Tam
EskidenYeniye
 

Faiz lobisine suç duyurusu


Adalet Platformu, uluslararası faiz lobisi hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Ülkemizde son dönemde adı sık sık duyulan bu lobi, merkezi Londra'da bulunan LIBOR üyesi likiditesi yüksek 20 kadar bankadan oluşuyor. Aralarında anlaşarak dünyada geçerli faiz oranlarını belirleyen bu bankaların manipülasyon yaparak dünya ekonomisini haksız şekilde ve önemli ölçüde etkiledikleri daha önce çeşitli ülkelerde bir çok kez gündeme gelmiş ve soruşturma konusu olmuştu. Ancak tıpkı twitter olayında olduğu gibi yasaların devreye girmesi üzerine bu lobi geri adım atarak ilgili ülkelerle uzlaşmaya varmıştır. Adalet Platformu, işte bu lobinin faiz oranlarını belirlerken manipülasyon yaptığı ve hedef ülkelerin ekonomileri aleyhine fiili bir durum meydana getirdiği şüphesinin araştırılması için savcılığa bir suç duyurusu dilekçesi verdi. Dilekçede; sadece bu lobinin Türkiye'ye yönelik faaliyetlerinin soruşturulması değil, lobinin şüpheli faaliyetlerinin ülkemizde daha önce defalarca gündeme gelmiş olmasına ve Türkiye'nin söz konusu ekonomik kaybının şok edici boyutlarda olduğunun dile getirilmesine rağmen şimdiye kadar hiç bir incelemenin yapılmaması nedeniyle ilgili kamu görevlilerinin olası ihmal ve rollerinin de soruşturma kapsamına alınması talep edildi.

14.04.2014 12:40 Abdullah Harun / kontrgerilla.com - Sivil toplum kuruluşlarından Adalet Platformu, uluslararası faiz lobisi hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Adalet Platformu'na göre; global bir FAİZ LOBİSİ/ÇETESİ'nin varlığı artık, sadece Türkiye'de özellikle Başbakan Erdoğan'ın öncülüğündeki bir kesim tarafından değil, bir çok ülkenin üst düzey ekonomistleri, bilim adamları ve devlet adamları tarafından da dile getirilmeye başlanmış bulunmaktadır. Bu lobi, KUR ve FAİZ oranları ile oynarak, belli bankalar ve ülkelerin lehine, yine belli bankalar ve ülkelerin ise aleyhine sonuç üretecek şekilde manipülasyon yapmaktadır.

Ülkemizde son dönemde adı sık sık duyulan bu lobi, merkezi Londra'da bulunan ve kısa adı LIBOR olan London Interbank Offered Rate (Londra bankalar arası para piyasası) üyesi likiditesi yüksek bankalardan oluşmaktadır. Sayısı 20 civarında olan ve suç duyurusunda tümü belirtilen bu bankaların, aralarında anlaşarak dünyada geçerli faiz oranlarını belirlediği, yani manipülasyon yaptıkalrı, diğer bir deyişle doğal akışa müdahale ederek istedikleri sonuçların oluşmasını sağladıkları, bu yolla da dünya ekonomisini haksız şekilde ve önemli ölçüde etkiledikleri daha önce çeşitli ülkelerde bir çok kez gündeme gelmiş ve soruşturma konusu olmuştu. Ancak tıpkı twitter olayında olduğu gibi yasaların devreye girmesi üzerine bu lobi geri adım atarak ilgili ülkelerle uzlaşmaya varmıştı.

Adalet Platformu, işte bu lobinin faiz oranlarını belirlerken manipülasyon yaptığı ve hedef ülkelerin ekonomileri aleyhine fiili bir durum meydana getirdiği şüphesinin araştırılması için savcılığa bir suç duyurusu dilekçesi verdi. Dilekçede; sadece bu lobinin Türkiye'ye yönelik faaliyetlerinin soruşturulması değil, lobinin şüpheli faaliyetlerinin ülkemizde daha önce defalarca gündeme gelmiş olmasına ve Türkiye'nin söz konusu ekonomik kaybının şok edici boyutlarda olduğunun dile getirilmesine rağmen şimdiye kadar hiç bir incelemenin yapılmaması nedeniyle ilgili kamu görevlilerinin olası ihmal ve rollerinin de soruşturma kapsamına alınması talep edildi.

İŞTE O SUÇ DUYURUSU

Adalet Platformu'nun oldukça geniş olan suç duyurusu dilekçesinin tamamı şu şekildedir:

CUMHURİYET SAVCILIĞINA - İSTANBUL
09 Nisan 2014
DOSYA NO :
MÜŞTEKİ :ADEM ÇEVİK
Vatandaşlık No:12409824156
Şifahane Caddesi. 14 Süleymaniye - Fatih - İstanbul
www.adaletplatformu.org ademgerede@gmail.com
Tel: +905322033274 – 05322467411

ŞÜPHELİLER :
1-Bank of America / Amerika
2-Bank of Tokyo-Mitsubishi UFJ / Japonya
3-Barclays Bank / İngiltere
4-BNP Paribas
5-Citibank NA
6-Credit Agricole CIB
7-Credit Suisse / İ sviçre
8-Deutsche Bank / Almanya
9-HSBC / Honkong
10-JP Morgan Chase
11-Lloyds Banking Group
12-Rabobank
13-Royal Bank of Canada / Kanada
14-Société Générale
15-Sumitomo Mitsui Bank
16-Norinchukin Bank
17-Royal Bank of Scotland / İngiltere
18-UBS AG
19-Thomson Reuters / İngiltere
20-Devletin, Kurumların ve Milletin zarar görmesi karşısında görevini yapmayan kamu görevlileri ve libordan dolayı vatandaşı zarara uğratan ve vergi kaçıran Türkiyedeki Bankalar ile soruşturma sonucunda ortaya çıkacak şüpheliler

KONU: Türkiye Cumhuriyeti Halkı, hükümeti ve Kurumlarının, Global Finans aktörleri yani Faiz/Libor Lobisi vasıtasıyla, KUR ve FAİZ Politikaları ile belli kurumları eliyle örgütlü olarak, organize bir şekilde mali suç oluşturulması ve zarara uğratılması.

AÇIKLAMALAR

1-Merkezi Londrada bulunan, kısa adı LIBOR olan, London Interbank Offered Rate, Londra bankalararası para piyasasında likiditesi yüksek bankaların birbirlerine ABD doları üzerinden borç verme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır. Londra saati ile 11:00-11.30 itibarı ile de sabitlenir. Bu değerler, piyasalar tarafından gösterge faizi olarak kullanılır. Burada ki uzlaşılan faiz oranı sadece Londra’daki bankalar tarafından kullanılmamakta, birçok finansal işlemde gösterge faiz oranı olarak kullanılmaktadır. Resmi adı BBA LIBOR'dur. (British Bankers' Association Libor) ve BBA tarafından organize edilir.

Bu Merkez, KUR ve FAİZ oranları ile oynarak, belli bankalar ve ülkeler lehine ve belli bankalar ve ülkeler aleyhine sonuç üretecek şekilde manüplasyon yapmaktadır..

LIBOR oranları 10 farklı para birimi ve 15 farklı zaman periyodu için her gün Londra saati ile 11.00-11:30'da hesaplanır ve Thomson Reuters aracılığı ile ilan edilir.

Bretton Woods antlaşmasından sonra Altın-Dolar kotasyonu ile uluslararası para sisteminde bir anlaşmaya varıldığı söylensede, global bir FAİZ LOBİSİ/ÇETESİ nin varlığı artık, ülkemizde de olduğu gibi üst düzey economist, bilim adamları ve devlet adamları tarafından ifade edilmektedir.

Bu sistem, bugün yeni teknolojilerle desteklenerek, yeni arbitraj olanaklarını da beraberinde getirrek daha karmaşık hale gelmiştir... Piyasanın bu derece entegre ve süratli olabilmesi bu seferde bankalar arası piyasalarda yapay zeka ile yeni jenerasyon faiz arbitrajlarına olanak vermiştir. Bu konuda uzman Tan Haskol'a göre dünya da anında swap arbitrajı yapılabilecek 50'nin üzerinde perakende fx broker'ı bulunmaktadır..

2-Sistem FOREX le, karmaşık borsa ilişkileri ve sanal para BİTCOİN’lerle daha da karmaşık hale gelmekte ve “KAYDİ PARA” hareketleri karşılıksız kağıtlar üzerinden bir kriz halinde ülkelerde büyük iktisadi yıkımlara yol açabilecek hileli oyunlar oynanmaktadır..

1986'da uygulanan ilk sabitlemede Libor sistemine yalnızca Amerikan doları, İngiliz sterlini ve Japon yeni kote edilmişti. İlerleyen yıllarda 20'ye yakın para biriminin faiz oranları LIBOR'da ortak olarak belirlendi. 2000 yılında Avrupa'daki para birimlerinin Euro'ya entegre olmasıyla geriye aşağıdaki listede bulunan 10 para birimi kaldı.[ Bunlar sırası ile : Avustralya doları (AUD), Kanada doları (CAD), İsviçre frankı (CHF), Danimarka kronu (DKK), Euro (EUR), İngiliz sterlini (GBP), Japon yeni (JPY), Yeni Zelanda doları (NZD), İsviçre kronu (SEK), Amerikan doları (USD)

1988'e kadar en kısa borçlanma periyodu aylıktı. Buna ek olarak önce haftalık 2001 yılından sonra da günlük ve 2 haftalık borçlanma periyodları eklendi. Artık günümüzde gecelik borçlanma faizleri belirlenmektedir.. Bütün Daha uzun vadeli borçlanma araçları da yine bu değerler üzerinden hesaplanmaktadır. Bu rakamlarda çok küçük oynamalar bile, hedef ülkelerin ekonomisine çok büyük zararlar verebilmektedir..

3-Dünyanın en büyük likidite sağlayıcı 18 bankası LIBOR sisteminin katılımcısı durumundadır. Bu bankalar her sabah Thomson Reuters'in LIBOR hesaplama algoritmasına faiz kotasyonlarını verirler. Hesaplamada kesilmiş aritmetik ortalama metodu kullanılır. Kesim için güven aralığı %25'tir. Süreç somut olarak şu şekilde işler. Reuters önce katılımcıların tekliflerini sıralar. ardından en düşük ve en yüksek %25'i sıralamadan çıkartır ve kalan tekliflerin aritmetik ortalamasını alır.

Katılımcı bankalar perakende brokerlarda dahil olmak üzere 200'den fazla piyasa katılımcısını temsil eder. Ancak temsil ettiği kurumlar sisteme kotasyon veremezler. Sadece 18 adet likidite sağlayıcı banka sisteme kotasyonlarını iletebilir. Bunlar sırası ile: Bank of America, Bank of Tokyo-Mitsubishi UFJ, Barclays Bank, BNP Paribas, Citibank NA,
Credit Agricole CIB, Credit Suisse, Deutsche Bank, HSBC, JP Morgan Chase,
Lloyds Banking Group, Rabobank, Royal Bank of Canada, Société Générale, Sumitomo Mitsui Bank, Norinchukin Bank, Royal Bank of Scotland, UBS AG’dir.

4-LIBOR bağlantılı Mali usulsüzlük işlemi basında “Büyük Skandal” başlığı ile duyuruldu.. Maliplasyona katılan 21 Bankaya 22 Milyar dolar ceza kesildi. Esasen Sistemin şeffaflığı ve güvenilirliği yüzünden BBA sistemin manipüle edilemeyeceğini düşünüyordu. Dahası manipülasyon çok organize bir iç kartel tarafından gerçekleştirilmek zorundaydı çünkü Reuters'in sistemine göre en düşük ve en yüksek %25'lik dilim tekliflerden çıkarılıyordu. Bunun yanı sıra kalan tekliflerin sıra dışı olması gerekirdi ki faiz oranı yapay bir şekilde belirlenebilsin. Netice de bu Likidite sağlayıcıların organizasyonu ile gerçekleşti ancak ardarda gelen rekabet ihlali soruşturmaları 9 Şubat 2009’da manipülasyonun ortaya çıkmasına sebep oldu. Manipülasyonun temel mantığı anlaşmaların zaman ve bilgi asimetrisine dayanmaktadır. Likidite sağlayıcılar yerel yönetimlere, bankalara mortgage servislerine yüksek faizle kredi sattıktan sonra LIBOR oranlarını yapay olarak düşürürler ancak anlaşmalar değişken faizli olmayabilir ve uzun vadeli olumlu beklentilere dayanabilir. Ardından likidite sağlayıcı piyasadan ucuz faizle verdiği borçların karşılığını toplar. Böylece orijinal kreditörün değişken faizle yaptığı anlaşmaların faiz farkı sıfır riskle kreditörün cebine girer..

5-22. Milyar dolar, tek ceza değildi, 2013 yılında yine benzer skandallar yaşandı ve ülkeler açtıkları davalar sonunda bu bankalarla dostane çözüm yoluna giderek bazı ülkeler ve fonlara bu oyunlar sonucu doğan zararlar ödendi..

6-OTC (Over The Counter) piyasaların tek bir merkeze kote edilme çabası her zaman için iki fiyatı doğurur. bu fiyatlardan biri indikatiftir (merkez fiyat). Diğeri ise piyasa fiyatıdır (gerçek fiyat). Piyasada serbestçe belirlenmesi gereken gerçek fiyat eğer indikatif data tarafından belirlenmeye zorlanırsa gerçek fiyatla-indikatif fiyat arasında bir fark oluşur. Bu fark yapay dalgalanmalar ya da kazançlar için manipüle edilebilir.

7-Bu konuyla ilgili olarak aşağıdaki internet sitelerinden de bazı bilgi ve belgelere ulaşmak mümkündür. (Bu kaynakların tümüne, internet üzerinden ulaşmak mümkündür)
-http://www.bbalibor.com/explained/the-basics
-Bretton Woods Antlaşması 1944
-Orhan Hançerlioğlu Ekonomi sözlüğü 72 Basım
-http://tfcinvestment.com/dusuk-riskli-sabit-getirili-yatirimlar/swap/
-TV5 Ana Haber 23 Eylül 2012 stüdyo konuğu
-http://www.global-rates.com/interest-rates/libor/libor.aspx
-http://uemek.blogspot.com.tr/2012/05/liborda-rekabet-ihlali-ve-manipulasyon.html
-http://www.finansgundem.com/haber/libor-manipulasyonu-pahaliya-patladi/308345
-www.tfcinvestment.com
-www.bbalibor.com/
-www.global-rates.com

8-Bu konuda uzman, emekli bir bankacı olan Demir İnal tanık ve bilirkişi sıfatı ile dinlenebilir.. Kendisi Bankacılık konusunda akademik düzeyde bilgi sahibi olup, diplomatik tecrübesi, dil hakimiyeti yanında, İmar Bankası eski genel Müdür yardımcılığı, Emlak Gayri Menkul Yatırım Ortaklığı Genel Müdür Yardımcılığı, İhlas Finans kurucu Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştıur.. (Demir İnal / dinal1@yahoo.com

9-Bu konuda daha önce ayrı bir yazı yazan gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak’ın konu ile ilgili makalesini de ekte takdim ediyorum. (EK:1) Dilipak bu yazısında açık bir şekilde ihbarda bulunmakta ve olayı özetlemektedir..

10-Ayrıca Ercan Yalınkılıç’ın “Uzmanı olmayanlar için LIBOR Skandalı” başlıklı yazısını da ekte takdim ediyorum. (EK:2) Bu makalede ayrıca Dünya LIBOR Skandalı ile çalkalanıyor? Peki nedir bu LIBOR? İlk kez ne zaman kullanıldı? Neden kullanılır? LIBOR nasıl manipüle edildi? sorularına cevap aranıyor..

