Ana Sayfa
Tarİhçe
F.Meçhuller
Faİller
Garİplİkler
Delİller
MeclİsRaporu
Yok mu?
Ö.H.Daİresİ
Örgütlenme
Yenİ Hedef
Laİklİk
Tasfİye
Susurluk
Arşİv
Kİtaplar
A.Harun
İletİşİm
Dİğer
ManŞetlerİmİz
TARTIŞMAFORUMU
13.08.2001 'den beri:
 Ziyaretçi:  423837
Türkiye Sivil Toplum Platformu'nun TBMM'ye yönelik cuntacı baskılara karşı manifestosunu okumak için tıklayın
b7s1
 Adresimiz www.kontrgerilla.com veya kontrgerilla.brinkster.net veya ergenekon.ws şeklindedir. Emektar adresimiz www24.brinkster.com/aharun hizmetini sürdürmektedir.
AnaSayfa | Tarih | FMeçhul | Fail | Gariplik | Delil | TBMM | Yokmu | ÖHD | Örgüt | YeniHedef | Laiklik | Tasfiye | Susurluk | Arşiv | A.Harun | İletişim | Diğer | Manşetler | Forum | İHBAR ET
Ergenekon soruşturmasını engelleme çabalarıErgenekon soruşturmasında ele geçen silahlar
Üç eski komutana 'Balyoz' sorulacak. Balyoz plan semineri dönemini..
FLAŞ!!! İşte Avcı'ya teyp kırdırtan şok röpörtaj. Taraf gazatesind..
FLAŞ!!! Sorulmayanlar sorulunca Hanefi Avcı teybi parçaladı. Baran..
Islak İmza davası: Savunma ve sorgular tamam, 1 tahliye. Ergenekon..
Duyum değil, işte belgesi: Avcı MİT'i bile dinlemiş. Dinlendiği id..
Savcı Öz, Behçet Cantürk cinayeti dosyasını açtı. Ergenekon Savcıs..
ŞOK!!! Derin yargıda referandum korkusu Öcalan umudu. Daha önce de..
Avcı boşluklar bırakıp çekildi ama tabiat boşluk kabul etmiyor. Es..
Genelkurmay'dan soruşturma: Aslan Paşa'nın suçlu kulakları. Taraf'..
Tuncay Güney tanık yapıldı, 35 soru tekrar soruldu. Ergenekon’da ‘..
Manşetlerin tümünü görmek için tıklayın

Hıfzı Çubukluİnternet andıcında 4 general için talimat gönderildi
İnternet andıcı soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılan Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu, Korgeneraller İsmail Hakkı Pekin ile Mehmet Eröz ve Tümgeneral Mustafa Bakıcı'nın ifadelerinin alınması için talimat gönderildi. Adı geçen generaller daha önce de ifadeye çağrılmış ancak sağlık raporu göndererek ifadeye gelmemişlerdi.

Ergenekon savcılarından Zekeriya Öz tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan bazı generaller henüz adliyeye gelmemişti. İstanbul dışında görevli olan bu generallerin ifadelerinin alınması için talimat yazıldı. Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu, Korgeneraller İsmail Hakkı Pekin ile Mehmet Eröz'ün ifadesi talimatla Ankara'da, Tümgeneral Mustafa Bakıcı'nın ise Diyarbakır'da alınacak. Talimatlar bugün gönderildi. Savcı Öz tarafından yürütülen soruşturmada 19 kişi ifadeye çağrılmıştı. Eski 1. Ordu Komutanı Hasan Iğsız'ın da aralarında bulunduğu 11 şüpheli Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne gelerek ifade vermişti. Zanlılar savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılmıştı. Ancak Çubuklu'nun da aralarında bulunduğu 4 general sağlık raporu göndererek ifadeye gelmemişti. (Cihan)

Genelkurmay'ın provokasyon siteleri ya da 'internet andıcı' konulu manşetlerimiz

(02 Eylül 2010, 14:47)

Diyarbakır'da 40 STK'dan faili meçhuller yaşanmasın diye 'Evet'
Diyarbakır'da bir araya gelen 40 sivil toplum kuruluşu asit kuyuları ve faili meçhul cinayetlerin bir daha yaşanmaması için 'evet' çağrısında bulundu. PKK'nın referanduma katılmayın şeklindeki boykot çağrılarına karşın, Doğu ve Güneydoğu'da çeşitli illerdeki çok sayıda sivil toplum kuruluşları ve diğer birlikler sık sık ortak açıklamalar yapmış ve referanduma katılarak 'Evet' oyu kullanacaklarını açıklamış bulunmakta.

Yenişehir ilçesi Ofis semtinde bir araya gelen STK'lar adına açıklamayı Bayındır-Memur-Sen Diyarbakır İl Temsilcisi Ali Sabaz okudu. Yıllardır bölgede süre gelen çatışmalar ve şiddet olayları nedeniyle oluşan kaos ortamından en fazla bölge insanın zarar gördüğünü anlatan Sabaz, "Binlerce insanımız hayatını kaybetmiş, çocuklarımız yetim kalmış, köylerimiz boşaltılmış, evlerimiz yakılıp yıkılmıştır. Bu kaotik ortamda ateş düştüğü yeri yakmıştır, telafisi mümkün olmayan zararlar meydana gelmiştir. Bu acıları yaşamış bölge halkı olarak çekimser kalmanın ve hayır demenin haklı bir gerekçesi olamaz." diye konuştu. Mevcut anayasanın toplumsal değişimler karşısında yetersiz kaldığını ve insan haklarını sınırlayıcı maddeler ihtiva ettiğini anlatan Sabaz, "Acilen değiştirilmesi gerektiği konusunda hemfikiriz. Toplumu oluşturan tüm bireylerin eşit, özgür ve adil bir şekilde haklarını kullanabileceği bir anayasa herkesin ortak arzusudur. Yıllardır sürüncemede bırakılan tüm siyasi partilerin ortak arzusu olan anayasa değişikliği kısmi de olsa 12 Eylül'de milletin iradesine sunulacaktır." şeklinde konuştu. Sabaz, Kürt sorunu, başörtüsü ve inanç özgürlüğü gibi birçok önemli konudaki yetersizliklerine rağmen referandumda şu gerekçelerle evet diyeceklerini söyledi: "Daha özgür ve yaşanabilir bir ülke için, her türlü vesayetçi anlayışın kalkması için, şeffaf ve denetime açık bir devlet anlayışı için, çocuklarımıza ve gençlerimize daha güzel bir gelecek bırakmak için ve faili meçhul cinayetler, asit kuyuları, köy boşaltmaları, akan kanın durması için. Cunta anayasasının, siyaset ve halk idaresi üzerine yerleştirdiği vesayet sistemlerine son vereceğinden dolayı İslami ve insani hak ve özgürlüklerin gelişiminden yana olan sivil toplum kuruluşları olarak eksikliklerine ve yetersizliklerine rağmen 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan referanduma tüm halkımızı evet demeye çağırıyoruz."

İşte 40 STK • Açıklamaya imza atan STK'lar şunlar: "Anadolu Gençlik Derneği, Ay-der, Bağıvar-der, Bayındır Memur-sen, Bem-Bir-Sen, Birlik haber sen, Büro-Memur-Sen, Cami-der, Can Suyu, Dicle Fırat Diyalog Grubu, Di-der, Din-Bir-Sen, Diyanet-sen, Diyarbakır İnsani Yard. Derneği, Düşünce ve İnşa Hareketi, Eğitim-bir-Sen, Emekli-Bir-Sen, Enerji-Bir-sen, Gönül Köprüsü, Hayat der, Hu-der, Hür der, İkra der, İlim der, İlim ve Ahlak, İmam-Hatip der, İnsan ve Erdem, İrşad der, Köy-der, Kültür memur-sen, Memur-sen, Sağlık-Sen, Sahabe-der, Şefkat-der, Şura der, Toç-Bir-Sen, Ulaştırma memur-sen, Yeni İhya Der, Diyarbakır Ensar Vakfı, Öğ-der ve İmam-Hatip Yardımlaşma Dayanışma Derneği." (Cihan)

Muş'ta DSP'ye şok: İl Başkanı 7300 üyeyle birlikte istifa etti • DSP Muş İl Başkanı Mehmet Ek ile aralarında belediye başkanı, belde ve ilçe başkanlarının da bulunduğu 7 bin 300 üye, 12 Eylülde yapılacak halk oylamasına ''evet'' demek için partisinden istifa etti. Ek, ilçe başkanları ve parti üyeleriyle il binasında düzenlediği basın toplantısında, teşkilat olarak, partiden istifa ettiklerini belirterek, aydınlık yarınlar, cuntasız ve Ergenekonsuz bir Türkiye için referanduma ''evet'' diyeceklerini söyledi. 1990 yılından itibaren, DSP'de, Bülent Ecevit'in ''Anadolu solu'' dediği ''inancı hak, adaleti mutlak'' olduğuna inandıkları felsefi anlayışa siyasi katkılar sunarak hizmet ettiklerini belirten Ek, Bülent Ecevit öldükten sonra parti yönetimine, kurumsal bir parti, 55 bin kayıtlı gönüllü üye bıraktığını ifade etti. Ek, geçen sürede, DSP'nin genel başkanları ve yönetim kurulunun bir arpa boyu kadar başarı sağlayamadıklarını, hatta partinin bölünüp dağılmasına sebep olduklarını ileri sürdü. Sivil anayasaya, çağdaş demokrasiye ''hayır'' diyenlerin, 12 Eylül anlayışına hizmet ettiğini ifade eden Ek, ülkenin 100 binlerce evladının pis kurşunlara hedef olurken, ezber bozmayan muhalefet partilerinin AK Parti'ye ve söylemlerine cevap yetiştirmekle mükellef olamadığını belirtti. Mehmet Ek, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''Bu ülkede 'her şeyin sahibi benim, ben devletim, dilediğimi yaparım' mantığı 'hayır'da buluşanların mantığıdır. Bu mantıkla hareket eden siyasetçi ve bürokratları tanıdıkça, AK Parti'ye ve Recep Tayyip Erdoğan'a daha çok saygı duymaya başladık. Sonuç itibariyle, iflas etmiş paradigmaya, bu yoz anlayışlara, haksız hukuksuz gidişata 'dur' demek adına, DSP il, ilçe, belde teşkilatlarımızla belediye başkan ve encümenlerimizle partimizden aday olmuş, seçilmiş veya seçilmemiş bütün arkadaşlarımızla beraber, 7 bin 300 kayıtlı üyemizle birlikte, topluca aydınlık yarınlar adına, cuntasız, Ergenekonsuz, hukukun üstün olacağı bir Türkiye adına referandum sürecinde 'evet' diyerek katkılarımızı sunacağız. Bu onurlu yürüyüşe destek vermek adına, topluca DSP'den istifa ediyoruz.'' Ek, istifa dilekçelerini de topluca posta aracılığıyla parti genel merkezine gönderdiklerini bildirdi. (Habertürk)

CHP'nin referandum afişindeki başörtüsü skandalı • CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Başörtüsünü biz çözeriz." şeklindeki sözlerinin ardından CHP'nin 12 Eylül'deki halkoylamasına yönelik billboardlara astığı afişler, vatandaşların tepkisini çekti. Tepkiler üzerine apar topar kaldırılan afişlerdeki "AKP'nin Hazırladığı Anayasa Paketine Neden Evet" başlıklı bölümde tepki çeken ifadelerden bazıları şöyle: "Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmesi için Evet... Ulu önderimiz Mustafa Kemal'i tarihten silmek için Evet... Yetim hakkı yemekten dosyaları bulunan Recep beyi kurtarmak için Evet... Bebek katilini kurtarmak için Evet... Parçalanacak topraklarımızda Kürdistan'ın kurulması için Evet..." (Cihan)

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

(02 Eylül 2010, 13:56)

Fuhuş soruşturması: İki amiral ifade verdi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın asker ve bürokratlara şantaj yaptıkları gerekçesiyle fuhuş çetesine yönelik başlattıkları soruşturma kapsamında Koramiral Deniz Cura ile Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz, 'müşteki' olarak Ankara'da talimatla ifade verdi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın asker ve bürokratlara şantaj yaptıkları gerekçesiyle fuhuş çetesine yönelik başlattıkları soruşturma kapsamında bir koramiral ile bir tümamiral "müşteki" olarak Ankara'da talimatla ifade verdi. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nın daveti üzerine yaklaşık üç saat boyunca bilgilerine başvurulan Koramiral Deniz Cura ile Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz'in, çeteden şikayetçi oldukları öğrenildi. Soruşturma kapsamında önümüzdeki günlerde Tuğamiral Şafak Yürekli'nin de ifade vereceği öğrenildi. (Sabah)

Fuhuş Çetesi soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

(02 Eylül 2010, 13:40)

İkinci Ergenekon davası: Bazı sanıklar salonu terketti
İkinci 'Ergenekon' davasının 78. duruşması bugün Silivri'de görülüyor. Duruşma başladığında söz alan sanıklardan Mustafa Özbek mahkemeye eleştirilerde bulundu. Ancak konuşmasına bağırarak devam eden Özbek uyarıları dinlemeyince salondan çıkarıldı. Bunun üzerine bazı sanıklar da salonu terketti. Devam edilen duruşmada söz alan avukat ve sanıklar, davanın giderek uzadığını, sonunun görünmediğini, tutukluluk hallerinin cezalandırmaya dönüştüğünü belirterek mahkeme heyetine güvenmediklerini ve çekilmesini istediklerini ifade ettiler. Duruşma, sanık Neriman Aydın'ın savunmasına devam etmesiyle sürüyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde oluşturulan salonda görülen 36'sı tutuklu toplam 108 sanığın yargılandığı İkinci Ergenekon davasının bugünkü 78. duruşmasına, gazeteci Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay'ın da aralarında bulunduğu tutuklu 29 sanık katıldı. Tutuklu yargılanan eski Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Cengiz Köylü, Mustafa Dönmez, Oğuzhan Sarıoğlu ve Ersiz Gönenci ise duruşmada katılmadı. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün yıllık izinde olması nedeniyle üye hakim Hasan Hüseyin Özese'nin başkanlık yaptığı duruşmada, tutuklu sanık Neriman Aydın'ın savunmasına devam etmeden önce bazı sanıklar usule ilişkin beyanda bulundu. Tutuklu sanık Mustafa Özbek, 20 aydır cezaevinde olduğunu belirterek, ''Sorgum yapılmadı. Hangi hukuka göre bunu yapıyorsunuz? Mektuplarla, gizli tanıklarla tutukladınız'' dedi. Hasan Hüseyin Özese ise bunun usule ilişkin olmadığını, talepler alınırken bu yönde beyanda bulunabileceğini söyledi. ''Bizi burada neden tutuyorsunuz? Size güvenimiz yok. Çekilmenizi istiyorum'' diyen Özbek, daha sonra ''Tiyatro gibi... Mahkemeden çıktı burası.. Doğru dürüst yargılama yapın. Böyle mahkeme olmaz. Allah'tan korkun'' şeklinde bağırarak konuşmaya devam etti.

Bazı sanıklar salonu terketti • Mahkeme başkanının, "Konu anlaşılmıştır. Buyurun yerinize." diye birkaç kez uyarıda bulundu. Uyarıya rağmen Özbek'in sesini yükseltmesi üzerine Başkan Özese, "Bir de dışarı çıkarmak zorunda kalırım." uyarısında bulundu. Özbek'in sesini daha da yükselterek konuşmasına devam etmesi üzerine Başkan Özese, sanık Özbek'in dışarı çıkarılması konusunda jandarmaya talimat verdi. Mikrofonunun sesi kapatılmasına rağmen Özbek yüksek sesle mahkeme heyetine hitaben konuşmaya devam edince duruşma salonundan çıkarıldı. Bu sırada Osman Gürbüz'ün de aralarında bulunduğu bazı sanıklar da salonu terk etti. Duruşmada söz alan tutuklu sanık Emcet Olcaytu da heyetin, savunma haklarını kendi keyfi ölçüleri içerisinde kısıtladığını öne sürerek, mahkemenin ara kararların ayda bir alınacağı yönünde karar verdiğini söyledi. Olcaytu, ''Hiçbir yasa maddesine dayanmadan söz hakkımızı kısıtlayamazsınız. Yasal dayanağı olmadan böyle bir karar aldıysanız, bunun dayandığı yasa maddelerini gösteriniz. Özbek'i dışarıya çıkarttınız. Bunu hangi usul maddesine göre yaptığınızı göstermek zorundasınız. Şimdiye kadar yaptığınız uygulamalarda oy birliği olduğu için çekilme konusunda karar vermenizi istiyorum'' diye konuştu. Hasan Hüseyin Özese ise savunmaların tamamlanması için sanıkların taleplerinin 2 haftada bir alınması yönünde karar verdiklerini, bunun yargılamayı hızlandırmak amaçlı olduğunu dile getirdi.

