YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
31 Temmuz 2014, Perşembe
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..

  Özet  EskidenYeniye
 
İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "rauf" için arama sonuçları    (Toplam 45 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Derin Karargah Almanya´da

Türkiye´de ağır darbeler alarak bitme durumuna gelen Devrimci Karargah terör örgütünün Alman istihbarat örgütünün koruması altında Almanya´da faaliyetlerini sürdürdüğü ortaya çıktı. Almanya´nın Türkiye´ye yönelik derin ilgisi, Ergenekon soruşturması ile Gezi olayları sürecinde sık sık somut bulgularla kanıtlanmış bulunuyor.

17.10.2013 13:53 Türkiye´de ağır darbeler alarak bitme durumuna gelen Devrimci Karargah terör örgütünün (DKÖ) Alman istihbarat örgütünün koruması altında Almanya´da faaliyetlerini sürdürdüğü ortaya çıktı. Örgüt lideri Serdar Kaya´nın Almanya´da yaşamını sürdürdüğü tespit edildi. Son dönemde ortaya çıkan en gizemli ve önemli terör örgütü olan Devrimci Karargâh´ın Almanya´da yaşayan lideri ´Adnan´ kod adlı Serdar Kaya´yı ilk kez SABAH görüntüledi. Bugüne kadar Türk basınında tek bir kare bile fotoğrafı yer almayan Kaya, uzun soluklu bir araştırma sonucunda kendisini bulan Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek ile muhabir İbrahim Evrim Ayral´ı Berlin´de karşısında görünce şaşırdı, heyecanını gizleyemedi. Görüntülenmemek için sağa sola kaçmaya çalıştı, ancak görüşmenin her ânı fotomuhabiri Serkan Bayraktar tarafından görüntülendi. Abdurrahman Şimşek daha önce de Kürt yazar Musa Anter suikastı tetikçisi Hamit Yıldırım´ı, kanlı saldırıdan 20 yıl sonra Şırnak´ta bulup görüntülemişti. Savcılık da ortaya çıkan bilgi ve belgelerden hareketle düğmeye basmış, 3 ay içinde zaman aşımından kapanacak olan Anter dosyası bu şok gelişme sonrası davaya dönüşmüştü.

Devrimci Karargah terör örgütünün lideri Serdar Kaya, İnterpol tarafından difüzyon kararı ile arandığı halde Almanya´da elini kolunu sallayarak dolaşıyor. SABAH´ın bile kendi imkânlarıyla bulduğu Kaya´yı Alman güvenlik birimlerinin bulamaması olanak dışı. Bu da Kaya´nın Alman makamları tarafından korunduğunu gösteriyor.

MİT´TE BİLE FOTOĞRAFI YOK

Serdar Kaya, lideri olduğu örgütün terör eylemleriyle ilgili bütün soruları yanıtsız bıraktı. Kaya, SABAH´ın, Lideri olduğunuz Devrimci Karargâh örgütü hakkında neler söyleyeceksiniz? şeklindeki sorusuna Bilmiyorum, öyle bir şey yok, diye cevap verdi. İstanbul´da kanlı eylemlerin emrini siz mi verdiniz? sorusunu da yanıtsız bıraktı. Devrimci Karargâh davasında hapis cezası alan polis şefi Hanefi Avcı´yı tanıyor musunuz? sorusuna da cevap vermedi. Kaya, muhabir İbrahim Evrim Ayral´ın, Lideri olduğunuz örgüt pek çok kanlı eyleme karıştı. Polis şehit etti. Siz de bir asker çocuğusunuz, bir şey söylemeyecek misiniz? sorusunu da yanıtsız bıraktı. Kaya, son olarak Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek, Bari iki cümle söyleyin, deyince İşte söylüyorum: İki cümle, dedi. Serdar Kaya, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) başta olmak üzere Türk istihbarat birimlerinde de son fotoğrafları yer almayan, adresi kimse tarafından bilinmeyen ve bu yüzden ´hayalet´ olarak anılan bir örgüt lideri. Kaya, Devrimci Karargâh´ın ana karargâhının bulunduğu Nürnberg kentinde Alman gizli servisinin gözetiminde yaşıyor. Dönerci cinayetleri olarak bilinen cinayet olayları ile de gündeme gelen Nürnberg, Hitler döneminden beri Alman derin devletinin en faal olduğu şehirlerden biri olarak biliniyor. DKÖ de bu şehirde üslenmiş durumda. SABAH Özel İstihbarat Bölümü´nün Avrupa´da üslenmiş Devrimci Karargâh Örgütü ile uzun soluklu haber araştırması yaklaşık iki yıl önce başladı. 26 Aralık 2011´de SABAH´ın manşetten yayınladığı ´Karargâh´ı MİT çökertti´ haberinden sonra araştırmalara başlayan ekip Almanya´dan İsviçre´ye, Fransa´dan Hollanda´ya pek çok Avrupa ülkesinde Karargâh´ın izlerini araştırdı ve çarpıcı sonuçlara ulaştı. Bu çalışmalar sonucu örgütün siyasi lideri konumundaki Serdar Kaya, askeri kanat sorumlusu Şemdin Şimşir ve finansörü Hakan Etyemez Avrupa´nın çeşitli şehirlerinde görüntülendi. Kaya, Nürnberg´de yaşıyor, zaman zaman Berlin´e gidiyor. 16 Haziran Örgütü kökenli Serdar Kaya´nın kod adı Adnan.

KARATAŞ´IN YERİNE DÜŞÜNÜLÜYOR

Edinilen bilgilere göre Devrimci Karargâh (DKÖ) Örgütü, Dev-Sol ve DHKP-C örgütlerinin liderliğini yapan Dursun Karataş´ın ölümünden sonra Avrupa ülkeleri tarafından Karataş´tan sonraki potansiyel birleştirici sol örgüt lideri olarak görülüyor ve bu yüzden Avrupa ülkelerinin gizli servisleri tarafından korunup kollanıyor. Öyle ki Almanya´da Türklere ait tüm işyerleri sıkı bir mali denetime tabi iken DKÖ´nün finansörü Hakan Etyemez´in şirketleri denetimden âdeta muaf tutuluyor. Örgütün bildirisinde de gizli servislerle dolaylı irtibatını ele veren ipuçları içeren ifadeler yer alıyor: Emperyalist dünyanın yeni bir yeniden paylaşım sürecine girdiği, ABD´nin tek başına diğer ülkelere politikalar dayattığı, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) gibi çalışmalara Lenin´in ´Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen hakları birleşin´ sloganıyla karşı konulması gerektiği, Türkiye´nin bölgesel emperyalist siyonist politikaların merkezlerinden biri olduğu söyleniyor. Bildiri ile, örgütü ağırlayan Avrupa ülkelerinin, ABD´ye mesaj verircesine, Tek başına diğer ülkelere politika dayatma! şeklinde mesaj verdiği belirtiliyor. Türk istihbaratının tespitlerine göre Kaya´nın Nürnberg´de Bayerische Landesbank Girozentrale isimli bankada bir hesabı mevcut. Örgüt mensupları genelde İş Bankası ve Western Union yoluyla bu hesaba para gönderiyor.

ANA KARARGÂHI ALMANYA´NIN NÜRNBERG KENTİ

Serdar Kaya 1955 İstanbul doğumlu, Ankara Polatlı nüfusuna kayıtlı. Resmi belgelerde DKÖ üyesi olarak geçen Rabia Şen Süer Kaya ile evli. Ev Adresi Nürnberg/Almanya olarak geçiyor. Bu adres örgütün karargâhı olarak kullanılan yer. Ancak Kaya Nürnberg´de başka bir adreste yaşıyor. Kaya´nın Berlin´de de bir adresi var... Babası emekli subay olan Serdar Kaya, Ankara Çankaya Lisesi´nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi´ne girdi. Burada bir yıl okudu, ardından Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi´ne geçti. İki yıl sonra bu okulu da terk etti. 1978´de ruhsatsız silah taşımak suçundan 10 ay hapis cezası aldı. 1979 yılında Hikmet Kıvılcımlı´nın görüşleri çerçevesinde kurulan Vatan Partisi´nde görev aldı. 12 Eylül´den sonra Partizan Yolu adlı örgüte yönelik operasyondan sonra 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. 1987´de tahliye olunca Partizan Yolu´nun devamı niteliğindeki 16 Haziran Hareketi´nin Türkiye sorumlusu oldu. Sarp Kuray ayrıldıktan sonra 16 Haziran´da etkin konuma geldi. 1998 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarınca Hakan Etyemez vasıtasıyla Almanya´nın Nürnberg kentine yerleşti. 2005 yılında, daha sonra Bostancı´da bir çatışmada öldürülen Orhan Yılmazkaya ile görüştü. Yılmazkaya´yı Türkiye askeri kanat sorumluluğuna getirdi. Serdar Kaya, Orhan Yılmazkaya ile birlikte Kuzey Irak´a giderek Zap Kampı´nda askeri eğitim aldı.

ÖRGÜTÜN LİDERİ VE TEORİSYENİ...

Örgüt kadrosuna bütün eylem talimatlarını veren isim Serdar Kaya. Selimiye Kışlası ve AK Parti İstanbul İl Başkanlığı binasını bombalamak için eylemler yapan örgüt, 2008 yılından bu yana 2 emniyet görevlisi şehit etti, 11 emniyet görevlisini yaraladı. Örgütün saldırıları sonucunda bir vatandaş hayatını kaybetti, 8 vatandaş ise yaralandı. Serdar Kaya, Emniyet arşivlerindeki bilgilere göre 1989-91 yılları arasında İstanbul´da pek çok silahlı eyleme karıştı. Örgütün teorisyeni konumundaki Serdar Kaya´nın, Lenin´in ´Ne Yapmalı?´ isimli kitabından ilhamla devrimin safhalarını analiz ettiği Türkiye Bir Devrim İçin Ne Yapmalı?´ başlıklı bir yazısı bulunuyor. Kaya o yazısında, Kürt halk hareketinin egemen yapıda (Türkiye Cumhuriyeti Devleti´ni kast ediyor) yarattığı çatlağın genişletilerek devrimci İslam´ı (Alevilik kast ediliyor) ittifak gücü olarak kullanmak suretiyle emperyalizme karşı direnebilecek güçlü bir siyasal yapının oluşturulması gerektiğini, işçi sınıfını devrimci bir başkaldırıya hazırlayacak öncü bir örgüt kurulmasının şart olduğunu ve devrimci eylem çizgisinin, Türkiye devriminin karargâhını oluşturmakla yaratılabileceğini iddia ediyor. Bu görüş, DKÖ´nün ortaya çıkış amacını da gösteriyor. (Sabah)

ÖRGÜT TÜRKİYE´DE BİTME NOKTASINA GELDİ

Ergenekon Terör Örgütü´nün taşeron eylem yaptırdığı örgütlerden biri olarak gösterilen ve sol çevrelerde dahi karanlık bir yeni sol örgüt olarak nitelendirilen Devrimci Karargah Örgütü (DKÖ), Ergenekon operasyonlarının başlaması ile ortaya çıkan bir örgüt oldu. Adını ilk kez 2008 yılının Ağustos ayında Selimiye Kışlası´na yapılan havan saldırısı ile duyuran örgüt, ardından AK Parti İstanbul İl Başkanlığına bombalı saldırı yaparak bir polis memurunu şehit etti. Örgütün yöneticisi Orhan Yılmazkaya, Bostancı´da polisle girdiği şiddetli bir çatışmada ölü olarak ele geçirildi. Peşpeşe operasyonlarla darbe yiyen örgüt Türkiye´de fiilen bitme noktasına geldi. 2013 Nisan ayında düzenlenen son operasyonlarda örgütün son iki yöneticisi de yakalanmış oldu. Türkiye´de aranan yöneticisi kalmayan örgütün lideri konumundaki Serdar Kaya´nın Almanya´da yaşadığı ileri sürülüyordu.

ÖRGÜTE AÇILAN DAVADA EN AĞIR CEZALARDAN BİRİ HANEFİ AVCI´YA

Devrimci Karargah örgütüne yönelik 5 dava açıldı. 100´e yakın sanığın yargılandığı birleştirilerek görülen davaların en ilgi çeken sanığı eski emniyet müdürü Hanefi Avcı oldu. Avcı´nın, ´Devrimci Karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım´, ´yargı görevini yapanı etkileme´, ´soruşturmanın gizliliğini ihlal´, ´terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme´, ´ikametinde ele geçirilen ruhsatsız silahlar nedeniyle 6136 sayılı yasaya muhalefet´ ve ´zincirleme şekilde kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme´ suçlarından toplam 23 yıl 4 ay ile 51 yıl 9 ay arasında hapis cezasına çarptırılması talep ediliyordu. 19 Temmuz 2013 tarihinde sonuçlanan davada örgüt yöneticisi Ulaş Erdoğan 17 yıl, Avcı ise 15 yıl hapse mahkum edildi.

45 sanığın çeşitli oranlarda hapis cezasına çarptırıldığı Devrimci Karargah davasında gerekçeli karar 28 Eylül 2013 tarihinde açıklandı. Kararda 15 yıl hapis cezası alan Avcı´nın Devrimci Karargah terör örgütü üyesi Necdet Kılıç ile yakın ilişkisinin olduğu, örgüte yönelik soruşturmayı etkisiz hale getirmek için Kılıç´a taktik verdiği belirtildi. Avcı´nın Kılıç´a teknik ve fiziki takipte olduğunu haber verdiği ve takibi nasıl etkisiz kılacağını anlattığı ifade edildi. Kararda, “Sanık Avcı Necdet Kılıç ile konuşarak söz konusu soruşturmayı akim bırakmak için kendisine yol ve yöntem gösterdiği, Hanefi Avcı İl Emniyet Müdürü olmasına rağmen ve emniyet müdürlüğünün çeşitli birimlerinde istihbarat dahil görev yapmasına rağmen Devrimci Karargah örgütü mensubuna yardım ettiği vicdani kanısına varıldığından mahkumiyetine karar verilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

KİTABIYLA TÜRKİYE´Yİ SARSTI

Avcı, Ergenekon soruşturması sürecinde yazdığı bir kitapla tam anlamıyla Türkiye´yi sarstı. Ergenekon davalarının Fethullah Gülen cemaatinin komplosu olduğunu, tüm hakim ve savcıların da bu cemaatin emrinde olduğunu ileri süren Avcı, CHP lideri Deniz Baykal´a yönelik seks kaseti olayının da yine cemaatin işi olduğunu iddia ediyordu. Adeta her taşın altında cemaat var diyen Hanefi Avcı´nın bu inanılmaz derecedeki abartılı iddiaları ileri sürmesinin arka planı çok geçmeden aydınlandı. Avcı´nın ne kadar derin bir istihbarat görevlisi olduğu da o süreçte ortaya çıktı.

Avcı´nın Devrimci Karargah örgütü üyeleriyle irtibatı vardı ve kendisine yönelik polis soruşturmasını, teşkilat içindeki irtibatları aracılığıyla haber almıştı. Örgüt üyelerine polis takibinden kurtulma taktikleri verdiği, soruşturmada kanıtlandı. Hiç bir şekilde izah edilemeyecek ve savunulamayacak şekilde derin irtibatları tespit edilen Avcı son bir hamle ile ön almaya ve kendisine yönelik soruşturmayı itibarsızlaştırmaya çalıştı. Cemaatin kendisine yönelik bir intikam operasyonu yaptığını öne sürdü. Oysa deliller çok açıktı. İşte kitap, kafa karıştırmak ve Ergenekon davaları üzerinde şüphe uyandırmak amacıyla son anda cemaat bölümü eklenerek piyasaya çıkarılmış oldu. Ergenekon davalarına karşı çok büyük bir hamle yapılmıştı. Ancak bu hamlenin kendisine yönelik Devrimci Karargah soruşturmasını baltalamak için yapıldığı da kısa sürede ortaya çıktı. Bu hamle ile aynı zamanda Ergenekon soruşturmasının da baltalanmak istendiği açıktı.

O süreçte ortaya çıkan başka ayrıntılar bunun aslında çökmekte olan Ergenekon´un can havliyle yaptığı derin bir plan olduğunu da gösterdi.

Şöyle ki, Hanefi Avcı halen Ergenekon örgütünün talimatları doğrultusunda yayın yapmakla suçlanan Odatv internet sitesine yönelik açılan davada da sanık olarak yargılanıyor. Avcı´nın kitabını Ergenekon davalarını baltalamak için yazdığı iddiası davanın konularından birisi. Bu dava henüz sonuçlanmış değil.

Bir diğer ayrıntı, Hanefi Avcı´nın 6 Mart 1993´de İstanbul Kartal´da Dev-Sol´a düzenlenen polis operasyonu yönettiğinin ortaya çıkması oldu. O olayda asıl ortaya çıkan ise operasyonda yaşamını yitiren örgüt mensupları Bedri Yağan ve arkadaşlarının yakın mesafeden başlarına ateş edilerek infaz edildikleri oldu. Adını daha sonra DHKP-C olarak değiştirecek olan Dev-Sol örgütünün yönetimi böylece Dursun Karataş ekibine teslim edilmiş oldu. Bedri Yağan örgütte liderlik kavgası veren kişi idi. Dev-Sol, Ergenekon sürecinde ortaya çıkan bu ve benzer bulgular nedeniyle derin devletin yönetimindeki anlamına gelen ´Derin-Sol´ olarak adlandırılıyor. Adını DHKP-C olarak değiştiren bu örgütün Hatay bölgesinde Özel Harp Dairesi mensuplarıyla birlikte ortak operasyonlar yaptığı, İstanbul´daki Ergenekon davasından Malatya´daki Zirve davasına gönderilen ´Akdeniz Raporu´ belgesinde belirtiliyor.

Bu derin bağlantılar ve eylemler başka bilgilerle de teyit edildi. Eski özel Harekat polisi Ayhan Çarkın, Susurluk dönemindeki faili meçhul cinayetlere dair 2011 yılında şok itiraflarda bulundu, somut bilgiler verdi. İtiraflar 17 cinayet hakkında soruşturma açılmasına neden oldu. Bu cinayetlerden birine yönelik dava geçtiğimiz günlerde açıldı. Eski İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilen sanıklardan biri haline geldi. Ayhan Çarkın, itiraflarında Hanefi Avcı ve Dursun Karataş´ın ne kadar derin kişiler olduğuna dair iddialarda da bulunuyordu. Dursun Karataş´ı istihbarat minibüsünde gördüğünü söyleyen Çarkın, Avcı´nın da Ergenekon´un merkez komitesinde görev aldığını ileri sürüyordu.

ÖRGÜT GEZİ OLAYLARINDA DA ROL ALDI

Haziran ayı boyunca Türkiye´yi sarsan Taksim Gezi Parkı olaylarında Devrimci Karargah örgütünün de rol aldığı ortaya çıkmıştı. Taksim´de molotof atarak polisle çatışırken görüntülenen ve daha sonra yakalanan Ulaş Bayraktaroğlu´nun Devrimci Karargah örgütü (DKÖ) mensubu olması buna dair bulgulardan sadece birisi. Gezi olaylarına yönelik çeşitli iddianame ve soruşturmalarda bu örgütün adı sıkça geçmekte.

ALMANYA´NIN TÜRKİYE´YE DERİN İLGİSİ

Polisiye operasyonlarla Türkiye´de bitme noktasına gelen Devrimci Karargah örgütünün Almanya´da yaşamını sürdürdüğünün ortaya çıkması aslında şaşırtıcı değil. Almanya´nın Türkiye´ye yönelik derin ilgisi son Ergenekon soruşturması sürecinde sık sık somut bulgularla kanıtlanmış bulunuyor. 1990 yılında İtalya´da patlak veren Gladio skandalı, Nato bünyesindeki kontrgerilla teşkilatlarından bir örneğinin de Almanya´da bulunduğunu ülke yetkililerinin itiraflarıyla resmen kanıtlamıştı. CIA öncülüğünde NATO ülkelerinde kurulan kontrgerilla yapılanmalarında Alman Nazilerinin örnek alındığı ileri sürülüyordu. Esasen Amerikan istihbarat teşkilatı OSS´nin CIA´ya dönüşmesinde de yine Alman nazilerinin örnek alındığı, nazi yöneticilerinin CIA yapılanmasında görev aldığı biliniyor. Alman ve Türk kontrgerilla teşkilatlarının halen aktif şekilde yaşadığı ve yardımlaşmakta olduğu Alman araştırmacılar tarafından da dile getirilmekte. Türklere yönelik dönerci cinayetlerinin arkasında da bu derin yapının rol aldığı ileri sürülmekte. Almanya´nın Veli Küçük, Muzaffer Tekin gibi bazı Ergenekon sanıklarıyla çeşitli bağlantıları ve çeşitli Ergenekon sanıklarına para desteği sağladığı belgeleriyle ortaya çıkmış, bu iddia Ergenekon davasında mahkemenin dikkatini çekmişti. Ergenekon´un en önemli sanıklarından olan firari Bedrettin Dalan´a Alman istihbarat teşkilatının sahte pasaport verdiği de ortaya çıkan bir başka ayrıntı idi. Yönetiminde Almanya´nın etkin olduğu Uluslararası Polis Teşkilatı Interpol, Dalan´ın Türkiye´ye iade talebini reddederken, aynı şekilde kırmızı bültenle aranan çok sayıda diğer terör suçlusunu da Türkiye´ye iade etmeyi ya reddediyor ya da bürokratik bahanelerle işi yokuşa sürüyor. Prof. Necip Hablemitoğlu´nun Alman derin devletinin vakıf ve dernekleri aracılığıyla Türkiye´de siyasete müdahale ettiği iddiasını araştırırken Ergenekon örgütü tarafından öldürüldüğüne dair somut bulgular diğer bir kanıtı teşkil ediyor. Almanya´nın Türkiye´yi karıştıran Gezi olaylarına siyasetçileriyle, medyasıyla, vakıf ve dernekleri aracılığıyla aktif destek verdiğinin somut bulgularla ortaya çıkmış olması da bu konuda sayılabilecek diğer bir kanıt. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

KARARGAH AVRUPA´YA YAYILMIŞ

18.10.2013 12:06 SABAH, Devrimci Karargâh örgütünün Serdar Kaya dışındaki yöneticilerini de buldu. Bütün kadrolarıyla Avrupa´ya yayılmış olan örgütün hemen her önemli Avrupa kentinde bir üssü var. Sabah, aralıklarla toplam iki yıl süren uzun soluklu bir haber-araştırma süreci sonunda Devrimci Karargâh örgütünün Serdar Kaya dışındaki yöneticilerini de buldu. Örgütün, Kaya´dan sonra en önemli yöneticisi olan askeri kanat sorumlusu Şemdin Şimşir´i İsviçre´de bulup görüntüledik. Devrimci Karargâh´ın bir diğer önemli yöneticisi finansör Hakan Etyemez´i de örgütün ana karargâhının bulunduğu Nürnberg´de fotoğrafladık. Etyemez bugüne kadar hiç görüntülenmemişti. DPD adlı kargo firmasının Nürnberg bayiliğini yapan Etyemez´in B.E. Transport adlı bir şirketi bulunuyor. Alman polisinin, Türklere ait pek çok işyerine mali baskı yaptığı halde B.E. Transport´u mali denetime tabi tutmadığı öğrenildi. Hakan Etyemez, örgütün Nürnberg´deki merkezinde diğer Devrimci Karargâh üyeleriyle toplantılar yapıyor.

SABAH Özel İstihbarat Bölümü, Serdar Kaya´yı, Nürnberg´den Berlin´e geldikten sonra sabah eşi Rabia Şen Süer Kaya ile birlikte kahvaltıya giderken görüntülemişti. Berlin´de Serdar Kaya ile birlikte görüntülenen Rabia Şen Süer Kaya da Devrimci Karargâh üyesi olarak biliniyor. Rabia Şen Süer Kaya, 24 Nisan 2010 tarihinde örgütün etkin olduğu şehirlerden Zürih´te yapılan Orhan´lardan Mahir´lere kavga sürüyor konulu anma etkinliğinde Devrimci Karargâh standını temsil etmiş. Rabia Şen Süer Kaya´nın da adının yer aldığı MİT raporuna göre Devrimci Karargâh örgütünde etkin görevlerde olan isimler şunlar:

Şemdin Şimşir, Hakan Etyemez, Mehmet Güneş, Bülent Parmaksız, Hakan Soytemiz, Eser Sandıkçı, Emrol Pamuk, Mustafa Süleyman, Kudret Köksal, İbrahim Halit Elçi, Aynur Boyraz, Orhan Yılmazkaya, Cemal Bozkurt, Fatih Aydın, Özgür Dinçer, Murad Akıncılar, Kamil Cem Özatalay, Cenk Murat Ağcabay, Oğuzhan Kayserilioğlu, Semih Aydın, Tuncay Yılmaz, Süleyman Baş, Eyüp Çelik, Mehmet Şamir Altan, Mehmet Bülent Özbek, Mehmet Ali Özdemir, Emir Yusuf Emirmahmudoğlu, Gürbüz Güneş, Cevat Dökmeci, Günay Kubilay, Salih Mahir Aydın, Nail Arıkan, Özcan Kılıç, Ulaş Erdoğan, Osman Baha Okar, Önder Sönmez, Özgür Aytulum, Rauf Demir, Okan Duman, Bayram Akdoğdu, Benay Can, Vedat Yılmaz ve Volkan Karakuş. Raporda DK´nın solda birlik çalışmaları için faaliyet gösterdiği de belirtiliyor. Raporda ayrıca Hakan Etyemez´in örgütün finansörlerinden olduğu bilgisine de yer veriliyor. MİT´in tespitlerine göre örgütün askeri kanat sorumlusu Şemdin Şimşir de, İsviçre´de bahis işletmeciliği ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan çevrelerle ilişkili ve bu çevrelerden örgüte finans sağlıyor.

Berlin´de görüntülenen Devrimci Karargâh´ın lideri Serdar Kaya´dan sonra en önemli ismi askeri kanat sorumlusu Şemdin Şimşir. Dev-Sol kökenli Şimşir´in kod adı Faruk. Şimşir Erzincan Refahiyeli. İlkokul mezunu olan Şimşir´in Uzakdoğu sporlarıyla ilgilendiği, iyi silah kullandığı ve bu yüzden askeri kanat sorumluluğuna getirildiği belirtiliyor.

İstihbarat birimlerinin tespitlerine göre Şimşir, uyku bozukluğu, bayılma, karanlıktan korkma, asabiyet gibi şikâyetlerle tedavi merkezine başvurmuş. Bir başka deyişle Şimşir´in psikolojik sorunları var. Şimşir´in, örgütte Anıt Baba, Suat Bozkuş, Mehmet Şamil Altan, Cenk Murat Ağcabay, Süleyman Baş, Mehmet Güneş, Kamil Cem Özatalay, Özgür Tüzün, Bülent Parmaksız, Okan Duman, Bayram Akdoğdu, Emir Yusuf Emirmahmudoğlu, Eyüp Çelik, Mehmet Ali Bozdemir ve Raif Demir ile doğrudan bağlantısı bulunuyor.

Edindiğimiz bilgilere göre Avrupa´daki örgütsel toplantılar Almanya´dan Serdar Kaya ve İsviçre´den Şemdin Şimşir´in de aralarına bulunduğu 6-7 kişilik üst yönetim kademesi tarafından gerçekleştiriliyor. Bir başka ilginç bilgi ise SABAH´ın bulup görüntülediği Serdar Kaya´nın Suriye´de sivillere yönelik Şebiha katliamlarıyla gündeme gelen THKP-C Acilciler Örgütü´nün Lideri Mihraç Ural´la irtibatlı olması. Hatta Kaya, Suriye´de bir DK ofisi bile açmayı planlamış. MİT´e göre örgütün Almanya, İsviçre, Hollanda, Fransa, Rusya kadrosundakiler şöyle;
Almanya kadrosunda Serdar Kaya, Rabia Şen Süer Kaya, Hakan Etyemez, Cevat Dökmeci, Mehmet Ali Bozdemir.
İsviçre kadrosunda Şemdin Şimşir, Eyüp Çelik, Suphi Ağaçkesen, Nevzat Coşkun, Mehmet Akyol, Pakize Keleş, Cenk Murat Ağcabay, Rauf Demir, Şükrü Bozkurt, Süleyman Baş.
Hollanda kadrosunda Emir Yusuf Emirmahmudoğlu, Suat Bozkuş, Salih Mahir Aydın.
Fransa kadrosunda Gürbüz Güneş; Rusya kadrosunda ise Anıt Baba

PKK´NIN GÖZETİMİNDE

19.10.2013 12:02 2005 yılında kurulan Devrimci Karargâh, Avrupa´da etkin olan PKK´nın gözetiminde eylemlerini yapıyor. Örgüt, Kandil bağlantısını Serdar Kaya-Mustafa Karasu ilişkisi üzerinden sağlıyor. 2005 yılında kurulan Devrimci Karargâh örgütü, birden bire ortaya çıkıp, büyük kanlı eylemlere başlamış ilginç bir örgüt. Örgütün ansızın faaliyetlerine başlayıp, kanlı eylemler yapmış olması yabancı gizli servislerin denetiminde olduğunu gösteriyor. Örgüt ayrıca Avrupa´da etkin olan PKK´nın gözetiminde faaliyet gösteriyor. Kandil´den Nürnberg ve Berlin´e, oradan Avrupa´nın pek çok şehrine yayılan ilişki ağı içinde Devrimci Karargâh (DK), PKK desteğiyle yaşatılan bir örgüt olarak nitelendirilebilir. DK-PKK bağlantısını, Serdar Kaya ile PKK´nın Kandil´deki üst düzey yöneticilerinden Mustafa Karasu sağlıyor. Milli İstihbarat Teşkilatı´nın (MİT) tespitlerine göre Kaya, Kandil´de Karasu ile görüştü ve DK´nın Avrupa´da nasıl faaliyet göstereceğini ayrıntılarıyla konuştu. Serdar Kaya ayrıca, Bostancı´daki polis baskınında ölen Orhan Yılmazkaya ile birlikte de Kuzey Irak´taki Zap kampına gidip askeri eğitim aldı. Kaya ile Yılmazkaya´nın internet üzerinden şifreli görüşmeler yaptığı tespit edildi. Emniyet, internet haberleşmelerini şifreli yapan örgütün zaman zaman güvenlik için canlı kurye kullandığını da belirledi. Devrimci Karargâh, 2008 yılında 1. Ordu Komutanlığı´na havan mermisi ile saldırı düzenlenmesi, Karacaahmet Mezarlığı´nda zaman ayarlı parça tesirli bomba ile patlatılmasıyla gündeme geldi. Örgütün en büyük eylemi ise, Sütlüce´deki Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul İl Başkanlığı´na bombalı paket gönderilmesiydi. Bombanın patlaması sonucu bir polis memuru şehit olmuş, 5´i polis 12 kişi de yaralanmıştı. 2009´da Beşiktaş´taki Pozitif Bank binasına bombalı saldırı düzenleyen örgütün Bostancı´daki hücre evinin basılması sırasında televizyonlardan canlı yayınlanan çatışmada emniyet amiri Semih Balaban şehit olmuş, yoldan geçen Mazlum Şeker de hayatını kaybetmişti. Bu çatışmada Serdar Kaya´nın görevlendirdiği örgüt yöneticisi Orhan Yılmazkaya öldürülmüştü.

2008 yılında adını duyuran Devrimci Karargâh örgütüyle ilgili MİT raporunda DK´nın 2011 yılı itibariyle Avrupa-Irak alanında 60-70 mensubuyla toplantılar yaptığı bilgisi yer alıyor. Raporda şöyle deniliyor: Avrupa merkezli olarak yönlendirildiği bilinen örgütün ağırlıklı olarak Almanya ve İsviçre´de faaliyet göstermekte olup, Fransa ve Hollanda´da kadro ve bağlantıları bulunmaktadır. Ayrıca Irak, Suriye, İran, Yunanistan, Bulgaristan, Rusya, Hırvatistan ve Saraybosna´da da irtibatlarda ve faaliyetlerde bulunduğuna dair duyumlar alınmıştır.

Örgütün lideri Serdar kaya´nın eşi Rabia Şen Süer Kaya 1961 Üsküdar doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi´nden mezun oldu. Serdar Kaya ile 1989´da evlendi. Yazarlık ve çevirmenlik yapıyor. İddialara göre, Rabia Şen Süer Kaya´nın örgütte irtibatlı olduğu diğer isimler şunlar: Eşi Serdar Kaya, Cenk Murat Ağcabay, Anıt Baba, Suat Bozkuş, Şamil Altan, Hakan Etyemez, Pakize Keleş, Hakan Soytemiz, Gürbüz Güneş, Oğuzhan Kayserilioğlu, Mehmet Güneş, Cem Özatalay, Murad Akıncılar, Mehmet Bülent Özbek, Mehmet Ali Bozdemir, Cevat Dökmeci, İbrahim Özkan, Muttalip Küçükoğlu, Mehmet Ali Yücel, Mebruke Bayram. Rabia Şen Süer Kaya, DK´nın Emir Yusuf Emirmahmudoğlu adlı yöneticisi ile de irtibatlı. Emirmahmudoğlu 2006 yılında Hollanda´dan Rabia Şen Süer Kaya ile internet üzerinden birkaç kez örgütsel bağlantı kurmuş.

Devrimci Karargâh örgütü, 2009 yılında Sabiha Gökçen Havalimanı´nda 11 Eylül tarzı bir terör saldırısı planladığı iddiasıyla gündeme geldi. Örgütün, 11 Eylül tarzı bir terör saldırısı için üs olarak seçtiği Sabiha Gökçen Havalimanı´nda uçak bakım şirketine eleman sızdırdığı, ancak polisin örgütü çökertmesinden sonra eylemin yapılamadığını SABAH daha önce yazmıştı. SABAH´ın 9 Kasım 2009´da sürmanşetten yayınladığı haberde örgütün tıpkı Sabancı suikastında Fehriye Erdal´ın Sabancı Center´da işe konulması gibi, bir şirkete eleman yerleştirerek saldırı planladığı belirtilmişti. (Sabah)

(17 Ekim 2013, 13:53), son güncel.: (19 Ekim 2013, 12:02)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

DEVRİMCİ KARARGAH 3. İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

Avcı´nın devrimciler içinde işi ne?

Hanefi Avcı´nın kitabında ileri sürdüğü iddiaları konulu manşetlerimiz

Avcı´nın ´Derin Sol´ infazı kesinleşti: Kafalarına sıkılmış

Avcı, Derin-Sol´un önünü açtı

Ergenekon ve Derin-Sol infazlar

DHKP-C´nin Ergenekon bağlantısı

Çarkın: Karataş, istihbaratla geziyordu

Çarkın: Avcı Ergenekon´un merkezinde

Çarkın´dan Hanefi Avcı itirafları

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Yabancı vakıflara dava açılacak mı?

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

O vakıflar iş üstünde yakalandı

Mısır Alman vakıflarını yargılıyor

Alman vakıfları Ergenekon davasında

Ergenekon´un Almanya örgütlenmesi konulu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5632    yazdır/print


 

Ergenekon´da 302. duruşma

Ergenekon davasında 302. duruşma başladı. Duruşmada sanıkların esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarının alınmasına devam ediliyor. Duruşmada İşçi Partisi genel başkan vekili sanık Bedri Gültekin savunmasını yapıyor.

23.05.2013 12:34 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 66´sı tutuklu 275 sanıklı Ergenekon davasının 302. duruşması başladı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmada CHP milletvekilleri Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay ile Veli Küçük, Doğu Perinçek, Tuncay Özcan ve Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan´ın da aralarında bulunduğu 42 tutuklu sanık hazır bulundu. Tutuksuz sanıklardan ise Kemal Alemdaroğlu, Muhterem Bağcı, Ertuğrul Ortay ve Ufuk Akkaya duruşmaya geldi.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, YAŞ üyesi Orgeneral Nusret Taşdeler, emekli Orgeneral Hasan Iğsız ve emekli Tuğgeneral Levent Ersöz´ün de aralarında bulunduğu 24 tutuklu sanık ise duruşmaya katılmadı.

SANIK MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN´İN SAVUNMASI

Kimlik yoklamasının ardından, tutuklandığı 2011 yılında İşçi Partisi Genel Başkan Vekili olan sanık Mehmet Bedri Gültekin savunmasını yapmaya başladı. Ergenekon davasının Türk milletinden kaçırıldığını öne süren Gültekin, Türk milletinin bu davayı kabul etmeyeceği, tepki göstereceği biliniyordu. Bu nedenle milletin gözü önünde yargılama yapmak yerine şehrin 90 kilometre dışına taşındı. Naklen yayınlanması talebimiz reddedildi. ´Bırakın da adına yargılama yaptığınız Türk milleti yargılamayı izlesin´ dedik ama kabul edilmedi. İnsanların duruşma salonuna gelmelerine, üst üste konulan çelik bariyerlerle engel olundu. Jandarma kuvvetleri yetersiz kalır diye polis takviyesi yapıldı. şeklindeki eleştirilerini dile getirdi.

Dava dosyasında yer alan delillerin değerlendirilmemesini de eleştiren Gültekin, siyasi parti yöneticisi olması sebebiyle yaptığı çalışmaların ya da katıldığı toplantıların suç sayıldığını söyledi. 2 bin 271 sayfalık mütalaada kendisi için sadece 1,5 sayfalık suçlamaya yer verildiğini belirten Gültekin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan adlı kişi arasında geçen telefon konuşmalarını bir basın toplantısı ile duyurmamız, suç sayılmıştır. diye konuştu.

Gültekin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş hakkında kumpas çevirmektedir. Bu durum normal mi? Biz de bunu bir basın toplantısında dile getirdik. Ancak bu telefon görüşmesi, bütün basın yayın organlarına olduğu gibi bize de servis edilmiştir. Üstelik bu dava kapsamında tanık olarak dinlenen gazeteci Tayfun Devecioğlu, bu görüşme kaydının, kendilerine servis edildiğini ve bizden 7 ay önce haber yaptıklarını söyledi. Can Dündar da tanık olarak dinlendi ve o da haberi yayınlamaya cesaret edemediklerini söyledi. Kimi bu haberi yayınladı kimi de korkaklık yaptı. ifadesini kullandı.

Bu telefon görüşmesi ve katıldığı toplantılar nedeniyle AK Parti hükümetini devirmek için faaliyet yürüttüğünün iddia edildiğini belirten Gültekin, Evet AKP kapatılmalıdır. AKP´nin kapatılması Türkiye´nin çıkarıdır. Siyasi parti yöneticisi olarak bunu benim istemem gayet normaldir. Peki bizim uyarılarımızı dinlemedikleri için Türkiye ne duruma düşmüştür. Reyhanlı´daki ölümlerle biten olay, AKP´nin kapatılması gerektiğinin göstergesidir. şeklinde konuştu. (Cihan)

GERGİNLİK YAŞANDI

Gültekin, savunması sırasında bazı tanık ve sanıklar hakkında ağır suçlamalarda bulununca gerginlik yaşandı. Bedri Gültekin, iddia makamının bazı yüz kızartıcı suçlardan yargılanan tanık ve gizli tanıkların ifadelerine itibar ettiğini belirterek Osman Yıldırım´ın, kendi yeğenine yönelik ´kadın satmak´ suçunu işlediğini söyledi. Bu sırada tutuklu sanık Osman Yıldırım, Gültekin´e küfretmeye başladı. Bu sırada eski Aydınlık gazetesi genel yayın yönetmeni tutuklu sanık Deniz Yıldırım da Jandarmalar tarafından zaptedilmeye çalışılan Osman Yıldırım´a bağırarak müdahale etmesi üzerine Osman Yıldırım da elindeki kitabı Deniz Yıldırım´a doğru fırlattı. Kitap emekli Tuğamiral Alaettin Sevim´in omzuna çarparak yere düştü.

Hayatının en mutlu günlerini yaşadığını belirten Gültekin, Partimizin çağrısına yüz binler, milyonlar kulak veriyor. Bu dava bitmiştir. Vicdanlarda çökmüştür. Mahkeme Heyeti´yle bir yıldır karşı karşıyayız. Bugüne kadar 328 kez reddedildiniz. Bu dünya hukuk tarihinde bir ilktir. Ben 329´uncu kez sizi reddetmeyeceğim. diyerek savunmasını tamamladı.

SANIK ERHAN ÖNSEL´İN SAVUNMASI

Ergenekon iddianamesinin başlangıçta örgüt iddiası üzerine kurulduğunu belirten tutuklu sanık Erkan Önsel de savunmasında, 5 yıllık yargılama sonucu savcılar, iddialarını ´darbe ekseni´ne konumlandırdılar. Darbe iddiası da tutmadı. Hilmi Özkök´ün önlediği 2003-2004 yılındaki darbeden söz ediliyor. Mütalaada 17 Mayıs 2006 tarihindeki Danıştay baskısı için ´Alparslan Arslan yakalanmasa harekete geçeceklerdi´ deniliyor. Ceza yargılamasında ´cekle, cakla´ suç tanımı yapılmaz. Zaman tutmuyor. şeklinde konuştu. (Cihan)

(23 Mayıs 2013, 12:34)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

Ergenekon ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda delil tartışmaları

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5324    yazdır/print


 

Başbakanı dinleyen derin güç kim?

Başbakan Erdoğan´ın evinin altındaki çalışma ofisinden gizli dinleme cihazlarının çıkması, bu dinlemeleri kimin yaptığı sorusunu gündeme getirdi. Ergenekon sanıkları emekli generaller Şener Eruygur ile Levent Ersöz´ün Jandarma komutanlıkları döneminde örtülü ödenekten milyonlarca liralık cihaz alındığı ve bu cihazların halen kayıp olduğu biliniyor. Dinlemelerin bu cihazlarla yapılmış olabileceğini ileri sürenler, Başbakan ve diğer bazı AK Parti yetkililerinin resmi ve gizli telefon konuşmalarının Ergenekon yayın organı olarak nitelendirilen Aydınlık´ta yayınlandığını da hatırlatıyorlar. Ergenekon´un bitirilemediğini ve hala çok güçlü olduğunu gösteren çok fazla bulgu var.

26.12.2012 09:53 Başbakan Tayyip Erdoğan´ın, “Evimin altındaki ofisimde böcek çıktı. Ben dahil telefon dinlemeleri devam ediyor.” açıklaması bu dinlemeleri kimin yaptığı sorusunu gündeme getirdi. İstihbarat uzmanları kolluk güçlerinin elindeki dinleme cihazlarının envantere kayıtlı olduğuna dikkat çekiyor. Başbakan´ın makam odası ve ofisinde çıkan cihazların ise bu envanterde bulunmadığı belirtiliyor. Ortam dinlemesi yapan ´böcek´lerin şarj süresinin 3 ila 5 gün, menzilininse 100 ile 500 metre arasında olduğu ifade ediliyor. Envanter dışı dinleme cihazı alımı Ergenekon soruşturması sürecinde gündeme gelmişti. Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ve Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz döneminde örtülü ödenekten milyonlarca liralık cihaz alındığı ortaya çıkmıştı. Bu cihazların akıbeti konusunda ise net bir bilgi yok.

