Tam
EskidenYeniye
 

Dink davasında ilginç ifadeler

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin 35 sanıklı davanın görülmesine 7-8-10-11 Kasım günlerinde peşpeşe görülen 4 celse ile devam edildi. Duruşmada Ahmet İlhan Güler, Celalettin Cerrah ve Sabri Uzun'un savunması alındı. Bu süreçte Celalettin Cerrah ile sanıklar Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek arasında tartışmalar yaşandı. Dava 28 Kasım'a ertelendi.

Önceki haber title=Sonraki haber

12.11.2016 15:35 Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin 35 sanıklı davanın görülmesine 7-8-10-11 Kasım günlerinde peşpeşe görülen 4 celse ile devam edildi. Duruşmada Ahmet İlhan Güler, Celalettin Cerrah ve Sabri Uzun'un savunması alındı. Bu süreçte Celalettin Cerrah ile sanıklar Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek arasında tartışmalar yaşandı. Dava 28 Kasım'a ertelendi.

07.11.2016 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin 35 sanıklı davanın görülmesine devam ediliyor. İstanbul eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstanbul İstihbarat eski Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve İstihbarat Dairesi eski Başkanı Sabri Uzun'un ifade vereceği duruşma salonuna, davanın hükümlülerinden Ogün Samast da duruşma salonuna getirildi.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin İstanbul 14'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 35 sanıklı davanın duruşmasında, tutuksuz sanıklar İstanbul eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstanbul İstihbarat eski Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler İstihbarat Dairesi eski Başkanı Sabri Uzun ve dönemin Trabzon İl Emniyet Müdürü Reşat Altay ile tutuklu sanık Ramazan Akyürek hazır bulundu. Dink cinayeti katil zanlısı hükümlü Ogün Samast da cezaevinden getirildi. Davanın tutuklu sanıklarından Ali Fuat Yılmazer'in ise bir soruşturma kapsamında gözaltında bulunduğu gerekçesiyle duruşmaya getirilemediği öğrenildi.

Davanın 7 Kasım Pazartesi başlayan ve Cuma günü sona erecek olan duruşmasında, bir önceki celsede alınan karar gereği, Ahmet İlhan Güler, Celalettin Cerrah ve Sabri Uzun ifade verecek.

OGÜN SAMAST DURUŞMALARA KATILMAK İSTEMEDİĞİNİ BİLDİRDİ

Duruşma, mahkemeye gelen evrakların okunmasıyla başladı. Duruşmada okunan tutanaklara göre, sanık Ogün Samast'ın Silivri Kapalı Cezaevi'ne nakledildiği, bunun üzerine dilekçe göndererek yeniden Kocaeli'ne naklini istediği, duruşmalara rahatsızlığı nedeniyle katılmak istemediği, SEGBİS aracılığıyla duruşmalara katılma talebinde bulunduğu belirtildi. Samast daha sonra jandarmalar eşliğinde duruşma salonundan ayrıldı.

Duruşmada ayrıca tutuklu sanık Ali Fuat Yılmazer'in başka bir soruşturma nedeniyle Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde bulunması nedeniyle duruşmaya getirilmediği ifade edildi. Bunun üzerine söz alan sanık Ramazan Akyürek, "Ali Fuat Yılmazer ile bu davanın tutuklu sanıklarıyız. Pazar günü itibariyle 15 gündür emniyette, ancak halen ifadesi alınmamıştır. Yargılamanın daha sağlıklı bir zeminde yürümesi için burada hazır edilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum" dedi.

AHMET İLHAN GÜLER'İN SAVUNMASI

Akyürek'in talebinin ardından savunmasına başlayan tutuksuz sanık dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, hakkındaki iddialara ilişkin cevap vermeden önce istihbarat şubelerini ve görev tanımlarını anlattı.

Söz konusu cinayet döneminde, bulunduğu görev nedeniyle bir ihmalinin veya kastının bulunmadığını öne süren sanık Güler, istihbarat şube müdürünün görevinin koruma olmadığını, bu konuyla ilgili emniyette koruma müdürlüğünün bulunduğunu belirterek, "Biz sadece istihbaratı toplarız. Olayla ilgili bir istihbarat toplamışsak, gerekli yerlere veya koruma müdürlüğüne göndeririz. Bize Trabzon'dan gelen yazıda yer alan 'Dink'e yönelik ses getirecek eylem' ifadesinden cinayet anlamı çıkmaz. Olayla ilgili Osman Hayal'in takibi istenmiş biz de gerekli işlemleri yapmışızdır. Trabzon'dan gelen bir yazı ile koruma başlatma gibi bir görevim de yoktur" dedi.

Sanık kürsüsüne çıkan Güler'e, hakkındaki suçlamalar hatırlatılarak, iddialara ilişkin savunması soruldu. Güler ifade vermeye başladıktan kısa bir süre sonra, Dink cinayeti katil zanlısı hükümlü Ogün Samast, duruşma salonundan çıktı. Kocaeli Cezaevi'nden, duruşmalara katılması için Silivri Cezaevi'ne nakledildiği öğrenilen Samast'ın, celse arasında mahkemeye, duruşmalara gelmek istemediğini belirten bir dilekçe sunduğu belirtildi.

"Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" ve "görevi kötüye kullanmak" suçlarından 15 yıl 6 aydan 22 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilen Güler ifadesine, "Bu davada, İstihbarat Şube Müdürü olarak çalıştığım dönemde Hrant Dink'in kalleşçe katledilmesini önleyemediğim için yargılanmaktayım" sözleriyle başladı.

"Bana kanunla verilmiş bir görevi ihmal etseydim, bu görevi ihmal etmek suretiyle ölüme kasten sebebiyet verseydim, buna ilişkin bir delil varsa savunma yapmak üzere huzurunuza çıkabilirdim" diyen Güler, "Koruma süreci kapsamında, tarafımdan ihmal edilmiş bir yükümlülük ortaya konulamamıştır. Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün bize yazdığı yazıda 'ses getirici eylem' ibaresinin kullanılması açıkça cinayet işleneceğine işaret sayılamaz" dedi.

"İstanbul'un değil, Trabzon'un koruma istemesi gerekirdi"

Kanunla kendisine verilen görevlerden hiçbirini ihmal etmediğini söyleyen Güler, Trabzon'dan gelen yazı üzerine koruma süreci başlatmasını gerektiren bir görev tanımı olmadığını belirtti. Güler, "İstanbul'un kendisine gelen yazı üzerine koruma istemesi değil, hayati tehlike bulunduğunu öğrenen Trabzon İstihbarat'ın bu hususta merkeze de yazarak Koruma istemesi gerekirdi. Bütün bunlar bir yana mevzuatın bu konuda muhatap istihbarata şubesine verdiği bir görev olmadığını önemle işaret ederim. Koruma konusu istihbarat şubelerine ait değildir. İstihbarat şubesinin sadece bu konuda doğrudan özel bir bilgi elde etmesi halinde bu hususa dayanarak bir süreç başlatabilir" diye konuştu.

"İtham edildiğim ihmal iddiası, tek başına Hrant Dink'in ölümüne sebep olamaz"

Koruma ile ilgili birçok birim olduğunu ve Dink'in korunmamasını sağlama imkanım bulunmadığını kaydeden Güler, "Nasıl ölümünü sağlayacak ortam oluşturmakla ve üstelik bunu sadece Trabzon'dan gelen yazıyı ilgili büroya havale etmiş olmama rağmen, hala ihmal suretiyle kasten ölüme sebebiyet verme suçuna sebep olmakla suçlanabilirim? İtham edildiğim ihmal iddiası, tek başına Hrant Dink'in ölümüne sebep olacak nitelikte değildir. Şimdiden geriye bakıp da 'Eğer koruma istemiş olsaydın, koruma verilmiş olsaydı bu olmazdı' şeklinde bir mantık yürütme yanlıştır" ifadelerini kullandı.

"Şahsım adeta zorlama bir şekilde suçlu gösterilmeye çalışılmaktadır"

Trabzon'dan gelen talep yazısının gereği yerine getirildiğini savunan Güler, "Bu yazının gereğinin yerine getirilmediğini ispatlamak için büyük gayret sarf eden müfettişler bir örgütün suçunu başkasına yıkmak için iş birliği yapan elemanlarından oldukları suçlamasıyla şimdi bu davanın sanıklarıdır. Bu müfettişler birçok veriyi çarpıtarak, bazı belgeleri gizleyerek beni hep görevi ihmal etmekle suçlanmışlardır. Trabzon Emniyeti İstihbarat Şubesi tarafından, Osman Hayal hakkında sadece bilgi talebi şeklinde İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne yazılan yazıda, birçok kelimeyle talep gerekçesi olarak 'Ses getirecek eylem' ibaresine gizlenmiş şekilde olamazdı. Bu şekilde bir algı oluşturmaya çalışılarak gerek istihbarat birimlerinin görev tanımına ilişkin yönetmeliğe aykırı olarak, şahsım adeta zorlama bir şekilde suçlu gösterilmeye çalışılmaktadır" şeklinde konuştu.

