Tam
EskidenYeniye
 

Özel Kuvvetler'de ilk Fetö itirafı

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Ankara Gölbaşı'nda bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığının (ÖKK) ele geçirilme teşebbüsüne ilişkin 69 sanığın yargılandığı davada duruşmalar görüldü.

Önceki haber title=Sonraki haber

04.03.2017 08:37 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Ankara Gölbaşı'nda bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığının (ÖKK) ele geçirilme teşebbüsüne ilişkin 69 sanığın yargılandığı davada duruşmalar görüldü.

28.02.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinde, eski Kurmay Albay Ümit Bak ve Kurmay Yarbay Mehmet Ali Çelik'in de aralarında bulunduğu 69 sanığın yargılamasına devam ediliyor.

Küçük, savunmasında, kurs nedeniyle Ankara'da bulunduğunu, 15 Temmuz'da mezuniyet törenlerinin olacağını söyledi. Törenin ani bir değişiklikle 14 Temmuz'a alındığını belirten Küçük, bu nedenle ailelerinden uçakla törene katılmak üzere geleceklerin sorun yaşadığını söyledi.

Törenin ardından 15 Temmuz'da birliğe katıldıklarını ifade eden Küçük, kurs belgesini aldıktan sonra ailesinin yanına geçtiğini anlattı. Akşam ÖKK'dan arkadaşlarıyla dışarı çıktığını, sonrasında "tatbikat var" denilerek arkadaşlarının çağrıldığını ileri süren Küçük, arkadaşlarını bırakmak üzere birliğe gittiğini savundu.

Küçük, birlikte karşılaştıkları Harun Albay'ın, "Türkiye'de sıkıntılı durumlar var, Özel Kuvvetleri ele geçirmeye çalışabilirler, terör saldırıları olabilir" diyerek kendisini ÖKK'ya göndermek istediğini dile getirdi. Küçük, bot ve kamuflajının olmadığını söylediğini, bunun üzerine kendisine bunların ayarlandığını kaydetti.

Bu sırada bir helikopterin havada daireler çizerek ateş açtığını ifade eden Küçük, arabayla süratli bir şekilde kurs gördüğü ÖKK'ya geçtiğini belirtti.

"Hiçbir zaman hainlik etmedim"

Darbeyi kimsenin bilmediğini, nöbetçi amirin emriyle hareket ettiklerini savunan Küçük, "Bana 'darbe' deseler inanmazdım. Ben hiç darbe görmedim, yaşım 27. Sivil hükümete karşı yapılır darbe. Ben Özel Kuvvetlere, kurs gördüğüm yere gittim. Böyle bir şey olacağını düşünemedim." dedi.

Küçük, giriş nizamiyesinden silah sesleri geldiğini, kendisinin kimseye ateş etmediğini savundu. Sonrasında, kendisinin de bulunduğu bir grubun ÖKK'da gözaltına alındığını anlatan Küçük, şunları kaydetti:

"Bana, 'Semih Terzi'yi tanıyıp tanımadığım' soruldu. 'Kesinlikle tanımadığımı' söyledim. Gözümü arkadan bağladılar, domuz bağı yaptılar. Her gelen tekme atıp, küfür ediyordu. Konuşmaya çalıştığımda kafama tekme atıldı bayıldım. Beni nizamiye tarafından gelen gruptan zannettiler. Sonrasında kaldırıp bizi karargah içerisinde bir yere götürdüler. Kamera olmayan bir yere götürüyorlar, öldürecekler diye düşündüm. Özellikle Volkan Yüzbaşı 40-45 kere tekme attı bana, defalarca yumruklandım. Savcı ifademi alırken ismimi bile hatırlayamadım. Şahsıma yöneltilen suçlamaları reddediyorum. Suç olabilecek hiçbir fiilim olmadı. Vatanıma hiçbir zaman hainlik etmedim. Hiçbir grup ya da örgütle bağım yoktur."

"Bank Asya'da hesabım yok"

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu'nun, "Nizamiyede ellerinde megafonlarla kimin darbeci olup olmadığını belirten uyarı konuşmaları yapılmış. Sen bunları duymadın mı?" Sorusu üzerine Küçük, "Duymadım. Özel Kuvvetler nizamiyesi çok geniş bir alan. Darbeciler beni piyon olarak kullanmak istedi. Muhafız alayından başlayarak, Harun Albay bizi yönlendirdi, muhtemelen biliyordur diye düşünüyorum. Darbe olduğunu öğrenseydim çıkışta en yakın polis merkezine gidip bilgi verirdim, kesinlikle böyle bir şeye tevessül etmezdim." dedi.

Küçük, suçlamaları reddederek, tahliyesine ve beraatına karar verilmesini istedi.

"İddianameye göre Bank Asya'da hesabının olduğunun" hatırlatıldığı Küçük, kesinlikle böyle bir şeyin olmadığını savundu.

Astsubay Vural'ın ifadesi

Savunma yapan Ahmet Seçkin Vural da Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda Ar-Ge astsubaylığı yaptığını, 15 Temmuz günü saat 18.00'e kadar mesaide bulunduğunu, sonrasında ise Etimesgut'a giden askeri servis aracıyla eve döndüğünü anlattı.

O gün olup bitenleri televizyondan gördüğünü savunan Vural, gece 23.00 sıralarında Başçavuş Salih'in kendisini arayarak, "Murat Albay bütün personelin evinde kalması talimatı verdi." dediğini aktırdı. Gece boyu evde beklediğini, sabah tekrar yaptığı görüşmelerde de "evde kalmasının" söylendiğini ifade eden Vural, pazar sabah 11.00'de aranarak Özel Kuvvetler Komutanlığına gelmesinin istendiğini kaydetti.

Vural, ÖKK'nın nizamiye girişinde çok sayıda aracın olduğunu, saat 14.00 gibi içeriye girebildiğini belirterek, bu tarihten itibaren 27 Temmuz'a kadar yoğun bir şekilde ÖKK'da görev aldığını söyledi. 27 Temmuz sabahı İstihbarat Şube Müdürlüğünden çağrıldığını ifade eden Vural, şunları anlattı:

"İstihbarat Şube Müdürü Mustafa Albay, 'Özel Kuvvetler Komutanının emriyle, Albay Ümit Bak'ta çıkan bir listede ismimin bulunması nedeniyle tutuklandığımı' söyledi. Elim, gözüm bağlandı, sorgu odasına alındım. İki kişi tarafından bana 'Ümit Bak'ı nereden tanıyorsun? FETÖ ile ilişkin var mı?' soruları soruldu. 'Ümit Bak Albayı sadece simaen tanıdığımı, FETÖ ve darbe girişimiyle alakamın olmadığını' ifade ettim. Sonrasında Gölbaşı Emniyet Müdürlüğüne götürüldüm ve çıkarıldığım mahkemece tutuklandım. Ümit Bak'a ait olduğu belirtilen listede ismimin neden bulunduğu bilmiyorum. Ayrıca bu listenin darbe girişiminden 12 gün sonra neden çıktığının araştırılmasını istiyorum. 'Mehmet Ali Yarbayın listesinde olanlar var.' dediler. Bu listeye girenler hemen tutuklandı. Nedense Ümit Bak listesinde yer alanlar 12 gün sonra tutuklandı."

"Evde beklememiz emredildi"

Bak'ın listesinde bulunan çok sayıda kişinin, planlı yurt içi ve dışı görevler nedeniyle Ankara Garnizonu'nda bulunmadığının tespit edildiğini ileri süren Vural, bu listede kendisinin de Ar-Ge biriminde çalışmasına rağmen, Muhabere Elektronik Bilgi Sistemler Okul Komutanlığında gözüktüğünü iddia etti.

Vural, Bak'ın listesinde bulunan 33 kişiden 20'sinin söz konusu girişimin icra safhasında yer almadığını öne sürdü. Listede, Kuzey Irak'ta, Konya'da, farklı görevlerde bulunan kişilerin de yer aldığını ileri süren Vural, "Onlar iddianame kapsamında suçlanmıyorlar. Sonuç olarak darbe girişiminin hiçbir aşamasında yer almadım, hiçbir darbeciyle telefon irtibatım olmadı, yüz yüze görüşmedim. Burada bulunmamın sebebi Ümit Bak'ta bulunan isim listesi. Olayın başlangıcından itibaren ne emir verildiyse onu yaptım." dedi.

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu'nun, "15 Temmuz gecesi televizyondan olup bitenleri görmüşsünüz. Neden birliğinize gitmediniz?" sorusuna Vural, "Komutanlarımız, evde beklememiz emrini verdi. ÖKK'da yaşananları da zaten sonradan duydum." yanıtını verdi.

"FETÖ/PDY'ye üyeliğiniz var mı?" sorusu üzerine, Vural, "FETÖ ile hiçbir irtibatım yok. İki çocuğum var, onların dershanesine göndermedim, 'ByLock' yok, Bank Asya'da param yok." dedi.

Duruşmanın öğleden sonraki oturumuna, darbe girişiminden önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda kursiyer olarak eğitim gören Piyade Teğmen Ahmet Müfit Küçük'ün ifadesiyle devam edildi. Kıbrıs'ta görevli olduğunu Özel Kuvvetlere kurs görmek için geldiğini ve kursun 14 Temmuz'da sonra erdiğini anlatan Küçük, 15 Temmuz'da izinli olduklarını söyledi.

Özel Kuvvetler Komutanlığı'na, 15 Temmuz akşamı bir astsubayı bırakmak için gittiği Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'ndan bir albayın yönlendirmesi sonucu gittiğini anlatan Küçük, "Karargaha girdikten sonra nizamiyeye yönlendirildim. Burada bir yüzbaşı vardı. Adını İsa diye hatırlıyorum. Oradakileri çeşitli yerlere mevzilendirdi. Terör saldırısı olduğu yönünde bilgiler veriliyor, kimse darbeden bahsetmiyordu. Nizamiyede bulunanlar da ne yaptığını bilmiyordu" dedi.

MAHKEME BAŞKANI: MEMLEKET ELDEN GİDİYOR SİZİN HİÇBİR ŞEYDEN HABERİNİZ YOK

Küçük'ten önce ifade veren sanıkların da "Olup bitenden haberimiz yoktu" demesi ve Küçük'ün aynı şeyleri tekrarlaması üzerine araya giren Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu, "Memleket elden gidiyor, kimsenin bir şeyden haberi yok. Bu nasıl oluyor. Sizden öncekiler de bir şey bilmediklerini ve terör saldırısı yapıldığını düşündüklerini söylüyor. Orada görev almışsınız ama ne olduğunu bilmiyorsunuz" diye çıkıştı. Örgüt üyeliği suçlamalarını da kabul etmeyen Küçük, gözaltında kötü muamele gördüğünü de sözlerine ekledi.

Şehit Astsubay Halisdemir'in şehit edilmesiyle ilgili geçtiğimiz hafta görülen davada, sanıkların sık sık, 'sivil giyimli kişi', 'komutan nerede diye sordu' ve 'Terzi'yi GATA'ya bıraktıktan sonra bir daha görmedik' şeklinde bahsettikleri Astsubay Kıdemli Başçavuş Ali Kapucu ifadesini verdi. Kapucu, sivil olmasını "15 Temmuz günü izinliydim. Olayları evde televizyondan öğrendim. Bazı telefon görüşmeleri yaptım ancak Tabur Komutanına ulaşamayınca saat 22.00 sıralarında birliğe gittim. Girişte yoğun bir kalabalık vardı. Geç saatlerde içeri girebildim. Birliğe girdiğimde sivildim ve kamuflaj bulma fırsatı bulamadım" diye açıkladı.

Birliğe girdiğinde inen ilk helikoptere yanaşarak, "Komutan nerede?" diye sorduğunu söyleyen Kapucu, "Gösterilen ikinci helikopterde Semih Terzi'nin indiğini görünce şaşırdım" dedi. Mahkeme başkanın, "Kimi bekliyordunuz?" sorusuna Kapucu, "Zekai Paşa'yı. Bizim komutanımız Zekai Aksakallı" diye cevap verdi.

Kapucu, Semih Terzi'ye görevi olmamasına rağmen neden tıbbi müdahale yaptığının sorulması üzerine, "Müdahaleyi yapan kişi acemiydi. Ben dağda bu tür durumlarda ilk müdahale yaptığım için bilgim vardı. O yüzden yardım ettim" dedi. Semih Terzi'nin yaralı haldeyken başında ağladığı yönündeki iddialar sorulan Kapucu, "Ağlamadım, üzüldüm" diye cevap verdi.

Kapucu, Semih Terzi'nin GATA'da öldüğünü öğrendikten sonra hastaneden çıkarak evine gittiğini, belirterek, "Evde, olup biteni telefonla tabur komutanıma anlattım. Komutan daha sonra beni arayıp, 'olanları senin ağzından dinlemek istiyorlar' diyerek birliğe gitmemi istedi. Orada bana 'neden Semih Terzi'ye yardım ettin' diye sordular. Komutanların ardından istihbaratta da ifademi aldılar. Bu işlemler sırasında orta katta koridorda 25-30 kişinin gözleri bağlı yerde yattığını ve bunlara dayak atıldığını gördüm. Daha sonra beni nöbetçi amirliğine çağırdılar. Ancak ben taburdan çıktıktan sonra nöbetçi amirliğe değil birlikten ayrılıp evime gittim" dedi.

Mahkeme başkanın "Yani firar ettin?" çıkışına Kapucu, "Hayır birlikten ayrıldım" diye karşılık verdi. "Neden ayrıldın?" sorusuna ise Kapucu, "Dayaktan kaçtım" diye karşılık verdi.

İfadeleri alınan askerlerden bazıları da davanın tutuklu sanıklarından Albay Ümit Bak'ın üzerinde çıkan isim listesinden dolayı gözaltına alındıklarını, iddianamede Bak'ın listeyi neye göre hazırladığı yönünde bir bilgi bulunmadığını söylediler. Sanık avukatlarından bazıları da listede yer alan isimlerden çoğunun sanık olmadığını listedeki isimleri neye göre yazdığının Bak'a sorulması istendi. Mahkeme başkanı da, "Biz soracağız" diye cevap verdi. Duruşmaya yarın sanık ifadeleriyle devam edilecek.

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunma yapan sanık Ahmet Turan Yücedağ, 2015 atamalarıyla ÖKK mal saymanlığına hesap sorumlusu olarak görevlendirildiğini, 15 Temmuz günü normal mesaisini tamamladığını söyledi.

