Tam
EskidenYeniye
 

Flaş!!! Vesayete One Minute!

Başbakan Erdoğan, Danıştay'ın kuruluşu yıldönümü toplantısında konuşma yapan Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'na çok sert tepki göstererek salonu terketti. Cumhurbaşkanı Gül ve Genelkurmay Başkanı Özel de Başbakan'la birlikte salondan ayrıldı. Feyzioğlu'na 'Sizin yaptığınız edepsizliktir' diyen Erdoğan'ın tepkisi, yargı vesayetine ve son dönemde bu tür toplantılarda ülkenin başbakanına yönelik dolaylı azarlama ve eleştirilere karşı bir başka 'one minute' tepkisi olarak değerlendiriliyor. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümü toplantısında da mahkeme başkanı Haşim Kılıç Başbakanı eleştiren mesajlar vermişti. O konuşmaya hem Başbakan hem Cumhurbaşkanı daha sonra tepki göstermişti. Kamuoyu da Kılıç'a tepki göstermiş, siyaset yapmak isteyenlerin siyasi partilere katılarak bunu yapması gerektiği belirtilmişti.

Önceki haber title=Sonraki haber

10.05.2014 13:32 Flaş gelişme.. İkinci One Minute olayı yaşandı. Danıştay'ın 146. kuruluş yıl dönümü ve "Danıştay ve İdari Yargı Günü" nedeniyle Danıştay Konferans Salonu'nda düzenlenen törene katılan Başbakan Erdoğan, TBB Genel Başkanı Feyzioğlu'nun siyasi mesajlarla dolu uzun konuşmasına sert tepki gösterdi ve salonu terk etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Erdoğan ile beraber salonu terk etti. Erdoğan ve Gül'ün yanı sıra Danıştay Başkanı Zerin Güngör ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'de salondan ayrıldı.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun kürsüde konuştuğu sırada ayağa kalkan Başbakan Erdoğan, "Van depremi sonrasında neler yapıldığını bilmiyorsunuz, sizin yaptığınız edepsizliktir. Tamamen siyasi konuşma yapıyor. Böyle bir şey olabilir mi. Van'la ilgili baştan aşağı konuşmaların yalan Haksızlık. 25 dakika başkan konuşuyor, 1 saat sen konuşuyorsun" diyerek salonu terketti.

Feyzioğlu'nun konuşmasının siyasi olduğunu belirten Başbakan, Barolar Birliği Başkanı'nın konuşması devam ederken yerinden kalktı. Çok sinirlenen Başbakan Erdoğan'ın yanında Gül de vardı. Başbakan daha sonra Danıştay Başkanı Zerrin Güngör'e dönerek, 'Siz bile bu kadar konuşma yapmadınız, Feyzioğlu konuştu' diyerek salonu terk etti.

Bu sırada Cumhurbaşkanlığı korumaları da Gül törenden ayrılana kadar hiçbir Danıştay üyesinin salondan ayrılmasına izin vermedi.

İŞTE O ANLAR...

İLK TEPKİLER...

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, Başbakan'ın Feyzioğlu'na gösterdiği tepkiyi değerlendirdi. Mahir Ünal, 'Kendisinin meşrutiyetini atanmışlığından sanan ve devlet erkanına ayar vermeye çalışan üslup yanlıştır. Bu konuşma gündemde yer almak için bir buçuk saat boyunca tahrik içeren Cumhurbaşkanın ve Başbakanın huzurunda doğru bilgileri içermeyen bir üslupla yapılan bir konuşmadır. Başbakan'ın vicdanıyla tepkisini koyması çok doğaldır.

BAŞBAKAN VE FEYZİOĞLU ARASINDA GEÇEN DİYALOG

Feyzioğlu: Bitirdim bitirdim bitirdim, ama şunu söylemeden bitirmeyeceğim. Ben tüm siyasi partilere sesleniyorum.

Başbakan: 1 saattir konuşma yapıyorsun.

Feyzioğlu: Kızmayın başbakanım.

Başbakan: Baştan aşağı yanlış konuşuyorsun. Bu yaptığın edepsizlik. Yalan konuşuyorsun hep, Van'da neler yapıldığından haberin var mı?

Feyzioğlu: Ben edepsizlik yapmadım, kimseye de edepsizlik yapıyorsun demeyi kendime yakıştırmam sayın Başbakan.

Başbakan: Siyasi konuşuyorsun. Bu saygısızlıktır. Hukuksal bir yanı yok. Maalesef biz tüzükle böyle bir şeye söz veriyoruz. Siyasi bir konuşma yapıyor, böyle bir şey olabilir mi? Van ile anlattıkları baştan aşağı yalan.

------------------------------------------------------------------------------

İŞTE FEYZİOĞLU'NUN KONUŞMASININ TAMAMI

İşte Erdoğan'ın tepki gösterdiği Feyzioğlu'nun konuşmasının tamamı;

"Sayın Cumhurbaşkanım,

Huzurlarınızda, Danıştay'ın Sayın Başkanı'nın ve tüm idari yargı mensuplarının şahıslarında, Danıştay'ın 146. Kuruluş Yıldönümü'nü kutluyorum. Görevi, yurttaşı idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı korumak olan bu önemli kurumun, hukukun üstünlüğü ve demokratik hukuk devletinin vazgeçilmezi olduğunu vurgulamak istiyorum.

Bugünümüzü ve parlak olacağından emin olduğum yarınlarımızı borçlu olduğumuz Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve Cumhuriyetimizi kuran tüm devlet adamlarını ve ayrıca Danıştay şehidimiz Mustafa Yücel Özbilgin'i rahmetle anıyorum.

Bugün Engelliler Haftası'nın ilk günü. Türkiye'de 8.5 milyon engelli yurttaşımız var. Anayasamızda engellilere yönelik pozitif ayrımcılık hükmünün, toplumsal yaşamın her alanında eksiksiz olarak uygulanmasını dileyerek sözlerime başlıyorum. Esasen engelli yurttaşlarımızın taleplerinin asla ayrıcalık veya kendileri için ayrımcılık olmadığını, talep edilenin, eşit yurttaşlık temelinde toplumsal hayata katılmaktan ibaret olduğunu dikkatlerinize sunuyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Daha birkaç gün önce, 3 Mayıs 'dünya basın özgürlüğü günü'ydü; gazeteciler, hür basın için ağızları bantla kapalı olarak yürümek suretiyle basına yönelik sansürü protesto ettiler ve tutuklu meslektaşlarına özgürlük istediler. Dileriz bundan sonraki yürüyüşler protesto değil, kutlama yürüyüşleri olur.

Hukuk devletinin tanımlayıcı unsuru olan hukuki güvenlik ilkesi, etkin bir idari yargı denetimi olmaksızın hayata geçirilemez. Hukukun üstünlüğüne inanan, insan onurunun korunmasını gözeten, şeklen değil, özde adalet dağıtmayı esas alan bağımsız ve tarafsız bir yargı, demokrasinin ve hukuk devletinin asli unsurudur. Böyle bir yargı, herkeste saygı uyandırır, hukuka uygun davranan herkese güven aşılar.

Unutmayalım ki adaletin tecelli ettiği mahkemeler, hepimizin son sığınağıdır, umut kapılarımızdır. Bu kapıların kapanması, ihtiyaç halinde kolay kolay açılmaması ya da çok geç açılması, hukuk güvenliğini derinden sarsar. Başka bir deyişle, yargının adil davranmadığının yaygın kanaat haline gelmesi, yurttaşların mahkemelerde haklarını alamayacaklarını düşünmeye, suçsuz olsalar bile mahkûm edileceklerinden korkmaya başlamaları durumunda, mülk yani ülke temelsiz kalır.

