YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
18 Nisan 2014, Cuma
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..


İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "VKGB" için arama sonuçları    (Toplam 28 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Cihaner´e şok suçlamalar

Eski Erzincan Başsavcısı ve CHP Milletvekili İlhan Cihaner´in, yasaya aykırı olarak görevlendirerek kendisine muhbirlik yaptırdığı polis memuru Fatih K., yakalanınca şok iddialarda bulundu. Kendisini, CHP Milletvekili Cihaner´in, sanığı olduğu Erzincan Ergenekon soruşturmasıyla ilgili belgeleri çalmakla görevlendirdiğini iddia eden Fatih K., ´İstediği belgeleri Emniyetten alıp kendisine verdim. Benden yalancı tanıklık istedi´ dedi.

25.05.2013 12:19 Eski Erzincan Başsavcısı, CHP Milletvekili İlhan Cihaner´in, yasaya aykırı olarak görevlendirerek kendisine muhbirlik yaptırdığı polis memuru Fatih Kutbay, yakalanınca şok iddialarda bulundu. Fatih Kutbay, Ergenekon soruşturmasını yürüten Erzincan TEM bilgisayarlarındaki evrakların çalınmasını kendisinden Cihaner´in istediğini belirterek, bu evrakları polis bilgisayarından alarak sahte isimle Cihaner´e gönderdiğini söyledi. Fatih Kutbay, Cihaner´in kendisinden Erzincan halkını galeyana getirip emniyeti bastırmasını istediğini de anlattı.

15 Mayıs´ta gözaltına alındı

Emniyet bilgisayarlarına girerek yasa dışı yollarla elde ettiği bilgileri almak iddiasıyla hakkında soruşturma yürütülen eski polis memuru Fatih Kutbay, 15 Mayıs 2013´te Ankara´da gözaltına alındı. İlk ifadesinin ardından Erzurum TMK 10.maddesi ile görevli Cumhuriyet Savcısı Yaşar Sadık Taşkın´a ifade veren Fatih Kutbay, dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında şok iddialarda bulundu.

VKGB dergisi referansım olmuş

Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği´nin çıkardığı dergiye abone olduğunu ifade eden Fatih Kutbay, “İlhan Cihaner, beni abonesi olduğum dergi ile bir takım kimselerin benim ulusalcı fikirlerim nedeniyle bana referans olduklarını söyledi” dedi. Başsavcılık makamında baş başa yapılan görüşmede Cihaner´in kendisine emniyet içindeki bazı yapılarla ilgili operasyon yapacağını, kendisine bilgi taşımasını istediğini ifade etti.

Periyodik olarak bilgi verdim

Fatih Kutbay, periyodik aralarla topladığı bilgileri Cihaner´e aktardığını, bu durumun Cihaner´in tutuklanması sonrasında da devam ettiğini söyledi. Fatih Kutbay, “Ben Başsavcı´nın sözlü talimatı gereğince istihbarat ve TEM şube müdürlüğü personeli hakkında bilgi toplamaya devam ettim” dedi. Fatih Kutbay ifadesinde özetle şu iddialarda bulundu:

Kahverengi ajandaya not aldı

Cihaner´in talimatıyla Erzincan Emniyet Müdürlüğü Terör ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ile ilgili buradaki personelin durumu ve bir takım hususları araştırıp almış olduğum notları sözlü olarak kendisine ilettim. Benim bildirdiğim hususları sürekli yanında gördüğüm kahverengi ajandasına not alıyordu.

´Bunların hepsi saçmalık´

İlhan Cihaner, STAR´ın konuyla ilgili sorusuna bir süre sessiz kaldıktan sonra “Bunların hepsi saçmalık, başka da söyleyeceğim bir şey yok” cevabı verdi. Tüm çağrılara rağmen sanık olduğu Erzincan Ergenekon davası duruşmalarına katılmayan Cihaner için, son duruşmada ´zorla getirme´ kararı çıktı.

Erzincan´ı galeyana getir, emniyet müdürlüğünü bastır

TEM BİLGİSAYARINA GİRMEMİ İSTEDİ: Erzincan Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğünün bilgisayarlarına girip soruşturma evrakları veya diğer bilgileri getirmemi istedi. Ben de eğitim şube müdürlüğünde bulunan H.A´nın şifresini kullanarak bu bilgisayarlara girdim.

KENDİ SORUŞTURMA EVRAKLARINI İSTEDİ: Bilgisayarda Erzincan Ergenekonu soruşturmasına ilişkin evrakları ve dosyayı buldum. Çünkü Başsavcı benden özellikle o soruşturmayla ilgili dosyaları ve varsa insanlar hakkında tutulan fişleme notlarını istiyordu. Ben de bunları flash disk aktardım.

SAHTE İSİMLE BİLGİLERİ GÖNDERDİM: Elimdeki 8 gb´lık flash diski açamadım. Hemen akabinde kendime doktor raporu alıp memleketim Kırıkkale´ye gittim. Kırıkkale´deyken birkaç DVD´ye aktardığım bilgi ve belgeleri Oğuzhan Yıldırım ismi ile PTT´den kargo ile İlhan Cihaner´e gönderdim. Cihaner, aramızdaki ilişkinin ispatlanmaması için beni tembihlemişti.

4-5 BİN KİŞİLİK DOSYAYI BASIN TOPLANTILARIYLA YAY: DVD´yi gönderdikten sonra Paradis Pastanesi´ndeki ikili görüşmemizde benden TEM şubeden elde ettiğim dosya ile ilgili ve özellikle yaklaşık 4-5 bin kişilik arşiv kayıtlarını Erzincan´da yaymamı, basına çıkıp bunları açıklamamı, bu şekilde halkı galeyana getirip halkın emniyet müdürlüğünü basmasını sağlamamı istedi.

YALANCI TANIKLIK ETMEMİ İSTEDİ: İlhan Cihaner Erzincan Çatalarmut Barajı´nda bulunan mühimmatla ilgili olarak güya bu mühimmatın Erzincan Emniyet Müdürlüğü görevlilerince baraja atıldığı konusunda yalancı tanıklık yapmamı benden istedi.

OPERASYONUN BAŞINDA O VAR

Dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner´in kendisinden istediği hukuk dışı belgeleri nasıl sızdırdığını anlatan Kutbay, “Bana irticacılara yönelik ordu ile yapılacak operasyonun başında kendisinin olacağını söyledi.

KARDEŞİYLE HABER YOLLADI

Eski polis memuru Fatih Kutbay, 16Mayıs 2013 tarihli savcılık ifadesinde sarsıcı açıklamalarda bulundu. Ankara´da 15Mayıs 2013´te babası ve kız kardeşi ile gözaltına alınan eski polis Kutbay, 2009´da İstanbul´dan Erzincan ili Otlukbeli ilçesine tayin olduğunu söyledi. Hıristiyan olması nedeniyle dini inancını rahat yaşamak için 5,5 ay çalıştıktan sonra Erzincan merkeze tayin olduğunu anlatan Kutbay, siyasi görüş olarak ´ulusalcı sol´ söylemi benimsediğini aktardı.

Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği´nin dergisine abone olduğunu söyleyen Kutabay, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi´nde okuyan kız kardeşi Merve Sena Kutbay aracılığıyla, dönemin Erzincan Başsavcısı Cihaner´e gitmesi konusunda haber aldığını aktardı.

Kız kardeşinin hukuk öğrencisi olması nedeniyle adliyeye sık sık gidip geldiğini anlatan Kutbay, Cihaner´in, kendisinden ´Emniyet içinde asker ile birlikte yapacakları operasyon için Emniyet´teki oluşumlar ile ilgili bilgi istediğini´ söyledi.

Kutbay, Cihaner´in ´Emniyetçilerin büyük bölümünün ´Fethullahçı terör örgütü üyesi olduklarını´ söyleyerek operasyonun ´resmi´ olduğunu vurguladığını kaydetti.

Kutbay itiraflarında yasal olmayan yollardan emniyet bilgisayarlarındaki gizli bilgi, belge ve soruşturma evrakını hangi yöntemlerle Cihaner´e ulaştırdığını da şöyle anlattı:

POLİSİ TEK TEK FİŞLEMİŞ

“İkinci kez Cihaner´in makamına gittiğimde bana Emniyet içerisinde Fethullahçı terör örgütü ve İsmailağa Cemaati mensubu polislerin bulunduğunu söyledi. Bunları daha yakından tanımam için, Fethullahçılar´ın saçlarının uzun, Hz. İsa sülietinde olduklarını, kılık kıyafetlerine özen gösterdiklerini, diğer aşırı dinci tarikatmensuplarının da Emniyet´te takunyaları ile gezdiklerini, masalarında Kur´an, Yasin duası gibimateryaller bulundurduklarını, sivil Fethullahçılar´ın ise ince bıyık bıraktıklarını söyledi.

Merkeze tayinim çıktı. Yanına uğradığımda benden Erzincan Emniyeti Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüğü´nün personeli ile ilgili bilgi toplamamı istedi.”

Emniyetteki evrakı bana getir

“Başsavcının talimatı doğrultusunda Erzincan Terör ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ile ilgili buradaki personelin durumunu araştırıp sözlü olarak kendisine ilettim. Sonra bu notları imha ettim. Bildirdiğim hususları sürekli yanında gördüğüm kahverengi ajandasına not alıyordu. Fethullahçı polislerin futbol ve benzeri sosyal aktiviteleri bile sürekli kendi aralarında yaptıklarını söylemişti.

Ben de bu şubedeki polislerden hangi halı sahaya gittiklerini kendisine söylüyordum. Kendisi somut delillere ihtiyacı olduğunu söyledi. Bunun için Fethullahçı terör örgütü ile ilgili yürüttüğü soruşturmayla ilgili Erzincan TEM ve İstihbarat Şube´nin bilgisayarlarına girip, soruşturma evrakları veya diğer bilgilere ulaşım sağlayıp sağlayamayacağımı sordu. Resmi bir soruşturma olduğunu düşünerek girebileceğimi söyledim. O da bana ilgili evrakları getirmemi söyledi.”

Belgeleri yay, halkı galeyana getir

“Cihaner cezaevinden çıktıktan sonra, Paradis Pastanesi´nde ikili görüşmemizde TEM şubeden elde ettiğim dosya ile ilgili 4-5 bin kişilik arşiv kayıtlarını basına açıklayarak Erzincan´da yaymamı söyledi. Böylece, halkı galeyana getirip Emniyet Müdürlüğü´nü basmalarını sağlamamı talep etti.

BERK´LE RANDEVU TALEBİ

Elde ettiğim arşiv kaydında birçok insanın kimlik bilgisi ve örgütsel konumları ile ilgili bilgi notları vardı. Bu kişilerin bunu duyması halinde emniyete karşı tepki ve infial oluşmasını istiyordu. Ancak bunları yapmadım.

O dönemde 3.Ordu Komutanı Saldıray Berk ile görüşmek için bir yüzbaşı aracılığıyla randevu aldım. Ancak emniyette yaşadığım özel sıkıntılarımdan bu randevuya da gitmedim. Cumhuriyet Başsavcısı´nın isteği doğrultusunda bir soruşturma yürütüldüğünü sanarak devletime hizmet etmek için bu eylemleri yaptım.

Suç işleme kastım yoktur. Tamamen iyi niyetimin kurbanı oldum. Benim psikolojik birtakım rahatsızlıklarım var. Bu durumun da göz önüne alınmasını istiyorum, mümkünse Adli Tıp Kurumu´ndan ceza ehliyetimin olup olmadığı konusunda rapor almak istiyorum.”++Görüşmeyelim, yanlış anlaşılır

“Bir süre sonra Cihaner, Adana Cumhuriyet Savcılığı´na tayin oldu. Uzun süre görüşmedik. O milletvekili oldu, ben polislikten atıldım. Meclis´te kendisiyle görüştüm. Ona, soruşturmanın ne aşamada olduğunu, şu anda Erzincan´da görev yapan yeni savcıya yaşananları anlatmamı isteyip istemediğini sordum.

O, ´Görüşmene gerek yok, yarın kimin hangi koltukta olacağı belli olmaz, sen bekle´ dedi. Akabinde birkaç defa daha kendisiyle görüştüm. Sonra ´Meclis´te görüşmeyelim, yanlış anlaşılır´ deyip beni başından savdı. ´Beni telefonla da arama yanlış anlaşılır´ dedi.” (Star / Bugün)

(25 Mayıs 2013, 12:19)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yeniden görülmeye başlanan Cihaner davasının duruşmaları

Erzincan´da uygulamaya konulan ıslak imzalı ´irtica ile mücadele eylem planı´ manşetlerimiz

Flaş!!! Islak İmza ve Cihaner birleşti

Mahkeme: Islak imza Erzincan´da uygulandı

Cihaner´e şok: Yeniden yargılanacak

HSYK: Cihaner yargılanmalı

Erzincan´da savcı Cihaner ve Jandarma işbirliğiyle ´ıslak imza´ operasyonları

İŞTE ADIM ADIM ERZİNCAN´DAKİ ISLAK KOMPLO: CEMAATLERİ SİLAHLANDIRMA OPERASYONU

Cihaner´i Yargıtay´da kurtarma planı manşetlerimiz

Ses Kaydı: Cihaner ve diğer davalar Ankara´ya

´Er Cihaner´i kurtarmak´ oyununa devam

Tiyatro: Er Cihaner´i kurtarmak

Savcı: Ergenekon Yargıtay´da mı?

Yargıda Kontrgerilla örgütlenmesi

SAVCI OLDUĞU ÖĞRENİLEN GİZLİ TANIK EFE´DEN MAHKEMEYİ SARSAN CİHANER İDDİALARI

Gizli tanıktan şok ifadeler: Cihaner ´terör arttırılmalı´ diyordu

Cihaner´in gizli sorgu odası

Cihaner davasının gizli tanığına: İfadeni değiştir, yoksa

Cihaner´den tanığa: Kalemini kırdık

Adana´daki cemaatler de ıslak imza ile silahlandırılacak mı?

Terör sanığı Başsavcı Cihaner görevden alınacak mı?

CHP´nin Erzincan davasında tanıklara şok baskısı manşetlerimiz

CHP´liler hakim karşısına çıktı

CHP´li Ersin Ergenekon sanığı olabilir

CHP´li Ersin de Ergenekon´da

CHP´li Tınastepe Ergenekon sanığı oldu

Örneklerle CHP´nin Ergenekon davalarında sempatizanlıktan öte tavırları

´Ergenekon ve CHP´ manşetlerimiz

Erzincan iddianamesinde ara

Islak İmza iddianamesinde ara

Ergenekon, Balyoz ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Ergenekon, Balyoz ve benzer davaları engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5332    yazdır/print


 

Harddiskler Gölcük etkisi yapacak

Genelkurmay´ın Ergenekon davasına gönderdiği harddisklerden darbe davalarındaki suçlamaları doğrulayan yeni deliller çıktı. Benzer gelişme Malatya Zirve davasında sanık akrabası tarafından mahkemeye teslim edilen harddisk olayında da yaşanıyor. Gölcük´te elde edilen belgeler bir çok şüphelinin tutuklanmasına, yeni soruşturma ve davaların açılmasına neden olmuştu. Gölcük etkisinin, elde edilen yeni delillerle Ergenekon, Zirve ve Dink davalarında da yaşanacağı görülüyor. Elde edildikleri yer itibarıyla önemi büyük olan deliller, yeni bazı soruşturmaların açılmasına da yol açabilir.

12.03.2013 22:48 Ergenekon davası kapsamına alınan internet andıcı davası sanıklarının ifadelerinde verdikleri bazı bilgilerin izini süren mahkeme heyeti, ifadelerde bahsi geçen personelin bilgisayarlarının harddisklerini Genelkurmay´dan talep etmişti. Genelkurmay´ın mahkemeye gönderdiği harddiskler Naip Hakim tarafından incelendi. Bir rapor hazırlanarak sonuçlar mahkemeye bildirildi. Harddisklerden darbe planlarını destekleyen şok içerikli belge ve bilgiler çıktı. Mahkemede bulunmayan yeni belge ve isimlerin yer aldığı hardisklerdeki yaklaşık 3 milyon belgeden 600 bin adedinin şifreli ve gizli ibareli olduğu anlaşıldı. Mahkeme Genelkurmay´dan şifreleri istedi. Henüz açılamayan bu şifreli dosyaların da açılmasıyla delillerin artması bekleniyor.

Bizzat Genelkurmay kanalıyla elde edilmeleri nedeniyle deliller üzerine tartışma yaşanması beklenmiyor. Benzer bir durum Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki aramalarda çuvallarca belgenin elde edilmesinde yaşanmıştı. Bir diğer benzer gelişme de Malatya Zirve davasında sanık akrabası tarafından mahkemeye yakın zamanda teslim edilen harddisk olayında yaşanıyor. O harddiskten de çarpıcı yeni deliller çıktı.

Gölcük´te elde edilen belgeler bir çok şüphelinin tutuklanmasına, yeni soruşturma ve davaların açılmasına neden olmuştu. Gölcük etkisinin, elde edilen yeni delillerle Ergenekon ve Zirve davalarında da yaşanacağı görülüyor. Elde edildikleri yer itibarıyla önemi büyük olan delillerin yeni bazı soruşturmaların açılmasına yol açabileceği düşünülüyor.

GENELKURMAY HARDDİSKLERİNDEKİ YENİ DELİLLER

Genelkurmay´ın mahkemeye gönderdiği harddisklerdeki yeni delillerden bazıları özetle şu şekilde:

Genelkurmay: Darbe şartları henüz yok!

Harddisklerden çıkan bir bilgi notu şok içeriğe sahip. 30 Ağustos 2007´de Harekat Başkanlığı için hazırlanan bilgi notunda hükümete müdahale şartlarının olgunlaşmadığı belirtiliyor. Bu sebeple muhtemel bir darbe için siyasi istikrarsızlık ve ekonomik gerilemeye ihtiyaç olduğu vurgulanıyor. Harddisklerden, Ergenekon sanıklarının kurtarılması, topluma irtica korkusu pompalanması ve AK Parti´nin engellenmesi için yapılmış kara propaganda planları da çıktı.

Genelkurmay´ın inkar ettiği Tushad, Genelkurmay disklerinden çıktı

Disklerden çıkan ve sadece Ergenekon davasını değil diğer bir çok davayı da temelden etkileyecek belki de en önemli delil, Genelkurmay´ın varlığını ettiği TUSHAD isimli Özel Harp Dairesi´nin TSK içinde kurduğu Ergenekon hücresinin varlığını gösteren ıslak imzalı resmi belgelerin taranmış fotoğrafları oldu. Resmi belgelerde ´TUSHAD Genelkurmay bünyesinde kurulmuş gizli bir yapılanmadır´ deniliyor. Belgelerde resmi yazışmaların tüm ayrıntıları görülüyor. Son 1 yıl içinde peşpeşe gelen bilgilerle Tushad´ın varlığı ortaya çıkmıştı. Bilgilerin tümünde Özel Harp Dairesi (ÖHD) ve onun kurduğu Ergenekon hücresi TUSHAD´ın çok sayıda terör olayını planladığı, Türkiye´deki terörü en üst düzeyde planlayıp yürüten resmi daire olduğu iddia ediliyordu. Peşpeşe gelen bilgilerden rahatsız olan Genelkurmay geçtiğimiz haftalarda yaptığı bir açıklama ile Özel Harp´in terörle bağlantısı iddialarını yalanladı. Genelkurmay, Tushad biriminin olmadığını da iddia etti. Ancak Genelkurmay´ın gönderdiği harddisklerden Genelkurmay´ın inkarını geçersiz kılan belgelerin çıkması Genelkurmay´ı da çok zor durumda bırakacak. Tushad ile ilgili belgeler sadece Ergenekon davasını değil, Malatya Zirve katliamı ile Hrant Dink cinayeti davalarını, hatta Bülent Arınç´a suikast ve Özel Harp Dairesi ile ilgili açılmak üzere olan davayı da yakından etkileyecek. İlgili mahkeme ve savcılıklar Tushad´ın var olup olmadığına dair Genelkurmay´dan bilgi talep etmişti.

Genelkurmay´dan Özel Harp itirafları

Genelkurmay harddisklerinden Özel Harp Dairesi ile ilgili çarpıcı bir belge çıktı. ´Amatör siviller´in kullanıldığı ve bunların ´kontrol dışı kalmaları seyredilmiştir´ denilen belgede Özel Harp Dairesi´nin ´istikrarsızlaştırma operasyonu´ yaptığı kabul ediliyor. “Geçmişte yapılmış, olmuş bitmiş faaliyet ve uygulamalardan bugünün yöneticileri sorumlu değildir” yorumu yapılıyor. Ancak şüphe konusu uygulamaların geçmişte kalmadığına dair çok fazla delil ve bulgu ortaya çıktı. Kaldı ki bir an için öyle olduğu varsayılsa bile bahsi geçen ifadenin tek başına bir itiraf niteliği taşıdığı açık. Geçmişte hangi suçlara, cinayet ve terör eylemlerine karışıldığı sorusunun mahkemelerin ilgisini çekeceği açık. Genelkurmay resmi açıklamalarında Daire´nin terörle bağlantısını sürekli yalanlıyor. Benzer bir yalanlama bir kaç hafta önce geldi. Ancak bizzat Genelkurmay´ın gönderdiği harddisklerden çıkan itiraf ve belgeler, gerçeğin farklı olduğunu ortaya koyuyor.

Cumhuriyet mitingleri sivil değilmiş

Genelkurmay´ın Ergenekon davasına bakan mahkemeye gönderdiği harddisklerden AK Parti hükümetine karşı 2007´de düzenlenen mitinglerle ilgili çarpıcı bilgiler çıktı. Resmi yazışmalarda mitingler hakkında değerlendirmeler var. Yazışmalardan mitinglere destek verilmesi gerektiği açıkça belirtiliyor. Eski adı Psikolojik Harekat olan Bilgi Destek Dairesi´nden Albay Fuat Selvi´nin hazırladığı belgede, terör ve Cumhuriyet mitingleri kıyaslanıyor. Nerelerde yanlış yapıldığı, başarılı mitinglerin nasıl olması gerektiği tek tek anlatılıyor. Mitingler Ergenekon iddianamelerinde Ergenekon örgütünün eylemi olarak gösteriliyor, bunun delilleri sıralanıyor.

Albay Çiçek´in bilgileri harddisklerden çıkmadı

Disklerden çıkan ilginç bir bulgu da, disklerde yer alması gereken bir bilginin bulunmadığının anlaşılmasıydı. Bilgi Destek Dairesi´nde çalışan tüm kullanıcılara ait bilgilerin server bilgisayarın harddiskinde tespit edilmesine karşın o bölümün yöneticisi ve ıslak imzalı belgenin de mimarı olan Albay Dursun Çiçek´in bilgileri ise bulunamadı. Bu bilgi kaybı, daha önce İrticayla Mücadele Eylem Planı davasının delil klasörlerine giren Bilgi Destek Dairesi´ne ait 26 adet bilgisayar ve beş adet sunucu üzerinde ´70 kez güvenli silme işlemi´ yapıldığı iddialarını güçlendirdi.

Sanıklar ihbarları örtbas etmiş

Yeni deliller sadece harddisklerden değil Genelkurmay´dan gönderilen diğer belgelerden de elde edilmişti. Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin talebi üzerine Genelkurmay Başkanlığı´ndan gönderilen klasörler arasında yer alan 140 sayfalık bir belgede çarpıcı bilgiler yer alıyor. Örneğin, Ergenekon terör örgütüyle ilgili Genelkurmay Başkanlığı´na gönderilen 7 adet ihbar mektubunu, Balyoz ve Ergenekon davasının sanıkları incelemiş. Andıç davasındaki Ergenekon sanığı İsmail Hakkı Pekin ile Balyoz sanıkları Ahmet Türkmen, Cumhur Eryüksel ve Erdem Caner Bener tarafından yapılan incelemelerde, ihbar mektuplarında yer alan isimlerin hepsi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş.

Andıç´la 49 kampanya yürütülmüş

Disklerden çıkan bir belge, sanıkların varlığını inkar ettiği çok sayıdaki kara propaganda amaçlı internet sitesinin işletildiğine yönelik Ergenekon davasındaki suçlamayı doğruluyor. Ekim 2008 tarihli bir belgede, propaganda amaçlı 10 sitenin hizmet verdiği, 430 sitenin izlendiği ve internette 49 adet örtülü yayın kampanyasının yürütüldüğü belirtiliyor.

Darbeyi olgunlaştırmada basına görev

Disklerden çıkan bir bilgi de, 30 Ağustos 2007´de Harekat Başkanlığı için hazırlanan bilgi notunda gözler önüne serilen darbe hazırlığı idi. Hükümete müdahale şartlarının olgunlaşma süreciyle ilgili basına yüklenen bazı sorumluluklara ve faaliyetlere yer verilen bilgi notunda, yazarlara kitap yazdırma, bazı tarikat ve sivil toplum örgütleri hakkında broşür hazırlatılması ve yönlendirici anket yaptırılması dikkat çekiyor.

Genelkurmay´a çalışan 14 gazeteci kim?

Disklerden çıkan ilginç bir bilgi, ayrıntıları ortaya çıktığında gündemi sarsabilecek içerikte. Belgede AK Parti´ye kapatma davası hazırlanırken kullanılan 14 gazetecinin isimleri yer alıyor. Genelkurmay´dan gönderilen haberleri başlıkları değiştirerek aynen kendi haberleri gibi köşelerinde yayınlayan ve sadece isimlerinin başharfleri öğrenilebilen bu 14 gazetecinin kim olduğu henüz bilinmiyor.

Aydınlık, yarı resmi TSK yayın organı

Disklerden çıkan bir belgelerde, Genelkurmay´ın Aydınlık ve Jeopolitik gibi dergilere kara propaganda amaçlı maddi desteği de yer alıyordu. Belgelerde, bu yayın organlarına çok sayıda abone yapılması, ilan ve reklam verilmesi, çıkaracakları kitap ve dergilerin alınması talep ediliyor. Belgelerde çok sayıda faaliyete dair planlar yer alıyor. En dikkat çekeni ise bazı Kuran ayetlerine yönelik çirkin saldırı planı. Bilindiği gibi Aydınlık dergisi yöneticileri Ergenekon davası kapsamında yargılanıyor. Aydınlık´a yöneltilen suçlamalardan biri, örgütün yayın organı olduğunu kanıtlayacak şekilde Başbakan Erdoğan´ın yasadışı şekilde kaydedilmiş gizli devlet konuşmalarını yayınlamak, böylece onu devirmeye yönelik darbe çalışmalarına destek vermek. Diğer yayın organı Jeopolitik de hükümet karşıtı bir yayın organı olarak yayın faaliyeti yürütüyor.

Büyükanıt 2. muhtırayı hazırlamış

Disklerden çıkan bir diğer bilgi, 27 Nisan 2007 tarihinde AK Parti hükümetine karşı internette muhtıra yayımlayan dönemin Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt´ın, yeni bir bildiri hazırlattığı ancak kamuoyuna duyuramadığı oldu. Muhtırada, ´Genelkurmay´ın Başbakan´a bağlı bir kurum´ olduğu şeklindeki hükümet açıklamasından duyulan rahatsızlık dile getiriliyor.

İbadet Eylem Planı!

Disklerden, Ergenekon´un TSK´nın din düşmanı olmadığını göstermek için ´İbadet Eylem Planı´ yaptığını gösteren ilginç belgeler de çıktı. Namaz, hacc, kurban gibi ibadetlerin subaylarca yapılmasını ve kamuoyunun duyması için haberleştirilmesini isteyen planda amacın gösteriş olduğunu kanıtlayan iki kritik ayrıntı dikkat çekiyor. İlki, ibadetlerin dozajının iyi ayarlanması gerektiği, aksi halde kamuoyunda TSK´nın imajının zarar görebileceği uyarısı. Diğeri ise TSK´nın üst düzey yöneticilerinin ibadet uygulamasına katılmamasının istenmesi.

ZİRVE DAVASINDA SANIK YAKININ TESLİM ETTİĞİ HARDDİSKTEKİ YENİ DELİLLER

Zirve davasında sanık yakının savcılığa teslim ettiği harddiskten çıkan bazı yeni deliller özetle şu şekilde:

Zirve Yayınevi cinayetleri davası kapsamında tutuklu bulunan muvazzaf asker Haydar Yeşil´e ait bir harddisk kayınbiraderi H.K. tarafından belki önemli olabilir gerekçesiyle soruşturmayı yürüten savcılığa teslim edildi. Harddiskten şok belge, ses kaydı ve bilgiler çıktı. Diskten çıkan belgelerin öncelikle Malatya Zirve katliamı davasıyla ilgili olduğu belirlendi. Şerefsizlere vur dedik öldürmüşler şeklindeki katliamı itiraf eden ses kaydı bunlardan sadece birisi. Ancak harddiskten çıkan bilgiler sadece bu katliamla sınırlı değil.

Savcı: Hamido´yu Özel Harp öldürdü

Binbaşı Haydar Yeşil´in harddiskinden çıkan belgelere göre, 1978 yılında Malatya eski belediye başkanlarından ´Hamido´ lakaplı Hamit Fendoğlu´na yönelik suikast, darbeye zemin hazırlamak amacıyla, Zirve Yayınevi cinayetlerini planlayan Özel Harp Dairesi´nin ´siyah ve beyaz kuvvetler´i tarafından gerçekleştirilmiş. Harddiskteki bilgilerden hareketle bu görüşe varan savcı delillerini de raporunda sıralıyor. 17 Nisan 1978 tarihinde Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, evine paketle gönderilen bombanın patlaması sonucu iki torunu ve geliniyle birlikte hayatını kaybetmişti. Zirve Yayınevi Katliamı da 2007 yılında yine Malatya ilinde gerçekleşti.

1978 yılı garip gelebilir. Ancak hatırlanacağı gibi Özel Harp Dairesi unsurlarının görev aldığı TUSHAD isimli Ergenekon hücre yapılanmasının 1993 yılında TSK içinde gizlice kurulduğu, Zirve iddianamesinde delilleriyle ortaya konulmuştu. Ayrıca bu gelişmeden hareketle biz bir adım daha ileri gitmiş ve Ergenekon yapılanmasının 1970´li yıllara kadar uzandığını Ergenekon 1993´e uzandı başlıklı 24 Haziran 2012 tarihli haberde çok sayıdaki somut delil ve bulgu ile ortaya koymuştuk.

Tushad, bayrağı PKK´ya yaktırdı

Binbaşı Haydar Yeşil´in harddiskinden çıkan bazı belgeler, Özel Harp Dairesi subaylarının görev aldığı TUSHAD isimli Ergenekon hücresinin hazırladığı raporlardan oluşuyor. Raporlarda, Üsteğmen B.Ç. için “Mersin bölgesinde PKK odaklı sokak eylemleri yaptırabilme kabiliyetine sahiptir. Mersin´de bir çok olayı kendi dairesi planlamıştır. Bölgede planların pratiğe dönüştürecek sivil bağlantıları güçlüdür. Kendisine bağlı siyah ve beyaz kuvvetleri koordine etmektedir.. PKK ile sivil kuruluşlarımız ile ortak görev yürütmektedir.” deniliyor. 2005 yılında Mersin´de Nevruz kutlamalarında küçük çocuklar Türk bayrağını yakmış, tüm yurtta tepki gösterileri düzenlenmişti. Bayrağı çocukların eline takım elbiseli bir sivilin verdiği, bu kişinin Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) üyesi Ali Kutlu olduğu tespit edilmişti. Kutlu, halen Ergenekon davasında yargılanıyor. Dolayısıyla harddiskten çıkan bu raporlar Ergenekon davasını yakından ilgilendirmekte.

Yukarıda sayılanlar, basına yansımış olan yeni delillerden sadece bir kısmı. Tıpkı Gölcük Donanma Komutanlığından ele geçirilenlere benzer şekilde, bizzat Genelkurmay ya da sanık yakını kanalıyla elde edilmeleri nedeniyle deliller üzerine tartışma yaşanması beklenmiyor. Elde edildikleri yer itibarıyla önemi büyük olan delillerin Gölcük etkisi yapması, Ergenekon, Zirve ve Dink gibi mevcut davaları etkilemesi, çok sayıda yeni soruşturmanın açılmasına da yol açması bekleniyor.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(12 Mart 2013, 22:48)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Genelkurmay´ın provokasyon siteleri ya da ´internet andıcı´ konulu manşetlerimiz

Zirve derinleşiyor: Yeni deliller

Donanma´da zemine gizlenmiş 10 çuval belge manşetlerimiz

Flaş!!! Donanma´da arama: 10 çuval belge

Ergenekon, Balyoz ve diğer davalardaki delil tartışmaları

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5174    yazdır/print


 

Tushad, bayrağı PKK´ya yaktırdı

Zirve katliamı soruşturmasında yeni belgeler ele geçirildi. Özel Harp Dairesi subaylarının görev aldığı TUSHAD isimli Ergenekon hücresinin hazırladığı raporlarda, Üsteğmen B.Ç. için ´Mersin bölgesinde PKK odaklı sokak eylemleri yaptırma kabiliyeti var. Pekçok olayı da kendi dairesi planladı´ deniliyor. 2005 yılında Mersin´de Nevruz kutlamalarında küçük çocuklar Türk bayrağını yakmış, tüm yurtta tepki gösterileri düzenlenmişti. Bayrağı çocukların eline takım elbiseli bir sivilin verdiği, bu kişinin Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) üyesi Ali Kutlu olduğu tespit edilmişti. Kutlu, halen Ergenekon davasında yargılanıyor.

12.02.2013 10:24 İşyerlerine molotof atan, bayrak yakan, polisi taşlayan çocuklarla gündeme gelen Mersin´deki olayların altından varlığı sürekli tartışma konusu olan TUSHAD çıktı. Star´dan Kemal Gümüş´ün haberine göre (1), Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının Zirve Katliamı soruşturması çerçevesinde elde ettiği yeni deliller arasında bulunan bir belgede TUSHAD´ın elemanları ile ilgili şok raporlar yer alıyor. Raporda TUSHAD elemanı B.Ç için “Mersin bölgesinde PKK odaklı sokak eylemleri yaptırabilme kabiliyetine sahiptir. Mersin´de bir çok olayı kendi dairesi planlamıştır. Bölgede planların pratiğe dönüştürecek sivil bağlantıları güçlüdür” değerlendirmesi yapılıyor.

Ülger´e bağlı kara propaganda

Zirve Cinayeti soruşturmasında elde edilen yeni deliller arasında Genelkurmay bünyesinde Hurşit Tolon tarafından kurulan Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekat Dairesi´nin (TUSHAD) faaliyetleri gün yüzüne çıkmaya başladı. Daha önce Jandarma İstihbarat Binbaşı Haydar Yeşil´e ait hard diskte ortaya çıkan TUSHAD´a dair savcılığın yeni belgelere ulaştığı öğrenildi. Yeni belgelere göre Zirve Yayınevi Katliamı´nın azmettiricisi olduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan Jandarma Alay Komutanı Mehmet Ülger´e bağlı çalışan dezenformasyon ekibinin toplumu yanlış yönlendirmek ve tedirginlik oluşturmak için büyük bir kara propaganda çalışması yaptığı belirlendi.

Siyah-Beyaz-Kurt-Kartal

Yine söz konusu belgelerde yer alan bilgilere göre TUSHAD´ın alt birimleri olan Siyah ve Beyaz Kuvvetler dışında Kurt ve Kartal isimli iki farklı birimi daha olduğu belirtiliyor. TUSHAD´çılar bünyelerinde çalıştırdıkları askeri personeller ile ilgilide çok detaylı raporlar hazırlatmış ve kullandıkları elemanlarının faaliyet alanları ile irtibatlarını birer birer raporlaştırmış. Raporların birinde ise TUSHAD personeli B.Ç´nin Mersindeki olayların arkasında olduğu ve provokatif bir çok olayı koordine ettiği belirtiliyor. Savcılığın elindeki yeni belgelerde yer alan TUSHAD personelinden bir kaçı için hazırlanan raporlar ise şöyle:

CHP içinde organize yapıyor

Üsteğmen B.Ç: Binbaşı T. Ç´e bağlı olarak çalışmaktadır. Sorumluluğu altındaki elemanlarına hakim olup uygun proje ve görevlerde kullanma yeteneği gelişmiştir. Kürtçü unsurlar ve Alevi unsurlar arasında bağlantıları vardır. Mersin CHP İl teşkilatı içerisinde organize kabiliyetine sahiptir. Mersin CHP içerisinde teşkilatlanma için GATA´dan Albay Ö.P. aracılık etmekte.

Üsteğmen B.Ç planladı

Özellikle Mersin´de bölgesinde PKK odaklı sokak eylemleri yaptırabilme kabiliyetine sahiptir. Mersin´de bir çok olayı kendi dairesi planlamıştır. Bölgede planların pratiğe dönüştürecek sivil bağlantıları güçlüdür. Kendisine bağlı siyah ve beyaz kuvvetleri koordine etmektedir. Verilen görevleri yerine getirme konusunda bir özel harpçi kadar hırslıdır. Kurtlar içerisindeki yapı ile Üsteğmen K. A. üzerinden irtibatlıdır.

PKK ile ortak görev yürüttü

Daire içinde Deniz Üstğ. K.E.A., Deniz Üstğ. D.A., Deniz Üsteğmen S.T., Astsubay Kıdemli Başçavuş T.A., Kd. Başçavuş Z.Ö. ile birlikte çalışmaktadır. PKK ile sivil kuruluşlarımız ile ortak görev yürütmektedir.

TUSHAD ´Makina Dairesi´ yapılanması

HER bölgede kendine ait yapı kuran TUSHAD´ın hücreler halinde oluşturulduğu ortaya çıktı. Hücrelerin bağlı olduğu “TUSHAD Makine Daireleri”nde ise önemli eylem kararları alınırken çeşitli sivil veya siyasi kurumlarla bağlantı da kuruluyordu. TUSHAD yapısının kurulduğu bölgenin büyüklüğüne göre birkaç “Makine Dairesi”ne ayrılabildiği de öğrenildi. Örneğin Akdeniz´de 3 Makine Dairesi bulunmaktaydı. Raporda “Üsteğmen M. Z, Yüzbaşı Ü. N. K´ya bağlı olarak çalışmaktadır. Eleman kazanma noktasında Kd. Başçavuş B.G´yi aktif olarak kullanmış, bir çok elemanı yapıya kazandırmıştır” notu da dikkat çekti.

NEVRUZ´DA ÇOCUKLARIN ELİNE BAYRAK VERİP ÜLKEYİ AYAĞA KALDIRDILAR

MERSİN´DE 2005 yılındaki Nevruz kutlamaları sırasında küçük çocuklar bayrak yakmış ve buna tepki olarak tüm Türkiye´de bayrak kampanyaları ve yürüyüşleri yapılmıştı. Gözaltına alınan çocuklar ve tanık olarak dinlenen polisler, takım elbiseli iki kişinin bayrağı verip yakmalarını istediğini anlatmıştı. Ergenekon gizli tanığı 17´de, verdiği ifadede, çocuklara bayrağı yakması için veren kişinin Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) üyesi Ali Kutlu olduğunu iddia etmiş ve Kutlu tutuklanmıştı. Polis de yaptığı fotoğraf karşılaştırmasında çocukların yanındaki kişinin Kutlu olduğunu belirleyip mahkemeye bildirdi. (1)

KONTRGERİLLACILAR İÇİN BAYRAK YAKMA DAHİL HERŞEY MÜBAH

Star yazarı Berat Özipek´in Ergenekon ve ahlak başlıklı 24 Şubat 2009 tarihli yazısını alıntılarken şu satırları eklemiştik: Kendi adamlarımızı öldürür, kendi gazetelerimizi bombalar karşı tarafın üzerine atarız. Çocuklara para verip bayrağı yerlerde süründürtür, para verip gençlere papazları yazarları vurdurturuz. Öyle pervasız öyle korkusuzuz ki cinayeti işleyenlerle güvenlik güçlerini aynı bayrak altında fotoğraflarız. Çocuklarının gözleri önünde insanları evinden alıp infaz ederiz, asit kuyularına atarız. Bize isyan etsinler diye yakınlarına dışkı yediririz, köylerini yakarız. Uyuşturucu ve kan lekesiyle kirlenmiş parayı, mücadelemizi hatırlattığı için daha çok severiz. Yaptıklarımızı örtecek cici gösterecek medyamız, siyasetçilerimiz, parti genel başkanı avukatlarımız var. Bir çağrımızla bayrağı kapıp meydanları dolduracak vatandaşlarımız var. Aynı tabancayla öğleden önce sağcıyı öğleden sonra solcuyu vururuz. Gerilimden çatışmadan besleniriz. Beslendikçe yeni kışkırtmalar çıkartırız. Boş durmayı sevmeyiz. Öyle başarılıyız ki, Gladio´ların örgütlendiği tüm Nato ülkeleri içinde en kanlı ve yoğun faili meçhullerin yaşandığı ülke sayemizde bizimki olmuştur.. (2)

TUSHAD NEDİR?

22 Haziran 2012 tarihinde kabul edilen Malatya Zirve katliamı ek iddianamesinden Türkiye´yi sarsan şok bir iddia çıktı. Ek iddianamenin neredeyse tamamı bu iddiaya dayanıyordu. Buna göre, 1993 yılında TSK içinde o dönem Tümgeneral rütbesinde olan Hurşit Tolon tarafından Ergenekon´a bağlı çok gizli bir hücre yapılanması oluşturulmuş, kışkırtma ve kaos eylemleri gerçekleştirilmişti. Bu hücre Özel Harp Dairesi (ÖHD) görevlilerinden oluşturulmuştu. Ek iddianamenin 598-599. sayfalarında şu ifadeler kullanılıyor:

Şüphelinin Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği görevini yürüttüğü 1993 yılında TSK içerisinde TUSHAD (Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi) isimli gizli bir yapılanmayı Ergenekon Terör Örgütünün talimadarı doğrultusunda bu örgüte bağlı kurarak faaliyete geçirdiği, bu birimin Ergenekon Terör Örgütü tarafından TSK içerisinde gizli bir şekilde kurulmuş olmasından dolayı Genelkurmay Başkanlığının bu birimden haberinin olmadığı, bu yapılanmada diğer bir Ergenekon Terör Örgütü sanığı olan Levent Ersöz´e eğitmen olarak görev verdiği, uzun yıllar bu birimin başında görev yaptığı, Şüphelinin, TUSHAD´ı 1954 yılında kurulan ve daha sonra Özel Harp Dairesi, 1990 yılında da Özel Kuvvetler Komutanlığı ismini alan Seferberlik Tetkik Kurulu içerisindeki bazı birim ve yapıları Beyaz Kuvvetler ve Siyah Kuvvetler adı altında kurumsallaştırarak kurduğu.. (3)

(1) haber.stargazete.com/politika/sokaklari-tushadin-kara-propaganda-ekibi-yaktirdi/haber-726693

(2) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=389

(3) kontrgerilla.com/iddianame_zirveek.asp

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(12 Şubat 2013, 10:24)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

2005´te Mersin´deki Bayrak yakma olayıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon´da çarpıcı tanık ifadesi

Meğer bayrağı özde vatandaş yaktırmış

Ergenekoncular için herşey mübah

Malatya Zirve Katliamı ve Ergenekon bağlantısı manşetlerimiz

TUSHAD İLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Tushad kimlikleri ek klasörlerde

Zirve derinleşiyor: Yeni deliller

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Çınar´dan mahkemede şok iddialar

Zirve´yi başlatan papazdan şok itiraflar

Zirve davaları birleştirildi

İşte 761 sayfalık ek iddianame

Zirve ek iddianamesi kabul edildi

Dink ve Zirve aynı ekibin işi

Ergenekon ve Balyoz, Malatya´da ´zirve´ yapmış

Tanık: Malatya ve Dink ´Kafes´ işi

Zirve Yayınevi Katliamı ile Kafes davaları birleşebilir

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Tedavülden kalkan 100bin Meclis´te

TBMM: 100 bin özel harpçi var

TBMM: Derin güçler aktif

TBMM: Terör Özel Harp işi

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

İşte kontrgerilla.com´un da katkı sunduğu Özel Harp Dairesi konulu TBMM raporu

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5118    yazdır/print


 

Ergenekon´da 222. duruşma

Ergenekon davasına tanıkların dinlenmesiyle devam ediliyor. Duruşmada Mesut Sezer tanık olarak ifade veriyor.

17.08.2012 11:51 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 65´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 222´inci duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekili gazeteci Mustafa Balbay, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 38 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Doğu Perinçek ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 27 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, bu davadan tutuksuz yargılanan ´Odatv´davasının tutuklu sanığı Yalçın Küçük de hazır bulundu.

TANIK MESUT SEZER´İN İFADESİ

Duruşmada, mahkemeye gelen evrakların okunmasının ardından, tanık Mesut Sezer´in dinlenilmesine başlandı. Sezer, bir dönem Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi´nde genel sekreterlik yaptığını belirterek, burada yargılanan sanıkların büyük bölümünü basından tanıdığını söyledi. Tutuklu sanık emekli Albay Fikri Karadağ ile bir program vesilesiyle tanıştığını ifade eden Sezer, ´Bu hareket, vatanını, milleti ve bayrağını sevenlerden oluşan bir topluluktur, bir sivil toplum örgütüdür. Tamer Ünal tarafından kurulmuştur´ dedi.

Sezer, VGKB´nin 2005 yılında Taner Ünal tarafından kurulduğunu belirterek, derneğin ayda ya da iki ayda bir Ankara´da toplantı yaptığını anlattı. Savcı Pekgüzel´in, Halit Bozkurt ile ilişkisini sorduğu Sezer, ´Danıştay saldırısından 3 gün kadar önce Bozkurt ile tanıştım. Bana Taner Ünal´a destek vermemi söyledi. Çok büyük olaylar çıkacağını ve bunun altında benim de kalacağımı söyledi´ diye konuştu.

