Kontrgerilla
yargısı suskun: Ya aynı şeyi AK Parti yapsaydı?.. CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in Erzincan davasının gizli
tanıklarından Munzur ile görüşmesi deşifre oldu. Ersin de, internet
sitelerinde görüntüleri yayınlanan 'skandal buluşmayı' önce inkar etse
de daha sonra doğruladı. Ancak olayla ilgili şu ana kadar ne soruşturma
başlatıldı ne de yüksek yargı mensuplarından herhangi bir açıklama
geldi. CHP'li vekilin, gizli tanıkla görüşmesine büyük tepki gösteren hukukçular
ise Ersin hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 281. ve 288. maddelerine göre;
'suç delillerini karartmak ve adil yargılamaya müdahale'den soruşturma
başlatılması gerektiğini belirtiyor. Emekli Başsavcı Reşat Petek, söz
konusu buluşmayı 'hukuki skandal' olarak değerlendirdi. Petek'e göre;
hem Ersin hem de görüşmede bulunan İlhan Cihaner'in avukatı Hamit Sekman
hakkında ayrı bir soruşturma açılması gerekiyor. Eski Cumhuriyet Savcısı
Sacit Kayasu da soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği görüşünü dile
getirdi. Emekli Savcı Gültekin Avcı ise 'Eğer terör örgütüne üyeliği söz
konusu ise Ersin hakkında dokunulmazlığı dikkate alınmadan soruşturma
başlatılmalı' açıklamasını yaptı. Ersin-Munzur görüşmesine AK Parti'den
de tepki geldi. Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, internette yayınlanan
görüntülerin kendisi için sürpriz olmadığını belirterek 'Özellikle
Yargıtay Başkanı, HSYK'nın değerli üyeleri, merak ediyorum bu çıkan
görüntüler karşısında da bir bildiri yayımlarlar mı?' diye sordu.
CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in gizli tanık Munzur ile görüşmesine
en büyük tepki hukukçulardan geldi. Hukukçular, "Ersin hakkında Türk
Ceza Kanunu'nun 281. ve 288. maddelerine göre; 'suç delillerini
karartmak ve adil yargılamaya müdahale' kapsamında hakkında soruşturma
başlatılmalı." diyor. Bu suçun cezası 3 yıl hapis.
CHP'li Ersin: Çantada pijamalarım vardı • Gizli tanık Munzur'la
yaptığı görüşmesi deşifre olan CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, dün
kendini ilginç gerekçelerle savundu. Ersin, Munzur ile ailevi konuları
görüştüğünü ileri sürdü. Elindeki siyah evrak çantasının içerisinde ise
pijama ve tıraş takımı olduğunu iddia etti. Üzerine fazla gelindiğini
öne süren Ersin, "Bir daha da Erzurum'a, Erzincan'a gitmeyeceğim. Benden
bu kadar. Bundan sonrası yargıyı ilgilendirir." ifadesini kullandı.
Ersin'in gizli tanıkla görüşmesi ilginç bir seyir takip etti.
Milletvekili, görüşmeyi önce yalanladı, ancak bir süre sonra Munzur'la
buluştuğunu doğrulayarak "Ben oturuyordum, onlar yanıma geldi."
açıklamasını yaptı. Oysa önceki gün internete düşen görüntülerde
Ersin'in gizli tanık Munzur'un yanına gittiği görülüyor. Ersin, görüşme
yaptığı otelde gecelediğini; görüşmeye dışarıdan değil odasından
geldiğini söyledi. Otel lobisinde bir vatandaşın gelerek kendisinden
yardım istediğini, "Eşimle sorunlarım var. İşim yok. Ankara veya İzmir'e
taşınmak istiyorum, bana iş bulun. Burada can güvenliğim de yok."
dediğini aktaran Ersin, kendisinin de yardımcı olamayacağını
belirttiğini söyledi. Ersin, elindeki çantayla ilgili olarak da "Ben
odamdan çantayla indim. İçinde pijama takımım ve tıraşlığım var. Eğer
çantanın içinde para varsa ve ben bunu Munzur'a vereceksem, herkesin
içinde verecek kadar enayi miyim?" şeklinde konuştu. Çantayı bulunduğu
yerden kendisinin değil de başkasının almasını da "Orada unuttuğum için
ardımdan başkası getirdi." sözleriyle açıkladı. Görüntülerde, tutuklanan
Erzincan Başsavcısı İlhan
Cihaner'in
avukatı Hamit Sekman'ın da yer almasını "Bilemiyorum, kalabalık bir
topluluk vardı. Sekman da belki ordadır" şeklinde açıklayan Ahmet Ersin,
Sekman'la daha önce bir görüşme yaptığını ise, "Erzurum'dan geldiğimiz
akşam Cihaner'in avukatıyla baroda görüştük. O akşam Cihaner'in eşiyle
de görüştük." sözleriyle doğruladı. Artık konuyla ilgilenmeyeceğini
kaydeden Ersin, şöyle konuştu: Yargıya müdahale ettiğimi düşünmüyorum.
Ama açıkçası artık kusacak hale geldim. Bir daha Erzurum'a, Erzincan'a
gitmeyeceğim. Benden bu kadar... Tutuklu kişileri özgürlüğüne
kavuşturmak gibi bir şeyim yok. Benim görevim bitti, bundan sonrası
yargıyı ilgilendirir."
Ersin suçüstü yakalandı, savcılar harekete geçsin • Görüntüler
benim için sürpriz olmadı, yadırgamadım. Her seferinde yargının
bağımsızlığını savunan CHP, yargıya en büyük baskıyı yapıyor. CHP, devam
eden davaların, soruşturmaların hakimleriyle, savcılarıyla görüşme
yollarını arayıp, bir kısmıyla görüşerek, tanıklarıyla görüşüp
ifadelerini değiştirmeye zorlayarak, soruşturma ve kovuşturmalara bizzat
müdahil oluyor. Görüntülerle ilgili cumhuriyet savcılarını göreve
çağırıyorum. Bunların hepsi TCK'ya göre suçtur, savcılar bunlarla ilgili
soruşturmaları başlatmak zorundadır ve burada bir tercih hakları yoktur.
Öte yandan yüksek yargının, özellikle Yargıtay Başkanı ve HSYK'nın
üyelerinin görüntüler karşısında bir bildiri yayınlayıp
yayınlamayacaklarını merak ediyorum. CHP'nin Sayın Genel Başkanı,
milletvekilleri ve partilileri, kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde
bir dokunulmazlığı haiz. Onlar ne yaparsa yapsınlar en ufak bir açıklama
yok.
Hukuki bir skandal, Erzincan soruşturması kapsamına alınmalı •
Emekli Başsavcı Reşat Petek: Bu görüşme, hukuki bir skandaldır. Çünkü
devam eden bir dava var ve davada çok önemli delillere tanıklık etmiş
birisinin hayati tehlikesi göz önüne alındığında bu şekilde deşifre
olması skandalın ciddiyetini ortaya koymaktadır. Munzur'un bu görüşmeden
sonra ifadesini değiştirip değiştirmediği bu davanın seyrini gerçekten
etkileyecek bir gelişmedir. Munzur ile yapılan görüşme adli bir vakadır
ve suç teşkil etmektedir. Ersin'in bu girişimini savcıların soruşturma
kapsamına almaları gerekir. Aynı şekilde Başsavcı İlhan Cihaner'in
avukatı Hamit Sekman hakkında da ayrı bir soruşturma açılması gerekir ve
avukattan savunması istenir.
Gizli tanığın başına bir iş gelirse sorumlusu CHP'li milletvekilidir
• Eski Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu: Bir siyasi parti
milletvekilinin gizli tanık ile görüşmesi etik ve ahlaki değildir. Gizli
tanıkla yapılan görüşme soruşturmanın gizliliğini ihlal etmiştir.
Delillerin karartılması ve tanıkların baskı görmüş olma ihtimallerini
yükselten bir görüşmedir. Soruşturmanın gizliliğini ihlal etmekten
dolayı Ersin hakkında cumhuriyet savcıları tarafından soruşturma
başlatılmalı. CHP'nin davadaki tavrı belli, açık bir şekilde Başsavcı
İlhan Cihaner'in yanında olduğunu biliyoruz. CHP milletvekilinin bu
davada Cihaner aleyhine tanıklık yapan gizli tanıkla görüşmesi şüpheleri
artırmıştır. Gizli tanığın başına bir iş gelirse sorumlusu Ahmet
Ersin'dir.
Görüşme, 'CHP, Ergenekon'un avukatı' iddiasını doğruladı • Emekli
Savcı Gültekin Avcı: Bu görüşme, CHP'nin Ergenekon'un avukatlığını
yaptığı iddialarını doğruluyor. Davası süren ve ülke gündemini meşgul
eden bu hukuki süreçte bir milletvekilinin gizli tanıkla görüşmesi,
temasa geçmesi hukuki değildir. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet
savcıları, Ersin'in gizli tanıkla olan görüşmesini mutlaka soruşturma
kapsamına alması gerekir. CHP'nin illegal bir şekilde davaya müdahil
olması, Ergenekon terör örgütü ile bir teması mı var şüphesini
artırıyor. Ersin'in gizli tanıkla temasa geçmesi 'suç delillerini
karartmak ve adil yargılamaya müdahale etmek' suçu kapsamına girer.
Ersin'in neden müdahil olduğu açıklığa kavuşmalı, eğer terör örgütüne
üyeliği söz konusu ise Ersin hakkında doğrudan dokunulmazlığı dikkate
alınmadan soruşturma başlatılmalı. Terör örgütüne üyeliği söz konusu
değil ise o zaman Türk Ceza Kanunu'nun 281. ve 288. maddelerine göre
hakkında soruşturma başlatılmalıdır. Ersin'in soruşturma kapsamına
alınması davanın selameti açısından önem arz etmektedir.
Ahmet Ersin'in siyah çantası • Nazlı Ilıcak (Sabah): Yargıya siyaset karıştı mı, işte
böyle istenmedik manzaralar çıkar ortaya. CHP İzmir milletvekili Ahmet
Ersin, Erzurum-Erzincan hattında, en hararetli tartışmaların yaşandığı
günlerde, tutuklanan MİT görevlileriyle görüştü. (29 Aralık 2009) 18
Şubat 2010'da, Eriza Otel'de, gizli tanık Erdal Z., Ömer B. ve Munzur
kod adlı S.Z. ile Paradise Pastanesi'nin sahipleri Abdullah ve Erdal
Erdoğan kardeşlerle bir araya geldi. 22 Şubat 2010'da ise, Erzincan
Başsavcısı İlhan Cihaner'i cezaevinde ziyaret etti. Ve ne görelim! Eriza
Otel'in güvenlik kameraları, siyah bir çanta alışverişini tesbit etmiş!
