Tam
EskidenYeniye
 

Çiller davayı sarstı:28 Şubat darbedir

Ankara'da, 28 Şubat (1997) dönemine ilişkin aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay ikinci başkanı Çevik Bir, emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Korgeneral Engin Alan'ın da aralarında bulunduğu 103 sanığın yargılandığı davaya devam edildi. Dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, ilk kez ve telekonferans sistemiyle İstanbul'dan katıldığı duruşmada tanık sıfatıyla ifade verdi. 28 Şubat'a ilişkin daha öncesinde "bu bir darbedir" dediğini ve bunu tekrar ettiğini belirten Çiller, "28 Şubat bir darbedir. Belki alışılagelmiş bir darbe değildir, post-modern bir darbedir ve bir süreçtir, kesit değil. Bir koalisyon eliyle icra edilmiştir. Bu koalisyonun içerisinde çeşitli toplum kitleleri vardır, kimi medya, silahlı ve silahsız güçler, kimi yargı üyeleri, kimi sendikalar, sivil toplum örgütleri ve kimi dış odaklar vardır. Hükümeti düşürmeye yönelik bir plan çerçevesinde korku, baskı ve şiddetle hükümeti yok etmeye yönelik bir harekettir" ifadelerinde bulundu. Çiller'in bu ifadesinin davayı önemli ölçüde etkileyeceği değerlendiriliyor. Öte yandan duruşmada sanıklardan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir de ifade vedi. Bir, "Genelkurmay'da yeni bir konu gündeme geldiğinde çalışma grubu kurulması bir prensiptir. Batı Çalışma Grubu ismini ben verdim, 'Ülkemizin yönü Batı'ya bakmaktadır' mesajını vermek için ismini 'batı' verdik. İç Güvenlik Harekat Dairesi bünyesinde çalıştı." dedi. Diğer taraftan Çiller'in darbenin varlığına dair net açıklamaları, 2015'teki bir duruşmada ifade veren, 28 Şubat döneminde Çiller'in basın danışmanı olan Mehmet Bican'ın yalanını da ortaya çıkarmış oldu. 6 Ekim 2015 tarihindeki duruşmada tanık sıfatı ile ifadesi alınan Bican, mahkemede verdiği ifadede, "Tansu hanım bir darbenin söz konusu olmadığının ve MGK kararlarının Türkiye'nin lehine olduğunun farkındaydı. O dönemde Genelkurmay karargahında brifingler olurdu. Bana da bu brifingleri takip etmem talimatı verildi. Tansu hanım hiçbir şekilde TSK ile arasını bozmak istemezdi hatta yardımcı olurdu" diye konuşmuştu.

Önceki haber title=Sonraki haber

22.07.2017 11:29 28 Şubat (1997) dönemine ilişkin aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay ikinci başkanı Çevik Bir, emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Korgeneral Engin Alan'ın da aralarında bulunduğu 103 sanığın yargılandığı davaya devam edildi.

18 Temmuz'da Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 89. celse sanık müdafi ve katılan avukatların kimlik tespitiyle başladı. Ardından İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katılan Tansu Çiller de "mağdur-tanık" sıfatıyla ifadesi alınmak üzere İstanbul'dan telekonferans sistemiyle duruşmaya bağlandı. Çiller ile avukatları Salih Çelen, Seçil Genca Oral da İstanbul'da hazır bulundu.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mustafa Yiğitsoy, Tansu Çiller'e, katılan talebinin kabul edildiğini hatırlatarak, "Sayın Tansu Hanım, talimatla ifadenize başvurulmuş, katılan sıfatıyla daha önceki ifadenize ilave etmek istediğiniz hususlar var mı?" diye sordu.

Tansu Çiller, ilk defa mahkemeye gelmediğini, daha önce bir kez daha davet edildiğini ve burada 28 Şubat'a ilişkin görüşlerini ifade ettiğini belirterek, şöyle konuştu:

"(28 Şubat bir darbedir) dedim, yine aynı şeyi ifade etme durumundayım. 28 Şubat bir darbedir, belki alışılmış bir darbe değildir, 'bir postmodern darbedir' de diyebiliriz. Bir koalisyon eliyle icra edilmiştir, bu süreçte bu koalisyonda çeşitli toplum kesitleri vardır. Sadece silahlı kuvvetler değil, silahlı ve silahsız kuvvetler mevcuttur, kimi medyamız içinde vardır, kimi Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları vardır, kimi, heyetinizi tenzih ediyorum, yargı üyeleri vardır, kimi sendikalar, sivil toplum örgütleri, kimi dış odaklar vardır. Ancak, hükümeti düşürmeye, Refah Partisini iktidar yapmamaya, korku, şiddet, baskı icra ederek, hükümeti hükümet etmekten ve hükümeti yok etmeye yönelik bu hareket sonlandırılmıştır."

"O fotoğraf, ipe giden bir Başbakanın hüzünlü bakışıdır"

Türk tarihinin hafızasında bir fotoğrafın her zaman bir hançer gibi saplı kaldığını dile getiren Tansu Çiller, "Siyasetçinin şuuruna da bu fotoğraf saplıdır. Bu fotoğraf, ipe giden bir Başbakanın hüzünlü bakışıdır. Bütün topluma dehşet salmıştır, 28 Şubat bu dehşet refleksinin üstüne inşa edilmiştir." diye konuştu.

Çiller, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ile başlanan sürecin üstüne, 28 Şubat'ın inşa edildiğini ve süreçte Refahyol'un milletin çoğunluğunu oluşturan 293 milletvekilinin 243'e indirildiğini ifade etti. Bunun, bir plan ve amaç çerçevesinde icra edildiğini anlatan Çiller, "Bunun tankla, tüfekle Meclise girilerek, birtakım milletvekillerinin ellerine kelepçe vurularak yapılmasında sonuç açısından bir fark yoktur. Netice itibarıyla milletvekillerinin şuurları, akılları, kalplerine kelepçe vurulmuştur. Millet iradesinin Meclise yolladığı çoğunluğa bir kelepçe vurularak, bir başka iradeye teslim edilmiş, azınlığa dönüştürülmüştür." dedi.

Çiller, "toplumdaki bölünmüşlükten son derece rahatsız ve üzgün olduğunu" belirterek, "Biliniz ki REFAHYOL bunun için bir fırsattı. Bu kucaklaşma için, toplumumuzun bölünmüşlüğünü bir yerde yok edebilmek için bir fırsattı." dedi.

Çiller, bulunduğu İstanbul'dan telekonferans sistemiyle Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesine bağlanarak verdiği ifadede, 1995 seçimlerinden Refah Partisi'nin 158 milletvekiliyle birinci çıktığını, milletin "Refah Partisini iktidara getirdim" dediğini, ikinci partinin 135 milletvekiliyle DYP, üçüncü partinin ise 132 milletvekiliyle Anavatan Partisi olduğunu anlattı.

Anavatan Partisi'nin milletvekilleri arasında o listeden seçimlere giren BBP'liler de olduğunu belirten Çiller, şöyle devam etti:

"Ben dahil, Anavatan ile birliktelik kurup, ANAYOL'u kurmak istedik. ANAYOL'un denenmesi bana göre yanlış yazılmış bir tarihin, doğru yazılması anlamına geliyordu. Bu, 12 Eylül 1980 darbesinin yanlış yazdığı tarihi düzeltmekti. Çünkü 12 Eylül'de Adalet Partisi kapatılmış, merkez sağ bölünmüştü. Bu bölünmüşlükten iki parti çıkmıştı. Biri Anavatan Partisi, diğeri yasaklı DYP. Ben bu DYP'nin yasaklarının kaldırılması mücadelesiyle siyasete girdim. Dolayısıyla bu iki partinin birleşmesi benim için özel önem taşıyordu. Onun içindir ki Demirel ve Özal bir büyük mücadele içine girmişler, onun içindir ki Çiller ve Yılmaz bir büyük mücadeleyi devam ettirmişlerdir.

Şöyle düşünün, bir mahallede tek bir bakkal var, onun müşterileri var. Sonra zoraki ikinci bakkalı getiriyorsunuz. Şimdi o iki bakkal aynı müşterilere satış yapmak durumunda. Siyaset darbelerin sonunda böyle bir mücadeleye itilmişti. Bu yüzden daha fazla milletvekilimiz olmasına rağmen, Başbakanlıktan feragat ettim. Başbakanlığı ANAYOL'un kurulması için hükümetin Mesut Yılmaz Başbakanlığında kurulmasına imkan sağladım. Bununla da yetinmedim, Meclis Başkanlığını da verdim. Ancak görüldü ki bir kere darbeler sosyal yapıyı değiştirirse, fedakarlıklar ne olursa olsun, birinden birinin yok olması lazım. ANAYOL bir azınlık hükümetiydi, bitmesi lazımdı. Nitekim bitme durumundayken, Anayasa Mahkemesinin 'Güven oylaması yeterli çoğunlukla verilmemiştir' kararıyla nihai son oldu. Böylece yeni hükümet arayışı çerçevesinde REFAHYOL değerlendirmesi ortaya çıktı."

