu Temer Atağ, Adem Yakin, Fırat
Altun (Abdulhakim Güven) ve Hıdır Altuğ hazır bulundu. Daha önce
duruşmalara bir albay ve iki yüzbaşının getirdiği Temizöz'e bu sefer iki
yüzbaşı ve bir binbaşının refakat ettiği görüldü. Diyarbakır Cumhuriyet
Başsavcılığı'nca hazırlanan 109 sayfalık iddianame, sanıkların 765
sayılı TCK'nın "adam öldürmek", "cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak"
ve "adam öldürmeye azmettirmek" suçlarından
cezalandırılmaları
isteniyor. Sanıklardan Cemal Temizöz'ün 9, Kamil Atağ'ın 7, Temer
Atağ'ın 2, Adem Yakin'in 7, Hıdır Altuğ'un 3, Fırat Altın'ın (Abdulhakim
Güven) 6, Kukel Atağ'ın ise bir kez ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezasına çarptırılması talep ediliyor. (Zaman,
Cnnturk)
Cemal Temizöz hakkında ağır suçlamalarla dava açılmış olduğu halde
hala görevde • Genelkurmay'ın dünkü basını bilgilendirme
toplantısında Albay Cemal Temizöz'ün durumu da gündeme gelmişti. Albay
Dursun Çiçek, Albay Cemal Temizöz gibi haklarında soruşturma süren bazı
askeri personelin açığa alınmamasıyla ilgili soruları da cevaplayan
Tuğgeneral Çubuklu, hukuken, yüz kızartıcı, cinayet gibi suçlar dışında
'geçici olarak işten el çektirme' ve 'açığa alma' şeklinde iki uygulama
olduğunu anlattı. Her suç isnat edilen şahsın açığa alınması gibi bir
şeyin söz konusu olmadığını ifade eden Çubuklu Kara, deniz, hava
birliklerine mensuplar için Milli Savunma Bakanlığı'nın, Jandarma
personeli için ise İçişleri Bakanlığı'nın açığa almakla yetkili olduğunu
belirtti. Çubuklu açığa alma işlemi içinde suçlanan personel hakkında
iddianamenin hazırlanması ve dava açılması gerektiğini anlattı. (Yenişafak)
Çubuklu'nun bu açıklaması hukukçuları bir kez daha şaşırttı. Albay
Temizöz hakkında ağır suçlarla dava açıldığını ve aylardır bu davanın
devam ettiğini belirten hukukçular, sivil makamların benzer durumlarda
soruşturmanın selameti için şüphelilere hemen görevden el çektirdiğini
hatırlattılar ve Genelkurmay'ın hatasını düzeltmemekte ısrar etmesinin
TSK'nın itibarını sarstığını ve sivil otoriteye başkaldıran bir cuntanın
varlığı iddiasının giderek ciddiyet kazandığını ileri sürdüler.
Bakan
Atalay: Danıştay saldırısı bir provokasyondu AK Parti'nin Siyaset Akademisi'nde 'Demokratik Açılım' dersi veren
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Danıştay saldırısıyla ilgili
değerlendirmelerde bulundu ve saldırıda hayatını kaybeden 2. Daire üyesi
Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesine neden gidemediklerini ilk kez
açıkladı. Danıştay saldırısının bir örgütün
düzenlediği provokasyon olduğunu söyleyen Bakan Atalay, 'Önceki dönemlerin
karanlıkları açığa çıkıyor. Kendi dönemimizde
karanlık hiçbir şey bırakmayacağız. Artık faili meçhul diye bir şey
kalmayacak' diye konuştu.
Siyasi bilincin arttırılması için AK Parti İstanbul İl Başkanlığı
tarafından uygulamaya geçirilen Siyaset Akademisi, Mecidiyeköy'deki İBB
Kültür Merkezi'nde yapıldı. Siyaset Akademisi'ndeki 4. derse İçişleri
Bakanı Beşir Atalay konuk oldu. Atalay, "Demokratik Açılım" konusunda
katılımcılara ders verdi. Ağırlıklı olarak Türkiye'nin son 6 ayında
yaşanan gelişmeleri, demokratik açılımı, Ermeni sorununu ve PKK terörünü
değerlendiren Bakan Atalay, hedefi "terörü sonlandırmak ve ülkede
kardeşliği kurmak" şeklinde açıkladı. Terörün siyasi ve ticari bir
sektör olduğunun altını çizen Atalay, "2 yıldır sınır ötesi harekat
uygulanıyor. Ama terör bitmiyor. 25 yıl oldu. Onbinlerce insan ölüyor.
Maliyeti çok büyük oldu. Kaynaklarımız terörle mücadeleye gidiyor" dedi.
Karanlık hiçbir şey bırakmayacağız • İçişleri Bakanı Beşir Atalay
Danıştay saldırısıyla ilgili değerlendirmelerde de bulundu ve saldırıda
hayatını kaybeden 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesine
neden gidemediklerini ilk kez açıkladı. Danıştay saldırısı veya
katliamı, meğer bir örgütle iç içeymiş diyen Atalay şöyle konuştu: "Meğer neymiş, bir örgütün bizim aleyhimize düzenlediği bir
provokasyon! Türkiye netleşiyor, şeffaflaşıyor. Önceki dönemlerin
karanlıkları açığa çıkıyor. Çıkarıyoruz. Kendi dönemimizde de karanlık
hiçbir şey bırakmayacağız. Şeffaf, açık. Dönemimizde faili meçhul diye
bir şey bırakmıyoruz" dedi. (Vatan)
FLAŞ!!!
Yeni ses kaydı: Askeri hakimden şok itiraflar Albay Çiçek'in evini arayan ve eşi temizlik ekibinde yer alan Dz.
Ask. Hk. Yzb. İ.Volkan Şahin'e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı
internete düştü. Hakim Yüzbaşı Şahin, ses kaydında Çiçek'in evini
göstermelik aradığını itiraf ediyor.
Askeri yargının bağımsız olmadığı, İrtica ile mücadele eylem planını
ortaya çıkaran ihbar mektubunun ardından bir kez daha gündeme geldi.
Komplo belgesinin altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in
soruşturmasındaki eksiklikler ve görevli askeri hakimlerin emir komuta
zinciri içerisinde görevlerini nasıl yaptıklarına ilişkin yeni bir ses
kaydı daha yayınlandı. Ses kaydında Albay Dursun Çiçek'in evinde arama
yapan Dz. Ask. Hk. Yzb. İ.Volkan Şahin, aramaya ciddiyet kazandırmak
için içeride 6.5 saat kaldığını, bu süre içerisinde yeme ve içmeyle
meşgul olduğunu itiraf ediyor. İşte o ifadeler: "Evindeki aramayı
yaptım, aramayı başlattım saat 11:00, bitirdim saat 17:20'de. Bizim
memur da diyor ki efendim bu kadar uzun sürmeyecekti. Yaa yedik içtik.
Açıklama yaparken, '6.5 saat aradık. Onun adamını.." İ. Volkan Şahin'in,
'O' dediği kişinin kim olduğu, arama emrini kimden aldığı ise merak
ediliyor. (Habervaktim)
Gönderilen mailde ve ses kaydının yer aldığı videoda ise şu açıklayıcı
ifadelere yer verilmiş:
Kamuoyunun dikkatine; “İrtica ile mücadele eylem planı’nın aslını
içeren ihbar mektubu, askeri yargının bağımsız ve tarafsız olmada
zorlandığı gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Askeri mahkemelerin emir
komuta zinciri altında hareket etmeleri nedeniyle hukuku uygulamada ve
usulüne uygun soruşturma yapmada zorlandıklarını gösterdi. İhbar
mektubundaki en önemli konulardan birisi de Dz. Kur. KD. ALB Dursun
Çiçek'in ev ve işyerinin göstermelik bir şekilde aranması, kullandığı
bilgisayarların bilgiler bir daha geri getirilemeyecek şekilde
temizlenmiş olmasıdır. Genelkurmay Başkanlığı tarafından Dursun Çiçek'in
evini aramakla görevlendirilen kişi Dz. As. Hak. Yzb. İ. Volkan
Şahin'dir. Volkan şahin ev aramasını yapmazken, ne kadar ilginçtir ki
eşi Dz. Ütğm. Berrin Şahin de bilgisayarları temizleyip delilleri yok
eden ekipte yer almıştır. Güçlü bir Türkiye, hukukun üstünlüğü ve
adaletin tecellisi adına Dz. As. Hak. Yzb. İ. Volkan Şahin’in, Dz. Kur.
Kd. Alb. Dursun Çiçek’in evinde, nasıl göstermelik bir arama yaptığını
daha doğrusu arama yapmadığını kendi sesinden kamuoyuyla paylaşıyorum.