İstihbarat uzmanları bugün kolluk güçlerinin elindeki dinleme cihazlarının envantere kayıtlı cihazlar olduğuna dikkat çekiyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın makam odası ve ofisinde çıkan cihazların ise envanterde bulunmadığı belirtiliyor. Emniyet´in elinde bulunan ve ortam dinlemesi yapan ´böcek´lerin şarj süresi 3 ila 5 gün, menzili ise 100 ile 500 metre arasında. Prize monte edilemiyor, pille çalışıyor. Erdoğan´ın ofisinde bulunan dinleme cihazının markası ve dolayısıyla özelliklerinin ne olduğu bilinmiyor. Doğrudan prize takılabilen ´böcek´lerde dinleme süresi sınırsız. Dinleme cihazlarının şubat ayında bulunduğu belirtiliyor. Ancak markası ve özellikleri bilinmediği/açıklanmadığı için Başbakan´ın ne kadar zamandır dinlendiği belirsiz. Alınan bilgilere göre bugüne kadar Başbakanlık´tan savcılığa suç duyurusunda bulunulmadı. Emniyete de ulaşan bir bilgi ya da müracaat yok. Aynı şekilde herhangi bir MOBESE kaydı veya parmak izi de tespit edilmiş değil. Yakın mesafede bir apartman, daire ya da araç taraması yapılıp yapılmadığı bilinmiyor.

Envanter dışı dinleme cihazı alımı ise Ergenekon soruşturması sürecinde gündeme geldi. Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ve Jandarma İstihbarat Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz döneminde örtülü ödenekten milyonlarca liraya cihazlar alındığı ortaya çıktı. Bu cihazların akıbeti konusunda net bir bilgi ise yok. Ergenekon iddianamesine yansıyan bilgilere göre örtülü ödenekten 5 dinleme ve 2 internet izleme cihazı alınmıştı. Cihazların halen jandarmanın elinde olduğu iddia ediliyor.

Yine Ergenekon soruşturması sırasında İşçi Partisi´nin yayın organı Aydınlık Gazetesi ve Ulusal Kanal´da arama yapılmış ve Başbakan Erdoğan´a ait dinleme kayıtlarına ulaşılmıştı. Bir diğer kayıt da Erdoğan ile işadamı Remzi Gür arasında geçtiği iddia edilen konuşmaydı. Bu kayıtların, Ergenekon sanığı eski Jandarma Genel Komutanı Eruygur´un talimatı ile alındığı iddia edilmişti. Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki gizli zuladan çıkan belgeler arasında da önemli ipuçları vardı. AK Parti´ye karşı izlenecek strateji ve uygulanacak taktiklerin sıralandığı bir belgede, Erdoğan´ın da aralarında bulunduğu AK Partililere ait telefonların dinlenmesi talimatı göze çarpıyordu. Belgede, “Tehdit bellidir. Ancak niyetlerini tespit edebilmek için bilgi toplamaya ihtiyaç vardır. AKP niyet ve politikalarının erken tespiti, milletvekillerinin takibi ve zaaflarının tespiti konularına yoğunlaşmak gerekli.” deniliyordu. Bu ´bilgilerin´ toplanmasında da Jandarma Genel Komutanlığı´nın istihbarat imkanlarının artırılması öneriliyordu. Gölcük´teki aramalarda özel dinleme aletlerinin de çıktığı kaydedilmişti. (1)

ERGENEKON DİNLİYOR, AYDINLIK YAYINLIYOR

Hatırlanacağı gibi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın, dönemin KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat´la yaptığı telefon görüşmesinin kayıtlarının Aydınlık dergisinde yayımlanmasının ardından 19 Ekim 2009 tarihinde Aydınlık gazetesine polis operasyonu düzenlenmiş, aramalarda içerisinde gizli dinleme kayıtları bulunan CD´ler ele geçirilmişti. 1999-2004 dönemine ait konuşmaları kapsayan CD´lerde Başbakan Erdoğan´dan KKTC Cumhurbaşkanı Talat´a, bakanlar ve belediye başkanlarından ABD´li yetkililere ve gazetecilere kadar onlarca kişiye ait konuşma kaydı bulunmaktaydı. Aydınlık´taki aramalarda ayrıca büyük bölümü Yargıtay´da görev yapan hakimlere ait fişleme kayıtları da ele geçirilmişti. Birçok hakimle ilgili olarak, ´siyasi görüşleri ve yakınlık kurdukları siyasilerle´ ilgili değerlendirmelerin yer aldığı fişlemelerle birlikte, hakimlerin telefon görüşmelerine ilişkin döküm tutanakları da elde edilmişti.

CD´lerdeki kayıtlar üzerinde başlatılan detaylı sorgulamalar, Erdoğan´ın, başbakan olmadan önceki bazı görüşmelerinin bile kayda alındığını ortaya koymuştu. Kayıtlar arasında, Erdoğan´ın başbakan olmadan önce ziyaret ettiği, Özal ailesinin eski avukatı, TÜSİAD eski İstişare Konseyi üyesi ve Yeni Yüzler Partisi Genel Başkanı Münci İnci ile yaptığı görüşme de bulunuyordu. 1999-2004 arasındaki dönemde yapıldığı anlaşılan telefon kayıtları arasında, Erdoğan´ın dönemin KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat´ın yanı sıra, Kadir Topbaş ve Remzi Gür´le yaptığı telefon görüşmeleri de yer alıyordu.

Aydınlık´ta ele geçirilen kayıtların sahipleri

Tayyip Erdoğan, Cemil Çiçek, Ali Babacan, Hilmi Güler, Egemen Bağış, Mehmet Ali Talat, Kadir Topbaş, Melih Gökçek, Remzi Gür (İşadamı), Münci İnci (Avukat), Cüneyd Zapsu, Alvaro De Soto (BM Kıbrıs Özel Temsilcisi), John Hanford (ABD Dışişleri yetkilisi), Bülent Alirıza (CSIS Türkiye Temsilcisi), Yalçın Balcı, Murat Yetkin (Gazeteci), Serdar Denktaş, Hakan Aygün (Gazeteci)

AYDINLIK´A İLK DAVA 2009´DA AÇILDI

Bu soruşturmanın tamamlanmasıyla Aydınlık ve Ulusal Kanal´ın iki yöneticisinin de sanıkları arasında yer aldığı ´Islak İmza´ davası açılmış, sanıklar Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan ´İrtica ile Mücadele Eylem Planı´ konulu Islak İmza davasında yargılanmaya başlamışlardı. Bu davanın daha sonra İkinci Ergenekon davasıyla birleştirilmesiyle de sanıklar yayınlarını Ergenekon Terör Örgütü´nün talimatları doğrultusunda yapmak suçlamasıyla Ergenekon davasının sanıkları haline gelmişti.

İKİNCİ DAVA 2012´DE AÇILDI

Bu olaydan iki yıl sonra 19 Ağustos 2011 tarihinde Aydınlık ve Ulusal Kanal´a polis operasyonları düzenlenmiş, bu operasyonlarda ele geçen belgelerden hareketle de 06 Aralık 2011 tarihinde Aydınlık gazetesi, Ulusal Kanal ve İşçi Partisi bürolarına ek operasyonlar düzenlenmişti. Bu operasyonlarda gözaltı ve tutuklamalar yaşanmış, çok önemli belgeler ele geçirilmişti. Aydınlık gazetesi sahibi Mehmet Sabuncu´nun dairesinde yapılan aramalarda Başbakan Erdoğan, soruşturma savcısı Cihan Kansız ve Taraf Gazetesi yazarı Yasemin Çongar adına alınmış sahte mail adresleri bulunmuştu. Bu soruşturma sonucu hazırlanan iddianame 25 Nisan 2012 tarihinde Ergenekon davasına da bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti. Aydınlık gazetesi sahibi Mehmet Sabuncu, İşçi partisi lideri ve Ergenekon tutuklu sanığı Doğu Perinçek´İn oğlu Mehmet Perinçek, İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bedri Gültekin, İP İstanbul İl Başkanı Erkan Önsel, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Turhan Özlü´nün de aralarında bulunduğu 14 sanık Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, örgüt talimatları doğrultusunda yayın yapmakla suçlanmışlardı. İddianamede, örgüt tarafından temin edilen siyasilere ait ses kayıtlarının, Aydınlık grubu tarafından yayınlandığı aktarılıyor, bunun gazetecilik değil, Doğu Perinçek´in talimatıyla gerçekleşen ´örgütsel´ bir faaliyet olduğu belirtiliyordu. İlerleyen süreçte, ´Aydınlık Davası´ olarak adlandırılan bu dava da Ergenekon davasıyla birleştirildi.

BAŞBAKAN´A ŞANTAJ MI YAPILIYOR?

03 Temmuz 2012 tarihli Ses kaydı haberlerine hapis başlıklı haberimizde, bu haberle de bağlantısı olduğuna inandığımız bir iddiayı dile getirmiştik: Başbakan´a şantaj mı yapılıyor? (2)

Hatırlanacağı gibi hükümet şok edici bir girişimle ses kayıtlarının haberleştirilmesini 02 Temmuz 2012´de Meclis´ten geçirdiği bir yasa ile yasaklamıştı. Sapla samanın birbirine karıştırıldığı bu girişim ile habercilik kısıtlanmış, hükümet adeta ayağına kurşun sıkmıştı. Oysa bir çok darbe hazırlığı ve yasadışı girişimler internete sızan bu ses kayıtlarıyla ortaya çıkarılmış, çok sayıda soruşturma açılmıştı. Önceki gün de Ergenekon davasına bakan mahkemenin talebi üzerine, internete sızan bu kayıtlardan, emekli generaller İsmail Hakkı Karadayı, Işık Koşaner, Aytaç Yalman, Hıfzı Çubuklu, Şener Eruygur ile Mukaddes Eruygur ve istihbaratçı Albay Ömer Faruk Gürüz´ün de aralarında bulunduğu toplam 17 kişiye ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarınının çözümleri mahkemeye gönderilmişti. 17 kişinin ses kaydının bir davada dikkate alınması dahi ses kayıtlarının haberleştirilmesinin yasaklanmasının ne kadar yanlış bir girişim olduğunu göstermeye yeterli olsa gerek. (3)

Ses kayıtlarının haberleştirilmesinin yasaklanması sürecinde dikkat çekici gariplikler de gözlendi: Yasanın ikide bir gündeme gelip kamuoyunun tepkisi üzerine gündemden düşmesi.. Hükümet yetkililerinin bu gelgitlerde düştüğü çelişkiler.. Yasanın Başbakanın ısrarı üzerine bir kez daha gündeme gelmesi.. Kamuoyunu ikna için bir çaba harcanmaması.. Hükümet milletvekillerinin dahi içeriğinden son saatlere kadar haberdar olmadığı ve ´ben yaptım, oldu´ şeklindeki kaba bir yöntemle Meclisten geçirilmesi..

Bu yasağa karşı yaptığımız haberlerde darbe tehlikesinin hala sürdüğünü somut bulgularla göstermiştik. Aşağıda bunları olabildiğince kısa şekilde vermeye çalıştık. Özellikle Genelkurmay Karargahında yakın aylarda yapıldığı anlaşılan çok gizli bir toplantıya ait ses kaydı şok edici içerikteydi. Bir darbe hazırlığının halen sürdüğünü kanıtlıyordu. Üzerine niye hala gidilmiyor, anlaşılır gibi değil. Ancak bizim ve diğer bazı basının tüm uyarılarına karşı ses kayıtlarının haberleştirilmesine yasak geldi.

Başbakan Erdoğan son bir kaç gündür derin devletin tamamen bitirilemediğini, bitmesinin de mümkün olmadığını açıklıyor. Çalışma ofisinde çok sayıda dinleme cihazları bulundu. Anlaşıldığına göre bulunmaya da devam ediyor. Devletin en üst makamları tehdit altında. T.C.´nin 1 no´lu şahsı Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın zehirlendiğinin örtbas edildiğini gösteren güçlü bulgular var. Kamuoyunda oluşan kanaat bu. Şurası çok açık bir gerçek ki, bizim çok sayıdaki haberlerimizde de dile getirdiğimiz gibi 1993 yılı içinde bir suikast fırtınası yaşandı. Tüm bulgular birbirini tamamlıyor ve güçlendiriyor. Kürt sorununa demokratik bir çözüm getirmeye çalışan Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile ona bu konuda destek veren ekibi, yani Bakan Adnan Kahveci, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Albaylar Kazım Çillioğlu ve Rıdvan Özden´in peşpeşe şüpheli ölümleri, PKK-derin devlet bağlantısını yakalayan gazeteci Uğur Mumcu´nun ölümü, Sivas ve Başbağlar katliamları, Bitlis´e babası kadar yakın, çatkapı içeri girecek kadar samimi Binbaşı Cem Ersever´in ölümleri birbiriyle bağlantılı ölümler.

Dediğimiz gibi tüm bulgular birbirini tamamlıyor ve güçlendiriyor. Komutan suikastleri olarak adlandırdığımız bu şüpheli ölümlerle ilgili web sitemizde çok fazla ve ayrıntılı haber yaptık. Hepsinin birbiriyle bağlantısı olduğu anlaşılan bu ölümlerden Özal´ın şüpheli ölümü varsayalım örtbas edilse bile peki ya Başbakanken ona düzenlenen suikasta ne demeli? Suikasti soruşturan savcının engellenmesine ve hatta kızının kaçırılmasına ne demeli? Ayrıca aynı ekipteki yukarıda saydığımız diğer ölüm ve katliamlara ne demeli? Birisi örtbas edilse diğerleri ortada.. Yani yıllardır soruşturulmayan ve ancak son bir iki senedir soruşturulmaya başlanan ve giderek hepsinde Ergenekon´un izine rastlanan bu soruşturmalarda savcılar zaman aşımına girmek üzere olan bu dosyalara somut şüpheli ve delil koymaya fırsat bulamadan dosyalar kapanırsa bu dosyalar gerçekte kapanmış mı olacaktır?..

Bu cinayetler fırtınasının ardında çok büyük bir örgütlenmenin olduğuna dair çok sayıda somut bulgu çıktı ve çıkmaya da devam ediyor. Son örnek, Malatya Zirve katliamı davasında Ergenekon´un izine ulaşılması oldu. 1993 yılında TSK içinde yapılandırılan ve günümüze kadar da varlığını sürdüren Tushad isimli çok gizli Ergenekon hücresinin bu katliamı düzenlettiği iddia ediliyor. Bazı çevreler örgütün 2001´den önce var olmadığını ileri sürmekteydiler. Ancak ortaya çıkan çok sayıda bulgu, örgütün 1990´lı yıllarda da bilindiğini, hatta ´Ergenakon´ adıyla 70´li yıllarda dahi var olduğunu gösteriyor. Bu iddiaya dair delilleri web sitemizde ayrıntılı olarak göstermiştik. (4)

Hurşit Tolon liderliğindeki ´Tushad´ Ergenekon hücresinin TSK içinde oluşturulma tarihine dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü Türkiye´nin yakın tarihinde ´kara yıl´ olarak nitelendirilen bu yıl içinde komutan cinayetleri denilen ve peşpeşe gelen olaylarda sivil ve askeri kişiler hayatlarını kaybettiler. Sırasıyla Uğur Mumcu cinayeti, Eşref Bitlis ve Turgut Özal´ın şüpheli ölümleri, Bingöl´de 33 asker katliamı, Sivas ve Başbağlar katliamları, Bahtiyar Aydın ve Cem Ersever cinayetleri gerçekleşti. Ardından terörü demokratik açılım ve barış yoluyla durdurma projesi rafa kaldırıldı. Bir ekip tasfiye edildi. Emin Çölaşan´ın yıllar önce hayretle aktardığı ve akrabası olan Cindoruk´a dayandırdığı iddiasında (5), Cumhurbaşkanı Özal için yakında gidici bu diyenlerden Süleyman Demirel yeni cumhurbaşkanı oldu. Yeni cumhurbaşkanı ve hükümetler ile de yeni bir devlet politikası uygulanmaya başlandı. MGK´da, yani en üst düzeyde alınan kararlarla, teröre karşı şiddete, köy yakmalara, köylülere dışkı yedirerek gözlerini korkutmaya, teröre desteklerini kesmeye, yargısız infazlara ve faili meçhullere dayanan kontrgerilla türü bir mücadele yürütüldü. Bir taraftan PKK güçlendirildi, diğer taraftan Türk-Kürt halkları arasındaki uçurum daha da derinleştirildi.

Suikastlere kurban giden bazı jandarma komutanlarının Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis´e, onun da Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a ulaştırdığı raporlarda şok bilgiler vardı. Teröre yardım eden, terörden rant elde eden yani silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yoluyla teröristlerle menfaat işbirliğine giden, ihanet içerisinde olan bazı subayların isimleri bildiriliyordu. 16´sı subay toplam 34 devlet görevlisinin adının yer aldığı listedeki kişilerin devlet kademelerinden uzaklaştırılmaları tavsiye ediliyordu. Bu raporların hemen ardından komutan cinayetleri adı verilen ve yukarıda sıraladığımız cinayet fırtınası başladı. Tasfiyesi istenen 16 subaydan bazılarının isimleri ortaya çıktı. Tümgeneral Ahmet Yavuz, Tuğgeneral Levent Ersöz, Albay Levent Göktaş, Albay Fikri Karadağ, Korgeneral Selahattin Uğurlu, Tuğgeneral Nevzat Bekaroğlu ve Tuğgeneral İsmail Kuru. Bu kişilerden bazıları Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıkları oldu.

Bu suikast fırtınasında, özellikle Başbakanken Turgut Özal´a yönelk suikast girişiminde Özel Harp Dairesi´nin adı geçti. Soruşturmanın bu dairenin tehditleriyle nasıl durdurulduğu, savcının kızının o günlerde kaçırıldığı ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı iken Özal´ın danışmanlarından biri de diğer bir Özel Harp Komutanı Org. Kemal Yamak idi. Hangi birisini sayalım, o kadar çok bulgu var ki.. Bunlar Özal´ın etrafında o dönem ne kadar tehlikeli bir çember olduğunu göstermeye yeterlidir. (6)

KUTSAL SAVAŞÇILARIN GÖZ YUMULABİLECEK EYLEMLERİ OLABİLİR Mİ?

Özel Harp demişken, belki olayın şu yönüne de dikkat çekmek gerekir. Özel Harp Dairesi (ÖHD), Kıbrıs´ta rum işgalcilere karşı Türk Mukavemet Teşkilatı´nı (TMT) teşkilatlandırıp rumlara karşı gerilla savaşı yürütülmesine öncülük etti. Yani kutsal bir iş yaptı. Ancak bunu yaparken Kıbrıs´taki camileri bile bombaladıklarını, bu dairenin komutanlarından Org. Sabri Yirmibeşoğlu bir TV programında ağzından kaçırdı. (7) Gafını farkedip düzeltmeye çalıştıysa da söylenen sözler tevil edilemeyecek şekilde açıktı. Zaten Özel Harp denilen kontrgerilla savaşının karakteristik özelliği düşman yaptı izlenimi vererek hedef grubu halkın gözünde karalamaktır. Cami bombalama deyince Balyoz darbe planınını hatırlatmadan da olmaz. Bu planda halkı galeyana getirip ayaklanmaya kışkırtmak için yapılacak eylemlerden birisi de Beyazıt ve Fatih camilerinin, üstelik de en kalabalık olduğu Cuma namazı çıkışında bombalanması vardı. Çıkacak kaos sonrasında askerlerin yönetime gelmesi hedeflenmişti. Geçtiğimiz haftalarda sonuçlanan Balyoz davasında bu iddialar sabit görülerek sanıklar ağır hapis cezalarıyla cezalandırıldılar.

Rumların adada yaptığı katliamlar yeterli görülmemiş olacak ki, onların yaptığı izlenimi verilen cami bombalamalarla Türklerin tepkisi arttırılmak istenmiş olmalı. Aynı dönemlerde ´6-7 Eylül Olayları olarak adlandırılan, 6 - 7 Eylül 1955´te İstanbul´da yaşayan başta Rumlar olmak üzere azınlıklara yönelik tahrip ve yağma hareketinin de planlı bir Özel Harp operasyonu olduğunun açığa çıktığını hatırlayalım.

Kıbrıs´ta başka olaylarda da Özel Harp´in adı geçti. Gazeteci Kutlu Adalı´nın öldürülmesi ile bir çok bombalı terör eyleminin ardında Özel Harp Dairesi ile Ergenekon örgütünün bulunduğu ileri sürüldü. Ancak bu konuda KKTC´de başlatılan soruşturma hükümet değişince skandal şekilde örtbas edildi. Yine Ergenekon soruşturma sürecinde Kıbrıs´ın Ergenekon örgütü için ne kadar önemli olduğu, Ergenekon sanıklarının orayla bağlantıları da ortaya çıktı. (8)

Kıbrıs´taki Özel Harp yapılanmasında ve şüpheli olaylarda Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş´ın da rol aldığı ileri sürüldü. Denktaş´ın bu iddiayı güçlendiren bir sözü şok ediciydi: Eh bizim çocuklar da bir şeyler yaptı işte!.. (9)

1990 yılı sonunda İtalya´da patlayan Gladio skandalı, ikinci dünya savaşı ertesinde tüm NATO ülkelerinde ABD öncülüğünde bu teşkilatların kurulduğunu, hükümet ve meclislerden dahi gizlendiğini ortaya çıkardı. Türkiye´de de var olduğunu 1970´li yıllarda Başbakan Ecevit tesadüfen öğrendi. Ödeneğini ABD´den alan bu daire Kıbrıs davasında ambargo uygulanması neticesinde ödenek alamayınca Türk hükümetine müracaat etti. Böylece varlığı öğrenildi. Başbakan Ecevit bu dairenin kontrgerilla türü bir savaş tarzı yürütme yeteneğinde olduğunu, elemanlarının sivil ve askerlerden meydana geldiğini, elemanlarına terör çıkartma yöntemleri de öğretildiğini öğrenince dehşete düştü. Dairenin üzerine ne kadar gittiyse de demokratik denetim mekanizması içine almayı başaramadı. Ecevit´e çok ilginç silahlarla suikast girişimleri yapıldı. Ecevit olayın üzerine daha fazla gidemediğini itiraf etti ve işin peşini bıraktı. Ecevit, Özel Harp´in sivil uzantısının açığa çıkarıldığında ülkede çok tehlikeli tertiplere girişebileceklerinden korktuğunu bu nedenle işin peşini bıraktığını açıkladı. Ecevit gibi Özal da başbakanken kendisine düzenlenen suikast girişiminde Özel Harp´in izine ulaştı. Ancak bir yerden sonra üzerine gidemedi. Cumhurbaşkanlığına hazırlanıyordu. İşin peşini şimdilik kaydıyla bıraktı. Cumhurbaşkanı olunca anayasa değişikliği yaparak bu güçleri yenmeyi planlamıştı. Ama birileri suikastler fırtınası başlatarak planları tamamen değiştirdi.

ÖZAL´IN ETRAFINA ÖRÜLEN TEHLİKE ÇEMBERİ BAŞBAKAN´A DA MI ÖRÜLÜYOR?

Tüm bunlarla varmak istediğimiz nokta, Ecevit´i ve Özal´ı korkutan gücün Başbakan´ı da korkutuyor olabileceği.. Başbakan´a yönelik gizli dinleme ve olası şantaj girişimlerinin arkasında Ergenekon örgütlenmesinin, bir olasılık da onun daha üstünde yer aldığını söyleyebileceğimiz ´kontrgerilla´ denilen Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) yer aldığı kuvvetle muhtemeldir. Özal´ın etrafındaki tehlikeli çemberin Başbakan´ın etrafında bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başbakan´a yönelik çok sayıda suikast girişimi ortaya çıkarıldı. Atabeyler mangası Özel harpçi subayların yer aldığı ilk suikast girişimi olayı değildi. 4x4´lük suikast planı olmasına karşın dava çok ilginç şekilde örtbas edildi. Tanksavar roketiyle Başbakanın uçağının düşürülmesi planı da yine Ergenekon soruşturması kapsamında soruşturulan diğer suikast girişimlerinden birisiydi. Başbakanın koruma polislerinin son dönemde sık sık değiştirilmeye başlandığını da hatırlayalım. Her önleme karşın Başbakanın ofisine girebilen bu güçler çok sayıda gizli dinleme aygıtını yerleştirmeyi de başarabiliyor. Bunlar ortaya çıkarılabilenler.. Muhtemeldir ki henüz tespit edilemeyen başka cihaz ve tehditler de var.

03 Temmuz 2012 ve 05 Haziran 2012 tarihlerinde yayınladığımız Başbakan´a şantaj mı yapılıyor? içerikli haberlerimizdeki satırların halen geçerliliğini koruduğunu yukarıda sıraladığımız bulgulardan hareketle söyleyebiliriz. Ses kayıtlarının yasaklanma girişiminin yaşandığı günlerdeki bazı gelişmeler şantaj ihtimalini akıllara getirmiş ve şöyle demiştik:

Özel yetkili mahkemelerin kaldırılacağı yönündeki iddialar hukukçuların sert tepkisine neden oldu. Adliye önünde toplanarak tepkilerini ortaya koyan hukukçuların görüntüsü, kısa zaman önce Balyoz davasını adeta basarak mahkeme heyetini eleştiren ve ardından salonu terkeden, salon dışında da basın mensuplarına görüşlerini açıklayan ´Darbeci Baro´ lakaplı İstanbul Barosu avukatlarını hatırlattı. Rollerin değiştiğini düşündüren birbirine zıt olan bu iki görüntü, neler oluyor sorusunu sorduruyor. İstanbul Barosu, özel yetkili mahkemelerle ilgili son yasa değişikliklerini çok olumlu bulduğunu da açıklamıştı.

Bir diğer gelişme, son günlerde peşpeşe çıkan ve hepsi Hasdal askeri cezaevi kaynaklı olan ses kayıtlarında, bu cezaevinde yatan Balyoz davası tutuklu sanıkları generallerin tehdit ve intikam dolu açıklamalar yapması ve bu kayıtların internete verilmesi.. Kamuoyunu ürperten kayıtlarda gayet sakin konuşan generaller, buna karşın çoluk çocuk demeden intikam alacaklarını belirtiyor, Başbakan ve Cumhurbaşkanı´nı açıkça tehdit ediyorlar. Kayıtlarda konuşan generaller, yapılan yasa değişiklikleriyle kısa zaman sonra dışarıya çıkacaklarından emin konuşmaktalar. Generallerden biri de, Herşeyi Hasdal´dan idare ediyoruz diyor.

Bir diğer gelişme, hükümetin ses kayıtlarını haberleştirmeyi yasaklayan ve hapis cezasıyla cezalandıracak bir yasa tasarısını Meclise sevketmiş olması. Yasa tasarısı meclisten aynen geçerse sesleri kaydedip internete verenler değil onu haber yapanlar hapisle cezalandırılacak.

Bir diğer gelişme de, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ya da yetkilerinin kısıtlanmasına yönelik yasa tasarısı hazırlıkları..

Hepsi birbiriyle örtüşen bu gelişmeler, akıllara şok bir şüpheyi getiriyor. Birileri açığını ya da ayıbını yakaladığı Başbakan´a şantaj mı yapıyor?.. Hükümet bundan dolayı mı sürekli geri adım atıyor?.. Ergenekon´un halen faaliyette olduğu biliniyor. Dün ilk duruşması yapılan Ergenekon bağlantılı Aydınlık davasında yargılanan sanıkların, Başbakan´ın gizli görüşmelerini kaydettikleri ve bir kısmını Aydınlık gazetesinde yayınladıkları ortaya çıkmıştı. Bu yeteneğe sahip olan Ergenekon örgütünün elinde başka kayıtların da olabileceği akla geliyor. (10)

Bu satırları yazdıktan kısa süre ortaya çıkan Hasdal cezaevinde tutuklu yatan bazı generallerin ses kayıtlarında, ellerinde hükümetle ilgili dosyalar olduğunu belirttiklerini de hatırlatalım. Bu ifadeler de şantaj şüphesini güçlendiriyor. 24 Mayıs 2012 tarihinde medyaya yansıyan ses kaydında şu ifadeler yer alıyordu: Bir iki aya kadar da ve bilgiler de gelen bilgiler de emareler de o yönde. Bir yasa tasarısı gündemde. O yasayla bizi çıkaracaklar. Bu ülke ya ekonomik krizle ya bir iç savaşla kendine gelecek. Bu iki seçenekten bir tanesi kapımızı çalacak. Ondan sonra dönüş yolu orada başlayacak. Ki başbakan hakkında da yani onların da sıkıntıları var. Onlar da bir zaman gelip o dosyaları çıkacak. Yani bir değil on değil. Onların çıktığı anda dibe vuracaklar. (11)

SAVCILAR: ERGENEKON HALA DİRİ

Ergenekon Terör Örgütü´nün idhar (yedek) kadrolarının şu ana kadar sadece bir kısmının ortaya çıkarılabildiği, bir çok hücresinin ise deşifre edilemediği savcılarca iddianamelerde belirtiliyordu. Son olarak İnternet andıcı iddianamesinde de bu tespit yer almıştı. Ses kaydı: Yeni darbe hazırlığı başlığıyla 31 Mayıs 2012 tarihinde yayınlanan haberimizde (12) ayrıntılı şekilde işlediğimiz gibi, son örneğini Mustafa Bakıcı´nın yurtdışına kaçışının oluşturduğu savcıların bu tespitini doğrulayan çok sayıda bulgu var.

İŞTE O BULGULAR

- Malatya Zirve katliamını çok gizli bir Ergenekon hücresinin düzenlediğinin ortaya çıkması. Komutan cinayetleri adı verilen Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve çok sayıda askeri ve sivil yetkilinin ölümünde de bu yapılanmanın izlerine rastlanması. Tushad isimli TSK içindeki bu çok gizli yapılanmanın izinin halen sürülüyor olması. (13)

- Ergenekon´un TSK içindeki çok gizli askeri yapılanması olarak nitelendirilen ´Karargah Evleri´ne yönelik Savcı Zekeriya Öz tarafından başlatılan soruşturmanın halen sürmesi. (14)

- Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a yönelik suikast girişimi olayı. Bu olayda 8 Özel Harp Dairesi elemanının yer alması. Bu elemanların Ergenekon tutuklusu Muzaffer Tekin, bazı DHKP-C örgüt üyeleri ve Ergenekon´un gençlik yapılanması olduğu iddianamelerde dile getirilen Türk Gençlik Birliği´nin (TGB) bazı üyeleriyle bağlantılarının tespit edildiği iddiası. Olayın hemen ardından Özel Harp Dairesi´nin merkezindeki ´kozmik oda´da yapılan ve 1 ay süren aramalarda çok sayıda belgeye el konulması. Ayrıca bu soruşturmanın 3 yıldır halen sürmesi. (15)

- Arınç´a suikast girişimi olayından bir kaç ay sonra Özel Harp Dairesi´ne ait bir kamyon el bombasının Ankara´da el geçirilmesi. 940 el bombasından bazılarının Ergenekon soruşturması kapsamındaki 12 olayda ele geçen bombalarla aynı seriden olduğunun kriminal incelemelerle ortaya çıkarılması. Yine bombaların Ergenekon´un yanı sıra değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 terör olayıyla da bağlantılı çıkması. (16)(17)

- Başbakan Erdoğan´ın KKTC Cumhurbaşkanı ile telefonla yaptığı gizli resmi devlet görüşmelerinin Aydınlık´ta yayınlanması ve bununla Ergenekon operasyonlarına karşı misillemeye girişilmesi. (18)

- 2010 yılı sonunda Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şubenin zemin karoları altında Ergenekon örgütünün kozmik arşivi olarak nitelendirilen çuvallar dolusu belgenin ele geçirilmesi. Belgelerin imha edilmeyerek saklanması, örgütün onları kullanmakta olduğu anlamına geliyor. Belgelerde sürekli güncellemelerin yapılmış olması da, örgütün gelişmelere göre belgeleri güncellediği şeklinde yorumlanıyor. (19)(20)

- Ergenekon soruşturmasına her zaman soğuk bakan ve eleştiren Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un bizzat astlarının ihbarıyla tutuklanarak andıç davasında sanık haline gelmesi. Andıç ve ıslak imza kapsamında Genelkurmay´da evrak ve harddisk imha operasyonu yürütülmesi. Andıç davası ıslak imza davası ile birleşti. Ergenekon Terör Örgütüne yönelik soruşturma 2007 yılında başladı. Ancak ıslak imza ve andıç gibi planların tarihi 2009. Yani halen soruşturma sürerken örgütsel faaliyet devam etmekteydi. (21)(22)

- Ergenekon örgütünün medya sitesi olarak nitelenen Odatv operasyonunda çok önemli belgelerin ele geçirilmesi. ´Ulusal Medya 2010´ ismi verilen belgede, Ergenekon ve benzer davaların nasıl yıpratılacağı talimatlarının yer alması ve Odatv´nin geçmişteki yayınlarına da bakıldığında bu belgedeki talimatları yerine getirdiğinin görülmesi. (23)

- Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı´nın Ergenekon örgütüne yardım ve yataklıktan tutuklanması. Avcı´nın örgüt üyelerine polis operasyonlarını bildirmesi, polis takibinden kurtulma taktikleri vermesi, yakalanmak üzere olan bazı üyelere yurt dışına kaçmaları uyarısında bulunması. Yakalanacağını anladığında ise polis içindeki cemaat üyelerinin Ergenekon ve diğer tüm soruşturmaları yürüttüğünü, bu davalara bakan tüm savcı ve hakimlerin cemaat üyesi olduğunu, hatta Deniz Baykal seks kaseti olayının dahi cemaat işi olduğunu iddia edecek kadar ileri giderek kamuoyunda bu soruşturma ve davaların siyasi olduğu imajını vermeye çalışması. Avcı´nın Odatv davası ile Ergenekon örgütüne taşeron eylem yapmakla suçlanan Devrimci Karargah terör örgütü davasında sanık olması. Avcı´nın 90´lı yıllarda Dev-Sol´u derin devletin kontrolündeki Derin-Sol örgütüne dönüştürmede çok önemli bir rol üstlendiği de ortaya çıktı. (24)

- Dink cinayetine dair şok edici yeni ayrıntıları ortaya çıkaran Bugün gazetesi yazarı Adem Yavuz Arslan´a mermi ve beyaz bereli paket gönderilmesi. (25)

- Erzincan Ergenekon davasındaki kritik bir tanığa yönelik silahlı saldırı. Aynı tanığa dava sanığı eski Başsavcı ilhan Cihaner´in tehdit ve baskı yapması. (26)

- Erzincan Ergenekon davasında CHP´li iki milletvekilinin tanıklara baskı yapması, yüksek miktarda para vererek Ergenekon sanıkları aleyhindeki ifadelerini değiştirmeye zorlaması. Bu milletvekillerine Ergenekon üyeliği suçlamasıyla dava açılması. Erzincan davasında sanık olan eski Başsavcı Cihaner´in de tanıklara tehdit ve baskı yapması. (27)(28)

- Güneydoğu´da görülmekte olan Temizöz davası ile İstanbul´da görülmekte olan Ergenekon davasının tanıklarına çok sayıda baskı ve tehditler uygulanması. Geçtiğimiz günlerde Ergenekon gizli tanığına ifadelerini değiştirmesi için baskı yaptığı kanıtlanan dava sanığı Sedat Peker´e dava açıldı. (29)(30)

- Ergenekon tutuklusu tuğgeneral Levent Ersöz´e yönelik hastanede suikast girişimi. (31)

- Sivas Ermeni cemaat lideri Minas Durmazgüler´e suikast girişimi. (32)

- Gölcük belgeleri üzerine Poyrazköy´de yapılan kazılarda suikast amaçlı yeni silahlar ve çok özel plastik patlayıcılarının bulunması. (33)

- Erzincan Ergenekon davasının şok müdahale ile yargıtaya alınması, suçsuz insanları silahlı göstermeye çalışmakla suçlanan sanıkların tahliye edilmesi ve bununla adeta isnat edilen suçlara devam etmelerine izin verilmesi. 12 Eylül darbecileri hakkında ilk iddianameyi hazırlayan eski Savcı Sacit Kayasu´nun bu duruma tepki gösterip, Ergenekon´un Yargıtay´a sıçramış olabileceğinden açıkça bahsetmesi. Bu tespiti doğrularcasına, Yargıtay binasında bulunan Siyasi Partiler Bölümü´ndeki bir fakstan soruşturma altındaki eski Başsavcı ilhan Cihaner´e ´Seni dinliyorlar, dikkat et´ şeklinde uyarı faksının çekilmesi. (34)(35)(36)

- Ergenekon davalarına bakan çok sayıda hakime yargıtayda skandal şekilde tazminat cezaları verilmesi. (37)

- Ergenekon sanığı Mehmet Haberal´ın sağlıklı olduğunu gösteren raporların hastanelerdeki örgüt üyesi olduğu şüphesi ortaya çıkan doktorlarca mahkemelerden saklanması. Doktorların Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanması. (38)(39)

- Erzincan´da Ergenekon örgütlenmesine yönelik ikinci bir soruşturmanın halen yürütülüyor olması. (40)

- Kara Kuvvetleri EDOK Komutan vekili Korg. Tevfik Özkılıç´a ait olduğu ileri sürülen ve 31 Mayıs 2012 tarihinde internette yayınlanan ses kaydının da gösterdiği gibi EDOK içinde hala darbe hazırlığı içinde olan, bilgisayarlara güvenmeyen, deşifre olmaktan korkan ve yazışmalarını kurşun kalemle yapan çok gizli birimler varlığının anlaşılması. (41)

- Hasdal askeri cezaevindeki tutuklu subayların peşpeşe internette yayınlanan ses kayıtlarında, hapisteki darbecilerin umutlarını koruması, ´bir herşeyi takip ediyoruz merak etmeyin´ diye birbirlerine cesaret vermesi. Halen görevde olan bazı generallerin de subaylara hitaben hükümeti ve politikalarını eleştiren konuşmalar yapmaları. (42)

- TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu´nun 26 Kasım 2012´de basına yansıyan raporunda, Sovyet işgaline karşı ´Ölüm Üçgeni´ denilen Adapazarı-Bolu-Sapanca bölgesinde gömülen silahların, başta Kürt işadamları olmak üzere faili meçhul cinayetlerde kullanıldığının belirtilmesi. Devlette kaydı olmayan bu silahlar kaybolduğunda kimsenin hesap soramadığının, Özel Harp Dairesi´nin bu silahları kullanmak için sayıları yüz binlerle ifade edilen sivili eğitip, toplum içinde uyuttuğunun kaydedilmesi. Yine bundan iki yıl önce, 2010 yılında hazırlanan TBMM Araştırma raporunda da, Türkiye´de geçmişte yaşanmış bir çok terör ve suikast olayından Özel Harp Dairesi´nin sorumlu tutulması. (43)

- Deniz Harp Okulu´ndaki genç subayları tahrik etmeye yönelik çabaların son haftalarda yoğunlaşması. (44)

İşte farkına varabildiğimiz bulgulardan yukarıda kısaca yer verdiğimiz bu örnekler, Ergenekon´un geçmişte var olmuş, faaliyete geçmeyen, düşünce ya da plan bazında kalmış bir girişim olduğuna dair savunmaları çökertiyor.

Şüphesiz örnekler daha da çoğaltılabilir. Haberal´ın tutuklanmasından sonra Ergenekon operasyonları durdu deniliyor. Peki Ergenekon ya da diğer bir deyişle kontrgerilla bitti mi, çöktü mü?.. Şu ana kadar sadece tetikçilere ya da orta düzey birimlere, onların da pek azına ulaşılabildiği söylenebilir. Danıştay saldırısında bir avukat. Malatya Zirve cinayetinde 2 genç. Dink cinayetinde 17 yaşında Ogün Samast. Ergenekon´da da 3-5 astsubay, Andıç davalarında suçu birbirlerinin üstüne atan bir kaç general, o kadar.. Ama iddialara göre NATO´ya girmemiz sonrası kurulan Özel Harp Dairesi´ne bağlı kuvvetlerin sivil hayatta kullandığı yaklaşık 10 bin kişi var. Bunlardan 5 bini siyah kuvvet denilen, silah kullanan, her türlü saldırı ve savunma eğitimini almış paramiliter gruplar. Çok tehlikeliler. Her türlü provokasyonu yapabilecek, Taksim, Maraş, Gazi Mahallesi olayları gibi olayları kolaylıkla organize edebilecek adamlar. Her biri bir Yeşil ve Çatlı. Onlara henüz ulaşılamadı. Fırsat kolladıkları uygun ortam bulur bulmaz faaliyete geçecekleri ileri sürülüyor.

Belki ´Karargah Evleri´ ve ´Tushad´ gibi soruşturmalar, örgütün buzdağının altındaki kısımlarına doğru götürebilir savcıları. Ancak Özal´ın vücudunda zehirlerin tespit edilmesine karşın zehirlenmenin olmadığının iddia edilebilmesi olayında da konuşulduğu gibi kamuoyuyla yüzleşmekten çekinen devlet refleksleri, soruşturmaların daha derine inmesini zorlaştırabilir ya da engelleyebilir. Ama unutulmasın ki, Başbakan Turgut Özal da kendisine düzenlenen suikastin üzerine bir yerden sonra gitmemiş, Cumhurbaşkanlığı makamına geçince o makamın gücüyle onları mağlup edebileceğini düşünmüştü. Ancak yanıldığı kısa sürede açığa çıktı. Başbakan Erdoğan´ın yanıldığını da umarız görmeyiz. Ancak ofisine kadar giren örgütü gördükçe kamuoyunun endişelendiği söylenebilir. Ergenekon´la mücadelede daha etkin tedbirlerin alınması, Özal´ın şüpheli ölümünün üzerine gerekirse zaman aşımını ortadan kaldıracak yasal değişikliklerle daha etkin gidilmesini sağlamak hükümete düşen önemli bir sorumluluk.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(1) zaman.com.tr/politika/ortulu-odenekle-aldigi-dinleme-cihazlari-hala-kayip/2032996.html

(2) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4598

(3) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5021

(4) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4648

(5) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3568

(6) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=tozalsuikast

(7) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2276

(8) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=kib.xox.ris-erge

(9) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=385%20266

(10) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=4667%204598

(11) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=4596%204580%204572%204115%20

(12)kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4588

(13) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4648

(14) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=karevleri.xox.savsak

(15) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=bulent-arinc-suikast

(16) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=1605%201596

(17) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=bombkardes

(18) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=erge-se.xox.s-kayit-tayyip

(19) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=10cuvbelge

(20) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2609

(21) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=interandic

(22) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m=4888%202324%201799%201767

(23) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=3719%203064%203002%203000

(24) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=hanefavci

(25) gundem.bugun.com.tr/-bi-ermeni-var-a-kursunlu-tehdit-140134-haberi.aspx

(26) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=2548%202535%202319%202114

(27) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5016

(28) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=2319%201984

(29) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=erge-tanik-.xox.karalama

(30) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4988

(31)kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=3831%203262%203010%202455%202445%201322%201236%201226

(32) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=3474%203241%202564%202353

(33) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=2667%202665

(34) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=cihkurop

(35) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4623

(36) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1629

(37) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=yargittazmin

(38) kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=haberalkoruma

(39) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4620

(40) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=1840%201789

(41) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4588

(42) kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=4580%204572%204514%204507%204186%204175

(43) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4962

(44) kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4993

(26 Aralık 2012, 09:53)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Başbakan´a şantaj mı yapılıyor?

