Tam  EskidenYeniye
 

KONTRGERİLLA YOKTUR DİYENLER

Kontrgerillanın varlığını reddedenler de var. Bu kişilerin görüşleriyle bunlara karşı yapılmış bazı eleştirileri bu bölümde sizlere aktarmaya çalışacağız.

CUMHURİYET, 13 KASIM'90, Süleyman Demirel şöyle diyor:

"Bizim hükümet ettiğimiz dönemlerde, benim bilgim dahilinde böyle bir örgüt yoktur. Böyle bir örgüt yoktur diyemiyorum. Böyle bir örgüt olsa bilgimiz olması lazımdır. Ama bizim hükümet ettiğimiz süre içinde bizden habersiz böyle bir örgüt varsa, onu da çok üzüntüyle karşılarım. O zaman bir takım sorumsuz işler cereyan ediyor demektir ki, bu durumda devletlerin kaç başlı olduğu düşünülmeye değer." "Kesinlikle böyle bir örgüt yoktur" diyemediğini ifade eden Demirel, "Çünkü bakarsınız bir sürprizle karşı karşıya kalınabilir" dedi..."

11 gün sonra...


ZAMAN, 24 KASIM'90, Demirel şöyle diyor:

"..Devlet esrarengiz teşkilatlar vasıtası ile cinayet işlettirmiş diyen varsa ben dahil herkesin yakasına yapışılsın. Benim bu çağrımdan sonra hiçbir şey yapmazlarsa bütün bu töhmetleri, bütün bu kötülemeleri hiçbir şey yapmayanların üstüne bırakırım." Demirel, Ecevit iktidarının iddialarını ispatlamadığını söylüyor ve ekliyor, "Bugünlerde gazetelerde yine Sayın Ecevit'in bu çeşit beyanlarını görüyoruz. Kendisi 1978-79 yıllarında hükümet oldu. Soruyorum Ecevit devletin bir takım esrarengiz teşkilatlar vasıtası ile cinayetler işlediğine katılıyor mu? Evvela bugünkülere soruyorum. Böyle Türkiye'de esrarengiz cinayetler devlet tarafından işlenmişse görev sizin, bulun çıkarın, işlenmemişse kesin bu tartışmayı. Bir Gladio tartışması ile Türkiye'yi şaşkına çevirmenin manası yok... Bir şey daha var. 1980 sonrasında bir çok kimse mahkemeye gitmedi mi? Madem bu cinayetleri esrarengiz biçimde devlet işlettirdi, meclisin önünde duran 267 idam olayı ne? Yani mahkemelere gittiği zaman bu cinayetleri işleyenler devlet olduğuna göre; bu işleyenler bize bunları filanca işlettirdi dediler de siz onun yakasına mı yapışmadınız? Yok, böyle şey olmaz arkadaşlar. Türk halkını bu çeşit şüphelerden kurtarınız."

Kontrgerillanın varlığını kesinlikle yalanlıyor Sayın Demirel, oysa 13 Kasım 1990 tarihli CUMHURİYET gazetesinde,

"Kesinlikle böyle bir örgüt yoktur diyemiyorum. Çünkü bakarsınız bir sürprizle karşı karşıya kalınabilir." diyordu. Hatta bu örgütün kendi hükümeti zamanında dahi var olabileceğini ima edip,

"Arşivler elimde değil ve devlette soracağımız kimse yoktur. Ama bizim hükümet ettiğimiz süre içinde bizden habersiz böyle bir örgüt varsa, onu da çok üzüntüyle karşılarım. O zaman bir takım sorumsuz işler cereyan ediyor demektir ki bu durumda devletlerin kaç başlı olduğu düşünülmeye değer." diyordu. 13 Kasım'da bunları söylerken 24 Kasım'da, yani 11 gün sonra tam tersini söylüyor!..