Saygılarımla. (Haber7)
Skandalın
patlamasına yol açan Avukattan bir istek daha Fotokopisinin Haziran ayında bürosunda ele geçirilmesiyle 'Komplo
Belgesi' skandalının patlamasına yol açan Ergenekon tutuklusu avukat
Serdar Öztürk, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin,
Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı ve 3 savcı hakkında HSYK'ya şikayette
bulundu, Başbakan Erdoğan'ı da eleştirdi. Bürosunda belgenin bulunmasını
açıklamak yerine sürekli başkalarını suçlamaya devam eden Öztürk, Engin,
Çolakkadı ve 3 savcı hakkında, orjinal belge daha kamuoyuna yansımadan
gizli olmasına rağmen Başbakan'a bildirmekle suçlayarak, 'görevini
kötüye kullanmak', 'göreve ilişkin sırrı açıklamak' ve 'soruşturmanın
gizliliğini ihlal etmek' suçlarından dava açılması için Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) şikayette bulundu.
Öztürk dilekçesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 25 Ekim
tarihinde Pakistan ziyareti öncesinde gazetecilere yaptığı ve
televizyonlarda yayınlanan açıklamasında söz konusu belgedeki ıslak
imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu yönünde Adli Tıp Kurumunca rapor
verildiğini söylediğini belirtti. Dilekçesinde, soruşturmayı yürüten ve
üzerinde gizlilik kararı bulunması nedeniyle müdafilere bile ifade
tutanakları dahi verilmediği bir soruşturmada, yasaya aykırı olarak
yürütme erkine bilgi verildiğinin ortaya çıktığını ileri süren Öztürk,
yargı erkinin yürütmeden bağımsız olduğunu, mahkemeler ya da Cumhuriyet
savcılıklarının başbakan ya da adalet bakanına bağlı
bulunmadığını kaydetti. İstanbul Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı,
soruşturmayı yürüten savcılar Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Fikret
Seçen'in, üzerinde gizlilik kararı olan soruşturma hakkında CMK'nın 157.
maddesine aykırı bir şekilde yürütme erkine bilgi verdiklerini ileri
süren Öztürk, dilekçesinde bu eylemleri ile ''göreve ilişkin sırrın
açıklanması'' ve ''soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek'' suçlarını
işlediklerini öne sürdü. Serdar Öztürk, dilekçesinde, soruşturmanın
CMK'ya uygun olarak yürütülmesini sağlamak ve denetlemekle görevli olan
Aykut Cengiz Engin'in ise görevini yerine getirmeyerek, ''görevini
kötüye kullanmak'' suçunu işlediğini, böylece savcılar tarafından birden
fazla usulsüz işlem yapılmasına neden olduğunu iddia etti. Öztürk,
dilekçesinde, HSYK tarafından bu kişiler hakkında gerekli araştırma ve
incelemenin yaptırılarak haklarında Yargıtay 4. Ceza Dairesinde, ceza
davası açılmasını istedi.
Başbakan'a açık mektup: Belgeyi gerçek grafologlara incelettir sahte
olduğu ortaya çıkacaktır • Öte yandan, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'a açık mektup gönderen Öztürk, ıslak imza içerdiği iddia
edilerek Beşiktaş'taki İstanbul Cumhuriyet Savcılığına gönderilen
''İrtica ile Mücadele Eylem Planı''nın teknolojik imkanlar kullanılarak
üretilmiş başka bir sahte belge olduğunu iddia etti. Öztürk mektubunda,
Başbakan Erdoğan'dan bu belge aslının gerçek grafologlardan oluşan bir
kurulca, savcı Zekeriya Öz, askeri savcı ve jandarma kriminal
uzmanlarının sadece gözlemci olarak katılımıyla incelemesinin
yapılmasının sağlamasını istedi. Serdar Öztürk, belirttiği ayrıntılı
incelemenin sivil uzmanlar tarafından oluşturulan kurulca yapılması
durumunda belgenin sahte olduğunun görüleceğini savundu. (AA)
Belgeyi Türkiye'nin gündemine sokan avukatın telaşı • Öztürk belgenin ofisinde bulunması üzerine oraya polis
tarafından yerleştirildiğini iddia etmiş, aramaların saniye saniye polis
kamerasıyla kaydedildiğinin ve aramalarda bulunan üç avukatının arama
tutanaklarını imzaladığının ortaya çıkması üzerine bu iddiasından
vazgeçmek zorunda kalmıştı. Öztürk'ün şovları bununla bitmemiş,
gözaltına alındığında Cumhurbaşkanı Sezer tarafından yıllar önce
kendisine verilmiş olan üstün hizmet madalyasını avukatı aracılığıyla
Cumhurbaşkanı Gül'e iade etmek istemiş, ayrıca kendisini sivil değil
askeri savcıların sorgulamasını isteyerek bürosunda ele geçen harddiski
avukatları aracılığıyla askeri savcılığa teslim etmişti. Gözaltına
alındığının ertesi günü bürosunda bulunan belgelere itiraz etmiş ve
hakim huzurunda belgeleri, güya parmak izi bırakmamak için eldiven
giyerek incelemeye çalışmıştı. Daha sonraki süreçte belgenin polis
tarafından konulduğu iddiasından vazgeçen Öztürk, bu kez belgenin polis
ve Ergenekon savcılarınca Taraf gazetesine sızdırıldığını iddia etmeye
başlayarak bu görevliler hakkında HSYK'ya suç duyurusu yapmış, bununla
da hızını alamayarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na da ayrıca suç
duyurusu yapmıştı. Suç duyurularının hiçbirisinden sonuç çıkmayan Öztürk
pes etmemiş ve üstün hizmet madalyasını hakedecek kadar gayretli
olduğunu gösterecek şekilde çok geçmeden tekrar piyasaya çıkmış ve suç duyurusu
şovlarına devam ederek bu kez, bürosuna belgeyi sokaktan geçen sabıkalı
birisinin koyduğunu iddia etmiş, bu kişinin de telefon kayıtları
incelenerek bulunması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. 'Üstün
hizmet'çinin son isteği ise ıslak imzanın gerçek olamayacağını
ima ederek belgenin aslı ve ihbar mektubunun incelenmesi için
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderilmesini talep etmek
olmuştu: 'Dursun Çiçek bu işi yaptı, ortaya çıkınca her belgeyi imha etti
de bir bu belgenin aslını bıraktı, sonra da o vatansever subay bunu aldı
savcılara gönderdi öyle mi?' diyen Öztürk, buna
inanmadığını
ifade etmişti.
Albay
Çiçek'ten savcılara ifade yerine medyaya mektup: Belge sahte 'Kaos Planı'nın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'ten,
internet üzerinden savunma mahiyetinde bir mektup geldi. Star TV,
dikkat çekici şekilde flaş haber olarak uzun dakikalarca ve dramatik
tarzda yayınladığı haberinde Demokrasiye Müdahale Planı’nın altında imzası bulunan Albay Dursun
Çiçek’in yakınlarına gönderdiğini ileri sürdüğü bir elektronik postayı
açıkladı. 43 word dosyasından oluşan mailde iddialar reddedildi. Star
TV’ye 3 Kasım’da ulaşan mailde, Çiçek’in 3 yıl önceki imzasının
kopyalandığı ileri sürüldü. Mailde 'Çiçek, cuntacı da değil, darbeci de.
Adli Tıp uzmanlarına dava açacak' denildi. Mektupta,
kendisine yönetilen suçlamaları kesinlikle kabul etmediği aktaran Çiçek,
'Askeri usullere uygun olmayan bir belgenin altına imza atmam' ifadesini
kullanıyor: 'Kurmaylık ve doktora seviyesinde eğitim görmüş, uzun yıllar
TSK bünyesinde verilen görevleri başarıyla tamamlamış bir subayın
böylesine basit hatalar içeren bir planı yazıp, altına imzasını
atacağını ve bu belgeyi amirlerine sunacağını düşünmek en büyük hatadır.
Onaylanmamış ve kurumsal yaptırım gücünü arkasına almamış bir kağıt
parçasının gündeme taşınması ve tartışılması iyi niyetle açıklanamaz.
Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm
eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne de bir darbecidir.'
Mektubunda, imzası konusunda rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu'na da dava
açacağını vurgulayan Albay Çiçek, suçsuzluğuna en büyük kanıt olarak
açtığı 16 davayı gösteriyor: '12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetede
yayınlanan plan, kesinlikle Albay Çiçek tarafından hazırlanmamış ve ilk
defa Taraf Gazetesi'nde görülmüştür. Bu konuda dördü suç duyurusu olmak
üzere 16 ayrı davada başlatılan hukuk mücadelesi devam etmektedir. Bu
hukuk mücadelesine yeni davalar eklenecektir. Albay Çiçek, şekil ve
içerik olarak kurumsal kriterlere uygun olmayan bir planın altına
imzasını atmış olsaydı, kaybedeceği bu davaları açarak o kadar büyük
hukuki sorumluluğun ve maddi riskin altına girer miydi, sorusuna
verilecek cevap gerçeği ortaya koyan en önemli delildir.'