CHP milletvekili Ahmet Ersin, siyah bir çantayla otelin lokantasına
giriyor. Birileriyle tokalaştığı görülüyor. Sonra da bir masaya
oturuyor. Elindeki çantayı ise, hemen yanındaki sütunun dibine
bırakıyor. Görüşmeler tamamlanınca, Eriza Otel'den çıkıp gidiyor. Kısa
bir süre sonra, siyah çantayı, Erdal Erdoğan'ın alıp götürdüğü fotoğraf
karelerine yansıyor.
Çantalı buluşma sonrası gelişmeler-1: Tanıklar Savcı Cihaner'e
giderek ifade değiştirdi • Milletvekili, "Çantamı otelde unutmuştum;
bana getirdiler" dese de, gene, zihnimizi kurcalayan soru işaretleri
mevcut. Çünkü, Ahmet Ersin, gizli tanıklarla Eriza
Otel'de buluşuyor;
hemen sonra, Erdal Z., S.Z. (Munzur) ve Ömer B. isimli gizli tanıklar,
Erzincan Savcılığı'na giderek, ifade değiştiriyorlar, "Erzurum Savcısı
Osman Şanal'dan baskı gördük; bu yüzden İlhan Cihaner aleyhinde
konuştuk" diyorlar. CHP milletvekiliyle gizli tanıkları buluşturan
kişiler Erdal Erdoğan ve Abdullah Erdoğan, Erzincan Başsavcısı İlhan
Cihaner'in yakın arkadaşı. (Hatta gazetelerde, Paradise Pastanesi'nde
birlikte resimleri bile çıktı) Milletvekili Ahmet Ersin'in unuttuğu
çantayı da alan kişi Erdal Erdoğan.
Çantalı buluşma sonrası gelişmeler-2: Ersin TV'de Savcı Şanal'a
yüklendi • CHP milletvekili, Eriza Otel'deki buluşmadan hemen sonra
(20 Şubat 2010'da) Haber Türk'e, Osman Şanal'ı tertip içinde gösteren şu
beyanatı veriyor: "Erzurum Savcısı Osman Şanal, Munzur'a, 'İfadeni biz
yazacağız, sen de imzalayacaksın. İmzalamazsan, buradan çıktıktan sonra
başına ne geleceğini garanti edemeyiz' demiş."
Çantalı buluşma sonrası gelişmeler-3: Erzurum'daki mahkemeye çağrılan
tanıklar tekrar ifade değiştirdi • Yukarıdaki gazete haberi üzerine,
gizli tanık Munzur, yeniden Erzurum Özel Yetkili Mahkemesi'ne
çağrılıyor; kendisine Osman Şanal'dan şikayetçi olup olmadığı soruluyor.
Munzur, "Jandarma'nın zoruyla Erzincan Adliyesi'ne iki arkadaşımla
gittik ve ifade metnini okumadan imzaladık" diye konuşuyor. (Munzur'un
bu açıklamaları, Erzurum Özel Yetkili Mahkemesi'nce kabul edilen
iddianamede mevcut.) Erzurum Adliyesi'ne "Jandarma beni baskı altına
aldı ve okumadan ifade imzalattı" diyen Munzur'u, birkaç gün önce,
Ankara'da gördük. Gene ifade değiştirmişti. Ve gene, Erzurum Savcısı
Osman Şanal'ı, CHP milletvekili Erol Tınaztepe'ye şikayet ediyordu.
Munzur'un bu davranışı, "aldığı paranın hakkını vermeye çalışıyor" diye
yorumlanamaz mı?
Ersin zor durumda • CHP milletvekili Ahmet Ersin zor durumda.
Siyah çantanın hesabını vermek mecburiyetinde. "Çantayı unuttum;
getirdiler" diyor ama bu görüşmenin hemen ardından, 3 gizli tanığın
Erzincan'daki mahkemede neden ifade değiştirdiğini açıklamıyor. Ayrıca,
gizli tanıklarla ilişkiyi kuran ve sütun dibinde "unutulan" çantayı alan
kişinin, Erzincan Savcısı İlhan Cihaner'in yakın arkadaşı Erdal Erdoğan
olması, sadece bir tesadüf mü? Boşuna "Siyaset, adalete müdahale
etmesin" demiyoruz. Edildiği takdirde, Ahmet Ersin durumuna düşmek
ihtimali var. Yalnız, kamuoyunda mahcup olmak söz konusu değil. Sanırız
olay, yargıya intikal edecektir. (Nazlı
Ilıcak, Sabah)
CHP, Erzincan'da yargıya meydan okudu • Ergenekon'un avukatlığını üstlenen CHP, örgütün Erzincan
ayağındaki soruşturmaya siyaset tarihinde eşine rastlanmayacak şekilde
müdahil oldu. Aralık ayında Erzincan'daki bazı MİT ve askeri personelin
soruşturma kapsamında tutuklanmasıyla harekete geçen CHP'liler, bu
süreçte yasaları çiğnemekten kaçınmadı. CHP lideri Deniz Baykal, olayın
'mezhepsel' yönü olduğunu savunarak 'Alevi-Sünni' çatışmasına neden
olabilecek bir iddia ortaya atarken, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin
bölgeye yaptığı iki ayrı gezide adeta sanık avukatları gibi davrandı.
Erzincan soruşturması, Ergenekon davası kapsamında ildeki bazı MİT ve
askeri personelin önce gözaltına alınıp, ardından tutuklanmasıyla
başladı. Olaya ilk andan itibaren yakın ilgi gösteren CHP yönetimi,
İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'i bölgeye gönderdi. Ersin, 20 Aralık
2009'da MİT ve askeri personeli Erzincan'da tutuklu oldukları cezaevinde
ziyaret etti. Aynı gün Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'le görüştü ve
hazırladığı raporu Deniz Baykal'a sundu. Erzincan Raporu'na, CHP'nin
şubat ayındaki Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Raporu'nda yer verildi.
Soruşturmayı yürüten Erzurum özel yetkili savcılarına sert eleştirilerin
bulunduğu raporun ekleri arasında soruşturma kapsamında delil olarak
kullanılan gizli dinleme CD'lerinin de yer aldığı ortaya çıktı. Mahkeme
dışında bir kişinin elde etmesi ve yayınlaması suç olan bu CD'lerin
rapora neden eklendiği sorusuna Ersin, "Ne olacak canım, elden ele
dolaşıyor böyle şeyler." diyerek cevap verdi. Ersin, kayıtları Başsavcı
Cihaner'den aldığı iddialarına "Başsavcı ile görüşmemden çok sonra bana
posta ile geldi." karşılığını verdi. Ancak Cihaner'le görüşmesinden
sadece 3 gün sonra Baykal'a sunduğu raporda bu kayıtların olduğu
belirlendi.
CHP'liler soruşturmaya fiilen müdahale ediyor • Erzincan
Başsavcısı Cihaner'in 16 Şubat'ta tutuklanmasının ardından CHP'liler
yargıyı hedef aldı. Tutuklanma olayının ardından CHP Erzincan'a 3
milletvekilinden oluşan yeni bir heyet gönderdi. Ahmet Ersin
başkanlığındaki heyet, ilk iş olarak tutuklanan Cihaner'le görüştü.
Heyet, daha sonra da askeri cezaevine giderek aynı kapsamda tutuklanan
Eskişehir İl Jandarma Komutanı Recep Gençoğlu ve Jandarma İstihbarat
elemanları ile bir araya geldi. CHP'li vekillerin Erzincan ziyaretinde
başsavcıyla ilgili ağır suçlamalar yönelten gizli tanıklarla
görüştükleri ve ifadelerini değiştirmeleri konusunda baskı yaptıkları
ifade edildi. Ahmet Ersin, olayı önce yalanladı sonra da bir kişiyle
görüştüğünü ancak bu kişinin gizli tanık olduğunu daha sonra öğrendiğini
savundu. İddialara göre Ersin'le görüşen gizli tanık Munzur, önce
Jandarma tarafından bir süre alıkondu ve ifade değiştirmeleri konusunda
baskı gördü. Gizli tanık Fırat ise konuya ilişkin çarpıcı ifadeler
kullandı: "Jandarmalarca Erzincan Adliyesi'ne götürüldük. Pastane sahibi
E.E. sürekli yanımızdaydı. Bize 'Sizi CHP milletvekilleri ile
görüştüreceğim. Ankara'da yüksek hakimlerle, başsavcıyla görüştüreceğim.
'Erzurum'da baskı altında ifade verdik' diye yeniden ifade vereceksiniz.
Milletvekilleri sizinle, Uğur Dündar'la birlikte görüşecekler.' dedi."
Gizli tanıklar perşembe ve cuma günü Erzincan-Ankara-İstanbul hattında
yoğun bir trafik yaşadıklarını, 80 bin TL karşılığında ifadelerini
değiştirerek Erzurum Savcısı Osman Şanal'ı suçlamalarının istendiğini ve
kendilerine 50 bin TL ödendiğini öne sürdü.
Baykal'ın hamleleri, vekillerin operasyonunu kolaylaştırdı •
Erzincan'da görüşülen gizli tanıklar ardından özel bir operasyonla
Ankara'ya getirildi. Başrolde bu kez CHP milletvekili Erol Tınastepe
vardı. Tınastepe, Munzur'la yaptığı görüşmeyi doğrularken gizli tanığın
herkesçe tanındığını savundu. Tınastepe, şöyle konuştu: "Erzincan
davasının gizli tanıkları Ankara'da yanıma gelip 'Baskı altında ifade
verdik. İfadelerimizi değiştireceğiz.' dedi. Önceden baskı ile ifadeleri
alındığını, yeni ifade vermek istediklerini bildirdiler. Bana gezmeye
geldiklerini söylediler. Biraz da gezelim bu konuda görüş alışverişi
yapalım diye Ankara'ya gelmişler." CHP'li milletvekilleri Erzincan
soruşturması süresince hukuk dışı işlere imza atarken, Baykal her
fırsatta hükümetin bu süreçte yargıya müdahale ettiği tezini işledi.