Ecevit'i, devlet arşivleri-devlet mekanizması elinde olup da iddiaları ispatlamamakla suçlayan Demirel, 'arşiv elimde değil, devlette soracağımız kimse de yoktur' diye kendini savunuyor. Oysa hem bu sözleri söyledikten kısa süre sonra tekrar hükümete gelmiştir, hem de geçmişte hükümet etmiştir zaten. Yani arşivler eline geçmiştir. Ecevit'i suçladığı hususlar aynen kendisi için de geçerli olmuş oluyor. Demek ki o da Ecevit gibi konunun üstüne varamıyor. Kaldı ki konunun üstüne varmak istediği konusunda kamuoyunda şüpheler bulunmaktadır.

1990 yılı sonunda verilen kontrgerilla konusunda meclis araştırması önergesine kendileri de yani partisi de hararetle katılmıştı. Önerge bir entrika garipliğiyle bir yıl sonraya, görüşülmek üzere ertelendi. Daha sonra iktidara geldiler ama önerge konusunda sesleri çıkmadı. Hatta kontrgerillayı tekrar yadsımaya başladılar.

Demirel'in 267 idam konusunda ya demagoji(=laf kalabalığı) yaptığı ya da kontrgerilla iddialarının içeriğini bilmediği düşünülebilir. Hangisinin olduğu belli. Türkiye'deki tüm siyasi cinayetlerin kontrgerilla tarafından işlendiği, işlettirildiği iddia edilmiyor ki! Bizzat kendisinin haber verdiği Ecevit'e suikast ihbarındaki o, 'seçimden fayda ummayan güçler' iddia konusudur! Taksim'deki otellerin birinden suikast yapılacak diyor, sonra gerisi gelmiyor. Failler niye yakalanmadı? Şüphelerden birisini bizzat kendisi ortaya koyuyor, sonra da kalkıp, 'devleti bu şüphelerden kurtarın' diyor!?

Demirel, TC devletinin cinayet işletmeyeceğini savunuyor. Evet, bugünkü TC devletinin kontrgerillaya mal edilen o cinayetleri açıkça işletmeyeceği tabiidir. Ama, zaten bu anlamda bir iddia da yok ki! Sözkonusu olan, "Devlet içinde olduğu iddia edilen, ama devletin en üst makamındaki kişisinin dahi haberinin olmadığı bir organize"nin cinayet işlettirdiği iddiasıdır. Demokrat olduğunu iddia eden bir devletin, denetlenebilir yapısıyla cinayet işletmesi düşünülemez. Ama, denetlenemez yapıdaki bir "devlet içinde yuvalanmış örgüt"ün cinayet işletebileceği düşünülebilir. Denetlenemezse, halka kapalıysa, yasalarla kurulmamışsa, hatta başbakanlardan ve milletvekillerinden bile gizlenmişse, cinayet işletebileceği söylenebilir. Hele bir de terör çıkarmayı, kargaşa doğurmayı bilen, gizli silahlara sahip ve belli bir ideoloji karşıtı insanlardan oluştuğu şeklindeki resmi ve gayriresmi açıklamalar düşünülürse, onun cinayet işletmeyeceği değil de cinayet işleteceği ihtimali daha ağır basar. "Hayır, onlar vatanseverdir" şeklinde söylenen sözlere inanılması beklenmemelidir. Hele hele bazı olaylarda son derece profesyonelce düzenlenmiş, ordu yapısı bomba ve hiç ele geçmemiş silahlar kullanılmış, failleri yakalanmamış, bir ipucu dahi ele geçirilmemiş, soruşturmalarında gariplikler olmuş, zanlıları sıkı korunan askeri cezaevlerinden kaçırılmış cinayetler varsa ve bunların tümü de adi olmayıp siyasi nitelikli ise, işte o zaman, karanlık gibi görünen tüm bu olayların ve faillerinin hemen hemen aydınlandığı iddiası ciddiyet kazanır.