Mesai sırasında anormal bir durum görmediğini, mesai bitimi evine gittiğini, ardından nişanlısıyla buluştuğunu, gece yarısına doğru nişanlısını bırakıp evine döndüğünü anlatan Yücedağ, darbe teşebbüsüne ilişkin olayları evinde televizyondan izlediğini ileri sürdü.

Yücedağ, sabah amirinin aradığını, "Mesaiye çağıracağım, benden habersiz hareket etme" dediğini, pazar günü tekrar aranarak mesaiye çağrıldığını, 28 Temmuz'a kadar mesaisine devam ettiğini, 28 Temmuz'da tutuklandığını anlattı.

Gözlerinin, ellerinin bağlandığını, sistematik işkence gördüğünü ileri süren Yücedağ, "Zorla bir şeyleri kabul ettirmeye çalıştılar, kabul etmedim. Niye tutuklandığımı ben de bilmiyorum. Ümit Bak albayın listesinde ismimin geçtiği söylendi, tanımıyorum. Bizimle birlikte çalıştığını iddianameden öğrendim. Adını bile duymamıştım" dedi.

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu'nun, "Ümit Bak, birliğinin üçüncü adamı nasıl tanımıyorsun?" sorusu üzerine Yücedağ, 2010'da astsubay olduğunu, destek grup saymanlığına atanalı bir yıl bile olmadığını, yardımcı sınıf personel olduğundan karargahla bir işinin bulunmadığını iddia etti.

Yücedağ, terör örgütü FETÖ'nün dershanelerine gitmediğini, bankalarına para yatırmadığını, ByLock kullanıcısı olmadığını, olay gecesi hiçbir silahlı eyleme kalkışmadığını savundu.

Başkan Ademoğlu'nun sorusuna karşılık Yücedağ, 2010'da sınavla astsubay olduğunu, sınavlarda kimseden yardım almadığını da iddia etti.

Bir başka soruya karşılık Yücedağ, terör örgütü FETÖ'yü sadece basından bildiğini ileri sürdü.

Yücedağ'ın avukatı Ümit Yaşar ise davada 9 müvekkili bulunduğunu, hepsinin de sanık Ümit Bak'tan elde edilen listede isimleri bulunduğu gerekçesiyle sanık konumuna düşürüldüğünü, müvekkilinin olay gecesi evinden çıkmadığını, silah kullanmadığını iddia etti.

"Semih Terzi'ye ilk yardım yaptım"

Duruşmada daha sonra sanık Ali Kapucu savunma yaptı. Eski Deniz Astsubay Kıdemli Başçavuş Ali Kupucu, 14 Temmuz'a kadar Kilis'te görevli olduğunu, ertesi gün Ankara'ya geldiğini söyledi.

Kapucu, olay gecesi akşam evinde iken saat 21.30-22.00 arası televizyondan olayları gördüğünü, birinci amiri Binbaşı Bülent Albayrak Kilis'te olduğu için olayları öğrenmek amacıyla ikmal astsubayını aradığını, "Durum karışık" yanıtı almasının ardından evde beklemeye devam ettiğini anlattı. İş yerindeki personele ulaşamadığını ifade eden Kapucu, şunlar kaydetti:

"Karargah personeliyim, birliğe gidip komutan emrini orada beklemem gerektiğini düşündüm. 'Memlekette bir şeyler oluyor, ben gideyim personeli orada bilgilendiririm' diye düşündüm, yola çıktım. Karargaha doğru yaklaştığımda 32. tabur personelinden birisi aracımı durdurdu. 'Farları kapat, ileriye aracı park et, ateş ediyorlar' dedi. 32. tabur personelinin bir kısmının orada beklediğini gördüm. Araçtan çıkmadım. Helikopterlerin ateş açtığı söylendi. En dış nizamiye girişine geldik. Birliğe kimsenin girmeyeceği söylendi. Daha sonra birliğe doğru dış kapı zorlanmaya başladı. Kapı kırılmadı, sağa sola kaçıştan sonra ben tel örgüden içeri girdim. Nizamiyeye gittim, durumun ne olduğunu sordum."

Başkan Ademoğlu'nun, "İçeri girmek için niye çaba sarf ettiniz?" sorusu üzerine Kapucu, "Üzerimde silah bile yok sivil gelmişim, ateşten korktum" dedi.

Karargaha girdikten sonra helikopterin ineceğinin ve piste geçmesinin söylendiğini belirten Kapucu, bu sırada sivil kıyafetli ve silahsız olduğunu, hücum yeleği giydiğini ve teçhizatlandığını anlattı.

İlk helikopterin ardından ikinci helikopterin indiğini, ikinci helikopterde "Komutan" olduğu söylendiğinde bu kişinin Zekai Aksakallı olduğunu düşündüğünü belirten Kapucu, yaşananları şöyle anlattı:

"Zekai paşayı bekliyordum, Semih Terzi'yi gördüm. Biraz duraksadım. Ama vekaleten geliyor, diye düşündüm Bu sırada karanlık sağ taraftan iki el ateş edildiğini duydum. Semih Terzi yerde 'ben vuruldum' dedi. İlk yardım amacıyla yanına gittim. Terzi'ye ateş edilmesi üzerine karşı ateş edildi. Bir kişi bunun üzerine 'tamam, temiz vuruldu' dedi, ama kim çıkaramadım. Terzi'yi yukarı çıkardık. İlk serum takma işlemini ben yaptım. Bu yüzden ben de helikopterle gittim. Kucağımda yatar vaziyette idi. Helikopter içinde Terzi kendinde değildi. Çok acı çekiyordu, can çekişiyordu. İndik helikopter ayrıldı, ambulansa taşıdım. Durumunu sağlık görevlilerine arz ettim. Sonra öldüğünü söylediler. Terzi'nin vefat ettiğini diğerlerine söyledim. Hava aydınlanmaya yakın taksiyle eve gittim. Tabur komutanı ertesi gün 'Gel, durumu anlat' dedi. Ertesi gün saat 14.00 gibi birliğe gittim. Mustafa Yılmaz Albayın odasına baktık yoktu, ana karargahta olduğu söylendi. Bu sırada orta katta 20-30 kişilik bir grubun, elleri, kolları, gözleri bağlı yere yatıyor vaziyette beklediğini gördüm. 'Darbeci grup bunlar' dediler."

Bu süreçten sonra görüştüğü kişilerin kendisine, "Semih Terzi'ye niye yardım ettin, ilk yardımı neden sen yaptın?" şeklinde sorular yönelttiğini belirten Kapucu, "İlk müdahaleyi yapan gençti, ben de yardımcı oldum. Dağda başıma daha önce de böyle bir şey geldi, yine yapmıştım" dediğini aktardı.

Bunları Zekai Aksakallı'ya da anlatmasının istendiğini söyleyen Kapucu, karargahta Zekai Aksakallı ile görüşmek üzere beklerken, Aksakallı'nın, "İstihbarat şubeye gitsin orada anlatsın" dediğinin söylendiğini ifade etti.

Kapucu, "İstihbarat şubeye giderken elleri, kolları, gözleri bağlı 20-30 kişiyi döverek dışarı çıkarıyorlardı. İstihbarat şube müdürü de Semih Terzi'ye niye yardım ettiğimi sordu, aynı şeyleri anlattım. Mülakat bitti, 'gidebilirsin' dediler. Aklımda şüphe kaldı. Tabura gittim, nöbetçi amirliğine tekrar çağrıldım. Ama ana karargaha giderken birlikten ayrıldım, nizamiyeden çıktım." dedi.

Mahkeme Başkanı Ademoğlu'nun, "Yani firar ettin, 14 Ocak'ta yakalandın. Neden kaçmayı tercih ettin" sorusuna Kapucu, "Dayaktan dolayı, çünkü orası ÖKK" yanıtını verdi.

Terör örgütü FETÖ ile bağlantısının bulunmadığını iddia eden Kapucu'nun, "örgütün varlığını basından öğrendim, onun dışında haberdar değilim" sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Ademoğlu, "Ülke elden gidiyor, Silahlı Kuvvetlerin büyük bölümü tasfiye oluyor, siz haberdar değilsiniz, basından öğreniyorsunuz" dedi. Kapucu da "FETÖ'yü ben de 15 Temmuz'dan sonra öğrendim, devletin vatan hainleriyle kuşatıldığını 15 Temmuz'dan sonra öğrendim" diye konuştu.

Savcı Mustafa Manga'nın, "Semih Terzi ile aranızda baba-oğul ilişkisi gibi bir ilişki mi var?" sorusuna karşılık Ali Kapucu, Terzi'nin 2013'te alay komutanları olduğunu, çeşitli görevlerde birlikte yer aldıklarını anlattı. Savcı Manga'nın, "Terzi'nin başında ağladın mı?" sorusuna karşılık da Kapucu, "Üzüldüm, gözyaşım dökülmedi" dedi.

"Kamera kayıtları ve HTS kayıtları ispatlayacaktır, evimde idim"

Sanıklardan Alperen Berat Durmuş da Gökçeada Komando Tugayında görevli iken 2015 Ekim ayında kursa başladığını, kursun kapanış töreninin 14 Temmuz'da yapıldığını söyledi.

Kursun bitiminde ertesi gün kurstan ayrılış belgesi alıp eski görev yeri Gökçeada'ya götürmesi gerektiğinin söylendiğini aktaran Durmuş, şu savunmayı yaptı:

"Olay günü öğle saatlerinde karargahtan belgemi alarak, pazartesi günü Gökçeada'ya gitmek üzere ayrıldım. Mamak'taki evime gittim. Akşam saatlerinde televizyondan olanları öğrendim, gelişmeleri televizyondan takip ettim. Gökçeada'daki görev yerimden ayrılma işlemlerini yapıp ÖKK'ya katılacaktım ama arada mehil iznim olacaktı. Gökçeada'ya gittim, gerekli işlemleri yaptım, 4 gün Gökçeada komando alayında mesaideydim. 22 Temmuz'da ayrılışımı resmi olarak yaptım. Atandığım taburdan iznimin iptal olduğu söylendi. Bu yüzden 22 Temmuz'da Ankara'ya hareket ettim. Eskişehir yolu üzerinde gözaltına alındım. 15 Temmuz gecesi Ankara Mamak'taki evimdeydim, silah kullanmadım, kimseden emir almadım, nizamiyedeki çatışmaya katılmadım. Darbecilere fikir birliği içinde olmadım, hain terör örgütü FETÖ adına hiç bir zaman adım atmadım."

İddianameye yansıyan iki ayrı listede isminin yer aldığının söylenmesi üzerine Durmuş, listeyi düzenleyenlerden birini tanımadığını, diğerinin kurstan öğretmeni olduğunu söyledi.

İddianamede olay gecesi nizamiye bölgesinde olduğunun iddia edildiğinin belirtilmesine karşılık da Durmuş, "Kamera kayıtları ve cep telefonumun HTS kayıtları ispatlayacaktır, evimde ailemle idim" diye konuştu.

"Alt birimlere mesaj göndermedim"

"Darbenin başarılı olması amacıyla alt birimlere mesajlar göndermekle" suçlanan Baki Ağyar da savunmasında darbe girişiminin ardından 13 gün daha görevinde kaldığını anlattı.

Darbe girişimi gecesi ÖKK'daki Muhabere Merkezine gittiğinde masanın üzerinde günlük, haftalık birçok mesaj bulunduğunu gördüğünü söyleyen Ağyar, ancak bunların darbeye yönelik mesajlar olmadığını ifade etti.

İddianamede "Sıkıyönetim mesajlarını bağlı birliklere gönderildiğinin" yazıldığını anlatan Ağyar, mesaj göndermediğini öne sürdü ve "Sadece Genelkurmaydan bağlı birliklere gönderilen sıkıyönetim mesajını gördüğümü söyledim" iddiasında bulundu.

Hiçbir mesaj göndermediğini ileri süren Ağyar, "Haziran 2012'den itibaren Özel Kuvvetler Muhabere Merkezinde çalışmaya yetkim var. Bu yetki, giriş kartıma kayıtlıdır. Her gün gittiğim bir yerdir orası. Muhabere Merkezinin kapısının orada kamera kayıtları vardır. Kayıtlardan mesajların kim tarafından alındığı görülecektir. Ne 15 Temmuz'dan önce ne 15 Temmuz'da hiçbir darbeciden hiçbir talimat almadım. Kimseyle görüşmem yok. Ben gitmeden önce ilgili birimlere mesajları iletmişler" diye konuştu.

Ağyar'ın avukatı da müvekkilinin suçsuz olduğunu, kimseden darbeye yönelik emir almadığını savundu.

Mahkeme Başkanı Ademoğlu, duruşmaya yarın 09.30'da devam edileceğini bildirdi.

01.03.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davaya sanıklar, taraf avukatları ve müştekiler katıldı. Davanın ikinci celsesinde sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Özel Kuvvetler Komutanlığında kursiyer olan Piyade Teğmen Bilal Tosun, 2015 yılında Özel Kuvvetler Komutanlığının kursuna katıldığını, 15 Temmuz 2016 tarihinde mezun olması gerekirken bilmediği bir nedenden dolayı törenin 14 Temmuz'a alındığını söyledi. 15 Temmuz'da Sezgin Üsteğmen tarafından mesai bitmeye yakın bir tatbikatın olacağının haber verildiğini anlatan Tosun, Sezgin Üsteğmen'in evinde toplandıklarını ve konuştuklarını kaydetti. Tosun, "Sezgin Üsteğmen'in evine gittik. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında tatbikat yapacağımızı söyledi. Akşam Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına gittik. Bu tatbikatın normal bir tatbikat olduğunu düşündüm. Silah ve teçhizatı aldıktan sonra Sezgin Üsteğmen, bir terör saldırısının olduğunu ve Özel Kuvvetler Komutanlığına gitmemiz yönünde emrin geldiğini söyledi. Özel Kuvvetler Komutanlığına gittik ve helikopter saldırısına uğradık. Özel Kuvvetler Komutanlığına giden grupta ben, Sezgin Üsteğmen, Engin Teğmen, Osman Çolak, Serkan Coşkun, Yakup Akkuş, Ramazan Kılıç ve Uğur Demirtaş vardı" diye konuştu.