Balbay'ın konuşması • Gazeteci Mustafa Balbay da duruşmalar yapıldıkça davanın ilerlemediğini ifade ederek, ''En son AK Parti'nin kapatılma davasının dosya ve eklerini istediniz. Böylece 100 klasör daha eklenmesine yol açtınız. Bu davanın sonunu değil biz, çocuklarımız, torunlarımız bile görmeyecek. Bu davanın yükünü artırmaktasınız'' dedi. Balbay, davadaki delillerin büyük ölçüde bilgisayarlardan elde edilmiş dijital veriler olduğunu, mahkemenin öncelikle bunların ne ölçüde hukuki delil olduklarına karar vermesi gerektiğini söyledi. ''Cezayı peşin, hukuku taksitle vermektesiniz'' diyen Balbay, ''Şimdi savunmasını yapan sanık bir dosya daha isterse 'Şu dosya da getirilsin' kararı verilirse o zaman bu dava nasıl ilerleyecek? Yeni dosyalar gelerek davanın uzatıldığını düşünüyorum'' şeklinde konuştu. Hanefi Avcı'nın son kitabında özel yetkili mahkemelerle ilgili olarak tasarrufları ve Türkiye Barolar Birliğinin 30 Ağustosta yayımlanan tutuklama raporuna ilişkin kitaba değinen Balbay, bunların okunmasını tavsiye etti. Balbay, ''Yeni bir suç oluşmakta. Tutuklama suçu. Sizler de kamuoyu önünde neredeyse sanık olmak üzeresiniz'' dedi. Türkiye'de yargılamada normalde yılda 5 duruşma yapıldığına dikkati çeken Balbay, şu ana kadar 15 yıllık duruşmaya değer bir yargılama yapıldığını, hatta yılda 2 duruşma yapılan davalar olduğunu duyduğunu, buna göre de kendi davaları için 20-25 yıllık yargılama yapıldığını kaydetti. Balbay, ''Yol alındıkça yeni davalar bindireceksiniz. En azından delillerin ne kadar hukuki delil olduğunu belirleyin. Çekilme konusunu ciddi olarak düşünmenizi istiyorum'' diyerek sözlerini tamamladı.

Hakim: Çekilme için yasal şartlar oluşmalı • Gazeteci Tuncay Özkan da Türkiye genelinde mahkeme üzerinde güvensizliğin olduğunu gördüğünü, yapılan uygulamalarda da mahkemenin bu güvensizliği doruğa çıkardığını savundu. ''Ankara'daki HSYK tartışmalarına dahil misiniz, değil misiniz? Siz çekilmezseniz bu dava görülmez mi Türkiye'de? Sizin bizi yargılayacağınız konusunda şer'i bir hukuk mu var? Çekilme konusunda karar verin'' diyen Özkan'a Özese, çekilme için yasal şartların gerektiğini ve bu şartların oluşmadığını söyledi. Özkan da ''Ben güvensizliğimi ifade ediyorum. Takdir size ait. Siz olmadan bu yargılama olmaz mı? O zaman sorayım mı, sizi kim görevlendirdi?'' dedi. Konuşmaların ardından Özese, kürsüye çağırdığı Neriman Aydın'a daha önce alınan ara karar gereği savunmasını tamamlaması için öğlene süre verdiğini belirtti. Aydın da kutsal savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek, verilen ara sırasından 1400 sayfa olan savunmasını 170 sayfaya indirdiğini ve izin verilirse bunu bitirmek istediğini söyledi. Duruşma, Aydın'ın savunmasına devam etmesiyle sürüyor. (Zaman)

İkinci Ergenekon iddianamesinde ara | Tüm Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

(02 Eylül 2010, 12:30)

Hem boykot hem 4 müşahit: Amaç boykota uymayanları tespit
Referanduma katılmamaları için çağrı yaptığı halka güvenmeyen PKK, onları kontrol altında tutabilmek için iğrenç bir tuzak planladı. Referandumu boykot eden BDP, sandıklara 4'er görevli gönderiyor. KCK üyelerinden olan bu görevliler boykot kararına uymayan halkı kimlik bilgileriyle fişleyecek...

Anayasa değişikliği referandumunu boykot kararı alan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), halkın sandığa gitmemesi için çalışmalarını sürdürüyor. Parti boykotta ısrar etmesine rağmen sandıklara müşahit (gözlemci) gönderme kararı aldı. Her sandıkta BDP adına 4 müşahit görev yapacak. İddialara göre söz konusu müşahitler özellikle PKK'nın siyasi yapılanması KCK üyelerinden seçiliyor. Bazı isimlere yönelik fişleme faaliyetleri de yoğunlaştırıldı. Örneğin, örgüte yakın çevreler, Bingöl'ün Karlıova ilçesine bağlı Kalencik köyü imamı Musa Bitmez'i boykot'a karşı çıktığı gerekçesiyle hedef gösterdi. Bitmez'in, Mayıs ayında çatışmada öldürülen PKK militanı Fuat Koç için köyde kurulan taziyeye katılmadığı için örgütün hedefi haline geldiği belirtiliyor. Bitmez'in, referandum konusunda da halka boykot yapmayın çağrısında bulunduğu ileri sürülüyor. PKK ve KCK kadrolarının yoğun bir fişleme faaliyeti sürdürdüğü kaydediliyor. Aynı tutumlarını sandık başında da gösterecekler. BDP adına müşahit olarak gönderilecek KCK'lılar sandıklarda fişleme faaliyeti yürütecek. BDP Van İl Başkanı Cüneyt Caniş, müşahit listesini İl Seçim Kurulu'na verdiklerini, görevli sayısının çıkacak izne göre netleşeceğini söyledi. Caniş, "Her sandıkta mutlaka müşahidimiz olacak. Bu sayı, sandık başına bir ile dört kişi arasında değişebilir. Seçim kurulu birer kişi görevlendirirse, biz de onlara yardımcı olacak kişiler görevlendiririz." diye konuştu. Referandumu parti olarak boykot etmelerine rağmen sandıklarda müşahit bulundurmalarını şöyle açıkladı: "Boykot ediyoruz ama sandık hilelerine karşı müşahitlerimizin olması gerekiyor. Her sandık başında adamımız olacak." Öte yandan Hakkari, Van ve Diyarbakır'ın kırsal kesimlerinde, AK Parti'nin görevlendirdiği müşahitlerin tehdit edildiği öne sürülüyor. (Zaman)

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz

(02 Eylül 2010, 11:15)

Selahattin Demirtaş, Turgut KazanSes kaydındaki BDP-Kazan görüşmesi doğrulandı
Bazı Yargıtay üyelerinin internete düşen ses kaydı doğrulandı. Ses kaydında referandumda 'hayır' çıkması için Kürt oylarının garanti altına alınması ve bunun için de BDP'yle işbirliği yapılması isteniyordu. 'Referandumda hayır için Öcalan'a ihtiyaç var' denilen ses kaydında, bu işbirliği teklifini BDP'li yetkililere, Ergenekon sanığı Başsavcı İlhan Cihaner'in avukatı Turgut Kazan'ın ilettiği iddia ediliyordu.

Ses kaydındaki bir önemli ayrıntı da konuyla ilgili olarak avukat Turgut Kazan'ın BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile görüştüğü iddiasıydı. Kayıtta bu bölüm, "Şimdi bu, BDP var ya, bu parti son derece önemli. Bunu geçende Turgut Kazan'la konuşuyoruz. Demirtaş'la görüştü." sözleriyle geçiyordu. Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar, dünkü köşe yazısında bu konuyu ele alırken, "Bugün arkadaşlarımız BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'la görüştü, Kazan'ın arabuluculuk girişimini doğruladı..." ifadelerini kullandı. Turgut Kazan, Ergenekon davası sanıklarından Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in de avukatlığını yürütüyor. Turgut Kazan, iddialarla ilgili soruları cevaplandırmaktan kaçındı. Haberin yayımlanmasına çok sinirlenen Kazan, ilgili soruya telefonda, "Size bunun hesabını soracağım. Bununla ilgili bir basın toplantısı yapacağım. Gücünüz yetiyorsa oraya gelin." şeklinde tehditvari cevap verdi. (Zaman)

Başbakan Erdoğan: Kirli tezgahlar internete düşüyor • Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son günlerde internet sitelerine düşen yüksek yargı üyelerinin konuşmalarına değinerek, kirli tezgâhların ortaya çıktığını söyledi. 'Referanduma evet' mitingleri kapsamında Ağrı Dörtyol Meydanı'nda halka seslenen Başbakan Erdoğan, konuşmasında, son günlerde internet sitelerine düşen yargıçlara ait konuşmalara değindi. Telefon konuşmalarında, milletin üzerinde ne tür kirli tezgâhlar kurulduğunu herkesin bildiğini vurgulayan Başbakan, "Bu ülkede çetelerin beslendiği kirli bataklıkları nasıl kurutuyorsak, terörün beslendiği bataklıkları da tek tek sizlerle beraber kurutuyoruz, kurutacağız. Bu çetelerin kimlerle işbirliğini yaptığını görüyorsunuz. Terör örgütü ile o çeteler arasındaki işbirliğinin nasıl ortaya çıktığını görüyorsunuz. Telefon konuşmalarında benim milletim üzerinde ne tür çirkin tezgâhlar kurulduğunu görüyorsunuz. Hakimler savcılar kimlerle neler yapıyormuş, şuyuu vukuundan beter. İşte bu kirli tezgâhlar ortaya çıkıyor. Millete kurulmuş bu çirkin tuzaklar bozuluyor." dedi. (Sabah)

Yağmasa da gürledi: Yargıtay Başkanından sert tepki • Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili bir açıklama da Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'den geldi. Gerçeker, "İçerik olarak bunlar çok çirkin beyanlar. Gereği ne ise yapılacak" dedi. Ses kaydındaki üyelerin daha önce de Başsavcı Cihaner davasının Erzurum mahkemesinden nasıl koparılarak Yargıtay'a alınacağını konuştukları bir başka skandal ses kaydı ortaya çıkmıştı. Yargıtay Başkanı Gerçeker o ses kaydıyla ilgili olarak da, konuyu soruşturuyoruz demişti. O tarihten beri soruşturmadan herhangi bir sonuç çıkmadı ve kamuoyuna bugüne kadar herhangi bir açıklama da yapılmadı. Bu kez de aynı şekilde davranılarak olayın soğutulacağı ve tartışmaların yatışmasının bekleneceği, ses kaydındaki üyelere karşı hiçbir adımın atılmayacağı ileri sürülüyor.

Gerçeker: Yasal olmayan dinlemeler yapılıyor • Yargıtay Başkanı Gerçeker, Yargıtay'a girişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin "Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarına ilişkin bir işlem yapıp yapmadıklarını" sorması üzerine, Gerçeker, basında konuya ilişkin haberler yer aldıktan sonra olaya el koyduklarını ve gerekli talimatları verdiğini, soruşturmanın, araştırmanın yapıldığını söyledi. Adli tatil dolayısıyla nöbetçi başkanvekili ve heyetin yasal olarak gerekli her şeyi yapacağını ifade eden Gerçeker, "Basında çıkan konuşmalar yasal mıdır, hukuki geçerliliği var mıdır, yok mudur, bilmiyoruz. Bunlar araştırılacak. Bize intikal eden duruma göre ne gerekiyorsa yapılacak" dedi. Adli tatil dolayısıyla ses kayıtları iddia edilen yargıtay üyeleriyle görüşmediğini, tatil sonrasında ise görüşebileceğini ifade eden Gerçeker, "İçerik itibariyle hiçbir zaman tasvip edilecek bir şey değil. Bir yargıtay üyesinin, hakimin, insanın söyleyebileceği, konuşabileceği şeyler değil. Bunlar hiçbir zaman tasvip edilecek şeyler değil ama hep Yargıtayla, Danıştayla ilgili yasal olmayan dinlemeler söz konusu. Bunların gerçek olduğu yayınlarla ortaya çıkıyor. Bir Yargıtay üyesinin Birinci Başkanlık Kurulu'nun izni olmadan dinlenmesi mümkün değil. Onun için ortam dinlemesi mi, telefon dinlemesi mi yapıldı, bilemiyoruz. Bunları araştıracağız" dedi. Gerçeker, "ses kayıtlarında terör örgütü ele başı Abdullah Öcalan ile ilgili ifadelerin yer almasının" hatırlatılması üzerine de konuşmaların çok çirkin beyanlardan oluştuğunu söyledi. Konuşmaların hukuki geçerliliği tespit edilmeden kesin bir yargıda bulunmanın da doğru olmayacağını vurgulayan Gerçeker, "hukuk çizgisi içerisinde ne gerekiyorsa yapılacağını" söyledi. Gerçeker, "Yargı bir toplum için en üstün değerdir. Ekmek gibi, su gibi gerekli olan bir şeydir. Yargıya bütün toplumun, çok büyük bir hassasiyetle sahip çıkması gerekir. Yargı, adaleti dağıtan bir müessese. Yargı zedelendiği zaman, zafiyete uğradığı zaman bundan toplum zarar görecektir. Onun için yanlış yapan varsa, o yanlışların üzerine gidilecek. Suç işleyen varsa suçlular mutlaka cezalandırılacaktır. Kimseye bir ayrıcalık söz konusu olamaz. Ama kurumları zedeleyerek, topyekün suçlayarak çalışamaz hale getirmek, hedef tahtası haline getirmek doğru bir anlayış değil ama hukuki gereklilik neyse bu da yapılacaktır" diye konuştu. Daha önce de Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını anımsatan Gerçeker, konunun sonuçlanmadığını ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından kendilerine bu konuda bir bilgi iletilmediğini kaydetti. Gerçeker, "kendisinin dinlenildiğinden şüphe duyup duymadığının" sorulması üzerine, "Şu anda dinlenip dinlenilmediğimi bilmiyorum. Basına yansıyan bilgilere, somut birtakım verilere göre yasal olmayan dinlemeler yapılıyor. Bunu hiç kimsenin inkar etmesi mümkün değil. Şunu unutmamak lazım, bugün bunu benim yararıma olduğu için hoş görebilirsen, yarın aynı durum sizi de vurabilir. Onun için hukuk dışı olan her şeye hepimizin karşı çıkması lazım" dedi. (Cnnturk)

HSYK: Ses kaydının içeriğini tasvip etmiyoruz ama.. • Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, üç yargıtay üyesinin ''referandumda BDP'yi CHP'nin yanına çekmeliyiz, hayır çıkması için Öcalan bize gerekli'' şeklindeki 'skandal ses kaydı' içeriğini tasvip etmediklerini söyledi. HSYK Başkanvekili Özbek, internete düşen ses kaydı hakkında açıklamalarda bulundu. Özbek, yüksek yargı üyelerinin ses kaydının içeriğinden çok internete düşmesini eleştirdi. Referandum öncesi böylesi bir ses kaydının internete düşmesini manidar bulduğunu söyleyen Özbek, tartışma konusu olan kaydın içeriğine ise girmek istemedi. Gazetecilerin ısrarı üzerine Özbek şöyle konuştu: "Ayrıntılarını bilmiyorum, ancak içeriğini tasvip etmek mümkün değil. Üzerinde durulması gereken şey bu arkadaşlarımız neden dinlediler, niye peşinde birileri dinleme hazırlığıyla geziyordu, niye bunları tespit etme ihtiyacı duydular ve niye servis edildi? Şimdi iki insan başbaşa konuşurken çok özel şeyleri de konuşabilir. Bunlar tasvip edilir, edilmez ancak bunları gizlice tespit etmek suçtur. Asıl bunun üzerinde durulması gerekir. Bu arkadaşlarımızın ne konumları ne imkanları itibariyle Öcalan ve benzerleriyle pazarlık edebilecek, bundan bir fayda bulabilecek imkanları da yok. Böyle bir şeyi gerçekleştirme şansları da yok. O sebeple bunu birilerinin kendi aralarında yaptıkları kritik olarak değerlendiriyorum. Bu şekilde yansıtılıp yargı aleyhine kullanılması son derece yanlıştır, maksatlıdır." (Radikal)

Üç gündür yalanlanmayan skandal konuşma Türkiye'yi ayağa kaldırdı

Tepkiler artıyor • 'Referandumda hayır için Öcalan'a ihtiyaç var.' dediği belirtilen Yargıtay üyelerinden skandal ses kaydına üç gündür yalanlama gelmedi. Türkiye'yi ayağa kaldıran sözler için Meclis Adalet Komisyonu Başkanı İyimaya Yargıtay'ı açıklama yapmaya çağırdı: "Hiç kimsenin adalet cübbesiyle hukuku kirletme hakkı yoktur." Referanduma sayılı günler kala Türkiye, üç yüksek yargıcın internete düşen skandal itiraflarıyla sarsıldı. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin Başkanı Yusuf Uluç ve üyesi Hamdi Yaver Aktan ile 10. Hukuk Dairesi üyesi Fatih Arkan olduğu iddia edilen şahıslar, referandumda hayır çıkması için terörist başı Abdullah Öcalan'a çok ihtiyaç olduğunu söylüyor. Üç gündür yalanlanmayan skandal konuşma Türkiye'yi ayağa kaldırdı. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, 'rezalet bir şey' ifadesini kullanırken, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, konuşmayı 'yargının nasıl siyasallaştığının' göstergesi olarak değerlendirdi. Çiçek, "Teröristbaşından medet bekleyen zihniyete bin defa yuh olsun." dedi. Adalet Bakanı Sadullah Ergin de tepkisini, "Bunlar, siyaset dışı aktörlerin ne tür işbirliği içinde olduğunu gösteriyor." sözleriyle dile getirdi. Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ise Yargıtay'ı kamuoyunu aydınlatmaya çağırdı. Skandal konuşmanın Yargıtay'ın imajı üzerinde ağır tahribata yol açağı uyarısında bulundu: "Hiç kimsenin adalet cübbesini giyerek, hukuku kirletme hakkı yoktur. Cübbeden hak fışkırır, demokrasi tuzakları değil."