Kennedy'nin öldürülmesi, devlet içindeki bir devletin pekala cinayet işletebileceğini gösterir. Fert bazında, bir suçlu suçunu itiraf edebilir, ama organize bir gizli örgütün kalkıp da cinayetler işlediğini itiraf etmesi beklenemez, komik duruma düşülür beklenirse. Bu tür örgütlenmelerin nasıl mümkün olduğu, Avrupa'daki GLADIO tartışmaları esnasında görüldü. Devlet zan altındadır, bağrında muhtemelen barındırdığı bu örgütten dolayı. Suçluyu gösteren tüm parmaklar kendisine yönelmiştir. Yapılacak tek iş, yarım yamalak olmayan ve her bilgi kaynağından istifade eden bir meclis soruşturması ile iddiaların araştırılmasıdır. Başbakanları halk seçiyor, ama seçilen bu insanlara kurulan bir teşkilat bildirilmiyor. Türkiye'nin düşmanı Amerika ile içimizden bazılarının gizli köşelerde başbaşa vermesiyle, içeriği gizli, halkın haberi ve rızası olmayan bazı anlaşmalar imzalanıyor, bazı teşkilatlar kuruluyor. Kurtuluş Savaşı ’ndaki tavr ı pek düşmanca olan Amerika ile yıllar sonra mandacılığı çağrıştıran, bağımsızlığa aykırı bazı anlaşmalar imzalandığı söyleniyor da, bırakın vatandaşları, başbakanların dahi haberinin olmadığı iddia ediliyor!.. Örneğin üst taraftan gelen baskılarla son verilen Hürriyet gazetesinin yazı dizisine konu olan 55 adet Türk-ABD gizli ikili anlaşmasından birisi aşağıdaki gibi miydi?.. Başka gizli anlaşmalar var mıydı?..

GLADIO, Leo A. Müller, S.38:

“Böylelikle ABD arşivlerindeki yeni ifşaatlar ve tesadüfi açıklamalar öğrenildi. National Security Council’in 3 Ocak 1951 tarihli yazısı bir sözleşmeydi. Sözleşme bu tarihten önce İtalya ve öteki NATO devletleriyle imzalanan gizli sözleşmelerin metniydi. Buna göre ; Birleşik Devletler, Sicilya’ya ve Sardunya’ya -Komünistler hem bölgede hem de İtalya’n ın tümünde iktidara gelirlerse saldırma hakkını kendinde görüyordu. Anlaşmanın 5.nci bölümü şöyleydi:

“Komünistlerin legal yoldan hükümete gelmeleri ve hükümeti kontrol etme tehlikesinin olduğu durumda, ya da hükümetin dış komünist tehdit gibi içerden gelecek tehdide karşı direnişte en azından kararlı bir güç olarak görünmesi durumunda ABD önlemler almak zorundadır...(Bu bölüm arşivlerde okunamaz duruma getirilmiştir. Bu durumda kullanılacak araçların listesi açıkça görülüyor.) komünist egemenliği engellemek ve komünizmin işgalini kırarak İtalya’nın yeniden özgürleştirilmesi amaçlanıyor...”


GÜNEŞ, 18 KASIM'90, "Türkeş'ten Yorum Yok":

"Soru : Sayın Ecevit, Türkiye'de kontrgerilla örgütlenmesinin olduğunu söylüyor.

Türkeş: Biz dört yıl hükümette bulunduk, böyle bir teşkilattan hiç haberimiz olmadı.

Soru : Bu kuruluşun, hükümetlerin bilgisi dışında faaliyet göstermesi olasılığı yok mu?

Türkeş: Türkiye devleti aşiret devleti değil ki. Hükümetin malumatı dışında böyle bir şeyin olmasını ben mümkün görmüyorum... Yok böyle bir şey. Türkiye'de böyle bir kontrgerilla da yok. Devletin teşkilatı bellidir. Belli olan teşkilatların dışında Türkiye'de başka teşkilat yoktur. Olsa mutlaka hükümet bilir.

Soru : Gizli olduğu için hükümetler açıklamıyor olamaz mı?

Türkeş: Açıklanması icap etmeyen şeyler bile açıklanıyor da bunlar açıklanmaz mı? Olsa açıklarlar... Yapılan kanun dışı şeyler vardır. Bu, devletin çeşitli organları ve amirleri tarafından kanuna aykırı olarak yapılmıştır..."