Nafile çırpınışa devam: Islak imzalarını bile üstlenmekten
korkuyorlar •
Star TV, Demokrasiye Müdahale Planı’nın altında imzası bulunan Albay
Dursun Çiçek’in yakınlarına gönderdiğini ileri sürdüğü bir elektronik
posta yayınladı. 43 word dosyasından oluşan mailde iddialar reddedildi.
Star TV’ye 3 Kasım’da ulaşan mailde, Çiçek’in 3 yıl önceki imzasının
kopyalandığı ileri sürüldü. Mailde “Çiçek, cuntacı da değil, darbeci de.
Adli Tıp uzmanlarına dava açacak” denildi. İhbar mektubunda 'Eylem Planı'nda bilinçli olarak farklı bir yazım
tekniği kullanıldığı aktarılmıştı. Bazı internet sitelerine düşen
'Gerçeklerin Üstün Örtülemez ve Kamuoyunda Gizlenemez' başlığını taşıyan
mektubu Çiçek'in e-mail yoluyla arkadaşlarına gönderdiği iddia edildi.
Haberlere göre, mektup 'Gerçeklerin peşinde olalım ile iftiralar ve
gerçekler' diye iki bölümde oluşuyor. Mektupta, komplo planının askeri
yazım tekniklerine ve çalışma usullerine uygun olmadığı savunması
yapılıyor. Mektupta, şu ifadelere yer veriliyor: "Kurumda yapılan
çalışmaların yasalara uygunluğu her seviyedeki amirler tarafından
kontrol edilir ve düzeltilir. 12 Haziran 2009'da kamuoyu yönlendirme
kampanyalarının odak noktası bir gazetede yayınlanan plan, askeri
savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bilirkişi raporu ile
tescil edildiği gibi askeri yazım tekniklerine ve çalışma usullerine
kesinlikle uygun değildir." Mektubun devamında cuntacılık ve darbecilik
iddiaları kesin bir dille reddediliyor. Bir subayın açık hataları içeren
bir planı yazıp altına imzasını atarak, belgeyi amirlerine sunacağını
düşünmenin büyük bir hata olacağı savunuluyor. (Zaman)
Çiçek, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış
olduğu tüm eylemlerine yansıtmış • Hakkındaki iddiaların hepsini
reddeden Çiçek, "Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını
yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne
de bir darbecidir" dedi. Albay Çiçek, "Gerçekler" başlıklı bir
elektronik posta hazırlayarak mesai arkadaşlarına, devre arkadaşları ve
yakınlarına gönderdi. 3 Kasım tarihli mektubun hukuki süreç nedeniyle,
Çiçek'in kendi ağzından yazılmadığı görüldü. Mektubun eklerinde konuyla
ilgili olarak basında çıkan çeşitli haberlere de yer veriliyor. Çiçek
mektubunun girişinde şu ifadeleri kullanıyor: "Bilgi kirliliği ve komplo
teorileriyle atılan çamurlar, özü ve sözü doğru, millete ve orduya
sadakatle hizmet eden, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan
anayasal düzene bağlılık yemini etmiş olan insanlara yapışmaz. Bu konuda
erinde gecinde gerçeklerin ortaya çıkması engellenemez. Hazırlanmamış
bir planı ve atılmamış bir imzayı maksatlı olarak gündeme taşıyanlar ve
yargısız infaz yapanlar kirli eylemlerinin hesabını vermekten
kurtulamaz. Bir kağıt parçasını gerekçe göstererek gerçek emellerini
gizleyen ve bilgi kirliliği yaratanlar, asimetrik, psikolojik harekat
yapanlar ve onların komploları hakkında hazırlanan bazı gerçekleri dile
getiren yazılar ektedir. Sağlık ve başarı dilekleriyle sevgi ve
saygılar.
Başlık: Gerçekler • Bu girişle başlayan ve 'gerçekler' başlığını
taşıyan dosya 10 sayfa. "Gerçeklerin üstü örtülemez ve kamuoyundan
gizlenemez" ana başlığının altında ise basından alıntılar ve iki ana
bölüm yeralıyor. Bunlar, "Gerçeklerin peşinde olalım" diğeri ise
"İftiralar ve gerçekler." Çiçek, mektubunda kendini savunurken şunları
söylüyor: "Kurumsal olarak verilen görevleri yasalar ve emirler
çerçevesinde başarı ile yapmak bir Türk subayı için esastır. Gücünü
yasalardan alan, milletin gözbebeği bir kurumun üyesi bir kurmay subayın
hukuken suç olan eylemleri planlara yansıtması düşünülemez. Kurumda
yapılan çalışmaların yasalara uygunluğu, her seviyedeki amirler
tarafından kontrol edilir ve düzeltilir. 12 Haziran 2009 tarihinde
kamuoyunu yönlendirme kampanyalarının odak noktası olan bir gazetede
yayımlanan plan, Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından yürütülen
soruşturma kapsamında bilirkişi raporlarıyla tescil edildiği gibi askeri
yazım tekniklerine ve çalışma usullerine kesinlikle uygun değildir."
‘Onaylanmamış bir kağıt...' • "Kurmaylık ve doktora seviyesinde
eğitim görmüş, uzun yıllar TSK bünyesinde verilen görevleri başarıyla
tamamlamış bir subayın böylesine basit hatalar içeren bir planı yazıp,
altına imzasını atacağını ve bu belgeyi amirlerine sunacağını düşünmek
en büyük hatadır. Onaylanmamış ve kurumsal yaptırım gücünü arkasına
almamış bir kağıt parçasının gündeme taşınması ve tartışılması iyi
niyetle açıklanamaz. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti
anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir
cuntacı, ne de bir darbecidir. Türkiye Cumhuriyetinin onurlu bir
vatandaşı ve TSK'nın şerefli bir üyesi olmaktan her zaman gurur
duymaktadır."
'16 dava açtım. Haklı olmasam açar mıyım?' • Mektubunda, imzası
konusunda rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu'na da dava açacağını
vurgulayan Albay Çiçek, suçsuzluğuna en büyük kanıt olarak açtığı
davaları gösteriyor. Çiçek mektubunda şu ifadelere yer veriyor: "12
Haziran 2009 tarihinde bir gazetede yayınlanan plan, kesinlikle Albay
Çiçek tarafından hazırlanmamış ve ilk defa Taraf Gazetesi'nde
görülmüştür. Bu konuda dördü suç duyurusu olmak üzere 16 ayrı davada
başlatılan hukuk mücadelesi devam etmektedir. Bu hukuk mücadelesine yeni
davalar eklenecektir. Albay Çiçek, şekil ve içerik olarak kurumsal
kriterlere uygun olmayan bir planın altına imzasını atmış olsaydı,
kaybedeceği bu davaları açarak o kadar büyük hukuki sorumluluğun ve
maddi riskin altına girer miydi, sorusuna verilecek cevap gerçeği ortaya
koyan en önemli delildir." (sonsayfa)
Erke dönergeci-Erkenekon-Islak imza makinesi • Albay'ın altına
imza attığı belgenin orjinalinin ortaya çıkması Ergenekoncu çevrelerin
vücut (özellikle akıl) kimyalarını bozmuş görünüyor. Özel Harp
Dairesi'ne bağlı 3. Destek Şubesi elemanı Albay'a hazırlatılan
Kontrgerilla belgesinin fotokopisi bir Ergenekon sanığının bürosunda ele
geçirilince önce kağıt parçası dediler. Orjinali ortaya çıkınca ıslak
imza bile taklit edilebilir deyip kriminoloji bilimini de sarstılar.
Daha sonra Adli Tıp raporunun şaibeli olduğunu iddia ettiler. Gerçeği
kabul
etmek bu kadar zor mu dedirten 'ıslak direniş'in sembolü haline gelen
ıslak imza makinesi akıllara 'erke dönergeci'ni getirdi. Hani şu 2006
yılında Ergenekon davasında şu an yargılanan Tuncer Kılınç, Kemal Yavuz
gibi üst düzey generallerin de açılışına katılıp alkışladıkları
müthiş buluş, 'yakıtsız
motor'. Hiç bir güç ve enerji harcamadan sürekli çalışabilen cihaz.