Siyasetin girdiği mahkemeden adalet kaçar. Adaletsiz demokrasi olmaz. Demokrasilerde siyasi partiler, iktidara, yargı tarafından denetlenmeyi peşinen kabul ederek talip olurlar. Elbette bu denetim siyasi değil, hukuki bir denetim olmalıdır. Şu halde yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı, etkinliği, güvenilirliği, her insan için ekmek kadar, su kadar, hava kadar yaşamsal önemdedir. Türkiye'de görevini sorumluluk duygusuyla, fedakârca yerine getirerek adalet dağıtmaya çabalayan binlerce avukat, hâkim ve savcı vardır. Kuşkusuz insanın söz konusu olduğu her yerde insandan kaynaklanan sorunlar da olur. Bu sorunların hiçbiri çözümsüz değildir. Yapılması gereken, yargıya, yargı dışı her türlü müdahaleyi önleyen, güvenilir bir sistemin kurulmasıdır. Bu görev hepimizindir. Çözümler kavga ederek değil, konuşarak bulunur.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Bugün avukatlık mesleğinin sorunlarını çözecek, böylece yetmiş altı milyon insanımızın teorik anlamda sahip oldukları hakları kullanabilmelerini sağlamak suretiyle 'birey olma mücadelesi'ni başarıya ulaştıracak bir Avukatlık Kanunu'na acilen ihtiyacımız vardır. Böyle bir kanun, ancak Türkiye Barolar Birliği ve baroların öncülüğünde hazırlanabilir. Biz, bu amaçla, Türkiye'nin tüm bölgelerinden katılım sağlayarak, bir çalışma komisyonu kurduk ve taslağımızı hazırladık. Bütün barolarımızdan gelecek görüşler doğrultusunda son şeklini vereceğiz. Aynı dönemde, Adalet Bakanlığı çatısı altında ayrı bir komisyon daha kuruldu; biz sorunları birlikte çözme irademizin gereğini yaparak o komisyona da katıldık.

Bahsettiğim komisyonca hazırlanan ve Adalet Bakanlığınca üzerinde bir kısım değişiklikler yapılarak ilgili kurumların görüşüne sunulan taslağın, baroların delege yapılarını temsilde adaleti hiçe sayarak düzenleyen, avukatlığı sermaye şirketleri eliyle yürütülen ticari bir faaliyet haline getiren, şubeleşmeye izin vermek suretiyle büyük şehirlerde kurulan şirketlerin diğer şehirlerimizdeki avukatlarımızın yaşama alanlarını ellerinden alan düzenlemeleri başta olmak üzere, çeşitli hükümlerine dair çekincelerimizi de ortaya koyduk. Bunları burada tek tek açıklayarak vaktinizi almayacağım.

Ancak hem mesleğimiz, hem hukuk devleti açısından hayati sorunumuzun, çağdaş bir hukuk eğitiminin yanında, bir an önce avukatlık stajına başlama sınavının ve avukatlığa giriş sınavının getirilmesi olduğunun altını çiziyorum. Görüşe gönderilen taslakta, sınavın Adalet Bakanlığı tarafından yapılması öngörülmektedir. Hâkimlik ve savcılık sınavı Türkiye Barolar Birliği tarafından yapılmadığına göre, avukatlık sınavının Adalet Bakanlığı tarafından yapılmasının öngörülmesini anlamak mümkün değildir. Bu, yeni bir vesayet düzenlemesidir.

Öte yandan hali hazırda hukuk fakültelerinde okuyan kırk bir bin öğrenci sınavdan muaf tutulmaktadır. Bu, bugün görev yapmakta olan avukat sayısının en fazla beş yıl içerisinde neredeyse yarı yarıya artması, buna bağlı olarak mesleğin sürdürülebilmesinin imkânsız hale gelmesi demektir. Hukuk fakültelerinde okumakta olan öğrencilerin sınavdan muaf tutulması, onların menfaatine değil, tam aksine zararınadır. Çünkü mesleği sürdürülemez hale getirecek bu orantısız artış, hem mesleğin, yani savunmanın, dolayısıyla demokrasinin kalitesini düşürecek, hem de başa çıkılamaz rekabet genç avukatların geleceklerini karartacaktır.

Kanunla sınav getirilinceye kadar geçerli olmak üzere, staja girişi ve staj bitirmeyi değerlendirme koşullarına bağlayan yönetmelik değişikliği, Avukatlık Kanunu'nun Türkiye Barolar Birliği'ne verdiği yetkiye dayanılarak kabul edilmiş ve Resmi Gazete'de yayımlanmak üzere Başbakanlık'a gönderilmiştir. Ancak Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, usulüne uygun kabul edilmiş bulunan yönetmeliği yayımlamaktan kanuna aykırı bir şekilde imtina etmiştir. Resmi Gazete'nin basılmasından sorumlu olan bir idari makamın kendinde hukuka uygunluk denetimi yapma yetkisini görmesi, hem kanun koyucu hem yargı organı yerine geçmesi, hukuk devletinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği bir devlette rastlanması mümkün olmayan bir durumdur. Bu Genel Müdürlük aynı yaklaşımla, bundan böyle, kanunların anayasaya aykırı olup olmadığını da denetleyecek midir? Fonksiyon gaspı teşkil eden hukuka aykırı bu işleme karşı iptal davası açılmıştır.

Danıştay'da meslektaşlarımızın dosya sorgulamalarına getirilen idari kısıtlamaların ve ön büro uygulamasındaki bir kısım hususların mesleğimizi gereği gibi yapmamızı engellediğini, dolayısıyla yurttaşları mağdur ettiğini ve kanuna aykırı olduğunu dile getirmek istiyorum. Bu sorunların dialog yoluyla çözüleceğini ümit ediyoruz.

Barolar ve Türkiye Barolar Birliği, meslek odaları değildir; devletin üç erkinden biri olan yargı erkinin içinde kurucu unsur olan avukatların örgütlü gücüdür. Bu sebeple, baroların ve Türkiye Barolar Birliği'nin, Avukatlık Kanunu'nun 76. ve 110. maddelerinden kaynaklanan, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak görevi vardır. Bu görevin layıkıyla yerine getirilmesi, tüm toplumun menfaatinedir. Maalesef Danıştay'ın son dönem kararlarında, baroların ve Türkiye Barolar Birliği'nin kanunun anılan maddelerinden kaynaklanan dava açma yetkisi sınırlanmaya başlanmıştır. Bu, avukatlık mesleğinin ve baroların tarihsel gelişimini, hukukun üstünlüğünün ve demokrasinin sağlanmasındaki vazgeçilmez rolünü görmezden gelmek, yurttaşı ve özellikle yurttaşların çevre hakkını savunmasız bırakmaktır.

Kamu görevlilerinin atama ve nakillerine ilişkin işlemlere karşı açılan davalarda idarenin savunması alınmadan yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceğine dair İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 27. maddesinde yapılan değişiklik ile atama ve nakil işleminin iptali halinde kamu görevlisinin eski kadrosuna başka birinin atanması durumunda o kadroya atanamayacağına dair aynı Kanun'un 28. maddesinde yapılan değişiklik birlikte değerlendirildiğinde, atama ve nakil işlemlerinde etkin idari yargı denetiminin kalmadığı görülmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından son şekli verilen idari yargıda belirleyici olan İdari Dava Daireleri Kurulu ve Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun yeniden yapılandırıldığı Danıştay Kanunu Tasarısı'nda, ihale, kamulaştırma, özelleştirme, kıyıların korunması, ÇED raporları ve kentsel dönüşüm gibi sorunlu alanlara dair idari işlemler ile kararlardan doğan uyuşmazlıklarda, dava ve temyiz sürelerinin kısalmasına, idarenin bu işlem ve kararlarına ilişkin verilen yürütmenin durdurulmasına itiraz yolunun kapatılmasına ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu yanlışlıkların kanunlaşmaması için bireyin en önemli güvencelerinden olan Danıştay'ın ve ilgili herkesin gerekli hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.

Öte yandan idari yargı kararlarına uyulmasında gecikme gösterilmesi veya bazen hiç uyulmaması, yurttaşları idari yargının güvencesinden fiilen yoksun bırakmaktadır. Hukuk devletinde, idare, mahkeme kararlarına, bu kararların içeriğinden memnuniyet duymasa da uymak zorundadır.