"Trabzon İstihbarat Dink'in öldürüleceği bilgisini gizledi"

Güler, "Trabzon Emniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğü, İstanbul'a yazdığı yazıda, kendisinin vakıf olduğu İstihbarat Daire Başkanlığı'na(İDB) yazdığı yazıda yer verdiği F4 isimli yardımcı istihbarat elemanı görüşme formunda yer alan Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisini gizlemiştir. Trabzon'un doğrudan kendi çalışması esnasında sahip olduğu ve İDB' ye aktardığı Dink'in hayati tehlikesiyle de ilgili bu kadar net bir istihbarata karşılık koruma kararıyla ilgili işlemleri yapmaması nedeniyle bilgi özellikle kendisinden gizlenen şahsım sorumlu tutuluyorum" dedi.

"Hem kendimi hem de devletimi savunuyorum"

"Adeta devleti temsilen hem örgütün hem de çevrelerin hedefi olan ben, bu suçlamalarla karşı karşıyayım" diyen Güler, "Benim üzerimden devletin mahkum ettirilmeye çalışıldığının da farkındayım. Sadece kendimi savunmuyorum, şahsım da devlete sızmış bir örgütün kumpasına karşı, bu kumpası görüp de görmeyenlerin yaklaşımına karşı; hem kendimi hem de devletimi savunuyorum" ifadelerini kullandı.

Sanık Güler, davaya 'Katılan' sıfatıyla da kabulünü istedi

Davaya katılan sıfatıyla da kabulünü talep eden Güler, "Fail değil mağdurum. Dosyada mağdur edildiğim çok açık ve net bir şekilde ortada olduğundan, ayrıca dosyaya katılan sıfatıyla da dahil edilmek istiyorum. İleride yasal haklarımı kullanabilmem için mahkemece bu dosyada katılan sıfatımın kabulünü talep ediyorum" şeklinde konuştu.

"Merhumun katili benmişim gibi bir algı oluşturuldu"

Dink cinayetinin ardından, araştırma sürecinde destek göremediklerini savunan Güler, "Cinayetten sonraki süreçte İstihbarat Daire Başkanlığı'ndan destek ve gereken sıcaklığı göremedik. Sonra da açığa alındım ve soruşturmalar geçirdim. Soruşturmanın adı 'Dink'in öldürüleceğinin bildirilmesine rağmen hiç bir şey yapmamak'. Kamuoyunda sanki merhumun katili benmişim gibi bir algı oluşturuldu" dedi.

ÇARPAZ SORGUSUNA GEÇİLDİ

Sanık Ahmet İlhan Güler'in savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Güler, üye hakimin "Dink'e yönelik bir saldırı olabileceğine dair bir istihbarat çalışmanız var mıydı?" sorusuna, "Dink'in hayatına kastedileceği yönünde istihbari bir bilgi gelmemiştir İstanbul'a. Agos'a gelen tehdit telefonlarından bizim haberimiz yok. Güvenlik şubeye ve terör şubeye gitmiş bu bilgiler. Hayatına kast edileceği yönünde istihbari bir bilgimiz olmamıştır" diye cevap verdi.

Üye hakimin, o dönem Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olan sanık Engin Dinç'in 17 Şubat 2006'da cep telefonuyla arayarak Dink'in korunması hakkında bilgi verdiğini söylediğini sorması üzerine Güler, "Engin Dinç zaman zaman bana telefon ederdi. O gün de görüşmüş olabiliriz. Bana telefon açıp yazı göndereceğini de söylemiş olabilir. İşin özü yazdığı yazı koruma talepli bir yazı değildir. Öldürülecek ya da korunması lazım gibi bir şey söyleseydi ben ona onlarca soru sorardım. Defalarca telefonda görüşürdüm" diye cevap verdi.

Üye hakimin, "Hrant Dink'e saldırabilecek kişi ya da gruplara ilişkin bir istihbarat faaliyetiniz oldu mu?" diye sorduğu Güler, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü'ne gönderilen yazıya dikkati çekerek, "Bu yazının konusu Yasin Hayal'dir, koruma talebi değildir. Yazı içeriğinde olan Mc Donalds'ın bombalanması konusu, saldırıyı gerçekleştirecek kişinin, durumu bize bilgi verilen Osman Hayal'in yanına gelip kalabileceğini izah etmek içindir. 'İstanbul'da Hrant Dink'in hayatına kast edecek' tarzı bir istihbarat bilgisi olmamıştır." dedi.

Yaptıkları istihbarat çalışmaları içerisinde Hrant Dink'in hayatına kast edecek tarzda bir istihbari bulguları olmadığını ve kendilerine Dink'le ilgili özel bilgi ulaşmadığını aktaran Güler, "Ne bir yazı, ne bir bilgi, ne bir telefon hiç gelmemiştir bize. İstanbul'a ve İDB'ye gönderilen yazı ile diğer yazı arasındaki farkı da biliyoruz. Bana ulaşan bir yazı, bir telefon hiç olmadı. Maiyetimdeki kişilere de sordum ısrarla, arayan olmamış, yazı da gelmemiş." dedi.

Güler'in Engin Dinç ile telefonda görüşmesi

Trabzon'dan gelen yazı üzerine ne gibi işlemler yaptıkları sorulan Güler, yazıyı sümenaltı etmeyip havale ettiğini ve kendisinden sonraki amirlerin sırasıyla yazıyı parafladıklarını, Trabzon'dan Özkan Mumcu ile irtibat kurulup bilginin sorulduğunu söyledi.

Hakimin, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'le yaptığı telefon görüşmesini sorduğu Güler, "Net olarak hatırlamıyorum. Benimle zaman zaman görüşürdü Engin Dinç. Kendi sıkıntılarını bana anlattığı zamanlar olmuştur. Görüşmüş olabiliriz. Dink'in öldürülmesi ve koruma konusuyla ilgili bana bir şey söylemedi. 'Bir yazı gönderiyoruz' demiş olabilir. Söylediği konu zorlama bir şey. Buradaki mesele, yazdığı yazı, koruma bilgisi değil, öldürülme konusu gizlenmiş bir yazıdır." ifadesini kullandı.

"İDB'den gerekli desteği almadık, muhatap da bulamadık"

İDB ile hafif bir iletişimsizlik, bir gerginlik olduğunu hissettiğini ve farklı durumlar yaşandığını anlatan Güler, "Ramazan Akyürek İDB başkanı olmadan önce Trabzon emniyet müdürüydü. İDB başkanı olmadan önce Sabri Uzun başkanın hakkında isimsiz ihbar geldi, ifadelerle Sabri bey alındı. Boşluk oluştu. 2006 Mayıs ayında Ramazan Akyürek İDB başkanı oldu. Ben de kendisini, 'hayırlı olsun' diye aradım. 'Başkanlığı kendiniz yaparsınız' dedim. Kastım; kendine göre farklı değerlendirme yapan birileri olabilirdi. Değişik şeyler yaşandı. Çalışma yapılıyor bizim bundan haberimiz yok. Ankara birilerini dinliyor, İstanbul'daki insanları. Biz bundan haberdar değiliz. Neticede bu bir koordinasyon işidir. İstanbul'la ilgili bir şey varsa İstanbul'un haberi olur." dedi.

"Biz, yoruma dayalı, birilerini önceden suçlu ilan edip sonra ona delil bulma şansına sahip değiliz. Ben bu konuda hassas davrandım." diyen Güler, Ankara'ya çağrılmasının usulsüz bir gelişme olduğunu, cinayetten sonra İDB Başkanı Ramazan Akyürek ile sağlıklı iletişim kuramadığını, Akyürek'in sürekli sessiz kaldığını, İDB'den gerekli bilgiyi, desteği, görüşmeyi, yorumu alamadıklarını ve muhatap da bulamadıklarını öne sürdü.

"Yılmazer savcı Altay ve Seçen'e şema vermiş"

Dönemin İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) görevlilerinden "cinayetten sonra Ali Fuat Yılmazer'in İstanbul'a gelip, soruşturma savcıları Selim Berna Altay ve Fikret Seçen'le görüşme yapıp, onlara cinayetin arkasındaki kişileri gösteren bir şema verdiğini, fakat istihbarat şubesine hiç uğramadığını" duyduğunu anlatan Güler, şöyle devam etti:

"Bu şema neyin nesi hiç bilmiyorum. TEM şube müdürü Hakan Aydın Türker'den duydum. 'Selim Berna Altay şemayı bize gösterdi' dedi. Birbiriyle mantıksız gruplar yapılmış şemada, mantıklı bir şema değil. Sonra bu şemayı Hrant Dink'in kardeşi Arat Dink'in elinde gördüm denk gelince. O da sordu, 'bu şema nedir' diye. 'Şema üzerinde çalışılması lazım, bu irtibatlar nasıl bulundu, bilinmesi lazım.' dedi.