Dünyadaki en muhteşem buluş! Ne olduğu, nasıl çalıştığı bir türlü
anlaşılamayan ve bu nedenle 'Türk
şeyi' olarak adlandırılan Erke Dönergeci. 2006 yılında yapılan büyük
bir toplantısıyla kamuoyuna duyurulan ve yakında piyasaya çıkacağı
söylenen 'erke dönergeci' kamuoyu tarafından büyük bir merak ve
heyecanla beklenirken 2007 yılında 'Erke-nekon' İstanbul Ümraniye'de
ortaya çıktı. Dönergeç yapımında kullanılmak üzere depolanmış da
olabilir düşüncesi doğuran çok sayıda el bombasının Ümraniye'de bir evde
bulunmasıyla başlayan 'Ergenekon' operasyonları, 'erke' tarifine benzer
şekilde kendi enerjisini kendisi üreterek 2 yıldır kesintisiz çalışıyor
ve çalışmaya devam edeceği açıkça görülüyor.
Gerçeği kabul etmek bu kadar zor mu? • 'İrticayla Mücadele Eylem
Planı'nı inkar etmek ve konuyu saptırmak için Ergenekoncu çevreler bin
dereden su getirme çabalıyor. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat
Serdar Öztürk'ün ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf
gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme
Planı' ya da diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı
aslı 23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte
yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün
önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması
üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları
ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını
ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden
Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri
hemen gizlice alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı
vahim iddialarını da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon
savcılarına gönderdiği ortaya çıktı. Ergenekon savcılarının da ıslak
imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a göndererek daha bu gelişmeler
kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait
olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı. Savcıların daha sonra Genelkurmay'a
başvurarak Albayın ve ihbar mektubunda adı geçen birçok subayın
ifadesini almak istedikleri, ancak Genelkurmay'ın olay basına
yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği hatta askeri savcılık
kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri sürüldü.
Belge içeriğinin tartışılmaması için dikkatler başka yöne çevrilmeye
çalışılıyor • Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir
deprem daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını
eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş
değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise
şok belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da
başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu. CHP'liler, 'Islak İmza'
olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman
atadığını dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit
eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu
çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak
imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu
iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel
gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor.
Kriminologlar ergenekoncu çevreleri ikna etmek için yeni bir mukayese
kriteri bulmalı • İmza sahibi Albay Çiçek'in avukatı tarafından
başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000
Dolarlık bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu
olayda da edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular sayesinde
öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın görüş
açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı ortaya çıktı. Makine
şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek imzanın bazı
özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan derinlikleri
kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi tutulan
bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan
mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim,
doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı
açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle
imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in
el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde
kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu
Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.
Albay'ın
mektubunu dikkat çekici şekilde flaş haber olarak uzun dakikalarca ve dramatik
tarzda yayınlayan Dündar ve Çiçek'e 6 önemli soru • 07 Kasım 2009:
Kurmay Albay Dursun Çiçek’in, e-posta yoluyla savunma yapması, mektubu
ilk kez Uğur Dündar okuması ise manidar bulundu. Önceki gün Star TV Ana
Haber'de yayınlanan mektup, acıklı bir fon müziği eşliğinde verilirken;
özenle seçilmiş ajitasyon kokan cümlelerin ön plana çıkarılması, "Dündar
ne yapmaya çalışıyor?" sorusunu beraberinde getirdi. Dündar'ın özel
yayınının ardından ise Ergenekon bültenine dönen gazetelerin konunun
üzerine atlayarak Dursun Çiçek'i aklama yarışına girmeleri, "kamuoyunu
yönlendirme çabası" olarak değerlendirildi.
Böyle yapması şüpheleri artırıyor • Konu hakkında Vakit'e
değerlendirmelerde bulunan İnfak Başkanı Avukat Ömer Köse, Çiçek'in
Dündar ile birlikte hareket ederek toplum mühendisliği yapmaya
çalıştığını söyledi. Bu tür ajitasyonlara karşı toplumun artık geçmişten
deneyimli olduğunu vurgulayan Köse, "Millet bunları yemez. Mazlum ve
mağdur rolü oynayarak aklanılamaz. Hele bu rolü kendine dost olarak
seçtikleri mihrakların kamuoyu önünde güvenirliği zedelenmişse, şüpheler
iyice artar. Bunlar acemi ayak oyunlarıdır. Hala toplum mühendisliği
yapmaya çalışanlara önerimiz; ‘yargıya gel yargıya'dır. Kimse hukuku
hiçe sayamaz" dedi...
Star TV ve Çiçek suç işledi • Hukukçular Derneği Başkanı Avukat
Kamil Uğur Yaralı da, "Dursun Çiçek'in gönderdiği mektubun televizyonda
yayınlanması, kamuoyu desteği sağlamaya dönük bir halkla ilişkiler
faaliyetidir" dedi. "Bir ordu görevlisinin böyle bir faaliyette
bulunması, görüşlerini açıklaması suçtur" diyen Yaralı, "Dursun Çiçek
kendisine isnat edilen suçu başka bir suç işleyerek aklamaya
çalışmaktadır. Çiçek bu ağır suçlamalara karşı kendini sadece
soruşturmayı yürüten makamlar önünde usulüne uygun olarak savunabilir.
Medya üzerinden bir aklanma çabası içine girmiş olması, Çiçek'in
dosyadaki delillere ve özellikle kendisine ait olduğu ortaya çıkan
imzaya karşı yetkili makamlar önünde kendisini savunabilecek bir durumda
olmamasından kaynaklanıyor olabilir." şeklinde konuştu. Dündar'ın
Çiçek'i aklama çabası tepkiyle karşılanırken; kamuoyu şimdi şu sorulara
cevap arıyor:
1) Bu mektup neden sadece Uğur Dündar'a sızdırıldı?
2) Çiçek muvazzaf bir subay. Muvazzaf subay, yazılı bir şekilde basın
aracılığıyla savunma yapabilir mi?
3) Söz konusu savunma için amirlerinden izin alması gerekmiyor mu?
4) Bu mektuptan Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un haberi var mı?
5) Çiçek'in anlatacakları varsa, neden sivil yargıdan kaçıyor?
6) Çiçek, yargıya güvenmiyor mu? (Vakit)
(06 Kasım 2009, 10:15), son güncelleme: (07 Kasım 2009)
Skandalı patlatan
Üstün Hizmet'çiden 'ıslak' şova devam Fotokopisinin Haziran ayında bürosunda ele geçirilmesiyle 'Komplo
Belgesi' skandalının patlamasına yol açan Ergenekon tutuklusu avukat
Serdar Öztürk, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesindeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu
şeklindeki raporda imzaları bulunan 3 adli tıp uzmanı hakkında, 'sahte
resmi belge düzenlemek', 'görevi kötüye kullanmak' ve 'bilirkişinin
gerçeğe aykırı mütalaa vermesi' gerekçeleriyle soruşturma açılmasını
istedi. Öztürk belgenin ofisinde bulunması üzerine oraya polis
tarafından yerleştirildiğini iddia etmiş, aramaların saniye saniye polis
kamerasıyla kaydedildiğinin ve aramalarda bulunan üç avukatının arama
tutanaklarını imzaladığının ortaya çıkması üzerine bu iddiasından
vazgeçmek zorunda kalmıştı. Öztürk'ün şovları bununla bitmemiş,
gözaltına alındığında Cumhurbaşkanı Sezer tarafından yıllar önce
kendisine verilmiş olan üstün hizmet madalyasını avukatı aracılığıyla
Cumhurbaşkanı Gül'e iade etmek istemiş, ayrıca kendisini sivil değil
askeri savcıların sorgulamasını isteyerek bürosunda ele geçen harddiski
avukatları aracılığıyla askeri savcılığa teslim etmişti. Gözaltına
alındığının ertesi günü bürosunda bulunan belgelere itiraz etmiş ve
hakim huzurunda belgeleri, güya parmak izi bırakmamak için eldiven
giyerek incelemeye çalışmıştı. Daha sonraki süreçte belgenin polis
tarafından konulduğu iddiasından vazgeçen Öztürk, bu kez belgenin polis
ve Ergenekon savcılarınca Taraf gazetesine sızdırıldığını iddia etmeye
başlayarak bu görevliler hakkında HSYK'ya suç duyurusu yapmış, bununla
da hızını alamayarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na da ayrıca suç
duyurusu yapmıştı. Suç duyurularının hiçbirisinden sonuç çıkmayan Öztürk
pes etmemiş ve üstün hizmet madalyasını hakedecek kadar gayretli
olduğunu gösterecek şekilde çok geçmeden tekrar piyasaya çıkmış ve suç duyurusu
şovlarına devam ederek bu kez, bürosuna belgeyi sokaktan geçen sabıkalı
birisinin koyduğunu iddia etmiş, bu kişinin de telefon kayıtları
incelenerek bulunması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. 'Üstün
hizmet'çinin son isteği ise ıslak imzanın gerçek olamayacağını
ima ederek belgenin aslı ve ihbar mektubunun incelenmesi için
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderilmesini talep etmek
olmuştu: 'Dursun Çiçek bu işi yaptı, ortaya çıkınca her belgeyi imha etti
de bir bu belgenin aslını bıraktı, sonra da o vatansever subay bunu aldı
savcılara gönderdi öyle mi?' diyen Öztürk, buna
inanmadığını ifade etmişti.