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, yaptığı yazılı açıklamada, yüksek mahkemenin yargı yetkisini kullanan bazı üyelerin bu tür tavırlarla tam bir bataklığa saplandıklarını belirtti. Bu verilerin doğru çıkması halinde, Yargıtay'ın vahim bir durumla karşı karşıya olduğu kabulünün kaçınılmaz olduğunu söyledi. Yargıtay'dan kendi iç hukuku doğrultusunda iddialarla ilgili kamuoyunu aydınlatmasını isteyen İyimaya, söz konusu ses kayıtları doğru ise ilgili yargı mensuplarını da cübbelerini iade etmeye çağırdı. Adalet Komisyonu Başkanı, "Cübbeden hak fışkırır, ideolojik hurafeler ve demokrasi tuzakları değil." değerlendirmesi yaptı. İyimaya açıklamasında, şu hususlara yer verdi: "Son günlerde basına yansıyan veriler (ses kayıtları), yüksek mahkememizde yargı yetkisi kullanan kimi üyelerin koruma, kollama misyonuna soyunduklarını göstermektedir. Cübbeden hak fışkırır, ideolojik hurafeler ve demokrasi tuzakları değil. Yargıtay yönetiminin kendi iç hukukuna göre soruna el atması, durum hakkında kamuoyunu aydınlatması gereği açıktır. İlk günde gösterilmesi gereken bu refleksin daha fazla geciktirilmesinin doğurabileceği anlam yüklemeleri ve algılar, göz ardı edilemez."

MHP'li Oktay Vural: Rezalet bir şey • 'Referandumun reddedilmesi için Öcalan'a çok ihtiyaç var' sözlerine Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek de tepki gösterdi. Çiçek konuşmaların 'yargının nasıl siyasallaştığının' göstergesi olduğunu söyledi. Yozgat'ta konuşan Çiçek, "İddialar doğruysa 'Türkiye'de kaos çıksın, o kaostan yararlanırız' diyorlar. Böyle bir ifade akla ziyandır. İnsaf, vicdan, bu ülkede kaos çıkacak, kaostan yararlanacaklar. Referandumda 'hayır' çıksın diye 'Öcalan bizim işimize gelir' diyor. Öcalan, teröristbaşı, teröristbaşından medet bekleyen insanlar var, kesimler var. Böyle bir anlayış olabilir mi? Böylesine millete güvensizlik olabilir mi? Böylesine 40 binden fazla insanın kanına girmiş olan insandan medet olan zihniyete bin defa yuh olsun. Böyle bir demokrasi olabilir mi?" dedi. Muhalefetin gündemini terör örgütünün belirlediğini ileri süren Cemil Çiçek, "Hepsi aynı safta kampanya yürütüyorlar. 'Hayır' diyenlere bakın, Türkiye'de ne kadar yasa dışı örgüt varsa, hepsi 'hayır' kampanyası içerisinde." diye konuştu. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da Meclis'te yaptığı basın toplantısında bu konudaki soruları cevaplandırdı. "Rezalet bir şey. Kimse çıkartılsın..." diyen Vural, "Ne hazindir ki hükümet 'evet' için PKK ile müzakere ediyor, bir diğeri genel af talep ediyor, bir diğeri başka... Bu milletin sahibi yok mu, bu milleti düşünen yok mu? Nedir bu gaflet? Bizim hiç kimseyle bu konuda bir beklentimiz olamaz. Doğru olup olmadığını bilmiyoruz ama vahim iddialardır bunlar. Herhalde tarafları bununla ilgili açıklama yapar." ifadelerini kullandı. (Zaman)

Kaos oluşturanlar Silivri'de değil miydi? • Ali Akkuş (Zaman): İnternete düşen ses kaydının yüksek yargıda görevli üç yargıca ait olduğu iddia ediliyor. Üç gün geçti, hâlâ yalanlama yok. Konuşulanlar tek kelimeyle skandal. Kendilerinden teröristlerin nasıl cezalandırılması gerektiği konusunda hukuki mütalaa duymayı beklediğimiz yargıçlar, referandumda 'hayır' çıkması için Öcalan'a duyulan ihtiyacı konuşuyor. Öcalan kim? 30 binden fazla insanımızın ölümüne sebep olan PKK'nın lideri. Devlet Bahçeli'nin ifadesiyle 'İmralı canisi'. "Abdullah Öcalan'a çok ihtiyaç var şimdi." diyen yargıç, Öcalan'ın etkili olduğu kitlenin iknası için avukat Turgut Kazan'ın devrede olduğunu ileri sürüyor. Kazan'ın BDP'li Selahattin Demirtaş ile görüştüğünü anlatıyor. Demirtaş'a en hassas olduğu noktadan yaklaşmışlar: KCK diye canınıza okuyacaklar sizin. KCK, Diyarbakır Başsavcılığı'nın soruşturduğu bir örgüt. Savcılığın iddianamesine göre KCK öyle bir yapı ki, PKK onun altında yer alıyor. Bir örnekle anlatacak olursak, Diyarbakır Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü'nde görevli bir KCK elemanı, Belediye Başkanı Osman Baydemir'i sorgulayabiliyor. Selahattin Demirtaş, Kazan ile görüştüğünü doğruluyor. Avukat Kazan ise kendisini arayan gazeteciye hakaret edip telefonu yüzüne kapatıyor. Meseleye devlet düzeni açısından bakacak olursak; Ankara'daki yüksek yargıçların bu konuşmaları Diyarbakır'daki hakim ve savcıları etkilemez mi?

Konunun bir başka boyutu ise Öcalan'ın kendisine duyulan ihtiyacı nasıl gidereceği hususu. Öcalan, Türkiye'ye getirilirken uçakta 'devlete hizmet etmeye hazırım' diyordu. Eski avukatı Ahmet Zeki Okçuoğlu dün Yeni Şafak Gazetesi'ne konuşmuş. Avukat, Öcalan'ın derin devletle olan temasını hiç kesmediğini söylüyor. Ergenekon, Apo ile daima çalıştı" diyor. Bu bilgiler ışığında son dönemde özellikle doğuda bir türlü anlaşılamayan olaylara yeniden bakmakta fayda var. Kapatma davalarından en fazla muzdarip olan BDP'nin, Meclis'te parti kapatmayı zorlaştıran düzenlemeye karşı çıkmasında Öcalan'ın etkisi olabilir mi? Öcalan'ın evet diyen işadamlarını ve sivil toplum örgütlerini tehdit etmesinden kim faydalanıyor? Taş atan çocuklarla ilgili düzenleme yapılacağı zaman Reşadiye'de pazardan dönen askerleri öldürmek kime yaramıştı? Samsun'da polis memurunu öldürüp kaos çıkarmanın amacı neydi? Son olarak Hatay Dörtyol'da, Kürtlerle Türkleri karşı karşıya getirmek için planlanan tezgah. MHP'li meclis üyesi, JİTEM ve PKK'nın gündeme geldiği Dörtyol saldırısını nasıl değerlendirmek lazım?

"Tam bir kaos olsun, bu kaostan ben yararlanırım." diyor internetteki ses. Siyasi hedefine ulaşmak için ülkede kaos istemek suç değil mi? İnanmayan Ergenekon iddianamesine baksın. Orada şöyle yazıyor: "Türkiye Cumhuriyeti devletini anti-demokratik yollarla ele geçirip kendi amaç ve çıkarları doğrultusunda bir yönetim kurmayı amaçlayan Ergenekon terör örgütü mensuplarının Anayasa'mızın 6. maddesinde belirtilen millet iradesini tamamen hiçe sayarak bu nihai amaca ulaşabilmek için her türlü illegal yolu mubah gördükleri gibi bu uğurda ülkede kaos oluşması, terör olaylarının artması ve ekonomik kriz çıkması için her türlü eylemi gerçekleştirmekten çekinmedikleri görülmüştür." (Ali Akkuş / Zaman)

ŞOK!!! Derin Yargıda referandum korkusu Öcalan umudu | Ses kaydını dinlemek için tıklayın

Ses kayıtlarının doğruluğu parmak izi ve ıslak imza gibi tespit edilebilir mi?

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz | Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi

(02 Eylül 2010, 10:45)

Yusuf TekYeşil'in sağ kolu Eruygur'la çalışıyordu
Elazığ Emniyeti'ne 2003'te gönderilen ihbar mektubu, emekli Koramiral Atilla Kıyat'ın 'infazlar devlet politikasıydı' tespitini 7 yıl önce doğruladı. Albay Temizöz'ün yargılandığı dava dosyasına da giren mektupta Yeşil'ın sağ kolu Yusuf Tek'in Ergenekon sanıklarından Emekli Org. Eruygur ve Hurşit Tolon'dan emir aldığı ileri sürülüyor.

Emekli Koramiral Atilla Kıyat'ın "1993-1997 yılları arasındaki faili meçhuller devlet politikasıydı. O dönemde infaz emrini veren subaylar şimdi Ergekonda yargılanıyor" sözlerini 2003 yılında Elazığ Emniyeti Terörle Mücadele Şube Amirliği'ne gönderilen ihbar mektubu doğruladı. Daha önce Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen fakat Albay C.T. ve Yeşil kod adlı Mahmut yıldırım'ın araya girmesi nedeniyle işleme konmayan ihbar mektubu, Doğu ve Güneydoğu'da 90'lı yıllarda yaşanan faili meçhul olaylara yeni boyut kazandıracak iddialar içeriyor. Detaylarını Yeni Şafak'ın ele geçirdiği ihbarda 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım'ın başında bulunduğu infaz timinin bölgede işlediği cinayetler, belgeleriyle anlatılıyor. Yeşil'in yakın adamı olduğu belirtilen 'Cabbar Dayı' kod adlı Yusuf Tek'in adının karıştığı cinayetlerin ayrıntılarıyla sıralandığı mektupta gazeteciler Fatih Altaylı, Mehmet Ali Birand ve Ertuğrul Özkök'e yönelik suikastlardan son anda vazgeçildiği ifade ediliyor. İhbar mektubunun en önemli bölümünü faili meçhul cinayetler oluşturuyor. Özellikle 1993'te emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever'in öldürülmesinin arkasındaki kişinin Yusuf Tek olduğu ileri sürülüyor. Gazeteci Halil Güngen, Kürt işadamları Behçet Cantürk ile Şeyhmuz Daş, İHD Elazığ Şube Başkanı Avukat Metin Can, doktor Hasan Kaya, avukat Yusuf Ziya Ekici, Savaş Buldan, Hacı Kıray ve Adnan Yıldırım'ın öldürülmesinde de Yeşil'in sağ kolu Yusuf Tek'in parmağı olduğu belirtiliyor.

7 yıl önce ihbar etti • Yusuf Tek'in askerliği sırasında Tabur Komutanı Yarbay İ. H. Ç. ve Bölük Komutanı Üsteğmen F. Ö. tarafından taburdaymış gibi gösterilerek Temizöz ve Yeşil'in yanına gönderildiği bilgisi de ihbar mektubunda yer alıyor. Tek'in Öcalan'a yakın duruşu ile tanınan Ergenekon sanığı Yalçın Küçük'ün dört defa öldürmek istemesi de mektuptaki bir başka çarpıcı iddia. Diğer bir iddia ise Tek'in bu isteği Emekli Orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur tarafından başka bir zamana ertelemesi. Savcılığın cinayetlere adı karıştığı iddia edilen Yusuf Tek'in ifadesini alması beklenirken, Tek devlet isterse ifade vermeye hazır olduğunu söylemişti.

Eğitmeni Korgeneral Engin Alan • Balyoz Darbe Planı'nın sanıklarından olan Emekli Korgenaral Engin Alan'ın Özel Kuvvetler Komutanlığı sırasında Yusuf Tek'i eğiten kişi olduğu iddia ediliyor. Fakat Alan ile Tek arasındaki yakın ilişkinin, 1999'un şubat ayında bozulduğu belirtiliyor. Suç duyurusunda Yusuf Tek'in bugün Ergenekon Davası'ndan yargılamaları devam eden kişilerle de ilişki içinde olduğu ifade ediliyor. Tek'in, Ergenekon sanıklarından Emekli Org. Şener Eruygur ve Emekli Org. Hurşit Tolon'un yanı sıra Org. Saldıray Berk ve eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ile de çok yakın ilişkileri olduğu öne sürülüyor. (Yenişafak)

(02 Eylül 2010, 12:55)

Hanefi Avcı, Mehmet BaransuFLAŞ!!! İşte Avcı'ya teyp kırdırtan şok röpörtaj
Taraf gazatesinden Mehmet Baransu'nun Hanefi Avcı'yla yaptığı olay röportaj bugünkü Taraf gazetesinde yayınlandı. Emin Arslan’ın tutuklanmasının ‘operasyon’ olduğunu savunan Avcı iddialı: 'Arslan’ı uyuşturucu kaçakçısı Kanat’tan çok önce dinlemeye başladılar. Esas puştluk burada.' Sorulması gereken sorular yönelten Baransu, Avcı'dan iddiaları hakkında somut delil, belge, isim vermesini istiyor. Ancak Avcı bu taleplerin tümünü, 'buraya takılma', 'isimler önemli değil' gibi cevaplarla geçiştiriyor.  Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevini yürütürken yazdığı kitabında sadece duyumlara dayanarak yer verdiği ve Ergenekon Balyoz Danıştay gibi olayların fasafiso olduğu, bu soruşturma ve davalarda ortaya çıkan çok sayıda belge bilgi silah gibi delillerin düzmece ve fethullah cemaatinin işi olduğu, hatta Deniz Baykal'ın seks kasedinin dahi cemaatin komplosu olduğu, emniyetin, savcıların ve bahsi geçen kritik soruşturma ve davalara bakan hakimlerin fethullahçı olduğu ve benzeri şok iddialarıyla ilgili Baransu'nun hazırladığı 200'e yakın soru Avcı'yı öfkelendirdi.

Son günlerin en çok konuşulan ismi Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’yla kitabı Haliçte Yaşayan Simonlar‘ı konuşmak üzere pazartesi günü saat 13:30’da makamında buluştum. Görüşme sıcak bir ortamda, dostane bir havada başladı. Avcı, kitabıyla ilgili daha önce yazdığım analizdeki bilgilerin gerçeği yansıtmadığını söyleyerek söze başladı. 2003- 2004 yılında yaşanan olaylarla ilgili kimseye belge vermediğini iddia etti. Bugüne kadar tek bir gazeteciye belge vermişti o da 1997 yılına aitti. Avcı’yla görüşmeye gitmeden önce kitabını okumuş ve notlar almıştım. 200’ün üzerinde soru çıkartmış, çelişkilerin altını not etmiştim. Röportaj, ilk yarım saatinden sonra oldukça hararetli bir ortamda devam etti. Hrant Dink cinayetiyle ilgili sorduğum sorularla gerilim dolu dakikalar da başlamıştı. Operasyonlarda silah bulunmadığı, mühimmatların kime ait olduğunun tesbit edilemediği iddiasına belgelerle cevap verdim. Bombalarda seri numaralar olmadığı iddiasını çürütmem Avcı’yı sinirlendirdi. Uyuşturucu baronu Habip Kanat soruşturmasının Savcı Mehmet Berk’e UYAP üzerinden verildiği iddiasının yanlış olduğunu söylediğimde ise Avcı “Buraya takılma” dedi. Suçladığı Fetullahçı isimleri açıklamasını istediğimde de “isimler önemli değil” diyerek ayrıntıya girmedi. Filmin koptuğu sahne ise Emin Arslan’ın uyuşturucu baronuyla olan ilişkisini sorgulamamdı. Önce Aslan, Habip Kanat bilgisine sahipti dedi. Sonra bilgisi yok dedi. Aslan’ın oğluyla Habip Kanat’ın şirket ortaklığını sormamla da film koptu. Avcı ayağa kalkıp konuşmaya başladı. Bir anda teybime vurup, birkaç metre fırlatarak, “Saçma sapan konuşuyor ya. Çık dışarı, yallah, çık”dedi. O anda gözüm foto muhabiri arkadaşım Fulya Atalay’a çevrildi. İkimiz de şaşkındık. Avcı’nın sakinleşmeye niyeti yok gibiydi. Avcı’ya söylenmesi gerekenleri söyleyip, makamdan ayrıldım. İşte o olay röportaj...