Bir çalışma yapıyorsunuz, koordinasyon makamınız bu destek ve sıcaklığı vermiyor. Bunun altında benim dosya sürecim var. Öncelikle açığa alındım ve bunu önce basından öğrendik. Daha sonra müfettişler geldi açığa alma işlemi yaptılar. Soruşturmanın adı, 'Trabzon şubeden İstanbul istihbarata bildirilmesine rağmen hiç bir şey yapmamak.' Müfettişler hiç bir çalışma yapmadan, çok basit donelerle bu ayrımı yapmamışlardır. Sanki katil benmişim gibi bir algı oluşturuldu. Ciddi sıkıntılar yaşadım. Hukuki süreçte mücadele verdik. Birkaç tane müfettiş var, bunlar sadece İstanbul'a odaklanmışlar ve bunun üzerine gidiyorlar. Müfettiş bilirkişiyi İDB'den istiyor. Bilirkişiler kim? Biri Ali Fuat Yılmazer'den sonra C şube müdürü olan kişi. 15 Temmuz gecesi İDB'de yakalandı, şimdi tutuklu. Diğer bilirkişi de Yunus Yazar. Bu olayın sanığı. Dink davasının başkanı Erkan Canak'ı kanunsuz şekilde dinleyen adam bu. Bilirkişi tekniğine uyulmadan rapor hazırlıyorlar ve garip bir ifade var, 'İstanbul'da emniyet müdüründen alt birime kadar herkes kusurludur' diye. Müfettiş de buna itibar ediyor. Kişiler bu olayın tarafı kişiler. Geldiğimiz noktada, soruşturma sürecinde bir şekilde soğukluk tavrıyla, davranış noktasında zincirleme bir süreçle karşı karşıya kalım. Husumet mi denir bilmiyorum, bana karşı mağdur etme odaklı hasımca tavır süre geldi hep."

08.11.2016 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin 35 sanıklı davanın bugünkü oturumuna, dün savunma yapan tutuksuz sanık eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'in çapraz sorgusuyla devam edildi.

İstanbul 14'üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada tutuksuz sanıklar Celalettin Cerrah, Reşat Altay, Ahmet İlhan Güler ve Sabri Uzun ile taraf avukatları hazır bulundu. Davanın tutuklu sanığı Ramazan Akyürek ile Dink cinayeti katil zanlısı hükümlü Ogün Samast da cezaevinden getirildi. Duruşmada sanık Ahmet İlhan Güler'in çapraz sorgusu esnasında soru sormak için söz alan sanık eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, 15 Kasım 2003 yılında El Kaide'nin İstanbul'da gerçekleştirdiği saldırı sonrası İstanbul'da bakan, vali ve emniyet müdürünün olduğu bir toplantı yapıldığını belirterek, tüm bildikleri ile şahısların isimlerini verdiğini ve bu isimler üzerinden olayın üzerine gidildiğini hatırlattı. Uzun, Güler'e Dink cinayetinin ardından İstanbul'a böyle bir bilginin gelip gelmediğini sordu.

Sanık Ahmet İlhan Güler de cinayetin işlenmesinin ardından dönemin İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi, İstanbul Emniyet Müdürü ve İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in de bulunduğu bir toplantının İstanbul'da yapıldığını, bu toplantıda sanık Akyürek'in hiç bilgi vermediğini, hatta valinin buna içerlediğini belirtti.

AKYÜREK: CERRAH YAZIYI İMHA ETMEMİ İSTEDİ

Davanın tutuklu sanığı eski İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek söz alarak, "Cinayetten sonra dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah beni arayarak Trabzon'dan İstanbul'a gönderilen 17 Şubat 2006 tarihli 'Ses getirecek eylem' yazısını imha etmemi istedi. Daha sonra bakanın zorlamasıyla toplantıya katılmak için İstanbul'a geldim. Cerrah'a ve yanında bulunan Ahmet İlhan Güler'e o evrakı imha edemeyeceğimi söyledim. Dönemin bakanının bu olaylardan haberi de yoktu. Söz konusu telefon görüşmesini Cerrah, Güler'in odasından yapmıştı. Güler bu sırada Cerrah'ın yanında mıydı?" dedi.

"Cerrah'ın böyle bir şey dediğine şahit olmadım"

Ahmet İlhan Güler, Akyürek'in sorusuna, "Cerrah beyin böyle bir şey söylediğine şahit olmadım. Benim yanımda böyle bir ifade kullandığını hatırlamıyorum. Zaten hayatın olağan akışına aykırıdır. Erhan Tuncel'in eleman olduğunun anlaşılmasının ardından Ramazan başkan ile görüşüldü. Kim bu adamı eleman yapmış ise sağlıklı bir şekilde bilgi almak istedik" yanıtını verdi.

CERRAH: BÖYLE APTALCA BİRŞEY NE GÖRDÜM NE DE DUYDUM

"Demek ki İstihbarat Daire Başkanlığı, istediği şekilde kayıtları siliyor"

Bunun üzerine söz alan Cerrah, "45 yıldır devlet memuruyum. Benim böyle birşey yapmam mümkün değildir. Mantık dışıdır. Böyle aptalca birşey ne gördüm ne de duydum. Akyürek'e böyle bir talepte bulunmadım. Ayrıca böyle birşey söyleyecek olsam neden 3 kişinin yanında bunu konuşayım? Ayrıca bunun imha edilmesinin bize ne menfaati var. Bunun silinmesinin menfaati olsa olsa sadece Trabzon'a yarar. Biz failleri bulmak ve bir an önce olayı aydınlatmak için Akyürek'i çağırdık. Ancak ilk başta korktu gelemedi. Tuncel'in eleman olduğunu Ogün Samast'ın ifadesinden öğrendik. Ayrıca bu belgenin silinmesini istesem aynısı Trabzon'da vardı. Bu neyi gösteriyor demek ki İstihbarat Daire Başkanlığı, istediği şekilde kayıtları siliyor demektir. Bunun en güzel kompetanı budur. Bu iddia karşısında üzüldüm. Ben onun ağabeyi sayılırım. 2 senedir tutuklu. Psikolojisi bozulmuş olabilir. Kendisini şikayet edeceğim suç duyurusunda bulunuyorum" dedi.

"Akyürek'in akıl sağlığı yerinde mi raporu alınsın"

Duruşmaya kısa bir ara verildi. Aranın ardından tekrar başlayan duruşmada Celalettin Cerrah kürsüye çıkarak, "Eğer ben böyle bir şeyde bulunduysam aradan 10 yıl geçmiş. 10 yıl zarfında müfettişlere savcılara ifade vermiştir. Böyle bir konudan bu zamana kadar neden bahsetmemiştir? En önemlisi de emniyet müdür yardımcısı ve iki şube müdürünün bulunduğu bir yerde nasıl böyle bir şey söyleyebilirim? O tarihte böyle bir yazının varlığından haberim yoktur. Haberdar olmadığım bir yazı için nasıl sil derim. Bununla ilgili baskı yaptı diye suç duyurusunda bulunması lazımdı. Suç duyurusunda bulunmuş mu? Kendisi Emniyet Genel Müdürlüğüne direkt bağlıdır. Bana bağlı değildir. En önemli konu da kendisi İçişleri Bakanı'na İstihbarat Daire Başkanı olması dolayısıyla her gün makamına çıkabilecek kişidir. Hatta yerine göre sayın Başbakanın da çağırıp bilgi aldığı makamdır. Bu durumdaki bir kişi niye Emniyet Genel Müdürüne, niye İçişleri Bakanına, hatta niye Başbakana bugüne kadar bilgi vermemiştir? Onun için sanığın iki yıldır tutuklu olmasından dolayı zihinsel veya psikolojik yönden sıkıntısı olabilir. Ben kendisinin Adli Tıp'a gönderilerek bu konuda akıl sağlığı yerinde midir diye gönderilmesini istiyorum" ifadelerini kullandı.

CERRAH'IN SAVUNMASI CUMA GÜNÜNE KALDI

Mahkeme heyeti duruşmayı 10 Kasım, perşembe gününe bıraktı. Sabri Uzun'un çapraz sorgusunun perşembe günü yapılmasına, cuma günü de Celalettin Cerrah'ın savunmasının alınmasına karar verilen duruşma ertelendi.

10.11.2016 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki 21. duruşmaya, bu davanın yanı sıra FETÖ/PDY'ye yönelik soruşturmalarla davalarda tutuklu bulunan Akyürek ve Yılmazer ile dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ve eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve sanık avukatları ile Dink ailesinin avukatları katıldı. Ana dava dosyası sanıklarından 4 kişinin de Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlantı kurularak, duruşmaya katılımı sağlandı.

SABRİ UZUN'UN ÇAPRAZ SORGUSU

Duruşma, daha önce ifadesi alınan eski İstihbarat Daire Başkanı sanık Sabri Uzun'un çapraz sorgusuyla başladı.