Pişkin hırsız ev sahibini bastırırmış.. Ancak hırsızlar bu kez fena
yakalandı..
Orjinal belgenin ortaya çıkmasıyla kötü yakalandılar çok canları yandı • Öztürk'ün avukatı Demet
Reçber tarafından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen dilekçede,
ihbar mektubuyla birlikte savcılığa gelen belgenin Adli Tıp Kurumu'na
gönderildiğini, burada prosedüre göre önemli belgelerin kurulun tüm
uzmanlarının katılımı ile incelendiği yönündeki yerleşik uygulamaya göre
incelenmediği ileri sürüldü.
Dilekçede, incelemeden bir hafta önce
kuruma atandıkları iddia edilen adli tıp uzmanı olan Hacı Mehmet Akın
ile Lokman Başer'in tıp doktorları olduğu ve görevlendirme sonucu uzman
sıfatıyla belgeyi inceleyerek, "Belgenin ıslak imzaya sahip olduğu ve
imzanın Albay Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu kanaatine varıldığı"
yönünde mütalaa verdikleri öne sürülerek, kurumun Fizik İhtisas Dairesi
Başkanı Prof. Dr. Bülent Üner'in de incelemeye katılmadığı halde, usul
gereği raporu imzaladığı savunuldu.
Bu iki uzmanın grafolog olmadıkları, tıp doktoru olarak, uzman
olmadıkları bir alanda inceleme yaparak mütalaa verdikleri anlatılan
dilekçede, tüm bunların sonucunda inceleme heyetinin özel olarak
atandığı ve bilinçli olarak sahte mütalaa verdiklerinin ortaya çıktığı
ileri sürüldü.
Dilekçede, sahteciliğin ortaya çıkarılması için belge aslının İstanbul
Teknik Üniversitesi, Jandarma Kriminal Laboratuar ve TÜBİTAK'ta
incelenerek ıslak imzanın orijinal belgeye Haziran 2009 tarihinden sonra
atılıp atılmadığının tespiti gibi çeşitli incelemelerin yapılması
istendi.
Belgede gerçekten bir ıslak imza bulunup bulunmadığı, varsa Albay
Çiçek'in el ürünü olup olmadığının belirlenmesi de talep edilen
dilekçede, Türkiye'de internet üzerinden veya resmi alımla "ıslak imza
makinesi" alan tüm şahısların ve resmi kuruluşların belirlenerek, bu
makinelere soruşturma sonucuna kadar el konulması isteminde bulunuldu.
Dilekçede, yapılacak soruşturma sonucunda, uzman olmayarak gerçeğe
aykırı bir şekilde grafoloji raporu hazırladıklarının tespiti halinde
Prof. Dr. Üner ile diğer 2 kişi hakkında, "Sahte resmi belge
düzenledikleri"; uzman olmaları durumunda da gerçeğe aykırı raporu
bilerek düzenledikleri bu nedenle, "görevi kötüye kullanmak" ve
"bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaa vermesi" gerekçeleriyle haklarında
dava açılması istendi. (Cnnturk)
NOT: Yukarıdaki resmi merak edip soran okuyucularımız için açıklama:
En talihsiz hırsız • Bir müzeye girmeye çalışan hırsızın sonu çok
kötü oldu, kalçasına müzenin demirleri girdi. 6 Eylül 2009 tarihinde
İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan bir müzeye girmeye çalışan
hırsızın sonu çok kötü oldu. East London Müzesine akşam saatlerinde
hırsızlık yapmak için çatıdan girmeye çalışan adam alarm çalınca paniğe
kapılarak kaçmaya başladı. Müzenin dışına çıkmak için ağaca tırmanan
hırsız güvenlik görevlilerini görünce ağaca tırmanarak kaçmaya çalıştı.
Ancak müzenin sivri parmaklıklarını hiç hesaba katmadı. 20'li
yaşlarındaki ismi açıklanmayan hırsız ağaçtan dengesini kaybedip demir
parmaklıkların üzerine düştü. Sivri demir parmaklık adamın kalçasına 30
santimetre kadar girince büyük bir acı içinde bağırmaya başladı. O
şekilde 15 dakika asılı kalan adam müze güvenliğini polise haber vermesi
sonrasında kurtarıldı. Hastaneye kaldırılan adamın kalçasında giden
demirin bağırsaklarını parçaladığı belirlenince ameliyata alındı. (Vatan)
Bak
şu konuşana: Askeri Savcı orjinal belgeyi ısrarla istiyor Askeri Savcılık, ilk iki isteğinden sonuç alamayınca, 'darbe
planı'nın orijinalini İstanbul'dan resmi belgeyle bir kez daha talep
etti. Türkiye'yi sarsan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın ıslak imzalı
orijinal nüshası, Genelkurmay Askeri Savcılığı ile İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı arasında krize yol açtı. Askeri savcılık orijinal nüshayı
iki kez istedi. Ancak sivil savcılar İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı'ndaki çelik kasada korumaya altına aldıkları belgeyi
göndermediler. Savcılar sadece Adli Tıp Kurumu raporu ile belgenin
renkli fotokopisini gönderdi.
Fizik İhtisas Dairesi uzmanlarınca yapılan inceleme sonrasında Adli Tıp
Kurumu'ndan 'belge orijinal ve imza albay Dursun Çiçek'e aittir' raporu
çıkmıştı. Bu rapor üzerine söz konusu belgenin orijinal nüshası İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki çelik kasada korumaya alındı. Belge
hakkında daha önce "kovuşturmaya gerek yoktur" kararı veren askeri
savcılık, bu gelişme üzerine belgenin orijinal nüshasının gönderilmesini
istedi. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, birinci talebe ilişkin
olarak sadece Adli Tıp Kurumu'nun belgeye ilişkin raporunu gönderdi.
Raporla yetinmeyen askeri savcılık belgeyi ikinci defa istedi. Bu kez
sivil savcılar orijinal nüshanın renkli fotokopisini gönderdi.
Kurda kuzuyu teslim etmek ya da suçlanana suç delilini teslim etmek..
İhbar mektubunu gönderen subay tarafından evrak imhasına göz yummakla
suçlanan askeri savcılığa en önemli delil teslim edilemez • İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı çelik kasada tuttukları orijinal nüshayı
göndermemekte direnirken, askeri savcılık, Jandarma Kriminal
Laboratuvarı'nda incelemek üzere belgenin orijinalini 3'üncü kez ve
resmi yazı ile istedi. Askeri savcılığın orijinal nüshayı Jandarma
Kriminal Laboratuvarı'nda detaylı olarak incelemek istediği, orijinal
olup olmadığını kendi imkanlarıyla da teyit etmeyi düşündüğü belirtildi.
Belgenin üzerindeki yazı karakterleri, mürekkep ve kağıt örnekleri ile
hangi bilgisayarda yazılarak, hangi printer cihazından çıkışının
alındığı ve bu işlemleri kim ya da kimlerin yaptığının tespitini
amaçlandığı kaydedildi.
Suç TCK 313 kapsamında, askeri savcılığın yetkisi yok • Eski
Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, mahkemeler arasında belge
paylaşımıyla ilgili olarak şu bilgiyi verdi: "Bu belgenin içeriği
tamamen tereddüte yer vermeyecek şekilde TCK 313'üncü maddesi
kapsamında. Hükümete karşı suç olarak cumhuriyet savcılığının Ergenekon
soruşturması kapsamında. Bir mahkeme görevlisi elde ettiği her türlü
delili kendi elinde muhafaza eder. Mahkemeler arasında yardımlaşma
vardır. Ama böyle bir durumda belge aslı çok önemli olduğu için
sanıyorum İstanbul Savcılığı suretini gönderir. Adli Tıp raporunu
gönderir. Bunun dışında belgenin aslının Askeri Savcılığa gönderilmesini
gerektiren bir durum yoktur."
Belge zarar görebilir • Kenan Evren hakkında iddianame
hazırladığı için meslekten ihraç edilen ve AİHM’ye açtığı davayı kazanan
eski Savcı Sacit Kayasu, orijinali Ergenekon savcılarına gönderilen “AK
Parti ve Gülen’i bitirme planı” belgesinin artık bir kağıt parçası
olmadığını söyledi. Sivil savcılığın belgenin orijinalini göndermeme
konusunda yetkisinin bulunduğunu kaydeden Kayasu, “O belge çok önemli.