Bu tür örgütlerin, üst düzey yetkililerden saklandığı Avrupa'daki gladio tartışmalarında ortaya çıktı. Hala kalkıp da bu tür bir gizli örgütlenmenin imkansız olduğunu söylemek inandırıcı olamaz. Yol geçen hanı gibi. Ağca'yı cezaevinden kaçırıyorlar, olay aydınlanmıyor. Taksim'de 38 kişi öldürülüyor, yüzden fazlası yaralanıyor, ama tek kişi bile yakalanmıyor. Ecevit'e suikast girişimleri oluyor, aydınlanmıyor. 11 Eylül 1980'de Kızılay Meydanı'nda yüze yakın bombalı pankart asılıyor. Bu pek anlamlı hareket aydınlanmıyor. Sadece orduda bulunan tipteki patlayıcılarla bombalama eylemleri yapılıyor, failleri meçhul. Öğleden önce sağcıyı vuran silahla öğleden sonra solcu vuruluyor. Bu cinayetlerin benzerleri 12 Eylül'den sonra da devam ediyor. Aksoy, Emeç, Üçok, Dursun, Abas, Mumcu, Anter, Sincar, profesyonelce vuruluyor, failleri meçhul kalıyor.. Böyle bir teşkilatın varlığını Türkeş mümkün görmüyormuş, olabilir, bir çok kişi ise mümkün görüyor. Devletin çeşitli organlarının ve amirlerinin karanlık işler çevirdiğini kendisi söylüyor, örneğin Nokta-18 Mart'90, "Resmi Görevliler mi?" veya Zaman- 22 Kasım'90, "Mızrak çuvala..." haberlerinde belirttiği gibi. Hatta daha da ileri giderek Ağca’y ı cezaevinden kaçıran bir devlet örgütünden bahsediyor (TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporu, 8. bölüm, 3. sh.-Milliyet, 2 Mart 1995, Umur Talu, Dipsiz Kuyu-Bir Devlet Örgütü). Böylece iddialara paralel açıklama yapmış oluyor. Böyle bir teşkilatın içinde devlet kademelerinden insanların da bulunduğu iddialara dahildi, yani sadece askeri yapıdadır denilmiyor. Savcısından doktoruna, politikacısından öğretim görevlisine, amirinden memuruna, polisinden askerine kadar devletin her kademesinden insanların bulunduğu söyleniyor. Bu tip bir örgüt yapısı, soruşturmaların karanlıkta kalmasını, cinayetlerin profesyonelce işlenip katillerin izlerini kaybettirmesini, yakalanan zanlıların da kaçırılmalarını, kısaca, faillerin meçhul kalmasını çok iyi açıklıyor.

MİLLİYET, 23 EYLÜL'92, Taha Akyol'un yazısından: 

"Yazar Musa Anter'i kim öldürdü?.. Bir teoriye göre, 'kontrgerilla' işliyor bu cinayetleri! 'Kontrgerilla'nın amacı ne olabilir? Teoriye göre 'kontrgerilla'nın amacı 'Kürtleri sindirmek'tir. Ama Vedat Aydın'ın katledilmesi, doğurduğu büyük ve haklı tepkilerle ve bu tepkilerin PKK tarafından kullanılmasıyla, ayrılıkçı hareketi 'sindirmek' şöyle dursun, temelli büyütmedi mi? Eğer 'kontrgerilla', bu tecrübeye sahip olduğu halde, Vedat Aydın'dan sonra, Musa Anter gibi tanınmış bir ismi de katletmişse, PKK'ya hizmet ediyordur! Yine teoriye göre, 'kontrgerilla'nın amacı, askeri darbe ortamı hazırlamak için bölgedeki yarayı kaşımaktır. Aynı çevreler, 'katil, hükümettir' demeyi de ihmal etmiyorlar. Demek ki, 'Özal'lar, Demirel'ler, İnönü'ler', kendilerine karşı darbe yaptırma hazırlığı içindeler!.."