Bu konuda son olarak, Danıştay'ın emsal teşkil eden kararlarının idarece benzer olaylara çekinmeden uygulanması hem yurttaşları önemli sıkıntılardan kurtaracak hem de dava sayısı ciddi şekilde azalacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Son dönemde yaşadığımız ve geçmişin yasakçı zihniyetini çağrıştıran sosyal medyaya yönelik idari veya yargısal engellemeler, Anayasamıza, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'a aykırıdır. Üstelik erişimi top yekûn engellemek teknik olarak da mümkün değildir. Yani atılan taş, zedelenen itibara değmemiştir.

Bu engellemelere karşı idari yargının yürütmeyi durdurma kararlarıyla, Anayasa Mahkemesi'nin ihlali tespit edici kararları isabetli olmuştur. Söz konusu kararları hepimiz soğukkanlılıkla değerlendirmeli, eleştirilerimiz varsa bunları da yapıcı bir şekilde ortaya koymalıyız. Öfkeyle kalkan zararla oturur. Burada zarar, ortak zarardır. Birbirlerine saygı duyarak iletişim kuranlar ise, ortak akla ulaşır.

2011 senesinde Taksim'in 1 Mayıs kutlamalarına açılmasını mutlulukla karşılamış idik. Hatırlanacak olursa, 2011 ve 2012 senelerinde Taksim'de coşkulu kutlamalar gerçekleşmiş, hiçbir olay olmamıştı. Bu sene, Anayasa'nın 34. maddesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına aykırı olarak getirilen yasak ise, halkı polisle çatıştırmak isteyen provokatörlere uygun iklimi hazırlamış, artık görmek istemediğimiz pek çok üzücü olay yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Maalesef polis, şiddete başvuran ile barışçıl gösteri hakkını kullanmak isteyenleri birbirinden yine ayırmamış, orantısız güç kullanımı yoluna gitmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Zat-ı Alinize ve buradaki muhterem heyete iletmek üzere, üzerimde bir selam borcu var. Van'da konteyner kentte yaşamaya devam eden kiracıların selamı. Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir. Sosyal devlet, yurttaşın barınma ihtiyacını gidermek zorundadır. Deprem, kiracı-mal sahibi ayrımı yapmadan binaları yıkıp insanlarımızı öldürmüş, deprem konutları ise öncelikli olarak mal sahiplerine ve yalnızca bir kısım kiracıya ise kurayla tahsis edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti bu insanlarımızın mağduriyetini giderebilecek kudrete kuşkusuz sahiptir. Basit bir yönetmelik değişikliğiyle bile çözüm bulunabileceğini düşündüğümüz bu sorunun kısa sürede giderilmesini dileyerek bu selamı sizlere iletiyorum.

30 Mart yerel seçimlerini geçirdik. Açıkça ifade etmek gerekirse, siyasetin dilinin keskinleştiği, buna bağlı olarak toplumda kutuplaşmaların arttığı bir süreç yaşadık. Artık yaraları sarma zamanıdır. Toplumun yeni gerginliklere tahammülü yoktur. Derslerimizi almalı ve yola devam etmeliyiz. Bu noktada üç önemli hususa değinmek istiyorum.

Bunlardan ilki, seçim hukukunda ispatın belgeye dayanmak zorunda olduğu ve mevzuatın, siyasi partilere oy verme ve sayım işlemlerine nezaret etme yetkisini tanımış olmasıdır. Şu halde, mevzuatın kendilerine tanıdığı nezaret etme ve tutanak toplama yetkilerini gereği gibi kullanmayan siyasi partiler, görevlerini aksatmış olur. Böyle bir durumda, seçim sonuçlarına yapılan itirazlar da yeterli dayanaktan yoksun kalır. Delillendirilmemiş itirazlara dayanarak sandığı şaibeli ilan etmek, sandığı itibarsızlaştırmaktır. Demokrasi, kuşkusuz seçim sandığından ibaret değildir, fakat seçmenin seçimler yoluyla iktidarın değişmeyeceğini düşünmeye sevk edilmesi, demokrasiye büyük zarar verir. Bu arada en büyük zararı da muhalefet partileri görür. Çünkü sandık yoluyla iktidarı değiştiremeyeceğini düşünen seçmenler, yılgınlığa düşerler ve en önemli yurttaşlık haklarından olan seçme haklarını kullanmaktan vazgeçebilirler. Öyleyse yapılması gereken, siyasi partilerin, seçim mevzuatının kendilerine yüklediği gözetim ve denetim sorumluluğunu disiplinli bir organizasyon içinde eksiksiz yerine getirmeleridir. Ancak bunlar yapıldıktan sonra varsa şaibe iddiaları ileri sürülmeli ve gereğinin yapılması beklenmelidir.

Seçimlere ilişkin değinmek istediğim ikinci husus, kim tarafından, hangi yöntemle kaydedildiği, nerede arşivlendiği, ne zaman kime karşı kullanılacağı belli olmayan ses kayıtlarının, bir seçim malzemesi olarak tedavüle çıkarılmış olmasıdır. Bu seçimlerden kazancımız, özel hayata ilişkin gizli kayıtların sonuç doğuran şantaj malzemesi yapılmasının muteber bir yöntem olmaktan çıkmasıdır. Başka bir ifadeyle, itibarsızlaştırma malzemeleri, onları çekenleri veya üretenleri itibarsızlaştırmıştır. Nitekim kayıtları çekenler, bugüne kadar kimliklerini açıklamaktan imtina etmişlerdir. Yaptıkları iş itibarlı bir iş olsaydı, Snowden örneğinde olduğu gibi kimliklerini açıklarlardı. Bunları söylerken, elbette herkesin, bundan önce benzer şantajlar başkalarına yapıldığında nasıl tavır sergilediklerini hatırlayarak ders çıkarmaları gerektiğini de ifade etmek istiyorum. Öte yandan, yine Snowden örneğinde, belgeleri yayınlayanlar hakkında Amerika Birleşik Devletleri'nde soruşturmalar açılmadığını, sosyal medya sitelerinin kapatılması yoluna gidilmediğini, yalnızca Snowden'le ilgili takibat yapıldığını belirtmeyi gerekli görüyorum. Demokrasi, zor ama bireylerin özgürlüğünü, hukuki güvenliğini ve toplumun refahını sağlayabilen yegâne yönetim biçimidir. Bizim, zoru başarmak için birbirimizi anlamamız, öfkeyle değil, soğukkanlılıkla hareket etmemiz gereklidir. Katedilen bunca yoldan sonra, akarsuları tersine akıtmaya çalışmak, yönümüzü Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi değerler sisteminden otoriter rejimlere çevirmek, hepimizin zararına olur.

İçeriği suç teşkil eden kayıtlara gelince, bunların montaj veya üretilmiş olup olmadıkları, açılacak soruşturmalarda her türlü şüpheyi giderecek şekilde, tarafsızlığı bilinen uluslararası kuruluşlarca değerlendirilmelidir.

Bu noktada, Dışişleri Bakanlığı'nda yapıldığı anlaşılan ve çok gizli olması gereken bir toplantıda yasa dışı kayıt yapılmasını ve bu kaydın tedavüle çıkarılmasını birkaç cümleyle değerlendirmek gereklidir. Yasa dışı dinlemeye konu olan toplantının, karar verici mevkide olanlara görüş sunmak üzere yapılan bir hazırlık toplantısı olduğu anlaşılmaktadır. Toplantıda konuşulan hususlar, yurtta barış dünyada barış ilkesine dayanması gereken dış politikamızın maceracı bir dış politikaya dönüştürülmek istendiği izlenimini vermiş ve büyük endişe yaratmıştır. Öte yandan bu yasa dışı dinlemenin bir casusluk suçu olduğu ortadadır. Üstelik bu kaydı yapanların daha başka hangi kayıtları yaptıkları bilinmemektedir. Seçimleri etkileyeceği düşüncesiyle tedavüle çıkarıldığı anlaşılan bu konuşmaları kaydedenler, o güne kadar daha başka hangi konuşmaları kaydetmişler ve nerelere servis etmişlerdir? Söz konusu casusluk faaliyeti sebebiyle acaba asker ve polislerimizin canları tehlikeye atılmış mıdır, şehitler verilmiş midir? Suriye'de uçağımızın düşürülmesiyle, savunma sanayimizi dışa bağımlılıktan kurtaran büyük projeleri gerçekleştiren ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, TAİ mühendislerinin şüpheli ölümleriyle bu casusluk faaliyetlerinin bir bağlantısı bulunmakta mıdır? Bu ve benzeri soruları her yurttaşın sorma hakkı vardır.

