Ana Sayfa
Tarİhçe
F.Meçhuller
Faİller
Garİplİkler
Delİller
MeclİsRaporu
Yok mu?
Ö.H.Daİresİ
Örgütlenme
Yenİ Hedef
Laİklİk
Tasfİye
Susurluk
Arşİv
Kİtaplar
A.Harun
İletİşİm
Dİğer
ManŞetlerİmİz
TARTIŞMAFORUMU
13.08.2001 'den beri:
 Ziyaretçi:  154206
aramak istediğiniz metni aşağıdaki ilgili kutucuğa girin


Türkiye Sivil Toplum Platformu'nun TBMM'ye yönelik cuntacı baskılara karşı manifestosunu okumak için tıklayın
b6s1
 Adresimiz www.kontrgerilla.com veya kontrgerilla.brinkster.net veya ergenekon.ws şeklindedir. Emektar adresimiz www24.brinkster.com/aharun hizmetini sürdürmektedir.
AnaSayfa | Tarih | FMeçhul | Fail | Gariplik | Delil | TBMM | Yokmu | ÖHD | Örgüt | YeniHedef | Laiklik | Tasfiye | Susurluk | Arşiv | A.Harun | İletişim | Diğer | Manşetler | Forum
İhbar et Ergenekon soruşturmasında ele geçen silahlarErgenekon soruşturmasını engelleme çabaları
 •  FLAŞ!!! Başbakanlık, TSK'dan açıklama bekliyor  •  Islak imza direnişine devam: Adli Tıpçılar kontrolden geçirilsin  •  Kuşları bile böyle öldürmezler, lütfen gerçekleri ortaya çıkar  •  Bakan Atalay: Danıştay saldırısı bir provokasyondu  •  Skandalın patlamasına yol açan Avukattan bir istek daha  •  FLAŞ!!! Yeni ses kaydı: Askeri hakimden şok itiraflar  •  Emekli Albay Uğur darbe planlarına cevap veremedi  •  Albaydan savcılara ifade yerine medyaya mektup: Belge sahte  •  Fuhuş operasyonu Ergenekon kapsamında yapılmış  •  FLAŞ!!! 2. Organize Baskın başladı: TİB'in kayıtları inceleniyor   >> Manşetlerin tümü <<
FLAŞ!!! Başbakanlık, TSK'dan açıklama bekliyor. Genelkurmay Başkan..
Islak imza direnişine devam: Adli Tıpçılar kontrolden geçirilsin. ..
Kuşları bile böyle öldürmezler, lütfen gerçekleri ortaya çıkar. Ka..
Bakan Atalay: Danıştay saldırısı bir provokasyondu. AK Parti'nin S..
Skandalın patlamasına yol açan Avukattan bir istek daha. Fotokopis..
FLAŞ!!! Yeni ses kaydı: Askeri hakimden şok itiraflar. Albay Çiçek..
Emekli Albay Uğur darbe planlarına cevap veremedi. İkinci Ergeneko..
Albaydan savcılara ifade yerine medyaya mektup: Belge sahte. 'Kaos..
Fuhuş operasyonu Ergenekon kapsamında yapılmış. Başbakan Erdoğan'a..
FLAŞ!!! 2. Organize Baskın başladı: TİB'in kayıtları inceleniyor. ..

FLAŞ!!! Başbakanlık, TSK'dan açıklama bekliyor
Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'nda gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısında Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu'nun yasadışı, irticai ve bölücü web sitelerinin Başbakanlık'ın direktifiyle andıçlandığını, provokatif amaçlı olduğu iddia edilen 40 kadar web sitesinin ise yine bu direktife dayanarak işletildiğini belirten açıklamaları Başbakanlık'ta da şaşkınlıkla karşılandı. Bu açıklamada geçen 'direktif' ile ilgili Genelkurmay'dan bilgi isteyen Başbakanlık, gelen bilgi doğrultusunda bir açıklama yapacak.

Başbakanlık işin peşini bırakmayacak • Gazetecilerin soruları üzerine 'Kaos Planı'yla ilgili açıklamalarda bulunan Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu'nun, postayla gönderilen ikinci ihbar mektubunda yer alan 'internet andıcını' doğrulamış "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Başbakanlık'ın ilgili plan ve direktifleri çerçevesinde irticai ve bölücü tehdit unsurlarını izlemek üzere kurulmuş, işletilmiş internet siteleri bulunmaktadır'' ifadelerini kullanmıştı. Başbakanlık bu açıklamada geçen 'direktif' ile ilgili Genelkurmay'dan bilgi istedi. Başbakanlık gelen bilgi doğrultusunda bir açıklama yapacak.

Genelkurmay'ın açıklaması Ankara'yı karıştırdı • Genelkurmay'ın dünkü Basını Bilgilendirme Toplantısı Ankara'yı karıştırdı. Genelkurmay açıklamasının ardından Başbakan Erdoğan'ın talimatı ile harekete geçen Başbakanlık bürokrasisi, ilgili mevzuatı inceleyerek böyle bir gerekçeye dayanak olabilecek herhangi bir genelge, talimat veya karar olup olmadığını araştırdı. Yapılan araştırmada, böylesine bir kanunsuzluğa gerekçe olabilecek herhangi bir mevzuata rastlanmadı. Bunun üzerine Genelkurmay'a resmi bir yazı yazılarak, bahse konu emrin ne olduğunun sorulması kararı çıktı. Başbakanlık Müsteşarlığı tarafından özel bir kurye ile Genelkurmay'a gönderilen yazıda bu işlemlerin hangi mevzuata dayanılarak yapıldığı, böyle bir mevzuat varsa buna dayanılarak bu güne kadar ne gibi işlemler yapıldığının açıklanması istendi. (Bugün)

20.50: Genelkurmay'dan durumu kurtarmaya çalışan şaşırtıcı açıklama: Andıç direktifi 2000 yılına ait. 2007'de iptal edildi • TSK tarafından web sitesi üzerinden saat 20:40'da yapılan açıklamada direktifin 2000 yılına ait olduğu belirtildi. Açıklama tam olarak şöyle: "Dün (06 Kasım 2009, Cuma) yapılan Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısında, bir soruya verilen cevapta kastedilen direktif 2000 yılına aittir. Söz konusu internet siteleri, 2007 Tarihli 5651 Sayılı Yasaya uyum sağlamak maksadıyla yeniden düzenlenmiş ve daha sonra tümüyle iptal edilmiştir." (Zaman)

Berat ÖzipekErdoğan'ın katıldığı toplantıya damga vuran sözler: Özal olsaydı Genelkurmay başkanını görevden alırdı • Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Millî Kültür Vakfı'nın 40. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen "40 Vakıf İnsana Vefa" başlıklı toplantıya katıldı. Toplantıda, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Bekir Berat Özipek, Turgut Özal ile ilgili bir konuşma yaptı. Özipek'in konuşması salonda büyük alkış topladı. "Özal bugün yaşasaydı bugün ne yapardı?" diye soran Özipek şunları söyledi: "Belki belirtmeye gerek yok. Hiç kuşkusuz demokratik sürece destek verirdi. Ne süreci provoke etmek isteyen ulusalcılara teslim olurdu, ne de DTP'lilerin hatalarına. İspanya'nın BASK sorununu minimize eden demokratikleşme sürecini yöneten siyasetçiler gibi davranırdı. 'AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme planı' karşısında Genelkurmay Başkanı'ndan gereğini yapmasını beklemez, onu derhal görevden alırdı. Belki de bir basın toplantısı düzenler 'Şunları şunları görevden alıyoruz, yerlerine şunları şunları atıyoruz' derdi. Belki Genelkurmay Başkanı görevden alındığını televizyondan öğrenirdi." Turgut Özal'ın en büyük hatalarından bahseden Bekir Berat Özipek, kendisine gerçekleştirilen suikasti araştırmamasına dikkat çekti. Özipek, "Araştırılsaydı derin canavara karşı daha avantajlı olabilirdik." dedi. Özipek, "Bütün bunlar kadar en büyük günahı Mesut Yılmaz'ı siyasete sokmasıydı. Bunun ülkeye zararı, koruculuk sistemiyle kıyaslanmayacak kadar fazla oldu." şeklindeki sözleri de salondan büyük alkış aldı. (Zaman)

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | İkinci ihbar mektubuyla bildirilen provokasyon ve andıç siteleri

(07 Kasım 2009, 17:55)

Islak imza direnişine devam: Adli Tıpçılar kontrolden geçirilsin
Bağımsız İstanbul Milletvekili Ahmet Tan, adli tıbbın ıslak imza tespit performansının ölçülmesi için uzmanların 'matematik test'e tabi tutulmasını ve yeterli olup olmadıklarının bu yöntemle ortaya çıkarılmasını talep etti. Tan, uzmanların kendilerini bu şekilde ispatladıkları taktirde verdikleri raporlara güvenilebileceğini, bu matematik imtihanından geçememeleri halinde ise raporların şaibeli olacağını ileri sürdü.

Islak imza makinesinden sonra şimdi de matematik testi • Islak imza tartışmaları kesintisiz devam ediyor. Tartışmalara Bağımsız Milletvekili Ahmet Tan da katıldı. "İmza bilmecesi"nin uzman matematikçilerin basit bir çözüm önerisi ile kesinliğe kavuşturulması gerektiğinin altını çizen Ahmet Tan, açıklamasına şöyle devam etti: "Bunun için, adli tıbbın önüne 10 tane imza konur. Bu imzalardan 3'u bizzat aynı kişi tarafından, diğer 7'si ise imza taklidi yapan başkalarınca atılır. Adli tıbba hangi imzaların gerçek, hangi imzaların sahte olduğu söylenmez. Ayrıca kaç imzanın gerçek kaçının sahte olduğu da söylenmez. Bu işlemler bir noterler heyeti gözetiminde gerçekleştirilir. Eğer adli tip hangi imzaların gerçek imza olduğunu 3'te 3 olarak doğru tespit ederse, adli tıbbın bu uzmanlığı yüzde 100 olarak kesin kabul edilebilir. 3'te 2 olarak doğru bilirse uzmanlığı yüzde 67 olarak doğru kabul edilir. 3'te 1 olarak doğru bilirse uzmanlığı yüzde 33 olarak kabul edilir." Tan, ayrıca yapılan test sonucunda sahte imzalardan 1'nin veya daha fazlasının gerçek imza olarak belirlenmesi ya da gerçek imzalardan hiç birinin doğru imza olarak tespitinin yapılamaması durumunda adli tıbbın uzmanlığı yüzde 0 düzeyine ineceğini ileri sürdü. "Islak imza" tartışmasına son noktayı koyacak olan yolun, bu yöntem olduğunu ifade eden Tan açıklamasında, "Bu teoride de pratikte de en bilimsel "uzmanlık doğrulama" testidir" dedi. (Cumhuriyet)

Gençler meslek seçerken bu tartışmaları da göz önüne alın. Sonra 'Nerden seçtim şu mesleği, olmaz olsun' demeyin..

'Kağıt parçası' deyip geçmeyin, bir tanesi Türkiye'yi sallıyor • Komplo Belgesinin fotokopisi üzerinden başlayan 'ıslak imza' tartışmaları orjinali ortaya çıkmasına rağmen belirli çevrelerce ısrarla sürdürülmeye çalışılıyor. 'Kağıt parçası' denilen belgenin orjinalinin, belgenin hazırlanmasında da görev aldığını iddia eden ve adını açıklamayan bir subay tarafından ihbar mektubuyla Ergenekon savcılarına postalanması bu çevrelerde şok etkisi yaptı. Genelkurmaydaki 'üst düzey' yetkililere dayandırılan haberlerde Kontrgerilla belgesinin kendisi değil niçin şimdi ortaya çıkarıldığı tartışılmaya açılarak dikkatler belgenin korkunç içeriğinden kaçırılmak istendi. Bu 'üst düzey'in paniği bile aslında çok anlamlıydı. Islak imzanın bir makineyle taklit edilebileceği gibi kriminologları bile hayrete düşüren bilimdışı iddialara sarılan bu direnişçilerin diğer dayanak aradıkları nokta, Belge'deki imzanın Albay'a ait olduğunu tespit eden Adli Tıp raporunun güvenilirliği oldu. Rapor hakkında şüphe uyandırmak için başını CHP'lilerin çektiği Ergenekon çevreleri, Adli Tıp'çı kriminologların siyasi davrandıkları şüphesini ortaya attı.