Kontrgerillanın, bu tür eylemlerle düşmanı olduğu ideoloji/hareket üyelerini sindirmeyi amaçladığını zaten kimse iddia etmemişti. Kontrgerillanın amacının karşı görüşteki insanları birbirine karşı kışkırtmak olduğu iddia ediliyor. Bunu doğrularcasına 12 Mart ve bilhassa 12 Eylül öncesinde bir çok olay yaşandı. Bu kışkırtmalar neticesinde, halkın sulh ve sükunu arar hale geleceği tabiidir. Görünen köy kılavuz istememektedir. Kürt halkı galeyana getirilir ve ayaklanmaya kışkırtılırsa bunun askeri bir darbeyi getireceği kuşkusuzdur. Sağcı-solcu, laik-müslüman ve alevi-sünni çatışması başarılamadı. Bugün taraflar, bunların oyun olduğunu pek iyi görmektedir. Geçmişten ders alındığı görülmektedir. Bugün göle çalındığında tutacağı umulan en önemli darbe mayalarından birisi Türk-Kürt çatışmasıdır. PKK'nın buna ne kadar yatkın olduğu bellidir. Türk tarafı adına da eylem yapacak, reaksiyonu tıpkı 12 Eylül öncesinde olduğu gibi hızlandıracak bir güce de ihtiyaç vardır. Apo'nun MİT'le bağlantısı hususunda ciddi kanıtlar bulduğu söylenen Mumcu'nun cinayete kurban gitmesi bu açıdan anlam kazanıyor. Hem Mumcu'nun araştırmasının önüne geçildi, hem de suç müslümanlara yüklenerek, darbe yolunda -ki bu darbenin askeri olması gerekmez, sivil darbenin güçlendirilmesi de düşünülebilir-iki adım atılmış oldu denilirse, gerçeğe daha yakın görünen bir açıklama yapılmış olur. Kısaca özetlenirse kontrgerillanın fikir babalarından David Galula'nın önerileri meçhul değildir. Bu önerilerde, ülke şuurlu ve şuursuz terörizmle bir kaosa sürüklenmeli, ta ki halk sulh ve sükunu ister hale gelsin ve askerler de buna binaen yönetimi ele alsınlar. Sonuçta da sosyal uyanış durdurulup emperyalist Amerika'nın sömürüsü sürsün gitsin.

MİLLİYET, 28 EYLÜL'92, Süleyman Demirel şöyle diyor:

"Ben 30 yıldır devletin içindeyim. Kontrgerilla iddiası eskiden beri yapılır. Devletin meşru hiyerarşisinin yanında güç kullanması söz konusu değildir. Devlet meşru yetkisini aşan hiçbir güç kullanmamıştır, kullanamaz. Kontrgerilla iddiasını ortaya atanlar daha sonra iktidar da oldular. O zaman ben onlara 'işte iktidar oldunuz, hadi ispatlayın, ortaya çıkarın' dedim, ama hiçbir şey ortaya koyamadılar. Kontrgerilla diye birşey yoktur."

Sayın Demirel, MİT'in darbeleri kendisine haber vermediğini, bu durumdan kendisinin de şikayetçi olduğunu, darbeleri devletin bir organının yaptığını ve kendisinin de bunu eleştirdiğini, bir türlü içine sindiremediğini defalarca dile getirdiğini, Evren'den Özel Harp Dairesi'ni anarşiye karşı kullanmasını istediğini herhalde unutmamışlardır. Tüm bu yapılanları "devletin meşru yetkisi"ne dahil ediyorsa diyecek birşey yok. Aksi takdirde şu ihtimaller söz konusu olmaktadır:

"Devlet, meşru yetkisini aşan hiçbir güç kullanmamıştır" derse, gerçeklerle çelişkiye düşer, çünkü bal gibi de kullanmıştır. Kendisi laf yapmayı pek sevdiğinden, insanın gözünün içine baka baka "kullanmamıştır" demesine şaşılmaz. Sayın Demirel'in bu özelliği meşhurdur. Literatürümüze, "dün dündür, bugün bugündür" deyimi sayelerinde girmiştir.

Eğer "kullanmamıştır" kelimesini dil sürçmesi ile söylemiş, aslında "kullanamaz" demek istemişse kendisine hak verilir. Tabii ki devlet, meşru yetkisini aşan bir güç kullanamaz.