Herhangi bir şekilde kaybolursa, yırtılırsa, zarar görürse delil ortadan
kalkacağı için tedbir mahiyetinde sivil savcı böyle bir belgeyi
göndermeyebilir” dedi. (Sabah)
Genelkurmay isterse HSYK'ya şikayet edebilir • Genelkurmay Askeri
Savcılığı'nın da, meçhul olan ihbarcının gönderdiği mektup ve eklerini
kendi yürüttüğü soruşturma kapsamında istediği belirtildi. Ancak
Genelkurmay'ın istemesine rağmen, İstanbul Başsavcılığı'nın bu
belgelerin asıllarını Genelkurmay'a göndermediği iddia edildi, bu da
"Sivil savcılık belgeleri göndermezse ne olur?" sorusunu gündeme
getirdi. Sivil savcılığın böyle bir yetkisi bulunuyor, aksi halde
Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği, HSYK'dan, sivil savcıların bu tavrının idari yönden soruşturulmasını isteyebilecek. Genelkurmay bu
tavrı, "görevi ihmal" olarak nitelendirirse İstanbul savcıları hakkında
adli soruşturma yapılıp dava açılması için de Yargıtay Başsavcılığı'na
suç duyurusunda bulunabilecek. (Sabah)
Genelkurmayın kapıları tek yönlüdür.. Deliller buraya girer ama
buradan çıkamaz..
Ergenekon savcılarından orjinal belgeyi isteyen Genelkurmay
savcıların kamera kayıtları isteğini reddetti • 01 Kasım 2009: Ergenekon savcıları,
Demokrasiye Müdahale Eylem Planı’nın orjinalini gönderen ihbarcı subayın
ihbar mektubundaki “12 Haziran 2009 günü sabaha karşı saat 04.30’da
Albay Dursun Çiçek’in ofisinde evrak temizliğine başlandı” iddiasını
araştırmak için Genelkurmay Adli Müşavirliği ve askeri savcılıktan “o
güne ait kamera kayıtlarını”, “personel giriş çıkış sistemi dökümünü” ve
35 adet bilgisayarı istemişti. Ancak, savcılara verilen yanıtta
“güvenlik gerekçesiyle” kayıtların verilemeyeceği bildirildi. (Star)
Ergenekon savcıları orjinal belgeyi gönderme talebini reddetti: Soruşturma yetkisi
bizde • Ergenekon savcıları, 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı'nın
orjinalini ısrarla isteyen askeri savcılığa olumsuz yanıt verdi. 'Yetki
bizim' denildi. Genelkurmay Askeri Savcılığı, İrticayla Mücadele Eylem
Planı Belgesi’nin aslını istediği Ergenekon savcılarından olumsuz yanıt
aldı. Adli Tıp’ın “İmza Dursun Çiçek eli ürünü” raporuna rağmen Askeri
Savcılık, bir de Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nda inceletmek için
belgenin orijinalini talep etti. Ancak “yetki bende” diyerek
soruşturmayı kendisinin yürüteceğini vurgulayan Ergenekon Savcıları,
orjinal belgenin renkli fotokopisinin üzerine “aslı gibidir” damgası
vurarak askeri savcılığa gönderdi. Ergenekon savcılarının işlenen suçun;
Anayasa, hükümet ve Meclise karşı olduğunu belirterek, belgenin aslını
“suç delili” diye kilit altına aldı.
Genelkurmay belgeyi dördüncü kez istedi • 06 Kasım 2009:
Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'ndaki
haftalık basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını
yanıtladı. Tuğgeneral Çubuklu, belgeyle ilgili Askeri Savcılığın
yürüttüğü soruşturmanın, ''Karargahta böyle bir belge hazırlanıp
hazırlanmadığı, haberin yayımlandığı gün orijinalinin imha edilip
edilmediği, bilgisayar kayıtlarının temizlenip temizlenmediği ve bu
suretle delillerin karartılıp karartılmadığı'' konularında olduğunu ve
soruşturmanın halen devam ettiğini kaydetti. ''Bu çerçevede Askeri
Savcılık delil niteliğindeki belgenin aslını İstanbul Cumhuriyet
Savcılından üç kez istemiştir. Birincisinde fotokopisi gelmiştir.
Diğerlerinde cevap gelmemiştir'' diyen Tuğgeneral Çubuklu, mevzuatlar
kapsamında, Askeri Savcılığın, aynen Cumhuriyet Savcılığı gibi yapmakta
oldukları soruşturma ile ilgili ihtiyaç duydukları her türlü bilgi ve
belgeyi gerek kamu görevlilerinden gerekse özel kuruluşlarından
istemekle yetkili olduğunu söyledi. Kendilerinden bilgi ya da belge
talep edilen kamu görevlilerinin ve özel kuruluşların da bunlara en kısa
sürede cevap vermekle yükümlü olduklarına dikkati çeken Tuğgeneral
Çubuklu, ''Ancak, var olduğu iddia edilen ıslak imzalı belge henüz
Askeri Savcılığa gönderilmemiştir. Bu nedenle belgenin tekrar aslının
gönderilmesi istenmiştir. Askeri Savcılık olayın diğer yönlerini de şu
an araştırmaya soruşturmaya devam etmektedir'' diye konuştu. TSK'nın her
zaman hukuk sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden yana olduğunu
vurgulayan Tuğgeneral Çubuklu, ''Bu nedenle kesinleşmiş bir mahkeme
kararıyla suç işledikleri sabit olmayan kişilerin peşinen suçlu olarak
ilan edilmesi suretiyle evrensel hukuk ilkelerinin çiğnenmesini de
üzüntüyle izlemekteyiz'' dedi. (Zaman)
Genelkurmay'ın açıklamaları çelişkilerle dolu • 07 Kasım 2009:
Çubuklu'nun sivil savcıların taleplerinin hepsinin karşılandığını
söylemesi garip karşılandı. Zira, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın
sorgu için çağırdığı 5 er hala gönderilmedi. Ergenekon savcıları,
belgenin imha edildiği güne ait kamera kayıtlarını da talep etmişti. Bu
talebe de cevap verilmemişti. Üçüncü olarak, askeri savcılık ilk
soruşturmasında belgenin içeriğini ve gerçek olup olmadığını değil 'kim
tarafından sızdırıldığını' araştırmıştı. Askeri savcılık ayrıca, Albay
Dursun Çiçek'in farklı imza kullanmasını bile 'kovuşturma' konusu olarak
görmemişti. Ayrıca, Genelkurmay'ın personeli hakkında işlem yapması için
belgenin orijinaline ihtiyacı yok. Onaylı sureti yeterli. Sivil
savcılığın, suç delilinin görev alanına girdiği iddiasıyla belgenin
aslını gönderme zorunluluğu da yok. Sivil savcılık, soruşturmanın
gizliliğini sağlamakla yükümlü.
Hukukçular da Genelkurmay açıklamalarına sert tepki gösterdi:
Hukukçular: Yetkili makam sivil savcılık • Genelkurmay'ın
'İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın belgenin aslını göndermediğini'
açıklaması hukukçuların tepkisine neden oldu. Soruşturmada yetkinin
sivil savcılıkta olduğunu anlatan Anadolu Hukuk Derneği (AHUDER) Başkanı
Süleyman Gürkök, "Askeri savcılığın işlem yapması için belgenin onaylı
sureti yeterli. Aslına gerek yok" diyor. Gürkök'ün konuyla ilgili
görüşleri şöyle: "Bir hukukçu olarak Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın
belgenin aslının kendilerine gönderilmesi konusundaki ısrarın nedenini
anlayamıyorum. Kanunlarımıza göre soruşturmayı yapma yetkisi sivil
savcıya ait. Sivil savcının, Genelkurmay Askeri Savcılığı'na kendi
personelini ilgilendirdiği için gereğinin yapılmasını içeren dosyadan
onaylı bir suret göndermesi yeterli. Savcılık raporu gönderdiğini,
onaylı suret gönderdiğini söylüyor. Genelkurmay'ın sivil savcının
gönderdiği 'aslı gibidir' yazan onaylı belgeler ve raporla gerekli idari
tedbirleri almalı ve sorumlular hakkında yasal işlemleri derhal
başlatması gerekir."