Ömür biter istekler bitmez. Bu işin sonu yok. Ancak, tartışmaların bilime hizmet ettiği de bir gerçek
• Islak imzanın Albay'a ait olduğunu tespit eden Adli Tıp raporu hakkında şüphe uyandırmak için Adli Tıp'çı kriminologların siyasi davrandıkları şüphesi ortaya atıldıktan sonra sırada bilimsel güvenilirliklerinin de tartışmaya açılması var. İmza yeterlilikleri tespit edilsinmiş. Edilsin. Peki o da test edilip güvenilir çıkarsa tartışmalar biter mi? Bitmez... Herhalde bu kez de 'tesadüfen testi geçtiler, başka testler uygulanmalı' denilecektir. Bu 'ıslak imza direnişi' giderek komediye dönüşmeye başladı. Matematik testinden sonra sırada hangi test var acaba. Mesela. Sağlıkları tespit edilsin... İyi işitip işitmedikleri görüp görmedikleri test edilsin. Ruhsal sağlıkları da unutulmasın, test edilsin. Temizlikleri, boy ve kilo orantıları mutlaka test edilsin, çünkü sağlıklı karar vermelerine engel olabilir. Sonra gelsin sıradaki diğer test... Ta ki sonuçta imza sahtedir diyene kadar testler sürdürülsün. Çıkmazsa da yeni testler icat edilsin. Maksat bilim gelişsin. Tartışmalar böyle devam edecekse hiç kimse o tıpçıların yerinde olmayı istemezdi herhalde. Çünkü tartışmalar sürdükçe hayatları didik didik edilip kimbilir ne ayıpları kusurları bulunmaya çalışılacak. 'Nerden seçtim şu adli tıp mesleğini, olmaz olsun' diyecekleri kesin.

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | Islak imzanın gerçekliği tartışmalarını içeren manşetlerimiz

Abdullah Harun, (07 Kasım 2009, 17:20)

Cemal TemizözKuşları bile böyle öldürmezler, lütfen gerçekleri ortaya çıkar
Kayseri İl Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün yargılandığı faili meçhuller davasına dün devam edildi. Albay Cemal Temizöz ve çetesi tarafından öldürüldüğü iddia edilen Ömer Candoruk'un eşi Hanım Candoruk: 'Eşimi kaçırıp öldürdüklerinde 25 yaşındaydım. 6 yetimle kaldım. En küçük çocuğum 2 aylıktı. Şimdi babasının fotoğraflarını bile tanıyamıyor. Kocamın hiçbir suçu yoktu. Suçu varsa bile getirip size teslim etseydiler. Cezası neyse çekerdi. Ben de gelir hapiste ziyaret ederdim. Eşimin cenazesini gördüm, sırtında bir sürü mermi izi vardı. Kuşları bile böyle öldürmezler. Hakim bey, Allah makamını yükseltsin. Lütfen gerçekleri ortaya çıkar. O zaman acımız biraz hafifler.'

Lütfen gerçekleri ortaya çıkar Hakim bey • Kayseri İl Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün yargılandığı faili meçhuller davası dün duygusal anlara sahne oldu. 6'sı tutuklu 7 sanığın yargılandığı davada ilk sözü Ömer Candoruk'un eşi Hanım Candoruk aldı. Candoruk, tercüman aracılığıyla Kürtçe verdiği ifadesinde, eşini Adem Yakin, Abdulhakim Güven ve Cemal Temizöz'ün öldürdüğünü iddia etti. Candoruk, "Eşimi kaçırıp öldürdüklerinde 25 yaşındaydım. 6 yetimle kaldım. En küçük çocuğum 2 aylıktı. Şimdi babasının fotoğraflarını bile tanıyamıyor." dedi. Acılı kadın, mahkeme heyetine şöyle seslendi: "Kocamın hiçbir suçu yoktu. Suçu varsa bile getirip size teslim etseydiler. Cezası neyse çekerdi. Ben de gelir hapiste ziyaret ederdim. Eşimin cenazesini gördüm, sırtında bir sürü mermi izi vardı. Kuşları bile böyle öldürmezler. Hakim bey, Allah makamını yükseltsin. Lütfen gerçekleri ortaya çıkar. O zaman acımız biraz hafifler."

Tanıkların dinlenmesine itiraz edildi ancak reddedildi • Güneydoğu'da işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili Diyarbakır 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada tutuklu sanıklar Kayseri İl Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz, eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ, oğlu Temer Atağ, itirafçılar Adem Yakin, Fırat Altun, (Abdulkadir Güven) ve Hıdır Altuğ'un yargılanmalarına devam edildi. Duruşmaya, Şırnak'ta 1993 yılında öldürülen Abdulaziz Gasyak, Süleyman Gasyak, Ömer Candoruk ve Yahya Akman cinayetlerine ilişkin, Ömer Candoruk'un eşi Hanım Candoruk'un ifadesi ile başlandı. Bu sırada savcı ve sanık avukatları, tanıkların dinlenmesine itiraz etti. Ancak mahkeme heyeti, bu talebi oybirliği ile reddetti. Bunun üzerine söz alan Hanım Candoruk, eşinin öldürüldüğü dönemde de şimdi de sanıklardan korktuğunu söyledi. Candoruk, "Öldürüleceğine ifadesini alsalardı. Getirip size teslim etselerdi. Suçu varsa cezasını çekerdi." dedi. 25 yaşında 6 çocukla dul kaldığını anlatan Candoruk, eşinin arabasının da çalındığını kaydetti. Bu taksiyi daha sonra JİTEM mensupları kullanırken gördüğünü belirtti.

JİTEM eşime elektrik verdi • Abdürrezzak Binzet'in eşi Seyran Binzet de ifadesinde, eşinin ölümünden önce 3 defa JİTEM mensubu Ramazan isimli biri tarafından gözaltına alındığını söyledi. Her seferinde 3-4 gün gözaltında tutulduğunu anlatan Seyran Binzet, eşine elektrikle işkence yapıldığını ileri sürdü. Eşinin cesedini JİTEM'in merkezlerinden olan BOTAŞ karakolu yakınındaki Sinan Lokantası'nın yanında bulduklarını dile getiren Binzet, "Eşimin o zaman kimler tarafından öldürüldüğünü bilmiyorduk. Kimseyi de suçlamak istemedik. Mehmet Nuri Binzet'in ifadeleri ile öğrendik." dedi.

Hazni Avşar eşini gözaltına alanları duruşmada teşhis etti • Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde, öldürülen Beşir Bayar'ın eşi Emine Bayar, Abdurrahman Avşar'ın eşi Hazni Avşar ve Süleyman Gasyak'ın eşi Leyla Gasyak mağdur ve şikayetçi olarak ifade verdi. Mağdur ve şikayetçi Hazni Avşar, eşinin öldürülmeden önce sanıklardan Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven) ve Cemal Temizöz tarafından gözaltına alındığını ileri sürdü. Avşar, mahkemenin talebi üzerine duruşma salonunda söz konusu sanıkları teşhis etti.

Mağdurların savcılık ve mahkeme ifadelerinde çelişki var • Bu arada söz alan bazı sanık avukatları, mağdur ve şikayetçilerin savcılıkta verdikleri ifadelerle mahkemede verdikleri ifadeler arasında çelişki bulunduğunu söyledi. Müdahil avukat Tahir Elçi, uzun yıllar önce meydana geldiği iddia edilen olaylara ilişkin beyanlarda çelişki olmasının doğal olduğunu, bunun mağdurların eğitim ve sosyal durumlarından kaynaklandığını belirtti. Elçi, sanıkları kast ederek, "Karşımızda silahlı bir suç örgütü var. JİTEM var" dedi. Avukat Mehmet Emin Aktar da mağdur ve müştekilerin ifade verirken korktuğunu kaydederek, "Bu korkuyu biz bile bazen yaşıyoruz. Ama korkuları yenmemiz lazım" diye konuştu.

Adem Yakin mağdureyi iftiracılıkla suçladı: Leyla Gasyak'ın beni duruşmada teşhis etmesi normal çünkü ben PKK içindeyken benimle makarna pazarlığı yaptı yüzümdeki yarayı oradan tanıyor • Müdahil avukatların savunmalarından sonra söz alan sanıklardan Adem Yakin, üzerine atılı suçlamalarla ilgili dosyada yeterli delilin bulunmadığını ileri sürdü. Yakin, iddianamenin dedikodulara dayalı olduğunu iddia ederek, "Mağdurların acısını paylaşıyorum. Onları anlıyorum. Ancak ifadelerinde çelişki var. Bana burada kimse PKK'yı, Kandil'i ve İmralı'yı anlatmasın. Ben onları çok iyi bilirim. Mağdur Leyla Gasyak, duruşmada beni tanıdığını söylüyor. Doğrudur. Çünkü bu kadın ben örgütteyken benimle 2 çuval makarnanın pazarlığını yapıyordu. O yüzden tanır. Yüzümdeki yarayı bilmesi doğaldır" dedi.

Abdulhakim Güven: 4 kişinin öldürülmesinde ben cezaevindeydim, olaya katılmam mümkün değil. Avukat Elçi: PKK itirafçısı Güven o tarihte cezaevinden çıkarılıp operasyonlara katıldı. İşte belgeyi de ibraz ediyorum • Sanık Fırat Altın (Abdulhakim Güven) da savunma hakkının engellendiğini ve taciz edildiğini ileri sürerek, şunları söyledi: "Özellikle avukatlar, mağdurların ifadelerine müdahale etmektedir. Üzerime iftira atılmaktadır. Yıllar önce Diyarbakır'da görülen 'Avukatlar dosyası' olarak bilinen dava dosyasında ben avukatlar aleyhine ifade verdim. Bana kinleri oradan geliyor. Cizre'nin o tarihte savaş alanı gibi olduğu söylendi. Bu terör örgütünün varlığından kaynaklanıyordu. Mart 1994'de 4 kişinin öldürülmesi olayı esnasında ben cezaevindeydim. Cezaevinde olan birinin bu olayı işlemesi mümkün değildir." Avukat Tahir Elçi, sanık Abdulhakim Güven'in söz konusu tarihlerde cezaevinden çıkarılıp güvenlik güçleriyle operasyonlara katıldığını ifade ederek, söz konusu durumu gösteren belgeleri mahkemeye sundu. Bu esnada müdahil avukatlardan Ali Koç ve sanık Güven arasında tartışma çıktı. Tartışma, Mahkeme Başkanı Menderes Yılmaz'ın müdahalesi sonucu sona erdi.

Firari olduğu basında da çıkan Kamil Atağ'ın günler sonra polis tarafından yakalanmasına dair açıklaması: Yurtdışına kaçacağım iddiası yalan. Zaten polise gidecektim, polisler tutanağa 'yakalandı' yazmışsa bilemem. Binzet'in ifadelerine de itibar etmeyin, onun insaniyet sıfatı yoktur • Sanıklardan Kamil Atağ da 25 yıldır terör örgütü PKK ile mücadele ettiklerini ve pek çok kez çatışmalara katıldığını anlattı. Yurt dışına kaçmaya çalışırken yakalandığına dair söylenenlerin gerçeği yansıtmadığını kaydeden Atağ, "Ben Nusaybin'de bir yakınımın evinde, emniyet müdürlüğüne gideceğim günün sabahı alındım. Polisler, tutanağa 'yakalandı' diye geçmişse bilemem. Tanık Mehmet Nuri Binzet'in ifadelerine itibar edilmemeli. Onun insaniyet sıfatı yoktur" dedi.