Böylece vekillerin hareket alanını genişletmiş oldu. CHP liderinin ilk
tepkisi soruşturmayı 'tasfiye ve sindirme anlayışı' olarak nitelemek
oldu. Başsavcının tutuklanmasından sonra parti genel merkezinde yaptığı
basın toplantısında "İlk kez bir adliye başka bir adliyeyi basmıştır. Bu
tutuklamanın yetkili bir merci tarafından yapıldığına inanmak
imkansızdır." dedi. HSYK'nın Erzurum'daki savcıların özel yetkilerini
kaldırmasını "HSYK gereğini yapmıştır." diyerek destekledi. Ardından
şöyle konuştu: "Bu olayı yapanlar başarılı olurlarsa Türkiye'de kimse
güvende olmayacaktır. Bu yaşanan olay bir kırılma noktasıdır."
Tutuklamanın adeta 'bir darbe' olduğunu savunurken 20 Şubat'ta Bolu'da
Cihaner'in tutuklanmasına neden olan delillerin uydurma olduğunu
savundu. 23 Şubat'ta partisinin grup toplantısında Erzincan'daki
soruşturmada hükümetin yargının göbeğinde olduğunu öne sürdü. 2
Mart'taki grup toplantısında şu inanılmaz cümleyi kurdu: "Başsavcı
cumhuriyet kanunlarını uyguladığı için tutuklandı." (Zaman)
Erzincan'da olma sebebi sanıklara destekti, görüştüğü kişiler de
davayla ilgili • Mahmut Övür (Sabah): Önceki gün Ülke TV'de ve
internet sitelerinde insanı şoke eden görüntüler yayınlandı. CHP İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin, hukuken görüşülmesi suç olan "Gizli Tanık" la
buluşuyor. Hatta iddiaya göre bir kenara koyduğu siyah çantasında da 80
bin lira para var. Yargıtay Başsavcısı harekete geçti mi bilmiyorum ama
gizli tanıklarla görüşüp haber yapmak bile suç... Peki, CHP gibi bir
partinin milletvekili neden bir gizli tanıkla görüşür? Önce şunu
söyleyelim: Gizli tanık Munzur savcılık iddianamesine göre
"Erzincan'daki Ergenekon"u deşifre eden kişi... CHP Milletvekili Ahmet
Ersin, Erzincan'a gidip gizli tanıkla görüştüğü ortaya çıkınca şöyle
demişti: "Görüşmedim..." Ancak çok değil üç gün sonra Munzur'la
görüştüğünü kabul etmek zorunda kaldı ve şunları söyledi: "Ben
oturuyordum onlar yanıma geldi. Boşanma işi varmış, işsizmiş onlardan
bahsetti..." Önceki gün ortaya çıkan kamera görüntüleri bu sözleri de
yalanlıyor. Milletvekili Ersin, elinde çanta pastaneye gidiyor ve gizli
tanıkla el sıkışarak masasına oturuyor. Aynı masada tutuklanan başsavcı
Cihaner'in avukatı, yine Cihaner'in yakın arkadaşı pastane sahibi Erdal
Erdoğan da var. Çantanın içinde ne olup olmadığı dava dosyasında yer
alıyor ve kokusu daha sonra çıkacak ama burada hukuk açısından çok net
suç olan bir şey var: Bir CHP milletvekillinin gizli tanıkla
görüşmesi... Görüntünün ortaya çıkmasından sonra Ersin kendini şöyle
savunuyor: "Bana gizli tanık demediler. Bir vatandaş sizinle görüşmek
istiyor dediler. Gizli tanık olduğu alnında yazmıyor ki. Dolayısıyla
gizli tanık olduğunu bilmiyordum." İnanılır gibi değil. Bir siyasi
partinin milletvekili bu kadar pervasız olabilir mi? Siz oraya neden
gittiniz Ahmet Ersin? Cihaner davasına destek olmak için gitmediniz mi?
Konuştuğunuz isimler de tam bu davayla ilgili... Cihaner'in avukatı,
arkadaşı ve Cihaner'i yaktığı iddia edilen gizli tanık... (Mahmut
Övür, Sabah)
Sinagog bombalamasında Balyoz şüphesini güçlendiren iki delil Balyoz soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Bilal
Bayraktar, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’a
İstanbul’daki Neve Şalom, Beth Israel sinagoglarının bombalanmasıyla
ilgileri olup olmadığını sordu. Savcı Bayraktar, 'Balyoz Harekat
Planı’yla aynı klasördeki listede bu sinagogların isimlerinin kırmızı
renkte yazıldığını ve bombaların üretildiği yer olduğu ortaya çıkan
‘Gökkuşağı Deterjan’ firmasının ibaresinin Süha Tanyeri'nın el yazısıyla
yazılmış bir dökümanda geçmesini' vurguladı. Bu delillerin Şubat ve Mart
2003 tarihli olduğunun tespit edildiğini, sinagog saldırılarının ise 8
ay sonra Kasım 2003 tarihinde gerçekleştiğini hatırlatan savcılara Çetin
Doğan'ın cevabı 'Bilemem, sorunun muhatabı ben değilim' oldu.
Balyoz Darbe Planı soruşturmasını yürüten savcılar, 15-20 Kasım 2003’te
İstanbul’da Neve Şalom, Beth Israel sinagogları, İngiltere
Başkonsolosluğu ve HSBC Bank Genel Müdürlüğü’ne düzenlenen bombalı
saldırıları emekli Orgeneral Çetin Doğan’a sordular. Savcılara göre,
Balyoz Harekat Planı içinde kiliseler ve sinagoglara ait hazırlanan
listede sadece 2 sinagog öne çıkıyordu. 8 ve 21’inci sırada yazılı olan
Neva Şalom ve Beth Israel sinagogları diğerlerinden farklı olarak
kırmızı kalemle yazılmıştı. Savcıları suçlamalarına götüren 2’nci şüphe
ise emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri’nin kendi kaleminden çıktığı iddia
edilen bir yazıda ‘Gökkuşağı Deterjan’ ibaresinin yer alıyor olmasıydı.
Gökkuşağı Deterjan firması, El-Kaide militanlarının bombaları
hazırladıkları İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yerdi. İşte, Özel
Yetkili Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar’ın, Çetin Doğan’a yönelttiği
o soru:
Gökkuşağı Deterjan belgede yazıyor • “Balyoz Harekat Planı ile
aynı klasörde yer alan Kiliseler ve Sinagoglar isimli belgede
sinagoglara ait listenin 8’inci sırasındaki İstanbul Beyoğlu’nda bulunan
Neve Şalom Sinagogu ile 21’inci sırasındaki İstanbul Şişli’de bulunan
Beth Israel Sinagogu’nun diğerlerinden farklı olarak kırmızı renkte
yazıldıkları tespit edilmiştir. Adı geçen sinagoglara yönelik 15 Kasım
2003 tarihinde El-Kaide terör örgütü tarafından eşzamanlı bombalı
saldırı düzenlendiği, bahse konulu belgenin oluşturma tarihinin 25 Şubat
2003 ve son kaydetme tarihinin 3 Mart 2003 olduğu ve Balyoz Harekat
Planı’nın El-Kaide tarafından eşzamanlı operasyonları önceden haber
verdiği. Konu ile ilgili olarak alınan ifade tutanaklarına göre bu
eylemlerde kullanılan bombaların ‘Gökkuşağı Deterjan’ isimli işyerinde
üretildiğinin anlaşılması soruşturma kapsamında incelenen Süha
Tanyeri’nin el yazması notlarından 1530 ile numaralandırılmış belgede,
‘Gökkuşağı Deterjan’ ibaresinin yer alıyor olması birlikte
değerlendirildiğinde, adı geçen bombalı saldırıların Balyoz Harekat
Planı kapsamında yapılmış eylemler olduğu değerlendirilmektedir. Bu
konuda değerlendirme yapar mısınız?”
Muhatap ben değilim • Eski 1’inci Ordu Komutanı emekli Orgeneral
Çetin Doğan bu soruya şu cevabı verdi: “Ben bunların kimler tarafından
ne amaçla yapıldığını bilemem. Zaten önceki sorulara verdiğim cevaplarda
olduğu gibi bilgisayar teknolojisi, gelişmeler ışığında her türlü
belgeyi düzenleme, değiştirme yetkisine sahiptir. O yüzden bunların
üzerinde oynanma ihtimali olabilir. Bu ispata muhtaç bir durumdur. Zaten
bu sorunun muhatabı ben değilim.”
2003 Mart: Balyoz hazırlandı • Balyoz darbe planının ortaya
çıkarılması, EMASYA müdahalesinin 2003'te bire bir işletildiğini
gösterdi.
Balyoz planının hazırlanma tarihi de 2003. Planın "icra" safhasında
"Bölücü terör örgütü ve El Kaide büyük şehirlerde özellikle İstanbul'da
eşzamanlı büyük eylemler icra edecek. Oluşan kaos ve karmaşa nedeniyle
sıkıyönetim ilan edilecek." ifadeleri yer alıyor.
2003 Kasım: Balyoz uygulanmak istendi • Mart 2003'teki bu 'plan
semineri'nden 6 ay sonra 15 Kasım'da İstanbul Kuledibi ve Osmaniye'de
iki sinagoga bomba yüklü araçlarla saldırı yapılmıştı. Patlamalarda TNT
kullanılması 'askeri eğitim almış profesyonellerin işi' yorumlarına yol
açmıştı. Saldırıyı İBDA-C'nin üstlendiği bilgisi terör uzmanlarınca
çürütülünce, El Kaide olayları sahiplenmişti. Bundan beş gün sonra
İstanbul'da eşzamanlı iki bombalı saldırı daha gerçekleşti. Patlamadan 4
saat sonra ise tam da Balyoz darbe planında anlatıldığı gibi Taksim ve
Levent'e jandarma birlikleri sevk edildi. Aynı gün internet sitelerinde
de sıkıyönetim ilan edilmesine dönük haberler yayımlandı. Gelişmeler
üzerine dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, güvenlik zafiyeti
bulunmadığını açıkladı. Sinagog saldırısından iki gün sonra 17 Kasım
2003 tarihinde İstanbul'da terör örgütü PKK üyesi 2 canlı bomba
yakalandı. 20 Kasım 2003 tarihinde İstanbul'da eşzamanlı iki bombalı
saldırı daha gerçekleşti. Yine TNT ve kamyonetler kullanıldı. Patlamanın
olduğu saatlerde tam da Balyoz darbe planında anlatıldığı gibi panik
havası oluşturulmaya çalışıldı. İstanbul'un pek çok yerinde çarşı, okul
ve büyük alışveriş merkezleri aranarak canlı bomba ihbarı yapıldı.