"DYP parçalanma sürecine sokuldu"

Çiller, herkesin çok şey söyleyebileceğini, ancak son sözün daima millete ait olduğuna işaret ederek, "Demokraside böyledir. Millet, Refah Partisini birinci yapmıştı. Refah Partisini iktidarda görmek istiyordu." ifadesini kullandı.

REFAHYOL'un kurulması sürecinde çeşitli baskılarla karşı karşıya kaldıklarına değinen Çiller, 293 olan milletvekili sayısının bir anda 278'e düştüğünü aktardı. İktidara yürüyen bir partide böyle bir şeyin olamayacağını, oy vermeden, güven oylamalarında sıkıntıya düşülmeyeceğini belirten Çiller, REFAHYOL kurulurken, DYP'nin hedef seçildiğini bildirdi.

Çiller, şu görüşlere yer verdi:

"DYP, daha (REFAHYOL'un) kuruluş aşamasında parçalanma sürecine sokuldu. Toplumun ikiye bölünmüşlüğünü, aşırı sağda bir partiyle, ortada, liberal, daha liberal diyelim, merkez sağda duran bir parti, belki de bir uzlaşma çerçevesinde ülkenin bütününü kucaklayabilir, ülkenin devletle millet arasındaki çekişmesine, milletin bölünmüşlüğüne son verebilirdi. Bunu önemli bir fırsat olarak gördüm. Ama bu fırsat ne yazık ki kaçırıldı."

Tansu Çiller, o dönemde ekonomide güzel şeyler gerçekleştiğini, DYP'nin daha önce bıraktığı miras üzerinde ülkenin büyümede OECD birincisi olduğunu, dış politikada da önemli duruş sergilendiğini anlattı.

Dış politikadaki duruşun Türkiye açısından büyük aşama olduğunu belirten Çiller, "Refah Partisi'nin, tümden AB'yi reddeden bir parti" olduğunu, buna karşın AB ile ilişkilerin son derece sıcak devam ettiğini, Gümrük Birliği'nin sürdüğünü ifade etti.

"Türkiye'nin geleneksel dış politikasının ana hatları devam ederken, çok önemli bir kazanç da Ortadoğu politikasında, Irak'ta gündeme gelmiştir" diyen Çiller, petrol bölgelerine operasyon düzenlemenin çok zor olmasına rağmen, Irak sınırının 60 kilometre içine 50 bin askerle operasyon düzenlendiğini anımsattı.

"Buna itibar etmezsek Türkiye'nin itibarıyla oynarız"

O dönemde Genelkurmay Başkanına bir ziyarette bulunduğuna dikkati çeken Çiller, ziyaretin nedenlerinden birinin, o dönemde TSK'da başlatılan 150 milyar dolarlık modernizasyonun gidişatını bizzat takip etmek, bunu, davanın sanıklarından da olan dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın ağzından duymak, ziyaretinin bir diğer nedeninin de dış politikadaki gelişmeler konusunda görüş alışverişinde bulunmak olduğunu aktardı.

Çiller, "Ancak bir üçüncü nedenim vardı. Bir mesaj vermek istedim. O da şuydu; Türkiye önemli bir ülke. Ama bunu devam ettirmek istiyorsak, en önemli şey bu itibarı devam ettirebilmektir. Bunun en önemli yolu, demokrasinin evrensel nedenleri üzerinde birleşebilmektir. O da seçimle gelenin seçimle gitmesidir. Buna itibar etmezsek Türkiye'nin itibarıyla oynarız. Bu mesajı verdim." dedi.

Sonuç itibarıyla 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını aktardığını belirten Çiller, uzlaşmacı bir insan olduğunu, toplumdaki bölünmüşlükten son derece rahatsız ve üzgün olduğunu bildirdi.

Çiller, şunları kaydetti:

"Biliniz ki REFAHYOL bunun için bir fırsattı. Bu kucaklaşma için, toplumumuzun bölünmüşlüğünü bir yerde yok edebilmek için bir fırsattı. Keşke bugün burada bir ceza hukukunun platformunda değil, özgürce ve özgür olarak, mağdur edenle mağdur edilen bir araya gelebilse. Mağdur eden, 'Ben o gün öyle düşünüyordum. Ama bugün geriye baktığımda keşke olmasaydı. Keşke farklı yapsaydık ve keşke hep birlikte demokrasinin evrensel değerleri üzerinde kucaklaşabilseydik' diyebilseydi."

Çiller, "28 Şubat koalisyon eliyle icra edilmiş bir darbedir" dedi.

28 Şubat'a ilişkin daha öncesinde "bu bir darbedir" dediğini ve bunu tekrar ettiğini belirten Çiller, "28 Şubat bir darbedir. Belki alışılagelmiş bir darbe değildir, post-modern bir darbedir ve bir süreçtir, kesit değil. Bir koalisyon eliyle icra edilmiştir. Bu koalisyonun içerisinde çeşitli toplum kitleleri vardır, kimi medya, silahlı ve silahsız güçler, kimi yargı üyeleri, kimi sendikalar, sivil toplum örgütleri ve kimi dış odaklar vardır. Hükümeti düşürmeye yönelik bir plan çerçevesinde korku, baskı ve şiddetle hükümeti yok etmeye yönelik bir harekettir" ifadelerinde bulundu.

"Milletvekillerinin iradelerine kelepçe vurulmuştur"

293 milletvekili sayısının 243'e indirildiğini, 28 Şubat'ın plan ve amaç çerçevesinde yapıldığını belirten Çiller, "RefahYol Partisi çeşitli zorluklarla karşılaştı. Parti kurulurken 'bu partiyi iktidara getirmeyin' diye baskılar oldu. İktidara yürüyen bir partide oy azalması olmaz. 293 milletvekilinin oyu düşürüldü. Herkes her şeyi söyleyebilir ancak son söz milletindir. Tankla, tüfekle meclise girip milletvekillerinin elinin kelepçelenmesiyle, bunun yapılmasının arasında fark yoktur. Milletvekillerinin kalplerine, iradelerine kelepçe vurulmuştur ve bir başka iradeye teslim olmaları sağlanmıştır. Parti döneminde Kuzey Irak'ta petrol bölgesine askerle girildi, Türkiye OECD'de (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) birinci sıradaydı. Hükümetin kuruluşunu, ülkenin bölünmüşlüğünü gidermede önemli bir fırsat gördüm, ama bu fırsat kaçırıldı" şeklinde konuştu.

28 Şubat'a "Milletin çoğunluğunu milletin azınlığına indirilmiştir" diyen Çiller şöyle devam etti: "Bu bir plan ve amaç çerçevesinde icra edilmiş ve sonuca ulaşılmıştır. Bunun tankla, tüfekle Meclise gidilerek milletvekillerinin ellerine kelepçe vurularak yapılmasıyla sonuç olarak bir farkı yoktur. Sonuç olarak milletvekillerinin kalplerine, bilinçlerine kelepçe vurulmuştur. Milletin iradesi bir başka iradeye teslim edilmiştir ve bir azınlığa dönüştürülmüştür."

28 Şubat öncesi ANAYOL hükümetine değinen ve seçimlerde milletin Refah Partisi'ni birinci parti yaptığını dile getiren Çiller, "REFAHYOL hükümetinin kurulma sürecinde çeşitli baskılarla karşı karşıya kaldık. 293 milletvekili sayımız bir anda 278'e düşürüldü. Bu süreçte DYP parçalanma sürecine sokuldu. Bu hükümet Türkiye'nin uzlaşması için önemli bir fırsattı. Ülkenin devletle millet arasındaki çekişmesine, milletin bölünmüşlüğüne son verebilirdi. Bunu önemli bir fırsat olarak görmüştüm. Ama ne yazık ki bu fırsat kaçırıldı. O dönemde Türkiye'nin Dış politika ve ekonomik politikalarına değinen Çiller, TSK'nın modernize edilme çalışmaları hakkında bilgi verdi. O dönemde Genelkurmay Başkanı'nı ziyaret ettiğini belirten Çiller, bu ziyarette verdiği mesajlardan birinin de, "Seçimle gelenin seçimle gitmesidir. Buna itibar etmezsek Türkiye'nin itibarıyla oynarız" olduğunu sözlerine ekledi.

Çiller, 28 Şubat davasında kendisinin şikayetçi olmadığını ancak devletin savcısının kendisini mağdur olarak gösterdiğini ve ifadeye çağırdığı için geldiğini belirterek, "Keşke bugün burada bir ceza hukukunun platformunda değil, özgürce özgür olarak, mağdur edenle mağdur edilen bir araya gelebilse. Mağdur eden hata yaptığını kabul etse ve 'Keşke farklı yapsaydık ve keşke hep birlikte demokrasinin evrensel değerleri üzerine kucaklaşabilsek" dedi.