Temizöz: Mağdurlardan yakınlarını koruyamadığım için özür dilerim • Duruşmada savunma yapan sanık Cemal Temizöz de Cizre'de görevi esnasında terör örgütü PKK ile gece gündüz mücadele ettiğini belirterek, şunları söyledi: "Görevim bölge halkının can, mal ve namusunu korumaktır. Savaş ortamı denilen bir dönemde dahi bu görevi yapmam gerekir. Mağdurlardan yakınlarını koruyamadığım için özür dilerim. O dönemin dehşet zamanı olduğu nitelendirilmiştir. Ben buna katılıyorum. Dehşet ortamını oluşturan terör örgütü PKK idi. Cizre'de örgütün her şeye el attığı bir ortam vardı. Ben o ortamda onlarla mücadele ettim. Cizre'de örgüt tarafından 40'tan fazla patlama düzenlenmiştir. Normal vasıtayla intikalimize örgüt tarafından imkan tanınmamaktaydı. Biz de atlarla bunu sağlıyorduk. Bunu Cizre'de herkes bilirdi. Görev yaptığım süre içerisinde birliğimden hiç şehit vermedik. Şuan ise 20 kişinin öldürülmesiyle ilgili suçlanıyorum. Ben hayatımı hiçe sayarak Cizre halkı için çalıştım. Mağdurum, tahliyemi talep ediyorum."

Temer Atağ: Mağdur yakınları domuz gribinden ölse bizden bilinecek • Sanıklardan Temer Atağ ise tanık Mehmet Nuri Binzet'in ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek, "O ifadeler sonucunda iddianamede hazırlandı. Bu iddianame bir intikamnamedir. Şimdi mağdur yakınları tehdit edildiklerini söylüyorlar. Onlara bir şey olsa bizden bilecekler. 'domuz gribi'nden ölseler dahi bizden bilinecek. Devletin bu mağdurları koruması lazım. Çünkü örgüt onlara zarar verip, suçu bizim üzerimize atabilir" dedi.

Duruşma 4 Aralık'a ertelendi • Diğer sanık Hıdır Altuğ da atılı suçlamaları kabul etmeyerek, tahliye talebinde bulundu. Mahkeme heyeti, sanık avukatların, tahliye taleplerini dinledikten sonra verdiği kısa bir aranın ardından, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 4 Aralık 2009 tarihine erteledi.

Temizöz'e binbaşı refakat etti • Duruşmada tutuklu yargılanan Albay Cemal Temizöz, Kamil Atağ, oğlu Temer Atağ, Adem Yakin, Fırat Altun (Abdulhakim Güven) ve Hıdır Altuğ hazır bulundu. Daha önce duruşmalara bir albay ve iki yüzbaşının getirdiği Temizöz'e bu sefer iki yüzbaşı ve bir binbaşının refakat ettiği görüldü. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan 109 sayfalık iddianame, sanıkların 765 sayılı TCK'nın "adam öldürmek", "cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak" ve "adam öldürmeye azmettirmek" suçlarından cezalandırılmaları isteniyor. Sanıklardan Cemal Temizöz'ün 9, Kamil Atağ'ın 7, Temer Atağ'ın 2, Adem Yakin'in 7, Hıdır Altuğ'un 3, Fırat Altın'ın (Abdulhakim Güven) 6, Kukel Atağ'ın ise bir kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor. (Zaman, Cnnturk)

Cemal Temizöz hakkında ağır suçlamalarla dava açılmış olduğu halde hala görevde • Genelkurmay'ın dünkü basını bilgilendirme toplantısında Albay Cemal Temizöz'ün durumu da gündeme gelmişti. Albay Dursun Çiçek, Albay Cemal Temizöz gibi haklarında soruşturma süren bazı askeri personelin açığa alınmamasıyla ilgili soruları da cevaplayan Tuğgeneral Çubuklu, hukuken, yüz kızartıcı, cinayet gibi suçlar dışında 'geçici olarak işten el çektirme' ve 'açığa alma' şeklinde iki uygulama olduğunu anlattı. Her suç isnat edilen şahsın açığa alınması gibi bir şeyin söz konusu olmadığını ifade eden Çubuklu Kara, deniz, hava birliklerine mensuplar için Milli Savunma Bakanlığı'nın, Jandarma personeli için ise İçişleri Bakanlığı'nın açığa almakla yetkili olduğunu belirtti. Çubuklu açığa alma işlemi içinde suçlanan personel hakkında iddianamenin hazırlanması ve dava açılması gerektiğini anlattı. (Yenişafak) Çubuklu'nun bu açıklaması hukukçuları bir kez daha şaşırttı. Albay Temizöz hakkında ağır suçlarla dava açıldığını ve aylardır bu davanın devam ettiğini belirten hukukçular, sivil makamların benzer durumlarda soruşturmanın selameti için şüphelilere hemen görevden el çektirdiğini hatırlattılar ve Genelkurmay'ın hatasını düzeltmemekte ısrar etmesinin TSK'nın itibarını sarstığını ve sivil otoriteye başkaldıran bir cuntanın varlığı iddiasının giderek ciddiyet kazandığını ileri sürdüler.

Temizöz'le ilgili tüm manşetlerimiz | Cemal Temizöz iddianamesinin tamamı | Temizöz hakkında hazırlanan iddianame ve açılan dava haberimiz

(07 Kasım 2009, 12:50)

Milliyet'in o günkü haberine gitmek için tıklayınMilliyet'in o günkü haberine gitmek için tıklayınBeşir AtalayBakan Atalay: Danıştay saldırısı bir provokasyondu
AK Parti'nin Siyaset Akademisi'nde 'Demokratik Açılım' dersi veren İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Danıştay saldırısıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu ve saldırıda hayatını kaybeden 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesine neden gidemediklerini ilk kez açıkladı. Danıştay saldırısının bir örgütün düzenlediği provokasyon olduğunu söyleyen Bakan Atalay, 'Önceki dönemlerin karanlıkları açığa çıkıyor. Kendi dönemimizde karanlık hiçbir şey bırakmayacağız. Artık faili meçhul diye bir şey kalmayacak' diye konuştu.

Siyasi bilincin arttırılması için AK Parti İstanbul İl Başkanlığı tarafından uygulamaya geçirilen Siyaset Akademisi, Mecidiyeköy'deki İBB Kültür Merkezi'nde yapıldı. Siyaset Akademisi'ndeki 4. derse İçişleri Bakanı Beşir Atalay konuk oldu. Atalay, "Demokratik Açılım" konusunda katılımcılara ders verdi. Ağırlıklı olarak Türkiye'nin son 6 ayında yaşanan gelişmeleri, demokratik açılımı, Ermeni sorununu ve PKK terörünü değerlendiren Bakan Atalay, hedefi "terörü sonlandırmak ve ülkede kardeşliği kurmak" şeklinde açıkladı. Terörün siyasi ve ticari bir sektör olduğunun altını çizen Atalay, "2 yıldır sınır ötesi harekat uygulanıyor. Ama terör bitmiyor. 25 yıl oldu. Onbinlerce insan ölüyor. Maliyeti çok büyük oldu. Kaynaklarımız terörle mücadeleye gidiyor" dedi.

Karanlık hiçbir şey bırakmayacağız • İçişleri Bakanı Beşir Atalay Danıştay saldırısıyla ilgili değerlendirmelerde de bulundu ve saldırıda hayatını kaybeden 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesine neden gidemediklerini ilk kez açıkladı. Danıştay saldırısı veya katliamı, meğer bir örgütle iç içeymiş diyen Atalay şöyle konuştu: "Meğer neymiş, bir örgütün bizim aleyhimize düzenlediği bir provokasyon! Türkiye netleşiyor, şeffaflaşıyor. Önceki dönemlerin karanlıkları açığa çıkıyor. Çıkarıyoruz. Kendi dönemimizde de karanlık hiçbir şey bırakmayacağız. Şeffaf, açık. Dönemimizde faili meçhul diye bir şey bırakmıyoruz" dedi. (Vatan)

Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz | Danıştay soruşturmasının sil baştan tekrar başlatılması

(07 Kasım 2009, 12:25)

FLAŞ!!! Yeni ses kaydı: Askeri hakimden şok itiraflar
Albay Çiçek'in evini arayan ve eşi temizlik ekibinde yer alan Dz. Ask. Hk. Yzb. İ.Volkan Şahin'e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı internete düştü. Hakim Yüzbaşı Şahin, ses kaydında Çiçek'in evini göstermelik aradığını itiraf ediyor.

Askeri yargının bağımsız olmadığı, İrtica ile mücadele eylem planını ortaya çıkaran ihbar mektubunun ardından bir kez daha gündeme geldi. Komplo belgesinin altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in soruşturmasındaki eksiklikler ve görevli askeri hakimlerin emir komuta zinciri içerisinde görevlerini nasıl yaptıklarına ilişkin yeni bir ses kaydı daha yayınlandı. Ses kaydında Albay Dursun Çiçek'in evinde arama yapan Dz. Ask. Hk. Yzb. İ.Volkan Şahin, aramaya ciddiyet kazandırmak için içeride 6.5 saat kaldığını, bu süre içerisinde yeme ve içmeyle meşgul olduğunu itiraf ediyor. İşte o ifadeler: "Evindeki aramayı yaptım, aramayı başlattım saat 11:00, bitirdim saat 17:20'de. Bizim memur da diyor ki efendim bu kadar uzun sürmeyecekti. Yaa yedik içtik. Açıklama yaparken, '6.5 saat aradık. Onun adamını.." İ. Volkan Şahin'in, 'O' dediği kişinin kim olduğu, arama emrini kimden aldığı ise merak ediliyor. (Habervaktim) Gönderilen mailde ve ses kaydının yer aldığı videoda ise şu açıklayıcı ifadelere yer verilmiş:

Kamuoyunun dikkatine; “İrtica ile mücadele eylem planı’nın aslını içeren ihbar mektubu, askeri yargının bağımsız ve tarafsız olmada zorlandığı gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Askeri mahkemelerin emir komuta zinciri altında hareket etmeleri nedeniyle hukuku uygulamada ve usulüne uygun soruşturma yapmada zorlandıklarını gösterdi. İhbar mektubundaki en önemli konulardan birisi de Dz. Kur. KD. ALB Dursun Çiçek'in ev ve işyerinin göstermelik bir şekilde aranması, kullandığı bilgisayarların bilgiler bir daha geri getirilemeyecek şekilde temizlenmiş olmasıdır. Genelkurmay Başkanlığı tarafından Dursun Çiçek'in evini aramakla görevlendirilen kişi Dz. As. Hak. Yzb. İ. Volkan Şahin'dir. Volkan şahin ev aramasını yapmazken, ne kadar ilginçtir ki eşi Dz. Ütğm. Berrin Şahin de bilgisayarları temizleyip delilleri yok eden ekipte yer almıştır. Güçlü bir Türkiye, hukukun üstünlüğü ve adaletin tecellisi adına Dz. As. Hak. Yzb. İ. Volkan Şahin’in, Dz. Kur. Kd. Alb. Dursun Çiçek’in evinde, nasıl göstermelik bir arama yaptığını daha doğrusu arama yapmadığını kendi sesinden kamuoyuyla paylaşıyorum. Saygılarımla. (Haber7)

Şok ses kaydı ve askeri hakimin şok itirafına ulaşmak için tıklayınız (Not: Ses kaydı, videonun 1.48'nci dakikasında başlamaktadır)

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | İhbar Mektubu'nun tam metni

Ergenekon sanıklarının ses kayıtları manşetlerimiz

(06 Kasım 2009, 13:20)

Serdar ÖztürkSkandalın patlamasına yol açan Avukattan bir istek daha
Fotokopisinin Haziran ayında bürosunda ele geçirilmesiyle 'Komplo Belgesi' skandalının patlamasına yol açan Ergenekon tutuklusu avukat Serdar Öztürk, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı ve 3 savcı hakkında HSYK'ya şikayette bulundu, Başbakan Erdoğan'ı da eleştirdi. Bürosunda belgenin bulunmasını açıklamak yerine sürekli başkalarını suçlamaya devam eden Öztürk, Engin, Çolakkadı ve 3 savcı hakkında, orjinal belge daha kamuoyuna yansımadan gizli olmasına rağmen Başbakan'a bildirmekle suçlayarak, 'görevini kötüye kullanmak', 'göreve ilişkin sırrı açıklamak' ve 'soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek' suçlarından dava açılması için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) şikayette bulundu.