Eğer "devlet" kelimesini "hükümet" anlamında kullanmışsa ya da açıklamasında "hükümet" demiş de gazetede yanlışlıkla "devlet" yer almışsa kendisine yine katılınır. Çünkü hükümetin denetlenmesi mümkündür ve hükümetin meşru yetkisini aşan bu tür bir güç kullanması da bu açıdan imkansızdır ya da tevessül edilse bile bilinir, görülür. Ama ya devlet böyle bir yetki aşımına girmişse nereden bileceksiniz? MİT'te neler döndüğünü tam biliyor mu? Bilmiyor ve üstelik de bilmediği o birim başının yenmesine sessiz kalıyor. Tecrübe sahibidir bu konuda. Devlet, hükümet kadar denetlenemez tam olarak ve o denetlenemeyen kısmı da tıpkı MİT örneğinde olduğu gibi, onun bunun ve ülkenin başını pekala yiyebilir. Ayrıca şikayet konusu yapılan kontrgerilla, "devlet içinde devlet" olarak iddia ediliyor. Yani devletin tümü değil, çok daha denetlenemez bir bölümü sorumlu tutuluyor. Tüm devlete şamil bir örgütlenme sözkonusu olsaydı, bu mekanizma içinden bazı, hatta birçok kimseler bunu sızdırır ve sonunda ifşa olurdu. Devlet mekanizması çok geniştir. Komünisti var faşisti. Müslümanı var laiki. Böyle bir ortamda kontrgerilla tipi bir örgütlenme yürümeyeceğine göre devlet olarak bu geniş çaplı mekanizmanın bu cinayetleri işleyebileceği düşünülemez. İşte laf kalabalığı da bu noktada devreye sokuluyor. Sayın Demirel, söz konusu olan zaten böyle geniş bir mekanizmayla devletin kendisi değildir. Söz konusu olan, devlet mekanizması içinde yuvalanmış, ayrı ve küçük bir mekanizmadır! İddialara göre bu "devlet içindeki devlet"in, savcısından doktoruna, askerinden polisine, politikacısından memuruna vs.vs. kadar her konumdan elemanı vardır. Hatta mafyadan dahi üyeleri vardır. Bu korkunç iddialar, kurgubilim filmlerini hatırlatacak kadar hayali görünse de, ne kadar gerçekçi oldukları Gladio skandalı ile ortaya çıktı. Tüm Nato üyesi ülkelerde varlığı anlaşılan, kamuoyunun, karanlık terör olayları ile bu örgütler arasındaki ilişkiler üzerine ciddi şüphelere kapıldığı, demokrasi beşiği Avrupa'da birbirleriyle organize cirit koşturan bu "gizli Nato terör örgütleri"nin bir uzantısının da bizim ülkemizde bulunmadığını düşünmek zor. Hem "Nato'nun en hassas üyesi" olacağız, ülkemizde en çok ve en şiddetli, karanlıkta kalmış, ancak ve ancak devlet desteği ile karanlıkta kalması mümkün olan siyasi terör olayları olacak, hem de bu örgütlerin bir benzeri bizde olmayacak!?.

Sayın Demirel, "Kontrgerilla iddiasını ortaya atanlar daha sonra iktidar da oldular. O zaman ben onlara 'işte iktidar oldunuz, hadi ispatlayın, ortaya çıkarın' dedim, ama hiçbir şey ortaya koyamadılar. Kontrgerilla diye birşey yoktur." diyor. Madem öyle de, kendisi niye kontrgerilla iddialarına katılıp önerge vermiştir? (GÜNEŞ, 30 Kasım 1990) 12 Eylül öncesinde de sonrasında da tavrı hep çelişkili olmuştur. Muhalefette iken iddia edip, iktidara gelince reddediyor. Madem öyle neden Ecevit'e suikast yapacak "seçimden fayda ummayan güçler"den bahsetmiştir başbakanken? Gerçekçi iddialar varken, meclis önergesi verilmişken, neden araştırmamıştır?!!

CUMHURİYET, 26 EYLÜL'92, Demirel'in basın toplantısından:

"..Musa Anter'in öldürülmesini kınayan Demirel, kontrgerilla iddiaları konusunda, 'TC devletinin bir tane legal gücü vardır, kontrgerilla falan yoktur...' dedi."