Tosun, Özel Kuvvetler Komutanlığına giriş yaparken helikopterden kendilerine ateş açıldığını belirterek, "İlk defa üzerime Kobra ile atış yapıldığı için çok korktum. Arabada bekledik ve daha sonra nizamiyeye doğru ilerledik. Vural Volkan Bal kapıda bekliyordu. Sırayla araçları kontrol ederek içeriye aldı. Daha sonra bize nizamiyeye geçip emniyet almamız söylenildi. Gecenin ilerleyen saatlerinde silah sesleri duyulmaya başladı. Orada mevzi alıp beklemeye başladık. Kimseyi yaklaştırmamak için havaya atış etme emri verildi. Daha sonra Mihrali Atmaca timi tarafından derdest edildik" şeklinde konuştu.

Ülke genelindeki durumdan haberdar olmadığını öne süren Tosun, üzerlerinde helikopterlerin dolaşmasından dolayı tedirgin olduklarını söyledi. Tosun, havada helikopterlerin dolaşmasının kendilerini yönlendirmediğini, tam tersine kafalarını karıştırdığını belirterek, "Biz sadece emirleri uyguladık. Başka bir çıkış yolu göremedik. Nizamiyenin dışından bir ateş geldi. Karşı taraf karanlık olduğundan kim olduğunu bilmiyorum. Sabah olduğunda karargaha doğru çekiliyoruz denildi ve orada da gözaltına alındık. Mihrali Atmaca'nın timi karargahı emniyete aldı. Bu tim günlerce o bölgenin emniyetini alıp bekledi. Buradaki birçok kişi o tim tarafından sorgulandı. 12 gün sonra bu timin darbeci olduğu, Ömer Halisdemir'i şehit ettikleri öğreniliyor. Bize '15 Temmuz günü sen bunu neden öğrenmedin?' deniliyor. Özel Kuvvetler Komutanlığı, 12 gün sonra bunların Ömer Halisdemir'i şehit ettiğini anlarken, bir kursiyer olarak benden bir taraf seçmemi, neden doğru tarafı seçmediğim gibi bir algı yönetiliyor. Benim kursiyer olarak buna karar vermem imkansız" ifadelerini kullandı.

Mahkeme başkanının iki ayrı listede Tosun'un isminin yer aldığını hatırlatması üzerine Tosun, "Tatbikatlar oluyordu. Bu tatbikatlarda yeni timlerin oluşturulmasını normal karşılıyorduk. Bu şekilde birçok tatbikata katıldık. O isimlerin o amaçla yazıldığını düşünüyorum. Mehmet Ali Çelik Yarbayımızı tanımıyorum, hiç görmedim. İsmimi listeye ne için yazdığından bilgim yok. Sezgin Üsteğmen'in üzerindeki listenin ise tatbikat amaçlı yazıldığını düşünüyorum" dedi.

Tosun, FETÖ ile hiçbir bağının olmadığını, ByLock kullanmadığını, cemaatin bankasında hesabının olmadığını iddia ederek tahliyesini talep etti.

Tutuklu sanık Piyade Uzman Çavuş Cem Sinan Yenal ise, 15 Temmuz günü nöbetçi olduğunu, muharebede görevli olduğu için telsiz, telefon ve kamera işleriyle uğraştığını söyledi. 15 Temmuz sabahı fizik tedavi görmek için GATA'ya gittiğini belirten Yenal, "Şükrü Uzman beni aradı 'Bölük komutanı seni çağırıyor' dedi. Fizik tedavi gördükten sonra nöbetimi tutmaya gittim ve Bölük Komutanı Gökhan Eskimez'e geldiğimi haber verdim. Öğleden sonra muharebede otururken Mustafa Koyuncu geldi. Normalde izinliydi ve 15 günlük izni vardı daha. Ne için geldiğini sorduğumuzda 'İşim vardı, o yüzden geldim' dedi. Neden geldiğini söylemedi. Daha sonra Gökhan Eskimez muharebe odasına geldi. Zekai Paşa çıkarken Ahmet Astsubay tarafından selam verilmemiş, kamera kayıtlarına bakmak için geldiğini söyledi. Daha sonra Şükrü Uzman ile ben, Mustafa Koyuncu'nun geldiği bilgisini verdik. Gökhan Eskimez, 'Mustafa seni kim çağırdı? diye sorduğunda ilk önce cevap vermedi. Yine sorduğunda 'Çağırdılar işte, işim var' dedi ve kimin çağırdığını söylemedi. Biz dışarıya çıktık ve Gökhan Eskimez ile Mustafa Koyuncu 20 dakika civarı konuştu" ifadelerini kullandı.

Yenal, 20.30 civarında bir askerin yanlarına geldiğini, midesi bulandığı için askeri revire götürdüğünü anlattı. Daha sonra telsizden haber geldiğini ve karargahtan Hidayet Başçavuş'un alınacağı bilgisinin verildiğini ifade eden Yenal, "Hidayet Başçavuşu aldım, elinde saz verdi. 'Bu sazı ne yapacaksınız' dedim, 'Teskereli askerler varmış, saz çalacağım' dedi. Daha sonra Şükrü Uzman terör eylemi haberi geldiğini söyledi. Hidayet Başçavuş 'Ortalık karışık sazı bırakalım' dedi ve geldiği gibi gitti. Askerler terör olayı haberini duyduktan sonra dışarıdaki masaları içeriye aldı ve hazır şekilde beklemeye başladılar" diye konuştu.

21.00 sıralarında kamera odasına geçtiğini kaydeden Yenal, o saatten sonra araçların nizamiyeye girmeye başladığını anlattı. İlk etapta 3 aracın nizamiyeye girdiğini belirten Yenal, gece saatlerinde 3 aracın daha nizamiyeye girmeye çalıştığını, ancak kapının kapalı olmasından dolayı zorlandıklarını, kapının açılmasıyla birlikte içeriye alındıklarını söyledi. Yenal, sivillerin nizamiyeye gelmeye başladığını belirterek, "Toplam 40 sivil toplanmıştı. Benim orada tanıdığım olarak Okan Albay ve Veysel Yüzbaşı vardı. Veysel Yüzbaşının elinde uzun namlulu silah vardı. Daha sonra Kobra helikopteri geldi ve sivillerin bulunduğu yere seri ateş yapmaya başladı" şeklinde konuştu.

Yenal, FETÖ terör örgütüyle hiçbir bağının olmadığını savunarak tahliyesini talep etti.

ÖKK'de kursiyer olan Piyade Teğmen Bilal Tosun, 2015 yılında ÖKK'nin kursuna katıldığını, 15 Temmuz 2016 tarihinde mezun olması gerekirken, bilmediği bir nedenden dolayı törenin 14 Temmuz'a alındığını söyledi. 15 Temmuz'da Sezgin Üsteğmen tarafından mesai bitmeye yakın bir tatbikatın olacağının haber verildiğini anlatan Tosun, "Sezgin Üsteğmenin evine gittik. Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında tatbikat yapacağımızı söyledi. Akşam Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına gittik. Bu tatbikatın normal bir tatbikat olduğunu düşündüm. Silah ve teçhizatı aldıktan sonra Sezgin Üsteğmen, bir terör saldırısının olduğunu ve Özel Kuvvetler Komutanlığına gitmemiz yönünde emrin geldiğini söyledi. Özel Kuvvetler Komutanlığına gittik ve buraya girerken helikopter saldırısına uğradık" diye konuştu.

VURAL VOLKAN BAL NİZAMİYEYE GEÇMEMİZİ SÖYLEDİ

Tosun, kapıya yanaştıklarında Vural Volkan Bal'ın kapıda beklediğini gördüklerini belirterek, "Sırayla araçları kontrol ederek içeriye aldı. Daha sonra bize nizamiyeye geçip emniyet almamız gerektiğini söyledi. Gecenin ilerleyen saatlerinde silah sesleri duyunca, mevzi alıp beklemeye başladık. Kimseyi yaklaştırmamak için havaya atış etme emri verildi. Daha sonra Mihrali Atmaca timi tarafından derdest edildik" dedi.

KURSİYER OLARAK BENİM KARAR VERMEM İMKANSIZDI

Darbe girişimi içinde yer almadığını söyleyen Tosun, şunları söyledi: "Biz sadece emirleri uyguladık. Başka bir çıkış yolu göremedik. Nizamiyenin dışından bir ateş geldi. Karşı taraf karanlık olduğundan kim olduğunu bilmiyorum. Sabah olduğunda karargaha doğru çekiliyoruz denildi ve orada da gözaltına alındık. Mihrali Atmaca'nın timi karargahı emniyete aldı. Bu tim günlerce o bölgenin emniyetini alıp bekledi. Buradaki bir çok kişi o tim tarafından sorgulandı. 12 gün sonra bu timin darbeci olduğu, Ömer Halisdemir'i şehit ettikleri öğreniliyor. Bize '15 Temmuz günü sen bunu neden öğrenmedin?' deniliyor. ÖKK, 12 gün sonra bunların Ömer Halisdemir'i şehit ettiğini anlarken, bir kursiyer olarak benden bir taraf seçmemi, neden doğru tarafı seçmediğim gibi bir algı yönetiliyor. Benim kursiyer olarak buna karar vermem imkansızdı."

Mahkeme başkanının, iki ayrı listede isminin yer aldığını hatırlatması üzerine Tosun, "Tatbikatlar oluyordu. Bu tatbikatlarda yeni timlerin oluşturulmasını normal karşılıyorduk. Bu şekilde bir çok tatbikata katıldık. O isimlerin o amaçla yazıldığını düşünüyorum" dedi.

Tosun, terör örgütü üyeliği suçlamasını da kabul etmeyerek, tahliyesini talep etti.

KOBRA HELİKOPTER SİVİLLERİN BULUNDUĞU BÖLÜME SERİ ŞEKİLDE ATEŞ AÇTI

Tosun'un ardından ifade veren Piyade Uzman Çavuş Cem Sinan Yenal da terör örgütü üyeliğini ve darbe girişimine katılma suçlamalarını kabul etmeyerek, şöyle konuştu: "15 Temmuz sabahı fizik tedavi görmek için GATA'ya gittim. Bu sırada Şükrü Uzman beni aradı 'bölük komutanı seni çağırıyor' dedi. Fizik tedavi gördükten sonra nöbetimi tutmaya gittim ve Bölük Komutanı Gökhan Eskimez'e geldiğimi haber verdim. 21.00 sıralarında kamera odasına geçtim. O saatten sonra araçların nizamiyeye girmeye başladığını gördüm. İlk etapta 3 araç nizamiyeye girdi. Gece saatlerinde 3 araç daha nizamiyeye girmeye çalıştı, ancak kapının kapalı olmasından dolayı giremedi. Nizamiye önünde yaklaşık 40 sivil toplanmıştı. Benim orada tanıdığım Okan Albay ve Veysel Yüzbaşı vardı. Veysel Yüzbaşının elinde uzun namlulu silah vardı. Daha sonra Kobra helikopteri geldi ve sivillerin bulunduğu yere seri şekilde ateş açtı".

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan tutuklu sanık Emrah Şentürk, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Destek Komutanlığına Bağlı Doğal Afet Arama Kurtarma Taburu personeli olduğunu belirtti.

Sanıklar arasında tek Kara Kuvvetleri personelinin kendisi olduğunu, çünkü görevli olduğu taburun ÖKK ile aynı birlikte bulunduğunu ifade eden Şentürk, kendi taburunun nöbetlerinin yanında ortak kullanım alanlarında da nöbet tuttuklarını anlattı.


Kendisinin, 29 Haziran 2016'da çıkan nöbet listesi uyarınca 11, 15 ve 17 Temmuz'da doldur-boşalt istasyonunda nöbetçi olduğunu ifade eden Şentürk, "Benim görevlerimden biri mühimmat vermektir. Silah vermek benimle alakalı değil. Emniyet Muhafız Bölüğünün görevlendirdiği asker silah verir. Ben de niye veriyorsun, niye vermiyorsun demem. Ani Reaksiyon Timine (ART) mühimmat vermekse benim görevim. Verdiğim mühimmat da kayıt defterine işlenir." diye konuştu.

Şentürk, 15 Temmuz'da saat 21.00 sıralarına kadar her şeyin normal seyrettiğini, ardından 5 kişilik ART personelinin gelerek, kendisinden 15 şarjör M16 mühimmatı aldığını bildirdi. Bu görevlilerin mühimmat almasının normal olduğunu belirten Şentürk, sanıklardan okul komutanını koruması Ahmet Karaaslan'ın gelerek, mühimmat aldığını söyledi.

İlerleyen saatlerde sanıklardan bir uzman çavuşun, "Nöbetçi amirlikten telefon geldi. Acil Müdahale Mangası'nın (AMM) hazırlıklı olması söylendi" dediğini bildiren Şentürk, şöyle konuştu:

"Elimde AMM mangasında görevli 8 asker vardı. Çocukları gazinodan çıkmamaları, eğer bir yere gitmeleri gerekirse beni uyarmaları konusunda uyardım. Aradan zaman geçti, Şükrü Uzman aradı, 'Mustafa Koyuncu mühimmat istiyor' dedi. 'Niye?' dedim, 'Bilmiyorum' dedi. Hiç üzerinde durmadım. Koyuncu'ya mühimmat vermedim. Çünkü nöbetçi değildi. 'Bu adam izindeydi, niye çağrıldı? Eve gidiyordu, niye gitmedi? Nöbetçi değil, bir şey değil, niye vereyim?' diye düşündüm. ART tekrar geldi, ne kadar mühimmat varsa aldı. Nöbeti aldığımda 31 şarjör mühimmatım vardı. 2 tanesi okul komutanının korumasına gitti. Kalan 29 şarjörün biri bozuktu, 28 şarjörün de ilk etapta 15, ikinci etapta 13'ünü ART'ye verdim. İddianame gelince ART'nin Zekai Paşa'nın emriyle, bizden aldığı mühimmatlarla hareket ettiğini okudum."

"Karışmasın, beklesin"

Şentürk, saat 23.00 civarında taarruz helikopterinin kışla üzerinde uçtuğunu, sonraki yarım saat içinde helikopterden ateş açıldığını gördüğünü belirtti. Emrindeki bütün askerleri hemen içeri aldığını, yatma yerlerine dağıttığını, hedef olmamak için ışıkların tamamını kapattığını anlatan Şentürk, "Televizyon vardı ama ışık çıkaracağından onu da kapattım. Televizyonda en son askerlerin Boğaziçi Köprüsü'nü kapattığını görmüştüm. Bunun dışında hiçbir şeyden haberim yoktu." diye konuştu.