» Kayda başlıyorum. - Kayıt almayın not alın. » Hanefi Bey ben yarın bir şey yazacağım siz ‘yok’ diyeceksiniz. Kayıt almak için teybi sizin önünüze koymam gerekir. - Siz yazın ben altını imzalarım. » Ses kaydından niçin endişe ediyorsunuz? - Tüm basını çağıralım. Hep beraber kayıt yapalım. » 16 yıllık meslek hayatımda ilk kez böyle bir taleple karşılaşıyorum. Kitabınızda cemaat öncesi bölümde Ergenekon’u önemserken, ardından bu operasyonun önemsiz olduğu izlenimi veriyorsunuz. - Ben Ergenekon’u önemsiyor ya da önemsemiyor değilim. Ben bir yerde Ergenekon’u önemsiyorum yazdım. Diğer bölümde Ergenekon tahkikatlarının yapılış biçimini eleştirdim. Tahkikatların içeriğini konuşmuyorum. Çünkü içeriğinde ne var ne yok daha orasını irdelemeye girmedim. » Girmediğiniz konu hakkında nasıl yorum yapıyorsunuz? - Tahkikatın yapılış biçimini irdeliyorum. İddianamede Ergenekon için Hizbullah’ı, PKK’yı, ve Dev Sol’u yöneten örgüt diyor. Sizin bu sözünüze çocuklar bile güler. Çünkü bu doğru bilgi değildir. Diyor ki tanık: Türkiye’de sağcılara ve solculara verilen silahların seri numarasını takip ediyordu. Ben de diyorum ki devletin arşivlerinde bütün örgütlerde yakalanan silahlar belli. Bırakın seri numaralarını, markalarının takip ettiği yoktur. Sağcıların silahları kendilerine aittir, solcuların silahları kendilerine aittir. Şimdi gerçeği tahrip ederek kimse bir yere varamaz. Gerçek neyse o kabul edilmelidir.

» Kitabınızda her kazıda esrarengiz deliller, el bombaları, roketatarlar, LAW silahının yakalanması dikkat çekicidir, bu malzemelerin izinin sürülmesi mümkün değil diyorsunuz. - Ama bunların izleri sürüldü ve bulundu. Bulunmadı. » Nasıl bulunmadı Hanefi Bey. Makine Kimya’nın ve Askerî Mahkemenin kararıyla bunların çıktığı birlikler bulundu. - Benim evimde de bomba bulursunuz, ben orada görev yaparken almışımdır. O ayrı bir şey. Çatlı’nın üzerinde tabanca çıktı. Tabancının izi tek tek sürüldü. İtalyan Baretta dedi ki ben bu silahı İsrail’e sattım. İsrail ben emniyete sattım dedi. Ama bir bombayı böyle süremiyorsun. » Seri numaralarıyla sürdüler ve buldular bazılarını. - Seri numarası filan kuruma ait, filan yerde yapıldı deniyor. İz olarak sürme imkanınız olmuyor. » Askerî Mahkemenin raporuyla mühimmatlar belgelendi. Eskişehir’de evinde mühimmat bulunan Fikret Emek ve Zir Vadisi’ndeki yarbay ceza aldı. Mühimmat alıp, saklamaktan dolayı... - Siz savaş filmi seyrediyorsunuz. Ben savaşın olduğu yerden geldim. Film seyredenle, savaşan arasında korkunç bir fark vardır. Şu silahlar bu olayın tamamen sahte olduğunu gösteren en büyük delildir. » Neden - Bu bombalar, top-tüfek kolorduda dolu zaten. Kendi silahı. Neyi ispatlar. Senin bomba dediğin olay hiçbir bağlantısı olmayan filan kuvvetin bombası. Bombayı oradan sen de alırsın, ben de alırım. Benim kişiliğimle ilgili bağlantı kurmuyor. Örgütçülük faaliyetleriyle uğraştım. Dünyanın her yerinde örgütleri takip ettik. Bu örgütler amaçlarına ulaşırken, önce kullanmaları gereken silahlardır. Niye hiç tabanca çıkmaz. » Hanefi Bey kazılarda çok sayıda silah da çıktı. Sekiz adet otomatik tüfek, 57 adet ruhsatsız tabanca da çıktı. Ayrıca son 20 yılda Türkiye’de el bombası, C-4 patlayıcılarla sayısız olay yapıldı. - Hangi olay? » Ben size yüzlerce sayarım. Son birkaç yılda Ankara’da, İstanbul’da olan olaylar en yakın örneği. Şemdinli mesela. Son yıllarda asıl suikast silahıyla işlenen cinayeti siz söyleyin o zaman? - Suikast silahı demiyorum » Siz bana silahla yapılmış eylem söyleyin? - Yüzde 99’u silahla olmuştur. » Bütün örgütlerde mi silahla olmuştur? - Bütün örgütlerde, öldürme olaylarının hepsi silahla olmuştur. » Son 20 yılda bana kaç tane örnek gösterebilirsiniz. Ya da 28 Şubat sürecinden bu yana. - Bombayla öldürülmüş kim var » O kadar çok var ki. Biraz önce de dediğim gibi Ankara, İstanbul’daki patlamalar, sahil kesimlerinde yapılan patlamalar. - Örgütlerin spesifik olarak PKK gibi patlayıcı madde koyma sansasyonel propaganda yapma olayları tamam. Onun dışında İran yanlısı grupların yaptığı Uğur Mumcu olayı.

Bu uzun röpörtajın ve haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(01 Eylül 2010, 10:20)

Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, İlker BaşbuğÜç eski komutana 'Balyoz' sorulacak
Balyoz plan semineri döneminin genelkurmay başkanı Özkök ile yetkili komutanlar Büyükanıt ve Başbuğ'un da bilgisine başvurulması gündemde.

Sabah, 16 Aralık'ta dava süreci başlayacak olan Balyoz soruşturmasına ilişkin önemli bir ayrıntıya ulaştı. Balyoz darbe planının ele alındığı iddia edilen plan semineri döneminin Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral Hilmi Özkök'ün yanısıra yetkili komutan konumunda olan ve daha sonra genelkurmay başkanlığı yapan emekli orgeneraller Yaşar Büyükanıt ile İlker Başbuğ'un da bilgisine başvurulması gündemde. Mart 2003'te Özkök Genelkurmay Başkanı, Büyükanıt Genelkurmay 2. Başkanı, Başbuğ ise Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı idi. Üç eski genelkurmay başkanının yanısıra dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın da bilgisine başvurulacağı belirtiliyor. Balyoz darbe planı iddialarından ortaya çıkmasından sonra söz konusu plan seminerine ilişkin iki iddia gündeme geldi. Buna göre; 5-7 Mart 2003 tarihli plan seminerine katılan Genelkurmay temsilcisi, "rutin dışına çıkıldı" tespitinde bulundu. İkinci iddiaya göre de "rutin dışına çıkıldı" raporu dönemin Hilmi Özkök'ten gizlendi ve rapor resmi kayıtlara girmedi. Hilmi Özkök, iddiaların ortaya çıkmasından sonra yaptığı açıklamalarda, "Söyleyeceklerim bu konuya el atmış savcıları çok etkileyecektir. Basında yer aldığı şekilde suç sayılacak şeyler bana sunulmadı" sözleriyle sessiz kalmayı tercih etmişti. Hilmi Özkök yaptığı bir başka açıklamada ise "Muhatap dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'dır" değerlendirmesinde bulunmuştu.

'Hilmi Paşa haklı' • Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yalman da Özkök'ün bu açıklamasına karşılık "Olayları izliyorum. Hilmi Paşa haklıdır, o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı ben olduğuma göre muhatap da benim" değerlendirmesinde bulunmuştu. Yalman açıklamasının devamında ise konunun ilgili komutanlar tarafından bilindiğini belirterek, "O dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı bendim. O işin muhatabı da benim. O dönemde İlker Paşa da (Başbuğ) kurmay başkanımdı. O da konuyu zaten yakından bilir" değerlendirmesinde bulunmuştu. Balyoz savcıları, yürütülen soruşturma sırasında plan seminerindeki görev pozisyonlarından dolayı Genelkurmay eski Başkanları emekli orgeneraller Özkök, Büyükanıt ve Başbuğ ile yine dönemin eski kara kuvvetleri komutanı emekli orgeneral Yalman'ı ifadeye çağırmamıştı.

196 sanıklı dava • "BALYOZ Planı" iddialarına ilişkin, aralarında eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da bulunduğu 196 sanıklı dava 16 Aralık'ta İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek. (Sabah)

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP | Balyoz Planı manşetlerimiz

(01 Eylül 2010, 12:28)

Hanefi Avcı, Mehmet BaransuFLAŞ!!! Sorulmayanlar sorulunca Hanefi Avcı teybi parçaladı
Baransu-Avcı röportajı olaylı bitti. Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, kitabında sadece duyumlara dayanarak yer verdiği ve Ergenekon Balyoz Danıştay gibi olayların fasafiso olduğu, bu soruşturma ve davalarda ortaya çıkan çok sayıda belge bilgi silah gibi delillerin düzmece ve fethullah cemaatinin işi olduğu, hatta Deniz Baykal'ın seks kasedinin dahi cemaatin komplosu olduğu ve çok sayıdaki diğer şok iddialarıyla ilgili Baransu'nun hazırladığı 200'e yakın soru Avcı'yı öfkelendirdi. 2 saatlik röpörtaj boyunca giderek gerginleşen Avcı, gözaltına alınan ekip arkadaşı Emin Arslan'la ilgili soru karşısında ise öfke patlaması yaşayarak Baransu'nun teybini kırdı. Bu röportaj yarın Taraf Gazetesi'nde yer alacak.

Taraf Gazetesi'nin muhabiri Mehmet Baransu öyle sorular sordu ki Hanefi Avcı'yı çıldırttı. Avcı, röportajı yarıda kesip Baransu'nun teybini parçaladı. Hanefi Avcı, olay yaratan kitabı ve iddialarıyla ilgili yazılı basından ilk röportajı Taraf muhabiri Mehmet Baransu'ya verdi. Ancak röportaj olaylı bitti. Gazeteciler.com, yarın Taraf'ta çıkacak olan bu olay röportajın ayrıntılarını öğrendi. Mehmet Baransu, Hanefi Avcı'nın kitabındaki iddialarla ilgili 200'e yakın soru hazırlayıp, Avcı ile röportaj için karşısına oturuyor.

Dink konusunda gerilim tırmanıyor • Röportaj 2 saat boyunca oldukça hararetli bir havada sürüyor. Konu kitaptaki Hrant Dink cinayetiyle ilgili iddialara gelince tansiyon artmaya başlıyor. Avcı sinirleniyor ama kendini kontrol altında tutuyor...

Ergenekon'da doz artıyor • Olaylı biten röportajda Ergenekon mevzusuna geçildiğinde artık Hanefi Avcı'nın sinirleri iyice gerilmiş durumda. Hanefi Avcı, kitabında "kazılarda bulunan silahların seri numarasız olduğunu" iddia ediyordu. Röportaja belgelerle giden Mehmet Baransu, bu iddiasını hatırlatıp, kazılarda çıkan silahların seri numaralarına dair belgeleri önüne koyuyor. İşte o anda Avcı'nın yüzünün rengi değişiyor. Sesi yükselmeye başlıyor...

Emin Arslan'da olan teybe oluyor • Mehmet Baransu, Emin Arslan ile ilgili sorularını sormaya başladığında ise film kopuyor... 15 dakika sürüyor bu bölüm. Avcı'yı çıldırtan da Mehmet Baransu'nun Emin Arslan ve Habib Kanat'a ilişkin şu sorusu oluyor; -"Emin Arslan'ın oğlunun uyuşturucu taciri Habib Kanat ile nasıl bir iş ilişkisi var?" İşte o anda iyice sinirlenmiş olan Hanefi Avcı'da film kopuyor. Öfkeyle ayağa kalkıyor ve Mehmet Baransu'nun teybini parçalıyor... Röportaj 2 saatlik kısmın ardından Avcı'nın öfke krizi ile olaylı bir şekilde yarıda kalıyor... Bu olay röportaj yarın Taraf Gazetesi'nde yer alacak. Avcı, Baransu'nun teybini parçalamış ama röportaj kaydı sağlam... Bilmek isteyenlere bir küçük detay daha aktaralım, darp girişimi yok... Sadece fena bir kavga ve bir öfke patlaması var. (Gazeteciler.com)

Hanefi Avcı'nın iddiaları konulu manşetlerimiz | NTV'ye çıkan Avcı'ya sorulmayan sorular

Avcı boşluklar bırakıp çekildi ama tabiat boşluk kabul etmiyor | Ergenekon davasını engelleme girişimleri

(31 Ağustos 2010, 15:06)

İlhami Ümit HandanIslak İmza davası: Savunma ve sorgular tamam, 1 tahliye
Ergenekon davası firari sanık Bedrettin Dalan'ın özel kalem müdürü olduğu ileri sürülen tutuksuz sanık İlhami Ümit Handan, 'AK Parti ve Gülen'i bitirme eylem planı' belgesine ilişkin davada diğer Ergenekon davası sanıklarını tanıyıp tanımadığı şeklindeki sorulara ilginç cevaplar verdi. 'Drej Ali lakaplı Ali Yasak, tavla oynamak için gelirdi' diyen Handan, Tuğgeneral Veli Küçük'ün de makam aracı ve resmi kıyafetle Bedrettin Dalan'ı ziyarete gelip gittiğini söyledi.

Islak imzalı 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' iddialarıyla ilgili haklarında dava açılan ve Yeditepe Üniversitesi kurucusu Bedrettin Dalan ile Albay Dursun Çiçek'in de aralarında bulunduğu 7 sanıklı davanın 11. duruşması yapılıyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda yapılan duruşmaya, tutuklu sanıklar Albay Çiçek, avukat Serdar Öztürk, Ufuk Akkaya ve Mehmet Deniz Yıldırım katıldı. Duruşmada, tutuksuz sanık İlhami Ümit Handan da hazır bulundu. Tutuksuz sanık Özel Yılmaz ile hakkında yakalama kararı bulunan Bedrettin Dalan ise duruşmaya gelmedi. Yaklaşık 1,5 ay aranın ardından devam edilen duruşmada mahkeme heyetine, Başkan Köksal Şengün'ün yıllık izinde olması nedeniyle üye hakim Hasan Hüseyin Özese başkanlık yapıyor. Duruşmada savunmasını yapan İlhami Ümit Handan, Bedrettin Dalan'ı 19-20 yıldır tanıdığını belirterek, ''Dalan'ın dışarıdaki işlerine bakarım. İddia edilen örgütü tanımıyorum. Onlar da beni tanımaz. İlişkim sadece Dalan'ın özel işlerini yapmak'' dedi. Matbaacı olduğunu, Yeditepe Üniversitesinin matbaa işlerini piyasa fiyatlarının altında yaptığını ifade eden Handan, vakıf tarafından üniversitede okuyan emniyet, MİT, subay, savcı, hakim ve şehit ailelerinin çocuklarına verilen burs işleriyle de ilgilendiğini kaydetti. Handan, burs almak isteyen öğrencilerin ''emniyetten, MİT'tenim dediğini'', kendisinin de bunların doğru olup olmadığını araştırdığını dile getirerek, ''Ben bu konuda yardımcı oluyordum. Çevremin geniş olması nedeniyle emniyet ve MİT'ten insanlar, hakim ve savcılar tanıyordum. Burs işleriyle ilgili yardımcı oluyordum. Ticari işlerimi yaparım. Onun yanında üniversiteye yardımcı olanlardan biriyim'' diyerek savunmasını tamamladı.