Evet, devletin bir tane legal gücü vardır. Fakat sözkonusu olan, devlet içinde yuvalanmış illegal bir güçtür Sayın Demirel? İddia edilen kontrgerilla zaten legal değil ki, illegal!.. Kamuoyu neden sözediyor, siz neden bahsediyorsunuz?!.

ZAMAN, 22 KASIM'90, Türkeş şöyle diyor:

"..12 Mart dönemini bilmiyorum, ama 12 Eylül öncesinde, bu işleri yapanlar bazı polislerdi, MİT'ten karışanlar olmuştur..."

Sayın Türkeş, önemli olan bu örgütün adının ne olduğu değil. Önemli olan, organize ve devlet içinde yuvalanmış bir terör örgütünün var olması. Adı ÖHD olmuş, kontrgerilla olmuş ya da bir başkası. Bu önemli değil. Önemli olan bu örgütün varlığı. Varsayılsın ki bu faili meçhullerden bazısı ferdi harekettir. Yani, örneğin bir polis Ecevit'e öfke duymaktadır şahsi olarak ve onu öldürmek istiyor. Çiğli'de fırsatını buluyor, ateş ediyor, ama vuramıyor, neyse... Ama ya Taksim 1 Mayıs katliamına ne demeli? Kahramanmaraş olaylarına ne demeli? Demirel'in ihbar ettiği Taksim'de Ecevit'e yapılacak suikast girişimine ne demeli? Daha bir çok olay sayılabilir ki bunlar ferdi hareketler olarak değerlendirilemez. Eğer polis ve MİT'ten bazı elemanların karışımı ile bu eylemler düzenlenmiştir denirse, zaten ileri sürülen kontrgerilla iddialarına paralel bir iddiada bulunulmuş olur. Çünkü, zaten söz konusu olan husus da, böyle bir organize örgütün var olmasıdır. Adının ne olduğunu kimse o kadar önemsemiyor. Fakat şu da var ki, ÖHD'nin yeraltı kanadı birinci derecede zanlı konumundadır. Çünkü demokratik denetime kapalı gizli yeraltı yapılanması bu tip karanlık işlere kaymaya müsaittir. ÖHD'nin yeraltı kanadına terör yöntemleri öğretiliyor ki, işgal durumunda işgalcilere karşı terör yapsın diye. Yani hali hazırda terör çıkarmayı bilen resmi bir yeraltı grubu var. Bunların barış zamanında da terör çıkarmadığı ne malum? Terör yöntemlerini biliyorlar, yeraltına gömülü silahları var. Bir eylem sonrası durdurulduklarında gösterebilecekleri resmi-askeri kimlikleri var. Belli bir ideolojiye karşı diş biledikleri de bir gerçek. Şu halde birinci derecede zanlı sayılmaları için tüm şartlar var!


Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.5.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.5.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 5.5.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.4.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 9.4.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 4.4.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.3.2014

Kozmik Oda'da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.3.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 6.9.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.8.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 5.8.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.7.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.7.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.6.2013

Darbecilerden şaşırtan ifadeler

18.02.2017 19:11 İzmir'de Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında açılan 270 sanığın yargılandığı davada, bazı sanıklar savunma yaptı. 13.02.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR Aliağa C..
Tamamı 18.2.2017

Odatv davasında karar çıkmadı

18.02.2017 20:11 Ergenekon'un medya ayağı olduğu iddiasıyla açılan ancak FETÖ'nün sahte dijital delilleri ile gündeme gelen Odatv davasına devam edildi. 15 Şubat'ta İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz yargı..
Tamamı 18.2.2017

Samsun'da 108 polise müebbet

18.02.2017 20:54 Samsun'da FETÖ/PDY soruşturması kapsamında 72'si tutuklu 108 eski emniyet personeli hakkında hazırlanan iddianame mahkeme tarafından kabul edildi. 17 Şubat'taki gelişmeye göre, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafında..
Tamamı 18.2.2017