5-Olay Amerikada, İngilterede , Almanyada yargıya taşındı LIBOR Skandalının yargıya taşınması ile ilgili basında yer alan haberlerden örnekler (E:3, EK:4, EK:5)

6-Gazete Vatanda LIBOR Skandalı, Barclays Banktan istifalar ve zarar görenlere ödenen tazminata ilişkin haber (EK:6)

7-BORYAD Borsa Yatırımcıları Derneğinin konu ile ilgili raporunda ilginç bilgiler var.. TURKİYE ve LIBOR konusunu da ele alan makalede “benzeri bir uygulama başlatılmasıyla ilgili süreç bir kez daha gündeme geldi. Aslında adı konulmasa da benzer bir hesaplamanın Türkiye’de de yapıldığı ifade ediliyor. Bankaların ve diğer piyasa oyuncularının bir “faiz lobisi oluşturarak Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini artırdıkları ve hem borçlanan hane halkını hem de kamuyu yüksek maliyetler ödemeye yönelttikleri iddiaları, Türkiye’de de yıllardır tartışılıyor” deniliyor Öyle anlaşılıyor ki, bu konu uzmanı olan herkesin bildiği bir sır

Sözkonusu makalede Barclaysten toplu istifalar olduğu haberi yanında , şüpheli bankaların LIBOR, EURIBOR, TIBOR oranlarına bağlı faiz türevleri üzerinden yaptıkları manüplasyon sonucu milyarlarca dolar ceza ödeseler de bu durum, bu bankaların gelirlerinde %3 ile %14 lük bir gelir azalmasına sebeb olacak kadar küçük bir kayıp olarak görülüyor.. Batılı kuruluşlar, bu manuplasyondan doğan zararları ile ilgili açtıkları davalarda, yargılamanın sonu beklenmeden, “Rızaen Sulh ve Dostane çözüm” yoluna gidilerek hemen, bu zararlar karşılanıyor. Ama bir çok dünya ülkesi Fazi lobisinin baskısından çekindiği için dava açma yoluna bile gitmiyor. Sonuçta ülkelerin %90 ındaki manuplasyondan doğan hak kayıpları, belli bankaların hanesine kar olarak kaydediliyor..

Makalede sözü edilen Morgan Stanley Raporu bu işlerin kimler tarafından nasıl ve niçin yapıldığını açıkça gözler önüne seriyor.. Bu ve daha fazla ayrıntı için (EK:7)

8-Biz bir grub duyarlı yurttaş ve bu işlerden zarar gören kişi ve kuruluşların temsilcisi olarak, “Finansal Tetikçilikle Mücadele Derneği“ kurmak üzere, çıktığımız yolda, içeride Faiz Lobisinin manuplasyonunu araştırırken, bunun Global çapta , devletleri dolandıran, çok daha büyük ölçekli bir iş olduğunu gördük.. Yaptığımız küçük çaplı bir araştırmada dehşet verici bilgilere ulaştık.. Bu çerçevede basında yer alan iki ayrı makaleyi daha bilgilerinize arzediyoruz.. Ve Esasen bu bilgiler ışığında , siyasi karar vericilerin, ilgili kuruluşlar ve savcılıkların re’sen harekete geçmesi gerektiğini düşünüyoruz..

EK’te “LIBOR skandalı büyüyor, faiz lobisi sessiz”/SüleymanYaşar/Sabah/3Temmuz2012” tarihli makalesi ve Yaşar Erdinç’in Bugün gazetesindeki, “LIBOR Skandalı Üzerine” başlıklı ve 10.1.2013 tarihli makalesini takdim ediyorum. (EK:8-EK:9)

Yaşar Erdinç sözkonusu makalesinde , bu konunun neden üzerine gidip irdelenmediğini sorguluyor ve Ayrıca TAZMİNAT yoıluna gidilmesinin önemine vurgu yapıyor..

Ayrıca; CFTC ve FSA raporlarının çok sayıda tespitle yayınlanmış olmasına rağmen ve suçlanan bankanın bu otoriteler ile "uzlaşma"yı seçme yoluna gitmesine rağmen, BBA'nın internet sayfasında ilgili banka hâlâ panel bankaları listesinde yer almaktadır.

CFTC ve FSA Raporları ile ortaya konulan manipülasyonlardan LIBOR'u doğrudan veya dolaylı olarak kullanan tüm kesimlerin etkilenmiş olması muhtemeldir. Bu nedenle, söz konusu raporları delil olarak kullanıp kendi özel zararlarını hesaplayabilen muhtemel mağdurların, özel hukuk hükümleri çerçevesinde manipülasyonu gerçekleştirenlere zararı tazmin davası açmaları mümkün olmalıdır.
Bu kesime kamu borçlanmaları bağlamında örneğin Türkiye Hazine'si de dahil olabilir. Bu nedenle, LIBOR manipülasyonu Türk hukukçular tarafından değerlendirilmesi beklenecek bir konudur.” Diyor.. Erdinç yazısında Bu tür piyasaların çökmeye mahkum olduğunu belirtiyor ve mekanizmaların devreye girmesi çağrısında bulunuyor..

9-“Türkiyenin LIBOR skandalı mağduru olduğu”na dair Sabah gazetesinde 11.1.2013 tarihinde çıkan bir haberle, LIBOR Skandalının İngiltere Merkezine sıçrayabileceğine dair 4 Temmuz 2012 de Blomberg’de çıkan bir haberi de EK de takdim ediyorum. (EK:10-EK:11)

11 Temmuz 2012 de yayınlanan “Bankaların başbelası LIBOR Skandalı” başlıklı Sabah Gazetesi’nde çıkan yazıda da “LIBOR tutarı 500-800 TRILYON dolara varan kredi ve türev enstrümanın günlük fiyatlanmasında “benchmark” (kıstas faiz) olarak kullanılıyor. Türk bankaları da her zaman LIBOR’e endeksli dış kredi kullanıyorlar. Başta Barclay’s, 12 dev bankanın aralarında anlaşarak LIBOR oranlarını suni olarak belirledikleri iddiası finans dünyasını karıştırdı. SABAH, traderlerin birbirlerine attıkları e-mailleri tercüme etti” spotundan sonra rezaletin ne kadar umursamaz ve laubali ve gayri ciddi şekilde örgütlendiğini gözler önüne seriyor.. Bir banka yetkilisi “KANKA FAİZİ BİR PUAN İNDİRELİm HARİKA OLUR” diyebiliyor ve bu rica hemen yerine getiriliyor, ama dünyada milyonlarca kişi, yüzbinlerce kuruluş bundan Milyarlarca dolar zarar görebiliyor.. Ve tabi bu telefon grörüşmesinde kazanan taraf diğer tarafta işlemi yapan uzmana ogün 5.6 milyon YTL lik bir teşekkür bonusu gönderebiliyor..

Bu komedi hayali bir iddia değil. Suçüstü oldukları durumlarda, hemen özür dileniyor ve tazminat ödeniyor.. Ama oyun devam ediyor.. Şimdi Almanya kendi bankalarını inceliyor. Öte yandan ABD Senatosu Bankacılık Komitesi Başkanı Tim Johnson, FED Başkanı Ben Bernanke’nin ifadeye çağırdı. Batıda parlementolar bu konuyu mercek altına aldılar.. Bu iddiaların konu edildiği makale için bakınız (EK:12)

10- Baycan Şabudak Finans Gündeminde 1 Ekim 2012 de bu konuyu yazdı ve “LIBOR Skandalı Türkiyeyi Teğet mi Geçti?” diye sordu.. Bu gazete haberine gore, Merkez Bankası o tarihte bir soruşturma kurulu oluşturdu. Bu kurulun çalışmalarının istenmesi ve gereğinin yapılıp yapılmadığının ortaya çıkartılması gerek.. (EK:13) deki yazıda bu konuda şu bilgiler yer almaktadır..

“Libor piyasası Vatandaşın kullandığı konut kredisi, tüketici kredisi, kart faizi, öğrenci kredisi ve türev ürünlerin fiyatlamasını da içeren (pastanın küçük kısmı” yaklaşık 360 trilyon dolarlık finansal ürün piyasasını etkiliyor dememiz yeterli galiba. Skandalın patlak vermesi ile ortalığa güncel tabir ile “tapeler” saçıldı. Söz konusu tapeler skandala adı karışan küresel bankaların kendi aralarında düşük faizle borçlanırken, vatandaşa yüksek faizle kredi vererek aşırı kâr elde ettiğini gözler önüne serdi. Skandalın bir boyutunda ise kağıt üzerinde ambargo uygulanan ülkeler için ambargonun nasıl delindiği var ama bu bambaşka ve epey su kaldırır bir tartışma konusu.

Skandalın ardından İngiliz bankası Barclays konunun mahkemeye giderek büyümemesi için anlaşma yolunu seçti ve 453 MİLYON DOLAR ödemeyi kabul etti. ABD, İngiltere, İsviçre, Güney Kore, Almanya, Singapur soruşturmaların sıçradığı ülkeler. Türkiyeden ise hala yüksek bir ses çıkmış değil. Libor skandalı bahsinde –takip edebildiğim kadarıyla- Türkiyede resmi ağızdan yapılan açıklamalar son derece sınırlı. BDDK Başkanı özellikle Avrupa'daki bankalardan borçlanan bir ülke olarak yüksek faizlerden olumsuz etkilendiğimizi ve skandalın mağdur tarafında yer aldığımızı ifade etti. Ancak henüz net bir eylem planı hazırlamadıklarını, Merkez Bankası ile oturup bu konuda neler yapabileceklerini konuşmalarının ve öncelikle zararın tespit edilmesi gerektiği yolundaki açıklamaları bunun ilki. Bir diğer basına yansıyan gelişme ise Bank for International Settlement (BIS) toplantısından dev bankaların başkanları, Libor konusunda ortak hareket etme kararı aldı. Libor skandalı için ortak soruşturma yapma kararı alan merkez bankaları arasında Türkiye de yer alıyor. “

(EK:14) deki haberde ise SOL Ekonomi, “ABD deki Bankalar da Organize Dolandırıcılığa Karıştı” başlıklı makalede Global Kapitalizmin ve Faiz Lobisinin ülkeleri ve halkları nasıl dolandırdığı ayrıntıları ile anlatılıyor ve kapitalistlerin danışıklı döğüş politikaları ile kamu maliyeleri ve kamu bankalarının nasıl zarara uğratıldıkları örneklervar

(EK:15) deki haber “BARCLAYS’İN en kıdemli üst düzey yöneticilerinden Jerry del Missier’in adı Diamond ve Paul Tucker arasındaki görüşmede geçti. Suçunu kabul etti ve ayrıldı.” Diye başlıyor. Kendi aralarında yaptıkları görüşmeler dinlemeye takıldı ve bu manuplasyon ortaya çıktı..
Yine (EK:16) de bulunan İngilizce Global Finans marketlerinin dünya ekonomisini nasıl maniple ettiklerini anlatan makalenin konunun anlaşılmasında yardımcı olacak bilgiler var EK-17 www.radikal.com.tr/yazarlar/metin_ercan/libor_sorusturmasinda_oyun_teorisi-1165058
EK-18 www.unodc.org/unodc/en/treaties/CAC/signatories.html www.adaletplatformu.com/?Syf=18&Hbr=73782

NETİCE VE TALEP : Yukarıdan beri sıralanan bilgiler çerçevesinde şüpheli bankalar ve bunlara karşı sessiz kalan kamu görevlileri hakkında cezai ve hukuki takibat yapılmasını, bu maksatla, konuya ilişkin, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Başbakanlık, İlgili Bakanlıklar (Maliye, Ticaret, Adalet), MİT, Merkez Bankası (Merkez Bankasının bu konuda bir araştırma yaptığı bilgisi daha önce basında yer aldı. Bu çalışmaya kimler katıldı. Nasıl bir rapor hazırlandı ve nasıl bir işlem yapıldı, bunun araştırılmasını talep ediyorum) , TOBB, İstanbul Borsası, DDK, BDDK gibi ilgili resmi birimlere yazı yazılarak mevcut bilgi ve belgelerin toplanması, Dışişleri Bakanlığı üzerinden, BM ve AB ile yazışmalar yapılarak, açılan, karara bağlanan ve devam eden davalarla ilgili bilgi ve belgelerin toplanması, BM ve AB de ve bunlara bağlı kuruluşlarda bu konuda yapılan çalışmaların toplanarak, (Morgan Stanley Raporu, CFTC ve FSA Raporları gibi, Ayrıca Başbakanlık, Basın, Yayın, Enforrmasyon Genel Müdürlüğü üzerinden, bu bankalarla ilgili ülkelerin hükümet, İlgili kurum, STK, Media ve Üniversitelerinin bu tartışmalara ilişkin yazılarının ve raporlarının derlenmesi) Milli Menfaatlerimizin korunması ve devam eden zararların önlenmesi ve geçmişten bu güne devam eden hak kayıplarının tazmini için gerekli hukuki süreçlerin başlatılmasına, bu maksatla ekli belgelerde sözü edilen kişi ve kuruluşların ve uzmanların dinlenmesine, bu maksatla ilgili dernekler ve Üniversitelerin ekonomi bölümlerinden konuya ilişkin görüş alınmasına karar verilmesini, konuya duyarlı ve söz konusu uygulamadan zarar gören, vergi veren, duyarlı bir yurttaş olarak şüphelilerin cezalandırılmasını, liborda yapılan bu sahteciliklerin bir benzerinin de forex (kur) tesbitlerinde de yapıldığı ortaya çıkmıştır bu konuda da davalar açıldı Türkiye’nin de bu konudaki çok büyük oranda zararlar ettiği ihtimali bilinmektedir, zararların tazmini yoluna gidilmesini bu yapılanların gasp=hırsızlık olması sebebiyle mahkemeler sonuçlanıncaya kadar şüphelilerin malvarlıklarına tedbir konulmasını, 5237 Sayılı Kanun 13. maddesi uyarınca hangi ülkede kim tarafından işlenirse işlensin, Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri’nin bu suçların faillerini yargılama yetkisi ve görevi bulunmaktadır. 10/12/2003 yılında imzalanan www.unodc.org/unodc/en/treaties/CAC/signatories.html ve 9 Kasım 2006’da yürürlüğe giren “Yolsuzlukları ve Görev Suistimallerini Önlemeye Yönelik BM Sözleşmesi” anlaşmasına gore anayasanın 90. Maddesi ve 5506 sayılı yasa çerçevesinde yasal bağlayıcılığı olan maddelere gore de cezai ve hukuki işlemler yapılmasını, bu sömürü düzenine son verilmesini, verilecek kararlar hakkında tarafıma bilgi verilmesini, aksi halde suçluyu koruma, görevi ihmal suçlarından da yargıya başvuracağımı saygıyla bilgilerinize arzederim.