Üniversitede odası yok, daima göreve hazır • İlhami Ümit Handan'ın savunmasını tamamlamasının ardından soruşturma aşamasında verdiği ifadelerin okunmasına geçildi. Ara sıra okunan ifadelerine müdahale edip açıklamalar getiren Handan, bir ara, "Yanlış anlamayın oruç olduğum için ağzım kuruyor. Orucumu da bozmak istemedim." demesi de dikkat çekti. Sanık Bedrettin Dalan'ın özel kalem müdürü olmadığını ve İstek Vakfı tarafından öğrencilere verilecek olan burslarla ilgili başvuruları kontrol ettiğini belirten sanık İlhami Ümit Handan, "Çeşitli devlet dairesi makamında olduğunu belirterek burs alan ancak bu makamlarda olmayan kişiler olduğunu gördük. Bedrettin Dalan bey de bir kontrol mekanizması geliştirerek beni de bu konuda sorumlu yaptı. Çevrem geniş olduğu için başvuru yapan kişilerin gerçekte belirttikleri görevlerde, makamlarda olup olmadıklarını araştırıyordum." dedi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in, "Burs başvurusunda bulunacak kişiler size nasıl ulaşıyordu. Makamınız ya da telefonunuz olmadığını söylediniz?" diye sordu. Handan, "Yer darlığı nedeniyle doğru düzgün kimsenin odası yoktu. Ben oralarda olurdum." dedi. Bunun üzerine savcı Pekgüzel, "Nasıl yani? Kapıda mı beklerdiniz gün boyunca da gelenler sizi bulabilirdi?" diye sordu. Ümit Handan bu soruyu da "Oralarda olurdum. Bir ihtiyaç olduğunda sekreterler beni bulurdu. Korumaların odasında filan otururdum." diye cevapladı.

Devletini seven birisi olduğum için Dalan bana güvenmemiş olsa gerek! • Firari sanık Dalan'ın yurt dışına çıkışı konusunda kendisine yardımcı olup olmadığı şeklindeki soruya ise Handan, "Normalde uçak biletlerini bir gün öncesinden biz alırız. Ancak o gün uçağa bineceğini son anda havalimanında görevli polis Yusuf Yılmaz'dan duydum. Biletini de biz almadık. Zaten havalimanına da hanımefendi ile birlikte kılı kılına yetiştiler. Bir anda çıktılar." şeklinde cevap verdi. Dalan'ın yurt dışına çıkacağını bilmediğini belirten Handan, koruma polisi Mehmet Tunçman'ın da Dalan'ın Ankara'ya uçacağı şeklinde rapor hazırladığını, kendisinin de yolculuğun Ankara'ya yapılacağını bildiğini söyledi. Pekgüzel'in, "Peki size o kadar yakın olan birisi, her defasında biletlerini dahi sizin almanıza rağmen bu defa neden gideceği yer konusunda size bilgi verilmedi?" şeklindeki sorusuna da Handan, "Devlete yakın ve devletini seven birisi olduğum için bana güvenmemiş olsa gerek." dedi. Bedrettin Dalan'ın yanında 18-19 yıldır çalıştığını belirten Handan, "Üniversite 12-13 yıldır var. Ondan önceleri de başkanlığa adaylığını koyduğu dönemlerde kendisine yardımcı olur, sonra kendi işimin başına giderdim. Kağıt işi yapıyordum." diye konuştu.

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(31 Ağustos 2010), son güncel.: (01 Eylül 2010)

Hanefi AvcıDuyum değil, işte belgesi: Avcı MİT'i bile dinlemiş
Dinlendiği iddiasıyla Gülen Cemaati ve hükümeti suçlayan Hanefi Avcı'nın İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı iken MİT'i dinlettiğinin belgesine ulaşıldı. Avcı, MİT'i bağlı bulunduğu Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bile haber vermeden dinletmiş. Hanefi Avcı yazdığı kitabındaki çok sayıda şok edici iddiayı duyumlara dayanarak yazdığını belirtmiş, savcıların araştırmaları halinde delillere ulaşabileceklerini iddia etmişti.

“Haliç'te Yaşayan Simonlar- Dün Devlet Bugün Cemaat" kitabıyla gündemde olan Emniyetçi Hanefi Avcı, Fethullah Gülen cemaatinin devleti ele geçirmeye çalıştığını; Ergenekon, Balyoz, Kafes, Erzincan iddianamesi, Danıştay saldırısı başta olmak üzere son dönemde yargıya yansımış olayların birçoğunun içinin boş olduğunu; hükümet ve cemaat tarafından kendisinin de dinlendiğini ileri sürüyordu. Vakit, bugün dinlendiği iddiasıyla Gülen Cemaati ve hükümeti suçlayan Hanefi Avcı'nın İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı iken hem de MİT'i dinlettiğinin belgesine ulaştı. Avcı, MİT'i bağlı bulunduğu Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bile haber vermeden dinletmiş.

Süreç şöyle • 1997'de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı olan Hanefi Avcı, o dönem Meclis Susurluk Komisyonu'na Milli İstihbarat Teşkilatı ve Mehmet Eymür gibi bazı MİT mensupları aleyhinde açıklamalarda bulundu. İddialarda adı ağırlıklı olarak geçen dönemin MİT Kontr Terör Merkezi Yöneticisi Mehmet Eymür, 02.04.1997 tarihli dilekçe ile kişilik haklarına haksız ve ağır bir saldırı olduğu gerekçesiyle Hanefi Avcı hakkında manevi tazminat istemli bir hukuk davası açtı. Hanefi Avcı yazılı olarak yaptığı savunmasında, bir takım telefon numaraları vererek, bunlar arasında bazı dönemlerde çok yoğun bir görüşme trafiği yaşandığını, bu görüşmelere dair telefon kayıtlarının telekom ya da ilgili GSM şirketinden istenerek incelenmesi halinde Mehmet Eymür ve yandaşlarının mafya ile ilişkisinin görüleceğini ileri sürdü. Ayrıca konu ile ilgili olarak mahkemeye bazı bant kayıtları sunacağını bildirdi. Avcı savunmasında bu kayıtların hangi numaralara ait olduğunu da sıraladı. Bu savunma Hanefi Avcı'yı ele verdi. MİT, Avcı tarafından telefonlarının dinlendiğini görünce harekete geçti. Dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, savcılığa suç duyurusunda bulunarak, Hanefi Avcı hakkında cezai takibat başlatılmasını istedi.

Sönmez Köksal'ın şikayeti • Bizzat MİT Müsteşarı Sönmez Köksal imzalı dilekçede şöyle denildi: “Adıgeçenin dilekçesinde sıraladığı telefon numaralarının tetkikinden; bunlardan üçünün Müsteşarlığımız adına kayıtlı resmi telefonlar olduğu, diğer üçünün ise operasyonel faaliyetlerimizin önemi, özelliği ve gizliliği gereği gerçek kişiler adına kayıtlı görülmesine rağmen, Müsteşarlığımız görevlerinin ifası sırasında mensuplarımız tarafından kullanılan ve tüm masrafları Müsteşarlığımızca karşılanan telefonlar olduğu anlaşılmıştır. Davalının hangi tarihlerde, kimin, hangi numaralı telefonla ve hangi kişiyle görüştüğünü bildiğini ileri sürmesi ve bunu resmi kayıtlarla doğrulatmak istemesi, kendisinin bu görüşmeleri dinlediğini ve hatta bir kısmını da olsa banda kaydettiğini göstermektedir. Telefon görüşmelerinin dinlenmesi işlemi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 92'nci maddesinin son fıkrası gereğince sadece hakim kararına bağlıdır. Hanefi Avcı'nın, gerek telefon numaralarını tespit ederken, gerek bu telefonlarla yapılan görüşmeleri banda alırken ve gerekse bunları dinlerken; ne savcı ne de hakim kararı aldığı; emrinde görev yaptığı Emniyet Genel Müdürlüğü'ne dahi haber vermediği; tamamen kişisel amaçlarla yasadışı bir hareket tarzını benimsediği anlaşılmıştır.”

Tutuklandı • Mehmet Eymür'ün açtığı dava ve MİT Müsteşarı'nın suç duyurusunun ardından İstanbul DGM, 5 aydır elinde tuttuğu Hanefi Avcı dosyasını yürürlüğe koydu. MİT telefonlarını deşifre etmek suçundan dolayı Hanefi Avcı 20 Şubat 1998 tarihinde tutuklandı ve 10 gün boyunca Beypazarı Cezaevinde tutuldu. Ardından serbest kalan Avcı, değişik illerde Emniyet Müdürlüğü görevlerine atandı.

“Dinleniyorum” diyordu • Geçtiğimiz Mayıs ayında “uyuşturucu örgüte yardım etmek” suçlamasıyla tutuklanan eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan'ın da yargılandığı davada Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı tanık olarak ifade verdi. Arslan'ın görevini namuslu bir şekilde yaptığından şüphesi olmadığını ifade eden Avcı, Arslan'a destek verdiği için açığını yakalamak adına farklı isimler adı altında hakkında dinleme kararı verildiğini söyledi.(Vakit)

BELGEYİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN | Hanefi Avcı'nın iddiaları konulu manşetlerimiz | Ergenekon davasını engelleme girişimleri

(31 Ağustos 2010, 16:01)

Behçet CantürkSavcı Öz, Behçet Cantürk cinayeti dosyasını açtı
Ergenekon Savcısı Öz'ün, Kürt işadamı Behçet Cantürk’ün de aralarında bulunduğu Adapazarı-İzmit-Sapanca üçgeninde öldürülen 5 kişinin dosyasını yeniden incelemeye alarak soruşturma başlattığı öğrenildi. Yaklaşık bir yıldır süren soruşturma kapsamında cinayetlere ilişkin ilginç bilgilerin ele geçtiği öğrenildi.

İkinci Ergenekon davasının ek delil klasörlerinde yer alan gizli tanık Poyraz’ın Kürt işadamı Behçet Cantürk’ün de arasında bulunduğu birçok kişinin öldürülmesine ilişkin verdiği detaylı bilgilerin ardından harekete geçen Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, çok sayıda kişinin ölü bulunduğu Adapazarı- İzmit - Sapanca bölgesindeki cinayetleri mercek altına aldı. Savcı Zekeriya Öz, Kürt işadamı Behçet Cantürk'ün de aralarında bulunduğu faili meçhul ya da kaza süsü verilerek öldürülen 5 kişinin dosyası yeniden incelemeye alarak soruşturma başlattı. Yaklaşık bir yıldır süren soruşturma kapsamında cinayetlere ilişkin ilginç bilgilerin de ele geçtiği öğrenildi. Ergenekon soruşturması kapsamında gizli tanık olarak ifadesi alınan ve bu ifadesi ikinci Ergenekon davasının ek delil klasörlerinde yer alan gizli tanık Poyraz, organize suç örgütü lideri olmaktan hükümlü Sedat Peker’in, içkili bir ortamda aleyhinde konuşan Tolga Atalay’ı (Peker) Muğla’nın Datça ilçesine götürüp öldürttüğünü öne sürmüştü. Sedat Peker'in çocukluk arkadaşı olan Tolga Atalay'ın, mahkeme kararı ile soyadını değiştirerek Tolga Peker yaptırdığını anlatan gizli tanık Poyraz, Sedat Peker'in Tolga Peker'i söz geçiremez duruma gelmesi ve arkasından hazmedemeyeceği birçok beyanda bulunması nedeniyle öldürttüğünü iddia etmişti.

Sapanca kavşağına atılan cesetlerin tamamı bizim teşkilatın işiydi • Gizli tanık Poyraz, ifadesinin devamında Sedat Peker tarafından öldürtülen Tolga Atalay’ın (Peker) öldürülmeden önce kendisinden yardım istemek için telefonla arayarak, "Ağabey belki yetişirsin belki yetişemezsin, Sedat Peker benim kalemimi kırmış, Biz seninle uzun süredir dostuz, sen benim ağabeyimsin, beraber çok koşturduk, bu teşkilat içerisinde senin bilmediğin daha çok olaylar oldu. Bunları bilmeni ve senin de kendine dikkat etmeni istiyorum. Sedat Peker, Veli Küçük’le beraber hareket edip, bizi kullanarak çok işler yaptı, tıpkı senin de bildiğin gibi Nihat Yazıcı, Zarif İlhan ve Halim Kırnap’ın öldürülüp yok edilmesi gibi çok olaylar oldu. Bu olaylar çok daha büyüktü. Sapanca Kavşağı’na atılan cesetlerin tamamı bizim teşkilatın işiydi, ben de bu olayların bizzat içerisinde yer aldım. Bu öldürülüp atılan şahıslardan birisi Behçet Cantürk’tü. Beni bu olaylarda o kadar çok kullandılar, şimdi de kalemimi kırdılar ve belki beni infaz edecekler, sen benim ağabeyimsin, bir süre sonra sıra sana da gelebilir, kendine dikkat et" dediğini anlatmıştı. Gizli tanık Poyraz, ifadesinin devamında, "Konuşma içinde Behçet Cantürk’ün ismini en az 5- 6 defa telaffuz etti. Bu şekilde konuşurken ’ağabey kapı açılıyor’ dedi ve telefon kapandı" demişti. (Milliyet)

Ölüm üçgeni cinayetleri • Kutlu Savaş'ın Susurluk Raporu'na göre, şu an Ergenekon davasının en önemli sanıklarından olan Veli Küçük'ün Jandarma Alay Komutanı olduğu dönemde Adapazarı-Bolu-İzmit bölgesinde 'anormal işler' oluyordu. Faili meçhul cinayetlerin azdığı 1990'ların başında terörle mücadelede 'konsept' değişimine gidildi. MGK'ya sunulan 5 Temmuz 1993 tarihli raporda uyuşturucu ticareti ve mafya yapılanmaları ile PKK arasındaki ilişkiler anlatılıyordu. Raporda Behçet Cantürk'le birlikte çok sayıda Kürt ailenin ismine yer verildi. Toplantının hemen akabinde de Başbakan Çiller'e 'PKK'ya yardım eden işadamları' listesi ulaştırıldı. Çiller'in 'hesap soracağız' açıklamalarına müteakip Mehmet Eymür, MİT'te Kontr Terör biriminin başına dönerken Korkut Eken de Emniyet'e 'danışman' olmuştu. Cantürk, 14 Ocak 1994 akşamı eşini arayıp '10' dakika sonra evde olacağını söyledi ama evine ulaşamadı. Cesedi bir gün sonra Sapanca - Kırkpınar yakınlarında şoförü Recep Kuzucu ile bulundu. Bir ay sonra 25 Şubat'ta Cantürk'le ilişkili Av. Yusuf Ekinci ölü bulundu. 28 Mart'ta Hendek'te Liceli Fevzi Aslan ve yeğeni Salih Aslan ölü bulundu. Cantürk'ü öldüren silahla Fevzi ve Salih Aslan'ı öldüren silah aynıydı. Listedeki isimler tek tek kayboluyordu. 3 Haziran'da ise Cantürk'e yakınlığı ile bilinen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay Düzce'de ölü bulundu. Yine aynı Susurluk raporunda Yeşil Kod adlı Mahmut Yıldırım'a ait olduğu belirlenen cep telefonunun, o günlerde Giresun Jandarma Bölge Komutanı olan Veli Küçük adına kayıtlı olduğu yazıyor. Bu telefon ilişkisi Küçük ile Çatlı ve diğer Susurlukçuların ve özellikle de Yeşil'in bağlantılarını ortaya koyuyordu. Bu telefonun da Kocaeli bölgesinde kullanıldığı tespit edildi. Küçük 'benim bölgemde faili meçhul olmaz' dedi ve bütün bu cinayetleri yok saydı.

Ergenekon iddianamesinin 228 nolu ek klasöründe yer alan el yazılı itiraflarla Sapanca Ölüm Üçgeni

(31 Ağustos 2010, 11:17)

Hamdi Yaver AktanŞOK!!! Derin Yargıda referandum korkusu Öcalan umudu
Daha önce de Ergenekon sanığı İlhan Cihaner'i kurtarma planları deşifre olan Yargıtay üyeleri ile ilgili şok bir ses kaydı daha internete düştü. Ses kayıtlarında ana gündem referandum. BDP'nin referandumu boykot kararını aralarında geçen görüşmeler neticesinde aldığı konuşuluyor. BDP'nin öneminden bahsediliyor. BDP'nin Kürtlerin yobaz bölümü olmadığı, yöneticilerinin solcu olduğu, CHP'ye çok yakın olduğu, referandum sürecinde CHP'nin BDP'nin elinden tutması gerektiği konuşuluyor. Konuşmalarda teröristbaşı Öcalan'la ilgili de şok ifadeler sarf ediliyor. 'Öcalan'a bu süreçte çok ihtiyaç var' deniliyor. Referandumda 'evet'in fazla çıkması halinde işlerinin biteceği konuşuluyor.