Belgenin aslı ile sureti arasında fark yok • Emekli hukukçu Albay
Durmuş Türemen ise 'Genelkurmay'ın sivil savcılara güvenmemesinin çirkin
bir davranış olduğunu anlatıyor. Türemen, "Kurumlar arasında güven
ilişkisinin böyle kırılması hoş bir şey değildir. Genelkurmay bilgi
vermiyorsa bu çirkindir. Bir belgenin aslıyla, Ergenekon'u soruşturan
savcının ön yazı ile 'belgenin aslı bendedir' demesi arasında bir fark
yoktur. Devletin savcısı kimseye kumpas kurmaz. Bir belgeyi
Genelkurmay'ın aleyhine de kullanmaz. Genelkurmay'ın 'sana güvenmiyorum,
belgelerin asıllarını gönder' demesi çirkindir. Öte yandan, Ergenekon
savcıları da soruşturma kapsamında bazı kamera kayıtlarını
Genelkurmay'dan istedi, ancak onlar da göndermedi. Devletin savcısı
istiyorsa Genelkurmay'ın belgeleri göndermesi gerekiyor. Bu
alışkanlıkların bir anda değişmesi zaman alır." diyor. Prof. Dr. Mehmet
Altan ise "Genelkurmay Başkanlığı'nın artık söylediklerini ciddiye
almıyorum. Hele belgenin orijinali ortaya çıktıktan sonra Genelkurmay
Başkanlığı'nın yaptığı açıklamaları bir bilgilendirme olarak değil
'yönlendirme' algısı görüyorum." açıklamasında bulunuyor. (Zaman)
Sivil savcılık belgenin aslını gönderemez. Belgenin aslı bir tanedir.
Bulundurma yeri de yetkili mahkeme ya da yetkili savcılıktır •
Hukukçular Birliği Vakfı Başkanı Avukat Sinan Kılıçkaya: Esasında askeri
savcılığın o belgenin orijinalini istemesi hukuka aykırı idi. Çünkü bu
konu açık ve net bir şekilde sivil yargının görevidir. Dolayısıyla
belgenin askeri savcılığa gönderilmemiş olması, hukuken olması
gerekendir. Aksi halde sivil savcılar görevlerini ihmal etmiş olurlar.
Askeri savcılığın istemesi hukuka aykırıdır. Fotokopilerini
gönderebilir. Aynı zamanda kriminal sonuçlarıın da gönderebilir sivil
savcılık. Ama belgenin aslını gönderemez. Çünkü belgenin aslı bir
tanedir ve bir yerde bulunur. İki yerde bulunma şansı yoktur. O da
yetkili mahkeme ya da yetkili savcılıkta bulunması gerekir.
'Aslı gibidir' yeterli •
Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Halil Doğan: Soruşturma sivil
yargıda yürürken, Genelkurmay Başkanı'nın 'kağıt parçası' diye
nitelendirdiği belgeyi, askeri savcının talep etmesi yerinde değildir.
Bu konudaki soruşturma yetkisi tamamıyla sivil mahkemelerdedir.
Yürürlükteki mevzuat sivil savcılara yetki ve görev vermiştir. Sivil
savcının belgenin aslı gibidir diye onayladığı fotokopisi de askeri
savcıya belge muhtevası hakkında yeterli bilgiyi vermektedir. Askeri
savcının ısrarını anlamsız ve hukuka aykırı buluyorum. Ülkede maalesef
askeriye kendisini ülkenin sahibi görerek her şeyi kontrolü altında
tutmak istemektedir. (Yenişafak)
(31 Ekim 2009, 16:15), son güncelleme: (07 Kasım 2009)
Islak
direniş: Bir inat uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor
Ergenekon'un idhar (henüz ele geçmemiş) kadrolarının hazırladığı
'Kontrgerilla Belgesi'nin orjinal olduğu ve Genelkurmay'da
hazırlandığının ortaya çıkmasıyla patlak veren 'Islak İmza' skandalı
ibret verici gelişmelere sahne oluyor. Başını CHP'nin çektiği
Ergenekoncular çırpındıkça batıyor. 'Islak imzanın birebir taklit edilebileceği'
şeklindeki tüm dünya kriminologlarını bile şaşırtan bilimdışı iddialarıyla traji-komik bir görüntü oluşturan
bu çevreler, şok belge içeriğinin
tartışılmaması için dikkatleri başka tarafa çekerek konuyu saptırmaya ve siyasi alana
çekmeye çalışıyor. Islak imzalı belgeyi sulandırmak için Adli Tıp
raporunun teamüllere aykırı şekilde ve hükümetin güdümünde hazırlanmış
siyasi bir rapor olduğu iddiasını gündeme getiren CHP'lilerle Akşam ve
Vatan gazetelerine uzman kriminologlardan sert tepki geldi.
İhtisas Dairesi uzmanlarını şaibe altında bırakan haberleri kasıtlı
bulan Adli Tıp uzmanları, prosedür dışında herhangi bir uygulama
olmadığını kaydetti. Belgeyi inceleyen ve bir hafta önce kurumda
görevlendirildiği belirtilen Uzman Doktor Mehmet Akın, bu birimde
yıllarca görev yapan tecrübeli bir isim. İstanbul'da uzun süre görev
yapmasının ardından kendi isteğiyle Nevşehir'e atandı. Yaklaşık 3 ay
önce Ankara Adli Tıp Grubu'nun başına getirildi. Eski Adli Tıp Başkanı
ve Adli Tıp Uzmanlar Derneği Başkanı Ferhat Gürpınar, "Ben hem kurumda
çalışmış olan birisiyim hem de dernek başkanıyım. Biz dernek olarak
zaman zaman Adli Tıp'ın uygulamalarını eleştirdik fakat bu olayda
herhangi bir usulsüzlük yok." dedi. Hukuk ve Adalet Derneği Başkanı
Ayhan Gültekin ise söz konusu gazeteleri, 'işi özünden saptırmaya
çalışmak'la suçladı. Gültekin, şunları kaydetti: "Bu belge nasıl ortaya
çıktı diye konuşmuyorlar da neden basına yansıdı, kim ihbar etti, niye
şimdi gibi konuları konuşuyorlar. Bu tamamen suçluluk psikolojisinin
getirdiği bir şeydir. Önemli olan belgeyi kimin incelediğinden ziyade
belgedeki imzanın gerçek olup olmadığıdır. Ali değil de Mehmet yapmış
incelemeyi bunların önemi yoktur. Bu tip iddialarla olayı örtbas etmeye
çalışıyorlar." (Zaman)
Bu kadar açık bir belge bile CHP'lilerce siyasi alana çekiliyor ve Ergenekoncu cunta gözlerden kaçırılmaya çalışılıyor • Genelkurmay'da
hazırlanmış olduğu, ıslak imzalı aslının ortaya çıkmasıyla kesin olarak
anlaşılan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı inkar etmek ve konuyu
saptırmak için Ergenekoncu çevrelerin bin dereden su getirme çabası
sürüyor. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat Serdar Öztürk'ün
ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' ya da
diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı aslı
23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte
yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün
önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması
üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları
ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını
ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden
Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri hemen gizlice
alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı vahim iddialarını
da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon savcılarına gönderdiği
ortaya çıktı.
Adli Tıp raporuyla imzanın Albay'a ait olduğu belgelendi •
Ergenekon savcılarının da ıslak imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a
göndererek daha bu gelişmeler kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi
hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı.
Savcıların daha sonra Genelkurmay'a başvurarak Albayın ve ihbar
mektubunda adı geçen birçok subayın ifadesini almak istedikleri, ancak
Genelkurmay'ın olay basına yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği
hatta askeri savcılık kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri
sürüldü. Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir deprem
daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını
eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş
değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise
şok belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da
başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu.
Kriminologlar CHP'yi ikna edebilmek için yeni bir mukayese kriteri
daha bulmalı • CHP'liler, 'Islak İmza'
olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman
atadığını dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit
eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu
çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak
imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu
iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel
gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor. İmza sahibi Albay
Çiçek'in
avukatı tarafından başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000 Dolarlık
bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu olayda da
edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular
sayesinde öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın
görüş açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı
ortaya çıktı.
Denize düşen makineye sarılır • Makine şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek
imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan
derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere
tabi tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı
açılardan mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif,
eğim, doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı
açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle
imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in
el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde
kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu
Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.
Kurmayların
Cunta Belgesi için kurban seçim telaşı Kurban bayramı yaklaşırken Genelkurmay’ı da hummalı bir çalışma
sardı. Herkes planın Başbuğ’un emriyle hazırlandığını biliyor. Islak
imzalı orjinal belgenin ortaya çıkmasından 1 hafta önce sitemizde
alıntıladığımız ve emekli veya muvazzaf askerlerin yazılarının
yayınlandığı oguzyurdu.com
sitesindeki
Kürşat Bahadıroğlu imzalı yazı, Genelkurmay'daki evrak işleyişini
bilenlerce Başbuğ'un Komplo Belgesi'nden habersiz olmasının imkansız
olduğunu işliyordu. Siteye bu yazıyı gönderen ya da kaynaklık eden de
belki ihbar mektubunu gönderen subay olabilir. En üst komutan olan
Başbuğ yerine şimdilik, kurban seçilen Albay Çiçek ya da belki birkaç
subay daha yargıçlara gönderilecek. Amaç, davayı Ergenekon savcılarından
bir şekilde kopararak askeri mahkemeye kaydırmak. Yine de Org. Başbuğ’a
‘kesin gidici’ gözüyle bakılıyor.