09/04/2014 Adem ÇEVİK Adalet Platformu Başkanı

EK’LER

1-LIBOR , Kur Vesaire!.. / Abdurrahman Dilipak / Yeni Akit / 4 Ocak 2014 / 2 Sayfa
http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/libor-kur-vesaire-4291.html

2-Uzmanı Olmayanlar İçin LIBOR Skandalı / Fercan Yalınkılıç – Ekonomisayfası.net / 22.7.2012 / 2 Sayfa

3-LIBOR Skandalı Yargıya Taşındı / borsagündemi.com / 10.07.2012 / 1 Sayfa

4 A-LIBOR Skandalı Mahkemede / Euronews / 20.06.2012 / 1 Sayfa
4-B-LIBOR Skandalı

5-LIBOR Skandalı bir siyah kuğu olayı mı? / Greg Hunter / 16.10.2012 / 1 Sayfa

6-LIBOR Skandalı /A.Ağaoğlu /Gazete Vatan / 5.7.2012 / 2 Sayfa

7-Danışıklı Döğüş;LIBOR Skandalı, Toplu İstifalar / Borsa Yatırımcıları Derneği / 2012 Eylül / 2 Sayfa

8-LIBOR Skandalı Büyüyor, Faiz Lobisi Sessiz / Süleyman Yaşar / Sabah / 3 Temmuz 2012 / 1 Sayfa

9-LIBOR Skandalı Üzerine / Yaşar Erdinç / Bugün Gazetesi / 10 Ocak 2013 / 2 Sayfa

10-Türkiye de LIBOR Skandalı Mağduru / Sabah Gazetesi / 11.1.2013 / 0 Sayfa /9’a EK

11-LIBOR Skandalı İngiltere Merkeze Sıçrayabilir /Bloomberg Tv / 4.7.2012 / 2 Sayfa

12-Bankaların Yeni Başbelası LIBOR Skandalı /11 Temmuz / 2012 / 2 Sayfa

13-LIBOR Skandalı Türkiyeyi Teğet mi Geçti? Baycan Şabudak / 1 Ekim 2012 / finansgundemi.com / 2 Sayfa

14-ABD deki Bankalar da Organize Dolandırıcıla Karıştı / SOLEkonomi-SOL Portal / 3 Sayfa

15-Barclays’ın CEO’su Jerry del Missier İstifa Etti / Haberdesin.com / 1 Sayfa

16-Manipulation: How Financial Markets Really Work / Stephan Lendman / Global Resarch 29.5.2009 / 5 Sayfa

17- www.radikal.com.tr/yazarlar/metin_ercan/libor_sorusturmasinda_oyun_teorisi-1165058
18- www.unodc.org/unodc/en/treaties/CAC/signatories.html
19- http://www.adaletplatformu.com/?Syf=18&Hbr=73782

Eklerin toplamı:2 Toplam:6+30=36

EK:1

Abdurrahman Dilipak
abdurrahmandilipak@yeniakit.com.tr

LIBOR, Kur, Vesaire!..
04 Ocak 2014 Cumartesi Yeni Akit

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Son 1 haftada halka açık şirketlerimizin değeri tam 20 milyar dolar düşmüş. Sadece Halk Bankası’nın değer kaybı 1 milyar 625 milyon dolar” dedi.
Olay gazete manşetlerinde bir 2 milyon lira hikayesinden söz ediliyor, bir de ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar.. Ona, buna, şura, bir 20 milyon dolar iddiası daha var.. Hepsini toplasan edeceği rakam belli.. Ama iki hafta içinde, sadeceHalkbank’ın değerindeki kayıp 20 Milyar dolar! Bunun piyasaya yansıması 100 milyar doların üzerinde.. Maksat belli, Türkiye’yi iktisaden boğmak, para girişini engellemek, çıkışını/kaçışını hızlandırmak, ve Türkiye’yi iktisaden boğarak kardeş ve yoksul ülkelere yardımı engellemek!
Türkiye’ye gelen paralar birilerinin of-Shore kasalarından çıkıyor. Onun için bu operasyona destek vermek üzere, sadece ABD’den bir lobi 25 Milyar doları, derin yapılara ve paralel örgütlere aktarabiliyor. Daha Arap ülkelerinden Avrupa’dan aktarılan hariç..
Bir bankacı dostumun anlattıklarına göre, LİBOR (London Interbank Offered Rate) Londra’daki Bankalararası Teklif Edilen (faiz) Oranı olarak çevrilebilir. Bankalar birbirlerine teklif ettikleri faiz oranlarını deklare ederler (kotasyon verirler) ve Londra saatiyle 11:30’da katılan bankaların ortalamasıyla her vadede bir “faiz sabitlemesi” yapılır. Katılımcı bankaların sayısı son yıllarda 16’ya çıkarıldı. Bu sabitleme(ler) 360 trilyon dolarlık para piyasası, kredi ve türev ürünleri için “temel” kabul ediliyor! Son günlerde ortaya çıkarılan skandala kadar bu sabitlemelerin (fixation) adil bir biçimde yapıldığı varsayılıyordu. Ancak durum hiç de öyle değilmiş. Kotasyon veren bankalar arasında farklı bir “trafik” yaşanıyormuş! Bankalar kendi pozisyonlarına göre, diğer bankaları arayarak verecekleri kotasyonları etkileyebiliyor, değiştirebiliyormuş. Diyelim ki bir bankanın bugün yüklü bir işlemi var ve ucuzdan borçlanmak istiyor. Diğer bankaları arayarak teklif oranlarını düşük tutmalarını “rica ediyor” ve böylelikle o günkü sabitlemenin düşük olmasını sağlıyor. Ertesi gün piyasa “normal” seviyesine döndüğünde de bu işten ekstra kazanç sağlıyor. Ya da tam tersi borç verecekse bu durumda da oranların yükselmesini “rica ediyor” karşılığında da bir “şampanya” vaad ediyormuş! Şampanya dedikse onun nasıl bir şey olduğunu Ertuğrul Özkök’e sormak gerek..
LİBOR yolsuzlukları bilinmeyen bir şey değil, ama birileri pişkinliğe vuruyor ve konunun üstü hep örtülüyor. 2007-2009 yıllarında 20’den fazla banka bu skandala karışmış. 10 para biriminin 1 gecelikten 1 yıla kadar değişen vadelerdeki faiz oranlarının sabitlenmesi sırasında bazı bankaların faiz belirleme sürecinde “danışıklı” hareket ettikleri ortaya çıktı.
Dünyadaki banka ve finans kuruluşları arasında dönen finansın 350-400 trilyon dolar arası olduğu hesaplanıyor. Amerika, İngiltere, İsviçre ve Avrupa Birliği gibi Devlet kuruluşları gerekli soruşturmaları yaparak bu yolsuzluğu yapan finans kurumları ile, genelde, anlaşarak büyük cezalar ödettiler. Sürekli borç kullanan veya fonlarını kullandıran binlerce Belediye, emekli sandığı, sigorta şirketi gibi kurumlar da tazminat alabilmek için ne yapacaklarını araştırıyor. Türkiyede uzun yıllardır yurt dışından borç alıp verdiği için bu konuyu incelemelidir.
Bu skandalın ilk kurbanı İngiliz Barclay’s Bank oldu. Amerikan ve İngiliz piyasa düzenleyici kurumlarına 453 milyon dolar ödemeyi kabul ettiler. CEO Bob Diamond istifa etti. Arkasından birçok dünya devi banka teker teker Amerikan, İngiliz, İsviçre, Avrupa Birliği’nin çeşitli kurumlarına milyarlarca Dolar tutarında (mahkemeye gitmeden, anlaşarak) ceza ödediler. 2012 başından bu yana bankaların çeşitli Amerikan ve İngiliz Devlet kurumlarına ödedikleri cezalar şöyle: Baclay’s Bank 453 m $, UBS Bank 1.500 m$, Deutsche Bank 950 m$, City Group 90 m$, RBS (Royal Bank of Scotland) 560 m$, J. P. Morgan 105 m$. Ayrıca, yukarıdakiler dahil 7 Finans kuruluşu daha birkaç gün evvel Avrupa Birliği Komisyonununca 1.7 milyar Euro yani 2.2 milyar Dolar daha ceza yedi.
Bir yandan 2 milyon dolarlık bir rüşvet iddiası ile, milli bir bankanın itibarı yerle bir edilip, ülkeye 100 milyar dolar zarar verilirken, öte yandan batıda olanlara bakın.. İsrail dışişleri bakanı bu işten çok mutlu.. Birileri kaş yapayım derken göz çıkarttı, dostları dilhun ederken İsrail’i sevindirdi.. Bu arada bu sabıkalı bankalar toplam 6 Milyar Dolar civarındaki cezaları öderken bunun iki misline yakın miktardaki cezadan da skandal soruşturması sırasında, Devlet Kuruluşları ile “iyi niyetle yardımlaştıkları” için, kurtulmuşlar. Ödedikleri ceza matrahtan/kardan düştüğü için yine bu işten zararlı çıkan kendi halkları, devletleri oluyor aslında..
Bir de döviz manüplasyonu davası var. New York’ta başlayan soruşturmanın aynı Libor Skandalı gibi doğru ve de çok büyük olduğu iddia ediliyor. Dünyada günde 3 Trilyon Dolarlık para değişimi yaptığı hesaplanıyor. Bu durumda gene sahtekarlığın boyutları çok büyük çıkacak. Bu konuda şimdilik haklarında soruşturma başlatılan bankalar şunlar: Credit Suisse, Goldman Sachs, JPMorgan, Royal Bank of Scotland, HSBC, Barclays, Citigroup, Deutsche Bank and UBS.
Ülkemizde son 17 ve 25 Aralık hadiselerinin bence, en büyük sebebi Türkiye’nin son yıllarda, hem ekonomik ve siyasi ağırlığının artması hem de dünya bankacılığında son yıllarda arkası arkasına ortaya çıkan yolsuzluklar sebebiyle özellikle İslam ülkelerinden gittikçe artan finansman ve yatırımın önünün kesilmek istenmesidir. Unutulmasınki İngiltere, İsviçre, Almanya ve tabii Amerika Finans merkezi olma avantajlarını kullanarak kazandıkları paralar ile ekonomilerini ayakta tutmaktadırlar. Londra Finans merkezi olmaktan çıkarsa ekonomik çöküşü kaçınılmaz. Eğer doğru çıkarsa Bağdat yönetimi ile K. Irak Kürt yönetimi K. Irak petrol boru hattından gelecek milyarlarca doları Halk Bankası yerine birABD bankasına yatırmak üzere anlaşmış gibi. İşte size 17 ve 25 Aralık operasyonunun arkasındaki asıl çete.
Bakalım hükümet bu konuda bir girişimde bulunacak mı? Türkiye’de serbest finans bölgesi ve milli bilgi bankası kurulabilecek mi, yoksa bundan sonra da bir savcı bir polis bir bankanın bilgisayarını klonlayıp gidebilecek mi bundan sonra da! Ya da basında bu konu ne kadar yankı bulacak.. Selam ve dua ile..

EK:2

Uzmanı olmayanlar için LİBOR skandalı!
Dünya LIBOR Skandalı ile çalkalanıyor?
Peki nedir bu LİBOR?
İlk kez ne zaman kullanıldı? Neden kullanılır?
LİBOR nasıl manipüle edildi?

Ekonomisayfası.net /Fercan Yalınkılıç
22 Temmuz 2012

London Interbank Offered Rate (LIBOR): Londra Bankalararası kredi vermek için istenen faiz oranı. Bankalar kısa vadeli fonlama ihtiyaçlarını karşılamak için birbirinden borç alırlar. Borç almanın sebebi sermaye yeterlilik oranını sağlamaktan nakit akışını düzenlemeye kadar çok çeşitli olabilir. Bankaların hepsi hangi faiz oranıyla borç verdiğini duyurur. Bankaların istediği faiz oranının ortalaması alınarak LIBOR faiz oranı elde edilir. LIBOR, tek gecelikten, 1 yıl süreye kadar hesaplanır. LİBOR ile ilgili detayları okumak için haberin devamını tıklayın..

UZMANI OLMAYANLAR İÇİN LİBOR SKANDALI!
London Interbank Offered Rate (LIBOR): Londra Bankalararası kredi vermek için istenen faiz oranı. Bankalar kısa vadeli fonlama ihtiyaçlarını karşılamak için birbirinden borç alırlar. Borç almanın sebebi sermaye yeterlilik oranını sağlamaktan nakit akışını düzenlemeye kadar çok çeşitli olabilir. Bankaların hepsi hangi faiz oranıyla borç verdiğini duyurur. Bankaların istediği faiz oranının ortalaması alınarak LIBOR faiz oranı elde edilir. LIBOR, tek gecelikten, 1 yıl süreye kadar hesaplanır.

Bankalar kredi kartı faizlerinden, kredi faizlerine, finansal ürünlerin fiyatlanmasına kadar çok çeşitli yerde LIBOR’u gösterge faiz olarak kullanır. Dünyada nominal değeri 350 trilyon dolara yaklaşan kredi ve finansal ürünlerde LIBOR kullanılıyor. Bu da LIBOR’un ne kadar kritik bir gösterge olduğunu anlatmaya yetiyor.

LIBOR 1984’te İngiliz Banka Birliği, İngiltere Merkez Bankası’yla birlikte çalışarak bankaların verdiği LIBOR oranlarını bir standarta bağlamaya çalıştır. Bu çabalar 1985 yılında meyve verdi ve LIBOR son halini 1985’te aldı.

LIBOR SKANDALI
Geçen haftalarda piyasalar LIBOR’un bankalar tarafından manipüle edildiği haberiyle çalkalanmıştı. LIBOR skandalı İngiltere’nin en büyük bankalarından Barclays’le birlikte patlak verdi. Ancak hemen ABD’li bankalar da dahil olmak üzere diğer finansal kurumlar da mercek altına alındı.

Skandalın patlak vermesinin ardından LIBOR manipüle edildiğinden uzun süredir şüphelenildiği de ortaya çıktı. 1998 yılında bir Fed analisti LIBOR konusundaki çarpıklıklara dikkat çeken bir araştırma raporu yayınladı. Ardından da New York Fed’in 2008 yılında manipülasyondan haberdar edildiği haberi piyasaya yayıldı.

LIBOR NASIL MANİPÜLE EDİLDİ?
Bankalar 4 şekilde LIBOR’u manipüle edebilir:
1. Piyasa gerçeklerini yansıtmayacak kadar yüksek oranda kotasyon vermek
2. Piyasa risklerine rağmen kredi verebilmek için aşırı düşük faiz oranıyla borç istemek
3. Kredi verilen bankanın finansal risklerini gözardı etmek yada görmezden gelmek. Böylelikle de büyük risklerin fiyatlanmasına engel olmak
4. Banakalar anlaşarak LIBOR’u yapay seviyelerde tutabilir

Bankalar 350 trilyona varan türev ürünler piyasasını manipüle ederek, müşterilerinin ve genel halkın zarar görmesine yol açarak, yüksek karlar elde edebilirler. LIBOR oranı bir borsada değil de tezgah üstü piyasada fiyatlandığı ve gene tezgah üstü piyasası enstrümanlarda kullanıldığı için de denetlenmesi çok zor bir gösterge faiz. Ayrıca LIBOR’un fiyatlanması nispeten sayılı bankanın elinde olduğu için de bu gösterge faizin manipüle edilmesi daha kolay hale geliyor.

BANKALAR KURALLARINI KENDİ KOYDUKLARI BİR OYUN OYNUYOR: KASA HER ZAMAN KAZANIR

Büyük bankalar denetimin az olduğu bir ortamda, kuralları ve fiyatları kendi belirledikleri bir piyasada müşterilerine hizmet veriyor. Bu da oyun sahasının hep bankaların lehine şekillendiği anlamına geliyor. Biz tüketiciler de oyunun şikeli olduğunu bilmeden finans piyasası sahasına giriyoruz. Sonuçta hep tüketici kaybediyor.

ABD Kasım’da seçime gidiyor olmasa ve Obama’nın seçim kampanyası bankacılara karşı olma stratejisini içermiyor olsa bu manipülasyonlardan da asla haberimiz olmayabilirdi.

EK:3

LIBOR Skandalı Büyüyor
LİBOR SKANDALI YARGIYA TAŞINDI
10.07.2012 - 08:30
www.borsagundem.com
İngiltere'de libor skandalına 10-14 bankanın bulaştığı düşünülüyor.

İngiltere'nin Hazine'den sorumlu Maliye Bakanlığı yetkilisi Mark Hoban tarafından Handelsblatt gazetesine yapılan açıklamada Ülkedeli Libor faizi skandalına 10 ila 14 bankanın karıştığından şüphelenildiği ve hükümetin bu tip yasadışı faaliyetlere karşı bazı uygulamalara gideceği ifade edildi.