Üçüncü husus, seçimler öncesi gündeme gelen yolsuzluk iddiaları ve soruşturmalardır. Bu soruşturmaların hangi saikle başlatıldığı konusu bir yana, soruşturmaların siyasi iktidar tarafından engellendiği algısının toplumda hakim olması, adalet duygusunu zedelemiştir. Gerçeğin ışığı, yolumuzu aydınlatmadığı takdirde, bundan herkes zarar görecektir.

Bütün bunlardan, devlet içindeki olası gayrimeşru yapılanmalarla mücadele edilmesi ve yolsuzluk iddialarının derinliğine araştırılması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Bunun için tarafsız, bağımsız ve adil yargılama yapabilen, güvenilir bir yargıya ihtiyaç vardır.

Gayrimeşru yapılanmalarla mücadele refleksi, Anayasa'ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı düzenlemelerin yapılmasına sebebiyet vermemelidir.

Bu çerçevede; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nda yapılan değişiklikler sonucunda Milli İstihbarat Teşkilatı'na verilen kişisel verilere, meslek ve şirket sırlarına, veri tabanlarına yargı kararı olmaksızın erişim yetkisi, yine yargı kararı olmaksızın iletişimi tespit, belli soruşturma ve dava dosyalarına ulaşabilme yetkisi, MİT'in ülke içinde operasyon yetkisiyle donatılması, MİT mensuplarının soruşturmalarının izne tabi kılınması, yeni ve denetimsiz bir kolluk gücü yaratmıştır. MİT'in görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgelerin izinsiz yayınlanmasının üç yıldan dokuz yıla kadar cezalandırılan bir suç haline getirilmesi ve yayın sahiplerinin de sorumlu tutulması, kapsamı tamamen belirsiz olan bu suç nedeniyle mecburi otosansür uygulamasına sebebiyet verecektir.

Bu süreçte, Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda değişiklik yapılarak, özellikle Teftiş Kurulu'nun dolaylı olarak Adalet Bakanı'na bağlanması, yargı bağımsızlığıyla asla bağdaşmamıştır. Söz konusu değişiklik, 2010 Anayasa değişikliği referandumunda evet kampanyası yürütülürken öne sürülen temel gerekçelere de açıkça aykırıdır. Anayasa Mahkemesi'nin bu konuda verdiği iptal kararı yerindedir.

2010 referandumu öncesi Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun yapılanması yanlıştır. Kapalı devre çalışan, ilk derece hâkim ve savcılarını dışlayan, demokratik meşruiyet sağlamayan bir yapıdır. 2010 sonrası oluşan yapı da maalesef bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlayamamıştır. Şimdi, bağımsız, tarafsız, adil yargılama yapmayı içine sindirmiş, güvenilir ve hesap verebilir bir yargıyı el birliğiyle oluşturma zamanıdır. Bu amaçla, anılan kurulu, hâkimler ve savcılar açısından iki ayrı kurula dönüştüren, yüksek yargının ve ilk derece yargısı mensuplarının seçtiği üye sayılarını dengeleyen, seçimlerin demokratik şekilde yapılmasını sağlayan, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin de nitelikli çoğunlukla kurullara üye seçmesini öngören, savunmanın yargının kurucu unsuru olduğu hususunu pekiştirmek üzere Türkiye Barolar Birliği'nin de birer üye seçmesini düzenleyen önerimiz, Adalet Bakanlığı'na ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu olan bütün siyasi partilere sunulmuştur. Bahsettiğim somut öneri, Venedik Komisyonu'nun raporlarına, Avrupa Konseyi direktiflerine ve Kopenhag ölçütlerine uygun hazırlanmış, yapıcı bir öneridir. Ne yazık ki bu önerimizle ilgili herhangi bir değerlendirme hiçbir siyasi partiden şu ana kadar gelmiş değildir.

Son olarak huzurlarınızda, devlet içinde ve özellikle yargı ile emniyet teşkilatında bulunduğu iddia edilen gayrimeşru yapılanmalara ilişkin inceleme yapmak, durum tespitlerinde bulunmak ve çözümler geliştirmek üzere yasama organının meclis araştırması başlatmasını öneriyoruz. Böyle bir meclis araştırmasında herkes tabiri caizse eteğindeki taşları dökebilecek ve pek çok konu açıklığa kavuşabilecektir. Türkiye Barolar Birliği olarak, kesin hükümle neticelenmiş balyoz davasını özellikle sahte deliller açısından inceleyen raporumuzu hazırladığımızı ve yakında hem kamuoyuyla paylaşacağımızı hem de önerdiğimiz gibi meclis araştırması komisyonu kurulacak olur ise, bu komisyona da takdim edeceğimizi bilgilerinize sunuyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Malumlarınız olduğu üzere Türkiye Barolar Birliği'nin somut önerisi de dikkate alınarak Özel Görevli Mahkemeler ve Terörle Mücadele Mahkemeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kaldırılmıştır. Böylece son 44 yıldır ilk kez, ülkemiz çift başlı ceza yargısı sisteminden kurtulmuştur. Başta Zat-ı Aliniz ve siyasi iktidar olmak üzere, ana muhalefet partisine ve mecliste grubu olan bütün siyasi partilere ve sayın milletvekillerine bu önemli adım için teşekkür ediyoruz. Böylece Anayasa Mahkemesi'nin tutukluluğa ilişkin bireysel başvurularda vermiş olduğu ihlal kararlarını takiben genel mahkemelerce tutukluluk incelemesi yapılarak çok sayıda tahliye kararları verilmiş, KCK davası olarak bilinen davanın görülmesi genel görevli mahkemeye aktarılmış ve peşi sıra tahliyeler gelmiştir.

Ancak özel görevli mahkemelerce sebep olunan mağduriyetlerin giderilmesi için gerekli olan diğer düzenlemeler henüz yapılmamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2 Temmuz 2012 tarihinde özel görevli mahkemelerin kaldırılmasına dair kanunu kabul ederken bu mahkemelerin ellerindeki işlere bakmaya devam etmelerini öngören geçici 2. madde düzenlemesini getirmemiş olsaydı kamuoyunda Balyoz, Ergenekon, Fenerbahçe davası olarak bilinen pek çok dava genel görevli mahkemelerce görülecek idi. Dolayısıyla anti-demokratik olduğu doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce kabul edilmiş olan mahkemelerin bu kabulden sonra hala yargılamaya devam etmeleri gibi hukukla izahı mümkün olmayan bir durumla ve vicdanen kabul edilmesi mümkün olmayan hükümlerle karşılaşılmayacaktı. Öyleyse bu hukuksuzluğun yol açtığı mağduriyeti giderme yükümlülüğü yine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görevidir. Türkiye Barolar Birliği söz konusu haksızlığın giderilmesi için 2 Temmuz 2012'yi milat olarak kabul eden, bu tarihten sonra karar verilip henüz kesinleşmemiş olan hükümlerin Yargıtay'ca başka bir inceleme yapılmaksızın bozulmasını, kesinleşmiş olanların ise, sırf bu sebeple yeniden yargılamaya tabi olmasını öngören somut bir çözüm önerisi ortaya koymuştur. Ancak şu ana kadar bu yönde bir gelişme maalesef sağlanamamış, mağduriyetler giderilememiştir. Türkiye'nin güvenilir bir ceza yargılamasına sahip olması için önerdiğimiz diğer bazı çözümler ise şunlardır:

- Demokratik ülkelerde emsali bulunmayan gizli tanıklık kurumunun kaldırılması;

- Güvenilirliği olmayan, üzerlerinde montaj ve oynama yapılması mümkün olan ses bantları ve dijital verilerin tek başına delil olmasının yasaklanması;

- İçi boş gerekçelerle verilen mahkûmiyet ve tutuklama kararları sebebiyle Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce veya Anayasa Mahkemesi'nce tazminata mahkûm edilmesi durumunda, bu tazminat nedeniyle sorumlu hâkime rücu edilmesinin sağlanması.