Olaydan 4 saat sonra patlamaların gerçekleştiği Taksim ve Levent'e
jandarma birliklerinin sevk edilmesi, tartışmalara neden oldu. Askeri
birliklerden herhangi bir talep olmamasına rağmen jandarmanın bölgeye
sevk edilmesi kafalarda soru işareti bıraktı. Aynı gün internet
sitelerinde sıkıyönetimin ilan edilmesine dönük ifadeler yayımlandı.
Sıkıyönetim dedikoduları üzerine dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir
Aksu, emniyet gücünün yeterli olduğunu ve güvenlik zafiyeti
bulunmadığını açıkladı. Taksim ve Levent'te meydana gelen eşzamanlı iki
bombalama olayından bir gün sonra Milli Güvenlik Kurulu "Türkiye'de
faaliyet gösteren aşırı dinci örgütler" gündemi ile toplandı.
İhbarcıdan
yeni mail: 4 bomba kamyonu İstanbul'da Ankara'da TSK'ya ait olduğu açıklanan 958 adet el bombası yüklü
kamyonu ihbar eden meçhul kişi, dün yeni bir e-posta gönderdi. İhbarcı,
İstanbul'a bomba yüklü dört kamyonun perşembe günü giriş yaptığını iddia
etti. Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gönderilen yeni e-posta üzerine polis
alarma geçti. Alınan bilgilere göre, yeni e-postayı gönderen kişiyi ve
gönderilen adresi belirlemek amacıyla soruşturma yapıldı ve e-postanın
İstanbul Beykoz'dan gönderildiği anlaşıldı. İhbarcının ilk e-postada
izini kaybettirmek amacıyla adres karıştırıcı program kullandığı da
belirlendi. Söz konusu programla ihbarcının adresinin bulunmasının
neredeyse imkansız olduğu ancak çalışmaların sürdüğü kaydedildi. Bu
arada ilk kamyondaki el bomba seri numaralarının silik olduğu şeklinde
ihbarcının verdiği bilgilerin doğru olduğu ortaya çıktı. Oysa askeri
yetkililerin ilk açıklamalarında bombaların seri ve kafile numaralarının
belli olduğu açıklanmıştı. Genelkurmay Başkanlığı'nın, kuvvetlerin
elinde bulunan silah ve cephaneliğe yeni bir seri numarası vermek için
Ankara'da topladığı öğrenildi. Edinilen bilgilere göre, Muğla'dan
gönderilen el bombaları da seri numarası verilmesi için Ankara'ya
nakledildi. Ele geçirilen bombaların kasalarında seri ve kafile numarası
bulunduğu ancak el bombalarının üzerinde seri numarasının yer almadığı
öğrenildi. Genelkurmay'ın hangi cephaneliğin kimin elinde olduğunu
saptamak amacıyla böyle bir çalışma yaptığı savunuluyor ancak ihbarcının
seri numaralarla ilgili söylediklerinin doğru çıkması diğer iddialarının
da doğru olabileceği izlenimi doğurdu.
Ankara'da 958 adet el bombası yüklü kamyonun yakalanmasını sağlayan
meçhul ihbarcının, polise ilginç iddialar içeren yeni bir e-posta
gönderdiği ortaya çıktı. Ankara Emniyet Müdürlüğü Muhabere ve Elektronik
Şube Müdürlüğü'ne gönderilen yeni e-postada ihbarcı, bu kez İstanbul'a
cephanelik ve silah yüklü dört kamyonun giriş yaptığını öne sürdü. Maile
göre, Ankara'da el bombası yüklü kamyonun belirlenmesinden sadece bir
gün sonra bomba yüklü kamyonlar İstanbul'a giriş yaptı. İhbarcı, önceki
gün cephanelik yüklü kamyonların İstanbul'a giriş yaptığını yazdı. Yeni
ihbar üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü alarma geçti. İstanbul Emniyet
Müdürlüğü de ihbar konusunda uyarıldı. İkinci e-postayı gönderen kişiyi
ve gönderildiği adresi belirlemek amacıyla yeni bir soruşturma yapıldı.
e-postanın İstanbul Beykoz'dan gönderildiği saptandı. İhbarcının ilk
e-postada izini kaybettirmek amacıyla adres karıştırıcı program
kullandığı belirlendi. İncelemede polis, e-postanın adres karıştırıcı
program ile ABD'den gönderilmiş gibi işlem yapıldığını belirledi.
İhbar doğru çıktı: Bombalardaki seri nolar silinmiş • Sivil
kamyonda ele geçirilen el bombalarının seri numaralarının silik olup
olmadığı son günlerin en önemli tartışma konusuydu. Genelkurmay
Başkanlığı'nın, kuvvetlerin elinde bulunan silah ve cephaneliğe yeni bir
seri numarası vermek için Ankara'da topladığı öğrenildi. Edinilen
bilgilere göre, Muğla'dan gönderilen el bombaları da seri numarası
verilmesi için Ankara'ya nakledildi. Ele geçirilen bombaların
kasalarında seri ve kafile numarası bulunduğu ancak el bombalarının
üzerinde seri numarasının yer almadığı öğrenildi. Genelkurmay'ın hangi
cephaneliğin kimin elinde olduğunu saptamak amacıyla böyle bir çalışma
yaptığı öne sürülüyor.
ÖKK belgesine göre bomba nakli polise bildirilmemiş • Genelkurmay
Başkanlığı'nın eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD) ve yeni adı ise Özel
Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olan Kontrgerilla biriminin Ankara'ya
yapılan bomba naklini polise bildirmediği, Özel Kuvvetler
Komutanlığı'nın çok gizli yazısı ile kesinleşti. Kurmay Başkanı Albay
Bilgehan Saymaz imzalı yazıya göre sadece Ankara, Afyon, Denizli ve
Muğla İl Jandarma komutanlıklarından eskort talep ediliyor. Yazıda polis
hiçbir şekilde nakilden bilgilendirilmiyor. Bilgehan Saymaz imzalı gizli
yazıda, Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı'nca, 06 BJ 9915 plakalı
sivil MAN kamyon ile Muğla Güllük'ten Ankara Gölbaşı'na mühimmat
nakledileceği yer aldı. Gizli yazıda Albay Saymaz, 10 Mart 2010'da saat
06.00'da, Güllük, Muğla, Denizli, Afyon, Ankara çevre yolu ve Gölbaşı
güzergahında gerekli eskort faaliyetlerinin ve emniyet tedbirlerinin
alınmasının ilgili komutanlıkların emirlerine bağlı olduğunu bildirdi.
Söz konusu yazının dağıtım yeri olarak ise Ankara, Afyon, Denizli ve
Muğla il jandarma komutanlıkları gösterildi. Bu illerin jandarma
komutanlıkları dışında herhangi bir dağıtım yapılmadı. Dün bazı basın
yayın organlarında polisin bilgilendirildiği öne sürülmüştü. Özel
Kuvvetler Komutanlığı'nın çok gizli yazısı, polisin
bilgilendirilmediğini ortaya koyuyor.
Aynı olay Avrupa'da olsa böyle kapatılır mıydı?..
Bombalı kamyon hakkında takipsizlik kararı verildi • Mühimmat
yüklü kamyonla ilgili soruşturmada 'suç unsuru bulunmaması' nedeniyle
'kovuşturmaya yer olmadığına' karar verildi. Özel yetkili Ankara
Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği'nin takipsizlik kararında, Ankara Emniyet
Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü'ne 10 Mart Çarşamba günü,
gönderilen 'Çok önemli lütfen bakınız' konulu elektronik posta içeriğine
yer verildi. Kararda, ihbar postasının ardından kamyonun aynı gün saat
18.00'de Gölbaşı çevre yoluna döndüğü sırada durdurulduğu belirtilerek,
olayın gelişimi ayrıntılı olarak aktarıldı. Buna göre, araç
durdurulduktan sonra özel yetkili cumhuriyet savcısına bilgi veriliyor.
Kamyondaki Astsubay S.H.K.'nin, araçta çok sayıda el bombası bulunduğunu
belirtmesi üzerine, güvenlik amacıyla kamyon Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne
getiriliyor. Astsubay K. de kendisiyle muhafız bir onbaşıya ilişkin
Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın görevlendirme
belgesini ibraz ediyor. (Zaman)
Hadi gidip yatın; kamyon olayında bir tuhaflık yokmuş • Emre Aköz
(Sabah): Orduya ait ABD yapımı 950 el bombasını, Bodrum'dan Ankara'ya
getiren kamyonla ilgili sorular çoğaldıkça çoğalıyor. Bu satırlar
yazılırken, Genelkurmay'dan henüz bir açıklama yapılmamıştı. (Hoş
açıklama yapılsa da fark etmiyor. Askeriyenin bu tip konulardaki sözleri
epeydir ciddiye alınmıyor. Tabii asker ne dese inananlar da yok değil: 1
Nisan günü Genelkurmay'ın internet sitesinde, "Yarın Marslılar, su
tabancalarıyla Türkiye'ye saldıracak" diye şaka yapılsa, o arkadaşlar
yağmurluk ve havlu almaya koşar.) Nerede kalmıştık? Evet, sorular
çoğalıyor. Resmi açıklama yerine, medyaya el altından konuyu saptırıcı
bilgiler veriliyor. Sanki bu sevkıyat son derece normalmiş, işin içinde
hiçbir tuhaflık yokmuş da... Bunun, "Aman dikkat" diye Emniyet'e ihbar
edilmesi anormalmiş, yanlışmış gibi bir izlenim yaratılıyor. Mesela dün
bizim gazetenin 23'üncü sayfasında şöyle bir başlık: "Bombaların sırrı
çözüldü." Eğer el bombalarının sırrı "gerçekten" çözüldüyse, niye
içimize su serpilmiyor? (Çünkü kimse inanmıyor.) Peki, olay neymiş?
"Araçtaki 950 el bombasının, 'yeni seri numaraları verilmek üzere
başlatılan çalışma kapsamında' Ankara'ya getirildiği ortaya çıktı."