Selam-Tevhid Kumpası davaları

18.02.2017 21:07 Kamuoyunda 'Selam-Tevhid soruşturması' olarak bilinen soruşturmada binlerce kişi hakkında usulsüz dinleme kararı vermekle suçlanan 54 hakim ve savcının yargılandığı davaya Yargıtay'da devam edildi. 13.02.2017 GÜNKÜ DU..
Tamamı 18.2.2017

Elazığ 61 askere Darbe davası

18.02.2017 22:05 Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığınca, aralarında dönemin Hozat 51. Motorlu Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Abdulkerim Ünlü'nün de bulunduğu tutuklu 61 askeri personel hakkında hazırlanan 130 sayfalık iddianame, 2. Ağır C..
Tamamı 18.2.2017

Gülen'in Dişçileri yargılanıyor

19.02.2017 08:52 FETÖ lideri Fetullah Gülen'in diş doktoru olduğu iddia edilen Ali İlker Baştan ile eşi Esma Kuriş Baştan'ın 'silahlı terör örgütü üyeliği' suçundan yargılanmasına başlandı. 16 Şubat'ta İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahke..
Tamamı 19.2.2017

Gaziantep 150 öğretmen davası

18.02.2017 15:18 Gaziantep'te Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) operasyonlarında yakalanan 66'sı tutuklu toplam 150 sanığın yargılanmasına başlandı. İlk kez hakim karşısına çıkan sanıklar hakkında verilen ar..
Tamamı 18.2.2017

Hava Harp Okulu'na 2. dava

18.02.2017 13:39 Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin, 91 Hava Harp Okulu öğrencisi ile 2 komutan hakkında 3'er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 15'er yıla kadar hapis cezası istemi..
Tamamı 18.2.2017

İstanbul: Bylock'çu 52 askere dava

18.02.2017 16:56 İstanbul'da Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) şifreli haberleşme programı 'ByLock'u kullandıkları gerekçesiyle yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan, aralarında subayların da bulunduğu 52 asker hakkında 'silahlı ..
Tamamı 18.2.2017

İstanbul Üniversitesi davası başladı

18.02.2017 18:11 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ/PDY) akademik yapılanmasına ilişkin ilk dava İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı. 13.02.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR 13 Şubat'ta İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapı..
Tamamı 18.2.2017

Duruşmadaki ifadesini reddetti

19.02.2017 10:30 Kayseri'de FETÖ/PDY terör örgütüne üye olmaktan tutuklu yargılanan biri kadın 4 sanık tahliye oldu. 16 Şubat'ta 2'nci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada tutuklu sanıklar Nesime Keysan, Fatih Polat, Fırat Doğan ve S..
Tamamı 19.2.2017

Kavuklar ve Küçükbay'a Fetö davası

19.02.2017 09:23 İzmir'de Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında örgüte finans desteği sağladıkları öne sürülen işadamları Ahmet Küçükbay, Abdullah Kavuk, oğlu Metehan Kavuk ve Şeref Sipah..
Tamamı 19.2.2017

İlk Bylock davasına devam edildi

19.02.2017 09:10 İzmir'de Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında örgütün şifreli haberleşme programı 'ByLock' kullanıcısı oldukları iddiasıyla tutuklanan 2 sanığın yargılanmasına ..
Tamamı 19.2.2017

Bir savcı daha itirafçı oldu

18.02.2017 21:02 Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) bağlı hakim ve savcılara İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturmada tutuklanan bir savcı itirafçı oldu. Yeni Şafak'ın haberine göre, İstanbul'da görev yaptığı öğrenil..
Tamamı 18.2.2017

İstanbul Telekom Yapılanması

18.02.2017 18:46 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) telekom yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında, örgütün şifreli haberleşme programı 'ByLock'u kullandığı iddia edilen 62'si tutuklu, 23'ü yakalamalı 93 sanık hakkında, 'silahlı t..
Tamamı 18.2.2017

Başbakanlık'taki Fetö'cülere dava

18.02.2017 16:52 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) mensup oldukları iddiasıyla Başbakanlık Sektörel İzleme ve Değerlendirme Birimi çalışanlarına yönelik yürütülen soruşturma sonucunda 12'si tutuklu 13 sanık hakkında açılan davada, 9 s..
Tamamı 18.2.2017

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
21.342.447