Bu düzenlemeler yapıldığında, Türkiye, hukuk devleti olma yolunda çok önemli bir mesafe katedecek, bunu başaran ve katkı sağlayan siyasetçiler de bu başarının onurunu yaşayacaklardır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Dünyanın bu güzel ülkesinde yaşayıp, 1960 askeri darbesi sonunda ülkemizin başbakanının, bakanlarının asılmalarının üzüntüsünü; üç fidanımız Deniz, Hüseyin ve Yusuf'un idamlarının acısını yüreğinde hissetmeyenimiz var mıdır? Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Komiser Mustafa Sarı, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan, Hasan Ferit Gedik evlatlarımızın yasını tutmayanımız olabilir mi? Uludere'de savaş uçaklarınca param parça edilen 34 yurttaşımızın; Sivas'ta, Kahramanmaraş'ta, Çorum'da, Reyhanlı'da katledilen canlarımızın dağlamadığı yürek var mıdır? Uludere katliamının takipsizlikle, Sivas davasının bir kısım sanıklar için zamanaşımıyla sonuçlanmasını içimize sindirebildik mi? Mardin Derik'te, Hakkâri Yüksekova'da, Şırnak Silopi'de, Muş Altınova'da, Bitlis Yaygın köyünde terörle mücadele adına işlenen cinayetleri ve daha nice faili meçhul cinayeti meşru görüp faillerini arayıp bulmaktan, cezalandırmaktan vazgeçebilir miyiz? Sırf komünist olduğu gerekçesiyle sürgün yiyen, cezalandırılan şairlerimizin, yazarlarımızın, Nazım Hikmetimizin çektiği acıları görmezden gelebilir miyiz? Peki, bu ülkenin bir büyükşehir belediye başkanının şiir okuduğu için niyet okuma yöntemiyle hapse atılmasını bugün hala içine sindiren var mıdır? Hrant Dink'in yazısının içinden cımbızla iki cümle çekip, yazının tamamını okumaya gerek bile görmeyenlerce mahkûm edilmesini ve sonra katlini, boğazı düğümlenmeden, yüreği sıkışmadan konuşabilenimiz olabilir mi? Bu topraklar sayılamayacak kadar çok zulme tanıklık etti. Tuvalete bile gidemeyecek kadar ağır hasta olmasına rağmen her an kaçabilir diye yatağa zincirlenerek ölümüne seyirci kalınmış Kuddusi Okkır, Prof. Dr. Uçkun Geray, İlhan Selçuk, Türkan Saylan, Engin Aydın, Kaşif Kozinoğlu, Albay Halil Yıldız, Albay Ali Tarık Akça, Yarbay Ali Tatar ve en son Albay Murat Özenalp… Vicdanlarımız kanamıyor mu?

Bombalanmış, boşaltılmış köyler, yakılan ormanlar, faili meçhul cinayetler, altı bini çocuk tam on altı bin kayıp, çocuklarını bekleyen 'cumartesi anneleri', eşlerini babalarını bekleyen 'vardiya bizde'ciler ve 'sessiz çığlık'çılar, tırmanan çocuk işçiliği, şafak vakti operasyonları, sonu gelmeyen davalar, karartılan hayatlar, şiddet mağduru kadınlar, dinlemeler, fişlemeler, basılmadan yasaklanan kitaplar, Gezi olayları esnasında sırf yaralılara yardım ettiği için yargılanan doktorlar ve benzeri yürek yaraları çözümsüz bırakılabilir mi?

Öte yandan, sanatsız bir toplumun hayat damarlarından biri kesilmiş sayılacağına göre, Türkiye Sanat Kurumu Kanunu Taslağı sebebiyle kendi geleceklerinden ve Türkiye'de sanatın geleceğinden haklı bir endişeye kapılmış sanatçılarımızın, sanata özgürlük isteyen çığlıklarını duymayacak mıyız?

Varsın yürekleri taşlaşmış olanlar yine kızsın söylediklerimize. Ben, ülkemin Cumhurbaşkanına, Başbakanına, iktidar ve ana muhalefet partilerine, diğer tüm siyasi partilere ve milletvekillerimize sesleniyorum. Bu sessiz çığlığı duyalım, ilk sırada özel görevli mahkemelerin sebep olduğu mağduriyetler olmak üzere bu sorunları yarından tezi yok el birliğiyle gidermeye başlayalım.

Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde kullanılacak üslubun, sayın Cumhurbaşkanı'nın 76 milyon yurttaşımızın tümünün cumhurbaşkanı olacakları dikkate alınarak birleştirici, kucaklayıcı olmasına özen gösterilmesinin önemi açıktır. Bu düşüncelerle tüm saygıdeğer cumhurbaşkanı adaylarımıza şimdiden başarı dileklerimi en derin saygılarımla sunuyorum.

Saygılarımla."

SÖZÜNÜ BİTİRİRKEN BAŞBAKAN TEPKİ GÖSTERDİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay'ın 146'nci yıldönümü dolayısıyla düzenlenen törende konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'na tepki gösterdi. Feyzioğlu'nun konuşmasını 'Yanlış konuşuyorsun' diyerek bölen Başbakan Erdoğan'a 'Neyi yanlış konuşuyorum sayın Başbakan'ım?' diye sordu. Bunun üzerine Başbakan Feyzioğlu'na 'Böyle bir edepsizlik olmaz ki' diye tepki gösterdi. Konuşması devam eden Feyzioğlu, Başbakan Erdoğan'ın bu sözleri üzerine kürsüden; 'Edepsizlik yapan ben değilim sayın Başbakan' dedi.

Daha sonra konuşma metnini okumaya devam eden Feyzioğlu, konuşmasının sonunda 'Ben edepsizlik yapmadım, kimseye de edepsizlik yapıyorsun demeyi kendime yakıştırmam sayın Başbakan. Çok yapıcı bir konuşmaydı' dedi. Feyzioğlu'nun bu sözleri üzerine ayağa kalkan Başbakan Erdoğan; 'Yasal hakkı da yok, ama maalesef biz tüzükle böyle bir şeye söz veriyoruz' diyerek tepkisine devam etti. 'Tamamen siyasi bir konuşma yapılıyor ya böyle bir şey olabilir mi?' diyen Başbakan Erdoğan'ı Cumhurbaşkanı Gül'ün sakinleştirmeye çalıştığı görüldü. Başbakan, bu sözlerinin ardından salonu terk etti.

TÖREN PROGRAMI TAMAMLANAMADI

Cumhurbaşkanı Gül'ün, 10 Mayıs 2013 ile 10 Mayıs 2014 tarihleri arasında Danıştay'dan emekli olan yargı mensuplarına plaket takdim edeceği bildirilmişti, ancak Başbakan Erdoğan ile Feyzioğlu arasında yaşanan gerginlik nedeniyle tören yarıda kesilmek durumunda kaldı.

------------------------------------------------------------------------------

SELVİ: NİHAYET BU ADAMLARA HAD BİLDİREN BİR BAŞBAKAN ÇIKTI!

Gerilime dair en ilginç yorumlardan birini Yenişafak gazetesi yazarlarından Abdulkadir Selvi yaptı. Feyzioğlu'na tepki gösteren Selvi, Başbakan'ın tavrını "ikinci one minute" olarak değerlendirdi ve şunları söyledi:

"Yüksek yargının kuruluş yıldönümü törenlerine siyasi ikballeri için bir basamak olarak kullanmaya kalkışan ve yüksek yargı kürsülerinden cüppelerinin içerisinde rejime ayar verme, siyasetçilere had bildirmeye kalkışanlara bu ülkede nihayet bir lider çıktı ve siyasetçilere had bildirdi. O nedenle ben Sayın Başbakan'ı bu tavrından dolayı tebrik ediyorum.