Dailymotion.com'da yayına konulan “BDP BİZE LAZIM, PKK İLE İŞBİRLİĞİ ÇALIŞMALARI” başlıklı ses kaydı videosundaki kişiler, eğer gerçekten iddia edilen Yargıtay üyeleri ise vah ki vah bu ülkenin haline. Ses kayıtlarında ana gündem referandum. BDP'nin referandumu boykot kararını aralarında geçen görüşmeler neticesinde aldığı konuşuluyor. BDP'nin öneminden bahsediliyor. BDP'nin Kürtlerin yobaz bölümü olmadığı, yöneticilerinin solcu olduğu, CHP'ye çok yakın olduğu, referandum sürecinde CHP'nin BDP'nin elinden tutması gerektiği konuşuluyor. Konuşmalarda teröristbaşı Öcalan'la ilgili de şok ifadeler sarf ediliyor. “Öcalan'a bu süreçte çok ihtiyaç var” deniliyor. Referandumda “evet”in fazla çıkması halinde işlerinin biteceği konuşuluyor. Ve daha neler neler… 3 BÖLÜM'den oluşan ses kayıtlarındaki kişilerin Yargıtay Üyeleri Hamdi Yaver Aktan(8. Ceza Dairesi), Yusuf Uluç (8. Hukuk Dairesi Başkanı) ve Fatih Arkan (10. Hukuk Dairesi)” olduğu ileri sürülüyor. İşte o ses kayıtlarının dökümleri:

CHP-BDP İTTİFAKI.. AKIL ALMAZ İTİRAFLAR • YU: Deniz Baykal geç kaldı, inandırıcılığını, güvenilirliğini fazla şey yapacağını sanmıyorum; sağlayacağını. Zamanında halkı (?) yalnız bıraktı. HYA: Şimdi bu, BDP var ya, bu parti son derece önemli. Bunu geçende Turgut Kazan'la konuşuyoruz. Demirtaş'la görüştü: “Ulan KCK falan diye canınıza okuyacaklar”. Ondan sonra açıklama yaptılar “Biz yargıyı siyasallaştıracak şeyde yokuz" dediler. HYA: Şimdi burada; Bir: Yüksek Seçim Kurulu bu bir seçim kanunudur..

CHP'NİN BDP'NİN ELİNDEN TUTMASI LAZIM • YU: Ben sana bişey söyleyeyim mi aslında BDP'nin elinden CHP'nin tutması lazım. HYA: Tabi yaa. YU: Yanına çekmesi lazım. Artık bunun şeyi yok yani. Korkulmasına da gerek yok. HYA: Eski, milletvekilleri ... YU: Ve bunların % 99,9'u CHP yanlısı sosyal demokrat insanlar.  HYA: Tabi. YU:Yani Kürtlerin şeyi değil, Kürtlerin yobaz kesimi değil yani. HYA: Dedik ya CHP milletvekillerine. Yav… YU: Zorla bunların şeyine iterlerse kötü olur. HYA: Röportajda bunları Leyla (Cumhuriyet Gazetesi muhabiri) hanıma söyledim, bunları yazmayın, kapat. Biz aynı görüşteyiz. Dedim niye terk ediyorsunuz. Bizim yapmamız lazım bu işleri.

BDP'Yİ KUCAKLAMALARI LAZIM • YU: Yani kucaklamaları lazım yani. Şu veya bu şekilde. HYA: Turgut beye dedim sen görüşüyorsun. Bunlarla görüştü, gurupta falan gitti. Dedim bunu şey yapın. Referandum reddedilirse bu sayede reddedilir. Başka türlü olmaz dedim. Bu çok önemli dedim. Bundan geriye adım atılmaz. YU: Evet, evet… Birlik beraberliği sağlamak zorunda.

MUVAZZAFLAR DA SÖYLEDİM BDP BİZE LAZIM • HYA: Geçen muhaliflerle yemekteydim, muvazzaflar da vardı. Bir de sivilden bir kişi daha vardı. Onlara söyledim. Mümkün değil dedim yani. Bundan geri adım atamazsın. Öyleyse adama niye yaptırıyorsun ki. YU: Eee işte bitti yani. HYA: Buna ihtiyacımız var dedim yani. Başka türlü bu iş aşılmaz. Aksi halde tamamen teslim alır. YU: Evet, teslim alır. HYA: Şimdi, tabi burada hukuki süreçte de iyi şey yapmak lazım. Bir: Yüksek Seçim Kurulu: Bu referandum yasasını iki aya indirin; bu bir seçim kanunudur, seçim kanununu bir seneden önce uygulamam. Ben dört ay uygularım. YU: Onu orası yapacak artık. Zaten ondan korkuyorlar. HYA: Ben dört ay uygularım bunu diyecek. Bu bir. Kanun yayınlandı mı Anayasa Mahkemesine gideceğim. Dört ayda yürütmeyi durdurma verir. Vermezse seçimlerden sonra; Sabih Bey diyor ama seçimlerden sonra yapı derhal değişiyor, geçici maddeyle, iptal ettiremezsin. YU: Değişir, değişir. HYA: O yüzden kötü olur.

PKK İLE İŞBİRLİĞİ • Fatih ARKAN (FA): Kurul, Kurulun (HSYK) bundan sonra bir şey yapabilme şansı çok yok. Hamdi Yaver AKTAN (HYA): Bitti artık. FA: Çok küçük. Son son. HYA: Bunları referandumda yeneceksin. FA: Referanduma da çok güvenme abi, bu halk…

ÖCALAN'A ÇOK İHTİYAÇ VAR • HYA: Yok canım ben de güvenmiyorum. Kürtleri gözden geçirmek lazım, Kürtlere ihtiyaç var. FA: Eeee, çok çabuk. HYA: Abdullah Öcalan'a ÇOK İHTİYAÇ VAR ŞİMDİ. FA: Çok çabuk işbirliği içine giriyorlar ama. Sağolun pek…

TAM BİR KAOS OLSUN, BU KAOSTAN BEN YARARLANIRIM • HYA: Şimdi bak, Kürtler, istediklerini almak için diretecekler. Ulan batıyorlar ya, anayasaya, tam bir kaos olsun, bu kaostan ben yararlanırım. FA: Yani sonunda eee, Cumhuriyetin içine gireceği her kaos.

EVET DEDİĞİ ANDA GİDİYOR BU İŞ • HYA: Turgut Beye (İlhan Cihaner'in avukatı Turgut Kazan) dedik ki ya, Demirtaş'la (BDP eşbaşkanı) görüştü, onlar da bir iki açıklama yaptı. Ben birkaç yerde de söyledim, askerlere de söyledim; bunlara ihtiyacımız var. Yani, evet dediği anda gidiyor bu iş. (Habervaktim)

HABERİN TAMAMINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN >>>  | Ses kaydını dinlemek için tıklayın

Ses kayıtlarının doğruluğu parmak izi ve ıslak imza gibi tespit edilebilir mi?

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz | Kontrgerilla'nın yargıdaki örgütlenmesi

(30 Ağustos 2010), son güncel.: (01 Eylül 2010)

Tuncay GüneyTuncay Güney tanık yapıldı, 35 soru tekrar soruldu
Ergenekon’da ‘şüpheli’ durumda olan Tuncay Güney, ‘örgütle bağını tamamen kopardığı’ gerekçesiyle ‘tanık’ yapıldı. Güney’in cevaplamadığı 35 adet soru cevaplaması talebiyle tekrar Kanada'ya gönderildi. Tuncay Güney, Ergenekon'un en kritik isimlerinden birisi. 2001 yılında polisçe sorgulanan Güney, örgütün ilk kez deşifre olmasına neden olmuş, ancak polis şefi olan Ergenekon davasının sanıklarından Serdar Saçan tarafından serbest bırakılarak yurtdışına kaçırılmış, Güney'den elde edilen çuvallarca belgeler de Saçan tarafından polis müdürlüğünden çıkarılarak özel bir yerde gizlenmiş, soruşturma örtbas edilmişti.


Ergenekon Silahlı Terör Örgütü iddiasıyla sürdürülen soruşturma kapsamında açıklamaları ve kendisinde yakalanan belgelerle çok kritik bir yere sahip olan Tuncay Güney soruşturma kapsamında ‘tanık’ konumuna alındı. 2. Ergenekon iddianamesine “hakkında işlem sürdürülen şüpheli” olarak giren Güney’in ‘örgütle bağının tamamen koptuğu’ öne sürüldü.

Örgütle bağı tamamen kesildi.. Daha önce cevaplamamıştı.. Pişmanlıktan yararlanabilir.. Örgütlerin kardeşliğini anlat bize!.. İŞTE SORULARIN TAMAMI..

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(29 Ağustos 2010, 14:56)

Hanefi AvcıAvcı boşluklar bırakıp çekildi ama tabiat boşluk kabul etmiyor
Eskişehir Emniyet Müdürü Havefi Avcı, yazdığı kitabında sadece duyumlarına dayanarak şok iddialarda bulunarak Türkiye'yi sarstı ve emekliliğini isteyerek bir kenara çekildi. O tartışmaları başlatıp kenara çekildi ancak delil getirmeden suçladığı kişi ve kesimlerden gelen tepkiler giderek yükseliyor. Sadece geçmişte yaptığı işlere bakarak kendisine inanılmasını beklediği anlaşılan Avcı bugüne kadar sadece NTV'de yayına katıldı. Ancak sorulması gereken çok kritik sorular olmasına rağmen hiçbiri sorulmadı. Avcı'ya anlaşıldığı kadarıyla görmeyi duymayı istemediği soruları yöneltenlerden biri de Bugün gazetesinden Adem Yavuz Arslan. 'Hanefi Avcı'yla röpörtaj yapmak istedim ama konuşmak istemedi. Ben de kitaptan aldığım notları, kafama takılanları buradan soruyorum' diyen Arslan'a göre, 'Avcı'nın kitabında bariz bir 'dinlenilme takıntısı' hissediliyor. Halbuki sistemi en iyi Avcı biliyor. Mahkeme kararı olmaksızın ne daire iç yazışma yapabilir ne de TİB bir iletişim tespitine izin verebilir. Kaldı ki Avcı da biliyordur; İDB, 2006'dan bu yana aralarında usulsüz dinleme iddialarının da ele alındığı 6 farklı çalışma alanında 23 kez inceleme ve denetim geçirdi. Bu yönüyle de dış denetime açık tek istihbarat kuruluşudur. Fakat hiçbirinde dinleme ile ilgili bir kusur ya da hata çıkmadı.'

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(30 Ağustos 2010 14:03)

Hanefi AvcıHanefi Avcı kuyuya bir taş attı, ayıkla pirincin taşını!..
Avcı'nın yuh dedirten iddiaları bir bir çürütülüyor.  Ona göre Ergenekon'un en önemli delilleri arasında yer alan 51 nolu DVD de cemaat işi. Oysa Ergenekon ve yandaşlarının gözünü korkutan sapık ilişkilerin yer aldığı 51 No'lu DVD'nin, TSK'nın teknik olanakları kullanılarak Ergenekon sanıkları tarafından şantaj amacıyla kaydedildiği tespit edilmişti. Ama bunun ne önemi var ki, nasıl olsa Avcı'ya göre o porno ilişkileri görüntüleyenler de garanti TSK'ya sızmış cemaatçilerdir. Polisler, savcılar, hakimler, ihbarları yapan, belgeleri gönderen meçhul subaylar Avcı'ya göre cemaatçi. Bu nasıl sapık ve paranoyak bir zihniyet böyle?.. Ahmet Altan'ın satırlarıyla, 'Fethullahçılık' diye bir suç yok ama Fethullahçı olmak 'suçlu' olmak anlamına geliyor neredeyse. Ve, bu 'sihirli' sözcük her şeyi açıklıyor, 'Şemdinli'de kontrgerillanın izini yakalayan savcı Fethullahçıymış' diyorlar. Bunu söyledikleri anda, kontrgerillanın kitapevi bombalaması önemsizleşiyor, onları yakalayan savcının Fethullahçı olması önem kazanıyor. Aynı şeyi Ergenekon için de yapıyorlar, Ergenekon’u soruşturan savcılar da Fethullahçıymış... Demek ki Ergenekon kötü bir şey değil, Fethullahçı olmak gibi 'korkunç' bir kimliğe sahip adam onları sorguladıysa, biz onları aklamalıyız. Bu yaklaşım, dikkatleri 'suçluyu' yakalayanın 'inancına' çekip, suçun kendisini saklamaya yarıyor ve Fethullahçılık lafı bu garip mekanizmanın işletilmesinde çok sık kullanılıyor.

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

Abdullah Harun, (28 Ağustos 2010, 15:10)

İlker BaşbuğBaşbuğ'a 'devlet şeref madalyası' verilmedi
Genelkurmay başkanlığı görevini Orgeneral Işık Koşaner'e devreden Orgeneral İlker Başbuğ'a 'devlet şeref madalyası' uygun görülmedi. Bakanlar Kurulu kararı ve cumhurbaşkanının onayıyla verilen madalya, ilk olarak 28 Şubat sürecinde Karadayı'ya daha sonra da Kıvrıkoğlu, Özkök ve Büyükanıt'a takılmıştı. Madalyanın verilmesi Bakanlar Kurulu kararının Cumhurbaşkanınca onaylanmasıyla gerçekleşiyor. Ergenekon soruşturmasına karşı çarpıcı çıkışlar yapan, ortaya çıkan belge ve roketatarlara 'kağıt parçası, boru parçası' nitelemesi yaparak alay konusu olan, mahkemelerde yargılanan Ergenekon sanıklarına şaşırtıcı şekilde sahip çıkan, 'Ben izin vermeseydim savcılar kozmik odaya nah girerdi..' gibi kibarlık mı kabalık mı olduğu anlaşılmayan ifadeler sarfeden,  'Şu an savaş gemisinde konuşma yapıyorum, herkes anlamını biliyor' gibi muhatabı net anlaşılmayan, muhtemelen hükümete ve bazı medyaya karşı, korkutucu anlam vermeye çalışıp da komediye kaçan tehditler yönelten, heron ve benzeri skandallarla şehit aileleri ve Türk kamuoyu sarsılırken sessizliğe gömülen, buna karşın susması gereken yerlerde çok konuşup siyasi içerikli mesajlar veren, düzenli olması gereken haftalık basını bilgilendirme toplantılarını aklına esince yapan, daha birçok örneği verilebilecek hatırda kalıcı sözler ve tavırlar sarfeden, kısacası genelkurmayın ve TSK'nın prestijinin halk nazarında büyük oranda sarsılmasında en büyük pay sahiplerinden biri olan İlker Başbuğ'a madalyanın verilmeyişi, hükümetin YAŞ'tan sonraki diğer bir net tavrı olarak yorumlandı.

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

Abdullah Harun, (28 Ağustos 2010, 12:14)

Hanefi Avcı, Dursun ÇiçekIslak imzalı belge de cemaatleri hedeflemişti
Belgelere değil duyumlara dayanarak yazdığı kitapta şok açıklamalarda bulunan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı fethullah cemaatini hedef aldı. Her taşın altında bu cemaatin olduğunu söyleyebilecek kadar ileri giden ve iddialarına delil de getirmeyen Avcı'nın bu girişimi, eski MİT ajanı Mahir Kaynak'a göre Ergenekon cephesinin geciken karşı atağı.


Kurmay Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan 'AKP ve Gülen'i Bitirme Belgesi' de, AK Parti'yle birlikte Fethullah ve İsmailağa cemaatlerini bitirmeyi hedefliyordu. Gerçekliği hem sivil hem de askeri laboratuvarlarda defalarca ispatlanan bu kontrgerilla belgesi Erzincan ve Kayseri'de uygulanmaya çalışıldı. Erzincan'da hem Fethullah hem de İsmailağa cemaat evlerine silah yerleştirme ve ardından yapılacak jandarma baskınıyla büyük bir operasyon düzenlenecek, Avcı'nın aklamaya çalıştığı ve makamında bir başsavcı gözaltına alınamaz diyerek, avukatlığına da soyunduğu İlhan Cihaner'in başlatacağı çok büyük bir soruşturmayla, Ergenekon soruşturması üzerinde şüpheler uyandırılacak ve siyasi amaçlı olduğu havası verilmeye çalışılacaktı. Cihaner, soruşturmayı Ergenekon soruşturmasından birkaç ay sonra başlattı. Kayseri'de de 'Karargah Evleri' sanıklarına yardım parası toplanma şifahi emrini yazılı hale getirerek askeriyenin intranet'ine koydukları gerekçesiyle, yani var olan bir dayatmayı duyuran ve anlaşıldığı kadarıyla da fethullahçı görüşteki astsubaylara hipnoz ve işkenceyle işlemedikleri suçlar kabul ettirilerek 'Işık Evleri' adı altında sahte bir soruşturma oluşturulmak istendi.