Libor skandalı mahkemede – economy İngiliz yatırım bankası Barclays’in üç eski fon yöneticisi hakkında manipülasyon suçlaması ile başlatılan soruşturma mahkemeye taşındı.

İngiliz Dolandırıcılık Bürosu, küresel çapta yapılan soruşturma sonrası banka eski çalışanlarını faiz oranlarında oynamakla suçladı. Kredi alıp vermede faiz oranları ile oynamakla suçlanan zanlıların hakim karşısına çıkmasına karar verildi. Ancak 2008 yılında başlayan libor skandalı olarak bilinen dava için henüz gün belirlenmedi.

Banka yöneticilerini savuna...
İLGILI HABERLER: http://tr.euronews.com/2014/02/17/libor-skandali-mahkemede

Türkçe:
Web sayfası: http://tr.euronews.com/
Facebook: https://www.facebook.com/euronews

ratingsTime:00:36More inNews & Politics

EK:4

LIBOR skandalı mahkemede

euronews-tr 20.06.2012
İngiliz yatırım bankası Barclays’in üç eski fon yöneticisi hakkında manipülasyon suçlaması ile başlatılan soruşturma mahkemeye taşındı. İngiliz Dolandırıcılık Bürosu, küresel çapta yapılan finansal dolandırıcılık olayını takibe aldı..Ayrıntılı haber videosu aşağıdaki linkte: http://www.dailymotion.com/video/x1cg7x0_libor-skandali-mahkemede_news

Euronews 2. Haber

EKONOMİ
Libor skandalı ,
17/02 17:50 CET
İngiliz yatırım bankası Barclays’in üç eski fon yöneticisi hakkında manipülasyon suçlaması ile başlatılan soruşturma mahkemeye taşındı.
İngiliz Dolandırıcılık Bürosu, küresel çapta yapılan soruşturma sonrası banka eski çalışanlarını faiz oranlarında oynamakla suçladı. Kredi alıp vermede faiz oranları ile oynamakla suçlanan zanlıların hakim karşısına çıkmasına karar verildi. Ancak 2008 yılında başlayan libor skandalı olarak bilinen dava için henüz gün belirlenmedi.
Banka yöneticilerini savunan hukuk şirketi suçlamaların ardından herhangi bir açıklama yapmadı. Banka yöneticileri libor skandalının patlamasına karşın 2012 yılına kadar çeşitli finans kurumlarında çalışmaya devam etmişti.
Copyright © 2014 euronews

EK:5

LIBOR Skandalı bir Siyah Kuğu Olayı mı?

Greg Hunter,
LIBOR skandalı, RBS üst yöneticisini işinden etti.
Financial Times 16.10.2012 12:39 TSİ

İngiliz Royal Bank of Scotland (RBS) Avrupa, Afrika, Orta Doğu ve Asya faiz oranlarından sorumlu üst düzey yöneticisinin işine LIBOR soruşturması kapsamında son verdi. Yönetici şimdiye kadar RBS'in işten çıkardığı en kıdemli çalışan oldu. inShare Mail Sonra OkuYazdır İngiltere’nin en büyük bankalarından RBS, LIBOR skandalıyla ilgili olarak Avrupa, Afrika,Orta Doğu ve Asya faiz oranları işlemleri bölümünün başında bulunan Jezri Mohideen’in işine son verdi. Mohideen, LIBOR skandalı nedeniyle RBS’in işine son verdiği en kıdemli yönetici oldu. Financial Times’ın haberine göre Londra bankalar arası gecelik faiz oranı olan LIBOR’un manipüle edildiğine dair soruşturma kapsamında Mohideen’ın işine geçen hafta son verildi. Geçen sene dört çalışanının işine son veren RBS, bu kararla birlikte ilk kez üst düzey bir yöneticiyi işten çıkardı. RBS işten çıkarmayla ilgili olarak bir yorum yapmadı ancak yayınladığı açıklamada “LIBOR oranının belirlenmesi sürecinde yaşanan konuşmaları, iletişimi ve verilen oranları incelemeye devam ediyoruz. RBS, kanun yapıcılarla tam bir işbirliği içerisinde” ifadesi kullanıldı.

http://www.cnbce.com/haberler/dis-haber/libor-skandali-rbs-ust-yoneticisini-isinden-etti
Copyright © cnbce.com

EK:6

LIBOR skandalı
A.Ağaoğlu / Gazete VATAN
05.07.2012

Batı bankacılığının “temel direklerinden” biri olan LIBOR’da bir skandal patladı! 2007-2009 yıllarında 20’den fazla banka bu skandala karışmış. 10 para biriminin 1 gecelikten 1 yıla kadar değişen vadelerdeki faiz oranlarının sabitlenmesi sırasında bazı bankaların faiz belirleme sürecinde “danışıklı” hareket ettikleri ortaya çıktı.

LIBOR (London Interbank Offered Rate) Londra’daki bankalararası teklif edilen (faiz) oranı olarak çevrilebilir. Bankalar birbirlerine teklif ettikler faiz oranlarını deklare ederler (kotasyon verirler) ve Londra saatiyle 11:30’da katılan bankaların ortalamasıyla her vadede bir “faiz sabitlemesi” yapılır. Katılımcı bankaların sayısı son yıllarda arttırıldı. Bu sabitleme(ler) 360 trilyon dolarlık para piyasası, kredi ve türev ürünleri için “temel” kabul ediliyor!

Son günlerde ortaya çıkarılan skandala kadar bu sabitlemelerin (fixation) adil bir biçimde yapıldığı varsayılıyordu. Ancak durum hiç de öyle değilmiş. Kotasyon veren bankalar arasında farklı bir “trafik” yaşanıyormuş! Bankalar kendi pozisyonlarına göre, diğer bankaları arayarak verecekleri kotasyonları etkileyebiliyor, değiştirebiliyormuş. Diyelim ki bir bankanın bugün yüklü bir işlemi var ve ucuzdan borçlanmak istiyor. Diğer bankaları arayarak teklif oranlarını düşük tutmalarını “rica ediyor” ve böylelikle o günkü sabitlemenin düşük olmasını sağlıyor. Ertesi gün piyasa “normal” seviyesine döndüğünde de bu işten ekstra kazanç sağlıyor. Ya da tam tersi borç verecekse bu durumda da oranların yükselmesini “rica ediyor” karşılığında da bir “şampanya” vaad ediyormuş!

Bu skandalın ilk kurbanı İngiliz Barclay’s Bank oldu. Amerikan ve İngiliz piyasa düzenleyici kurumlarına 453 milyon dolar ödemeyi kabul ettiler. Önce Yönetim Kurulu Başkanı Marcus Agius, ardından da İngiliz Başbakanı başta olmak üzere siyasi otoritelerin baskısıyla CEO Bob Diamond istifa etti. Diamond’un dünkü parlemento oturumunda ‘İşlemcilerin yaptıklarından, skandal patlayınca haberdar oldum’ demesi onu ne yazık ki kurtaramayacak!

Mesele Barclay’s ile bitecek gibi değil. Reuters’ın haberine göre, Citigroup, UBS ve RBS’in de isimleri bu soruşturma da geçiyor! 20’ye yakın bankanın soruşturulduğu bu skandalda mutlaka “günah keçisi” sayısı artacaktır. Bankacılığının “onurunu” kurtarmak adına devreye giren İngiliz Başbakanı David Cameron’un işi bir parlemento soruşturmasına taşıması da söz konusu.

İşin dramatik boyutu bu mesele piyasalara güven verecek şekilde bir sonuca vardırılmadığı takdirde LIBOR sisteminin güvenilirliği ciddi bir şekilde sarsılacaktır. Bundan böyle sabitleme oranlarının belirlenmesi için mutlaka yeni metodolojiler devreye alınmak zorunda. Belki de “mekanizma” devlet(ler) kontrolüne alınmak zorunda kalacak.

Siyasi otoritelerin finans sektörünü bu denli “başıboş” bırakmasının bir sonucu daha ortaya çıkmış durumda. Mutlaka kamu adına bu mekanizmaların kontrol edilmesi, finans sektörünün bu denli keyfi davranmasının önüne geçilmesi gerekiyor. Bu demek değil ki tüm finans sektörü kamuşlatırılsın. Yapılması gereken uyulması gereken kuralların net bir şekilde ortaya koymak ve bunları sıkı bir şekilde denetlenmek. Son 10-15 yıllık dönemde başta türev ürünler i olmak üzere risklerin net ve sitematik olarak tanımlanması ve tabii ki kimlerin sermayelerine göre ne kadar risk alabileceklerinin ortaya konması gerekiyor.

Aksi takdirde hiç de adil olmayan yöntemlerle çalışan, yatırım yaparak risk alan dürüst kesimden yolsuzluk yapanlara haksız kazanç transferi devam edecek!

Umarım bu skandal ve son finansal kriz bu konuda ciddi adımlar atılmasına katkı sağlar!

EK:7

Danışıklı Dövüş, LIBOR Skandalı, Toplu İstifalar
BORYAD
Borsa Yatırımcıları Derneği

Geçtiğimiz aylarda patlak veren LIBOR (London Interbank Offered Rate) skandalı ...
Geçtiğimiz aylarda patlak veren LIBOR (London Interbank Offered Rate) skandalı, finans piyasalarında zor rastlanan ve birçok kişiyi “bu derece bir spekülasyon yapılamaz” düşüncesiyle şaşkınlığa sürükleyen bir olay.

Yaz ayları finans piyasalarının durgunlaştığı, herkesin köşesine çekildiği ve haber trafiğinin azaldığı aylardır. Ama son birkaç yıldır piyasalar oldukça hareketli geçiriyor yaz aylarını. Bu sıcak zamanlarda artık durgunluk bir tarafa, iyiden iyiye piyasalar çalkalanıyor, skandallar patlak veriyor. 2012 yazı da skandallar konusunda oldukça iddialı geçti. Temmuz ayında patlak veren LIBOR (London Interbank Offered Rate) skandalı, finans piyasalarında zor rastlanan ve birçok kişiyi “bu derece bir spekülasyon yapılamaz” düşüncesiyle şaşkınlığa sürükleyen bir olay. Öncelikle konunun yabancısı okurlarımız için kısaca açıklayalım: LIBOR, Londra bankalar arası para piyasasında kredibilitesi yüksek bankaların birbirlerine ABD doları üzerinden borç verme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır. Bankalar kısa vadeli fonlama ihtiyaçlarını karşılamak için birbirinden borç alırlar. Borç almanın sebebi, sermaye yeterlilik oranını sağlamaktan nakit akışını düzenlemeye kadar çok çeşitli olabilir. Bankaların hepsi borç verme faiz oranlarını açıklarlar. Bankaların istediği faiz oranlarının ortalaması alınarak LIBOR faiz oranı elde edilir. LIBOR, gecelikten yıllığa birçok farklı vadede hesaplanır. Bankalar kredi faizlerinden, kredi kartı faizlerine, finansal ürünlerin fiyatlanmasına kadar çok çeşitli yerde LIBOR’u gösterge faiz olarak kullanır. Dünyada nominal değeri 350 trilyon dolara yaklaşan kredi ve finansal ürünlerde LIBOR kullanılmaktadır. 1984 yılında hesaplanmaya başlanan bu gösterge faiz, finans dünyasının en önemli kavramlarından biridir.

Kotasyon Veren Bankalar Arasında Danışıklı Dövüş
350 trilyon dolara ulaşan bir piyasanın oyuncular tarafından etkilenmesini beklemek son derece zor elbette. Piyasalar faiz sabitlemelerinin adil bir şekilde belirlendiğini varsaysa da patlak veren skandal, durumun hiç de böyle olmadığını gözler önüne serdi. Kotasyon veren bankalar arasında bir danışıklı dövüş olduğunu ortaya çıkaran otoriteler, bankaların kendi pozisyonlarına göre diğer bankaları arayarak verecekleri kotasyonları etkileyebildiğini, değiştirebildiğini gözler önüne serdi. Örneğin bir bankanın bugün paraya ihtiyacı var ve ucuz borçlanmak istiyor. Diğer bankaları arayarak teklif oranlarını düşük tutmalarını konusunda dileklerini iletiyor ve böylelikle o günkü faiz oranlarının gerçekte olması gerekenden düşük olmasını sağlıyor. Ertesi gün piyasa “normal” seviyesine döndüğünde de bu işten ekstra kazanç sağlıyor. Ya da tam tersi borç verecekse bu durumda da faiz oranların yükselmesini istiyor. Skandaldaki en büyük aktör olarak ortaya çıkan Barclays’deki üst düzey yöneticiler istifalarını çoktan verdi. Ancak skandal sona ermedi. İngiltere Merkez Bankası (Bank of England) ve ABD Merkez Bankası’nın (Federal Reserve System) isimlerinin de olaya karışması ve skandala adı karışan bankaların LIBOR’u kendi çıkarlarına göre belirlediklerinin kanıtlanmasının ardından, bankaların zararı karşılamak üzere milyonlarca dolar ödedi ve regülasyona tabi kılındı. Tüm bu gelişmeler piyasalardaki huzursuzluğu yine de dindirmedi. Sorun bu kadar rahat ve çabuk çözülmeyecek gibi görünüyor.

Barclays’ten Toplu İstifalar
Skandalın ardından Barclays’in yönetim kurulu başkanı Marcus Agius, genel müdürü Bob Dimaond ve baş işletme direktörü Jerry del Missier istifa ettiler. Kısacası istifalar nedeniyle İngiltere’nin en büyük bankalarının birinin başında yönetici kalmadı. İngiliz Bankacılık Denetleme Kurulu, Barclays’in borçlanma maliyetini olduğundan düşük göstererek LIBOR’u manipüle ettiği gerekçesiyle bankaya toplam 290 milyon sterlin ceza verdi. Ama cezalar bu olaylardan sorumlu kişilere değil de şirkete verildiğinden, bir nevi küçük yatırımcılar suça ortak ediliyor. Morgan Stanley tarafından yayınlanan rapora göre, LIBOR oranını manipüle ettiği konuşulan 12 küresel bankanın ceza, sözleşme ve yatırımcılarına verdiği zararın toplamda 22 milyar doları bulabileceği öngörülüyor. Morgan Stanley’nin analizinde, 11 bankanın daha, geçtiğimiz ay ABD ve İngiltere’deki yetkililere 465 milyon dolar ödemek zorunda kalan Barclays gibi cezalandırılacağı ifade ediliyor. Bu analize, milyarlarca dolarlık ekstra cezaya neden olabilecek ABD ve Avrupa’daki kartel soruşturmaları dahil değil. Avrupa Birliği Rekabet Kurumu Başkanı Joaquin Almunia, 1 yılını tamamlayan LIBOR, Euribor ve Tibor oranlarına bağlı faiz türevlerine ilişkin kartel soruşturmalarının “önceliklerinden”olduğunu belirterek konuya verdikleri önemin altını çizmişti. Morgan Stanley’e göre tahmini cezalar, bankaların 2012’deki hisse başı kazançlarını %4 ila %13 oranında azaltabilir. Kamu Bankacılık Kurumu Başkanı Ellen Brown, Global Research’te konuyu ele aldığı bir makalesinde, LIBOR skandalı gibi dolandırıcılık faaliyetlerinin serbest piyasa ideolojisi gereği özel bankalarla yönetilen bir sisteme özgü olduğunu, özel bankalara uygulanacak regülâsyonun ise kamu yararının sağlanması için bir çözüm olmadığını savunuyor. LIBOR skandalının ABD’deki dolandırıcılık örneğinin hemen ardından geldiğini belirten Brown, bu örnekte de bankalar arası faiz haddi üzerinde, sözleşmelerden mali araçlara, mortgage kredilerinden borçlanma kredilerine 500 trilyon dolarlık değeri etkileyen bir tezgâh kurulduğunu ifade ediyor. İşin dramatik boyutu, bu mesele piyasalara güven verecek şekilde bir sonuca vardırılmadığı takdirde LIBOR sisteminin sorgulanmaya başlanacak olması. Faiz oranlarının belirlenmesi için yeni bir yöntem bulunmak zorunda kalınabilir. Belki bu noktada devletlerin de devreye girmesi gerekecek. Siyasi otoritelerin finans sektöründe herkesin at koşturmasına izin vermesinin bir sonucu daha ortaya çıkmış durumda. Kamu adına bu mekanizmaların kontrol edilmesi, finans sektörünün bu denli keyfi davranmasının önüne geçilmesi, benzer skandalların yaşanmaması açısından elzem görünüyor.