Ankara’da AYM'nin ve Danıştay’ın rejime ayar verilen siyasetçiye had bildirilen siyasetçinin kulağının büküldüğü bir yer olarak kullanılıyor. Artık bunların kaldırılması gerekiyor Van depreminden hemen sonra yeni bir Van yeni bir Erciş kuruldu. Hala konteyner kenti boşaltmak istemeyenlerle ilgili verdiği bilgiler yanlış bilgiler.

Şuna dikkat çekmek istiyorum, Danıştay kürsüsünden Cumhurbaşkanı adaylığını ilan etmeye kalkışan, yine Danıştay kürsüsünden CHP Genel Başkan adaylığını ilan etmeye kalkışan Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'na Sayın Başbakan haddini bildirdi.

Yüksek yargının kuruluş yıldönümü törenlerine siyasi ikballeri için bir basamak olarak kullanmaya kalkışan ve yüksek yargı kürsülerinden cüppelerinin içerisinde rejime ayar verme, siyasetçilere had bildirmeye kalkışanlara bu ülkede nihayet bir lider çıktı ve siyasetçilere had bildirdi. O nedenle ben Sayın Başbakan'ı bu tavrından dolayı tebrik ediyorum.

Çünkü, seçilmişler aynı zamanda milli iradeyi temsil ediyorlar. Milli irade bir yüzüne tokat vurulduğunda, diğer yüzünü çevirecek bir unsur değildir. Milli iradenin de hukukunun korunması gerekir, geçmişi, militarist bir aile olan, 27 Mayıs darbesini büyük bir coşkuyla İsmet İnönü'ye müjdeleyen, alkışlayan, 27 Mayıs darbesinin akıl hocaları arasında yer alan, 12 Eylül darbesinin Başbakan adayı olan Turan Feyzioğlu'nun oğlu Metin Feyzioğlu'nun seçilmişlere haddini bildirme girişimine karşı Sayın Başbakan'ın duruşu demokrasi adına önemli bir tavırdır. Artık Türkiye siyasetçilere yüksek yargının kuruluş yıldönümü törenlerinden buyurgan ve kibirli bir dille ayar verildiği bir yer olmaktan çıkmalıdır. Danıştay törenin de yaşananlar da bunun finali olmuştur. Ben bunu milli iradenin hakkının korunması bakımından, Metin Feyzioğlu'na çekilmiş ikinci one minute olarak görüyorum. Metin Feyzioğlu'nun şahsında siyasetçileri terbiye etmeye kalkışan militarist zihniyete demokrasinin hukukunu koruma adını ilkeli bir duruş olarak görüyorum. Dik duruşundan dolayı da Sayın Başbakan'ı tebrik ediyorum.

Devlet erkanının tamamının töreni ter etmesini de yorumlayan Selvi şunları söyledi:

Eğer Haşim Kılıç'ın eski müktesebatı olmasaydı bence Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümü törenlerinde de aynı tavrın gösterilmesi gerekirdi. Burada sadece Sayın Başbakan değil, devlet töreni terk etmiştir. Orada sadece Sayın Başbakan'a değil, onun da ötesinde 1 saatlik konuşmada sadece avukatların sorunlarına iki dakika ayırıp, tamamen güncel siyasetin polemik dilini kullanmak suretiyle Sayın Cumhurbaşkanı'na, Genelkurmay Başkanı'na, Adalet Bakanı'na had bildirmeye kalkışmak ancak devletin orayı terk etmesiyle cevaplandırılabilecek bir tavırdı. Ben bu tavrı, orada Devletin tavır koyması olarak görüyorum.

------------------------------------------------------------------------------

AK PARTİ'DEN İLK TEPKİLER

AK PARTİ GN. BŞK. YARD. ŞENTOP: BAROLAR TOPLANTISINDA İSTERSEN 15 GÜN KONUŞ

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop TRT Haber’de konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Şentop, “Her şeyin bir yeri var. Barolar Birliği’nin toplantısında istersen 15 gün konuş. Cumhurbaşkanı ve Başbakan huzurunda siyasi içerikli konuşma yapmak vahim tablo. Feyzioğlu’nu kınıyorum. Bu suistimaldir. “ dedi.

KÜLTÜR BAKANI ÇELİK: YARGI VESAYETİ ADINA KONUŞTU

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu'nun konuşmasına kızıp, Danıştay toplantısını terk etmesine hükümetten ilk tepki ise, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'ten geldi. Feyzioğlu'nun, "hukuk adına değil, yargı vesayeti adına" konuştuğunu vurgulayan Bakan Çelik, "Türkiye'de sivil siyasete karşı bir tür "vesayetin silahsız kuvvetleri partisi" kurulmaya çalışılıyor. Bu yapılan konuşmalar "Vesayet Hareketi Partisi"nde yer kapma yarışının ürünleri" dedi.

Çelik, Twitter'dan yaptığı açıklamada, Feyzioğlu'nun konuşmasını "yargısal aktivizmin vahim bir örneği" olarak nitelendiren Bakan Çelik, şöyle dedi:

"Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken eski Türkiye zihniyeti yargı üzerinden sistematik bir saldırı gerçekleştiriyor. Bu konuşmalar hukuk adına yapılmıyor. Sivil siyaseti kuşatmak için yapılıyor. Vesayet zihniyeti "silahsız kuvvetler göreve" talimatı veriyor, birileri cübbelerini giyerek "emredersiniz" diyor. Siyaseti GDO'lu ürün haline getirmek için yargı kürsülerini, genetik laboratuvarı gibi kullanmaya kalkıyorlar. Bilmedikleri şudur: Artık vesayet zihniyeti bir "mumya zihniyet"tir. Her dirilme hamlesi daha çok çürümesini sağlayacak".

"YARGI'NIN EN BÜYÜK MESELESİ"

"Yargı kürsülerinin, sivil siyasete taarruz odağı olması, yargının en büyük meselesidir" diyen Çelik, yargının kendini sivil siyasetin rakibi konumuna sokmak isteyen bu kişilere karşı "net duruş sergilemesi gerektiğini" de vurguladı. Çelik şöyle dedi:

"Türkiye'de sivil siyasete karşı bir tür "vesayetin silahsız kuvvetleri partisi" kurulmaya çalışılıyor. Bu yapılan konuşmalar "Vesayet Hareketi Partisi"nde yer kapma yarışının ürünleri. Fakat ne yapılırsa yapılsın, halk kazanacak, sivil siyaset galip gelecek..."

------------------------------------------------------------------------------

DANIŞTAY'DAN FEYZİOĞLU'NA TEPKİ

11.05.2014 12:08 Danıştay, kuruluş yıldönümü etkinliklerinde konuşan TBB Başkanı Metin Feyzioğlu'nun neden olduğu gerginlik hakkında açıklama yaptı. Açıklamada, 146. kuruluş yıldönümü töreninde, TBB Başkanı tarafından siyasi içerikli ve idari yargı konularıyla ilgisi olmayan bir konuşma yapıldığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi: ''İdari yargı ve avukatlık mesleğiyle ilgisi olmayan konulara büyük ölçüde yer verilerek program çerçevesinde cevap hakkı bulunmayan konuklarımız rahatsız edilmiş, teamüllere aykırı, beklenmedik ve özel günümüzün anlamıyla bağdaşmayan bu davranış nedeniyle ev sahibi kurum mensupları da incinmiştir."

------------------------------------------------------------------------------

ERDOĞAN’A AYAR VERMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Hüseyin Yayman (Vatan): "Metin Feyzioğlu’nun Danıştay’da yaptığı konuşmaya Başbakanın gösterdiği tepki gündeme damgasını vurdu. Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde görülmeyecek bir olay yaşandı. İnsanlar eleştirilerini tabiki dile getirecekler. Hele hukukçuların kritikleri çok daha önemlidir. İktidarlar için yol gösterici olur. Ancak konuşma iktidardan rol çalmaya döner ve politik bir özne gibi olursa bu davranış doğru olur mu?