Başbakan´ın telefon görüşmesini yayınladılar

Ergenekon dinliyor, Aydınlık yayınlıyor

Kontrgerilla Medyası

Ergenekon Aydınlık´ta: Yeni belgeler

Koşaner´in ses kaydı mahkemede

Ergenekon soruşturma sürecindeki ses kayıtları

Ses kayıtları, parmak izi ve ıslak imza gibi doğrulanabilir mi?

ERGENEKON´UN HENÜZ ORTAYA ÇIKARTILAMAYAN YEDEK (İDHAR) KADROLARI

Savcılar Ergenekon ´İdharı´nın peşinde

Gölcük´teki çuvallar devede kulak: Savcılar iz peşinde

Ergenekon davası gerekli mi?

Ergenekon henüz çökertilemedi

Su uyur cuntacı uyumaz: İşte ispatı

Ergenekon hala diri, Bakıcı kaçabildi

7. iddianame: Ergenekon hala faal

Ergenekon hala aktif: Planları çökünce yenisini yapıyorlar

Ses kaydı: Yeni darbe hazırlığı

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

TBMM: Terör Özel Harp işi

İşte kontrgerilla.com´un da katkı sunduğu Özel Harp Dairesi konulu TBMM raporu

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Üsteğmen: PKK vuruluyor, düşürün Heronu

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5023    yazdır/print


 

Ergenekon´da 217. duruşma

Ergenekon davasına tanıkların dinlenmesi ile devam ediliyor. Duruşmada Türk Metal Sendikası´nın eski şube başkanlarından Mahmut Taşdemir gizli tanık olarak ifade veriyor. Davanın önemli tanıklarından olan Taşdemir´in, tutuklu sanık Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek aleyhinde tanıklık yapması bekleniyor. Taşdemir savcılık ifadesinde, Özbek´in Ergenekon´un finansörü olduğu iddiasının altını çiziyordu. Taşdemir ayrıca, Mustafa Balbay, İlhan Selçuk, Rauf Denktaş ve Sinan Aygün gibi isimlerin Türk Metal´in genel merkezinde gizli toplantılar yaptıklarını da iddia ediyordu.

09.08.2012 11:10 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 65´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 217´inci duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 43 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Zonguldak Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 22 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, bu davada tutuksuz yargılanan ´Odatv´ davasının tutuklu sanığı Prof. Dr. Yalçın Küçük de hazır bulundu.

Mahkeme heyeti başkanı Hasan Hüseyin Özese, tanıklardan Mahmut Taşdemir ile Özcan Tozlu´nun hazır olduğunu belirterek, Antalya´da bulunan Abdullah Öcalan´ın avukatlarından İrfan Dündar´ın ise 16 Ağustos´ta İstanbul´a geleceğini bildirdiğini kaydetti.

TANIK MAHMUT TAŞDEMİR´İN İFADESİ

Mahkeme heyetinin, tanık Mahmut Taşdemir´in isteği üzerine gizli tanık odasında ifadesini almaya karar verdiği duruşmada, Taşdemir´in sesi ve görüntüsü bozulmadan salondaki ekrana yansıtıldı. Taşdemir, 1999-2002 yılları arasında Türk Metal Sendikası Gebze Şube Başkanı, 2002´den 4 Aralık 2005´e kadar da sendikanın genel başkan yardımcılığı görevini yürüttüğünü söyledi.

Sendika içinde işçilerin menfaatine yönelik faaliyetler dışında bir takım yolsuzluklara şahit olduğunu ve bundan da rahatsızlık duyduğunu öne süren tanık Taşdemir, Örneğin ART televizyonu, bütün elektronik malzeme ve personel ücretlerinin sendikadan karşılanmasına rağmen televizyon bir aile şirketi olarak kullanılıyordu. Cumhuriyet Gazetesi´nin eki olarak çıkan Strateji Dergisi´nde Özbek´in oğlu Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışıyordu. Bu derginin basım masrafları da sendika tarafından finanse ediliyordu iddialarında bulundu. Mustafa Özbek´in önce MHP, sonra ANAP, DYP ve ardından da Deniz Baykal ile yakın dirsek teması olmuştur´ diyen tanık Taşdemir, bu durumun kafasını karıştırdığını söyledi. 2008 yılında Ankara Cumhuriyet Savcılığı´na sendikada şahit olduğu yolsuzluklara ilişkin suç duyurusunda bulunduğunu anlatan tanık Taşdemir, ancak 4 yıldır herhangi bir dava açılmadığını söyledi.

Kocaeli´de Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü´ne 8 saat ifade verdiğini ve ifadesinin gizli tanık olarak alındığını belirten tanık Taşdemir ifadesinde şunları söyledi: Mustafa Özbek, davada yargılanan birçok asker ve siville başbaşa görüşmüştür. Neden görüştükleri konusunda etraflıca bir bilgim yok dedi. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese´nin Davada yargılanan hangi sanıklarla görüştü? şeklindeki sorusu üzerine, Balbay, sendikaya gelir televizyona çıkardı. Balbay, Özbek ile görüşür giderdi. İlişkilerinin boyutunu bilemem. Özbek yönetime sırlarını söylemezdi. Asistanı ile gizli konularını görüşür, herşeyi asistanı ile paylaşırdı. Ben 4 yıl boyunca genel başkan yardımcısı olduğum dönemde böyleydi. Genel başkan sendikayı tek taraflı yönetirdi. Karşı gelen sendikadan uzaklaştırılır ya da başka cezalar verilirdi dedi.

Sendikada yapılan yolsuzluklara ilişkin Türk Metal Sendikası´nın şubelerine mektup gönderildiğini belirten Taşdemir, Mektubu ben yazmadım. Ancak mektubu benim gönderdiğimi düşünüyorlardı. Mustafa Özbek beni Ankara´ya çağırdı. Özbek ´Mektubu sen yazdın´ dedi. Ben de yazmadığını söyledim. Şimdiki Türk Metal İş Sendikası Genel Başkanı Pevrul Kavlak´ın da bulunduğu ortamda Özbek beni tehdit etti. İki kez saldırıya uğradım. Birinde kolum kırıldı. Diğer saldırıda da burnum kırıldı diye konuştu.

Mahkeme Başkanı Özese, tanık Taşdemir´in dosyada herhangi bir ifadesinin olmadığını belirterek, internetten ve açık kaynaklardan elde edilen tanık Taşdemir´in beyanlarını okuyarak doğru olup olmadığını sordu. Dava sanıklarından Sinan Aygün, İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay´ın sendikaya gelip gittiğini söyleyen tanık Taşdemir, Ne konuşurlardı bilmiyorum, sendikaya neden geldiklerini de bilmiyorum ifadelerini kullandı.

Mahkeme Başkanı Özese, Taşdemir´in bir gazeteye JİTEM´in birçok toplantısı sendikanın genel merkezinde kapalı salonda yapılırdı şeklinde verdiği röportajını sorması üzerine Taşdemir şunları aktardı: JİTEM´i o dönemde bilmiyordum. JİTEM´cilerin orada toplantı yaptığını bana sendikada çalışan yönetici ve personel söyledi. O toplantıda ne konuşulduğunu ayrıca o toplantıya katılanlarında JİTEM´ci olup olmadığını bilmiyorum. Ben o toplantıya katılmadım. Taşdemir, Özbek yolsuzlukları açıklamayayım diye bana 8 ay boyunca avantadan bin 500 TL para ödedi. Ayrıca 10-15 kişiye daha 500 ile bin 500 TL arasında değişen paralar ödedi. Ta ki ´Seni dinledik aleyhimize konuşuyorsun´ diyene kadar ifadelerini kullandı. Sorular üzerine Taşdemir 2005 yılından sonra Türk Metal Sendikası ile herhangi bir bağlantısının kalmadığını da sözlerine ekledi.Duruşmaya öğle arası verildi. (DHA)

İfadesinde, sendikadaki usulsüz harcamalar ile ilgili beyanda bulunan Taşdemir, kendi zamanında aylık 3 milyon TL geliri bulunan kurumun personelin maaşını zamanında ödeyemediğini söyledi. ART Televizyonu´nun elektronik malzeme ve taşınmaz mallarıyla personel giderlerinin sendika tarafından karşılandığını belirterek, Türkmen Derneği´ne ileride siyasi destek alabilmek için finansman sağlandığını anlattı.

Mustafa Özbek´in zikzaklar çizen siyasi düşüncesi bulunduğunu aktaran Taşdemir, Başta MHP´liydi. Sonra ANAP´lı oldu. DYP´ye yakınlaştı. En son Deniz Baykal´la birlikte görünmeye başladı. Bir ara Cumhuriyet Gazetesi´nin yüzde 30´una ortak olmaya karar verdiğini söyledi. Biz şaşırdık. Özbek´in görüşleri Cumhuriyet gazetesi ile uyuşmaz. Sonra bir sıkıntı çıktığında sendika ortak olamadı gazeteye. Daha sonra TUSAM isimli bir şirket kurdu. Bu şirket pazartesi günleri Cumhuriyet´in verdiği Strateji dergisini çıkardı. Derginin genel yayın yönetmeni de Özbek´in oğlu Ahmet Oğuz´du. dedi. Taşdemir, ART Televizyonu´na sendikanın aracı olması ile çeşitli büyük şirketlerden para yardımı yapıldığını ifade etti. Sendikada ve ART Televizyonu´nda Özbek´in emekli askerler ve sivil kişiler ile sık sık görüşmeler yaptığını anlatan Mahmut Taşdemir, bunlara örnek olarak Mustafa Balbay´ı gösterdi. Özbek ile görüşen Balbay´ın ART Televizyonu´nda da programa katıldığını hatırlatarak, Bu görüşmelerin, Cumhuriyet Gazetesi´nin hisselerinin alınmasıyla bir ilgisi olup olmadığını bilmiyorum. diye konuştu. ( Zaman)

-Mahmut Taşdemir önemli tanıklardan biri-

Mahmut Taşdemir, Türk Metal sendikasının eski yöneticilerinden biri. Taşdemir´in, Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek aleyhinde tanıklık yapması bekleniyor. Sendikada yaşadıklarını Türk Metal ve Mustafa Özbek Gerçeği adlı kitapçıkta toplamıştı. Ergenekon savcılarının talimatıyla ifade verdi. Bir süre Manisa ve Balıkesir´de kaldı. Mustafa Özbek´in adamları tarafından dövülerek hastanelik edildi. Can güvenliği olmadığı için kendisi ve ailesi endişeliydi. Bir süre ortadan kayboldu. Kamuoyu öldürüldüğünü düşündü. Gizlenerek yaşadığı da ileri sürüldü. Ve bugün davada tanık ifadesi vermek için ortaya çıktı. Gizli tanık olarak ifade vermek istedi. Taşdemir savcılık ifadesinde, Mustafa Özbek´in Ergenekon´un finansörü olduğu iddiasının altını çiziyordu. Kendisinin genel başkan yardımcılığını bıraktığı 2005 yılı itibarıyla sendikanın aylık aidat gelirinin 3 milyon lira olduğunu, buna karşılık giderlerin 900 bin lirayı aşmadığını bildiriyordu. Taşdemir, Buna rağmen kasada hiçbir zaman 100 bin liranın üstünde para olmazdı. Aile şirketi gibi çalışan Metal İşçileri Vakfı var. Paralar buraya aktarılır ve Özbekler tarafından şahsi paraları gibi harcanır. Bunun dışında, Avrasya TV´ye, Türkiyem Topluluğu´na, Yörük Türkmen Federasyonu´na aktarılan paralar vardı. Sendikanın bir de ´örtülü ödeneği´ vardı. diyordu. Taşdemir, Mustafa Balbay, İlhan Selçuk, Rauf Denktaş ve Sinan Aygün gibi isimlerin Türk Metal´in genel merkezinde gizli toplantılar yaptıklarını da sözlerine ekliyordu.

TANIK ÖZCAN TOZLU´NUN İFADESİ

Duruşmada diğer bir tanık olarak eski Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu dinlendi. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan´ın şehit edilmesi olayında Levent Göktaş´ın suçlu olduğunu belirten Tozlu, Şırnak´ta 1996 yılında 11 korucunun yakılarak öldürüldüğü ´Güçlükonak katliamı´nın da terör örgütü PKK´nın eylemi olmadığını iddia etti. Tozlu, 16 Mayıs 2001´de Malatya´da CASA tipi askeri uçağın düşürülmesinden TSK mensuplarının sorumlu olduğunu ifade ederek, Levent Göktaş´ın kendisine olayın kaza olmadığını söylediğini anlattı.

1997 yılında açığa alınan ve 2001´deki YAŞ kararlarıyla da ordudan atılan Tozlu, yeminli olarak verdiği ifadesinde Orgeneral Çevik Bir´in darbe için hazırlanan 500 sayfalık belgenin altında imzası olduğunu ve bu durumu Başbakan Mesut Yılmaz´a ile bazı siyasilere aktardığını söyledi. Tozlu, Durumu Levent Göktaş´a aktardım. İbrahim Şahin ile görüşmemi söyledi. Durumu telefonda görüştüğüm İbrahim Şahin´e de söyledim. Bana, ´Çocuk musun telefonlar dinleniyor´ diyerek kızdı. Şahin ´Birkaç mason kırıntısına bu ülkeyi yedirmeyiz.´ dedi. 45 gün sonra tayinler oldu. Çevik Bir, 1. Orduya alındı 1998 yılında bu şekilde darbe önlenmiş oldu. dedi.

Tanık Tozlu, ailesiyle tatile gittiği Kuzuluk´ta Göktaş´ın yanına uğradığını belirterek, Göktaş bana ´senden çok memnunuz´ diyerek 15 bin dolarlık bir çek verdi. Çeki örtülü ödenekten verildiğini anlattı. Ancak ben bunu almadım. O zaman çeki 13 yaşında olan kızım ile 10 yaşında olan oğluma uzattı. Onlar da almadı. Adama sorarlar bu paranın kaynağı nedir dedim. Benim parayı beğenmediğimi söyledi. Daha sonraki görüşmemizde hesabında 200 bin dolar olduğunu derhal 20 binini almamı söyledi. Beni İskenderun-İstanbul arasında kontronör yapacaklarmış. Ben ordudan uzaklaştırıldığımı belirterek bu işin nasıl olacağını sordum. Hallederiz şekilinde cevap verdi. iddiasında bulundu.

1994 yılında Güçlü Konak Jandarma Komutanlığı yaptığı dönemde bir mescit inşaatına başladıklarını anlatan Tozlu, Tuğgeneral Selahattin Uğurlu´nun kendisini sevmediğini ve bu inşaatı görünce ´Yapacak başka bir şey bulamadın mı?´ diye sorduğunu söyledi. Kozlu, Bu süreç sıkıntılar sürdü. Beni Şırnak Jandarma Tabur Komutanlığı´na alındım. 2 ay sonra Güçlükonak´ta 11 korucu ile 2 köylünün bir minibüs içerisinde kurşunlanıp, yakılması olayı oldu. Şırnak´taki komutanım bana sordu. ´Sen o bölgede çalıştın şu haritayı bir incele saldırı nasıl olmuştur?´ diye sordu. Ben de baktım ve eyvah dedim. Çünkü korunaklı bir bölgeydi. Askeri birliklere çok yakındı. PKK´nın burada eylem yapmasına imkan yoktu. Olay TSK kontrolündeki koruculara yaptırılmış. Yenimahalledeki Müsteşarlığa bildirildi. Eylemde roketatar ve ağır silahlar kullanıldı. dedi.

Gaffar Okkan suikastine ilişkin soruşturmanın yeniden açılmasına neden olan Özcan Tozlu, basına yaptığı açıklamalarda Okkan´ın, Levent Göktaş´ın idaresindeki 7 kişilik Muharebe Arama Kurtarma (MAK) timi tarafından öldürüldüğünü iddia etmişti. Özcan Tozlu, suikasten bir yıl sonra Ankara´ya ziyarete gittiğinde Göktaş´ın, kendisine suikasti anlattığını söylemişti. Mahkemede de bu iddiasını tekrarlayan Tozlu Levent Göktaş ´Keşke bu eylemi yapmasaydık´ dedi. Ben de ´O polislere acımadın mı. Allah belanı versin´ dedim. Göktaş, ´Oğlum Allah´a nasıl hesap vereceğiz´ dedi. 3,5 ay sonrada Malatya´da CASA tipi askeri uçak düştü. İçinde Okkan suikastını gerçekleştiren Tim bulunuyormuş şeklinde konuştu.

Savcı Nihat Taşkın´ın, TSK´dan ne sebeple atıldığını sorması üzerine tanık Özcan Tozlu, disiplinsizlik ve ahlaksızlık, erlerden zorla para toplamak, Bosna-Hersek için para toplamak, kantinde satılması yasak olan bazı eşya ya da gereçleri faturasız olarak satmak gibi 8 benzer konu ile suçlandığını ve 34 ay 28 gün hapis cezası aldığını, hapis cezasının paraya çevrilip ertelendiğini ve bu gerekçeyle de TSK´dan atıldığını söyledi. Suç tarihinin 1 Ocak 1994 olarak gösterildiğini belirten Tozlu, göreve Temmuz ayında başladığını ve üzerine iftira atıldığını iddia etti.

Savcı Taşkın´ın soruları üzerine Tozlu, Göktaş tarafından 3 kez çağrıldığını ve bu nedenle üç kez görüştüklerini söyledi. Tozlu, bir konuşmaları sırasında Veli Küçük´ün, Devlet Bahçeli´yi parti genel merkez binasının 18. katından atmak lazım. dediğini aktardı.

Daha sonra da Levent Göktaş, kendisi aleyhine suçlamalarda bulunan tanık Özcan Tozlu´ya soru sormak için söz aldı. Göktaş, İfadenizde 2000 yılında Jandarma tesislerinde buluştuğumuzu söylüyorsunuz. Tarihi hatırlıyor musunuz? diye sordu. Tozlu ise Mayıs ya da Haziran ayında olabileceğini söyledi. Bunun üzerine Göktaş, Mayıs ayından Eylül ayına kadar Şam´da görevli olduğunu söyledi. Tozlu ise Tesislerde görevli Astsubay Giray Ozan´ı tanık olarak çağırabilirsiniz. Oraya gelişimde güvenlik nedeniyle ismimi kaydetmemesini istedim. Benim isteğimi yerine getirdi ve ziyaretçi kayıt defterine adımı yazmadı. dedi. ( Cihan)

Levent Göktaş´ın ifadesine karşı beyanları hatırlatılan Tozlu, Göktaş´ın beyanlarının iftira olduğunu kaydetti.

Göktaş´ın avukatı Serkan Günel, tanığa müdahale edilmesini istemesi üzerine Tozlu, 2001 yılından beri zor durumdayım. Yeşil kartla geçiniyorum. 4 çocuğum var. 2 çocuğumu 10 yıldır görmüyorum. Ben açım ya diye bağırdı.

Tanığın bu beyanlarına Serkan Günel´in karşılık vermesi üzerine Tozlu, Bana para bekliyorsun´ diyor. Ben köpek miyim ya´ diyerek yine tepki gösterdi. Duruşma yarına ertelendi. ( Cnnturk)

(09 Ağustos 2012), son güncel.: (10 Ağustos 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Taşdemir: Ergenekon toplantıları Türk Metal´in genel merkezinde yapılıyordu

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4740    yazdır/print


 

Özkök Ergenekon´da tanık

Ergenekon davasının 209. duruşmasında mahkeme heyeti aldıkları önemli bir ara kararı açıkladı. Buna göre; eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ile AK Parti Gaziantep Milletvekili gazeteci Şamil Tayyar´ın da aralarında bulunduğu 12 tanık ile 5 gizli tanık Ergenekon davasında ifade verecek.

26.07.2012 12:28 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün de aralarında bulunduğu 68´i tutuklu 273 sanıklı ´Ergenekon´ davasının 209´uncu duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen duruşmaya, CHP İzmir Milletvekilli gazeteci Mustafa Balbay, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin ile gazeteci Tuncay Özkan´ın da aralarında bulunduğu 48 tutuklu sanık katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Sedat Peker´in de aralarında bulunduğu 20 tutuklu sanığın gelmediği duruşmada, başka dava kapsamında tutuklu olan Prof. Dr. Yalçın Küçük de hazır bulundu.

TANIK HADİ ÖZCAN´IN İFADESİ

Duruşmada tanık dinlenmesine devam ediliyor. Geçtiğimiz hafta tanık olarak dinlenmesine karar verilen Alaattin Çakıcı İzmir cezaevinden, Hadi Özcan ise Kocaeli´nde bulunan Kandıra cezaevinden cezaevi nakil araçları ile eskort eşliğinde duruşmanın yapıldığı binaya getirildi. Alaattin Çakıcı´ya destek olan bir grup 6 otobüsle Silivri´ye geldi. Otobüslerin üzerinde Atatürk ve Abdülhamit posterleri ile Allah yazıları olması dikkat çekti. Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde tanık olarak ifadesine başvurulması beklenen Alaattin Çakıcı´nın çok sayıda yakını da izleyiciler arasında bulunuyor.

Tanık olarak ifadesine başvurulan organize suç örgütü elebaşı Hadi Özcan, kimlik tespiti sırasında nüfus kayıtlarında adının ´Mehmet Özcan´ olduğunu belirtti. Mahkeme başkanın nüfus kayıtlarında ´Hadi´ isminin olup olmadığını sorması üzerine Özcan, ´(Hadi) yok ama Hadi demeyince kimse tanımaz´ diye konuştu.

Hadi Özcan´a Mahkeme Başkanı Çalmuk, Ergenekon davasında yargılanan bazı sanıkların isimlerini okuyarak bu dava konusundaki bilgisini sordu. 1994-1995 yıllarında cezaevine gelen TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu tarafından bilgisine başvurulduğunu belirten Hadi Özcan, Bana Mehmet Ağar´dan İbrahim Şahin´e kadar herşeyi sordular. dedi.

Veli Küçük´ün de sorulup sorulmadığını anlatması istenen Özcan, O zamanlarda Veli Küçük ismi yoktu. ifadesini kullandı. Özcan, üzerinden 15 yıldan fazla geçtiği için Susurluk Araştırma Komisyonu´na ne ifade verdiğini ise hatırlamadığını söyledi.

Başkan Çalmuk´un, Söylemeye çekindiğiniz konular varsa ve gerekirse tanık koruma programı kapsamında ifadenizi alabiliriz. hatırlatmasını yaptı. Özcan, tanık koruma programından faydalanmak istemediğini söyledi.

Daha sonra Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Soruşturma aşamasında tanık sıfatıyla ifadenizi savcı Zekeriya Öz ile ben birlikte almıştık. İfadenizde Abdullah Çatlı ve Veli Küçük ile ilgili bildikleriniz olduğunu ve bunları daha sonra anlatacağınızı söylemiştiniz. Nedir bunlar, anlatır mısınız? diye sordu. Küçük´ü tanımadığını belirten Özcan, o dönemde Abdullah Çatlı ile birlikte ortak petrol temizleme ihalesine girdiklerini söyledi.

Özcan, Çatlı beni öldürecekti. Bunu Yeşil´e söyledim. O da ´Çatlı, ortak iş yaptığı herkesi öldürür. Onun böyle bir ahlakı vardır.´ cevabını verdi. Oysa Çatlı, resmi evraklar, silahlar ve polisler ile gezerdi. Devlet olarak bilirdim. Yeşil´den sonra da İbrahim Şahin´e gittim. O zaman Özel Harekat Daire Başkan Vekili idi. Onu da devlet olarak bilirdim. Çatlı konusunda yardım istemek için Şahin´e gittim. dedi.

Savcı Pekgüzel´in neden gittiğini sorması üzerine Özcan, Devleti şikayet etmek için devlete gittim. Daha ne yapayım. İbrahim Şahin halledeceğini söyledi ama beni başından savmış. diye konuştu.

Savcı Pekgüzel´in, İbrahim Şahin Abdullah Çatlı´yı tanıyor muydu da Çatlı olarak şikayet ettiniz? sorusu üzerine Özcan, Tanımaz mı? cevabını verdi.

Savcı Pekgüzel tanık Özcan´a, Alaattin Çakıcı ile Ergenekon davasının sanıkları arasında yer alan Sami Hoştan ve ´Drej Ali´ olarak bilinen Ali Yasak´ı tanıyıp tanımadığını sordu. Üçünü de tanımadığını belirten Özcan, Çakıcı hasımlarımla yatıyor. Kendisini tanımam da sevmem de. dedi.

Tanık Özcan, duruşmada çok önemli ve daha önce hiçbir yerde gündeme gelmeyen konuları açıklayacağını, ancak anlatacağı konuların Ergenekon davası ile bir ilgisi bulunmadığını söyledi. Başkan Çalmuk ise Biz sizden bu dava ile ilgili bilgilerinizi soruyoruz. Diğer konularla ilgili Cumhuriyet Savcılığına başvuruda bulunabilirsiniz. uyarısında bulundu.

HİLMİ ÖZKÖK TANIK OLARAK İFADE VERECEK

Hadi Özcan´ın tanık olarak dinlenilmesinin ardından mahkeme heyeti başkanı Hüsnü Çalmuk, bir ara karar açıklayacaklarını bildirdi. Çalmuk, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, AK Parti Gaziantep Milletvekili gazeteci Şamil Tayyar, ´İstanbul´daki 2. KCK davası´ kapsamında yargılanan avukat Doğan Erbaş, avukatlar İrfan Dündar, Zeki Okçuoğlu, yazar Ümit Fırat, Mahmut Taşdemir, Şenol Gürkan, Özcan Tozlu, Turgut Büyükdağ, Ceyhan Karagöz ile gizli tanıklar ´Yıldız´, ´Mart´, ´Ahmet´, ´İlkadım´ ve ´İsmet´in tanık olarak dinlenilmesine karar verdiklerini kaydetti.

Ergenekon Davası kapsamında emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök soruşturmayı yürüten dönemin Ergenekon Savcısı Zekeriye Öz´e İzmir Adliyesi´nde ifade vermişti. Özkök tanık olarak verdiği 18 sayfalık ifadesinde Şener Eruygur´un bizzat kendisine bazı duyumlarım olduğunu söyleyerek uyarıda bulundum. Zira benim o dönem en önemli prensip ve görevlerimden biri de muhtemel olayları vuku bulmadan önlemekti´ demişti. Ergenekon Soruşturması kapsamında 2003 yılında AK Parti Hükümeti´ne yönelik bazı kuvvet komutanlarının dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök´ü muhtıra vermeye zorladığı ancak Özkök´ün bu telkinlere uymadığı iddia edilmişti. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur´un komutanlık bünyesinde darbe planları yaptığı, Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız adı verilen darbe planları yapıldığına dair belgeler de dava dosyasına girmişti. Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek´e ait olduğu ileri sürülen Darbe Günlükleri adlı belgede de darbe iddialarına dair ayrıntılı notlar yer alıyordu. Davanın sanıkları da Özkök´ün tanık olarak mahkeme huzurunda ifade vermesini talep etmişti. Balyoz davasında da sanıklar tarafından Hilmi Özkök´ün tanık olarak dinlenmesi talep edilmiş ancak mahkeme bu talebi reddetmişti. ( AA, Cihan)

TANIK ALAATTİN ÇAKICI´NIN İFADESİ

Duruşmada daha sonra organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı´nın, tanık olarak dinlenmesine geçildi. Çakıcı´nın adı Ergenekon Şeması´nın mafya ayağında geçiyor.

Özcan´ın ifadesinin tamamlanmasının ardından tanık sıfatıyla ifadesine başvurulmak üzere kürsüye organize suç örgütü elebaşı Alaattin Çakıcı çağrıldı. Mahkeme Başkanı Çalmuk, bu davada yargılanan sanıkları tanıyıp tanımadığını sorması üzerine Çakıcı, ´Sedat Peker ve İbrahim Şahin´i tanırım´ dedi. Başkan Çalmuk´un, Veli Küçük´ü tanıyıp tanımadığı sorusuna Çakıcı, ´Ona sorun´ cevabını verdi. Çalmuk´un, ´Biz sana soruyoruz´ demesi üzerine Çakıcı ısrarla bu sorunun Küçük´e sorulmasını istedi.

Hüsnü Çalmuk, Çakıcı´ya ´Burası mahkeme nasıl yönetileceğine biz karar veririz. Sorularımıza cevap ver, eğer cevap vermek istemezsen buna da hakkın var. Ancak bu şekilde ters davranmaya devam edersen sana söz hakkı vermem´ diyerek uyardı.

Başkan Çalmuk, doğruyu söylemen için yemin edeceksin demesi üzerine tanık Çakıcı, ´Ben yalan söylemem, öldüreceğim adama bile önceden haber veririm´ dedi.

Çakıcı, davanın sanıklarından Sedat Peker´i 19 yaşından beri tanıdığını, 1991 yılından 2003 yılına kadar görmediği Peker´in 2003 yılında bir kez evine geldiğini anlattı.

Sanıklardan İbrahim Şahin´i 2. Şube Emniyet Müdür Yardımcısı görevini yürütürken tanıdığını belirten Çakıcı, ´İbrahim Şahin, yaptığı iki operasyon nedeniyle bir kahramandır. Ama onun dışında kahramandır da kahraman değildir de diyemem´ dedi.

Korkut Eken´i MİT´ten tanıdığını, Engin Alan´la da Eken´in arkadaşı olması nedeniyle tanıştığını anlatan Çakıcı, ´Engin Alan´ı en son 1978 yılında gördüm. O zamanlar Red Kit gibiydi, şimdi kilo almış´ şeklinde konuştu.

Davanın sanıklarından Hayrettin Ertekin´i kardeşiyle ortak kuyumcu dükkanı olmasından dolayı tanıdığını ancak en son 26 yıl önce gördüğünü belirten Çakıcı, Mehmet Ağar´ı da tanıdığını ve sevdiğini, Ağar ile ilişkilerinin polis-mahkum ilişkisi olduğunu söyledi.Çakıcı, ´Bunları Mehmet Ağar´a kim yaptırdı? Hesap soracaksanız Tansu Çiller´e sorun. Hesap soracaksanız Mesut Yılmaz´a sorun´ diye konuştu.

Başkan Çalmuk´un rahatsız göründüğünü belirterek, isterse oturarak ifadesine devam edebileceğini söylemesi üzerine Çakıcı, ´Oturamıyorum. 11 hastalık var bende. Neyle yaşıyorsun dersen, iman gücüyle yaşıyorum´ diye konuştu. ( AA)

Çakıcı´nın ifadesinde, 4 arkadaş, çok özel bir eğitimden geçirildiklerini ifade etmesi üzerine Başkan Çalmuk, Bu 4 kişinin arasında Korkut Eken de var mıydı? diye sordu. Çakıcı ise bu soruya Hayır Korkut Eken hoca, Yavuz Ataç hoca. Ayrı ayrı eğitim veriyorlardı. Beşinci olarak da Tevfik Ağansoy´u ben gruba aldırdım. Çok özel bir eğitimdi. MOSSAD ve CIA´nın verdiği eğitimler gibiydi. dedi. Başkan Çalmuk ısrarla diğer üç kişinin isimlerini sordu. Çakıcı da diğer üç kişinin Şenol Turan, Muhsin Karaman ve Fransa´da birlikte yakalandığı Murat Güler olduğunu söyledi.

Çakıcı sorular üzerine MİT eski Kontr-Terör Dairesi Başkan Vekili Mehmet Eymür ile çatışmasını anlatırken, Eymür Doğu Perinçek´i öldürüp üstüme yıkacaktı dedi. Çakıcı şöyle konuştu: Ahmet Nevzat Demir, Eymür´ün adamıydı. Bir gün beni aradı. Telefonun dinlendiğini biliyordum. ´Bu doğu Perinçek´i istersen öldürelim´ falan dedi. Eymür 2. MİT Raporu´nu yayınladığı için Perinçek´e kızıyordu. Susurluk Kazası sonrası Doğu Perinçek´in yayınladığı raporlar haberler de doğrudur. Eğer Susurluk Kazası olmasaydı, Doğu bey (Perinçek) çocukları yetim kalacaktı. Ben Ahmet Nevzat Demir´e ´Vur´ deseydim. Perinçek öldürülecek, cinayet de benim üzerime kalacaktı. Ben ´Hiçbir şey yapmayın´ dedim. Eymür´ün MİT´teki adamı Duran Fırat bizi barıştırmak istedi. ´Siz baba-oğul gibisiniz´ dedi. Ben de ´bir baba evladının kalemini kırarsa evlat da ona söver´ dedim. açıklamasını yaptı.

Bu arada, Tevfik Nurullah Ağansoy cinayetinin planlayıcısı olduğu iddia edilen Adnan Çiçek, duruşmayı izlemek için tekerlekli sandalye ile salona geldi. ( Cihan)

Duruşmada tanık Çakıcı, ifadesinin ardından savcının ve mahkeme heyetinin sorularını yanıtladı. Tanık Alaattin Çakıcı, Şenol Turan, Muhsin Karaman ve Murat Güler´le çok özel bir eğitime tabi tutulduklarını anlatarak, Korkut Eken ve Yavuz Ataç bu eğitimde hocalık yaptı. Ayrı ayrı eğitim veriyorlardı. Beşinci olarak da Tevfik Ağansoy´u ben gruba aldırdım. Çok özel bir eğitimdi. MOSSAD ve CIA´nın verdiği eğitimler gibiydi dedi. Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk görevlerinin ne olduğunu sordu. Çakıcı ise Seyahat edip yurtdışında bilgi toplamaktı diye cevap verdi.

Mahkeme heyeti başkanı Çalmuk Yurtdışında savunma amaçlı olarak atış serbest miydi? diye sordu. Mahkeme Başkanı Çalmuk´un bu sorusuna cevap vermeyen Çakıcı ise mahkemenin bunu sorma hakkı olmadığını dile getirerek, İstihbarat amaçlı olarak yurtdışına çıkıyorsunuz. Bir sürü adam sizi takip ediyorsa, size silah çekiyorsa siz de tepki verirsiniz. 30 defa ölümden döndüm diye konuştu. Mahkeme Başkanı Çalmuk´un Hiram Abbas ile ilgili ne biliyorsunuz? sorusu üzerine Çakıcı şu cevabı verdi: Tanırım, milletini toprağını seven biriydi. Hiram Abbas dizisi yapılacak adamdır. Ölmeden bana bir kaç gün önce telefon açarak yanıma geleceğini söyledi. Ancak bana gelmeden bir gün önce öldürüldü.

Çakıcı sözlerine şöyle devam etti: Koskoca MİT teşkilatı toprağın altındaki adamı buluyor. Kendi adamını (Hiram Abbas) neden ve nasıl bulamıyor? MİT´in küçük ayağı İsrail´de, büyük ayağı ise CIA´dedir. Buna örnek mi istiyorsunuz. Bakın Hakan Fidan´ı nasıl ortaya çıkardılar, miadı doldu.

-Veli Küçük: Çakıcı´yı tanımıyorum-

Duruşma savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Veli Küçük´e, Çakıcı´yı tanıyıp tanımadığını sordu. Söz alan Küçük ise Alaattin Çakıcı´yı tanımıyorum. Ancak Çakıcı´nın anlattıkları doğrudur dedi. Bu sözler üzerine Çakıcı, Doğru söyleyen adama ne diyeceksiniz savcım diye konuştu.

-Ara kararlar-

Bu arada Mahkeme Başkanı Hüsnü Çalmuk, sanık ve avukatların taleplerine ilişkin aldıkları ara kararları avukatlara dağıttı. Mahkeme Heyetinin aldığı 5 sayfalık kararda 24 Mart 1978´de öldürülen Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz cinayetiyle ilgisi olduğu anlaşılan Özel Harp Dairesi konulu meclis araştırma raporunun TBMM Başkanlığı´ndan istenmesine karar verdi. Öz´ün hazırladığı ve 1977´de Bülent Ecevit´in hükümeti kurmasından hemen sonra Başbakanlığa verdiği raporun Başbakanlık´tan istenmesini karar veren heyeti kararda özetle şu ifadelere yer verdi:

Öz´ün hazırlığını yaptığı soruşturma evrakının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünden istenilmesine, Savcı Doğan Öz´ün katledilmesiyle ilgili iddianame ve bu iddianame kapsamında açılan dosya içerisinde varsa Doğan Öz´ün hazırladığı raporun Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği´nden gönderilmesinin istenmesine karar verildi.

-Ecevit´in raporları-

Mahkeme, Sağlık Bakanlığı´na yazı yazılarak eski Başbakanlardan Bülent Ecevit´in sağlık durumuyla ilgili 2000 yılından sonra alınmış Yüksek Sağlık Şurası rapor veya raporlarının olup olmadığının sorulmasına, var ise ayrı ayrı ekleriyle gönderilmesinin istenmesini kararlaştırdı.

-AİHM´e dava açanlar-DAVA AÇANLAR

Mahkeme, Adalet Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Genel Müdürlüğü´ne müzekkere yazılarak Ergenekon davası sanıklarından hangilerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´ne başvuruda bulunduğu ve bu başvuru sonucu AİHM tarafından ne gibi kararlar verildiğinin sorulmasını hükmetti.

-MHP´ye Kızılelma mitingi sorulacak-

Mahkeme, MHP Genel Merkezi´ne müzekkere yazılarak kamuoyunda Kızılelma Mitingi olarak bilinen 30 Ağustos 2003 tarihinde yapılan mitinge parti olarak destek verilip verilmediği, destek verilmiş ise ne gibi bir destek verildiğinin sorulmasına karar verdi. 11 Haziran´da savunmasını yapan tutuklu sanık Mehmet Perinçek, ABD´nin Irak´a müdahalesine karşı çıkmak, savaşta Türk askerlerinin rol almasına karşı çıkmak ve Kıbrıs´ta Rauf Denktaş´a destek vermek amacıyla İşçi Partisi Öncü Gençlik İstanbul şubesi ile Ülkü Ocakları İstanbul şubesinin oluşturduğu tertip komitesi tarafından ortaklaşa bir miting düzenledik demişti. ( DHA)

(26 Temmuz 2012, 12:28)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4714    yazdır/print


 

Aydınlık davasında 5. duruşma

Ergenekon örgütünün medya ayağına yönelik olarak açılan Aydınlık davasında 5. duruşmanın görülmesine başlandı. Savunmasını yapan tutuklu sanık Mehmet Perinçek, ülkücülerle yaptıkları ´Kızılelma Koalisyonu´ iddialarına değindi. Veli Küçük´le görüştüğü iddiasını doğrulayan Perinçek, Küçük´le Ermeni meselesini konuştuğunu söyledi: ´Veli Küçük´e bir dosya takdim ettim. Küçük´ün bir miting isteği olmuş olabilir. Diyelim ki teklif etti. Ne olacak?´

11.06.2012 14:25 Ergenekon soruşturması kapsamında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek´in oğlu Mehmet Perinçek ve Aydınlık gazetesi sahibi Mehmet Sabuncu´nun da aralarında bulunduğu 14 şüpheliye ilişkin açılan davanın görülmesine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde devam ediliyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki 5. duruşmaya, tutuklu sanıklar Mehmet Bora Perinçek, İP Merkez Karar Kurulu üyeleri Mehmet Bedri Gültekin, Erkan Önsel ile Turan Özlü katıldı.

MEHMET PERİNÇEK´İN SAVUNMASI

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese savunmaların alınmasına devam edileceğini belirterek tutuklu sanık Mehmet Perinçek´i kürsüye çağırdı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olduğunu söyleyen Mehmet Perinçek, 19 Ağustos 2011 yılında gözaltına alındığını ve ardından da çıkarıldığı mahkemede tutuklandığını hatırlattı. Perinçek, Ağustos 2003´te kendi liderliğindeki İP gençlik grubu olan Öncü Gençlik ile Ergenekon davasının tutuksuz sanıklarından İstanbul eski Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz önderliğindeki grubun, Ergenekon davasının tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün talimatıyla bir araya getirildiği, gençleri birleştirmek amacıyla kurulan Kızıl Elma Koalisyonu faaliyetleri kapsamında 30 Ağustos´ta Taksim´de miting düzenlendiği iddialarına değindi. Perinçek, 2003 yılında Taksim´de düzenledikleri Mehmetçik Coni´ye kalkan olamaz isimli mitingin basında ´Kızılelma ittifakı´ olarak da değerlendirildiğini söyledi.

-İP ve Ülkü Ocakları´ndan ´Kızılelma koalisyonu ve ortak miting-

Kuvayı Milliye Cephesi faaliyetleri kapsamında gerçekleştirildiği iddia edilen mitingin düzenlenmesi konusunda Veli Küçük´ün bir talimatı olmadığını ifade eden Perinçek, ´Mehmetçik Coni´ye kalkan olamaz´ adıyla ABD´nin Irak´a müdahalesine karşı çıkmak, savaşta Türk askerlerinin rol almasına karşı çıkmak ve Kıbrıs´ta Rauf Denktaş´a destek vermek amacıyla İşçi Partisi Öncü Gençlik İstanbul şubesi ile Ülkü Ocakları İstanbul şubesinin oluşturduğu tertip komitesi tarafından ortaklaşa bir miting düzenledik dedi. Perinçek, yapılan bu mitingin, İP Öncü Gençlik İstanbul Şubesi ile Ülkü Ocakları İstanbul Şubesi´nin oluşturduğu komite tarafından düzenlendiğini anlattı. Perinçek, mitingde ABD´nin Kuzey Irak tehdidi ve Kıbrıs meselesini dile getirdiklerini belirterek, konuşmacı olarak kendisinin yanında o dönemde Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı olan Atilla Kaya´nın da yer aldığını kaydetti. Temiz ile 2 Ocak 2003´te Kıbrıs ile ilgili yapılan mitingden beri tanıştıklarını ve görüştüklerini ifade eden Perinçek, ´30 Ağustos´ta yapılan miting, hem İP´in hem de MHP´nin tüzel kişilik olarak aldığı bir kararla yapıldı´ dedi.

İddianamede belirtildiği gibi miting öncesinde Veli Küçük ile görüştüğünü söyleyen Mehmet Perinçek, Veli Küçük´ün yanına İşçi Partisi İl Başkanı Turhan Özlü ile gittim. Veli Küçük´e Ermeni meselesiyle ilgili yaptığım çalışmalarla ilgili bir dosya takdim ettim. Ermeni Meselesi ile ilgili bilgilerimi kamuoyu ile paylaşıyordum ve hazırladığım bu dosyayı herkese sunuyordum. Veli Küçük´te aramalar sırasında bu takdim ettiğim belgede bulunmuş diye konuştu. Veli Küçük´e sunduğu Ermeni Meselesi ile ilgili hazırladığı dosyayı heyete gösteren Mehmet Perinçek, Evet bunu Küçük´e ben verdim o görüşmede verdiğim dosya budur dedi. Mehmet Perinçek, Zaten Veli Küçük´te ifadesinde ´Mehmet Perinçek Ermeni Meselesi ile ilgili fikirlerini beyan etti´ demiş. Evet doğru diye konuştu.