Ancak bu iki yerdeki kontrgerilla planları başarıya ulaşmadı. O zaman başarılamayan operasyonlar şimdi Avcı eliyle tekrar sürdürülmek isteniyor, bu açık. Ortaya çıkan onca delile, belgeye ve silaha rağmen Ergenekon fasafisodur diyen Avcı'nın kendi görüşlerini açıkladığına inanılması mümkün değil. Sadece geçmişte yaptıklarına bakarak bu adamın dedikleri doğru olabilir şüphesi zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor. 2001'de ortaya çıkarılan Ergenekon'un şimdi sanık olan o zamanın polis müdürü Adil Saçan tarafından örtbas edildiği bir gerçek. Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye'deki el bombaları, ardından Eskişehir'de Fikret Emek'in evinde ele geçen çok miktarda silah ve cephane, Jandarma Albay Arif Doğan'ın evinde ele geçen cephane, Yarbay Mustafa Dönmez'in evlerinde ele geçen çok sayıda silah ve cephaneler, İbrahim Şahin'in krokisiyle bulunan çok sayıda cephane, Poyrazköy'de ele geçen çok miktarda roketatar ve bomba.. Islak imzalı belge.. Genelkurmay'da evrakların imha ve bilgisayarların silinme telaşı.. Bunlar delillerin sadece bir kısmı. Bu sitede derli toplu aktarmaya çalıştığımız yedi adet Ergenekon soruşturmasıyla, Erzincan Ergenekon soruşturmasına, Ergenekon'la bağlantılı olan ve halen yürüyen diğer davalara ve yeni soruşturmalara ait bilgiler, delil belgeleri var. İddianamelerde arama  yapabilir, isterseniz orjinal sayfaları da görüntüleyebilirsiniz. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler.. Silahlar.. Bunların hepsi gerçek, boru parçası değil. Ergenekon fikir düzeyinde kalmayıp aynı zamanda silahlara da sahip olan bir örgüt. 

Danıştay saldırısının tek başına Alparslan Arslan'ın işi olduğuna kimse inanmıyor. Örgütlü bir kalkışma olduğu açık. Danıştay kamera skandalı çok yakın zamanda yaşandı. Daha çok sayıda çarpıcı gelişme yaşandı, saldırının organize ve Ergenekon örgütünce işlendiğini gösteren bulgular var. Yargıtay ve mahkemeler bunlara bakarak davaları birleştirdi. Avcı'nın Dink cinayetiyle ilgili iddiaları da inanılmaz ölçüde gerçeklere aykırı. Nasıl bu kadar saptırabiliyor gerçekleri, anlamak mümkün değil, denebilir. Bizce mümkün, çünkü ekip arkadaşları olan emniyet müdürlerinin görevden alınmasına onlara kefil olduğunu söyleyerek tepki göstermişti. Onların intikamını almaya çalıştığı kanısı yaygın. Bizce olay daha derin. Mahir Kaynak'ın da dediği gibi iş intikam açıklamasını aşıyor, Ergenekon soruşturmasına misilleme amacını taşıyor. Sadece şikayet ettiği gizli dinlemeyle yetinseydi, Avcı'nın iddialarındaki samimiyetine inanılabilirdi, ama diğer iddiaları işin rengini değiştiriyor ve gerçek niyetini belli ediyor. Referandumun hemen öncesinde piyasaya sürülmesi de anlamlı. Kitabındaki iddialarının yola çıkış noktası polis içinde yasadışı dinleme yapıldığı iddiaları. Bunlar yeni değil. İstanbul Organize Şube'ye 2007'de yapılan ve muhtemelen Avcı'nın ihbarı üzerine gerçekleştiğine inanılmaya başlanan Paksüt baskını, Hakim Osman Kaçmaz'ın Ankara'da TİB'e düzenlettiği yasadışı dinlemeleri tespit baskınları, Yine Paksüt'e yönelik takip ve gizli dinleme iddialarına yönelik soruşturmalarla, Yargıtay ve Danıştay'ın gizli dinlendiklerine yönelik yürüttükleri soruşturmalardan bir şey çıkmadı.

İspatlayabileceğini söylediği emniyet içindeki bazı yasadışı dinlemelerden yola çıkarak tüm Ergenekon soruşturmalarına fasafiso demesi, polislik konusu dışına çıkarak savcı ve hakimlerin yanlış bulduğu kararları için yargı alanına el atması, hatta cemaatin emniyet ve ordudan sonra yargıyı da ele geçirdiği, hakim ve savcıların cemaatçi olduğu gibi, ortaya attığı ve herkesi zan altında bırakacak kadar korkunç bir şüpheye, sadece geçmişte yaptıklarına bakarak inanılmasını bekliyor. Ortada delil yok belge yok sadece duyumları var.. 'Ben işaretleri gösterdim delilleri ekleseydim kitap çok kalın olurdu, kanaatimce şu şöyledir bu böyledir, gidip aranırsa delil bulunabilir' gibi abuksubuk ifadelerle iddialarını desteklemeye çalışıyor. Avcı'nın dile getirdiği iddialar yeni değil, yıllardır var. Tek farkı şimdiye kadar diğer cephede görünen bir polis müdürünün, ilginç bir zamanlamayla da ekip arkadaşlarının görevlerinden el çektirme sonrasında bunları dile getirmiş olması. Avcı yerine Perinçek bunları söyleseydi, ki söylüyor,  böylesine tartışılır mıydı?.. Şu halde geçmişte doğru birşeyler yapmış olması kişinin şimdi yaptıklarına da kefil olabilir mi? Kimin dediği mi önemli ne dediği mi?.. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

Hanefi Avcı'nın iddiaları konulu manşetlerimiz | Ergenekon davasını engelleme girişimleri

NTV'ye çıkan Avcı'ya sorulmayan sorular | Islak İmzalı 'AKP ve Gülen'i Bitirme Planı' manşetlerimiz

Erzincan'da savcı Cihaner ve Jandarmanın 'ıslak imza' operasyonları | İŞTE ADIM ADIM ERZİNCAN'DAKİ ISLAK KOMPLO

Abdullah Harun, (27 Ağustos 2010, 12:30)

'Hayır' cephesinden PKK destekli yeni manevra
Giderek çatırdayan 'Hayır' cephesi iğrenç tuzaklara başvurmaktan çekinmiyor. Devletle anlaşarak ateşkes yaptıkları iftirasını atan terör örgütü PKK, referanduma yönelik boykot kararının gevşetildiği haberini de yaydı ancak gerçekte durum tamamen farklı. Çok sayıda Sivil Toplum Kuruluşu'nun peşpeşe yaptıkları ortak açıklamalarda referandumda evet diyeceklerini açıklamasıyla prestiji sarsılan ve boykotun işe yaramayacağını anlayan PKK, Güneydoğu'da her geçen gün artan tepkiler karşısında çark etmek zorunda kaldı. Özellikle de Ramazan'da kan dökülmesinden rahatsız olan bölgenin dindar Kürtleri giderek tepkilerini yükseltti. Bu rahatsızlık nedeniyle örgüt Ramazan başında mecburen ateşkese başladı. Aynı zamanda BDP'nin CHP ve MHP ile ortak hareket ediyor görüntüsünün Güneydoğu'da farklı anlaşıldığını fark eden örgüt yönetimi, halk tabanında hızla dışlanmakta oluşunu durdurabilmek için yeni bir manevra geliştirdi. PKK referanduma yönelik boykot kararının gevşetildiği haberini yaydı. Gerçekte ise bölgedeki hava farklı. BDP teşkilatları boykot kararı sürüyormuş gibi yoğun bir çalışma yapıyorlar. Bu plana CHP ve MHP de dört elle sarıldı. CHP-BDP-MHP ile omurgası oluşturulan 'hayır cephesi'nin tepki çektiğini gören CHP dünden itibaren 'AKP-PKK ruh ikizi' söylemi başlattı. Karayılan'ın 'ateşkes için devletle anlaştık' iftirasını bahane eden CHP artık miting meydanlarından 'PKK ile hükümet anlaştı' söylemini kullanacak. MHP de aynı gerekçeyle ara verdiği hayır mitinglerine devam kararı aldı. MHP grup başkanvekilleri de dün itibariyle 'PKK-AKP el ele' sloganlarını seslendirmeye başladılar.

PKK'nın tek taraflı ateşkes ilan etmesi ve referanduma yönelik boykot kararını gevşetmesinin arkasında 'PKK üzerinde etkili olan derin yapıların' kapsamlı bir planın olduğu ortaya çıktı. Ankara kulislerine göre PKK'nın 'tek taraflı ateşkes' ve 'referanduma evet' söyleminin arkasında şöyle bir plan var: Boykotun işe yaramayacağını anlayan PKK, Güneydoğu'da her geçen gün artan tepkiler karşısında çark etmek zorunda kaldı. Özelliklede Ramazan'da kan dökülmesinden rahatsız olan bölgenin dindar Kürtleri her geçen gün tepkisini yükseltti. Bu rahatsızlık nedeniyle örgüt Ramazan başında fiilen ateşkese başladı. Aynı zamanda BDP'nin CHP ve MHP ile ortak hareket ediyor görüntüsünün Güneydoğu'da farklı anlaşıldığını fark eden örgüt yönetimi yeni bir manevra geliştirdi.

AK Parti ile aynı safta imajı • PKK referanduma yönelik boykot kararının gevşetildiği haberini yaydı. Gerçekte ise bölgedeki hava farklı. BDP teşkilatları boykot kararı sürüyormuş gibi yoğun bir çalışma yapıyorlar. Hatta önümüzdeki günlerde bütün bölgede daha da etkin kampanya yürütecekler. Boykota tüm gücüyle asılan BDP teşkilatı aynı zamanda referanduma açıktan destek vererek de AK parti ile aynı saflarda olduğu imajını oluşturmak istiyor. Buradaki en büyük hedef ise MHP ve CHP tabanından gelen evet oylarını ve kararsızları 'hayır'a çevirmek. Özellikle Murat Karayılan'ın Kandil'de yaptığı "ateşkes için devletle anlaştık" açıklamasını yapması böyle bir planın parçası. Gerçekte böyle bir görüşme olmasa da bu sayede "Ak Parti ile PKK anlaştı" söylemi yayılarak Batı illerindeki evet eğilimi tekrar hayıra döndürülecek.

CHP 'AK parti-PKK ruh ikizi söylemi' başlattı • CHP-BDP-MHP ile omurgası oluşturulan 'hayır cephesi'nin tepki çektiğini gören CHP de dün den itibaren "AKP-PKK ruh ikizi" söylemi başlattı. Karayılan'ın açıklamasını bahane eden CHP artık miting meydanlarından "PKK ile hükümet anlaştı" söylemini kullanacak.

MHP yeniden mitinglere başlıyor • MHP lideri Devlet Bahçeli, tabandan gelen tepkilerden sonra "hayır" mitinglerine ara vermişti. Hatta partiye yakın kaynaklar Ramazan ile mitinglerin tamamen askıya alındığını ifade ettiler. Fakat Murat Karayılan'ın "ateşkes için devletle anlaştık" ifadesinden bir gün sonra MHP Genel Merkezi'nden yapılan açıklama da bugünden itibaren referanduma kadar her gün miting yapılacağı belirtildi. MHP grup başkanvekilleri de dün itibariyle "PKK-AKP el ele" sloganlarını seslendirmeye başladılar. (Bugün)

AK Parti: 'PKK ile görüşme' iddiası referandum sürecini etkilemeye yönelik • AK Parti'den yapılan açıklamada, Abdullah Öcalan ve PKK ile uzlaşıldığı yönünde haber ve yorumlar bulunduğu belirtilerek, AK Parti'nin ve AK Parti Hükümeti'nin illegal bir örgütle masaya oturmasının, müzakere yapmasının söz konusu olamayacağı bildirildi. AK Parti'nin resmi internet sitesinden, Medya ve Tanıtım Başkanlığı imzasıyla yayımlanan açıklama şöyle: ''Son günlerde bazı basın yayın organlarında, PKK kaynaklarına dayalı olarak, Abdullah Öcalan'la, PKK ile uzlaşıldığı, anlaşıldığı yönünde haber ve yorumlar yer almaktadır. Tüm halkımız şunu çok iyi bilmelidir ki, AK Parti'nin ve AK Parti hükümetinin illegal bir örgütle masaya oturması, müzakere yapması söz konusu değildir ve olamaz. Bu konu ile ilgili tüm söylenenler ve yazılıp çizilenler, halk oylaması sürecini olumsuz etkilemeye ve vatandaşlarımızın kafasını karıştırmaya yönelik spekülasyonlardan ibarettir. Halkımızın, bazı muhalefet partilerinin ve onların uzantısı olan medya organlarının AK Parti'ye yönelik bu hasmane tutumunu açıklamalarımız çerçevesinde değerlendireceğinden şüphemiz yoktur.'' (Zaman)

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu manşetlerimiz | İbret verici işbirliği: Hayır cephesine anlamlı katılım

(19 Ağustos 2010, 15:26)

Ali Suat Ertosun ve diğer HSYK üyeleriFLAŞ FLAŞ!!! Kararname geri çekildi: Korsanlara geçit yok!
FLAŞ!!! Biz bir önceki haberimizi girip krizin giderek büyüyeceğini, atamaların referandum sonrasına ertelenebileceğini belirtirken Ankara'dan flaş haber geldi. Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, 2010 Yaz Kararnamesi taslaklarının karara bağlanmayan bölümlerinin geri çekildiği bildirildi. Bakanlık açıklamasında kuruldaki üyelerce 224 kişilik (korsan) bir liste teklif edildiği, bu listede başta İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere kritik davalara bakan özel yetkili (CMK 250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük önerilerin de bulunduğu, bu önerilerin görülmekte olan davalar ile yürüyen soruşturmalara doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağının açık olması nedeniyle de kararnamenin geri çekildiği, yeni bir kararnamenin hazırlanarak kurula sunulacağı belirtildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, 6 Temmuzda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na (HSYK) sunulan 2010 yılı yaz kararnamesi görüşmelerinin büyük ölçüde tamamlandığı belirtilerek, bin 271 hakim ve Cumhuriyet savcısını kapsayan kararnamenin 16 Ağustosta açıklandığı hatırlatıldı. Açıklamada, ana taslaktan kalan 67 hakim ve savcı ile unvanlılar taslağındaki 79 hakim ve savcının durumlarının görüşülmesi sürerken, HSYK üyelerince, 84 kişinin isimleri görüşülmeyi bekleyen kararnameye eklenmek üzere, 140 kişinin isimleri ise durumları değerlendirilerek gerekirse kararnameye eklenmek üzere teklif edildiği belirtildi. Bu teklifler içerisinde başta İstanbul, Erzurum ve Diyarbakır olmak üzere özel yetkili (CMK 250) mahkemeler ve savcılıkların yapısını tamamen değiştirmeye dönük önerilerin de bulunduğu ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Bu önerilerin görülmekte olan davalar ile yürüyen soruşturmalara doğrudan müdahale etme sonucunu doğuracağı açıktır. Ayrıca, söz konusu önerilerin değerlendirilmesi ve kararnameye dahil edilmeleri halinde bunların boşalttıkları yerlere de yeni atamaların yapılması gerekecek ve bu şekilde çok sayıda hakim ve savcıyı ilgilendiren yeni bir düzenleme yapılması ihtiyacı doğacaktır. Bu da ancak yeni bir taslak çalışmasıyla mümkün olabilecektir. Kanun, Yönetmelik ve Prensip Kararları çerçevesinde tüm bu önerileri değerlendirmek, yargı bağımsızlığı ve tabii hakim ilkesini ihlal etmeyecek şekilde hazırlanacak yeni çalışmayı Kurulun önüne getirmek üzere kararname taslaklarının karara bağlanmayan bölümleri geri çekilmiştir.''

Özbek: Devam eden davalara müdahale söz konusu değil • HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, kurul çalışmaları için HSYK'ya girişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Adli yargı, unvanlı mahkeme başkanı ve başsavcıların atamalarına ilişkin, Adalet Bakanlığının kurula gönderdiği kararname taslağı üzerindeki çalışmaların devam ettiğini belirten Özbek, ''Kurul çalışmalarında önemli sıkıntılarımız var aşmaya çalışıyoruz'' dedi. Özbek, Adalet Bakanlığının açıklamasının HSYK'nın seçilmiş üyelerince değerlendirildiğini söyledi.  İlerleyen saatlerde bir açıklama yapabileceklerini belirten Özbek, ''Hiçbir HSYK üyesinin devam eden davalara müdahalesi söz konusu olamaz'' diye konuştu. Özbek, kurulun şu anda, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman toplantılara katılmadığı için çalışamadığını ifade etti. (AA)

Ayrıntılar netleşiyor • HSYK, Ergenekon, Balyoz, faili meçhul cinayetler ve kozmik oda gibi önemli davalara bakan özel yetkili mahkemelerin hakim ve savcılarının görevden alınmasını istedi. Görevden alınmak istenenler arasında Ergenekon savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Mehmet Ali Pekgüzel, Turan Çolakkadı ve hakim Hasan Hüseyin Özese de var. Başını Kadir Özbek ve Ali Suat Ertosun'un çektiği HSYK üyeleri, deşifre olmasına rağmen planlarından vazgeçmediler. Darbe davalarının görüldüğü özel yetkili mahkemelerdeki hakim ve savcıların değiştirilmesi isteniyor. Alınan bilgilere göre, toplam 25 özel yetkili savcıdan 24'ü görevden alınmak istendi... İstanbul'da 12 savcı 8 hakim görevden alınmak istendi....