Sezer, Cumhuriyet Savcısı M. Ali Pekgüzel´in Kuvay-ı Milliye Derneği ile VKGB´nin ilişkisi nedir? sorusuna da VGKB´den ayrılanların kurduğu bir dernekti. Genel başkanlığını Fikri Karadağ yürütüyordu. karşılığını verdi. Bozkurt, VKGB´yi kuran emekli paşalar arasında yer alıyor.

Sezer, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in ´Bir telefon görüşmenizde ´İstiklal Savaşı´ ifadesi geçiyor, bunu açıklar mısınız?´ diye sorması üzerine ´Son yıllarda PKK ve yandaşları medyada çokça yer almakta ve propaganda yapmaktadır. Yapacağımız bir bayrak mitingi vardı. Bu mitinge katılım çok olsun diye motivasyon etmek için böyle ifadeler kullandım´ dedi.

(17 Ağustos 2012), son güncel.: (18 Ağustos 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4757    yazdır/print


 

Ergenekon´da 207. duruşma

Ergenekon davasında tanıkların dinlenmesine devam edildi. Gazeteci Tutkun Akbaş, Ergenekon´un toplumsal karışıklık çıkartmak için motorize ekipler kurma planı iddiaları konusunda bildiklerini anlattı. Duruşmada dinlenilen diğer iki tanık ise, terör örgütü PKK tarafından şehit edilen astsubay Murat Namdar´ın eşi Yıldız Namdar ile işadamı Ethem Sancak oldu.

19.07.2012 11:55 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 68´i tutuklu 273 sanıklı Ergenekon davasının 207´nci duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 47 tutuklu sanık katıldı. CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 21 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, başka davadan tutuklu sanık Prof. Dr. Yalçın Küçük ile tutuksuz sanıklar eski Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek ve Aydınlık Gazetesi imtiyaz sahibi Mehmet Sabuncu da hazır bulundu.

TANIK TUTKUN AKBAŞ´IN İFADESİ

Duruşmada tanık olarak dinlenilen gazeteci Tutkun Akbaş, 2006 yılı Mayıs ayında, Tempo dergisinde çalışırken gelen maille ilgili bilgi verdi. Akbaş, 2006 yılında üye olduğu ´Özel Büro´ adlı mail grubundan, Kürt mafyasına karşı motorize ekipler kurulacağı yönünde bir mail aldığını ve bunu araştırmaya başladığını kaydetti. Akbaş mailde, Kürt mafyasına karşı bir milyon kişiden oluşan telsizli ve coplu motorize ekip kurulacağının belirtildiğini söyledi. Akbaş, mailin geldiği ´Özel Büro´ isimli mail grubunun yöneticisi Erkut Ersoy ile mail yoluyla görüştüğünü, Ersoy´un kendisine Kürt mafyasına karşı coplu, telsizli, motorize ekipler kurulacağını, bunu Kuvayı Milliye Derneği ile organize ettiklerini, sorumlusunun Durmuş Ali Özoğlu olduğunu anlattığını belirtti. Ersoy´un bu konuyu kabul ettiğini belirten Akbaş, şöyle dedi:

´Kuvvai Milliye Derneği ile birlikte organize ettiklerini söyledi. Motorların siparişlerinin de verildiğini aktardı. Bana bu motorize ekiplerin başında olan kişinin Durmuş Ali Özoğlu (Ergenekon tutuklu sanığı) olduğunu söyledi. Onunla da röportaj yaptım. Özoğlu, böyle bir motorize ekip kurulması planını doğruladı. Ancak amaçlarının temizlik ve yaşlılara yardım olduğunu belirterek suç oranlarının artması ya da Kürt mafyasına karşı kurulması konularını kabul etmedi. Daha sonra görüştüğüm Özoğlu, bu ekiplerin Kürt mafyasına karşı kurulduğu, telsizli, coplu olacakları konusunu reddetti. Motorize ekipler kurmayı istediklerini, bunların halka, yaşlılara yardım edeceğini, gerektiğinde çöp toplayacağını söyledi. Ben de o zaman çalıştığım dergide bu beyanları olduğu gibi haberleştirdim.´

Mahkeme Başkanı, Akbaş´a röportaj kayıtlarını saklayıp saklamadığını sordu. Akbaş, Özoğlu ile yaptığı röportaj kaydını sildiğini söyledi.

TANIK YILDIZ NAMDAR´IN İFADESİ

Duruşmada dinlenilen bir başka tanık, terör örgütü PKK tarafından şehit edilen astsubay Murat Namdar´ın eşi Yıldız Namdar oldu. Terörist başı Abdullah Öcalan´ın yargılandığı davada müşteki olarak da ifade veren Namdar´a, Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk dava konusu Ergenekon Terör Örgütü ile ilgili bilgisini sordu. Namdar da bu konuda 3 yıl önce İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü´nde ifade verdiğini söyledi.

Başkan Çalmuk, emniyette tanık olarak mı ifade verdiğini sordu. İfadeye çağrıldığını, Ergenekon´da güvenlik ve savunmayla ilgili görevleriniz var mı? gibi suçlayıcı sorular sorulduğunu belirten Namdar, Ancak bu konularla ilgili hakkımda bir dava açılmadı. dedi.

Namdar, eşinin 1995 yılında şehit edilmesinin ardından, yaşadığı Bursa´da Atatürkçü Düşünce Derneği, şehit ailelerinin kurdukları dernekler gibi çeşitli sivil toplum kuruşları içinde terörün durdurulmasına katkı sağmak amacıyla çalışmalarda bulunduğunu söyledi. Çabalarının sonuçsuz kaldığını ve kimseden yardım alamadığını belirten Namdar, PKK´nın Yunanistan tarafından himaye edildiğini öğrendiğimde, uluslararası arenada Yunanistan´ı mahkum ettirebileceğimiz bir dava açmak istedim. En azından hukuken bir şey yapalım istedim. Bu konuyla ilgili kardeşini bir terör saldırısında kaybeden Ceyhan Mumcu ile görüşmemin doğru olacağını düşündüm. Mumcu ile görüştüğümde, cesur söylemleri olan Doğu Perinçek´in bize yardımcı olup olamayacağını sordum. O da yardım edebileceğini söyledi. dedi. Perinçek´in, kendisine ilgi gösterdiğini ve yol göstermeleri için hukukçularına yönlendirdiğini belirten Namdar, bu nedenle Perinçek´e teşekkür ettiğini söyledi.

Daha sonra Perinçek ile tekrar görüştüğünü ve bu çalışmalarıyla ilgili bilgi ve belge bulabileceği kişilerin isimlerini istediğini aktaran Namdar, Bana Ümit Özdağ ve Emin Gürses´in isimlerini verdi. Emin Gürses´in de cesur söylemleri vardı. Onunla görüştüm. Önce benden bu belgelerin temini için süre istedi. Ancak birkaç gün sonra belge bulamadığını ve yardımcı olamayacağını söyledi. Birlikte yola çıktığım kişiler, ´Bu işe bizi karıştırma, sen de girme´ dediler. Yine yalnız kaldım diye konuştu.

Doğu Perinçek ile birlikte Lozan´da Ermeni iddialarına ilişkin yapılan eyleme katıldığının hatırlatılması üzerine Namdar, PKK´ya Ermenilerin destek verdiğini bildiği için kendisinin gittiğini ve Perinçek tarafından davet edilmediğini söyledi. Başkan Çalmuk´un masraflarını kimin karşıladığını sorduğu Namdar, ´Her şeyi kendim karşıladım. Ülke için bir şey yapmaya gönüllüyseniz gözünüz para görmez.´ diye cevap verdi.

Terör sorunun çözümüne katkı sağlamak için çok çaba harcadığını, çaldığı bütün kapıların yüzüne kapandığını söyleyen Namdar, bunun üzerine 2007 yılındaki genel seçimlerde Diyarbakır´dan bağımsız milletvekili adayı olduğunu söyledi. Bu girişiminde de çok yalnız bırakıldığını belirten Namdar, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi (VKGBH) Derneği Genel Başkanı Taner Ünal´ın, kendisini arayarak seçim çalışmalarında destek olacağını söylediği bilgisini verdi. Diyarbakır´da VKGBH üyeleri tarafından Türk bayraklarıyla karşılandığını belirten Namdar, seçim çalışmalarında bu kişilerden bir süre yardım aldığını anlattı.

VKGBH üyelerinin, kendisinden bazı ihtiyaçları için para istediklerini belirten Namdar, parasının olmadığını ve haliyle para veremeyeceğini söylemesinin ardından bu kişilerin çalışmalara daha fazla katılmadıklarını söyledi. İlerleyen süreçte bir şoför tuttuğunu ve dağ taş gezdiğini, arabasının taşlandığını belirten Namdar, Hakaretlere uğradım. Yanımda kimse yoktu. Doğu Perinçek´in beni desteklediği söyleniyor. Yanımda kimse yoktu. Keşke, Doğu Perinçek, başka bir siyasi parti, medya ya da şehit aileleri derneği beni destekleseydi. diye konuştu. Bu süreçte maddi olarak bittiğini belirten Namdar, Annem bileziklerini bozdurup bana gönderdi. Kazanamadım. Bana ´kadın halinle yerinde otursana, bu ülkede bir sürü adam var´ diyorlardı. ifadesini kullandı.

Tüm gayretlerinin sonuçsuz kaldığını ve küstüğünü belirten Namdar, Bu yüzden de 2007 yılından beri yerimde oturuyorum. Bir de bu Ergenekon´u ben hala anlayamadım. Bana yönelik suçlamalar da olunca kafam karıştı.´ dedi. İfadesinin bazı bölümlerinde duygularına hakim olamayan Namdar, salondan ayrılırken de sanıklara, ´Hepiniz Allah´a emanet olun´ diye seslendi.

TANIK ETHEM SANCAK´IN İFADESİ

Duruşmada tanık olarak dinlenilen iş adamı Ethem Sancak da sanıklardan Doğu Perinçek ile gençlik yıllarından tanıştığını, aralarındaki fikir ayrılığı nedeniyle 1992 yılından beri görüşmediğini kaydetti. Savcılıkta verdiği ifadesini tekrar ettiğini, ekleyecek bir şeyi olmadığını belirten Sancak, bir soru üzerine, ´Ergenekon gibi bir yapılanmadan haberim yok. Ergenekon türü yapılanmalara karşıyım. Birinci sınıf demokrasiden yanayım´ dedi. ( Cihan, AA)

Sancak´ın savcılık ifadesinin okunmasının ardından tutuklu sanık Doğu Perinçek, tanık Sancak´a MİT´in Ergenekon şemasında tüm iş adamlarının isimleri kapalı durumda. Ancak MİT´ten gelen evrakta ismi geçen iş adamlarının arasında isminiz açıkça belirtilmiş. Herkesin ismi kapatılırken sizinki açık yazılmış. Siz Ergenekon´un üyesi misiniz? diye sordu. Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk ise böyle bir evrakın mahkemeye ulaştığını hatırlamadığını ve isimleri açmadıklarını ısrarlı bir şekilde tanık ve sanıklara duyurdu. Ardından da Sancak, kendisinin böyle bir örgüte üye olmadığını söyledi.

TANIK MEHMET ALİ ÖZALTIN´IN İFADESİ

Sancak´ın ardından ifadesine başvurulan tanık Mehmet Ali Özaltın, 1993-2008 yılları arasında Türk Metal Sendikası´nın Manisa Şubesi´nde başkanlık yaptığı bilgisini verdi. Son yıllarda teşkilat içinde sıkıntıların ortaya çıktığını belirten Özaltın, ´Türkiyem´ adlı bir topluluk kurduklarını ve bu topluluğa bağlı bir dergi çıkarmaya başladıklarını kaydetti.

ART televizyonunda yapılan programların sıkıntıları su yüzüne çıkardığını belirten Özaltın, Sendikanın geliri 5-6 trilyon lira, ancak Cumhuriyet mitinglerindeki giderleri kendi cebimizden karşıladık. Bu durum bizde sıkıntıya neden oldu. Türk Metal İş Sendikası, darbelerin oluşturduğu bir sendikadır. Darbe dönemlerinde kapanmayan tek sendikadır. Sendikadaki yolsuzluklarla ilgili zaten savcılığa suç duyurusunda bulunduk.´ dedi.

Özaltın, tutuklu sanık Mustafa Balbay´ın Metal İş Sendikası´nın kanalı ART´den haksız gelir elde ettiğini ileri sürdü. Özaltın, Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Mustafa Özbek´in genel başkanı olduğu dönemde sendikanın basın danışmanlığını yürüten Balbay´ın, ART´de yaptığı televizyon programından da para aldığını iddia etti. Tanığın bu sözleri üzerine Balbay, kendisine ne kadar para ödendiğini sordu. Davanın iddianamelerinde bu tutarın 48 bin lira olarak geçtiğini aktaran Özaltın, Basın danışmanına ART´de yayın yaptığı için para verilir mi? Biz milliyetçi bir sendikaydık. Cumhuriyet bizim penceremizden bakınca en son okunacak gazeteydi. şeklinde konuştu.

Sendika mensuplarının milliyetçi görüşe sahip olduğuna dikkat çeken Özaltın, Bizim televizyonda Yalçın Küçük´ün çıkması infiale neden oldu. Bu isimler birden bize nasıl yaklaştı anlayamadık. dedi. Sanık Balbay ise Bu aldığım para 3 yıllıktır. Piyasada televizyona program yapan kişilerin aylık maaşının yarısıdır bu. açıklamasını yaptı.

Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz´in, ART televizyonu ile ilgili sorunun ne olduğunu sorması üzerine tanık Özaltın, Mustafa Özbek´in milliyetçi bir yapısı vardı. ART kurulduktan sonra ilişki kurduğu insanlar konusu bizim tepkimize neden oldu. Biri çıkıp Özbek´in televizyonunda Kürdistan dağlarından bahsediyor. Bunun gibi konular tepki aldı. dedi.

Kerinçsiz, Bergama Kilisesi´nde Aziz Yuhanna anısına Fener Rum patriği Bartholomeos´un katılımı ile düzenlenecek ayinin engellenmesi konusunda tanık Özaltın´a Ayini engelleyin şeklinde bir talimatım oldu mu size? diye sordu. Özaltın ise bu talimatı sendika yöneticilerinden Mecit Azır ve Ferruh Kallak´tan aldığını belirterek, Bergama´ya 2 otobüs halinde gittik. Bu organizasyonu Kemal Kerinçsiz yapacakmış. Onun telefonunu verdiler bana. Ben de bu nedenle gitmeden önce bir kez aradım. dedi. Özaltın, Kerinçsiz´in Bergama´ya gitmediğini söyledi. Kerinçsiz ise Eylem sonrası beni aramamış. Eğer talimatı ben vermiş olsam, eylem sonunda şöyle böyle oldu diye sonucuna ilişkin beni araması gerekirdi. ifadesini kullandı.

Tanık Mehmet Ali Özaltın´ın ifadesinin tamamlanmasının ardından Mustafa Özbek, boğazından ameliyat olduğu ve boğazı ağrıdığı için sorularını kendisi adına avukatı Mustafa Hisar´ın soracağını söyledi. Hisar´ın sorularının ardından da Mustafa Özbek, konuşmak için söz aldı. Boğazı ağrıdığı için fazla konuşamayacağını belirten Özbek, Bu iftiralarıyla ilgili tek bir somut delil sunabilecek mi? diye sordu. Özbek, Çamur at, olmazsa izi kalır. Olmaz böyle bir şey. Bizim haysiyetimizle oynatmayın. diye bağırdı. Bunun üzerine Başkan Çalmuk, Rahatsızlığınız artacak Mustafa Bey, sinirlenmeyin. uyarısında bulundu.

Özaltın´ın sorgusunun tamamlanmasının ardından duruşma yarına ertelendi. ( Cihan)

(19 Temmuz 2012, 11:55)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon iddianamelerinde motorize ekipler konusu

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4704    yazdır/print


 

Ergenekon´da 206. duruşma

Ergenekon davasına 206. duruşma başladı. Duruşmaya, yazar Zihni Çakır´ın tanık olarak dinlenilmesiyle devam ediliyor.

17.07.2012 11:22 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 68´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 206. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 45 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 23 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, 2 tutuksuz sanık da hazır bulundu.

TANIK ZİHNİ ÇAKIR´IN İFADESİ

Kimlik yoklamasının ardından yazar Zihni Çakır´ın tanık sıfatıyla ifadesinin alınmasına başlandı. Haftalık yayınlanan ´Türkeli´ isimli gazetede bir dönem yazı işleri müdürlüğü yaptığını belirten Çakır, Ergenekon davası sanıklarından Taner Ünal´ın da o dönem Vatansever Kuvvetler Birliği Hareketi´nin (VKGB) yayın organı olan Türkeli gazetesinin sahibi olduğunu söyledi. Çakır, daha sonra da bazı şirketler kurduğunu, Taner Ünal´ın da bu şirketlere ortak olduğunu söyledi. Bu ticari ilişkiler nedeniyle Ünal ile aralarının bozulduğunu belirten Çakır, ortak bir arkadaşları vasıtasıyla bir araya geldiklerini söyledi.

Çakır, Taner Ünal bana Türkiye´nin içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için sivil bir yapılanma bulunduğundan bahsetti. Sağ ve sol kesimden isimlerin de bu yapılanma içinde olduğunu söyledi. Bu yapılanma içinde Doğu Perinçek, Muzaffer Tekin, Veli Küçük ve Hikmet Çiçek gibi isimler olduğunu dile getirerek benim de kendilerine katılmamı istedi. Taner Ünal´ın bahsettiği yapılanmanın Türkiye´deki mevcut yapılanmayı değiştirme amacında oldukları endişesi ile bu teklifi kabul etmediğini belirten Çakır, gazetenin askerler tarafından ele geçirilmiş gibi bir durumda olduğu nedeniyle böyle bir değerlendirme yaptığını söyledi. Çakır, bu izlenimi nedeniyle yapılanmanın illegal olduğunu düşünerek geri çevirdiğini dile getirdi.

Tanık Çakır, Bir bodrum katında toplantılar düzenlediklerini ve toplantılara Küçük, Tekin, Perinçek ile Çiçek´in de katıldığını söyledi. Ben toplantılara gitmedim ama bana toplantı fotoğraflarını gösterdi. Bugün ortaya çıkan tabloya bakarak iyi ki de teklifini kabul etmediğimi düşünüyorum. İsabetli bir karar vermişim. ifadesini kullandı.

İfadesini tamamlamasının ardından Çakır´ın, soruşturma aşamasında savcılığa verdiği ifadesinin okunmasına geçildi. İfadesinde ´Ergenekon´un çöküşü´ isimli bir kitap yazdığını söylediği hatırlatılan Çakır, Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk´un bu Ergenekon ismini nereden duyduğuna ilişkin sorusunu cevapladı. Çakır, Taner Ünal´ın Türkiye´de derin bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğu şeklinde konuştuğunu duyardık. Ümraniye´de el bombalarının bulunmasıyla başlayan bir süreç yaşandı ve derin bir yapılanmanın varlığı araştırılmaya başlandı. dedi.

Başkan Çalmuk, Siz bu yapılanmaya Ergenekon demişsiniz. Soruşturmada Ergenekon isminden bahsedilmeye başlanmış mıydı? diye sordu. Çakır ise henüz Ergenekon isminin gündeme yansımadığını söyledi. Bunun üzerine Başkan Çalmuk, nereden böyle bir isme ulaştığını sordu. Çakır da Can Dündar da yazdığı kitapta derin bir yapılanmadan bahsediyor ve isminin de Ergenekon olduğunu anlatıyordu. Soruşturmada ortaya çıkan yapılanma da aynen bu anlatılandaki gibi bir yapıydı. Ben de Bu yapılanmanın Ergenekon olduğunu düşündüm. diye konuştu.

Çakır, Türkeli gazetesinde 28 Şubat sürecinde Ekümenlik ve Ermeni kamplaşması konuları olduğunda Taner Ünal´ın talimatı ile değerlendirme yapılması için Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Sevgi Erenerol´u aradıklarını anlattı.

Başkan Çalmuk´un, İfadenizde Muzaffer Tekin´e benzeyen bir kişiden bahsediyor ve ´Bir numara´ ifadesini kullanıyorsunuz. Bu durumu açıklar mısınız? diye sordu. Çakır ise gazeteye sık sık gelip giden ve Muzaffer Tekin´e benzeyen bir emekli asker olduğunu söyledi. Taner Ünal tarafından bu kişiye ´Bir numara´ denildiğini aktaran Çakır, Evet Muzaffer Tekin´e benzediğini söyledim. Bunun da arkasındayım. Lakin bıyıkları yoktu. Düzenli olarak traşlı gezen, 60-65 yaşlarında, göçmen diye tabir ettiğimiz bir yapıda, kumral, yeşil gözlü biriydi. Gazeteye geldiğinde büyük saygı gösterilir, elini öperlerdi. Ama bu kişi Muzaffer Tekin değildi. 28 Şubat döneminde de gazeteye çok gelirdi. Bize el yazısı ile hazırlanmış bazı notlar getirirdi. Bilgisayarda yazmamızı isterdi. Birçok kere bu notların o dönemki MGK´da konuşulan konularla aynı olduğunu fark ettik diye konuştu.

Çakır´ın, Bir numara olarak tanıdığımız kişiyi güven Erkaya ile birlikte gördüm. Bir numara, Erkaya´ya çok saygılı davranıyordu. şeklindeki sözleri üzerine Başkan Çalmuk, Bahsettiğiniz bir numara gerçek bir numara mı? diye sordu. Bu soruya da Çakır, Benim tanıdığım kişinin bir numara olduğunu düşünmüyorum. Benim tanıdığım lokal yapılanmanın bir numarasıydı. Gladyo yapılanmasının tanımına bakarsak bu kişinin bir numara olması mümkün değil. NATO´nun tanımladığı gladyo yapılanmasındaki kişi olamaz. NATO´nun tarif ettiği kişi hep Genelkurmay 2. Başkanı olmak zorunda. dedi. Başkan Çalmuk´un Bahsettiğiniz dönem yani 28 Şubat Sürecinde Genelkurmay 2. Başkanı kimdi? diye sorması üzerine de Çakır, Çevik Bir´in ismini verdi. ( Cihan)

-Alaattin Çakıcı ve Kürşat Yılmaz tanık olarak dinlenecek-

Ergenekon davasında Zihni Çakır´ın tanık olarak dinlendiği bugünkü oturumda Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk, önümüzdeki hafta görülecek olan duruşmalarda da tanık dinleneceğini açıkladı. Çalmuk, 26 Temmuz 2012 Perşembe günü Alaattin Çakıcı ve Ankara Strateji Enstitüsü Başkanı Mehmet Özcan´ın, 27 Temmuz 2012 Cuma günü de Musa Anter cinayetinde adı geçen PKK itirafçısı ve JİTEM´ci olduğu iddia edilen Adil Timurtaş ile Yakup Kürşat Yılmaz´ın tanık sıfatıyla ifadesine başvurulacağını açıkladı.

Öte yandan, Ergenekon davasının tutuklu sanıkları, 3. Yargı paketi olarak bilinen yeni yasal düzenleme kapsamında yaptıkları tahliye taleplerinin de önümüzdeki hafta 27 Temmuz Cuma gününe kadar değerlendirilmesini bekliyorlar. ( Cihan)

(17 Temmuz 2012, 11:22)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4699    yazdır/print


 

İkinci Ergenekon´da 145. duruşma

İkinci Ergenekon davasına 145. duruşma ile devam ediliyor. Duruşmada çapraz sorgusuna başlanan Hurşit Tolon, önceki üç duruşmanın tutanaklarında maddi hataların bulunduğunu belirterek, yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için bu konuları düzeltmek istediğini söyledi. Söz konusu tarihlerdeki duruşmalardaki bazı ifadelerine açıklık getiren Tolon´un daha sonra çapraz sorgusuna geçildi.

05.01.2012 11:02 İkinci ´Ergenekon´ davasının 145. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP milletvekili gazeteci Mustafa Balbay, gazeteci Tuncay Özkan, eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin ve Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu´nun da aralarında bulunduğu tutuklu 15 sanık ile tutuksuz yargılanan emekli Orgeneral Hurşit Tolon, eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, Muhterem Balcı ve Emin Şirin katıldı. Tutuklu sanıklardan CHP Zonguldak Milletvekili eski Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile bu davanın tutuksuz, Odatv davasının tutuklu sanığı Prof. Dr. Yalçın Küçük duruşmaya gelmedi.

Duruşmada çapraz sorgusuna başlanan Tolon, önceki 17, 18 ve 21 Kasım 2011 tarihlerindeki duruşma tutanaklarında maddi hataların bulunduğunu belirterek, yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için bu konuları düzeltmek istediğini söyledi. Söz konusu tarihlerdeki duruşmalardaki bazı ifadelerine açıklık getiren Tolon´un daha sonra çapraz sorgusuna geçildi.

HURŞİT TOLON´UN ÇAPRAZ SORGUSU

05.01.2012 12:38 Ergenekon davasının sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, delil CD´leriyle ilgili sorulara itiraz etti. Tolon´un avukatları da, delil CD´leriyle ilgili soru yöneltilmemesini talep etti. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ise, delillerin değerlendirilmesi aşamasına gelinmediğini, delillerin kabulüne mahkemenin karar vereceğini belirterek, avukatların bu konudaki itirazlarını reddetti.

Savcı Pekgüzel, Hurşit Tolon´a, oğlu Ali Tolga Tolon´un ikamet adresinde ele geçirilen Elba marka CD´lerde geçen dokümanlara ilişkin sorular yöneltti. Ancak Tolon, bu CD´lerin arama tutanaklarında yer almadığını söyleyerek, Dört adreste benimle ilgili yapılan aramalarda 129 adet CD alındığı tutanaklara yansıdı. Avukatıma 11 adet CD iade edildi. Geriye 18 CD kalması gerekirken adli emanette 21 adet CD olduğu belirtiliyor. Bu bahsettiğiniz Elba marka CD´lerin benimle bir ilgisi yok. Benden çıktığına dair bir tutanak gösteremezsiniz bana. dedi. Tolon, bu nedenle Elba marka CD´lere ilişkin soruların tamamına itiraz etti.

Hurşit Tolon´un avukatları İlkay Sezer ve Dilek Helvacı da, Biz geçmiş dönemde CD´ler üzerinde bilirkişi raporu düzenlenmesini istedik. Mahkeme naip hakim tayin ederek bilirkişi raporu düzenletti. Raporda. CD´lerin ilk alındığındaki ´hash´ değerleri ile bize verilen CD´lerin ´hash´ değerleri arasında farklılıklar olduğunu belirtti. Bu nedenle bu CD´lere ilişkin soru sorulmamasını talep ediyoruz. dediler.

TOLON´UN CD´LERE İTİRAZI REDDEDİLDİ

Ancak Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ise delillerin değerlendirilmesi aşamasına gelinmediğini, delillerin kabulüne mahkemenin karar vereceğini belirterek avukatların bu konudaki itirazlarını reddetti.

YAŞAR BÜYÜKANIT´IN SAĞLIĞIYLA İLGİLİ BELGELER

Savcı Pekgüzel, Soruşturma aşamasında emniyette gözaltında bulunduğunuz sırada dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Büyükanıt ile ilgili bir belgenin size geldiğini söylemişsiniz. Bu belgeyi nasıl arşivlediniz ve evinize neden götürdünüz? diye sordu. Belgenin kendisine üzerinde ´Hurşit Tolon´ yazılı bir zarf ile geldiğini söyleyen Tolon, kimin gönderdiğini bilmediğini ifade etti. Polislere, sarı ve kirli olan belgeyi Ege Ordu Komutanlığı yaptığı dönemde kendisine gönderildiğini hatırladığı şeklinde ifade verdiğini belirten Tolon, Gelen belgeler karargahla ilgili olduğunda karargah arşivine kalkar. Ancak bu belge benim şahsıma gönderilmişti. Bu nedenle karargah arşivine kaldırmadım. Hatta belge geldiğinde Yaşar Büyükanıt´ı arayarak ´Ne o komutanım, sizinle ilgili hastane raporları artık bana mı geliyor?´ diye sordum. O da kendisi hakkında internette o kadar belgenin dolaştığını hayal bile edemeyeceğimi söyledi. Bu belge, 1, Ordu Komutanı olduğumda eski makam odamdaki bütün eşyalarımla birlikte kolilenerek evime gönderilmek istendi. Ben de bir sene sonra emekli olacağımı belirterek evime gönderilmesini istedim. diye cevap verdi.

TOLON´UN MAKAM TELEFONUNDAN ERGENEKON SANIKLARI SIK SIK ARANMIŞ

Sanık Tolon, Savcı Pekgüzel´in sorduğu iki telefon numarasının, 1. Ordu Komutanlığı yaptığı dönemde özel kaleminde bulunan telefonlar olduğunu söyledi. Savcı Pekgüzel, bu telefon numaralarının, Atatürkçü Düşünce Derneğinde yapılan aramalarda ele geçirildiğini ve karşısında da Hurşit Tolon yazdığını söyledi. Savcı Pekgüzel bu iki telefon numarasından Ergenekon ana davası sanıklarından Muzaffer Tekin ve Veli Küçük ile görüşmeler yapıldığını ifade etti. Pekgüzel, Ayrıca Ümraniye´de ele geçirilen 27 el bombasının üzerinde parmak izi bulunan Oktay Yıldırım ile de 3 görüşme yapıldığı görülüyor. diye hatırlattı. Savcı Pekgüzel´in, bu görüşmelerin özellikle geç saatlerde yapıldığı bilgisini vermesinin ardından sanık Tolon, bu görüşmelerin kendisi ile bir ilgisi bulunmadığını ileri sürdü.

Savcı Pekgüzel´in sorusu üzerine sanık Tolon, Ergenekon ana davası sanıklarından Kemal Kerinçsiz ile Sevgi Erenerol´u tanımadığını söyledi. Bunun üzerine Savcı Pekgüzel, Ulusal kanalda yayınlanan ve Ankara Tandoğan´da toplanılıp Anıtkabir´e yürünen bir mitinge dair haberin görüntülerini izlettirdi. Görüntüde Erenerol ve Kerinçsiz´in de görüldüğünü belirterek Bu görüntülerde siz de varsınız. Tanımadığınızı söylüyorsunuz. hatırlatmasını yaptı. Bunun üzerine Tolon´un avukatı Dilek Helvacı, davanın iddianamesine ilişkin delil klasörlerinde böyle bir CD´nin bulunmadığını belirterek soruya itiraz ettiklerini söyledi. Bu itirazın mahkeme tarafından reddedilmesinin ardından Tolon, haberdeki spiker sunumunun yanlış olduğunu ifade ederek, Hiçbir zaman bir platformun yürütme kurulu başkanlığını üstlenmedim. Danışmanlıklarını yaptım. dedi.

Öte yandan Tolon, görüntülere dayanarak Savcı Pekgüzel´in, ana dava sanıklarından Erenerol ve Kerinçsiz´i tekrar sorması üzerine Ben onları tanımıyorum, görmedim, tanışmadım. cevabını verdi. ( Cihan)

TİB kayıtlarında Kerinçsiz´in kendisine bir mesaj yolladığının görüldüğünü ifade eden Tolon, bu mesajın neden gönderildiğini, içeriğini de bilmediğini kaydetti.

BİZİM TUNCAY, BİZİM DAVA

Öte yandan Savcı´nın, telefon konuşmalarında Tolon´un Bizim Tuncay (Özkan) sözlerini hatırlatması üzerine Tolon, bunun özel bir anlam taşımadığını öylesine söylenmiş bir söz olduğunu dile getirdi. Bunun üzerine, Mustafa Balbay da söz alarak, Sayın Savcı da ´Bizim dava´ demişti hatırlatmasında bulundu.

KUNDAKÇI´YLA FİKİR ALIŞVERİŞİ YAPARDIK

Çapraz sorgusuna devam edilen emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel´in emekli Korgeneral Hasan Kundakçı´yı tanıyıp tanımadığını ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneğinde (VKGBHD) görüp görmediğini sordu.

Dernek ile hiçbir irtibatının bulunmadığını belirten Tolon, “Hasan Kundakçı benden 5-6 dönem kıdemli ve şu an emekli korgeneral olan bir kişi. Dernekle alakalı bir irtibatımız olmadı ama bir araya geldiğimizde fikir alışverişi yapardık” dedi.

Savcı Pekgüzel´in, daha sonra da VKGBHD yöneticisi Taner Ünal´ı tanıyıp tanımadığı sorusuna da Tolon, Ünal´ı da tanımadığını ve hiçbir şekilde irtibatları olmadığını söylemesi üzerine savcı Pekgüzel, “Ergenekon” sanığı İhsan Göktaş´ta ele geçirilen bir CD´de VKGBHD´de yapılan bir toplantıya ilişkin görüntüler ele geçirildiğini söyledi.

Bu görüntüyü duruşma salonunda izlettiren Pekgüzel, görüntülerde 1.Ordu Komutanı Hurşit Tolon tarafından gönderilen bir çelenk olduğunu gösterdi.

Tolon da bunun üzerine, Selimiye Kışlasına hergün en az on adet dernek ya da benzeri kurum, kuruluş davetinin geldiğini anlatarak, “Madem bizi davet etmişler, bir çiçek gönderin demiş olabilirim. Ancak olayı tam olarak hatırlamıyorum” şeklinde konuştu.

İddianamedeki “Gizli tanık 17”nin ifadeleri hatırlatılan Tolon, gizli tanık ifadelerinin tamamen söylentiden ibaret ve hukuken geçerli olmayan ifadeler olduğunu kaydetti.

KENT OTEL TOPLANTILARI

Ankara´daki Kent Otel toplantıları ile ilgili sorulara ilişkin Tolon, söz konusu toplantıya milletvekilleri, yüksek yargı mensupları eski bakanlar, valiler, yerel yöneticilerin katıldığını anlatarak, kapısının sürekli açık olduğu bu toplantılar sırasında garsonların da çalıştığını söyledi.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in bu toplantılarda zaman ve mekanı kimin belirlediği ve organizasyonun kim tarafından yapıldığı sorulan Tolon, toplantılarda önceden belirlenen bir gündem olmadığını kaydetti.

Tolon, bu toplantılara dava sanıklarından kimlerin katıldığı sorusuna da Mustafa Balbay, emekli Tümgeneral Erdal Şenel´in katıldığını ve bunların dışında hatırlamadığı isimler olabileceğini anlatarak, fotoğraflarının gösterilmesi halinde hatırladıklarını söyleyebileceğini ifade etti.

Sanık Sinan Aygün´ün, başkanlığını yürüttüğü Ankara Ticaret Odası´nın toplantılarına kendisini davet ettiği şeklinde ifadesi olduğu hatırlatılan Tolon, “Sinan Aygün ile Ankara´da Sivil Toplum Örgütlerinin (STÖ) toplantılarına sık katılmam nedeniyle tanıştım. Beni de bir plaket sunumu için çağırmışlardı. Türkiye´nin jeopolitik durumu ya da terörle mücadele konusunda konuşmuşumdur. Çünkü bu konularda konuşma yapardım” diye konuştu.

PERİNÇEK´LE TANIŞMASI

Ergenekon ana davası sanığı Doğu Perinçek ile nasıl tanıştığı şeklindeki soruya ise Tolon, 1970 yılında Teğmen rütbesiyle karakol komutanlığı yaparken Refahiye Erzincan arasında Doğu Perinçek´in yakalanması için kontrol noktaları oluşturduk. Ancak o zaman kendisini tanımıyordum ve görmedim. Seneler sonra 2007 yılında Ankara´dan Antalya´ya uçak yolculuğu yaparken yan yana denk geldik. Hatta kendisine de ´Bakın sizi 1970 yılında arayan birliğin komutanıydım´ dedim. Antalya´da nereye gittiğimi söylemedim. Ona da nereye gittiğini sormadım. Konferansa davetliyim diye gittim. Ancak panelist olduğumu söylediler. Oraya vardığımda Doğu Perinçek´in de aynı panele katıldığını gördüm. Bilmiyordum. Panele ayrıca Agah Oktay Güner ve Turan Çömez de katıldılar diye konuştu. Pekgüzel´in, Her davet edildiğiniz yere gider misiniz? diye sorması üzerine Üniversiteler çağırıyorsa, devletin resmi bir kuruluşudur ve giderim dedi.

Savcı Pekgüzel´in ilk ifadesindeki Birinci “Ergenekon” davasının tutuklu sanığı İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek ile görüşmesine ilişkin sözlerini hatırlatarak, “Bunu açar mısınız?” dedi.

Tolon´un, “Açık zaten” demesi üzerine savcı Pekgüzel, aynı soruyu bir kere daha sordu.

Tolon da bunun üzerine Perinçek´in “Önemli bir konuda sizinle görüşmek istiyorum” diyerek kendisini aradığını ve bu konuşma üzerine Perinçek ile görüştüğünü kaydetti.

İŞÇİ PARTİSİ´NDEN ADAYLIK TEKLİFİ

Perinçek´in İP´den aday olması için kendisine teklif getirdiğini anlatan Tolon, Perinçek´e “Siz şimdi buraya beni davet ettiniz. Ben siyasetten anlamam. Yüzde 0.1 ile yüzde 1 arasında değişen bir oy potansiyeliniz var. Beni veya başkasını koyarak oy potansiyelinizi yüzde 10´a mı çıkarmayı düşünüyorsunuz” dediğini kaydetti.

Perinçek´e “İşçi Partisi ifadesinin halkın genelinin zihninde ne oluşturduğunu biliyorsunuz” demesi üzerine, Perinçek´in alınganlık göstererek, “O zaman siz gelin partinin başına, ismini de değiştirin” şeklinde cevap verdiğini söyledi.

Duruşmaya, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, CHP İzmir Milletvekili Hülya Güven ve CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel de izleyici olarak katıldı.

Tolon´un çapraz sorgusuna ara veren Mahkeme heyeti duruşmayı yarına erteledi. ( DHA)

Özel yetkili mahkemeler taşınıyor

05.01.2012 10:30 Özel yetkili İstanbul 13 ve 14. Ağır Ceza Mahkemeleri, Çağlayan´da yeni açılan Adalet Sarayı´na taşınacak. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde görevli özel yetkili 13 ve 14. ağır ceza mahkemelerinin Çağlayan´da yeni açılan İstanbul Adalet Sarayı´nı taşınmasına karar verdi. Savcılığın bu kararı, adliyede görev yapan kimi hakim ve savcıların talebi doğrultusunda, hakim ve savcılara danışarak aldığı öğrenildi. Özel yetkili görevli hakim ve savcıların, adliyedeki makam odalarının darlığı ve aynı odada 2-3 kişinin kalması nedeniyle taşınma talebinde bulundukları ifade edildi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve kamuoyunca bilinen en önemli davalardan biri olan Hrant Dink cinayeti dava duruşmalarının ise güvenlik gerekçesiyle yine Beşiktaş´taki İstanbul Adliyesi´nde yapılacağı ve duruşmalara burada devam edileceği dile getirildi. ( AA)

(05 Ocak 2012, 11:02)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4062    yazdır/print


 

Dink dosyasındaki Ergenekon delilleri

Dink davasında savcının cinayetin Ergenekon işi olduğunu iddia etmesi gündemi sarstı. Mütalaasında Ergenekon dosyalarındaki delilleri bir araya getiren savcı, Balyoz ve Kafes´te Dink´in hedef alındığına dikkat çekti, Rahip Santoro ve yayınevi cinayetlerini de aynı kapsamda ele aldı.

Dink dosyasındaki Ergenekon delilleri

Dink davasında savcının cinayetin Ergenekon işi olduğunu iddia etmesi gündemi sarstı. Mütalaasında Ergenekon dosyalarındaki delilleri bir araya getiren savcı, Balyoz ve Kafes´te Dink´in hedef alındığına dikkat çekti, Rahip Santoro ve yayınevi cinayetlerini de aynı kapsamda ele aldı.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink suikastı davasına bakan Savcı Hikmet Usta, esasa ilişkin mütalaasında Ergenekon dava dosyalarındaki Dink ile ilgili delilleri derledi. Birçoğu, Dink cinayeti davasının açılmasından sonra ortaya çıkan bu delil ve belgeler, çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu.

Dink suikastı soruşturmasının yapıldığı 2007 yılının ilk yarısında ´Ergenekon´ adında faaliyet gösteren herhangi bir örgütün varlığı bilinmiyordu. Suikast soruşturmasını yürüten savcılık, eylemin derin yapılanma boyutuna ulaşamadı. Ancak herhangi bir yasa dışı örgütle bağlantısı tespit edilemese de Dink cinayetinin ´terör eylemi´ olduğu şeklinde bir iddianame hazırlandı. 2007 Nisan ayında tamamlanan bu iddianamedeki eksiklikler ise 4 yıl süren yargılama sonunda savcılık mütalaası ile giderildi. 37 sayfalık iddianameyle açılan davanın esasına ilişkin savcılık mütalaası 86 sayfa tuttu. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı Hikmet Usta tarafından hazırlanan mütalaada, özellikle Dink suikastının Ergenekon örgütünün faaliyeti olduğuna ilişkin ciddi delillere yer verildi.

18 Nisan 2007´de gerçekleştirilen Zirve katliamı sonrası olayın arka planına ilişkin yeni veriler elde edildiği belirtildi. Deniz Uygar isimli bir şahsın Zirve cinayeti öncesi ve sonrası çalıştay yapıldığını anlattığı ifadesine dikkat çekildi. Öğretim görevlisi şüpheli Ruhi Abat´ın olaydan sonra Uygar´ı arayarak Şerefsizler, vur dedik öldürmüşler. şeklindeki ses kaydı da delil olarak gösterildi. Yasin Hayal´in Santa Maria Kilisesi papazını dövmesi ile Zirve cinayeti sanığı Emre Günaydın´ın 2006 yılında Kayısı Otel´deki Noel kutlamalarına katılarak misyonerlerin arasına karışmasının benzer amaçlı eylemler olduğuna dikkat çekildi.

´Hrant Dink hedefimizdesin´

Balyoz darbe planı belgeleri arasında bulunan ´Orak´ kod adlı operasyon dokümanında hedef olarak belirlenen şahıslar arasında Dink´in isminin de bulunduğuna dikkat çekildi. ´Kafes Operasyonu Eylem Planı´nda, Rahip Santoro, Hrant Dink ve Zirve Yayınevi cinayetlerinden operasyon olarak bahsedildiği aktarıldı. Ergenekon davası sanığı avukat Kemal Kerinçsiz´in Dink ile ilgili davalar açtığı, bu konuda Veli Küçük´le işbirliği olduğuna ilişkin telefon görüşmeleri de konuldu. Mütalaada ayrıca, Kerinçsiz´in başkanı olduğu Büyük Hukukçular Birliği üyesi avukat Levent Temiz´in 26 Nisan 2004´te Agos Gazetesi önünde yapılan eylemde, Hrant Dink hedefimizdesin. ifadesinin de geçtiği bildiri iyi okuduğu hatırlatıldı.

Ergenekon davası sanıklarından Ümit Sayın´ın 18 Temmuz 2005´te eski Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Sevil Atasoy´la yaptığı MSN görüşmesinde, Hrant Dink, bizim savaştığımız adam. dediği ve devamında Ergenekon sanığı Hurşit Tolon´dan action için doğru adres diye bahsettiği anlatıldı. VKGB üyelerinin telefon görüşmesinde, Dink cinayeti için ´bizimkiler yaptı´ denildiği bilgisine yer verildi. ( Zaman)

(21 Eylül 2011, 11:07)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

HRANT DİNK CİNAYETİ VE DAVASIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Savcı: Dink cinayeti Ergenekon işi

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3753    yazdır/print


 

Ergenekon derneklerinin özel kimlik kartları

Kendilerini dernek ve sivil toplum örgütü olarak tanıtan Kuvayı Milliye Derneği ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi´nin (VKGB) gerçek yüzlerini deşifre ediyoruz. Kuvayı Milliye Derneği´nin kimlik kartında, ´Özel Kuvvetler´, VKGB´nin kimlik kartında ise, ´Özel İstihbarat Daire Başkanlığı´ ibareleri yer alıyor. Kuvayı Milliye Derneği´nin üyelerine verdiği kimlik kartlarında; ´Bulunması halinde Genel Merkeze, en yakın polis karakolu veya Jandarma Komutanına teslim ediniz´ ibaresinin yer alması dikkat çekiyor. Ergenekon davasında yargılanan derneklerin yöneticileri, Ergenekon soruşturması başlamadan bir süre önce televizyonlarda görüntüleri yayınlanan ´ölme ve öldürme üzerine yemin edilerek kıyılan nikah törenleri´ ile gündemi sarsmışlardı.

Ergenekon derneklerinin özel kimlik kartları

Kendilerini dernek ve sivil toplum örgütü olarak tanıtan Kuvayı Milliye Derneği ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi´nin (VKGB) gerçek yüzlerini deşifre ediyoruz. Kuvayı Milliye Derneği´nin kimlik kartında, ´Özel Kuvvetler´, VKGB´nin kimlik kartında ise, ´Özel İstihbarat Daire Başkanlığı´ ibareleri yer alıyor. Kuvayı Milliye Derneği´nin üyelerine verdiği kimlik kartlarında; ´Bulunması halinde Genel Merkeze, en yakın polis karakolu veya Jandarma Komutanına teslim ediniz´ ibaresinin yer alması dikkat çekiyor. Ergenekon davasında yargılanan derneklerin yöneticileri, Ergenekon soruşturması başlamadan bir süre önce televizyonlarda görüntüleri yayınlanan ´ölme ve öldürme üzerine yemin edilerek kıyılan nikah törenleri´ ile gündemi sarsmışlardı.