Durum "ortaya çıktı" ya... "Telaşlanacak bir şey yok; gidin evlerinize
yatın." İyi de uyku tutmuyor ki! Sorular zihinlerde kolbastı oynuyor:
* Bine yakın el bombası böyle "bir şoför, bir astsubay başçavuş ve
bir onbaşı" eşliğinde mi taşınır?.. Hani bunun muvazzaf subayı, hani
bunun ön ve arkadaki refakatçi araçları? * Sıradan nakliyatçı
bile Bursa'dan yüklediği malı İstanbul'a getirirken sürüyle güvenlik
tedbiri almak zorundayken, el bombası gibi tehlikeli bir maddeyi
taşımanın bir mevzuatı yok mu? * Vatandaş, vergiler aracılığıyla
orduya küfeyle para veriyor. Her istediklerini alıyorlar. Kamyonları da
bol, makam arabaları da... Ama el bombalarının sevkıyatı, kiralanmış
sivil kamyonla yapılıyor... * El bombalarına "yeni ve silinmeyen"
seri numarası vermek, aynı zamanda "eski seri numarasının silinmesi"
anlamına geliyor mu? Bu bir "daha iyi iz sürme" niyeti mi, yoksa
tersine, "bazı izleri silme" çabası mı? * Kamyondaki "taarruz
tipi" el bombaları acaba bazı başka el bombalarıyla akraba olabilir mi?
Merak ediyoruz çünkü Ergenekon soruşturması Ümraniye'de bulunan el
bombalarıyla başladı. Cumhuriyet gazetesine atılanlar da el bombasıydı.
* El bombaları Ankara'dan, faraza Ermenistan sınırına doğru
taşınsa, "sivil araç ve sivil kıyafetli personelle kamuflaj yaptık"
denebilir. Peki, Bodrum'dan Ankara'ya getirdiğin el bombalarına ne diye
kamuflaj uyguluyorsun? Hem "rutin işlem" diyorsun, hem de bunu "rutin
dışı bir şekilde" yapıyorsun. * Bu 950 el bombasının tamamı,
"Bodrum Güllük'teki Genelkurmay Özel Kuvvetler Destek Grup Özel Eğitim
Merkez Takım Komutanlığı'nın" envanterinde miydi yoksa oraya başka
yerden getirilenler de oldu mu? Bir nokta daha: İhbarı yapan iyi niyetli
de olsa, kötü niyetli de olsa, sonuç aynı: Bu işte bir tuhaflık olmasa,
o şahıs böyle bir ihbar yapmazdı. Bütün bu sorulara ve garipliklere
karşın, mahkeme dün takipsizlik kararı verdi. Maşallah! Askeriye bir
dahaki sefere uğraşmasın, el bombalarını kargo şirketine versin. (Emre
Aköz, Sabah)
Kafes Eylem Planı iddianamesi tamamlandı İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, azınlıklara
yönelik eylem planlarının bulunduğu 'Kafes Eylem Planı'yla ilgili
iddianamenin kendisine teslim edildiğini, inceleyip onaylaması halinde
mahkemeye göndereceğini açıkladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, ''Kafes Eylem
Planı'' iddialarına ilişkin soruşturmanın tamamlandığını ve iddianamenin
kendisine sunulduğunu bildirdi. Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinden
ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çolakkadı, ''Kafes Eylem
Planı'' iddialarına ilişkin soruşturmanın tamamlandığını kaydetti.
İddianamenin bugün kendisine sunulduğunu ifade eden Çolakkadı,
iddianameyi haftaya inceleyeceğini bildirdi. Soruşturma, özel yetkili
Cumhuriyet savcıları Ercan Şafak ve Murat Yönder tarafından
yürütülüyordu. (Cihan)
Ergenekon sanığına ait CD'ye gizlenmiş şifreli dosya: Kafes Planı
• Poyrazköy'ün izini süren savcılar, Deniz Kuvvetlerindeki 41 kişilik
özel cunta yapılanmasının gayrimüslimler üzerinden AKP'yi bitirmeye
yönelik Mart 2009 tarihli Kafes Eylem Planı'nı ve cuntadaki subayları
isim isim deşifre etti. Taraf gazetesinin yayınladığı korkunç içerikli
Kontrgerilla planında geçen isimler arasında Ergenekon soruşturmasında
ismi sık sık gündeme gelen Koramiral Ali Feyyaz Öğütçü'de var. Planda
Ergenekon'da tutuklanan Yarbay Ercan Kireçtepe imzası var. Beş aşamalı
planın amacı şöyle: Gayrimüslimler üzerinde korkutucu propaganda icra
edilecek. AKP üzerindeki iç ve dış toplumun baskısı arttırılacak. Dört
aşamalı planın hazırlık ve korku yaratma safhaları şunları öngörüyor:
Gayrimüslimlerin isim, adres, okul, vakıf ve ibadethanelerinin
belirlenmesi. Adalar'da yoğun güzergahlarda duvarlara tehdit içeren
sloganlar yazılması. Tehdit telefonları açılması. Ergenekon tutuklusu
Levent Bektaş'ta ele geçen film CD'sindeki şifreyi çözen savcılar Deniz
Kuvvetleri'ndeki cuntanın 'Kafes Operasyonu Eylem Planı'nı ortaya
çıkardı. Plana göre gayrimüslimlere suikast düzenlenecek, azınlıkların
yaşadığı mahallelerde bomba patlatılacaktı. Bu eylemlerden dindarların
suçlanması ve AKP üzerindeki dış baskının arttırılması hedeflenmişti.
Poyrazköy kazıları sonrası ev ve iş yerinde arama yapılan Emekli Binbaşı
Levent Bektaş'ın ofisinden ele geçirilen bir CD'de de inanılmaz bir plan
yakalandı. CD'nin içeriğinde 'data stash' isimli bir programın yer
aldığını gören uzmanlar, bu programın film, resim veya metin
dosyalarının arkasına normal kullanıcılar tarafından görülmeyecek
şekilde bilgi ve doküman saklandığını tespit ettiler. Dosyalar
şifrelendiği için tüm çalışmalar bu boyuta kaydırıldı. Yapılan
incelemeler sonucu bir film CD'sinin arkasına 'data stash' programı
yardımı ile gizlenmiş, şifreli bir dosya tespit edildi. Profesyonel bir
biçimde gizlenen ve şifrelenen bu dosya uzman ekiplerin uzun süren
çalışmaları sonucu açıldı ve içinden 'Kafes Eylem Planı' isimli dokümana
ulaşıldı.
Balyoz soruşturmasında 4 askerin tahliye talebi reddedildi •
''Balyoz Planı'' iddiaları soruşturması kapsamında tutuklanan Konya İl
Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban ve Yarbay Yusuf Kelleli
ile astsubaylar Musa Fariz ve İmdat Çolak'ın tutukluluğuna yapılan
itirazlar reddedildi. Soruşturma kapsamında tutuklanan emekli ve
muvazzaf askerlerin avukatlarınca, çeşitli dönemlerde, tutuklamayı
gerçekleştiren İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itiraz
başvurularının değerlendirilmesi tamamlandı. İstanbul Nöbetçi 10. Ağır
Ceza Mahkemesi Heyeti, soruşturma kapsamında ''Türkiye Cumhuriyeti
hükümeti yürütme organını cebren iskat ve men etmeye teşebbüs'' suçundan
tutuklanarak cezaevine gönderilen Konya İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay
Albay Hüseyin Özçoban ve Yarbay Yusuf Kelleli ile astsubaylar Musa Fariz
ve İmdat Çolak'ın tutukluluk hallerinin devamına oy çokluğuyla karar
verdi. Karara, mahkeme heyeti başkanı Zafer Başkurt'un ''karşı oy''
kullandığı öğrenildi.
İşte
Kontrgerilla yargısı: CHP'nin yüksek yargıda dokunulmazlığı var CHP'li Ahmet Ersin'in Erzincan-Ergenekon soruşturmasının gizli
tanıklarıyla görüşüp para dolu çanta bıraktığını gösteren şok kamera
kayıtları Türkiye'yi sarsmaya başladı. AK Parti Grup Başkanvekili Bekir
Bozdağ, CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in 'Erzincan'da gizli tanık
Munzur ile görüştüğü ve bir otelin lobisinde çanta bıraktığı' yönündeki
iddialarla ilgili Cumhuriyet savcılarını göreve çağırdı. Bozdağ ayrıca,
'Gördüğüm kadarıyla CHP'nin Sayın Genel Başkanı, milletvekilleri ve
partilileri, kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde bir dokunulmazlığa
haiz. Bu dokunulmazlık nereden kaynaklanıyor, onu da merak ediyorum'
dedi. İddialar karşısında yüksek yargıdan herhangi bir açıklama yapılıp
yapılmayacağını merak ettiğini söyleyen Bozdağ, 'Her defasında yargının
bağımsızlığından bahseden yüksek yargının üyeleri, özellikle Yargıtay
Başkanı, HSYK'nın değerli üyeleri, ben şimdi merak ediyorum; bu çıkan
görüntüler karşısında da bir bildiri yayınlarlar mı, bir açıklama
yaparlar mı? Gördüğüm kadarıyla CHP'nin Sayın Genel Başkanı,
milletvekilleri ve partilileri, kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde
bir dokunulmazlığa haiz. Onlar ne yaparsa yapsınlar en ufak bir açıklama
yok. Bu dokunulmazlık nereden kaynaklanıyor, onu da merak ediyorum' diye
konuştu.
Bozdağ, gazetecilerin, “CHP'li Ersin'in, Erzincan'daki Ergenekon
yapılanmasını deşifre eden 'Munzur' adlı gizli tanık ile bir otelde
görüştüğü ve otele çanta bıraktığı” yönündeki iddialara ilişkin
sorularını cevapladı. Haberlerin doğru, görüntülerin gerçek olması
halinde, bu tür bir davranışın Türk Ceza Kanununa göre tartışmasız bir
suç olduğunu belirten Bozdağ, bunun, resen takibi gerekli bir suç
olduğunu kaydetti. Bozdağ, “Zannedersem Cumhuriyet savcılarının,
yasaların kendilerine verdiği yetkiyi kullanarak tahkikat başlatmış
olmaları gerekiyor. Eğer herhangi bir tahkikat başlatmamışlarsa, ben
buradan aracılığınızla çağrı yapmak isterim; bu açıkça bir suçtur,
Cumhuriyet savcılarını yasal görevlerinin gereğini yapmaya davet
ediyorum” diye konuştu.