28 Şubat'ın darbe olduğunu sık sık tekrarlayan Çiller, "Bir tarikat lideri ve onun gönül maceraları ve sonrasında gelen baskılar. Arkasından karalamalar, iftiralar. Hemen arkasından bir parti kurduruluyorsa. Arkasından Gölcük'te yapılan toplantılara Genelkurmay Başkanı ve Genelkurmay 2. Başkanı katılıyorsa. Cumhurbaşkanına brifing veriliyorsa. Bir general, 'irtica PKK'dan daha tehlikeli' diye demeç veriyorsa. Ve irticanın hükümet kaynaklı olduğu söyleniyorsa. ve arkasında balans ayarı sözleri. Arkasından Cumhurbaşkanı Başbakanı çağırıyorsa ve 'asker geliyor, ayağınızı denk alın' diyorsa bunun adına demokrasi denmez" diye konuştu.

BANA BUNDAN BAŞKASINI SÖYLETMEK MÜMKÜN DEĞİL

Dönemin Sincan Belediye Başkanının kendi bilgisi dahilinde dönemin İç İşleri Bakanı Meral Akşener tarafından görevden alındığını ancak bunların medyada yer almadığını belirten Çiller, "4 gün sonra Sincan'da tanklar yürüyor. Aynı gün Cumhurbaşkanını ziyaret ediyorum ve Cumhurbaşkanı, 'Eee ne olacak ziyan yok' diyor. Genelkurmay başkanı bu olaydan haberi olmadığını söylüyor. Arkasından toplumun her kesimine brifing veriliyor. Sendikalara, sivil toplum örgütlerine, üniversitelere. Büyük bir kısmı ayakta alkışlıyor.

Batı Çalışma Grubu toplumun her kesimini fişliyor. Bütün bunların bir darbe hazırlığı olduğu medyaya yayılıyor. Daha sonra çoğunluk azınlığa düşürülüyor. Milletin çoğunluğuna değil de milletin azınlığına başka bir hükümet kurduruluyor. Bu darbenin hükümetidir, milletin hükümeti değildir. Bana bundan başkasını da söyletmek mümkün değildir" dedi.

Çiller ifadesinin ardından Mahkeme Başkanı'nın sorularını yanıtladı. Çiller bir soru üzerine Batı Çalışma Grubu'ndan sonradan haberi olduğunu ve bundan rahatsızlığını hem Cumhurbaşkanı'na hem de Başbakan'a ilettiğini söyledi.

"Sincan'da tankların yürütülmesinin ardından medyada darbe yapılacağı yönünde haberler çıktığında Genel Kurmay Başkanı'nın kendisini arayıp 'böyle bir şey yok' şeklinde bilgilendirip bilgilendirilmediği sorulan Çiller, Genelkurmay Başkanın kendilerini değil Cumhurbaşkanına bilgi verdiğini söyledi. Tankların yürüdüğü gün Cumhurbaşkanın yanında olduğunu belirten Çiller, "Tam Cumhurbaşkanının yanında çıktığımda tankların yürüdüğünü öğrendim ve geri döndüm. Cumhurbaşkanına 'bunun çok vahim olduğunu' söyledim. 'Eğer bu hükümete karşı yapılmışsa gereği yapılmalı' dedim" diye konuştu.

MGK'NIN VÜCUT DİLİ ÇOK DEĞİŞTİ

Dönemin Milli Güvenlik Kurulu toplantısında yaşadıkları sorulan Çiller, daha öncede birçok kez MGK toplantılarına katıldığını belirterek, "28 Şubat sürecindeki MGK'da da görünürde bir farklılık yok gibiydi. Ancak vücut dili farklıydı. Çeşitli el hareketleri, gülüşmeler, yüzlerdeki alaycı ifadeler, Başbakan Erbakan'ın boncuk boncuk terleyişi. Zaman zaman powerpointle bizzat Başbakanı hedef alan, onun konuşmalarını, özel hayatını sorgulayan durumların gösterilmesine şahit oldum. Sözlü olarak belki bir şey bulamazsınız ancak bambaşka bir şeydi" ifadelerini kullandı.

Yaklaşık 2.5 saat ifade veren Çiller, sanık avukatlarının sorularından bazılarına sinirlendi. Çiller, "Milli Güvenlik Kurulunda fiziki ya da psikolojik şiddet gördünüz mü" şeklindeki soruya, bağırarak, "Kimin haddine" diye cevap verdi. "Batı Çalışma Grubu hakkında suç duyurusunda bulundunuz mu?" sorusuna ise "Suç duyurusunda bulunmak için önce teftiş kurullarından geçmesi gerekiyor yavrum" diye çıkıştı. Bu cevaplar üzerine salondan gülüşmeler ve alkış sesleri yükseldi.

ERBAKAN ÇOK UZLAŞMACIYDI

Milli Güvenlik Kurulu kararlarının neden imzaladıkları sorulan Çiller, yaşanan süreç sonrası dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'la birlikte kararı imzaladıklarını belirten Çiller, Erbakan'ın çok uzlaşmacı bir kişi olduğunu dile getirdi. Çiller, bunu, "Hatta Sincan olayından sonra '22 tank yürümüş ne olur, Cumhuriyet Bayramında da 223 tank yürüyor' demişti. Uzlaşmacı bir tavrı vardı ve çok nazik bir kimseydi" diyerek açıkladı. O dönemde Genelkurmay Başkanı ve Jandarma Genel Komutanının emekliye sevk etme tasarısı olduğu belirten Çiller, Erbakan'ın bu tasarı karşısında 'aman ortam gerilmesin, kimsenin haberi olmasın, gerginlik çıkmasın' şeklinde tepki verdiğini belirtti.

Çiller yeni parti kurulmasını da, "DTP bir korku refleksi ile kurduruldu. Refah Partisi'nin iktidar olması istenmedi. Bunun bir darbe gerekçesi olacağı algısı yaratıldı. Darbe geliyor korkusuyla DTP'yi kurup DYP'yi parçaladılar" dedi.

"Merhum Erbakan 'sonra imzalarız' dedi, öyle yaptık"

Çiller'in beyanından sonra Mahkeme Başkanı Mustafa Yiğitsoy, sorularını yöneltti. O tarihte MGK'da alınan kararlara ilişkin, kararların hazır metinler halinde getirildiği ve sivil üyelere imzalatıldığı yönünde iddialar olduğunu belirten başkan, MGK'da bu şekilde farklı bir usül olup olmadığını sordu. Çiller, "Alınan kararlar bazen orada imzalanır, bazen de MGK Genel Sekreteri makamıma getirir ve sonra istediğimde imzalarım. 28 Şubat'ta çok uzun bir toplantı oldu. Merhum Erbakan 'daha sonra imzalarız' dedi ve öyle yaptık" şeklinde yanıtladı.

Başkan, 28 Şubat kararlarının uygulanması için TSK'ya bir talimat verip vermediklerini sordu. Çiller, 28 Şubat kararları çıktıktan sonra bakanlar kuruluna getirildiğini, bakanların bunları gereğince ele aldıklarını ifade ederek, "Başbakan'ın bu konuda bir talimatı kesinlikle yok, olsa bilirdim. Ben de öyle bir görevlendirmede bulunmadım. Bizim öyle bir talimatımızın olmadığı kesindir" diye yanıtladı.

Çiller, ifade verdikten sonra tarafların sorularını yanıtladı.

Tansu Çiller, 28 Şubat'ın baskı, cebir, şiddet süreci olduğunu ifade ederek, "28 Şubat, REFAHYOL'un başlangıcından diğer bir hükümetin kurulmasına kadar, ondan sonra, Ecevit'e 'Gelin sizi Başbakan yapalım. Tek şartım var, millete gidelim.' diyene kadar devam etmiştir." ifadelerini kullandı.

Çiller, 28 Şubat'ta şahsından çok DYP'nin, merkez sağın, en fazla da milletin mağdur olduğunu" belirtti. Bir başka soruyu yanıtlarken REFAHYOL kurulana kadar TSK ile ilişkilerinin "bir tür silah arkadaşlığı çerçevesinde olduğunu" bildiren Çiller, "Ta ki REFAHYOL'u kurana kadar. Ta ki Refah Partisini iktidara getirmekten beni mesul tutana kadar." diye konuştu.