Sanık Sabri Uzun, istihbarat şubesi koruma dairesine direk olarak yazı yazamayacağını, istihbarat daire başkanlığının koruma dairesine yazı yazdığını vurgulayarak, "Koruma işlemi, ciddi bit tehdit varsa başlatılır. Takip edilen örgüt, eğer istihbarat birimlerince görevlendiren elemanın kontrolündeyse yine koruma dairesine bildirmeye gerek kalmaz." dedi.

"Gezi, cemaatin kumpasıdır"

Davanın sanıklarından İDB Başkan Yardımcısı Coşkun Çakar'ın, cemaatin emniyet imamı olarak öğrendiği "Kozanlı Ömer" lakaplı Osman Hilmi Özdil ile irtibatı olduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

"Çakar, cemaatin emniyet istihbarattaki şurasının başındaki kişidir. Hilmi Özdil'in kayınbiraderi de vali İbrahim Özçimen'dir.( 15 Temmuz darbe girişimin ardından FETÖ'den tutuklandı ) Bunu müfettişlere verdiğim ifadede söyledim ancak devlet 4 yıl bulamadı. Çakar'ın kayınbiraderi de eksi emniyet müdürü Ramazan Emekli'dir. Emekli, Gezi olaylarında zabıtalara çadırı yakma talimatı verdiği gerekçesiyle yargılanmaktadır. Bununla ilgili bir yetkili müdür beni çağırarak, Gezi olaylarını sordu. Gezi olayları bir ayaklanma değildir. Gezi, cemaatin bir kumpasıdır, beyefendiyi yanıltmayın dedim. O da bana bir şey bilmiyorsun cevabını verdi."

"Ergenekon şemasını Recep Güven getirdi"

Ergenekon Şemasına ilişkin bir soruya da sanık Uzun, bu şemayı İDB Başkan Yardımcısı Recep Güven'in ( FETÖ soruşturmaları ve davaları kapsamında hakkında yakalama kararları var) getirdiğini belirterek, Güven'in Bektaşi görüşüne mensup olduğunu bildiğini ancak cemaatçi çıktığını söyledi. Sanık Uzun, bu davanın sanıklarından dönemin İstanbul İstihbarat Şubesi Müdürü Ahmet İlhan Güler'in de Recep Güven'in evinde Coşkun Çakar tarafından görevinden alındığını anlattı.

"Ergenekon ve benzeri soruşturmaların alt yapısının oluşturulduğu belirlenen İDB'deki C5 Bürodan bilginiz var mı?" sorusuna sanık Uzun, "Benim dönemimde çete olmaz. Bir bilgim de yok. 22 Şubat 2006 tarihinde görevimden ayrıldım. Bu büronun da yanlış hatırlamıyorsam Haziran 2006 tarihinde kurulduğunu biliyorum." cevabını verdi.

UZUN: CEMAATİN SUİKASTLERDEN AMACI BATI'YI YANINA ÇEKMEKTİ

Sanık Sabri Uzun, Rahip Santoro'nun Katolik, Dink'in Ortodoks, Malatya'da öldürülenlerin de Proteston mezhebine mensup olduklarına dikkati çekerek, "Cemaat, Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi Cinayeti ve Dink cinayeti ile Batı ülkelerinin kamu vicdanlarını da yanına çekti. Bu cinayetlerin arkasında Kemalist ve milliyetçi yapı olduğu intibası için çalıştı. Dink cinayeti davası, üzüm salkımın sapı gibidir." dedi.

Sorgusu sırasında kendisi hakkında ihbar yazısından da bahseden sanık Uzun, hakkındaki ihbar yazısının 17 Şubat 2006'de gönderildiğini, Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisinin olduğu F4 raporunun da 17 Şubat 2006'da daireye geldiğini vurgulayarak, "Dink ile ilgili raporu hazırlayan müfettiş Mehmet Ali Özkılınç aynı zamanda benim hakkımdaki raporu da hazırlayan müfettiş. Buradan duysun diye söylüyorum. Bunlar bir bütündü. İstihbarat dairesini ele geçirmeden hiçbir örgütün yaşaması mümkün değil. FETÖ'nün yaşaması için daireyi ele geçirmesi gerekiyordu." ifadesini kullandı.

ÇAPRAZ SORGU

Duruşmada daha sonra çapraz sorgusu yapılan Uzun, Dink ailesinin avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu'nun sorularını yanıtladı.

Dink cinayeti öncesinde Mc Donalds'ın bombalanması ve rahip Santoro'nun öldürülmesi gibi olaylarla ilgili başında bulunduğu İstihbarat Daire Başkanlığının (İDB) herhangi bir çalışma yapıp yapmadığı sorulan Uzun, İDB'nin böyle bir çalışmasının olmadığını belirterek, Santoro cinayeti sonrasında, Trabzon'u sosyolojik olarak bildiğini ve dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç ile kent ile ilgili bilgilerini aktarmak için görüştüğünü söyledi.

"Dink cinayeti bir kumpas olarak işlendi"

Avukat Bakırcıoğlu'nun, "O dönem Agos gazetesi ve Dink ile ilgili tehditler, açılan davalar var. Siz İDB başkanıyken Dink'e yönelik tehditleri fark etmiş miydiniz?" sorusunu yanıtlayan Uzun, "Bana göre Hrant Dink cinayeti bir kumpas olarak işlendi. Adli bir vaka gibi bakılamaz. Verilmek istenen mesaj için öldürüldü Hrant Dink." dedi.

Sabri Uzun, bir eylem yapılacaksa İDB'de eylemin planlı izlemesinin yapıldığını ve bu planın İDB tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü'nün onayına sunulduğunu aktararak, şöyle devam etti:

"Hrant Dink cinayetiyle ilgili planlı istihbarat operasyonu yapılmaması beni ileri derecede kuşkulandırıyor. Alınan haber ve bazı bilgiler Emniyet Genel Müdürlüğü'ne sunulmuyor. Takip var, ortam var, imkan var. Ne sokak takibi yapılıyor, ne de takip dosyası hazırlanıyor. Bir acayiplik var. İllegalite görüyorum burada. Yapılması gerekenler yapılmamış, bir gizlilik var. Genel müdürlük makamından onay alınmamış. Acayip bir durum bu. Nisan 2006'da F4 raporları geldikten sonra planlı istihbarat çalışması yapılmalıydı. Ama niye yapılmamış anlayamıyorum."

"Bana göre cemaat operasyonu bu"

Mahkeme Başkanı Canel Rüzgar'ın, "Yardımcı istihbarat elemanı, 'eylemi gerçekleştirecek olan Yasin Hayal'i eyleminden vazgeçirmeye çalıştığını' söylüyor yetkililere. Vazgeçirildiğine dair bir bilgi yok. Bu aşamada, ellerinde tehdide dair done olanlar çalışmayı bitirir mi?" sorusunu da yanıtlayan Uzun, "Şahıslar eylemden vazgeçti diyelim ya da bir şekilde bir kazada öldüler diyelim. İkinci bir onay almak suretiyle operasyon planından vazgeçilebilir. Bunun yapılmamış olması acayip bir şey. Biz de alarm iki türlü alınır. Şahısları vazgeçiririz. Şahısları caydırmak için gözaltına alırız. Adli ya da istihbari caydırma yok. Alarm durumuna geçilmemiş. O zaman örgütsel faaliyet olduğunu anlıyorum. Bu bana göre cemaat operasyonu." diye konuştu.

Şüphelilerin para ve silah temin etmesi, gizlenme gibi eylemleri olması durumunda planlı istihbarat operasyonu olabileceğini aktaran Uzun, "Bunu esas itibariyle Trabzon Emniyet Müdürlüğü belirler. Onların kararıyla plan yapılır ya da yapılmaz." ifadesini kullandı.

"Planlı istihbarat çalışması yapılsa çoğu şey açıklığa kavuşurdu"

Bu arada söz alan sanıklardan dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay da, "Planlı istihbarat operasyonları, birden fazla ili ilgilendiriyorsa mutlaka değerlendirilmesi gereken bir durum. Düzenli aralıklarla İDB ve diğer illere eylemle ilgili bilgi verilmek zorunluluğu vardır. İDB de koordine etmek ve yönlendirmek mecburiyetindedir. Bilgi alındığında, planlı istihbarat çalışması yapılsa, bugün davada konuşulan belgelerin tamamı dosyada olurdu. Bilgi eksikliği kalmaz ve çoğu şey açıklığa kavuşurdu. Yani adamlar yakalanır, ifadeleri alınırdı. Olan bir şey yoksa da faaliyetlere son verilirdi." dedi.

Avukat Bakırcıoğlu, Uzun'a, "F4 raporunun yazıldığı 17 Şubat 2006 sonrası planlı istihbarat çalışmaları başlatılamaz mıydı? Yazıya göre eylem durumu var mıydı?" diye sordu. Uzun da, "O personel bu kararı verecekti. Yasin Hayal gibiler devamlılığı olan bir örgüte bağlı değil, şahsa bağlı örgütte bunlar. Bana göre çalışma yapılması gerekirdi. Bir maliyeti, riski de yok. Dosyalara bilgi akışı sağlamak için planlı çalışma gerekirdi." diye konuştu.