Öztürk dilekçesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 25 Ekim tarihinde Pakistan ziyareti öncesinde gazetecilere yaptığı ve televizyonlarda yayınlanan açıklamasında söz konusu belgedeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu yönünde Adli Tıp Kurumunca rapor verildiğini söylediğini belirtti. Dilekçesinde, soruşturmayı yürüten ve üzerinde gizlilik kararı bulunması nedeniyle müdafilere bile ifade tutanakları dahi verilmediği bir soruşturmada, yasaya aykırı olarak yürütme erkine bilgi verildiğinin ortaya çıktığını ileri süren Öztürk, yargı erkinin yürütmeden bağımsız olduğunu, mahkemeler ya da Cumhuriyet savcılıklarının başbakan ya da adalet bakanına bağlı bulunmadığını kaydetti. İstanbul Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, soruşturmayı yürüten savcılar Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Fikret Seçen'in, üzerinde gizlilik kararı olan soruşturma hakkında CMK'nın 157. maddesine aykırı bir şekilde yürütme erkine bilgi verdiklerini ileri süren Öztürk, dilekçesinde bu eylemleri ile ''göreve ilişkin sırrın açıklanması'' ve ''soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek'' suçlarını işlediklerini öne sürdü. Serdar Öztürk, dilekçesinde, soruşturmanın CMK'ya uygun olarak yürütülmesini sağlamak ve denetlemekle görevli olan Aykut Cengiz Engin'in ise görevini yerine getirmeyerek, ''görevini kötüye kullanmak'' suçunu işlediğini, böylece savcılar tarafından birden fazla usulsüz işlem yapılmasına neden olduğunu iddia etti. Öztürk, dilekçesinde, HSYK tarafından bu kişiler hakkında gerekli araştırma ve incelemenin yaptırılarak haklarında Yargıtay 4. Ceza Dairesinde, ceza davası açılmasını istedi.

Başbakan'a açık mektup: Belgeyi gerçek grafologlara incelettir sahte olduğu ortaya çıkacaktır • Öte yandan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a açık mektup gönderen Öztürk, ıslak imza içerdiği iddia edilerek Beşiktaş'taki İstanbul Cumhuriyet Savcılığına gönderilen ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı''nın teknolojik imkanlar kullanılarak üretilmiş başka bir sahte belge olduğunu iddia etti. Öztürk mektubunda, Başbakan Erdoğan'dan bu belge aslının gerçek grafologlardan oluşan bir kurulca, savcı Zekeriya Öz, askeri savcı ve jandarma kriminal uzmanlarının sadece gözlemci olarak katılımıyla incelemesinin yapılmasının sağlamasını istedi. Serdar Öztürk, belirttiği ayrıntılı incelemenin sivil uzmanlar tarafından oluşturulan kurulca yapılması durumunda belgenin sahte olduğunun görüleceğini savundu. (AA)

Belgeyi Türkiye'nin gündemine sokan avukatın telaşı • Öztürk belgenin ofisinde bulunması üzerine oraya polis tarafından yerleştirildiğini iddia etmiş, aramaların saniye saniye polis kamerasıyla kaydedildiğinin ve aramalarda bulunan üç avukatının arama tutanaklarını imzaladığının ortaya çıkması üzerine bu iddiasından vazgeçmek zorunda kalmıştı. Öztürk'ün şovları bununla bitmemiş, gözaltına alındığında Cumhurbaşkanı Sezer tarafından yıllar önce kendisine verilmiş olan üstün hizmet madalyasını avukatı aracılığıyla Cumhurbaşkanı Gül'e iade etmek istemiş, ayrıca kendisini sivil değil askeri savcıların sorgulamasını isteyerek bürosunda ele geçen harddiski avukatları aracılığıyla askeri savcılığa teslim etmişti. Gözaltına alındığının ertesi günü bürosunda bulunan belgelere itiraz etmiş ve hakim huzurunda belgeleri, güya parmak izi bırakmamak için eldiven giyerek incelemeye çalışmıştı. Daha sonraki süreçte belgenin polis tarafından konulduğu iddiasından vazgeçen Öztürk, bu kez belgenin polis ve Ergenekon savcılarınca Taraf gazetesine sızdırıldığını iddia etmeye başlayarak bu görevliler hakkında HSYK'ya suç duyurusu yapmış, bununla da hızını alamayarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na da ayrıca suç duyurusu yapmıştı. Suç duyurularının hiçbirisinden sonuç çıkmayan Öztürk pes etmemiş ve üstün hizmet madalyasını hakedecek kadar gayretli olduğunu gösterecek şekilde çok geçmeden tekrar piyasaya çıkmış ve suç duyurusu şovlarına devam ederek bu kez, bürosuna belgeyi sokaktan geçen sabıkalı birisinin koyduğunu iddia etmiş, bu kişinin de telefon kayıtları incelenerek bulunması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. 'Üstün hizmet'çinin son isteği ise ıslak imzanın gerçek olamayacağını ima ederek belgenin aslı ve ihbar mektubunun incelenmesi için Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderilmesini talep etmek olmuştu: 'Dursun Çiçek bu işi yaptı, ortaya çıkınca her belgeyi imha etti de bir bu belgenin aslını bıraktı, sonra da o vatansever subay bunu aldı savcılara gönderdi öyle mi?' diyen Öztürk, buna inanmadığını ifade etmişti.

Avukat Serdar Öztürk'ün suç duyuruları şovu manşetimiz | 'Islak direniş: Bir inat uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor' manşetimiz

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | CHP'nin Adli Tıp raporu için verdiği Meclis soru önergesi manşetlerimiz

Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

(06 Kasım 2009, 17:35)

Albay Çiçek'ten savcılara ifade yerine medyaya mektup: Belge sahte
'Kaos Planı'nın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'ten, internet üzerinden savunma mahiyetinde bir mektup geldi. Star TV, dikkat çekici şekilde flaş haber olarak uzun dakikalarca ve dramatik tarzda yayınladığı haberinde Demokrasiye Müdahale Planı’nın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek’in yakınlarına gönderdiğini ileri sürdüğü bir elektronik postayı açıkladı. 43 word dosyasından oluşan mailde iddialar reddedildi. Star TV’ye 3 Kasım’da ulaşan mailde, Çiçek’in 3 yıl önceki imzasının kopyalandığı ileri sürüldü. Mailde 'Çiçek, cuntacı da değil, darbeci de. Adli Tıp uzmanlarına dava açacak' denildi. Mektupta, kendisine yönetilen suçlamaları kesinlikle kabul etmediği aktaran Çiçek, 'Askeri usullere uygun olmayan bir belgenin altına imza atmam' ifadesini kullanıyor: 'Kurmaylık ve doktora seviyesinde eğitim görmüş, uzun yıllar TSK bünyesinde verilen görevleri başarıyla tamamlamış bir subayın böylesine basit hatalar içeren bir planı yazıp, altına imzasını atacağını ve bu belgeyi amirlerine sunacağını düşünmek en büyük hatadır. Onaylanmamış ve kurumsal yaptırım gücünü arkasına almamış bir kağıt parçasının gündeme taşınması ve tartışılması iyi niyetle açıklanamaz. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne de bir darbecidir.' Mektubunda, imzası konusunda rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu'na da dava açacağını vurgulayan Albay Çiçek, suçsuzluğuna en büyük kanıt olarak açtığı 16 davayı gösteriyor: '12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetede yayınlanan plan, kesinlikle Albay Çiçek tarafından hazırlanmamış ve ilk defa Taraf Gazetesi'nde görülmüştür. Bu konuda dördü suç duyurusu olmak üzere 16 ayrı davada başlatılan hukuk mücadelesi devam etmektedir. Bu hukuk mücadelesine yeni davalar eklenecektir. Albay Çiçek, şekil ve içerik olarak kurumsal kriterlere uygun olmayan bir planın altına imzasını atmış olsaydı, kaybedeceği bu davaları açarak o kadar büyük hukuki sorumluluğun ve maddi riskin altına girer miydi, sorusuna verilecek cevap gerçeği ortaya koyan en önemli delildir.'

Nafile çırpınışa devam: Islak imzalarını bile üstlenmekten korkuyorlar • Star TV, Demokrasiye Müdahale Planı’nın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek’in yakınlarına gönderdiğini ileri sürdüğü bir elektronik posta yayınladı. 43 word dosyasından oluşan mailde iddialar reddedildi. Star TV’ye 3 Kasım’da ulaşan mailde, Çiçek’in 3 yıl önceki imzasının kopyalandığı ileri sürüldü. Mailde “Çiçek, cuntacı da değil, darbeci de. Adli Tıp uzmanlarına dava açacak” denildi. İhbar mektubunda 'Eylem Planı'nda bilinçli olarak farklı bir yazım tekniği kullanıldığı aktarılmıştı. Bazı internet sitelerine düşen 'Gerçeklerin Üstün Örtülemez ve Kamuoyunda Gizlenemez' başlığını taşıyan mektubu Çiçek'in e-mail yoluyla arkadaşlarına gönderdiği iddia edildi. Haberlere göre, mektup 'Gerçeklerin peşinde olalım ile iftiralar ve gerçekler' diye iki bölümde oluşuyor. Mektupta, komplo planının askeri yazım tekniklerine ve çalışma usullerine uygun olmadığı savunması yapılıyor. Mektupta, şu ifadelere yer veriliyor: "Kurumda yapılan çalışmaların yasalara uygunluğu her seviyedeki amirler tarafından kontrol edilir ve düzeltilir. 12 Haziran 2009'da kamuoyu yönlendirme kampanyalarının odak noktası bir gazetede yayınlanan plan, askeri savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bilirkişi raporu ile tescil edildiği gibi askeri yazım tekniklerine ve çalışma usullerine kesinlikle uygun değildir." Mektubun devamında cuntacılık ve darbecilik iddiaları kesin bir dille reddediliyor. Bir subayın açık hataları içeren bir planı yazıp altına imzasını atarak, belgeyi amirlerine sunacağını düşünmenin büyük bir hata olacağı savunuluyor. (Zaman)

Çiçek, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtmış • Hakkındaki iddiaların hepsini reddeden Çiçek, "Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne de bir darbecidir" dedi. Albay Çiçek, "Gerçekler" başlıklı bir elektronik posta hazırlayarak mesai arkadaşlarına, devre arkadaşları ve yakınlarına gönderdi. 3 Kasım tarihli mektubun hukuki süreç nedeniyle, Çiçek'in kendi ağzından yazılmadığı görüldü. Mektubun eklerinde konuyla ilgili olarak basında çıkan çeşitli haberlere de yer veriliyor. Çiçek mektubunun girişinde şu ifadeleri kullanıyor: "Bilgi kirliliği ve komplo teorileriyle atılan çamurlar, özü ve sözü doğru, millete ve orduya sadakatle hizmet eden, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan anayasal düzene bağlılık yemini etmiş olan insanlara yapışmaz. Bu konuda erinde gecinde gerçeklerin ortaya çıkması engellenemez. Hazırlanmamış bir planı ve atılmamış bir imzayı maksatlı olarak gündeme taşıyanlar ve yargısız infaz yapanlar kirli eylemlerinin hesabını vermekten kurtulamaz. Bir kağıt parçasını gerekçe göstererek gerçek emellerini gizleyen ve bilgi kirliliği yaratanlar, asimetrik, psikolojik harekat yapanlar ve onların komploları hakkında hazırlanan bazı gerçekleri dile getiren yazılar ektedir. Sağlık ve başarı dilekleriyle sevgi ve saygılar.