Bu dokunulmazlık nereden kaynaklanıyor? •
Bekir Bozdağ, şöyle devam etti: “Tabii ki CHP'ye, sadece Ahmet Ersin'in
bu davranışıyla bakmamak lazım. Ben hiç de yadırgamadım. Neden, çünkü
Genel Başkan adeta her salı grup konuşmasını veya partinin başka
yerlerdeki konuşmalarında, toplantılarında, her yeri bir duruşma
salonuna döndürüyor. Orada devam eden soruşturma ve kovuşturmaların
içindeki deliller, dosya içerisinde olanlar, olmayanlar -nasıl vakıf,
nasıl bilgi ediniyor bilmiyoruz ama- bilmediği dosyalarla ilgili
içindeki her şeyi biliyormuş gibi bir takım hukuki değerlendirmeler,
savunmalar yapmaktadırlar. Tabii bu oldukça manidardır. Bunların
olmaması lazım; Meclis çatısı altında da başka yerlerde de. Devam eden
davalar ve soruşturmalarla ilgili siyasiler dahil hiç kimsenin
yargılamayı, soruşturmayı etkileyecek eylem veya söylemlerde bulunmaması
lazım. CHP, hem devam eden davaların, soruşturmaların hakimleriyle,
savcılarıyla görüşme yollarını arayarak, bir kısmıyla görüşerek,
tanıklarıyla görüşüp -haberler doğruysa- ifadelerini değiştirmeye
zorlayarak, her duruşmada milletvekillerini görevlendirip, orada görev
yapan hakim ve savcılar üzerinde nüfuz ve baskı kurmak suretiyle
soruşturma ve kovuşturmalara bizzat müdahil olmaktadırlar. Bunların
hepsi TCK anlamında suçtur ama ben bugüne kadar Cumhuriyet savcılarının
açık açık ceza hukuku ihlal edildiği ve suçlar işlendiği halde bu
konularla ilgili bir soruşturma açtığını duymadım. Devam eden davalar ve
soruşturmaların esasını etkilemek ve yargı görevini yapanları etkilemek,
adli soruşturmayı etkilemek için kim ne beyanda bulunuyorsa bulunsun
bunlar resen takibi gerekli suçlardır. Savcılar bunlarla ilgili
soruşturmaları başlatmak zorundadırlar. Burada bir tercih hakları
yoktur. Ama bugüne kadar da böyle bir şey olmadı.” İddialar karşısında
yüksek yargıdan herhangi bir açıklama yapılıp yapılmayacağını merak
ettiğini söyleyen Bozdağ, “Her defasında yargının bağımsızlığından
bahseden yüksek yargının üyeleri, özellikle Yargıtay Başkanı, HSYK'nın
değerli üyeleri, ben şimdi merak ediyorum; bu çıkan görüntüler
karşısında da bir bildiri yayınlarlar mı, bir açıklama yaparlar mı?
Gördüğüm kadarıyla CHP'nin Sayın Genel Başkanı, milletvekilleri ve
partilileri, kimi yüksek yargı görevlileri nezdinde bir dokunulmazlığa
haiz. Onlar ne yaparsa yapsınlar en ufak bir açıklama yok. Bu
dokunulmazlık nereden kaynaklanıyor, onu da merak ediyorum” diye
konuştu. (Hürriyet)
Yargıtay Başsavcısı İP'e ve CHP'ye karşı uyuyor Cihaner gözaltına
alınınca uyanıyor • Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in
Erzincan-Ergenekon soruşturması kapsamında makamında gözaltına alınması
üzerine HSYK-Danıştay-Yargıtay üyeleri peşpeşe açıklamalar yaparak
Başsavcının gözaltına alınmasını protesto etmişler, böylece inanılmaz
bir skandala imza atmışlardı. Oysa Cihaner mahkeme kararlarıyla
gözaltına alınmıştı ve halen tutuklu olarak cezaevinde bulunuyor.
Defalarca yapılan tahliye talepleri de reddedilen Cihaner'in gözaltına
alınmasında bir yanlışlık olsaydı şimdiye kadar çoktan dışarıda olurdu.
Gözaltı üzerine HSYK hemen devreye girerek gözaltını yapan ve
soruşturmayı yürüten Erzurum özel yetkili savcılarının yetkilerini, yani
soruşturmayı ellerinden aldı. Danıştay ve Yargıtay üyeleri de açıklama
yaparak HSYK'nın kararını onayladıklarını ilan ettiler. Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ise bir açıklama yaparak,
Habur, Erzincan ve Erzurum'daki adli tahkikatların incelemeye alındığını
belirterek, AK Parti'yi kapatmak için gözdağı vermiş oldu. Oysa
Erzincan-Ergenekon soruşturmasının iddianamesi bir kaç hafta sonra
tamamlanarak mahkemeye sunuldu ve kabul edilerek Başsavcı Cihaner, 2
numaralı sanık olarak terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılanmaya
başladı. Yargıda kadrolaşmış karanlık güçlerin net bir şekilde deşifre
olduğu bir olay olmuştu aslında Cihaner'in gözaltına alınması.
İşte Kontrgerilla yargısı: Bilirkişiden mahkeme kararını gizledi Ergenekon kapsamında İşçi Partisi'nin Ankara'daki Genel Merkezi’nde arama yapan 10 polis
hakkında, ‘görevi kötüye kullanma’dan 3 yıl hapis istemiyle açılan
davada yeni bir skandal patlak verdi. Savcı Abbas Özden’in davayı açmak
için oluşturduğu bilirkişi heyetine, 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin arama
kararını vermediği, bilirkişinin de 'Arama kararı yok' diye polisleri
suçlu gösteren bir rapor hazırladığı
ortaya çıktı.
Polisler hakkındaki şikayet İşçi partililerce yapılmıştı ve söz konusu
aramada, Yargıtay'a suikast krokileri ve çok önemli diğer deliller ele
geçirilmişti. Bu kroki ve diğer deliller halen görülmekte olan Ergenekon
dava dosyasında bulunuyor. İşçi Partisi'nin şikayetiyle Savcı Özden'in
2008'de başlattığı soruşturma kamuoyunda tartışmalara yol açmış ve
soruşturmayla Ergenekon soruşturmasını baltalamak istendiği ileri
sürülmüştü.
Skandal 1: Bilgisayar araması yok •
İP’in şikayeti üzerine davayı açan Ankara Cumhuriyet Savcısı Abbas
Özden’in, iddianamesine dayanak yaptığı bilirkişi raporunu, eksik evrak
üzerinden hazırlattığı ortaya çıktı. Savcı Özden tarafından oluşturulan
Ankara Üniversitesi’nden uzmanların hazırladığı bilirkişi raporunda ve
iddianamede, “bilgisayarların incelenmesi ve el konulması için mahkeme
kararı olmadığı” savunuldu. Ancak dosyada, İstanbul 11. Ağır Ceza
Mahkemesi’nin bu işlemler için verdiği karar var.
El koyma kararındaki açık ifade •
21 Mart 2008 tarih ve 425 sayı numarası ile İstanbul 11. Ağır Ceza’nın
verdiği karara Savcı Özden’in iddianamesinde de bilirkişi raporunda yer
verilmiyor. Bilgisayar ve diğer bilişim malzemeleri ile ilgili olarak
işlem yapılması için İstanbul 11. Ağır Ceza’nın verdiği kararda “D.İş
2008-421 sayılı karar doğrultusunda elde edilecek olan iletişim-bilişim
malzemeleri olan bilgisayar kütüklerinde, disket, CD ve kayıt yapabilen
elektronik cihazların incelenmesi ve tetkiklerinin yapılabilmesi
amacıyla CMK 134 maddesi gereğince incelenmesine karar verildi” şeklinde
açık bir ifade bulunuyor.
Skandal 2: Gece araması yok •
Abbas Özden’in iddianamede ikinci bir usulsüzlük olarak gördüğü ve
“Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama
yapılmaz” sözleriyle savunduğu görüşünün ise, kararı veren İstanbul 11.
Ağır Ceza Mahkemesi ile çeliştiği belirlendi. Polise gönderilen Özel
Yetkili 11. Ağır Ceza’nın arama kararında aramaların iş bitene kadar
“duruma göre gece dahil” en fazla 24 saat boyunca sürdürülmesi vurgusu
yapılıyor.
Skandal 3: Savcı yetkisiz •
Abbas Özden, İstanbul Özel Yetkili Mahkemesi’nin Ankara’da arama kararı
vererek yetkisinin aştığı yönündeki iddiasının ise bugüne kadar tek
merkez tarafından yönetilen DHKP-C, El-Kaide, MLKP, KCK ile organize suç
ve narkotik şebekelerine yönelik tüm operasyonların yanlış usulle
yapıldığı sonucuna götüreceğine dikkat çekildi. Abbas Özden’in
iddianamesine karşı mütalaa hazırlayan profesörler heyeti ise özel
yetkili savcıların CMK 251-3 maddesi gereği, sınırlandırma olmaksızın
her türlü soruşturmayı ülke genelinde yapabileceğini savundu.
Polis üzerinden operasyon •
Ankara Cumhuriyet Savcısı Abbas Özden, “İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza
Mahkemesi kararıyla İP Genel Merkezi’ni arayan polisler görevi kötüye
kullandı” iddiasıyla aramalara katılan 10 polis hakkında dava açtı.
Abbas Özden, Özel Yetkili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yazılı
emrini yerine getiren polislerin görevlerini kötüye kullandıklarını
iddia ederken, “İstanbul mahkemeleri, Ankara’da arama kararı veremez” ve
“Gece arama yapılması için karar verilmez”, “Arama kararında
bilgisayarlara el konulması yok” tezlerini savunmuştu. Ergenekon davası
için kritik öneme sahip davada, mahkeme, savcının iddialarını yerinde
bulursa, halen soruşturması devam eden avukat Serdar Öztürk ve emekli
Albay Levent Göktaş hakkındaki arama kararlarını da etkileyecek. Serdar
Öztürk’ün ofisinde yapılan aramada Kurmay Albay Dursun Çiçek imzalı
İrtica ile Mücadele Eylem Planı, Levent Göktaş’ın ofisinde de kamuoyunda
‘51 nolu DVD’ olarak bilinen şantaj görüntüleri içeren deliller
bulunmuştu. (Star)
Olay neydi? • İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün talimatı
üzerine Emniyet güçleri, 21 Mart 2008 günü İP Genel Merkezi'nde, İşçi
Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nusret Senem'in evinde arama yapmıştı.