Türkiye ve LIBOR
Skandal sonrası Türkiye’de de önümüzdeki yıllarda kendi faiz oranları konusunda LIBOR benzeri bir uygulama başlatılmasıyla ilgili süreç bir kez daha gündeme geldi. Aslında adı konulmasa da benzer bir hesaplamanın Türkiye’de de yapıldığı ifade ediliyor. Bankaların ve diğer piyasa oyuncularının bir “faiz lobisi oluşturarak Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini artırdıkları ve hem borçlanan hane halkını hem de kamuyu yüksek maliyetler ödemeye yönelttikleri iddiaları, Türkiye’de de yıllardır tartışılıyor. Bu teze karşılık sürülen genel savunma ise, bu piyasaların manipüle edilebilmek için çok büyük olduğu, hiçbir bankanın veya bankaların bu işi yapmaya gücünün yetmeyeceğiydi. Ama görünen o ki, LIBOR piyasasının bile manipüle edilmesi mümkün oluyorsa, ülkemiz para piyasalarında benzer bir durum yaşanmaz demek çok kolay değil. Her ne kadar BDDK ve Merkez Bankası’nın piyasaları kontrol altında tutmaları konusunda birçok deneyim atlatmış olsak da, serbest piyasa koşullarının fazla başı boş yaratabileceği sorunları göz önünde bulundurmak gerekiyor.

EK:8

Libor Skandalı Büyüyor, “Faiz Lobisi” Sessiz
Süleyman yaşar / Sabah
3 Temmuz 2012 Salı

Dünyada çok ucuz olan parayı, Türkiye'ye çok pahalıya satana alkış tutanlara"faiz lobisi" diyoruz. Bu lobi, haksız para kazananları desteklerken ve onlara güzellemeler yaparken bu arada kendisi de kolay para kazanıyor. Dünyada enflasyondan arındırılmış reel faizler negatif seyrederken, bunlar, Türkiye'de yüksek reel faizin olması gerektiğini ileri sürüp haksız kazancı destekliyorlar.
Faiz lobisi, Başbakan Erdoğan, "reel faizler sıfır olsun" dediğinde, "ekonomi bilmiyor" diyerek kendi aralarında eğleniyorlar. Ekranlara çıkıp, faizlerin piyasalarda serbestçe belirlendiğini ileri sürüyorlar. Hatta ahbapçavuş ilişkisiyle akademik unvan almış faiz lobisinin bazı elemanları faizin nasıl piyasada serbestçe belirlendiğine ilişkin makaleler yazıyorlar. Oysa gerçek öyle değil! Dalgalı kur rejimi uygulayan bir ülkede reel faizlerin içeride ve dışarıda eşit olması gerekiyor. Aksi takdirde döviz kuru dalgalanmadığından yüksek reel faiz veren ülkenin parası diğer ülke para birimine göre sürekli değerleniyor. O zaman da o ülke rekabet gücünü kaybediyor. İhracatı azalıyor, ithalatı artıyor.
Ama bizde ahbap-çavuş ilişkisiyle akademik unvan almışların bunu bilmesi ve anlaması mümkün değil. Bunlar ancak gördüklerinde anlıyorlar. Anlamaları için de birilerinin yakalanması gerekiyordu. Nitekim sonunda o da oldu. ABD ve Avrupa'da düzenleyici kurumlar, aralarında anlaşarak faizleri istedikleri seviyede tutan ve müşterilerine yüksek fiyatlardan satan banka çetelerini yakaladı. Şimdi bizim faiz lobisinin ahbapçavuş akademisyenleri ne diyecekler bakalım derken, bunlardan hiç ses çıkmadı. Sanki dünya faiz skandalıyla sarsılmıyormuş gibi bunların hepsi sus pus oldu. Ortada yoklar.
Faiz manipülasyonu yaptığını kabul edip 453 milyon dolar ceza ödemeyi kabul eden Barclays bankasının Yönetim Kurulu Başkanı Marcus Agius dün istifa edeceğini açıkladı. Dün bütün küresel basında manşet olan bu haber bizim basında yer almadı.
İngiltere iktidarıyla muhalefetiyle bu skandala el koydu ama bizim lobiden tek bir yazı, tek bir söz yok. Niye? Çünkü işin ucu kendilerine de gelebilir. Çünkü manipüle edilen Londra bankalar arası faiz oranları (Libor), bizde de eşik olarak alınıyor ve uluslararası piyasalarda toplam 800 trilyon dolarlık menkul kıymet ve borç sözleşmesini etkiliyor, 350 trilyon dolarlık swap ve 10 trilyonluk dolarlık otomobil, konut borçlanmaları da bu toplamın içersinde sayılıyor. Kısaca tüketicinin hayatını, yapılan bu Libor manipülasyonu yakından ilgilendiriyor. Gelelim son duruma... Faizleri manipule edip insanların cebinden haksız para alan Barclays bankasının ardından şimdi 20 banka daha soruşturma geçiriyor. Tek tek hepsinin faizleri nasıl manipüle ettikleri ve bu işe nasıl karıştıkları ortaya çıkarılacak.
Hemen hatırlatalım, bizim faiz lobisi de geçen yıl faizlerin haksız biçimde yüksek tutulmasını sağlayarak Türkiye Hazinesi'ne yaklaşık 14 milyar lira fazla faiz ödettirmişti.
Faiz lobisi, bu yıl başında " Türkiye batacak, borç bulamayacak, dolar 2.5 lira olacak" diye kampanya yaparak da faizleri yükseltti. Yine Hazine fazladan 5 milyar lira faiz ödedi.
Bakın... ABD, İngiltere faiz manipülasyonu yapanları yakaladı, tek tek hesap sormaya başladı. Peki bizde bu hesabı soracak yok mu?

EK:9

LIBOR Skandalı Üzerine
10 Ocak 2013 Perşembe / Bugün Gazetesi
Yaşar ERDİNÇ / yerdinc@bugun.com.tr

Aynı zamanda dünyanın en geniş kapsamlı bilimsel çalışmalarını içeren www.ssrn.com sitesinde de yer alıyor.

Ethem Sancak halihazırda Sermaye Piyasası Kurulu Denetim Dairesi Başkanı olarak görev yapıyor ve Türkiye'deki manipülasyonların gözetiminden sorumlu. Aynı zamanda, "Türev Finansal Araçlar Sözlüğü" isminde, benim bildiğim kadarıyla, şu ana kadar finansal piyasalarla ilgili olarak yazılmış, içeriği en doğru ve en zengin kitabı yazdı. Sayın Oral Erdoğan ise Bilgi Üniversitesi'nde finans profesörü olarak görev yapıyor.

Çok fazla irdelenmedi

Geçen yılın sonbaharında Avrupa'da ortaya çıkan LIBOR skandalı medyada da yer buldu ama çok fazla irdelenmedi. İki yazarın, LIBOR skandalına ilişkin bu bilimsel çalışması skandalı ele alıyor. Makalenin özet bölümünde belirtildiği üzere, LIBOR dünyada yaygın olarak kullanılan bir para piyasası gösterge faiz oranıdır. Pek çok finansal işlem ve finansal araç bu oran üzerine oluşturulmaktadır. Makalenin çok önemli mesajlarını şöyle verebiliriz:

• Yazarlara göre, LIBOR oranları gerçeği yansıtmalı ve doğru olarak hesaplanmalıdır. LIBOR'un manipüle edilmesi aslında tüm finansal piyasaların manipülasyonu yanında finansal sistemin güvenilirliğini bozmak anlamına gelir. ABD finansal piyasalar otoritesi olan CFTC ile İngiliz otoritesi olan FSA kuruluşlarının raporlarından anlaşılacağı üzere bu skandal, piyasa aktörleri arasında doğrudan ya da dolaylı olarak haksız ve bilinçsiz servet transferlerine yol açmıştır.

Tazminat yolu önemli

• CFTC ve FSA raporlarının çok sayıda tespitle yayınlanmış olmasına rağmen ve suçlanan bankanın bu otoriteler ile "uzlaşma"yı seçme yoluna gitmesine rağmen, BBA'nın internet sayfasında ilgili banka hâlâ panel bankaları listesinde yer almaktadır.

• CFTC ve FSA Raporları ile ortaya konulan manipülasyonlardan LIBOR'u doğrudan veya dolaylı olarak kullanan tüm kesimlerin etkilenmiş olması muhtemeldir. Bu nedenle, söz konusu raporları delil olarak kullanıp kendi özel zararlarını hesaplayabilen muhtemel mağdurların, özel hukuk hükümleri çerçevesinde manipülasyonu gerçekleştirenlere zararı tazmin davası açmaları mümkün olmalıdır. Bu kesime kamu borçlanmaları bağlamında örneğin Türkiye Hazine'si de dahil olabilir. Bu nedenle, LIBOR manipülasyonu Türk hukukçular tarafından değerlendirilmesi beklenecek bir konudur.

Bu tür piyasalar çökmeye mahkum

• Dünya finansal piyasalarının en önemli gösterge oranları gerçeği yansıtmıyor ve hatta birilerinin özel menfaatlerine göre şekillenebiliyorsa, böyle bir ortamda güvenilir piyasadan bahsetmek imkansızdır. Bu tür skandallara mahal veren tarafların ağırlığının bulunduğu piyasalar da çökmeye mahkumdur.

Mekanizmalar devreye girsin

• LIBOR skandalı karşısında hızla gelişen sermaye piyasası örneği olarak Türkiye'de uygulanan temel yaklaşımlardan biri, suç oluşumunu ve suistimalleri önleyecek güçlü ve kendi kendini kontrol edebilen mekanizmaları devreye sokmaktır.

Yazarlar çok önemli tespitlerde bulunmuşlar. Manipülasyonları tümüyle kökünden kazımanın imkansız olduğunu düşünüyorum. Dilerim bu örnekler ve bu bilimsel çalışma, bizim sermaye piyasalarımızdaki manipülasyonları kökünden kazır da yatırımcılar daha bir güvenle bu piyasaya gelirler.

EK:10

Türkiye de Libor skandalı mağduru
11.01.2013
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mukim Öztekin, küresel faiz Libor'un ortak belirlendiğinin ortaya çıktığı skandalda Türkiye'nin de mağdur olduğunu söyledi. Öztekin, "Bu olay bankaların biraz daha kâr elde etmek için Libor'u belirlerken yaptıkları bir spekülasyon. Türkiye'ye sirayet etmiş herhangi bir şey yok. Ama Türkiye de borç alan bir ülke olarak olumsuz etkilenebilmiştir ve bize de zararları olmuştur" dedi. Türk bankacılık sisteminin yapısının oldukça sağlam olduğunu belirten Öztekin, özkaynakların yaklaşık yüzde 90'ının ana sermayeden oluştuğunu söyledi. Vatandaşa istemeden kredi kartı göndermenin ağır cezaları olduğunu da belirten Öztekin, "Vatandaşlarımız şunu bilmeli ki bankaların talep edilmeden kredi kartı vermesi mümkün değil" dedi. BDDK Başkanı Mukim Öztekin, herkesin bankalarla sorununun aynı olmadığını belirterek, "Sorunlar, taksitli kredi kartlarında. Kredi kartları en fazla takibe dönüşüm oranına sahip kredi türü, oran da yüzde 5'ler civarında. Kredi kartlarında 3.5 milyar lira civarında takibe dünüşüm söz konusu" diye konuştu.

EK:11

LIBOR Skandalı İngiltere Merkez'e Sıçrayabilir
Barclays'ın istifa eden başkanı Diamond'ın bugün parlamentoda yapacağı açıklamalar, İngiliz Merkez Bankası'nı da skandala sürükleyebilir
04 Temmuz 2012 Çarşamba, 11:57 Bloomberg

İngiliz basını, geçen haftadan bu yana ülke gündemini meşgul eden ve Barclays bankasının neden olduğu LIBOR skandalına geniş yer veriyor.
Skandalın ardından önceki gün Barclays bankasının yönetim kurulu başkanı Marcus Agius, dün ise bankanın başkanı Bob Dimaond ve baş işletme direktörü Jerry del Missier istifa etmişti.
Financial Times (FT) gazetesi istifalar nedeniyle İngiltere'nin en büyük bankalarının birinin başında yönetici kalmadığına dikkati çekti. Times ve Daily Telegraph gazeteleri ise Diamond'ın bugün parlamentoda yapacağı açıklamalarla, İngiliz Merkez Bankası'nı da skandala sürükleyebileceğini bildirdi.
Daily Telegraph, ''Dün Barclays tarafından açıklanan belgeler, İngiltere Merkez Bankası başkan yardımcısının (Paul Tucker'ın) eski İşçi Partisi hükümetinin baskısıyla Barclays'i borçlanma faiz oranlarını düşürmeye teşvik ettiğini ortaya koyuyor'' diye yazdı.
Bankacılık Denetleme Kurulu, Barclays'in borçlanma maliyetini olduğundan düşük göstererekLibor'u manipüle ettiği gerekçesiyle bankaya 290 milyon sterlin ceza vermişti.

İngiltere Maliye Bakanı George Osborne, Diamond'ın istifa kararını memnuniyetle karşıladığını ifade ederek, ''Umarım bu, İngiliz bankacılığında yeni bir sorumluluk kültürüne yönelik atılmış adım olur'' demişti.