Perinçek, Küçük bu görüşmede böyle bir mitingin olmasını ifade etmiş olabilir, böyle bir isteği olmuş olabilir. Veli Küçük teklif etse ne olacak? Diyelim ki teklif etti. Mitingde bir tane suç var mı? Tek bir kişinin burnu kanamış mı? Yasal izinler alınmış. Sağ-sol örgütler bir araya geliyor. Mitingle ilgili tek bir şikayet ya da dava var mı, Mitingle ilgili 9 yıldır açılmış tek bir dava yok. Herkes kendi parti hiyerarşisi içinde karar almıştır. Siyasi partilerin faaliyetleri de anayasal güvence altındadır. Veli Küçük bize ´Miting yapın´ diye teklifte bulunmadı. Mitingin düzenlendiği yıl 2003. Biz 2012 yılındayız. Aradan 9 yıl geçmiş. Bu mitingi yaptım pişman da değilim. Adına ister Kuvayı Milliye deyin ister Kızılelma deyin önemli değil dedi.( AA, DHA)

Kuvayi Milliye mitinginin ardından iddianamede yer alan şifreli örgütsel konuşmalara değinen Perinçek, Pınar Yavuz isimli şahıslar yaptığım görüşmede ´sabit telefondan görüşelim´ sözünü telefon parası çok yazmasın diye sarf ettim yorumunda bulundu.Levent Temiz ile ilgili şifreli sözlerden bahseden Perinçek Levent Temiz´in sote yerde buluşalım sözü şifreli olarak belirtilmiş. Ancak bu konuşmada şifre falan yok. Sadece sakin, basının olmadığı bir yer olarak kullanılmıştır. Kaldı ki onu da ben söylemiyorum Levent Temiz söylüyor. ifadelerini kullandı. Perinçek şunları anlattı: Dışişleri Bakanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü tarafından beni çağırdılar ve Ermeni meseleleriyle ilgili çalışmalarım oldu. Devlet tarafından belirli çalışmalarından bana koruma verildi. Bu koruma polisleri haftalık olorak rapor verir. Levent Temiz ile görüşmemizde koruma polisi de yanımdaydı. Yani gizli bir görüşme değildi. ( Cihan)

-Talat Paşa Komitesi-

Perinçek, 12 yıldan beri Ermeni meselesiyle ilgili çalışma yaptığını belirterek, bu nedenle resmi kurumlar tarafından kendisine koruma verildiğini söyledi. Perinçek, iddia olunan ´Ergenekon terör örgütü´nün amaçları doğrultusunda kurulan Talat Paşa Komitesi´nin, 1915 Ermeni olaylarına ilişkin yürüttüğü ´Büyük Proje 2006´ ve ´Büyük Proje 2007´ projelerinin danışma kurulu üyesi olduğu iddialarına değindi. Perinçek, iddianamede kendisi hakkındaki ´Ermeni meselesiyle uğraşmayıp, Talat Paşa Komitesi içinde örgüt adına çalıştığı´ iddiasını reddetti. Talat Paşa Komitesi´nin siyasal hedefleri olmadığını, Ermeni meselesinin de siyasi bir mesele olduğunu ifade eden Perinçek, Doğu Perinçek´in bir siyasi partinin genel başkanı olması nedeniyle Ermeni meselesinin siyasi boyutlarıyla ilgilenmesinin, kendisinin de bir akademisyen olarak bu konuda çalışma yapmasının normal olduğunu savundu.

´12 yıldır Ermeni meselesiyle ilgili devlet arşivlerinde çalışma yapıyorum. Kitaplar yazdım. Türkiye´de ve dünyada konferanslar verdim. Onlarca bilimsel makale ve tebliğim var´ diyen Perinçek, kitaplarını mahkemeye sundu. 2004 yılından beri İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü´nde araştırma görevlisi olarak çalıştığını dile getiren Perinçek, Ermeni meselesiyle ilgili çalışma yapmak üzere Dışişleri Bakanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 2007 yılında Rusya´ya gönderildiğini söyledi. Kendisiyle ilgili görevlendirme yazılarını mahkemeye sunan Perinçek, bu konuların Dışişleri Bakanlığı´ndan da sorulabileceğini, hatta o dönemde görev yapan diplomatların da tanık olarak dinlenebileceğini kaydetti. Perinçek, Ermeni meselesiyle ilgili çalışmalarından dolayı resmi kurumlar tarafından kendisine koruma verildiğini ve tutuklanana kadar bu durumun devam ettiğini anlattı. Perinçek´in savunmasını tamamlamasının ardından duruşma, yarına ertelendi. (AA)

(11 Haziran 2012, 14:25)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon´un Kızılelma koalisyonu

AYDINLIK DAVASI DURUŞMALARI

Aydınlık ve Ulusal Kanal´a operasyonlar

Aydınlık iddianamesi kabul edildi

Aydınlık soruşturması 2011´de başladı

Ergenekon Aydınlık´ta: Yeni belgeler

Kontrgerilla Medyası

Ergenekon´un henüz ortaya çıkarılamayan yedek (idhar) kadroları konulu manşetlerimiz

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4612    yazdır/print


 

Bahçeli´ye suikaste dava açıldı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli´ye suikast planladıkları iddialarıyla gündeme gelen Türk İntikam Teşkilatı/ Direniş Hareketi örgütüne yönelik operasyonda 5´i tutuklu 6 zanlı hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.Cumhuriyet savcılığınca hazırlanan iddianame, Adana Özel Yetkili 7. Ağır Ceza Mahkemesi´nce kabul edildi. Soruşturma kapsamında 11 zanlı hakkında ise kovuşturmaya yer olmadığını karar verildi. Tutuklu sanıklar hakkında 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

24.03.2012 22:49 Yürütülen teknik ve fiziki takip işlemleri, arama, kriminal ekspertiz raporları doğrultusunda Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan 73 sayfalık iddianamede şüpheliler hakkında ´ürpertici´ iddialara yer veriliyor. İddianamede, örgütün ´2040-2050 yıllarında Türkler ile Kürtlerin nüfusunun eşit olacağı; bunun engellenmesi için Kürtlere yönelik topyekûn bir imha hareketinin başlatılması´ amacıyla kurulduğu belirtiliyor. Terör örgütünün, Devletin bütün kurumlarının devşirmeler (siyasetçiler) tarafından işgal edildiği, Türk kanı taşımayan bu devşirmelerin bir an önce tasfiye edilmeleri gerektiği düşüncesiyle hareket ettiği anlatılırken, örgütün düşman nitelemesi ve çözümü şu sözlerle özetleniyor: Türk devletini tehdit eden öncelikli düşmanlar Kürtler; ülkede yaşayan diğer azınlıklar, İslamcı akımlar, AKP´nin kurucu üyeleri ve vekillerinin ivedilikle imha edilmesi.

TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASI, HALKI KIŞKIRTMAK

Örgütün internet aracılığıyla başta sempatizan kitle olmak üzere milli hassasiyetleri bulunan insanlara ulaşmaya ve bu sayede Türk- Kürt çatışması meydana getirmek, ülkede yaşayan diğer tüm azınlık gruplara yönelik halkı kışkırtmayı hedeflediği değerlendirilmektedir. denilen iddianamede şüphelilerin eylem arayışında olmaya ilişkin telefon görüşmelerine yer veriliyor.

Şüphelilerden Sercan G.´nin verdiği ifadelerde Gökhan G.´nin işyerine gittiği bazı günlerde yaptıkları konuşmalarda, Kuru kuruya toplantı yapmanın boş bir şeydir. İki üç PKK´lı döverek nezarethaneye girmek salaklıktır. Farklı eylemler yapılması gerekir. PKK´lılara zarar vermek yerine azınlıklara saldırı düzenlenebilir. Bu doğrultuda kiliseye yönelik bombalama ve BDP il binasına silahlı eylem yapılabilir. şeklindeki beyanları tespit ediliyor.

´JANDARMAYA MUHBİRLİK YAPTIM´

İddianamede örgüt lideri olarak gösterilen Sedat Ç.´nin ´Barboros´ kod adını kullandığı ve kendisini askeri bir yetkili olarak tanıttığı ifade ediliyor. Şüpheli Sedat Ç.´nin sorgudaki savunmasında, Suçlamaları kabul etmiyorum. Ankara İl Jandarma Komutanlığı´nda tarihi eserler konusunda muhbirlik yaptım. dediği ifade ediliyor.

Zanlı Sercan G.´nin ise görüşmelerinde derin teşkilatlanmalardan bahsederek, kendisini MİT ve askeri şahıslarla birlikte olduğu vurgusunu yaptığı anlatılan iddianamede şu ifadeler yer alıyor: MHP´nin gençlik yapılanması olan Ülkü Ocakları okul yapılanması içerisindeki şahısları kullanıp, doğu kökenli ve PKK´ya sempati duyan şahısların tespiti ve bunlara eylem yapılmasıyla ilgili konuları görüştüğü anlaşılmıştır. Ayrıca şüpheli Silvan´da şehit olan asker protestolarına katılarak, yönlendirmede bulunduğu tespit edilmiştir.

İşyerinde, bir adet Kaleşnikof marka silah, bu silaha ait şarjör, 21 adet Kaleşnikof fişeği ele geçirilen Sercan G.´nin evindeki aramalarda Bozkurt Birliği Gençliği, Beyin Kadrosu ibareli örgütsel şemaya dikkat çekiliyor.

DEVLET BAHÇELİ YOK EDİLMELİ

İddianamede, zanlı Sercan´ın evinde elde edilen geçirilen doküman hakkında şu bilgiler veriliyor: Rauf Denktaş´ın, Alpaslan Türkeş´in ölümünden sonra yerine geçen Devlet Bahçeli, siyonistler tarafından MHP´nin içerisine sokulan bir ajandır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün seçilmesi, Abdullah Öcalan´ın yakalanması ve asılmaması ile fanatik ülkücülerin partiden ihraç edilmesi gibi konuların Devlet Bahçeli´nin birer planı olduğu vurgulanmaktadır. Devlet Bahçeli´nin bir dönem MİT ile çalıştığı, ülkücü ışığı söndürmek için adım adım emeline ilerlediği ve bu yüzden Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) olarak planlar yaparak, Bahçeli´nin yok edilmesi gerektiği belirtilmektedir. (iletişim tespit tutanağında ise Gökhan G. İle Kubilay K. arasındaki görüşmede Kubilay K. ´... Kardeş bizim ya kurtuluşumuz için yemin ediyorum var ya bir kurtuluş hareketi başlatmak için önce Devlet Bahçeli´yi temizlememiz lazım, Devlet Bahçeli´nin ölmesi lazım.´ Gökhan G. ise ´Yaparız yiğidim, yaparız, her şeyi yaparız´ diyor.

İSİM LİSTELERİ BELİRLENEREK EYLEM YAPMA AŞAMASINA GELDİĞİ ANLAŞILMIŞTIR

Şüphelilerin kod isim kullandıkları, azami derecede gizliliğe riayet ettikleri ve genellikle ankesörlü telefonla veya yüz yüze görüştükleri belirtilen iddianamede şu ifadeler kullanılıyor: Bu bağlamda Sedat Ç.´nin (Barbaros), Kubilay K.´nın (yeşil) kod isimleri kullandıkları tespit edilmiştir. Şüphelilerin birbirlerinden haberdar illegal gizli bir örgütlü yapı oluşturdukları ve aralarında bir ast-üst ilişki geliştirdikleri... Ankara´da faaliyet gösteren Sedat Ç.´nin bu yapının başı olduğu, Gökhan G. ve Uğur A.´nın bu şahısla bağlantılı Adana´da faaliyet gösterdikleri....Oluşturulan bu yapının kamuoyunda tanınması amacıyla ses getirecek bir dizi eylem arayışına girdikleri değerlendirilmiştir. PKK sempatizanı veya Kürt kökenli oldukları tespit edilen şahıslar ile ülke yönetiminde görev alan emperyalist güçlerin ajanı olarak nitelendirilen kişilerin isim listesinin belirlenerek, eylem yapma aşamasına geldiği tespit edilmiştir.

Haklarında Terör örgütü yasadışı silahlı Türk İntikam Birliği Teşkilatı/Direniş Hareketi yöneticisi veya üyesi olmak, sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah ve mermileri satın alma, bıçak ve diğer aletleri izinsiz olarak satma, satın alma, bulundurma suçlarından 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan tutuklu sanıklar Sedat Ç. (44), Gökhan G. (32), Kubilay K. (29), Uğur A. (35), Sercan G. (25) ve tutuksuz Mustafa G. (52) önümüzdeki günlerde hâkim karşısına çıkacak. ( Cihan)

BAHÇELİ SUİKAST İDDİASI İÇİN NE DEMİŞTİ?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli suikast iddialarına şu şekilde cevap vermişti: Türkiye´de gelişen siyasi sosyal olaylar, terörist faaliyetler devam ettiği sürece, her millet evladı gibi siyasette aktif rol üstlenmiş insanların bir riski taşıdığını bilmek lazımdır. Zaman zaman doğruluk derecesi nedir bilinmemekle beraber siyasiler üzerine suikast sözcüğü geliştirerek gündeme taşındıklarını biliyoruz. Bir yıldan bu yana araştırıldığı ifade ediliyor ama biz böyle bir konuyu hiç hissetmedik. Suikast iddiasını ciddiye almadım. Bizi üzen, böyle bir suikast faaliyetinin amacını Türkiye´de bir kardeş kavgasını başlatmak ve onların ifadesiyle bir Türk-Kürt kavgasını başlatmak istemeleridir.

(24 Mart 2012, 22:49)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Türk İntikam Teşkilatı´na operasyon

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4367    yazdır/print


 

Sabancı ve Hablemitoğlu Ergenekon işi

Birinci Ergenekon davasına 215. duruşma ile devam ediliyor. Duruşmada Doğu Perinçek´in avukatları reddi hakim talebinde bulundu, talep mahkemece reddedildi. Ardından Gizli Tanık ´Kıskaç´ın ifadesinin alınmasına geçildi. Kıskaç, sanıklar; Veli Küçük, Mehmet Fikri Karadağ, Osman Gürbüz ve Oktay Yıldırım hakkında ciddi iddialarda bulundu. ´Sabancı ve Hablemitoğlu´nu Ergenekon öldürdü´ diyen tanık bazı ayrıntılar verdi.

05.03.2012 12:31 29´u tutuklu 108 sanıklı Birinci Ergenekon Davası´nın 215. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nin bitişiğinde bulunan küçük salonunda yapılan duruşmaya emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve Alparslan Arslan´ın da aralarında bulunduğu 21 tutuklu sanık katıldı. Duruşmadan men cezası bulunan tutuklu sanıklar İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Osman Yıldırım, Semih Tufan Gülaltay, Bedirhan Şinal, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Özkan Kurt ile diğer tutuklu sanıklar Hayrettin Ertekin, Sedat Peker ve Ergün Poyraz duruşmaya katılmadı. Tutuksuz sanıklardan ise Nusret Senem ve Güler Kömürcü duruşmada hazır bulundu.

ARSLAN´IN BABASINDAN ÇIPLAK AYAK TEPKİSİ

Bu arada duruşma öncesinde Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan´ın babası İdris Arslan ve annesi Hatice Arslan oğlunun duruşmaya yalın ayakla getirildiğini söyleyerek tepki gösterdi. Arslan´ın ailesi bir süre jandarma görevlileriyle tartıştı. Ardından izleyiciler bölümüne oturdu. Arslan´ın çorap giymediği ve terlikle salonda bulunduğu görüldü.

REDDİ HAKİM TALEBİ

Mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese duruşmaya Gizli Tanık Kıskaç´ın ifadesinin alınmasına devam edileceğini belirtti. Bunun üzerine Doğu Perinçek´in avukatları 16 duruşmadan men cezası alan Perinçek ile davanın esas hakkındaki karar duruşmasına kadar men edilen avukat Hasan Basri Özbey´in gizli tanığın ifadesi sırasında salonda bulunması gerektiğini belirterek itiraz etti. Perinçek´in avukatı Mehmet Cengiz, Gizli tanığın Doğu Perinçek´in ve avukat Hasan Basri Özbey´in gıyabında dinlenmesi usüle ve yasaya aykırıdır dedi. Cengiz talebinin gerekçelerini açıklamak istedi ancak Mahkeme Başkanı süresinin dolduğu gerekçesiyle konuşmasına izin vermedi. Bunun üzerine Mehmet Cengiz, reddi hakim talebinde bulunduğunu ifade etti. Başkan Özese taleplerin değerlendirilmesi için duruşmaya ara verdi.

TALEPLERİ REDDEDİLİNCE AVUKATLAR SALONU TERK ETTİ

Aranın ardından Başkan Özese, reddi hakim talebini usüle aykırı olduğu gerekçesiyle reddederken, Doğu Perinçek ve avukat Hasan Basri Özbey´in gizli tanık dinlenirken salonda bulunmaları talebini de yasaya ve usüllere aykırı olduğu gerekçesiyle reddetti. Kararın ardından söz alan Avukat Mehmet Cengiz, Burada adil bir yargılama yapılmıyor. Görevimi yerine getiremeyeceğim için duruşma salonundan çıkıyorum diyerek salonu terk etti. Doğu Perinçek´in salonda bulunan çok sayıda avukatı da Cengiz ile birlikte salonu terk ederek karara tepkilerini gösterdi. Duruşma salonunda bulunan bazı izleyicilerin de avukatların bu tepkisini alkışladığı görüldü. Başkan Özese, görevlileri uyararak alkışlayanların salondan çıkarılmasını istedi. Alkışlayan izleyiciler salondan dışarı çıkarıldı.

GİZLİ TANIKTAN PERİNÇEK´E AĞIR SÖZLER

Duruşmaya ´Gizli Tanık Kıskaç´ın ifadesinin sesi ve görüntüsü bozularak alınmasıyla devam edildi. Gizli tanık Kıskaç, Aydınlık ve İşçi Partisi´nin web sitesinde yayınlanan, İfadesini kağıttan okuduğu ve mahkemede Türk ordusuna karşı psikolojik harekat yapıldığı şeklindeki haberleri eleştirdi. Kıskaç, Bana kimse hiçbir şekilde yazılı metin vermemiştir. Psikolojik harekat Doğu Perinçek´in sanatıdır. Kıbrıs savaşı zamanında Rauf Denktaş´a Faşist olduğunu söylemiştir. Şimdi kendisi neden sıçrıyor? Perinçek, Kıbrıs çıkartmasıyla ilgili Türk ordusuna ´işgalci´ Rauf Denktaş´a da ´faşist´ demiştir. Doğu Perinçek ile birlikte istediği yerde açık oturuma çıkarım. diye konuştu.

İDRİS ARSLAN´DAN İKİNCİ TEPKİ

Gizli tanığın sesinin düşük çıkması üzerine sorunun giderilmesi için duruşmaya ara verildi. Bu sırada Alparslan Arslan´ın babası İdris Arslan, Mahkeme Başkanı Özese´ye seslenerek oğlunun yalın ayakla salonda bulunduğunu çoraplarını kendisine vermek istediğini söyledi. Başkan Özese, Arslan´a Sizin davaya müdahale hakkınız yok. Yazılı olarak iletin diyerek salondan ayrıldı. Duruşma aranın ardından ´Gizli tanık Kıskaç´ın ifadesinin alınmasıyla devam edecek. ( DHA)

SABANCI VE HABLEMİTOĞLU´NU ERGENEKON ÖLDÜRDÜ

Kıskaç, sanıklar; Veli Küçük, Mehmet Fikri Karadağ, Osman Gürbüz ve Oktay Yıldırım hakkında ciddi iddialarda bulundu. Gizli tanık Kıskaç, Veli Küçük´ün Giresun Jandarma Komutanı olarak görev yaptığı döneme ilişkin açıklamalarda bulundu. Sivas kırsalında çatışmadan kaçan teröristlerin Veli Küçük´ün görev yaptığı bölgelere gittiğini söyleyen Kıskaç, Küçük´ün Giresun´da göreve başladığında nüfuzunu kullanarak Sivas İmranlı İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Menderes Güçlü´yü Giresun Şebinkarahisar Bölük Komutanlığı´na getirdiğini öne sürdü. Kıskaç, Orada da zamanla teröristler çıktı. dedi.

Önce JİTEM´de sonra da MİT adına çalıştığını ifade eden Kıskaç, 90´lı yıllarda cezaevinde bulunduğunu, o dönemde de idarede mektup okuma komisyonunda görev yaptığını anlattı. Cezaevine gelen bazı mektuplarda Sabancı suikastı sanığı Fehriye Erdal´ın Almanya´daki adresinin de bulunduğunu dile getiren Kıskaç, Erdal´ın adresinin ´Almanya´nın Frankfurt şehrindeki Petersberger STR 30 Türkan Erdoğan Apartmanı´ olduğunu öğrendim. MİT´e verdiğim adres daha sonra Uğur Dündar tarafından Arena´da yayınlandı dedi. Sabancı cinayetinin basit bir olay olmadığını, bir kırılma noktası olduğunu belirten Kıskaç, Veli Küçük´ü herkes tanır, Veli´yi herkes bilir. Hatta Özdemir Sabancı suikastinin olduğu dönemde Sabancı Center güvenlik müdürlüğünü emekli Tümgeneral Öner Pehlivanoğlu yapıyordu. Öner Pehlivanoğlu, Veli Küçük´ün bir numaralı arkadaşıdır. Bu generale karşı kimse bir şey yapmadı. dedi.

´OSMAN GÜRBÜZ, HABLEMİTOĞLU´NU ÖLDÜRDÜĞÜNÜ SÖYLEDİ´

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Osman Gürbüz tarafından tehdit edildiğini söyleyen ve mahkemelik olduklarını belirten Kıskaç, bunun üzerine Gürbüz´ü internetten araştırdığını söyledi. Gürbüz´ün Antalya Kuvay-i Milliye Derneği üyesi olduğunu öğrendiğini ifade eden Kıskaç, Ben cezaevindeyken Şerife Gürbüz bana amcası Osman Gürbüz´ün Hablemitoğlu cinayetini işlediğini söyledi. şeklinde konuştu. Daha sonra Osman Gürbüz ile Merter Mc Donalds´ta yaptıkları görüşmede Sıkmasaydım bu kadar para olur muydu? Necip´i öldürdüm, parayı aldım. Patron benim. Jandarmada komutanım var, adı da Levent Ersöz. Bunun dışında 2 bin adamım var.´ dedi. ifadelerini kullandı. Osman Gürbüz´ün itiraflarını Merter´de Mc Donalds´ın kameraları tarafından çekildiğini söyleyen Kıskaç, kayıtları İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü´ne gönderdiğini ancak hiçbir işlem yapılmadığını savundu.

22 Nisan 2006 günü Çamlıca Kız Lisesi´nde Veli Küçük´le görüştüğünü ifade eden Kıskaç, toplantıya Oktay Yıldırım´ın da katıldığını aktardı. O zaman Çamlıca gişelerinden kaçak geçiş yaptıklarını belirten Kıskaç, Kayıtlarda da vardır. Toplantının ardından Veli Küçük´e Osman Gürbüz´ü anlattım. Küçük de bana, ´Osman Gürbüz bizim adamımız´ dedi. Veli Küçük ve Osman Gürbüz, Necip Hablemitoğlu cinayetinin ardından yollarını ayırmış. ifadelerini kullandı.

´DAVAMI ÇEKMEK İÇİN DEMİREL´İN KORUMASI ARADI´

Tehdit nedeniyle Osman Gürbüz ile davalık olduklarını hatırlatan Kıskaç, davayı geri çekmesi için Kuvayi Milliye Derneği´nin Antalya Şubesi sorumlusu olan Ali Pur´un kendisini aradığını belirtti. Pur´un İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar´ın okul arkadaşı olmasının yanı sıra eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in de eski koruması olduğuna dikkat çeken Kıskaç, Pur´un sıklıkla kendisini arayarak davayı geri çekmesini istediğini söyledi.

´FİKRİ KARADAĞ, HAZIRLADIĞI 13 BİN KİŞİLİK ´HAİN´ LİSTESİNİ ÇALDIRDI´

Davanın tutuklu sanığı Fikri Karadağ´a, Osman Gürbüz´ü kast ederek Bu itirafçı teröristin aranızda işi ne? dediğini anlatan Kıskaç, İlerleyen günlerde Fikri Karadağ beni telefonla arayarak uçakla İstanbul´a geleceğini söyledi. dedi. Kıskaç, Karadağ, arabasında muhafaza ettiği çanta içindeki 13 bin kişilik hain listesini bana gösterdi. Sonra pastanede bir süre oturup konuştuk. Arabaya tekrar döndüğümüzde çantanın çalındığını gördük. Karakola giderek şikayette bulunduk. Çanta bulundu ancak içi boştu. ifadelerini kullandı. ( Cihan)

JİTEM´İ TEOMAN KOMAN VE AYDIN İLTER KURDU

29´u tutuklu 108 sanıklı dava süresince tartışma konusu olan JİTEM´in varlığıyla ilgili de ilginç iddialarda bulunan Gizli Tanık Kıskaç, JİTEM´in ana kurucularının eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman ve emekli Orgeneral Aydın İlter olduğunu iddia etti. Sivas´ta JİTEM için 1991 yılında çalışmaya başladığını öne süren gizli tanık, Bayburt´ta silahlı eğitim gördüğünü ve ekipteki tek sivil olduğunu iddia etti. 1991-1995 yılları arasında aralıksız olarak JİTEM´de çalıştığını söyleyen Kıskaç, JİTEM yok diyen yalan söylüyor. JİTEM´i emekli Albay Arif Doğan değil Teoman Koman kurmuştur. Ana kurucuları Teoman Koman ve Aydın İlter´dir. Eşref Bitlis JİTEM´e karşıydı. Orduda emir-komuta zinciri vardır. JİTEM silahlı güçtür ancak lağvedildi dedi.

ABDULLAH ÇATLI KAZADA ÖLMEDİ, ÖLDÜRÜLDÜ

Abdullah Çatlı´nın Susurluk´taki kazada ölmediğini yaralı kurtulduğunu, kazadan hemen sonra ise öldürüldüğünü öne süren gizli tanık, söz konusu cinayeti Antalya JİTEM Grup Komutanlığı´ndan Başçavuş Hakan ve Yüzbaşı Kadir Tahir´den öğrendiğini savundu. Olay sonrası kazaya ilişkin video kayıtları ve fotoğraflar gördüğünü öne süren tanık Kıskaç, Abdullah Çatlı´nın arabadan indiği, kapının üst tarafında tutunduğuna yönelik 2 fotoğrafı gördüm. Abdullah Çatlı´nın kafasının ortasında yarık vardı, arabanın sol tarafının dışında yerde oturur vaziyetteydi. Bu fotoğrafı JİTEM çekti şeklinde konuştu. Kazayla ilgili bir de kamera kaydı izlediğini ifade eden Kıskaç, söz konusu kayıtlarda kamyonun altına giren arabanın sağdan sola kayda alındığını iddia etti.

Gizli Tanık Kıskaç´ın ifadesine ara veren Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese duruşmayı yarın saat 09.00´a erteledi. ( DHA)

-Gizli TanıkPoyraz da Çatlı öldürüldü demişti-

06.03.2012 10:56Birinci Ergenekon davasında daha önce ifade veren Gizli tanık Poyraz da, Abdullah Çatlı ile Gonca Us´un Susurluk´taki kaza sırasında değil, boyunları kırılarak öldürüldüğünü, bunu Veli Küçük´ün de bildiğini iddia etmişti.

-Osman Yıldırım da Hablemitoğlu´nu Gürbüz öldürdü demişti-

Yine Birinci Ergenekon davasının sanıklarından olan Osman Yıldırım da mahkemedeki ifadesinde Hablemitoğlu´nun Osman Gürbüz tarafından öldürüldüğünü söylemişti.

(05 Mart 2012), son güncel.: (06 Mart 2012)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Necip Hablemitoğlu ile ilgili manşetlerimiz

Özdemir Sabancı cinayeti ile ilgili bazı manşetlerimiz

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4314    yazdır/print


 

İncil olayından Ergenekon çıktı

Ankara adliyesi deposunda bulunan tarihi İncil, KKTC´deki St. Barnabas Manastırı soygunu ve olayı araştıran Kıbrıs´lı gazeteci Kutlu Adalı cinayeti ile bağlantılı çıktı. İncil olayı Ergenekon´un Kıbrıs´taki faaliyetlerini de bir kez daha gündeme getirdi.

25.02.2012 13:35Ankara adliyesinin deposunda bulunan tarihi İncil, KKTC´deki St. Barnabas Manastırı soygunu ve bu olayı araştıran Kıbrıs´lı gazeteci Kutlu Adalı cinayetiyle bağlantılı çıktı. İddialara göre Hz. İsa Peygamberin (A.S.) havarilerinden biri olan Barnabas incili Hz. İsa´dan duyduğu şekilde ve dört nüsha olarak yazar. Bu incillerden biri 1981 yılında Türkiye´de ortaya çıkmıştır. Diğer bir nüshası ise kaçakçılık yoluyla Kıbrıs´a satılır ve bir manastıra konulur. Olay Kıbrıs´ta bulunan güvenlik güçlerinin 1996 yılında Aziz Barnabas´ın mezarını soymaları ile farklı bir boyut kazanır. Askerler mezardan ne almışlardır? KKTC´de soygunu araştıran gazeteci Kutlu Adalı, aldığı tehditlerden kısa bir süre sonra öldürülür. Adalı öldürülmeden bir süre önce Abdullah Çatlı´nın Kıbrıs´a geldiği tespit edilir.

Meclis Susurluk Komisyonu üyesi eski bakan Fikri Sağlar, 1996 yılı Mart ayında, (KKTC´de) St. Barnabas Manastırı İkon ve Arkeoloji Müzesi soyuldu, Barnabas İncil´i de çalındı dedi. Sağlar, Susurluk olayı ile bu soygun arasındaki bağlantıyı da şöyle anlattı:Soygunu araştıran Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı, olay gecesi manastıra gelen araç plakalarından, derin çete bağlantılarına ulaştı. Sonra tehdit edilip, Uzi marka bir silahla öldürüldü. Biz Susurluk Komisyonunda, Adalı´nın öldürüldüğü 7 Temmuz 1996 günü, Abdullah Çatlı´nın da Kıbrıs´ta olduğunu ve Mehmet Özbay kimliğiyle adaya girdiğini belirledik. Kutlu Adalı´nın eşiyle de görüştüm, TBMM´ye önergeler verdim. Cinayetin faili bulunamadı ve Türkiye AİHM´de 95 bin Euro tazminata mahkum oldu.

12 yıl önce Kıbrıs´ta Türkiye´ye getirildi

El yazması İncil´in, 2000 yılında KKTC´den gelen bir kişinin bavulunda bulunduğu ve 12 yıldır Ankara Adliyesi deposunda olduğu ortaya çıktı. Müzeler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Zülküf Yılmaz, Etnografya Müzesine teslim edilen eserin Barnabas İncili olma ihtimalinin yüksek bulunduğunu söyledi.İsa´nın öğrencilerinden olan Barnabas tarafından yazılan İncil, İsa´nın ilahlığını kabul etmediği için Roma Katolik Kilisesince yasaklanmıştı. İncil, M.S. 325´e kadar İskenderiye kilisesinde saklandı. Yasaklanınca, kopyaları yazıldı. Hem aslı, hem de el yazması kopyaları yıllarca elden ele dolaştı. Asıl adı Joseph olan ve Kıbrıs Salamis´te doğan Barnabas, ölümünden sonra adına yaptırılan Magosa´daki St. Barnabas Manastırına gömülmüştü.

Konu 2009´da Türkiye´de gündeme gelmişti

Aslında bu incil konusu birkaç yıl önce Türkiye´de gündeme gelmişti. Ancak geçtiğimiz günlerde bir depoda ortaya çıkan incilin o bahsedilen incil olduğunun ileri sürülmesi yeni oldu. Konu Türkiye´de ilk kez Aydoğan Vatandaş´ın ´Apokrifal´ adıyla yazdığı kitabında, daha sonra Star yazarı Aziz Üstel ve son olarak da Bugün yazarı Nuh Gönültaş tarafından 2009 yılında dile getirilmişti. Gönültaş´ın yazısındaki ilgili bölüm şu şekildeydi:

Konuyu önce Aziz Üstel gündeme getirdi. Ve Star Gazetesi´ndeki köşesinden Barnabas İncili Genelkurmay´da mı? sorusunu sordu. Her konuda sık sık açıklama yapmayı seven Genelkurmay bu soruya henüz yanıt vermedi. Aslında Genelkurmay´ın bu konudaki sessizliği uzun zamandır sürüyor. Bu konuyu Aziz Üstel Aydoğan Vatandaş´ın Apokrifal adıyla yazdığı kitabından alıntı yaparak dile getiriyor. Ancak Apokrifal´den tek satır söz etmiyor. Apokrifal, Grekçe halktan gizlenmesi gereken anlamına geliyor. Aziz Üstel dün bu konuyu yeniden dile getirdi ve Vatandaş´ın kitabından yeni alıntılar yaparak Apokrifal´in hakkını teslim etti. Şimdi... Bu Barnabas İncili konusu Türkiye´de pek bilinmeyen bir konu. Bu incildeki bölümler Kuran´ın mesajı ile adeta örtüşüyor. Dahası Hocagil´in yaptığı tercümeye göre, ´Senden sonra bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacak´ ayetinden yola çıkarak´ Peygamber Efendimize bir atıf olduğunu düşünüyor. Aydoğan Vatandaş, 1981 yılında o dönemde Hakkari sınırları içinde şimdiyse Şırnak sınırları içerisinde yer alan Uludere´de köylülerce bulunan Aramice İncil´in sır perdesini önce Araştırmacı yazar Müfid Yüksel sonra da İncil´i Özel Harp Dairesi (ÖHD)´nin kontrolünde tercüme eden filolog Doç.Dr.Hamza Hocagil ile yaptığı söyleşilerle aralıyor ve kanımca yabancı dillere tercüme edilebilse uluslararası best seller olabilecek araştırma kitabına imza atıyor. Vatandaş Kıbrıslı arkeologlar Tuncer Bağışkan ve Andreas Folias ile de görüşerek son derece enteresan bazı bağlantılar yakalıyor.

Barnabas incili ilk olarak 1981´de Şırnak´ta bulundu

Hocagil´in tercüme ettiği İncil şöyle başlıyor: Ben Kıbrıslı Barnabius... Tespihe layık alemlerin Rabbinden bir bütün olarak, Ruhu´l Kudüs´le Meşaha´ya vahyolunanı tıpkı İsa´dan duyduğum gibi, sadakatle, 48 gök yılları sonunda, dördüncü nüsha olarak aynen yazıyorum. Böyle bir İncil´in ortaya çıkmasının Hristiyan aleminde büyük dalgalanmalara yol açacağına kuşku yok. Peki bu İncil bulundu mu? Bulundu hem de Türkiye´de... Zaten Apokrifal de neredeyse bu buluntu etrafında gelişen olayları dile getiriyor. 1981´de Şırnak Uludere´de avdan dönen köylüler bir mağaraya giriyor. Babat Aşiret Reisi Korucubaşı Hazım Babat´ın babası Ferhat Babat mağarada bir kitap buluyor. Parşömene yazılmış kitap Süryani alfabesiyle Aramice yazılmıştı. Karbon testinden sonra kitap rahmetli Turgut Özal´ın girişimleriyle Aramice uzmanı Doç. Hamza Hocagil tarafından Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) kontrolünde tercüme edilmeye başlanır. İncil´in son sayfasında Aziz Barnabas´ın söz konusu İncil´i dört nüsha olarak yazdığını fark eden tercüman, Nahit Şenoğul Paşa´nın yardımları ile bu kez diğer üç İncil´in peşine düşer. Ardından biri hariç diğer iki İncil de bulunur. İncillerden biri İsrail´de bulunur. İsrail´de bulunan İncil önce Vatikan´a satılmak istenir. Vatikan adına İncil ile ilgili görüşmelerde bulunan Kardinal Mario, Açıklanamayan bir sebeple hayatını kaybeder.

Gazeteci Kutlu Adalı cinayeti

Bir süre sonra, İncil bu kez bir yayınevi üzerinden Yunanistan´a satılır. Bu olayda Ergenekon örgütünün izlerine de rastlanır. Olay Kıbrıs´ta bulunan güvenlik güçlerinin 1996 yılında Aziz Barnabas´ın mezarını soymaları ile farklı bir boyut kazanır. Askerler mezardan ne almışlardır? KKTC´de soygunu araştıran gazeteci Kutlu Adalı, aldığı tehditlerden kısa bir süre sonra öldürülür. Adalı öldürülmeden bir süre önce Abdullah Çatlı´nın Kıbrıs´a geldiği tespit edilir. Ergenekon örgütü bir numaralı şüphelidir.

12 yıldır çözülemeyen cinayet

1996 yılı Temmuz´unda faili meçhul bir suikastla öldürülen Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı´nın cinayetindeki sır perdesi 16 yıldır aralanamadı. Adalı´nın bedeninden çıkarılan 2 kurşunun balistik incelemesi yapılmadı. Suikastta, o dönem, hakkında yazdığı yazılar nedeniyle tehditler aldığı, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Galip Mendi, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı olan Hasan Kundakçı ve Abdullah Çatlı´nın isimleri geçti. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, suikastın Susurlukçuların meşhur silahı Uzi ile gerçekleştirildiğini açıkladı. Kutlu Adalı´nın eşi İlkay Adalı, suikastın faillerinin ortaya çıkarılması için davanın peşini bırakmayarak, büyük bir hukuk mücadelesi ortaya koydu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´nde (AİHM) gerekli soruşturmayı yapmadığı için Türkiye´yi mahkum ettirdi.

Ergenekon ziyaretçisi Mendi, eşimi ölmeden tehdit etti

Kıbrıs´ta 1996 yılında öldürülen gazeteci eşi Kutlu Adalı´nın eşi İlkay Adalı´dan, faili meçhul suikastlarla öldürülen Uğur Mumcu´nun eşi Güldal Mumcu´ya ve Necip Hablemitoğlu´nun eşi Şengül Hablemitoğlu´na, Susmayın çağrısı gelmişti. Eşinin katillerinin bulunması için Ergenekon davasından umutlu olduğunu anlatan İlkay Adalı, eşinin ölümünde kısa süre önce Kocaeli Garnizon Komutanı Galip Mendi´den tehdit telefonları aldığını ve Mendi´nin bunu mahkemede kabul ettiğini ifade etmişti. İlkay Adalı, şu iddiayı gündeme getirmişti: Kıbrıs´ta ´Evet - Hayır´ oylaması yapılacağı zaman Galip Mendi, Muzaffer Tekin´le birlikte gelip burada, köyleri gezip ´Hayır´ oyu verilmesi hususunda halka telkinde bulundular.

Ergenekon Kıbrıs´ta çok güçlü

Org. Yirmibeşoğlu´ndan skandal itiraf: Rumlar yaptı süsü vermek için Kıbrıs´ta cami yaktık

Barnabas İncili olayı Ergenekon Terör örgütünün Kıbrıs´taki varlığını da bir kez daha gündeme getirdi.KKTC´de geçmiş dönemlerde tıpkı Türkiye´dekine benzer şekilde çok sayıda bombalama eylemleri ve cinayetler gerçekleşmiş, failleri meçhul kalmıştı. Türkiye´de başlayan Ergenekon soruşturması sürecinde, örgütün KKTC´de çok güçlü bağlantıları olduğuna dair deliller ortaya çıkmıştı. Ancak iddialar Türkiye´dekinden farklı olarak KKTC´de soruşturulmadı. Daha doğrusu önceki başbakan Talat zamanında başlatılan soruşturma, daha sonra iktidara geçen ve halen iktidarda olan Ulusal Birlik Partisi (UBP) hükümeti tarafından açıkça örtbas edildi.

Kıbrıs´ta Rumlara karşı verilen savaşta Türk direnişini Türk Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) örgütlediği, Rumların yenilgiye uğratılmasında önemli rol oynadığı ileri sürülüyor. Muhtemelen de bu nedenle Özel Harp Dairesi´nin işlediği suçlara göz yumuluyor. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümünde rol aldığı gerekçesiyle Özel Harp Dairesi şüpheli olarak gündeme gelmişti. Özel Harp Dairesi´ni savunmak için konuşan o dairenin eski komutanlarından emekli Org. Sabri Yirmibeşoğlu 23 Eylül 2010 tarihindeki Habertürk canlı yayınında boş bulununca ağzından çok önemli bir itiraf kaçırmıştı. Kıbrıs´ta sivil direnişi örgütleyen isim olarak bilinen emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, halk arasında adı kontrgerilla olarak bilinen Özel Harp Dairesi´nin faaliyetlerini anlatırken ´Halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Mesela bir cami yakılır. Kıbrıs´ta biz bunu yaptık. Bir cami yaktık´ demişti.

Kontrgerilla´nın ya da Ergenekon´un Kıbrıs uzantısı konusunda söylenebilecek çok fazla bilgi var aslında. Ancak satırlar buna müsait olmadığı ve aşağıda belirtilen linklerden ek bilgi alınabileceği için burada özet bilgiler verilmiştir.

Başbakan Eroğlu: Faili meçhul her ülkede olur, illa ki bulunacak diye bir şey yok!

Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan Türk Metal-İş sendikası lideri Mustafa Özbek´te ele geçirilen belgelerde Ergenekon´un Kıbrıs´taki adamı olarak gösterilen o dönemin (ve şu anda da) başbakanı ve son seçimlerde de yine başbakan adayı olarak yarışan Ulusal Birlik Partisi (UBP)´li Derviş Eroğlu, ´Faili meçhul her ülkede olur, illa ki bulunacak diye bir şey yok´ diyerek şaşırtıcı bir demeç vermişti. Bu demecin ardından, Özbek´ten ele geçen Ergenekon belgelerinde sık sık adı geçen diğer bir UBP´li Özay Andıç da konuşmuş ve Ergenekon iddialarını doğrularcasına derin devleti savunmuştu: ´Derin devlet dünyanın her yerinde vardır. Unutmayın ki her ülkede başvurulan yöntemlerdir bunlar. Kıbrıs´ta Türklük aleyhine çalışan satılmış gruplar vardı.´

Rauf Denktaş: Eh, bizim çocuklar da yaptı bir şeyler!...