Önlem aldıktan sonra Muhabere Merkezine geçtiğini, buradakilerle kameralardan olanları izlediklerini aktaran Şentürk, nizamiye tarafından birilerinin "Gelmeyin", birilerinin ise "Biz de sizdeniz" diye bağırdığını, birilerinin içeri girmeye çalışırken, diğerlerinin bu kişileri içeri almamaya çalıştığını gördüklerini kaydetti.

Şentürk, "Niye girmeye çalışıyorlar, niye almıyorlar, bilmiyordum. Helikopterin atışının ardından sürgülü ilk nizamiyede grupların arttığını gördüm. Niye içeri alınmadıklarını o sırada birbirimize dahi sorduk. Aynı zamanda nöbetçi amirliği aramaya çalıştım. Nöbetçi amirlikten bana söylenen, 'Karışmasın, beklesin' oldu. Her durumda ben arayıp tekrar tekrar bilgi istedim. Komutan ifadelerinde 'Emir vermedim' diyor ama emir vermemek de onun suçu." ifadelerini kullandı.

"Hocam hocam deyip ağlayanlar"

Şentürk, Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu'nun, "Durumu tahkik etmek amacıyla sivil tanıdıklarınla irtibat kurmadın mı?" sorusu üzerine, "İrtibat kurdum. Dahili hattan kendi birliğimi aradım. Nöbetçi amir açmıyor, açtığında da 'Bekleyin' diyordu. Beni arkadaşım aradı. 'ÖKK'da bir şey oluyor. Bizim birliğe de emir verilmiş' dedi ama kışlaya da alınmadıklarını söyledi. 'Kimseyi almıyorlar. Niye alınmadığını bilmiyorum' dedim. Darbe girişimi olduğunu 16 Temmuz'da, Gölbaşı Savcılığında öğrendim." dedi.

FETÖ ile hiçbir bağlantısı olmadığını bildiren Şentürk, "Ne Bank Asya, ne dolar... 'Hocam hocam' deyip ağlayanların kimler için ağladığını hepimiz biliyoruz. Örgütün içinde bulundum mu? Kesinlikle hayır. Üniversitede devlet yurdunda kaldım. FETÖ ile hiçbir bağlantım olmadı. Teravihe gitmedim, cemaat evine niye gideyim?" diye konuştu.

Darbe girişimi içinde bulunmadığını, binada olan askerlerin sabaha sağ salim çıkması için uğraştığını söyleyen Şentürk, "Ne ateş ettik, ne komutanın yaralanmasına, ne Halisdemir'e saldırıya karıştık. Gelen timi tanımıyorum. Semih Terzi'yi savcılıkta öğrendim. Darbe girişimi için kimseden talimat almadım, kimseyi yönlendirmedim. Nöbetçi amirin 'Hiçbir şeye karışmayın' emri üzerine karışmadım" ifadelerini kullandı.

"Darbe girişimini televizyondan öğrendim"

Suç tarihinde Özel Kuvvetler Komutanlığında Bakım Bölüğünde Direk Destek Takım Komutanı olarak görev yapan tutuklu sanık Emre Andıç, Güneydoğu'ya mühimmat nakledilmesi emri aldığı için 2 TIR ve araç şoförleriyle birlikte 11 Temmuz Pazartesi Afyonkarahisar'a hareket ettiğini, sonraki günlerde de Aydın, Isparta ve Konya'ya geçtiklerini anlatarak, şunları söyledi:

"15 Temmuz öğleyin Konya'ya ulaştık, mühimmatı teslim aldık. Sonra orduevine geçtim. Akşam 21.00'de orduevinde televizyon izlerken malum kanlı darbe girişiminden haberdar oldum. Büyük şaşkınlık içinde sabah 06.00'ya kadar olayları takip ettim. Sabah bölük komutanı Mesut Yeşilyurt'u aradım. O saate kadar ÖKK'da çatışma olduğundan haberim yoktu. Bilgi vermek için Destek Grup Komutanının müsait olup olmadığını sordum. 'Müsait değil' dedi. Sabah 08.00'de ÖKK Harekat Merkezini aradım. 'Konya'dayız, emriniz nedir?' dedim. İkinci emre kadar orada beklememi emretti. 15 gün boyunca Konya'da orduevinde kaldık. 29 Temmuz'da yola çıktık. 1 Ağustos'ta Silopi ÖKK Harekat Üssüne ulaştık. Mühimmat teslimi yapıldı. 3'ünde dönüşe geçtik, 5 Ağustos'ta birliğe döndüm."

Andıç, dönüşte Karargah Destek Grup Komutanına görevin bittiğine dair tekmil verdiğini, bir süre sonra komutanın darbe girişimiyle ilgili mülakata alınacağını söylediğini belirtti.

İstihbarat Şubede sorgulandığını, hiçbir şekilde "işkence tarzı bir şey yapılmadığını" söyleyen Andıç, "Komutanlara neyle suçlandığımı sordum. 'Ümit Bak albayın yaptığı listede adın geçiyor, ondan dolayı darbeye katıldığını düşünüyoruz' dediler. Sonraki süreçte tutuklandım. 15 Temmuz öncesinde ve sonrasında darbeye katılmayı bırakın, Ankara'da bile değildim. Görev süresince de kimseden darbeyle ilgili telefonla ya da yüz yüze görüşmedim." diye konuştu.

Sanıklardan Ümit Bak'ı yargılama sürecine kadar şahsen bilmediğini ancak birliğe gelen emirlerde imzası olduğu için ismen tanıdığını ifade eden Andıç, "örgüt üyeliği" suçlamasını kabul etmediğini, astsubaylık ve subaylık sınavları sürecinde "bu yapı" ile irtibatının olmadığını, kendi çabaları sonucu subay olduğunu kaydetti.

Sanıkların avukatları da müvekkillerinin suçsuz olduklarını ifade etti.

Davanın öğleden sonraki kısmında tutuklu sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Tutuklu sanık Astsubay Emrah Şentürk, karargahtaki mühimmatlardan sorumlu olduğunu belirterek, 15 Temmuz günü rutin faaliyetlerini yaptıklarını, şüphelenecek hiçbir olayı görmediğini belirtti. 21.00'a kadar her şey normal olduğunu anlatan Şentürk, "Bir anda ART geldi. Apar topar benden 3'er taneden 15 şarjör M-16 mühimmatı aldı. Sonrasında nöbet kulelerindeki asker değişimi zamanı gelmişti onları değiştirdi. Saat 21.30 sıralarında Şükrü Uzman geldi, nöbetçi amirlikten telefon geldiğini ve herhangi bir duruma karşı hazırlıklı olunmasının istenildiğini söyledi. Ondan sonra bir şey mi oldu diye düşünmeye başladım. Benim emrimde 8 tane asker var. Onlara 'gazinodan çıkmayın, bir yere gidecekseniz de bana söyleyin' dedim ve çocukları uyardım. Daha sonra Mustafa Koyuncu'nun mühimmat istediğini söylediler. Mustafa Koyuncu izinliydi, nöbetçi değil bir şey değil. Ben neden mühimmat vereyim diye düşündüm. Kendisine mühimmat vermedim" diye konuştu.

Şentürk, "ART timi tekrardan geldi ve bende kalan kaç tane mühimmat varsa hepsinin istenildiğini söylediler. Toplamda 28 şarjörü ART timine verdim. ART'nin Zekai Paşanın emrine gittiğini iddianamede öğrendim. Vermiş olduğum mühimmatlar darbede değil, Zekai Paşanın korunması için kullanıldı. 23.00 civarında yakın mesafe taarruz helikopteri kışla üzerinde uçuyordu. Helikopterin nizamiyeye ateş ettiğini gördüm. Dışarıda ne kadar asker varsa hepsini içeriye aldım. Işıkların hepsini kapattım. Hiçbir ışık veya ses bağlantım yoktu. Televizyonumuz vardı ama dışarıya ışık çıkacağı için televizyonu kapattırdım. Televizyonda sadece askerlerin köprüyü kapattıklarını gördüm. Televizyon kapalı olduğu için ondan sonra hiçbir şey görmedim" dedi.

Askerlerin güvenliğini sağladıktan sonra muharebe odasına geçtiğini anlatan Şentürk, kamera kayıtlarını izlemeye başladıklarını ve sabaha kadar olan biten her şeyi gördüğünü kaydetti. Şentürk, "Karargaha gelen komutanın vurulduğunu, birinin vurulup karargah binasının yan tarafına konulduğunu, sürüklenip getirildiğini gördüm. Ben şimdi onun ismini söylemek istemiyorum, leş gibi gelip attılar. Askeri personel olarak buna üzüldük" ifadesini kullandı.

"Darbe girişimi olduğunu 16 Temmuz'da öğrendim"

Şentürk, nizamiye girişinde birilerinin içeriye girmeye çalıştığını, birilerinin de bunları engellemeye çalıştığını gördüklerini ifade etti. Şentürk, "Birileri 'gelmeyin' diyor, diğerleri de 'sizdeniz' diyor. Neden girmeye çalışıyorlar, neden almıyorlar bilmiyorum. Yanımdaki uzman arkadaşımın kamerayı yakınlaştırması ile nizamiyeye girmeye çalışanların ÖKK'nin personeli olduğunu öğrendik. 16 Temmuz'da Gölbaşı'ndaki savcılığa gittiğimizde bir darbe girişimi olduğunu öğrendim. Onun öncesinde hiç kimse ile bir bağlantımız yoktu. Kimse bir şey söylemiyordu" şeklinde konuştu.

"Teravihe gitmedim, cemaatin sohbet evine neden gideyim?"

Terör örgütüyle hiçbir bağlantısının olmadığını öne süren Şentürk, ByLock kullanmadığını, kendisinde 1 dolar bulunmadığını ve FETÖ'nün bankasında hesabının olmadığını savundu. Cemaat evine gitmediğini söyleyen Şentürk, "Yakın bir arkadaşım beni teraviye çağırdı. Ben teraviye gitmemişim, cemaatin sohbet evine neden gideyim? Kendi çabalarımla oturdum sınavlara çalıştım. 72 puan ile astsubay oldum. Kimse bana FETÖ'cü grup seni alacak demedi. Ben darbe girişimine ilişkin kimseden talimat almadım, kimseye de talimat vermedim. Nöbetim esnasında kimseye ayrıcalık yapmadım. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum" diye konuştu.

Tutuklu sanıklardan Teğmen Emre Andıç, 15 Temmuz günü görevi gereği Konya'da olduğunu, Konya Orduevi'nde iken televizyon izlerken darbe girişiminden haberdar olduğunu öne sürdü. Sabah saat 06.00'a kadar uyumadığını anlatan Andıç, ÖKK'de çatışma olduğundan haberdar olmadığını ifade ederek, "Saat 08.00' da Özel Kuvvetler Harekat Merkezini aradım. Oraya bilgi verdim 'Biz görevdeydik, mühimmat nakli için göreve çıkmıştık. Şuan Konya'dayız emriniz nedir?' dedim. İkinci bir emre kadar beklememiz söylenildi. 5 Ağustos günü birliğime dönüş yaptım. Darbe girişimi ile ilgili mülakat alınacağı söylenildi. Daha sonra sıranın bana yetişemeyeceği gerekçesiyle ifademin yarın alınacağı söylenildi. 6 Ağustos günü tekrardan birliğime gittim. Sonra istihbarat şubeye götürüldüm ve sorgulandım. Ümit Bak Albay'ın üzerinde çıkan listede adımın geçmesinden dolayı darbeye katıldığımı düşündüklerini söylediler. Bende 11 Temmuz'dan beri Ankara'da olmadığımı söyledim. Daha sonra tutuklanarak Sincan'a gönderildim. 15 Temmuz öncesinde veya sonrasında bırakın darbeye katılmayı, Ankara'da bile değildim. Darbe girişiminin içinde bulunmadım. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum, örgüt üyeliğini de kabul etmiyorum" ifadelerinin kullandı.

"Akşam, eşimle birlikte komik video çekiyorduk"

Tutuklu sanık Astsubay Engin Sevinç, ÖKK'de teknisyen olduğunu belirterek, önce verdiği ifadesini işkencenin etkisiyle verdiğini önü sürerek önceki ifadesini kabul etmediğini kaydetti. 15 Temmuz günü mesaiden çıkmasının ardından evine gittiğini anlatan Sevinç, eşiyle birlikte akşam komik video çektiğini söyledi. Sevinç, komik video çekmesi esnasında saat 21.30 sıralarında asker olan kardeşinin kendisini aradığını, İstanbul'da köprünün kapatıldığını söylediğini belirterek, "Televizyonu açtığımda kalkışmadan bahsediliyordu. Komutanımı aradım bir bilgisi var mı diye, bana bir bilgisinin olmadığını, evden çıkmamamı söyledi. Sabah olduğunda olayların yatıştırıldığını, herhangi bir sıkıntının olmadığını, kontrol altına alındığını öğrendim. Sonra izin alıp ailem ile birlikte memleketime gittim. Daha sonra komutanım beni aradı ve izinlerin iptal edildiğini söyledi. Bunun üzerine tekrardan Ankara'ya döndüm" diye konuştu.

"Önceki ifademi işkenceden dolayı verdim, o esnada babama bile FETÖ'cü diyebilirdim"

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu, Sevinç'in daha önce verdiği ifadesini okuyarak, "Daha önceki ifadende 'İlk atamam Ağrı merkeze oldu. Hizmet harekatına mensup olduğunu öğrendiğim Osman isimli birisi geldi 'Bundan sonra beraberiz' dedi. Ben uzaklaştıkça beni buldular. Daha sonra Ankara'ya tayinim çıktı. Burada Murat diye biri beni buldu. 13 Temmuz akşamı veya 14 Temmuz sabahı cep telefonuma ekranda numara yok diye bir arama geldi. Sesinden onun Murat olduğunu tahmin ettiğim kişi beni Batıkent'teki bir yere çağırdı. Murat denen şahısla yüz yüze konuştuğumda 'Serkan Ak' diye biri seni görecek' dedi. Ben de hayır görüşmeyeceğim diyerek oradan ayrıldım' demişsin" hatırlatmasında bulundu. Bunun üzerine Sevinç, ifadesini işkenceden dolayı verdiğini öne sürerek, o esnada babasına bile FETÖ'cü diyebileceğini söyledi.