Gazetemiz, Ergenekon Terör Örgütü tarafından kullandığı iddia edilen Kuvayı Milliye Derneği ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi´nin (VKGB) kimlik kartlarını yayınlıyor. Kuvayı Milliye Derneği´nin kimlik kartında, “Özel Kuvvetler”, VKGB´nin kimlik kartında “Özel İstihbarat Daire Başkanlığı” ibareleri yer alıyor.

Kuvvacıların kimlik kartında, “özel kuvvetler” ifadesi

Kuvayı Milliye Derneği´nin genel başkanlığını Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve 1071 gündür Silivri Cezaevi´nde bulunan emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ yapıyor. Kuvayı Milliye Derneği tarafından hazırlanan kimlik kartlarında “Özel Kuvvetler” ibaresi yer alıyor. Kimlik kartında, dernekte görev yapan şahısların görevleri yazılırken, derneğin Teşkilat Başkanı´nın H. Kerim Bayraktaroğlu olduğu bilgisine yer veriliyor. Kimlik kartında, “Bulunması halinde Genel Merkeze, en yakın polis karakolu veya Jandarma Komutanına teslim ediniz” ibaresinin yer alması dikkat çekiyor.

“Özel İstihbarat Daire Başkanlığı”

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi´nin (VKGB) genel başkanlığını Ergenekon soruşturması kapsamında sanık olarak yargılanan Taner Ünal yapıyor. VKGB´nin üye kayıt formunda, “Özel İstihbarat Daire Başkanlığı” ifadesi yer alıyor.

Ölmez, Kuvayı Milliye Derneği ve VKGB´de görev yapmış

Ergenekon Terör Örgütü soruşturmasında gözaltına alınan ve 22 ay Silivri Cezaevi´nde kalan Erol Ölmez, Kuvayı Milliye Derneği ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi´nde görev yapmış. Kuvayı Milliye Derneği´nin çaycısı olduğu iddia edilen Erol Ölmez, Kuvayı Milliye Derneği´nde Teşkilat Başkan Yardımcısı olduğu ve derneğin Özel Kuvvetler Bölümü´nde çalıştığı belgelendi. Erol Ölmez, VKGB´de Özel İstihbarat Daire Başkanlığı İstanbul Daire Başkanı olarak görev yapmış. Erol Ölmez, İstanbul Emniyet Müdürlüğü´ndeki sorgusunda, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki çapraz sorgusunda ve açıklamalarında derneğin çaycısı olmadığını ısrarla açıklamıştı. Erol Ölmez, Fatih Çarşamba´daki İsmailağa cemaatine sızmaya çalışan ekibin arasında yer aldığı gerekçesiyle tutuklanmıştı.

Silahlı eğitim Düzce ve Kumburgaz´da yapılmış

Erol Ölmez, gazetemize yaptığı açıklamada, Düzce ile İstanbul Kumburgaz´daki askerî alanda silahlı eğitim aldıkları açıklamıştı.

Çakır: Ergenekoncular Düzce´de eğitildi

Ergenekon Terör Örgütü´ne yönelik araştırma ve kitaplarıyla tanınan gazeteci yazar Zihni Çakır, Ergenekon sanıklarının Düzce´de eğitim gördüğünü söyledi. Çakır, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği´nin, Düzce´de kurduğu eğitim kampında en az bin kişinin eğitildiğini, söz konusu kişilerin emekli binbaşı Zekeriya Öztürk tarafından eğitildiğini iddia etti. Çakır, eğitimden geçirilen insanların bir emirle ortaya çıkıp sansasyonel eylemler yapabilecek kapasitede olduklarını söyledi. Çakır, eğitilen milislerin Türkiye´nin en seçkin birliği olan Özel Kuvvetler Komutanlığı´nda görevli bordo bereliler kadar profesyonel olduğunu açıkladı.

Silahlanıyorlardı

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Genel Başkan Yardımcısı Zeki Balaban´ın polisin telefon dinlemesine de takılan konuşmalarında Türkiye´ye üç TIR silah soktuğunu itiraf etmesine dikkat çeken Çakır, Balaban´ın, Türkiye´ye soktuğu silahların büyük bir kısmı ile Ergenekon Terör Örgütü´nün Düzce´de oluşturulan kamplarda eğittiği milisleri silahlandırdığını söyledi. Çakır, Düzce´de eğitim kampının oluşturulduğu yıllarda Veli Küçük´ün İzmit Jandarma Alay Komutanı olduğunu belirterek, “Tüm bu gelişmeler bir tesadüfün ötesindedir” dedi. Kuvayı Milliye Derneği ve Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi´nin Erol Ölmez´e verdiği kimlik kartları, Ergenekon tarafından kullanılan sivil toplum örgütlerini deşifre ediyor. Kuvayı Milliye Derneği´nin kimlik kartında, “Özel Kuvvetler” ibaresi yer alıyor.VKGB´nin kimlik kartında ise “Özel İstihbarat Daire Başkanlığı” ibareleri yer alıyor. (Kenan Kıran / Yeni Akit)

Karadağ hem Ergenekon hem Balyoz davasında tutuklu yargılanıyor

Birinci Ergenekon davasında ´örgüt yöneticisi´ olarak tutuklu yargılanan emekli Albay Fikri Karadağ, Balyoz davasında tutuklama kararı verilen 163 sanık arasında da yer alıyor. “Ergenekon yöneticisi olmak” ve “adam öldürmeye azmettirmek”ten müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Karadağ, Balyoz´da darbe planlayan ekibin içinde yer alıyor.

Türkiye´yi şok eden yemin töreni: ´Ölmek var, öldürülmek var, öldürmek var!´

Türkiye Albay Fikri Karadağ´ı Mersin´de yaptırdığı ´ölme-öldürme´ yeminiyle tanımıştı. Danıştay saldırısıyla tanınan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneği (VKGB)´nden ayrılan Karadağ, ardından Kuvayı Milliye Derneğini kurdu. Dernek üyelerine silah ve Kur´an üzerine yaptırdığı ´ölme-öldürme´ yemininin görüntüleri tüm Türkiye´yi şoke etti. Çocukların da hazır bulunduğu törende derneğin yeni üyelerine insanı dehşete düşüren şu konuşmaları yaptı: Sevgili arkadaşlar! Bu uğurda ölmek var; öldürülmek var!.. Öldürmek var! Bu işe girdiğine bin kere pişman olup ´nereden bu işe başladım´ demek var!

Kuvayı Milliye yapılanmasında Karadağ

21 Şubat 2008 tarihinde yapılan 3. Ergenekon dalgasında gözaltına alınıp tutuklanan Karadağ´ın ve yöneticisi olduğu Kuvayı Milliye Derneği´nin, Ergenekon Terör Örgütü´nün hücre yapılanmasında önemli rol oynadığı Ergenekon iddianamesinde iddia ediliyor. Savcı Öz, bu hücre yapılanmasını, ikinci iddianamede şu şekilde anlatıyor: ´Kuvayi Milliye Derneği´nin kuruculuğunu ve başkanlığını yapan Paşa kod Fikri Karadağ´ın örgütçe temin edilen tetikçiler ile gizli görüşmeler yapmak için çalıştığının fiziki takip tutanaklarından anlaşıldığı, dernek çatısı altında silahlı tetikçi grupları örgütlediği, bazı kişilerin öldürülmesi için organizasyon yaptığı, (...) derneğin sivil toplum görüntüsü altında ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ içerisinde faaliyet gösteren silahlı eylem gerçekleştirme kabiliyetine sahip hücre yapılanması içerisinde olduğu, Osman Gürbüz´ün de Fikri Karadağ´ın emri altındaki tetikçilerden olduğu...´

(23 Şubat 2011, 12:12

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon sanığından çarpıcı ifşaatlar

Ölmez: Yazıcıoğlu´nu susturacaktık

VKGB ile ilgili manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3011    yazdır/print


 

İşte adım adım Danıştay saldırısı

Cumhuriyet bombalarının parasını alamayan Yıldırım, eylemden son gün vazgeçti. ´Yakalanmayacaksın´ garantisine güvenen Arslan, Danıştay´a tek başına saldırdı. Demokrasiyi ipten ise tüp geçitteki bir polis memuru tesadüfen aldı. Star gazetesinden Cevheri Güven, ortaya çıkan delil ve bulguları nefis bir şekilde bir araya getirmiş ve Danıştay saldırısının adım adım nasıl gerçekleştiğini anlatmış.

İşte adım adım Danıştay saldırısı: Bir polis hesaplarını bozdu

Cumhuriyet bombalarının parasını alamayan Yıldırım, eylemden son gün vazgeçti. ´Yakalanmayacaksın´ garantisine güvenen Arslan, Danıştay´a tek başına saldırdı. Demokrasiyi ipten ise tüp geçitteki bir polis memuru tesadüfen aldı. Star gazetesinden Cevheri Güven, ortaya çıkan delil ve bulguları nefis bir şekilde bir araya getirmiş ve Danıştay saldırısının adım adım nasıl gerçekleştiğini anlatmış.

Danıştay saldırısının üzerinden 4 yıl geçti. Saldırının artık büyük bir organizasyonla yapıldığı ve darbe zeminini oluşturacak altın vuruş olduğu bütün yönleriyle açığa çıktı. TÜBİTAK´ın Danıştay kameralarına düzenlenen operasyonu ortaya çıkartan raporu, tetikçinin arkasındaki organizasyonla ilgili güçlü verileri ilk kez bu kadar anlaşılır kıldı. Bugüne kadar bilinmeyen ayrıntılara da ulaşarak, darbeye zemin hazırlamak için yapılmış en planlı, en kapsamlı operasyonun; yani Ergenekon´un Altın Vuruşu´nun perde arkasını aydınlatmak istedik. Alparslan Arslan, Tekin Irşi, Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu´ndan oluşan ekip, tüm yurtta laik kesimi tehdit altında göstermek amacıyla 5, 10 ve 11 Mayıs 2006 tarihlerinde 3 kez İstanbul Şişli´de bulunan Cumhuriyet Gazetesi´ne bomba attılar. Bu bombaların ilk ikisi patlamazken saldırılarda zarar gören de olmadı. Saldırganlara bombalar ise Alparslan Arslan´ın kaldığı Ataşehir´deki villada, Muzaffer Tekin tarafından Arslan ve Osman Yıldırım´a verildi. Tekin´in bu esnada “Bunlar Cumhuriyet Gazetesine atılacak. Rahat olun kimse ölmeyecek. O şekilde olsun. İş bitince size beşyüz bin dolar para vereceğiz. Sizin, attıracağınız kişilere vereceğiniz paraya karışmayız” dediği ifadelere ve iddianamelere yansıdı.

İsmail ve Erhan bekledi o keşif yaptı

Cumhuriyet gazetesine atılan üçüncü bombanın ardından 15 Mayıs 2006´da Alparslan Arslan, Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu ve Tekin Irşi İstanbul´da tekrar biraraya geldi. Arslan ekibe, özel bir iş nedeniyle Tekin Irşi dışında Ankara´ya gitmeyi teklif etti ve Arslan´a ait otomobille yola çıktılar. Akşam saatlerinde vardıkları Ankara´da geceyi Ulus´ta bir otelde geçirdiler. Bu yolculuk esnasında Arslan´ın sessizliği, hiçbir şey yememesi ve tavırları diğerlerinin dikkatini çekmişti ama yol arkadaşlarının ´neyin var´ sorularına bir yanıt vermedi. 16 Mayıs 2006 saat 10.00-11:00 sularında Arslan, İsmail Sağır ve Erhan Tımuroğlu ile birlikte Danıştay´a gitti. Aracı binaya yakın bir noktaya park eden Arslan, İsmail ve Erhan´ı arabada bırakarak Danıştay 2. Daire´nin yerini keşfe çıktı. Avukat kimliği bütün kapıları açan Arslan, 2. Daire´nin Ek Bina´daki yerini ve kaçış yollarını kontrol etti. Ekip, aynı gün saat 16.00 sularında Osman Yıldırım´la buluştu. Kritik görüşmede para meselesi yüzünden tartışma çıktı. Yıldırım, İstanbul´a dönmek istedi ancak İsmail ve Erhan uzun uğraşlarla Osman´ı ikna etti, otele döndüler.

Fizibilite ekibi de Arslan da kayıtlardan silindi

Tüm bunlar olurken Danıştay´da ilginç güvenlik zafiyetleri ortaya çıkıyordu. Önce 8 sonra da 11 Mayıs´ta güvenlik kameraları arızalandı. OYAK´tan gelen görevliler 11 Mayıs´ta güvenlik kameralarının görüntülerini kaydeden harddiski değiştirdiler. Yani saldırı öncesi kayıtlar, ilk kez 11 Mayıs´ta yok edildi. Eylemin asıl fizibilitesini yapan ekip kimlerse bulunmaları artık mümkün değildi. Planlanmayan bir gelişme yaşandı. 16 Mayıs sabahı Danıştay güvenlikçileri kameraların kayıt yapmadığını fark ettiler. OYAK´tan gelen yetkililer bu sefer harddiskleri yanlarında götürerek, güvenlik kamera sistemini tamamen devre dışı bıraktılar. Böylece Alparslan Arslan´ın o günkü keşif çalışmalarının görüntüleri görüntülenemedi ya da görüntülendiyse de harddiskler arızalanıp teknik servis tarafından önce sökülüp sonra da geri getirilemeyecek şekilde silinince kayıtlar yok oldu. Ve güvenlik kameraları da saldırı oluncaya kadar bir daha çalışmadı. Yine büyük bir tesadüf eseri (!) Danıştay´ın yanındaki Sıhhiye Orduevi´nin yine OYAK Güvenlik´e ait kameraları da kayıt arızası vermişti. Böylece cinayet ekibini teşhis etme imkanı da böylece eşzamanlı bir tesadüf (!) eseri ortadan kalktı. Bu hamleler saldırının arkasındaki organizasyonun elinin uzunluğunu gözler önüne serdi.

Fark edilince harddiskleri söktürdü

Danıştay eylemi taşeron eylemci Osman Yıldırım ve ekibinin gerçekleştirmesi üzerine kurulmuştu. Alparslan Arslan ´B Planı´ydı. Yıldırım´ın eylemden para ve risk sebepleriyle son anda vazgeçmesi üzerine Arslan eylemi yapmak zorunda kaldı. Bu riski göze aldı ama tedbiri de elden bırakmadı. Danıştay eyleminden sonra bir temizlik görevlisi verdiği ifadede, Alparslan Arslan´ın keşif yaptığı sırada bina içerisindeki kapılardan birini zorladığını, “ne aradığını” sorduğunda ise “Avukat olduğunu bir dava takip ettiğini” söylediğini ve hemen aşağıya doğru yöneldiğini, şüphelenerek durumu güvenliğe bildirdiğini anlattı. Temizlikçi uyarmıştı ama Alparslan elini kolunu sallayarak çıkıp gitmişti. Bu fark edilme kritikti. Hemen önlem alındı harddiskler sökülüp götürüldü. Bozuk denen harddiskteki görüntüler geri getirilemez şekilde silindi. Bununla da kalınmadı, herhangi bir terslik olmasın diye yeni bir harddisk de takılmayarak Danıştay emin ellere (!) emanet edildi. Sonraki sabah Türkiye kaosa uyandı.

Arslan neden tek başınaydı

Alparslan Arslan eylemden bir gün önce kendisini yarı yolda bırakan Osman Yıldırım´la 16 Mayıs akşamı bir petrol istasyonunda buluştu. Para ve eylemin riski yüzünden tartıştılar. İpler o akşam koptu. Tek başına da olsa bu işi bitirmeliydi. Üstlerinden oldukça emindi, her şey ayarlanmıştı. Kesinlikle yakalanmayacaktı. Talimat ve verilen söz bu şekildeydi. Kameralar kayıtta değildi. Kaçış yolu açık ve oldukça kolaydı. Bırakılan izlerden operasyon “dinci saldırı” ekseninde ilerleyecek, Alparslan da bu arada uygun zamanda bir kahraman olarak dönmek üzere yurtdışına çıkmış, ya da polisin bulma ve arama imkanı olmayan bir deliğe girmiş olacaktı.

Polis Arslan´ı nasıl yakaladı

Katil Alparslan Arslan, 17 Mayıs sabah saatlerinde hain eylemini gerçekleştirdi. Danıştay´ın ana kapısından giren eylemci, diğer bloğun arka kapısından kaçmayı planlıyordu. Kapısından Avukat kimliğini göstererek girdi. 2. Daire Başkanlığı´nın bulunduğu kata çıktı ve Başkanlığın kapısını açmaya çalıştı ancak kilitli olduğunu görünce, karşıdan gelen çaycıyı takip edip 2. Daire´nin toplantı odasına girdi. İçerde 6-7 kişinin oturduğunu gördü. Danıştay 2. Dairesi başkan ve üyelerini teşhis etmeye çalıştı, evrak çantasındaki tabancayı çıkarak ilk önce Başkan Mustafa Birden´e bir el ateş etti. Daha sonra seçtiği hedeflerin göğüs ve kafa bölgelerini nişan alarak seri biçimde kurşun yağdırdı. Arkasından gelmesinler diye sekreter odasının tavanına da bir el daha ateş etti ve 2. Daire´yi terketti.

´2. Dairede olay var, burası karıştı´

Bulunduğu bloğun merdivenlerinden hızla aşağıya indi. İki bloğu birbirine bağlayan tüp geçide yöneldi. Arka kapı açık olarak kendisini bekliyordu. Bu sırada müracaattın telefonu çaldı. Panik haldeki ses “2. Dairede olay var, burası karıştı” diyebildi. Müracaat görevlisi, polis memurlarına seslenerek “2. Dairede olay var” dedi. Polislerden Şenol Altan, hızla tüp geçide yöneldi, diğeri yerinde kaldı. İkisi de cinayetten habersizdi ve dava görüşmelerinde her zaman yaşanan tartışmalardan biri diye düşündüler.

Önce gülümsedi sonra silah çekti

Alparslan Arslan tesadüf eseri kendisinin yanından geçen polise gülümsedi ve yoluna devam etti. Ancak polis Arslan birkaç adım geçtikten sonra tedirgin ve telaşlı hareketleri, terli halinden şüphelenerek kim olduğunu sordu. Arslan, avukat olduğunu söyleyerek yoluna devam ederken, şüphesi artan polis, Arslan´dan kimliğini istedi. Telaşlanan Arslan kimliğini çıkarır gibi yaparak çantasından silahını çıkardı. Polis ani bir refleksle tabancaya sarıldı. Namlu yön değiştirdi, silah ateş aldı.

Alparslan Arslan hikaye anlatmaya başladı

Amansız bir boğuşma başladı. Polis daha iriydi. Silah sesini duyan diğer polis de tüp geçide koştu. Alparslan etkisiz hale gelmiş, kelepçelenmişti ama polisler hala kimi, neden yakaladıklarını, neden ateş ettiğini bilmiyordu. Arslan´ı güvenlik odasına götürdüler. Neden ateş ettiğini sordular. Arslan, polislerin olaydan haberleri olmadığını anladı. Arslan polise ateş neden ateş ettiğini anlatırken, “Avukat olduğunu söylemesine rağmen kimlik sormasına kızdığını” söylüyordu. Polislerle arasında laf dalaşı başladı.

Polisin katili yakaladığını anladığı an!

Yukarısı kan gölüydü. Polis kısa süre sonra binayı ablukaya aldı. TEM polisleri, olay yerindeki ilk incelemenin ardından güvenlik odasına inip Alparslan Arslan´ı teşhis ettiklerinde, Arslan´ı yakalayan iki polis, yakaladıkları şahsın silahlı saldırgan olduğunu ancak farkedebildi. Katilin silahında hala 4 mermi ve çantasında dolu 2 şarjör vardı. Bir polis memuru tesadüf eseri demokrasiyi ipten almıştı. Polis Şenol Altan, şüphelenmeseydi ve Arslan kaçıp gitseydi? Arkasında bıraktığı iyi kurgulanmış izler Türkiye´yi nereye götürecekti?

Plan nasıl kurgulandı? Arslan polis tarafından yakalanmasaydı provokasyon nasıl gelişebilirdi?

5 Mayıs 2006: Alparslan Arslan, Tekin Irşi, Erhan Timuroğlu ve Osman Yıldırım´la beraber Cumhuriyet gazetesine el bombası attı.

10 Mayıs: Alparslan Arslan, Tekin Irşi, İsmail Sağır Cumhuriyet Gazetesi´ne tekrar el bombası attı.

11 Mayıs: Alparslan Arslan, İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu Cumhuriyet Gazetesine 3. kez el bombası attı.

11 Mayıs: Danıştay´daki güvenlik kameralarının görüntülerini kaydeden OYAK Güvenlik´e ait harddiskler arızalandığı gerekçesiyle değiştirildi.

16 Mayıs: Alparslan Arslan Danıştay´a gelip keşif yaptı.

16 Mayıs: Danıştay´daki harddiskler yeniden arızalandı ve harddisk sökülüp götürüldü ve kameralar devre dışı kaldı.

17 Mayıs: Alparslan Arslan Danıştay 2. Dairesi´ni bastı. Üye hakim Mustafa Yücel Özbilgin şehit oldu, 4 hakim yaralandı. Arslan´ın saldırı esnasında tekbir getirdiği iddia edildi, ancak diğer üyeler bu iddiayı yalanladı.

17 Mayıs: Arslan kapıdan çıkarken koruma polisi Şenol Aytan´ı da şehit etti ve kaçtı.

17 Mayıs: Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan “Arslan´ın saldırı esnasında tekbir getirdiğini ve saldırıyı Danıştay 2. Dairenin başörtüsü kararı nedeniyle gerçekleştirdiğini söylediğini” açıkladı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer benzer biçimde saldırıyı rejime yönelik olarak niteledi. CHP Lideri Deniz Baykal başta olmak üzere muhalefet partileri iktidar partisini saldırıya zemin hazırlamakla suçladılar.

17 Mayıs: CNNTÜRK, STAR TV, KANAL D ve NTV yayın gruplarında, saldırının türban kararı nedeniyle gerçekleştirildiği ve bu durumun son dönemdeki irticai faaliyetlerin bir sonucu olduğunu anlatan yayınlar yapıldı. AK Parti hükümetini basiretsizlikle ve saldırılara çanak tutmakla suçladılar.

18 Mayıs: Hürriyet: İkinci MENEMEN olayı... Ertuğrul Özkök: Cumhuriyet´in 11 Eylül´ü

18 Mayıs: CAN Dündar´ın yazısı: “Danıştay Başkanı´nın uyarılarına dudak büken Başbakan ERDOĞAN sorumluların en başındadır.”

18 Mayıs: Güvenlik kamerası olmadığı için Arslan, eşgal bilgilerinden tespit edildi. Telefon numarasına ulaşıldı. Arslan´ın İran´a kaçtığı iddia edildi.



18 Mayıs: Mustafa Yücel Özbilgin´in cenazesinde AK Partili bakanlar saldırıya uğradı.

19 Mayıs: Cumhurbaşkanı Sezer yaptığı açıklamada saldırının laik düzene karşı işlenmiş olduğunu iddia etti.

20 Mayıs: Arslan´ın irtibatlarından yola çıkılarak Osman Yıldırım, Süleyman Esen, Salih Kunter, Kemalettin Gülen, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Tekin Irşi yakalandı.

21 Mayıs: Arkadaki izler olayın bir irticai saldırı olduğunu kanıtladı.

22 Mayıs ve sonrası: Tüm kentlerde rektörlerin, bürokratların, hâkimlerin, sanat, siyaset ve spor camiasının önde gelen isimlerinin de katıldığı geniş katılımlı irticayı protesto mitingleri düzenlendi.

25 Mayıs: Bir gösteride bir meczup göstericilerin üzerine tekbir getirerek ateş açtı. Saldırıda hayatını kaybedenler oldu. Vatandaşlar laik-antilaik olarak kutuplaştı. Gösteriler tüm yurda yayıldı.

17 Haziran: Gösterilerin ve sokak kargaşalarının önüne geçilemeyince belli bölgelerde sıkıyönetim ilan edildi. Tehlikeli tırmanış ve provokasyonlar engellenemeyince Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu. Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç müebbet hapse mahkûm oldu.

25 Haziran: Alparslan Arslan´ın İran´a kaçmadığı anlaşıldı. Bulunduğu Avrupa ülkesinden yurda döndü. Dönüşünden sadece dar bir kesimin haberi oldu. Tıpkı Abdullah Çatlı gibi yeni bir kimlikle Derin Yapı´nın muteber adamı olarak refah içinde hayatını sürdürdü.

29 Şubat 2010: Milli Güvenlik Konseyi, “kişi başı milli gelirin 3.000 Dolar´ın altına düşmesi ve ekonomik krizin tüm yurdu etkisi altına alması üzerine ve de demokrat - muhafazakar kesimin yeterince sindiğine” karar getirerek yönetimi kontrollü bir şeklide sivillere bırakma kararı aldı. AK Parti´nin 7 yılda yaptığı düzenlemeler iptal edildi. Avrupa Birliği üyeliğinden vazgeçilirken, ülke Avrasyacı bir yapıyla Rusya´ya yaklaştı.



Yukarıdaki olay 2006 Türkiyesi´nde yaşandı. Açık fontlu yazılar gerçekleşti. Koyu (bold) yazılar bir planın parçalarıydı. Eğer Arslan kana buladığı Danıştay binasından kaçabilseydi, koyu yazılı kısımlar planın birer parçası olarak gerçekleşecekti. ( Cevheri Güven, Star)

Yarın: Profesyonelce delil oluşturdu

04 Mayıs 2010: Önce; Küçük, Tekin ve Görüm´le iletişimini kesti. Sonra özellikle iz bırakarak dindar bilinen insanlarla irtibatına hız verdi. Yönlendiricileri de bir yandan ´irticai´ delil ve izler hazırladı.Sistemi sarsacak saldırı uzunca bir süre tüm ayrıntılarıyla planlanmıştı. Nerede ve nasıl olacağı belli değildi ancak niteliği netti. AK Parti hükümetinden kurtulmak için büyük bir laik, anti-laik kavgası çıkmalıydı. Bu amaçla Alparslan Arslan son dönemde özellikle adres bırakacak şekilde dindar bilinen kişilerle irtibatlarına hız vermiş, emir aldığı bazı kişilerle de irtibatına bilinçli olarak son vermişti. Veli Küçük ile görüşen, Muzaffer Tekin´in şirketinin avukatı olan, VKGB´ci İmam lakaplı Hüseyin Görüm ile birlikte çek senet tahsilatı yapan ve Sedat Peker´in hukuk bürosunda çalışan Alparslan Arslan, geride herkesi eylem ile darbe arasındaki kısa süre içinde oyalayarak yanıltacak adresler bırakmalıydı.

Beklenen fırsat

9 Şubat 2006´da da Danıştay 2. Dairesi, bir öğretmenin okul yolunda bile başörtüsü takamayacağına dair karar alınca, Arslan ve ekibinin beklediği gün doğmuş oldu. Kullanacakları provokasyon malzemesi buydu. Alparslan Arslan saldırıdan sonra kaçacağına emin olduğu gibi, polisin kendi telefonu ve arkadaşları üzerinden bir çalışma yürüteceğinden de emindi. Bu yüzden arkada adres bırakmalıydı. Saldırıda Arslan´la birlikte olacak ekibin, Arslan´ın üstleri olan Muzaffer Tekin gibi tiplerle irtibatı yoktu. Dolayısıyla adres Osman Yıldırım ve ekibi ile Alparslan´ın görüştüğü diğer kişiler olacaktı.

Kendisi firari izleri sabit

Geriye dönük telefon trafiği önemli bir noktaydı. Uzun süre önce Kasım 2005´te düğmeye basıldı. Alparslan Arslan, Muzaffer Tekin´le irtibatını keserek alternatif yollarla görüşmeye başladı. Adres bırakacağı kişilerle irtibatını ise resmi olarak görülecek biçimde kurmaya başladı. Peki kimdi bu Arslan´ın özellikle irtibatlı olmaya çalıştığı kişiler: Arslan´ın Marmara Hukuk´tan arkadaşı Süleyman Esen, Avukatlık sebebiyle ilişkilerini geliştirdiği Kemalettin Gülen, Ve son süreçte yanına sıkça gitmeye özen gösterdiği 80 yaşında zor yürüyen kendi halinde yaşlı bir emekli vaiz olan Salih Kunter.Plana göre Arslan firari olacaktı ama arkadan bıraktığı izler bu isimleri gösterecekti. Saldırının amacının başörtüsü olarak gösterileceği de düşünülürse, yukarıdaki isimlerin olağan şüpheli ilan edilmesi hiç de zor olmayacaktı. Hemen devreye sokulacak kritik açıklamalar ve medya desteğiyle olay bir irticai suikast olacak ve bu durum üzerinden hükümet istifaya zorlanacak ya da darbeye zemin hazırlanacaktı.

İşte hazırlanan izler: Başörtüsü yasağını protesto için saldırı yaptığını söyleyip saldırı esnasında tekbir getirmesi. Danıştay binası önündeki arabasında bulunan “İşte O Üyeler” başlıklı Vakit gazetesi kupürü. Saldırıdan bir gün sonra televizyonlarda yayınlatılacak Arslan´ın Diyarbakır´da Hizbullah´ın mitinginden alınan ve Arslan´a benzeyen ama Arslan olmayan kişinin videosu. Yine saldırıdan bir gün sonra gazetelere servis edilecek “Alparslan Arslan´ın İran´da Hizbullah´tan eğitim aldığı” bilgisi.Yaşlı bir vaiz olan Salih Kunter ve çevresindeki birkaç ülkücü muhafazakar gençle olan teması. Fethullah Gülen´in yeğeni Kemalettin Gülen, muhafazakar ve ülkücü biri olarak bilinen Süleyman Esen ve Salih Kunter´le kurulmuş kasıtlı telefon irtibatları. Salih Kunter´in evine zulalanmış, ancak bir aramayla bulunabilecek ´Arslan´ ismini taşıyan alışveriş fişleri. Cumhuriyet saldırılarının ardından olaydan haberi olmayan ülkücü ve muhafazakar Esen´i kasıtlı telefonla araması. Danıştay saldırısı sabahı yine arkadaşları muhafazakar ülkücü Süleyman Esen ve Hilmi Öztürk´e telefon açması.

İfadeler kurulan tezgahı gösteriyor

Plan beklenildiği şekilde sonuçlanmayıp Alparslan Arslan yakalanınca, yine de ekip “dinci saldırı” teorisi üzerine hareket etti. Mahkemede verilen ifadeler, iddianamenin bu yönde hazırlanması için her türlü itirafı içeriyordu. Arslan, kendisi kaçtıktan sonra polisi “irticacı çete”ye götürecek daha önce iz bırakıp kurguladıkları uydurma deliller silsilesini ifadelerinde tek tek sıralıyordu. Muzaffer Tekin´in iki dava birleştikten sonra Ergenekon Mahkemesi´nde verdiği ifadeler de karanlık çetenin tüm bağlantılarının yavaş yavaş deşifre olmasına rağmen hale “şeriatçı saldırı” tezini savunmaya devam ettiğini gösteriyordu.

Arslan senaryoyu oynuyor

İşte Arslan´ın mahkemede “tezgah” doğrultusundaki bazı ifadeleri: “Kemalettin Gülen, Fethullah Gülen´in yeğenidir. Türban kararını Gülen´le paylaştım. Gülen ise üzerine düşen her türlü yardımı yapacağını söyledi” ifadesi. Mahkeme Başkanının “Nasıl bir yardım” sorusuna Arslan´ın “Getirin kendisine sorun” cevabı vermesi. “Genelkurmay şeriatın önüne geçmeye çalışmasın. Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan ve imanlı kişilerden şeriatı ilan etmelerini istiyorum. Yoksa kan dökülür. Eylemi şeyhimin emirleri doğrultusunda yaptım” ifadesi. Salih Kunter´in derslerine Süleyman Esen ile katıldığını, el bombalarını Esen´in asker olan abisinden 2 milyara aldığını iddia etmesi. “Davanın VKGB´ye yönelik ´Girdap´ operasyonuyla, vatanseverler, ulusalcılar ve derin devletle herhangi bir alakası yoktur” sözleri. “Yakalanmasaydım, Aydın Doğan ve Koç Grubu´na, Şener Eruygur´a, bankalara saldıracaktım. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer´i öldürecektim” demesi. “FethullahGülen´e saygı ve sevgilerimi bildiriyorum. Onu kırdım ve üzdüysem özür dilerim. Bu olayın Ayhan Parlak, Veli Küçük ve Muzaffer Tekin ile uzaktan yakından alakası yoktur” göndermeleri. “Yaptığım Müslümanlara yapılan zulme meşru müdafaadır” iddiası.

Tekin ona destek veriyor

Muzaffer Tekin´in mahkemede verdiği ifadesi de saldırıyı Alparslan Arslan´la birlikte planladıklarının ispatı niteliğinde. İşte o savunma: “Alparslan´ın ifadeleri tüm gerçekleri ortaya koyuyor, savcılar bu ifadeleri dikkate almayarak konuyu saptırıyor. Alparslan´ın yaptığı eylemler Salih Kunter´in yönlendirmeleri ile olmuştur, çünkü aralarında şeyh mürit ilişkisi vardır. Danıştay saldırısından önce hemen her gün Kunter´in evinde bulunmuşlardır. Bu da planın Kunter´in dergâhında müritlerince yapıldığını açıkça ortaya çıkarmaktadır. Savcıların bütün gayesi Danıştay cinayeti ile tarikat bağlantısını keserek vatansever insanlar ile ilişkisi olduğunu göstermektir. Alparslan´ın Fethullah Gülen´e yaptığı sevgi ve saygı gösterileri kimlerle bağlantı olduğunu ortaya koyuyor. Alparslan´ın, Süleyman Esen´le birlikte tarikat ilişkileri, Salih Kunter´le yapılan ayin ve sohbet toplantıları, görmezlikten gelinmektedir.

´Gönüllü avukatlar´ ve ´para´ devreye girdi

Alparslan Arslan ve Muzaffer Tekin´in ifadelerine rağmen kamuoyu yığınla delil karşısında saldırının “din eksenli” olduğuna ikna olmuyordu. Bu sırada “tanıdık” avukatlar gönüllü olmaya başladı. Resmi kayıtlar için para trafiği de devreye girdi. İslami Hareket davası sanığı İrfan Çağrıcı´nın, El-Kaide mensuplarının ve Fadime Şahin´le yakalanan Aczmendi Şeyhi Müslüm Gündüz´ün de avukatlığını yapan Abdurrahman Sarıoğlu, ilahi bir mesaj almış gibi, avukatlıktan uzaklaştırılmasına ve herhangi bir resmi sıfatı bulunmamasına rağmen Arslan´la ilişkiye geçti. Arslan da Sarıoğlu´nu hızla babası ile irtibata geçirdi. İlişkinin gözle görünür hale gelmesi için Abdurrahman Sarıoğlu, cezaevindeki Arslan´ın hesabına para yatırdı ve bazı yönlendirmelerde bulundu. Basında Arslan´ın koğuşunun yandığı haberleri ile ilgili olarak Sarıoğlu´nun “Fethullah Gülen ve bazı AKP yöneticilerinin Alparslan´ı öldürmek gibi bir niyetleri varsa bunu deşifre ettiğini“ söylemesi, Gülen´e saygılarınaıileten Arslan´ın ifadeleriyle örtüşmediği gibi yangını kendine deli süsü vermek için çıkartan Arslan´ı da aklamaya yetmedi. Sarıoğlu´nun “Alparslan´a çok ağır ceza çıkarsa o zaman Müslümanlar ve Kürtler canlı bomba olurlar” sözleri ayrıca incelemeye değer.

Kunter anlatıyor

Alparslan Arslan´ın “Şeyhim” dediği ve “Saldırı emrini o verdi” iddiasında bulunduğu Salih Kunter, Ankara 11. Ağır Ceza´da, verdiği ifadeler de cinayeti dindarların üzerine yıkma senaryosunun ustalıkla işlendiğini gösteriyordu. Kunter´in anlattıklarını güvenilir bulan mahkeme, hakkında “beraat” kararı verdi.

Şeyhine tuzak ziyaretleri

Kunter ifadesinde şunları anlattı: “Danıştay eyleminden birkaç gün önce Alparslan yanıma geldi, yere oturdu ve bana ´Ankara´ya gideceğim´ dedi. Ben de kendisine ne yapacağını sordum, cevap vermedi. Ertesi gün yine aynı saatlerde geldi. Bana ´Benim ismim ne´ dedi. Ben de ´Ne demek istiyorsun, bilmiyor musun ismini´ dedim, yine cevap vermedi. Ben de arkadaşlarına ´Bunun aklında bir şey var buna sahip çıkın´ dedim. Ondan sonra gitmiş Danıştay olayını yapmış.”

Babası İdris Arslan´ı Kunter´e yönlendirdi

Cezaevine ziyaret için gelen babası ve ailesini ısrarla Salih Kunter ve tanıdık avukatlara yönlendiren Alparslan, diğer sanıkların hesabına küçük miktarlarda da olsa para yatırması için babasını sıkıştırdı ve tavırları ile ailesini buna mecbur bıraktı. Arslan bununla da yetinmeyecek, yurtdışında eylemin kimler tarafından yapıldığının daha iyi anlaşılabilmesi için, babasını El Kaide militanı Lui Sakka´nın avukatı İlhami Sayan´a yönlendirdi. Köşeye sıkışan katil, bir evlada yakışmayacak şekilde babası İdris Arslan´ı Ergenekon´un kucağına itiyor ve ikinci evreye giriliyordu. ( Cevheri Güven, Star)

Babada değişim cezaevi görüşmesiyle başladı

05 Mayıs 2010: İlk günler ´saldırı türban için olamaz´ diyen Baba Arslan, oğlunun baskıları ve örgütle teması sonrasında ´saldırı türban için yapıldı´ diyordu.Alparslan Arslan´ın arkasında bırakacağı izler önceden iyi kurgulanmıştı. Takip bu izlerden ilerleyecek ve ortaya şeriatçı bir saldırı çıkacaktı. Yakalanınca bu izlerin çoğu çöktü, yeni izler oluşturmak gerekiyordu. Katil savcılık ve mahkemedeki ifadeleriyle bunu sağlamaya çalışıyor ancak kamuoyu bir türlü ikna edilemiyordu. Son hamle, oğlunu kurtarma duyguları içinde çırpınan Baba İdris Arslan işin içine çekildi. Elazığ´da yaşayan İdris Arslan, Danıştay saldırısının hemen ardından Ankara´ya geldi.

İlk tepki ´Nasıl kıydın oğlum´ oldu

Saldırının gerçekleştiği 17 Mayıs 2006 günü Doğan Haber Ajansı muhabirine konuşan İdris Arslan ilk açıklamalarında; “şaşkınlık içinde olduğunu, oğlunun devletine, milletine bağlı, aşırıya kaçmayan biri olduğunu” söylüyordu. İdris Arslan, Alparslan´ın ABD´nin Irak´ta yaptıklarına karşı olduğu ve bunlardan etkilenmiş olabileceğini de anlattı. Aklına gelen tek ihtimal buydu. 19 Mayıs 2006 günü oğlu ile görüşen Aslan´ın “Bunu nasıl yaptın, nasıl kıydın bu insanlara” dediği ortaya çıkıyordu.

Emniyetteki ilk resmi ifadesi

İdris Arslan, 20 Mayıs 2006 günü Ankara Emniyet Müdürlüğü´ne saldırı ile ilgili ifade vermek istediğini beyan etti. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ifadesinde; Alparslan Arslan´ın yakın arkadaşı Avukat Teoman Ekşioğlu´nun olaydan sonra kendisini arayıp, “Alparslan´ın 4-5 aydır Ulusal Haber ve VKGB ile irtibatlı olduğu, Adana, Mersin ve İstanbul´da bu derneğin toplantılarına beraber katıldıkları, Veli Küçük ve Muzaffer Tekin´le bu dernek vasıtası ile tanıştıklarını söylediğini” anlattı. Oğlunun bu eylemi başörtüsü için yaptığına inanmadığını, çünkü kendi kızlarının da başlarının açık olduğunu anlattı.

Alparslan babasını örgüte itiyor

Olanları anlamaya çalışan ve oğlunu kurtarmak için çırpınan İdris Aslan´ın emniyetteki ilk ifadesinin ardından cezaevi görüşmeleri başladı. Eş zamanlı olarak da Baba Arslan´ın ifadelerde bariz değişiklikler ortaya çıktı. Köşk seçimleri öncesi en geç Nisan 2007´de darbe olacağına kesin inancı olan Alparslan Aslan, sorgu sırasında kurtarılacağına kesin inancını ifade ediyordu. Aslan, cezaevi görüşmelerinde babasını da inandırdı. Darbe gelecekti, Alparslan kurtulacaktı, tek yapması gereken tezi güçlendirmek için söylenen irtibatları kurmaktı. Alparslan bu dönemde, saldırının adresi olarak Salih Kurter´i göstermek amacıyla babasını kullanmaya çalıştı.

Üretilen en hassas ´irtica´ delili

Aylar boyu arkasında profesyonelce iz bırakan Alparslan Arslan, Muzaffer Tekin´le telefon irtibatını kestikten 4 gün sonraya ait babası İdris Arslan´ın ismi olan alışveriş fişini Salih Kunter´in evine sakladı. Hain saldırının ´dindar´ kesime yıkılması için profesyonel ellerce oldukça hassas deliller aylar öncesinden hazırlandı. Bunlardan biri Carrefour´dan alınmış bir alışveriş fişiydi. Bu ayrıntı Arslan´ın ´şeyhim´ dediği Salih Kunter´in evinde yapılan aramada ortaya çıktı. Aramada İdris Arslan adına düzenlenmiş bir alışveriş fişi (Carrefour´dan alınmış) bulundu. Fişin üzerindeki tarih ilginç olarak 2 Aralık 2005´i gösteriyordu. Bu Arslan´ın Ergenekon tutuklusu Muzaffer Tekin ile telefon irtibatını kasıtlı olarak kestiği dönemden kısa bir süre sonrasıydı.

Küçük ama ustaca üretilmiş bir delil

Yine Salih Kunter ile tanışması da bu dönem gerçekleşti. Yani planın uygulamaya başlandığı dönem olan 2005 Kasım´ının ortası. Arslan, yeni tanıştığı Hoca´nın evine, üzerinde babasının adı bulunan bir fiş bıraktı. Fiş kimsenin göremeyeceği gözden uzak bir yerde kaldı. Ta ki polislerin evi didik didik ettiği aramaya kadar zulalanan fişin, Salih Hoca ve Alparslan´ın ilişkisine delil olması amaçlanıyordu. Küçük ama ustaca üretilmiş bir delildi.

Eski arkadaşları ile tüm irtibatını kopardı

Alparslan´ın, Muzaffer Tekin ile son telefon görüşmelerinde, yanında İbrahim Cingi (MHP İstanbul İl Yönetim Üyesi, Hüseyin Görüm´ün tanışığı) bunuyordu. Tekin´in ofisine Cingi ile birlikte gidiyorlardı. Alparslan Arslan, Muzaffer Tekin ile telefon irtibatını kesip Salih Kurter´in evine fişi koyduğu güne kadar hemen her gün İbrahim Cingi ile birlikte iken Cingi ile de fişin üzerindeki tarihten 4 gün sonra telefon ilişkisini kesti.

Ergenekon sanığının Arslan albümü var

Alparslan Arslan´ın bırakacağı izler için geçmişinden fotoğraflar da alınmış ve medyaya servis edilmek üzere hazırlanmıştı. Ergenekon İddianamesi´nde “örgütün medya departmanında görevli” olarak geçen Emcet Olcaytu, Arslan´ın fotoğraflarını depo etmişti. Fotoğraflarda Arslan´ın türban hassasiyetinin vurgulanabilmesi için özel seçilmiş kareler vardı. Bunlardan biri de Arslan´ın annesiyle çektirdiği kareydi. Bu fotoğraflar birer iz olarak medyaya servis edilecekti.

Çelişkiden propaganda evresine geçiş

Ardından İdris Arslan 21 Şubat 2008´de, Ergenekon sanıklarına verdiği destekle dikkatleri üzerine çeken İBDA-C´nin yayın organı Baran dergisine ´İslamcı Basın Samimi Değil´ başlıklı bir röportaj verdi. Baran Dergisi, Ergenekon sanıklarına verdiği destekle ve çeşitli Ergenekon sanıkları ile yaptığı röportajlarla gündeme gelen ilginç bir dergi. Röportajda Arslan “Saldırıdan sonra ilk anda hangi sebeple yapıldığını bilmediği için bazı açıklamalarda bulunduğunu, ancak Cumhuriyet Gazetesine “başörtülü domuz karikatüründen” ötürü bomba atıldığını anlayınca kendisinde mücadele azmi oluştuğu ve milletin değerleri ile ilgili açıklamayı yaptığını, oğlunun kötü bir yolda olmadığını, karşılaştığı pek çok insanın kendisini tebrik ettiğini, muhafazakar medyanın olayı çarpıttığını” anlatıyordu. Baba Arslan´ın bu sözleri artık çelişkiden propagandaya geçtiği dönemin başlangıcı aynı zamanda. Oğlunu kurtarmak adına babalık duygusuyla hareket eden İdris Aslan, tam olarak plan doğrultusunda hareket gediyordu.

İlk çıkışı adliyede yaptı

Alparslan cezaevindeki görüşmesinde babasına “Mutlaka Salih Kunter hoca ile görüşeceksin” isteğini iletti. Oğlunun bu şekilde kurtulacağına inanan baba İdris Arslan da çaresiz oğlunun isteklerini yerine getirdi. İdris Arslan, oğlunun isteğiyle daha önce hiç teması olmayan tutuklu sanıklar İsmail Sağır, Tekin Irşi ve Erhan Timuroğlu´na değişik tarihlerde ve özellikle Danıştay Davası´nın duruşma tarihlerinden önce para yatırıyor ve bunu resmi kayıtlara da sokuyordu. Baba Arslan yine oğlunun baskı ve yönlendirmesiyle ´irticai´ davaların tanınan avukatları Abdurrahman Sarıoğlu ve İlhami Sayan´la biraraya geldi. bunları da göstere göstere yaptı.