Allah aşkına azıcık geriye yaslanın ve elinizi kalbinizin üzerine koyup biran düşünün. Almanya’da, ABD’de, Fransa’da, İspanya’da böyle bir olay duydunuz mu, gördünüz mü? Barolar Birliğinin veya herhangi bir mahkeme başkanının Merkel’i veya Obama’yı, ya da Hollande’ı azarladığını veya ayar verdiğini gördünüz mü? Lütfen siz karar verin Türkiye bu yaşananları hak ediyor mu?

‘Komünistler götürülürken itiraz etmeyenler!’

Alman edip Martin Niemöller ne demişti; ‘Önce komünistleri götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü komünist değildim. Sonra sosyalistleri götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü sosyalist değildim. Sonra sendikacıları götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri götürdüler, sesimi çıkarmadım çünkü Yahudi değildim. Sonra beni götürmeye geldiler, benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.’ Türkiye’de aynı durum yaşanıyor.

Pekçok kanaat önderi, bilimadamı, Baro, STK ülkede yaşanan hak ihlalleri karşısında sustular. Başbakan Menderes idam edilirken, Deniz Gezmiş, Mustafa Pehlivanoğlu darağacına yollanırken seslerini yükseltmediler. Maraş’da, Sivas’ta Aleviler yakılırken veya kesilirken tepki göstermediler. Üç milyon Kürt evlerinden gönderilirken seslerini çıkarmadılar.

Erdoğan eleştirilerinin amacı ne?

Hepsinden öte darbeler karşısında sustular veya destek verdiler. Şimdi aynı isimler demokrat-özgürlükçü maskesi altında Erdoğan’a demokrasi dersi vermeye çalışıyorlar. Ancak hikayede olduğu gibi artık çok geç. Eleştirilerinin sahiciliği yok. Geçmişte yaşanan hukuk ihlallerine tepki göstermiş olsaydılar şimdi sözlerinin anlamı olacaktı.

Eleştirilerin ana fikrini salt bir hukuk ve demokrasi savunuculuğu değil, Erdoğan karşıtlığı oluşturuyor. Onun için de sahici ve inandırıcı olamıyor.

‘Yerli One Minute’ ya da Feyzioğlu’nun konuşması neden yanlıştı?

Bu yaşananlardan sonra Feyzioğlu’nun konuşmasının içeriğinin önemi kalmadı. Çünkü Feyzioğlu, Mecelledeki ‘usul, esastan önce gelir’ sözünü unutup, usul hatası yaptı. Peki konuşmada sorun nerdeydi?

1. Rutin bir protokol konuşmasında kendisinin de belirttiği gibi uzun bir konuşma yaptı.

2. Kendisi seçilmiş biri olarak siyasetçilere üsttenci ve hiyerarşik bir dille ayar vermeye çalıştı.

3. Hukuku ilgilendirmeyen konularda (Van konteyner kent, Dış politika stratejisi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylara başarılar dilemek, 76 milyonun Cumhurbaşkanı olma temennisi vs vs) cevval bir politikacı gibi nutuk irad etti.

4. Hukukçu kimliğiyle ve Barolar Başkanı gibi değil, muhalefet partisi lideri edasıyla konuştu.

5. Konuşması hükümete yönelik olsa da son tahlilde karşısında devlet erkanı vardı.

6. Haşim Kılıç’ın olayı tazeyken böyle bir konuşma Erdoğan’da ‘yeni bir one minute’ efekti yarattı.

7. Feyzioğlu son dönemde Başbakan’la sık görüştü. Bu eleştirileri Dolmabahçe’de de söyledi mi?

8. Feyzioğlu başbaşa görüşmede farklı, kamusal alanda farklı konuştuğu için mi Erdoğan bu tepkiyi gösterdi?

9. Feyzioğlu yalın prensibi daha ihlal etti ve Erdoğan’ın yüzüne söyleyemediği tenkidleri kamusal alanda Danıştay’ın arkasına saklanarak söyledi.

10. Danıştay Başkanı Zerrin Güngör ile Metin Feyzioğlu’nun konuşması ‘içerik/usul/süre/üslup’ bakımından karşılaştırıldığında olayın mahiyeti daha iyi anlaşılacaktır." (Hüseyin Yayman / Vatan)

------------------------------------------------------------------------------

CÜBBELİ SİYASETE AYAR

Abdulkadir Selvi (Yenişafak): "Nihayet biri çıktı, yüksek yargı kürsülerinden siyasete had bildirmeye kalkışanlara haddini bildirdi.

Nihayet biri çıktı, yüksek yargının törenlerinde Cumhurbaşkanı adaylığını ilan edenlere haddini bildirdi.

Ve nihayet biri çıktı, cüppeli siyaset yapanlara, yüksek yargı kürsülerinden siyasete ayar vermeye kalkışanlara karşı milli iradenin hukukunu korudu.

İşte bu yüzden, bu yüzden seviyorum Recep Tayyip Erdoğan'ı ve işte bu yüzden Erdoğan milletin seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olarak Çankaya'ya çıkmalı.

90'lı yıllardan beri Yargıtay'da Adli Yıl törenlerini, Anayasa Mahkemesi'nde ve Danıştay'daki kuruluş yıldönümü merasimlerini izlemeye çalışan bir gazeteci olarak, siyasilerin salondan yüzü alı al moru mor çıktığına tanık olmanın üzüntüsünü hep yüreğimde hissettim.

İlk kez biri çıktı ve siyasete ayar çekmeye kalkışanlara hadlerini bildirdi.

Siyasetçinin bir yüzüne tokat vurulduğunda diğer yüzünü çeviren süklüm püklüm biri olmadığını gösterdi.

Bu yüzden Başbakan'ı tebrik ediyor, dik duruşundan dolayı yürekten alkışlıyorum.

Yeter artık.

Türkiye, militarist yargının cüppeli siyaset yaptığı, kürsülerden millet iradesine meydan okuduğu 'Eski Türkiye' değil.

Türkiye, artık, 'Sizi buraya tıkan kuvvet bunu istiyor' diyen Yassıada zihniyetinin hakim olduğu bir Türkiye de değil.

Bu ülkede yargı adına, 'Edepsizlik' yapan çok oldu. Ama bu ülkede, edepsize edepsizlik yapıyorsun diyen başbakanlar olmadı.

O nedenle Recep Tayyip Erdoğan güçlü bir lider.

Vesayet kuşatması altındaki Türkiye'ye de böyle güçlü liderler lazım.

Demokrasi, her zaman kendisini savunacak yürekli demokratlar ister.

Danıştay'ın kuruluş yıldönümü törenlerinde Başbakan Erdoğan'ın, 'Haksızlıklar karşısında susacak mıyız hep' çıkışı yürekli demokratlığın göstergesi oldu.

Burada Mustafa Karaalioğlu'nun, 'Sovyetik dönemlerin eseri olan yüksek yargının kuruluş yıldönümü törenleri tarihe karışmalı' önerisine katılıyorum. Yargı kendi mensupları arasında kutlama yapabilir. Ama 27 Mayıs darbesiyle, 'Yüksek yargı' adını alan ve rejimin denetleyicisi konumuna yükseltilen yargı, yeni Türkiye'ye uygun olarak normalleşmelidir.

25 Nisan'da Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümündeydik. Haşim Kılıç, günlük siyasetin polemik dili olan, 'Gömlek değiştirmeden' girdi, 'sığ yaklaşımlar'dan çıktı.

Dün de Danıştay'ın kuruluş yıldönümü törenlerinde Metin Feyzioğlu, Danıştay kürsüsünden adeta Cumhurbaşkanlığına adaylığını ilan etti.

Artık yüksek yargı kürsüleri Cumhurbaşkanlığı adaylığının ilan edildiği ya da CHP Genel Başkanlığı'na göz kırpıldığı yerler olmaktan çıkmalı.

Haşim Kılıç Cumhurbaşkanı adayı olmak istiyorsa, Metin Feyzioğlu muhalefetin çatı adaylığına göz kırpıyorsa, bunu karşısına dizilmiş Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a had bildirerek yapmamalı. Çıkarmalı cüppesini, siyasete girmeli.