Ergenekon soruşturmasında örgütün Kıbrıs uzantısının gündeme geldiği günlerde, Lefkoşa´daki çalışma ofisinde bir basın toplantısı düzenleyen KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili ilginç açıklamalarda bulunmuştu. Adının soruşturma kapsamında bazı telefon konuşmalarında geçtiğini hatırlatan Denktaş, Türkiye´de Kıbrıs davasını savunduğu için Ergenekon davasıyla ilgili kendisine yönelik suçlamaları beklediğini anlatmıştı. Kendisinin susturulmak istendiğini savunan Denktaş, Türkiye´de Ergenekon davası adı altında, laikliğin tehlikede olduğunu, ılımlı İslam diye Türkiye´nin bir yerlere götürülmekte olduğunu gören, Atatürkçü, Cumhuriyet´e sadık, vatanperver insanların tevkif edildiğini görüyoruz, üzülüyoruz. Şüpheyle içeriye alınan insanlar, ´içeride kal, ben delil arıyorum, ben delil bulduğumda aleyhine dava getiririm´ dercesine hapiste tutulmaktadırlar. demişti. Yine Denktaş konuyla ilgili daha önce bir gazeteye verdiği röpörtajda 1974 öncesi TMT hatıralarını anlatmış ve “Birtakım bombalamalar, şiddet eylemleri oldu, hatta Türkler arasında cinayetler işlendi Kıbrıs´ta o yıllarda, bunlar için ne diyorsunuz” sorusuna, “Eh, bizim çocuklar da yaptı bir şeyler...” diye cevap vermişti.

Sauna çetesi lideri: Ergenekon´un bugünkü yapısı Kıbrıs TMT´sine dayanıyor. TMT´ciler Ergenekon´la devam etti

Sauna Çetesi´ne yönelik operasyonlarda yakalanan çete lideri Kasım Zengin, Ergenekon´un bugünkü yapısının Kıbrıs´ta kurulan Türk Mukavemet Teşkilatı´na dayandığını savunmuş ve Buradaki adamları aradığınız zaman bugünkü Ergenekon´u bulmuş olursunuz iddiasında bulunmuştu. Eski Emniyet Genel Müdür Vekili Ertuğrul Çakır, Özel Kuvvetler Komutanlığı´ndan ihraç edilen Yüzbaşı Nuri Gökhan Bozkır ile sanatçı İbrahim Tatlıses´in de aralarında bulunduğu 18 sanıklı Sauna Çetesi davası halen görülüyor. Çete davasının başlamasına neden olan ve üzerinde sahte MİT kimliği çıkan Zengin ve adamlarına yönelik ´Küre´ operasyonu, Susurluk benzeri skandalı ortaya çıkarmıştı. Eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ertuğrul Çakır ve Özel Harp Dairesi´nde görevli yüzbaşı Nuri Gökhan Bozkır´ın karıştığı soruşturmada şikeden haraç almaya kadar birçok iddia bulunuyordu.

2. Ergenekon iddianamesi: Örgütün stratejisi, Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe götürmek

İkinci Ergenekon iddianamesinde Türkiye´nin 2003 - 2004 yıllarında ´atlattığı´ darbe girişiminin ayrıntıları ortaya resmen çıkmıştı. İddianamede bu girişimin ayrıntıları adım adım olmak üzere 15 aşamada özetlenmişti ve bu maddelerden 9´uncusu Kıbrıs´la ilgiliydi: “9- Kıbrıs´ta çözümsüzlük politikası Ayrıca,örgütün stratejileri arasında bulunan ´Kıbrıs sorununun´ çözümsüzlüğe götürmek amacına matuf olarak açıklamalar yaptıkları, sivil toplum kuruluşlarını yönlendirmeye çalıştıkları ve böylece ülkenin dış politikasını olumsuz yönde etkileyerek siyasi istikrarsızlığı sağlamaya çalıştıkları, Eruygur´un Kıbrıs Büyükelçisi´ni çağırarak bundan sonraki süreçte her talimatı kendisinden alacağını, Genelkurmay Başkanı çağırdığında kendisine basit bilgileri vereceğini, önemli bilgileri bizzat kendisine vermesi gerektiği şeklinde talimat verdiğinin ses ve görüntü kayıtlarından anlaşıldığı,...” İddianamede bu şekilde geçen satırları dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök de Ergenekon savcılarına verdiği ifadesiyle doğrulamıştı: “... Kıbrıs konusunda çalışma yapmaları hususunda tüm kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı´na birlikte bir çalışma yapmaları talimatı verdiğini, normal usulde bu tür çalışmalarda herkesin görüşünü beyan ettiğini ve bu görevi kıdemli olana verdiğini, kıdemli olanın da bu tür çalışmaları elden arz ettiğini veya bir kapak yazısı ile gönderdiğini, daha sonra da Genelkurmay Karargahı´nda değerlendirildiğini ve Genelkurmay Başkanı´nın görüşünü alarak ilgili makama verildiğini, kendisinin böyle bir çalışma beklerken birden 4 imzalı alışılmış usullerinin dışında yazılı bir belge önüne gelince usul olarak rahatsız olduğunu, ayrıca daha sonraki dönemde Kıbrıs Büyükelçisi´nin kendisinden habersiz bazı bilgileri Jandarma Genel Komutanı´na ilettiğini duyması üzerine bu konuyu ilgilisine usulüne uygun bir şekilde söyleyerek, bu yapılanın uygun bir davranış olmadığını, bundan sonra tüm bilgileri kendisine getirmesini ilettiğini anlattı.” (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(25 Şubat 2012, 13:35)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ERGENEKON´UN KIBRIS UZANTISI KONULU MANŞETLERİMİZ

Kıbrıs´ta Ergenekon izi örtbas edildi

Kıbrıs bu işin üssüydü, Ergenekon hala iktidarda

Kıbrıs Ergenekon´unun şok belgeleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4287    yazdır/print


 

Birinci Ergenekon´da 211. duruşma

Birinci Ergenekon davasının bugün görülen 211. duruşmasında, gizli tanık ´Poyraz´ ifade veriyor. Poyraz, sanık Sedat Peker ile olan irtibatını anlattı.

23.01.2012 12:52 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasının 211. duruşmasında Veli Küçük, Doğu Perinçek ve Muzaffer Tekin´in de aralarında bulunduğu 24 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan Güler Kömürcü Öztürk, Semih Tufan Gülaltay ve Sedat Peker hazır bulundu. Peker ile Gülaltay, başka suçtan tutuklu bulundukları için tutuklu sanık bölümünde yer aldı. Tutuklu sanıklar Muzaffer Şenocak, Hayrettin Ertekin, Oktay Yıldırım, Seyhun Zaim ve Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan ise duruşmaya katılmadı.

Duruşmada, ´Şike davasında´ da gizli tanık olan bu dosyanın gizli tanığı ´Poyraz´, sesi ve görüntüsü değiştirilerek duruşma salonuna yansıtılarak dinlendi.Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, bugünkü duruşmada gizli tanık Poyraz´ın ifadesine başvurulacağını söyledi. Başkan Özese, tanığın, gizli tanık odasında sesinin ve görüntüsünün bozularak duruşma salonuna yansıtılmak sureti ile ifadesini vereceğini açıkladı. Gizli tanık Poyraz´ın yanında üye hakim Hüsnü Çalmuk ile zabıt katibinin de bulunduğu belirtildi.

GİZLİ TANIK POYRAZ´IN İFADESİ

´Gizli tanık Poyraz´ 1974´ten beri İstanbul´da yüz kızartıcı suç haricinde bir çok suç işlediğini belirterek, 1982 yılında gayri resmi aleme girdiğini, 1988´de adam kaçırma, hürriyeti tahdit suçlarından Paşakapısı Cezaevinde yatarken Şike Davası´nın tutuklu sanıkları Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Odyakmaz ile ardından da Sedat Peker´le tanıştığını anlattı.

Tanıdıkları Vedat Kadıoğlu´nun aracılığıyla Alaattin Çakıcı ile tanıştığını ifade eden gizli tanık, cezaevinden tahliye olunca Alaattin Çakıcı´nın işlerini koşuşturmaya başladığını, aynı zamanda da Anadolu yakasında Sedat Peker ile ilişkisini gizli gizli yürüttüğünü kaydetti.

Çakıcı´nın 4. Levent´teki yazıhanesinde çalışırken uyuşturucu işiyle uğraşan Celal Ateş ile Dündar Kılıç arasında tartışma çıktığını ifade eden gizli tanık, ´Çakıcı bana ´kadroyu kur´, dedi. Ben de ona Sedat Peker´i söyledim. Peker´i Çakıcı´nın yanına çıkardım. Ekibimizi oluşturduk. Celal Ataş´e pusuya gittik. Onun arabasının arkasından elinde telsizli ve silahlı kişiler çıktı. Ateş´in narkotik polisleriyle arası iyiydi. Onları görünce biz de kaçtık. Ateş istese bizi polislere rahat yakalatabilirdi´ dedi.

Bu olayın ardından Çakıcı´dan tamamen koparak Sedat Peker ile takıldığını belirten gizli tanık, Sedat Peker´in sevdiği adamlardan biri olan ve soyadını değiştirerek Peker ile aynı yapan Tolga Peker´in boynundaki bozkurt amblemli kolyenin PKK´lı olduğu söylenen kişi tarafından kopartılması üzerine bu kişiyi ayağından ve kolundan yaraladığını anlattı.

´Şike Davası´nın tutuklu sanığı Olgun Peker´in de, Peker´e bağlı hareket ettiğini ileri süren gizli tanık, şöyle devam etti:

´O gece nezarette olmamız gerekirken ben bardaydım. Sedat Peker, ´Bu gece dinlenin yarın gideceksiniz´, dedi. Vurulan kişi PKK´lı falan da değilmiş. Eniştesi Gebze´de komiser olunca, olay araştırıldı. Biz 3 kişi tutuklandık. Bir kaç gün sonra Bayramoğlu´nda Peker´in çok sevdiği biri bıçakla öldürüldü. Öldüren kişinin Gebze Cezevine geleceği söylendi. Peker bana silah verdi. 2 tane de 250´şer liralık deste para verdi. Paraları gardiyanlara dağıta dağıta koğuşa gittim. Koğuşta eski TİKKO´cu vardı. Bizim öldürme planımızı duyarak gardiyana söyleyip başka koğuşa gitti. Öldürülecek adamı da hücreye koydular. O zamanlar cezaevinde kapılar açık rahat rahat hareket edebiliyoruz. Bedri Yağan grubundan 2 kişi gelerek silahı teslim etmemizi istedi. ´Etmem´ dedim. Ben de Özgür Başçavuş´un yanına giderek 8 tane DHKPC´li olduğunu, silahı vermezsem beni öldüreceklerini söyledim. ´Bu fırsatı kaçırmayalım, DHKPC´lileri öldürmek için büyük fırsat´ dedim. Büyük silah istedim. ´Hem halk, hem de emniyet gözünde bir numara oluruz´ dedim. Sedat Peker, ´bu işi erteleyeceğiz´ dedi. Aradan bir zaman geçti, İzmit Cezaevinde giderken isyan çıkınca geri göndük. O gece koğuşta kalmayıp jandarmada kaldık. Ben cezevinde kalırken belimde silah vardı.´ ( AA)

DANIŞTAY SANIKLARI OSMAN YILDIRIM´A SALDIRDI

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon davasında duruşma salonunda kavga çıktı. Danıştay dava dosyasının sanığı Erhan Timuroğlu, aynı dosya sanığı Osman Yıldırım´a saldırdı. Osman Yıldırım, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine el bombası atılmasına ilişkin önemli itiraflarda bulunmuştu.Sanıkların duruşma salonuna giriş çıkışlarını yaptıkları salona giren Timuroğlu, ani bir hareketle Yıldırım´a doğru koşmaya başladı. Saldırıyı fark eden jandarma ekipleri sanık Timuroğlu´nu tutmaya çalıştı. Ancak Timuroğlu jandarma ekiplerince yakalanmadan Yıldırım´a yumruk savurdu. Yıldırım´ın eğilmesi üzerine yumruk sırtına isabet etti. Olaya hemen müdahale eden ekipler Timuroğlu´nu yakaladı.

Jandarma ekipleri Timuroğlu ve Yıldırım´ı ayırırken sanık bölümünün arka tarafında oturan diğer Danıştay dosyası sanığı İsmail Sağır da Yıldırım´a saldırmaya kalkıştı. Normal günlerde tutuklu sanık bölümünün ön kısımlarında oturan Sağır´ın, saldırıdan önce Yıldırım´ın yakınlarındaki bir koltuğa oturması da dikkat çekti.

Sağır´ın teşebbüsü Jandarma ekiplerince engellendi. Sağır´ın iki elini arkasında birleştiren askerler yerinden hareket etmesine de mani oldu.

Bu sırada Cumhuriyet gazetesine molotof atma eylemine ilişkin dava dosyasının sanığı Bedirhan Şinal´e refakat eden jandarma erleri ile uzman çavuş da sanıkları yatıştırmak için yerlerinden ayrıldı. Bu sırada boşta kalan Şinal´in, Osman Yıldırım´a doğru fırlatmak üzere bir sandalyeyi kaptığı gözlendi. Ancak jandarma görevlileri Şinal´in bu saldırısını da engelledi. Timuroğlu duruşma salonundan çıkarıldı.

Timuroğlu, salondan jandarmalar tarafından zorla çıkarılırken, Yıldırım´ın da güçlükle zapt edildiği görüldü. Bu sırada Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Yıldırım´a ´Sakin olun´ dedi.

Yıldırım´ın jandarmalar tarafından salondan dışarı çıkarılırken küfür ettiği duyuldu. Bu sırada Şinal de, ´Sen mahkemeye küfür edemezsin. Mahkemeye küfür ediyorlar´ derken, Başkan Özese, duruşmaya ara verdi.

Timuroğlu salondan çıkarıldıktan sonra Osman Yıldırım jandarma ekiplerince güçlükle sakinleştirildi. 5-6 kişilik asker ekibi tarafından duruşma salonundan çıkartılmaya çalışılan Yıldırım, kendisine saldıran Timuroğlu ve Sağır´a ağır küfürler etti.

Öte yandan, davanın 20 Ocak 2012 tarihli duruşmasında sanıkların ihtiyaç için duruşma salonundan çıktıkları bölümde meydana gelen gürültü sesinin de yine Osman Yıldırım ile diğer Danıştay sanıkları arasında çıkan tartışmadan kaynaklandığı öğrenildi. Sanıkların birbirine saldırmaları üzerine tutanak tutulduğu, her iki tarafın da kendilerine yönelik küfür edilmesi ve kendisini korumak için karşı koyduğunu söyledikleri öğrenildi.

Davanın tutuklu sanıklarından Alparslan Arslan, Osman Yıldırım ve Bedirhan Şinal, tutumları ve diğer sanıklar ile ilişkileri nedeniyle 3´er jandarma askeri ve birer uzman çavuş nezaretinde duruşma salonuna getirilip götürülüyor. Bu sanıklar, duruşma sırasında da sanık bölümünde en arka sıralarda yine aynı koruma çemberinde oturtuluyordu. (Cihan)

SANIKLARA KISITLAMA, 4 SALDIRGANA 16 DURUŞMA YASAK

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon davasının öğleden sonraki bölümü başladığında Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, heyet olarak aldıkları bir kararı açıkladı. Alınan bu karara, İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu ile Bedirhan Şinal´in Osman Yıldırım´a saldırmasının ardından alındığı öğrenildi.

Başkan Özese, duruşmanın öğleden önceki bölümünde meydana gelen kavga nedeniyle duruşma görüntülerinin izlendiğini açıkladı. Özese, görüntülerde kavgaya karıştıkları tespit edilen İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Özkan Kurt ve Bedirhan Şinal´in bu duruşmadan itibaren görülecek olan 16 duruşmaya girmelerinin yasaklandığını söyledi. Öte yandan olay sırasında Osman Yıldırım´a sandalye fırlatmaya çalışan sanığın da Özkan Kurt olduğu öğrenildi.

Bu kararda sanıkların duruşmaları takip etmeleri gerektiği, canları her istediğinde duruşma salonundan çıkıp tekrar gelmelerinin doğru olmadığı, salonda meydana gelişmeleri takip etmeleri gerektiği de belirtildi. Alınan bu karar sonrasında duruşmalara öğleden önce 10.50 ile 11.00 arasında ve öğleden sonra da 15.15 ile 15.30 arasında ihtiyaç arası verilecek ve sanıklar da sadece bu sürelerde duruşma salonundan dışarıda bulunabilecekler.

Duruşmalardan yasaklanan 4 sanık salondan çıkarılırken, Bedirhan Şinal de, Ben kime saldırmışım? diye bağırdı. Bağırmaya devam edince ağzı jandarmalar tarafından kapatılan Şinal, zorluk çıkarmaya devam edince ellerinden ve bacaklarından tutularak salondan çıkarıldı. Duruşma, gizli tanık Poyraz´ın dinlenilmesiyle devam ediyor. ( Cihan)

´VATAN UĞRUNA MÜCADELE ETTİĞİMİZİ SANIYORDUK, KANDIRILMIŞIZ´

Ergenekon ana davasında gizli tanık Poyraz, tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Veli Küçük´ün, organize suç örgütü liderliğinden yargılanan Sedat Peker´e talimatlar verdiğini söyledi. Veli Küçük´e ´amca´ diyorduk. diyen Poyraz, Derin devlet vardı. Vatan, millet, Sakarya uğruna mücadele veriyorduk. Meğer biz kullanılmışız. ifadelerini kullandı.İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasında gizli tanık Poyraz, davanın sanıkları Sedat Peker ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük arasında yakın bağlantılar olduğunu anlattı. Veli Küçük´ün Kocaeli İl Jandarma Komutanı olduğu döneme değinen gizli tanık Poyraz, Veli Küçük o dönemde bizim arkamızdaydı. Polis tarafından aranan 2 kişiyi, Gebze Jandarma Komutanlığı´nda 15 gün boyunca sakladılar. Gebze adeta bizim Cumhuriyetimizdi ifadelerini kullandı.

Gizli tanık Poyraz, Şike Davası´nın da tutuklu sanığı olan Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Odyakmaz´ın düğünü olduğu dönemde, sanık Sedat Peker´in de polis tarafından arandığını anlattı. Gizli tanık Poyraz, Kadıköy evlendirme dairesinde nikahı olacaktı, otel´de de düğünü olacaktı. Sedat Peker, polis tarafından arandığı için düğüne gelmesi çok zordu. Bu dönemde Veli Küçük´ün yardımıyla Sedat Peker jandarma arabasında düğüne geldi. Daha sonra Sedat Peker´e hoşgeldin sefası yapıldı. Sağolsun Veli Küçük. dedi.

´VELİ KÜÇÜK´ÜN ELİNİ ÖPTÜM, AH ÖPMEZ OLAYDIM´

Zamanında Sedat Peker ile güzel işler yaptıklarını belirten Poyraz, Olgun Peker´in de aynı ekipte yer aldığını söyledi. Sedat Peker ve Olgun Peker ile birlikte İzmit Alay Komutanlığı´na gittiklerini ifade eden Poyraz, Nöbetçi arabayı tanıyordu. İçeri arabayla girdik. Veli Küçük´ün yanına gittik, hoşbeş. Sedat Peker, Veli Küçük´e beni anlattı. Çevremin oldukça geniş olduğunu söyledi. Veli Küçük´ün elini öptüm, keşke öpmez olsaydım. Biz devamlı Kocaeli Alay Komutanlığı´na gidiyorduk. Orada Veli Küçük´ten talimatlar alıyorduk. Sonra Gebze Cezaevi´nde Uzman Çavuş Özgür´ün yanına gidiyorduk. Sonra da nasıl hareket edeceğimizi konuşuyorduk. diye konuştu.

´ARİF DOĞAN VE MUZAFFER TEKİN SİLİVRİ´DEKİ TOPLANTILARA GELİYORDU´

Paşakapısı Cezaevi´nin arkasında Peker´e ait bir yerde ya da Silivri´de Klasis Otel´de toplandıklarını söyleyen gizli tanık, Arif Doğan ve Muzaffer Tekin de oraya geliyordu. Ankara´da ise Sheraton Oteli´nde toplanıyorduk. İsim kaydetmeden kalıyorduk. Ankara´da bir arkadaşım Sedat Peker´in yanındaki adamları görünce ´ben bu adamları tanıyorum JİTEM´ci. Bunlarla senin ne işin var? Seni de ölürdürler.´ dedi. ifadesini kullandı.

Gizli tanık Poyraz, Zeytinburnu Sahili´nde bir yer nedeniyle Peker´in, Nihat Yazıcı ve Halim Kırnap´ın grubuyla aralarında anlaşmazlık çıktığını söyledi. Poyraz, Veli (Küçük) Amca Peker´e ´hepsini hallederiz´ dedi. Veli Küçük yol verince çıktık geldik Bostancı´ya. O sırada Mecnun Odyakmaz, Sedat Peker´e telefon edip Halim Kırnap´ın görüşmek istediğini söyledi. Peker, ´görüşme´ dedi. Halim Kırnap arabasıyla Mecnun Odyakmaz´ın evinde gitmiş. Peker telefonla görüşmeler yaptı. Halim Kırnap, Mecnun Odyakmaz´ın evinin önündeyken bir beyaz bir Toros geldi. İçinde telsizli birileri vardı. Kırnap´ı alıp götürdüler. Peker ´şimdi anasının bilmem nesini gördü. Bu gidişin dönüşü yok´ dedi. şeklinde konuştu.

´VELİ KÜÇÜK´E ´AMCA´ DİYORDUK´

Gizli tanık Poyraz, O zamanlar Veli Küçük´e ´amca´ diyorduk. Derin devlet vardı. Vatan millet Sakarya uğruna mücadele veriyorduk. Meğer biz kullanılmışız. Şimdi devlete güveniyorum. O yüzden konuşuyorum. ifadesini kullandı.

BU KEZ OSMAN YILDIRIM SATAŞTI

Bu arada, Duruşmaya ara verildiği sırada kendisine refakat eden askerlerin arasında ihtiyacını gidermesi için salondan dışarı çıkarılan Osman Yıldırım´ın, arka tarafına doğru bir kitap fırlattığı, jandarmaların olaya müdahale ettikleri gözlendi. Yıldırım´ın, arka tarafında duruşma salonundan çıkmaya çalışan tutuklu sanık Muzaffer Tekin´in ise Mahkeme Başkanı Özese´ye hitaben, Bana mı atıyordu? Bana bir fiske gelse bin tane jandarma bile elimden alamazdı. dediği duyuldu.

YILDIRIM 6 DURUŞMADAN MEN EDİLDİ

Aranın ardından duruşma başladığında Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, aldıkları başka bir ara kararı okudu. Sanık Osman Yıldırım´ın, sanık Muzaffer Tekin´e kitap fırlatmak istediği, bu şekilde duruşmanın intizamını bozduğu ve ileride bu hareketlerine devam etme ihtimali bulunduğu gerekçesiyle bu duruşma dahil 6 duruşmaya katılması yasaklandığını söyledi. ( Cihan)

SERGEN YALÇIN

´Gizli tanık Poyraz´ eski futbolcu Sergen Yalçın´ın Cem Uzan döneminde Beşiktaş´tan İstanbulspor´a 400 bin liraya transfer olduğunu belirterek, parasının 300 bin lirasını alamayan Yalçın´ın Sedat Peker´e geldiğini söyledi. Gizli tanık, ´Peker, Sergen´i anlından öptü. Sergen de bizden oldu. Etiler´deki bir bara Sergen ortaktı. Olgun Peker de o dönemde sosyeteye girdi´ dedi.

-Şike iddiaları-

´Gizli tanık Poyraz´, şike yapılarak maç kazanıldığına ilişkin de, şu iddialarda bulundu:

´Sergen, Tümer, İbrahim, Beykoz´a geldi. Beykoz´da bunlara, ´maçı kaybedin´ talimatı veriliyor. Ama bu Fenerbahçe-Beşiktaş maçı değil. Fenerbahçe başkasıyla, Beşiktaş´ta sanırım Samsunspor ile oynuyordu. Maçı Samsunspor´un kazanacağını söyleyerek girdiğim iddia da, 2 takım elbise kazandım. Aziz Yıldırım bu maç öncesi Sedat Peker´i arıyor. Peker de Beşiktaşlı futbolcular Tümer, Sergen ve İbrahim´i arayarak, çocuklar bu maçta dikkatli olun ayağınız kırılabilir uyarısında bulundu. Maç sırasında Tümer yedek kulübesinden bağırarak hakemin yüzüne tükürdü. Hiç oynamadan kırmızı kart gördü. Sezon sonunda da Fenerbahçe´ye transfer oldu. Bu şekilde Beşiktaş´ın elinden şampiyonluğu aldılar. Sedat Peker Aziz Yıldırım´dan yine para isteyince, Yıldırım Peker´in baskısından kalp sektesi geçirdi.´

Sedat Peker´e ait otoparkların sorumlusu Zeki Yalçın´dan büyük miktarda para çıkınca, Yalçın´ın bu paraya açıklık getiremediğini ifade eden gizli tanık, ´Boğaçkaan Murathan da, bu işi üstlendi. Yalçın öldürüldü´ dedi.

Gizli tanık yorulunca duruşmaya ara verildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen Ergenekon ana davasında gizli tanık Poyraz, ifadesini tamamlamasının ardından savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in sorularını cevapladı. Abdullah Çatlı´yı tanıyıp tanımadığı sorulan gizli tanık, Allah rahmet eylesin. Toprağı bol olsun. cevabını verdi. Savcı Pekgüzel´in, Sedat Peker de aynı şeyi söylüyor. sözleri üzerine gizli tanık, Sedat Peker onu tanımaz. Çatlı´yı çok iyi tanıyan Drej Ali (Ergenekon sanığı), Muhsin başkandır. Çatlı´yı eskiler tanır. Peker´in yaşı yetmez. dedi.

ÇATLI BOYNU KIRILARAK ÖLDÜRÜLDÜ

Susurluk kazası ile ilgili bilgisi olup olmadığı sorulan gizli tanık Poyraz, kaza haberini ilk alanın Veli Küçük olduğunu söyledi. Poyraz, sözlerinin devamında, Abdullah Çatlı ve Gonca Us´un, kaza nedeniyle değil de 3-4 kişi tarafından boyunları kırılarak öldürüldüğünü iddia etti. Kaza geçiren arabayı arkadan takip eden Sedat Bucak´ın koruması ´Abaza Yalçın´ın eski özel harekatçı olduğunu belirten Poyraz, Kaza yerine anında gelen Abaza Yalçın´dır. Ben Abaza Yalçın ile sohbet ettim. Bana, kazadan değil de boyunları kırılarak öldürüldüğünü söyledi. Kaza haberini ilk alan Veli Küçük, boyunlarını kıran 3-4 kişi de biliyor. Bunları açıklasın. Benim çok iyi bilgim var ama ispatım yok. şeklinde konuştu.

VELİ KÜÇÜK SEDAT PEKER´İ BABALARIN BABASI YAPTI

Gizli tanık Poyraz, Sedat Peker´in yaşının genç, gözükara ve atak olmasının, Veli Küçük´ün dikkatini çektiğini söyledi. Gizli tanık Poyraz, Veli Küçük tam aradığını bulmuştu. Sedat Peker gibi birini bulduğu için havalara uçuyordu. Önce Veli Küçük, Hadi Özcan´a, ardından da Kürşat Yılmaz´a mafya babalarının babası olmayı teklif etti. Onlar kabul etmeyince de Sedat Peker´e teklif etti. Bundan sonra Sedat Peker´in etrafına Veli Küçük´ün itirafçıları yerleştirildi. Bu itirafçılar arasında Hüseyin Eren de vardı. diye konuştu. Sedat Peker´in, babalar üstü olduğunu belirten Poyraz, Oldu ama arkasında Korkut Eken ile Veli Küçük vardı. dedi.

Gizli tanık Poyraz, bir gün Sedat Peker ile birlikte Ankara´da Sheraton Oteli´ne gittiğini belirterek, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da o oteldeydi. Her yerde polis vardı. Bakan korumalarının üzerinde bir silah varken, benim üzerimde 2 tane silah vardı. Gülmekten öldüm. Bir polis geldi ve ´Hangi bakanın korumasısın´ diye sordu. Ben de ´Sedat Peker´in korumasıyım dedim. Eee ne de olsa arkamızda Veli Küçük vardı. diye konuştu.

Savcı Pekgüzel´in, Veli Küçük, Sedat Peker´in çek-senet tahsilatı işinden haberi olmadığını söylüyor. Bu konuda bildiklerinizi anlatır mısınız? diye sordu. Gizli tanık Poyraz ise Nasıl yokmuş. Devleti dolandıran banka işlerini Peker´e ihale eden de kendisi değil miydi. cevabını verdi.

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Adil Serdar Saçan´ın, Sedat Peker´i gözaltına aldığını belirten Poyraz, Önceleri Adil Serdar Saçan´ın adını duyan fellik fellik kaçıyordu. Peker´in gözaltına alınması ve güzelce bir sorgulaması üzerine Veli Küçük, Saçan´a tehditler yağdırdı. Araya Korkut Eken girdi. Daha sonra da Adil Serdar Saçan, Veli Küçük safına geçti. Saçan da dere olup ırmağa aktı, Irmak da Veli Küçük´ün havuzuna döküldü. diye konuştu.

Gizli tanık Poyraz, savcı Pekgüzel tarafından kendisine yöneltilen sorular sırasında İbrahim Şahin´in deşifre olmasından sonra yanındaki grupların, Peker´in yanına geçtiğini anlattı. Gizli tanık Poyraz, İbrahim Şahin ile Sedat Peker arasında yakınlık ve samimiyet olduğunu da söyledi.

Sanık Sedat Peker´in babalar üstü olarak tayin edilmesinin ardından, Kocaeli İl Jandarma Alay Komutanı olan Veli Küçük´e sık sık ve rahat bir şekilde gittiklerinden bahseden Poyraz, Yolda gidersen Peker telefon edip plakamızı ve otomobilimizin eşgalini veriyordu. Kimse bizi aramadan Veli Küçük´ün yanına rahatlıkla girebiliyorduk. Giderken de Veli Küçük otomobilin yanına kadar geliyor ve bizi yolcu ediyordu. şeklinde konuştu.

Mahkeme heyeti tarafından öğleden önce ve öğleden sonra birer kez ara verildiğinde, duruşma salonundan ihtiyaç için çıkılabileceğine ilişkin ara kararına sanıkların uymadığı gözlendi. Sanıkların duruşma salonundan yine sık sık çıktıkları, ancak ara kararın ardından mahkeme başkanına izin isteyen bir şekilde işaret etmelerinden sonra çıktıkları görüldü. Gizli tanığın, Veli Küçük hakkında iddialarda bulunduğu sırada da Küçük, ihtiyaç için duruşma salonundan çıkmak istedi. Başkan Özese, Sizle alakalı konulardan bahsediyor. hatırlatmasını yaptı. Sanık Küçük ise Dinlemek istemiyorum. Avukatım da duruşmada zaten. O dinliyor. karşılığını verdi. Mahkeme Başkanının Tamam o halde demesi üzerine Küçük´ün, Midem bulandı. diyerek duruşma salonundan çıktığı gözlendi.

Poyraz, Sedat Peker´in eski başbakanlardan Tansu Çiller´in eşi Özer Çiller ile de ilişkisi olduğunu iddia ederek, Özer Çiller de Sedat Peker´i arardı. DYP kongrelerinde ilçede, ilde kimin seçilmesini istiyorlarsa onu kazandırırdı. Zaten karşısındaki kazanamazdı. diye konuştu.

Sedat Peker´in, organize suç örgütü kuruculuğundan yargılanan Kürşat Yılmaz ile yakın ilişki kurduğunu anlatan Gizli Tanık Poyraz, Kürşat Yılmaz, Peker´e ´Reis´ dedi. Peker ´Tavşana kaç, tazıya tut´ dedi. Peker, Antalya´da ´Dozer Süleyman´ olarak tanınan Asayiş Şube Müdürü´nün çocuğunu yurt dışında tedavi ettirdi. Sonra Kürşat Yılmaz´a operasyon yaptırtıp yakalattı. dedi.

Sanık Boğaç Kaan Murathan´ın sanık Sedat Peker´e ait otoparklara bakan Zeki Yalçın´ı, Peker´in paralarını vermediği gerekçesiyle vurduğunu da iddia etti. Duruşma, saat 17.50´de 24 Ocak 2012 tarihine (Yarına) ertelendi.( Cihan)

(23 Ocak 2012, 12:52)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4154    yazdır/print


 

Zirve Katliamı: Generaller ifadeye çağrıldı

Emekli generaller Hasan Iğsız, Şener Eruygur ve Hurşit Tolon ile eski rektör Fatih Hilmioğlu, Malatya´da işlenen Zirve Katliamı ile ilgili Ergenekon savcılarınca başlatılan soruşturma kapsamında ifade vermeye çağrıldı.

Zirve Katliamı: Generaller ifadeye çağrıldı

Emekli generaller Hasan Iğsız, Şener Eruygur ve Hurşit Tolon ile eski rektör Fatih Hilmioğlu, Malatya´da işlenen Zirve Katliamı ile ilgili Ergenekon savcılarınca başlatılan soruşturma kapsamında ifade vermeye çağrıldı.

Malatya Zirve Yayınevi katliamı ile ilgili emekli generaller Hasan Iğsız, Şener Eruygur ve Hurşit Tolon ile Fatih Hilmioğlu ifadeye çağrıldı. Zirve Yayınevi davasının müdahil avukatları, Tolon´un sık sık Malatya´ya giderek misyonerlere karşı brifingler verdiğini iddia etmişti. Diğer isimler de katliam davasında sık sık gündeme gelmişti. Avukatlar, emekli Orgeneral Şener Eruygur ve İnönü Üniversitesi´nin eski rektörü Fatih Hilmioğlu´nun dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız´la Malatya´da bir araya geldiklerini iddia etmişlerdi. Eski Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, sözkonusu görüntüleri Ergenekon soruşturması dosyasına koymuştu. Soruşturmayı Zekeriya Öz´den devralan savcı Cihan Kansız, bu şahısların ifadesine başvurmaya karar verdi.

Zirve davasında ifade veren tanıklardan Orhan Kartal, davada ´azmettirici´ olmakla suçlanan Varol Bülent Aral´la 2008 yılında Adıyaman E Tipi Kapalı Cezaevi´nde kalırken tanıştığını anlatmış ve şu ifadeleri kullanmıştı: Arkadaş olduk. Kendisi sohbetlerimiz esnasında Ergenekon adına çalıştığım, Veli Küçük´e saygı duyduğunu, devletin arkasında olduğunu söyledi. Malatya Zirve Yayınevi cinayetlerini kendisinin yönlendirdiğini ve o çocukların (sanıkların) bir tavuğu bile öldürme cesaretlerinin olmadığını, buna benzer cinayetlerin yapılmasının uygun olacağını söylemişti. Türkiye´de yalnızca Türklerin yaşaması gerektiğini, diğer azınlıkların ise Türkiye´yi terk etmesi gerektiğini söylüyordu.

1997 ile 2005 yılları arasında JİTEM´de gayri resmi istihbarat elemanı olarak çalıştığını anlatan bir başka tanık Erhan Özen ise ifadesinde şu iddialarda bulunmuştu: Ben 1997 ile 2005 yılları arasında JiTEM´de gayri resmi olarak istihbarat elemanlığı yaptım. Bu süre zarfında Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Levent Ersöz isimli şahıslarla irtibatlanarak çalıştım. Çalıştığım bu süre zarfında Muzaffer Tekin ve kod adları Yusuf ve Şiran olan şahıslardan mevcut iktidarı zayıflatmaya ve zor durumda bırakmaya yönelik eylemler planlandığını bilmekteydim. Bu eylemlerin içerisinde Malatya´da misyonerlik faaliyetlerinin yoğunlaştığı ve bu nedenle acil veya normal düzeyde kodlamalar yapılmak suretiyle buralarda eylem yapılacağı dile getiriliyordu.

Zirve Yayınevi davasında daha önce bir başka Ergenekon sanığı Veli Küçük de ´şüpheli´ olarak ifade vermişti.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nce kabul edilen Kafes İddianamesi´nin en önemli belgelerinden biri olan Kafes Eylem Planı´nda Hrant Dink, Rahip Santoro ve Zirve Yayınevi cinayetleri için Operasyon´ ifadesi kullanılıyor. ( Zaman)

Ergenekon ve Balyoz, Malatya´da ´zirve´ yapmış

Zirve Katliamı´na zemin hazırlayacak faaliyetleri ve Malatya´daki Ergenekon yapılanmasını araştıran İstanbul 13. Ağır Ceza, bir çok Ergenekon ve Balyoz sanığının kentte çeşitli seminerler verdiğini belirlemişti. Zirve Yayınevi katliamı öncesinde Malatya´da 3 Hıristiyan´ın misyonerlik yaptıkları gerekçesiyle öldürüldükleri katliama zemin hazırladığı iddia edilen misyonerlik seminerleri ile Ergenekon yapılanmasını araştıran İstanbul 13´üncü Ağır Ceza Mahkemesi, bazı Ergenekon ve Balyoz sanıklarının da kente seminerler verdiğini belirledi. Ergenekon tutuklusu Fatih Hilmioğlu´nun Malatya İnönü Üniversitesi Rektörlük yaptığı 8 yıl boyunca Ergenekon ve Balyoz sanıkları kenti adeta mesken tutmuş. Bu isimler arasında Balyoz Davası bir numaralı sanığı emekli orgeneral Çetin Doğan´dan Ergenekon´un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu´na, Ergenekon şüphelisi eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu´ndan Ergenekon tutuklusu Tuncay Özkan´da bulunuyor.

8 yılda 139 kişi seminer verdi

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin talebi üzerine İnönü Üniversitesi Rektörlüğü, eski rektör Hilmioğlu´nun görevde olduğu 2000-2008 yılları arasında üniversitede kimlerin konferans verdiğinin listesini gönderdi. Rektör Prof. Dr. Cemil Çelik imzalı cevabi yazıda, 8 yıl içine konferansa çağrılan 139 isim arasında Çetin Doğan, Sabih Kanadoğlu, Tuncay Özkan, Kemal Alemdaroğlu´nun yanı sıra KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ergenekon sanıkları Mustafa Balbay, Ferit İlsever, Erol Mütercimler, emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur, ilahiyatçı Şahin Filiz, gazeteci Hulki Cevizoğlu, gibi birçok kişinin adı yer aldı. Malatya´da seminerlere Ergenekon davası sanıkları Ferit İlsever´in 17. Kasım 2006´da ve 10 Aralık 2004´te iki kez, Türkan Saylan´ın 10 Aralık 2004 ve 16 Mart 2005´te iki kez katıldığı bildirildi. 11.04.2005´teki konferansta Balyoz davasının bir numaralı sanığı Çetin Doğan´ın ve Şener Eruygur´un da konuşma yaptığı kaydedildi. Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, Ergenekon sanıkları Kemal Alemdaroğlu ile Ferit İlsever de 10 Aralık 2004´teki konferansta bir araya gelerek konuşma yaptıkları belirtildi.

Tolon´dan katliam günü konferans

Sabih Kanadoğlu´nun da 28.07.2006´da konuşmacı olarak üniversiteye davet edildiği görülürken, Hurşit Tolon´un da Zirve Yayınevi katliamının olduğu 18.04.2007´de konferansa konuşmacı olarak katıldığı belirtildi. Mahkemenin, seminerlerde katliama zemin hazırlayacak bir konuşma yapılıp yapılmadığını da mercek altına aldığı öğrenildi.

(23 Haziran 2011, 13:29)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon ve Balyoz, Malatya´da ´zirve´ yapmış

Zirve´yi başlatan papazdan şok itiraflar

Flaş!!! Zirve soruşturmasında 6 ilde arama

Flaş!!! Ergenekon´da ´Zirve´ operasyonu

Tanık: Malatya ve Dink ´Kafes´ işi

Flaş!!! Dink davası tanığından yeni şok ifadeler

Malatya Zirve Katliamı ve Ergenekon bağlantısı manşetlerimiz

Zirve Yayınevi Katliamı ile Kafes davaları birleşebilir

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3469    yazdır/print


 

Ergenekon ve Balyoz, Malatya´da ´zirve´ yapmış

Zirve Katliamı´na zemin hazırlayacak faaliyetleri ve Malatya´daki Ergenekon yapılanmasını araştıran İstanbul 13. Ağır Ceza, bir çok Ergenekon ve Balyoz sanığının kentte çeşitli seminerler verdiğini belirledi.

Ergenekon ve Balyoz, Malatya´da ´zirve´ yapmış

Zirve Katliamı´na zemin hazırlayacak faaliyetleri ve Malatya´daki Ergenekon yapılanmasını araştıran İstanbul 13. Ağır Ceza, bir çok Ergenekon ve Balyoz sanığının kentte çeşitli seminerler verdiğini belirledi.

Zirve Yayınevi katliamı öncesinde Malatya´da 3 Hıristiyan´ın misyonerlik yaptıkları gerekçesiyle öldürüldükleri katliama zemin hazırladığı iddia edilen misyonerlik seminerleri ile Ergenekon yapılanmasını araştıran İstanbul 13´üncü Ağır Ceza Mahkemesi, bazı Ergenekon ve Balyoz sanıklarının da kente seminerler verdiğini belirledi. Ergenekon tutuklusu Fatih Hilmioğlu´nun Malatya İnönü Üniversitesi Rektörlük yaptığı 8 yıl boyunca Ergenekon ve Balyoz sanıkları kenti adeta mesken tutmuş. Bu isimler arasında Balyoz Davası bir numaralı sanığı emekli orgeneral Çetin Doğan´dan Ergenekon´un üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu´na, Ergenekon şüphelisi eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu´ndan Ergenekon tutuklusu Tuncay Özkan´da bulunuyor.

8 yılda 139 kişi seminer verdi

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nin talebi üzerine İnönü Üniversitesi Rektörlüğü, eski rektör Hilmioğlu´nun görevde olduğu 2000-2008 yılları arasında üniversitede kimlerin konferans verdiğinin listesini gönderdi. Rektör Prof. Dr. Cemil Çelik imzalı cevabi yazıda, 8 yıl içine konferansa çağrılan 139 isim arasında Çetin Doğan, Sabih Kanadoğlu, Tuncay Özkan, Kemal Alemdaroğlu´nun yanı sıra KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ergenekon sanıkları Mustafa Balbay, Ferit İlsever, Erol Mütercimler, emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur, ilahiyatçı Şahin Filiz, gazeteci Hulki Cevizoğlu, gibi birçok kişinin adı yer aldı. Malatya´da seminerlere Ergenekon davası sanıkları Ferit İlsever´in 17. Kasım 2006´da ve 10 Aralık 2004´te iki kez, Türkan Saylan´ın 10 Aralık 2004 ve 16 Mart 2005´te iki kez katıldığı bildirildi. 11.04.2005´teki konferansta Balyoz davasının bir numaralı sanığı Çetin Doğan´ın ve Şener Eruygur´un da konuşma yaptığı kaydedildi. Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, Ergenekon sanıkları Kemal Alemdaroğlu ile Ferit İlsever de 10 Aralık 2004´teki konferansta bir araya gelerek konuşma yaptıkları belirtildi.