Arslan´ın söylemleri değişmeye başlıyor

11 Ağustos 2006´da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek duruşma öncesi İdris Arslan gazetecilere ilginç bir açıklama yapıyor ve saldırının din adına yapıldığı yönünde sürdürülen haberler için gerekli malzemeyi de veriyordu; “Milletin hizmetinde olun, milletin değerlerine saygılı olun. Saygılı olmayana, milletin değerlerine hakaret edene bu millet gereken dersi verir.” Oğlunu kurtarma derdine düşen bir babanın isteyerek ya da istemeyerek Danıştay Baskını´nın arkasından bırakılmak istenen adrese katkı sözleri olarak bunlar da kayıtlara geçti.

´Babasıyla gerekli görüşme yapıldı´

Süreçte Baba Arslan´ı etkileyen sadece oğlunun yönlendirmeleri değildi elbette. Çaresiz kalan Baba´ya örgüt de abluka kurmuştu. Durum savcılık tarafından delillendirildi. Ergenekon sanığı Hasan Ataman Yıldırım´dan ele geçirilen bir CD´de erg. xls” isimli EXCEL dosyasında; soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilerle halen duruşması devam eden sanıkların isimlerinin listelendiği ve bu şahıslarla ilgili mahkeme sürecinde takip edilecek eylem planlarına yer verildiği de görüldü. İlgili belgenin özel not sütununda; Alparslan Arslan´la ilgili ´Babasıyla gerekli görüşmeler yapıldı.´ notu bulunmaktaydı.

İdris Arslan da gerçeği görüyor

Günler ilerledikçe Danıştay Baskını´nın ardındaki organizasyon çözülmeye ve kamuoyu tarafından öğrenilmeye başlıyordu. Süreç içinde aydınlananlardan biri de Arslan´ın babasıydı. Baba İdris Arslan bir süre sonra yönlendirmeyle gittiği bu yolun sonunun olmadığını ve oğlunu bu söylemlerle kurtarmayacağını fark etti ve inandığı doğruları 24 Ağustos 2009´da söylemeye başladı. Baba, oğlunun karanlık ekip tarafından nasıl bir kumpasa getirildiğinin farkına varmaya başlıyordu. Birinci Ergenekon davası ile Danıştay Saldırısı davasının birleştirilmesinin ardından, davanın 24 Ağustos 2009 tarihli duruşmasına baba İdris Arslan ve anne Hatice ve kızları Hilal de katıldı. Duruşmanın öğleden sonraki kısmına katılmayan İdris Arslan, gazetecilere “Alparslan´ın baskı altında olabileceğini, kendisine ilaç veriliyor olabileceğini, zihin yönlendirmesi yapılmış olabileceğini” söylüyordu. İdris Arslan, davanın soruşturulmayan bazı yönleri bulunduğunu ileri sürdüğünü, bunun için Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi heyetini Adalet Bakanlığına şikâyet ettiğini, heyetin de bunun üzerine soruşturma geçirdiğini söylüyordu. Baba Arslan´ın 2006 Mayıs´tan bu yana verdiği beyanatlarda belirgin zikzaklar olmasına rağmen ilk günlerde söyledikleri ile son söyledikleri arasındaki paralellik dikkatlerden kaçmıyordu. ( Cevheri Güven, Star)

Kız arkadaşı: Dinci değildi namaz da kılmazdı, soğukkanlıydı

06 Mayıs 2010: Danıştay katili Arslan´ın İP üyesi eski sevgilisi Melek Öztaş, ´Alparslan soğukkanlı ama saldırgan biriydi. Dinci değildi. Namaz kılmazdı´ dedi.Alparslan Arslan´ın en son Cumhuriyet gazetesinde “türbanlı domuz” karikatürü yayınlandığı gün sabaha karşı 04.36´da telefonla görüştüğü kız arkadaşı Melek Öztaş, star´a konuştu. İşçi Partisi üyesi Öztaş “Alparslan dinci değildi, namaz kılmazdı” dedi.Arslan´ın eski kız arkadaşı Melek Öztaş, ilişkisini doğrularken, Alparslan´la Yeditepe Hukuk Bürosu´nda sekreterlik yaptığı dönemde tanıştıklarını söyledi. Birkaç ay bu büroda çalıştıktan sonra ayrıldığını söyleyen Melek Öztaş ile Arslan´ın arkadaşlıkları sonraki zamanlarda da devam etmiş.Gece yarılarına kadar süren telefon görüşmelerini “Kendisiyle arkadaşlık ilişkim vardı” şeklinde açıklayan Melek Öztaş, “bu ilişkinin duygusal bir ilişki olup olmadığı” yönündeki sorumuza “Bu konuda konuşmasam” demekle yetindi. 19 Nisan gecesi 04.36´da yaptıkları son görüşmenin “ayrılık” görüşmesi olup olmadığı sorusuna ise Öztaş “üzerinden uzun yıllar geçtiğini” söyleyerek cevap vermedi. Bunların özel konular olduğunun altını çizen Öztaş, telefonda konuşmak istemediğini ifade etti.

Danıştay´a saldıracağını bilmiyordum

Alparslan Arslan´ı tarif ederken, “Dinci değildi, namaz da kılmazdı” diyen Melek Öztaş, Danıştay´a saldırı düzenleyeceğiyle ilgili herhangi bir bilgisinin olmadığını böyle bir hisse de kapılmadığını söyledi. Öztaş “Kendisi oldukça soğukkanlı birisiydi” dedi.

Saldırgan bir yapısı vardı

Alparslan´la tanıştıkları Yeditepe Hukuk Bürosu´na gelip gidenlerin “normal insanlar olmadığını” söyleyen Öztaş, Arslan´ın saldırgan bir yapısı olduğunu anlattı.Arslan ve Melek Öztaş´ın tanıştıkları Yeditepe Hukuk Bürosu ilginç bir kesişme noktası. Alparslan Arslan ve Hüseyin Görüm´ün, bu büro üzerinden çek-senet tahsilatı yaptıkları iddianamelere girmişti.

En son sevgilisi Melek´le vedalaştı

Alparslan Arslan, eski çevresiyle telefon irtibatını bıçak gibi kestiği dönemde, Ergenekon sanıklarından bazılarıyla iletişim kurmaya başlamıştı. O dönemde uzun telefon görüşmeleri yaptığı bir isim daha var. O da “kız arkadaşı” Melek Öztaş. Arslan´ın Öztaş´la son telefon görüşmesi 19 Nisan 2006 gece yarısı gerçekleşti. Arslan´ın kız arkadaşıyla telefon konuşması sabahın ilk ışıklarına kadar sürdü. Sabah olduğunda Arslan´ın hareket noktasını oluşturacak olan “türbanlı domuz” karikatürü ise Cumhuriyet´te yayımlandı.

Geçmişiyle son bağını da kopardı

Bu karikatür, Alparslan Arslan´ın yaptığı ve “irtica” maskesi giydirmeye çalıştığı saldırıların ve savunmasının temelini teşkil etti. Karikatür 19 Nisan 2006 günü Cumhuriyet´te yayımlanırken Arslan, aynı günün sabahında 04.36´da sevdiğiyle vedalaşıyordu. O sabah, Arslan´ın yeni hayatına başladığı gündü. Geçmişiyle son bağını mecburen kopartmıştı.

Kız arkadaşı İP üyesi, Dalan´dan da burs aldı

Arslan 0535 47..... numaralı telefonu bir daha aramayacak, Melek´le de konuşmayacaktı. Plana bağlı kalmak önemliydi. “Elveda” dediği Melek Öztaş, İşçi Partisi üyesiydi. Ergenekon Silahlı Terör Örgütü iddiasıyla sürdürülen operasyonun göbeğine oturan İşçi Partisi´nin Kadıköy İlçe Teşkilatı´na kayıtlıydı. İP´in oldukça aktif bir üyesi olan Melek Öztaş, aynı zamanda Ergenekon´un en kritik sanıklarından biri olan Bedrettin Dalan´dan da burs alarak okumuştu. Dalan Ergenekon sanıklarının ve örgütün bağlantı kurduğu isimlerin çocuklarına burs sağlamakla suçlanıyordu.

Sıkı bir Aydınlık Dergisi takipçisi

Sözde dinci örgütün taşeronu Alparslan Arslan´ın evinde ancak ayrıntılı bir arama sonucu bulunan özenle saklanmış ve satır satır okunmuş tam 6 adet Aydınlık Dergisi bulunmuştu. Arslan evinde özenle sakladığı Aydınlık dergilerinin bazı satırlarının altını çizerek okumuştu.

Senkronize hareketler bunlar

Arslan´ın firarı üzerine kurulan planda, ´irticai´ bağlantılarını gösterecek kanıtlar da medyaya servis edilmek üzere hazırlanmıştı. Arslan yakalansa da hazır deliller bazı gazete ve TV´lere servis edilip yayınlatıldı. Alparslan Arslan´ın, Ergenekon ekibiyle direkt telefon irtibatını kestiği ve dindar insanlarla iz bırakacak temaslar kurmaya başladığı günler, yani operasyonun başladığı günlerde Türkiye, sertlik dozu yüksek bir kampanyayla tanışıyordu. Kampanya´nın adresi Cumhuriyet gazetesiydi. Gazete 2 Nisan 2006´da aniden dev bir kampanya başlattı. Alfabe tersten ve yeşil renkle yazılıyor, karanlık zemin üzerine “Tehlikenin farkında mısınız?” sloganı işleniyordu. Cumhuriyet´in kampanyası, medyada dalga dalga yayılıyor, farklı versiyonlarıyla sürekli bir tehlikenin gelmekte olduğu işleniyordu.

Polisten önce Cumhuriyet bildi!

Cumhuriyet´e atılan bombalarla, “Haklı çıktık” propagandası devreye giriyor, Danıştay saldırısıyla da bu zirveye çıkartılıyordu. Cumhuriyet, daha saldırının yapıldığı günün ertesinde ortaya hiçbir bilgi çıkmamışken “Cumhuriyet´e atılan bombalarla Danıştay saldırısını gerçekleştirenin aynı el” bilgisini manşete taşıyordu. İlhan Selçuk daha açık yazıyor, “Dün Cumhuriyet gazetesine bombaları atan el ile bugün Danıştay´ı kurşunlayan tabancanın kabzasını tutan el birdir” diyordu.

Medya ayağı emre amade

Saldırı öncesinde medyaya servis edilecek bilgiler ve haberler de planlanmıştı. Alparslan Arslan´ın başörtülü annesiyle fotoğrafından, İran bağlantılı olduğuna yönelik sahte istihbarat raporlarına kadar her ayrıntı düşünülmüştü. Arslan, yakalanmasına rağmen bu paketlerden bazıları medyaya servis edildi.

İlk çakma Alparslan haberleri

NTV televizyonu saldırıdan bir gün sonra 18 Mayıs günü Alparslan Arslan´a ait olduğunu iddia ettiği bazı görüntüler yayınladı. Görüntülerde Arslan´ın “dinci sicilinin” kabarık olduğu iddia ediliyordu. Arslan´ın Marmara Üniversitesi´nde oruç tutmayan öğrencilere saldırdığı, Diyarbakır´da laiklik karşıtı gösteride bulunduğu ve Kadıköy Göztepe´ye cami yapılması eylemine katıldığı iddia ediliyor ve bu anlara ait görüntüler yayına konuluyordu. Ancak görüntülerdeki kişinin Arslan olmadığı çıplak gözle bile çok rahat anlaşılabiliyordu. Haberde, Vakit´in azmettirici olduğu imajını oturtmak için bir hikaye de uydurulmuştu. Göztepe Parkı´na cami yapılması tartışmaları sırasında bir grup vatandaşın Vakit gazetesi muhabirine tepki gösterdiği ve Alparslan Arslan´ın da Vakit muhabirini savunan grup içerisinde olduğu kesin bir dille anlatılıyordu. Oysa o fotoğraftaki kişi ne Arslan´a benziyordu ne de Arslan orada bulunmuştu. Ama Hürriyet´in profesyonel gözleri “Saldırıyı dinciler yaptı” propagandası doğrultusunda o fotoğrafa bakmamıştı bile. “Katil eylemde” başlığının altında NTV´nin haberi tekrarlanıyordu. Haberin içinde “Burası da Diyarbakır” başlığıyla ikinci bir fotoğrafa yer veriliyor, Arslan´ın saldırıdan yaklaşık bir ay önce Diyarbakır´da Hizbullah´a yakınlığıyla bilinen Mustazafder´in Kutlu Doğum Haftası gösterisine katıldığı belirtiliyordu. Ancak yine fotoğraftaki kişi Arslan´a benzemiyordu.

Can Dündar´a anında istihbarat geldi

Katil yakalansa da yeni plan yapılıncaya kadar eski planın ilk aşamaları yayından fırlamış ok gibi kendiliğinden uygulamaya girdi. Baskının azmettiricisinin iktidar partisi olduğu ve asıl hedefin laik Cumhuriyet olduğu açıklamaları peş peşe geliyordu. Saldırı sonrası planlamasında Alparslan Arslan´ın İran bağlantılı olduğu ve İran´a kaçtığı bilgisinin yayılması temel noktalardan biriydi. Bilgi engellenemez hızla saldırının yapıldığı gün medyaya servis edildi. Milliyet gazetesinde Can Dündar, Arslan- İran bağlantısını kuruveriyordu. Dündar, askeri bir kaynaktan aldığını belirttiği istihbarat bilgisini ağdalı cümlelerle şöyle anlatıyordu: “1995-97 döneminde Bingöl emniyeti, Hizbullah tarafından İran´ın Kum kentine eğitime yollanmış bir kişiyi saptıyor. Adı: Alparslan Arslan...” Bilginin gerçekle uzak yakın ilgisi yoktu. Ama Can Dündar, eylemden saatler sonra bu bilgiye ulaşmayı başarmış (!) ve ertesi gün köşesine taşımıştı. Gerçek olmayan biçimde Arslan-İran bağlantısını kuran Dündar, lafı asıl getirmek istediği yere getiriyor ve AK Parti hükümetini devirmek için yapılan operasyonun temel cümlesini köşesine yerleştiriyordu. Milliyet ise o cümleyi birinci sayfasına anons olarak taşımıştı: “Danıştay Başkanı´nın uyarı konuşmasına dudak büken Erdoğan, sorumluların en başındadır.” Arslan´ın derin bağlantılarının ortaya çıktığı 3. gün bile Dündar çizgisinden taviz vermiyor ve eylemin tıpkı Danıştay´ı basarak hükümeti devirmek isteyenlerin planında olduğu gibi “Hükümet için sonun başlangıcı” olduğunu söylüyor ve yazısına bu başlığı atıyordu. Dündar devam eden günlerde darbe imasıyla yazılarını sürdürüyordu. ( Cevheri Güven, Star)

Danıştay komplosu kapatmaya ´delil´ oldu

07 Mayıs 2010: Darbeye hazırlık için planlanan Danıştay saldırısı belki birçok yönden istenen amaca ulaşmamıştı ancak kapatma iddianamesinde en önemli irtica delili oldu.Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan´ın Ergenekon´la bağlantıları bir bir ortaya çıkıyor. Ancak Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki yargılama süreci farklı biçimde ilerliyordu. Mahkeme, saldırının Ergenekon ayağını araştırma gereği duymuyordu. Bu süreçte saldırı Türkiye´nin en kritik davalarından birine; AK Parti´ye yönelik açılan kapatma davasına delil oluyordu. AK Parti´yi devirmeye yönelik Ergenekon eylemi, eksik soruşturma nedeniyle AK Parti aleyhine delil niteliği kazanıyordu. Kapatma Davası dosyasında Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Başbakan Tayyip Erdoğan ve AK Parti´nin ileri gelenlerinin Danıştay´ın türban kararı nedeniyle yaptıkları eleştirel açıklamaları sıralıyor. Sonra sözü Vakit gazetesinde yayımlanan ve Arslan´ın aracına bıraktığı haberine getiriyordu. Ergenekon´un tetikçisi olduğu ortaya çıkan Arslan için yargılama bitmeden başsavcı kararını vermişti; “köktendinci”...İddianamede o bölüm şöyleydi: “Başbakan ve milletvekillerinin beyanlarının ertesinde bir gazetede Danıştay kararını veren daire üyelerinin resimlerinin yayımlanmasından kısa bir süre sonra da 17 Mayıs 2006 günü Alparslan Arslan adındaki bir köktendinci Danıştay´ın 2. Dairesine müzakere sırasında silahlı saldırıda bulunmuş....” Arslan´ın duruşma boyunca sarf ettiği iz bırakma sözlerini sıralayan başsavcı şunları yazıyordu: “Sanıkların son duruşmadaki bu sözleri bile eylemi hangi saiklerle yaptıklarını, laikliği savunanları ve laik Cumhuriyeti bekleyen tehlikeleri göstermeye yeterlidir.”Yargıtay Başsavcısı´nın yeterli gördüğü delili Yargıtay yeterli görmedi ve Danıştay davasını Ergenekon´la birleştirdi. Saldırının Ergenekon boyutu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarken, bir iktidar partisi uydurulmuş delillerle “odak olma” cezasına çarptırılıyordu. Ergenekon´un başarısız eyleminin tek başarılı yönü buydu...

Harddisk istendi ama!

Danıştay güvenlik kameralarının arızalı ya da arızasız harddisklerinin incelenmesi hayati öneme sahipti. Harddisklerin silindiği şeklindeki TÜBİTAK bilirkişi raporundan sonra OYAK Güvenlik, 25 Eylül 2009 tarihine kadar yani yaklaşık 3.5 yıl kendilerinden kamera kayıtlarını kimsenin istemediğini iddia etti. Ancak kamera kayıtlarının alınması için Ankara Emniyet Müdürlüğü Terör Şubesi´nin saldırının olduğu gün harekete geçtiği ortaya çıktı.Polis aynı gün resmi yazıyla Danıştay Başkanlığı´ndan kamera kayıtlarını istedi. Ancak Danıştay, Emniyet´in yazısına 5 gün sonra cevap verdi. Gözaltı süresinin bitişi nedeniyle Emniyet, 3. gün bütün delilleri, şüphelileri ve dosyayı savcılık makamına devretti. Emniyet´in OYAK Güvenlik´ten kamera kayıtlarını resmen isteme yetkisi bu 3 günü kapsıyordu. Danıştay´dan bu sürenin sonunda gelen “Harddiskler bozulması nedeniyle OYAK Güvenlik tarafından söküldü. Şuan OYAT´ta” cevabı verince emniyet hiçbir işlem yapamadı.Savcılık ve Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi ise bu kayıtları OYAK´tan istemedi. Ankara´daki jet yargılama sonucunda Yargıtay, davayı bozup Ergenekon´la birleştirince, dosyadaki bu büyük eksiklik, Ergenekon Savcıları´nca fark edildi ve skandal ortaya çıktı.

Deli numarasına Sincan´da başladı

Avukat olan Alparslan Arslan´ın, yakalandıktan sonra yolun sonunun müebbet hapis olduğunu kestirmesi zor olmadı. Kurtuluşunun tek çaresinin oynayacağı iki rol olduğuna karar verdi. Ya irticacı numarasını sürdürüp darbe yaptıracak ya da “deli” raporuyla yırtacaktı.Cezaevine girdiği ilk günlerinde çok zorluk çeken Arslan, bir dönem çırılçıplak yaşamaya çalıştı. İki defa odasını yakan Arslan, zaman zaman odasına dışkısını yaptı, saçlarını uzattı, elbiselerinin yıkanmasına izin vermedi ve pislik içinde yaşamaya başladı. Acayip sesler çıkartıp yan yan yürüyerek deli gibi davranan ve çıplak ayakla gezen Arslan hasta olmak için çaba gösterdi.Bir ara devamlı penisini tutarak ve betonda yatarak böbrek sistemini bozmaya çalışan Arslan, tüm numaralarına rağmen hastaneye sevk alamayınca metabolizmasını tamamen bozacak yöntemlere yöneldi. Sürekli bal, helva, çikolata, pekmez tüketerek hızla kilo aldı. Sürekli takip gerektiren kronik bir hasta olmaya çalışıyordu.Gardiyanlara “Müslüman mısın? Kılıcın var mı? Cihat Allah için, türban için, din için, cihat için harekete geçelim” diyerek hedef göstermeye devam eden Arslan sonunda kendini Bakırköy´lük yaptı. Ancak Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi “Sağlıklı ve ´simülasyon´ yapıyor” yani “Deli rolü oynuyor” raporu verdi.Başarısız oldukça, Silivri duruşmalarında, Arslan´a nefret dolu bakışların dozu artıyordu. Yıllardır profesyonel operasyonlar yapan ama hiç açığa çıkmayan Ergenekon, bir avukatın başarısızlığıyla hukuk önünde büyük hesaplaşmayla karşı karşıyaydı artık... ( Cevheri Güven, Star)

(03 Mayıs 2010, 11:39), son güncel.: (07 Mayıs 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1779    yazdır/print


 

Ergenekon sanığı Karadağ Balyoz´dan sorgulandı

Birinci Ergenekon davasında ´örgüt yöneticisi´ olarak yargılanan emekli Albay Fikri Karadağ, Balyoz soruşturması kapsamında ´şüpheli´ sıfatıyla 4 saat ifade verdi. Karadağ, Balyoz´da darbe planlayan ekibin içinde yer alıyor. Karadağ için askerlerin perdeleme yapması dikkat çekti. Daha önce adliyeye sadece muvazzaf subaylar getirildiğinde askerler perdeleme yapıyordu. Albay Karadağ´ın adı Ergenekon ve benzer soruşturmalarda birçok yerde geçiyor.

Ergenekon sanığı Karadağ Balyoz´dan sorgulandı

Birinci Ergenekon davasında ´örgüt yöneticisi´ olarak yargılanan emekli Albay Fikri Karadağ, Balyoz soruşturması kapsamında ´şüpheli´ sıfatıyla 4 saat ifade verdi. Karadağ, Balyoz´da darbe planlayan ekibin içinde yer alıyor. Karadağ için askerlerin perdeleme yapması dikkat çekti. Daha önce adliyeye sadece muvazzaf subaylar getirildiğinde askerler perdeleme yapıyordu. Albay Karadağ´ın adı Ergenekon ve benzer soruşturmalarda birçok yerde geçiyor.

Ordu eski Komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan cuntası tarafından hazırlanan Balyoz Darbe Planı ile ilgili soruşturma sürüyor. Soruşturma kapsamında dün 1. Ergenekon davası tutuklu sanığı Kuvayı Milliye 1919 Derneği eski Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ, ´şüpheli´ sıfatıyla ifade verdi. Hakim ve savcıların kullandığı protokol kapısından adliyeye alınan Karadağ´ın görüntülerinin çekilmemesi için askerlerin yan yana dizilerek perdeleme yapması dikkat çekti. Daha önce adliyeye sadece muvazzaf subaylar getirildiğinde askerler perdeleme yapıyordu. Balyoz soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Bilal Bayraktar tarafından sorguya alınan emekli Albay Fikri Karadağ´ın adliyedeki işlemleri yaklaşık 4 saat sürdü. “Ergenekon yöneticisi olmak” ve “adam öldürmeye azmettirmek”ten müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Karadağ, Balyoz´da darbe planlayan ekibin içinde yer alıyor. Balyoz Darbe Planı´nda 29´u general, 133´ü subay olmak üzere 162 askerin ismi yer alıyor. ( Star)

Türkiye´yi şok eden yemin töreni: Ölmek var öldürülmek var öldürmek var

Türkiye Albay Fikri Karadağ´ı Mersin´de yaptırdığı ´ölme-öldürme´ yeminiyle tanımıştı. Danıştay saldırısıyla tanınan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneği (VKGB)´nden ayrılan Karadağ, ardından Kuvayı Milliye Derneğini kurdu. Dernek üyelerine silah ve Kur´an üzerine yaptırdığı ´ölme-öldürme´ yemininin görüntüleri tüm Türkiye´yi şoke etti. Çocukların da hazır bulunduğu törende derneğin yeni üyelerine insanı dehşete düşüren şu konuşmaları yaptı: Sevgili arkadaşlar! Bu uğurda ölmek var; öldürülmek var!.. Öldürmek var! Bu işe girdiğine bin kere pişman olup ´nereden bu işe başladım´ demek var!

Kuvayı Milliye yapılanmasında Karadağ

21 Şubat 2008 tarihinde yapılan 3. Ergenekon dalgasında gözaltına alınıp tutuklanan Karadağ´ın ve yöneticisi olduğu Kuvayı Milliye Derneği´nin, Ergenekon Terör Örgütü´nün hücre yapılanmasında önemli rol oynadığı Ergenekon iddianamesinde iddia ediliyor. Savcı Öz, bu hücre yapılanmasını, ikinci iddianamede şu şekilde anlatıyor: ´Kuvayi Milliye Derneği´nin kuruculuğunu ve başkanlığını yapan Paşa kod Fikri Karadağ´ın örgütçe temin edilen tetikçiler ile gizli görüşmeler yapmak için çalıştığının fiziki takip tutanaklarından anlaşıldığı, dernek çatısı altında silahlı tetikçi grupları örgütlediği, bazı kişilerin öldürülmesi için organizasyon yaptığı, (...) derneğin sivil toplum görüntüsü altında ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ içerisinde faaliyet gösteren silahlı eylem gerçekleştirme kabiliyetine sahip hücre yapılanması içerisinde olduğu, Osman Gürbüz´ün de Fikri Karadağ´ın emri altındaki tetikçilerden olduğu...´

Ergenekon soruşturmasında çok sayıda hakim ve savcının dinlenme gerekçesinde Karadağ var

Ergenekon kapsamında çok sayıda hakim ve savcının dinlenmesini isteyen Adalet Bakanlığı müfettişlerinin, 3 Kasım 2008 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi´ne başvurarak bazı ek taleplerde bulunduğu ortaya çıkmıştı. Başvuruda Ergenekon´un ´yargıya sızmaya´ çalıştığı savunularak şöyle deniliyordu: “Ergenekon terör örgütünün yargıya sızma konusundaki kararlılığının örgütsel belgelerde açıkça yer aldığı, birçok örgüt üyesinin, hakim ve savcılarla irtibatlarının bulunduğu, telefon görüşmelerinde, bazı hakimlerin, şüpheli statüsünde bulunan avukat Kemal Kerinçsiz´e hitaben, ´bir emrin var mı´ şeklinde hitap ettikleri, bazı şüphelilerin hakim savcı adayların sınavları için tavassutta bulundukları, bir kısım şüphelilerin yüksek yargı organı üyelerini ziyaret edip örgütsel destek istedikleri, bazı yargı organları mensupları Ergenekon terör örgütünün internet sitelerinde yazılar yazdıkları... Paşa kod adlı Fikri Karadağ´ın bazı hakim ve savcılarla sürekli görüştüğü, şüpheli Veli Küçük´ün birçok hakim ve savcı ile irtibatlı olduğu hattı bazı savcılar için ´bizim çocuklardan -bizim arkadaşlardan´ şeklinde beyanlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Örgütün amaçları doğrultusunda kamuoyunda infiale sebep olabilecek nitelikte eylemler gerçekleştirebilecek kadar tehlikeli olması da göz önüne alınarak, başka yöntemlerle suçluların ve eylemlerin ortaya çıkarılmasının mümkün bulunmadığı görüş ve kanaatine varılmıştır

33 er katliamında olay yerine ilk gelen kişi

Ergenekon savcılarının, Ergenekon tutuklusu emekli askerlerin ne zaman, nerede ve hangi görevlerde bulunduğunu sorduğu Genelkurmay Başkanlığı´ndan gelen cevap, emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ´ın 33 erin şehit edildiği 24 Mayıs 1993´te, Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma (İKK) Şube Müdürlüğü´nde görevli olduğunu belirtiyordu. 33 erin şehit edildiği olay yerine ilk giden kişinin de Ergenekon sanığı olan dönemin subayı Fikri Karadağ olduğu, da iddia edilmişti.

Balyoz sanıklarından Özel Harpçi Engin Alan´la tanışıklığı

Ergenekon davasının 56. duruşmasında tutuklu sanıklardan emekli Albay Fikri Karadağ´ın, bir dönem Özel Harp Dairesi (ÖHD) komutanı olarak görev yapan, savunma firmaları ile ilgilenen, Türk Silahlı Kuvvetleri´ni Güçlendirme Vakfı (TSKGV) Başkanı emekli Korgeneral Engin Alan´la ilişkisi gündeme getirilmişti. Savcıların Engin Alan ve Melih Tunca´yı tanıyor musunuz? Aranızda ne tür bir ilişki var? şeklindeki sorusuna, Karadağ, Engin Alan ile Erzurum´da görev yaptığım sırada tanıştık. şeklinde cevap vermişti. Alan, Azerbaycan darbesi sırasında Türkiye´nin Bakü askeri müşaviri olarak görev yapıyordu. Bir süre ASELSAN´da görev yapan emekli Korgeneral Engin Alan Balyoz soruşturması kapsamında tutuklanan üst düzey generallerden birisiydi ve halen bu davada yargılanmayı bekliyor.

Garih cinayeti katil zanlısı Yermez, Hasdal´da Karadağ´ın emrindeydi

Üzeyir Garih´in katil zanlısı Yener Yermez´in, Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli albay Fikri Karadağ´ın emrinde Hasdal Kışlası´nda askerlik yaptığı ortaya çıktı. Bu haberin basına yansımasının hemen ardından da Yener Yermez bizzat kendi el yazısıyla cinayetle ilgili bildiklerini Yeni Şafak gazetesine bildirdi.

Vatanseverler Davası: Karadağ, paşaların kellelerini çuvala dolduracağını anlattı

Girdap Operasyonu ile yakalanan Vatanseverler çetesi (Vatanseverler Kuvvetler Güç Birliği Hareketi - VKGB) lideri Taner Ünal´ın mahkeme dosyasında yer alan konuşmasında Ergenekoncular için “Bunlar ihtilal hazırlıyor. Muzaffer Tekin Cumhurbaşkanı, Parmaksız Paşa Genelkurmay Başkanı olacakmış” dediği ortaya çıkmıştı. Vatanseverler çetesi davasının Ergenekon davasıyla birleştirilmesine karar verilmişti. Ankara polisinin düzenlediği Girdap Operasyonu kapsamında tutuklanan Vatanseverler Güç Birliği Hareketi lideri Taner Ünal´ın, Ergenekon Terör Örgütü ve Danıştay saldırısı ile ilgili ilginç bazı açıklamaları ortaya çıktı. Ünal konuşmalarında, Ergenekon´da tutuklanan Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ ile arkadaşlarının ihtilal peşinde koştuğunu söylüyordu. Taner Ünal, mahkemeden alınan izinle yapılan dinlemede kaydedilen konuşmasında emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız ve emekli Albay Fikri Karadağ ile yaptıkları toplantıda konuşulanları dernek yöneticisine şu şekilde anlatıyor: “Kardeşim dedim. Yani hoş geldiniz, iyi yaptınız, memnun oldum. İki tane dedim, Mümtaz, şey paşa subay, size nasıl yardımcı olabilirim? Ne yapmak istiyorsunuz? Hedefleriniz neler, dedim. Fikri Karadağ dedi ki, biz dedi, paşaların kellelerini çuvala dolduracağız dedi. Anlamadım dedim. Evet dedi, biz ihtilal yapacağız, ihtilali de Muzaffer Tekin yapacak dedi. Hayırdır paşam dedim ya ben birden şoka uğradım yani. Ne kellesi dolduracaksınız dedim PKK´lı kellesi falan mı dolduracaksınız dedim. Hayır dedi. Paşaların kellelerini dolduracağız dedi. Bu memlekette dedi çok vatan haini paşa var dedi. Ben tabii Alaattin Parmaksız biraz tersler diye şey yaptım. İşte dedi Genelkurmay Başkanım da burada dedi. Muzaffer Tekin Cumhurbaşkanı olacak dedi. Kendisi de başbakan filan olacak. Bunun üzerine gönderdim bunları. Ne ihtilali yapıyorsunuz siz dedim.” VKGB lideri Taner Ünal´a göre Muzaffer Tekin ihtilal yaptıktan sonra Cumhurbaşkanı olacak, Genelkurmay Başkanlığı´na ise emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız getirilecekti. Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ ise ihtilalde Başbakanlık görevini üstlenecekti. Vatanseverler davasında VKGB derneğinin Ergenekon tutukluları Veli Küçük´ün talimatıyla ve Muzaffer Tekin, Mehmet Fikri Karadağ, Mehmet Zekeriya Öztürk ve soruşturma aşamasında ölen Kuddusi Okkır tarafından kurulduğu belirtiliyordu. Derneğin kurulması aşamasında 13 Mart 2005´te İstanbul´da Erol Çakır Öğretmenevi´nde Taner Ünal´ın konuşmacı olduğu toplantıya Tekin, Hüseyin Görüm, İbrahim Özcan gibi Ergenekon sanıklarının katıldığı, Alparslan Arslan´ın da burada bulunduğu aktarılıyor. Toplantıya Şener Eruygur´un da çelenk göndermesi o süreçte dikkat çekmişti. Hedefinin bir ´Türk-Kürt savaşı´ çıkarmak olduğu iddia edilen dernek yöneticilerinden Fikri Karadağ ile diğer bir Ergenekon tutuklusu Hayrettin Ertekin´in kullandığı ´En iyi Kürt ölü Kürt´tür´ sözünü avukatları Metin Çetinbaş, Ergenekon duruşmasında skandal şekilde savunmuştu: ´Kürtlerin ölmesini istemek suç mu?´

Karadağ´ın adı Hrant Dink cinayetinde de geçiyor

Ergenekon´un firari sanıklarından Turhan Çömez´in Asus marka bilgisayarında Western Digital marka harddisk içerisinde; Yusuf Ziyad.doc isimli bir msword belgesi tespit edildi. İncelenen dosyada ´yusuf_ziyad07@yahoo.co.uk´ isimli e-posta adresinden ´gulerkomurcu@superonline.com´ adlı e-posta adresine gönderilen e-postanın ´turhancomez@yahoo.com´ isimli e-posta adresine yönlendirildiği belirlendi. Belgenin içeriğinde ise Yusuf Ziyad isimli şahsın Irak Kürdistan Federe Bölgesi´nde yaşayan Türkiyeli bir Kürd olduğu ifade edilerek, söz konusu e-posta ekinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti´nde Çeteleşme Gerçeği başlıklı yazı yer alıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti´nde Çeteleşme Gerçeği başlıklı yazıda İtirafçı Alaattin Kanat, Tuğgeneraller H.K ve Veli Küçük gibi isimlerin Kürdistan´daki birçok faili meçhul cinayet ve terör hareketinin yürütücüleri olduğu yazıyor. Belgenin 6. sayfasında ise Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink´in katlinin arkasında da JİTEM, Veli Küçük ve Emniyetin olduğu iddiası yer alıyor. Belgenin 13. sayfasında Bu Oluşumların Başındakiler başlığı altında, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, AK Partili Turhan Çömez, Birinci Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur (Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı), NATO eski Özel Harp Dairesi´nde (ÖHD) başkanlık görevi de yapmış olan Fikri Karadağ, Özel Hareket Dairesi eski Başkanı İbrahim Şahin, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği´nin Genel Başkanı Taner Ünal, Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Türk-Metal-İş Sendikası´nın 32 yıllık Genel Başkanı Mustafa Özbek, MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, emekli astsubay Mahmut Öztürk, Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk, Kemal Kerinçsiz, İstanbul Ülkü Ocakları eski Başkanı Levent Temiz, Türk Ortodoks Patrikhanesi´nden Sevgi Erenerol, Eski Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan, Bekir Öztürk, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Yalçın Küçük, Sedat Peker isimlerinin yanı sıra, birçok emekli asker, bürokrat, siyasetçi, öğretim görevlileri ve iş adamlarının isimleri yazıyor.

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikastinde Karadağ da suçlandı

PKK tarafından öldürülen yada daha doğrusu şimdiye kadar öyle olduğu sanılan Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın, aslında Ergenekon tutuklusu Fikri Karadağ gibi TSK üniforması giymiş muvazzafların da yeraldığı Ergenekon Terör Örgütü tarafından suikaste kurban gittiği, ikinci Ergenekon iddianamesine yansıyan ve delil klasörlerinde de ayrıntılı olarak yer verilen Kıskaç kod adlı gizli tanığın şok ifadelerinde yeraldı.

Erzincan davası sanığı Gençoğlu ile bağlantısı

Fikri Karadağ´ın Erzincan Ergenekon davasının tutuklu sanığı Eskişehir İl Jandarma Komutanı Albay Recep Gençoğlu ile çok sayıda telefon görüşmesi yaptığının ortaya çıktığı iddia edildi.

Amirallere suikast davasında adı ´örgüt yöneticisi´ olarak geçiyor

Amirallere suikast davasında da adı gündeme gelen Karadağ, iddianamede Ergenekon´un TSK içindeki yapılanması olan Karargah Evleri örgütlenmesinin 2 nolu yöneticisi olarak gösteriliyor. Özoğlu, Karargah Evleri aracılığıyla muvazzaf subaylardan elde edilen bilgileri Kemal ve Neriman Aydın kardeşlerden alıp ´Ergenekon´un askeri kanat sorumlusu´ emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ´a ulaştırmakla suçlanıyor.

Danıştay saldırısı günü kamera şirketi Karadağ´ı aramış

Danıştay saldırısının olduğu gün ´kameralar bozuk´ açıklaması yapan OYAK güvenlik şirketinden Fikri Karadağ´ın arandığı ortaya çıktı.

Bülent Arınç suikastçilerinin Karadağ´la bağlantısı

Karadağ´ın adının geçtiği diğer bir olay, Bülent Arınç´a suikast girişimi iddiası oldu. Arınç´ı takip ederken yakalanan iki Özel Harp subayından birisinin Karadağ´ın Kuvayı Milliye derneğindeki yardımcısı Durmuş Özoğlu ile telefon görüşmeleri yaptığı tespit edildi.

Abdullah Harun

(09 Mart 2010, 11:15)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Fikri Karadağ ile ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1588    yazdır/print


 

Hani türban içindi: Saldırgan fuhuş taciri

Bazı çevreler tarafından başörtüsü yasağı sebebiyle işlendiği ısrarla ileri sürülerek hükümetin ve müslümanların karalanmak istendiği, ancak daha sonra Ergenekon eylemi olduğu ortaya çıkan Danıştay saldırısında, şok edici bir ayrıntı ortaya çıktı. Danıştay sanıklarından İsmail Sağır´ın ´fuhuş için başkasına kadın tedarik etmek´ suçundan Mut Asliye Ceza Mahkemesi´nde yargılandığı ve 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldığı ortaya çıktı.

Hani türban içindi? Danıştay saldırganı pezevenk çıktı

Bazı çevreler tarafından başörtüsü yasağı sebebiyle işlendiği ısrarla ileri sürülerek hükümetin ve müslümanların karalanmak istendiği, ancak daha sonra Ergenekon eylemi olduğu ortaya çıkan Danıştay saldırısında, şok edici bir ayrıntı ortaya çıktı. Danıştay sanıklarından İsmail Sağır´ın ´fuhuş için başkasına kadın tedarik etmek´ suçundan Mut Asliye Ceza Mahkemesi´nde yargılandığı ve 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldığı ortaya çıktı.

İki davanın birleştirilmesinden sonra birinci Ergenekon davası kapsamında önümüzdeki günlerde sorgulanacak olan Sağır´la ilgili bilgiler, Silivri Cezaevi Müdürlüğü tarafından başsavcılığa gönderilen dilekçede yer aldı. Söz konusu yazıda Sağır´a 2008 yılında verilen hapis cezasının 2009´da Yargıtay tarafından onandığı ve kesinleştiği bildirildi. Cezaevinden sorumlu savcılığın, hükümlü olduğu için Sağır´a vasi atanması konusunda başvuruda bulunduğu ancak henüz atamanın gerçekleşmediği kaydedildi. İsmail Sağır hakkında cezaevi müdürlüğü tarafından Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilen yazının Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ne iletilmesi istendi. Müdürlüğün dilekçesi savcılık aracılığıyla mahkeme dosyasına girince Sağır´ın fuhuşla ilgili mahkumiyeti de ortaya çıkmış oldu. 17 Mayıs 2006´da Danıştay 2. Dairesi´ne yönelik silahlı eylem ve 5-10 ve 11 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhuriyet Gazetesi´ne yönelik bombalı eylemlerin gerekçesi başörtüsü gösterilmişti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Alparslan Arslan´la birlikte 9 şüphelinin dini saikle eylemleri gerçekleştirdiğini iddia etmişti. ( Milliyet)

Umutlarını pezevenk provokatörlere bağlayan Kontrgerillacılar

Ergenekon Terör Örgütü´nün amaçlarından biri ´kaos ortamı oluşturacak eylemler yapmak´. Bu cümleyi en iyi anlatan eylem de Danıştay saldırısıdır. Cinayet gününü ve ardından cenaze töreninde yaşananları hatırlamakta fayda var. Özellikle Kocatepe´de kılınan cenaze namazında yaşananları... Cami avlusunda toplanan kalabalık, ´Türkiye laiktir laik kalacak, kahrolsun şeriat´ sloganları atıyordu. Hükümet üyeleri, sanki cinayetin failleriymiş gibi saldırıya maruz kalıyordu. Bazı bakanların korumalar eşliğinde koşmaları hala hafızalardaki yerini koruyor.

Milliyet ve Hürriyet: ´Laikliğe kurşun, türban kararı veren yargıçlar vuruldu.´

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer: ´Saldırı laik cumhuriyete. Neden olanlar tutum ve davranışlarını yeniden gözden geçirmeli. Laikliği çeşitli biçimlerde yorumlayarak, içini boşaltıp demokrasiyi, dolayısıyla devlet rejimini yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.´

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç ve rektörler komitesi: ´Bütün bu gelişmeler laik Cumhuriyet´e yönelen tehlikenin ne denli vahim boyutlara ulaştığının açık bir göstergesidir.´

Danıştay Başkanvekili Tansel Çölaşan: ´Saldırı türban kararından ötürü. Toplumsal mutabakatı bozanlar suçludur. Onlar kendilerini biliyor.´

CHP lideri Deniz Baykal: ´Siyasete kan bulaşmıştır. Başbakan, ektikleri zehirli tohumlar kanlı zakkumlarını açınca muhalefeti suçluyor. Sorumluluktan kurtulamaz, Başbakan hezeyan içinde. Bir an önce Türkiye´yi nereye sürüklemekte olduğunu görsün, aklını başına alsın.´

Kuvvet komutanları: Törene katılmayan kuvvet komutanları Sıhhiye Orduevi´nden Danıştay´ın önüne kadar yürüyüş yaptılar. Askerler, bazı vatandaşlar tarafından alkışlarla karşılandılar. Bu sırada, Atatürk´ün ordusu, şeriatın korkusu sloganı atıldı.

Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay başkanları ve başsavcılar: Orduya darbe çağrısı yaptılar. Anıtkabir´den sonra saldırının gerçekleştiği binaya geldiler. Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu´nun okuduğu ortak metinde, Bu saldırı dolayısıyla, yargı dışında da laik, demokratik devlet düzenini koruma görevleriyle yükümlü olanlara, bu görevlerini tekrar hatırlatıyoruz.´

Cenazeye katılan kalabalık: Cenazede hükümete protesto. Tören için Danıştay´a gelen Bakan Abdullah Gül, Hükümet istifa sloganlarıyla karşılandı. Kalabalık, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını ise alkışladı. Türkiye laiktir, laik kalacak, Mollalar İran´a ve Hükümet istifa sloganları atıldı. Bakanlar Çiçek ve Şener darp edildi. Halkın, cenaze töreninde bakanlara gösterdiği tepki konusunda Demirel, Büyük infiale kapılmış halkın ne zaman ne yapacağı konusunda yorum yapmak mümkün değildir. dedi.

Danıştay üyesi Er davanın Ergenekon´la birleşmesine rağmen müslümanları suçlamaya devam etti

Danıştay üyesi Salih Er, saldırının somut deliller sebebiyle Ergenekon davasıyla birleştirilmesine rağmen müslümanların işi olduğunda ısrar etmişti. Danıştay saldırısında bir üyelerini kurban veren Danıştay camiasından bazılarının ya şaşkınlıkla ya da yüksek olasılıkla kasten söylediği sözler hukuk tarihine kara bir leke olarak geçti. Saldırıyı anmak için düzenlenen ve bazı yüksek yargı organlarının başkanlarının da katıldığı törende kürsüye gelen Danıştay 5. Dairesi Başkanı Salih Er, Yargıtay´ın, Ergenekon ve Danıştay dosyalarının birleştirilmesi kararını yok saymıştı. Er, saldırının rejime yönelik olduğu görüşünde ısrar ederken, ´şeriatçı´ diye nitelendirdiği basına ve hükümete ağır ithamlarda bulunmuş, Danıştay´ın ´Cumhuriyet´in niteliklerine sahip çıktığı için hedef olarak seçildiğini´ iddia etmişti: Türkiye´de türban sorunu yokken bu konuyu kaşıya kaşıya günümüze taşıyanlar, bu saldırı karşısında bugün de düşünmelidirler. Salih Er, Ergenekon ve tetikçi Alparslan Arslan arasında irtibat kurulmasından da rahatsız olmuş, şöyle diyordu: Öte yandan, katilin geçmişi, söylemleri üzerinden sonuca varmayı yeterli görenler bilgi kirliliği ve yönlendirmeler karşısında düşünce pencerelerini biraz daha aralamalıdırlar. Danıştay hakimi konuşmasına devamla gece gördüğü bir düşü dinleyicilere aktarması ve ardından Başbakan´ı ´hukukun üstünlüğünü tanımaya´ çağırması hayretle karşılanmış ve ´siyasete girip halka güvenmek yerine cüppelerine gizlenerek muhalefet yapmaya çalışanlar giderek halktan ve gerçeklerden kopuyorlar, düşlere sarılıyorlar´ yorumlarına sebep olmuştu.