Yüksek yargı mensupları asgari nezaket kuralına dahi riayet etmiyorlar. Aynı zamanda konukları olan Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın yüzüne, sekreterlerine söyleyemeyecekleri sözleri sarf ediyorlar.

Bu hakkı nereden buluyorlar? Belli ki kendilerini devlet, karşılarındakileri de had bildirilecek siyasetçiler olarak görüyorlar.

Metin Feyzioğlu'nun konuşmasını baştan sona tekrar gözden geçirdim. 1 saatlik uzun konuşmada avukatların sorunlarına 2 dakika ayırmış Türkiye Barolar Birliği Başkanı.

Ama Aselsan'daki mühendis intiharlarından giriyor, Van'dan çıkıyor.

Danıştay'ın kuruluş yıldönümü programını inceledim.

Danıştay Başkanı 25 dakikalık bir konuşma yapmış. Metin Feyzioğlu'na ise 20 dakikalık bir süre ayrılmış. 11.05-11.25 arası. 1 saat konuşmuş, sözlerini bitirmesi için tam 3 kez uyarılmış.

O ise Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan etmekle meşgul.

Metin Feyzioğlu da Haşim Kılıç gibi Cumhurbaşkanlığı'na giden yolun Recep Tayyip Erdoğan'ın karizmasını çizmekten geçtiğini düşünmüş olmalı. Ama kendi karizmaları çizildi.

Haşim Kılıç'a eski müktesebatı nedeniyle yapılmayan Feyzioğlu'na karşı yapıldı. Başbakan tavır koydu, dik durdu, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere , 'Devlet' ise onunla birlikte hareket edip, töreni terk etti.

Metin Feyzioğlu aslında bir zihniyeti temsil ediyor.

Metin Toker, 27 Mayıs'ı anlattığı, 'Demokrasimizin İsmet Paşalı yılları' kitabında 27 Mayıs'a ilişkin ilginç anekdotlar paylaşıyor. Bunlardan birisi de Metin Feyzioğlu'nun, 'Dedebabası' Turhan Feyzioğlu ile ilgili.

İsmet Paşa'ya, 27 Mayıs darbesini haber veren kişi Turhan Feyzioğlu'ndan başkası değil.

Mevhibe Hanım, telefonda kendisine darbeyi haber veren Feyzioğlu'na, 'Paşayı uyandırayım mı?' diye sorar. Feyzioğlu büyük bir coşkuyla, 'Aman hanımefendi bu sefer uyandırmayıp da ne zaman uyandıralım' der.

27 Mayıs'ın akıl hocalarından, 12 Eylül'ün ise Başbakan adayıydı Turhan Feyzioğlu.

Metin Feyzioğlu böyle bir misyonun temsilcisi. Başbakanlar asan bir zihniyetin temsilcisi olarak konuşuyordu o kürsüde.

Başbakan, Feyzioğlu'nun şahsında aslında bir misyona haddini bildirdi." (Abdulkadir Selvi / Yenişafak)

(10 Mayıs 2014, 13:32), son güncel.: (11 Mayıs 2014, 12:08)

HABERLE İLGİLİ ŞİKAYET, DÜZELTME GİBİ TALEPLERİNİZİ İLETMEK İÇİN TIKLAYIN

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:

http://www.kontrgerilla.com/mnsetgoster.asp?haber_no=5970    yazdır/print

ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

ABD Görevlisi Cantürk davası

25.07.2020 11:46 İstanbul'da, ABD Başkonsolosluğu'nun güvenlik biriminde çalışan Nazmi Mete Cantürk'ün eşi ve kızıyla birlikte Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı davaya devam edildi. Mütalaasını açıklayan savcı Cantü..
Tamamı 25.7.2020

Welt Muhabiri Yücel'e Hapis

25.07.2020 13:03 İstanbul'da, Alman Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel'in 'terör örgütü propagandası yapmak' ile 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek' suçlarından yargılandığı dava karara bağlandı. 16 Temmuz'da İstanbul 32. Ağır ..
Tamamı 25.7.2020

FETÖ kılcallarına inen yol: Ankesör

25.07.2020 14:21 FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından prensip edindiği gizlilik ilkesi, gözaltına alınan bir mahrem askerin itiraflarıyla başlanan "ankesör" operasyonlarıyla açığa çıkarıldı. 14 Temmuz'da basına yans..
Tamamı 25.7.2020

Futbolda Şike davası

25.07.2020 12:12 İstanbul'da, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, aralarında eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Otyakmaz, eski Fenerbahçe yöneticisi Şekip Mosturoğlu'nun da aralarında bulunduğu 36 sanık hak..
Tamamı 25.7.2020

Jandarma: Darbeye 121 Müebbet

04.07.2020 13:29 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 245 sanıklı dava sona erdi. 86 kişi 'anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçundan ağırla..
Tamamı 4.7.2020

CHP'li Oğuz'a Fetö'den Hapis

04.07.2020 14:53 İzmir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) üye olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan ve görevden uzaklaştırılan eski Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz'un yargılandığı dava sona erdi. 19.06.2020 GÜNKÜ DURUŞ..
Tamamı 4.7.2020

Balıkesir: Darbeye 1 Müebbet

04.07.2020 14:05 Balıkesir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili eski Bandırma 6. Ana Jet Üssü Komutanı hava pilot tuğgeneral Mustafa Rüştü Çelenk'in de yargılandığı dava sona erdi. 1 Temmuz'da Balı..
Tamamı 4.7.2020

Büyükada davasında 3 Hapis

04.07.2020 14:21 İstanbul'da, Büyükada'da 5 Temmuz 2017 tarihinde yaptıkları toplantıya ilişkin insan hakları örgütlerinin temsilcisi 11 sanığın 'Silahlı terör örgütüne üye olma' ve 'Silahlı terör örgütüne yardım etme' suçlarından yarg..
Tamamı 4.7.2020

Yargıtay İyidil'in Beraatini Bozdu

04.07.2020 16:24 Ankara'da, Yargıtay 16. Ceza Dairesi, İyidil ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan eski tümgeneral Hamza Koçyiğit, eski tuğgeneral Lütfi İhsan Yanıkoğlu, beraat eden sanıklar eski korgeneral Abdullah B..
Tamamı 4.7.2020

Kastamonu: Müebbet Onandı

04.07.2020 15:42 Kastamonu'da, 15 Temmuz darbe girişiminde sözde 'yurtta sulh konseyi' atama listesinde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak görevlendirilen eski Kastamonu Jandarma Bölge ..
Tamamı 4.7.2020

Şırnak: Müebbet Gerekçesi

04.07.2020 15:36 Şırnak'ta, FETÖ'nün darbe girişimiyle ilgili Adana'da görülen davada ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan eski Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanlığı Harekat ve Eğitim Şube Müdürü binbaşı Hasan Bilgin'in ör..
Tamamı 4.7.2020

Mersin: Müebbetler Onandı

04.07.2020 15:20 Mersin'de, 15 Temmuz'daki darbe girişimi katıldıkları suçlamasıyla yargılanan eski Akdeniz Bölge Komutanı Nejat Atilla Demirhan ve 4 sanığa verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi'nc..
Tamamı 4.7.2020

Futbolda Şike Kumpası davası

04.07.2020 14:37 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 'Futbolda şike soruşturması'nda kumpas iddialarına ilişkin haklarında dava açılan 4'ü tutuklu 107 sanığın yargılanmasına devam edildi. 01.07.2020 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞA..
Tamamı 4.7.2020

7 Şubat MİT Kumpası davası

04.07.2020 14:26 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı açıktan giriştiği ilk operasyon olarak tanımlanan ve MİT Başkanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı kamu görevlilerinin ifad..
Tamamı 4.7.2020

Karlov suikastı davası

04.07.2020 12:44 Ankara'da, Rusya Federasyonu'nun Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'un, o sırada görevde olmayan polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş tarafından öldürülmesine ilişkin Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ..
Tamamı 4.7.2020

Fetö Yüksek Yargısı Yargılanıyor

04.07.2020 1 7:04 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasında görevlerinden ihraç edilen ve çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hakimler Savcılar..
Tamamı 4.7.2020

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
44.719.866