"Elemanlar bizim namusumuzdur"

Sabri Uzun, yardımcı istihbarat elemanının çalıştırılmasıyla ilgili bir soruya karşılık da, "Elemanlar bizim namusumuzdur. Kendi ferdimiz gibi davranmak zorundayız. Çalıştırdığım elemanla karakter bağım oluşmuştur, bu bağ ebediyete kadar devam eder. 'Hadi sen yoluna ben yoluma' denilmez. Bu bir kaderi paylaşmaktır. Onunla buluşmaya gitmek dahi bizim için ona teslim olmaktır. Buluşma bir saniyelik mevzu değildir. Biz buna sağma deriz. Ona hatırlatma yaparız. Uzun süreli sohbet ederiz ki ondaki bilgilerin tamamını alalım." ifadesini kullandı.

Trabzon Emniyetinin İstanbul'a, 17 Şubat 2006 tarihli F4 raporunu göndermesiyle görevinin bittiğini ve o güne kadar dört dörtlük görev yaptığını öne süren Uzun, bilgileri intikal ettiren Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi Muhittin Zenit ve Özkan Mumcu ile emniyet müdürü Reşat Altay'ın telefonlarının Hizbullah soruşturması kapsamında dinlenildiğine dikkati çekerek, şunları söyledi:

"Bildiği konuların dışarı çıkmaması için telefonları dinleniyor, kesinlikle örgütten değil. Ben eski İDB başkanıyım ve benim de dinleniliyor. Hepimiz sözde Hizbullah'a, aynı örgüte mensubuz. Dink konusunda bilgi sahibi olanlar, icraatta bulunacak kişilerin hepsinin telefonu Hizbullah şüphesiyle dinleniliyor. Bu tabiat kanununa aykırı bir şey. Bu işin içinde bir şey var. Ben bunu gündeme getirmek istiyorum. Bu bilgiler daire başkanlığına intikal etmiş, Dink öldürülmüş mü, öldürülmüş. Bunun hakkındaki bilgiler nedir getirilmesi lazım. Bu bilgiler daire başkanının önüne gelmek zorunda, istemese de gelmek zorunda. İstanbul Cumhuriyet savcısı, 'Trabzon'daki Yasin Hayal'i getirin' demesi lazım. Diğerleri bilinmiyor çünkü. İstanbul'daki El Kaide bombalamaları olayında içişleri bakanı ve valiye rapor verdim. Ben de gider evde yatardım yani. Var mı böyle bir şey? Cinayet oluyor, elde bir bilgi varsa, adli makamlara intikal ettirilmek zorunda. Onun cevabını veremiyorum. Anında intikal etmek zorunda bu.

"Goebbels'in örgütleri gibi bunlar"

Sabri Uzun, Trabzon Jandarması içinde cemaatin ketum bir adamının olduğunu ve bütün operasyonların onun üzerinden yürüdüğünü ileri sürerek, Samast'ın Samsun Emniyetindeki görüntülerinin yayınlanmasında cemaatin parmağı olduğunu ve cemaate mensup bir gazetecinin kullanıldığını söyledi.

Bu gazetecinin FETÖ soruşturması kapsamında tutuklandığını da söyleyen Uzun,"Goebbels'in örgütleri gibi bunlar. Bir muhabir gönderip bunu yayınladılar. Medya şurasında bir de karanlık kurul diye bir kurul var. Karanlık kurul bir savcının özel hayat görüntülerini Çağdaş Eğitim Vakfına bıraktı, sonra orada buldular. Goebbels bunların eline su dökemez. Bu olay sıradan adli bir olay değil. Bu olay F4-F3 raporu olayı değil." ifadesini kullandı.

Sabri Uzun olayda ihmal varsa bunun tarihinin 23 Kasım 2006'dan itibaren başladığını söyleyerek "O tarihten itibaren elemandan bilgi gelmemiş, sokak takibi yapamıyorsun. O yüzden ihmal varsa 23 Kasım'da başlamış, 19 Ocak'ta bitmiştir" şeklinde konuştu.

Tutuksuz sanıklardan Erhan Tuncel'in avukatı Erdoğan Soruklu'nun da "Sizce Trabzon'daki yardımcı istihbarat elemanı yeterince çalışmamış mıdır?" diye sorduğu Uzun, "O şartlarda böyle bir şey söyleyemem, hatta o elamanı ödüllendiririm ben." dedi.

Duruşma dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın savunması alınmak üzere yarına ertelendi.

11.10.2016 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, tutuklu sanıklar eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ile hükümlü Ogün Samast da getirildi. Tutuksuz sanıklardan dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay, eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile sanık avukatları ve Dink ailesinin avukatları da duruşmada hazır bulundu. Duruşmaya bir kısım sanıklar da SEGBİS aracılığıyla görüntülü ve sesli olarak katıldı.

"MUHİTTİN ZENİT'İN GELMEMESİ SORUŞTURMAYI KESİNTİYE UĞRATTI"

Eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah savunmasında, Erhan Tuncel'in sorgusu sırasında Yardımcı İstihbarat Elemanı olduğunun ortaya çıktığını belirterek ona bu görevi veren emniyet görevlisi Muhittin Zenit'i bilgisine başvurulmak üzere İstanbul'a çağrıldığını belirtti. Cerrah, "Olayın biran önce aydınlatılması için Muhittin Zenit, İstanbul'a çağırılmıştır. Yargılama sırasında ortaya çıkan bilgilere baktığımda Muhittin Zenit'in İstanbul'a gelmemesi, o tarihte Erhan Tuncel'in sorgusuna katılmaması, soruşturmayı kesintiye uğratmış ve olayın jandarmayla ilgili boyutunun ortaya çıkmasını geciktirmiştir. Yardımcı İstihbarat Elemanı, kiminle görüşmüşse ona güvenir, bize güvenmez. Bu yüzden kendisinin gelmesini ve sorguya katılmasını istedik. Maalesef bir türlü kendisini getirtemedik" dedi.

"DİNK'İN KORUMA ALTINA ALINMASI İÇİN BİR GÖREVİM BULUNMAMAKTADIR"

İddianamede Dink için koruma tedbirleri almadığı gerekçesiyle görevi ihmalle suçlandığını ifade eden Cerrah, "Öldürülen Dink'in koruma altına alınması için bir görevim bulunmamaktadır. Öyleyse bu suçu nasıl işlemiş olabilirim? Hrant Dink'e yönelik saldırı planı Trabzon ili içinde planlanmış, şüpheliler takip edilmiş ve gerekli istihbari çalışmalar yapılmıştır. İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü bilgilendirilmiş ve kendisine düşen görevi yerine getirmiştir. Hrant Dink öldürülene kadar ve hatta ölüm olayı sonrasında bile Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün yazısından tarafıma bilgi verilmemiştir" diye konuştu.

"SUÇLAMA HUKUK DIŞI"

Suçlamanın tamamen hukuk dışı olduğunu ve kişilere yönelik koruma tedbirlerinin ilgili komisyon kararı doğrultusunda valiliklerce verildiğini anlatan Cerrah şunları söyledi: "Ortada bir ihmal varsa dahi bu İl Koruma ve Merkez Koruma Komisyonu'na aittir. Öldürülen Hrant Dink ile ilgili acil koruma kararının alınabilmesi için gerekli olan bilgi, belge ve talimatlar olay öncesi tarafıma hiçbir şekilde ulaştırılmamıştır. Trabzon Emniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğü'de yine bu dinleme ve takip yamasına rağmen koruma tedbirleri konuda tarafımıza herhangi bir talepte bulunmamıştır. Sonuç olarak gerek İstihbarat Daire Başkanlığı, gerekse istihbari bilginin asıl kaynağı olan Trabzon Emniyeti İstihbarat Şube Müdürlüğü, bu konuda değerlendirme yaparken sadece eldeki bilgilerle yola çıkarak koruma kararının alınmasını düşünmemişlerdir. Bu bilgilerin ve olayın hiçbirisine vakıf olmayan birisi olarak tarafımın sorumlu tutulması mümkün değildir. Ortada bir ihmal varsa bu Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü, İstihbarat Daire Başkanlığı ve İstanbul Valiliği'ne aittir."

"SADECE İL EMNİYET MÜDÜRÜ OLMAM SIFATIYLA SUÇLU GÖRÜLMEM MANTIKSIZ"

Hrant Dink'in İstanbul Valiliği'ne çağrılarak hayati tehlikesini olduğuna yönelik uyarılmasından da haberi olmadığını belirten Cerrah, "Sadece İl Emniyet Müdürü olmam sıfatıyla suçlu görülmem mantıksızdır. Aynı mantıkla İçişleri Bakanı da suçlu olmalıdır. Hatta aynı mantıkla Hrant Dink'in avukatları da koruma talebinde bulunmadıkları gerekçesiyle suçlu görülmelidir. Yine aynı mantıkla hareket edersek Agos Gazetesi'nde çalışan üç sekreterin de ihmalle yargılanmaları gerekirdi. Çünkü cinayet öncesinde Ogün Samast, gazeteye gelip Hrant Dink ile görüşmek istemiştir. Samast, Dink'i göremeyince iki saat dışarıda beklemiştir. Bu sekreterler, Dink'in tehdit edildiğini bildikleri halde ne polise, ne de Dink'e bilgi vermişlerdir" diye konuştu.