"Laiklikle sorunu olan, milletin halisane dini duygularını istismar eden partiyle koalisyon kurmam." deyip demediğinin sorulması üzerine Çiller, "Aslında ben Refah Partisi ile koalisyon kurmak istemiyordum, bu gerçek. Anavatan Partisi ile bir koalisyon istedim, bu gerçek. Anavatan Partisi ile koalisyon kurmayı tarihi görev olarak gördüm. Sadece azınlık hükümeti olmasına rağmen ANAYOL'u denedim. Sonuç itibarıyla millet ne derse o olur. Millet 'Refah Partisi birinci olacak.' dedi. Ben kim, millet kim? Bu kadar basit. Demokrasi bu. Demokrasi istiyorsanız, buna riayet edeceksiniz." değerlendirmelerini paylaştı.

Çiller, 28 Şubat'taki MGK'dan hemen sonra, 13 Mart 1997'de toplanan Bakanlar Kurulunda 28 Şubat kararları tartışılırken, "Bu tedbirleri en öncelikle bizim uygulamamız gerekiyor. Zorla iş yapıyorlar görüntüsü vermemeliyiz. En keskin tedbirler uygulanması gerekiyorsa, bunu derhal yapacağız." deyip demediğinin sorulması üzerine şunları söyledi:

"O toplantılarda çok şey söylemiş olabilirim. O toplantıların tavsiye kararları olduğunu da söylemişimdir. MGK, tavsiye kararlarıdır. Tavsiye niteliğinde olanlardan bizim için önemli olanları uygulamamız gerektiğini söylemişimdir. Bunların bazılarının doğru olduğunu da söylemişimdir. Sonuç itibarıyla bizim için doğru olanları uyguladık. Ancak örneğin imam hatip okullarının kapanmasının olumsuz olması bu kararların ana nedenlerinden biriydi. Ancak bugün de görülmüştür ki devletin okulları olan imam hatip okulları aslında denetlenebilir ve kapatılmasına gerek yoktur. Üzerine gidilmesi gereken başka şeyler vardır, onların üzerine gidilmelidir. Biz bu nedenle imam hatip okullarını örneğin kapatmadık. MGK kararı olarak bize icra ettirilemeyenler, bizden sonra bir başka iradeyle kurdurulan hükümetlere uygulattırılmış, sonuçta millet büyük mağduriyetlere uğramıştır."

Çiller, o dönemde "koca koca generallerin, mağdur şirketlerin yönetim kurullarında yer aldığını, milletin siyasete, siyasetçiye, demokrasiye, askere güveninin sorgulandığını" kaydetti.

"Kimin haddine"

"MGK'da Genelkurmay Başkanı veya kuvvet komutanlarından, kararınıza etki edecek cebir, şiddet, tehdit gördünüz mü?" sorusu üzerine Çiller, "Kimin haddine?" değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan olarak MGK'ya birçok kez katıldığını, oradaki usulü, karşılıklı güven ve saygının nasıl icra edildiğini iyi bildiğini dile getiren Çiller, şöyle devam etti:

"28 Şubat sürecinde bunun nasıl farklılaştığını ifade etmek isterim. Elbette bir bürokratın, siyasi iradenin emrinde olan silahlı kuvvetlerin herhangi bir şiddeti MGK'da göstermesi mümkün değildir. Ancak benim Başbakanlığım dönemindeki MGK'daki hava ile REFAHYOL dönemindeki MGK'nın havası arasında çok büyük fark vardı. Ben Başbakanken oraya girdiğimde ayağa kalkıştan vücut diline her şey bir büyük saygıyı, Başbakanın otoritesini ifade ediyordu. Sözel olarak şiddet uygulanmıyorsa da vücut diliyle, zaman zaman Başbakan gelirken ayağa kalkmamaktan başlayarak, koltuktan kaykılmalar, el hareketleri, müstehzi gülüşler, Cumhurbaşkanına verilen bakışlar, yüzlerdeki alaycı ifadeler, üzülerek söylüyorum Başbakanın zaman zaman boncuk boncuk terleyişleri, 8 buçuk 9 saat süren ifadeler, zaman zaman MGK'larda Power Point ile bizzat dönemin Başbakanını hedef alan, onun konuşmalarını, özel hayatını, demeçlerini nokta nokta istiskal eden, adeta sorgulayan, sorgu suale muhatap eden bütün toplantılara şahit oldum. Sözel olarak en ufak bir şey belki bulamazsınız ama topyekun, bambaşka bir şeydi."

Akşener'in getirdiği belge

Çiller, REFAHYOL döneminde dönemin İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu vasıtasıyla dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener'in kendisine getirdiği belgeye ilişkin soru üzerine, Akşener'in, belgeyi üst düzey istihbarat görevlisinin ulaştırdığını ifade ettiğini anlattı.

Belgeye göre birtakım generallerin imzasıyla çalışma grubu kurulduğunu, belgede irtica tehdidi ve laiklik karşıtı eylemlerin araştırılmasından, siyasetçi, bürokrat ve kurumların adeta fişlenmesinden bahsedildiğini aktaran Çiller, "Bunun vahim olduğunu ifade ettim, 'Bunu milletten saklayamayız.' dedim. Bunu Başbakana götürmesini istedim. Kendim de ayrıca Sayın Erbakan ile konuyu konuştum. 'Başbakanlık Teftiş Kuruluna vermeliyiz.' dedim. İlkbahar civarıydı. Baskıların arttığı bir dönemdi." dedi.

Soru üzerine Çiller, belgenin kendilerine geliş tarihinin Mayıs 1997 olduğunu düşündüğünü bildirdi.

Belgenin gelmesinin ardından hemen Başbakan Necmettin Erbakan'a giderek, "Başbakanlık Teftiş Kurulu bunu incelemeli" dediğini aktaran Çiller, aynı zamanda ondan, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e giderek, bunu Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kuruluna vermesinin gerekli olduğunu söylediğini vurguladı.

MGK'nın kararlarını hükümetin icra etmesi gerektiğini ifade eden Çiller, "MGK, hükümetin bu kararları icra etmediğini düşünüyorsa, yapacağı hiçbir şey yoktur. MGK tavsiye kararı aldı diye, bunu eksik veya fazla gördü diye bunu asker yapmaya kalkarsa, bu suç teşkil eder. Hele hele bundan hükümetin haberi yoksa bizatihi suçtur. Bu konuda bizim askere verdiğimiz talimat da yoktur. Bundan eminim." diye konuştu.

"Asıl mağdur merkez sağ oldu"

Tansu Çiller, 28 Şubat sürecinde, DYP'yi parçalamak için yeni parti kurdurulduğunu, dönemin Genelkurmay Başkanı ve İkinci Başkanının Gölcük'te bir toplantı yapıp, Cumhurbaşkanına irtica tehlikesine karşı brifing verildiğini anlattı.

Ardından generallerden birisinin irticanın PKK'dan daha tehlikeli olduğunu söylediğini, yurt dışında bir generalin de demokrasiye balans ayarı yapıldığını belirttiğini kaydeden Çiller, "Arkasından Cumhurbaşkanı bana, 'asker ayakta, geliyor, kendinizi denk alın, bak bu başka bir şeye benzemez' diyorsa bunlara demokrasi demek mümkün değil." ifadesine yer verdi.

Tüm bunlar yaşanırken, Sincan'da bir belediye başkanı ile İran sefirinin, Türkiye aleyhine "Kudüs Gecesi"ni düzenlediğini anımsatan Çiller, bu geceyle ilgili İçişleri Bakanına gerekli talimatı verdiğini, Refah Partili belediye başkanının görevden alındığını, Dışişleri Bakanlığının da o ülkenin sefirini ülkesine gönderdiğini ancak bunların hiçbirinin haber yapılmadığını dile getirdi.

Tansu Çiller, ardından da askerlerin, Batı Çalışma Grubu adı altında, camileri, yurtları, Kur'an kurslarını, kaymakamlıkları, siyasi teşkilatları laiklik aleyhtarı çalışmalar yapılıp yapılmadığı konusunda fişlediğini öğrendiklerini kaydederek, şu bilgileri verdi:

"Ben şikayetçi olmadım, gelmek de istemedim. TSK bizim göz bebeğimiz. Dönem dönem beni baş mağdur da ilan ettiler ama o dönemde DYP'nin Genel Başkanı kim olsaydı o mağdur olacaktı. Amaç hükümeti götürmekti, bunun için DYP'yi parçalamak lazımdı, parçaladılar, Refah Partisini de kapattılar. Ama süreçte asıl mağdur merkez sağ oldu. Bu ülke çok badire atlattı, hepimizin içi sızlıyor. Bundan sonraki nesiller bunları bilsinler, öğrensinler, bu tekrar etmesin. Bu bir darbedir, başka türlü ifade etmek mümkün değildir. Ancak demokrasinin evrensel değerleri üzerinde bütünleşebilirsek ve ayrılmazsak, demokrasinin standardını daha yükseklere çıkarmak mümkün olabilir. O zaman bu toplumun bütünleşmesi mümkün olabilir, böylece Türkiye bir olur, aşamayacağı hiçbir şey kalmaz. Umudum budur, ısrarım bundandır."