Tolon´dan katliam günü konferans

Sabih Kanadoğlu´nun da 28.07.2006´da konuşmacı olarak üniversiteye davet edildiği görülürken, Hurşit Tolon´un da Zirve Yayınevi katliamının olduğu 18.04.2007´de konferansa konuşmacı olarak katıldığı belirtildi. Mahkemenin, seminerlerde katliama zemin hazırlayacak bir konuşma yapılıp yapılmadığını da mercek altına aldığı öğrenildi. ( Star)

(16 Mayıs 2011, 11:41)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Flaş!!! Zirve soruşturmasında 6 ilde arama

Flaş!!! Ergenekon´da ´Zirve´ operasyonu

Zirve´yi başlatan papazdan şok itiraflar

Tanık: Malatya ve Dink ´Kafes´ işi

Flaş!!! Dink davası tanığından yeni şok ifadeler

Malatya Zirve Katliamı ve Ergenekon bağlantısı manşetlerimiz

Zirve Yayınevi Katliamı ile Kafes davaları birleşebilir

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3299    yazdır/print


 

Şahin: Pişmanım, Hakim: O geçti artık

Ergenekon davası sanığı İbrahim Şahin, emekli olmasının ardından edindiği istihbarat bilgilerini neden sanıklardan Fatma Cengiz vasıtasıyla gerekli makamlara bildirdiği şeklindeki soruya, ´Kendini moderatör olarak tanıtmıştı. Beni askerlerle görüştürdüğünü iddia ediyordu. Demek ki yalanmış, kandırılmışım´ diye cevap verdi. İbrahim Şahin, Başkan Şengün´ün art arda gelen soruları üzerine, ´Tövbeler tövbesi. Bir daha duyduğum hiçbir şeyi kimselere söylemem. Artık beni ilgilendirmiyor´ dedi. Şengün ise, ´Geçmiş olsun. Atı alan Üsküdar´ı geçti´ cevabını verdi.

Şahin: Pişmanım, Hakim: O geçti artık

Ergenekon davası sanığı İbrahim Şahin, emekli olmasının ardından edindiği istihbarat bilgilerini neden sanıklardan Fatma Cengiz vasıtasıyla gerekli makamlara bildirdiği şeklindeki soruya, ´Kendini moderatör olarak tanıtmıştı. Beni askerlerle görüştürdüğünü iddia ediyordu. Demek ki yalanmış, kandırılmışım´ diye cevap verdi. İbrahim Şahin, Başkan Şengün´ün art arda gelen soruları üzerine, ´Tövbeler tövbesi. Bir daha duyduğum hiçbir şeyi kimselere söylemem. Artık beni ilgilendirmiyor´ dedi. Şengün ise, ´Geçmiş olsun. Atı alan Üsküdar´ı geçti´ cevabını verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi´nde oluşturulan salonda görülen İkinci Ergenekon davasının bugün görülen 112. duruşmasına, gazeteciler Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay´ın da aralarında bulunduğu tutuklu 18 sanık katıldı.Tutuklu sanıklardan eski Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, emekli tuğgeneral Levent Ersöz, Ersin Gönenci, Levent Göktaş, Hasan Ataman Yıldırım ve Mustafa Dönmez ise duruşmaya gelmedi. Duruşmada, bu davada tutuksuz yargılanan ancak Odatv´ye yönelik yapılan aramaların ardından ´Ergenekon´ soruşturması kapsamında tutuklanan Yalçın Küçük ile ´Balyoz Planı´ davasının tutuklu sanıkları Mustafa Koç ve Cengiz Köylü de hazır bulundu.

Eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, salondaki kürsüye alınarak, daha önce alınan savcılık ifadesinin okunmasına devam edildi. Şahin´in 107 sayfadan oluşan savcılık ifadesinin okunmasına geçen salı günü başlanmıştı. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün´ün, ifadesinde geçen Matit Sansaryan´ı sorduğu Şahin, bu kadının Erzincan-Tunceli bölgesinde terör örgütü PKK elemanlarıyla irtibatı olduğunu duyunca bu bilgiyi MİT´e ilettiğini söyledi. ´Asena´ olarak hitap ettiği tutuklu sanıklardan Fatma Cengiz´in aracılığıyla bu bilgiyi Bekir Kalyoncu paşaya da bildirdiğini ifade eden Şahin, 10 yıldır aşiret liderlerinin kendisiyle ilişkisini kesmediğini, hastanedeyken bile aşiretlerin kendisini arayarak bilgi verdiklerini, bir binbaşının vurulacağı bilgisi üzerine de bunu MİT´e ilettiğini kaydetti. Kendisine gelen birçok bilgiyi MİT´e ve askeriyeye bildirdiğini anlatması üzerine Başkan Şengün´ün, ´Paşaları sana bağlayan Fatma Cengiz mi?´ sorusunu ´Evet´ diye yanıtlayan Şahin, Şengün´ün ´Paşalarla aracısız konuşmuyor musun?´ sorusuna da ´Bana ´askeriyede moderatörüm´ demişti. Onun aracılığıyla bildiriyordum´ yanıtını verdi.

Köksal Şengün´ün, ´2008 yılında göreviniz neydi, ne iş yapıyordunuz, emekli miydiniz?´ soruları üzerine hiçbir yerde çalışmadığını, sadece kitap yazdığını ifade eden Şahin, Şengün´ün ´Çalışmadan, bu kadar telefon görüşmeleri... Bu kadar iş size mi düştü?´ demesi üzerine de ´Tövbeler tövbesi, bundan sonra hiç kimseye söylemem´ dedi. Şengün´ün ´Geçti artık. Atı alan Üsküdar´ı geçti´ sözleri üzerine Şahin, ´PKK ile ilgili her şeyi devlete bildirmem gerekiyordu. Bana bildirilen her şeyi MİT´e bildirdim. Fatma Cengiz aracılığıyla da askeriyeye bildiriyordum. Demek ki beni kandırmışlar. Bundan sonra vallahi de billahi de bildirmem´ diye konuştu.( Zaman)

Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, tutuklu sanık İbrahim Şahin´in soruşturma aşamasında savcılıkta verdiği ifadesinin okunması ile duruşmaya başladı. Şengün, sanık Şahin´in 105 sayfalık ifadesinin 62. sayfasında geçen bölümleri okudu. Savcılıkta kendisine sorulan sorulara yetersiz cevap verdiği ve hiç cevap vermediğini belirten Şengün, benzeri her konuda, Bunu açıklar mısınız? diye sordu. Şahin ise genelde, Ben bunları hatırlamıyorum., Bunlar bana sorulmadı. ya da Ben genel olarak söylüyorum. cevaplarını verdi.

Sanıklardan Fatma Cengiz ile yaptığı görüşmeleri peşi sıra okunan İbrahim Şahin, edindiği istihbari bilgileri MİT askeri yetkililer ya da Genelkurmay´a bildirdiğini, bu konuda bağlantıyı Fatma Cengiz üzerinden yaptığını söyledi. Fatma Cengiz´in duruşma salonundan ihtiyaç için nezarethanelerin bulunduğu tarafa geçmesinden 5 dakika kadar sonra Başkan Şengün, Fatma Cengiz´i çağırın gelsin. talimatı verdi. Bir dakikadan az bekleyen Şengün´ün, sanık Cengiz´in salona gelmesinden sonra kendisine soru sormaması, Şahin´e soru yöneltmesi dikkat çekti. Başkan Şengün´ün bu davranışı, sanık Fatma Cengiz ile ilgili bölümler geçtiği için, duruşma salonunda bulunarak bu diyalogları dinlemesini istediği şeklinde yorumlandı.

´Kan kardeşine güvenmiyor Fatma Cengiz´e güveniyorsun´

Köksal Şengün, sanık İbrahim Şahin ile kaldığı diyaloğa, Siz komutanlardan kimseyi tanımıyor muydunuz da önce Fatma Cengiz ile görüşüyor, ardından onun vasıtasıyla komutanlarla görüşüyordunuz? şeklindeki soru ile devam etti. Şahin bu soruya, Beni askerlerle görüştürdüğünü iddia ediyordu. Demek ki yalanmış. Kandırılmışım. şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Başkan Şengün, Enver Topuz Paşa ile kan kardeşi olduğunuzu söylüyorsunuz. Neden bu terör ya da PKK konularındaki istihbaratları onun vasıtasıyla komutanlara iletmiyordunuz? diye sorunca Şahin, Bilmiyorum. Enver´e söylemedim. diye cevap verdi. Başkan Şengün´ün, Kan kardeşine güvenmiyorsun da Fatma Cengiz´e nasıl güvenebiliyorsun? sorusuna ise Şahin, Bilmiyorum. demekle yetindi.

Ardahan´da bir çoban ile alakalı yaptığı telefon konuşmaları hatırlatılan Şahin, Bu kişinin PKK´nın silah deposunu bildiğini öğrendik. Bunu da gereken makamlara bildirdik. dedi. Yaptığı görüşmelerde Serpil olarak bilinen Matit Sansaryan isimli bir kadından bahsedildiğini belirten Başkan Şengün, Bu kadının adını PKK´lılara söylediğinizde geri çekileceklerini söylüyorsunuz. Kimdir bu kadın? Nasıl bir kişidir ki ismi söylendiğinde PKK´lılar geri çekilebiliyorlar? diye sordu. İbrahim Şahin ise bu kadının PKK´ya yardım ettiği şeklinde istihbarat aldıklarını ve bu bilgiyi de yine Fatma Cengiz vasıtası ile askeri ve Genelkurmay yetkilisi olarak Metin Gürak paşaya bildirdiklerini söyledi. Şahin, MİT´e verdiği bilgiyi de Kartal isimli arkadaşı aracılığı ile ilettiğini söyledi.

İbrahim Şahin´in bu açıklamalarının ardından Başkan Şengün, 2008 yılında ne iş yapıyordunuz? Resmi bir göreviniz var mıydı? Yoksa emekli miydiniz? diye sordu. Şahin, hiçbir şey yapmadığını, sadece kitap yazdığını söyledi. Başkan Şengün´ün, yaptığı konuşmalarla ilgili sorularına Şahin, bazı istihbari bilgileri toplayıp MİT ve Genelkurmay ile askeri yetkililere ilettiklerini söyledi. Başkan Şengün´ün, bu bilgileri neden Fatma Cengiz gibi biri üzerinden ilettiğini sorması üzerine Şahin, Tövbeler tövbesi. Bundan sonra kim bana ne derse desin kimseye birşey söylemem. cevabını verdi. Başkan Şengün, bu soruya karşılığı ise O geçti artık. Atı alan Üsküdar´ı geçti. şeklinde oldu.

Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde yıllarca müdürlük yapan, en son Özel Harekat Dairesi Başkan vekilliğinden sonra emekli olan İbrahim Şahin´in, Başkan Şengün´ün sorduğu bazı sorulara geçiştirici cevaplar verdiği gözlendi. Şahin´in, bazen de soruyu hiç dinlememiş gibi alakasız cevaplar vererek farklı konularda açıklamalar yapması dikkat çekti. ( Cihan)

Gölbaşı´daki mühimmata yalanlama

İkinci ´Ergenekon´ davasının tutuklu sanığı eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Gölbaşı´da bulunan mühimmat konusunda ´Ben böyle bir şey gömmedim´ dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, savcılık ifadesinin okunmasına devam edilen Şahin, bazı telefon görüşmelerinde geçen Kıbrıs konusuna açıklık getirdi. Şahin, oğlunun şehirlerin altyapısına ilişkin çalıştığını ve Kıbrıs´taki belediye başkanıyla da ticari ilişkiler nedeniyle görüştüğünü ancak yapılan ihaleyi alamadıklarını anlattı. ´Babasını çok seviyorum da oğluyla tanışmadım. Oğluna çok selam söyle´ şeklindeki konuşmada geçen babanın Rauf Denktaş, oğlunun ise Serdar Denktaş olduğunu belirten Şahin, bu kişileri sevdiğini ancak tanışmadığını ileri sürdü. Kıbrıs ile ilgili ihale konusunun bu dosyada olmasına tepki gösteren Şahin, ´Ben çeteci miyim? PKK´cıysam ne işi var oğlumun ticari ilişkilerinin burada? Bu ihaleye giremedik, olmadı. Ben sadece oğlumu yönlendirdim. ´Alabiliyorsan bu ihaleyi al´ dedim. Oğlum belediye başkanıyla görüştü, ´Olmuyor baba alamıyoruz´ dedi. Neden bunlar? Ben vatan haini miyim? Bir kuruş almadık bu ihaleden. Neden biz para kazanamaz mıyız? Ölelim mi?´ diye bağırdı. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün de, ´Eziyeti kendine yapıyorsun. Bağırarak neyi çözeceksin?´ deyince Şahin, ´Bunların benimle alakası yok´ dedi. Şengün ise ´Var ki dosyaya koymuşlar´ diye cevap verdi. Şengün´ün, telefon konuşmaları ve mesajlara ilişkin savcılık ifadesindeki soruları ve verdiği cevapları hatırlattığı Şahin, ´Korkut Eken hocam. Böyle ucuz işlere girecek adam değil. Niye gitsin Kayseri´de rüşvet alsın. Anlamadım´ diye konuştu.

Kazadan sonra ruhsatları unutuldu

Kadıköy´deki evinde yapılan aramada ele geçirilen silahlarla ilgili de Şahin, kaza geçirdikten sonraki 4-5 yılının kendisi için ölü bir dönem olduğunu, silahların ruhsatlarını yenilemek için Emniyet Genel Müdürlüğüne müracaat ettiğini ancak yenilenmediğini anlattı. Silahların ruhsatlarının 2000 yılından sonra yenilenmeden kaldığını ifade eden Şahin, 7-8 tane silahı olduğunu söyledi. Başkan Şengün´ün ´2´si ruhsatsız, 6´sı ruhsatlı 8 silahın var´ sözleri üzerine Şahin, ruhsatların sonradan verildiğini, bir silahın ise 20 yıldan beri kendisinde olduğunu, hangi aşiret reisinin verdiğini hatırlamadığını, bu silahını unuttuğunu bildirdi. Hayatını dağlarda geçiren biri olduğu için kendisinde bıçak olmasının doğal olduğunu ifade eden Şahin, Ankara´daki evinde bulunan Glock marka silahın da ruhsatsız olduğunu söyledi. İfadesinde sorulan ´Gölbaşı´daki mühimmatı kimin gömdüğünü açıklayınız´ sorusuna ´Silahları kabul etmiyorum´ diyen Şahin, ´Ben böyle bir şey gömmedim. Böyle bir suikast (Alevi ve Ermeni cemaati liderlerine yönelik) belgesi yok. Zaten parmak izlerim de yok´ şeklinde konuştu. ( AA)

İbrahim Şahin: Susurluk kaza değil suikastti

İbrahim Şahin, çapraz sorgusunda Susurluk kazasıyla ilgili bomba bir iddiayı gündeme getirdi. İkinci ´Ergenekon´ davasının tutuklu sanığı eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, çapraz sorgusunda Susurluk kazasının suikast olduğunu iddia etti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmada nöbetçi mahkeme tarafından alınan ifadesinin okunması işleminin tamamlanmasının ardından Şahin´in çapraz sorgusuna geçildi. Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Şahin´e, ´Çok şey biliyorsun, anlatmak istemiyorsun burada. Başka anlatmak istediğin bir şey var mı?´ diye sordu. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in de ´bazı şeyleri hatırladığını, bazılarını da unuttuğunu söylediğini´ belirtmesi üzerine Şahin, ´Ben sadece Susurluk konusunda konuşurum. Onlarla yatar, onlarla kalkarım. Bu konuyla ilgili mahkeme aşamasında verdiğim ifadeleri inceliyorum. Hatırladıklarım bunlardır´ dedi.

Pekgüzel, Şahin´in ´Herkes konuştu ama hep yalan söylediler´ dediğini anımsatarak, Susurluk konusunda bir bilgiye sahip olup olmadığını sordu. Şahin´in ´Susurluk´un kesinlikle bir kaza değil, suikast olduğunu´ belirtmesi üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, bunu ispatlayacak bilgisi olup olmadığını sordu. Şahin, cezaevinde bulunduğu için bunu ispatlayacak durumda olmadığını söyledi. Şengün´ün ´Nereden biliyorsun kaza olmadığını?´ sorusuna ise Şahin, ´notlarda yazılanlara göre kaza olmadığı yönünde bilgisinin oluştuğu´yanıtını verdi. Bu notları hatırlamadığını, notlarının dışarıda olduğunu ifade eden Şahin´e Pekgüzel, ´Arkadan gelen araç mı vardı, kamyonu ayarlamışlar mıydı?´ sorularını yöneltti. Şahin, polislerden dinlediklerini anlattığını belirtti, Şengün´ün ´Senden doğru olarak bildiklerini anlatmanı istiyoruz´ sözlerine ´Ben bilmiyorum. Elimde kesin bilgi yok´ karşılığını verdi. Pekgüzel´in 1980 öncesi Abdullah Çatlı ile görüşüp görüşmediğini sorduğu Şahin, Özel Harekat Dairesi Başkanvekilliğini yaparken Çatlı ile ´Mehmet Özbay´ kimliğiyle ve sivil bir kişi olarak tanıştırıldığını söyledi. Tanıştıran kişinin bir devlet görevlisi olduğunu ve bu olayın 1994 veya 1995 yılında meydana geldiğini anlatan Şahin, 1996´da ise Çatlı´yı hiç görmediğini söyledi. Çatlı ile Susurluk davasında yargılanan polis memuru Ziya Bandırmalıoğlu´nun oğlunun sünnet düğününden sonra hiç görüşmediğini bildiren Şahin, ´Birinin öldürülmesiyle ilgili yargılanmışlar. Ben o yargılamada var mıyım? Gonca Us ile ilgili yargılanmadım. Dilek Örnek´i tanımıyorum. Ben yargılanmadım. Maalesef Susurluk kazasından sonraki davada gerekçe olarak önüme konuldu´ diye konuştu.

Şahin: Abdullah Öcalan´ı öldürmek için İsrail´e gittim

Savcı Pekgüzel´in ´Levent Göktaş´ı tanıyor musunuz? Birlikte İsrail yolculuğunuz olmuş´ sözlerine Şahin, Göktaş ile dava nedeniyle duruşmada tanıştığını, 2-3 defa görevli olarak İsrail´e gittiğini ancak Göktaş ile gitmediğini söyledi. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel´in ´Devlet sırrı değilse göreviniz neydi?´ sorusuna İbrahim Şahin, ´Abdullah Öcalan´ı öldürmek´ yanıtını verdi. Özel Harekat Daire Başkanvekilliği görevindeyken 1 günlüğüne İsrail´e gittiğini ifade eden Şahin, ´Abdullah Öcalan ile ilgili bilgi istendi. Mehmet Ağar çok iyi biliyordur. Öcalan´ın kaldığı yerlerle ilgili bilgi iletildi. Mehmet Ağar ve Emniyet Genel Müdür Yardımcısı görüştü. Korkut Eken ve beni toplantıya almadılar´ dedi. Pekgüzel´in ´Ne konuşuldu? Silah mı alındı?´ sorusuna Şahin, ´Bilmiyorum. Ağar bunlarla ilgili yargılanıyor zaten´ yanıtını verdi. ´Silahlar nerede? Özel harekat timlerine mi dağıtıldı?´ sorusunu ise Şahin, ´Bilemiyorum. Uzi, tüfek, mermiler var. Bizim dışımızda olan şeyler. Onlar Emniyet Genel Müdürlüğüne teslim ediliyor. Onlar da bize teslim ediyor´ diye yanıtladı. Pekgüzel´in, Tarık Ümit´in öldürülmesinden sonra Mehmet Eymür´ün kendisiyle görüştüğü iddialarını hatırlatması üzerine de Şahin, ´Bunların benimle alakası yok. Tarık Ümit benimle devamlı görüşürdü. Kaybolması, öldürülmesinden bilgim yok. Eymür çağırdı beni. Soruldu. O zaman da söyledim bilmediğimi. Ne gariptir hep ben suçlanıyorum´ diye konuştu.

Ayhan Çarkın´ın iddiaları

Pekgüzel´in ´Ayhan Çarkın´ı tanıyor musun?´ sorusunu ´Şu geçen konuşan geveze´ diye yanıtlayan Şahin, 1995 yılında Çarkın´ın 1 yıl kendisiyle çalışıp ayrıldığını belirterek, ´Onların iddiaları da yalan. Bir insanı tayin etme gücüm, yetkim yok. Tayinleri Emniyet Genel Müdürlüğü yapıyor. Mehmet Ağar, Mehmet Eymür, Susurluk´ta yargılanan polisler, 10 yıldır hiçbiriyle görüşmem´ dedi. Pekgüzel´in ´Ayhan Akça´yı tanıyor musunuz?´ sorusuna da Şahin, ´Benim polisimdi. Siirt´te yanımdaydı. Tokatlı hemşehrimdir. Daire Başkanlığında şoförümdü. Kızla ilgili yargılanmış, cezasını almış´ yanıtın verdi. Mahkeme Heyeti Başkan Şengün, Şahin´in çapraz sorgusuna ara vererek, duruşmayı yarına erteledi. ( AA)

Genelkurmay Tekin´in karizmasını çizdi: Takdirname verilmedi!

Ergenekon davasındaki savunmasını askerlik döneminde aldığı takdirnamelere dayandıran Muzaffer Tekin´e Genelkurmay´dan “Kayıtlarda takdirname yok” cevabı geldi. Savunmasını ´aldığı iki takdirname´ üzerine kuran Ergenekon´un tutuklu sanığı Muzaffer Tekin hakkında, mahkemenin beklediği cevap Genelkurmay Başkanlığı´ndan geldi. Genelkurmay, Tekin´in “disiplinsizlik” nedeniyle TSK´dan ilişiğinin kesildiğini belirterek, kayıtlarında kendisine verilmiş takdirname olmadığını bildirdi. Ergenekon terör örgütü iddiasıyla devam eden davanın tutuklu sanıklarından olan ve örgüt yöneticisi iddiasıyla yargılanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin takdirname şoku yaşadı. Soruşturmayı yürüten savcılar, iki takdirnamenin gerçek olup olmadığını Genelkurmay´a sormuştu. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı´nın 2.6.2008 tarihli yazısında “Takdirnameler TSK´ya ait değildir” ifadesinin yer aldığı belirtilmişti. Ancak Muzaffer Tekin, iddianamedeki bu bölümün gerçeği yansıtmadığını öne sürerek mahkemeden takdirnamelerle ilgili araştırma yapılmasını istemişti. Bunun üzerine davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu takdirnameleri Genelkurmay´a göndererek bunların gerçek olup olmadığını sordu.

İmzalar da gerçek değil

Genelkurmay´dan mahkemeye ulaşan 2011 tarihli “GİZLİ” ibareli yazıda Muzaffer Tekin´in “diziplinsizlik” nedeniyle TSK ile ilişiğinin kesildiği ifade edilerek, takdirnamelerin de kayıtlarda yer almadığı belirtildi. Tekin´deki takdirnamede adı bulunan Abdullah Başkan adlı TSK personeli hakkında da “Üsteğmen rütbesindeyken 1979 yılında hakkında verilen mahkumiyet kararı neticesinde TSK´dan ilişiğinin kesildiği” de yazıda yer aldı. Yine takdirnamelerin altında imzası olduğu iddia edilen emekli Tuğgeneral Mahir Kök hakkında ise şöyle denildi: “1972-2004 yılları arasında K.K.K.lığında görev yaparak Tuğgeneral rütbesiyle 2004 yılında kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrıldığı anlaşılmıştır.”

Mahir Kök albayken Tekin emekli olmuştu

“Belirtilen her üç personelin dosyalarında ya da diğer kayıtlarda, takdirnamelere ait dosya nüshalarına veya herhangi bir belgeye rastlanmamıştır. Dolayısıyla anılan belgeler K.K.K.lığı kayıtlarında bulunmamaktadır” denilen yazıda, personellerin ayrı dönemlerde çalıştığına vurgu yapıldı. Yazıda, şöyle denildi: “E.Tuğg. Mahir Kök, 121. Taktik Komando Alay Komutanı olarak Albay rütbesiyle 1996-1998 yılları arasında görev yapmıştır. Takdirnamede adı geçen şahıslar ise bu tarihlerde TSK personeli olmadığından Kur.Alb. Mahir Kök´ün maiyetinde bulunmayan bu kişilere takdirname verme yetkisi bulunmamaktadır.” ( Star)

Kozinoğlu, özel tim kursunda öğretmenlik yapıyordu

05 Nisan 2011 - Ergenekon davasının tutuklu sanığı İbrahim Şahin, savunmasında kendisinin kurduğunu söylediği özel timle ilgili bilgiler verdi. Şahin, Özel timde üniversite mezunu 11 kişiydik. Sayımızın artırılmasını talep ettik ve 1985-1986 yıllarında 50-60 kişiye ulaştık. Aramıza yeni katılanlar için Ankara´da yeni bir kurs verildi. Korkut Eken ile bir kez de orada karşılaştım. Aynı dönem Kaşif Kozinoğlu da kursta öğretmenlik yapıyordu. dedi.İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen ikinci Ergenekon davasının 113. duruşmasına Mehmet Haberal, Fatih Hilmioğlu, Levent Ersöz, Mustafa Levent Göktaş, Oğuz Bulut ve İbrahim Özcan katılmadı. Tuncay Özkan, Mustafa Balbay ve İbrahim Şahin´in de aralarında bulunduğu 19 tutuklu sanık ise duruşmada hazır bulundu.

Çapraz sorgusu dünkü oturumda yarıda kalan tutuklu sanık İbrahim Şahin, Soruları duyamıyorum ve yanlış cevap veriyorum. diyerek bundan sonra kendisine sorulacak sorulara avukatının cevap vereceğini söyledi. Ancak Şahin, çapraz sorgusu sırasında kendisine yöneltilen sorular karşısında da sessiz kalmadı.

Soruşturma kapsamında yapılan kazılarda ele geçirilen mühimmatlarla ilgili olarak suçlanan tutuklu sanık Mustafa Dönmez, sanık İbrahim Şahin´e evinde bulunan krokilere dayanılarak bazı kazılar yapıldığını hatırlattı. Dönmez, ardından da bu kazılarda ele geçirilen mühimmatlardan sis bombası kabının kaybolduğunu, farklı kazılarda ele geçirilen mühimmatların da birbirleriyle büyük benzerlikler gösterildiğini savandu. Dönmez, sanık Şahin´e, Bu mühimmatlarla ilgili bir inceleme yaptırdınız mı? diye sordu. Mühimmatlara ilişkin krokide el ve parmak izinin bulunmadığını ileri süren Şahin, bu konu ile ilgili bir inceleme yaptırmadığını söyledi.

Savunma ve savcılık ifadelerinin okunduğu sırada Susurluk kazası ile ilgili bilgiye sahip olduğunu, hatta yazdığı kitapta bu konuları da anlattığını belirten sanık İbrahim Şahin, beklenildiği gibi çapraz sorgusunda da Susurluk kazasını ilgilendiren çok sayıda soruyla karşılaştı. Ancak Şahin´in, Susurluk´la alakalı bu sorulara yeni ya da önemli sayılabilecek bilgiler vermek yerine daha önceki söylediklerini tekrar etmekle yetinmesi dikkat çekti. Şahin´in, terör konusunda aldığı istihbarat bilgilerini askeri yetkililere bildirmesi konusunda kendisine aracılık yaptığı ileri sürülen Fatma Cengiz´in, dünkü oturumda devamlı el kaldırmasına rağmen bugün sadece iki soru sorduğu gözlendi. Oysa Mahkeme Başkanı Şengün tarafından duruşmayı dikkatle dinlemesi istenilen sanık Cengiz, dünkü oturumda sık sık söz almak ve açıklama yapmak için el kaldırmıştı. Cengiz´in, soruları sırasında sanık İbrahim Şahin´e İbrahim ağabey, İbrahim bey ve Başkan diye hitap ettiği görüldü.

Sanık Cengiz´in, İbrahim ağabey, Fahri Kepek ile seni yüz yüze tanıştırdım mı? şeklindeki sorusuna Şahin, Hayır cevabını verdi. Daha sonra da Sanık Oğuzhan Sarıoğlu, Matild Sansaryan ismini başkana ben söyledim. Tunceli´den Erzincan´a PKK ile irtibatı var diye duydum ve bildirdim. şeklinde bir açıklama yaptı.

´KORKUT EKEN, ÖZEL HAREKAT KURSUNDA ÖĞRETMENDİ´

Sanıkların ardından çapraz sorguya devam eden üye hakim Hasan Hüseyin Özese´nin sorularının büyük bir bölümünün Susurluk kazasında ismi geçen kişilerle ilgili olduğu gözlendi. Özese, Dün, özel harekatı sizin kurduğunuzu söylediniz. Bu süreci anlatır mısınız? diye sordu. Şahin, Ben kurdum derken, ilk kurulmasında ben kurucu görev aldım. 1983 yılında Ekmekçiyan ve adamları Esenboğa Havalimanı´nı bastı. Birkaç ay sonra Mayıs ayında da özel timin kurulmasına karar verildi. dedi. Özel timin Asala´nın Türkiye´deki eylemleri karşısında kurulduğunu söyleyen Şahin, 1983 yılında İstanbul Tuzla´da kurs gördüğünü ifade etti. Kurs süresinin en fazla 4 ay kadar sürdüğünü belirten Şahin, kendisine sorulan sorular karşısında bu kurs sırasında Korkut Eken´in de hocaları arasında bulunduğunu söyledi. Bu süreçten sonra devamlı özel kurslar nedeni ile yurt dışına çıkmak zorunda kaldığını belirten Şahin, Korkut Eken ile bir diyalogları olmadığını savundu. Eken´i en son Susurluk davasında gördüğünü belirten Şahin, Özel timde üniversite mezunu 11 kişiydik. Sayımızın artırılmasını talep ettik ve 1985-1986 yıllarında 50-60 kişiye ulaştık. Aramıza yeni katılanlar için Ankara´da yeni bir kurs verildi. Korkut Eken ile bir kez de orada karşılaştım. O kursun idari işlerinden sorumluydu ben de eğitim ve öğretimden sorumluydum. dedi. Aynı dönem Kaşif Kozinoğlu´nun da kursta öğretmenlik yaptığını ifade eden Şahin, Kozinoğlu ve Eken ile daha sonra Güneydoğu Anadolu´da da karşılaştıklarını söyledi. Şahin, Ancak onların operasyonları ile bizimkiler farklıydı. dedi.

Şahin, hangi illerde görev yaptığının sorulması üzerine Sinop Boyabat, Ankara, Nevşehir, Bitlis, Isparta, İstanbul ve Siirt´te çalıştım. dedi. Şırnak´ta çalışıp çalışmadığı sorulan Şahin, o dönem Siirt´in Şırnak´a bağlı bir kasaba olduğunu belirterek, kendi görev alanları içerisinde olduğunu söyledi. Şahin, Siirt´te 1987-88 ve 90´lı yıllarda çalıştığını söyledi.

´SUSURLUK´A NASIL KARIŞTIĞIMI ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM´

Sanıklardan Levent Ersöz ve Mustafa Dönmez´e ilişkin sorulara Tanımıyorum. diye cevap veren Şahin, Susurluk´a neden karıştırıldığı şeklindeki soruya da, Ben de onu anlamaya çalışıyorum. karşılığını verdi. Hakim Özese´nin, Ayhan Çarkın ile tanışıklığınız nedir? şeklindeki sorusuna ise Şahin, 1990´da Diyarbakır´da çalıştığını duydum. Onun Güneydoğu bilgisi Diyarbakır ile sınırlıdır. dedi. Çarkın ve arkadaşlarının özel timci değil terör polisi olduğunu belirten Şahin, Kadıköy´de bir MİT otobüsü taranmış ve üç MİT´çi ölmüştü. Tespit edilen 5 hücre evine yönelik bir operasyon yapılmıştı. Ben ilk evden sorumluydum. Onlar da 5´inci evden sorumluydu. Ben kendi sorumlu olduğum eve girdim. Operasyonda hafif yaralandım. Onlar da 5´.eve gireceklerdi ama beceremediler. Bana, sen oraya da gir dediler. O hücre evine de ben girdim. Orada da yaralandım. diye konuştu. Çarkın´ı daha sonra Ankara´ya time aldığını ifade eden Şahin, burada uyum sağlayamadığını belirterek tekrar eski görev yerine gönderdiğini anlattı.

Susurluk kazasında ölen Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ ile de özel timde birlikte çalıştıklarını söyleyen Şahin, Rütbe aldığı için de tayin edilerek bizden ayrıldı ve normal kadroya geçti. İlişkimiz görev icabı olan bir ilişkiydi. şeklinde konuştu. Yine aynı kazada ölen Abdullah Çatlı´yı Mehmet Özbay ismi ile tanıdığını iddia eden Şahin, İş adamı olan bazı tanıdıklarım vasıtası ile tanıştık. Kendisinin de iş adamı olduğunu biliyordum. En fazla 6-7 defa görüşmüşlüğümüz vardır. Zaten ölümünden 1,5 - 2 yıl kadar önce de ilişkimiz tamamen kesilmişti. Kayıtlardan anlaşılacaktır. ifadesini kullandı.

Adı Susurluk olayına karışan Mehmet Ağar´ı da İstanbul´da tanıdığını söyleyen Şahin, George Bush ziyareti için Ankara´dan İstanbul´a güvenlik önlemi ve koruma nedeniyle görevlendirildik. Bu olaydan sonra da İstanbul´dan Ankara´ya geri gönderilmedik ve asaleten tayinimiz İstanbul´a yapıldı. diye konuştu.

Susurluk kazası sırasında Çatlı ve Kocadağ ile aynı araçta bulunan ve kazayı yaralanarak atlatan Sedat Edip Bucak´ı da Urfa´dan tanıdığını söyleyen Şahin, Güneydoğu´da 10-15 tane devlet yanlısı aşiret olduğunu ifade etti. Şahin, Siyasetçilerimiz yanlış yapıyorlardı. Gidip görüşüp hemen geri dönüyorlardı. Ben bir aşiret reisini ziyaretim sırasında iki gün kaldım. Bana kaleşnikof silah hediye etmek istediler ama ben taşıması kolay olmaz diye kabul etmedim. Soruşturma sırasında evimde bulunan bir ruhsatsız tabanca da oradan hediye edilen tabancadır. dedi.

Susurluk kazasının oluşumu hakkında kısa bir hatırlatma yapan, kazanın İzmir dönüşünde meydana geldiğini anlatan hakim Özese, Kaza öncesinde Kocadağ, Bucak ya da Çatlı ile görüştünüz mü? diye sordu. Ancak Şahin, o dönem bütün işlerinin Elazığ ile diğer tarafındaki kırsal alanda olduğunu, özel timin asker ilişkilerini Ankara´dan giderek sağladıklarını belirterek kimse ile görüşmeye fırsatları olmadığını savundu. Susurluk´ta yargılanan kişileri dava sonrasında hiç görmediğini ileri süren Şahin, Görüşmem de şeklinde konuştu.

Ömer Lütfi Topal cinayeti ile ilgili bir bilgisi olup olmadığı sorulan Şahin, Topal cinayetine adı karışan bazı özel harekat polisinin İstanbul´da ifadeleri alınmış ve bir ilişkileri olmadığı görülmüştü. Genel Müdür Mehmet Ağar, ´Bir de Özel tim olarak siz alıp bakın.´ dedi. Ankara´ya gelip teslim aldık. Bize de aynı şeyleri söylediler. Sonrasında da bu kişileri bıraktık. dedi.

Ömer Lütfi Topal cinayeti davası sanıklarından Ziya Bandırmalıoğlu´nun yanında çalışan polis memuru olduğunu belirten Şahin, İbrahim Çingi ve İbrahim Genç´i de basından tanıdığını söyledi. Ergenekon ana davası sanıklarından Veli Küçük´ü basından tanıdığını öne süren Şahin, Sinan Aygün ile alakalı soruya ise, Kuzey Irak´ta kurulan Kürt devletinin haritasını televizyonda açıklamıştı. Yazacağım kitapta kullanmak üzere bu haritayı kendisinden istemek için bir kez telefonla görüşmem oldu. Onun haricinde kendisini tanımam. diye konuştu.

Sanıklardan Fatma Cengiz´i şehit polis memurları için Kayseri´ye gittiğinde tanıdığını belirten Şahin, Polisleri şehit etmişlerdi, kesmişlerdi. Beni Kayseri´de karşılayanlar arasında o da vardı. Arkadaşları arasında Asena diyorlardı. Ben Fatma Cengiz olarak da Asena olarak da tanıyordum kendisini. dedi. ( Cihan)

(04 Nisan 2011), son güncel.: (05 Nisan 2011)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Hakimden Şahin´e:Hani hatırlamıyordun?

İbrahim Şahin: Susurluk´un intikamını alacağım

Hakimden Şahin´e:Hani hatırlamıyordun?

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

Mahkeme dikkatli çıkınca, Ergenekon Şahin´i kurtaramadı

İbrahim Şahin´e Adli Tıp´ta şüpheli raporlar verilmesi manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=3167    yazdır/print


 

Kıbrıs´ta Ergenekon izi örtbas edildi

KKTC Meclis Araştırma Komitesi, KKTC´de ´Ergenekon Soruşturmasıyla´ ilgili olarak somut bir bilgiye rastlamadığını açıkladı. Oysa çok sayıda somut bulgu, Kıbrıs´ın Ergenekon üssü olduğunu gösteriyordu. Ancak UBP´nin iktidara gelmesiyle Ergenekon´un Kıbrıs ayağı soruşturması birden yavaşlamıştı. KKTC´nin Rauf Denktaş´tan sonraki cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat, Ergenekon´un Kıbrıs uzantısına yönelik Ada´da yürütülen soruşturmada istenilen araştırmanın yapılamamasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu. Talat, ´Kıbrıs bu işin üssüydü. Örgütün beli kırıldı ama onların destekçileri hala iktidar. Dolayısıyla soruşturmanın ilerleyememesini normal karşılıyoruz´ ifadelerini kullanmıştı.

Kıbrıs´ta Ergenekon izi örtbas edildi

KKTC Meclis Araştırma Komitesi, KKTC´de ´Ergenekon Soruşturmasıyla´ ilgili olarak somut bir bilgiye rastlamadığını açıkladı. Oysa çok sayıda somut bulgu, Kıbrıs´ın Ergenekon üssü olduğunu gösteriyordu. Ancak UBP´nin iktidara gelmesiyle Ergenekon´un Kıbrıs ayağı soruşturması birden yavaşlamıştı. KKTC´nin Rauf Denktaş´tan sonraki cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat, Ergenekon´un Kıbrıs uzantısına yönelik Ada´da yürütülen soruşturmada istenilen araştırmanın yapılamamasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu. Talat, ´Kıbrıs bu işin üssüydü. Örgütün beli kırıldı ama onların destekçileri hala iktidar. Dolayısıyla soruşturmanın ilerleyememesini normal karşılıyoruz´ ifadelerini kullanmıştı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhuriyet Meclisi´nde, Türkiye´de Başlayan Ergenekon Soruşturmasının KKTC ile Bağını Ele Almak Maksadıyla Oluşturulan Meclis Araştırma Komitesi bugüne kadar yapılan çalışmalarda somut bilgi elde dilemediği gerekçesiyle feshedildi. Türkiye´de başlayan Ergenkon soruşturmasının Kıbrıs bağlantısını ortaya çıkarmayı amaçlayan komitenin, somut bir bilgiye rastlanmadığı gerekçesiyle oy çokluğu ile feshedildiği duyuruldu. Cihan Haber Ajansı´na açıklama yapan Komite Başkanı Ulusal Birlik Partisi Güzelyurt Milletvekili Ahmet Çaluda, Komite bugüne kadar somut bir bilgiye ulaşamadı. Elde edilen bilgiler tatmin edici olmadığı için, oy çokluğu ile komitenin feshine karar verildi. dedi.

Aydınlatma değil karartma komitesi

Bugüne kadar toplam on toplantı gerçekleştiren komite 2009 Haziran´da kurulmuştu. Komite´den yapılan açıklamaya göre konuyla alakalı bilgi edinmek için bugüne kadar, Polis Genel Müdürlüğü, Nüfus Kayıt Dairesi, Bakanlar Kurulu Sekreterliği, Başbakanlık Müsteşarlığı, Başbakanlık Denetleme Kurulu ve Başsavcılığın bilgi ve görüşlerine başvuruldu. Yapılan açıklamada, Türkiye;de Başlayan Ergenekon Soruşturmasının KKTC ile Bağını Ele Almak Maksadıyla Oluşturulan Meclis Araştırma Komitesi, varılan değerlendirme sonucunda KKTC´de ´Ergenekon Soruşturmasıyla´ ilgili olarak somut bir bilgiye rastlamamıştır. denildi. Komite toplantısına Komite Başkanı UBP Milletvekili Ahmet Çaluda ile UBP Milletvekilleri Ali Rıza Usluer ve Necdet Numan katılırken, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekilleri Sonay Adem ve Arif Albayrak´ın katılmaması dikkat çekti. Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekilleri ve Ergenekon Araştırma Komitesi üyeleri Sonay Adem ve Arif Albayrak, alından karardan habersiz olduklarını belirtti. ( Cihan)

Türkiye´deki soruşturma Kıbrıs´a sıçramıştı

Türkiye´de 2007 yılında başlayan soruşturma ilerleyen zamanlarda sınırları aştı. Ele geçirilen her belgeyle genişleyen soruşturma KKTC´ye sıçradı. Bazı Ergenekon sanıklarının Kıbrıs´la yakın ilişki içinde olması sebebiyle soruşturma KKTC´ye de sıçradı. Meclis´te Ergenekon´un Kıbrıs ayağını araştırması için komisyon kuruldu ancak sonuç alınamadı. Gerekli ilerleme bir türlü sağlanamadı. KKTC´nin Rauf Denktaş´tan sonraki cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat, soruşturmada istenilen araştırmanın yapılamamasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu. 2005´te oturduğu cumhurbaşkanlığı koltuğunu Nisan 2010´da Derviş Eroğlu´na devreden Talat, Ergenekon´un Türkiye´de olduğu kadar bir dönem Kıbrıs´ta da aktif olduğunu anlatıyor. Örgütün Kıbrıs´taki faaliyetlerini aleni bir şekilde yürüttüğünü söylüyor. Başta kendi evi olmak üzere muhalif yayınlarıyla bilinen gazetelerin bombalandığını hatırlatıyor. Talat, Güvenlikten sorumlu makamlar da bir şey yapmadı. Saldırıları gerçekleştirenlerin bir kısmı Ergenekon´la ilişkili çıktı. Kıbrıs´ta çok aktiflerdi. diye konuşuyor.

Cumhurbaşkanı değişti soruşturma durdu

Cumhurbaşkanlığı döneminde, KKTC´de başlatılan soruşturmanın ilerlemesi için Türkiye´den gerekli bilgilerin istendiğini belirten Talat, seçimlerden sonra soruşturmanın akıbeti hakkında bilgi alamadığını ifade ediyor. Talat, Kıbrıs bu işin üssüydü. Örgütün beli kırıldı ama onların destekçileri hala iktidar. Dolayısıyla soruşturmanın ilerleyememesini normal karşılıyoruz. ifadelerini kullanıyor. Ergenekon davasının tutuksuz sanığı emekli Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur´un dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş´a gönderilen gizli ibareli mektubun arşivlerden çalınmış olabileceğini belirtiyor. Söz konusu mektubun Ergenekon davasının iddianamelerinde geçtiğini ve içeriği hakkında açıklama yapılmadığını anlatıyor: Denktaş, mektubun cumhurbaşkanlığı arşivinde olduğunu, isteyenin gidip bakabileceğini söylemişti. Arşivde olabilir diye baktırdık. Ama yoktu.