Sevinç, "Firari olan kişiler tarafından vurulsaydım belki de kahraman olarak anılacaktım, şimdi darbeci olarak anılıyorum. 7 aydır neden buradayım diye düşünüyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum. FETÖ'cü değilim, onların yaptığı hiçbir şeyi yapmadım, beraatimi talep ediyorum" dedi.

Tutuklu sanık Kurmay Albay Ertuğrul Bozçal, izin aldığını, 15 Temmuz akşamı memleketi olan Uşak'a gideceğini anlatarak, "Akşam Cumhurbaşkanının, başbakanın açıklamalarını duyunca kalkışma olduğunu öğrendim. 23.00'da Uşak'a gitmek için hareket ettim ve sabah Uşak'a vardım. Sabah eşimle konuştuktan sonra Ankara'ya geri dönmeye karar verdim. 17 Temmuz günü karargahı arayıp gerektiğinde mesaiye gelebileceğimi söyledim. Gerek olmadığı söylenildi. Daha sonra tutuklandım. Sezgin Güney'in listesinde bulunduğum hakkında hiçbir fikrim yok. Listenin üzerinde çıktığı iddia edilen Sezgin Güney'i tanımıyorum. Ne Üsteğmen Sezgin Güney ile ne de listede adı geçen diğer kişilerle 15 Temmuz'a ilişkin hiçbir toplantıya katılmadım. 15 Temmuz esnasında da ne Sezgin Güney ile ne de diğer kişilerle telefon irtibatım ya da yüzyüze görüşmem olmadı. Zaten üsteğmenin listesinde bir albayın yer almasının hiyerarşi teamüller ile hiçbir açıklaması yoktur" şeklinde konuştu.

Bozçal, hakkında hiçbir delil olmamasına rağmen suçsuz olduğunu ispatlamaya çalıştığını belirtti. FETÖ ile hiçbir bağının olmadığını öne süren Bozçal, 15 Temmuz akşamı ÖKK'de olmadığını, sonradan da oraya gitmediğini söyledi. Bozçal, "Ümit Bak, ÖKK'nin en kritik şubesinin müdürüdür. Sürekli görüştüğüm bir arkadaşım. Onu, gece neler olup bitiyor bilmek için aradım. İlk aramamda onunla görüşemedim, ikinci aramamda Uşak'a doğru ilerliyordum. Ne oluyor diye sorduğumda 'ben de anlayamadım helikopter gelip sağa sola ateş ediyor' dedi sonra da kapattım. Darbe girişimiyle ilgili hiçbir girişimim olmadığı gibi ne FETÖ ile bağımla ne de başka yasadışı örgütle bir bağım yoktur. Darbe girişimi gecesi Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan sıkıyönetim listesi var. Ben 15 Ağustos 2016 tarihinde Yüksek Askeri Şuraya girecek bir albayım. Hal böyleyken darbeciler hiçbir şekilde hiçbir listeye beni dahil etmemişler. Bu FETÖ ile bağımın olmadığının kanıtları arasındadır diye düşünüyorum. Ben Ümit Bak ve Mehmet Ali Çelik'ten kıdemliyim. Onlardan emir almam söz konusu değildir. 18 Temmuz 2016 tarihinde hiçbir suçlama yöneltilmeden tutuklandım. TSK ile bağım henüz kesilmemişken öğretmen olan eşimi açığa aldılar. Suçsuz olduğuma inanıyorum, tahliyemi talep ediyorum" ifadelerini kullandı.

Bozçal, "15 Temmuz günü normal mesaime geldim. Saat 17.00 sıralarında birlikten ayrıldım. Ertesi gün eşim ve çocuklarımı almak için Uşak'a gitmeyi planlıyordum. Ancak televizyonlarda başbakanın açıklamalarını ve darbe girişimi haberlerini öğrenince erkenden eşimi ve çocuklarımı almak için saat 10.00 sıralarında yola çıktım. Sabah Uşak'a vardım, eşimle durumu değerlendirip Ankara'ya dönme kararı aldık" dedi.

Bu süreçte karargaha hiç gitmediğini, 16 Temmuz'da ÖKK komutanına ulaşıp emirlerini beklediğini ve karargaha gelebileceğini söylediğini belirten Bozçal, "Gerek olmadığı söylendi. Pazartesi günü mesaiye gittiğimde nizamiyede istihbarat şubede sorgulandım ve gözaltına alındım. Üsteğmen Sezgin Güney'in listesinde ismim geçtiği için gözaltına alındığımı öğrendim. Bu listenin neden yazıldığıyla ilgili bir bilgim yok. Sezgin Güney'in tanımıyorum.

İddia edildiği gibi listede adı geçtiği söylenen kişilerle hiç bir şekilde toplantı yapmadım, toplantılara katılmadım. Olay günü bilgi almak dışında kimseyle telefon irtibatı kurmadım, kimseden emir almadım. Bilgi almak için de rütbe olarak binimle aynı olan Ümit Bak'ı aradım. Darbe girişimi içinde bulunmadım ve herhangi bir terör örgütüyle de ilişkim olmadı. Olsaydı zaten dosyada maddi deliller olurdu" diyerek suçlamaları kabul etmedi.

8-9 KEZ HAVAYA ATEŞ AÇTIM

Olay günü nizamiyede nöbetçi olan Uzman Çavuş Fahri Ersoy da, 15 Temmuz saat 22.00'da nöbeti devraldığının belirterek, gözaltına alınana kadar nizamiyede yaşananları ayrıntılı bir şekilde anlattı. Bu süreçte kendilerine İstanbul ve Ankara'da büyük terör saldırıları olacağını, Özel Kuvvetlere de saldırı düzenlenebileceği yönünde bilgi verildiğini söyleyen Ersoy," Görev yerini terk etmeme emri verildi. Ben ve nizamiyede bulunanlar verilen emirleri uyguladık. Kimin dost kimin düşman olduğunu orada o kadar rütbeli subay varken biz nereden bilebilirdik" dedi. Mahkeme başkanının çatışmalar sırasında silah kullanıp kullanmadığı yönündeki soruya Ersoy, "Ateş açtım, ancak uyarı amacıyla 8-9 kez havaya ateş ettim. Hiç kimseyi gözeterek ateş açmadım" dedi.

Davada savunma yapan sanık Engin Kaya, "İnternete giriş çıkışlarım bellidir. Ülke çapında böyle bir olay olabilir diye haberleri okumaya çalıştım ama okuyamadım. Okusam dahi, ben kendi birliğimi koruduğum için darbe yaptığım gibi bir şey gelmezdi aklıma çünkü ben kendi birliğimi koruyorum. Bana bu emir verilmiş." dedi.

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan tutuklu sanık Kaya, ÖKK'da kursiyer subay olarak görev yaptığını, 15 Ağustos'ta mezun olacakken bu tarihin bilmediği bir nedenle önce 15 Temmuz'a, ardından 14 Temmuz'a çekildiğini söyledi.

Eski Üsteğmen Sezgin Güney'in14 Temmuz'da tatbikat olacağını belirterek, birliğe beraber gitmek için kendisini evine çağırdığını anlatan Kaya, kendisi gibi kursiyer Bilal Tosun ile evine gittiği Güney'in, gelen emirler doğrultusunda hareket edeceklerini söylediğini aktardı.

Alarm haberi gelince Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına geçtiklerini, nizamiyede nöbetçi uzman çavuşun "Tatbikat için mi geldiniz" diyerek, kimliklerini tek tek okutup kendilerini içeri aldığını belirten Kaya, içeride bir başka nöbetçinin kendilerini toplanma alanına yönlendirdiğini söyledi.

Burada kendilerine tatbikat için gerekli silah ve mühimmat verildiğini ifade eden Kaya, bu sırada ülke çapında güvenliği tehdit edecek saldırı girişimi olduğu, buraya gelenlerin ÖKK'yı korumakla görevlendirildiği şeklinde bir söylenti yayıldığını kaydetti.

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu'nun, "Akıllı telefon kullanıyor musun? Neler olduğuna bakmadın mı?" sorusu üzerine Kaya, telefonunun bulunduğunu ancak bakmadığını ileri sürdü.


Daha sonra hareket ettikleri ÖKK nizamiyesine girmek için kapı önünde bekledikleri sırada, kobra helikopterinin üzerlerine ateş etmeye başladığını anlatan Kaya, yaşadıklarının terör saldırısı söylentisiyle örtüştüğünü söyledi.

Bunun üzerine Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu, "PKK'nın veya terörist bir grubun böyle bir helikoptere sahip olduğuna ilişkin bilginiz mi var? Ben mi bilmiyorum?" sorusunu yöneltti. Kaya ise "Öyle bir şeyi ben de görmedim. Bize söylenen bu, birebir anlatıyorum efendim." dedi.

Yukarı nizamiyede Yüzbaşı Volkan Vural Bal'ın kendilerini tek tek kontrol ederek içeri aldığını aktaran Kaya, karargahtayken nizamiye bölgesinde görevlendirildiklerinin söylenmesi üzerine oraya geçtiklerini belirtti.

Nizamiyedeyken giriş çıkışlara izin verilmemesi yönünde telsizden emir geldiğini dile getiren Kaya, 35-40 sivilin içeri girmeye çalıştığı belirtilerek, bunlara izin verilmemesi talimatı aldıklarını öne sürdü.

Kaya, herhangi bir atış emri verilmediğini ancak eğer çok yaklaşan olursa kendilerini korumak için havaya uyarı atışı yapabileceklerinin söylendiğini kaydetti.

Nizamiyede yaklaşık 3 saat kaldığını, ardından karargaha geri çekildiklerini ifade eden Kaya, Mahkeme Başkanı Ademoğlu'nun "3 saat oradasınız, halen sen merak edip telefonuna bakmadın değil mi?" sorusuna "Efendim bakmaya çalıştım ama telefon tam çekmiyordu." karşılığını verdi.

Kaya, "İnternete giriş çıkışlarım bellidir. Ülke çapında böyle bir olay olabilir diye haberleri okumaya çalıştım ama okuyamadım. Okusam dahi, ben kendi birliğimi koruduğum için darbe yaptığım gibi bir şey gelmezdi aklıma çünkü ben kendi birliğimi koruyorum. Bana bu emir verilmiş." görüşünü savundu.

"FETÖ'nün köpekleri, satılmış hainler"

Karargaha döndüğünde "FETÖ'nün köpekleri, satılmış hainler" denilerek derdest edildiğini dile getiren Kaya, bu sözleri duyunca şok geçirdiğini ileri sürdü.

Kaya'nın, Sincan Cezaevi'ne gelene kadar neyle suçlandığını bilmediğini söylemesi üzerine Başkan Ademoğlu, "16 Temmuz'da savcıya ifade vermişsin. Orada bilgi verilmiş olması gerekir." dedi. Kaya ise "Orasını karıştırdım. Savcının karşısına çıkıncaya kadar herhangi bir bilgi verilmedi." diye konuştu.

Sanık Kaya, "Meclisimizi, hükümetimizi ve anayasal düzenimizi ortadan kaldırmaya yönelik herhangi bir niyet ve kastım olmamıştır. Kimseye şiddet uygulamadım. Bu suçları gerçekleştirdiğime dair en ufak delil yoktur. Katıldığım görevde herhangi bir amirimden suç teşkil edecek emir almadım. Bu göreve emir komuta zinciri içinde katıldım." iddiasında bulundu.

Kaya'nın, Mihrali Atmaca'dan örnek vermesi üzerine Mahkeme Başkanı Ademoğlu, "İddianameyi kendi açından kabul etmiyorsun ama onun açısından kabul ediyorsun. Onu farklı dosyada yargılıyoruz." dedi. Kaya da "Beni derdest eden o olduğu için öyle söylüyorum." karşılığını verdi.

Başkan Ademoğlu'nun "Onun tarafı neresi, senin tarafın neresi?" sorusu üzerine Kaya, "Bilsek, bunlar yaşanmayacak." diye konuştu.

Kaya, Başkan Ademoğlu'nun sorusu üzerine nizamiye dışından yapılan uyarıları duymadığını ileri sürdü.

Bunun üzerine o gece nizamiyeye girmek isterken vurularak yaralanan ve bu dosyada müşteki olarak yer alan Astsubay İsmail Oğuz söz alarak, kendisinin vurulana kadar 3 saat 40 dakika orada bulunduğunu, bu nedenle sanıkların en az 5 saat orada kaldıklarını söyledi.

Oğuz, "Nizamiye bölgesinde konuşlanmış darbeciler mutlaka bizi duymuştur. Nizamiye o kadar geniş bir alan değil. Ben darbecilerin telefon kullandığını, bize yaklaştığını, mevzi aldığını, 'Gebereceksin, git.' dediğini duyuyorum. Bunlar nasıl duymuyorlar?" dedi. İsmail Oğuz, uyarıda bulunurken kendilerini tanıttıklarını da vurguladı.

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın ikinci duruşmasında savunma yapan sanık eski astsubay Fahri Ersoy, 15 Temmuz gecesi nizamiye bölüğü nöbetçi astsubayı olduğunu söyledi.

Nizamiyeye giriş çıkışlardan sorumlu olduğunu, 15 Temmuz akşamı servislerin çıkmasının ardından nöbeti devraldığını anlatan Ersoy, nizamiyeye mesai bitiminden sonra giriş çıkışların yasak olduğunu, nöbetçi amirin emri dışında kimsenin içeri alınmayacağını belirtti.

Ersoy, 15 Temmuz gecesi nöbetçi üsteğmenin acil çağırarak, "terör saldırısı olduğunu, özellikle ÖKK'ya saldırı yapılabileceğinin söylendiğini" aktararak, bu süreçten sonra Gölbaşı'ndan bomba seslerinin geldiğini, nizamiye kapısının da kırılmaya çalışıldığını kaydetti. Bu kişilerin sonradan içeri alındığını ifade eden Ersoy, şu savunmayı yaptı:

"(Demek ki içeri alınmaları uygunmuş) diye düşündük. Yoksa bunlarla çatışmaya girecektik. Nöbetçi amir Yüzbaşı Volkan Vural Bal, nizamiye bölgesinde idi, araçların içeri alınmasını söyledi. Araçları park ettiler, indiler. Hepsinde silah, teçhizat vardı. Gelenlere 'Silahları nereden aldınız' diye sordum. Kimse cevap vermedi. Tekrar sordum 'Alarm verildi, size takviye geldik' dediler. Kulede gözetlemeye devam ediyordum, Volkan Vural Bal, 'Aşağı in, oradan gözetleme yap' dedi ve gitti. Bu saatten sonra kimsenin içeri alınmayacağı söylendi. Bu arada ellerinde silahlarla sivil kişiler geliyordu. Siviller arasından, 'Bir tek Atatürk'ün askeri siz misiniz?' diye bağırıldığını duydum. Ben verilen emirleri yerine getiririm. Babamın oğlu da gelse içeri alamam, bana verilen emir 'Hiçbir şekilde kimseyi içeri alma' idi. Ben emre koşulsuz uymak zorundayım. Okul komutanı da olsa, babamın oğlu da almam. Uyarı ateşi yapılınca bu sivil kişiler geri çekildiler."