Düşünde el atmadığı konu kalmadı

Salih Er, Danıştay saldırısında azmettirici olmakla suçlanan Ergenekon sanıklarını ´devlete hizmet etmiş kişiler´ olarak tanımladı: Dün bir düş gördüm. Ülkemin savcıları, insan onuruna sahip çıkıyorlar, soruşturmaların gizliliği konusunda büyük duyarlılık gösteriyorlardı. Sabahın erken saatlerinde evlerinin arandığı, devlete yıllarca hizmet etmiş kişilerin gözaltına alınma sürecinde örselenmiş ruhların bırakıldığı dönemleri kınıyorlardı. Hukukun üstünlüğüne inanan bir Türkiye gördüm. Ülkemin Başbakanı Danıştay`a sahip çıkıyor, türban kararından sonra `Bunlar bu gidişle evin içine de karışacaklar`, `Efendi bu senin işin değil, Diyanet`in işi`, `Yasamada, yürütmede bazı adımları atarız ama yargıdaki adımı bizim atmamız mümkün değil. Açık konuşuyorum, Danıştay`da bir çok engelle karşı karşıyayız` diyenleri hukukun üstünlüğünü tanımaya çağırıyordu. Ülkemin Başbakanı, yargı kararlarına saygı duymayı herkesin içine sindirmesi gerektiğini söylüyor, Can Dündar`ın dediği gibi `saldırganlığa zemin hazırlamamak için Başbakan nasıl konuşmalı`nın dersini veriyordu. Ülkemin savcıları, insan onuruna sahip çıkıyorlar, soruşturmaların gizliliği konusunda büyük duyarlılık gösteriyorlardı. Sabahın erken saatlerinde evlerinin arandığı, anlatımların yandaş basına aktarıldığı, devlete yıllarca hizmet etmiş kişilerin göz altına alınma sürecinde örselenmiş ruhların bırakıldığı, ceplerinde kalbi kırık ömürler ve tansiyon hapıyla dolaşmaların yaratıldığı dönemleri kınıyorlardı. Geleceğin Türkiyesi soruşturmasının savcısı, insan onurunu güvence altına alan bütün kuralların, insan hakları kapsamında olduğunun dersini veriyordu. Namusun yalnızca kadınlarda bulunması gereken bir değer olmadığı, kadınlarımızın, genç kızlarımızın töre cinayetlerine kurban gitmediği, Güldünya`nın, Şemse`nin, nicelerinin adının soğuk mezar taşlarına yazılmadığı, pervasız esintili sabahlarda çocukların örselenmediği, ırk, renk, etnik köken, uyruk, din, cinsiyet ya da cinsel yönelim ayrımının olmadığı, etnik ve kimlik baskının yapılmadığı, yaşı bir gecede büyütülüp idam edilen gençlerin bulunmadığı, `asmayalım da besleyelim mi` diyenlerin devlet büyüğü muamelesi görmediği, borsanın, doların, silah, ilaç sanayinin emperyal güçlerin egemen olmadığı, özelleştirme adı altında rant transferlerinin yapılmadığı, Cumhuriyet`in özellikle son yıllarda elden çıkarılan kazanımlarının gerçek sahiplerine, halka döndürüldüğü, korku tünelinden özgürlüğün aydınlığa çıkan, sorunlarını demokratik parlamenter rejim içinde çözün, hukukun üstünlüğüne inanan bir Türkiye gördüm. Bu düş Obama`nın düşü değil, bizim düşümüz. Ulaşmak uzun soluklu olsa da bu düşün gerçekleşeceğine ben inanıyorum. Biliyorum ki, sizler de inanıyorsunuz. Bu inancımızı bir kez daha paylaşmak üzere Anıtkabir`e, Mustafa Kemal`e gidelim.

Düş görenlere acı gelen gerçek: Saldırgan Allah´ın değil meğer Ergenekon´un askeriymiş

Başta dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Sayın Baykal, yine belli medyanın yayın yöneticileri, başyazarları, kendilerini Cumhuriyet´in asıl evlatları gören yazarları, o saldırının ardından neler demişlerdi, hatırlayınız... Saldırgan Allah´ın askeriydi, cinayeti başörtüsü için işlemişti. Laikliğin nasıl bir tehdit ve tehlike altında olduğu artık besbelliydi. Ehli vatan, ehli laik susacak mıydı? AK Parti iktidarı artık ayağını denk almalıydı. Falandı.. filandı.. Kırık plak yine dönüyordu... Şimdi ne oldu? Meğer saldırgan Ergenekon´un askeriymiş. Babası bile Evet, oğlumu Ergenekoncular kullandı, ilaç verdiler, hipnoz ettiler. demeye başladı.

Danıştay üyesi Çölaşan saldırganlar tekbir getirmediği halde getirtti

Danıştay daire başkanı Salih Er´in, Yargıtay´ın olayın türban işi olmayıp fiili ve hukuki irtibatlar sebebiyle Ergenekon Terör Örgütü işi olma olasılığını yüksek görüp davaların birleştirilmesini istemesini bile görmezden gelerek saldırganlara dokunmaması ve soruşturmayı yerden yere vurması şaşırtsa da aslında şaşırtmıyor. Bu konuda kafa karıştıran ilk örnek daha saldırının hemen peşinden gelmişti. Saldırıya uğrayan Danıştay heyetinde yeralan Tansel Çölaşan´ın katil Alparslan Arslan´ın saldırıyı türban için yaptığını Allah´ın askeriyim dediğini ve Allahuekber şeklinde tekbirler getirerek kurşun yağdırdığı şeklinde basına verdiği iddiasının heyette yeralan diğer Danıştay üyesi Ayfer Özdemir tarafından yalanlanması Tansel Çölaşan ne yapmak istiyor? sorusunu sordurtmuştu ister istemez. Yargı camiası içinden Sabih Kanadoğlu, Emin Ağaoğlu, Özdemir Bozok, Muammer Aydın ve daha bir çok örneği verilebilecek yargı elemanlarının Ergenekon soruşturmasına iyi niyetli olmadığı kesin olan eleştirileri ile Ergenekon Terör Örgütü´nün aslında yargı camiasına örgütsel veya en azından sempatizan düzeyinde ne kadar sızmış olduğu görülebiliyor. İtalya´daki Gladio soruşturmasına giderek daha çok benzemeye başlayan Ergenekon soruşturması, en büyük direnişi tıpkı orada olduğu gibi burada da yargı camiasından görüyor.

Çölaşan saldırının Ergenekon´la birleştirilmesine de karşı çıktı

Eski Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan´ın Danıştay saldırısı ile Ergenekon davasının birleşmemesi yönünde görüş açıkladığını hatırlatan Danıştay sanıklarından Osman Yıldırım, Bunlar hakkında davayı faili meçhule götürmeye çalışmaktan dava açılmalıdır. Ama her ne hikmetse açılmıyor. dedi.

Meyhaneden dinci örgüt üyeliğine

Danıştay saldırısı sanıklarından Osman Yıldırım, saldırının ardından arkadaşlarının bir barda içki içtikleri sırada gözaltına alındıklarını söyledi. Yıldırım, ´Bu kişileri radikal dinci ilan edip Müslümanları kötülediler´ dedi.

Hakim´den Arslan´a: Bu nasıl bir dindarlıktır ki; cinayete ve bombalamaya giderken barlardan adam topluyorsun?

İki gün önceki sorgusunda, anne ve babasına küfreden Alparslan Arslan, hakimlerin ustaca hazırlanmış soruları karşısında tıkandı kaldı. İşine gelmeyen sorularda sustu, biraz sıkışınca ´Allah, kitap, peygamber, din, iman´ demeye başladı. Bir gazetecinin ifadesiyle Alparslan Arslan, ´deli taklidini çok iyi yapabilecek kadar akıllı biri´. Arslan´ın konuşması, çelişkilerle dolu. En büyük çelişkisi dindar olduğunu göstermek için kullandığı cümlelerde ortaya çıkıyor. Bir ara mahkeme başkanı Bu nasıl bir dindarlıktır ki; cinayete ve bombalamaya giderken barlardan adam topluyorsun? diye soruyor. Duruşmanın sonunda Osman Yıldırım´ın avukatının sorduğu sorular Arslan´ı iyice kızdırıyor. Bağırarak masayı yıkarken Allah´a, peygambere ve babasına öyle küfürler ediyor ki, insanın kanı donuyor.

Ergenekon Savcıları: Danıştay saldırısının türbanla ilgisi yok

Ergenekon savcıları, iddianamede Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet´in bombalanması eylemleri ile Ergenekon arasındaki hukuki ve fiili bağlantıları sıralayıp ´Örgüt yöneticileri saldırılardan sorumlu´ kanaatini dile getirdi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Danıştay saldırısı ve Ergenekon arasında hukuki ve fiili irtibatlar bulunduğunu belirterek iki davayı birleştirdi. Birleştirmeye neden olan hukuki ve fiili bağlantılar ile savcıların ilginç tespitleri Ergenekon iddianamesinde ayrıntılarıyla yer almıştı. Ergenekon savcıları, bağlantılar arasında Danıştay saldırısının ´türban´ ile bir ilgisi olmadığını vurgulayarak ´Alparslan Arslan ve diğer şüphelilerin kişisel yaşamları, eylemlerin iddia edildiği şekli ile türban örtüsü ile ilgili ilgisi olmadığını göstermektedir´ tespitinde bulundular.

Danıştay saldırısı Ergenekon örgütünün eylemi

Danıştay sanığı Osman Yıldırım, ikinci Ergenekon davasındaki itiraflarıyla Ergenekon´u açıkça ifşa etmişti: Ergenekon, Cumhuriyet´e bomba atma işini bana verdi. Danıştay suikastı işini Alparslan Arslan´a verdi. Başbakan´a suikast işini de Atabeyler´e verdi. İkinci Ergenekon iddianamesinde de, Danıştay saldırısı ´örgüt eylemi´ olarak gösterildikten sonra Danıştay ve iddia edilen Ergenekon terör örgütü arasındaki fiili bağlantılar şöyle sıralandı:

1) Parmak izi tespiti ve Fikret Emek´in bombaların kendisine ait olduğu beyanına göre 39 adet el bombası ve bunlar ile benzer/aynı kafile numarası taşıdığı tespit edilen Cumhuriyet´e atılan bombanın Oktay Yıldırım ve Fikret Emek ile bağlantısının maddi delili bulunmuştur.

2) Oktay Yıldırım ve Fikret Emek´in Ergenekon yöneticileri Muzaffer Tekin, Veli Küçük ve örgüt üyesi bulunan diğer şüpheliler ile hiyerarşik bağlantısı tespit edilmiştir.

3) Alparslan Arslan´ın Ergenekon yöneticilerinden Muzaffer Tekin ile bağlantısı telefon görüşmeleri maddi deliller ve diğer delillerle sabittir.

4) Alparslan Arslan´ın Ergenekon Terör Örgütü´nün diğer üyeleri ve VKGB gibi sivil toplum örgütü ile bağlantısı telefon görüşmeleri, aramalarda elde edilen doküman maddi delilleri ve diğer deliller ile sabittir.

5) Alparslan Arslan ve diğer şüphelilerin kişisel yaşamları hakkındaki tespitlere göre, söz konusu eylemlerin iddia edildiği şekli ile türban ile ilgili olarak, kendi görüşlerine göre türban aleyhine karar veren kurumlara ders vermek amacını taşımadıklarını göstermektedir.

6) Alparslan Arslan´ın kendisine Ergenekon tarafından verilen görev ve görevi yerine getirmesi ile önemli yerlere geleceği, çalışmasına gerek kalmayacağı şekilde maddi rahata kavuşacağı vaadi ile eylemlere katıldığı, Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu, Tekin İrşi ve İsmail Sağır´ın münhasıran maddi çıkar vaadi ve beklentisi için eylemlere katıldıkları açıkça anlaşılmaktadır.

7) Osman Yıldırım, yukarıda anlatılan nedenlerle Cumhuriyet Gazetesi saldırıları konusunda itibar edilen beyanlarında, kendisinin Veli Küçük ve Ergenekon ile bağlantısını kabul etmiş, Cumhuriyet Gazetesi saldırılarının Veli Küçük ve Muzaffer Tekin´in talimatı ve Muzaffer Tekin´in verdiği bombalar ile gerçekleştirildiğini beyan etmiştir.

Saldırıyı türbana bağlayan eski DGM hakimi Ergenekon´la bağı bir türlü kuramamış itirazları da reddetmişti

Bir üyenin hayatını kaybettiği kanlı Danıştay baskını ve Cumhuriyet Gazetesine atılan bombalar ilişkin davayı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi karara bağlamıştı. Sanık avukatlarından Mehmet Ener´in bütün itirazlarına rağmen, mahkeme Danıştay davası ile Ergenekon soruşturması arasında bağlantı bulunmadığını, işaret ederek dosyayı karara bağlamıştı. Emekli Mahkeme başkanı Orhan Karadeniz kararında ardından yaptığı açıklamalarda, Ergenekon soruşturması ile Danıştay davası arasında bağlantı kuramadıklarını, Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz´ün bağlantıyı gösteren herhangi bir belge göndermediğini açıklamış, Öz´ün bağlantıyı gösteren kanıtları içeren yazı yazdığı ortaya çıkınca da hatırlamadığını söylemişti.

Başbakan´a küfreden savcı da Ergenekon bağlantısını ısrarla görmezlikten gelmişti

Katil Alparslan Arslan, ısrarlı bir şekilde cinayeti cami avlusuna atmak istiyordu. Sağlık sorunları bulunan ihtiyar bir adamı ´şeyh´ yaptılar. Ama kısa sürede Alparslan Arslan´ın gerçek yüzü ortaya çıktı. Cinayeti birlikte planladığı arkadaşları öyle dindar görüntülü kimseler değildi. Kimi şarapçı, kimi silah kaçakçısıydı. Üstelik, saldırı planını birahanede yapmışlardı. Üstünde çıkan kimlikler, kayıtlara geçen telefon trafiği, iş ilişkileri, takip ettiği davalar, hepsi ulusalcı kesime işaret ediyordu. Muzaffer Tekin başta olmak üzere Ergenekoncularla yakın ilişkileri vardı. Ne yazık ki medyaya yansıyan, aylarca tartışılan bu konular mahkeme sürecine, davaya, duruşma salonuna yansımadı. Çünkü bir davada bu tür iddiaları gündeme getirecek isim savcılardır. Bu davanın savcısı ilginç bir isimdi. Başbakan Erdoğan´a ve bürokratına küfre varan sözleri sarf eden biriydi. Savcı Salim Demirci´nin Youtube´a düşen konuşmalarını duymayan kalmadı. Demirci´nin saldırıdaki Ergenekon bağlantısını görmesi mümkün olmadı tabii. Kararı veren mahkemenin başkanı değişti, savcı da farklı bir görevde.

Abdullah Harun

(16 Ocak 2010, 14:51)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1333    yazdır/print


 

Hayatımda yasadışı eylem yok dedi fenalık geçirdi

Birinci Ergenekon davasının dün görülen 127´nci duruşması gece geç saatlere kadar sürdü. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´ün mahkemeye gelen evrakları okuduğu saat 23.30 sıralarında tutuklu sanık Veli Küçük rahatsızlandı. Sağlık ekibi tarafından kontrolü yapılan Küçük´ün tansiyonunun yükselmesi nedeniyle fenalık geçirdiği, durumunun kontrol altına alındığı belirtildi. Hayatı boyunca yasadışı bir eylemde bulunmadığını, Tokat´ta 7 Aralık 2009 günü 7 askerin şehit edilmesi olayının kendi üzerine yıkılmaya çalışıldığını ve PKK örgütünün basında aklandığını anlatan Küçük, ´Zekeriya Öz önünüze Tokat´taki saldırının faili olarak beni çıkarırsa hiç şaşırmam´ dedi. 1996 ile 1998 yılları arasında Karadeniz Bölgesinde görev yaptığını, o dönemde PKK´nın DHKP-C örgütünü taşeron olarak kullanarak Karadeniz´e girmeye çalıştığını hatırlatan Küçük, ´Bölgede kedi yavrusunu kaybetse bulamaz. Hesapladım örgütle mücadele etmek için 8 orduya ihtiyaç vardı. Ancak Yiğit Karadeniz halkıyla bunu başardık´ dedi. Duruşmada dikkati çeken diğer bir gelişme de 7 Aralık duruşmasında Ergenekon örgütüyle ilgili çok önemli itiraflarda bulunan sanık Ümit Sayın´la ilgili savcının koruma tedbirleri uygulanması ve tahliye edilmesini talep etmesi oldu. Bu konuyla ilgili karar 28 Aralık´a ertelenen duruşmada verilecek.

Hayatımda yasadışı eylem yok dedi fenalık geçirdi

Birinci Ergenekon davasının dün görülen 127´nci duruşması gece geç saatlere kadar sürdü. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´ün mahkemeye gelen evrakları okuduğu saat 23.30 sıralarında tutuklu sanık Veli Küçük rahatsızlandı. Sağlık ekibi tarafından kontrolü yapılan Küçük´ün tansiyonunun yükselmesi nedeniyle fenalık geçirdiği, durumunun kontrol altına alındığı belirtildi. Hayatı boyunca yasadışı bir eylemde bulunmadığını, Tokat´ta 7 Aralık 2009 günü 7 askerin şehit edilmesi olayının kendi üzerine yıkılmaya çalışıldığını ve PKK örgütünün basında aklandığını anlatan Küçük, ´Zekeriya Öz önünüze Tokat´taki saldırının faili olarak beni çıkarırsa hiç şaşırmam´ dedi. 1996 ile 1998 yılları arasında Karadeniz Bölgesinde görev yaptığını, o dönemde PKK´nın DHKP-C örgütünü taşeron olarak kullanarak Karadeniz´e girmeye çalıştığını hatırlatan Küçük, ´Bölgede kedi yavrusunu kaybetse bulamaz. Hesapladım örgütle mücadele etmek için 8 orduya ihtiyaç vardı. Ancak Yiğit Karadeniz halkıyla bunu başardık´ dedi. Duruşmada dikkati çeken diğer bir gelişme de 7 Aralık duruşmasında Ergenekon örgütüyle ilgili çok önemli itiraflarda bulunan sanık Ümit Sayın´la ilgili savcının koruma tedbirleri uygulanması ve tahliye edilmesini talep etmesi oldu. Bu konuyla ilgili karar 28 Aralık´a ertelenen duruşmada verilecek.

Talepler bölümünde söz alan tutuklu sanık Veli Küçük, Osman Yıldırım ve Tuncay Güney´in beyanları nedeniyle tutuklu bulunduğunu belirtti. Ailesinin dava nedeniyle Silivri´ye taşındığını da anlatan Küçük, Osman Yıldırım´ı ilk kez duruşma salonunda gördüğünü, Alparslan Arslan´ı ise tanımadığını anlattı. Hayatı boyunca yasadışı bir eylemde bulunmadığını ifade eden Küçük, cezaevinden aklanarak çıkacağını düşündüğünü söyledi. Heyete seslenen Küçük, Beni burada daha fazla tutmak için elinizde ne var diye sordu. 1962 yılında idam edilen Harbiye Öğrencileri ile darbe yapmak isteyen öğrencilerin başındaki Talat Aydemir´in dosyasının istenmesini eleştiren Küçük, Bu dosyadan bir şey çıkmaz. Çünkü bu olay olduğunda ben harbiye de değil Kuleli Askeri Lisesi´nde öğrenciydim dedi. Tokat´ta 7 Aralık 2009 günü 7 askerin şehit edilmesi olayının kendi üzerine yıkılmaya çalışıldığını belirten Küçük, bu konudaki gazete haberini heyete gösterdi. Küçük, 1996 ile 1998 yılları arasında Karadeniz Bölgesinde görev yaptığını söyledi. O dönemde PKK´nın DHKP-C örgütünü taşeron olarak kullanarak Karadeniz´e girmeye çalıştığını hatırlatan Küçük, Bölgede kedi yavrusunu kaybetse bulamaz. Hesapladım örgütle mücadele etmek için 8 orduya ihtiyaç vardı. Ancak Yiğit Karadeniz halkıyla bunu başardık. dedi.

Küçük: Önümüzdeki günlerde Alevi-Sünni çatışması çıkarılabilir

Küçük, Aydemir dosyasının istendiği gibi o tarihte Karadeniz´de kendi yaptığı çalışmaların da ilgili kurumlardan istenmesini talep etti. PKK örgütünün basında aklandığını anlatan Küçük, Zekeriya Öz önünüze Tokat´taki saldırının faili olarak beni çıkarırsa hiç şaşırmam dedi. Küçük, Benim ne ABD´de param ne de gemim var. Bu ülkeden başka gidecek yerim de yok şeklinde konuştu. Önümüzdeki günlerde ise Alevi-Sünni çatışması çıkarılabileceğine dikkat çeken Küçük, Dosyamın bir kez daha incelenmesini istiyorum. şeklinde konuştu. Sanıklar ve avukatlarının taleplerinin ardından Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, taleplere ilişkin mütalaasını bildirdi. Pekgüzel, tutuklu sanık Veli Küçük´ün talebi doğrultusunda 1996-1998 yıllarını da kapsayacak şekilde 1994-2000 yılları arasında Giresun bölge komutanlığında görev yaptığı dönemde PKK ve DHKP-C tarafından gerçekleştirildiği tespit edilen terör eylemlerinin listesinin gönderilmesini istedi.

Savcı, Sayın´ın korunmasını ve tahliyesini istedi

Savcı Pekgüzel, 7 Aralık 2009 tarihinde kendi isteği üzerine diğer sanıklara kapalı bir oturumda ifade veren tutuklu sanık Ümit Sayın hakkında 5726 sayılı Tanık Koruma Yasası kapsamında davayı aydınlatacak ifadeler verdiğini hatırlattı. Pekgüzel, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilme ihtimalinin gözönüne alınarak Terörle Mücadele Yasası kapsamında koruma tedbirlerinin uygulanmasını ve tahliyesine karar verilmesini talep etti. Savcı Pekgüzel´in mütalaasının ardından Mahkeme Başkanı Köksal Şengün tutuklu sanık Ümit Sayın´ın, 7 Aralık 2009 tarihinde diğer sanıklara kapalı olarak yapılan oturumda, dosyada Gizli tanık Anadolu olarak yeralan ifadenin kendisine ait olduğunu söyleyerek kimliğini açıkladığını söyledi. Sanık Ümit Sayın´ın 26 Mayıs 2009 tarihinde ifadesinin alınmasına rağmen Tanık Koruma Yasası kapsamında gizli tanık kimliğinin ortaya çıkmaması için 11 Nisan 2009 tarihinin yazıldığını kaydetti. Başkan Şengün´ün bu açıklaması üzerine Doğu Perinçek başta olmak üzere tutuklu sanıklar, oturdukları yerden itirazda bulundu.

MİT Müsteşarının tanıklığından vazgeçildi

Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, mahkemeye ulaşan cevabi yazıları okuduğu sırada tutuklu sanık emekli tuğgeneral Veli Küçük, sanık sandalyesinde rahatsızlandı. Başkan Mahkeme salonu dışında ambulansla bekleyen sağlık ekibi, başkan Şengün´ün talimatı üzerine duruşma salonunda yaptığı kontrolde Küçük´ün tansiyonunun yükselmesi nedeniyle fenalık geçirdiğini belirledi. Sağlık ekibi Küçük´ü, mahkeme salonundan çıkararak tansiyonunu kontrol altına aldı. PKK terör örgütünün MİT tarafından kurulduğuna ilişkin iddialar nedeniyle tutuklu sanık Zekeriya Öztürk´ün talebi doğrultusunda incelenmek üzere mahkeme tarafından istenen Abdullah Öcalan dosyasının Ankara 11´inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından İstanbul 13´üncü Ağır Ceza Mahkemesi´ne ulaştığı açıklandı. Tutuklu sanık Doğu Perinçek´in talebi üzerine MİT Müsteşarlığı´ndan gelen yazıda da, MİT müsteşarlarının dinlenmesinin izne bağlı olduğu belirtilerek, eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun´un tanık olarak dinlenmesinin uygun görülmediği kaydedildi.

Vatanseverler davası Ergenekon´la birleştirildi

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ahmet Cinali ve Taner Ünal´ın tutuksuz olarak yargılandığı ´Vatanseverler-VKGB´ dosyasının, birleştirme kararı verilerek Ergenekon davası dosyasına eklenmesine karar verildi. Böylece birleştirme prosedürleri resmi olarak tamamlanmış oldu. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 15 Ekim tarihinde Vatanseverler davasının Ergenekon´la birleştirilmesine, İstanbul 13. Ağır Ceza´nın uygun bulması üzerine karar vermiş ve dosyayı İstanbul´a göndermişti. Verilen yarım saatlik aranın ardından saatin geç olması da dikkate alınarak taleplerin büyük bölümünün daha sonra değerlendirilmesine karar verildi.

Sonraki duruşma 28 Aralık´ta

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, sanık ve avukatların taleplerine ilişkin Mahkeme Heyetince alınan kararlar, Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu tarafından açıklandı. Buna göre, dava dosyasına gelen ´İmdat´ adlı gizli tanığın ifade suretlerinin beyanlarda ismi geçen dosya sanıklarına verilmesini kararlaştıran Mahkeme Heyeti, Osman Yıldırım ile ilgili belgelerde geçen sabit telefon numarasının Nisan-Mayıs 2006 tarihi itibariyle abone bilgilerinin Türk Telekom Müdürlüğünden istenmesine karar verdi. Sanık Rasim Görüm ile ifade ve belgelerde isimleri geçen Orhan Kadı ve Recep Özkan´ın teşhise elverişli vesikalık ve boy fotoğraflarının ön ve yandan çektirilerek gönderilmesi için gerekli işlemin yapılmasına hükmeden Mahkeme Heyeti, saatin geç olması nedeniyle, bulunulan yazılı ve sözlü taleplerin celse arasında incelenerek karara bağlanmasını kararlaştırdı. Mahkeme Heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar vererek, duruşmayı 28 Aralık Pazartesi günü saat 09.30´a erteledi. Bu arada, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün´ün, tutuklu sanıklar Muzaffer Şenocak, Emin Gürses, Kemal Kerinçsiz, Hayrettin Ertekin, Hüseyin Görüm, Erkut Ersoy, Muhammet Yüce, Selim Akkurt, Hikmet Çiçek ve Nusret Senem´in tahliye edilmeleri yönünde oy kullandığı görüldü. Tutuklu sanıklar ile avukatlarının tahliye taleplerinin reddine karar verilirken mahkeme Başkanı Köksal Şengün, 9 tutuklu sanığın tahliyesine karar verilmesi yönünde görüş bildirdi. Duruşma 28 Aralık 2009 tarihine ertelendi.( Zaman, Star)

Ergenekon sanığı ölümle burun buruna

15 Aralık 2009: Ergenekon davasında örgüt veya sanıklarla ilgili itirafta bulunan kişilere uygulanan baskı ve deşifre çabaları hafızalardaki tazeliğini korurken; 7 Aralık´ta talep ettiği gizli oturumda çarpıcı itiraflarda bulunan Ümit Sayın´ın, hala sanıklarla aynı koğuşta tutuluyor olması akla ziyan bir durum sergiliyor. 8 gün önce verdiği şok ifadelerle dikkat çeken Sayın´ın aldığı ölüm tehditlerinin korkusuyla, Cezaevi Müdürlüğü´ne 5 kez revir talebinde bulunduğu, sanıklarla birlikte kaldığı koğuşa gitmek istemediği ve havalandırmaya çıkmadığı bildirildi. Ergenekon savcıları, geçen Cuma mahkemeden etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma ihtimali dikkate alınarak Sayın´ın tahliyesini talep etti. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ise Sayın´ın başka bir koğuşa veya bir başka cezaevine nakliyle ilgili sessizliğini koruyor. Birinci Ergenekon davasının 124. oturumunda söz alarak Genelkurmay eski Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, Emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon´un da aralarında bulunduğu bazı isimlerin, kendisine TSK içerisindeki cuntacı yapılanma ve sivil uzantılarından bahsettiklerini anlatan Ümit Sayın´ın, kritik ifadesinden sonra, hala Ergenekon sanıklarıyla aynı koğuşta tutuluyor olması, soru işaretlerine neden oluyor. Ümit Sayın, 7 Aralık´ta verdiği ifade sonrasında koğuş arkadaşı Emin Gürses tarafından, Az sonra koğuşa geleceksin denilerek tehdit edilmişti.

8 günde 5 defa revir istedi

Ergenekon sanıkları tarafından gizli tanık Anadolu olduğu iddia edilerek koğuşta ve havalandırmada sürekli taciz edildiği öğrenilen Ümit Sayın´ın, baskı ve tehditler yüzünden sürekli revir isteğinde bulunduğu ifade edildi. Sayın´ın 8 günlük süre içinde bulunduğu koğuştan uzaklaşabilmek için 5 defa revir isteğinde bulunduğu iddia edildi. Ergenekon Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel ise Ümit Sayın´ın 7 Aralık´ta yapılan duruşmadaki ifadesi sırasında, gizli tanık olarak beyanda bulunduğunu ve deşifre olduğunu belirterek, gizli tanığın kimliğinin açığa çıkması ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamında Sayın hakkında koruma tedbirlerinin uygulanmasını istedi. Sayın´ın 7 Aralık tarihindeki ifadesinde dava konusu suçu aydınlatıcı bilgiler verdiğini dile getiren Pekgüzel, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma ihtimali dikkate alınarak, Sayın´ın tahliyesini talep etti.

Zekeriya Öz aleyhine zorla mektup yazdırmışlar

Daha önce de Ümit Sayın´ın gizli tanık olduğundan şüphelenen sanıklar, Sayın´a baskı uygulayarak içeriğinde Savcı Zekeriya Öz ile ilgili çirkin iftiraların bulunduğu bir mektubun altına imza attırmaya çalıştığı ortaya çıkmıştı. Ümit Sayın, mahkemede Hayrettin Ertekin´i suçlayarak Savcılık makamını kötülemek istiyorlardı. Hayrettin Ertekin her istediğini yaptırmak istiyordu. Emin Gürses´i dövmeye bile kalktılar. Koğuştan atma ve dövme tehdidinde bulunuyorlardı. Ben de ´Sorun olmasın´ diye yazdım. Bu sözler Hayrettin Ertekin´e aittir diye konuşmuştu. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, verdiği ifadeyle deşifre olmasından sonra can güvenliğinden endişe duyulan Ümit Sayın´ın, başka bir cezaevine veya en azından başka bir koğuşa nakliyle ilgili hiçbir açıklama yapmadı. Genel Müdürlük, konuyla ilgili sorularımızı cevapsız bıraktı.

Yiğit, Tekin´le aynı koğuşa konduktan sonra ifade değiştirmişti

Ümit Sayın´ın aleyhinde ifade verdiği sanıklarla hala aynı koğuşta tutuluyor olması, akıllara Muzaffer Tekin ile aynı koğuşa konulduktan sonra ifade değiştiren Ali Yiğit´i getirdi. Ali Yiğit, Emniyet ve savcılık sorgusu sonrasında 9 Ağustos 2007 tarihinde Tekirdağ F Tipi Cezaevi´ne nakledilmiş, burada hakkında olumuz yönde ifade verdiği Muzaffer Tekin ve Mahmut Öztürk ile aynı koğuşa konulduğu ortaya çıkmıştı. Ali Yiğit, 9 Ağustos tarihine kadar Emniyet´te ve savcılıkta verdiği ifadenin arkasında dururken, bu tarihten sonra çelişkili açıklamalar yaparak ifade değiştirmişti. ( Vakit)

(12 Aralık 2009, 13:45), son güncel.: (15 Aralık 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Uzmanlara göre

Tokat-Reşadiye saldırısı ve bölgeyle ilgili manşetlerimiz

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

´1993 Bingöl 33 er katliamı´yla ilgili manşetlerimiz

Koç Müzesi denizaltısında patlayıcı bulunması manşetlerimiz

Savcılar Ergenekon ´İdharı´nın peşinde

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1200    yazdır/print


 

Arslan konuştu, avukatı telaşlandı

Danıştay ve Cumhuriyet gazetesi saldırılarının faili olarak birinci ´Ergenekon´ davasında tutuklu olarak yargılanan Alparslan Arslan bugünkü duruşmada savunma yapmayacağını belirtince çapraz sorgusuna geçildi. Uzun süre savcıların sorularını kaçamak cevaplarla geçiştirmeye çalıştığı gözlenen Arslan´ın bazı sorulara cevap vermeye başlaması üzerine devreye giren avukatı çapraz sorgu yapılmasına itiraz etti. Ancak mahkeme başkanının bu itiraza karşı çıkmasıyla devam eden çapraz sorgu halen devam ediyor. Akıl sağlığının yerinde olup olmadığının anlaşılması için sevkedildiği Bakırköy Akıl hastanesinde iki hafta boyunca aşırı tutarsız davranışlar sergileyen Arslan´ın uzman doktorlarca dikkatle gözlenen bu davranışlarının akıl hastalığından değil doktorları yanıltmaya yönelik olduğu, 6 doktor tarafından oy birliğiyle verilen ´Arslan´ın simulasyon yaptığı, yanıltma çabası içinde olduğu´ teşhisiyle tespit edilmişti. Bugünkü duruşmada bu tutarsız davranışlarına rastlanmayan Arslan´ın savcıların bazı sorularına cevap verdiği görüldü. Bazı kritik sorular karşısında susması ve cevap vermeyi reddetmesi ise babasından da tepki gördü. Duruşma esnasında müdahale eden baba İdris Arslan, oğluna susmamasını ve konuşmasını söyledi. Ancak Alparslan Arslan bazı sorulara cevap vermeme ısrarını sürdürdü. Duruşma halen devam ediyor.

Alparslan Arslan ötmeye başladı avukatı telaşlandı

Danıştay ve Cumhuriyet gazetesi saldırılarının faili olarak birinci ´Ergenekon´ davasında tutuklu olarak yargılanan Alparslan Arslan bugün yapılan 116. duruşmada savunma yapmayacağını belirtince çapraz sorgusuna geçildi. Uzun süre savcıların sorularını kaçamak cevaplarla geçiştirmeye çalıştığı gözlenen Arslan´ın bazı sorulara cevap vermeye başlaması üzerine devreye giren avukatı çapraz sorgu yapılmasına itiraz etti. Ancak mahkeme başkanının bu itiraza karşı çıkmasıyla devam eden çapraz sorgu halen devam ediyor. Akıl sağlığının yerinde olup olmadığının anlaşılması için sevkedildiği Bakırköy Akıl hastanesinde iki hafta boyunca aşırı tutarsız davranışlar sergileyen Arslan´ın uzman doktorlarca dikkatle gözlenen bu davranışlarının akıl hastalığından değil doktorları yanıltmaya yönelik olduğu, 6 doktor tarafından oy birliğiyle verilen ´Arslan´ın simulasyon yaptığı, yanıltma çabası içinde olduğu´ teşhisiyle tespit edilmişti. Bugünkü duruşmada bu tutarsız davranışlarına rastlanmayan Arslan´ın savcıların bazı sorularına cevap verdiği görüldü. Bazı kritik sorular karşısında susması ve cevap vermeyi reddetmesi ise babasından da tepki gördü. Duruşma esnasında müdahale eden baba İdris Arslan, oğluna susmamasını ve konuşmasını söyledi. Ancak Alparslan Arslan bazı sorulara cevap vermeme ısrarını sürdürdü. Duruşma halen devam ediyor.

19 EKİM 2009 - ARSLAN´IN SORGUSUNDA 1. GÜN..

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada savunmasını yapması için kürsüye çağrılan Alparslan Arslan, ´Çay içip sohbet edeceksek edelim. Yoksa konuşacak bir şeyim yok´ dedi. Bunun üzerine Başkan Şengün, mahkeme salonunun çay içme yeri olmadığını söyledi. Sanık Alparslan Arslan´ın avukatı Oğuz Kayıran da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tarafından mahkemeye gönderilen, ´Alparslan Arslan´ın psikolojisinin yerinde olduğu, sadece mahkemeyi kandırmaya yönelik simulasyon yaptığı´ belirtilen raporun, bilimsel dayanağının olmadığını ileri sürdü. Avukat Kayıran, ´Raporda belirtilen bulgular ile varılan sonuçlar arasında bir nedensellik yoktur. Tekrar rapor alınması için Alparslan Arslan´ın Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesini talep ediyorum´ dedi. Daha sonra savunmasını yapmak istemeyen Alparslan Arslan´ın çapraz sorgusuna geçildi. Cumhuriyet savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Arslan´a kız kardeşiyle yaptığı ´Eksiğin var mı? İçeride mi, dışarıda mı? Neyi eksik yapıyorum? Yolcuyu gördün mü?´ şeklindeki telefon mesajlarının ne anlama geldiğini sordu. Arslan da açıklanacak bir şey olmadığını, ailesiyle yaptığı mesajlaşma olduğunu, sadece sorulan sorulara cevaplar verdiğini söyledi.

Arslan duruşmada simulasyon-yanıltma yapmayı sürdürüyor

Savcı Pekgüzel´in ´Danıştay saldırısını neden yaptınız?´ sorusuna Arslan, ´Emir gelmişti. Yukarıdan, Allah´tan gelmişti. Rüzgarla gelir, melekle gelir, hal ile gelir, bakışla gelir emir´ yanıtını verdi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in, ´Cumhuriyet gazetesine bomba atasın diye mi emir geldi?´ sorusu üzerine Arslan, şunları söyledi: ´Başörtüsünü biliyoruz. Allah´tan utanmayan insanla benim işim olmaz. Başörtüsü takmayan insandan utanırım. Sen kimsin ki şe..., Türkiye Cumhuriyeti´nde bunu yasaklıyorsun? Vesilelerle 1.70-1.80 boyundaki bir mahluk, Allah´tan utanmayan insanlara cezayı verdi. Danıştay önemli mesele. Başörtüsünü yok sayamazsın. Bunu yüzde 90 ile 99 arasında biliyorum. Benim bilgim bu. Bu yasağın altındaki imza size mi ait diye gidip sormadım. Gittim, ´Bunu yasaklayamazsınız´ dedim. Çırılçıplak dolaşan birini dövecek misin? Alıp bir kenara çekecek ve ihtiyacını karşılayacaksın.´

Beni idam edin

Savcı Pekgüzel, kronolojik olarak Danıştay tarafından başörtü yasağına ilişkin bir karar alındığını, daha sonra Cumhuriyet gazetesinde başörtü giymiş bir domuz karikatürünün yayımlandığını hatırlatarak, ´Madem öyle, neden önce Cumhuriyet gazetesine bomba attınız?´ sorusuna Arslan, şu yanıtı verdi: ´Ben hala edep derim. Edepli olmak lazım. İnsanlar hayatlarının bir döneminde hata yapmış olabilir ama edepli olmak lazım. Bütün mahlukatın sahibi Allah´tır. Ben edepsizin yanında yaşayamıyorum. ´Neden edepsizlik yapıyorsun´ da diyemiyorum. Çıkar giderim yanından. Edepli olmak lazım. Cezaevine girmeden önce büyüklerime saygısız davranmaktan korkardım. Devlet denen mahluk, koydu bir deliğe. İdam şart. Bu şekilde insanların yaşamını uzatamazsın. Bir anlamı yok. Meclis, idam yasasını tekrar çıkarsın, ben altına imza atarım. Beni idam edin.´ Bu arada, Arslan´ın yanında güvenlik nedeniyle duran jandarmalardan birisi fenalaştı. Baygınlık geçiren asker, diğer askerler tarafından duruşma salonunun bahçesinde bekleyen ambulansa götürüldü.

Cumhuriyet´in bombalanmasını karikatür sebebiyle yaptım. Turan Selçuk´u sevmem Perinçek´i severim

Arslan daha sonra Cumhuriyet gazetesine bomba atılması talimatının kim tarafından verildiği yönündeki soru üzerine, söyleyecek bir şeyinin olmadığını ve ayakta duracak halinin kalmadığını belirtmesi üzerine, sanık kürsüsündeki sandalyeye oturtuldu. Savcı Pekgüzel´in, ´Bunlar çok önemli Alparslan. Cumhuriyet gazetesine bomba atma talimatını kimden aldın? Olay sırasında yanında kimler vardı?´ demesi üzerine Arslan da Cumhuriyet gazetesine karşı önceden bir antipatisi bulunduğunu söyledi. Arslan, ´Neticede onlar da bizim insanlarımız. Ama domuza başörtüsü giydirme. Bunu yapma. Hiç olmazsa bir özür dile. Turhan Selçuk´u çok fazla sevmiyorum. Türkiye´de yaşıyorsunuz, ben anlamıyorum´ dedi. Pekgüzel´in ´Bu karikatürün yayımlanmasından sonra Turhan Selçuk´a tepkiler oldu. Sen de telefon açarak bir tepki gösterdin mi?´ sorusuna Arslan, ´Turan Selçuk´a demedim. Çok kinim var. 60-70 yaşında bir adamsın. Türkiye´de yaşıyorsun, saygılı olmalısın. Başörtüsünü böyle yapamazsınız, babam olsa keserim. Allah´tan utanmayan adamı aklım almıyor. Mesela, burada Doğu Perinçek var. Adamı seviyorum kardeşim´ diye karşılık verdi.

Cumhuriyet bombalarını kimden aldığını önce söylemedi, sorgu sürünce Süleyman Esen´den aldığını tekrarladı

Alparslan Arslan, Cumhuriyet gazetesine atılan 3 el bombasını kimden aldığının sorulması üzerine, ´Bunu açıklamaya, bu konulara girmeye gerek yok. Bazı açıklamaları emniyette yaptım. Bir yerde edebe sığınmak lazım. Her şeyi buradan açıklamaya gerek yok. Ya idam et ya serbest bırak. Onu aç, bunu aç, bırak bunları. Bir yerlere sığınmak lazım. Eğer derin devlet diye bir şey varsa ki kokusu bana az geliyor. Mesela, Malatya´daki olayı Emniyet nasıl çözemiyor´ dedi. Arslan, Danıştay´ın başörtüsü kararıyla ilgili olarak, ´Emekli paşa, emekli hakim ve emekli savcı bir araya gelir. Sen niye yasaklarsın diye sorar, ama sorulmuyor´ dedi.

Perinçek sorulara müdahale etti

Savcı Pekgüzel´in, ´Bombaları nereden aldığınız konusunda çelişkili ifadeniz var. Mesela birisinde Süleyman Esen´den aldığınızı söylüyorsunuz. Bunları açıklarsanız bu davayı ancak böyle bitirebiliriz´ demesi üzerine tutuklu sanık Doğu Perinçek, ´Böyle mi bitecek bu dava´ diye tepki gösterdi. Bunun üzerine savcı Pekgüzel, olayı aydınlatmaya çalıştıklarını söyledi. Savcının, ´3 bombayı atmaları için nereden adam buldun? Parayı nereden buldun? Önceden planlamış mıydınız?´ şeklindeki sorularına Arslan, ´Edepsiz insanlarla yaşayamıyorum. Önemli değil. Burada paylaşıyoruz meseleyi. Bombaları, Cumhuriyet gazetesi meselesini, Danıştay meselesini´ diyerek savcının sorularına farklı cevaplar verdi. Alparslan Arslan´ın bu şekildeki cevapları üzerine savcı Pekgüzel, sorularına cevap alamadığını belirtti. Savcı Nihat Taşkın´ın düzenli olarak Cumhuriyet gazetesi okuyup okumadığını sorması üzerine Arslan, medyada neler geçtiğinin bir şekilde farkında oluğunu söyledi. Arslan, Danıştay´ın kararından ise bir ay sonra haberi olduğunu ifade ederek, ´Haber yayımlandığında benim haberim yoktu ama kafama yerleştiği bir aylık süreç. Cumhuriyet gazetesine bakış açışı merhamet boyutunda da olabilir. Ama ben o idrak boyutunda değildim´ şeklinde konuştu.

Osman Boz konusu gelince mantıklı cevap verdi

Taşkın´ın, ´Osman Boz isimli arkadaşına Cumhuriyet´e bomba atılması konusunda para teklifinde bulunduğuna dair beyanlarınız var. Osman Boz kimdir?´ sorusu üzerine Arslan, Boz´un çocukluk arkadaşı olduğunu, bu konularla alakasının bulunmadığını söyledi. Kimseye para karşılığında bu tip meseleleri kesinlikle yaptırtmayacağını belirten Arslan, ´İnsanlara yardım edebilir ama para boyutunu konuşmam. Para vererek teşvik amacıyla çocuklara namaz kıldırtabiliriz ama bu konuda parayı hiç konuşmadım´ dedi.