LIBOR skandalı ve öğrettikleri
2007 yılının sonbaharından bu yana dünya ekonomisi finans devlerinin birbiri ardına patlayan skandallarıyla çalkalanıyor. Geçtiğimiz yıl Wall Street protestolarıyla ABD’de toplumsal muhalefetin odağına yerleşen finans sektörünün önde gelen isimleri bu kez LIBOR’un belirlenmesinde manipülasyon yapıldığı iddialarıyla karşı karşıya. Geçtiğimiz günlerde ünlü Barclays’e verilen 290 milyon poundluk ceza ve kamuoyunda yükselen tepki sonrasında İngiliz bankalarının en fazla kazananan CEO’su olarak da bilinen Bob Diamond görevinden istifa etmek durumunda kalmıştı. Ama iş burada kalmadı. Soruşturmanın 2008 yılında LIBOR’un belirlenmesinde rol oynayan diğer 15 uluslararası bankayı da kapsayacak şekilde genişletilmesi kararlaştırldı.
LIBOR kısaca Londra’da bankalararası piyasada bankaların borç verme işlemlerinde uygulanan kısa vadeli faiz oranı olarak tanımlanabilir. 10 farklı para birimi için ve bir geceden bir yıla kadar 15 farklı vadede belirlenen bu faiz oranı dünya finans piyasalarının başlıca referans noktalarından biri ve günümüzde toplam değeri 800 trilyon doları aştığı tahmin edilen finansal araç ve sözleşmelerin piyasa değerlerini doğrudan belirliyor.
LIBOR İngiliz Bankalar Birliği (BBA) adına Thomson Reuters tarafından hesaplanıyor. Her gün saat 11.00’de bankalar Reuters’i arayarak o sabah borçlandıkları takdirde ne oranda faiz ödemek durumunda olduklarını bildiriyorlar. Dolayısıyla bildirilen oran varsayımsal bir oran, bankalar bu orandan borçlanma yükümlülüğünde değiller. Daha sonra bankalar tarafından bildirilen bu faiz oranlarının en üst ve en alt çeyreği hesap dışı bırakılıyor ve kalan bölümün ortalaması alınıyor. Böylece herhangi bir bankanın LIBOR’u tek başına etkilemesinin önüne geçilmek istense de hesap dışı bırakılan bir bankanın dahi faiz oranlarını etkilemesi mümkün. Kısaca bir örnekle açıklayalım. A Bankası yüzde 1, B Bankası yüzde 2, C Bankası yüzde 3, D Bankası yüzde 4 olarak faiz oranlarını bildiriyorlar. Bu durumda en düşük ve en yüksek faiz oranını bildiren ilk ve son çeyrek yani A ve D bankası hesap dışı bırakılıyor. Böylece LIBOR B ve C bankasının faiz bildirimlerinin ortalaması olan 2.5 olarak belirleniyor. Şimdi diğer bankaların faiz bildirimlerinin aynı kaldığını ama A Bankasınının faiz bildiriminin yüzde 5’e yükseldiğini varsayalım. Bu durumda en düşük teklifi veren B bankası ile birlikte A bankası da hesap dışı bırakılıyor, bu kez en üst çeyrek de yer aldığı için. Yeni LIBOR oranı ise C ve D bankalarının ortalaması olan yüzde 3.5 olarak belirleniyor.
Elbette bu oynamalar gerçekte çok daha düşük, baz puan seviyesinde (yüzde 0.01) oluyor ama LIBOR’dan etkilenen finansal varlıkların 800 trilyon doları aşan büyüklüğü düşünüldüğünde piyasalarda etkisi büyük oluyor.
Kriz öncesinde LIBOR oldukça dar bir alanda dalgalandığından LIBOR oranlarının nasıl belirlendiği piyasalarda fazlaca tartışılmıyordu. Ne var ki, son kriz ile birlikte LIBOR’un da piyasa gerçekleri ile bağının zayıfladığı ve spekülatif bir nitelik kazandığı görüldü. Burada borçlanma güçlüğü çeken bankaların daha zor durumda kalmamak için gerçekte borçlanabildiklerinin altında oranlar bildirmesinin de önemli rol oynadığı anlaşılıyor.
Barclays’in yaptığı da bu. Banka kendi borçlanma maliyetlerini yansıtmayan düşük faiz oranları belirterek LIBOR’u olması gerekenden aşağı çekmiş. Diğer 15 bankanın da en azından önemli bir bölümünün bu işin içinde olduğu konusunda kamuoyu hemfikir.
Peki bu manipülasyonun sonuçları neler? Değişken faizli mortgage kredisi ödeyen milyonlarca insan açısından bakıldığında bu iş onlara da yaramış elbet. Bu sayede en azından bir süre daha düşük faiz ödemişler. LIBOR’dan etkilenen pek çok finansal enstrümanın fiyatlarındaki oynamalardan kaybedenler olduğu gibi kazananlar da oldu kuşkusuz. Burada uğranılan zararın toplam bilançosunu çıkartmak kelimenin tam anlamıyla imkansız...
Diğer yandan LIBOR gibi ekonomideki en önemli fiyatlardan birinin bankalar tarafından kolaylıkla maniple edilebilmesi piyasadaki temel sinyal mekanizmalarının aksaklığına işaret ediyor, sistemin kırılganlığını arttırıyor.
Ve belki de hepsinden önemlisi, finans piyasaları açısından böylesine temel bir oran dahi 16 dev banka tarafından bu denli kolaylıkla maniple edilebiliyorsa burada serbest piyasadan bahsetmek mümkün müdür? Bu varsayımla yapılan analizlerin, öngörülerin gerçekle tutarlı olması beklenebilir mi?
2008 krizinin patlak verdiği günden bu yana finans tekellerinin hegemonyasının ne denli güçlü olduğunu görüyoruz. Kurtarma paketleriyle kasalarına trilyonlarca dolar aktarılan bankalar kârlılığıyla göz kamaştırıyor. Kısa süre önce öngörüsüzlükleriyle sadece bankalarını değil küresel ekonomiyi kaosa sürükleyen CEO’lar rekor primleriyle dergilerin ön kapaklarını süslüyor. Böylesi bir ortamda finans kesimine dönük düzenlemeler, verilen cezalar göstermelik bir nitelik taşımanın ötesine geçemiyor. Serbest piyasa söylemi ise yoksul sınıflara anlatılan bir yalan, altı boş bir kavram olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. İşin acısı bunu en son iktisatçılar görüyor.

EK:12

Bankaların Yeni Başbelası: LIBOR Skandalı
11 Temmuz 2012 Sabah gazetesi

Dünya finans devlerinin başı dertten kurtulmuyor. Lehman Krizi’nden bu yana her yıl dev bir skandal endüstriyi sarstı. Bu sene yatırım bankacılığı devi JP Morgan’ın 4 milyar dolara varacağı tahmin edilen “trading” zararı ile açıldı. Geçen sene ise vergi kaçakçılığına aracılık ve hileli dökümanlarla konut haczi ABD bankalarına 25 milyar dolar idari cezaya mal olmuştu. Son iki ayda patlak veren LIBOR oranlarını manipüle etme suçlaması ise cezaları 100 milyarlara taşıyabilir.

LIBOR NEDİR?
LIBOR Londra’da Interbank piyasasında kredi alıp-vermek için kullanılan faizler. Bunlar gecelikten yıllığa kadar uzanıyor ve bankalar arasında teklif verme usulü ile fiksleniyor.
LIBOR tutarı 500-800 TRILYON dolara varan kredi ve türev enstrümanın günlük fiyatlanmasında “benchmark” (kıstas fiaz) olarak kullanılıyor. Türk bankaları da her zaman LIBOR’e endeksli dış kredi kullanıyorlar.
Başta Barclay’s, 12 dev bankanın aralarında anlaşarak LIBOR oranlarını suni olarak belirledikleri iddiası finans dünyasını karıştırdı. SABAH, traderlerın birbirlerine attıkları e-mailleri tercüme etti:

KANKA, YARDIM ET
Dünyanın en büyük bankalarından birinin New York’ta Park Avenue’ya bakan binasında oturan bir trader Barclays’in Londra genel merkezindeki meslektaşına “Kanka faizi 1 puan indirirsen harika olur” diye bir e-mail atıyor. Ardından günlük 360 trilyon dolar büyüklüğe ulaşan ve tüm dünyada 800 trilyon dolarlık mali piyasalarda paranın fiyatının belirlenmesine yarayan Libor faizi bir anda düşüyor. Bu işlemleri yapan bankanın başkanına ek olarak 2 milyon sterlin yani 5. 6 milyon liralık bonus çeki gönderiliyor.

DÖRT YILLIK SORUŞTURMA
Bu, Libor faizinin manipülasyonuyla ilgili soruşturmada 2005-2009 yılları arasında e-mail ve telefon takibine takılan isteklerden sadece biri. Amerika, Asya ve Avrupa’da onlarca ülke ve 20′ye yakın uluslararası bankayı kapsayan tarihi manipülasyon soruşturmasının sadece Barclays Bank ayağında 300′e yakın e-mail ve telefon görüşmesi kaydı raporlara girmiş durumda.

BARCLAY’S SUÇU İTİRAF ETTİ, TAZMİNAT ÖDEDİ
Devletleri, tüketicileri yani borç alan ve veren herkesi dolandırmakla suçlanan, suçlamaları kabul edip, “Soruşturmayı derinleştirmeyin” talebiyle İngiliz ve ABD hükümetlerine 453 milyon dolar ödemeyi öneren, Barclays Bank’ın fon yöneticileri ile ismi verilmeyen diğer bankalardaki meslektaşları arasındaki söz konusu görüşme kayıtları, 2005- 2009 tarihleri arasında İngiliz BDDK’sının yaptığı takibe takıldı.
Çete kurarak dünyayı dolandırmakla suçlanan banka yöneticileri olası bir hapis cezasından da kurtulabilmek için yıllar içinde bu manipülasyondan yaptıkları servetlerin bir bölümünü bağışlanmak kaydıyla mahkemelere geri ödemeyi teklif ediyor.

“HİÇ HABERİM YOKTU”
Barclays CEO’su Bob Diamond dün, suçsuz olduğunu iddia ederek, bankadan alacağı 56 milyon dolarlık son prim çekini bağışlayabileceğini açıkladı. Ancak soruşturmanın devamı getirilirse, Diamond, aldığı bonusların tamamını geri vermek hatta Barclays’i 453 milyon dolar zarara uğratmakla suçlanabilir. Ancak Diamond, İngiliz Parlamentosu’nda yaptığı savunmada “Hiç haberim yoktu, alt kademelerce yapılmış. Suçsuzum” dedi. Hatta bir adım daha ileri giderek, kendi emrinde çalışan fon yöneticilerinin mailleri karşısında “Midem bulandı” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştı.

POZİSYONLARINI KORUDULAR
Ancak araştırmanın sonuçları ve yapılan tüm yorumlarda ortak kanı Barclays’le patlak veren krizin birçok bankaya sıçrayacağı. ABD’de soruşturmayı yürüten Başsavcı Yardımcısı Lanny Breuer, “Yıllardır traderlar Libor manipülasyonunu yapmaya cesaretlendirmiş. Bundaki amaçları ise küresel krizin tam ortasında kendi mali pozisyonlarına fayda sağlamak” dedi.

ALMAN OTORİTELERİ DE DEUTSCHE’Yİ İNCELİYOR
İngiltere’de Finansal Hizmetler Otoritesi’nin yaptığı araştırmanın bir benzerini de Almanya’da Federal Finansal Denetim Otoritesi (BaFin) yapıyor. BaFin’in “özel araştırma” yaptığını açıklamasının ardındanDeutsche Bank’ın hisseleri ilk etapta yüzde 5 düştü. Hisseler üç günde yüzde 8.1 değer kaybetti. Şimdi gözler üç kıtada soruşturma açılması beklenen Citi, UBS, HSBC, JP Morgan Chase, RBS gibi diğer büyük bankaların üzerinde.

BERNANKE VE GEİTHNER DA İFADE VERECEK
ABD Merkez Bankası (Fed) 2007′de Libor belirleme konusunda bilgisi olduğunu ve İngiltere’deki otoriteler ile bu bilgiyi paylaştığını açıkladı. ABD Senatosu Bankacılık Komitesi Başkanı Tim Johnson, Fed Başkanı Ben Bernanke’nin ifadeye çağrılabileceğini söyledi. Johnson ayrıca Hazine Bakanı Timothy Geithner’ın da Bernanke gibi hazır olması gerektiğini belirtti.

SOYGUN NASIL YAPILDI?
Savcıların iddialarına göre, bankalar sadece kendilerinin işlem yapma yetkisi olduğu Libor piyasasında faiz oranlarını piyasa şartlarına göre çok düşük seviyede belirledi. Söz konusu kuruluşlar böylece hem birbirlerinden hem de -ve daha da önemlisi- dünyanın geri kalanından piyasaya akan dövizlere çok düşük fiyat ödeyip borçlandı. Ancak bu ucuz kaynakları, küresel krizin başladığı dönemde tüketicilere, şirketlere, devletlere, kısacası tüm kredi çekenlere olağan koşullara göre fahiş fiyattan sattı. ‘Ucuza borçlan, çok pahalıya sat’ olarak tanımlanacak bu işlem banka kârlarının daha önce görülmedik seviyelere çıkmasına neden oldu.

BAŞROLDE ALTI İSİM VAR
Bob Diamond Barclays CEO’su İstifa etti
DİAMOND dış baskıların bankaya zarar verdiği gerekçesiyle geri çekildi ve istifa etti. Diamond’un İngiltere Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Paul Tucker ile e-mailleri soruşturuluyor.

Marcus Agius Barclays Başkanı İstifa etti
MARCUS Agius bankanın davranışının kabul edilemez olduğunu açıkladı. Agius yeni bir CEO atanana kadar vekaleten görevi yürütecek.

EK:13

Libor skandalı Türkiye'yi Teğet mi Geçti?

Baycan Şabudak
01 Ekim 2012 Pazartesi
Finansgundemi.com

Dünya Libor Skandalının yarattığı küresel ölçekli bunalım ve itibar kaybı ülkemizi etkilememiş olacak ki istisnaları olmakla birlikte medyadan pek ilgi görmedi. Oysa skandalın ardından ABD, Avrupa ve Uzak Doğuda soruşturmalar başlatıldı. Skandala adı karışan Bankaların Üst düzey yöneticileri adliye kapılarını aşındırdı. Bankalarsa birbiri ardına “pardon” diyor.

Skandalın detaylarına geçmeden evvel LİBOR’ un ne olduğundan bahsetmekte fayda var.
LİBOR, “London Interbank Borrowing Offer Rates” (Londra bankalar arası ödünç verme faiz oranlarının) kısaltması. Başındaki Londra ibaresi sizi yanıltmasın zira tüm dünyada geçerliliği olan bir enstrüman. Kısaca açıklayacak olursak: Londra bankalar arası para piyasasında kredibilitesi yüksek bankaların birbirlerine borç verme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır. Referans faiz olarak kabul edilir. Her gün British Bankers’ Association (BBA) tarafından belirlenmekte ve söz konusu faiz oranları BBA’nın İnternet sitesinde bir hafta gecikmeli olarak yayımlanmaktadır.

Peki LİBOR Niçin Önemli?

Libor piyasası Vatandaşın kullandığı konut kredisi, tüketici kredisi, kart faizi, öğrenci kredisi ve türev ürünlerin fiyatlamasını da içeren (pastanın küçük kısmı) yaklaşık 360 trilyon dolarlık finansal ürün piyasasını etkiliyor dememiz yeterli galiba.
Skandalın patlak vermesi ile ortalığa güncel tabir ile “tapeler” saçıldı. Söz konusu tapeler skandala adı karışan küresel bankaların kendi aralarında düşük faizle borçlanırken, vatandaşa yüksek faizle kredi vererek aşırı kâr elde ettiğini gözler önüne serdi. Skandalın bir boyutunda ise kağıt üzerinde ambargo uygulanan ülkeler için ambargonun nasıl delindiği var ama bu bambaşka ve epey su kaldırır bir tartışma konusu.
Skandalın ardından İngiliz bankası Barclays konunun mahkemeye giderek büyümemesi için anlaşma yolunu seçti ve 453 MİLYON DOLAR ödemeyi kabul etti. ABD, İngiltere, İsviçre, Güney Kore, Almanya, Singapur soruşturmaların sıçradığı ülkeler. Türkiyeden ise hala yüksek bir ses çıkmış değil. Libor skandalı bahsinde –takip edebildiğim kadarıyla- Türkiyede resmi ağızdan yapılan açıklamalar son derece sınırlı. BDDK Başkanı özellikle Avrupa'daki bankalardan borçlanan bir ülke olarak yüksek faizlerden olumsuz etkilendiğimizi ve skandalın mağdur tarafında yer aldığımızı ifade etti. Ancak henüz net bir eylem planı hazırlamadıklarını, Merkez Bankası ile oturup bu konuda neler yapabileceklerini konuşmalarının ve öncelikle zararın tespit edilmesi gerektiği yolundaki açıklamaları bunun ilki. Bir diğer basına yansıyan gelişme ise Bank for International Settlement (BIS) toplantısından dev bankaların başkanları, Libor konusunda ortak hareket etme kararı aldı. Libor skandalı için ortak soruşturma yapma kararı alan merkez bankaları arasında Türkiye de yer alıyor.