"Davaya ilişkin konuşursanız yargılama hızlanır"

Sanık Fahri Ersoy, gece saat 02.00 civarında iki helikopterin karargah binasına iniş yaptığını gördüğünü, nöbet yerini terk etmediğini belirterek, "Kimin helikopterden indiğini, kimin kime ateş ettiğini görmedim. 'Neler oluyor?' diye tekrar sordum, kimse bilmiyordu. Emir geldi, havaya 8-9 el uyarı ateşi yaptım. O gece sadece emir üzerine havaya ateş ettim, başka bir eylemim olmadı." diye konuştu.

FETÖ ile uzaktan yakından bağlantısının bulunmadığını iddia eden Ersoy, okuduğu okulların belli olduğunu, örgütün yurtlarında kalmadığını, bu kişilerle "abi-kardeş" ilişkisi içinde yer almadığını ileri sürdü.

Ersoy, sabaha karşı yeniden gelen sivil bir grubun ateş ettiğinin söylendiğini, kayıt kabul denilen yere geçtiğini, takviye için geldiğini söyleyen grubun burada olduğunu gördüğünü anlattı.

Bu sırada, çalan telefona sanıklardan Kadir Aslan'ın baktığını, telefonla konuştuktan sonra, "Kemal Albay arıyor, 'Elinize beyaz bir şey alın dışarı çıkın, silahları bırakın' dedi. Elime beyaz renkli havlu, atlet gibi bir şeyi sarıp dışarı çıktım. Bizi sürünerek yere yatırdılar, ellerimizi, gözlerimizi bağladılar. Sürekli 'vatan haini' diyerek vurdular. 'Nöbetçiyiz' dedik, gelen vuruyor, giden vuruyor. Nizamiye takım komutanı odasında bir heyet kurmuşlar. Gözlerimiz kapalı, ellerimiz bağlı. Domuz bağıyla bağladılar, işkence yaptılar." ifadelerini kullandı.

Fahri Ersoy'un, burada işkence gördüklerine ilişkin beyanları üzerine Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu, bu iddiaların şikayet konusu yapıldığını, bu yargılamanın konusu olmadığını belirterek, bakılan davayla ilgisi bulanmadığını söyledi.

Ademoğlu, 69 sanığın yargılandığı bu davada, sanıklardan 2'sinin kaçak olduğunu, 67 sanıktan 17'sinin dinlendiğini ifade ederek, "Savunmaların ciddi zaman alacağı anlaşılıyor. Savunma hakkına kısıtlama getirmiyoruz. Davaya ilişkin konuşursanız yargılama hızlanır, baktığımız tek dava bu değil. Üç gün içerisinde alabildiğimiz kadar savunma alacağız. Ne kadar hızlı alabilirsek, o kadar çok kişi dinleriz" dedi.

Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Fahri Ersoy, "Darbeden bilgim yok, 'terör saldırısı var' dendi, harekat tarzı ne ise onu yaptım." şeklinde konuştu.

Duruşmaya, yarın devam edilecek.

02.03.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Ökk Davasında Mahkeme Başkanından Sanığa "Sizi Çözmekte Zorlanıyorum" Tepkisi

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığının ele geçirilme teşebbüsüne ilişkin 69 sanığın yargılandığı davanın üçüncü celsesi başladı. Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davaya sanıklar, taraf avukatları, müştekiler şehit Astsubay Ömer Halisdemir'in eşi Hatice Halisdemir ve kardeşleri katıldı. Davanın bugünkü celsesinde sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi.

Savunma yapan sanık Astsubay Çavuş Faruk Ergul, 15 Temmuz darbe girişimi ile bir ilgisinin olmadığını öne sürdü. Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu, sanık Ergul'a, "Genelkurmay Başkanlığından gelen yazıda ByLock kullanıcısı olduğun söyleniliyor. Var mı öyle bir şey?" sorusunu yöneltti. Ergul, "Onu iddianame geldiğinde gördüm. ByLock kullanıcısı olarak gösteriliyorum. Ben ByLock'u televizyonda gördüm. Öyle bir program indirdiğimi hatırlamıyorum. O programın olduğunu haberlerde öğrendim. FETÖ terör örgütüyle irtibatlı olduğum söyleniyor kesinlikle öyle bir şey yok" cevabını verdi.

Ergul, odasında yapılan aramalarda bulunun 6 adet 1 dolara ilişkin, "Odamda 6 adet 1 dolar çıktığı belirtiliyor. Onlar bana aittir bunu reddetmiyorum. Onu ağabeyimin düğününde anı olarak toplamıştım. Aslında 10 adet 1 dolar vardı, 4'ünü kardeşlerim aldı. Bunu bana FETÖ vermedi. O dolar terör örgütü üyesi olduğumuza kanıtsa dövizlerde çok sayıda 1 dolar bulunuyor. Darbe girişiminin daha önce planlanmasında veya icrasında hiç bulunmadım. Genelkurmay Başkanlığından gönderilen listenin tekrardan kontrol edilmesini istiyorum. Ben öyle bir program yüklemedim, yüklenildiğinden haberim yok. Hiçbir terör örgütüne veya gruba dahil değilim" diye konuştu.

"Ümit Bak Albay aradı 'Emirler geliyor o yüzden birliği terk etmeyin' dedi"

Sanık Özel Kuvvetler Kurmay Başkanı İcra Astsubayı Fatih Uysal, 15 Temmuz günü normalde izinli olduğunu, araç muayenesi nedeniyle muayene istasyonuna gittiğini anlattı. Muayene esnasında Harekat Şube Müdürü Albay Ümit Bak'ın kendisini aradığını belirten Uysal, bir evrak üzerinde çalışması gerektiğini, evrakı bulamadığını bu yüzden de kendisini yanına çağırdığını söyledi. 11.30 sıralarında Ümit Bak'ın odasına gittiğini kaydeden Uysal, "Ümit Bak Albayımın odasına girdiğimde bilgisayarda bir şeyler yapıyordu. Bana 'Öğleden sonra çok acil Zekai Paşa ile toplantıya gideceğim, daha sonra görüşsek iyi olur' dedi. Ben de 'Tamam komutanım' deyip çıktım. Zekai Paşa'nın toplantıdan çıkması bekledik ondan önce çıkamayacağımız için. O yüzden emir astsubayı Oğuzhan Başçavuş' aradık ve o bize toplantının 20.00'a doğru bittiğini haber verdi. Oğuzhan Başçavuş Zekai Aksakallı Paşanın konuta gideceğini bize söyledi. Biz de kışladan çıkmak için hazırlanıyorken Ümit Bak Albayım aradı ve 'Bazı emirler geliyor o yüzden birliği terk etmeyin' dedi. Biz de Turgay Astsubay ile beraber bekledik. 21.30 civarında Ümit Bak Albayım arayarak terör saldırısı ihtimalinin olduğunu söyledi. Apar topar bana bir M-16 silahı verdiler. Ben M-16'yı daha önce sadece fotoğraflarda görmüştüm" şeklinde konuştu.

Uysal, 6 astsubay ve 3 üsteğmen ile birlikte nizamiyeye gönderildiklerini ve orada görev aldıklarını söyledi. Daha sonra Yüzbaşı Volkan Vural Bal'ın nizamiyeye geldiğini ifade eden Uysal, Bal'ın önemli bir terör saldırısı olduğunu söylediğini, giriş çıkışların Ümit Bak'ın emri ile yasaklandığını anlattı. Uysal, daha sonra nizamiyeye sivil araçların geldiğini aktararak, "Volkan Vural Bal, kendisi sivil araçları karşıladı. Nizamiye bölgesini korumak için 32. Tabura alarm verilmiş ve takviye olarak istenilmiş. Araçların intikal ettiğini gördük. Kendisi karşıladı, kendisi konuştu. Ahmet Astsubay ile ben nöbetçi arkadaşlarla beraber içeride bekliyorduk. Nizamiyedeki arkadaşlarla sohbet ettik. Ben hep içeride durdum. Belli bir süre orada durduktan sonra bir grup sivilin bize doğru intikal ettiğini kameradan gördüm. Siviller nizamiyeye girmek için çalışıyordu. Sivillerin içeriye girmeye çalıştığını görünce nöbetçi amiri aradık ama nöbetçi amirimiz o esnada yerinde yoktu. Daha sonra Ümit Bak Albayın odasını aradık cevap vermedi, cebini aradık meşgul çaldı. Bir süre daha sivillerin girmeye çalıştığını izledik" ifadelerini kullandı.

Mahkeme Başkanı Ademoğlu'ndan sanığa "Sizi çözmekte zorlanıyorum" tepkisi

Uysal'ın, terör saldırısı olabileceğinin kendilerine bildirilmesi üzerine sivil olarak gelen insanların saldıracağını düşündüğünü söylemesi üzerine Mahkeme Başkanı Ademoğlu, "Her gün Özel Kuvvetler Komutanlığına birileri gelip saldırıyor mu" sorusunu yöneltti. "Hayır öyle bir şey olmadı" yanıtını veren Uysal, tekrardan Ümit Bak'ı aradıklarını, sivillerin nizamiyeye girmeye çalıştığını söylediklerini ifade etti. Uysal, "Ümit Bak Albayım, 'Zekai Aksakallı'nın emri var. Kesinlikle giriş, çıkış yasak' dedi. Bunun üzerine bende gelen sivillerden birinin Kurmay Başkanımız olduğunu söyledim. Ümit Bak 'Gelen personele ateş etmeyin, gerekirse havaya ateş edin' emri verdi" dedi. Uysal'ın sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Ademoğlu, "Terör saldırısı olacaksa neden ateş etmiyorsunuz? Teröristse vurun. Ben sizi çözmekte zorlanıyorum. Siz havaya ateş etmeyi yeğliyorsunuz. Bunlar terörist ise böylemi davranacaksınız" diyerek tepki gösterdi.

"Bir kişiye bile ateş ettiysem beni idam edin"

Darbe yapacak bir insan olmadığını öne süren Uysal, Atatürk'ün ilke ve inkılaplarına uygun yaşayan bir kişi olduğunu anlattı. Oğlunu da bu ilkeler doğrultusunda büyüttüğünü belirten Uysal, kendisinin tutuklanmasının ardından TSK'da pilot olan oğlunun da ihraç edildiğini söyledi. Uysal, "Bu kadar hizmet etmişim, her yerde görev yapmışım, emekliliğe de gelmiş birisiyim. Bir emre uymamdan dolayı suçlanıyorum. Böyle bir şeye alet olacağımı bilsem Zekai Paşanın emrini bile uygulamazdım. Ben darbe yapacak bir yapıda değilim. Kimseye bir mermi atmadım. Bir kişiye bile ateş ettiysem beni idam edin. Zaten M-16 silahını kullanmasını bile bilmiyorum" diye konuştu.

"Bazı arkadaşlar birinin sesini duyduğu için ağlıyordu"

Uysal, yaşam felsefesinin Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun olduğunu tekrarlayarak, "Benim çalıştığım yerde bir sürü rütbeli çocuklarını onların dershanesine gönderiyordu. Burada söylemek istemiyorum, bazı arkadaşlar birinin sesini duyduğu için ağlıyordu. Ben çocuklarımı onların dershanesine yollamadım. Hiçbir örgüte üye değilim. Ne dolarım var ne de başka bir şey. Atatürk'ün kurduğu TBMM'ye bomba atan da değilim. Sadece Ümit Bak Albayın verdiği emre uymak zorunda kaldım" şeklinde konuştu.

"Beni bacağımdan vur, kolumdan vur. Neden gözümden vuruyorsun?"

Uysal'ın savunması esnasında müştekilerden olan ve ÖKK'de gözünden yaralanan İsmail Oğuz'u simaen gördüğünü ancak kendisini tanımadığını öne sürdü. Söz isteyen İsmail Oğuz, "Ben seni çok iyi tanırım, sende beni çok iyi tanırsın. Bunların dışarıda alacağı kişiler vardı. Biz gelince onlar orada kaldı. Biz olmasaydık onları alacaklardı. Beni bacağımdan vur, kolumdan vur. Neden gözümden vuruyorsun? Şuan benim bir gözüm görmüyor. Bu ekip koordinasyon ekibidir, dışarıdan gelen ekibi alan ekiptir. Bunlar beyin takımıdır" dedi.

Sanık Piyade Üsteğmen Fatih Rüştü Keten, 15 Temmuz'da ailesiyle birlikte İzmir'de tatilde olduğunu belirtti. İzmir Özdere kampının yakın çevresindeki tarihi yerleri gezmek için kamptan ayrıldıklarını anlatan Keten, tarihi yerleri gezmelerinin ardından Kuşadası'na gittiklerini, akşam saatlerinde bir akrabasının kendisini arayarak Gölbaşı tarafında bir patlamanın olduğunu söylediğini ifade etti. Daha sonra askeriyedeki yetkilileri aradığını söyleyen Keten, darbe girişimi olduğunu öğrendiğini kaydetti. Keten, Tabur Komutanının saat 3.30 sıralarında kendisini arayarak izinlerin iptal edildiğini söylediğini ifade ederek, "16 Temmuz günü saat 17.00'da Ankara'ya ulaştık. Böyle bir darbe girişimine kesinlikle katılmadığımı, o darbe esnasında nerede olduğumu arz ettim. Bu darbe girişimine fiilen katılmamışken, planlayıcı olduğum iddiasının ne kadar tutarlı olduğunu sormak istiyorum. Ankara'ya varma esnasına kadar haberleri takip ediyordum. Ben Ankara'ya gelene kadar birliğimiz hainler tarafından temizlenmişti. Daha sonra diğer darbecilere karşı operasyon listesi hazırlandı. Ben de operasyona katılacağım düşüncesiyle eşimle helalleştim. Karargaha girdiğim zaman nazikçe karşılandım. Daha sonra hiçbir soru sorulmadan ellerim bağlanarak alıkonuldum" diye konuştu.