Ataşehir buluşması

Osman Yıldırım ile 27 Nisanda Bostancı sahilinde buluştuklarını kabul eden Arslan, bazı holding ve bankalarla ilgili konuştuklarını söyledi. Osman Yıldırım ile çay içip sohbet ettiklerini anlatan Alparslan Arslan, ´Keşke cezaevine girmeseydim. Keşke bu olayların hiçbirini yaşamasaydım. Osman Yıldırım ile mesajlaşıp buluşuyorduk. Oturup sohbet ediyorduk. Motivasyon boyutu vardı. Osman Yıldırım, hayat konusunda beni motive ediyordu. İyilik yapmak, kötülüklerden uzak durmak konusunda beni motive ediyordu´ dedi. Nihat Taşkın´ın, ´Harekete geçme vakti geldi dediniz mi?´ şeklindeki sorusunu Arslan, ´Mezarlıklarda oturmaya başladım. İnsanlardan nefret etmeye başladım. O zaman harekete geçmek lazımdı´ diye cevapladı. Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarının kendisine verildiği iddia edilen Ataşehir toplantılarına ilişkin soruları da yanıtlayan Alparslan Arslan, Ataşehir´de Recep Özkan isimli arkadaşının evine ziyarete gittiğini belirtti. Arslan, ´Bir arkadaşımı arabamla Osman Yıldırım´ı almaya gönderdim. Ben o sırada Recep Özkan´ın evindeydim. Özkan burada yalnız kalıyor. Burası öğrenci evi. Başka bir amaçla kullanılmadı. Osman Yıldırım yukarı çıkmadı. Ben aşağıya indim. Dışarıda konuştuk. Sohbet ettik. Osman´ı sadece ben gördüm. Diğer arkadaşlarım konuşmadı. Osman ile Cumhuriyet meselesinin bir an önce çözüme kavuşmasını, ona göre yaşantımızı düzenlemeyi konuştuk. Başkalarını bu olaya bulaştırmak istemedim. Osman Yıldırım, belli bir hayat tarzı olan bir insan. Ben de üç aşağı beş yukarı bir yere ulaşmış, bunu mertebe olarak söylemiyorum, kendine göre yaşamı olan bir insanım´ dedi.

Baba İdris Arslan dayanamadı oğluna seslendi: Oğlum söyle

Savcı Taşkın´ın, ´El bombaları bu evde mi verildi?´ şeklindeki sorusuna Arslan, ´Bu evde verilmedi´ karşılığını verdi. Arslan, Taşkın´ın , ´Cumhuriyet gazetesine atılan el bombalarını nereden temin ettiniz´ şeklindeki sorusuna cevap verirken bir süre düşündü. Bu arada, duruşma salonunda izleyiciler arasında bulunan babası İdris Arslan, ´Oğlum söyle´ diye bağırdı. Arslan´ın bir süre daha beklemesi üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, ´cevap verecek misin?´ diye sordu. Arslan da ´Hayır´ diye karşılık verdi. Savcı Taşkın, müdahil Cumhuriyet gazetesi avukatlarının duruşmada verdiği beyanda ´Arslan, Danıştay davasında bombaları Süleyman Esen´in özel harpçi bir arkadaşından aldığını söyledi. Ancak bu tutanaklara geçmedi dediğini´ hatırlatması üzerine, Arslan da cezaevine konulduğunu, aradan 1 yıl ya da 6 ay geçtiğini, kimseyle irtibatı olmadığını, ağzından kaçırmış olabileceğini, bunun doğru olmadığını söyledi.

El bombalarını Süleyman Esen´den aldım

Alparslan Arslan, savcının Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasıyla ilgili sorularına, özetle şu yanıtları verdi: ´Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasından kimsenin haberi yok. Bu konuyu kimseyle paylaşmadım. Bu meseleleri yalnızca Osman Yıldırım ile konuştum. Bombaları Ataşehir´de yolda giderken arabada Osman Yıldırım´a verdim. Üsküdar´daki evimden aldıktan 1 saat sonra verdim. Süleyman Esen, Üsküdar´daki evime getirdi. Esen´in nereden bulduğunu bilmiyorum. Ya emniyet ya jandarma ya da korucu tanıdıklar vardır. Esen´in bu tür insanlara ya akrabalığı ya da hısımlığı vardır. Esen´in bu bombalara ulaşabileceği kişiler vardır. ´Bulabilir miyiz´ diye sordum. Bir hafta, 3-5 gün içinde getirdi. Esen´e 3 bomba için 1.5 milyar lira elden verdim. Esen bombaları ne yapacağımı sormadı.´

Arslan ötmeye başlayınca avukatı bu noktada devreye girip itiraz etti

Bu arada, Alparslan Arslan´ın avukatı Oğuz Kayıran, müvekkilinin savunma yapmadığını, ancak bir nevi manipülasyon taktikleriyle sorgusunun yapıldığını belirterek, Arslan´ın çapraz sorgusunun alınmasına tepki gösterdi. Başkan Şengün de ´Sorulara cevap vermeyebilir. Mahkeme doğruların ortaya çıkmasından yana. Verdiğimiz kavga onun için. Kimseyi zorla ifade vermeye zorlamıyoruz. Savunma yapmayacağını söyledi, biz de çapraz sorgusuna geçtik´ dedi. Bu arada, mikrofondan oldukça uzak durduğu için sesi duyulmayan Arslan´a el mikrofonu getirildi. Kafasını sürekli sağa, sola, öne ve arkaya doğru hareket ettirerek mikrofondan uzakta kalan Arslan´ın sesi duruşma salonunda çok iyi duyulmadı. Arslan, savcı Taşkın´ın soruları üzerinde, el bombalarını Süleyman Esen´den aldıktan sonra bir hafta evde tuttuğunu, sonra da Osman Yıldırım´a verdiğini anlattı. Bombaları çantanın içinde evindeki yatağının altında sakladığını ifade eden Arslan, sonra bombaları el çantasına koyduğunu, ardından da 2 tanesini Osman Yıldırım´a verdiğini, birinin de kendisinde kaldığını kaydetti. Arslan, savcının ´Bombaları verirken ne dediniz?´ sorusuna ise ´Bismillah dedim mi hatırlamıyorum´ dedi.

İlk eylemde bombalar patlamayınca diğerinde bizzat ben gittim bombayı attım

Savcının ´Eylem insanları öldürmeye yönelik miydi?´ sorusuna Arslan, ´İnsanları öldürmeye yönelik miydi, yüzde 90 aklımdan geçti diyemem. Sadece uyarmak içindi. İnsanlar ölsün önemli değil. Başörtüsünün de bombalarla birlikte atılmasının nedeni, gazetenin karikatürden dolayı uyarılmasının anlaşılması içindi´ karşılığını verdi. Alparslan Arslan, bombaları cebine koyduğu Yıldırım´a, ´Bugün atılsın, olmazsa yarın muhakkak atılsın´ dediğini ifade eden Arslan, ´Atılınca patlamadı. Sonra ben gittim attım, patladı´ diye konuştu.

ATV´yi kurşunlayacaktım ya da kurşunlatacaktım

Arslan, savcının ´El bombalarını nereden biliyorsunuz?´ yönündeki sorusuna, ´Pimi çekip atmak lazım diye söylendi. Pimi çekilecek atılacaktı. Ben patlayıp patlamayacağı konusunda şüpheliydim. Bombalar çok sağlıklı değildi. Biraz yıpranmıştı. Uzun süreden beri bulunduğu belliydi. Öldürmek kastım olsaydı, girer içeriye atardım. İnsanlara para karşılığı eylem yaptırmadım. Yaptığım işin parayla bir alakası yok´ dedi. Savcı Taşkın, telefonundan atılan bazı mesajları okuyarak, Kaleşnikof ile neyi anlatmak istediğini sordu. Arslan da ´ATV´yi kurşunlayacaktım ya da kurşunlatacaktım. Erkekler yarışıyor adlı yarışmadan dolayı´ diyerek, Cumhuriyet gazetesine bomba atılmasının ardından ATV´ye saldırı düzenleyeceğini söyledi. Duruşma, Alparslan Arslan´ın çapraz sorgusuyla devam ediyor. ( Haber7)

18.45: Alparslan Arslan: Yakalanmasam başka eylemler yapacaktım

Danıştay davası sanığı Alparslan Arslan, Danıştay üyelerine yaptığı silahlı saldırıdan sonra yakalanmasa başka eylemler yapacağını söyledi. Arslan, olayın hemen ardından bir tane üzerinde, 2 tane de otomobilinde ele geçirilen 3 silahı da bu amaçla satın aldığını söyledi. Ergenekon davasının öğleden sonraki oturumunda Alparslan Arslan´ın çapraz sorgusu gerçekleştirildi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Danıştay saldırısı için Ankara´ya gittiği sırada arkadaşlarını da yanında çağırdığını hatırlatarak Arslan´a, Ne diye çağırdığın? Eylemden bahsettin mi? diye sordu. Alparslan Arsan, arkadaşlarına Gelin gidelim dediğini, eylemle ilgili bir konudan bahsetmediğini söyledi. Arslan, Osman Yıldırım´ın işyerinde buluştuğum İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu´na Ankara´ya gitmeyi teklif ettim ve birlikte gittik. dedi.

Sanık Alparslan Arslan, Danıştay saldırısı ile ilgili sorulara, Silahları olaydan 2-3 hafta önce almıştım. 2 Glock silahı Aykut Şükre´den, diğerini de Orhan´dan almıştım. 2 Glock silah için 1,5 ya da 3 milyar para verdim. dedi. Savcının, Bu silahların piyasası daha yüksek değil mi? şeklindeki sorusuna Arslan, Benden bu kadar istendi. cevabını verdi.

Arslan, sözlerine şöyle devam etti: Ankara´ya gittiğimiz gün ben yerini bilmediğim için taksi tutup Danıştay´ın yerini buldum. Nereden gelir, nereden gider diye bekledim. Hedefim Mustafa Birden´di. Ancak geliş gidişini göremedim. Önce görevlilerden Mustafa beyi sordum. Sonra yukarı çıkıp mahkeme salonuna baktım. Kapı kilitliydi. Eğer açık olsa belki geri dönüp, silahı alıp gelirdim. Çaycı gördü beni. Ne aradığımı sordu. Ben de bir dosya ile ilgili olduğunu söyledim. Hangi dosya diye sorduğunda ise boşver deyip geçtim. Ertesi gün de gittim. Binaya girişim sırasında avukat olduğumu söyledim. Silahın içinde bulunduğu çanta öttüğü için birkez daha X-Ray cihazından geçmemi istediler. Ben de kimliğimi tekrar gösterdim ve içeri girdim. Mahkeme salonuna girdim. O sırada çaycı geldi. ´Seni öldürürüm´ dedim. ´Beni öldürme´ dedi. Sekreter çığlık attı. Havaya bir el ateş edince sakinleşti. Asıl hedef Mustafa Birden´di. Ancak o an bitsin artık dedim. Hepsini öldürmeyi düşündüm. Mustafa Özbilgin´in hastanede öldüğünü duydum. Binadan dışarı çıkarken sesleri duyan polisler, ne olduğunu sordular. Ben de bilmediğimi söyledim. Sonra kıpırdama dediler. Onları korkutup kurtulmak amacıyla duvara bir el ateş ettim. Fakat birkaç kişi üzerime atlayıp beni durdurdu.

Savcı Pekgüzel´in, Öncelikli amacınız Mustafa Birden demiştiniz ancak Mustafa Özbilgin´e yakın mesafeden göğsüne sıkmışsınız sözleri üzerine Arslan, O anki hal. Bu hal işidir. dedi. Pekgüzel´in Danıştay saldırısının ardından üzerinde bulunan Glock marka tabancadan hariç otomobilinde yapılan aramada da 2 adet silah bulunduğunu hatırlatması üzerine Alparslan Arslan, Eğer Danıştay´da yakalanmasaydım başka tarafa da gidecektim´ dedi. Arslan, savcının Başka eylem mi yapacaktınız? şeklindeki sorusuna ise Arslan Evet cevabını verdi. ( Zaman)

19.37: Alparslan Arslan´ın çapraz sorgusu 7 saat sürdü. Deli numarasından vazgeçen Arslan duruşmada gayet aklı başında cevaplar verdi diyaloğa girdi. Bu bile tek başına çok anlam ifade ediyor. Danıştay saldırısı için çok akıllı bir tetikçi seçmişler

Birinci ´Ergenekon´ davasının tutuklu sanığı Alparslan Arslan´ın sabah başlayan ve öğleden sonra da devam eden çapraz sorgusu yaklaşık 7 saat sürdü. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada çapraz sorgusuna devam edilen Alparslan Arslan, ´ülkücü camiada Veli Küçük´ün adının sürekli geçtiğini, kendisine uzaktan saygı duyduğunu´ söyledi. Veli Küçük´ün adının Türkiye´de ´bir sembol´ olduğunu, ´emekli ettirildiği´ iddiaları nedeniyle ülkücüler tarafından Genelkurmay Başkanlığına tepki duyulduğunu öne süren Arslan, Mehmet Eymür´ün ise sadece adını duyduğunu, bir araya hiç gelmediğini kaydetti. Bu davanın tutuksuz sanığı Semih Tufan Gülaltay´ı da tanımadığını anlatan Arslan, ´Küçükyalı´da bahsedilen yer onun mu? bilmiyorum. Kuvayi Milliye ile ilgili Hüseyin Görüm´ün yapılanmaları vardı. Görüm, ofisi Küçükyalı´ya taşıdı. Sonra ben koptum´ dedi.

Arslan, ´derin devlet´, ´İsrail´ gibi konularla ilgili ´yeşil.org´, ´atin.org´ gibi siteler ile ülkü ocaklarının sitelerine girdiğini, Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin sitelerine ise girmediğini anlattı. Arslan, savcının sorusu üzerine ´Ergenekon örgütünün ne olduğunu bilmiyorum. Ergenekon örgütünün olduğunu zannetmiyorum. Belli insanlar bir araya gelmiş, çay-sohbet için... Varlığı, yokluğu konusunda kesin bilgi sahibi değilim´ diye konuştu. Bulgaristan´a bir defa gittiğini dile getiren Arslan, hayatı boyunca uyuşturucu madde kullanmadığını, doktorların verdiği ilaçları içtiğini kaydetti. Savcının ´Size herhangi bir tehdit yapıldı mı?´ sorusuna ´hayır´ cevabını veren Arslan, kendi dünyasında yaşayan bir insan olduğunu, kendisine ve ailesine hiç bir tehdit gelmediğini vurguladı.

Muzaffer Tekin´le tanışıklığı olduğuna ve bunun saygı, sevgi çerçevesinde gerçekleştiğine işaret eden Arslan, cezaevine girmeden önce de CHP Genel Başkanı Deniz Baykal´ı sevdiğini söyledi. Savcıların sorularının ardından söz alan tutuklu sanık Muzaffer Tekin, savcıların kendilerine hasım gibi davrandığını, kendisini Guantanamo cezaevine gönderseler bile konuşmaya devam edeceğini belirtti.

Muzaffer Tekin azmettirmedi

Tekin´in soruları üzerine de Arslan, ne Cumhuriyet gazetesinin bombalanması, ne de Danıştay´a saldırı için Muzaffer Tekin´in azmettirdiğini söyledi. Arslan, Osman Yıldırım, Tekin ve kendisinin Üsküdar´daki çay bahçesinde hiç bir araya gelmediklerini ifade ederek, Ataşehir´de Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Kuddusi Okkır, Oktay Yıldırım, Zekeriya Öztürk ile biraya geldiği iddialarının da gerçeği yansıtmadığını, buradan el bombası almadığını anlattı.

Muzaffer Tekin de ´2004 Aralık veya 2005 Ocak aylarından itibaren 1.5 yıl, o dergaha gittiğinden itibaren Arslan´ı hiç görmedim. Bir araya gelmedik. Arslan ile 2006 yılında bir tek telefon görüşmem yok. 2005 Kasım ayında mesaj çekilmiş. Keşke o dönem daha sık görüşseydim de ne kadar hassas olursa olsun, ben onun önüne atılır engellerdim. Tekin´in yanında bir insan, Cumhuriyetin savcısına kurşun sıkamaz´ diye konuştu. Arslan, bir soru üzerine de bilgisayarında bulunduğu iddia edilen 16 sayfalık ´Ergenekon´ belgesinden haberi olmadığını söyledi. Arslan, başka bir soru üzerine ´Kemalettin Güler benim okul arkadaşımdır. Fethullah Gülen´in yeğeni olarak tanıyorum. Zaten üniversiteye başlamadan cemaatle ilişkim vardı. Işık Evlerinde kaldım. Gidip gelirdim´ dedi. Arslan´ın sabah başlayan ve öğlen arasının ardından devam eden, Cumhuriyet savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın tarafından dönüşümlü olarak yapılan çapraz sorgusu 6 saat sürdü. Diğer sanıkların sorularıyla Arslan´ın çapraz sorgusu yaklaşık 7 saatte tamamlandı. Mahkeme heyeti, talepleri değerlendirmek için duruşmaya ara verdi. ( Zaman)

Muzaffer Tekin´i yalanladı: Kendisiyle sohbet ettik

Danıştay saldırısının kilit ismi emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Ergenekon davasındaki savunmasında Alparslan Arslan´la aynı ortamda bulunmuş olabileceğini ancak hiç konuşmadıklarını beyan etmişti. Arslan ise dünkü savunmasında Tekin´i yalanladı. Arslan, Muzaffer Tekin´le bu olaydan 1 yıl önce tanıştım. Kendisinin Kadıköy´deki ofisine 3-5 defa gittim. Gitmeden önce kendisini telefonla arayıp müsait olup olmadığını sormak için arardım. Kendisiyle siyasi sohbetler, vatan millet din, Sakarya... sohbetleri yaptık. dedi. Arslan, Veli Küçük´ü basından tanıdığını ifade etti. Savcı Pekgüzel, Tekin´le 30´a yakın telefon görüşmesi olduğunu söylemesi üzerine Arslan, Hatırlamıyorum. dedi. Arslan, Tekin´le son görüşmesini ne zaman yaptığını hatırlamadığını ve Fikri Karadağ´ı da Tekin´in ofisinde tanıdığını anlattı. Hüseyin Görüm´ü avukatı olduğu için tanıdığını ve Maltepe´deki toplantılara katıldığını belirtti.

Asıl hedef Mustafa Birden´di

Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan, 17 Mayıs 2006´daki saldırıda asıl hedefinin Danıştay 2. Dairesi Başkanı Mustafa Birden olduğunu da söyledi. Arslan, olay gününü şöyle anlattı: ´Bahçede uzun süre oturdum. Bir ara yukarı çıktım, salon kapalıydı. Salon açık olsaydı silahı alıp gelip saldırıyı yapacaktım. Çaycı geldi, dosyam var dedim binadan ayrıldım. Ertesi sabah arkadaşlar otelde uyurken çıktım gittim. Silah çantamdaydı. Güvenlik noktasında öttü. Kimliğimi gösterdim. Avukat olduğum için yukarı çıkmama izin verdiler. Salona girdim. Başta Mustafa Birden olmak üzere 3-4 el ateş ettim. Bayanlar da vardı. Böyle bir şey yasak olamaz, bitsin dedim. Çaycı geldi, seni öldürürüm dedim, kaçtı gitti. Aşağıya indim, polislerle karşılaştım. Sakince yürümeye devam ettim. Polisler anladılar, koluma girmeye çalıştılar, ben de silahımla duvara ateş ettim. Beni götürdüler.´ Asıl hedefinin Birden olduğunu söyleyen Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü: Mustafa Birden, ilk gün odasından çıkmayınca ben de evinde vurmayı düşündüm. Evini aradım, ´Yavuz Birden´den kargo var, adres verin´ diye söyleyecektim. Dışarı çıkınca takip edecektim. Asker kıyafeti giyip, elime dosyalar alıp, Genelkurmay´dan geliyormuş gibi gösterecektim. Özel bir durum falan deyip. Ancak dışarı çıkmayınca ben de Danıştay´a gittim. dedi.

Arslan babasına hakaret etti

Alparslan Arslan, bir ara 12 Eylül dönemindeki cezaevi koşullarından söz etmeye başladı. İzleyiciler bölümünde bulunan babası İdris Arslan, Sana mı kaldı. 4 yıldır yok olduk oğlum´ diye tepki gösterdi. Arslan da, babasına bağırarak, ´Ben Allah´ın fedaisiyim.´ diyerek küfürlü konuşarak babasına, ´Şerefsiz sen kimsin. Ben Allah´ın fedaisiyim. Puşt herif´ diye bağırdı. ( Star) Ardından mahkeme heyeti başkanı Köksal Şengün, Arslan´ın babasına ´Yönlendirmenizin anlamı nedir?´ diye sordu. Bunun üzerine Arslan´ın annesi Porsor Arslan, ´Sağlıklı mı acaba? diye bağırdı. Başkan Şengün, Sağlıklı olup olmadığına siz karar veremezsiniz. Hissiyatınıza saygılı olabiliriz ama onun da ölçüsü var.´ uyarısında bulundu.

Osman Yıldırım´ın tanık ifadelerini doğruladı

Savcı Nihat Taşkın, daha sonra Osman Yıldırım´ın Ankara´da cezaevinde tanık olarak verdiği ifadeyi hatırlattı. Alparslan Arslan, Osman Yıldırım´la Danıştay saldırısı öncesi Ümraniye, Ataşehir ve Üsküdar´da buluşup konuştuklarını itiraf etti. Ancak Cumhuriyet Gazetesi´ne atılan bombalara ilişkin çelişkili ifade verdi. Osman Yıldırım, bombaların Ataşehir´de bir evde kendisine verildiğini anlatmıştı. Savcı Osman Yıldırım´ın bu ifadelerini hatırlatırken, Arslan, Muzaffer Tekin´in ilgisi yok. diye bağırdı. Savcı Taşkın bu konuyu sormayacağını belirtti. Yıldırım´ı 27 Nisan 2006´da Ataşehir´e çağırdığını belirten Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü: Bombaları Ataşehir´de yolda giderken arabada Osman Yıldırım´a verdim. Üsküdar´daki evimden aldıktan 1 saat sonra verdim. Süleyman Esen Üsküdar´daki evime getirdi. Esen´in nerden bulduğunu bilmiyorum. Ya emniyet, ya jandarma, ya da korucu tanıdıkları vardır. Esen´in bu tür insanlarla ya akrabalığı ya da hısımlığı vardır. Bulabilir miyiz, diye sordum. Bir hafta, 3-5 gün içinde getirdi. Esen´e 3 bomba için 1,5 milyar lira elden verdim. Esen bombaları ne yapacağımı sormadı.

Özel Harpçi ifadesi ağzımdan kaçtı

Savcı Nihat Taşkın da müdahil olan Cumhuriyet Gazetesi avukatlarının Ergenekon davasında yaptıkları açıklamada Alparslan Arslan, Danıştay davasında bombaları Süleyman Esen´in Özel Harpçi bir arkadaşından aldığını söyledi. Ancak bu zabıtlara geçmedi. dediğini hatırlatarak bu konuda bir açıklama yapmasını istedi. Arslan´ın bu soruya ise Tahmin ettim, öylesine aklıma geldi. Cezaevine konulmuşum. Aradan bir yıl ya da 6 ay geçmiş. Kimse ile irtibatım yok. O şekilde ağzımdan kaçtı. Bu doğru bir şey değil. Sadece ağzımdan çıktı. cevabını verdi.

´Vakit´ten habersizdim

Alparslan Arslan, Savcı Nihat Taşkın´ın, “Danıştay´ın başörtüsüne yönelik kararını ne zaman öğrendiniz?” sorusuna, “Danıştay saldırısından bir ay önce haberdar oldum” dedi. Taşkın, Danıştay´ın başörtüsü kararının Vakit gazetesinin 13 Şubat 2006 tarihinde “İşte o üyeler” başlığıyla yayımladığını hatırlatması üzerine, “Haber yayımlandığında haberim yoktu. Bu saldırı bir aylık süreç” dedi. Arslan, daha önce “Vakit´in haberinden etkilendim” demişti. ( Taraf)

Oğuztan, Ölmez ve Şahin tahliye edildi, 7 sanığın tahliyesi ise 1´e karşı 2 oyla reddedildi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki 1. Ergenekon Davası´nın dünkü duruşmasında Erol Ölmez, Kahraman Şahin ve Ümit Oğuztan´ın tahliyelerine karar verildi. Diğer 27 sanığın ise tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi. Ancak, ara kararda mahkeme başkanı Köksal Şengün´ün, tutuklu sanıklardan terör örgütü üyesi olmak suçundan yargılanan Emin Gürses, Kemal Kerinçsiz, Hayrettin Ertekin, Hüseyin Görüm, Erkut Ersoy, Muhammet Yüce ve Selim Akkurt´un yattıkları süreler, haklarında isnat olunan suçların vasıflarının değişme ihtimali, tutukluluktaki makul sürenin aşılmış olması ve toplum içerisindeki konumları da dikkate alındığında bu aşamadan sonra kaçma ve saklanma şüphelerinin bulunmadığı gerekçesiyle tahliye edilmeleri yönünde oy kullandığı belirtildi. Kararda, mahkeme başkanının muhalefetine karşılık iki üye hakimin tutukluluk yönünde görüş bildirmesi üzerine bu sanıkların oy çokluğuyla tutukluluk hallerinin devamına karar verildiği bildirildi.

Öcalan´ın Ergenekon´la ilişkisi MİT´e sorulacak

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca Abdullah Öcalan´ın eski Ankara 1 No´lu DGM´de yargılandığı dava dosyasının istenmesine karar verdi. Mahkeme, PKK terör örgütünün MİT tarafından kurulduğuna, teröristbaşı Abdullah Öcalan´ın iddia olunan Ergenekon terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin iddiaların Genelkurmay Başkanlığı, MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü´nden sorulmasına, Alparslan Arslan´ın MİT görevlisi olup olmadığının MİT´ten sorulmasına karar verdi. ( Zaman)

20 EKİM 2009 - ARSLAN´IN SORGUSUNDA 2. GÜN..

20 Ekim 2009: Bizim yaptığımız kötülükler ortaya çıkarsa insanların midesi bulanır

Birinci ´Ergenekon´ davasıyla birleştirilen Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırı dosyasının sanıklarından Alparslan Arslan, ´Bizim yaptığımız kötülükler ortaya çıkarsa insanların midesi bulanır´ dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde 117. duruşması yapılan 1. Ergenekon davasında üye hakim Hasan Hüseyin Özese´nin sorularını cevaplandıran Arslan, tanıyıp tanımadığı sorulan bazı kişilerle ´ülkücü ve vatanını, dinini seven insanlar olması´ nedeniyle görüştüğünü söyledi. Arslan, ´Sedat Peker´i tanıyıp tanımadığı´ yönünde bir soruya, ´İsmini duyuyordum. Kendisini Fenerbahçe´deki bir çay bahçesinde, cipin içinde otururken gördüm. Başka da görmedim. Ondan burs da almadım´ karşılığını verdi. Süleyman Esen ile iyi bir insan olduğu için samimiyet kurduğunu ve iyi diyaloglarının olduğunu, onun türbanla ilgili görüşünü bilmediğini ve Danıştay baskınından kendisine bahsetmediğini öne süren Arslan, Hakkı Kurtuluş´un ofisinde 6 ay avukatlık stajı yaptığını dile getirdi. Gürhan Gür ile birlikte Yeditepe Hukuk Bürosu´nu kurduklarını ve avukatlıktan elde ettiği kazançla da rahat geçinebildiğini anlatan Arslan, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneği´nden (VKGB) Hüseyin Görüm, Hüseyin Nalın ve Bülent Gürkan´ı tanıdığını söyledi. VKGB´nin özel sohbetler gerçekleşen toplantılarına katıldığını ve Nihat Gürkan ile din sohbetleri dışında kimseyle orada konuşmadığını ifade eden Arslan, hakim Özese´nin ´Kuvayi Milliye Derneği hakkında ne biliyorsunuz?´ sorusu üzerine de ´yaşam çizgisini beğendiği Fikri Karadağ´ı tanıdığını, ancak birkaç sohbetten sonra yaşayamayacağını bildiği için kendisini Hüseyin Görüm ve Hüseyin Nalın´a attığını ve oradan Fikri Karadağ dışında ofisine gidip geldiği Muzaffer Tekin´le de görüştüğünü´ söyledi.

Kötülüklerin ortaya çıkması

Osman Yıldırım´ın akıllı bir adam olduğunu ve sohbet ettiklerini belirten Arslan, alacak verecek meselesi nedeniyle tanıdığı Hüseyin Görüm´ün de inandığı değerler için fedakarlıklarda bulunmuş biri olduğunu ve onunla ilk olarak Maltepe´deki bir ofiste tanıştığını anlattı. ´Bizim yaptığımız kötülükler ortaya çıkarsa insanların midesi bulanır´ diyen Arslan, Hüseyin Görüm´ün iş yerine gidip geldiğini, ancak onun Maltepe´deki konteynerine hiç gitmediğini, Hüseyin Görüm ile görüşmesinin, ona yardım etmesinin parayla ilgisinin olmadığını ve kendisiyle din, diyanet meseleleri üzerine konuştuğunu kaydetti. Hakim Özese´nin sorusu üzerine Salih Kurter ile daha önceden tanışıklığının olduğunu ve haftada 2-3 gün yanına gittiğini belirten Arslan, yalnız gitmemeye çalıştığını, bütün arkadaşlarını görüşmeye çağırdığını, Süleyman Esen´in görüşmelerde genelde suskun olduğunu, Salih Kurter´in kendisine Danıştay saldırısıyla ilgili bir telkininin olmadığını ve Kurter´in kendi yörüngesinde yaşayan bir adam olduğu için o işlerle ilgilenmediğini söyledi. Arslan, hakim Özese´nin, ´Danıştay ve Cumhuriyet baskınlarıyla ilgili Salih Kurter ve Süleyman Esen´in bir nasihati oldu mu?´ sorusuna, ´Müslüman Müslümana cihat et demezse edepsizliktir. Kurter´de idrak olsa yeryüzüne çıkardı... Guantanamo´da aşk varsa, uçkurumu keserim. Kurter ile paylaşmak istedim, paylaşamadım. Salih Kurter´i koyduğum noktayı, Kurter hak etmiyor´ yanıtını verdi. Salih Kurter´e örtülü olarak yardım etmeye çalıştığını, açıktan para vermediğini, halısının altına koyduğunu ve alışverişten aldıklarını evine bıraktığını anlatan Arslan, ´Kurter´in evinde babası İdris Şahin´e ait bir alışveriş fişinin bulunması´ yönündeki soruya ilişkin ´Bildiğim kadarıyla bir tanışıklıkları yok. Elazığ´dan market kartlarıyla aldığım bir alışverişten olabilir´ dedi.

Kuracağım devleti kafaya koymuştum

´Osman Yıldırım ile ilk olarak 2001 veya 2002 yıllarında tanıştığını, bazı alacaklarının tahsiline onunla gittiğini, Osman Yıldırım´ın birlikte kavga edeceği güvenilir bir insan ve önemli biri olduğunu´ ifade eden Arslan, Veli Küçük ile Osman Yıldırım´ın tanışıp tanışmadıklarını hatırlamadığını ve Veli Küçük isminin ortaya atılmasının hoşuna gitmediğini söyledi. Hakim Özese tarafından emniyetteki ifadeleri hatırlatılan Arslan, şöyle konuştu: ´Ben devleti değiştireceğime inanıyordum. Belki saflık. Osman ile Bostancı sahilinde yürürken ona anlatırdım. Ama bilen insanların olması lazım. 27-28 yaşındaydım. Alparslan Arslan devleti değiştirecekti. Karadeniz´den Lazlar´ı toplayacaktım. İstanbul´da batağa batmış Kürt gençleri toplayacaktım. Kuracağım devleti kafaya koymuşum. Kafamda hepsi var ama Müslümanlaştırarak. Orduyu kurup silahları dağıtacaktım. Utanarak anlatıyorum ama kafamdaki kurgu buydu. Yukarıdan verilen görev bu, yoksa olmaz.´

Yine bomba atarım

´Danıştay baskınına kimlerle gittiği´ sorulan Arslan, arabanın içinde Osman Yıldırım, İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu´na ´Danıştay´a gidelim, basalım´ diye konuştuğunu, bu kişilerin de kendisine ´tamam´, Osman Yıldırım´ın ´her şeye varım´ dediğini söyledi. Osman Yıldırım´ın bu işte menfaatinin olmadığını, sadece Allah için yaptığını kaydeden Arslan, emniyet ifadesinde Osman Yıldırım ile Cumhuriyet baskınını konuştuğu hatırlatılınca, ´Doğru, gerçek bu. Osman Yıldırım eylemi bana sordu, planda uzlaştık. Başörtüsüne el kalktığında yine bomba atarım´ dedi. Başka bir soru üzerine, günlük gazeteleri hemen hemen haftanın 4-5 günü takip ettiğini söyleyen Arslan, Danıştay´ın türbanı yasaklayan kararıyla ilgili haberi farklı bir yerde duyduğunu ve duyduğu zaman da kafasının infilak ettiğini belirterek, böyle bir şeyin olamayacağını düşündüğünü ve o gece evinde yatarken nasıl bir silah bulabileceğini düşündüğünü söyledi.

İşe Fethullah Gülen´in yeğeni Kemalettin Gülen´i de karıştırdı

´Danıştay´ı çok rahat vuracağımdan eminim´ diye düşündüğünü anlatan Arslan, ´bir gün sonra Kemalettin Gülen adlı bir kişinin yanına gelerek Vakit gazetesini kendisine gösterdiğini, Mustafa Birden´i arayıp küfrettiğini söylediğini ve bunun hoşuna gittiğini´ anlattı. Arslan, ´Bu Müslüman bir gencin tavrıdır. ...´ dedi. Kemalettin Gülen´i, ´Fethullah Gülen´in yeğeni, ülkücü, nurcu ve cemaatçi biri olarak bildiğini´ ifade eden Arslan, ´Kemalettin Gülen´e sahip çıkma pozisyonunda onunla görüştüğünü, Danıştay baskınından bir hafta önce Gülen´in Üsküdar´daki ofisine gittiğini ve istemesi üzerine Gülen´in kendisine Danıştay 2. Daire Başkanı Mustafa Birden´in adreslerini gösteren, telefon numaraları olan bilgisayar çıktıları verdiğini´ iddia etti. Arslan, Kemalettin Gülen´in kafasındaki planlarından haberinin olmadığını´ dile getirdi. ( AA)

Arslan, Danıştay´ın başörtüsü kararından bile habersiz

Danıştay 2. Dairesi´ne saldırı düzenleyen Alparslan Arslan´ın, Danıştay´ın başörtüsüne ilişkin kararını bilmediği ortaya çıktı. Ergenekon davasının dünkü duruşmasında Hakim Sedat Sami Haşıloğlu´nun, Danıştay´ın kararını hatırlıyor musunuz? sorusuna Arslan, Başörtülü biri, anaokuluna başörtülü giremedi zannediyorum. dedi. Hakim, Zan üzerine mi eyleme girdiniz? diye sorunca Alparslan Arslan kaçamak cevap verdi. Anaokulu öğretmeni Aytaç Kılınç´ın okul bahçesinde başörtüsü takmasını laikliğe aykırı bulan Danıştay İkinci Ceza Mahkemesi´ne saldırı düzenlediği ve üye hakim Mustafa Özbilgin´i öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Alparslan Arslan´ın Danıştay 2. Dairesi´nin başörtüsüne ilişkin kararını bilmediği Ergenekon duruşmasındaki çapraz sorguda ortaya çıktı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu´nun, Danıştay kararı bir anaokulu öğretmeni ile ilgiliydi. Bu kararı hatırlıyor musun? sorusuna Alparslan Arslan, Başörtülü biri, anaokuluna başörtülü giremedi diye zannediyorum. diye cevap verdi. Arslan´ın bu cevabı üzerine üye hakim Haşıloğlu da, Zan üzerine mi eyleme girdiniz? diye sordu. Alparslan Arslan da yine kaçamak cevap vererek, Bu bayan kendisi çözemez miydi? ´Açsın´ demiyorum; ama gitsin müdürüyle konuşsun. Açıyor, kapatıyor saygı duyarım. Gücü bu kadar. Televizyonlara çıktı, millet birbirine girdi, kötülükler başladı. diye konuştu.

Müvekkilimin beynini bulandırıyorsunuz

Bu sırada Arslan´ın avukatı söz alarak, Müvekkilimin beynini bulandırıyorsunuz. diye tepki gösterdi. Haşıloğlu´nun sorduğu bazı sorulara, gülerek cevap veren Alparslan Arslan, Kusura bakmayın, hastayım yani. Cezaevinde varlık problemleri, gel-gitler yaşadım. Şu an kontrollüyüm. dedi. Danıştay saldırısında türban kararına muhalif kalan kadın üyenin de yaralandığının hatırlatılması üzerine Alparslan Arslan, Kendisinden daha sonra kalben özür diledim. dedi. Daha önce Glock kullanmadığını belirten Alparslan Arslan, Silahı neden olay yerinde bırakmadın? sorusunu ise, Aklıma gelmedi. diye cevapladı.

Arslan annesini de eleştirdi

Saldırı esnasında Danıştay binasında kendisine yardım eden kimsenin olmadığını ifade eden Alparslan Arslan´a, üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu´nun, Silahları 7 bin liraya aldığınızı söylüyorsunuz. Aylık gelirinizin ise 500 TL. Bu parayı nereden temin ettiniz? diye sordu. Arslan, Para konuşmayı sevmiyorum. Para vardı. Şükürler olsun para gelirdi. Elimin altında 7 bin lira vardı. diye konuştu. Haşıloğlu´nun, annesi Porsor Arslan´ın ifadesinde yer alan kendisi ile ilgili beyanlarını okumasına tepki gösteren Alparslan Arslan şunları söyledi: Bu bayan ve diğer şahıslarla ilgili bir şey duymak istemiyorum. İnancı için kendisini feda etmeyen insanlardan uzağım. Evladı ´kavga etmesin´ diye her türlü şeye başvuran ailelerden uzağım. Eve kilitlemenin anlamı yok. Benim annemin fakirlere karşı gözü yaşarmadı. Böyle bir ailede yokum. İslam inancı için gönülden fedakarlık yapmayan insanlarla yaşayamam.

İnançlı bir kişi olduğunuzu söylüyorsunuz, inançlı insanları nasıl öldürdünüz?

Haşıloğlu´nun, İnançlı bir kişi olduğunuzu söylüyorsunuz, inançlı insanları nasıl öldürdünüz? sorusuna ise Arslan, Sadece öldürürüm, zulüm etmem. Elimde imkan olsa Allah rızası için buradaki insanları yaşatmam. diyerek bağırdı, hakime de küfür etti. İstihbarat örgütleri adına çalışmadığını belirten Alparslan Arslan, Türkiye´de bomba temin etmenin çok kolay olduğunu söyledi.

Sıkıştığı her soruda Allah´tan bahsetmeyi ve sorulara kaçamak cevap vermeyi sürdürünce Hakimden Arslan´a uyarı geldi: Yeryüzüne inelim

Arslan´ın sıkıştığı her soruda Allah´tan bahsetmesi ve sorulara kaçamak cevap vermesi üye hakim Haşıloğlu´nun tepkisini çekti. Haşıloğlu, Takdir Allah´ın diyorsun, Allah´ın emri var diyorsun. Allah´ın emri kısmını bir tarafa bırakıyoruz. Kul olarak, sizinle ilgili olan kısmı soruyorum. şeklinde konuşunca, Arslan,Allah´tan ayrılalım, yeryüzüne inelim diyorsunuz diye konuştu. Üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu da, Evet yeryüzüne inelim. dedi. ( Zaman)

Arslan bu kez Cumhuriyet´in domuz karikatürünü övdü

Arslan, Cumhuriyet saldırısının gerekçesi olduğunu söylediği domuz karikatürünü bu kez övdü. Karikatürü çizen Turhan Selçuk´u, Danıştay 2. Dairesi başkanı ve hedefi olan Mustafa Birden´den ayırdığını anlatan Arslan, Allah Turhan Selçuk´un hakkını versin. Turhan Selçuk´un elini öper alnıma koyarım. diye konuştu. ( Zaman)

22 EKİM 2009 - ARSLAN´IN SORGUSUNDA 3. GÜN..

22 Ekim 2009: İki duruşmadır yapılan sorguya ne Danıştay ne de Cumhuriyet Gazetesi avukatlarının katılmaması dikkat çekti

Mahkeme heyeti ve savcılar iki gün boyunca ara vermeden Alparslan Arslan´a 5-11-15 Mayıs 2006 tarihlerinde Cumhuriyet Gazetesi´ne üç kez bomba atılması eylemleri ile 17 Mayıs 2006´da Danıştay 2. Dairesi üyelerine yönelik saldırıyı aydınlatmak için yüzlerce soru yöneltti. Bugün (22 Ekim 2009) yapılacak 118. celsede de üye hakim Sedat Sami Haşıoğlu´nun sorguya devam etmesi bekleniyor. Danıştay davasının Ergenekon davası ile birleştirilmesinden sonra 3 Ağustos 2009´da başlayan yeni süreçte davayı takip eden tek müdahil Cumhuriyet Gazetesi avukatları ise geri planda kaldı. Danıştay davası Ergenekon´la birleşmeden önce bu olayların azmettiricisi olduğu iddia edilen Muzaffer Tekin ve Veli Küçük´ün sorgusuna katılan Cumhuriyet gazetesi avukatları Arslan´ın çapraz sorgusunun yapıldığı 116 ve 117. duruşmada yer almadı. Müdahil Cumhuriyet Gazetesi avukatları Bülent Utku ve Akın Atalay, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde süren davaya katılmıştı. Ancak avukatlar, Silivri´deki mahkemede sorgulanan Arslan´a tek bir soru bile sormadı.

Dava Ankara´da görülürken davaya müdahil olan mağdurlar İstanbul´da suskun. Ne müdahil oldular ne de henüz bir tek soru sordular

Silivri´deki duruşmada, sessiz kalan bir diğer taraf da Danıştay Başkanlığı´ydı. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki davada, Alparslan Arslan´la birlikte 9 sanık laiklik karşıtı eylemleri nedeniyle yargılanıyordu. Bu davaya Danıştay Başkanlığı, Danıştay 2. Dairesi üyeleri ve ölen hakim Mustafa Yücel Özbilgin´in ailesi müdahil olarak katılmıştı. Ankara´daki davalarda Danıştay Başkanlığı´nı da her zaman avukatları temsil ediyordu. Ancak dava Ergenekon davası ile birleşince Danıştay Başkanlığı, Danıştay 2. Dairesi başkan ve üyeleri ile ölen hakim Özbilgin´in çocukları müdahil olarak devam etmedi. Alparslan Arslan´ın sorgusunda da yer almayıp, soru da sormadılar. Ölen hakim Özbilgin´in oğulları Gürkan ve Serkan Özbilgin 20 Ekim 2008´de başlayan davayı uzun bir süre takip etmişti. Özbilgin kardeşler, o sırada yaptıkları açıklamada Danıştay davası ile Ergenekon davası birleşirse müdahil olabileceklerini belirtmişlerdi.

´Gizli Tanık 9´ tartışması

22 Ekim 2009: Birinci Ergenekon davasının bugün yapılan 118. duruşmasında Alparslan Arslan´ın çapraz sorgusuna devam edildi. Arslan´a, gizli tanık 9´un beyanlarıyla ilgili yöneltilen sorular tartışmalara neden oldu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu´nun sorgulamaya devam ettiği tutuklu sanık Alparslan Arslan, soru üzerine sanıklardan Muhammet Yüce ile duruşmalarda tanıştığını söyleyerek, dosyanın ´Ergenekon´ davasına bağlanma nedenini bilmediğini ve buradan Sincan´daki cezaevine dönebileceğini kaydetti. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´ün, ´Sanıkları burada mı tanıdın?´ sorusuna Arslan, ´Uzak durmak lazım, başka gideceğim yerim yok. Muzaffer Tekin´i parçalayabilirim. Dengeyi bulursam kafayı yiyebilir´ yanıtını verdi. İsminin geçmesi üzerine söz alan tutuklu sanıklardan Muhammet Yüce de Alparslan Arslan´ı tanımadığını belirterek, Arslan´a yönelik, ´Sen beni tanıyor musun?´ diye sorunca Arslan, ´Bilmiyorum, düşünmem lazım´ diye konuştu. Alparslan Arslan, Muhammet Yüce´nin, ´Beni bu işe katmayın´ sözüne karşılık, ´Bombaları sen verdin. Böyle bir cümle kullanabilirim Muhammet Yüce için. Aramızda husumetin olmaması lazım. Ama bilmiyorum, daha sonra bilebilirim´ dedi.

Üye hakim Haşıloğlu´nca telefonundaki bazı e-mail adreslerinin sorulmasına karşılık, bilgi sahibi olmadığını ve hatırlamadığını anlatan Arslan, babası İdris Arslan´ın mahkemeye verdiği dilekçede, kendisiyle ilgili ´Başbakan´ın icraatlarını methettiği´ yönündeki beyanlarının hatırlatılması üzerine de ´Başbakan´ın Genelkurmay Başkanlığına karşı tavrı hoşuma gidiyordu. Bu kadarını söyleyebilirim´ ifadesini kullandı. Soru üzerine tutuklu sanıklar Osman Yıldırım ve Hüseyin Görüm´ün kendisinin Kadıköy´deki avukatlık ofisinde karşılaşmış olabileceklerini söyleyen Arslan´ın ifadesine karşılık söz alan Hüseyin Görüm, ´Alparslan doğru söylüyor. Osman Yıldırım´ı burada görünce ofiste karşılaştığım kişi olduğuna emin oldum. Alparslan´ın bürosunda karşılaşmış olabilirim´ diye konuştu. Üye hakim Haşıloğlu´nun, ´Osman Yıldırım´ın, ´Danıştaya saldırıyı tahmin ettim, Sinan Berberoğlu ismi geçti´ beyanları var, buna ne diyeceksin?´ diye sorduğu Arslan, ´Ben Osman´ı ve çevresini ATV ve bankalara yönlendirmeye çalışıyordum. ATV´ye girmeyi ve bankalardaki insanları görmemizi sağlayacak diyalog sahibi insanlar lazım. Bu konuda Sinan Berberoğlu ismi geçmiş olabilir´ dedi.