Ankara hareketli günler yaşıyor. İrticayla Mücadele Eylem Planı
belgesinin orijinalinin ortaya çıkmasıyla Genelkurmay Başkanlığı’nda
ışıklar neredeyse hiç sönmüyor. Karargahta hummalı bir çalışma var. Bu
çalışmanın amacı, orijinal belgenin ortaya çıkmasıyla, askeri savcılığın
olaya tekrar el koyup, gerçekleri ortaya çıkarması değil. Karargah’taki
herkes bu belgenin Orgeneral İlker Başbuğ’un emriyle hazırlatıldığını
biliyor. Çalışmanın ve ışıkların sönmemesinin tek bir nedeni var. Bu
sorumluluk kimlerin üzerine yıkılacak ve Orgenerallere varmadan bu iş
nasıl kapatılacak.
Akşam ve Vatan'a 5 soruyu veren 'üst düzey' belli oldu • Akşam ve
Vatan’ın beş sorusu Çubuklu’dan hukuki olarak bu işin nasıl kapatılacağı
görevi Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’ya
verildi. Çubuklu ilk adım olarak medyadan bazı isimlerle irtibata geçti.
Kamuoyuna Vatan ve Akşam gazeteleri tarafından yansıtılan
beş soru,
Çubuklu tarafından hazırlandı. Bir gazeteye telefonla direkt, diğer bir
gazeteye ise dolaylı yolla sorular iletildi. Bir gün sonra da bu sorular
iki gazetede yer aldı. Çubuklu şu sıralar bununla da yetinmiyor.
Başbuğ’a hukuki olarak bu işin içinden nasıl çıkacakları yönünde rapor
üzerine rapor hazırlıyor.
Anayasa Mahkemesi’ne baskı mı? • Başbuğ’un Çubuklu’dan tek isteği
var. Soruşturmanın Ergenekon savcılarından alınıp, askeri savcılığa
devredilmesi için tüm yolların denenmesi. Çubuklu bir yandan
gazetecileri ararken, diğer yandan da askerlere sivil mahkemenin yolunu
açan yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’nde görevli bazı üyelerle
görüşüyor. Karargah’ın sütten ağzı yandığı için bu görüşme sonuçları
“sözlü rapor” olarak üst makamlara rapor ediliyor. Çubuklu bu
çalışmaları yaparken, Karargahtaki diğer görevliler de boş durmuyor.
Karargah’taki
toplantıda alınan bir dizi karar • Önceki gün Karargah’ta ilginç bir
toplantı yapıldı. Toplantıya Başbuğ ve orijinal belgeyi savcılara
gönderen subayın mektubunda yer alan isimlerin büyük bölümü katıldı.
Sinirler gergin, suratlar oldukça asıktı. Toplantının iki gündem maddesi
vardı. İlki, bu belgenin karargahtan kim tarafından nasıl çıkarıldığı,
ikincisi ise bu işten nasıl kurtulunacağı. İlk soruya cevap bulunamadı.
İkinci gündem maddesi hakkında ise çeşitli fikirler ileri sürüldü.
Toplantı sonunda bir dizi karar alınırken, yol haritası da belirlendi.
Albay Çiçek teslim edilecek • Karargah’taki görevliler arasında
“Başbuğ’un manevi oğlu” olarak bilinen Albay Dursun Çiçek’in “ipinin
çekilmesi” toplantı sonucu kesinleşti. Çiçek, sivil yargıçlara teslim
edilecek. Kamuoyu bununla tatmin olmazsa Çiçek’le birlikte aynı şubede
çalışan birkaç düşük rütbeli subay daha sivil savcılığa gönderilecek.
Kurmayları korkutan bir belge daha var • Toplantıda ilginç bir de
belge gündeme geldi. Bu belgeyle ilgili de Karargah endişeli. Dışarı
sızıp sızmadığını bilmiyorlar. Belge resmi olarak kayıtlarda olduğu
içinde imha edilemiyor. “İrticayla Mücadele Eylem Planının ardında
bulunan tüm isimler bu belgede saklı. Bu belge ortaya çıksa da çıkmasa
da Karargah’ta Orgeneral İlker Başbuğ’un gideceği tahmin ediliyor. (Taraf)
ERGENEKON
DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!.. Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati
önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine
seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli
değil.
Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri
hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren,
silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah,
dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat
onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler
düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri
kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır
bölen
ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı
yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu
baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir
kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları
sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat
acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok
gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine
kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan
bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye
zarar veremez!
Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz.
Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van
mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi
mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni
ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek
yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz!
Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları
hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin.
Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir
benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir
gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve
bilgilerde!..
Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel
suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti
adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan
korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da
görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün
mutlaka ama mutlaka görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı
değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı,
rahmetle mi lanetle mi?
Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına
demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu
ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan
huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle
olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve
kolaylıklar dileriz.
Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)
Kontrgerilla,
Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye
Ediliyor? Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama
eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz,
Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir.
Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı
değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil,
Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır:
“..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist
değildir. Din devrimine de karşıdır...”
Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla
dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer
alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak
görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı
Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK)
şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan,
başbakan Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet
örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir
şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle
ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara
tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay
Başkanı'nın 'tanırım, iyi çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık
müdahalenin yapıldığı
Şemdinli ol subayları buna canlı bir örnektir. Bu sitenin
ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama
özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız
Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik Deliller
sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap
arayan Ö.H.Dairesi
sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki
güncel haberleri aktaran Manşetlerimiz sayfamızı ve tabi
forum
bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.
Ergenekon
soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla
canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır.
Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar
Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi
bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi
gözdağı eylemlerine girişmekte ve
“daha ileriye gitmeyin” demektedir.
Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik
duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve
benzeri yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere,
Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12
Eylül öncesinde başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt
kavgası şeklinde başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok
sırıtmasına rağmen bunun yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt,
sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine karşıt unsurların birlikte
çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların çok zor durumda
olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade
vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi önemli
elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların köşeye
sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden
iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar
yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya
çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio
soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri
dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980
öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi
(ÖHD) iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli
Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in,
“Özel Harp Dairesi'nin sivil
uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli
tertiplerden duyduğu korku”
, bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır
kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması
gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır.
Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin
Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve
normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun
Kontrgerilla!” diye haykırırken dile getirdiği:
“Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın
emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur
Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu
cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.”
sözleri de diğer bir net açıklamadır.
Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı
Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet
bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya
beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir.
Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını
sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları
planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi
kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD
kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt
savunması ve yurdumuz işgale uğradığında öğrendikleri, “ortalığı
karıştırma, dış düşmana terör uygulama ve böylece halkın direnişini
örgütleme, moral verme, dış düşmana karşı direnişi başlatma”
gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan sapmayan,
ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim.
Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt
insanımızı iç düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini
olgunlaştırmak için aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran,
kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan, darbe şartlarını
olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast planları
yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü veren,
Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı
sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri
yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli
devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım,
onları unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya
kapanmaz. 100 yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir
100 yıl sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü
konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı,
hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak
zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç
düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli
cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri
dağıtmadıkça bu dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın
kapandığı günleri gelecek nesillere kalmadan bizler de görürüz!..
Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008),
son güncelleme: (13 Ekim 2008)
K
ontrgerilla, Gladio, Özel
Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası, siyasi terör
olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler,
Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri...
Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler
oluyor, ama ne ?..
1990 yılında İtalya'da patlak
veren Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan
laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun şekilde gündemimize soktu.
Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf
etmeseler de!.. Skandal patladıktan
sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri, ülkelerinde Gladio
uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye hariç. Oysa
Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi
terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle
örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için
eğitilenler mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği
gibi?..
Buradaki bilgiler yeni değil,
daha önce yayınlanmış bilgilerin tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış
bu bilgiler. Ama internet ortamının getirdiği
mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir amacı da
bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı gördüğünüz
bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz.
Bizi izlemeye devam edin...
Abdullah Harun
13 Ağustos 2001
En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir.
Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde
uyumludur.