Aramalarda bir CD içinde, Yargıtay binasına giriş ve güvenli kaçış
yollarını belirten ayrıntılı bir suikast krokisi ele geçirilmişti.
Ergenekon iddianamesinde de yer alan belgelere karşı İP'liler,
delillerin Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda belirtilen maddelere aykırı elde
edildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştu. İP'liler, bilgisayarlara
şifreli oldukları gerekçesiyle yedekleme yapılmadan el konulduğunu,
bilgisayarlardaki verilerin yedeklerinin çıkarılmadığı, kendilerine
verilmediği ve bilgisayarlara kendilerine ait olmayan bilgilerin
yüklenmesinin mümkün olduğu iddiasını dile getirdi. Suç duyurusu üzerine
Abbas Özden soruşturma başlattı. Savcının, CMK'nın 134. maddesinin ihlal
edildiği, yedekleme yapılmadan bilgisayarlara el konulduğu, verilerin
yedeklerinin çıkarılmadığı ve parti yöneticilerine el konulan verilerin
birer örneğinin verilmediği iddiasıyla İçişleri Bakanlığı'ndan
soruşturma izni talep edeceği ifade edilmişti. Arama ve el koyma işlemi,
Cumhuriyet savcısı gözetiminde gerçekleştirilmişti. Savcının bu
girişimiyle Ergenekon delillerinin bir kısmının tartışmalı hale geleceği
de öne sürülmüştü. CMK 134. madde, şifrelenen bilgisayarlara
girilememesi halinde el konulacağını, şifrenin çözülmesi ve gerekli
kopyanın alınması durumunda el konulan cihazların iade edileceğini
belirtiyor. Hukukçular, soruşturmalarda el konulan bilgisayarların
yedeklemelerinin, şüpheli ve vekiline verilmesi gibi bir zorunluluğun
bulunmadığını, ancak ilgili kişilerin talebi olursa bu yedeklemelerin
verileceğini ifade ediyor. Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bedri
Eryılmaz, "Yedeklemenin verilmemesi delillerin kabul edilmeyeceği
anlamına gelmez. Burada basit bir hukuka aykırılık söz konusu olabilir.
Zanlının delillerin kendi bilgisayarında olmadığını ispatlaması
gerekir." şeklinde
konuştu.
Cihaner'in
verdiği kararlara hakimler bile karşı çıktı Erzurum'daki Ergenekon davasının ek klasörlerinde yer alan Erzincan
Başsavcılığı'nın soruşturma evrakları, tutuklu sanık Cihaner'in Eylem
Planı'nı hayata geçirmek amacıyla yaptığı eylemlerin hukuk dışı olduğunu
ortaya koyuyor. 'Silahlı örgüt değil' diyerek İsmailağa cemaati
soruşturmasını Erzurum Özel Yetkili Savcılığı'na göndermeyerek bir hukuk
skandalına imza atan başsavcının kararlarını, Sadece Erzurum Özel
Yetkili Savcılığı değil, daha önce de Erzincan mahkemelerinin hukuka
aykırı bulduğu dosyadaki evraklarda açıkça görülüyor. İlhan Cihaner,
İliç Savcısı Bayram Bozkurt hakkında önce aleyhte, daha sonra lehte
ifade veren Y muhbir Erdal Zirek'i etkisiz hale getirmek için birçok
yola başvuruyor. Ancak bu talepler, her defasında mahkemeden dönüyor.
İlhan Cihaner'in muhbir Erdal Zirek hakkında yaptığı işlemler okuyanı
hayretler içinde bırakıyor. İliç Savcısı Bayram Bozkurt aleyhine komplo
ifadeleri veren ve Y muhbir Erdal Zirek hakkında, "Kimene" isimli kafeye
bomba konulacağı yönündeki şikayet, 31 Aralık 2009'da Orhan Özışık ve
Ferhat Ketçi tarafından Erzincan Başsavcılığı'na yapıldı. Başsavcılık
şikayetçileri Erzincan Emniyeti'ne gönderiyor. Emniyet, şikayetçileri
dinledikten sonra o sırada hala "Y muhbir" olan Erdal Zirek ve 'X
muhbir' olan Ömer Baysan'ı gözaltına alıp daha sonra Erzincan
Başsavcılığı'nın talimatıyla herhangi bir işlem yapmadan serbest
bırakıyor. Erzincan Emniyeti, Zirek ve Baysan hakkındaki iddianın özel
yetkili savcılığın alanında olabileceği ihtimaliyle durumu Erzurum
Başsavcılığı'na bildiriyor. Erzurum Özel Yetkili Savcılığı, Zirek ve
Baysan'ı gözaltına alarak ifadesine başvuruyor. Erdal Zirek, burada İliç
Savcısı Bayram Bozkurt aleyhine verdiği beyanların yalan olduğunu itiraf
edince bu kez Erzincan'daki oyun bozulmuş oluyor.
6-7 Ocak 2010'da Erzurum Cumhuriyet Savcılığı'na ifade veren Zirek, 22
Ocak'ta da Erzincan Savcısı Hasan Can'a, verdiği ifadede, İliç Savcısı
Bayram Bozkurt'un Erzincan Alay Komutanlığı'nda görevli üç üst rütbeli
komutana komplo kurmak için kendisinden silah ve mühimmat istediği
beyanlarının yalan olduğunu belirtiyor. Bu ifadenin jandarma tarafından
kendisine ezberlettirildiğini ve bu sırada sarhoş olduğunu anlatıyor.
Zirek'in verdiği ifadeye inanarak soruşturma başlatan Erzincan
Başsavcılığı, bu kez tam tersi olan beyanlarına inanmıyor. İnanmadığı
gibi bir de E.Z. hakkında "iftira" suçundan tutuklama istiyor. Ancak
Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi, eski ihbarcı ve yeni şüpheli Z.'nin
savcılığa kendisinin gelerek ifade vermesi, samimi beyanlarda
bulunmasını dikkate alarak adli kontrol uygulamaya gerek duymadan
serbest bırakma kararı veriyor. Erzincan Savcılığı buna da itiraz
ediyor, ancak üst mahkeme olan Erzincan 1. Asliye Ceza Mahkemesi, Sulh
Ceza Mahkemesi hakiminin serbest bırakma kararını doğru buluyor, itirazı
reddediyor.
Erzincan Başsavcılığı, Erdal Zirek serbest kalınca bu kez hakkında
teknik takip kararı alınması ve hem telefonunun dinlenmesi hem de
görüntülü kayda alınacak şekilde Jandarma tarafından takip edilmesi için
emir veriyor. Ancak Sulh Ceza Mahkemesi, Erzincan Başsavcılığı'nın
talebini 'özel yetkili savcılığın soruşturduğu suçlar olan CMK 135'e
göre katalog suçlar kapsamında' dinleme ve takip yapılacağı gerekçesiyle
reddediyor. Cihaner, bu ret kararına itiraz edince konuyu Erzincan
Asliye Ceza Mahkemesi inceliyor. Üst mahkeme olan Asliye Ceza, Sulh Ceza
Mahkemesi'nin kararının doğru olduğunu belirterek Cihaner'in itirazını
reddediyor. Cihaner, bunun üzerine konuyu "kanun yararına bozma"
talebiyle Adalet Bakanlığı'na götürüyor.
Şüpheli mahkemeden serbest kalınca bu kez 6-7 Ocak 2010 tarihlerinde hem
Erzurum hem de Erzincan Cumhuriyet başsavcılıklarına verdiği ifadelerin
geçersiz sayılması için Erzincan Savcılığı yeni bir atağa geçiyor. Savcı
Hasan Can, Erdal Zirek'in 6-7 Ocak'ta esrar kullandığını iddia ederek 22
Ocak'ta şüphelinin kan, kıl ve tükürük örneğinin Adli Tıp Kurumu'na
gönderilmesini istiyor. Zirek'in iftira suçundan Sulh Ceza Mahkemesi'nce
tutuklanmaması üzerine bu kez Erzincan Başsavcılığı aynı gün yani 22
Ocak 2010'da 14.00'te muhbir Zirek ve kardeşini şüpheli gösterilerek
"uyuşturucu madde bulunması ve silah ticareti" amacıyla arama emri
veriyor. Erzincan Savcılığı, Erzurum Savcılığı'ndan serbest kalan
Zirek'i 'iftira' suçundan tutuklatamayınca yeni bir yola başvuruyor.
Orhan Özışık isimli vatandaşın şikayeti üzerinden 23 gün geçmesine ve bu
sırada her an mahkemeye başvurma hakkı bulunmasına rağmen muhbir Erdal
Zirek'le ilgili arama ve el koyma emri veriyor. Jandarma 22 Ocak'ta
akşam saatlerinde yaptığı aramada herhangi bir suç unsuru bulamadığını
bildiriyor. (Zaman)
Cihaner cephane ihbarını 3. Ordu savcısına bildirince olay kapandı Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in havaalanı çevresinde
gömülü Ergenekon mühimmatıyla ilgili ihbarın üstünü nasıl örttüğü, ek
klasörlerde detaylı bir şekilde anlatılıyor. Buna göre Cihaner, Erzincan
Emniyeti'ne e-maille gelen ihbarı özel yetkili Erzurum savcılığı yerine
askeri savcılığa bildirdi. Orgeneral Saldıray Berk'in komutasındaki 3.
Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı ise olayın doğru olmadığını gerekçe
göstererek takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararıyla ilgili ne
Ergenekon savcılığına ne de Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği'ne
bilgi verildi. Özel Yetkili Erzurum Başsavcı Vekilliği, olaydan yaklaşık
bir yıl sonra haberdar oldu. Dosyayı askeri savcılıktan isteyen Erzurum
Başsavcılığı, soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilere,
'İhbarda Ergenekon terör örgütü ile irtibatlı olabileceği belirtilmesine
karşın yetkili savcılığımıza neden bilgi verilmedi' diye sordu.