´Osman Yıldırım´a gönderdiği belirli aralıklı telefon mesajlarının Cumhuriyet gazetesine bomba atılması tarihiyle örtüştüğü´ şeklinde bilgi verilen Arslan, bomba attıktan sonra, 3-4 kez, Cumhuriyet gazetesi alıp okuduğunu ve gazetenin ´türbanlı domuz´ karikatürünü yayımladıktan sonra özür dilemediğini aktararak, ´Meselenin çözülmesi için inat ettim´ diye konuştu. ´Cumhuriyet gazetesine gün içinde 3. bombayı atarken, kafanda da Danıştay´a saldırı planı olmasına rağmen deşifre olma kaygısı taşımadın mı?´ sorusu da yöneltilen Arslan, ´Takdir. Allah varsa, Danıştay´daki meselenin çözülmesi lazım. Bunu Müslümanların çözmesi lazım. Başörtüsü açmak anlamında demiyorum´ dedi.

Arslan, ´Osman Yıldırım´ın ´JİTEM´ci İsmail´in Alparslan Arslan ile görüştüğü´ yönündeki beyanlarının sorulması üzerine, Osman Yıldırım´ın bu tür insanlarla ilişkileri olduğunu, İsmail´i hatırlamadığını ifade etti. Osman Yıldırım´ın, Bostancı sahilinde gezerlerken, kendisinin, ´Eczacıbaşı´dan 2 kişiyi öldüreceğine´ dair beyanda bulunduğunu söylediğinin anımsatılması üzerine Arslan, ´Öyle bir şey yok. Eczacıbaşıların yeni yapılan bir yerleri vardı. Onları roketleyecektim. Yahudileri sevmiyorum. Türkiye toprağı için laiklere giderim ama Yahudilere dayanamıyorum. Yahudi gördüm mü beynim dönüyor´ diye konuştu.

Gizli Tanık 9´un beyanları

Üye hakim Haşıloğlu´nun, ´Gizli tanık 9 beyanında, ´Arslan´ın JİTEM´ci İsmail ile görüşmesinden sonra kendisine daha yoğun bir şekilde gidip geldiği ve devletin temizlik yapacağını söylediğini´ anlatıyor. Ne diyorsun?´ diye sorduğu Arslan, ´Recep Tayyip Erdoğan ve avanesinin Türkiye´de bir şey oluşturabileceği kanaati oluştu çünkü ben de TSK´yı sevmiyorum. Erdoğan, TSK´yı doğru düzgün bir yere sokacak. Ben bunu anlatıyordum en basit ihtimalle. Yahudiler temizlenecek diye söylemiştim´ dedi. Arslan, Veli Küçük ile Ortaköy´de görüştüğüne yönelik beyanların hatırlatılması üzerine de ´Veli Küçük denen şahıs beyefendi. Kendisi, sevdiğim, saygı duymak istediğim bir insan´ diye konuştu.

Perinçek bu duruşmada da boş geçmedi ve ortamı germeye çalıştı hakimleri eleştirdi

Tutuklu sanıklardan Doğu Perinçek söz alarak, beyanları sorulan Gizli Tanık 9´un, aynı zamanda davanın sanığı olan Osman Yıldırım olduğunu ve bir insanın hem sanık hem tanık olamayacağını belirterek, ´Siz onun Osman Yıldırım olduğunu biliyorsunuz. Bildiğiniz halde tanık beyanlarını sorarak, kanunları ayaklar altına alıyorsunuz. Heyet olarak lütfen gidip görüşün, karar alın ve bir daha da sormayın´ dedi. Üye hakim Haşıloğlu´nun ´Gizli Tanık 9´un aleyhinize beyanı var mı?´ diye sorduğu Perinçek, bunun önemli olmadığını ve basit bir insan olmadığı için sadece kendisini düşünmediğini belirterek, ´Türkiyemizi bölünmeye, parçalanmaya götürüyorsunuz´ şeklinde konuştu. Perinçek´in ´iddianameyi kabul ederek hata yaptınız´ sözüne müdahale eden Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, ´Onlar konuşuldu bitti. Savunma sınırları içinde her şeyi konuşun. Bu kadar açık ve her şeyin konuşulduğu bir yargılama gördünüz mü?´ diye konuştu. Perinçek ise ´Böyle bir dava görmediğim için korkuyorum. Bu dava Abdullah Öcalan´ı temize çıkarmak için üretilmiş bir davadır´ diyerek Şengün´e cevap verdi. Doğu Perinçek´in, ´Osman Yıldırım´ın gizli tanıklığı kalmadı. Daha karar vermediniz bu konuda. Çekilin içeri karar verin ve bilelim mahkemeyi. Mahkeme miSilopi çadırı mı bilelim´ şeklindeki sözleri üzerine Başkan Şengün, usulü tartışmaya açmayacağını ve hakimin soru sormasının normal olduğunu ifade etti. Bu sırada, söz alan Perinçek´in avukatı Mehmet Cengiz ise birleştirilen Danıştay davası hakimlerinin, bütün konuları araştırdıklarını ve bu mahkemede Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin yargılamasının yok sayıldığını ileri sürerek, ´Türkiye´nin tek yargıçları siz misiniz?´ diye sordu.

Hakimlere gözdağı-tehdit: Türkiye´nin tek yargıçları siz misiniz?

Doğu Perinçek´in ardından söz alan avukatı Mehmet Cengiz de, Danıştay davasına bakan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nin daha önce üye hakimin yönelttiği soruları sorduğunu belirterek Türkiye´nin tek yargıçları siz misiniz? Yarın siz görevden alındığınızda yerinize gelenler aynı soruları mı soracak? diyerek Mahkeme Heyetini üstü kapalı olarak tehdit etti. ( Star)

Hakim Şengün ile Arslan arasındaki ilginç diyalog

Danıştay saldırısıyla birleştirilen Ergenekon ana davasında üç gündür çapraz sorgusuna devam edilen Alparslan Arslan, resmen şov yaptı. Savcı ve üye hakimlerin ardından mahkeme başkanı Köksal Şengün´ün sorularını yanıtlayan Arslan, 3 gündür savcıların ve üye hakimlerin ısrarlı sorularına rağmen, Danıştay davasının diğer sanıkları Osman Yıldırım, İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu´nun haberi olmadığını söylüyordu. Ancak dün Mahkeme Başkanı Köksal Şengün´ün sorusu üzerine, “Benimle Ankara´ya gelirken Danıştay olayını biliyorlardı. Konuşulmuşluğu vardı. Silahları da gördüler yani öyle bilgim var. Kendilerine sormak lazım” diyerek itiraf etti. Çapraz sorgu esnasında mahkeme başkanı Köksal Şengün ile Alparslan Arslan arasında ilginç diyaloglar geçti. İşte zaman zaman salonda gülüşmelere de neden olan diyalogdan satır başları... Başkan´ın ilginç sorgusu:

Mahkeme Başkanı Köksal Şengün: “Avukatlık yapıyorsun, cüppe giyip duruşmalara giriyorsun, onun dışında tahsilat işlerine de girdiğini söylüyorsun. Kendine göre hak arıyorsun bir de yoğun bir din düşüncesi içerisindesin. İkisini nasıl bağdaştırıyorsun?” Alparslan Arslan: “Tahsilat dediğiniz boyutta kimseye silah çekmedim.” Şengün: “Din boyutunu nasıl açıklıyorsun?” Arslan: “Hak hak hak” Şengün: “Bu hak hak hak, dediğin olaya ne zaman girdin? Dini duyguların yoğunluğu ne zaman başladı ki seni insan öldürmeye kadar götürdü?” Arslan: “Evvelden beri vardı. Kendimi bildiğimden beri. 2-3 yaşındayken rüyamda peygamber efendimizi gördüm. 1980 diyebilirsiniz. 1980´den 2009´a kadar hala devam ediyor.” Şengün: “Danıştay kararı Kasım 2005´de çıktı, 2006 Şubat ayında Vakit Gazetesi´nde haber oldu.” Arslan: “Vakit Gazetesi bu haberi yayınlamayabilirdi. Sen neyin peşindesin? İdraklı bir Müslüman bunu yapmaz.”

Şengün: “Önce birinci tabancayı temin ettin, sonra ikinci tabancayı temin ettin ardından da 3 bombayı. Bu kadar büyük hazırlığı bir ayda mı yaptın? Senin yaptığın hazırlık kavga boyutunu aşan bir hazırlık.” Arslan: “Hale bakacaksın.” Şengün: “Tek başına yapmayıp da niye o kadar insanı bir araya topladın?” Arslan: “Ordu kuracaktım.” Şengün: “Bedava ordu kurulur mu?” Arslan: “Cami cemaatine mi gidecektim?” Şengün: “Bu adamlar senin kafana uygun değil, senin peşinden bedava gelmezler.” Arslan: “Yukarıya bağlıyım. Sizlerle uğraşamıyorum. Yemeğimi yeyip yatacağım.” Şengün: “Bu adamlara ne teklif ettin?” Arslan: “Erhan Timuroğlu´na ´gelir misin?´ dedim. Galaksileri anlattım. Bunu duyan adam uçuşa geçer.” Şengün: “Paramızı alamadık, yaptığımız şeylerin karşılığını alamadık diye telefon konuşmaları var.” Arslan: “30 bin lira lazım deseler tamam derim. Kandırdım, kullandım onları”

Bombaları itiraf etti

Şengün: Silahları Aykut Mete Şükre´den, bombaları Süleyman Esen´den aldığını söyledin. Sonra Süleyman Esen´den vazgeçtin. Aykut Mete Şükre´ye devam ettin. Süleyman Esen´den neden vazgeçtin?” Arslan: “Bombaları Süleyman Esen aldı, avucuma bıraktı. Ama o ´Ben vermedim, Alparslan aldı´ derse bilmem.” Şengün: “Bombalar sana Üsküdar´daki evinde teslim edildi. Sen bunları cebine koyup Ataşehir´deki eve gidiyorsun. Bombaları Osman Yıldırım´a vermek için neden Ataşehir´e gittin?” Arslan: “Osman Yıldırım´ın geleceği yer Ataşehir´e daha yakın. İstanbul da trafik var, trafik karmaşası var.” Şengün: “Bunu karmaşa ile trafik ile izah edemezsin” Arslan: “Öyle izah etmek zorundayım”

Şengün: “Araban olmasına rağmen Ataşehir´i niye seçtin?” Arslan: “Bana kopuk adamlar lazım” Şengün: “Kopuğun Ataşehir ile ne ilgisi var? Ataşehir´de kopuk olan Üsküdar´da kopuk olmaz mı?”Arslan: “Beni buradan çıkarın başkanım. Sahile gidelim.” Şengün: “Ataşehir güzel bir yer, havadar bir yer, diyorsun. Çamlıca Tepesi´ne çık. Orası daha yüksek bir yer.” Arslan: “Rahat bir yerde bulunmam lazım. Sürekli cami avlusunda da bulunamazsın.”

Şengün: “Recep Özkan´ın evine giderken bombalar çantanda mıydı?”Arslan: “Recep Özkan´a gittiğim zaman bombalar çantamdaydı. Çantada taşıyorum zaten. 2 bombayı o gün Osman Yıldırım´a teslim ettim. Bombalar evde durmadı.” Şengün: “Kuran´a çok bağlı olduğunu söylüyorsun, ama en büyük günahlardan birisi olan insan öldürme fiilini gerçekleştiriyorsun. Bu nasıl oluyor?” Bu soru üzerine Arslan sinirlenip küfürler etmeye başladı. Önündeki kürsüyü tekmeleyip devirdi ve arkasında bulunan kürsülere tekme atmaya başladı. Aynı anda başkan Köksal Şengün´e dönerek: “Müslüman ol. Ben seni öldürürüm burada!” diye bağırdı. ( Vatan)

Mahkeme heyeti: Hiç kimseye ön yargılı değiliz

Danıştay´a saldırı olayının, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince araştırıldığını savunan Cengiz´in sözlerine karşılık, duruşmadaki izleyiciler arasında bulunan Alparslan Arslan´ın babası İdris Arslan ise ´Hayır. Araştırılmadı´ diye bağırdı. Danıştay´a saldırı olayının örgütle bir bağı ve irtibatının olup olmadığının araştırılması sırasında çeşitli sorular sorulmasının çok doğal olduğunu belirten Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, Perinçek´in avukatı Cengiz´e yönelik, ´Hukuku en az biz de sizin kadar biliyoruz. Hiç kimseye, asla ve kata ön yargılı değiliz. Öyle şey olur mu? 35 yıldır hukukun içindeyiz. Kişileri suçlamak mahkemeye yakışır mı? Bunu hukukçu bir kişi olarak nasıl söylersiniz? Böyle olduğu aklımın köşesine girerse 1 saniye bile durmam. Hakime,´Şunu sorarsın, bunu soramazsın´ diyemezsin´ şeklinde konuştu. Tutuklu sanıklardan Muzaffer Tekin ise Osman Yıldırım´ın ifadelerinin bu örgüt davasıyla ilgili herkesi ilgilendirdiğini ve sevk maddelerinin herkesi bağladığını ifade etti. Hakim üye Haşıloğlu´nun Arslan´a yeniden gizli tanık 9´un beyanlarını sorması üzerine Doğu Perinçek ve tutuklu sanıklardan Zekeriya Öztürk, Mahkeme Başkanı´na itiraz etti. Arslan´ın avukatı Oğuz Kayıran´ın da ´mahkemeye ara verilsin´ talebini değerlendiren heyet, duruşmaya ara verdi. ( AA)

Mahkeme karar verdi: Yasal olarak engel yok, sanık ´Gizli Tanık´ olabilir

Mahkemeye verilen aranın ardından Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, sanık avukatlarının sürekli gizli tanığın deşifre edilmesi yolunu izlediklerine dikkat çekti. Savcı, sanığın gizli tanık olamayacağı şeklinde bir düzenleme bulunmadığına dikkat çekti. Yargıtay´ın sanıkların gizli tanık olduğu mahkeme kararlarını onadığını kaydetti. Mahkeme heyeti de sanığın gizli tanık olamayacağı yönünde yasal düzenleme olmadığı için talebi reddetti. Bu kararla Ergenekon soruşturmasının başlangıcından bu yana iki yıldır Ergenekon çevrelerince dile getirilen ´sanık aynı zamanda gizli tanık olamaz´ itirazlarını da boşa çıkaran net bir karar oldu. ´Sanık aynı zamanda gizli tanık olamaz´ şeklindeki aynı itirazların Güneydoğu´da görülmekte olan Cemal Temizöz davasında da yapıldığını hatırlatan hukukçular Ergenekon davasına bakan mahkemenin kararının bu davada da emsal oluşturacağına dikkat çekiyorlar. ( Zaman)

Yıldırım´dan kendisine hakaret eden Vural Ergül´e tehdit: Kelleni alırım senin bak

Sevgi Erenerol´un avukatı Vural Ergül “Çakma bir gizli tanığın beyanı yargıya esas alınırsa bu bir ahlaksızlıktır” deyince Mahkeme Başkanı Şengün sert bir dille “Mahkeme, ahlakın ne oluğunu sizden kat kat daha iyi bilir” karşılığını verdi. Ergül´ün suçladığı Osman Yıldırım da çıkışta Ergül´e “Kelleni alırım ulan kahpe” diye bağırdı. ( Star)

(19 Ekim 2009, 15:45), son güncel.: (23 Ekim 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Danıştay saldırısının Ergenekon davasıyla birleştirilmesi manşetlerimiz

Danıştay soruşturması sil baştan

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1037    yazdır/print


 

Yargıdaki Kontrgerillacılar davalarla gazetecileri susturmaya çalışıyor

Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan´ın Ergenekon davası hakkında kaleme aldığı bir köşe yazısı sebebiyle gözaltına alınmasına meslektaşlarından tepki geldi. En çok dava açılan gazeteler ise Taraf, Star ve Zaman oldu. Susurluk sürecinde iddiaların üzerine gidenler kahraman ilan edilirken, Ergenekon´un üzerine gidenler mahkeme kapılarında süründürülüyor. Anlaşılıyor ki, herkes kartlarını açmıştır. 2 bin civarındaki davanın büyük bölümü, henüz sonuçlanmadığı için olayların vahameti tam olarak bilinmiyor. Gazeteciler davaları ´yıldırma ve susturma kampanyası´ olarak görüyor ve şöyle diyorlar: ´Bazen ifade vermek için savcılığa gittiğimizde o sırada yeni bir soruşturma açıldığı bilgisine ulaşıyoruz. Daha da ilginci, hakkımızda dava açan ve suç duyurusunda bulunan hakim ve savcıların bulunduğu mahkemelerde yargılanıyoruz. Bir yandan taraf olanlar, diğer yandan bizimle ilgili kararı verme durumunda kalıyor. Bana dava açılıyor ama elinde yetkisi olan siyasetçiler, bürokratlar, hakimler, HSYK üyeleri hakkında yargıyı etkilemekten hiçbir soruşturma açılmıyor. Ali Suat Ertosun´u nasıl yargılayacağız mesela? Anayasa Mahkemesi başkan vekilinin eşi yargılanıyor, destek için Ergenekon duruşmasına gidiyor. Bu yargılamayı etkilemiyor, benim yazdığım haber etkiliyor. Kimse bir şey yapmıyor, çünkü kanunlar onları koruyor. Peki beni kim koruyacak? Benim şu anda devam eden 26 davam var. Onlar yapınca yargıyı etkilemek olmuyor, silah arkadaşını ziyaret oluyor, HSYK üyesi teklif sundu oluyor. Burada temel amaç bizi sıkıştırmak, bunaltmak, pes ettirmek.´

Yargıdaki Kontrgerillacılar davalarla gazetecileri susturmaya çalışıyor

Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan´ın Ergenekon davası hakkında kaleme aldığı bir köşe yazısı sebebiyle gözaltına alınmasına meslektaşlarından tepki geldi. En çok dava açılan gazeteler ise Taraf, Star ve Zaman oldu. Susurluk sürecinde iddiaların üzerine gidenler kahraman ilan edilirken, Ergenekon´un üzerine gidenler mahkeme kapılarında süründürülüyor. Anlaşılıyor ki, herkes kartlarını açmıştır. 2 bin civarındaki davanın büyük bölümü, henüz sonuçlanmadığı için olayların vahameti tam olarak bilinmiyor. Gazeteciler davaları ´yıldırma ve susturma kampanyası´ olarak görüyor ve şöyle diyorlar: ´Bazen ifade vermek için savcılığa gittiğimizde o sırada yeni bir soruşturma açıldığı bilgisine ulaşıyoruz. Daha da ilginci, hakkımızda dava açan ve suç duyurusunda bulunan hakim ve savcıların bulunduğu mahkemelerde yargılanıyoruz. Bir yandan taraf olanlar, diğer yandan bizimle ilgili kararı verme durumunda kalıyor. Bana dava açılıyor ama elinde yetkisi olan siyasetçiler, bürokratlar, hakimler, HSYK üyeleri hakkında yargıyı etkilemekten hiçbir soruşturma açılmıyor. Ali Suat Ertosun´u nasıl yargılayacağız mesela? Anayasa Mahkemesi başkan vekilinin eşi yargılanıyor, destek için Ergenekon duruşmasına gidiyor. Bu yargılamayı etkilemiyor, benim yazdığım haber etkiliyor. Kimse bir şey yapmıyor, çünkü kanunlar onları koruyor. Peki beni kim koruyacak? Benim şu anda devam eden 26 davam var. Onlar yapınca yargıyı etkilemek olmuyor, silah arkadaşını ziyaret oluyor, HSYK üyesi teklif sundu oluyor. Burada temel amaç bizi sıkıştırmak, bunaltmak, pes ettirmek.´

Olayı kınayan meslek grupları ve köşe yazarları, basın özgürlüğünün kısıtlanmasından duydukları endişeleri dile getirdi. Gazetecilerin fikirlerinden dolayı gözaltına alınmasının demokrasiyle bağdaşmadığına dikkat çeken İstanbul Gazeteciler Derneği Başkanı Engin Köklüçınar, Özgür bir toplum olmazsa demokrasinin bir ayağı daima topal kalacaktır. yorumunu yaptı. Gazeteci Emre Aköz, olayı ´skandal´ olarak tanımlarken, Ergenekon soruşturması hakkında pek çok gazetecinin yazı kaleme aldığını belirten Hasan Celal Güzel, meslektaşı Adem Yavuz Arslan´ın gözaltına alınmasını ´haksızlık´ olarak değerlendirdi. Güzel, Bu, çok yanlış ve çirkin bir davranış. Bir gazetecinin görevi sırasında gözaltına alınmasını kınıyorum. dedi.

Gözaltı olayı tam bir skandal

Türk Ceza Kanunu´nun (TCK) 285. maddesinde yer alan ´gizliliği ihlal´ ve 288. maddede yer alan ´yargılamayı etkileme´ suçları yüzünden basın kuruluşlarına yüzlerce dava yağıyor. Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar´ın mahkumiyet kararının ardından son çarpıcı mağduriyeti Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan yaşadı. Arslan, Bolu Gerede´de, Ergenekon davasıyla ilgili bir yazı yüzünden Jandarma tarafından gözaltına alındı. Eline tebligat ulaşmadığı için ifade vermeye gitmeyen Arslan´ın 9 saat gözaltında tutulması, meslektaşlarını üzdü. Olayı ´skandal´ olarak değerlendiren Emre Aköz, Trafikte kırmızı ışıkta geçip, MOBESE kameralarına yakalandığınızda ceza faturası evinize kadar getirilip imza karşılığı teslim ediliyor. Nasıl oluyor da haftanın 5 günü televizyonda program yapan, köşe yazarı bir gazeteciye tebligat ulaştırılamıyor? diye konuştu. Haberi okuyunca çok garipsediğini dile getiren Mehmet Altan ise gözaltına alma gerekçesinin bir eksik ve yanlışlıktan ziyade üretilmiş bir bahane olduğunu ifade etti. Gazetecilerin Ergenekon iddianamesine giren belgelere dayanarak yazılar kaleme aldığını vurgulayan Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay, yayın yasağının bazı gazetecilere uygulanıp bazılarına uygulanmamasından duydukları rahatsızlığı da dile getirdi. Abakay, Devlet güçlerinin zafiyetinden dolayı gazetecilerin bedel ödemesini yanlış buluyor ve dernek olarak uygulamayı kınıyoruz. dedi.

Gazeteciler habere imza atmaya çekiniyor

Ergenekon´la ilgili haberlerde basın ve yayın kuruluşlarına açılan davaların neredeyse yüzde 80´i TCK 285. maddesinde düzenlenen ´gizliliği ihlal´ suçundan açılıyor. Bunu düşük bir oranda TCK 288. maddede yer alan ´adil yargılamayı etkileme´ suçu izliyor. Daha küçük bir kısmı ise Basın Kanunu 19. maddede düzenlenen hazırlık soruşturmasının gizliliği prensibinden dolayı takibata uğruyor. İstanbul Basın Savcılığı, devlet televizyonu TRT´ye bile, eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin´in evinde bulunan kroki doğrultusunda Ankara´da yapılan kazıları canlı yayınladığı için soruşturma açtı. Ergenekon davası sürecinde halkın bilgilenmesi adına önemli bir görev üstlenen gazeteciler ise kendilerine açılan davaları yüzünden artık yazdıkları haberlere dahi imza atmaya çekiniyor. Davalardan bıkan gazeteciler, Ergenekon kelimesinin görüldüğü her habere dava açılmasından şikayet ediyor. Ergenekon´un Türkiye´nin son 50 yılına damgasını vurmuş konuların yargılandığı bir dava olduğunu belirten Bugün Gazetesi Haber Müdürü Güngör Ergün, davayla ilgili bütün detayların verilmesi gerektiğini savunuyor. Gazetecilere büyük görev düştüğünü ve bu yolda bazı bedellerin ödendiğini dile getiren Ergün, açılan davaların basının özgürlüğünü kısıtlayacak boyutlara ulaştığını, savcıların daha duyarlı davranması gerektiğini söylüyor.

Hakkında soruşturma açılan basın mensuplarından 11´ini sorumlu yazı işleri müdürü, 28´ini köşe yazarı, 167´sini muhabir, 85´ini de diğer basın mensupları oluşturdu. En çok dava açılan gazeteler ise Taraf, Star ve Zaman oldu. Daha çok muhabirlerin ceza almasına dikkat çeken Doğan Grubu hukuk müşaviri Günay Erkan şunları söylüyor: Basın Kanunu´nda da 19. maddede soruşturmanın içeriğiyle ilgili yayın yapma durumunda para cezası öngören bir madde var. Bundan değil de hapis cezası öngören TCK 285. maddeden açıyorlar daha caydırıcı olsun diye.

Susurluk´u yazanlar kahraman, Ergenekon´u yazanlar suçlu

Susurluk sürecinde iddiaların üzerine gidenler kahraman ilan edilirken, Ergenekon´un üzerine gidenler mahkeme kapılarında süründürülüyor. Anlaşılıyor ki, herkes kartlarını açmıştır. 2 bin civarındaki davanın büyük bölümü, henüz sonuçlanmadığı için olayların vahameti tam olarak bilinmiyor. Önümüzdeki 1 yıl içinde bu davalar sonuçlanabilir ve Türkiye, büyük bir krizle karşı karşıya kalabilir. Hükümet, AB reformları doğrultusunda ifade ve basın özgürlüğü adına af kanunu çıkarmak zorunda kalabilir.

Yıldırmak ve susturmak istiyorlar

Davaları ´yıldırma ve susturma kampanyası´ olarak görüyorum. Bazen ifade vermek için savcılığa gittiğimizde o sırada yeni bir soruşturma açıldığı bilgisine ulaşıyoruz. Daha da ilginci, hakkımızda dava açan ve suç duyurusunda bulunan hakim ve savcıların bulunduğu mahkemelerde yargılanıyoruz. Bir yandan taraf olanlar, diğer yandan bizimle ilgili kararı verme durumunda kalıyor.

Haftanın iki gününde sanık, üç gününde muhabir oluyoruz

2 yıllık Ergenekon soruşturması süresince, Ergenekon şüphelileri daha mahkemeye çıkmazken, biz sanık sıfatıyla hakim karşısına çıktık. Savcılar dava açmayı o kadar otomatiğe bağladılar ki, bir defasında Hrant Dink cinayeti davasının haberine açılan dava Ergenekon soruşturması kapsamında alınan gizliliğe dayandırıldı. Ergenekon davası sürüyor ancak muhabir arkadaşlarımızdan mahkumiyet alanlar oldu. Bu nedenle artık en basit rutin haberlere bile imzasını atmayan arkadaşlar var. Gizlilik kararı, gazetecilerin haber yapma özgürlüğünü yok etmeye dönük, tamamen baskı aracı olarak uygulanıyor. Haftanın iki günü sanık, üç günü muhabir olarak ´sanık muhabir´ kategorisinde Ergenekon soruşturma ve dava haberleri yazmaya devam ediyoruz.

Onlarınki destek, benimki yargıyı etkilemek oluyor

Bana dava açılıyor ama elinde yetkisi olan siyasetçiler, bürokratlar, hakimler, HSYK üyeleri hakkında yargıyı etkilemekten hiçbir soruşturma açılmıyor. Ali Suat Ertosun´u nasıl yargılayacağız mesela? Anayasa Mahkemesi başkan vekilinin eşi yargılanıyor, destek için Ergenekon duruşmasına gidiyor. Bu yargılamayı etkilemiyor, benim yazdığım haber etkiliyor. Kimse bir şey yapmıyor, çünkü kanunlar onları koruyor. Peki beni kim koruyacak? Benim şu anda devam eden 26 davam var. Onlar yapınca yargıyı etkilemek olmuyor, silah arkadaşını ziyaret oluyor, HSYK üyesi teklif sundu oluyor. Burada temel amaç bizi sıkıştırmak, bunaltmak, pes ettirmek. ( Zaman)

Ergenekon haberlerini engelleme çabasında rekor o savcıda

´Küçük´ün ortağı´ savcı Çakır, ETÖ´yü haber yapan gazetecilerin canına okumuş. Ergenekon´la ilgili haber yapan gazeteciler için 2 bin 407 dava açıldı. Davaların yarıdan fazlası “Mevkutelerin canına okuyoruz” diyen Ali Çakır´ın Basın Savcısı olduğu Bakırköy´de açıldı. Ergenekon silahlı terör örgütü´ iddiasıyla yürütülen soruşturma ve buna bağlı olarak açılan Ergenekon davaları devam ederken, “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “adil yargılamayı etkileme” suçlamalarıyla Ergenekon konusunda haber yapan ya da yazı yazan gazetecilere binlerce dava açıldı. Adalet Bakanlığı´nın Nisan ayı itibariyle hazırladığı verilere göre; sadece bir ayda konuyla ilgili 2 bin 407 soruşturma açıldı.

Tüm savcılıkları ikiye katladı

Nisan ayı içerisinde açılan 2 bin 407 soruşturmanın başlatılma adresleri içinde Bakırköy Adliyesi diğer adliyelere fark atmış durumda. Soruşturmaların yarısından fazlasına imza atan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteciler hakkında bir ayda bin 566 işlem yaptı. 2 bin 407 soruşturmadan geriye kalanların 334´üne Şişli, 507´si ise Kadıköy, Üsküdar, Fatih ve Küçükçekmece savcılıklarına ait.

684´ü davaya dönüştürüldü

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı´nca yürütülen bin 566 soruşturmadan 684´ü için dava açıldı. Şişli´de yapılan soruşturmalardan 311´inde kovuşturmaya yer olmadığına dair takipsizlik kararı verilirken 23 soruşturma sonucunda dava açılmış. Kadıköy, Üsküdar, Fatih, Küçükçekmece ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı´nca yürütülen soruşturmalardan 223´ü hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirken soruşturma sonucunda 106 dava açıldı.

493 gazeteci hakkında dava

Savcılarının, Ergenekon soruşturması kapsamındaki haber ve yazıları nedeniyle “gizliliğin ihlali” ve “adil yargılamayı etkileme” suçlamasıyla dava açtığı gazeteci sayısı ise 493 oldu. Hakkında soruşturma açılan basın mensuplarından 11´ini sorumlu yazı işleri müdürü, 28´ini köşe yazarı, 167´sini muhabir, 85´ini de diğer basın mensupları oluşturdu. En çok dava açılan gazeteler ise Taraf, Star ve Zaman oldu.

HABER MERKEZİ

Cinali´nin telefonundan ´mevkute´ muhabbeti

Bakırköy Basın Savcısı Ali Çakır´ın, 2006 yılında Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) Başkanı Taner Ünal´ın yardımcısı Ahmet Cinali´nin telefonundan vali olduğu söylenen X şahısla telefon görüşmesindeki sözleri şok etkisi yapmıştı. VKGB soruşturması kapsamında dinlenen Cinali´nin telefonundan 4 Aralık 2006 günü Cinali´nin “Valim” diye seslendiği ´X´ bir şahısla görüşüyor. X şahsa kendisini ´Bağcılar basın savcısı´ olarak tanıtan Çakır, 5 yıldır bu görevde olduğunu belirtiyor. X şahsın “Ne güzel ne güzel!” demesi üzerine Çakır, “Türkiye nüfusunun yüzde 60´ı bizde biliyorsunuz” diyor. X kişi, “Tabii tabii yani mevkutelerin canına okuyorsunuzdur savcım heh heh...” diyor. Bunun üzerine Savcı Çakır, “Biraz okumaya çalışıyoruz.” ifadesini kullanıyor. Çakır, kendisine bağlı 20-22 mevkutenin olduğunu belirtiyor.

İpek Çalışlar´a Vatanseverli sorgu

Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır´ın, 2006´da Bağcılar cumhuriyet savcısı iken ´Latife´ adlı kitabı sebebiyle hakkında Atatürk´e hakaret davası açtığı İpek Çalışlar´ı, Vatansever çete davası ve Ergenekon sanığı VKGB Başkanı Taner Ünal´la birlikte sorguladığı ortaya çıkmıştı. Randevu alıp ifade vermeye giden İpek Çalışlar´ı Taner Ünal´la birlikte odasında ağırlayan Savcı Ali Çakır, Ünal´ı “kitapta geçen ve dava konusu olan Topal Osman meselesinde uzman olarak” tanıtmış. Görüşme sırasında Çalışlar´ın yanında olan avukatı Yücel Döşemeci ´skandal sorgu´da “Taner Ünal´ın sürekli sorular sorarak müvekkiliyle tartıştığını” söyledi. Savcı Ali Çakır ise Çalışlar´ın randevu almadan yanına gittiğini belirterek “İpek Çalışlar ile Taner Ünal´ın karşılaşmaları tamamen tesadüf. Taner Ünal o gün başka bir işlem için yanıma gelmişti. Dava konusu olan kitapla ilgili konuşurken Taner Ünal ile bunlar tartışmaya başladılar, tartışma uzayınca ikisini de dışarıya davet ettim” demişti.

Küçük´ün ajandasındaki Çakır

Bakırköy Basın Savcısı Ali Çakır´ın ismi ´Ergenekon yöneticisi´ olarak yargılanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün ajandasından da çıkmıştı. Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde yer alan Veli Küçük´e ait 2007 tarihli ajandada, Savcı Ali Çakır´ın ismi dört kez not edilmiş. İşte o notlar:

7 Mayıs: “Ali Çakır, C.Savcısı” notunun karşısına Çakır´ın iş ve cep telefonunu yazılmış.

11 Mayıs: Bir önceki notun karşısına bu kez Çakır´ın o dönem görevli olduğu mahkeme olan “Bağcılar” notu düşülmüş.

30 Mayıs: Hasan Çetin (Savcı Ali Çakır gönderdi) elektronik görüntü sistemlerinin sahibi. 0 212. 434..., 0 532 414..., L. Türkan ile görüştüm. Türker Nakliyat ile görüşecek ve tekrar toplantı yapacağız ilk uygulamayı yapmak için....

1 Eylül: “26 Şubat pazartesi akşam savcı Ali ve Hasan ile yemek yiyeceğiz ve ortaklık görüşülecek...”

Emeklilik istedi noter olacak

Bakırköy Basın Savcısı olarak onlarca gazete ve derginin soruşturmalarını yürüten Ali Çakır, hakkındaki çıkan haberlerin ardından yıllık izne ayrıldı. Son olarak Kürt açılımı ile ilgili açıklamaları nedeniyle Hülya Avşar hakkında soruşturma açınca tüm şimşekleri üzerine çeken Ali Çakır´ın 32 günlük yıllık izne çıkmadan önce emekliliğini istediği öğrenildi. Savcı Çakır´ın izninin bitmesinin ardından emekliye ayrılacağı ve noterlik yapmaya başlayacağı öğrenildi. ( Star)

(19 Ekim 2009, 11:20)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1033    yazdır/print


 

Flaş!!! ´Vatanseverler´ davası da Ergenekon´la birleşti

Kamuoyunda ´vatanseverler´ çetesi olarak bilinen Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği (VKGB) Genel Başkanı Taner Ünal ile derneğin eski Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Cinali´nin, ´Ergenekon örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüt üyelerine bilerek ve isteyerek yardım ettiği´ iddiasıyla Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yargılandığı davada dün birleştirme kararı çıktı. Halen Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme isteğini inceleyerek uygun olduğunu belirtmiş, yani muvafakat vermişti. Bu süreçte son adım, davanın Ergenekon davasına bakan mahkemede resmi olarak kabul edilmesi olacak. Böylece davalar ve iddianameler Ergenekon davasında birleştirilmiş olacak ve ´Vatanseverler´ çetesinin sanıkları da Silivri cezaevine nakledilecek.

FLAŞ!!! ´Vatanseverler´ davası da Ergenekon´la birleşti

Kamuoyunda ´vatanseverler´ çetesi olarak bilinen Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği (VKGB) Genel Başkanı Taner Ünal ile derneğin eski Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Cinali´nin, ´Ergenekon örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüt üyelerine bilerek ve isteyerek yardım ettiği´ iddiasıyla Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yargılandığı davada dün birleştirme kararı çıktı. Halen Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, birleştirme isteğini inceleyerek uygun olduğunu belirtmiş, yani muvafakat vermişti. Bu süreçte son adım, davanın Ergenekon davasına bakan mahkemede resmi olarak kabul edilmesi olacak. Böylece davalar ve iddianameler Ergenekon davasında birleştirilmiş olacak ve ´Vatanseverler´ çetesinin sanıkları da Silivri cezaevine nakledilecek.

Duruşmaya tutuksuz sanık Taner Ünal katıldı. Mahkeme Başkanı Hasan Şatır, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin Ünal ve Cinali´nin yargılandığı davanın Ergenekon davası ile birleştirilmesi yönündeki talebe muvafakat verdiğini bildirir yazı ulaştığını kaydetti. Birleştirmeyle ilgili görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Kubilay Taştan, davaların birleştirilmesini talep etti. Mahkeme Heyeti, Ünal ve Cinali´nin yargılandığı dava ile İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon davası arasında hukuki ve fiili bağlantı olduğunu belirterek, birleştirilmesine karar verildiğini kaydetti.

(15 Ekim 2009, 12:10)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Vatanseverler (VKGB) Çetesi ile ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1025    yazdır/print


 

Savcı Çakır ve Ergenekoncu Ünal´dan gazeteci Çalışlar´a müşterek sorgu

Sanatçı Hülya Avşar hakkında açtığı soruşturmayla gündeme gelen Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır´ın, gazeteci-yazar İpek Çalışlar´ı Ergenekon sanığı Vatansever Kuvvetler Güç Birliği hareketi (VKGB) lideri Taner Ünal´la birlikte 2006´da sorguladığı ortaya çıktı.

Savcı Çakır ve Ergenekoncu Ünal´dan gazeteci Çalışlar´a müşterek sorgu

Sanatçı Hülya Avşar hakkında açtığı soruşturmayla gündeme gelen Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır´ın, gazeteci-yazar İpek Çalışlar´ı Ergenekon sanığı Vatansever Kuvvetler Güç Birliği hareketi (VKGB) lideri Taner Ünal´la birlikte 2006´da sorguladığı ortaya çıktı.

Savcı Çakır, 2006´da Bağcılar cumhuriyet savcısı iken ´Latife´ adlı kitabı sebebiyle Çalışlar hakkında Atatürk´e hakaret davası açtı. Randevu alarak ifade için savcılığa giden yazar, Çakır´ın odasına alındığında içeride Taner Ünal´la karşılaştı. Ünal, bir yıl sonra başlatılan Ergenekon soruşturmasında tutuklanmıştı. Olay gününü Zaman´a anlatan Çalışlar, Savcının yanına gittiğimizde odada kendisini Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Başkanı Taner Ünal olarak tanıtan bir bey vardı. İfade verirken o da yanımızda durdu. Kitabımda geçen ve dava konusu olan Topal Osman meselesinde uzman olduğunu söylüyordu. Savcıyla bir görüş birliği içindeydiler. diyor. İpek Çalışlar, Taner Ünal´ın orada bulunması rastlantı olabilir mi? sorusuna şu karşılığı veriyor: Olamaz. Çünkü biz savcıdan randevu alarak gittik. Savcı Çakır oraya gideceğimizi biliyordu. Görüşme sırasında Çalışlar´ın yanında olan avukatı Yücel Döşemeci de ´skandal sorgu´ya şahit olmuş. Döşemeci, Taner Ünal´ın sürekli sorular sorarak müvekkiliyle tartıştığını belirtiyor. Yapılanın suç olduğunu kaydeden hukukçulara göre, uygulama ´soruşturmanın gizliliğini ihlal, şüpheliye baskı´ anlamı taşıyor.

Savcı olayı kısmen doğruladı

Savcı Ali Çakır ise Çalışlar´ın randevu almadan yanına geldiğini savunuyor. Ünal ile Çalışlar´ın odada karşılaşmalarının ´tesadüf´ olduğunu ifade eden Çakır, ikili arasında tartışma yaşandığını da doğruluyor. Tartışmanın uzaması üzerine kendilerini odanın dışına davet ettiğini söylüyor.

Taner Ünal Çalışlar´ın sorgusuna katıldı sürekli konuştu sorular sordu ve tartıştı

Gazeteci Çalışlar, görüşme sırasında yanında avukatı Yücel Döşemeci´nin de olduğunu belirtiyor. Savcılıkta yaşanan skandalı doğrulayan Döşemeci, Taner Ünal olduğu belirtilen şahsın sürekli konuştuğunu, sorular sorduğunu ve tartıştığını söyledi. Döşemeci, Atatürk ile ilgili konular konuşuldu. Taner Ünal, Topal Osman konusunda uzman olduğunu söylüyordu. Normal şartlarda savcının ifade aldığı bir ortamda dışarıdan kimsenin müdahil olmaması gerekirdi. şeklinde konuştu. İpek Çalışlar, hakkında dava açıldığı için savcıdan Taner Ünal´ı odadan çıkarmasını istemediğini belirtiyor. Ancak, Çalışlar ailesi savcılıkta yaşanan skandalla ilgili şikayetçi olmuş. İpek Çalışlar´ın anlattığına göre, eşi Oral Çalışlar, Adalet Bakanlığı´nı arayarak sözlü olarak şikayette bulunmuş. Bu şikayetten sonra ilginç bir gelişme daha yaşanıyor. Taner Ünal, savcılığa giderek İpek Çalışlar´ın savcılıktaki ifadesinin içeriği ile ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunuyor. Taner Ünal, bir yıl sonra da Çalışlar´ın Aktüel dergisine verdiği bir röportajı savcılığa şikayet ediyor. Savcı Ali Çakır´ın açtığı soruşturma sonucunda yazar İpek Çalışlar hakkında Bağcılar 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nde dava açıldı. Mahkeme 19 Aralık 2006 tarihinde suç unsuru oluşmadığı gerekçesi ile yazar hakkında beraat kararı verdi.

VKGB lideri Ergenekon dahil 4 davada yargılanıyor

Ergenekon soruşturmasında ismi geçen Taner Ünal, suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu iddiasıyla Ankara ve Diyarbakır´da 3 ayrı davadan yargılanıyor. Ünal, 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin 29 Ağustos 2009 tarihinde aldığı kararla Ergenekon davası kapsamında da yargılanmaya başlandı. Mahkeme, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) üyelerinin yargılandığı Girdap operasyonu davasını Ergenekon kapsamına aldı. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün talimatıyla kurulduğu iddia edilen VKGB, ´Türk-Kürt savaşını hedeflemek´le suçlanıyor. Davada Başkan Taner Ünal, yardımcısı Salih Zeki Balaban, Mersin´deki bayrak yakma olayını organize etmekle suçlanan VKGB Mersin il yöneticisi Mesut Sezer ve Ahmet Cinali´nin aralarında bulunduğu 19 sanık yargılanıyor.

Savcı Çakır: Karşılaşma tesadüfen oldu

Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır, gazeteci İpek Çalışlar ile Taner Ünal´ın karşılaşmalarının tamamen tesadüf olduğunu iddia etti. İpek Çalışlar´ın randevu almadan geldiğini savunan Çakır, Taner Ünal´ın da o gün başka bir işlem için yanına geldiğini öne sürdü. Ünal´ın hakkında çıkan 30-40 haberle ilgili tekzip şikayetinde bulunduğunu belirten Çakır, şöyle devam etti: Bu sırada İpek Çalışlar, avukatı ile beraber gelip ifade vermek istediğini söyledi. Ben de kendisine davasının açıldığını söyledim. ´Ne çabuk dava açıldı?´ diye itirazda bulundu. Dava konusu olan kitapla ilgili konuşurken Taner Ünal ile bunlar tartışmaya başladılar, tartışma uzayınca ikisini de dışarıya davet ettim. İpek Çalışlar aynı gün gidip beni Adalet Bakanlığı´na şikayet etti. Ben yanıma gelen herkesin fikrini bilmek zorunda değilim. ( Zaman)

Savcı Çakır, Veli Küçük´ün ajandasında

11 Ekim 2009: Hülya Avşar´a dava açan Bakırköy Savcısı Ali Çakır´ın emekli general Veli Küçük ile yakınlığı Ergenekon iddianamesine girdi. Demokratik açılıma ilişkin Milliyet gazetesine verdiği röportaj nedeniyle Hülya Avşar hakkında Halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği gerekçesiyle soruşturma açan Bakırköy Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır´ın ismi, Ergenekon davasının sanığı Veli Küçük´ün günlük görüşmelerini not ettiği ajandasında ortaya çıktı. Ajandaya göre Çakır ve Küçük, sık sık bir araya geliyorlar ve son görüşmeleri de ortaklık kuracakları bir iş üzerine. Tutuklanmadan önce Veli Küçük hakkında çıkartılan arama kararı sonrası evinde el konulan ve Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerine de giren 2007 yılına ait ajandada, Küçük, Savcı Çakır´ın ismini dört kez not etmiş. Binlerce görüşme ve programın not edildiği ajandada Çakır ismi ilk olarak 7 Mayıs günü karşımıza çıkıyor. Ali Çakır, C.Savcısı notunun karşısına Küçük, el yazısıyla Çakır´ın iş ve cep telefonunu yazmış. Ajandada dört gün sonra aynı isim bir kez daha karşımıza çıkıyor. Bir önceki notun karşısına bu kez Çakır´ın o dönem görevli olduğu mahkeme olan Bağcılar notu düşülmüş.