Başlık: Gerçekler • Bu girişle başlayan ve 'gerçekler' başlığını taşıyan dosya 10 sayfa. "Gerçeklerin üstü örtülemez ve kamuoyundan gizlenemez" ana başlığının altında ise basından alıntılar ve iki ana bölüm yeralıyor. Bunlar, "Gerçeklerin peşinde olalım" diğeri ise "İftiralar ve gerçekler." Çiçek, mektubunda kendini savunurken şunları söylüyor: "Kurumsal olarak verilen görevleri yasalar ve emirler çerçevesinde başarı ile yapmak bir Türk subayı için esastır. Gücünü yasalardan alan, milletin gözbebeği bir kurumun üyesi bir kurmay subayın hukuken suç olan eylemleri planlara yansıtması düşünülemez. Kurumda yapılan çalışmaların yasalara uygunluğu, her seviyedeki amirler tarafından kontrol edilir ve düzeltilir. 12 Haziran 2009 tarihinde kamuoyunu yönlendirme kampanyalarının odak noktası olan bir gazetede yayımlanan plan, Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bilirkişi raporlarıyla tescil edildiği gibi askeri yazım tekniklerine ve çalışma usullerine kesinlikle uygun değildir."

‘Onaylanmamış bir kağıt...' • "Kurmaylık ve doktora seviyesinde eğitim görmüş, uzun yıllar TSK bünyesinde verilen görevleri başarıyla tamamlamış bir subayın böylesine basit hatalar içeren bir planı yazıp, altına imzasını atacağını ve bu belgeyi amirlerine sunacağını düşünmek en büyük hatadır. Onaylanmamış ve kurumsal yaptırım gücünü arkasına almamış bir kağıt parçasının gündeme taşınması ve tartışılması iyi niyetle açıklanamaz. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti anlayışını yapmış olduğu tüm eylemlerine yansıtan Albay Çiçek, ne bir cuntacı, ne de bir darbecidir. Türkiye Cumhuriyetinin onurlu bir vatandaşı ve TSK'nın şerefli bir üyesi olmaktan her zaman gurur duymaktadır."

'16 dava açtım. Haklı olmasam açar mıyım?' • Mektubunda, imzası konusunda rapor hazırlayan Adli Tıp Kurumu'na da dava açacağını vurgulayan Albay Çiçek, suçsuzluğuna en büyük kanıt olarak açtığı davaları gösteriyor. Çiçek mektubunda şu ifadelere yer veriyor: "12 Haziran 2009 tarihinde bir gazetede yayınlanan plan, kesinlikle Albay Çiçek tarafından hazırlanmamış ve ilk defa Taraf Gazetesi'nde görülmüştür. Bu konuda dördü suç duyurusu olmak üzere 16 ayrı davada başlatılan hukuk mücadelesi devam etmektedir. Bu hukuk mücadelesine yeni davalar eklenecektir. Albay Çiçek, şekil ve içerik olarak kurumsal kriterlere uygun olmayan bir planın altına imzasını atmış olsaydı, kaybedeceği bu davaları açarak o kadar büyük hukuki sorumluluğun ve maddi riskin altına girer miydi, sorusuna verilecek cevap gerçeği ortaya koyan en önemli delildir." (sonsayfa)

Erke dönergeci-Erkenekon-Islak imza makinesi • Albay'ın altına imza attığı belgenin orjinalinin ortaya çıkması Ergenekoncu çevrelerin vücut (özellikle akıl) kimyalarını bozmuş görünüyor. Özel Harp Dairesi'ne bağlı 3. Destek Şubesi elemanı Albay'a hazırlatılan Kontrgerilla belgesinin fotokopisi bir Ergenekon sanığının bürosunda ele geçirilince önce kağıt parçası dediler. Orjinali ortaya çıkınca ıslak imza bile taklit edilebilir deyip kriminoloji bilimini de sarstılar. Daha sonra Adli Tıp raporunun şaibeli olduğunu iddia ettiler. Gerçeği kabul etmek bu kadar zor mu dedirten 'ıslak direniş'in sembolü haline gelen ıslak imza makinesi akıllara 'erke dönergeci'ni getirdi. Hani şu 2006 yılında Ergenekon davasında şu an yargılanan Tuncer Kılınç, Kemal Yavuz gibi üst düzey generallerin de açılışına katılıp alkışladıkları müthiş buluş, 'yakıtsız motor'. Hiç bir güç ve enerji harcamadan sürekli çalışabilen cihaz. Dünyadaki en muhteşem buluş! Ne olduğu, nasıl çalıştığı bir türlü anlaşılamayan ve bu nedenle 'Türk şeyi' olarak adlandırılan Erke Dönergeci. 2006 yılında yapılan büyük bir toplantısıyla kamuoyuna duyurulan ve yakında piyasaya çıkacağı söylenen 'erke dönergeci' kamuoyu tarafından büyük bir merak ve heyecanla beklenirken 2007 yılında 'Erke-nekon' İstanbul Ümraniye'de ortaya çıktı. Dönergeç yapımında kullanılmak üzere depolanmış da olabilir düşüncesi doğuran çok sayıda el bombasının Ümraniye'de bir evde bulunmasıyla başlayan 'Ergenekon' operasyonları, 'erke' tarifine benzer şekilde kendi enerjisini kendisi üreterek 2 yıldır kesintisiz çalışıyor ve çalışmaya devam edeceği açıkça görülüyor.

Gerçeği kabul etmek bu kadar zor mu? • 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı inkar etmek ve konuyu saptırmak için Ergenekoncu çevreler bin dereden su getirme çabalıyor. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat Serdar Öztürk'ün ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' ya da diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı aslı 23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri hemen gizlice alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı vahim iddialarını da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon savcılarına gönderdiği ortaya çıktı. Ergenekon savcılarının da ıslak imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a göndererek daha bu gelişmeler kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı. Savcıların daha sonra Genelkurmay'a başvurarak Albayın ve ihbar mektubunda adı geçen birçok subayın ifadesini almak istedikleri, ancak Genelkurmay'ın olay basına yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği hatta askeri savcılık kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri sürüldü.

Belge içeriğinin tartışılmaması için dikkatler başka yöne çevrilmeye çalışılıyor • Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir deprem daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise şok belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu. CHP'liler, 'Islak İmza' olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman atadığını dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor.

Kriminologlar ergenekoncu çevreleri ikna etmek için yeni bir mukayese kriteri bulmalı • İmza sahibi Albay Çiçek'in avukatı tarafından başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000 Dolarlık bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu olayda da edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular sayesinde öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın görüş açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı ortaya çıktı. Makine şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim, doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.

Albay'ın mektubunu dikkat çekici şekilde flaş haber olarak uzun dakikalarca ve dramatik tarzda yayınlayan Dündar ve Çiçek'e 6 önemli soru • 07 Kasım 2009: Kurmay Albay Dursun Çiçek’in, e-posta yoluyla savunma yapması, mektubu ilk kez Uğur Dündar okuması ise manidar bulundu. Önceki gün Star TV Ana Haber'de yayınlanan mektup, acıklı bir fon müziği eşliğinde verilirken; özenle seçilmiş ajitasyon kokan cümlelerin ön plana çıkarılması, "Dündar ne yapmaya çalışıyor?" sorusunu beraberinde getirdi. Dündar'ın özel yayınının ardından ise Ergenekon bültenine dönen gazetelerin konunun üzerine atlayarak Dursun Çiçek'i aklama yarışına girmeleri, "kamuoyunu yönlendirme çabası" olarak değerlendirildi.

Böyle yapması şüpheleri artırıyor • Konu hakkında Vakit'e değerlendirmelerde bulunan İnfak Başkanı Avukat Ömer Köse, Çiçek'in Dündar ile birlikte hareket ederek toplum mühendisliği yapmaya çalıştığını söyledi. Bu tür ajitasyonlara karşı toplumun artık geçmişten deneyimli olduğunu vurgulayan Köse, "Millet bunları yemez. Mazlum ve mağdur rolü oynayarak aklanılamaz. Hele bu rolü kendine dost olarak seçtikleri mihrakların kamuoyu önünde güvenirliği zedelenmişse, şüpheler iyice artar. Bunlar acemi ayak oyunlarıdır. Hala toplum mühendisliği yapmaya çalışanlara önerimiz; ‘yargıya gel yargıya'dır. Kimse hukuku hiçe sayamaz" dedi...

Star TV ve Çiçek suç işledi • Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Kamil Uğur Yaralı da, "Dursun Çiçek'in gönderdiği mektubun televizyonda yayınlanması, kamuoyu desteği sağlamaya dönük bir halkla ilişkiler faaliyetidir" dedi. "Bir ordu görevlisinin böyle bir faaliyette bulunması, görüşlerini açıklaması suçtur" diyen Yaralı, "Dursun Çiçek kendisine isnat edilen suçu başka bir suç işleyerek aklamaya çalışmaktadır. Çiçek bu ağır suçlamalara karşı kendini sadece soruşturmayı yürüten makamlar önünde usulüne uygun olarak savunabilir. Medya üzerinden bir aklanma çabası içine girmiş olması, Çiçek'in dosyadaki delillere ve özellikle kendisine ait olduğu ortaya çıkan imzaya karşı yetkili makamlar önünde kendisini savunabilecek bir durumda olmamasından kaynaklanıyor olabilir." şeklinde konuştu. Dündar'ın Çiçek'i aklama çabası tepkiyle karşılanırken; kamuoyu şimdi şu sorulara cevap arıyor:

1) Bu mektup neden sadece Uğur Dündar'a sızdırıldı?
2) Çiçek muvazzaf bir subay. Muvazzaf subay, yazılı bir şekilde basın aracılığıyla savunma yapabilir mi?
3) Söz konusu savunma için amirlerinden izin alması gerekmiyor mu?
4) Bu mektuptan Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un haberi var mı?
5) Çiçek'in anlatacakları varsa, neden sivil yargıdan kaçıyor?
6) Çiçek, yargıya güvenmiyor mu? (Vakit)

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | İhbar Mektubu'nun tam metni | Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

(06 Kasım 2009, 10:15), son güncelleme: (07 Kasım 2009)

Serdar ÖztürkSkandalı patlatan Üstün Hizmet'çiden 'ıslak' şova devam
Fotokopisinin Haziran ayında bürosunda ele geçirilmesiyle 'Komplo Belgesi' skandalının patlamasına yol açan Ergenekon tutuklusu avukat Serdar Öztürk, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesindeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu şeklindeki raporda imzaları bulunan 3 adli tıp uzmanı hakkında, 'sahte resmi belge düzenlemek', 'görevi kötüye kullanmak' ve 'bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaa vermesi' gerekçeleriyle soruşturma açılmasını istedi. Öztürk belgenin ofisinde bulunması üzerine oraya polis tarafından yerleştirildiğini iddia etmiş, aramaların saniye saniye polis kamerasıyla kaydedildiğinin ve aramalarda bulunan üç avukatının arama tutanaklarını imzaladığının ortaya çıkması üzerine bu iddiasından vazgeçmek zorunda kalmıştı. Öztürk'ün şovları bununla bitmemiş, gözaltına alındığında Cumhurbaşkanı Sezer tarafından yıllar önce kendisine verilmiş olan üstün hizmet madalyasını avukatı aracılığıyla Cumhurbaşkanı Gül'e iade etmek istemiş, ayrıca kendisini sivil değil askeri savcıların sorgulamasını isteyerek bürosunda ele geçen harddiski avukatları aracılığıyla askeri savcılığa teslim etmişti. Gözaltına alındığının ertesi günü bürosunda bulunan belgelere itiraz etmiş ve hakim huzurunda belgeleri, güya parmak izi bırakmamak için eldiven giyerek incelemeye çalışmıştı. Daha sonraki süreçte belgenin polis tarafından konulduğu iddiasından vazgeçen Öztürk, bu kez belgenin polis ve Ergenekon savcılarınca Taraf gazetesine sızdırıldığını iddia etmeye başlayarak bu görevliler hakkında HSYK'ya suç duyurusu yapmış, bununla da hızını alamayarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na da ayrıca suç duyurusu yapmıştı. Suç duyurularının hiçbirisinden sonuç çıkmayan Öztürk pes etmemiş ve üstün hizmet madalyasını hakedecek kadar gayretli olduğunu gösterecek şekilde çok geçmeden tekrar piyasaya çıkmış ve suç duyurusu şovlarına devam ederek bu kez, bürosuna belgeyi sokaktan geçen sabıkalı birisinin koyduğunu iddia etmiş, bu kişinin de telefon kayıtları incelenerek bulunması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. 'Üstün hizmet'çinin son isteği ise ıslak imzanın gerçek olamayacağını ima ederek belgenin aslı ve ihbar mektubunun incelenmesi için Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na gönderilmesini talep etmek olmuştu: 'Dursun Çiçek bu işi yaptı, ortaya çıkınca her belgeyi imha etti de bir bu belgenin aslını bıraktı, sonra da o vatansever subay bunu aldı savcılara gönderdi öyle mi?' diyen Öztürk, buna inanmadığını ifade etmişti.