Keten, odasında yapılan aramalarda bulunan 1 doların kendisine ait olmadığını savunarak, 16 Temmuz günü birliğe gittiğinde üzerinde 2015 yılında gittiği yurtdışı görevinden kalma 57 doların olduğunu söyledi. Nizamiyede yapılan aramalarda kendisinden alınan eşyalar ile ilgili tutanağı görmediğini kaydeden Keten, "Haftalar sonra odamda 1 doların bulunduğu söyleniyor. Bunu kabul etmiyorum. FETÖ ile bir ilgim, irtibatım yoktur. Hiç kimse ile örgütlü bir yapı içerisine girmedim. Terör örgütü üyesi iddiasında bulunulmasını asla kabul etmiyorum. Hiçbir safhasında yer almadığım hain darbe girişimi nedeniyle uzun süredir tutukluyum. Yüce mahkemenizden tahliyemi talep ediyorum" ifadelerini kullandı.

Savunma yapan sanık eski ÖKK elektronik ve haberleşme astsubayı Gürbüz Türk, 15 Temmuz günü kızının doğumgününü kutlamak için ailesiyle kız kardeşine gittiklerini, gece saatlerinde evine döndükten sonra televizyondan darbe girişimini öğrendiğini söyledi. 16 Temmuz'da atölyedeki birkaç mesai arkadaşıyla telefon görüşmesi yaptığını, 17 Temmuz'da ise işe çağrıldıklarını anlatan Türk, ÖKK'ya girdikten sonra 17-27 Temmuz arasında birlikten çıkmadığını ve 28 Temmuz günü istihbarat subayı tarafından ifadesi alındıktan sonra tutuklandığını belirtti.

Tutukluluğu sırasında "Albay Ümit Bak'ı nereden tanıyorsun, çocukların hangi dershaneye gitti, abilerin kim?" soruları yöneltildiğini ve "Elimizdeki isimleri teyit etmezsen, 50 personelini kaybetmiş Özel Harekatçıların önüne seni atarız." diye tehdit edildiğini ve çeşitli işkencelere maruz kaldığını iddia eden Türk, "Buradan kurtuluş yok dediler. Ben de dayattıkları isimleri kabul ederek, işkenceden kurtulmak istedim." dedi.

Sanık Gürbüz Türk, "Bir asker olarak darbeye karşıyım, demokrasiden yanayım. 1980 darbesini görmüş biri olarak en kötü demokratik idarenin bile en iyi askeri idareden daha iyi olduğu kanısındayım." diye konuştu.

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu'nun, Emniyet'teki ifadesinde "Hizmet hareketiyle 1994 yılından beri irtibatım vardır. Aylığımı aldıktan sonra her ay 220 lira veriyordum, en son iki kez 550 lira verdim. Kod isim olarak 'Oğuz'u kullanan kişiye bu paraları verdim. Harekete sempati duyma nedenim, yurtdışındaki okullarının beni cezbetmesi. Bu hizmet hareketine katıldığım için şu an çok pişmanım." dediğini anımsatması üzerine de sanık Türk, işkence altında olduğu ve çocuklarının hayatıyla tehdit edildiği için bu ifadeleri verdiğini, bu beyanlarını kabul etmediğini söyledi.

Türk, Albay Ümit Bak'ın üzerinde ele geçirilen listede isminin yer almadığını belirtti.

Sanık astsubay Halil Kuş da 2015'ten beri ÖKK'da görevli olduğunu ve bu sürede astsubay Yasin Delibaş tarafından cemaat evine iki defa götürüldüğünü, ilk gittiğinde oranın cemaat evi olduğunu anlamadığını ancak ikinci gittiğinde kendisini öğretmen olarak tanıtan bir kişinin FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'den övgüyle söz etmesi üzerine o evin cemaate ait olduğunu anladığını ve bir daha gitmediğini anlattı.

Sanık Kuş, Yasin Delibaş'ı üstlerine anlatmak istediğini ancak anlatacağı kişilerin yaklaşımı ve FETÖ'ye bakışlarını bilmediği için bundan vazgeçtiğini dile getirdi.

Darbe girişimi sırasında evinde olduğunu, 16 Temmuz'da nöbetçi amirin talimatıyla ÖKK'ya giriş yaptığını, 27 Temmuz'a kadar normal mesai faaliyetlerine devam ettiğini, 27 Temmuz akşamında istihbarat subayları tarafından tutuklandığını ifade eden Kuş, Yasin Delibaş'ın kendisini cemaat evine götürdüğünü de istihbarat subaylarına samimi şekilde söylediğini, bunun dışında FETÖ ile hiçbir bağlantısı olmadığını savundu.

Darbe girişiminde ÖKK'da kantin depo astsubayı olarak görev yapan sanık Hüseyin Uğurer de 15 Temmuz akşam saatlerinde eşi ve çocuklarını almak üzere Kırıkkale'ye gittiğini, 17 Temmuz saat 21.00'de Ankara'daki evine döndüğünü söyledi. Darbe girişiminin yaşandığı saatlerde sadece annesi, amcası ve kuzeni ile telefonda görüştüğünü bunun dışında kimseyle görüşmesinin olmadığını aktaran Uğurer, 17 Temmuz saat 18.00'de ÖKK'ya girdiğini, 10 gün boyunca birlikten çıkmadığını, 27 Temmuz'da tutuklandığını belirtti.

Uğurer, "İstihbarat şubede tutuklandım. Ayaklarımı kelepçelediler, ellerimi kelepçelediler, gözlerimi koli bandıyla bağladılar, rütbelerimi söktüler, 5 gün uyutmadılar, gece ve gündüzü fark edemediğimden zaman kavramını yitirdim. Psikolojik, fiziksel baskılara maruz kaldım. Semih Terzi'yi, Ümit Bak'ı tanıyıp tanımadığımı sordular. FETÖ ile alakam olmadığını söylememe rağmen işkenceye devam ettiler. 5 gün sonra beni Gölbaşı Emniyetine teslim ettiler. FETÖ'nün okuluna, dershanesine gitmedim, para yardımı yapmadım, telefonumda ByLock programı yok." dedi.

Sanık Uğurel, Emniyetteki ve savcılıktaki ifadelerinin işkence altında alındığını öne sürerek, bu ifadelerini kabul etmedi.

"15 Temmuz'da nöbetçiydim"

Sanık uzman çavuş Hüseyin Uludağ da ÖKK Muhafız Bölüğü Nizamiye Takımında görev yaptığını ve 2 yıl boyunca sürekli 24-48 esasına uygun olarak nöbet tuttuğunu, 15 Temmuz gecesi de nizamiye bölgesinde nöbetçi olduğunu söyledi.

Son nöbetini saat 22.00'de bitirip istirahata geçtikten bir süre sonra üsteğmen Mustafa Koyuncu'nun "İstanbul ve Ankara'da terör saldırısı olacağını, ÖKK'ya saldırılacağını" belirterek tedbirli olmalarını söylediğini ve bunun üzerine tekrar nizamiye bölgesine, nöbet yerine geçtiğini anlatan Uludağ, telsizden "32'nci tabura alarm verildi. İçeri sadece onlar girecek, onun dışında kimse alınmayacak." talimatı geldiğini, bunun üzerine 32'nci Tabur TİM Komutanı olduğunu bildiği, İsa isminde bir yüzbaşı komutasındaki 3 araçlık konvoyun kışlaya girdiğini ve bu kişileri Yüzbaşı Volkan Vural Bal'ın karşıladığını kaydetti.

Uludağ, "ÖKK'ya girmeye çalışan, ellerinde uzun namlulu silahlar bulunan siviller ile içeride bulunanlar arasında 'Biz de sizdeniz, neden içeri giremiyoruz? Bir tek Atatürk'ün askeri siz misiniz?' diye konuştuklarını duyduk. Bunlar yaşanırken ben ve beraber olduğum 7 uzman çavuş arkadaşım ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. 'Dışarıdan gelenler teröristse neden acil reaksiyon timi ve hazır kıta müdahale etmiyor' diye düşünmeye başladık." diye konuştu.

Nizamiyeye karşı yoğun şekilde ateş açılması ve kimsenin yardıma gelmemesi üzerine çaresiz şekilde 155 Polis İmdat'ı aradığını ve telefondaki kadına "Allah rızası için bizi kurtarın, dışarıdan siviller uzun namlulu silahlarla ateş ederek geliyorlar." dediğini ifade eden sanık Uludağ, telefondaki kadının sistemlerin çöktüğünü ama en kısa zamanda yardıma geleceklerini söyleyerek telefonu kapattığını anlattı.

Sanık Uludağ, nizamiyeye yönelik ateşe kesinlikle karşılık vermediklerini, Albay Kemal Turhal'ın emriyle dışarıdan gelenlerin ateşe son verdiğini, dışarıdan gelenlerin "dost birlikler" olduğunu öğrendikten sonra bu kişilere teslim olduklarını kaydetti.

Uludağ, "10 uzman arkadaşımızdan 3'ü izinli olduğu için şu anda görevinin başında ve kahraman, 7 tane uzman arkadaş ise o gün vardiyada olduğumuz için 7 aydır tutuklu ve hainiz. Benim tek suçum o gün nöbetçi olmam. Birliğim sözleşmemi feshetti. Okuduğum okullar belli, dersaneye bile gitmedim. Himmet parası vermedim, ByLock'um yok, benim çalıştığım bankalar belli. Bu örgütle yakından, uzaktan bir bağım yoktur." dedi.

Sanık Uludağ, darbeci general Semih Terzi'nin öldürüldüğünü Gölbaşı Adliyesinde, Astsubay Ömer Halis Demir'in de şehit edildiğini 1 ay sonra cezaevine televizyon bağlanınca öğrendiğini söyledi.

Uludağ'ın ifadesinin ardından izleyicilerin alkışlaması üzerine Mahkeme Başkanı Ademoğlu, "Burası duruşma salonu, buranın ahengine uymak zorundasınız, alkışlamak da neyin nesi, neyi alkışlıyorsunuz?" diyerek izleyicileri uyardı.

ARA KARAR

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesince 3 gündür görülen duruşmada 25 tutuklu sanığın savunması tamamlandı. Bugünkü celsede 8 sanık ifade verirken, sanıkların tamamı suçlamaları kabul etmeyerek tahliyelerini istedi. Sanık ifadelerinin ardından söz alan avukatlar da tahliye talebi yönünden savunmalarını yaptı.

Sanıklardan eski üsteğmen İlhami Yıldız, 15 Temmuz darbe girişiminden kısa süre önce Özel Kuvvetler Komutanlığında göreve başladığını söyledi. Darbe girişiminden önce kendisine Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında Gayri Nizami Harp Tatbikatı yapılacağını söylediklerini aktaran Yıldız, 15 Temmuz akşamı aldığı talimatla Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına gittiğini kaydetti.

Yıldız, Muhafız Alayında birkaç tim daha olduğunu ve sabaha kadar kendi timinin bir faaliyette bulunmadığını öne sürdü. Ankara semalarında uçakların uçmasını darbe girişimi olarak değil, tatbikatın bir parçası olarak düşündüğünü savunan Yıldız, "Sabaha karşı bizi helikopterle oradan aldılar, birliğe gideceğimizi düşündüm. Bu helikopterin darbecileri taşıyacağı nasıl aklımıza gelebilir? Bizi Akıncı Üssü'ne götürdüler. Orada dağınık oturan bir sürü personel vardı. Bir süre sonra da uçaklar geldi ve üssü bombalamaya başladı. Türk ordusuna ait uçaklar, yine Türk ordusuna ait bir üssü bombalıyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Bir şekilde canımı kurtarmam gerektiğini düşündüm." diyerek üsten ayrıldığını ve ardından polislerce gözaltına alındığını aktardı.

Sanık Yıldız, 15 Temmuz gecesi ÖKK'da olmadığını, Akıncı Üssü'nde gözaltına alınmasından dolayı başka bir soruşturma kapsamında da tutuklu olduğunu kaydederek, bu dosyadan beraatını talep etti.

Savunma yapan sanıklardan Astsubay Gürbüz Türk, elektronik ve haberleşme bakım işlerinden sorumlu olduğunu anlatarak, 15 Temmuz 2016 günü 16.30'a kadar mesaisine devam ettiğini belirtti. Etlik'te bulunan eşi ve kızını aldıktan sonra Oran'da bulunan evine gittiğini söyleyen Türk, evde televizyonu açtığında İstanbul'da köprünün askerler tarafından kapatıldığı gördüğünü, darbeyi bu şekilde anladığını öne sürdü. Türk, gece boyunca evinden ayrılmadığını belirterek, "Bu süre zarfında Bölük Komutanım Mesut Yeşilyurt ve askeriyedeki arkadaşlarımla telefon konuşmam olmuş olabilir, hatırlamıyorum. 17 Temmuz günü öğleden sonra mesaiye çağrıldık. Daha sonra Özel Kuvvetler Komutanlığına gittim. 17-22 Temmuz arasında atölyeden ayrılmamıza izin verilmedi. Mesut Yeşilyurt karargahtan çağrıldığımı, ifademin alınacağını söyledi. Daha sonra da tutuklandım. Yanımdaki astsubaya emir verilerek ellerim ve gözlerim bağlanıp bir odaya alındım" diye konuştu.

Türk, sorgu esnasında kendisinden sorumlu olan 'abi'nin kim olduğu, çocuklarının FETÖ'nün okuluna gidip gitmediğinin sorulduğunu ifade ederek, Bana, 'Elimizde liste var. Söylediklerimizi onaylamazsan seni 50 şehidin olduğu Özel Harekata atarız' dediler. Bende bana dayattıkları isimleri kabul ettim. Sürekli ağlama ve inleme seslerinin olduğu bir yere götürüldüm. Tehdit nedeniyle bana dayattıkları isimleri polis ifadesinde söyledim. Gölbaşı'ndaki ifadem doğru değildir, kabul etmiyorum. Benim FETÖ ile herhangi bir ilgim yok. Darbe girişimine katılmadım, hiçbir aşamasında yer almadım. Bir asker olarak darbeye karşıyım, demokrasiden yanayım. İddianamede dayatılan suçları kabul etmiyorum" şeklinde konuştu.