"17 ŞUBAT TARİHLİ YAZIDAN VE F4 RAPORUNDAN HABERİM YOKTUR"

Her ay rutin yapılan İl Asayiş Toplantılarında İstanbul'a ilişkin olayların gündeme getirildiğini anlatan Cerrah, o dönem Dink'e yönelik eylemlerin gündeme geldiğini, ancak öldürüleceğine ilişkin bir konunun gündeme gelmediğini ifade etti. Cerrah, 17 Şubat tarihli yazıdan (ses getirecek eylem) ve F4 raporundan bilgisi olmadığını vurgulayarak "Eğer haberim olsaydı bunu valiliğe bildirirdim. Asayiş toplantısında Ramazan Akyürek, bu yazılardan bahsetmeyerek benden ve bakanlardan gizlemiştir. Sorduğumda da 'Hiçbir bilgim yok' demiştir" şeklinde konuştu.

"HİÇBİR KUSURUM YOK, BERAATİMİ TALEP EDERİM"

Resmi koruma talebi olmadan yakın koruma veremeyeceğini de belirten Cerrah, İstihbarat Daire Başkanlığı'nca 81 ilde azınlıklara yönelik tepkisel eylem yapılacağına yönelik yazının doğrudan Dink ile ilgili olmadığını, genel istihbari yazı olduğunu belirtti. 45 yıllık devlet memuru, 38 yıllık da polis olduğunu ifade eden Cerrah, Trabzon İstihbarat Müdürlüğü'ndeki sanıkların birbiriyle çelişkili ifade verdiklerini, en son da 'İstanbul'a yazı gönderdik' diyerek suçu İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne atmaya çalıştıklarını söyledi. Hakkında 2007 yılından bu güne kadar 7 kez soruşturma yapıldığını ve 4 kez lehine karar verildiğini belirten Cerrah, tarafına atılı bir kusur bulunamadığını ileri sürdü. Cerrah, "Bu olayda Trabzon emniyetinin, planlı istihbarat dosyasını hemen açması gerekiyordu. Çünkü ellerinde birisinin öldürüleceği bilgisini almışlardır. Bunu İstihbarat Daire Başkanlığı'na bildirmesi gerekiyordu. İstihbarat Daire Başkanlığı'nın da İstanbul ve Trabzon arasında koordinasyonu sağlaması gerekiyordu" dedi. Celalettin Cerrah, "Görevimi dürüstçe yerine getiren bir devlet adamı olarak Dink'in öldürülmesinde hiçbir kusurum yoktur. Beraatimi talep ederim" dedi.

İBRAHİM TATLISES OLAYINI ÖRNEK VERDİ

Savunmasının ardından Celalettin Cerrah'ın çapraz sorgusuna geçildi. Cerrah'a, "Koruma ile ilgili sorumluluğun valilikte olduğunu söylediniz? Ancak siz de İl Koruma Komisyonu'na üyesiniz. Bu kapsamda tüm sorumluluğu valiliğe yüklemek doğru mu?" diye sorulunca "Komisyonda söz sahibi vali beydir. Biz koruma verilsin desek bile o hayır derse koruma verilmez. Ayrıca koruma verilecek kişi ile ilgili MİT'ten ya da diğer istihbarat birimlerinden bilgi gelmelidir" şeklinde yanıt verdi. Kendi döneminde hayati tehlike yönünde istihbarat aldıklarında hemen harekete geçtiklerini söyleyen Cerrah, şarkıcı İbrahim Tatlıses'e yönelik eylemi istihbarat almalarının ardından bunu durdurmalarını da örnek olarak anlattı.

"BİZ GÖREVDEN ALININCA YAKALADIĞIMIZ ADAM TATLISES'İ VURDU"

Tatlıses'i vurmasından şüphelendikleri kişi olan Abdullah Uçmak'ın telefonlarını da dinlemeye aldıklarını söyleyen Cerrah, "Ne zaman ki şahıs kalaşnikofu aldı hemen operasyon yaptık. Adam tutuklandı. Zamanını hatırlamıyorum ama 7 yıl filan yattıktan sonra çıktı. Biz de görevi bırakmıştık ve eylemi gerçekleştirdi. Tatlıses'i vurdu" dedi.

"Bilgi verilseydi Dink ile iletişime geçerdim"

Cerrah, Hrant Dink'in öldürüleceği bilgisinin Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü tarafından Trabzon Valisi'ne iletilmesi gerektiğini ifade ederek, "Vali beye bilgi verilmemiş ki kanuna göre bilgi verilmeliydi. Eğer bilgi verilse Vali bunu hemen üst yazı ve kişiye özel olarak ilgili ilin valisine gönderecekti. Göndereceği kişi o zamanın İstanbul Valisi Muammer Güler. Güler de bana bilgi verecekti. Ben ne yapacaktım? Hrant Dink ile iletişime geçecektim ve koruma vermeyi teklif edecektim" dedi.

Cerrah, üzerine atılı suçun işlendiği tarihte İstanbul Emniyet Müdürü olduğunu, yeniden açılan soruşturma tarihinde ise vali statüsünde bulunduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Hakkımdaki bu dava açılmadan önce Yargıtay'dan soruşturma izninin alınması gerekliydi. Dink ile ilgili çok sayıda soruşturma geçirdim. Bu soruşturmaların dördünde hakkımda 'kovuşturmaya yer yoktur kararı' verildi. İddia makamı yeni delil bulduğunu düşünüyorsa hakkımda usulüne uygun soruşturma iznini almalıydı. Hukuken ve maddeten bilgi sahibi olamayacağım ve görevli bulunmadığım bir konuda nasıl görevi ihmal suçunu işleyebilirim? Bu konuyu sayın heyetinizin takdirine bırakıyorum ve beraatimi talep ediyorum."

ÇAPRAZ SORGU

davanın öğleden sonraki oturumunda eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer arasında ilginç diyaloglar yaşandı.

YILMAZER SORU SORDU

Duruşmada, tutuklu sanık Ali Fuat Yılmazer "Cinayetin faili yakalanmış ama arkasındaki güç açığa çıkarılmamış. Cinayetin arkasındaki gücü ortaya çıkarmak için bana ne gibi talimatlar verdiniz? sorusu üzerine Cerrah, "Benim talimat vermem gerekmez. Siz şube müdürü olarak bunları hazırlayıp getirmeniz lazım. Talimat vermem. Sizin görevinizdir" dedi. Bu yanıt üzerine Ali Fuat Yılmazer, "Herhangi bir talimat vermediği anlaşılıyor. Bunların açığa çıkarılması için ben Başbakanlığa kadar gittim" deyince Cerrah, "Şube Müdürü Başbakan'a gidiyor. Kimsin sen? Nasıl gittin Başbakan'a?" dedi. Ali Fuat Yılmazer, "Bu konuya sonra değineceğim. Ben cinayetle ilgili çalışmalar yaptım. Yaptığım çalışmalarla ilgili Cerrah'a açıklama yapmak istedim. Beni dinlemedi. Konuyu kapatmamı istedi" dedi. Cerrah da "Emniyet müdürü ağabeyine belden aşağı vuruyor" diye tepki gösterdi.

CERRAH: DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANINA ŞİKAYET ETTİ

Sözlerine devam eden Yılmazer, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü olarak göreve başladıktan sonra 570 olan personel sayısının 165 kişi azaltıldığını sordu. Bunun üzerine Celalettin Cerrah, "Bana 165 kişilik liste getirdi. Karakol polislerini İstihbarat Şube'ye almak istediğini söyledi. Karakol polisinden istihbaratçı olmaz diye kabul etmedim. Bunun üzerine beni dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a şikayet etti. Beşir Atalay, İstanbul'a geldiğinde bir toplantıda, bana kızarak 'Neden izin vermiyorsun?' dedi. Bunun üzerine ben de 165 kişiye izin verdim. Daha sonra yine bir liste getirdi. Ben yine aynı nedenleri sununca Beşir Bey beni Ankara'ya çağırdı. 'Yönetmelik var' dedim. 'Vereceksin' dedi. Ben de verdim. Eski istihbaratçıları temizledi. İsim isim liste getirdiği hiçbir işe yaramaz sokak polisini istihbarata aldı. İstihbaratta iyi arşivci polis kalmadı. İstihbarat elemanını İstihbarat Daire Başkanlığı seçer. Kursa tabi tutar. Kendi kadrosunu oluşturdu. Yalansa yalan desin" diye konuştu. Yılmazer de "Yalan" dedi.