İlk bakışta kesinlikle güzel gelişmeler olarak görünse de üzüntü verici yanları da yok değil. Mesela skandalın gün yüzüne çıktığında tarih haziran 2012; Barclays konunun daha da büyümemesi için 453 milyon dolar ödemeyi kabul ettiğinde ise takvimler Temmuz 2012’yi gösteriyordu. Yani bir aylık bir süreçte kamu otoriteleri mekanizmayı işletiyor ve işin üzerine kararlılıkla gidiyor.

Tepki sadece kamu otoriteleriyle sınırlı değil. Amerikan Berkshire Bank hem kendisini hem de müşterilerini zarara uğrattığı gerekçesiyle skandala adı karışan bankalara dava açtı. Bu arada Berkshire Bank 800 milyon dolar sermayeli 11 şubeli bir banka olduğunu vurgulamak isterim. Diğer taraftan İtalyan tüketici örgütleri ayakta İtalyanların morgage kredileri ile 3 MİLYAR AVRO zarara uğradığı iddiasında. Listeyi bu şekilde sıralamak ve örnekleri çoğaltmak mümkün.

Gelelim Türkiye’ye; dünya skandalın artçılarını birbiri ardına yaşarken ülkemizde resmi ağızdan yapılan ilk açıklama hazırlıksız yakalandığımız, bir eylem planımız olmadığı ve zararımızın ne kadar olduğunun dahi bilinmediği yolunda. Açık konuşalım Türkiye sendikasyon tipi kredilere son derece bağımlı bir ekonomik yapıya sahip. Bu nedenle Türkiye’ nin Libor Skandalından etkilenmemesi imkân ve ihtimal dâhilinde değil. Öncelikli görev BDDK, SPK, Merkez Bankası, Bankalar Birliği, Türkiye’ deki Bankalara düşüyor. Zaman kaybetmeksizin bu mekanizmanın açık yüreklilikle libor skandalının Türkiye verdiği zararları tespit noktasında insiyatif alması şart. Zararın tespitinden sonra ise biz vatandaşlara düşen görev: en az İtalyan tüketiciler kadar bilinçli olarak skandalın takipçisi olmak.

Yorum ve sorularınız için: baycansabudak@gmail.com

Read more: http://www.finansgundem.com/baycan-sabudak-yazar33/libor-skandali-turkiye_yi-teget-mi-gecti-262963y.htm#ixzz2xx9gO7gk

EK:14

ABD’deki Bankalar da
Organize Dolandırıcılığa Karıştı
(soL – Ekonomi) Sol Portal

Mali tekellerin LIBOR'a hile karıştırdıklarının gündeme gelmesinden bu yana,
devlet denetiminin sorunu çözeceği vurgulanıyor. Global Research’ten Ellen Brown ise, regülasyonların yeni vakaları engellemeyeceğini, sorunun özel bankaların devleti belirlediği sistemin kendisinde olduğunu söylüyor.

Geçtiğimiz haftalarda, Barclays başta olmak üzere bazı dev bankaların beş yıldır bir danışıklı dövüş halinde uluslararası piyasalarda borçlanma maliyetlerini belirleyen Londra Bankalar Arası Faiz Haddi’ni (LIBOR) manipüle ettikleri “LIBOR Skandalı” olarak gündeme yansımıştı. Barclays’deki üst düzey yöneticilerin istifalarını vermelerinin ardından İngiltere Merkez Bankası (Bank of England) ve ABD Merkez Bankası’nın(Federal Reserve System) isimlerini de olaya karıştırmalarıyla, skandala adı karışan bankaların LIBOR’u kendi çıkarlarına göre belirlediklerinin kanıtlanmasının ardından bankaların zararı karşılamak üzere milyonlarca dolar ödemesiyle ve regülasyona tabi kılınmalarıyla sorunun çözüme kavuşacağı iddia edilmekteydi.
Ancak Kamu Bankacılık Kurumu Başkanı Ellen Brown Global Research’te konuyu ele aldığı bir makalesinde, LIBOR Skandalı gibi dolandırıcılık faaliyetlerinin serbest piyasa ideolojisi gereği özel bankalarla yönetilen bir sisteme özgü olduğunu, özel bankalara uygulanacak regülâsyonun ise kamu yararının sağlanması için bir çözüm olmadığını savunuyor.
Makalesine The Guardian’dan Seumas Milne’nin, organize bir biçimde faiz oranlarına hile karıştırılması olayının Barclays’ten, hatta Londra’dan öteye giderek, kartellerin piyasa ekonomisinin temel fiyat değerini manipüle etmeleri için sisteme içkin özendiricilere tabi tutulduğu, devlet denetiminin fena halde azaltıldığı bir sisteme özgü bir durum olduğu tespitiyle başlayan Brown’a göre, LIBOR’un manipülasyonu özgün bir dolandırıcılık örneği değil.

ABD’deki bankalar da organize dolandırıcılığa karıştı
Brown, Mayıs ayında ABD’li General Electric’in (GE) mali kolu olan GE Capital'in üç personelinden oluşan “United States of America v. Carollo, Goldberg, and Grimm” adlı bir örgütün ABD Adalet Bakanlığı tarafından organize dolandırıcılıktan hüküm giydiğini söylüyor. Buna göre, on yıllık bir ekip olan Dominick Carollo, Steven Goldberg ve Peter Grimm adlı GE Capital çalışanları, uzun vadeli borçlanma araçlarından olan eyalet bonoları üzerindeki kamu ihalelerine fesat karıştırmak suretiyle tezgâh kurarak ABD’deki birçok kentte 3,7 milyon dolar değerinde para dolandırdılar. Bank of America, JPMorgan Chase, Wells Fargo ve UBS gibi ABD menşeli dev bankalar da ihalede teklif vererek bu tezgâha dâhil olurken, kamu davası sonucu ceza olarak devlete 673 milyon dolar ödediler.
LIBOR Skandalı’nın ABD’deki dolandırıcılık örneğinin hemen ardından geldiğini belirten Brown, bu örnekte de bankalar arası faiz haddi üzerinde, sözleşmelerden mali araçlara, mortgage kredilerinden borçlanma kredilerine 500 trilyon dolarlık değeri etkileyen bir tezgâh kurulduğunu ifade ediyor.

Bankalar aslında suçlu bulunmuyor
ABD Mal, Vadeli İşlem ve Ticaret Komisyonu’nun (The U. S. Commodities Futures Trading Commission) (CFTC) değerlendirmesinde Barclays’in, “bankanın türev araçlarından yararlanmak” ve “Barclays’ın mali durumunu gözeterek, bankanın şanını pazardaki ve medyadaki olumsuz algılardan korumak için” diğer bankalarla işbirliği yaparak yaygın biçimde gerçek oranlar yerine hayali oranlar bildirdiği öne sürülüyor.
Ancak CFTC’nin Barclays’e “kurbanların hasarını karşılamak üzere” herhangi bir ceza vermediğini vurgulayan Brown, Barclays’in diğer dev bankalarla organize etkinliklerinin, Federal Vurguncu ve Rüşvetçi Örgütler Kanunu (U.S. Racketeer Influenced and Corrupt Organizations Act) (RICO) uyarınca suç sayıldığını ve RICO’nun kurbanları zararlarının üç mislini dolandırıcı taraflardan tahsil etmekle yetkilendirebildiğini bildiriyor. Ancak Brown’a göre, RICO’nun ceza yaptırımları da sorunu çözmekte yeterli değil.

LIBOR bankaları değil, kamu kurumlarını vurdu
Brown, banka taraftarlarının, bankaların borç faizleri üzerinden para kazandığı, faiz oranının gerçek oranlardan geriye çekilmesiyle bankaların aslında kârının azaldığı ve bu şekilde kimsenin zarar görmediği iddialarının tutarsızlığını da ortaya koyuyor. Bu durumun ancak bölgesel kredi veren küçük bankalar için geçerli olabileceğini savunan Brown, kârı azalan küçük bankaların zaten LIBOR Skandalı’na adı karışan 16 dev banka arasında olmadığını söylüyor. Dahası, JPMorgan, Citibank and Bank of America gibi ücret hadlerini tespit eden büyük ABD bankalarının 2008 ekonomik krizinden sonra bölgesel kredi vermeyi kestiklerini, ABD’nin en büyük bankalarından olan BOA, Citi, JPM and Wells Fargo gibi bankalarınsa bölgesel kredilerinde yüzde 53 oranında kısıntıya gittiklerini ifade ediyor.
Brown, bu gibi büyük bankaların esas olarak büyük oranda vadeli faiz oranı takası gibi türev araçları sayesinde kâr ettiklerini, LIBOR dolandırıcılığının aslında türev araçları üzerinden bu şirketlerin kârını artırdığını ortaya koyuyor. LIBOR Skandalı’nda esas kaybedenlerin, bankalar tarafından senelerdir yol, köprü ve okul gibi kamu yatırımları için satılan bonolar üzerindeki sabit faiz oranının vadeli faiz oranı takasıyla düşeceğine ikna edilen bölgesel yönetimler, hastaneler ve üniversiteler gibi kâr amacı gütmeyen kurumlar olduğunu söylüyor. Takas genellikle bir tarafın (bu örnekte kamu kurumları olmak üzere) sabit faiz oranı üzerinden bankaya ödeme yapmasına karşılık, LIBOR’a endeksli dalgalı kura maruz kalması biçiminde gerçekleşiyor.
LIBOR üzerinden şikeye karışmasa da, diğer büyük bankalar da tazminat ödemeli
Kamu kurumlarının LIBOR dolandırıcılığı sebebiyle vadeli faiz oranı takası üzerinden yaşadığı zarar, Massachusetts Başsavcısı Martha Coakley, New York Başsavcısı Eric Schneiderman, Kaliforniya Kamu Emeklilik Fonu (CalPERS) ve hastaneler tarafından araştırılmakta; ancak Kaliforniya Eyaleti’ne bağlı Oakland Kent Konseyi, dava sonuçlarını beklemeden bedel ve ceza ödemeksizin Goldman Sachs Bankası ile anlaşmasını iptal etmeye yönelik 3 Temmuz’da bir teklifte bulundu. Goldman Sachs bu anlaşmayı reddettiği takdirde Oakland’ın banka ile gelecekte iş yapmayı boykot edeceğini bildiren Brown, binlerce kentin ve kamu kuruluşunun vadeli faiz oranı takasından zarar gördüğünü, eğer Oakland’ın izinden gidip bankalarla anlaşmalarını iptal ederlerse vergi mükelleflerinin milyonlarca dolarının kurtarılacağını ileri sürüyor.
Brown, Goldman Sachs’ın LIBOR Skandalı’na adı karışan 16 bankadan biri olmamasına karşın, Goldman’ın da LIBOR Skandalı’nda hile yapan diğer bankaların eylemi sebebiyle sebepsiz zenginleştiğini, başkası zararına sebepsiz zenginleşen bir tarafın da karşı tarafın zararını karşılamakla yükümlü olduğunu vurguluyor.
ABD’li bankalar mortgage üzerinden dolandırıyor
Brown, Louisiana Eyaleti’nde 17 dolandırıcı bankanın Mortgage Elektronik Kayıt Sistemi’ni (MERS) devleti transfer bedelleri üzerinden dolandırmak üzere bir plan kurduğuna dikkat çekerken, MERS aracılığıyla transfer edilen mortgage bedellerinin de yasa dışı olduğunu söyledi. MERS aracılığıyla ipoteklerden emre muharrer senetlerin ayrılmasının, temlik işlemleri silsilesinde boşluklar yaratarak transferi geçersiz kıldığını bazı mahkemeler karara bağladı.
MERS’in müşterek bankalarla beraber ödenmemiş bedel üzerinden verdiği milyonlarca dolar zararın başka eyaletlerde de kabul edildiğini ifade eden Brown, MERS’in ülke ölçeğinde tapu sicil kayıtlarına telafisi mümkün olmayan zararlar verdiğinin ve konut krizinin merkezinde durduğunun artık kanıtlandığını söylüyor. Brown’a göre, RICO denetiminde yürütülen MERS davası, elektronik dolandırıcılıkla yerleşim bölgelerinin kayıt ücretlerini üzerinde hile yapmak üzere bir kurgu olması hasebiyle diğer davalardan ayrılıyor.

Kamu bankacılığı bir çözüm olabilir mi?
RICO yaptırımlarıyla zararın üç misline çıkarılmasının bu dev gemiyi batıracağını savunan Brown, The Guardian yazarı Milne’in, daha sert düzenlemelerin ya da yatırım bankacılığından perakende satışın ilgasının, Barclays ve LIBOR skandalı örneğinde de ortaya konduğu gibi, yolsuzluğu engelleyemeyeceği ve yönetimleri daha verimli yatırımlara evriltemeyeceği savına katılıyor.
Brown’a göre, ancak dev bankaların parçalanması, parça parça kamulaştırılan kısımların gerçek kamu yatırımı bankalarına dönüştürülmesi ve toplumsal olarak yönetilen bölgesel bankalar aracılığıyla mali düzen toplum yararına işler hale getirilebilir. Özel sektör bankacılığının çöktüğünü ve kamu odaklı bir çözümün gerektiğini ifade eden Brown, ABD bankacılık tarihi boyunca özel bankaların üzerlerindeki devlet denetimi azaltıldığında kötü huylu hale gelerek kamudan faydalandığını söylüyor. Ancak bankaların sermaye üzerindeki güçleri dolayısıyla devlet denetimini daima alt edebildiğini ifade eden Brown, regülâsyonun özel bankaların parazitliğini engelleyemeyeceğini dile getiriyor. Brown’a göre çözüm, halkın yararı için merkezi ve yerel bankaların kamu mülkiyetinde olması. Brown, aksi durumda sistemin bugüne dek olduğu gibi özel mülkiyet yararına işletileceğini ve azınlığı zenginleştirmek üzere daima yeni krizlere gebe olacağını söylüyor.

EK:15

Barclays CEO’su
Jerry del Missier İstifa etti

BARCLAYS’İN en kıdemli üst düzey yöneticilerinden Jerry del Missier’in adı
Diamond ve Paul Tucker arasındaki görüşmede geçti. Suçunu kabul etti ve ayrıldı.

Paul Tucker İngiltere Merkez Bankası Başkan Yardımcısı
İFADE veren Tucker, Barclays’in istifa eden başkanı Bob Diamond ile 2008′de Libor faizlerini belirleme konusunda yaptığı bir telefon görüşmesi basına sızdı.
Sir Jeremy Heywood Bakan
HEYWOOD Ekim 2008′de krizin en derinleştiği dönemde Hazine’ye hükümetin Barclays konusunda çekincelerini ve endişelerini iletti.
David Green QC Yolsuzluk Ofisi Direktörü
LİBOR konusunda araştırma yapan birimin başında. Green, düzenleyicilerin ve yöneticilerin üzerine fazla gitmediği yönünde baskı altında.