Ek klasördeki belgelere göre süreç şöyle işledi: Erzincan Emniyeti'ne
gönderilen e-mailde, Erzincan Havaalanı üzerine konuşlu TSK'ya ait
helikopter hangarlarının yakınına Jandarma Üsteğmen T.D.'nin 2008 Mart
ayında yüzlerce patlayıcı mühimmatı (el bombaları, roketatar ve havan
mermisi) toprağa gömdürdüğü ihbarı yapıldı. İhbarda somut bilgilere yer
verilirken, mühimmatın hafta sonu kepçeyle kazılan yere bölükte görevli
erlere taşıttırılarak gömüldüğüne dikkat çekildi. Cihaner, Erzincan
Emniyeti'ne yapılan suç ihbarını görevsizlik kararı vererek askeri
savcılığa bildirdi. Orgeneral Saldıray Berk'in komutasındaki 3. Ordu
Komutanlığı Askeri Savcılığı ise olayın doğru olmadığını gerekçe
göstererek takipsizlik kararı verdi. Takipsizlik kararıyla ilgili ne
Ergenekon savcılığına ne de Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekilliği'ne
bilgi verildi. Özel Yetkili Erzurum Başsavcı Vekilliği, olaydan yaklaşık
bir yıl sonra haberdar oldu. Dosyayı askeri savcılıktan isteyen Erzurum
Başsavcılığı, soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilere,
"İhbarda Ergenekon terör örgütü ile irtibatlı olabileceği belirtilmesine
karşın yetkili savcılığımıza neden bilgi verilmedi." diye sordu.
Soruşturmayı ilk yürüten Savcı Osman Şanal, ek klasörlerde şu
değerlendirmeyi yapıyor: "Bu ihbarın içeriği dikkate alındığında, ihbarı
yapan kişinin mühimmat olayını ilk elden öğrendiği/gördüğü
değerlendirilmektedir. Ayrıca askeri savcılıkça olay mahallinde yapılan
incelemede olay yerinin kazılmış kapatılmış olabileceği şekilde olduğu,
çevresinin aksine olay mahallinin üzerinde ot bulunmadığı belirtilmiş,
bu tespit fotoğraflarla da desteklenmiştir. Gerek ihbarın niteliği ve
gerekse yapılan değerlendirmeler ihbarın doğru olma ihtimalini
güçlendirmektedir. Ancak ne hikmetse mahal kazılmış ve fakat hiçbir şey
bulunmamıştır. İhbarda Ergenekon terör örgütü ile irtibatlı olabileceği
belirtilmesine karşın bu konuda yetkili ve görevli olan cumhuriyet
başsavcılığımıza dosya gönderilmediği gibi aşamalarından da hiçbir
surette bilgi dahi verilmemiştir." (Zaman)
FLAŞ!!! Savcı: Baskı var, mahkeme tanıkları acilen dinlesin Erzincan-Ergenekon soruşturmasına atanan ve iddianameyi tamamlayarak
mahkemeye sunan yeni Başsavcıvekili Taner Aksakal, 'Gizli tanıklara
baskı var. Gizli tanık delillerinin kaybolma olasılığı yüksek.
Soruşturmanın selameti için çok acele dinleyin' diyerek mahkemeden talepte bulundu. İddianamedeki bu acil talep, jandarma ve CHP’li vekillerin
gizli tanıklara yaptığı baskıyı akıllara getirdi. Diyarbakır'da görülen
Cemal Temizöz davasında da gizli tanıklara baskı yapıldığı iddiaları
gündeme gelmiş, hatta soruşturma savcısı bu baskıyı delillendirerek dava
dosyasına eklemişti. Bu şekilde delillendirilen baskılar neticesinde
bazı tanıkların mahkemede ifadelerini değiştirdikleri görülmüştü.
Gündeme bomba gibi düşen ve ilk kez muvazzaf bir Orgenerali sanık
sandalyesine oturtan Erzincan Ergenekon iddianamesi birbirinden şok
belge ve bilgileri içeriyor. Ancak iddianamenin asıl bombası HSYK
tarafından yeni atanan Erzurum Özel Yetkili Başsavcıvekili Taner
Aksakal’ın iddianamenin sonuna düştüğü not oldu. Aksakal mahkemeden
“Gizli tanıklar mahkeme tarafından ivedilikle dinlensin” talebinde
bulundu.
Soruşturmanın selameti için • Özel Yetkili Başsavcıvekili Aksakal
iddianamenin sonuna düştüğü notta “Gizli tanıklar üzerindeki ifadelerini
değiştirmelerine yönelik baskılar devam ettiğinden, soruşturma
dosyasında önemli yeri olan gizli tanık delillerinin kaybolma olasılığı
bulunduğundan ve mevcut delillerin şüpheliler hakkında dava açmaya
yeterli şüphe oluşturduğundan yargılamanın selameti açısından büyük önem
arzetmesi nedeniyle mahkemenizce bu tanıkların en kısa sürede dinlenmesi
gerektiği düşünülmüştür” şeklindeki şok uyarılara yer verdi.
Jandarma ve CHP'li Ersin baskı yaptı • Başsavcıvekili Aksakal’ın
uyarısı, gizli tanıklara jandarma ve CHP’liler tarafından baskı
yapıldığı iddialarını gündeme getirdi. Savcı Osman Şanal’ın yetkilerinin
HSYK’nın yargı darbesiyle elinden alındığı gün, Gizli Tanık Munzur,
jandarma tarafından alıkonulmuş ve gece yarısı Erzincan Adliyesi’ne
götürülerek, hem ifadelerini geri çekmeye hem de Savcı Şanal aleyhine
tanıklığa zorlanmıştı. Jandarmanın ikna edemediği gizli tanıkların bir
otel odasında CHP Milletvekili Ahmet Ersin’le görüştürüldükleri ve Ersin’inin
ifadelerini geri çekmeleri için gizli tanıklara baskı yaptığı ortaya
çıkmıştı.
Gizli Tanık delilleri çalınacak mı? • İddianamenin sonundaki şok
nottaki bazı ifadeler kafaları karıştırdı. Gizli tanıkların ifadelerini
çekmeye zorlandığı bilinirken, Başsavcıvekili Aksakal’ın “soruşturma
dosyasında önemli yeri olan gizli tanık delillerinin kaybolma olasılığı
bulunduğu” yolundaki tespiti uzun süre tartışılacak gibi görünüyor. Adli
emanetteki gizli tanık delillerinin nasıl kaybolacağı ya da kimler
tarafından kaybedileceği merak konusu oldu. İddianamenin altındaki notun
ardından Özel Yetkili Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, gizli
tanıkların ifadelerine kısa zamanda başvurması bekleniyor.
Gizli tanık ifadeleri sanıklarca doğrulandı • Erzincan Ergenekon
iddianamesinde Gizli Tanık X’in “Albay Tapan, benimle görüşerek polis
aleyhine yalancı tanıklık yapmamı istedi” iddiasının Albay Ali Tapan
tarafından kabul edilmesi, Gizli Tanık Efe’nin “3. Ordu’da darbe
seminerleri yapıldı” iddiasının Albay Recep Gençoğlu tarafından kabul
edilmesi ve Gizli Tanık Munzur’un “Sivil kanat lideri Yaşar Baş’ın
bilgisayarında Tuncer Kılınç’la samimi fotoğrafları var” iddiasının
Baş’ın bilgisayarındaki fotoğraflarla doğrulandığı ve benzeri örnekler
hatırlatılarak şu tespit yapılıyor: “Sanıkların bu beyanları Gizli
Tanıkların ne kadar doğru ve ne derece önemli bilgiler verdiğini
göstermektedir.” (Star)
ERGENEKON
DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!.. Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati
önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine
seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar
önemli değil.
Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri
hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren,
silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah,
dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat
onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler
düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri
kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır
bölen
ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı
yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu
baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir
kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları
sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat
acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok
gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine
kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan
bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye
zarar veremez!
Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz.
Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van
mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi
mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni
ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek
yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz!
Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları
hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin.
Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir
benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir
gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve
bilgilerde!..
Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel
suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti
adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta
yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün
olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka
görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli
olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?
Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına
demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu
ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan
huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle
olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve
kolaylıklar dileriz.
Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)
Kontrgerilla,
Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye
Ediliyor? Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer
Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O
değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla
vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle
böyledir. Bizce buna en büyük delil,
Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı
brifingindeki açıklamasıdır:
“..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist
değildir. Din devrimine de karşıdır...”
Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla
dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer
alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü,
dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı
Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler
Komutanlığı (ÖKK)
şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan
Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve
doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer
bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları
vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler,
yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi
çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı
Şemdinli olayı subayları
buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları
yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil
ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik Deliller
sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan Ö.H.Dairesi
sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki
güncel haberleri aktaran
Manşetlerimiz sayfamızı ve tabi
forum
bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.
Ergenekon
soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla
canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın
yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in
yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla
cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve
“daha ileriye gitmeyin” demektedir.
Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik
duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri
yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da
polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde
başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde
başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun
yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine
karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların
çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki
komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi
önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların
köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş
yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar
yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını
gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında
yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye
sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde
Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut
şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde
bulunulan Bülent Ecevit'in,
“Özel Harp Dairesi'nin sivil
uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli
tertiplerden duyduğu korku”
, bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır
kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması
gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in
başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur
Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda
söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye
haykırırken dile getirdiği:
“Türkiye'de Özel Harp Dairesi var.
Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu
biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet
profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti
olduğunu biliyoruz.”
sözleri de diğer bir net açıklamadır.
Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki
gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir,
güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an
dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok
yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte,
halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş
durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim.
Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına
yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında
öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana
terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış
düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu
amaçtan sapmayan,
ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama
bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç
düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla
hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan,
darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast
planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü
veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı
sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri
yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli
devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları
unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100
yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki
nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı?
Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam
demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız.
Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp
örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp
sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep
açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek
nesillere kalmadan bizler de görürüz!..
Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008),
son güncelleme: (13 Ekim 2008)
K
ontrgerilla,
Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası,
siyasi terör
olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler,
Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri...
Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler
oluyor, ama ne ?..
1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o
sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun
şekilde gündemimize soktu.
Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf
etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri,
ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye
hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul
siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle
örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler
mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?..
Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin
tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının
getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir
amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı
gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz.
Bizi izlemeye devam edin...
Abdullah Harun
13 Ağustos 2001
En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir.
Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde
uyumludur.