Çiller, "Siz veya dönemin Başbakanı, Genelkurmay Başkanlığına, irticayla mücadele konusunda bir talimat verdiniz mi? İrticayla mücadele konusunda aldığınız bir karar oldu mu?" sorusunu, şöyle yanıtladı:

"28 Şubat kararları çıktıktan sonra Bakanlar Kuruluna getirildi, ilgili bakanlıklara gönderildi. Ne kadar gerekli görüldüyse bunları bakanlar kendi aralarında bölüştü, ele aldılar. Bu konuda Genelkurmay Başkanlığına Başbakanın bir talimat verdiğini sanmıyorum. Bir talimat verseydi haberim olurdu, çünkü koalisyon dönemimizde, 'Herhangi bir kanun, karar veya bir atama daima Başbakan ve yardımcısı imzasıyla çıkacak.' diye bir anlaşmamız vardı. Genelkurmaya böyle bir görevlendirmemiz olmadı. Batı Çalışma Grubu hele hiç olmadı. Daha sonra öğrendik, öğrendiğimiz zamanki süreç daha ilginçtir. İçişleri Bakanına, üst düzey bir istihbarat görevlisi iletmiş. Bunu bana getirdiği zaman çok vahim gördük, içinde birçok kişinin fişlenmesi meselesi gündemdeydi, laikliğe aykırı eylemlerin araştırılması isteniyordu. Bizim böyle bir talimatımız olmadığı kesindir."

"Ben görmüyorum ama bak asker ayakta"

Sincan'da tankların yürütülmesinin ardından dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e, hükümetin icraatında laiklik tehdidi görüp görmediğini yazılı sorduğunu, Demirel'in de "Ben görmüyorum ama bak asker ayakta." dediğini aktardı.

Durumun vahim olduğunu düşündüğünü ve çok rahatsız olduğuna işaret eden Çiller, dönemin Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanını emekli etmeyi düşündüğünü anlattı.

Tansu Çiller, "Doğan Güreş Paşa'nın emeklilik sürecini erteletmiştim, Cumhurbaşkanı bundan memnun kalmamıştı. Bana, 'Yeniden terfi zincirinin bozulmasından memnun kalmam, sen emekliliği falan düşünüyorsan buna sıcak bakmam.' dedi" şeklinde konuştu.

"MGK kararlarının imzalatıldığını söylediniz, muhalefet şerhi koymadınız, o kararların hala arkasında mısınız?" sorusu üzerine de Çiller, MGK kararlarının içeriğinden daha çok o güne kadar gelinen süreçteki Gölcük toplantıları, brifingler, generallerin beyanları, Sincan'da tankların geçirilmesi gibi konular nedeniyle büyük rahatsızlık içinde olduklarını belirtti.

Tansu Çiller, "Erbakan'a gittim, 'Bu böyle gitmez, buna bir nokta koymamız lazım, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanının emekli edilmesi lazım.' dedim. Bana, 'Aman bu duyulmasın, millette gerginlik çok artar. Millete hizmetimiz devam ediyor, millet bizden çok memnun. Bunu kimse duymasın sadece gerginliği artırırız, asker bizi anlayacaktır.' dedi. Sayın Erbakan'ı tanımak lazım, askerle uzlaşma arıyordu, bunu her zaman yapardı. Sincan olayının ardından '22 tank yürümüş canım gerginliği tırmandırmayalım, Cumhuriyet Bayramı'nda 220 tank yürüyor. Ne olacak?' demişti. Çok nazik birisiydi." ifadelerini kullandı.

MGK kararlarından uygun olanları hükümete anlatmayı, oradan da gerekli olanların TBMM'ye gönderilmesini düşündüklerini bildiren Çiller, "Yola devam edelim diyerek, fikir birliği içinde kaldık ve imzaladık. Fikir birliği sonucunda Erbakan ile atılan bir imzadır." dedi.

28 Şubat'tan sonra kurulan yeni hükümette askerlerin inisiyatifiyle görev alan bakan olup olmadığı sorusu üzerine Çiller, 28 Şubat döneminde yaşananları hatırlatarak, "Bütün bunlardan sonra Anasol-D hükümetinin kurulmasında askerin dahlinin bulunmadığını söyleyebilir misiniz?" dedi.

TSK'ya ilişkin hassasiyete sahip bir devlet büyüğü olarak görüldüğü belirtilerek, bir savcının 15 yıl önceki olayı sorgulaması karşısında, "(Siz bugüne kadar neredeydiniz Sayın Savcı) dediniz mi? Ki o savcı bugün cezaevinde" sorusuna karşılık Çiller, bu soruşturmanın açılması için herhangi bir adım atmadığını, bunun birçok nedeni olduğunu söyledi.

Geçmişte, TSK ile çok yakın bir mesai yürüttüğünü, o dönemki terör mücadelesi olmasa bugün Türkiye'nin farklı bir noktada bulunabileceğini ifade eden Çiller, "Ama soruşturma açıldıktan sonra bana gelip başvurulduğu an benim için doğruları söylemekten başka çare yok. Çünkü benim o dönemde tarihe mal olmuş bütün demeçlerim var, ben oradaydım, bunu yaşadım." diye konuştu.

Çiller, bunların sonrasında eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun 28 Şubat'ın bin yıl süreceğine ilişkin sözüne meydan okuduğunu, bunun karşısında durduğunu anlattı.

-"Benim düşüncem budur"

28 Şubat davasının Balyoz ve Ergenekon gibi TSK'yı hedef alan davalarla birlikte açıldığının belirtilmesi üzerine de Çiller, "Bazı mağduriyetlere üzülmem başka bir şey, 28 Şubat gibi gerçek bir davada bana başvurulduğunda doğruları söylemem başka bir şey." dedi.

TSK'nın itibarsızlaştırılması konusunda büyük hassasiyet duyduğunu dile getiren Çiller, 28 Şubat'ın sadece TSK'nın meselesi olmadığını söyledi. Tansu Çiller, konunun tüm TSK'ya mal edilmesini doğru bulmadığını, TSK'nın tamamen bunun içinde yer aldığını kabul etmesinin mümkün olmadığını ifade etti.

28 Şubat soruşturmasını 15 yıl sonra açan savcılar ile davayı ilk görenlerin cezaevinde olduğunun belirtilmesine karşılık Çiller, "Davayı açanlar cezaevinde olabilir ama davaya bakanlar cezaevinde değil, karşınızda ve saygın hakimler olarak davaya bakıyorlar." değerlendirmesinde bulundu.

Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener'in, 28 Şubat toplantısının ardından çıkardığı genelgede, TSK mensuplarına çeşitli görevler verildiği, istihbarat paylaşımı yapılmasının istendiği belirtilerek, bu genelgeden haberi olup olmadığı sorulan Çiller, şunları söyledi:

"Haberim var, evet. Biz hükümetin tepesindekiler olarak Meral Akşener'e böyle bir görev veririz. Bu görevi istediğimiz kapsamda veririz. Bu görevi de Meral Akşener yapmakla görevlidir, kanunlar çerçevesinde görevlidir. Ama aynı görevi biz Genelkurmaya, askere vermedik. Asker eğer Akşener'in görevini yapmadığını, yeterli olmadığını, eksik olduğunu düşünerek bu görevi yapmaya kalkışıyorsa işte o zaman suç işliyordur. Bunun tutanaklara geçmesini istiyorum, gelecek nesiller için."

Bu belgede TSK mensuplarına birtakım görevler yüklendiği kaydedilerek, "TSK mensuplarının bu toplantılara hiçbir faaliyet, hazırlık yapmadan, istihbarat toplamadan, bir konu mankeni olarak katılmasını mı beklerdiniz?" sorusu üzerine de Çiller, "Akşener'in genelgesinde 'Camilere gidin, laiklik karşıtı ne var, bunu toparlayın, bunu astlarınızla yapın. Özellikle valileri, kaymakamları fişleyin' mi diyor? Ayrıca 'Bütün Kur'an kurslarına gidin laiklik karşıtlığı var mı hele bakın, fişleyin, yurtları, özel okulları denetimden geçirin, bütün dernekleri, siyasetçileri, siyasi teşkilatları fişleyin' diyor mu?" ifadelerini kullandı.

"Bize ulaşan belgeler öyle değil"

TSK'dan çıktığı belirtilen fişlemeye ilişkin belgelerin MİT, Emniyet istihbarat tarafından TSK'ya gönderildiğinin kaydedilmesi üzerine Çiller, "Eğer bu böyleyse o zaman devletin arşivleri bunu gösterir, gereği yapılır. Ama bize ulaştırılan belgeler öyle değil." ifadesini kullandı. Çiller, soru üzerine, buna ilişkin birçok belge bulunduğunu söyledi.