Başbakan Erdoğan´a tehdit

Örgütün belli aralıklarla ortaya çıkıp, tarafı olmayanlara gözdağı verdiğini söylüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´la yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenmesini buna örnek gösteriyor: Başkanla konuşmamızı yayınlamaları örgütün ne kadar ileri gittiğini gösteriyor. Zaten o bir tehditti. Erdoğan´a yönelik bir tehditti! ´Biz her şeyi biliyoruz, takip ediyoruz´ mesajı veriliyordu.

Ergenekon Kıbrıs´ta çok güçlü

Mehmet Ali Talat, mevcut Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu´nun Kıbrıs´ta Ergenekon yoktur. sözlerini de eleştiriyor: Ergenekon´u Kıbrıs´ta bizzat yaşadık. Türkiye´de Ergenekon´da yargılanan birçok ismi Kıbrıs´ta ağırladık. Onlar Türkiye´de faaliyette bulunmuşken, bunun en kolay yapılacağı Kıbrıs´ta hiç mi bir şey yapmadılar? Adadaki yönetim ile Denktaş belgelere rağmen Ergenekon´un varlığına inanmıyor. Denktaş, ruhuyla, Ergenekon´a uygun. Kendisi de inkar etmiyor. Ergenekoncuların vatanseverler olduğunu söylüyor. Ergenekon´un bir örgüt olduğunu görmek istemiyorlar. Bunun sebebi demokrasiyi bir kamuflaj çadırı olarak görmelerinden kaynaklanıyor. Çadır yaptıklarını örtüyorsa sorun yok. Demokrasinin gereği çadırın bazı yerleri açılıyorsa, o zaman tepki gösterirler. İstemedikleri bir iktidarı devirmek onlar için her şeyi yaparlar. Zira devletin sahibi ve koruyucuları olarak kendilerini görüyorlar.

(23 Aralık 2010, 15:54)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Kıbrıs bu işin üssüydü, Ergenekon hala iktidarda

Ergenekon´un Kıbrıs uzantısı konulu manşetlerimiz

Kıbrıs Ergenekon´unun şok belgeleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2689    yazdır/print


 

Kozmik Oda soruşturması kapatılıyor, derin güç yenileniyor

´Derin devlet bitmedi. Derin devleti en çok sarsan şey kozmik odaya girilmesiydi´ diyen Doç. Dr. Emre Uslu; çok çarpıcı bilgiler içeren ´Dün Kürtler Bugün Cemaatler´ adlı kitabını yayınladı: ´İlk olarak orada savcının açıklamasına göre 20 adet dosya ayrıldı ve bunlarda suç unsuru olduğu ifade edildi. Bunlarla ilgili hukuki süreç henüz başlamadı. Belki başlar bilemiyoruz. Ya da sessizce kapatılacak. Kozmik odaya girilmesinden sonra derin devlet bütün planlarını revize etti. Hem planlar hem de planlarda kullanılan beyaz ve siyah kuvvetler yeniden yapılandırılmaya başladı. Yani derin devletin re-organize olması kararı çıktı. Hatırlar mısınız bilmem Ankara´da içi bomba dolu bir kamyon durduruldu. Neydi bu? Bu yeniden yapılanmanın bir sonucu. O bombalar Seferberlik Tetkik Kurulu´na bağlı bir kamyonda çıktı. Muhtemelen bu yeniden yapılanma içinde bir transferdi. Benzer biçimde, bu Seferberlik Tetkik Kurulu´nda görevlendirilmiş subaylar yeniden organize edildi. Özellikle asker çocuklarından seçilen yeni bir ekip kurulmaya başlandı. 2011 seçimleri, derin devlet için hayat memat meselesi. AK Parti´nin iktidardan düşürülmesi en azından bir koalisyon çıkartılması için her şey yapılacak. Son dönemde bunun işaretleri özellikle dış basında verilmeye başlandı.

Kozmik Oda soruşturması kapatılıyor, derin güç yenileniyor

´Derin devlet bitmedi. Derin devleti en çok sarsan şey kozmik odaya girilmesiydi´ diyen Doç. Dr. Emre Uslu; çok çarpıcı bilgiler içeren ´Dün Kürtler Bugün Cemaatler´ adlı kitabını yayınladı: ´İlk olarak orada savcının açıklamasına göre 20 adet dosya ayrıldı ve bunlarda suç unsuru olduğu ifade edildi. Bunlarla ilgili hukuki süreç henüz başlamadı. Belki başlar bilemiyoruz. Ya da sessizce kapatılacak. Kozmik odaya girilmesinden sonra derin devlet bütün planlarını revize etti. Hem planlar hem de planlarda kullanılan beyaz ve siyah kuvvetler yeniden yapılandırılmaya başladı. Yani derin devletin re-organize olması kararı çıktı. Hatırlar mısınız bilmem Ankara´da içi bomba dolu bir kamyon durduruldu. Neydi bu? Bu yeniden yapılanmanın bir sonucu. O bombalar Seferberlik Tetkik Kurulu´na bağlı bir kamyonda çıktı. Muhtemelen bu yeniden yapılanma içinde bir transferdi. Benzer biçimde, bu Seferberlik Tetkik Kurulu´nda görevlendirilmiş subaylar yeniden organize edildi. Özellikle asker çocuklarından seçilen yeni bir ekip kurulmaya başlandı.2011 seçimleri, derin devlet için hayat memat meselesi. AK Parti´nin iktidardan düşürülmesi en azından bir koalisyon çıkartılması için her şey yapılacak. Son dönemde bunun işaretleri özellikle dış basında verilmeye başlandı.

Türkiye çok hızlı değişiyor ve dönüşüyor. Bu değişimin ana taşıyıcısı siyaset olsa da başta akademisyenler, gazeteciler ve kritik noktalardaki bürokratlar önemli katkılar sunuyorlar. Bu inkar edilemez. Son yıllarda bir sınıf daha aktör olarak kamusal alana çıkıyor. Bunların ortak özellikleri belli bir dönem kamunun çeşitli kademelerinde görev almaları ve genç yaşta görevlerinden ayrılarak akademisyen, yazar ya da gazeteci kimlikleri ile kamusal alana çıkmalarıdır. Bu hafta Söyleşi-Yorum´da bu sınıftan bir aktör var: Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Uslu. Kendisi kısa bir süre önceye kadar Emniyet´te terörle mücadele alanında çalışan bir kamu görevlisi idi. Şimdi akademisyen ve yazar kimliği ile kamusal alanda. Geçtiğimiz günlerde ´Dün Kürtler Bugün Cemaatler´ adlı bir kitap çıkardı. Biz de kendisi ile derin devleti, derin devletin tehdit algısını, nasıl harekete geçtiğini konuştuk. Emre Uslu derin devletin harekete geçmesinde tek bir kriteri olduğunu söylüyor; pasif öteki´nin, ´aktif öteki´ haline gelmesi.

Kuvvet komutanlarının görevden alınmasının anlamı nedir? - Görevden alınmaları, Balyoz Davası ile ilgileri açısından göz önüne alındığında bir ilk. Ve önemli bir ilk. Ben bunu, önümüzdeki ay başlayacak dava öncesi, Ergenekon Davaları´nda yaşanan katakullileri önleyici bir tedbir olarak görüyorum.

Ergenekon Davası´nda hasta olarak tutukluluktan kurtulma gibi mi? - Evet, hastalanmaları, bir hakim tutukluluk kararı veriyorken, bir başkası serbest bırakıyordu. Bu davalara bakan hakimlere HSYK´dan gelen baskılar söz konusuydu. İşte bu görevden almalar bundan sonra davalarda hukuki sürecin sağlıklı işleyeceğini gösteriyor.

Ne bekliyorsunuz bu davayla ilgili olarak? - Burada bir şey olabilir, mahkeme süreci ile ilgili yeni tutuklamalar bekliyorum. Çünkü Balyoz iddianamesine baktığınızda şu anda bu davada sanık olanların serbest kalması bana normal gelmiyor. Herşey bir gecede oldu. Sihirli bir değnek dokunmuş gibi tutuklu olanlar bir anda serbest kaldı. Bu nasıl oldu bilmiyoruz gerçekten. Görevden almaları hukuksal olarak tartışmaya gerek yok. İlgili madde açık.

Ergenekon Davası sürüyor, diğer davalar da öyle. Ne olacak sonuç? -Ergenekon Davası ile ilgili konuşursak, kritik soru; Ergenekon örgütünün varlığının hukuken tespit edilip edilemeyeceğidir. Yani oradaki tutukluların durumundan öte, bu yapının mahkeme tarafından terör örgütü ya da silahlı örgüt olarak tespit edilip edilemeyeceği. Türkiye´nin geleceği ve derin devletin kaderi bu kararla belirlenecek.

Peki nedir Ergenekon? - Ergenekon, derin devletin 1999´dan sonra tehlike olarak tanımladığı, cemaatlere, özelikle Gülen cemaatine karşı mücadele için kurduğu bir yapının adıdır. Ergenekon, özellikle Gülen Cemaati´ni bürokrasiden silme operasyonuydu. Yani derin devletin bir operasyonunun adıydı. Bu operasyon 1999´da Gülen´in kasetlerinin ATV´de yayınlanmasıyla kamusal alana çıktı. Nitekim iddianamedeki dosyalara baktığınızda Ergenekon yeniden yapılanma belgelerinin 1999 tarihli olduğunu görürsünüz. Burada temel sorun şuydu: devlet 1990´larda PKK ile uğraşırken, tehlikeli gördüğü İslami yaşam tarzına sahip insanların bürokrasiye girdiğini fark etti ve 1999´da bunları temizlemek için yeniden yapılandı.

Derin devlet, ´Aktif Öteki´nden rahatsız

Devletin bu rahatsızlığı çok eski değil mi? - Hep vardı. Cumhuriyetin başından bu yana. Devletin dindarlarla birlikte, Kürtlere, azınlıklara, Alevilere karşı rahatsızlığı hep var oldu. Ve derin devlet bunlardan aktif öteki olan ile sürekli mücadele etti.

Ne demek ´aktif öteki´? - Bunun ´pasif öteki´ ile açıklayayım. Devler kültürel kimlik olarak bir çok kimlikten rahatsız. Dindarlardan, Kürtlerden, Alevilerden, azınlıklardan vs. İşte devletin potansiyel tehlike bulduğu bütün bu kimler kendi hallerinde iken devlet açısından ´pasif öteki´. Mesela Aleviler bugün sadece izleniyor, bu açıdan şimdilik ´pasif öteki´. Ama ne zamanki bu kesimler hak ve özgürlükleri için kendilerini siyaseten ifade etmeye başladılar ´aktif öteki´ oldular. Ve devlet cumhuriyet boyunca bütün aktif ötekilerle mücadele etti. 1999´dan itibaren mücadele ettiği ´aktif öteki´ cemaatler.

O zaman son kitabınızın adı da anlamlı: ´Dün Kürtler Bugün Cemaatler´... -Aynen. Kitabın üst başlığı da; ´Derin devletin tehdit haritası´. Yani derin devlet 1999´dan bu yana Ergenekon ile cemaatlerle uğraşıyor ama 1980´lerin orasından itibaren de diğer ´aktif öteki´ olan Kürtlerle mücadele ediyor.

Kürtlerle mücadeleye gelmeden önce Ergenekon´dan devam edelim. Nasıl başladı Ergenekon operasyonu? - Operasyon 1999´da televizyonlarda başladı. O dönemde MGK´ya cemaatlerle ilgili raporlar sunuldu diye manşetler atıldı. Sonra kasetler görüntüler vs oldu. Ama sonuç alınamadı. Ondan sonra düğmeye basıldı ve cemaatlere yönelik operasyon yapılmaya başlandı. Halen de devam ediyor. En son Dursun Çiçek´in hazırladığı evlere silah koyalım, bunları temizleyelim türü planlar ortaya çıktı.

Hedef cemaati silahlı örgüt olarak göstermek

Hedefi ne bu operasyonların? - Hedefteki cemaatleri terör örgütü gösterme. Nuh Mete Yüksel´in açtığı dava bunun bir örneği. Daha sonra bu süreç bürokrasi içinde işliyor, bilirkişi raporları vs. Devlet kurumlarından MİT´ten falan görüşler isteniyor. Gelen görüş şu oluyor: Gülen cemaati terör örgütü değildir, bunların silahla, şiddetle işi yoktur deniyor. Kısaca 1999´da başlayan süreç başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bunda AK Parti´nin 2002´de tek başına iktidar olmasının rolü de var.

Nasıl? -AK Parti´nin beklenmeyen ve istenilmeyen şekilde iktidara gelmesi 1999´da başlayan operasyonların önünü kesti. Bu yüzden 2003-2004 yıllarında AK Parti´ye yönelik darbe planları yapıldı. Önce AK Parti´yi indirelim sonra cemaatin önünü keseriz dendi. Ama olmadı. Şu anda yargılanan Ergenekon ama esas yargılanan derin devletin bir operasyonu.

Sonuç ne olacak? - Sonuçta bu dava o kadar kritik bir dava ki davanın aktörleri her türlü yöntemle davayı rayından çıkarmaya çalışıyorlar. Sonucun ne olacağını derin devletin gücü ile ona karşı mücadele eden bürokrasi içindeki güçlerin dengesi belirleyecek. Ya bir pazarlıkla iş kapatılacak ya da Ergenekon yapısının bir örgüt olduğu tescillenecek ve bundan sonraki derin devlet operasyonları için güçlü bir demokrasi sinyal verilmiş olacak.

Peki derin devletin önceki tehdit algısına yani Kürtlere gelelim. Orada da bir başarısızlık söz konusu değil mi? - Burada şu var; derin devlet için başarı her zaman öncelikli değil. Bazen de operasyonun kendisi sonuçlarından dana önemli olabiliyor. Devletin cemaatlerle mücadelesi ile Kürtlerle mücadele biçimi çok farklıydı. Kürtler silahlı olduğu için onları terörize etmeleri kolay oldu. Karşılarında PKK vardı ve herkesi PKK adına infaz edebildiler. 17 bin faili meçhulden söz ediliyor: Fakat bu faili meçhule kurban gidenler kim diye bir soru sorulmadı. Kimler, neden özellikle hedef seçildi ve nasıl bir mantıkla öldürüldü?

Faili meçhullere PKK´lı maskesi

Siz bu soruyu kitapta soruyorsunuz. Sonuç? - Şu karşıma çıktı, öldürülenlerin yekunu İnsan Hakları Derneği (İHD) ile bağlantılı olanlar. Orada çalışanlar, İHD´ye başvuranlar, onların akrabaları. O zaman devletin içinde olduğum için biliyorum bunu. İHD ile mücadele edilmeli kararı alındı ve dernek PKK´nın yan unsuru olarak gösterilmesi konuşuldu. Derin devletin devreye girdiği nokta, devletin İHD ile hukuk sınırları içinde mücadele edememesinden sonra oldu. Ve faili meçhuller başladı. Bakıyoruz İHD aktif elemanları teker teker temizlenmiş. Kitapta bunlar var. Faili meçhullerde ikinci grup PKK´ya yakın siyasi aktörler yani o zamanki HEP. HEP´in bölgede çalışanları. Sonra PKK´ya yakın gazeteciler diye tanımlanan kişiler kurban seçilmiş. Özgür Gündem´in bombalanması vs. bu kapsamda yapılan eylemler. Derin devletin yaptığı kendi içinde oldukça tutarlı ve devletten bağımsız da değil.

Peki sayı nedir gerçekten 17 bin 500 mü? - Benim derlediğim 1683 siyasi faili meçhul var. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre 1987-1999 arası faili meçhul sayısı 1683. Ve faili meçhullerin en yoğun olduğu dönem 1991-1994 arası. 1991´de 125, 1992´de 341, 1993´te 329 ve 1994´te 418. Sonra düşmeye başlıyor. Bakıyorsunuz 1993´te Kürt sorunun çözülmesinde önemli bir fırsat kaçmış ve bu dönemler aynı zamanda faili meçhullerin en yoğun olduğu yıllar. Bunlar tesadüf olabilir mi?

Neden o yıllar? - Çünkü o dönem Kürtler devlet açısından ´aktif öteki´ olmaya başladılar. 1984-1990 başına kadar devlet Kürtleri bir anlamda terörize ederek mücadele ediyordu. Ancak PKK, 1990´ın başından itibaren siyasallaşmaya ağırlık vermeye başlayınca derin devlet devreye girdi. Ve bu dönemde PKK militanlarını öldürmüyorlar ama infaz dediğimiz faili meçhullerin hedefinde Kürt siyasal talebi ve aktörler var. Bu kitapta o resmi sunuyorum.

Kürtlere yapılan operasyonun yürütücüsü kim? - JİTEM´ciler, Susurluk denen süreç. Bugün soruluyor, Ergenekon ile JİTEM ve Susurlukçuların bağlantısı yok mu diye? Yok, çünkü ikisi iki farklı operasyonun yürütücüleri. Ortaklıkları derin devlet tarafından yönetilmeleri. Bir de 17 bin 500 faili meçhul var deniyor ama benim derlediğim 1683 faili meçhul var.

Derin devlet yeniden yapılanıyor

Derin devlet hakkında çok şey ortaya çıktı. Derin devlet bitiyor mu? - Hayır bitmiyor. Derin devleti en çok sarsan şey kozmik odaya girilmesiydi.

Sahi ne oldu? Geçen yıl sizle yaptığımızda söyleşide ´kozmik odadan her şey çıkabilir´ demiştiniz. Ne çıktı? -Kozmik odaya girilmesi çok şeyi değiştirdi. İlk olarak orada savcının açıklamasına göre 20 adet dosya ayrıldı ve bunlarda suç unsuru olduğu ifade edildi.

Hukuki süreç başlamadı mı bunlarla ilgili? - Hayır henüz başlamadı. Belki başlar bilemiyoruz. Ya da sessizce kapatılacak.

Peki işin derin devlet yönü? - Burası önemli. Kozmik odaya girilmesinden sonra derin devlet bütün planlarını revize etti.

Nasıl? - Hem planlar hem de planlarda kullanılan beyaz ve siyah kuvvetler yeniden yapılandırılmaya başladı. Yani derin devletin re-organize olması kararı çıktı. Hatırlar mısınız bilmem Ankara´da içi bomba dolu bir kamyon durduruldu. Neydi bu?

Neydi? - Bu yeniden yapılanmanın bir sonucu. O bombalar Seferberlik Tetkik Kurulu´na bağlı bir kamyonda çıktı. Muhtemelen bu yeniden yapılanma içinde bir transferdi. Benzer biçimde, bu Seferberlik Tetkik Kurulu´nda görevlendirilmiş subaylar yeniden organize edildi. Özellikle asker çocuklarından seçilen yeni bir ekip kurulmaya başlandı. Sivil ekipler yenileniyor yani derin devlet kendisini yeniden organize ediyor.

Beyaz ve siyah kuvvetler nedir?

Nasıl oluyor bu? - Derin devlet hem askeri hem de sivil unsurları kullanıyor. Sivil unsurlar 2´ye ayrılıyor; siyah kuvvetler ve beyaz kuvvetler. Siyah kuvvetler vurucu timler. Mesela Yeşil. Yeşil, Seferberlik Tetkik Kurulu´nun siyah grubuna mensup bir eylemci idi. Ya da mafyatik örgütlenmelerde gördüğümüz ´ben devletim´ diye dolaşanlar. Bu grubun üyeleri. Bunları yöneten, bunlardan sorumlu olan ise bir subaydır. Sivillerin beyaz kuvvetleri ise daha çok lojistik destek sağlayan doktor, eczacı vb. mesleklerden olup gerektiğinde lojistik destek verenler.

Bu yapılanma daha çok savaş gibi olağanüstü durumlara yönelik değil mi? -Evet normal şartlarda öyle ama. Türkiye´de farklı işliyor ve devlet ´aktif öteki´ olarak tanımladığına (önce Kürtler, sonra cemaatlere) karşı bu planları devreye sokuyor.

Siyaset bunun fakında mı? - Farkında olsa da ne kadar müdahale edebilir bilemiyorum.

Kimdir derin devlet, nerededir? - Derin devlet, stratejik akıl ve operasyon gücünden oluşuyor. Stratejik akıl kısmı 2005 yılına kadar MGK idi. MGK´da Toplumla İlişkiler Başkanlığı vardı. MGK´da karar alırdı askerler. Altlarda hazırlanmış bir yapı vardı. Benim de kısmen vakıf olduğum toplantılarda hazırlanan raporlar üstlere sunulur ve karar alınırdı. 2005´te MGK Yasası değişince bu yapı da değişti. Toplumla İlişkiler Başkanlığı başka kurumlara kaydırıldı. Toplumla İlişkiler Başkanlığı birisi İçişleri Bakanlığı birisi de Genelkurmay içinde 2 tane kuruldu. Genelkurmay bünyesinde önce Psikolojik Harekat Taburları kuruldu daha sonra Dursun Çiçek´in çalıştığı Bilgi Destek Bölümü´ne dönüştürülen birimler oluşturuldu. Şu anda derin devlet burada. Derin devletin operasyonel gücü özellikle Seferberlik Tetkik Kurulu (Özel Harp Dairesi - ÖHD) çerçevesinde konumlanmış, sivil eylemcilerden oluşan, birbirinden bağımsız hücrelerden oluşan bir yapıdır.

Kritik kararlardan sonra derin devlet harekete geçiyor

Derin devlet dediğimiz akıl hangi durumlarda nasıl karar veriyor? -Size üç önemli tarihte, üç önemli olayla birlikte örnek vereyim. İlki 2006 yılı.

Ne oldu 2006´da? - Danıştay olayı Mayıs 2006´da oldu değil mi? Bu saldırı tam bir derin devlet işi. Bu saldırıdan birkaç ay önce iki önemli olay oluyor. İlki Hamas´ın seçilmiş lideri Halid Meşal´in Ankara ziyareti. İkincisi Mart ayında Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya´nın hazırladığı Şemdinli iddianamesi. Özellikle Halid Meşal´in ziyareti Türk Dış Politikası´nda önemli bir kırılmanın işareti idi. Ve bir anlamda İsrail´le köprülerin atılması demekti. O günlerin gazetelerine bakın irtica haberlerinde bir artış olduğunu fark edebilirsiniz. Derin devletin devreye girmesi bu olaylardan sonradır. Ama Danıştay ile başlayan süreci kesen, saldırıyı düzenleyen Alparslan Arslan´ın yakalanmasıdır. Yakalanması ile başka bir plan devreyi girdi ve o yılın sonunda Zeyno Baran Newsweek´te yazdığı yazıda 2007´de darbe olasılığı yüzde 50 dedi. 2007´de 27 Nisan e-muhtırası gerçekleşti.

İkincisi... - 2004-2006 yıllarında misyonerliğe yönelik faaliyetler. Misyonerler 2004´de hedef seçildi. Neden? Bu ülkede 2004´den önce misyonerlik yok muydu, vardı. Misyonerlerin derin devlet için hedef seçilmesi, 2004 yılında AB sürecinde değişen bir yasa ile oldu. Çünkü bu tarihe kadar misyonerlik suçtu. 2004´de suç olmaktan çıkınca derin devlet misyonerlere karşı harekete geçti. Ardından Rahip Santoro cinayeti ve Malatya Zirve Kitapevi baskını oldu. Dink cinayeti de bu kapsamda okunabilir.

Üçüncüsü... - Bu da Annan Planı tartışmalarının yaşandığı dönemdir. AK Parti, Kıbrıs politikasında bir değişime gidip, Annan Planı´na ´evet´ deme kararı alınınca, Türkiye´de derin devlet AK Parti´ye yönelik darbe planlarına hız vermiştir. Hatırlayın Rauf Denktaş´ın New York´taki görüşmelerde söylediklerine. Ne demişti, askerler birazdan açıklama yapacak: Kimdi bunlar bu darbe planlarını yapan kuvvet komutanlarıydı.

Yani devlet politikalarında siyasi iradenin inisiyatifi ile bir değişiklik olunca derin devlet hareket geçiyor? - Aynen. Burada kritik nokta devlet için pasif öteki´nin aktif ötekine dönüşmesi.

2011 SEÇİMLERİNE KADAR ÖNEMLİ ŞEYLER OLABİLİR

2011´de seçim var. Nedir beklentiniz? -2011 seçimleri, derin devlet için de AK Parti´yi istemeyenler için de hayat memat meselesi. Türkiye´deki iç dengeler açısından bazı yapılanmalar, gruplar, kişiler 2011´de ne olacağını bekliyor. AK Parti ile ilişki kuramamış, kendini AK Parti karşısına konumlandırmış kişiler 2011 seçimlerini bekliyor. Operasyonun içeriğini bilmiyorum ama bu süreçte siyasal, kültürel, dış politika açısından AK Parti´nin iktidardan düşürülmesi en azından bir koalisyon çıkartılması için her şey yapılacağını düşünüyorum. Ki son dönemde bunun işaretleri özellikle dış basında verilmeye başlandı. Wall Street Journal´da, Foreign Policy´de çıkan yazılar, en son eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman´ın AK Parti´ye yönelik açıklaması bu çerçevededir. Bence bu çevreler 2011´e kadar AK Parti´nin kaybetmesi için ellerinden geleni yapacaklar. Bu nedenle AK Parti ve Türkiye için 2011 seçimleri çok önemli. Derin devlet cemaatleri temizleyemedi hatta yenildi. Güç, eleman, prestij kaybetti bütün bunların toparlanması için 2011 seçimlerini fırsat olarak görebilir.

Osman Baydemir iyi korunmalı

Bakın bu süreçte en kritik aktör PKK´nın ne yapacağı. TAK´ın nasıl bir tutum benimseyeceği. En son Öcalan Mart ayına kadar devlete ve AK Parti´ye süre verdiğini açıkladı. Oysa PKK´nın seçim sonuna kadar ateşkes ilan ettiği açıklanmıştı. Bu örnek bile bu dönemde aktörlerin ne kadar oynak pozisyonlar benimsediğini gösteriyor. Örneğin Öcalan´ın Diyarbakırlı gençler onun ağzını yırtar tehdidinden sonra Osman Baydemir´in başına gelebilecek bir saldırı bu dengeyi nasıl değiştirir? Burada Baydemir´in artık açık bir hedef olduğunu, çok iyi korunması gerektiğini sanırım artık söylemeye gerek yok. Şundan eminim Öcalan´ın o ifadelerinden sonra bir yerlerde Baydemir´in üzerine hesap yapanlar vardır. Bu hesaplar derin devletin stratejik aklına hizmet ederse siyah kuvvet unsurlarının devreye girmemesi için bir neden göremiyorum.

CHP´de yaşananlar bu çerçevede olan gelişmeler mi? -Tam da öyle bir şey. Baykal CHP´si Bahçeli MHP´si bir noktada sıkıştı. İkisinin de söylemi ulusalcılaştı, ikisi de aynı kitleye hitap etmeye başladılar. Bu sıkışıklığı açmak gerekiyordu. Baykal´ın gitmesi bence bu sıkışıklığı açmak için bir müdahaledir. Kemal Kılıçdaroğlu tercihi derin devletin tercihi olmayabilir ama doğru bir tercih görülüyor. Çünkü bu hamle ile hem Alevilerin oyu tutuldu hem de türban gibi çıkışlarla AK Parti´ye alternatif havası yaratıldı. Son BDP-CHP ittifak arayışları çok masum bir girişim olmasa gerek.

Nasıl yani bu da plan mı? - Neden olmasın. AK Parti´yi iktidardan düşürecek her girişim derin devlet için makbul olduğuna göre. BDP ile koalisyonun CHP´ye % 6´lık artı oy getireceği hesaplanıyor. Ama burada hata şu, her şeyi matematikle hesapladıkları için ıskalıyorlar. Çünkü hayat matematiği yalanlıyor. ( Murat Aksoy / Yenişafak)

(29 Kasım 2010, 13:36)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Başb.Yard. Bülent Arınç´a suikast iddiası ve Kozmik Oda aramaları manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2562    yazdır/print


 

Kıbrıs bu işin üssüydü, Ergenekon hala iktidarda

KKTC´nin Rauf Denktaş´tan sonraki cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat, Ergenekon´un Kıbrıs uzantısına yönelik Ada´da yürütülen soruşturmada istenilen araştırmanın yapılamamasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Talat, ´Kıbrıs bu işin üssüydü. Örgütün beli kırıldı ama onların destekçileri hala iktidar. Dolayısıyla soruşturmanın ilerleyememesini normal karşılıyoruz´ ifadelerini kullanıyor. Örgütün belli aralıklarla ortaya çıkıp, tarafı olmayanlara gözdağı verdiğini söyleyen Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´la yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenmesini buna örnek gösteriyor: ´Başkanla konuşmamızı yayınlamaları örgütün ne kadar ileri gittiğini gösteriyor. Zaten o bir tehditti. Erdoğan´a yönelik bir tehditti! ´Biz her şeyi biliyoruz, takip ediyoruz´ mesajı veriliyordu.´ Talat, Ergenekon´un Türkiye´de olduğu kadar bir dönem Kıbrıs´ta da aktif olduğunu anlatıyor. Örgütün Kıbrıs´taki faaliyetlerini aleni bir şekilde yürüttüğünü söylüyor. Başta kendi evi olmak üzere muhalif yayınlarıyla bilinen gazetelerin bombalandığını hatırlatıyor. Talat, ´Güvenlikten sorumlu makamlar da bir şey yapmadı. Saldırıları gerçekleştirenlerin bir kısmı Ergenekon´la ilişkili çıktı. Kıbrıs´ta çok aktiflerdi´ diye konuşuyor.

Kıbrıs bu işin üssüydü, Ergenekon hala iktidarda

KKTC´nin Rauf Denktaş´tan sonraki cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat, Ergenekon´un Kıbrıs uzantısına yönelik Ada´da yürütülen soruşturmada istenilen araştırmanın yapılamamasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Talat, ´Kıbrıs bu işin üssüydü. Örgütün beli kırıldı ama onların destekçileri hala iktidar. Dolayısıyla soruşturmanın ilerleyememesini normal karşılıyoruz´ ifadelerini kullanıyor. Örgütün belli aralıklarla ortaya çıkıp, tarafı olmayanlara gözdağı verdiğini söyleyen Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´la yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenmesini buna örnek gösteriyor: ´Başkanla konuşmamızı yayınlamaları örgütün ne kadar ileri gittiğini gösteriyor. Zaten o bir tehditti. Erdoğan´a yönelik bir tehditti! ´Biz her şeyi biliyoruz, takip ediyoruz´ mesajı veriliyordu.´ Talat, Ergenekon´un Türkiye´de olduğu kadar bir dönem Kıbrıs´ta da aktif olduğunu anlatıyor. Örgütün Kıbrıs´taki faaliyetlerini aleni bir şekilde yürüttüğünü söylüyor. Başta kendi evi olmak üzere muhalif yayınlarıyla bilinen gazetelerin bombalandığını hatırlatıyor. Talat, ´Güvenlikten sorumlu makamlar da bir şey yapmadı. Saldırıları gerçekleştirenlerin bir kısmı Ergenekon´la ilişkili çıktı. Kıbrıs´ta çok aktiflerdi´ diye konuşuyor.

Türkiye´de 2007 yılında başlayan soruşturma ilerleyen zamanlarda sınırları aştı. Ele geçirilen her belgeyle genişleyen soruşturma KKTC´ye sıçradı. Bazı Ergenekon sanıklarının Kıbrıs´la yakın ilişki içinde olması sebebiyle soruşturma KKTC´ye de sıçradı. Meclis´te Ergenekon´un Kıbrıs ayağını araştırması için komisyon kuruldu ancak sonuç alınamadı. Gerekli ilerleme bir türlü sağlanamadı. KKTC´nin Rauf Denktaş´tan sonraki cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat, soruşturmada istenilen araştırmanın yapılamamasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. 2005´te oturduğu cumhurbaşkanlığı koltuğunu Nisan 2010´da Derviş Eroğlu´na devreden Talat, Ergenekon´un Türkiye´de olduğu kadar bir dönem Kıbrıs´ta da aktif olduğunu anlatıyor. Örgütün Kıbrıs´taki faaliyetlerini aleni bir şekilde yürüttüğünü söylüyor. Başta kendi evi olmak üzere muhalif yayınlarıyla bilinen gazetelerin bombalandığını hatırlatıyor. Talat, Güvenlikten sorumlu makamlar da bir şey yapmadı. Saldırıları gerçekleştirenlerin bir kısmı Ergenekon´la ilişkili çıktı. Kıbrıs´ta çok aktiflerdi. diye konuşuyor.

Cumhurbaşkanı değişti soruşturma durdu

Cumhurbaşkanlığı döneminde, KKTC´de başlatılan soruşturmanın ilerlemesi için Türkiye´den gerekli bilgilerin istendiğini belirten Talat, seçimlerden sonra soruşturmanın akıbeti hakkında bilgi alamadığını ifade ediyor. Talat, Kıbrıs bu işin üssüydü. Örgütün beli kırıldı ama onların destekçileri hala iktidar. Dolayısıyla soruşturmanın ilerleyememesini normal karşılıyoruz. ifadelerini kullanıyor. Ergenekon davasının tutuksuz sanığı emekli Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur´un dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş´a gönderilen gizli ibareli mektubun arşivlerden çalınmış olabileceğini belirtiyor. Söz konusu mektubun Ergenekon davasının iddianamelerinde geçtiğini ve içeriği hakkında açıklama yapılmadığını anlatıyor: Denktaş, mektubun cumhurbaşkanlığı arşivinde olduğunu, isteyenin gidip bakabileceğini söylemişti. Arşivde olabilir diye baktırdık. Ama yoktu.

Başbakan Erdoğan´a tehdit

Örgütün belli aralıklarla ortaya çıkıp, tarafı olmayanlara gözdağı verdiğini söylüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´la yaptığı telefon görüşmelerinin dinlenmesini buna örnek gösteriyor: Başkanla konuşmamızı yayınlamaları örgütün ne kadar ileri gittiğini gösteriyor. Zaten o bir tehditti. Erdoğan´a yönelik bir tehditti! ´Biz her şeyi biliyoruz, takip ediyoruz´ mesajı veriliyordu.

Ergenekon Kıbrıs´ta çok güçlü

Mehmet Ali Talat, mevcut Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu´nun Kıbrıs´ta Ergenekon yoktur. sözlerini de eleştiriyor: Ergenekon´u Kıbrıs´ta bizzat yaşadık. Türkiye´de Ergenekon´da yargılanan birçok ismi Kıbrıs´ta ağırladık. Onlar Türkiye´de faaliyette bulunmuşken, bunun en kolay yapılacağı Kıbrıs´ta hiç mi bir şey yapmadılar? Adadaki yönetim ile Denktaş belgelere rağmen Ergenekon´un varlığına inanmıyor. Denktaş, ruhuyla, Ergenekon´a uygun. Kendisi de inkar etmiyor. Ergenekoncuların vatanseverler olduğunu söylüyor. Ergenekon´un bir örgüt olduğunu görmek istemiyorlar. Bunun sebebi demokrasiyi bir kamuflaj çadırı olarak görmelerinden kaynaklanıyor. Çadır yaptıklarını örtüyorsa sorun yok. Demokrasinin gereği çadırın bazı yerleri açılıyorsa, o zaman tepki gösterirler. İstemedikleri bir iktidarı devirmek onlar için her şeyi yaparlar. Zira devletin sahibi ve koruyucuları olarak kendilerini görüyorlar. ( Zaman)

(20 Kasım 2010, 11:57)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon´un Kıbrıs uzantısı konulu manşetlerimiz

Kıbrıs Ergenekon´unun şok belgeleri

´Ergenekon savunmadan saldırıya geçti: Başbakan´ın konuşmasını yayınladı´ manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2512    yazdır/print


 

Dokunul-a-mazlar: Cumhurbaşkanı adayı Haberal kollanıyor

´Haberal´a Dokunul-a-madı mı? HABER-AL dışındakilerin hepsi hapishaneyi gördü. Ancak bizim ABD´de eğitim gören doktorumuz bir türlü içeri giremedi...´ Bugünkü yazısında yargıdaki Haberal depremini değerlendiren HaberX yazarı Rauf Atilla Polat´tan çarpıcı analiz. İşte Polat´ın yazısının ilgili bölümü:

Dokunul-a-mazlar: Cumhurbaşkanı adayı Haberal kollanıyor

´Haberal´a Dokunul-a-madı mı? HABER-AL dışındakilerin hepsi hapishaneyi gördü. Ancak bizim ABD´de eğitim gören doktorumuz bir türlü içeri giremedi...´ Bugünkü yazısında yargıdaki Haberal depremini değerlendiren HaberX yazarı Rauf Atilla Polat´tan çarpıcı analiz. İşte Polat´ın yazısının ilgili bölümü:

Vatan evlatları tapınağa darbe vurmaya gidiyordu ki... Amiralin kozmik eskici yöneticisi biz seçkinci aşiretin karşısında avam dokunulmazlar diye bir tabir kullanmış, o tarihte döşenerek bir makale yazmıştı. Ergenekon dalgalarının yapıldığı dönemlerin birinde bir eski başsavcı ve iki generali almak için yola çıkmış vatan evlatlarını durduran şahsın şimdilerde emekliliğe çıkmış bir G.Kurmay başkanı olduğunu yazmıştık. Sadece onu yazmış ancak doğruluğundan emin olmadığımız iki ayrı durdurma operasyonundan bahsetmemiştik. Aradan uzun bir zaman geçti ve biri daha doğrulandığı için bilinmesinde fayda var diye yazmak gerekiyor.

Dalgalar 13´e gelmeden Ergenekon´da çok önemli bir isme daha ulaşılmıştı. Şu meşhur sarışın işadamı için yola çıkılmış ve içeri alındığında sadece Türkiye´de değil dünyada da -daha doğrusu tapınağın kurulunda da- şok etkisi yaratacaktı. Ne yazık ki bu kez devreye bir asker değil, aksine Türk halkının çoğunluğunun sevdiği ve oy verdiği bir siyasetçinin müdahalesi ile karşı karşıya kalınmış, operasyon engellenmişti. Operasyon durdurulduktan sonra malum işadamını arayıp ´özür dileriz, bir yanlışlık oldu gereken yapılacaktır´ diyerek vakayı kapatmıştı...

Aslında bu durumu da normal karşılamak gerek. Zira Haber-al´i devlet hapishaneye gönderemiyorsa, o işadamını içeriye tıkmanın imkansız olduğu çok açık. Sağa-sola çarpmanın bir anlamı yok. Yargının 9 hakime vermiş olduğu skandal karar ve haber-al´a sahip çıkmaları sıradan ve basit bir yargı operasyonu falan değildir. Çok açık ve net bir şekilde devletin bu meseleyi hastanede bitirmek istemesidir. Eğer devletin kurumları, yani iktidar isteseydi HABER- AL şuanda hapishanedeki aylarını sayıyor olacaktı.

Örgüt tarafından ülkenin C.başkanlığına düşünülen bir ismin sıradan bir kişi olmadığını daha önce açık bir yazı ile yazmıştık... Ortaya çıkan son rapor skandalında, belge dönüyor dolaşıyor İstanbul Üniversitesi´ndeki Kardiyoloji´de tıkanıyor. Rektör kim? Yunus bey. Kimin adamı? İktidarın diyorlar. Peki olaydan tamamen habersiz midir? Değil. Zira bu kadar önemli bir dava için üniversitesinde sonuca ulaşılmaya çalışan bir raporu başkasına bırakacak veya savsaklayacak kadar tecrübesiz biri olmasa gerek... Yahut raporun saklanmasından haberi olmadığı için mi ulaşılması konusunda müdahale etmedi, yoksa gelen bir emirle mi böyle bir iş içerisine girmek zorunda kaldı? İhtimal her ikisi de olabilir... Devletin başı ile iki numaranın olaya müdahale etme gibi bir girişimi olabilir mi?

Balyozcu paşalardan başlayarak Şener E. Hurşit T. Veli K..... ve bazı işadamları ile MİT mensupları dahil ya içeri girdi ya içeriden hastaneye gitti yada birkaç günde olsa içeride yattıktan sonra tahliye oldu. Kısacası HABER-AL dışındakilerin hepsi hapishaneyi gördü. Ancak bizim ABD´de eğitim gören doktorumuz bir türlü içeri giremedi. İşe bakın ki devlette girmesi için herhangi bir zorlama veya yetki kullanmıyor. Bütün Ergenekon mahkumları hakkında sözü geçen hakimlerin -ki bunlar 9 kişiler- nedense HABER-AL karşısında yargı tarafından mahkum ediliyor. Üstelik HAKİMLER yüzde yüz haklı olmasına rağmen... Yani adam açıktan hukuksuzlukla hukuk sağlamaya çalışıyor. Ve devlet müdahale etmiyor, köşk halini hatırını soruyor. Birkaç yazar demişti ki, Başkent´in sahibinin bu kadar etkin olduğunu bilmiyordum.

Aslında benim en çok merak ettiğim hususlardan biri; Malum A.N.Sezer´den önce o dönemde C.başkanlığı için Haber-al´in de ismi geçmiş ittifak sağlanamadığı için aday gösterilememişti. Merak ettiğim hususta 99´daki Gölcük darbe toplantısında bu şahısta orada mıydı? Yahut şöyle de sorabiliriz; 2002 Balyoz harekatı gerçekleşseydi o zaman C.başkanı kim olacaktı? Cevabını siz verin...