"FAİLİ BULUNCA ALNIMDAN ÖPTÜNÜZ"

Ali Fuat Yılmazer'in "Bugüne kadar hangi şube müdürünün alnından öptünüz?" sorusuna Cerrah, "Sen hariç, Ahmet İlhan Güler'in başarılı çalışmaları nedeniyle her gün alnını öperim" dedi. Bunun üzerine Yılmazer, "Devrimci Karargah Operasyonu sonrası 'Faili bulanın alnından öpeceğim' dedi. Buldum. Alnımdan öptünüz" deyince Mahkeme Başkanı Canel Rüzgar, "Demek ki aranızda iyi şeyler de yaşanmış" dedi. Bunun üzerine duruşmaya yeniden ara verildi.

ARA KARARLAR

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, duruşmaya verilen aranın ardından ara kararını açıkladı.

Tutuklu sanıklar Ali Fuat Yılmazer ile Ramazan Akyürek'in, suçlarının vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut kanıtlar bulunması, suçların katalog suçlardan olması, suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma kuşkusunu somutlaştırması, tutuklama tedbirinin ölçülü olması, tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması ve adli kontrol hükümleri ile yeterli denetim sağlanamayacak olması gerekçeleriyle bu hallerinin devamına hükmeden heyet, daha önce Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmalara katılan başka suçtan tutuklu sanıklar Tamer Bülent Demirel, Ali Poyraz ve Osman Gülbel'in, bir sonraki duruşmada hazır edilmeleri için tutuklu bulundukları cezaevlerine yazı yazılmasını kararlaştırdı.

Mahkeme, Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal'in korunma kararlarını istedi

Dink ailesinin avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu'nun kovuşturmanın genişletilmesi talebini de değerlendiren mahkeme heyeti, koruma prosedürü açısından emsal teşkil edebilme ihtimaline binaen, İstanbul Valiliğine müzekkere yazılmasına ve Orhan Pamuk'a koruma verilmesine ilişkin İl Koruma Kurulunun 21 Aralık 2005 tarihli kararının örneğinin istenilmesine hükmetti.

Aynı tarihlerde kararları bulunan İstanbul İstihbarat Şube ve Terörle Mücadele Şube Müdürlükleri ile MİT İstanbul Bölge Başkanlığından da onaylı örnek istenmesine karar veren heyet, yazar Yaşar Kemal hakkında koruma kararı alınmasına dair bilgi ve belge örneklerinin mahkemeye gönderilmesini de karara bağladı.

TUTUKLULUKLARININ DEVAMINA KARAR VERİLDİ

Aralarında Celalettin Cerrah, Engin Dinç, Ramazan Akyürek'in de bulunduğu 24 sanığın 1 Ağustos 2006-31 Ocak 2007 tarihleri arasında kullandıkları telefon numaralarının çıkarılarak mahkemeye bildirilmesinin istenmesine karar veren heyet, sanıklar Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek'in tutukluluk hallerinin ise devamına karar verdi.

28 KASIM'A ERTELENDİ

Heyet duruşmayı, sıralı yapılmak üzere 28 ve 29 Kasım ile 1 ve 2 Aralık 2016'ya erteledi.

İDDİANAMEDEN

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan 168 sayfalık iddianamede, Ramazan Akyürek ile Coşgun Çakar'ın "tasarlayarak kasten öldürmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, "silahlı örgüt kurmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma" suçlarından da 23'er yıldan 44'er yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Sanıklardan Ali Fuat Yılmazer'in "tasarlayarak kasten öldürmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, "silahlı örgüt kurma, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma" suçlarından 19 yıldan 32 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç ve eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler'in "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi ve görevi kötüye kullanma" suçlarından 15 yıl altışar aydan 22'şer yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülüyor.

Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un "görevi kötüye kullanma" suçundan 6 aydan 2'şer yıla kadar hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay ve eski Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarattan Sorumlu Müdür Yardımcısı Hasan Durmuşoğlu'nun "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi, görevi kötüye kullanma ve resmi belgeyi yok etme" suçlarından 18 yıl altışar aydan 29 yıl altışar aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

9 şüpheliye "kasten öldürme", 17 şüpheliye "örgüte üyelik" suçundan ceza istemi

Cinayetin işlendiği dönemde İstihbarat Daire Başkanlığı'nda görevli komiser Yılmaz Angın, İstihbarat Daire Başkanlığı C Büro Şube Müdür Yardımcılığı görevini yürüten Tamer Bülent Demirel ve Osman Gülbel, Trabzon'da polis memurluğu yapan Muhittin Zenit, Mehmet Ayhan, Onur Karakaya, komiser yardımcısı Özkan Mumcu, Trabzon İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı görevini yürüten Ercan Demir ve Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü yapan Faruk Sarı hakkında "tasarlayarak kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilen iddianamede, bu sanıklar hakkında ayrıca "silahlı örgüte üye olmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma" suçlarından çeşitli hapis cezaları isteniyor.

İddianamede, dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı'nda görevli şube müdürü Yunus Yazar, eski İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdür Yardımcısı Ali Poyraz, o dönem komiser olan Hamdi Egbatan, Mehmet Akif Yılmaz, Serkan Şahan, Ömer Faruk Kartın, polis memuru Mehmet Uçar ve dönemin mülkiye müfettişi Şükrü Yıldız'ın ise "silahlı örgüte üye olmak, resmi belgede sahtecilik, resmi belgeyi yok etme ve görevi kötüye kullanma" suçlarından çeşitli hapis cezalarına çarptırılmaları talep ediliyor.

Soruşturma kapsamında başka suçtan tutuklu Ali Fuat Yılmazer ile diğer sanıklar Ramazan Akyürek, Muhittin Zenit, Özkan Mumcu ve Ercan Demir'in tutuklanmasına hükmedilmiş, bu sanıklardan Zenit ve Mumcu, davaların birleştirilmesi sonrası ilk duruşmada tahliye edilmişti.

Süreç

Dönemin özel yetkili İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 sanığın yargılandığı davada 17 Ocak 2012'de verdiği kararla tutuklu sanık Yasin Hayal'in, "Hrant Dink'i tasarlayarak öldürmeye azmettirmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet, yazar Orhan Pamuk'u tehdit etmekten 3 ay ve "ruhsatsız silah bulundurmak" suçundan da 1 yıl hapisle cezalandırılmasını, "silahlı terör örgütü yöneticisi olmak" suçundan ise beraatını kararlaştırmıştı. Tutuklu sanıklardan Erhan Tuncel'in de toplam 10 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasına hükmederek tahliyesine karar veren heyet, sanıklardan Ersin Yolcu'yu 12 yıl 6 ay, Ahmet İskender'i 13 yıl 4 ay ve Salih Hacısalihoğlu'nu 2 ay 15 gün hapisle cezalandırmış, bütün sanıkların "silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan beraatına hükmetmişti.

Bozma kararı

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, "örgüt" yönünden verilen beraat kararını bozmuş, sanıkların "silahlı terör örgütü" değil, "suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüt" üyesi oldukları gerekçesiyle yargılanmalarına hükmetmişti. "Kasten öldürmeye azmettirme" ve "Orhan Pamuk'u tehdit" suçlarından sanık Yasin Hayal'e verilen mahkumiyet kararını ise onayan daire, Yasin Hayal hakkında "silahlı terör örgütü kurma, yöneticisi olma" suçundan verilen beraat kararını ise "suç örgütü kurma ve yönetme" suçundan mahkumiyet gerektiği için bozmuştu.

Sanıklardan Erhan Tuncel'in "patlayıcı madde imal etme" suçundan mahkumiyet kararını onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, "kasten öldürmeye azmettirme" suçundan beraat hükmünü ise sanığın Dink'in öldürülmesi suçuna yardım suretiyle iştirak etmesi sebebiyle mahkumiyeti gerektiği için bozmuştu. "Silahlı terör örgütü yöneticisi olma" suçundan beraat kararı da "suç örgütü üyesi olma" suçundan mahkumiyeti gerektiği gerekçesiyle bozulan Tuncel hakkında, Trabzon'da 24 Ekim 2004'te McDonalds'ın bombalanması olayında, "genel güvenliği kasten tehlikeye sokma, mala zarar verme ve 6 ayrı kasten yaralama" suçlarından verilen mahkumiyet kararı da bozulmuş, bu eyleminin "6 ayrı kasten öldürmeye teşebbüs" suçunu oluşturacağına karar verilmişti.

Yargıtay'ın kararının ardından davanın yeniden görülmesine İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlanmış, bu mahkemede 6 duruşma yapıldıktan sonra dosya, Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 10. maddesiyle görevli ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması üzerine İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmişti. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, kamu görevlilerine ilişkin iddianameyi kabul ettikten sonra dava dosyasını, Ogün Samast, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel'in de aralarında bulunduğu, haklarındaki hükümler Yargıtay tarafından bozulan 8 sanıklı ana davayla birleştirilmesi için İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne göndermişti.