Sanıkların hükümeti cebir ve şiddetle devirmek suçundan yargılandığına işaret edilerek, cebir ve şiddete uğrayan bir tanıdığı olup olmadığı sorulan Çiller, pek çok isim bulunduğunu, bunların bir kısmının vefat ettiğini dile getirdi.

Çiller, "Eğer bir cumhurbaşkanının, başbakanı çağırarak 'Darbe geliyor, asker ayakta' demesi şiddet ve cebir değilse başka siyasi bir cebir zaten yoktur. Eğer tutup da siz Gölcük'te toplantı yapıp arkasından Genelkurmayda olan üst rütbeli generaller olarak 'PKK'dan daha fazla önemli bir tehdit irticadır ve onun kaynağı hükümettir.' diyebiliyorsanız bundan daha büyük bir şiddet yoktur." diye konuştu.

Sorular üzerine, o dönemde, Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) ilişkin özel bir rapor bulunmadığını ancak Harp Okullarına sızmanın başladığının şimdi anlaşıldığını aktaran Çiller, Yüksek Askeri Şura kararlarına hiçbir zaman şerh koymadığını anlattı. Harp Okulları sınavlarının YÖK'e devredilmesinin kendi döneminden sonra yaşandığını belirten Çiller, bundan sonra sıkıntıların başlamış olabileceğini düşündüğünü dile getirdi.

-"Kimsenin haddi değil bana bunu söylemek"

"Burada yargılanan herhangi bir komutandan doğrudan 'Koalisyon kurmayın, darbe yaparız' şeklinde tehdit aldınız mı?" sorusuna da Tansu Çiller, "Kimsenin haddi değil bana bunu söylemek. Genelkurmaydan şu kuvvet komutanı gelip de bana 'Sayın Başbakan Yardımcısı hadi bakayım yap da göreyim' nasıl desin? Hayatın doğal akışına uygun mu? Anlattığım gibi yaptılar, o dönemde Genelkurmayın, askerin yarattığı atmosferdir benim söylediğim." diye konuştu.

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın, askerden gördüğü baskı nedeniyle istifa ettiğini, bunu "Büyük sıkıntı var" diyerek kendisine ilettiğini aktaran Çiller, "Askerler brifing verdi, kadın derneklerine, yargıya, rektörlere, sendikalara, üniversitelere. Bunlar hep darbe çerçevesinde yapıldı." dedi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i de eleştiren Tansu Çiller, şunları ifade etti:

"Sayın Cumhurbaşkanımız o süreçte demokrat kimliğini zaman zaman askıya alarak askerle yürümüş ve yol açmıştır, bu bir gerçektir. Sincan'da tanklar yürüyor, Cumhurbaşkanı 'Eğitim yapıyorlar ne var ki' diyor. Brifingler veriliyor, Türkiye ayakta, her gün Genelkurmay Başkanlığının ışıkları açık mı değil mi diye bakılıyordu, bunlar gerginlik değil mi? Sonra Batı Çalışma Grubu ortaya çıkıyor, Cumhurbaşkanına bilgilerini veriyoruz, Devlet Denetleme Kuruluna versin diye, o gidiyor bunu askere, 'Bilgileri bana verdiler, bakın buna' diyerek tevdi ediyor."

Süreçte askerle hükümet arasında net bir gerginlik yaşandığını, hükümetin baskı altına alındığını anlatan Çiller, "Sonuç itibariyle Erbakan gibi hiçbir biçimde koltuğunu bırakmak istemeyen birisi istifasını vermiştir." sözlerine yer verdi.

DEMİREL, TERFİ ZİNCİRİNİN BOZULMASINDAN MEMNUN KALMAYACAĞINI SÖYLEMİŞ

Mahkeme Başkanı Mustafa Yiğitsoy, Sincan'da tankların yürütülmesi haberlerinin medyada yer alması üzerine devletin tepkisinin ne olduğunu sordu. Çiller, Cumhurbaşkanının kendisine bunun bir darbe hazırlığı olduğuna dair brifing verildiğini söylediğini beyan ederek, "Cumhurbaşkanına laiklik tehdidini bir icra olarak görüp görmediğini sordum. O da bana, 'Ben görmüyorum ama bak askerler ayakta, demek ki görenler var' dedi. O sıralar aklımda komuta kademesinde değişiklik yapmak ve bazı komutanları emekli etmek de vardı. Ancak daha önce Doğan Güreş'in görev süresinin uzatılmasından memnun kalmayan Cumhurbaşkanı Demirel, 'Yeniden terfi zincirinin bozulmasından memnun kalmam' demişti" şeklinde konuştu.

Çiller, bir sanık müdafisinin "15 yıl sonra bir savcı sizi çağırıyor ve 15 yıl önceki olay soruluyor. Siz, sabah şerifleriniz hayrolsun bugüne kadar neredeydiniz diye savcıya sormadınız mı?" sorusuna, "Ben bu dosyanın açılmasıyla ilgili bir girişimde bulunmadım. Ama madem açıldı, bana başvuruldu ve ben en büyük tanıklarından ve mağdurlarından biriyim, o halde benim için yapılacak tek şey gelecek nesillere bunu aktarabilmek. Çünkü benim tarihe mal olmuş demeçlerim var" cevabını verdi.

"MESUT YILMAZ OMUZLARINI GÖSTEREREK BUNLAR İSTİYOR DEDİ"

Çiller, bir müşteki avukatının dönemin ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın kendisine başbakanlık teklif ettiği ve omuzlarını göstererek 'bunlar istiyor' dediği yönündeki iddiaların doğru olup olmadığını sorması üzerine, "Bir siyasi parti genel başkanının en önemli hedefi Başbakan olmaktır. Bizim hakkımızken Cumhurbaşkanı Demirel görevi Mesut Yılmaz'a veriyor. Yılmaz ise 'Bu defa sıra sizde, benim Başbakan olmak gibi bir isteğim yok' diyor. Yanımızda da Hasan Ekici var. Yılmaz, 'bizim olmamızı istiyorlar' diyor. Bunu reddetmemin tek nedeni milletin iradesi olmamasıdır. Bu şiddetle, cebirle çevrilmiş bir iradeydi. Bu darbenin hükümetiydi. Yoksa hiç bir genel başkan iktidar olmayı reddetmez. Yılmaz'a, 'Kim istiyor bunu' diye sorduğumda omuzlarını göstererek, 'bunlar istiyor' dedi. Ben de 'milli iradenin olmadığı hiç bir yerde olmam' dedim. DYP'nin parçalanmaya gitmesine rağmen demokrasinin yanında yer aldık. Netice itibariyle bizim o gün kabul edip yapmadığımız her şey icra edilmiştir" diye cevap verdi.

Çiller bir soru üzerine de, REFEHYOL hükümetinin askeri baskı olmasaydı yıkılmayacağını ve iki parti arasında son derece uyumlu bir ilişki olduğunu belirtti.

"DEMİREL'İN ZAMAN ZAMAN DEMOKRAT KİMLİĞİNİ BİR KENARA KOYDUĞUNU GÖRDÜM"

Çiller, "Demirel'in 'asker ayakta, askeri darbe başka bir şeye benzemez' sözlerini darbe tehdidi olarak algıladınız mı?" sorusuna ise, "Ben Sayın Cumhurbaşkanının, daha önce darbe görmüş biri olarak samimi davrandığını çok gördüm. Ancak zaman zaman bizim beklediğimiz demokrat kimliğini bir kenara koyduğunu da gördüm. Bunu üzüntü ile ifade ediyorum. Bu sözleri milletvekilleri üzerinde bir darbe korkusu yarattı" diye cevapladı.

"BU MESAJ SAYIN ERBAKAN'A GELDİ"

"Genelkurmay Başkanı ve Jandarma Genel Komutanını emekli etme tasarısı sonrası size 'Biz Yunan Genel Kurmay Başkanına benzemeyiz' şeklinde mesaj gönderildi mi?" sorusuna şu cevabı verdi: "Hayır bana böyle bir mesaj gelmedi. Bu mesaj Sayın Erbakan'a geldi. O'na, 'Çiller bizi emekli etmeyi düşünüyor. Sayın Çiller bunu yapar ama Cumhurbaşkanı bunu imzalamayacak' şeklinde mesaj gönderiyorlar."

DOĞAN VE BİR, FETÖ TUTUKLUSU ESKİ SAVCI BİLGİLİ'NİN GÖSTERDİĞİ BELGELERİ SORDU

Sanıklardan dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ve Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir, Çiller'e çeşitli sorular yöneltti. Sorulardan bir çoğu tekrar olduğu gerekçesiyle Mahkeme Başkanı tarafından Çiller'e yöneltilmedi. Bu nedenle zaman zaman Mahkeme Başkanı ile sanıklar arasında tartışmalar yaşandı. Doğan ve Bir, Çiller'e, soruşturmayı açan ve yürüten 'Kozmik oda savcısı' olarak bilinen FETÖ tutuklusu eski savcı Mustafa Bilgili'ye 2012 yılında verdiği ifadenin ardından yaptığı açıklamaları sordu. Doğan ve Bir, Çiller'e açıklamalarında bahsettiği, savcının kendisine gösterdiği belgelerin sahte olup olmadığını, belgelerde kimin imzası olduğunu ve bütün değerlendirmelerini bu belgelere dayanarak mı yaptığı yönünde sorular yöneltti. Çiller ise savcının kendisine birçok belge gösterdiğini, o anda belgelerin sahte olup olmayacağını anlamasının mümkün olmadığını ve değerlendirmelerinin hiç birinin bu belgelere dayanmadığını belirtti.