Peki bu işin sonu ne olur derseniz? Bir tasavvuf ehli ´Türkiye´de bazı dokunulmazlar vardır, onlara dokunamazsınız´ demişti. Çok doğru bir laf olduğu için tekrarda fayda var. Yani bunlar o bazı DOKUNUL-A-MAZLAR... Bakın 1 numaraya, can boğaza gelmişti ki adam çıktı ´kim o şerefsizler, çıksın konuşsunlar´ diyerek postasını koydu gitti. O gün bugün ne sağ ne de sol ne merkez hiçbir medyada ne ismi ne cismi anılır oldu. Konu külliyen kapandı. Değerli bir dostun ifadesiyle ´Allah kimseye Menderes travması yaşatmasın.´ Zira o travmanın etkisinden çıkamayanlar çok korkak oluyor. Biliyorsunuz korkaklarla da ancak şöhret hislerinin cesaretleri ölçüsünde yol alabilirsiniz... Bir numaraya, devlet tarafından özür dilenilen işadamına ve iki generale dokunamayan bir devlet HABER-AL´e dokunur mu? Açık konuşmak gerekirse devletin sahipleri HABER-AL´i içeri tıkma niyetindeler. Ama iktidardakiler o niyette mi? Ortada... Yalnız bildiğimiz bir gerçek var ki o da ´Türkiye temsilcisi olmanın bu ülkede devletle bir yıldır dalga geçtiği gerçeği´...Ve devletin buna ses çıkaramama acziyeti... Allah korkaklara cesaret versin... ( Rauf Atilla Polat / HaberX)

(06 Kasım 2010, 13:28)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Böyle olur yükseklerin alçak hukuku: Skandala yargıtay onayı

Haberal ve onun yargı ile sağlıkta kollanması manşetlerimiz

Ergenekon hakim ve savcılarının Yargıtay tazminatlarıyla yıldırılma çabası

Yargıda kontrgerilla örgütlenmesi

Ergenekon davasını engelleme girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=2471    yazdır/print


 

Kıbrıs´taki Ergenekon soruşturması derinleştirilsin

Ergenekon´un KKTC´deki ayağını ortaya çıkarmak için 10 ay önce başlayan soruşturmanın hızı, Ergenekon´a dahil olmakla suçlanan Eroğlu hükümetinin iktidara gelmesiyle birden düştü ve adeta kaplumbağa hızıyla ilerliyor. Bu durumu protesto eden Meclis Araştırma Komisyonu çareyi doğrudan Türkiye´ye gelerek yetkililerle görüşmekte bulmuştu. Önümüzdeki tarihlerde bu görüşmenin gerçekleşmesi bekleniyor. Ada´daki STK´lar, engellemelere takılan soruşturmanın derinleştirilmesi gerektiğinde hemfikir. Siyasetçiler ise Ada´daki yapılanmanın çökertilmeden başta Kıbrıs meselesi olmak üzere birçok sorunun çözülmesinin mümkün olamayacağını vurguluyor.

Kıbrıs´taki Ergenekon soruşturması derinleştirilsin

Ergenekon´un KKTC´deki ayağını ortaya çıkarmak için 10 ay önce başlayan soruşturmanın hızı, Ergenekon´a dahil olmakla suçlanan Eroğlu hükümetinin iktidara gelmesiyle birden düştü ve adeta kaplumbağa hızıyla ilerliyor. Bu durumu protesto eden Meclis Araştırma Komisyonu çareyi doğrudan Türkiye´ye gelerek yetkililerle görüşmekte bulmuştu. Önümüzdeki tarihlerde bu görüşmenin gerçekleşmesi bekleniyor. Ada´daki STK´lar, engellemelere takılan soruşturmanın derinleştirilmesi gerektiğinde hemfikir. Siyasetçiler ise Ada´daki yapılanmanın çökertilmeden başta Kıbrıs meselesi olmak üzere birçok sorunun çözülmesinin mümkün olamayacağını vurguluyor.

Ergenekon terör örgütünün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti´ndeki (KKTC) ayağını ortaya çıkarmak için 10 ay önce bir soruşturma başlatıldı. Ancak beklenen dava, soruşturmanın ilerlememesi sebebiyle bir türlü açılamıyor. Ada´daki STK´lar, bürokrasiye ve engellemelere takılan soruşturmanın derinleştirilmesi gerektiğinde hemfikir. Ada´da bugüne kadar yasa dışı işlenen birçok faaliyetin Ergenekon yapılanmasına işaret ettiğine dikkat çeken KKTC´li STK´lar, davanın başta siyasiler olmak üzere birçok kişiye uzanacağını söylüyor. Soruşturmanın üzerine kararlılıkla gidilmesi gerektiğini ifade eden aydınlar, aksi bir durumda devlete duyulan güvenin sarsılacağının altını çiziyor. İşte KKTC´li sivil toplum örgütleri, gazeteciler ve siyasilerin düşünceleri:

KKTC, Ergenekon´un merkezlerinden biri

Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Çakıcı: Kıbrıs´ta çok sayıda kişi faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Bir aracın bagajında Lefkoşa´yı uçuracak kadar patlayıcı yakalandı. Cumhurbaşkanın, başbakanın evleri ile gazete binaları bombalandı. Aydınlar sokak ortasında öldürüldü. Bunların hepsi Ergenekon´u işaret ediyor. Ada´daki yapılanmanın üstüne ısrarla gidilmesi gerekiyor. Ergenekon, Ada´yı adeta Türkiye´ye karşı bir üs olarak kullandı. Ergenekon´un merkezlerinden biri Kıbrıs´tır. Açık bir şekilde söylüyorum: Rauf Denktaş bu yapılanma için ´avukatıyım´ diyorsa o zaman Denktaş da Ergenekon´un bir parçasıdır. Denktaş her zaman bir şeylerin parçası oldu. Soruşturmanın derinlik kazanması için Türkiye´de görülen Ergenekon soruşturması kapsamında KKTC´yle ilgili yer alan deliller bir an önce Ada´daki savcılığa ulaştırılmalı.

Üzerinin örtülmesi düşünülemez

Eski Başbakan CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer: Soruşturmanın üstü örtülmeye çalışılıyor. Bu gecikmeyi yapanlar, yapılanmanın içinde olduklarından, sıranın kendilerine de geleceğinin telaşında. Kimse makamından ya da statüsünden dolayı işlediği suçtan aklanacağını düşünmesin. Ada´da devam eden bu soruşturma hukuk kuralları çerçevesinde, kamuoyunu tatmin edecek şekilde ilerletilmelidir. Hükümetin soruşturmanın ilerlemesine yardımcı olması gerekiyor. Ancak gelişmelerin bu yönde olmadığı açık bir şekilde görülüyor. Soruşturmanın üstünün kapatılması, başka sorunları da beraberinde getirir. Başta hükümet olmak üzere herkesin bunu çok iyi bilmesi gerekiyor.

Soruşturma emsal teşkil edecek

Demokratik Haklar ve İnanç Platformu Sözcüsü Mustafa Tıngır: Soruşturmayla Ergenekon yapılanmasının Ada´da faaliyet yürüttüğü ortaya çıktı. Bu yapının üstüne gitmek için devam eden soruşturmada ilerleme kaydedilmezse bu davanın bir anlamı kalmamış olacak. Demokrasi ve adalet olgusunun Kıbrıs´a tam anlamıyla yerleşmesi için bu davanın bir emsal teşkil etmesi gerekiyor. Bu soruşturmanın ucu kime ulaşıyorsa ulaşsın üstüne gidilmelidir. Aksi takdirde toplumda devlete ve her şeyden önce adalete karşı bir güvensizlik oluşacak. İleriki zamanlarda yeni örgütlenmeler ortaya çıkacak. Böyle önemli bir davanın sonuçsuz bırakılmasına kimsenin vicdanı razı olmaz. Türkiye´de devam eden Ergenekon davasının klasörlerinde Ada´yla ilgili yer alan delil ve bulguların buradaki soruşturma savcısına ulaştırılması gerekiyor.

Davanın unutturulması kabul edilemez

KKTC Milli Dayanışma Derneği Başkanı Cebrail Doğan: Basına yansıyan bilgilerin yanı sıra geçmişte yaşanan bazı olayları bir araya getirdiğinizde Kıbrıs´ta yasa dışı bir yapılanmanın olduğu ortaya çıkıyor. Bu doğrultuda Nisan 2009 seçimlerinden önce bir soruşturma başlatıldı. Ancak bugün itibarıyla soruşturmada ilerleme kaydedilemediği gündeme geliyor. On ay önce başlayan bir soruşturmanın derinleştirilememesi biz sivil toplum kuruluşlarını düşündürüyor. Ada´daki Türkiye uzantılı Ergenekon´un bitirilmesi için bir fırsat yakalandı. Bunun iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Bu süreçte hukuki zeminde gerektiği gibi üzerine gidildiği takdirde Ergenekon gibi başka yapılanmaların da cesaretini kıracaktır. İleride oluşacak yasa dışı yapılanmalara karşı önceden alınmış bir tedbir olacaktır. Bu davanın zamana yayılarak unutturulması kabul edilir bir şey olmadığını da söylemekte yarar var.

KKTC Karadeniz Kültür Derneği Başkanı Mahmut Kuş: Varlığından şüphe yok herkes hesap vermeli

Türkiye´deki Ergenekon davası nereye kadar gider bilemiyorum ama burada da uzantıları olduğu kesin. Bundan eminim. Olmaması da mümkün değil! Kıbrıs´taki Ergenekon bağlantısının ucu nereye kadar gidiyorsa oraya kadar gitmek hukuk ve demokrasi adına elzemdir. Bu soruşturmanın sonuna kadar gidilecek ki devlet olduğumuz anlaşılsın. Bu eski cumhurbaşkanımız olur, yeni cumhurbaşkanımız olur, başbakan, asker, polis ya da yargı olur. Ne olursa olsun, kim olursa olsun üstüne gidilmelidir. Türkiye´de yeraltı dünyası diye bilinen insanlar burada cirit attı. Türkiye´deyken düşman bilinenler ya da özel gözükenler Ada´da aynı masada yemek yerdi. Burası onlar için sığınma yeriydi. İşlerine geldiği zaman burası ayrı bir devlet, zaman zaman da arka bahçeleri oldu.

Yenidüzen Gazetesi Haber Müdürü Mert Özdağ: Denktaş ve Eroğlu´nun ifadesi de alınmalı

KKTC´nin Türkiye´ye karşı bir arka bahçe olduğu gözüküyor. Kimi zaman buradaki yapılanma Türkiye´yi, Türkiye´deki yapılanma da burayı kullanıyor. Ergenekon´dan suçlanan isimler şu anda yönetimde olanlardır. Bunun başında Derviş Eroğlu ile cumhurbaşkanlığı yapmış Denktaş geliyor. Bu yapılanmanın üstüne gidilecekse ve sonuna kadar devam edilmesi isteniyorsa, öncelikle Denktaş ve Eroğlu´nun ifadesine başvurulmalıdır. 30 yıldır bu ülkede yaptıklarının hesabını vermeliler. Eroğlu, başbakan olduğu için çok önemli bir konumdadır. Bu iddialar karşısında soruşturmayı hızlandırmaması, kendini korumayı amaçladığı anlamını taşır. Çünkü yıllardır Kıbrıs´ta bu ikilinin oluşturduğu rejimde hukukun dışında binlerce usulsüzlük yapıldığı gün gibi aşikardır.

Kıbrıs İnsan Hak ve Özgürlükleri Derneği Başkanı Hasan Dede Tarhan: Ergenekon davası tarihi bir fırsattır

´Yavru Vatan´ kavramı ile adeta özdeşleşen Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti, her konu adeta sorumsuz zihniyetler ile sulandırılmıştır. Bir döneme damgasını vuran karanlık ilişkiler daha fazla iktidarda kalabilme adına örtbas edilmiş, Ada´da gizli güçler korku ve baskı rüzgarları estirmiştir. Yerli işbirlikçiler ile sürekli temas halinde olan güç odakları, iktidarlara her istediklerini yaptırmış ve karşılığında da yandaş iktidarlarını desteklemişlerdir. İnanılmaz servetlere sahip olan güç odaklarına ülkemizin arazileri ve devletin kaynakları peşkeş çekilmiştir. Başlatılan Ergenekon süreciyle bu yapılanmaların üstüne gitmek için yakalanan bu tarihi fırsatın kaçırılmaması gerekiyor. Hukukun tam anlamıyla Ada´da yerleşmesi için Ergenekon davası bir milat niteliğindedir. ( Zaman)

(11 Ocak 2010, 12:09)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon´un Kıbrıs uzantısı konulu manşetlerimiz

Kıbrıs Ergenekon´unun şok belgeleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1313    yazdır/print


 

Darbe Günlüklerine yetkisizlik

Özel yetkili savcıların 2003-2004´teki darbe girişimi iddialarıyla ilgili olarak üç eski kuvvet komutanı hakkında yürüttüğü soruşturmada ilginç bir gelişme yaşandı. ´Darbe Günlükleri´yle ilgili sorgulanan, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek, Kara Kuvvetleri eski Komutanı Aytaç Yalman, Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına´nın Ergenekon Terör Örgütü ile bağlantısına ulaşamayan Ergenekon savcılarının, bu nedenle ´yetkisizlik´ kararı vererek soruşturma dosyasını Ankara´ya gönderecekleri öğrenildi.

Darbe Günlükleri soruşturmasında yetkisizlik kararı

Özel yetkili savcıların 2003-2004´teki darbe girişimi iddialarıyla ilgili olarak üç eski kuvvet komutanı hakkında yürüttüğü soruşturmada ilginç bir gelişme yaşandı. ´Darbe Günlükleri´yle ilgili sorgulanan, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek, Kara Kuvvetleri eski Komutanı Aytaç Yalman, Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına´nın Ergenekon Terör Örgütü ile bağlantısına ulaşamayan Ergenekon savcılarının, bu nedenle ´yetkisizlik´ kararı vererek soruşturma dosyasını Ankara´ya gönderecekleri öğrenildi.

İstanbul´daki özel yetkili savcıların 2003-2004´teki darbe girişimi iddialarıyla ilgili olarak üç eski kuvvet komutanı hakkında yürüttüğü soruşturmada, ilginç gelişme yaşandı. Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek´e ait olduğu belirtilen “Darbe günlükleri”ndeki bilgiler ışığında ay başında 10 saat sorgulanan dönemin Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, İbrahim Fırtına ve Özden Örnek´le ilgili olarak savcıların ´yetkisizlik´ kararı verdiği öğrenildi. Sarıkız, Ayışığı adlarıyla bilinen darbe planları yapıldığı sırada ´şüpheli´ kişilerin komutan olarak görev yapmaları ve bu yöndeki faaliyetleri Ankara´da yürütmeleri nedeniyle dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesi bekleniyor. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, Nokta dergisinin 29 Mart 2007´de yayınladığı ´günlükler´le ilgili soruşturma başlatıp, önce dergi yöneticilerinden belgeleri aldı. Ardından dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Org. Hilmi Özkök´ü İzmir´de dinledi. Özkök, “bu yönde bazı bilgilere 2004 baharında ulaştığını” açıkladı.

Yetki Ankara´da

Soruşturmanın son ayağında ise, 5 Aralık 2009´da Eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Ergenekon savcılarına 10 saat süreyle ifade verdi. Örnek´in ifadesini İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Turan Çolakkadı, Cumhuriyet Savcıları Zekeriya Öz ve Fikret Seçen aldı. Emekli Org. İbrahim Fırtına´nın ifadesinin Cumhuriyet Savcısı Murat Yönder, emekli Orgeneral Aytaç Yalman´ın ifadesinin de Cumhuriyet Savcısı Ercan Şafak aldı. Bu sorguda, darbe günlüklerinde yer alan toplantılar, darbeye ilişkin hazırlık çalışmaları tek tek soruldu. Bu ifadelerin ardından eski komutanlar serbest bırakıldı. Savcılar daha sonra dosya içindeki tüm bilgileri Askeri Ceza Kanunu ile Türk Ceza Kanunu ve ´askere sivil yargı yolunu açan´ CMK´daki son düzenlemeler ışığında gözden geçirdi. Ankara yargı çevrelerinden edinilen bilgiye göre, İstanbul´daki özel yetkili savcılar, soruşturmanın yeni adresinin Ankara olması yönünde karara vardılar. 2003-2004 döneminde komuta kademesini oluşturan “şüphelilerin” üzerine atılı suçlarla ilgili toplantıları Ankara´da yapmaları nedeniyle dosyanın yetkisizlik kararıyla Ankara Cumuhuriyet Başsavcılığı´na gönderilmesi görüşü ağırlık kazandı. Önümüzdeki günlerde bu yönde kararın verilmesiyle, ´Sarıkız ve Ayışığı´ darbe girişimleriyle ilgili soruşturmayı Ankara´daki Özel Savcılar yürütecek.

Yeni kurulan Ankara 12. Ağır Ceza bakacak

Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar, 2. Ergenekon iddianamesinde Sarıkız ve Ayışığı darbe planları ile Ergenekon örgütü arasında bir bağın “henüz” tespit edilemediğini belirtmişlerdi. Buna rağmen komutanların ifadelerini alan savcıların “yetkisizlik” kararı vermeleriyle bu bağın kurulamadığı da anlaşılmış oldu. Bu durumda Ankara´da yürütülecek soruşturma Ergenekon soruşturmasından bağımsız bir darbe girişimi soruşturması olacak. Ankara´da yürütülecek soruşturma sonunda dava açılması halinde bu davaya yeni kurulan özel yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nin bakması bekleniyor. Ankara´da özel yetkili iki mahkeme bulunuyor. Özel yetkili 11. Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki iş yoğunluğu ile yeni kurulan 12. Ağır Ceza Mahkemesi´nin iş yoğunluğunu denkleştirmek için yeni açılan davalar 12. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderiliyor. Soruşturmanın tamamlandığı aşamada iki mahkemenin iş yoğunluğu denk hale gelmişse bu defa davanın hangi mahkemede görüleceği bilgisayar kurası ile belli olacak. ( Vatan)

Fırtına´nın savcılık ifadesi ortaya çıktı

05 Ocak 2010: Eski kuvvet komutanları Örnek, Yalman ve Fırtına, ´darbe günlükleri´yle ilgili 5 Aralık´ta Ergenekon savcısı tarafından saatlerce sorgulanmıştı. İşte o sorguda dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına´nın verdiği ifade basına sızdı. 10 saat ifade veren Fırtına, darbe planlarıyla ilgili sorular karşısında zaman zaman sinirleniyor ve “Lanetliyorum, reddediyorum” gibi karşılıklar veriyor. İkinci Ergenekon iddianamesinde yer alan “Ayışığı”, “Sarıkız”, “Yakamoz” ve “Eldiven” darbe planlarıyla 2004´te hükümeti devirmeyi planladıkları iddia edilen dönemin Kara Kuvveti Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına ile darbe planlarının yer aldığı ´darbe günlükleri´nin yazarı olduğu öne sürülen dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli oramiral Özden Örnek, 5 Aralık´ta savcılara ifade vermişti. Savcı Murat Yönder´in 10 saat sorguladığı Fırtına´nın ifadesi ortaya çıktı.

Koç´u da sordular

131 ayrı soruya 35 sayfalık ifadeye cevap veren Fırtına´nın sorgulamanın ilk başlarında soğukkanlı olduğu, ancak dakikalar geçtikçe de atmosferin zaman zaman gerildiği anlaşıldı. Savcı Yönder´e, “Biz Kuvvet Komutanıyız. Siz yetkili değilsiniz. Genelkurmay Askeri Savcı ancak bizi sorgulayabilir” diyen Fırtına´nın, kendisine yöneltilen sorular karşısında bazen sinirlenerek ayağa kalktığı öğrenildi. Darbe planlarıyla ilgilenen Fırtına´ya ayrıca işadamı Rahmi Koç, Aydın Doğan ve Engin Akçakoca da soruldu. Rahmi Koç´u sanayici olması nedeniyle tanıdığını, Aydın Doğan´ı tanıdığını ama yüz yüze tanışmadığını, Engin Akçakoca´yı ise hiç tanımadığını söyleyen Fırtına, kendisine sorulan eski Oramiral Orhan Karabulut´u ise asker olması nedeniyle tanıdığını belirtti. İşte Fırtına´nın ´darbe günlükleri´yle ilgili sorulara verdiği yanıtlar...

SAVCI: “Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven adlı darbe planlarını siz mi yaptınız? FIRTINA: ”Bir darbe suçlaması kapsamı içerisinde bana soru yöneltilmesini üzüntü ile karşılıyorum ve reddediyorum. Darbe planlarına iştirak etmedim. Görev yaptığım süreçte bu türden bir girişime tanık olmadı. Darbe günlüklerini Özden Örnek yalanladı. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven isimli darbe planlarından emekli olduktan sonra haberdar oldum.

SAVCI: Ayışığı kod adlı plan kapsamında Başbakan Erdoğan´dan azami sayıda milletvekili koparmak için neler yaptınız? FIRTINA: Bu konuda yukarıda açıklama yapmıştım aynısını tekrar ediyorum.

´10 Mart´ta ihtilal yapalım´

2007 yılında Nokta Dergisi´nde yayımlanan ve Örnek´e ait olduğu öne sürülen günlüklerde darbe planlarından şöyle bahsediliyordu: (6 Aralık 2003)- “Kendimize göre bir eylem planı yapmaya karar verdik. Önce basını ele geçirmeye çalışacaktık... Sonra rektörler ile temas edip öğrencileri sokağa dökecektik. Sendikalar ile aynı şekilde hareket edecektik. Sokaklara afiş astıracaktık. Dernekleri hükümet aleyhine teşvik edecektik. Bunları yurt çapında yapacaktık. Yukarıdakiler Sarıkız olarak anılacaktı. (3 Şubat 2004)- Hava Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı hemen 10 Mart´ta ihtilal yapalım diye bastırmaya başlamışlar. Kara Kuvvetleri Komutanı onları şimdilik frenlemiş. (...) Ben eğer bir darbe yapılacaksa bunun 2004 Aralık´tan önce yapılmamasını söyledim.”

Hilmi Özkök´e ´Çekil´ notu bence bir kurgudur

SAVCI: “Ayışığı darbe planında geçen 22 Eylül 2003´teki toplantıda, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök´e hitaben ´Ya sen çekil ya da biz çekileceğiz´ notu verildi mi?” FIRTINA: “Notun tarihi Örnek ve benim göreve başladığımız ilk ay. Belki ilk kez bir toplantıda bir araya gelen kişilerin önceden planlayarak sarfedeceği sözler değildir. İlk ay zaten nezaket ziyaretleriyle, iade-i ziyaretlerle geçen dönemdir. Genelkurmay Başkanı´nın mektup yoluyla istifaya davet edildiği yönünde kendisinden bir şey duymadım. Mektupta TSK´nın protokol kuralları ihlal edilmiş. Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´ndan önce yazılmış. Böyle bir yanlışı Eruygur´un yapacağına ihtimal vermiyorum. Bu nedenle yazının Şener Paşa´ya ait olmadığını, bir kurgu olduğunu düşünüyorum. Bu ifade Türkiye Cumhuriyeti´ni ve TSK´yı tahrip etmek amaçlı bir kötü niyet beyanıdır. Lanetliyorum.”

Dördümüz anlaşıp el sıkıştık

(22 Eylül 2003): Komutanlarla çok özel konuştuk. Org. Özkök AKP´ye karşı işlem yapılmasını kabul etmezse “Ya çekil, yahut da biz çekiliyoruz” diyeceğiz. Org. Fırtına istedi, dördümüz ellerimizi üst üste koyup el sıkıştık! Org. Eruygur kışkırtıcı rol oynuyor.

Şener Eruygur, Denktaş´a mektup yazdı mı?

SAVCI: “Eruygur´un dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş´a yazdığı ileri sürülen mektupla ilginiz var mı?” FIRTINA: “Annan Planı´na karşı yavru vatanın sokağa dökülmesi, Türkiye´de tepki gösterilmesi iddialarına ilişkin 2 noktada itirazım var. Birincisi doğru olmayan bu iddialar uluslararası boyutta tartışmaya yol açar. Bu husus iddianamede yer almasın ya da örtülü olarak kullanılsın. İkinci itirazım, bu iddia öncekilerde olduğu gibi ülkenin birlik ve dirliğine, yavru vatanda oluşabilecek çözümlere dinamit koyucu ve başkalarına istismar etme fırsatını veren yanlış bir kurgudur.”

Kıbrıslıları sokağa dökelim

5 Şubat 2004 : “Kara Kuvvetleri Komutanı (...) telefonla beni aradı ve gizli hattan görüşmek istedi. (...) ” Annan´ın mektubu (BM Genel Sekreteri Kofi Annan´ın Kıbrıs mektubu) gelmiş ve içerisindeki konular tamamen söylediklerimizin dışında olayları kapsıyor. Onur Öymen (CHP Genel Başkan Yardımcısı) ile İstanbul´da görüştük ve bana bunları anlattı. (...) Hava Kuvvetleri Komutanı 19:30´da geldi, konuştuk. Darbe olabilir mi konusunu açtık. Amacım Şener (Eruygur) yokken onunla teke tek konuşarak fikirlerimi söylemekti. Nitekim darbe konusundaki fikirlerimi ona naklettim ve zannediyorum aynı fikirde oldu. Ülkenin ekonomik zorluğu, ABD´nin diğer darbelerden farklı olarak bu kez hükümet tarafını tuttuğunu, halkın henüz destek vermediğini ve desteğin yahut zeminin oluşması gerektiğini kısaca anlattım. (...) TSK´nın Kıbrıs konusunda düşüncelerinin ne olduğunu açıklayıp istifa etmemiz gerektiğini söyledim. Hava Kuvvetleri Komutanı başka bir seçenek tavsiye etti. Kıbrıs´ta herkesi Annan Planı aleyhinde sokağa dökerek gösterilerin yapılmasını sağlama ve anavatandan da bu hareketlere destek vererek hükümet aleyhine olaylar çıkarmak.

´Hilafet´ toplantısına ben katılmadım

SAVCI: “Hilafetin ilgasıyla ilgili 3 Mart 2004´te toplantıda AKP´den milletvekili kopartılması, Cumhurbaşkanı Sezer´in görev süresinin uzatılması konuşuldu mu?” FIRTINA: “O toplantıya katılmadım. Ben o toplantı sırasında görev gereği Ankara dışındaydım.”

SAVCI: “Sezer´in görevini sürdürmesi için ne gibi görüşmelerde bulundunuz, Sezer´le görüşmeleri kim ya da kimler gerçekleştiriyordu?” FIRTINA: “(Sinirlenerek) Bu ifade Türkiye Cumhuriyeti´ni ve TSK´nın, birliğini tahrip etmek amaçlı bir kötü niyet beyanıdır, lanetliyorum.”

Paneli el altından biz teşvik ettik

(3 Mart 2004): Hilafetin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat kanununun yürürlüğe girişinin yıldönümü toplantısı... ATO´da yapılan panele tüm kuvvet komutanları eşli olarak katıldık. Genelkurmay Başkanı İsveç´te olduğu için, Hava Kuvvetleri Komutanı ise dün şehit olan pilotların cenaze törenine Konya´ya gittiği için bu panele katılamadı. Bu paneli el altından biz teşvik ettik. Coşkulu ve tatmin edici bir toplantı oldu. Salona girdiğimiz zaman katılanlar bizleri alkışladılar ve “Cumhuriyetin Koruyucuları” diye slogan atmaya başladılar.

Komutanların zorlandığı soru

´Telefonda niye ortak hareket kararı aldınız?

5 Aralık´taki yaklaşık 10 saat süren ifade işlemi sırasında, savcıların Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek ile Kara Kuvvetleri eski Komutanı Aytaç Yalman arasında geçen yakın tarihli bir telefon görüşmesini de sorduğu ortaya çıktı. Teknik takibe takılan bu konuşmalarda iki eski komutanın, “sorulara ne şekilde yanıt verileceği konusunda” görüş alışverişinde bulunduğu belirtiliyor. Sarıkız, Ayışığı ve Eldiven darbe planlarıyla ilgili sorgulanacaklarını bilen eski komutanlar İstanbul Adliyesi´ne gelmeden önce bu iddialarla ilgili avukatlarıyla uzun süre hazırlık yaptı. Özden Örnek´e ait olduğu belirtilen günlüklerdeki çelişkili ve hatalı anlatımları bulmaya çalışan askerler zaman zaman da telefonla görüştüler.

Polis dinlemiş

Haklarında, ´şüpheli´ sıfatıyla soruşturma sürdüğü için mahkeme kararıyla dinlenen iki komutan teknik takibe takıldı. Bu konuşmalarda Aytaç Yalman ile Özden Örnek´in, “Birbiriyle çelişen ifadeler vermemek üzere” sözleştikleri polis dinlemesine takıldı. Komutanların hangi konuyu yalanlayacaklarını ya da ´hatırlamıyorum´diyeceklerini birbirlerine aktardıkları iddia ediliyor. Yalman ve Örnek´in, Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına ile benzer görüşmeler yapmaması dikkat çekiyor. Aynı dönemde komutanlık yapan Örnek ile Fırtına´nın aralarının günlükler nedeniyle açık olduğu öne sürülüyor. 5 Aralık´taki sorgudan önce bu yöndeki bilgileri Terörle Mücadele Şubesi´nin bilgi notundan öğrenen savcılar, iki komutana da ayrı ayrı “Niçin ortak hareket etme kararı aldınız” diye sordu. Telefonlarının dinlendiğini bilmeyen Örnek ve Yalman´ın bu soru nedeniyle sıkıntı yaşadıkları öğrenildi.

Suçlamalar onur kırıcı bunları hazırlayan kurum geri çeksin

Fırtına ifadesine bu sözlerle başladı: “Savunmama başlamadan önce bana yöneltilen tüm suçlamaları kabul etmediğimi, şiddetle reddettiğimi beyan etmek istiyorum. Bu suçlamaların onur kırıcı olduğunu bu suçlamaları hazırlayan kurumların bunları geri çekmesini talep ediyorum. Bu suçlamalar geri çekilmiyorsa iade ediyorum. Kimsenin böyle bir suçlamayı bana yönelteceğini düşünemiyorum. “ ( Vatan)

(30 Aralık 2009, 15:16), son güncel.: (05 Ocak 2010)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Darbe Günlükleri ve Komutanlarla ilgili manşetlerimiz

Deniz Kuv. Komutanı Özden Örnek´in darbe günlükleri (tam metin)

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1275    yazdır/print


 

Denktaş: Sormadınız ama söyleyeyim, Ergenekon´un avukatıyım

KKTC´nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Tarsus´un kurtuluşu etkinliklerinde konuştu: ´Siz sormadınız ama ben söyleyeyim. Ergenekon´un avukatı olarak diyorum ki ben bu davaya karşıyım. Ergenekon davası yüzünden Türkiye büyük tazminat cezaları ödeyecektir. Bir insanı gel bakalım deyip içeri alırsınız. Ondan sonra delil ararsınız. Bu delil arama 10, 15 ay sürer ve içeride adamcağız ölür veya hastanelik olur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir usül yoktur. Avrupa insan hakları bunu tasvip etmeyecektir.´ Kıbrıs´lı birisi olarak Türkiye´de yürütülen bir soruşturma ve davaya karşı Denktaş´ın böyle olumsuz tavır göstererek dahil olması ilginç ve düşündürücü olarak yorumlanıyor. Ergenekon Terör Örgütü´nün, 2003-2004 yıllarında Kıbrıs görüşmelerinin Birleşmiş Milletlerde AK Parti hükümeti tarafından yanlış yürütüldüğü gerekçesiyle Türkiye´de Şener Eruygur önderliğindeki generaller tarafından hükümeti bir darbe ile devirmek için çalıştığı, bu çalışmalarda eski Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş´ın da rol aldığı iddia edilmiş ve bu iddialar çeşitli şekillerde Ergenekon iddianamelerinde de yer almıştı. Bu çevrelerin karşı çıktığı görüşmelerin sonucunda, Kıbrıs´ta yapılan referandumda Kıbrıslı Türklerin barışa evet dediği Rumların ise hayır dediği ortaya çıkmış, bu çok çarpıcı gelişmeyle Türkiye´ye Kıbrıs üzerinden yapılan baskılar bir anda zayıflamış, KKTC´nin eli güçlenmişti.

Denktaş: Sormadınız ama söyleyeyim, Ergenekon´un avukatıyım

KKTC´nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Tarsus´un kurtuluşu etkinliklerinde konuştu: ´Siz sormadınız ama ben söyleyeyim. Ergenekon´un avukatı olarak diyorum ki ben bu davaya karşıyım. Ergenekon davası yüzünden Türkiye büyük tazminat cezaları ödeyecektir. Bir insanı gel bakalım deyip içeri alırsınız. Ondan sonra delil ararsınız. Bu delil arama 10, 15 ay sürer ve içeride adamcağız ölür veya hastanelik olur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir usül yoktur. Avrupa insan hakları bunu tasvip etmeyecektir.´ Kıbrıs´lı birisi olarak Türkiye´de yürütülen bir soruşturma ve davaya karşı Denktaş´ın böyle olumsuz tavır göstererek dahil olması ilginç ve düşündürücü olarak yorumlanıyor. Ergenekon Terör Örgütü´nün, 2003-2004 yıllarında Kıbrıs görüşmelerinin Birleşmiş Milletlerde AK Parti hükümeti tarafından yanlış yürütüldüğü gerekçesiyle Türkiye´de Şener Eruygur önderliğindeki generaller tarafından hükümeti bir darbe ile devirmek için çalıştığı, bu çalışmalarda eski Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş´ın da rol aldığı iddia edilmiş ve bu iddialar çeşitli şekillerde Ergenekon iddianamelerinde de yer almıştı. Bu çevrelerin karşı çıktığı görüşmelerin sonucunda, Kıbrıs´ta yapılan referandumda Kıbrıslı Türklerin barışa evet dediği Rumların ise hayır dediği ortaya çıkmış, bu çok çarpıcı gelişmeyle Türkiye´ye Kıbrıs üzerinden yapılan baskılar bir anda zayıflamış, KKTC´nin eli güçlenmişti.

Tarsus´un kurtuluşunun 88. yılı nedeni ile düzenlenen etkinliklere katılmak üzere ilçeye gelen Denktaş, Belediye Meclis salonunda bir basın toplantısı düzenledi. Türkiye´deki ve KKTC´deki son gelişmeleri değerlendiren Denktaş, Ergenekon davası kapsamında içerde tutulan insanlar yüzünden Türkiye´nin büyük tazminat cezaları ödeyeceğini iddia etti. Denktaş, konuyla ilgili şöyle konuştu: Bir insanı gel bakalım deyip, içeri alırsınız. Ondan sonra delil ararsınız. Bu delil arama 10 ay 15 ay sürer ve içerde adamcağız ölür, gider veya hastanelik olur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir usul yoktur. Barolarınız bunun yanlış olduğunu bar bar söylemektedir. Avrupa insan hakları bunu tavsif etmeyecektir. Türkiye çok büyük tazminatlara mahkum olacaktır. Eğer o içerde tutulan insanlar teker teker Avrupa İnsan Hakları mahkemesine giderse, bunlar bizi çok üzüyor ve içeri alınan insanların çoğuna baktığımda bunların çoğu benim bildiklerim, asker olsun sivil olsun Profesör Haberal´dan başlayalım bunların Türkiye´ye karşı ihtilal yapacakları, hükümet devireceklerini bu insanların bu niyetli insanlar olmadıklarını biliyoruz. Bir şeyler oluyor Türkiye´de inşallah bu safha çabuk geçer diye düşünüyorum. Toplantıda Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, Denktaş´ a temsili Türkiye Cumhuriyeti tapusunu verdi. ( Star)

(27 Aralık 2009, 12:45)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ergenekon´un Kıbrıs uzantısı konulu manşetlerimiz

Kıbrıs Ergenekon´unun şok belgeleri

Ergenekon soruşturmasını/davasını akamete uğratma girişimleri

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1255    yazdır/print


 

Görüntülenen: 1 - 20 (Toplam 45)  | Sonraki 20 



Mavi Marmara'da yakalama kararı

26.05.2014 15:43 Gazze'ye 31 Mayıs 2010'da insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerince düzenlenen saldırıya ilişkin davada, aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Ashknazi dahil dört komutan hakkında tutuklam..
Tamamı 26.05.2014

TIR iddianamesi kabul edildi

15.05.2014 13:34 Adana Cumhuriyet Başsavcı vekili Ali Doğan tarafından MİT'e ait tırların durdurulmasına yönelik olarak 13 askeri personel hakkında müebbet hapis cezası istemiyle hazırladığı iddianame Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince ka..
Tamamı 15.05.2014

Paralel kulağa ilk dava açıldı

05.05.2014 14:06 Adana'da yürütülen ve Emniyet İstihbarat yetkililerinin şüpheli olduğu telekulak soruşturması sona erdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili Ali Doğan'ın yazdığı iddianameyi kabul etti. Böylec..
Tamamı 05.05.2014

Flaş!!! Gülen'e darbe soruşturması

30.04.2014 10:55 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan suç duyuruları üzerine Fetullah Gülen hakkında soruşturma başlatıldı. Gülen hakkındaki soruşturmanın, 17 Aralık sonrasında kaldırılmadan önce Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. ..
Tamamı 30.04.2014

Güney:Gülen Ergenekon bağlantılı

09.04.2014 19:24 2001 yılında polise verdiği ifadesi ile Ergenekon örgütünün ilk kez resmi kayıtlara girmesini sağlayan gazeteci Tuncay Güney'in ifadesinin satır aralarında çok önemli bir bilgiye rastlandı. Ergenekon'un firari şüpheli..
Tamamı 09.04.2014

Mahkeme davayı başarıyla gördü

04.04.2014 10:55 Beş yıl süren ve 8 ay önce sonuçlanan Ergenekon davasında gerekçeli karar ancak dün açıklanabildi. 16 bin 780 sayfadan oluşan kararda çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Örneğin şu satırlar dikkat çekici: "Yargılama sonunda..
Tamamı 04.04.2014

Ağlayan Gülen, gülen AK Parti

31.03.2014 11:47 Türkiye, dün tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Yerel seçimler başarıyla yapıldı. Milli iradeyi hedef alan 17 Aralık darbe girişimine karşı halk sandığa koştu. Seçimlere katılım oranı % 90 ile çok yüksek gerçekleşt..
Tamamı 31.03.2014

Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 08.02.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

Zirve davasındayız!

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

Zirve davasının 93. duruşmasında sanıklar savcılık mütalaasına karşı savunma yaptı. Sanıklardan Ergenekon hükümlüsü Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer savcıya tepki gösterdi: 'Mütalaanın ilk bölümü 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden aynı şekilde kopyalama yapılmış. Bizi beylik tabancasıyla vursaydınız, bu sitedeki kopyalamayla vurmasaydınız..
Tamamı 23.06.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

Fetullah Gülen'e şok

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı. TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devlet iddiaları ile bu yapılanmanın başında Fethullah Gülen’in bulunduğu ve yapılanmayı bizzat idare ettiği şüphesi çok sayıda somut bulgu..
Tamamı 23.01.2014

Zirve mütalaası sitemizde

Malatya Zirve Katliamı Davası

17.07.2014 13:55 Malatya Zirve Katliamı davasının 567 sayfalık savcılık mütalaasının tamamı sitemize eklenmiştir. Kelime arama yapabilir, sayfaları yazdırabilirsiniz. 23 Haziran'daki duruşmada sanık avukatları savcılık mütalaasına tepki gösterdiler. Hurşit Tolon'un avukatı, mütalaanın ilk 150 sayfalık bölümünün 'kontrgerilla.com' adlı internet sitesinden..
Tamamı 17.07.2014

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Türkistan Deklarasyonu

Türkistan Uluslararası Konferansı

12.05.2014 11:50 'Türkistan'ın Dünü, Bugünü, Yarını' adıyla üçüncüsü düzenlenen uluslararası konferans, 11 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkistan; ilmi, islami, fenni ve tıbbi ilimlerin beşiği olan, Buhari, Tirmizi ve Biruni gibi çok önemli müslüman ilim adamlarının yaşadığı bölgenin adıdır. Türkistan coğrafyası ve özellikle de bu coğrafya..
Tamamı 12.05.2014

Şok plan: HSYK bunu yapacak

26.07.2014 11:54 HSYK'dan önceki gün gelen şok tehdit hayata geçirildi. HSYK 3. Dairesi, Bolu Savcısı Zekeriya Öz hakkında, Twitter'da kullandığı hesap üzerinden 'Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sonunun Kaddafi ve Saddam gibi olacağını' ima..
Tamamı 26.07.2014

İsrail Gazze'den, paralel buradan

25.07.2014 10:31 Paralel yapı mensuplarından Hakkari eski Emniyet Müdürü Tufan Ergüder şok açıklamalar yaptı. Selam-Tevhid örgütü iddiasıyla masum insanları dinledikleri suçlamasıyla gözaltına alınan polis arkadaşlarını savundu. Bugün ..
Tamamı 25.07.2014

İşte F-tipi kumpasın delilleri

23.07.2014 17:25 Türkiye önceki gün; Ergenekon, Balyoz, KCK, ÇHD ve Devrimci Karargah gibi çok yakın geçmişin ünlü soruşturmalarını yürüten polis şeflerinin kelepçelenerek gözaltına alındığı bir sabaha uyandı. 25 ilde toplam 99 polis ş..
Tamamı 23.07.2014

Flaş!!! Paralel polislere operasyon

22.07.2014 10:12 İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nin yönetiminde İstanbul merkezli olmak üzere 22 ilde paralel yapıya karşı büyük bir operasyon başlatıldı. Biri "Selam Tevhid örgütü soruşturmasında kumpas", diğeri ise "'yasadışı dinle..
Tamamı 22.07.2014

Kontrgerilla.com, Zirve'yi sarstı

23.06.2014 20:31 Malatya'daki Zirve Yayınevi'nde 2007'de biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazları kesilerek öldürülmesine ilişkin davaya 93. duruşmayla devam edildi. Duruşmaya, bir süre önce cezaevinden tahliye edilen Ergenekon hükümlüsü..
Tamamı 23.06.2014

Flaş!!! 12 Eylül müebbetle bitti

18.06.2014 12:57 12 Eylül davasında önemli gelişme.. Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada esas hakkındaki görüşünü açıklayan Özdabakaoğlu, "sanıkların, darbeyi yapmaya yaklaşık 1 yıl kadar önce karar verdiklerinin ve darbenin ..
Tamamı 18.06.2014

Gülen soruşturması büyüyor

29.05.2014 14:12 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fethullah Gülen hakkında yürütülen soruşturmanın derinleştirildiği öğrenildi. Soruşturmayı yürüten Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcılığı, Gülen'in geçmişe yönel..
Tamamı 29.05.2014

Flaş!!! Paralel örgütün adı: PDY

28.05.2014 11:02 Dicle Üniversitesi'nde paralel yapılanma iddialarını araştıran Diyarbakır Başsavcılığı, örgütün adını "Paralel Devlet Yapılanması" (PDY) olarak koydu. Aralarında rektör Ayşegül Jale Saraç'ın da bulunduğu 9 öğretim üyes..
Tamamı 28.05.2014

Taraf-Baransu'ya 52 yıl şoku!

22.05.2014 17:31 Taraf gazetesi ile muhabir Baransu'ya şok dava.. "Gülen'i Bitirme Kararı 2004'te MGK'da Alındı" haberi için açılan savcılık soruşturması tamamlandı. Mehmet Baransu ve gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü hakkında 52'şe..
Tamamı 22.05.2014

Gülen'e 3 soruşturma daha

02.05.2014 11:29 Fetullah Gülen hakkında, 'dini kullanarak dolandırıcılık' ve 'örgüt kurma' suçlarından dolayı İstanbul'da üç soruşturma yürütüldüğü ileri sürüldü. Gülen hakkında Ankara'da 'darbe girişimi' suçlamasını da içeren bir sor..
Tamamı 02.05.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Paralel yargı: Direneceğiz!

15.02.2014 15:41 Yargı darbesiyle AK Parti hükümetini devirmek için art arda operasyonlar yapan paralel yapının yüksek yargı üyesi hakim ve savcılara yönelik talimatlarını içeren ses kaydı ortaya çıktı. Ankara'daki hakim ve savcılara d..
Tamamı 15.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 ve 25 Aralık operasyonunu ..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
8.772.301