Pişkin hırsız ev sahibini bastırırmış.. Ancak hırsızlar bu kez fena yakalandı..

Orjinal belgenin ortaya çıkmasıyla kötü yakalandılar çok canları yandı • Öztürk'ün avukatı Demet Reçber tarafından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen dilekçede, ihbar mektubuyla birlikte savcılığa gelen belgenin Adli Tıp Kurumu'na gönderildiğini, burada prosedüre göre önemli belgelerin kurulun tüm uzmanlarının katılımı ile incelendiği yönündeki yerleşik uygulamaya göre incelenmediği ileri sürüldü. Serdar Öztürk6 Eylül 2008'de Londra'da bulunan bir müzeye girmeye çalışan hırsızın sonu kötü olmuştu. Haber için tıklayınDilekçede, incelemeden bir hafta önce kuruma atandıkları iddia edilen adli tıp uzmanı olan Hacı Mehmet Akın ile Lokman Başer'in tıp doktorları olduğu ve görevlendirme sonucu uzman sıfatıyla belgeyi inceleyerek, "Belgenin ıslak imzaya sahip olduğu ve imzanın Albay Dursun Çiçek'in eli ürünü olduğu kanaatine varıldığı" yönünde mütalaa verdikleri öne sürülerek, kurumun Fizik İhtisas Dairesi Başkanı Prof. Dr. Bülent Üner'in de incelemeye katılmadığı halde, usul gereği raporu imzaladığı savunuldu. Bu iki uzmanın grafolog olmadıkları, tıp doktoru olarak, uzman olmadıkları bir alanda inceleme yaparak mütalaa verdikleri anlatılan dilekçede, tüm bunların sonucunda inceleme heyetinin özel olarak atandığı ve bilinçli olarak sahte mütalaa verdiklerinin ortaya çıktığı ileri sürüldü.

Dilekçede, sahteciliğin ortaya çıkarılması için belge aslının İstanbul Teknik Üniversitesi, Jandarma Kriminal Laboratuar ve TÜBİTAK'ta incelenerek ıslak imzanın orijinal belgeye Haziran 2009 tarihinden sonra atılıp atılmadığının tespiti gibi çeşitli incelemelerin yapılması istendi. Belgede gerçekten bir ıslak imza bulunup bulunmadığı, varsa Albay Çiçek'in el ürünü olup olmadığının belirlenmesi de talep edilen dilekçede, Türkiye'de internet üzerinden veya resmi alımla "ıslak imza makinesi" alan tüm şahısların ve resmi kuruluşların belirlenerek, bu makinelere soruşturma sonucuna kadar el konulması isteminde bulunuldu. Dilekçede, yapılacak soruşturma sonucunda, uzman olmayarak gerçeğe aykırı bir şekilde grafoloji raporu hazırladıklarının tespiti halinde Prof. Dr. Üner ile diğer 2 kişi hakkında, "Sahte resmi belge düzenledikleri"; uzman olmaları durumunda da gerçeğe aykırı raporu bilerek düzenledikleri bu nedenle, "görevi kötüye kullanmak" ve "bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaa vermesi" gerekçeleriyle haklarında dava açılması istendi. (Cnnturk)

NOT: Yukarıdaki resmi merak edip soran okuyucularımız için açıklama: En talihsiz hırsız • Bir müzeye girmeye çalışan hırsızın sonu çok kötü oldu, kalçasına müzenin demirleri girdi. 6 Eylül 2009 tarihinde İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan bir müzeye girmeye çalışan hırsızın sonu çok kötü oldu. East London Müzesine akşam saatlerinde hırsızlık yapmak için çatıdan girmeye çalışan adam alarm çalınca paniğe kapılarak kaçmaya başladı. Müzenin dışına çıkmak için ağaca tırmanan hırsız güvenlik görevlilerini görünce ağaca tırmanarak kaçmaya çalıştı. Ancak müzenin sivri parmaklıklarını hiç hesaba katmadı. 20'li yaşlarındaki ismi açıklanmayan hırsız ağaçtan dengesini kaybedip demir parmaklıkların üzerine düştü. Sivri demir parmaklık adamın kalçasına 30 santimetre kadar girince büyük bir acı içinde bağırmaya başladı. O şekilde 15 dakika asılı kalan adam müze güvenliğini polise haber vermesi sonrasında kurtarıldı. Hastaneye kaldırılan adamın kalçasında giden demirin bağırsaklarını parçaladığı belirlenince ameliyata alındı. (Vatan)

Avukat Serdar Öztürk'ün suç duyuruları şovu manşetimiz | 'Islak direniş: Bir inat uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor' manşetimiz

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | CHP'nin Adli Tıp raporu için verdiği Meclis soru önergesi manşetlerimiz

Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

Abdullah Harun, (02 Kasım 2009, 15:30)

Bak şu konuşana: Askeri Savcı orjinal belgeyi ısrarla istiyor
Askeri Savcılık, ilk iki isteğinden sonuç alamayınca, 'darbe planı'nın orijinalini İstanbul'dan resmi belgeyle bir kez daha talep etti. Türkiye'yi sarsan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın ıslak imzalı orijinal nüshası, Genelkurmay Askeri Savcılığı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı arasında krize yol açtı. Askeri savcılık orijinal nüshayı iki kez istedi. Ancak sivil savcılar İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki çelik kasada korumaya altına aldıkları belgeyi göndermediler. Savcılar sadece Adli Tıp Kurumu raporu ile belgenin renkli fotokopisini gönderdi.

Fizik İhtisas Dairesi uzmanlarınca yapılan inceleme sonrasında Adli Tıp Kurumu'ndan 'belge orijinal ve imza albay Dursun Çiçek'e aittir' raporu çıkmıştı. Bu rapor üzerine söz konusu belgenin orijinal nüshası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndaki çelik kasada korumaya alındı. Belge hakkında daha önce "kovuşturmaya gerek yoktur" kararı veren askeri savcılık, bu gelişme üzerine belgenin orijinal nüshasının gönderilmesini istedi. Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, birinci talebe ilişkin olarak sadece Adli Tıp Kurumu'nun belgeye ilişkin raporunu gönderdi. Raporla yetinmeyen askeri savcılık belgeyi ikinci defa istedi. Bu kez sivil savcılar orijinal nüshanın renkli fotokopisini gönderdi.

Kurda kuzuyu teslim etmek ya da suçlanana suç delilini teslim etmek..

İhbar mektubunu gönderen subay tarafından evrak imhasına göz yummakla suçlanan askeri savcılığa en önemli delil teslim edilemez • İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı çelik kasada tuttukları orijinal nüshayı göndermemekte direnirken, askeri savcılık, Jandarma Kriminal Laboratuvarı'nda incelemek üzere belgenin orijinalini 3'üncü kez ve resmi yazı ile istedi. Askeri savcılığın orijinal nüshayı Jandarma Kriminal Laboratuvarı'nda detaylı olarak incelemek istediği, orijinal olup olmadığını kendi imkanlarıyla da teyit etmeyi düşündüğü belirtildi. Belgenin üzerindeki yazı karakterleri, mürekkep ve kağıt örnekleri ile hangi bilgisayarda yazılarak, hangi printer cihazından çıkışının alındığı ve bu işlemleri kim ya da kimlerin yaptığının tespitini amaçlandığı kaydedildi.

Suç TCK 313 kapsamında, askeri savcılığın yetkisi yok • Eski Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, mahkemeler arasında belge paylaşımıyla ilgili olarak şu bilgiyi verdi: "Bu belgenin içeriği tamamen tereddüte yer vermeyecek şekilde TCK 313'üncü maddesi kapsamında. Hükümete karşı suç olarak cumhuriyet savcılığının Ergenekon soruşturması kapsamında. Bir mahkeme görevlisi elde ettiği her türlü delili kendi elinde muhafaza eder. Mahkemeler arasında yardımlaşma vardır. Ama böyle bir durumda belge aslı çok önemli olduğu için sanıyorum İstanbul Savcılığı suretini gönderir. Adli Tıp raporunu gönderir. Bunun dışında belgenin aslının Askeri Savcılığa gönderilmesini gerektiren bir durum yoktur."

Belge zarar görebilir • Kenan Evren hakkında iddianame hazırladığı için meslekten ihraç edilen ve AİHM’ye açtığı davayı kazanan eski Savcı Sacit Kayasu, orijinali Ergenekon savcılarına gönderilen “AK Parti ve Gülen’i bitirme planı” belgesinin artık bir kağıt parçası olmadığını söyledi. Sivil savcılığın belgenin orijinalini göndermeme konusunda yetkisinin bulunduğunu kaydeden Kayasu, “O belge çok önemli. Herhangi bir şekilde kaybolursa, yırtılırsa, zarar görürse delil ortadan kalkacağı için tedbir mahiyetinde sivil savcı böyle bir belgeyi göndermeyebilir” dedi. (Sabah)

Genelkurmay isterse HSYK'ya şikayet edebilir • Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın da, meçhul olan ihbarcının gönderdiği mektup ve eklerini kendi yürüttüğü soruşturma kapsamında istediği belirtildi. Ancak Genelkurmay'ın istemesine rağmen, İstanbul Başsavcılığı'nın bu belgelerin asıllarını Genelkurmay'a göndermediği iddia edildi, bu da "Sivil savcılık belgeleri göndermezse ne olur?" sorusunu gündeme getirdi. Sivil savcılığın böyle bir yetkisi bulunuyor, aksi halde Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği, HSYK'dan, sivil savcıların bu tavrının idari yönden soruşturulmasını isteyebilecek. Genelkurmay bu tavrı, "görevi ihmal" olarak nitelendirirse İstanbul savcıları hakkında adli soruşturma yapılıp dava açılması için de Yargıtay Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunabilecek. (Sabah)

Genelkurmayın kapıları tek yönlüdür.. Deliller buraya girer ama buradan çıkamaz..

Ergenekon savcılarından orjinal belgeyi isteyen Genelkurmay savcıların kamera kayıtları isteğini reddetti • 01 Kasım 2009: Ergenekon savcıları, Demokrasiye Müdahale Eylem Planı’nın orjinalini gönderen ihbarcı subayın ihbar mektubundaki “12 Haziran 2009 günü sabaha karşı saat 04.30’da Albay Dursun Çiçek’in ofisinde evrak temizliğine başlandı” iddiasını araştırmak için Genelkurmay Adli Müşavirliği ve askeri savcılıktan “o güne ait kamera kayıtlarını”, “personel giriş çıkış sistemi dökümünü” ve 35 adet bilgisayarı istemişti. Ancak, savcılara verilen yanıtta “güvenlik gerekçesiyle” kayıtların verilemeyeceği bildirildi. (Star)

Zekeriya ÖzErgenekon savcıları orjinal belgeyi gönderme talebini reddetti: Soruşturma yetkisi bizde • Ergenekon savcıları, 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı'nın orjinalini ısrarla isteyen askeri savcılığa olumsuz yanıt verdi. 'Yetki bizim' denildi. Genelkurmay Askeri Savcılığı, İrticayla Mücadele Eylem Planı Belgesi’nin aslını istediği Ergenekon savcılarından olumsuz yanıt aldı. Adli Tıp’ın “İmza Dursun Çiçek eli ürünü” raporuna rağmen Askeri Savcılık, bir de Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nda inceletmek için belgenin orijinalini talep etti. Ancak “yetki bende” diyerek soruşturmayı kendisinin yürüteceğini vurgulayan Ergenekon Savcıları, orjinal belgenin renkli fotokopisinin üzerine “aslı gibidir” damgası vurarak askeri savcılığa gönderdi. Ergenekon savcılarının işlenen suçun; Anayasa, hükümet ve Meclise karşı olduğunu belirterek, belgenin aslını “suç delili” diye kilit altına aldı.