Savcı, Küçük´e adam gönderdi

30 Mayıs günkü notta ise Çakır´ın, elektronik şirketi sahibi bir arkadaşını Küçük´e iş görüşmesi yapmak üzere gönderdiği görülüyor. Ergenekon davası sanığı Emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün ajandasına yazdığı not şöyle: Hasan Çetin (Savcı Ali Çakır gönderdi) elektronik görüntü sistemlerinin sahibi. 0 212. 434....., 0 532 414..., L. Türkan ile görüştüm. Türker nakliyat ile görüşecek ve tekrar toplantı yapacağız ilk uygulamayı yapmak için. (Tekrar görüşeceğiz fiat konusu incelenecek)

Ortaklığı görüşeceğiz

Çakır´ın ismi ajandada karşımıza son kez 1 Eylül tarihinde çıkıyor. 26 Şubat pazartesi akşam savcı Ali ve Hasan ile yemek yiyeceğiz ve ortaklık görüşülecek notunda ortaklığın hangi iş üzerine olduğu ise belirtilmiyor. Son notta dikkati çeken bir konu da Küçük´ün ajandasını günlük olarak kullanmadığı. Çünkü, 26 Şubat Pazartesi 2007 yılına denk geliyor. Şubat ayındaki bir görüşmenin, 1 Eylül gününü not edilemeyeceği de dikkate alındığında, Küçük´ün notlarını günlük olarak tutmadığı ortaya çıkıyor. ( Zaman)

Savcı Çakır´ın VKGB´li Cinali´nin telefonundan Vali X..´le muhabbeti: ´Türkiye nüfusunun yüzde 60´ı bizde biliyorsunuz. Mevkutelerin canına okumaya çalışıyoruz.´

12 Ekim 2009: Bakırköy Basın Savcısı Ali Çakır´ın, 2006 yılında Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) Başkanı Taner Ünal´ın yardımcısı Ahmet Cinali´nin telefonundan vali olduğu söylenen X şahısla telefon görüşmesi yaptığı ortaya çıktı. Savcı Çakır, VKGB soruşturmasında Cinali´ye yapılan dinleme nedeniyle dosyaya girmiş. 4 Aralık 2006´da Ahmet Cinali ve Gazi Aydın isimli bir kişi savcı Ali Çakır ile buluşuyor. Çakır bu günlerde Bağcılar basın savcısı olarak, gazeteciler hakkında TCK´nın 301. maddesinden dava açıyor. Çakır´ın adı, Danıştay saldırısında hedef gösterdiği gerekçesiyle Vakit Gazetesi´ne açtığı davayla da gündeme gelmişti. Cinali, telefonda Valim diye seslendiği X şahısla görüşüyor. Telefon tapelerinde ´X erkek´ olarak yazılan kişi, Eee. Hurşit Paşa da sanırım birtakım şeylerin içerisinde, siyasi hareketlerin diye düşünüyorum. diyor. Cinali, Var var. Bir hareketlilikler var. Ben savcımı vereyim valim, bir merhabalaşın. diyerek telefonu Ali Çakır´a veriyor. X şahsa kendisini, ´Bağcılar basın savcısı´ olarak tanıtan Çakır, 5 yıldır bu görevde olduğunu belirtiyor. X şahsın Ne güzel ne güzel! demesi üzerine Çakır, Türkiye nüfusunun yüzde 60´ı bizde biliyorsunuz. diyor. X erkek, Tabii tabii yani mevkutelerin canına okuyorsunuzdur savcım heh heh... diyor. Bunun üzerine Savcı Ali Çakır, Biraz okumaya çalışıyoruz. ifadesini kullanıyor. Çakır, savcılık işinin zevkli olduğunu ifade eden kişiye şöyle diyor: Biraz politik, siyasi. Muhatabının cevabı ise, Biraz politik evet. Takip de edilmesi gereken bir iştesiniz. OHAL bölgedeyken biz de sizin bu benzeri şu an çalıştığınız konuya bakıyorduk. oluyor. Çakır, kendisine bağlı 20-22 mevkutenin olduğunu belirtiyor.

Kuvvacıların ahbabıymış

VKGB soruşturması kapsamında gözaltına alındığında Ankara Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü´ndeki sorgusunda Ahmet Cinali´ye bu konuşmalar soruluyor. Cinali, Ali Çakır´ı ´ahbabı´ olan bir cumhuriyet savcısı olarak tanıtıyor. Yanlarında bulunan Gazi Aydın´ın ´Harran Üniversitesi´nde dekan´ olduğunu ve kendileri ile normal adabına uygun konuştuğunu, suç teşkil eden bir durum olmadığını beyan ediyor. ( Zaman)

(09 Ekim 2009), son güncel.: (12 Ekim 2009)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kontrgerilla´nın yargıdaki örgütlenmesi

Vatanseverler (VKGB) Çetesi ile ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1007    yazdır/print


 

Danıştay bombalarının bizim olduğu anlaşılırsa naneyi yedik

Ergenekon´un terör örgütü olduğu iddiaları örgüt içinde yer almış elemanların itiraflarıyla da giderek güçleniyor. Ergenekon davasının sanıklarından biri gizli tanıklığa başvurdu. Dokuz farklı konuyla ilgili olarak ayrıntılı ifade veren gizli tanık ´Anadolu´ bombaları ve ordu içindeki asker-sivil örgütlenmeyi anlattı. Ergenekon sanığı iken gizli tanık olan Anadolu´nun ifadeleri şok iddialar içeriyor: ´Demirtaş, Oktay Yıldırım´a ´Danıştay bombalarının bizim olduğu anlaşılırsa naneyi yedik´ dedi. TSK içindeki gizli yapılanmayı Tolon ve Şener´den duydum. Kıvrıkoğlu bana yapının en büyük sivil ayağının ´Encümen-i Daniş´ olduğunu söyledi.´

Danıştay bombalarının bizim olduğu anlaşılırsa naneyi yedik

Ergenekon´un terör örgütü olduğu iddiaları örgüt içinde yer almış elemanların itiraflarıyla da giderek güçleniyor. Ergenekon davasının sanıklarından biri gizli tanıklığa başvurdu. Dokuz farklı konuyla ilgili olarak ayrıntılı ifade veren gizli tanık ´Anadolu´ bombaları ve ordu içindeki asker-sivil örgütlenmeyi anlattı. Ergenekon sanığı iken gizli tanık olan Anadolu´nun ifadeleri şok iddialar içeriyor: ´Demirtaş, Oktay Yıldırım´a ´Danıştay bombalarının bizim olduğu anlaşılırsa naneyi yedik´ dedi. TSK içindeki gizli yapılanmayı Tolon ve Şener´den duydum. Kıvrıkoğlu bana yapının en büyük sivil ayağının ´Encümen-i Daniş´ olduğunu söyledi.´

Gizli tanıklığa başvuran sanık ´Anadolu´dan bomba itiraflar

Soruşturma ve davanın ciddiyetle ilerlediğini ve büyüdüğünü gören sanıklar itiraflara yöneliyor. Ergenekon Terör Örgütü, hem Ergenekon savcılarının takibiyle hem de örgüt elemanlarının itiraflarıyla giderek çözülüyor.

Gizli Tanık ´Anadolu´ Ergenekon hakkında çok şeyler bildiği iddia edilen Adli Tıp´çı Ümit Sayın mı?

Ergenekon örgütünün üst düzey yöneticisi olmakla suçlanan Kemal Alemdaroğlu´nun avukatı Metin Çetinbaş, bir duruşmada ´Anadolu´ rumuzlu gizli tanığın Ümit Sayın olduğunu söylemiş, bunun üzerine cumhuriyet savcıları da Terörle Mücadele Kanunu´na göre bir kişiyi teröre hedef gösterdiği gerekçesiyle Çetinbaş hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istemişti. 26 Ağustos´ta yapılan duruşmada da Hakim Köksal Şengün, tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz´in isteği üzerine, gizli tanık ´Anadolu´ya ait ifade örneği ve gizli kimlik bilgilerinin kendisine gönderildiğini açıklamıştı.

Üçüncü Ergenekon iddianamesinin dayanağı, yani delil klasörleri sanık avukatlarına verilmişti. 1454 sayfada toplanan kanıtlar 185 klasöre ancak sığdı. Binlerce belgenin bir araya getirildiği klasörlerde en dikkat çekici bölümlerden biri Ergenekon sanıkları arasında yer alan, aynı zamanda soruşturma kapsamında ifade veren gizli tanık ´Anadolu´nun iddiaları oldu. Mehmet Demirtaş ve Oktay Yıldırım arasındaki ´bomba´ konuşmalarına tanık olduğunu belirten Anadolu, Demirtaş´ın “Bu Danıştay bombalarının bizim olduğu anlaşılırsa naneyi yeriz” dediğini söylüyor. Ergenekon üyeliğinden Silivri Cezaevinde tutuklu bulunduğu belirtilen Anadolu, 10 başlık altında sıraladığı ifadelerinde “Ergenekon örgütünün tam olarak mahiyetini iddianameden sonra anladım” diyor.

Bombaları Oktay Yıldırım koydu

Gizli tanık Anadolu, 11 Nisan 2009´da verdiği ifadede, geçmişte yaşadığı ve cezaevinde kaldığı süre içerisinde şahit olduğu olaylarla ilgili vicdanen adalete yardımcı olmak istediğini söyledi. Gizli tanık, Ergenekon davasının ilk günlerinde duruşmaya verilen arada sanıklardan Mehmet Demirtaş ve el bombalarının sahibi olduğu iddia edilen emekli astsubay Oktay Yıldırım arasında geçen görüşmeye şahit olduğunu belirterek şunları anlattı: “Mehmet Demirtaş, ´Bu Danıştay bombalarının bizim bombalar olduğu anlaşılır ise naneyi yeriz´ dedi. Bunun üzerine Oktay Yıldırım´da ´Bizim bombalar olduğu anlaşılmaz, kafile numaraları farklı´ dediğini duydum ve o sırada içeri girdiğimde konuşmayı kestiler. Bir sefer de kendisine şaka yolu ile “Bombaları çatı katına sen mi koydun” diye sorduğum da kendisinin koyduğunu söyledi.

Hükümeti devirmek istiyorlardı

Dokuz farklı konuyla ilgili olarak ayrıntılı ifade veren gizli tanık Anadolu, 2004 yılında Kayseri Tugay´ına bir konuşma için gittiğinde, Tugay Komutanı Reha Taşkesen ile özel odasında görüşme yaptığını ifade etti. Anadolu, görüşmede konunun “Derin devlet”e geldiğini ve Taşkesen´in TSK bünyesinde sivillerle birlikte organize olmuş gizli bir örgüt yapılanmasından bahsettiğini de anlattı. Gizli tanık, Tugay Komutanı Taşkesen´in bu yapılanmanın başında askerlerin olduğunu ve sivil toplum örgütleri ile bazı bürokratların hükümeti beğenmedikleri, icraatları bulunduğunda hükümeti devirmek ve askeri darbe yapmak olduğunu kendisine anlattığını söyledi.

96´dan beri gizli yapılanma var

2005 yılında Fenerbahçe Orduevi´nde görüştüğü eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´nun 1996´dan beri askeriye içinde gizli bir yapılanma ve örgütlenme olduğundan bahsettiğini, örgütlenmenin başta gelen sivil kanadının ise Encümen-i Danış toplantıları olduğunu söylediğini iddia etti. Anadolu, Kıvrıkoğlu´nun ayda bir yapılan bu toplantılarda alınan kararları gizlice MGK´ya ve üst düzey bürokratik makamlara yolladığını, bu grubun içindeki üst düzey komutanlar arasında eski Genelkurmay başkanları ile İsmail Hakkı Karadayı´nın da olduğunu söylediğini aktardı. Gizli tanık, “Ayrıca bakanlar, üst düzey bürokratların bu grupta olduğun, sivil kanatta TSK ile irtibatlı en üst düzey kurulun bu kurul olduğunu ve irtibatların bu kurul üzerinden yoğun olarak sağlandığını söyledi. Benim bu görüşmeyi yaptığım ay haziran ayı olabilir” dedi.

Seçimler öncesi eylem

2006´da Ankara Merkez Orduevi´nde Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile yaptığı görüşmede, Tolon´un TSK içindeki gizli yapılanmadan sözettiğini anlatan gizli tanık, STK´larla da işbirliği yapıldığını kaydetti. Anadolu, Hurşit Tolon´un, Türkiye Topluluğu, ADD, Çağdaş Eğitim Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi STK´ların hükümeti yıpratıp bir yıl sonra süresi dolacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ciddi bir baskı yapmayı düşündüklerini söylediğini anlattı. Gizli tanık Anadolu, 2006 Şubat ayında yaptığı bu görüşmede Tolon´un, Türkiyem Topluluğu´na girip ayrıldığını söylediğini ve eylemler için Cumhurbaşkanlığı seçiminin olduğu zamanın uygun olduğunu söylediğini ifade etti.

Büyükanıt da varmış

Gizli tanık Anadolu, 2006´da emekli orgeneral Şener Eruygur ile yaptığı görüşmede ise TSK içindeki gizli yapılanma içinde Yaşar Büyükanıt´ın olduğunu ileri sürdüğünü söyledi. Anadolu, Eruygur´un, Genelkurmay´ın bilgisi dahilinde özel görevle Atatürkçü Düşünce Derneği´nin başına getirildiğini kendisine söylediğini anlattı. Anadolu, katıldığı toplantılar sonrasında yapılanmanın adının Ergenekon olduğunu öğrendiğini söyledi. Anadolu, Tolon´un bahsettiği gizli örgüt içinde önde gelen kurumun ADD olduğunu söylediğini, Çağdaş Eğitim Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği´nin kendileri ile hareket ettiğini anlattığını ve yaptıkları organizasyonlarda Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinden kendilerine para verildiğini ancak ne kadar verildiğini söylemediğini belirtti.

İstihbaratın bilgisi vardı

2006 kış aylarında emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız´ın İstihbarat Daire Başkanı olduğu dönemde yaptığı görüşmede Parmaksız´ın TSK içindeki gizli yapılanmanın Genelkurmay İstihbaratı´nın bilgisi dahilinde olduğunu ve hükümeti ortadan kaldıracak güçte olduklarını söylediğini anlattı.

Alemdaroğlu´nun toplantısına Demirel de katıldı

Gizli tanık Anadolu, İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu´nun da 2004 Mayıs-Haziran aylarında TSK içindeki yapılanmadan bahsederek üniversite yapılanmasında görevli olduğunu anlattığını kaydetti. Gizli tanık şunları anlattı: “Görevi kabul etmedim. Yaşar Hacı Salihoğlu´nun bu yapılanma içinde üniversitede askerler ile irtibat sağlayan kişi olduğunu, Jeopolitik Dergisi´ni çıkardığını, askerler ile toplantılar yaptığını emekli askerlerin yazılarının bu dergide yayımlandığını söyledi. Yaşar Hacı Salihoğlu´nu tanımam ancak 2003 yılında Tandoğan´da yapılan ´Cumhuriyet´e Saygı´ adlı mitingin askerlerin koordinesinde yapıldığını, ´Ordu Göreve´ pankartlarının da aynı kapsamda yapıldığını ve bu pankartları aynı mitingde Atatürkçü Düşünce Derneği Konfederasyonu tarafından yapıldığı bu derneğin Türk Solu Dergisi ve İleri Dergisi ile irtibatlı olduğunu bana söyledi. Ayrıca Kemal Alemdaroğlu ´Taksim Toplantıları´ adı altında yemekli toplantılar düzenliyordu. Bir seferde bu toplantılara Süleyman Demirel katıldı. Bu toplantıda Süleyman Demirel Türkiye´nin kötüye gittiğini ve değişmesi gerektiğini anlatıyordu.”

STK ve ordu arasında irtibat sağlıyorlardı

Ergenekon sanığı Doç. Dr. Emin Gürses ile birlikte yargılandığı ayrıntısını da veren gizli tanık Anadolu, Gürses´le yaptığı görüşmede Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol´un kilisede yaptığı toplantılardan da bahsettiğini anlattı. Bu yapılanmanın içinde emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Erenerol´un bulunduğunu ve bu kişilerin STK´larla ordu arasında irtibat sağladıklarını anlattığını kaydetti. Gürses´in bu yapılanmanın adının Ergenekon olduğunu söylediğini, sanıklardan Şener Eruygur´un verdiği bilgi ve belgeler doğrultusunda yazar Ergün Poyraz´ın kitap yazdığını, JİTEM´in ise Poyraz´a çalıştığını belirtti. ´Gizli´ ibareli belgelerinde Eruygur tarafından Poyraz´a verildiğini anlattığını söyleyen Anadolu, emekli Binbaşı Fikret Emek´e duruşmada “Bombaları neden evinde bulundurdun” diye soruduğumda annesinin evinde unuttuğunu söyleyerek komik bir cevap verdiğini kaydetti. Anadolu, “Benim örgütün sivil ve askeri yapısı ile doğrudan ve dolaylı olarak bir alakam yoktur. Ancak bu şahıslar ile devletin büyükleri olduğu için yakınlaştım. Ergenekon´un tam olarak mahiyetini iddianameden sonra fark ettim” dedi.

Hükümeti mitinglerle yıpratacağız

Gizli tanık, 2006´da Ankara Merkez Orduevi´nde emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile arasında geçen görüşmeyi de şöyle aktarıyor: Oraya Şener Eruygur ve ADD´ler ile alakalı görüşmelere gitmişti. Hükümetin gitmesi gerektiğini söyledi. TSK içindeki gizli örgüt yapılanmasının başında Org. Y. B´nin olduğunu söyledi. Ciddi organizasyonlar düşündüklerini ve bunun için Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinden kendilerine para verildiğini söyledi. Kendisi bana görev teklif ettiğinde Kadıköy ADD üyesiydim. Genelkurmay´ın bilgisi dahilinde özel görev ile ADD´nin başına getirildiğini belirtti. Ayrıca gizli örgütün Türkiye´de askeri müdahale yapabilecek bir yapılanma olduğunu söyledi. Sürekli darbe olacağı beklentilerini dile getiriyordu.”

Tümgeneral Parmaksız:Hükümet gitmezse darbe ile ortadan kaldırılacak

Ek klasörlerde yer alan gizli tanık Anadolu´nun verdiği bilgilere göre Ergenekon yapılanmalarının bütün yıpratma çalışmalarına rağmen hükümetin gitmemesi halinde müdahale etmeyi planladıklarını da anlattı. Gizli Tanık Anadolu, emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız´ın da TSK içindeki gizli yapılanmadan söz ettiğini öne sürerek, bunun Genelkurmay istihbaratının bilgisi dahilinde olduğunu söylediğini belirtiyor. Tümgeneral Parmaksız´ın ´Hükümet gitmezse bir müdahaleyle hükümet ortadan kaldırılacak. Bununla ilgili ciddi çalışmalar yaptıklarını´ söylediğini aktaran Anadolu, TESAV Başkanı Agah Oktay Güner´in de kendisine benzeri şeyler söylediğini anlatıyor. Anadolu, Ergenekon sanıklarından Kemal Alemdaroğlu´nun da “Gizli yapılanmanın üniversite sorumlusuyum” dediğini öne sürüyor. Anadolu ayrıca, Alemdaroğlu´nun 2003´te Tandoğan meydanında yapılan ´Cumhuriyet´e saygı mitingi´nin askerlerin koordinesinde yapıldığını, ´Ordu Göreve´ pankartlarının da aynı kapsamda açıldığını anlattığını iddia ediyor.

Vatanseverler davasında çete liderinin ifadelerinde Parmaksız paşa ve Ergenekoncular

Girdap Operasyonu ile yakalanan Vatanseverler çetesi (Vatanseverler Kuvvetler Güç Birliği Hareketi - VKGB) lideri Taner Ünal´ın mahkeme dosyasında yer alan konuşmasında Ergenekoncular için “Bunlar ihtilal hazırlıyor. Muzaffer Tekin Cumhurbaşkanı, Parmaksız Paşa Genelkurmay Başkanı olacakmış” dediği ortaya çıkmıştı. ( Yenişafak)Vatanseverler çetesi davasının Ergenekon davasıyla birleştirilmesine karar verilmişti.

Ankara polisinin düzenlediği Girdap Operasyonu kapsamında tutuklanan Vatanseverler Güç Birliği Hareketi lideri Taner Ünal´ın, Ergenekon Terör Örgütü ve Danıştay saldırısı ile ilgili ilginç bazı açıklamaları ortaya çıktı. Ünal konuşmalarında, Ergenekon´da tutuklanan Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ ile arkadaşlarının ihtilal peşinde koştuğunu söylüyordu. Taner Ünal, mahkemeden alınan izinle yapılan dinlemede kaydedilen konuşmasında emekli Tümgeneral Alaaddin Parmaksız ve emekli Albay Fikri Karadağ ile yaptıkları toplantıda konuşulanları dernek yöneticisine şu şekilde anlatıyor: “Kardeşim dedim. Yani hoş geldiniz, iyi yaptınız, memnun oldum. İki tane dedim, Mümtaz, şey paşa subay, size nasıl yardımcı olabilirim? Ne yapmak istiyorsunuz? Hedefleriniz neler, dedim. Fikri Karadağ dedi ki, biz dedi, paşaların kellelerini çuvala dolduracağız dedi. Anlamadım dedim. Evet dedi, biz ihtilal yapacağız, ihtilali de Muzaffer Tekin yapacak dedi. Hayırdır paşam dedim ya ben birden şoka uğradım yani. Ne kellesi dolduracaksınız dedim PKK´lı kellesi falan mı dolduracaksınız dedim. Hayır dedi. Paşaların kellelerini dolduracağız dedi. Bu memlekette dedi çok vatan haini paşa var dedi. Ben tabii Alaattin Parmaksız biraz tersler diye şey yaptım. İşte dedi Genelkurmay Başkanım da burada dedi. Muzaffer Tekin Cumhurbaşkanı olacak dedi. Kendisi de başbakan filan olacak. Bunun üzerine gönderdim bunları. Ne ihtilali yapıyorsunuz siz dedim.” VKGB lideri Taner Ünal´a göre Muzaffer Tekin ihtilal yaptıktan sonra Cumhurbaşkanı olacak, Genelkurmay Başkanlığı´na ise emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız getirilecekti. Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ ise ihtilalde Başbakanlık görevini üstlenecekti.

(31 Ağustos 2009, 11:40)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=923    yazdır/print


 

Ergenekon-VKGB davaları birleştirildi üç sanık tahliye edildi

Ergenekon davası büyümeye devam ediyor. Davanın dün görülen ve bugünün erken saatlerine kadar süren 107. duruşmasında 3 tahliye ile birlikte bir de birleştirme kararı çıktı. Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) Başkanı Taner Ünal ve Ahmet Cinali´nin de aralarında bulunduğu 19 sanıklı dava, Ergenekon davası ile birleştirildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nin talebini ve savcıların görüşünü dikkate alan mahkeme, VKGB ile ilgili çete davası ve Ergenekon davası arasında hukuki ve fiili irtibat olduğu gerekçesiyle birleştirme kararı verdi. Birinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Aydın Yüksek ve Hayati Özcan ile Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay saldırısı davasının tutuklu sanığı Süleyman Esen´in tahliye edilerek tutuksuz yargılanmalarına karar verildi.

Ergenekon-VKGB davaları birleştirildi üç sanık tahliye edildi

Ergenekon davası büyümeye devam ediyor. Davanın dün görülen ve bugünün erken saatlerine kadar süren 107. duruşmasında 3 tahliye ile birlikte bir de birleştirme kararı çıktı. Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) Başkanı Taner Ünal ve Ahmet Cinali´nin de aralarında bulunduğu 19 sanıklı dava, Ergenekon davası ile birleştirildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nin talebini ve savcıların görüşünü dikkate alan mahkeme, VKGB ile ilgili çete davası ve Ergenekon davası arasında hukuki ve fiili irtibat olduğu gerekçesiyle birleştirme kararı verdi. Birinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Aydın Yüksek ve Hayati Özcan ile Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay saldırısı davasının tutuklu sanığı Süleyman Esen´in tahliye edilerek tutuksuz yargılanmalarına karar verildi.

Birleştirmede en önemli karar verildi bundan sonrası resmi formaliteler

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, 4.5 saat süren aradan sonra verilen kararları açıkladı. Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) Başkanı Taner Ünal ve Ahmet Cinali´nin de aralarında bulunduğu 19 sanıklı dava, Ergenekon davası ile birleştirildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nin talebini ve savcıların görüşünü dikkate alan mahkeme, VKGB ile ilgili çete davası ve Ergenekon davası arasında hukuki ve fiili irtibat olduğu gerekçesiyle birleştirme kararı verdi. Daha önce de Danıştay davası Ergenekon´la birleştirilmişti. Son birleştirme ile birinci Ergenekon davasının sanık sayısı 113´e yükselmiş oldu. İki davanın birleştirilmesinde en önemli karar böylece verilmiş oldu ancak davaların birleştirilmesi için Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza´dan görüş isteyen Ankara 11. Ağır Ceza´nın birleştirmeye karar vererek dava dosyasını İstanbul´a göndermesi ve İstanbul 13. Ağır Ceza´nın da son kararı vermesiyle resmi birleştirme prosedürü tamamlanmış olacak.

Anafor davasının birleştirme isteği ise erken denilerek reddedildi ama muhtemelen ilerleyen süreçte birleştirme kararı gelecek

İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen 176 sanıklı Anafor davasının birleştirilmesi talebine ise onay çıkmadı. Mahkeme heyeti, iki dava arasında hukuki ve fiili irtibat olduğunu kabul etti ancak birleştirme kararı verildiği takdirde Ergenekon davasında yargılamanın sürüncemede kalacağına hükmetti. Bu kararla Anafor davası İzmir yerel mahkemesi tarafından görülmeye devam edilecek ancak ilerleyen süreçte birleştirmenin kaçınılmaz olduğu, iki dava arasındaki hukuki ve fiili bağlantıların Ergenekon davasına bakan mahkeme tarafından da kabul edilmesiyle ortaya çıkmış oluyor.

3 tahliye kararı

Dünkü duruşmada ayrıca 3 sanık için tahliye kararı çıktı. Böylece Ergenekon ana davasında tutuklu sayısı 30´a indi. Mahkeme heyeti başkanı Köksal Şengün, ´mevcut delil durumu, sanıkların tutuklulukta geçirdikleri süre ve suç vasfının değişme ihtimalini´ dikkate alarak, Danıştay davası sanıklarından avukat Süleyman Esen ile 1. Ergenekon davası sanıklarından İşçi Partisi İzmir Temsilcisi Hayati Özcan ve eski polis Aydın Yüksek´i tahliye etti. Başka suçtan tutuklu ya da hükümlü bulunmadıkları takdirde sanıkların derhal tahliyeleri hususunda yazı yazılmasının kararlaştırıldığını ifade eden Şengün, sanıklara yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirinin uygulanmasına hükmetti. Aydın Yüksek ve Hayati Özcan, birinci ´Ergenekon´ davasının, Süleyman Esen ise bu davayla birleştirilen Danıştay´a ve Cumhuriyet Gazetesi´ne yönelik saldırı davasının tutuklu sanığıydı. ( Zaman)

Gizli Tanıklığa başvurduğu iddia edilen sanık Ümit Sayın´ın duruşmalardan vareste tutulma talebi kabul edildi

Mahkeme, Emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün 103´üncü oturumdaki beyanlarından dolayı Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı´na suç duyurusunda bulundu. Bir önceki oturumda can güvenliği olmadığı gerekçesiyle duruşmaya katılmak istemediğine dair dilekçe veren Doç. Dr. Ümit Sayın´ın talebini kabul eden mahkeme, Sayın´ı süresiz olarak mahkemeye katılmaktan muaf tuttu. Sanıklardan Mete Yalazangil´in de yine aynı şekilde duruşmaya katılmaktan muaf tutulmasına karar verdi. Mahkeme heyeti ayrıca sanıklar ve müdafilerinin savunma dışındaki beyanlarının davanın gereksiz yere gecikmesine sebebiyet verdiğini belirterek, savunmaları dışında kalan talepleri yarım saat ile sınırlandırdı. Yarım saati aşacak beyanların yazılı olarak sunulmasına karar verildi. Mahkeme heyeti sonraki duruşmayı ise 31 Ağustos Pazartesi gününe ertelendi. ( Hürriyet)

VKGB davasının da birleşmesiyle Ergenekon´un sivil kanadı dava kapsamına alınmış oldu

30 Ağustos 2009: Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan 3 iddianamede de sivil toplum kuruluşları, örgütün amacına ulaşmak için kullandığı en önemli araçlar olarak gösteriliyor. İddianamelerde Ergenekon´la irtibatlı olduğu ileri sürülen dernekler, tek tek dava kapsamına alınıyor. İki ana dava olarak yürüyen Ergenekon´un birinci iddianamesinde yer alan suçlamalarla ilgili sanıklar teker teker Silivri´de mahkeme salonuna çıkıyor. İlk olarak 3 Ağustos 2009´da Danıştay davası Ergenekon´la birleştirilmişti. İkinci adımda ise Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) üyelerinin yargılandığı Girdap operasyonu davası gündeme alındı. Bu dava da Ergenekon kapsamına alındı. Veli Küçük´ün talimatıyla kurulduğu iddia edilen VKGB ile ilgili ´Türk-Kürt savaşını hedeflemek´ gibi ciddi suçlamalar Ergenekon davasında ele alınacak. VKGB Başkanı Taner Ünal, yardımcısı Salih Zeki Balaban, bayrak yakma olayını organize etmekle suçlanan VKGB Mersin il yöneticisi Mesut Sezer ve Ahmet Cinali´nin aralarında bulunduğu 19 sanık, Silivri´de hakim karşısına çıkacak. Soruşturma kapsamında hazırlanan 2 bin 455 sayfalık ilk iddianamede, Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi, Kuvayı Milliye Derneği, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği, Büyük Hukukçular Birliği Derneği, Ayasofya Derneği, Büyük Güç Birliği Derneği, Ulusal Birlik Hareketi Platformu ve Kuvva-i Milliye Derneği´nin Ergenekon örgütünün sivil toplum kanadını oluşturduğu iddia ediliyor.

VKGB DERNEĞİNİN HEDEFİ: TÜRK-KÜRT SAVAŞI

VKGB dışındaki dernek yöneticileri ve üyeleri de dava kapsamında yargılanmaya başlandı. Son olarak VKGB de Danıştay davasında olduğu gibi Yargıtay aşamasını beklemeden Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nin birleştirme kararı ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin de buna onay vermesi ile Ergenekon kapsamına alındı. VKGB Başkanı Taner Ünal, yardımcısı Salih Zeki Balaban ve Ahmet Cinali gibi sanıkların Ergenekon sanıkları ile sıkı bir birliktelik içinde olduğu birinci iddianamede açık bir şekilde ortaya çıkıyor. İddia edilen derneğin, özellikle Türk-Kürt düşmanlığını körükleyerek kardeş kavgası çıkmasına sebebiyet verecek eylemlere giriştikleri vurgulanıyor.

VELİ KÜÇÜK´ÜN TALİMATIYLA KURULDU

VKGB´nin Veli Küçük´ün talimatıyla ve Muzaffer Tekin, Mehmet Fikri Karadağ, Mehmet Zekeriya Öztürk ve soruşturma aşamasında ölen Kuddusi Okkır tarafından kurulduğu belirtiliyor. Derneğin kurulması aşamasında 13 Mart 2005´te İstanbul´da Erol Çakır Öğretmenevi´nde Taner Ünal´ın konuşmacı olduğu toplantıya Tekin, Hüseyin Görüm, İbrahim Özcan gibi Ergenekon sanıklarının katıldığı, Alparslan Arslan´ın da burada bulunduğu aktarılıyor. Toplantıya Şener Eruygur´un da çelenk göndermesi o süreçte dikkat çekmişti.

DOĞU PERİNÇEK DE DERNEKLE BAĞLANTILI

VKGB´nin bağlantılı olduğu diğer Ergenekon sanığı ise Doğu Perinçek. Taner Ünal, Perinçek liderliğindeki İşçi Partisi´nin Diyarbakır´daki bayrak yürüyüşüne destek vermişti. Bu konudaki Perinçek ile Ünal arasındaki telefon görüşmeleri de birinci iddianamede yer alıyor. Görüşmede Taner Ünal, Perinçek´e düzenlenmesi planlanan yürüyüşle ilgili bilgiler aktarıyor.

Mersin´de bayrak yakma provokasyonu

Ergenekon iddianamesindeki önemli iddialardan biri de Mersin´de yaşanan bayrak yakma olayı. Gizli tanık 17, bu konuda şunları söylüyor: Ali Kutlu, Mersin ilinden derneğe gelmişti. Kendisinin VKGB oluşumunun başlangıcında yer aldığını anlatıyordu. Bu kişinin Mersin´de VKGB tarafından organize edilen bayrak mitinginde yer aldığını, bu miting öncesi 2 adet Türk bayrağının VKGB tarafından halkın galeyana getirilmesi için özellikle yaktırıldığını, bundan dolayı da 10.000 kişinin tepki amaçlı Türk bayrağı açtığını bizzat kendisinden duydum. ( Zaman)

(28 Ağustos 2009), son güncel.: (30 Ağustos 2009)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=916    yazdır/print


 

Yarbay Dönmez´in bombaları çok sayıda terör eylemiyle bağlantılı

Ergenekon tutuklusu Yarbay Mustafa Dönmez´den ele geçirilen bombaların seri ve kafile numaralarının incelenmesinde Hizbullah, MLKP gibi örgütlerle ve diğer Ergenekon sanıkları Fikret Emek, Muzaffer Tekin ve Tuncay Özkan´dan ele geçirilen el bombalarıyla bağlantısı tespit edildi. Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Daire Başkanlığı Bomba Bilgi Merkezi´nin ´ÇOK GİZLİ´ raporu Yarbay Mustafa Dönmez´in Sakarya´daki evinden çıkan bombaların değişik bağlantılarını ortaya koydu. Rapor, Yarbay´ın bombalarının onlarca olayla bağlantılı olduğunu gözler önüne seriyor. Ergenekon soruşturmasının ek 43. klasör 292. sayfasında yer alan rapor tüyler ürpertici. Raporun en dikkat çekici bölümü Yarbay´ın bombalarının terör örgütleriyle irtibatları.

Yarbay Dönmez´in bombaları çok sayıda terör eylemiyle bağlantılı

Ergenekon tutuklusu Yarbay Mustafa Dönmez´den ele geçirilen bombaların seri ve kafile numaralarının incelenmesinde Hizbullah, MLKP gibi örgütlerle ve diğer Ergenekon sanıkları Fikret Emek, Muzaffer Tekin ve Tuncay Özkan´dan ele geçirilen el bombalarıyla bağlantısı tespit edildi. Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Daire Başkanlığı Bomba Bilgi Merkezi´nin ´ÇOK GİZLİ´ raporu Yarbay Mustafa Dönmez´in Sakarya´daki evinden çıkan bombaların değişik bağlantılarını ortaya koydu. Rapor, Yarbay´ın bombalarının onlarca olayla bağlantılı olduğunu gözler önüne seriyor. Ergenekon soruşturmasının ek 43. klasör 292. sayfasında yer alan rapor tüyler ürpertici. Raporun en dikkat çekici bölümü Yarbay´ın bombalarının terör örgütleriyle irtibatları.

Hizbullah-MLKP bombalarıyla kardeşlik

Emniyetin raporuna göre, Sakarya´da ele geçirilen bombalar, 8 Mart 2000´de Mardin Nusaybin´de Yenituran Mahallesi´nde Hizbullah üyesi Mehmet Kardaş isimli şahsın ikametinde alınan iki el bombasıyla irtibatlı. 3 Kasım 2000´de Malatya Hanım Çiftliği beldesinde Türkiye İslami Hareket Örgütü´ne yapılan operasyonda elde edilen 8 el bombasından biriyle ve 15 Haziran 2003 tarihinde İzmir´in Buca ilçesinde yasadışı MLKP (FESK) terör örgütü mensubu Sami Özbil ve İbrahim Akmazlar´ın ikametinde elde edilen iki el bombasıyla irtibatları da rapora girdi. Kamuoyuna Süryanilere gözdağı olarak yansıyan Mersin´de Gebro Seven adlı kişinin evinin bombalanmasıyla da Yarbay´ın bombaları arasında bağlantı kuruldu. 30 Ağustos 2006´da Mersin Akçakaya Mahallesi´nde Gebro Seven´in evinde el bombasıyla bir patlama meydana gelmişti.

VKGB bombalarıyla kardeşlik

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nca 6 Temmuz 2007 tarihinde Vatansever Kuvvetler Güç Birliği´ne dönük soruşturmada birliğin genel başkan yardımcısı Ahmet Cinali´den ele geçirilen bombalarla da irtibatlar sağlandı. Emniyet, Yarbay´ın bombalarıyla Cinali´nin bombalarının aynı seriden olduğunu saptadı.

Fikret Emek-Muzaffer Tekin-Tuncay Özkan bombalarıyla kardeşlik

Emniyet Kriminal Daire Başkanlığı, Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Fikret Emek, Muzaffer Tekin ve Tuncay Özkan´dan çıkan bombaların da yine Yarbay Mustafa Dönmez´in el bombalarıyla irtibatlı olduğunu saptadı.

Ergenekon´un en tehlikeli operasyon biriminin üyesi Yarbay´ın bombaları neredeyse her yerde

Üçüncü Ergenekon iddianamesinde Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ)´nün en tehlikeli operasyon birimi olduğu belirtilen ve operasyon esnasındaki öldürme ve ortadan kaldırma, ihanet eden örgüt üyelerini infaz etme gibi kirli işlerini yürüten ve acımasız subaylardan oluşan ´Kontrol Dairesi´nde görevli olmakla suçlanan Yarbay Mustafa Dönmez´in Sakarya´daki evinde ele geçirilen bombaların kafile ve seri numaralarının çok sayıda terör olaylarında kullanılan veya ele geçirilen el bombalarıyla bağlantıları tespit edildi. Bunlardan bazıları şu şekilde:

24.5.2008´de Antalya´da Fabrikalar Mahallesi Fikri Erten Caddesi´nde Abdulvehhap Salman isimli şahıstan ele geçirilen el bombalarından biriyle.

17.1.2009´da Fatih ilçesi Sahil Kennedy Caddesi Çatkapı İETT otobüs durağı arkası Sur dibinde buluntu üç el bombasıyla.

13.10.2004´te Mersin Üniversitesi Rektörlük Binası önündeki merdiven üzerine bırakılan bir el bombasıyla.

26.6.2007´de Eskişehir´de Ergenekon zanlısı Fikret Emek´in yer göstermesi sonucu elde edilen el bombalarından biriyle.

18.6.2006 tarihinde İstanbul Kadıköy ilçesi Kuşdilli Caddesi Ekizoğlu İşhanı´nda bulunan Muzaffer Tekin´e ait işyerinde yapılan aramada ele geçirilen iki el bombasından biri ile.

6.7.2001´de İstanbul Avcılar´da Firuzköy´de mezarlıkta altı polisle çatışma sonucu ölen İsmail Kahraman´ın üzerinden ele geçirilen iki el bombasından biriyle.

26.9.2008´de İstanbul´da Küçükçekmece ilçesi Halkalı Dereboyu Caddesi´nde Tuncay Özkan´a ait depoda yapılan aramada ele geçen üç patlayıcıdan biriyle.

7.4.2004´te Adana Ceyhan´da D-400 Karayolu üzerinde NATO Köprüsü civarında bulunan bir el bombasıyla.

7.3.2007´de Adana Seyhan´da Baraj Gölü set üstü civarında bulunan 8 el bombasıyla.

26.4.1999´da İstanbul Eminönü ilçesi Cağaloğlu´nda Tan Han isimli binanın girişine bırakılan dört el bombasıyla.

31.3.2007´de Manisa Salihli Şart kasabasında Şato Gazinosu´na atılan iki el bombasından biriyle.

9.4.2003 tarihinde İzmir Buca ilçesi Gaziosmanpaşa Caddesi´nde faaliyet gösteren Arena İnternet´te elde edilen bir el bombasıyla. ( Zaman)

(26 Ağustos 2009, 12:30)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yarbay Mustafa Dönmez manşetlerimiz

Yarbay Dönmez´in adının geçtiği tüm manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=910    yazdır/print


 

Görüntülenen: 1 - 20 (Toplam 28)  | Sonraki 20 

| Paylaş:


Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Şok!!! 509 bin kişi dinlenmiş

07.03.2014 13:13 Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda yürütülen soruşturma çerçevesinde, 2012'de 257 bin 454 kişi, 2013'te 252 bin 062 kişi olmak üzere toplam 509 bin 516 kişinin dinlendiği tespit edildi. TİB'de dinlemeler konusun..
Tamamı 07.03.2014

Suç duyurusu & Basın açıklaması

22.01.2014 12:42 Son günlerde Türkiye gündemini meşgul eden ve birbiriyle bağlantılı olduğu düşünülen iki konuda, 'Paralel Devlet' ve 'Kaset Komplocuları' konusunda TMK ile yetkili cumhuriyet savcılığına çok sayıda somut delil içeren i..
Tamamı 22.01.2014

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

İşte Özal dosyasındaki isimler

29.04.2013 13:35 8´nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne dair soruşturmada iddianame hazırlanarak mahkemeye sunuldu. Mahkemenin de kabul etmesiyle dava açıldı. 56 sayfalık iddianamede, Özal´ın Ergenekon tutuklusu emekli tuğgeneral L..
Tamamı 29.04.2013

Başbakan: Saldırı Ergenekon işi

20.03.2013 20:58 Dün gece Ankara´da Adalet Bakanlığı binası ile AK Parti Genel Merkezi´ne eş zamanlı olarak iki saldırı düzenlenmiş, el bombaları ve law roketatarları kullanılmıştı. Ergenekon davasında önceki gün verilen savcılık mütal..
Tamamı 20.03.2013

27 Nisan soruşturması sürüyor

06.03.2013 18:25 Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik´in suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27 Nisan 2007 askeri muhtırasıyla ilgili başlatılan soruşturmanın sürdüğü öğrenildi. Savcılığa yeni belgeler sunan ..
Tamamı 06.03.2013

Flaş!!! Özel Harp´e dava açılıyor

23.02.2013 13:38 Türkiye´nin en gizli ve gizemli yeri olarak gösterilen Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) ´kozmik oda´sının sır perdesi aralanıyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast iddiası ile başlayan soruşturma yakın tarihle yüzl..
Tamamı 23.02.2013

Savcı: Hamido Özel Harp işi

18.02.2013 13:47 Terörle Mücadele Kanunu´nun (TMK) 10. maddesiyle görevli Malatya Cumhuriyet Savcısı, Zirve Yayınevi cinayetleri davası kapsamında tutuklu bulunan muvazzaf asker Haydar Yeşil´in kayınbiraderi H.K. tarafından teslim edil..
Tamamı 18.02.2013

Genelkurmay, Özel Harp´i yalanladı

15.02.2013 15:05 Genelkurmay Başkanlığı, resmi internet sitesinden yayınladığı açıklamada, son dönemde Özel Kuvvetler Komutanlığı ile ilgili medyada yer alan haberlere tepki gösterdi. Açıklamada, Özel Kuvvetler Komutanlığı gizli ve ill..
Tamamı 15.02.2013

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Skandal!!! Hakim mi militan mı?

13.03.2014 11:33 Denizli'de gezi eylemlerine katıldıkları için Ali Şimşek, Kerem Yıldırım, Güldane Pekdoğan, Recai Altuntaş, Cem Dikmen, Cüneyt Çelik, Süleyman Can Bayram ve Mustafa Kayhan hakkında geçen yıl 'Kanuna Aykırı Toplantı ve ..
Tamamı 13.03.2014

Erdoğan: Hoca, ülkeyi karıştırma!

27.02.2014 14:27 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yerel seçim mitingleri kapsamında Türkiye'yi dolaşıyor. Erdoğan şimdi Burdur'da halka sesleniyor.. İşte Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları: Rabbim kardeşliğimizi inşallah dai..
Tamamı 27.02.2014

Mütalaa: Zirve=Ergenekon

25.02.2014 12:20 2007'de Malatya'da Zirve Yayınevi'nde biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazının kesilerek öldürülmesi olayına ilişkin davanın 92. duruşması dün görüldü. Zirve Yayınevi'nde 18 Nisan 2007'de Alman uyruklu Tilman Ekkehart G..
Tamamı 25.02.2014

Başbakan: Gülen, örgüt lideri

11.02.2014 21:20 Başbakan Erdoğan, Fethullah Gülen hakkında ilk kez 'Örgütün lideri' ifadesini kullandı. Paralel yapılanmanın sınavlarda usulsüzlükten şantaj ve tehdide kadar ne kadar kirli iş varsa bulaştığını söyleyen Başbakan Erdoğa..
Tamamı 11.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17 ve 25 Aralık operasyonunu y..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı.  TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devle..
Tamamı 23.01.2014

Koç suç duyurusunda şok iddia

15.01.2014 15:27 Sivil toplum kuruluşlarından Adalet Platformu, yabancı vakıfların Gezi olaylarına karıştığına dair 2 Aralık 2013'de verdikleri suç duyurusuyla ilgili şok bir iddiada bulundu. MÜRACAAT SAVCISI KOÇ'A DİKKAT ÇEKTİ, DİLE..
Tamamı 15.01.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.01.2014

Hanefi Avcı haklı çıktı

13.01.2014 15:43 Hükümet-cemaat kavgası, özellikle cemaatin yargı üzerinden yaptığı salvolar pek çok adli süreçle ilgili soru ve kuşkuları tekrar akla getirdi. Cemaatin emniyet ve yargı içinde keyfi ve kendi hesabına girişimleriyle ilg..
Tamamı 13.01.2014

Flaş!!! Savcı: Darbeye direnin

31.12.2013 10:25 İstanbul'da şok gelişme.. İstanbul Cumhuriyet Savcılarından Mehmet Demir, içinde bazı yargı mensuplarının da olduğu bir yapının Başbakan Erdoğan'a darbe yapmak istediğini belirterek, "Yargının bağımsızlığına ve tarafsı..
Tamamı 31.12.2013

İkinci 7 Şubat krizi

18.12.2013 11:00 Seçimler yaklaştıkça şok gelişmeler peşpeşe geliyor.. Dün AK Partili belediye ve kamu kuruluşlarına yönelik yolsuzluk operasyonları üzerine bugün İstanbul Emniyeti'nde operasyon yetkisine sahip 5 üst düzey emniyet müdü..
Tamamı 18.12.2013

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Darbe kaydına tekzip talebi

25.11.2013 14:10 Adalet Platformu'nun suç duyurusu ses getirdi. Platform, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili 1 hafta önce suç duyurusu yapmıştı. Ankara Cumhuriyet Ba..
Tamamı 25.11.2013

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
7.663.947