CİNDORUK SORUSUNA CEVAP VERMEDİ

Çiller, "DTP'yi Hüsamettin Cindoruk'a askerler mi kurdurdu?" yönündeki soruya, "Ayrıntılı bilgim var ama cevap vermek istemiyorum" diye yanıt verdi.

Yaklaşık 3 saat 28 Şubat dönemini anlatan Çiller, öğle saatlerinde verilen bir saatlik aranın ardından önce sanık avukatları, ardından müşteki avukatları ile sanıkların sorularına yanıt verdi. Çiller, saat 17.45 sıralarında ifadesi tamamlanarak duruşmadan ayrıldı.

ÇEVİK BİR ve ÇETİN DOĞAN DURUŞMADA SÖZ ALDI

Öte yandan duruşmada sanıklardan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir ile dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Çetin Doğan da ifade vedi. İki isim, Tansu Çiller'in ifadeleri sonrası söz aldı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada katılan sıfatıyla dinlenen dönemin DYP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, beyanlarının ardından sanık ve sanık avukatları ile müştekilerin sorularını yanıtladı.

Çiller, bir soru üzerine, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener'e bir komutanın hakaret ve küfür içerikli ifadeler kullandığını hatırlatarak, "Üzücüdür ama meseleler sadece bundan ibaret değildir. Ben, demokrasi mücadelesi yapan bütün arkadaşlarımın arkasında oldum, onlara siper oldum. Ama yaşananlar, bunlar bir değil, iki değil, üç değil. O dönem bunlar bir atmosferdi, bireysel olaylar da değildi. Bunlar olduğu zaman Genelkurmay, tıpkı Özbek Paşa meselesinde olduğu gibi, en ufak bir şey tepki vermedi. Hatta Özbek Paşa olayında olduğu gibi hakaret ve küfür eden paşa terfi dahi ettirildi." dedi.

RefahYol hükümeti döneminde Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında yüzde 8 ile en fazla büyüyen ülke olduğunu, uluslararası alanda saygınlığının arttığını, Kuzey Irak'taki Talabani ve Barzani unsurlarının çatışmasını sonlandırdığını anlatan Çiller, hükümetin yıkılmasına sebep olacak hiçbir olay yaşanmadığını, hükümetin büyük bir uyum içerisinde başarılı icraatlar gerçekleştirdiğini söyledi.

9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in, RefahYol hükümetinin ardından hükümeti kurma görevini ANAVATAN Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdiğini, Yılmaz'ın da kendisini DYP Genel Başkanı olması hasebiyle ziyaret ettiğini anımsatan Çiller, "Yılmaz 'Benim başbakan olma isteğim yok. Bizim hükümet kurmamızı istiyorlar.' dedi ve omuzlarını gösterdi. Bir genel başkan partisini iktidar yapmakla görevlidir. Bu teklifi reddetmemim tek sebebi bunun milletin iradesine aykırı olmasıdır. Bu irade artık milletin iradesi değildir, milletin gönderdiği çoğunluk değildir. Bu şiddetle, cebirle çevrilmiş bir iradedir. Bu kurulmak istenen hükümet, bir darbenin hükümetidir. Yoksa hiçbir genel başkan partisini iktidar yapmaktan men edemez. Bu işin doğasına, eşyanın tabiatına ve o genel başkanın görevine aykırıdır." diye konuştu.

Çiller, "Refah Partisi ile Doğru Yol'un yapmış olduğu koalisyon parçalanmış toplumun, devlet ile millet arasındaki çatışmanın sona erdirilmesi için çok önemli bir fırsattı. Bu fırsatı iyi değerlendirseydik, çok güzel inşa edilmiş birlik, beraberlik ve tek Türkiye, bütünleşmiş Türkiye projesi inşa edilebilirdi." ifadesini kullandı.

Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) ne zamana kadar devam ettiğine ilişkin soru üzerine Çiller, ne zaman kaldırıldığını bilmediğini, o dönemde bazı konuların şeffaf olmadığını belirtti.

Bir soru üzerine Çiller, basına, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya'nın "İrtica, PKK'dan daha tehlikelidir" dediğini, Gölcük'teki toplantıdan sonra "İrticanın kaynağı hükümettir" ifadesini kullandığını kaydederek, "Bu beyan basına yansımış durumda. Herhangi bir tekzip gelmemiş. Eğer bu gerçekten söylenmediyse bir algı operasyonu olarak kullanılmış ve bu daha da vahim." dedi.

Sanıklardan Çevik Bir'in o dönemde ABD'de, "Demokrasiye balans ayarı" yaptık dediğini, bütün gazetelerde bunun yayınlandığını ifade eden Çiller, sanıklardan Çetin Doğan'ın bir sorusu üzerine, "Merhum Erbakan, 'Buyurun şunları yapın, gidin camilere şunlara bakın. Şunları şunları, özel okulları denetleyin, bakın. Şu valilere kaymakamlara bakın' diye bir emir verdiyse çıkarın gösterin. Bunu gösteremediğiniz takdirde, başka hiçbir yerden vazife çıkardık diyemezsiniz." ifadelerini kullandı.

"O ifadeyi 'Oradaki çalışmalar balans ediliyor' diye Kofi Annan kullandı"

Sanıklardan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir söz alarak, şunları kaydetti:

"Sayın Çiller'e 'Hoşgeldin' diyorum. Kendisiyle görev yaptık. Birtakım sataşmalar oldu. Balans ayarı konusu gündeme geldi. Balans ayarı kelimesini, ben Somali'den döndükten sonra BM'de görevimle ilgili çalışmamı Kofi Annan'a arz ettikten sonra, o ifadeyi 'Oradaki çalışmalar balans ediliyor' diye Kofi Annan kullandı. Ama bana atfedildi. 17 Ocak 1997'de rahmetli Demirel'e verilen brifingde de FETÖ anlatılmıştır, TSK'nın FETÖ tespitleri anlatılmıştır. Hiç bu konular konuşulmamıştır. "

Bir, Sincan'da tankların yürümesine değinirken, "Sincan'da ben zırhlı tümen komutanlığı da ikinci başkanlık da yaptım. Sincan'da bir yerde NATO'nun altyapısıyla ilgili bir yer vardır. Tank taburunun yeni gelen erlerine o yerin gösterilmesi için yapılmıştır, erken tarihe alınmıştır." iddiasında bulundu.

Devletin ilgili kurumlarında yapılmış BÇG benzeri hukuki kurumsal çalışmalar varken sadece BÇG'nin suçlandığı ifade eden Bir, "Halbuki birçok kurum bizle beraber paralel çalışmalar yaptı. Örneğin Başbakanlıkta Erbakan zamanında sürekli izleme merkezi vardı." dedi.

"Ben grafolog değilim"

Çiller de soruşturma sırasında ifade verirken, savcının gösterdiği belgelerdeki imzaların sahte olup olmayacağını bilemeyeceğini belirterek, Bir'e, "Ben zaten grafolog değilim. Benim bir şeyi hazmedip, söyleyebilmem için onu ciddi biçimde görmüş olmam, düşünmüş olmam gerekir. Onun üzerinde birtakım imzalar vardı, sizin de imzanız vardı. Sahte miydi, değil miydi, bilmiyorum." diye konuştu.

Kendisine BÇG belgelerini İçişleri Bakanı olan Meral Akşener'in getirdiğini tekrarlayan Çiller, "Eğer bunlar gerçekten devletin bakanlarıyla koordinasyon şeklinde yapıldıysa niye şaşkınlık içinde İçişleri Bakanı bana getirsin? Dehşet içinde devletin bakanları bana getiriyor. Bunda koordinasyon nerede? Akşener'in getirdiği belgeler ıslak imzalı belgelerdi." dedi.

Bu evrakı Necmettin Erbakan'a ilettiklerini, onun da 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e gönderdiğini anlatan Çiller, "Cumhurbaşkanı'nın bunu Genelkurmaya geri göndermesi teamüllere aykırı. Ama bu arada istihbaratın başında olan kişi, bu evrakı gönderenler tutuklanıyor, bir duyum işkence görüyorlar. Mahkemeye intikal ediyor. Mahkeme bu işin gerçek evrakı nedir? Bu evrakın doğrusu vardıysa Genelkurmay bunu niye mahkemeye göndermedi." diye sordu.