Bu mahkemenin heyeti, "Birleştirme kararında muvafakat talep edilmediği, mahkemenin terör suçlarına bakmakla görevli olmadığı, ana davada yargılamanın ileri aşamaya geldiği ve bu davada yargılananlarla yeni davada yargılanacak kamu görevlileri arasında ortak sanık bulunmadığı" gerekçeleriyle dosyayı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne iade etmişti. Mahkemeler arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi için dosyaların gönderildiği Yargıtay 5. Ceza Dairesi, iki davanın birleştirilmesini ve birleşen davanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesini karara bağlamıştı.

Paralel yapı-Hrant Dink cinayeti

(12 Kasım 2016, 15:35)

HABERLE İLGİLİ ŞİKAYET, DÜZELTME GİBİ TALEPLERİNİZİ İLETMEK İÇİN TIKLAYIN

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:

PARALEL YAPI KONULU HABER GRUPLARINDAN KISA BİR BÖLÜM: (TÜMÜ ve LİNKLER İÇİN TIKLAYIN)  
Paralel Yapıya yönelik hemen hemen tüm operasyonlar ve açılan davalar
Paralel yapıya açılan ve sonuçlanan davalar
Paralel yapı ve diğer kurum kuruluşlarla bağlantıları
Başbakan Erdoğan'ın paralel yapıyla ilgili açıklamaları
Paralel yapı-Abdullah Gül
Paralel yapı-Taksim Gezi Parkı olayları bağlantısı
Paralel yapı-Çeşitli davalardaki kumpaslar
Paralel yapı-Ergenekon
Paralel yapı-Behçet Oktay intiharı
Paralel yapı-Hablemitoğlu cinayeti
Paralel yapı-Üzeyir Garih cinayeti
Paralel yapı-Cevzet Soysal cinayeti
Paralel yapı-Gaffar Okkan cinayeti
Paralel yapı-Paris cinayetleri
Paralel yapı-Haydar Meriç cinayeti
Paralel yapı-15 Temmuz (2016) 'TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimine açılan davalar'
Paralel yapı-Fenerbahçe/Şike soruşturması
Paralel yapı-Ses kayıtları
Paralel yapı-Hanefi Avcı'nın cemaat iddiaları
Paralel yapı-Sabri Uzun'un cemaat iddiaları
Paralel yapı-28 Şubat süreci
Paralel yapı-Kaset olaylarıyla bağlantısı
Paralel yapı-Rusya Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov suikasti
Paralel yapı-1990 Uğur Mumcu vd. Laiklik suikastleri soruşturmasında kumpas
Paralel yapı-TSK'daki Fetö'cülerin 15 Temmuz askeri darbe girişimi ile bağlantısının delilleri
Paralel yapı-15 Temmuz askeri darbe girişimindeki rollerini saptırma gayretleri
Paralel yapı-Yargılandıkları davalarda Fetö'nün terör örgütü olduğunu kabul etmeyen sanıklar
Paralel yapıya karşı devlet kurumlarının attığı adımlar
Paralel yapı-Deşifreyi ve soruşturmaları engelleme çabaları
Paralel yapı-Kamikaze tahliye girişimleri
Paralel yapı-Teslim olmayıp saklanan ya da yurtdışına firar eden şüpheliler
Paralel yapıya dair hukuki deliller
Paralel yapı mensuplarından gelen itiraflar
Paralel yapı-Suç duyuruları
Paralel yapı-Abdullah Harun
Paralel yapı-Dış ülke bağlantıları
Paralel yapı-Vatana ihanet
Paralel yapı-Misyonerlik/Dinlerarası Diyalog Bağlantıları
Paralel yapı-İslami açıdan sapkın görüşleri
Paralel yapı-Fetullah Gülen'in bedduaları
Paralel yapı-Örgüt mensuplarının intiharları
Paralel yapı konulu kitaplar
Paralel yapı konulu filmler
Paralel yapı bahanesiyle kontrgerilla yapılanmalarının gözden kaçırılma çabaları ... (TÜMÜ ve LİNKLER İÇİN TIKLAYIN)

http://www.kontrgerilla.com/mnsetgoster.asp?haber_no=9001    yazdır/print

ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

ABD Görevlisi Cantürk davası

25.07.2020 11:46 İstanbul'da, ABD Başkonsolosluğu'nun güvenlik biriminde çalışan Nazmi Mete Cantürk'ün eşi ve kızıyla birlikte Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı davaya devam edildi. Mütalaasını açıklayan savcı Cantü..
Tamamı 25.7.2020

Welt Muhabiri Yücel'e Hapis

25.07.2020 13:03 İstanbul'da, Alman Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel'in 'terör örgütü propagandası yapmak' ile 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek' suçlarından yargılandığı dava karara bağlandı. 16 Temmuz'da İstanbul 32. Ağır ..
Tamamı 25.7.2020

FETÖ kılcallarına inen yol: Ankesör

25.07.2020 14:21 FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından prensip edindiği gizlilik ilkesi, gözaltına alınan bir mahrem askerin itiraflarıyla başlanan "ankesör" operasyonlarıyla açığa çıkarıldı. 14 Temmuz'da basına yans..
Tamamı 25.7.2020

Futbolda Şike davası

25.07.2020 12:12 İstanbul'da, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, aralarında eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Otyakmaz, eski Fenerbahçe yöneticisi Şekip Mosturoğlu'nun da aralarında bulunduğu 36 sanık hak..
Tamamı 25.7.2020

Jandarma: Darbeye 121 Müebbet

04.07.2020 13:29 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 245 sanıklı dava sona erdi. 86 kişi 'anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçundan ağırla..
Tamamı 4.7.2020

CHP'li Oğuz'a Fetö'den Hapis

04.07.2020 14:53 İzmir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) üye olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan ve görevden uzaklaştırılan eski Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz'un yargılandığı dava sona erdi. 19.06.2020 GÜNKÜ DURUŞ..
Tamamı 4.7.2020

Balıkesir: Darbeye 1 Müebbet

04.07.2020 14:05 Balıkesir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili eski Bandırma 6. Ana Jet Üssü Komutanı hava pilot tuğgeneral Mustafa Rüştü Çelenk'in de yargılandığı dava sona erdi. 1 Temmuz'da Balı..
Tamamı 4.7.2020

Büyükada davasında 3 Hapis

04.07.2020 14:21 İstanbul'da, Büyükada'da 5 Temmuz 2017 tarihinde yaptıkları toplantıya ilişkin insan hakları örgütlerinin temsilcisi 11 sanığın 'Silahlı terör örgütüne üye olma' ve 'Silahlı terör örgütüne yardım etme' suçlarından yarg..
Tamamı 4.7.2020

Yargıtay İyidil'in Beraatini Bozdu

04.07.2020 16:24 Ankara'da, Yargıtay 16. Ceza Dairesi, İyidil ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan eski tümgeneral Hamza Koçyiğit, eski tuğgeneral Lütfi İhsan Yanıkoğlu, beraat eden sanıklar eski korgeneral Abdullah B..
Tamamı 4.7.2020

Kastamonu: Müebbet Onandı

04.07.2020 15:42 Kastamonu'da, 15 Temmuz darbe girişiminde sözde 'yurtta sulh konseyi' atama listesinde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak görevlendirilen eski Kastamonu Jandarma Bölge ..
Tamamı 4.7.2020

Şırnak: Müebbet Gerekçesi

04.07.2020 15:36 Şırnak'ta, FETÖ'nün darbe girişimiyle ilgili Adana'da görülen davada ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan eski Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanlığı Harekat ve Eğitim Şube Müdürü binbaşı Hasan Bilgin'in ör..
Tamamı 4.7.2020

Mersin: Müebbetler Onandı

04.07.2020 15:20 Mersin'de, 15 Temmuz'daki darbe girişimi katıldıkları suçlamasıyla yargılanan eski Akdeniz Bölge Komutanı Nejat Atilla Demirhan ve 4 sanığa verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi'nc..
Tamamı 4.7.2020

Futbolda Şike Kumpası davası

04.07.2020 14:37 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 'Futbolda şike soruşturması'nda kumpas iddialarına ilişkin haklarında dava açılan 4'ü tutuklu 107 sanığın yargılanmasına devam edildi. 01.07.2020 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞA..
Tamamı 4.7.2020

7 Şubat MİT Kumpası davası

04.07.2020 14:26 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı açıktan giriştiği ilk operasyon olarak tanımlanan ve MİT Başkanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı kamu görevlilerinin ifad..
Tamamı 4.7.2020

Karlov suikastı davası

04.07.2020 12:44 Ankara'da, Rusya Federasyonu'nun Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'un, o sırada görevde olmayan polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş tarafından öldürülmesine ilişkin Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ..
Tamamı 4.7.2020

Fetö Yüksek Yargısı Yargılanıyor

04.07.2020 1 7:04 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasında görevlerinden ihraç edilen ve çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hakimler Savcılar..
Tamamı 4.7.2020

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
44.752.091