FETÖ ile bağının olduğunu işkence altında söylediğini iddia etti

Mahkeme Başkanı İsmail Ademoğlu, sanık Türk'ün önceki ifadesini okudu. Ademoğlu, "Önceki ifadende, 'Benim 1994 yılından beri FETÖ ile irtibatım vardır. Aylığımdan belli bir miktarı Oğuz isimli şahısa Ankara Eryaman'daki evinde buluşarak veriyordum. Şuan bu hizmet hareketine katıldığım için çok pişmanım" demişsin. Bunları kabul etmiyor musun?" sorusunu yöneltti. Türk, okunan ifadeleri kabul etmediğini, ifadesini işkence altında verdiğini iddia etti.

Türk, Astsubay Ömer Halisdemir'in şehit edilmesine ilişkin yargılanan tutuklu sanıklardan Mihrali Atmaca ile aynı koğuşta kaldığını belirterek, "Mihrali Atmaca bana Ümit Bak'ın üzerinde çıkan listede 12 kişinin ismi olduğunu, benim ismimin listede yer almadığını söyledi. Ben bu listeye ismimin sonradan eklendiğini düşünüyorum" dedi.

"Gülen'i iyi bir lider olarak anlatmasından dolayı oranın cemaat evi olduğunu anladım"

Tutuklu sanık Uzman Çavuş Halil Kuş, diğer sanıklardan Yasin Delibaş isimli kişinin ifadesinde, kendisiyle beraber cemaat sohbetlerine gittiklerini ifade ettiğini söyledi. Delibaş'ın kendisini 2 kez bir eve çağırdığını anlatan Kuş, "İlk gittiğimde evin nasıl bir yer olduğunu, neler yapıldığını fark edemedim. İkinci gittiğimde orada kendisini öğretmen olarak tanıtan Hüseyin isimli bir kişi Fetullah Gülen'den bahsetmeye başladı. Gülen'i iyi bir lider olarak anlatmasından dolayı oranın cemaat evi olduğunu anladım. Gülen'i daha önce basından duyduğumdan dolayı oradan çıktım. Yasin Delibaş korktu ben böyle yapınca, bir daha da çağırmadı. Bu evi ve Yasin Delibaş'ı üst amirlerime bildirmem gerekiyordu ama anlatamadım. Söylemedim öyle kaldı" ifadelerini kullandı.

15 Temmuz günü mesai bitiminin ardından Yasin Delibaş'ın aracıyla karargahtan ayrıldıklarını, beraber yemek yiyip çay içtiklerini anlatan Kuş, daha sonra evine gittiğinde televizyondan İstanbul'da köprünün askerler tarafından kapatıldığını gördüğünü söyledi. Kuş, bir müddet sonra kapısının çaldığını ifade ederek, "Polis olan arkadaşım Hanifi 'Beni acil olarak bürodan çağırıyorlar. Beni götürür müsün?' dedi. Bende vatandaşlık görevim gereği onu bıraktım. Yolda giderken sürekli telefonla konuşuyordu. Ona ne olduğunu sorduğumda 'Durumun belli olmadığını, bir terör olayı ya da darbe girişimi olayı olduğunu' söyledi. Bende 'Darbe olayı olsa haberim olur, öyle bir şey yok' dedim. Tekrardan hızlı bir şekilde evime geldim. Evimde sabaha kadar bekledim. 16 Temmuz sabahı nöbetçi olduğumdan dolayı sicil amirimi aradım kışlaya gidecek miyiz diye" şeklinde konuştu.

Kuş, darbe gecesi Özel Kuvvetler Komutanlığında bir olayın olduğunu duymadığını, bilmediğini öne sürdü. Sabah olduğunda Özel Kuvvetlere gittiğini söyleyen Kuş, yeni yeni Özel Kuvvetler Komutanlığının kontrol altına alındığını belirtti. Kuş, 27 Temmuz'a kadar normal mesaisine devam ettiğini ifade ederek, "Ümit Bak'ın listesinde ismim olduğu söyleniyor. Ben 27 Temmuz'a kadar normal mesaimi yaptım. Bir liste olsaydı ilk önce o listelerdekiler alınırdı. Ben izin için gittiğimde listeye bakılıyordu, sonra izne çıkabiliyorduk. 27 Temmuz'da istihbarat şubeye gideceğim, orada ifademe başvurulacağı söylenildi. İstihbarat şubeye gider gitmez beni tutukladılar. Orada sorgulamama geçildi. Ben FETÖ ile bağlantımın olmadığını, darbe ile bir ilişkim olmadığını söyledim ama aldırış edilmedi. Yasin Delibaş'ın beni bir eve götürdüğünü, oranın FETÖ evi olduğunu bilmediğimi beyan ettim onlara. Darbe ile bir ilgim yoktur, beraatimi talep ediyorum" diye konuştu.

Daha sonra avukat beyanlarını dinleyen mahkeme heyeti, Cumhuriyet Savcısından görüşünü sordu. Savcı Mustafa Manga, sanıklardan protez kullanan Albay Adem Loğa'nın tahliyesini, diğer sanıkların ise tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep etti.

Talepleri değerlendiren mahkeme heyeti, tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmetti.

Sanıkların mal varlıkları üzerindeki tedbir kararının kaldırılması talebini reddeden heyet, sanıkların FETÖ'nün haberleşme ağı ByLock programını kullanıp kullanmadıklarının tespiti için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına karar verdi.

Firari sanıklar Burak Keklik ve Harun Reşit Aktaş'ın yakalama kararının infazının beklenmesine hükmeden mahkeme, duruşmayı 24- 26 Nisan'a erteledi.

Paralel yapı-15 Temmuz (2016)-16 Aralık (2016) 'Ankara ÖKK Darbe Yapılanması 69 sanık' davası
Paralel yapı-15 Temmuz (2016)-03 Eylül (2016) 'Ankara ÖKK Darbe Yapılanması 18 sanık' davası

(04 Mart 2017, 08:37)

HABERLE İLGİLİ ŞİKAYET, DÜZELTME GİBİ TALEPLERİNİZİ İLETMEK İÇİN TIKLAYIN

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:

PARALEL YAPI KONULU HABER GRUPLARINDAN KISA BİR BÖLÜM: (TÜMÜ ve LİNKLER İÇİN TIKLAYIN)  
Paralel Yapıya yönelik hemen hemen tüm operasyonlar ve açılan davalar
Paralel yapıya açılan ve sonuçlanan davalar
Paralel yapı ve diğer kurum kuruluşlarla bağlantıları
Başbakan Erdoğan'ın paralel yapıyla ilgili açıklamaları
Paralel yapı-Abdullah Gül
Paralel yapı-Taksim Gezi Parkı olayları bağlantısı
Paralel yapı-Çeşitli davalardaki kumpaslar
Paralel yapı-Ergenekon
Paralel yapı-Behçet Oktay intiharı
Paralel yapı-Hablemitoğlu cinayeti
Paralel yapı-Üzeyir Garih cinayeti
Paralel yapı-Cevzet Soysal cinayeti
Paralel yapı-Gaffar Okkan cinayeti
Paralel yapı-Paris cinayetleri
Paralel yapı-Haydar Meriç cinayeti
Paralel yapı-15 Temmuz (2016) 'TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimine açılan davalar'
Paralel yapı-Fenerbahçe/Şike soruşturması
Paralel yapı-Ses kayıtları
Paralel yapı-Hanefi Avcı'nın cemaat iddiaları
Paralel yapı-Sabri Uzun'un cemaat iddiaları
Paralel yapı-28 Şubat süreci
Paralel yapı-Kaset olaylarıyla bağlantısı
Paralel yapı-Rusya Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov suikasti
Paralel yapı-1990 Uğur Mumcu vd. Laiklik suikastleri soruşturmasında kumpas
Paralel yapı-TSK'daki Fetö'cülerin 15 Temmuz askeri darbe girişimi ile bağlantısının delilleri
Paralel yapı-15 Temmuz askeri darbe girişimindeki rollerini saptırma gayretleri
Paralel yapı-Yargılandıkları davalarda Fetö'nün terör örgütü olduğunu kabul etmeyen sanıklar
Paralel yapıya karşı devlet kurumlarının attığı adımlar
Paralel yapı-Deşifreyi ve soruşturmaları engelleme çabaları
Paralel yapı-Kamikaze tahliye girişimleri
Paralel yapı-Teslim olmayıp saklanan ya da yurtdışına firar eden şüpheliler
Paralel yapıya dair hukuki deliller
Paralel yapı mensuplarından gelen itiraflar
Paralel yapı-Suç duyuruları
Paralel yapı-Abdullah Harun
Paralel yapı-Dış ülke bağlantıları
Paralel yapı-Vatana ihanet
Paralel yapı-Misyonerlik/Dinlerarası Diyalog Bağlantıları
Paralel yapı-İslami açıdan sapkın görüşleri
Paralel yapı-Fetullah Gülen'in bedduaları
Paralel yapı-Örgüt mensuplarının intiharları
Paralel yapı konulu kitaplar
Paralel yapı konulu filmler
Paralel yapı bahanesiyle kontrgerilla yapılanmalarının gözden kaçırılma çabaları ... (TÜMÜ ve LİNKLER İÇİN TIKLAYIN)

http://www.kontrgerilla.com/mnsetgoster.asp?haber_no=9768    yazdır/print

ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

ABD Görevlisi Cantürk davası

25.07.2020 11:46 İstanbul'da, ABD Başkonsolosluğu'nun güvenlik biriminde çalışan Nazmi Mete Cantürk'ün eşi ve kızıyla birlikte Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı davaya devam edildi. Mütalaasını açıklayan savcı Cantü..
Tamamı 25.7.2020

Welt Muhabiri Yücel'e Hapis

25.07.2020 13:03 İstanbul'da, Alman Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel'in 'terör örgütü propagandası yapmak' ile 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek' suçlarından yargılandığı dava karara bağlandı. 16 Temmuz'da İstanbul 32. Ağır ..
Tamamı 25.7.2020

FETÖ kılcallarına inen yol: Ankesör

25.07.2020 14:21 FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından prensip edindiği gizlilik ilkesi, gözaltına alınan bir mahrem askerin itiraflarıyla başlanan "ankesör" operasyonlarıyla açığa çıkarıldı. 14 Temmuz'da basına yans..
Tamamı 25.7.2020

Futbolda Şike davası

25.07.2020 12:12 İstanbul'da, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin, aralarında eski Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Sivasspor Kulübü Başkanı Mecnun Otyakmaz, eski Fenerbahçe yöneticisi Şekip Mosturoğlu'nun da aralarında bulunduğu 36 sanık hak..
Tamamı 25.7.2020

Jandarma: Darbeye 121 Müebbet

04.07.2020 13:29 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 245 sanıklı dava sona erdi. 86 kişi 'anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçundan ağırla..
Tamamı 4.7.2020

CHP'li Oğuz'a Fetö'den Hapis

04.07.2020 14:53 İzmir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) üye olduğu iddiasıyla hakkında dava açılan ve görevden uzaklaştırılan eski Urla Belediye Başkanı İbrahim Burak Oğuz'un yargılandığı dava sona erdi. 19.06.2020 GÜNKÜ DURUŞ..
Tamamı 4.7.2020

Balıkesir: Darbeye 1 Müebbet

04.07.2020 14:05 Balıkesir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili eski Bandırma 6. Ana Jet Üssü Komutanı hava pilot tuğgeneral Mustafa Rüştü Çelenk'in de yargılandığı dava sona erdi. 1 Temmuz'da Balı..
Tamamı 4.7.2020

Büyükada davasında 3 Hapis

04.07.2020 14:21 İstanbul'da, Büyükada'da 5 Temmuz 2017 tarihinde yaptıkları toplantıya ilişkin insan hakları örgütlerinin temsilcisi 11 sanığın 'Silahlı terör örgütüne üye olma' ve 'Silahlı terör örgütüne yardım etme' suçlarından yarg..
Tamamı 4.7.2020

Yargıtay İyidil'in Beraatini Bozdu

04.07.2020 16:24 Ankara'da, Yargıtay 16. Ceza Dairesi, İyidil ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan eski tümgeneral Hamza Koçyiğit, eski tuğgeneral Lütfi İhsan Yanıkoğlu, beraat eden sanıklar eski korgeneral Abdullah B..
Tamamı 4.7.2020

Kastamonu: Müebbet Onandı

04.07.2020 15:42 Kastamonu'da, 15 Temmuz darbe girişiminde sözde 'yurtta sulh konseyi' atama listesinde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak görevlendirilen eski Kastamonu Jandarma Bölge ..
Tamamı 4.7.2020

Şırnak: Müebbet Gerekçesi

04.07.2020 15:36 Şırnak'ta, FETÖ'nün darbe girişimiyle ilgili Adana'da görülen davada ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan eski Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanlığı Harekat ve Eğitim Şube Müdürü binbaşı Hasan Bilgin'in ör..
Tamamı 4.7.2020

Mersin: Müebbetler Onandı

04.07.2020 15:20 Mersin'de, 15 Temmuz'daki darbe girişimi katıldıkları suçlamasıyla yargılanan eski Akdeniz Bölge Komutanı Nejat Atilla Demirhan ve 4 sanığa verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları Yargıtay 16'ncı Ceza Dairesi'nc..
Tamamı 4.7.2020

Futbolda Şike Kumpası davası

04.07.2020 14:37 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 'Futbolda şike soruşturması'nda kumpas iddialarına ilişkin haklarında dava açılan 4'ü tutuklu 107 sanığın yargılanmasına devam edildi. 01.07.2020 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞA..
Tamamı 4.7.2020

7 Şubat MİT Kumpası davası

04.07.2020 14:26 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı açıktan giriştiği ilk operasyon olarak tanımlanan ve MİT Başkanı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu bazı kamu görevlilerinin ifad..
Tamamı 4.7.2020

Karlov suikastı davası

04.07.2020 12:44 Ankara'da, Rusya Federasyonu'nun Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'un, o sırada görevde olmayan polis memuru Mevlüt Mert Altıntaş tarafından öldürülmesine ilişkin Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ..
Tamamı 4.7.2020

Fetö Yüksek Yargısı Yargılanıyor

04.07.2020 1 7:04 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasında görevlerinden ihraç edilen ve çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hakimler Savcılar..
Tamamı 4.7.2020

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
44.654.355