HSYK şokta: 'Bakanlığın kararnameyi geri çekme yetkisi yok..' Ses kaydında Ertosun, 'Yani bilmiyorum bu saatten sonra ne yapılır ne yapılmaz. Tabi mücadele etcez yani' diyordu.. Özbek: 'Kurul toplantılarına biz devam edeceğiz Mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz..' Erdoğan'dan kritik HSYK açıklamaları.. Adalet Bakanı: 'İş yükleri fazlaysa, neden görevden alınmaları isteniyor?..' İşte hedefteki hakim ve savcılardan bir bölümü..

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(18 Ağustos 2010), son güncel.: (19 Ağustos 2010)

FLAŞ!!! TARİHİ GÜN: BALYOZCULARA TERFİ YOK, IĞSIZ'A VETO
FLAŞ!!! Kağıt parçası terfileri yaşanacak mı diye web sitemizde haber yapmıştık, hayır yaşanmadı.. Hükümetin tüm itirazlarına rağmen komutanlar tarafından  'kağıt parçası' üzerinde yapılmak istenen balyoz sanıklarının terfileri Başbakan tarafından buruşturularak çöp sepetine atıldı.. Başbakan Erdoğan YAŞ kararlarından bazılarını imzaladı bazılarını imzalamadı. Böylece emekli askeri hakim Faik Tarımcıoğlu'nun 'Hükümet çaresiz en fazla şura toplantılarına katılmayı veto edebilir' şeklinde haber yaptığımız açıklaması doğru çıkmamış oldu. Onaylanan kararlar, az sonra Genelkurmay'ın internet sitesinden yayınlanacak. Başbakan Erdoğan'ın, Org. Iğsız'ın Kara Kuvvetleri Komutanlığını onaylamadığını ve dolayısıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığına atama yapılmadığı iddia edildi. Bu arada, Balyoz sanıkları olan 11 generalin de terfi listesinde yer almadığı, Org. Necdet Özel'in, Jandarma Genel Komutanlığına atandığı alınan bilgiler arasında. Erzincan Terör Örgütü davasının 1 numaralı sanığı olan 3'ncü Ordu Komutanı Saldıray Berk'in adı bu komutanlık için geçiyordu. Berk'in Eğitim ve Doktrin Komutanlığı'na (EDOK) getirildiği öğrenildi. Yine Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu'nun Tümgeneralliğe terfi ettiği öğrenildi. Çubuklu'nun adı da tıpkı Iğsız gibi internet andıcı soruşturmasında ve ayrıca sahte çürük raporu davasında geçmekte. İlerleyen dakikalarda Kara kuvvetleri Komutanlığı makamına yarın bir atama yapılacağı haberi geldi. YAŞ toplantısından bu yıl ihraç kararı çıkmadı.

'Hükümet çaresiz, en fazla toplantıyı veto edebilir ya da muhalefet şerhi düşebilir' görüşü demek ki doğru değilmiş
• Emekli askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, YAŞ toplantısında kararların oy çoğunluğuyla alındığını, hükümetin çaresiz olduğunu, en fazla toplantıyı veto edebileceğini ya da alınan kararlara muhalefet şerhi düşebileceğini ifade etmişti. Ancak bunun doğru olmadığı Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ün net tavırlarıyla ortaya çıkmış oldu.

Genelkurmay Başkanlığı'na henüz atama yapılmadı • Anadolu Ajansı az önce flaş bir haber geçti. Buna göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan sonra Genelkurmay Başkanlığı'na da henüz atama yapılmadı. Bunun nedeninin Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na henüz atama yapılmamış olması olduğu belirtiliyor. Çünkü halen Karar Kuvvetleri Komutanlığı görevini Genelkurmay Başkanlığı'na atanması beklenen Koşaner yürütüyor. Dolayısıyla onun Genelkurmay Başkanlığı'na atanması durumunda Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevi boşta kalacak. İşte bu sakınca nedeniyle Genelkurmay'a atama yapılmadığı belirtiliyor. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na, halen Jandarma Genel Komutanı olarak görev yapan Avni Atilla Işık'ın yarın getirilebileceği ileri sürülüyor. Eğer bu gerçekleşirse hükümetin isteği yerine gelmiş olacak. YAŞ heyetindeki komutanların tümü Hasan Iğsız'da ısrar etmişti. Bu arada karar listesinde ihraç ve temdit (görev süresini uzatma) listesi de bulunmuyor. Balyoz" soruşturması kapsamında haklarında yakalama kararı çıkartılan 11 general ve amiralle ilgili herhangi bir terfi işlemi yapılmadı. 11 general ve amiral önümüzdeki YAŞ'a kadar bekleyecek. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit ile Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ise görevlerini birer yıl daha sürdürecek.

İşte tam liste • Yüksek Askeri Şura kararı ile 30 Ağustos 2010 tarihinden geçerli olmak üzere bir üst rütbeye yükselen general ve amiraller ile general ve amiralliğe yükselen albaylar şunlar:

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(04 Ağustos 2010), son güncel.: (05 Ağustos 2010)

FLAŞ!!! Özel Harp'in bombaları Ergenekon'la kardeş
Ankara'da 4 ay önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait kamyondan çıkan 940 adet el bombasının kriminal incelemesi tamamlandı. Bomba yüklü kamyondaki bombalardan bazıları Ergenekon soruşturması kapsamındaki 12 olayda ele geçen bombalarla aynı seriden. Bombalar Ergenekon'un yanı sıra değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 olayla da bağlantılı çıktı. Bu durum, Özel Kuvvetler'e, halk arasındaki meşhur eski ismiyle Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre karıştığı iddialarıyla örtüşüyor. Adeta nerede terör olacaksa oraya bomba temin edilmiş!. Bir işgal durumunda düşman kuvvetleri zayıflatmak için kendilerine cephe gerisinde terör ve karışıklık çıkarma yöntemleri öğretilen Özel Harp mensubu sivil uzantıların, bu yeteneklerini yurt içinde iç düşmana karşı da uygulayıp uygulamadıkları hep tartışıldı. Türkiye'de son 40 yıldır meydana gelen terör olaylarında Özel Harp'in ya da diğer adıyla kontrgerillanın adı hep gündeme geldi. Son olarak İnegöl ve Hatay'daki kitlesel kışkırtma olaylarının arkasında olmakla suçlanan Özel Harp Dairesi'ne bağlı sivil uzantıların, 6-7 Eylül 1955'te İstanbul'da meydana gelen, özellikle Rumlara yönelik taciz ve yağmalama olaylarının da arkasında olduğu ve dolayısıyla yurt içinde de kullanıldığı, konuyu bilen bir orgeneralin, 'Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD) işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi' sözleriyle ortaya çıkmıştı. Ergenekon soruşturması başlamadan önce Ankara'da ortaya çıkarılan ve Başbakanın evinin bulunduğu sokağın krokisi de diğer mühimmatlarla birlikte evlerinde ele geçirilen Atabeyler grubunda da Özel Harp mensubu subaylar bulunuyordu. Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan Binbaşı Fikret Emek ve diğer bazı sanıkların Özel Kuvvetler mensubu olduğu ya da orayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Ankara Emniyeti, 10 Mart 2010 tarihinde bir ihbar üzerine, 06 BJ 9915 plakalı kamyonu Eskişehir yolu Ümitköy-Mesa kavşağındaki polis bölgesinde durdurmuş, kamyonun silah ve mühimmat yüklü olduğu tespit edilmişti. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı'nın gözetiminde yapılan aramada kamyondan 25'li sandıklar içinde, M26 model 1950-1952 yılı Amerikan yapımı 958 adet el bombası çıkmıştı. Daha sonra, el bombası yüklü kamyonun Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait olduğu açıklanmıştı. "Mehmetali" rumuzlu meçhul bir kişi ise, sürekli e-posta göndererek kamyonla ilgili ilginç iddialarda bulunmuştu. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili tarafından başlatılan soruşturma çerçevesinde, el bombalarının seri numaraları alınmış ve bunların incelenmesi talep edilmişti. Savcı Bilgili bir süre sonra da bomba yüklü kamyonun, soruşturmasını yürüttüğü "kozmik oda" olayı ile bağlantısı bulunmadığını ifade ederek takipsizlik kararı vermişti. Savcının talimatı üzerine 958 el bombası ile ilgili incelemesini tamamlayan Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığı Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü, ilginç bilgilere ulaştı. İnceleme sonucu kamyondaki el bombalarının 12'si Ergenekon kapsamında toplam 59 olayda bulunan el bombaları ile irtibatlı çıktığı sonucuna varıldı.

Haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

Abdullah Harun, (29 Temmuz 2010, 10:46)

FLAŞ!!! İŞTE HERON İHANETİNİN ŞOK SES KAYITLARI
Bugün gazetesinin gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon kayıtları ortaya çıktı. Görüşmede subaylardan biri, ölen PKK'lılar için 'Zayiat verilmiş ciddi baskı aldım' diyor... İnsansız hava aracı 'Heron'ların düşürülmesinin istendiği telefon görüşmelerinde skandal diyaloglar var. Batman'da konuşlu Heron'ların görüntü ve bilgilerinin çok net olduğunu belirten subayın, 'Mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız. Değilse görüntü ve koordinatlarına müdahale edilmeli' dediği görüldü. 'Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi baskı aldım' diyen subay, konuyu ilgilisi ile görüşmesini muhatabından istiyor. Görüşmede üst rütbeli subay, astının evine gelme talebini 'sağlıklı olmaz' gerekçesiyle kabul etmiyor. 'Bu telefona dikkat ediyorsun değil mi' diyerek uyardığı da anlaşılıyor. Skandala adı karışan Yarbay Ç'yi gözden uzak tutmak ve soruşturmadan kurtarmak için yurtdışına gönderildiği de günyüzüne çıkıyor. Yarbay Ç. ile iletişimin ise eşi üzerinden sağlandığı teknik takipte anlaşılıyor. Diyaloglarda, ihaneti ortaya çıkaran MİT'e 'O.. çocukları' denilerek ağır küfürler ediliyor.

Bugün'ün gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon kayıtları ortaya çıktı. Bir subayın 'kendi adamımız" dediği PKK'lılara 'zayiat' verdirdiği gerekçesiyle insansız hava aracı 'heron'ların düşürülmesini istediği karşısındaki subayın da 'bir çaresine bakarız" dediği telefon görüşmeleriyle deşifre olan kirli yapının hainliği nasıl örtbas ettiği de teknik dinleme takibine takıldı. MİT tarafından tespit edilen ve Genelkurmay'a gönderilen telefon görüşmesi insanın kanını donduran diyalogları içeriyor. Görüşmenin başlangıcında "İ.... Komutan' olarak nitelendirilen bir subayın sorunun çözülmesi için para konuşması yapılıyor. İ.... Komutan'ın dosyasını kapatanların temiz ve iyi iş yaptığı belirtilen konuşmada ciddi risk aldığı da vurgulanıyor. "Şimdi parayı konuşturmanın zamanı" diyen subay, "Limit ne kadar?" diye sorduğu subaydan "Bu iş için her şeye değer limit problemi yok" karşılığını alıyor. Aynı konuşmanın devamında ise Bugün'ün gündeme getirdiği insansız hava aracı heronların düşürülmesine ilişkin skandal görüşme gerçekleşiyor. Genelkurmay'ın isimlerini tespit edemedik dediği subaylar arasında geçen görüşmede K1 olarak belirtilen subay, "Problem şu, araç biliyorsunuz Batman'da konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız değilse, görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı? Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?" diyor. Görüşmenin sonunda alt rütbeli subayın "Komutanım müsaade ederseniz eve geleyim" demesi üzerine karşıdaki komutan hem bu talebe karşı çıkıyor hem de "Bu telefonla ilgili dikkat ediyorsunuz değil mi?" diyerek uyarıda bulunuyor.

Şok konuşma kayıtlarını ve haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(26 Temmuz 2010, 11:46)

İbret verici işbirliği: Hayır cephesine anlamlı katılım
CHP, MHP, BDP, HSYK, YARSAV’dan oluşan ‘hayır’ cephesine eli kanlı terör örgütleri de katıldı. PKK, DHKPC, DEV YOL, MLKP, TKPML gibi terör örgütleri de halk oylamasında hayır oyu verilmesi çağrısı yaptı.

PKK yöneticilerinin ROJ TV üzerinden yaptığı referandumu boykot çağrısına, diğer terör örgütleri de katıldı. PKK’nın en şahin ismi Mustafa Karasu, günlerdir ROJ TV’den referandum aleyhine açıklamalar yaparken; DHKP/C de yayın organları aracılığıyla boykot çağrısı yaptı. THKP/C DEV-YOL önce “ne evet ne hayır” şeklinde boykot çağrısı yaparken, daha sonra tavrını “hayır” olarak değiştirdi. MLKP ve TKP/ML örgütleri de “hayır” oyu verilmesi için mahalle bazlı çalışma başlattılar. Hayır çağrısı örgütlerin yayın organlarına da yansıdı.

114 şehidin sorumlusu • DHKP-C yayın organlarında hükümet tarafından sunulan tüm demokratikleşme çabalarının aslında güç odaklarının kendi içerisindeki kavgaların sonucu olduğunu savundu. Referandum sürecini oligarşinin kendi iç kavgası olarak gördüğünü ve herhangi bir tarafı desteklemenin sisteme taraf olmak ve benimsemek anlamına geldiğini savunan örgüt, referandumu “Boykot” edeceğini duyurdu. DHKP-C geçmiş yıllardaki eylemlerinde 85 polis ve 29 askeri şehit etmiş, 80 de vatandaş öldürmüştü. Kanlı örgüt 442 vatandaşı da yaralamıştı..

Polis katilleri de hayırcı • THKP/C DEV-YOL’a yakınlığı ile bilinen Halkevleri Derneği, başlangıçta “Ne Evet, Ne Hayır” şeklinde özetlenebilecek tavır sergilerken daha sonra bu kararını değiştirdi. Sloganın “evet”çilerinin lehine olacağından dolayı gelişen süreçte açıkça “Hayır” oyu verileceği belirtildi. MLKP örgütünün ise “Anayasa Paketine Hayır” kampanyası başlatarak basın açıklamaları, panel, mahalle ve semt çalışmaları gibi etkinlikler düzenleyeceklerini üyelerine duyurduğu öğrenildi. MLKP geçmiş yıllarda 3 polisi şehit etmiş, 6 vatandaşımızı öldürmüş, gerçekleştirdiği eylemlerde 3’ü polis olmak üzere 42 kişi yaralamıştı.

Darbe onaylanacak iddiası • TKP-ML Konferans örgütü yayın organlarına Anayasa değişikliğinin hali hazırdaki Anayasa’dan farklı olmayan bir darbe Anayasası olduğunu duyurdu. Örgüt referandumun amacının bu -sözde- darbe Anayasası’nın halka bir kez daha onaylatmak olduğunu, “Hayır” oyu vereceklerini bildirdi. TKP-ML Konferans geçmiş yıllarda 7 asker, 3 polis ve 13 vatandaşı şehit etmiş, 30’dan fazla asker, polis, kamu personeli, köy korucusunu ve 23 vatandaşı yaralamıştı. (Star)

(26 Temmuz 2010, 14:56)

ERGENEKON DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!..
Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli değil.

Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren, silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah, dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır bölen ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye zarar veremez!

Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz. Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz! Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin. Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve bilgilerde!..

Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?

Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve kolaylıklar dileriz.


Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)

Kontrgerilla, Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye Ediliyor?
Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil, Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır:..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist değildir. Din devrimine de karşıdır...Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı Şemdinli olayı subayları buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik  Deliller  sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan  Ö.H.Dairesi  sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki güncel haberleri aktaran  Manşetlerimiz  sayfamızı ve tabi  forum  bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.

Ergenekon soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve “daha ileriye gitmeyin” demektedir. Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in, “Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli tertiplerden duyduğu korku” , bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye haykırırken dile getirdiği: “Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.” sözleri de diğer bir net açıklamadır.

Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan sapmayan, ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan, darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100 yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek nesillere kalmadan bizler de görürüz!..

Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008), son güncelleme: (13 Ekim 2008)


Kontrgerilla, Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası, siyasi terör Komando - 4.51kB olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler, Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri... Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler oluyor, ama ne ?.. 

1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun şekilde gündemimize soktu. Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri, ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?.. 

Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz. 

Bizi izlemeye devam edin...

Abdullah Harun
13 Ağustos 2001

En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir. Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.