Genelkurmay belgeyi dördüncü kez istedi • 06 Kasım 2009: Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'ndaki haftalık basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Tuğgeneral Çubuklu, belgeyle ilgili Askeri Savcılığın yürüttüğü soruşturmanın, ''Karargahta böyle bir belge hazırlanıp hazırlanmadığı, haberin yayımlandığı gün orijinalinin imha edilip edilmediği, bilgisayar kayıtlarının temizlenip temizlenmediği ve bu suretle delillerin karartılıp karartılmadığı'' konularında olduğunu ve soruşturmanın halen devam ettiğini kaydetti. ''Bu çerçevede Askeri Savcılık delil niteliğindeki belgenin aslını İstanbul Cumhuriyet Savcılından üç kez istemiştir. Birincisinde fotokopisi gelmiştir. Diğerlerinde cevap gelmemiştir'' diyen Tuğgeneral Çubuklu, mevzuatlar kapsamında, Askeri Savcılığın, aynen Cumhuriyet Savcılığı gibi yapmakta oldukları soruşturma ile ilgili ihtiyaç duydukları her türlü bilgi ve belgeyi gerek kamu görevlilerinden gerekse özel kuruluşlarından istemekle yetkili olduğunu söyledi. Kendilerinden bilgi ya da belge talep edilen kamu görevlilerinin ve özel kuruluşların da bunlara en kısa sürede cevap vermekle yükümlü olduklarına dikkati çeken Tuğgeneral Çubuklu, ''Ancak, var olduğu iddia edilen ıslak imzalı belge henüz Askeri Savcılığa gönderilmemiştir. Bu nedenle belgenin tekrar aslının gönderilmesi istenmiştir. Askeri Savcılık olayın diğer yönlerini de şu an araştırmaya soruşturmaya devam etmektedir'' diye konuştu. TSK'nın her zaman hukuk sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden yana olduğunu vurgulayan Tuğgeneral Çubuklu, ''Bu nedenle kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla suç işledikleri sabit olmayan kişilerin peşinen suçlu olarak ilan edilmesi suretiyle evrensel hukuk ilkelerinin çiğnenmesini de üzüntüyle izlemekteyiz'' dedi. (Zaman)

Genelkurmay'ın açıklamaları çelişkilerle dolu • 07 Kasım 2009: Çubuklu'nun sivil savcıların taleplerinin hepsinin karşılandığını söylemesi garip karşılandı. Zira, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın sorgu için çağırdığı 5 er hala gönderilmedi. Ergenekon savcıları, belgenin imha edildiği güne ait kamera kayıtlarını da talep etmişti. Bu talebe de cevap verilmemişti. Üçüncü olarak, askeri savcılık ilk soruşturmasında belgenin içeriğini ve gerçek olup olmadığını değil 'kim tarafından sızdırıldığını' araştırmıştı. Askeri savcılık ayrıca, Albay Dursun Çiçek'in farklı imza kullanmasını bile 'kovuşturma' konusu olarak görmemişti. Ayrıca, Genelkurmay'ın personeli hakkında işlem yapması için belgenin orijinaline ihtiyacı yok. Onaylı sureti yeterli. Sivil savcılığın, suç delilinin görev alanına girdiği iddiasıyla belgenin aslını gönderme zorunluluğu da yok. Sivil savcılık, soruşturmanın gizliliğini sağlamakla yükümlü.

Hukukçular da Genelkurmay açıklamalarına sert tepki gösterdi: Hukukçular: Yetkili makam sivil savcılık  • Genelkurmay'ın 'İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın belgenin aslını göndermediğini' açıklaması hukukçuların tepkisine neden oldu. Soruşturmada yetkinin sivil savcılıkta olduğunu anlatan Anadolu Hukuk Derneği (AHUDER) Başkanı Süleyman Gürkök, "Askeri savcılığın işlem yapması için belgenin onaylı sureti yeterli. Aslına gerek yok" diyor. Gürkök'ün konuyla ilgili görüşleri şöyle: "Bir hukukçu olarak Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın belgenin aslının kendilerine gönderilmesi konusundaki ısrarın nedenini anlayamıyorum. Kanunlarımıza göre soruşturmayı yapma yetkisi sivil savcıya ait. Sivil savcının, Genelkurmay Askeri Savcılığı'na kendi personelini ilgilendirdiği için gereğinin yapılmasını içeren dosyadan onaylı bir suret göndermesi yeterli. Savcılık raporu gönderdiğini, onaylı suret gönderdiğini söylüyor. Genelkurmay'ın sivil savcının gönderdiği 'aslı gibidir' yazan onaylı belgeler ve raporla gerekli idari tedbirleri almalı ve sorumlular hakkında yasal işlemleri derhal başlatması gerekir."

Belgenin aslı ile sureti arasında fark yok • Emekli hukukçu Albay Durmuş Türemen ise 'Genelkurmay'ın sivil savcılara güvenmemesinin çirkin bir davranış olduğunu anlatıyor. Türemen, "Kurumlar arasında güven ilişkisinin böyle kırılması hoş bir şey değildir. Genelkurmay bilgi vermiyorsa bu çirkindir. Bir belgenin aslıyla, Ergenekon'u soruşturan savcının ön yazı ile 'belgenin aslı bendedir' demesi arasında bir fark yoktur. Devletin savcısı kimseye kumpas kurmaz. Bir belgeyi Genelkurmay'ın aleyhine de kullanmaz. Genelkurmay'ın 'sana güvenmiyorum, belgelerin asıllarını gönder' demesi çirkindir. Öte yandan, Ergenekon savcıları da soruşturma kapsamında bazı kamera kayıtlarını Genelkurmay'dan istedi, ancak onlar da göndermedi. Devletin savcısı istiyorsa Genelkurmay'ın belgeleri göndermesi gerekiyor. Bu alışkanlıkların bir anda değişmesi zaman alır." diyor. Prof. Dr. Mehmet Altan ise "Genelkurmay Başkanlığı'nın artık söylediklerini ciddiye almıyorum. Hele belgenin orijinali ortaya çıktıktan sonra Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı açıklamaları bir bilgilendirme olarak değil 'yönlendirme' algısı görüyorum." açıklamasında bulunuyor. (Zaman)

Sivil savcılık belgenin aslını gönderemez. Belgenin aslı bir tanedir. Bulundurma yeri de yetkili mahkeme ya da yetkili savcılıktır • Hukukçular Birliği Vakfı Başkanı Avukat Sinan Kılıçkaya: Esasında askeri savcılığın o belgenin orijinalini istemesi hukuka aykırı idi. Çünkü bu konu açık ve net bir şekilde sivil yargının görevidir. Dolayısıyla belgenin askeri savcılığa gönderilmemiş olması, hukuken olması gerekendir. Aksi halde sivil savcılar görevlerini ihmal etmiş olurlar. Askeri savcılığın istemesi hukuka aykırıdır. Fotokopilerini gönderebilir. Aynı zamanda kriminal sonuçlarıın da gönderebilir sivil savcılık. Ama belgenin aslını gönderemez. Çünkü belgenin aslı bir tanedir ve bir yerde bulunur. İki yerde bulunma şansı yoktur. O da yetkili mahkeme ya da yetkili savcılıkta bulunması gerekir.

'Aslı gibidir' yeterli • Demokrat Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Halil Doğan: Soruşturma sivil yargıda yürürken, Genelkurmay Başkanı'nın 'kağıt parçası' diye nitelendirdiği belgeyi, askeri savcının talep etmesi yerinde değildir. Bu konudaki soruşturma yetkisi tamamıyla sivil mahkemelerdedir. Yürürlükteki mevzuat sivil savcılara yetki ve görev vermiştir. Sivil savcının belgenin aslı gibidir diye onayladığı fotokopisi de askeri savcıya belge muhtevası hakkında yeterli bilgiyi vermektedir. Askeri savcının ısrarını anlamsız ve hukuka aykırı buluyorum. Ülkede maalesef askeriye kendisini ülkenin sahibi görerek her şeyi kontrolü altında tutmak istemektedir. (Yenişafak)

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | İhbar Mektubu'nun tam metni

Askerlerin soruşturmalara müdahalesi | Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi

(31 Ekim 2009, 16:15), son güncelleme: (07 Kasım 2009)

Dursun ÇiçekIslak direniş: Bir inat uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor
Ergenekon'un idhar (henüz ele geçmemiş) kadrolarının hazırladığı 'Kontrgerilla Belgesi'nin orjinal olduğu ve Genelkurmay'da hazırlandığının ortaya çıkmasıyla patlak veren 'Islak İmza' skandalı ibret verici gelişmelere sahne oluyor. Başını CHP'nin çektiği Ergenekoncular çırpındıkça batıyor. 'Islak imzanın birebir taklit
edilebileceği' şeklindeki tüm dünya kriminologlarını bile şaşırtan bilimdışı iddialarıyla traji-komik bir görüntü oluşturan bu çevreler, şok belge içeriğinin tartışılmaması için dikkatleri başka tarafa çekerek konuyu saptırmaya ve siyasi alana çekmeye çalışıyor. Islak imzalı belgeyi sulandırmak için Adli Tıp raporunun teamüllere aykırı şekilde ve hükümetin güdümünde hazırlanmış siyasi bir rapor olduğu iddiasını gündeme getiren CHP'lilerle Akşam ve Vatan gazetelerine uzman kriminologlardan sert tepki geldi.

İhtisas Dairesi uzmanlarını şaibe altında bırakan haberleri kasıtlı bulan Adli Tıp uzmanları, prosedür dışında herhangi bir uygulama olmadığını kaydetti. Belgeyi inceleyen ve bir hafta önce kurumda görevlendirildiği belirtilen Uzman Doktor Mehmet Akın, bu birimde yıllarca görev yapan tecrübeli bir isim. İstanbul'da uzun süre görev yapmasının ardından kendi isteğiyle Nevşehir'e atandı. Yaklaşık 3 ay önce Ankara Adli Tıp Grubu'nun başına getirildi. Eski Adli Tıp Başkanı ve Adli Tıp Uzmanlar Derneği Başkanı Ferhat Gürpınar, "Ben hem kurumda çalışmış olan birisiyim hem de dernek başkanıyım. Biz dernek olarak zaman zaman Adli Tıp'ın uygulamalarını eleştirdik fakat bu olayda herhangi bir usulsüzlük yok." dedi. Hukuk ve Adalet Derneği Başkanı Ayhan Gültekin ise söz konusu gazeteleri, 'işi özünden saptırmaya çalışmak'la suçladı. Gültekin, şunları kaydetti: "Bu belge nasıl ortaya çıktı diye konuşmuyorlar da neden basına yansıdı, kim ihbar etti, niye şimdi gibi konuları konuşuyorlar. Bu tamamen suçluluk psikolojisinin getirdiği bir şeydir. Önemli olan belgeyi kimin incelediğinden ziyade belgedeki imzanın gerçek olup olmadığıdır. Ali değil de Mehmet yapmış incelemeyi bunların önemi yoktur. Bu tip iddialarla olayı örtbas etmeye çalışıyorlar." (Zaman)

Bu kadar açık bir belge bile CHP'lilerce siyasi alana çekiliyor ve Ergenekoncu cunta gözlerden kaçırılmaya çalışılıyor • Genelkurmay'da hazırlanmış olduğu, ıslak imzalı aslının ortaya çıkmasıyla kesin olarak anlaşılan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı inkar etmek ve konuyu saptırmak için Ergenekoncu çevrelerin bin dereden su getirme çabası sürüyor. Haziran ayında Ergenekon sanığı Avukat Serdar Öztürk'ün ofisinde fotokopisi ele geçen ve 1 hafta sonra Taraf gazetesinde yayınlandığında Türkiye'yi sarsan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' ya da diğer adıyla 'İrticaya Karşı Eylem Planı'nın ıslak imzalı aslı 23 Ekim 2009 tarihinde ortaya çıktı. Daha doğrusu basına bu tarihte yansıyan olayın aslında 23 Ekim'den yani basına yansımasından 12 gün önce yaşandığı, Belgenin fotokopisinin Taraf gazetesinde yayınlanması üzerine paniğe kapılan Genelkurmay'daki üst düzey subayların evrakları ve bilgisayar harddisklerindeki bilgileri imha etmeye başladıklarını ileri süren ve belgenin hazırlanmasında rol aldığını iddia eden Genelkurmay'daki adını vermeyen bir subayın, bu ve diğer bazı belgeleri hemen gizlice alarak imha edilmekten kurtarabildiğini ve diğer bazı vahim iddialarını da içeren bir ihbar mektubuyla birlikte Ergenekon savcılarına gönderdiği ortaya çıktı.