ÇEVİK BİR

Sanık Çevik Bir, Batı Çalışma Grubu'nun Genelkurmay Başkanlığının bir prensip çalışması olduğunu belirterek, "Genelkurmay'da yeni bir konu gündeme geldiğinde çalışma grubu kurulması bir prensiptir. Batı Çalışma Grubu ismini ben verdim,' Ülkemizin yönü Batı'ya bakmaktadır' mesajını vermek için ismini 'batı' verdik. İç Güvenlik Harekat Dairesi bünyesinde çalıştı." ifadesini kullandı.

ÇETİN DOĞAN

"28 Şubat döneminde TSK'dan atılanların yüzde 60'ı FETÖ'cü"

Sanık dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı Çetin Doğan da Çiller'in sorulara net yanıtlar vermediğini öne sürerek, Batı Çalışma Grubunun o dönem 3 kez brifing verdiğini, brifing katılımcılarının "irtica ile ilgili çalışma yok mu?" soruları üzerine bu konuyla ilgili açıklamalarda bulunulduğunu savundu. Sanık Doğan, "Bizler o dönemde demokratik çizgide kaldık. O brifingte sorular üzerine 'Beyler, Türkiye Cumhuriyeti devletini, Türk Silahlı Kuvvetleri yönetmiyor. Bizim üstümüzde hükümet var, hükümetin üzerinde de Meclis var' demişimdir. Mesele bundan ibarettir." dedi.

28 Şubat döneminde TSK'dan atılanların yüzde 60'ının FETÖ'cü olduğunu iddia eden sanık Doğan, AK Parti'nin ordudan irtica sebebiyle atılanlara haklarını iade ettiğini, 15 Temmuz FETÖ'nün darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkartılan KHK ile de hakları iade edilen bazı kişilerden haklarının geri alındığını savundu.

Sanık Doğan'ın bu sözlerine salonda bulunan bazı müştekiler tepki gösterdi.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mustafa Yiğitsoy, duruşmaya verilen aranın ardından sanıklar ve müştekilerin Tansu Çiller'in ifadelerine karşı beyanda bulunmaları için talep ettikleri sürenin verilmesine, suçtan zarar gördüğüne karar verilen Fatma Zehra Toprak'ın davaya müdahilliğine karar vererek, duruşmayı erteledi.

Basın danışmanının yalanı çıktı

Diğer taraftan Çiller'in darbenin varlığına dair net açıklamaları, 2015'teki bir duruşmada ifade veren, 28 Şubat döneminde Çiller'in basın danışmanı olan Mehmet Bican'ın yalanını da ortaya çıkarmış oldu. 6 Ekim 2015 tarihindeki duruşmada tanık sıfatı ile ifadesi alınan Bican, mahkemede verdiği ifadede, "Tansu hanım bir darbenin söz konusu olmadığının ve MGK kararlarının Türkiye'nin lehine olduğunun farkındaydı. O dönemde Genelkurmay karargahında brifingler olurdu. Bana da bu brifingleri takip etmem talimatı verildi. Tansu hanım hiçbir şekilde TSK ile arasını bozmak istemezdi hatta yardımcı olurdu" diye konuşmuştu.

28 Şubat davası duruşmaları
28 Şubat soruşturması manşetlerimiz
28 Şubat süreci manşetlerimiz
28 Şubat davasında 'paralel' tartışması
28 Şubat iddianamesinde arama yap

(22 Temmuz 2017, 11:29)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=10948    yazdır/print

ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

Tuskon Fetö İşadamları davası

05.09.2020 12:00 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) iş dünyası yapılanmasına yönelik, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen, kapatılan TUSKON'un başkanı Rızanur Meral ve genel sekreteri Mustafa Muhammet Günay'ın da aralarında bulund..
Tamamı 5.9.2020

Darbede Alçak Uçuş'a Müebbet

15.08.2020 11:26 Balıkesir'de, FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde Balıkesir 9'uncu Ana Jet Üs Komutanlığından havalanan F-16 ile İstanbul üzerinde alçak uçuş yapan eski pilot üsteğmen Aykut Yüce'ye müebbet hapis cezası veri..
Tamamı 15.8.2020

Darbenin Kıbrıs Ayağına 9 Hapis

15.08.2020 11:01 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Kıbrıs'ta konuşlu Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Kolordu Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 2'si tutuklu 10 sanıklı davada karar ..
Tamamı 15.8.2020

Fetö Kriptolarına Beşinci Darbe

15.08.2020 11:49 İzmir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ), mensuplarını Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) yerleştirmek için kullandığı 'avantajlı aday numarası' şifresinin çözülmesi, kripto FETÖ üyelerini deşifresinde önemli rol oyna..
Tamamı 15.8.2020

Akın Öztürk'ün Emir Subayına Hapis

15.08.2020 11:38 Ankara'da, FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin kilit isimlerinden eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk'ün emir Astsubayı da Fetö'cü çıktı. Yargılandığı davada Mehmet Serdar Özdemirci, 'Fetö si..
Tamamı 15.8.2020

CHP'li Oğuz'a Hapis Gerekçesi

15.08.2020 11:30 İzmir'de, FETÖ üye olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan ve görevden uzaklaştırılan eski Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz'a verilen 6 yıl 3 ay hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı. 6 Ağustos'taki gelişm..
Tamamı 15.8.2020

Akıncı Üssü Darbe davası

15.08.2020 11:10 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Üssü'ndeki eylemlere ilişkin 475 sanığın yargılandığı davaya esasa ilişkin savunmalarla devam ..
Tamamı 15.8.2020

Pişman Darbeciye Af Skandalı

25.07.2020 13:36 Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Yaramış skandal açıklamalarda bulundu. Yaramış, 'Darbe teşebbüsüne karışmış, pişman olmuş nedamet duyan kişilere de sahip çıkmamız, onları bu toplumun içine dahil etmemiz, kaza..
Tamamı 25.7.2020

Fetöcü Yavere Müebbet Hapis

25.07.2020 12:48 Muğla'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişimi ve 2 polisin şehit edildiği saldırıya ilişkin davada, Yargıtay 16...
Tamamı 25.7.2020

İzmir Casusluk Kumpasına 61 Hapis

25.07.2020 12:19 İzmir'de "askeri casusluk soruşturması"ndaki usulsüzlüklerle bazı bilgilerin sızdırılmasına ilişkin Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki üyeleri hakkında açılan ve 96 sanığın yargıl..
Tamamı 25.7.2020

GDO Kumpası: Baransu'ya Hapis

25.07.2020 12:26 Mersin'de, kamuoyunda Gülen örgütünün hükümete yönelik ilk yolsuzluk ve darbe kumpası olarak da nitelenen GDO kumpasını konu alan ve Mersin'de paralel örgüte yönelik açılmış en kapsamlı ilk dava sona erdi. 19 Temmuz'd..
Tamamı 25.7.2020

Fetö İmamlarına 43 Yıl Hapis

25.07.2020 13:09 Adana, Diyarbakır, İstanbul ve Kayseri'de görülen Fetö davalarında 5 sanığa 7 ile 13 yıl arası hapis cezaları verildi. O davalarda yaşanan gelişmeler illere göre şu şekilde gerçekleşti: Diyarbakır: Bölge İmamına 13..
Tamamı 25.7.2020

Darbede AK Parti İşgaline 10 Hapis

25.07.2020 12:03 İstanbul'da, FETÖ'nün darbe girişimi sırasında AK Parti İstanbul İl Başkanlığının işgal girişimine ilişkin davada, yerel mahkemenin sanıklardan 10'u hakkında verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Yargıtay tar..
Tamamı 25.7.2020

Dündar'ın Villası davasında 2 Hapis

25.07.2020 11:54 İstanbul'da, MİT tırlarına ait görüntüleri yayınlaması karşılığında yurtdışına firar etme hazırlığı nedeniyle varlıklarını elden çıkarmaya çalışan Can Dündar'ın villasını fahiş fiyatla satın aldıkları öne sürülen, MİT ..
Tamamı 25.7.2020

Akıncı Üssü Darbe davası

25.07.2020 11:37 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminde komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Üssü'ndeki eylemlere ilişkin 475 sanığın yargılandığı davanın görülmesine sanıkların esas hakkındaki savunmalarıyl..
Tamamı 25.7.2020

Fetö İstihbaratçısı Altaylı davası

25.07.2020 11:16 Ankara'da, eski MİT görevlisi istihbaratçı Enver Altaylı ile birlikte 4 sanığın 'FETÖ/PDY yöneticiliği', 'örgüt üyeliği', 'siyasi ve askeri casusluk' suçlamasıyla yargılandıkları davanın görülmesine devam edildi. 16 T..
Tamamı 25.7.2020

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
45.615.578