Adli Tıp raporuyla imzanın Albay'a ait olduğu belgelendi • Ergenekon savcılarının da ıslak imzalı belgeyi alır almaz Adli Tıp'a göndererek daha bu gelişmeler kamuoyuna yansımadan imzanın belgeyi hazırlayan Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu tespit ettikleri anlaşıldı. Savcıların daha sonra Genelkurmay'a başvurarak Albayın ve ihbar mektubunda adı geçen birçok subayın ifadesini almak istedikleri, ancak Genelkurmay'ın olay basına yansıyıncaya kadar savcılara cevap vermediği hatta askeri savcılık kanalıyla bir şekilde örtbas teklifi yaptığı ileri sürüldü. Orjinal belgenin basına yansımasıyla Türkiye adeta bir deprem daha yaşadı. Dikkat çeken bir ayrıntı da Ergenekon soruşturmasını eleştirmeleriyle tanınan bazı gazetecilerin skandal olay üzerine görüş değiştirmelerine karşın başını CHP'lilerin çektiği bazı çevrelerin ise şok belgeyi tartışmak yerine belgenin ortaya çıkma zamanlamasını ya da başka ayrıntıları tartışmaya açmaları oldu.

Kriminologlar CHP'yi ikna edebilmek için yeni bir mukayese kriteri daha bulmalı • CHP'liler, 'Islak İmza' olayının Adli Tıp'ta kontrolünden 1 hafta önce hükümetin kuruma üç uzman atadığını dolayısıyla ıslak imza'nın Albay Çiçek'e ait olduğunu tespit eden Adli Tıp raporunun siyasi ve güvenilmez olduğunu iddia ettiler. Bu çevrelerin son iddiası ise komedi filmlerini hatırlattı: 'Albay'ın ıslak imzası taklit edilmiş olabilir.' Tüm dünya kriminologlarını şaşırtan bu iddianın ileri sürülebilmiş olması Ergenekoncu çevrelerin bilimsel gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyuyor. İmza sahibi Albay Çiçek'in avukatı tarafından başlatılan bu iddiaya göre, 'Islak İmza Makinesi' adı verilen 1000 Dolarlık bir makineyle Albayın imzası kolayca taklit edilebilirdi ve bu olayda da edilmişti. Türkiye'nin varlığını Ergenekoncular sayesinde öğrendiği bu makine için yurtiçi ve dışından çok sayıda uzmanın görüş açıklamasıyla bunun kesinlikle doğru olmadığı ortaya çıktı.

Denize düşen makineye sarılır • Makine şeklen bir imzayı benzetebilirdi ancak gerçek imzanın bazı özelliklerini, özellikle de basınç sonucu kağıtta oluşan derinlikleri kesinlikle taklit edemiyordu. Oysa kriminal incelemelere tabi tutulan bir ıslak imza, o şahsa ait örnek imzalar ile çok farklı açılardan mukayese edilmektedir: Tersim tarzı, işleklik derecesi, istif, eğim, doğrultu, hız, seyir, alışkanlıklar ve baskı derecesi. Bu farklı açıların tamamını taklit etmek tüm uzmanların ortak kanaatiyle imkansızdır ve Komplo Belgesi'ndeki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'in el ürünü olduğu, tüm bu mukayese kriterlerini karşılaması neticesinde kesin olarak belirlenmiş ve "205 / 16.10.2009 57814-9760 / 8014" No'lu Adli Tıp raporuyla açıklanmıştır.

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz | İhbar Mektubu'nun tam metni

CHP ve Ergenekon davası manşetlerimiz | Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

Abdullah Harun, (31 Ekim 2009, 13:15)

İlker BaşbuğHıfzı ÇubukluKurmayların Cunta Belgesi için kurban seçim telaşı
Kurban bayramı yaklaşırken Genelkurmay’ı da hummalı bir çalışma sardı. Herkes planın Başbuğ’un emriyle hazırlandığını biliyor. Islak imzalı orjinal belgenin ortaya çıkmasından 1 hafta önce sitemizde alıntıladığımız ve emekli veya muvazzaf askerlerin yazılarının yayınlandığı oguzyurdu.com sitesindeki Kürşat Bahadıroğlu imzalı yazı, Genelkurmay'daki evrak işleyişini bilenlerce Başbuğ'un Komplo Belgesi'nden habersiz olmasının imkansız olduğunu işliyordu. Siteye bu yazıyı gönderen ya da kaynaklık eden de belki ihbar mektubunu gönderen subay olabilir. En üst komutan olan Başbuğ yerine şimdilik, kurban seçilen Albay Çiçek ya da belki birkaç subay daha yargıçlara gönderilecek. Amaç, davayı Ergenekon savcılarından bir şekilde kopararak askeri mahkemeye kaydırmak. Yine de Org. Başbuğ’a ‘kesin gidici’ gözüyle bakılıyor.

Ankara hareketli günler yaşıyor. İrticayla Mücadele Eylem Planı belgesinin orijinalinin ortaya çıkmasıyla Genelkurmay Başkanlığı’nda ışıklar neredeyse hiç sönmüyor. Karargahta hummalı bir çalışma var. Bu çalışmanın amacı, orijinal belgenin ortaya çıkmasıyla, askeri savcılığın olaya tekrar el koyup, gerçekleri ortaya çıkarması değil. Karargah’taki herkes bu belgenin Orgeneral İlker Başbuğ’un emriyle hazırlatıldığını biliyor. Çalışmanın ve ışıkların sönmemesinin tek bir nedeni var. Bu sorumluluk kimlerin üzerine yıkılacak ve Orgenerallere varmadan bu iş nasıl kapatılacak.

Akşam ve Vatan'a 5 soruyu veren 'üst düzey' belli oldu • Akşam ve Vatan’ın beş sorusu Çubuklu’dan hukuki olarak bu işin nasıl kapatılacağı görevi Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’ya verildi. Çubuklu ilk adım olarak medyadan bazı isimlerle irtibata geçti. Kamuoyuna Vatan ve Akşam gazeteleri tarafından yansıtılan beş soru, Çubuklu tarafından hazırlandı. Bir gazeteye telefonla direkt, diğer bir gazeteye ise dolaylı yolla sorular iletildi. Bir gün sonra da bu sorular iki gazetede yer aldı. Çubuklu şu sıralar bununla da yetinmiyor. Başbuğ’a hukuki olarak bu işin içinden nasıl çıkacakları yönünde rapor üzerine rapor hazırlıyor.

Anayasa Mahkemesi’ne baskı mı? • Başbuğ’un Çubuklu’dan tek isteği var. Soruşturmanın Ergenekon savcılarından alınıp, askeri savcılığa devredilmesi için tüm yolların denenmesi. Çubuklu bir yandan gazetecileri ararken, diğer yandan da askerlere sivil mahkemenin yolunu açan yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’nde görevli bazı üyelerle görüşüyor. Karargah’ın sütten ağzı yandığı için bu görüşme sonuçları “sözlü rapor” olarak üst makamlara rapor ediliyor. Çubuklu bu çalışmaları yaparken, Karargahtaki diğer görevliler de boş durmuyor.

Dursun ÇiçekKarargah’taki toplantıda alınan bir dizi karar • Önceki gün Karargah’ta ilginç bir toplantı yapıldı. Toplantıya Başbuğ ve orijinal belgeyi savcılara gönderen subayın mektubunda yer alan isimlerin büyük bölümü katıldı. Sinirler gergin, suratlar oldukça asıktı. Toplantının iki gündem maddesi vardı. İlki, bu belgenin karargahtan kim tarafından nasıl çıkarıldığı, ikincisi ise bu işten nasıl kurtulunacağı. İlk soruya cevap bulunamadı. İkinci gündem maddesi hakkında ise çeşitli fikirler ileri sürüldü. Toplantı sonunda bir dizi karar alınırken, yol haritası da belirlendi.

Albay Çiçek teslim edilecek • Karargah’taki görevliler arasında “Başbuğ’un manevi oğlu” olarak bilinen Albay Dursun Çiçek’in “ipinin çekilmesi” toplantı sonucu kesinleşti. Çiçek, sivil yargıçlara teslim edilecek. Kamuoyu bununla tatmin olmazsa Çiçek’le birlikte aynı şubede çalışan birkaç düşük rütbeli subay daha sivil savcılığa gönderilecek.

Kurmayları korkutan bir belge daha var • Toplantıda ilginç bir de belge gündeme geldi. Bu belgeyle ilgili de Karargah endişeli. Dışarı sızıp sızmadığını bilmiyorlar. Belge resmi olarak kayıtlarda olduğu içinde imha edilemiyor. “İrticayla Mücadele Eylem Planının ardında bulunan tüm isimler bu belgede saklı. Bu belge ortaya çıksa da çıkmasa da Karargah’ta Orgeneral İlker Başbuğ’un gideceği tahmin ediliyor. (Taraf)

'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz

Askerlerin soruşturmalara müdahalesi | Askerlerin organize şekilde Ergenekon savcılarından delil kaçırmaları

Karargah Evleri soruşturmasının askerlerce savsaklanması | Şemdinli Davası'nın askerlerce örtbas edilmesi

Abdullah Harun, (29 Ekim 2009, 17:00)

ERGENEKON DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!..
Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli değil.

Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren, silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah, dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır bölen ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları sürece unutamayacakları tarifsiz evlat acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye zarar veremez!

Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz. Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz! Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin. Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve bilgilerde!..

Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?

Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve kolaylıklar dileriz.


Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)

Kontrgerilla, Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye Ediliyor?
Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil, Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır:..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist değildir. Din devrimine de karşıdır...Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı Şemdinli ol subayları buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik  Deliller  sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan  Ö.H.Dairesi  sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki güncel haberleri aktaran  Manşetlerimiz  sayfamızı ve tabi  forum  bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.

Ergenekon soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve “daha ileriye gitmeyin” demektedir. Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in, “Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli tertiplerden duyduğu korku” , bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye haykırırken dile getirdiği: “Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.” sözleri de diğer bir net açıklamadır.

Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan sapmayan, ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan, darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100 yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek nesillere kalmadan bizler de görürüz!..

Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008), son güncelleme: (13 Ekim 2008)


Kontrgerilla, Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası, siyasi terör Komando - 4.51kB olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler, Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri... Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler oluyor, ama ne ?.. 

1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun şekilde gündemimize soktu. Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri, ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?.. 

Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz. 

Bizi izlemeye devam edin...

Abdullah Harun
13 Ağustos 2001

En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir. Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.