E-MAİL TRAFİĞİ

İngiliz Finansal Hizmetler Otoritesi’nin 4 yıllık araştırması sonucu çıkan ve dünyanın en zengin bankacılarından Diamond’a “Lağım çukuru, midemi bulandırdı” dedirten e-mail ve telefon trafiğinde ise Libor faizlerinin manipüle edildiği şu ifadelere kuşkuya yer bırakmaksızın ispatlanıyor:
Kanka (dude) 4.17 gerekiyor 1 aylık. Üç aylık da 4.41.
Düşük kalmasını istiyoruz 1 aylığına. Bize çok pahalıya, servete mal olma ihtimali var. Yardımınız için teşekkürler.
Üç aylık yüksek gerekiyor. 80 milyarımız var. 0.1 puan düşükte sabitleyelim. 4.90 veya daha düşüğü harika olur.
Pazartesi günü için uzun 3 aylık nakitimiz olacak New York’ta. Bunun için elinizden gelen en düşüğü ayarlayın lütfen… Teşekkürler.
Eğer değişmeden gelirse artık “Ölü bir adamım ben!”
Yarın ciddi yardıma ihtiyacım var. 1 aylık sabit…

Haberdesin.com

EK:16
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/metin_ercan/libor_sorusturmasinda_oyun_teorisi-1165058
Manipulation: How Financial Markets Really Work
Stephen Lendman
Global Research
May 29, 2009

Wall Street’s mantra is that markets move randomly and reflect the collective wisdom of investors. The truth is quite opposite. The government’s visible hand and insiders control markets and manipulate them up or down for profit - all of them, including stocks, bonds, commodities and currencies.
Catherine Austin Fitts describes a "financial coup d’etat, including fraudulent housing (and other bubbles), pump and dump schemes, naked short selling, precious metals price suppression, and active intervention in the markets by the government and central bank" along with insiders.
It’s financial fraud or what former high-level Wall Street insider and former Assistant HUD Secretary Catherine Austin Fitts calls “pump and dump,” defined as “artificially inflating the price of a stock or other security through promotion, in order to sell at the inflated price,” then profit more on the downside by short-selling. “This practice is illegal under securities law, yet it is particularly common,” and in today’s volatile markets likely ongoing daily.
Why? Because the profits are enormous, in good and bad times, and when carried to extremes like now, Fitts calls it “pump(ing) and dump(ing) of the entire American economy,” duping the public, fleecing trillions from them, and it’s more than just “a process designed to wipe out the middle class. This is genocide (by other means) - a much more subtle and lethal version than ever before perpetrated by the scoundrels of our history texts.”
Fitts explains that much more than market manipulation goes on. She describes a “financial coup d’etat, including fraudulent housing (and other bubbles), pump and dump schemes, naked short selling, precious metals price suppression, and active intervention in the markets by the government and central bank” along with insiders. It’s a government-business partnership for enormous profits through “legislation, contracts, regulation (or lack of it), financing, (and) subsidies.” More still overall by rigging the game for the powerful, while at the same time harming the public so cleverly that few understand what’s happening.
Market Rigging Mechanisms - The Plunge Protection Team
On March 18, 1989, Ronald Reagan’s Executive Order 12631 created the Working Group on Financial Markets (WGFM) commonly known as the Plunge Protection Team (PPT). It consisted of the following officials or their designees:
– the President;
– the Treasury Secretary as chairman;
– the Fed chairman;
– the SEC chairman; and
– the Commodity Futures Trading Commission chairman.
Under Sec. 2, its “Purposes and Functions” were stated as follows:
(2) “Recognizing the goals of enhancing the integrity, efficiency, orderliness, and competitiveness of our Nation’s financial markets and maintaining investor confidence, the Working Group shall identify and consider:
(1) the major issues raised by the numerous studies on the events (pertaining to the) October 19, 1987 (market crash and consider) recommendations that have the potential to achieve the goals noted above; and
(2)….governmental (and other) actions under existing laws and regulations….that are appropriate to carry out these recommendations.”
In August 2005, Canada-based Sprott Asset Management (SAM) principals John Embry and Andrew Hepburn headlined their report on the US government’s “surreptitious” market interventions: “Move Over, Adam Smith - The Visible Hand of Uncle Sam” to prevent “destabilizing stock market declines. Comprising key government agencies, stock exchanges and large Wall Street firms,” this group “is significant because the government has never admitted to private-sector membership in the Working Group,” nor is it hinting that manipulation works both ways - to stop or create panic.
“Current mythology holds that (equity) prices rise and fall on the basis of market forces alone. Such sentiments appear to be seriously mistaken….And as official rhetoric continues to toe the free market line, manipulation has become increasingly apparent….with the active participation of selected investment banks and brokerage houses” - the Wall Street giants.
In 2004, Texas Hedge Report principals Steven McIntyre and Todd Stein said “Almost every floor trader on the NYSE, NYMEX, CBOT and CME will admit to having seen the PPT in action in one form or another over the years” - violating the traditional notion that markets move randomly and reflect popular sentiment.
Worse still, according to SAM principals Embry and Hepburn, “the government’s unwillingness to disclose its activities has rendered it very difficult to have a debate on the merits of such a policy,” if there are any.
Further, “virtually no one ever mentions government intervention publicly….Our primary concern is that what apparently started as a stopgap measure may have morphed into a serious moral hazard situation.”
Worst of all, if government and Wall Street collude to pump and dump markets, individuals and small investment firms can get trampled, and that’s exactly what happened in late 2008 and early 2009, with much more to come as the greatest economic crisis since the Great Depression plays out over many more months.
That said, the PPT might more aptly be called the PPDT - The Plunge Protection/Destruction Team, depending on which way it moves markets at any time. Investors beware.
Manipulating markets is commonplace and as old as investing. Only the tools are more sophisticated and amounts involved greater. In her book, “Morgan: American Financier,” Jean Strouse explained his role in the Panic of 1907, the result of stock market and real estate speculation that caused a market crash, bank runs, and hysteria. To restore confidence, JP Morgan and the Treasury Secretary organized a group of financiers to transfer funds to troubled banks and buy stocks. At the time, rumors were rampant that they orchestrated the panic for speculative profits and their main goals:
– the 1908 National Monetary Commission to stabilize financial markets as a precursor to the Federal Reserve; and
– the 1910 Jekyll Island meeting where powerful financial figures met in secret for nine days and created the private banking cartel Federal Reserve System, later congressionally established on December 23, 1913 and signed into law by Woodrow Wilson.
Morgan died early that year but profited hugely from the 1907 Panic. It let him expand his steel empire by buying the Tennessee Coal and Iron Company for about $45 million, an asset thought to be worth around $700 million. Today, similar schemes are more than ever common in the wake of the global economic crisis creating opportunities to buy assets cheap by bankers flush with bailout cash. Aided by PPT market rigging, it’s simpler than ever.
Wharton Professor Itay Goldstein and Said Business School and Lincoln College, Oxford University Professor Alexander Guembel discussed price manipulation in their paper titled “Manipulation and the Allocational Role of Prices.” They showed how traders effect prices on the downside through “bear raids,” and concluded:
“We basically describe a theory of how bear raid manipulation works….What we show here is that by selling (a stock or more effectively short-selling it), you have a real effect on the firm. The connection with real value is the new thing….This is the crucial element,” but they claim the process only works on the downside, not driving shares up.
In fact, high-volume program trading, analyst recommendations, positive or negative media reports, and other devices do it both ways.
Also key is that a company’s stock price and true worth can be highly divergent. In other words, healthy or sick firms may be way-over or under-valued depending on market and economic conditions and how manipulative traders wish to price them, short or longer term.
The idea that equity prices reflect true value or that markets move randomly (up or down) is rubbish. They never have and more than ever don’t now.
The Exchange Stabilization Fund (ESF)
The 1934 Gold Reserve Act created the US Treasury’s ESF. Section 7 of the 1944 Bretton Woods Agreements made its operations permanent. As originally established, the Treasury ran the Fund outside of congressional oversight “to keep sharp swings in the dollar’s exchange rate from (disrupting) financial markets” through manipulation. Its operations now include stabilizing foreign currencies, extending credit lines to foreign governments, and last September to guaranteeing money market funds against losses for up to $50 billion.
In 1995, the Clinton administration used the fund to provide Mexico a $20 billion credit line to stabilize the peso at a time of economic crisis, and earlier administrations extended loans or credit lines to China, Brazil, Ecuador, Iceland and Liberia. The Treasury’s web site also states that:
“By law, the Secretary has considerable discretion in the use of ESF resources. The legal basis of the ESF is the Gold Reserve Act of 1934. As amended in the late 1970s….the Secretary (per) approval of the President, may deal in gold, foreign exchange, and other instruments of credit and securities.”
In other words, ESF is a slush fund for whatever purposes the Treasury wishes, including ones it may not wish to disclose, such as manipulating markets, directing funds to the IMF and providing them with strings to borrowers as the Treasury’s site explains:
“….Treasury has often linked the availability of ESF financing to a borrower’s use of the credit facilities of the IMF, both to support the IMF’s role and to strengthen assurances that there will be timely repayment of ESF financing.”
The Counterparty Risk Management Policy Group (CRMPG)
Established in 1999 in the wake of the Long Term Capital Management (LTCM) crisis, it manipulates markets to benefit giant Wall Street firms and high-level insiders. According to one account, it was to curb future crises by:
– letting giant financial institutions collude through large-scale program trading to move markets up or down as they wish;
– bailing out its members in financial trouble; and
– manipulating markets short or longer-term with government approval at the expense of small investors none the wiser and often getting trampled.
In August 2008, CRMPG III issued a report titled “Containing Systemic Risk: The Road to Reform.” It was deceptive on its face in stating that CRMPG “was designed to focus its primary attention on the steps that must be taken by the private sector to reduce the frequency and/or severity of future financial shocks while recognizing that such future shocks are inevitable, in part because it is literally impossible to anticipate the specific timing and triggers of such events.”
In fact, the “private sector” creates “financial shocks” to open markets, remove competition, and consolidate for greater power by buying damaged assets cheap. Financial history has numerous examples of preying on the weak, crushing competition, socializing risks, privatizing profits, redistributing wealth upward to a financial oligarchy, creating “tollbooth economies” in debt bondage according to Michael Hudson, and overall getting a “free lunch” at the public’s expense.
CRMPG explains financial excesses and crises this way:
“At the end of the day, (their) root cause….on both the upside and the downside of the cycle is collective human behavior: unbridled optimism on the upside and fear on the downside, all in a setting in which it is literally impossible to anticipate when optimism gives rise to fear or fear gives rise to optimism….”
“What is needed, therefore, is a form of private initiative that will complement official oversight in encouraging industry-wide practices that will help mitigate systemic risk. The recommendations of the Report have been framed with that objective in mind.”
In other words, let foxes guard the henhouse to keep inventing new ways to extract gains (a “free lunch”) in increasingly larger amounts - “in the interest of helping to contain systemic risk factors and promote greater stability.”
Or as Orwell might have said: instability is stability, creating systemic risk is containing it, sloping playing fields are level ones, extracting the greatest profit is sharing it, and what benefits the few helps everyone.
Michel Chossudovsky explains that: “triggering market collapse(s) can be a very profitable undertaking. (Evidence suggests) that the Security and Exchange Commission (SEC) regulators have created an environment which supports speculative transactions (through) futures, options, index funds, derivative securities (and short-selling), etc. (that) make money when the stock market crumbles….foreknowledge and inside information (create golden profit opportunities for) powerful speculators” able to move markets up or down with the public none the wiser.
As a result, concentrated wealth and “financial power resulting from market manipulation is unprecedented” with small investors’ savings, IRAs, pensions, 401ks, and futures being decimated from it.
Deconstructing So-Called “Green Shoots”
Daily the corporate media trumpet them to lull the unwary into believing the global economic crisis is ebbing and recovery is on the way. Not according to longtime market analyst Bob Chapman who calls green shoots “Poison Ivy” and economist Nouriel Roubini saying they’re “yellow weeds” at a time there’s lots more pain ahead.
For many months and in a recent commentary he refers to “the worst financial crisis, economic crisis and recession since the Great Depression….the consensus is now becoming optimistic again and says that we are going to go from minus 6 percent growth to positive growth in the second half of the year….my views are much more bearish….The problems of the financial system are severe. Many banks are still insolvent.”
We’re “piling public debt on top of private debt to socialize the losses; and at some point the back of (the) government(’s) balance sheet is going to break, and if that happens, it’s going to be a disaster.” Short of that, he, Chapman, and others see the risks going forward as daunting. As for the recent stock market rise, they both call it a “sucker’s rally” that will reverse as the US economy keeps contracting and the financial system suffers unexpected or manipulated shocks.
Highly respected market analyst Louise Yamada agrees. As Randall Forsyth reported in the May 25 issue of Barron’s Up and Down Wall Street column:
“It is almost uncanny the degree to which 2002-08 has tracked 1932-38, ‘Yamada writes in her latest note to clients.’ ” Her “Alternate Hypothesis” compares this structural bear market to 1929-42:
– “the dot-com collapse parallels the Great Crash and its aftermath,” followed by the 2003-07 recovery, similar to 1933-37;
– then the late 2008 - early March 2009 collapse tracks a similar 1937-38 trajectory, after which a strong rally followed much like today;
– then in November 1938, the market dropped 22% followed by a 26% rise and a series of further ups and downs - down 28%, up 23%, down 16%, up 13%, and a final 29% decline ending in 1942;
– from the 1938 high (”analogous to where we are now,” she says), stock prices fell 41% to a final bottom.
Are we at one today as market touts claim? No according to Yamada - top-ranked among her peers in 2001, 2002, 2003 and 2004 when she worked at Citigroup’s Smith Barney division. Since 2005, she’s headed her own independent research company. She says structural bear markets typically last 13 - 16 years so this one has a long way to go before “complet(ing) the repair process.” She calls the current rebound “a bungee jump,” very typical of bear markets. Numerous ones occurred during the Great Depression, 8 alone from 1929 - 1932, some deceptively strong. Expect market manipulators today to produce similar price action going forward - to enrich themselves while trampling on the unwary, well-advised to protect their dollars from becoming quarters or dimes.

(14 Nisan 2014, 12:40)

Adalet Platformu ile ilgili manşetlerimiz

ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

Fetö Yüksek Yargısı Yargılanıyor

15.06.2019 19:33 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasında görevlerinden ihraç edilen ve çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hakimler Savcılar ..
Tamamı 15.6.2019

Sakarya Yasadışı Dinleme davası

15.06.2019 15:54 Sakarya'da, eski emniyet müdürleri Mustafa Aktaş ve Ali Bilkay'ın da aralarında bulunduğu, biri tutuklu, 2'si firari 10 eski emniyet mensubunun yargılandığı davaya devam edildi. 14 Haziran'da Sakarya 2. Ağır Ceza Mahk..
Tamamı 15.6.2019

Hrant Dink cinayeti davası

15.06.2019 15:29 İstanbul'da, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen, eski savcı Zekeriya Öz, gazeteciler, jandarma ve eski emniyet görevlileri ile..
Tamamı 15.6.2019

Düzce 13 sanık: Yasadışı Dinleme

15.06.2019 13:45 Düzce'de, Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) ilişkin davada, eski il genel sekreter yardımcısı, il emniyet müdür yardımcısı ile Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin başhekimini dinledikler..
Tamamı 15.6.2019

Ankara 210 sanık: VIP Dinleme

15.06.2019 13:02 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) faaliyetleri çerçevesinde siyasetçi, sanatçı, gazeteci ve iş adamı birçok kişiyi usulsüz dinledikleri iddiasıyla, aralarında eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire B..
Tamamı 15.6.2019

Karlov Suikasti davası

15.06.2019 12:35 Ankara'da, Rus Büyükelçi Andrey Karlov'un öldürüldüğü suikatle ilgili, aralarında FETÖ/PDY elebaşı Fetullah Gülen'in de bulunduğu 11'i tutuklu 28 sanıklı davaya devam edildi. 11 Haziran'da Ankara 2'inci Ağır Ceza Mahk..
Tamamı 15.6.2019

Jandarma: Darbeyi ele veren mesajlar

15.06.2019 13:14 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığının Beştepe Karargahı'ndaki eylemlerle ilgili 244 sanığın yargılandığı davaya devam edildi. 11.06.2019 GÜNKÜ DURUŞMADA..
Tamamı 15.6.2019

Fetö'ye 14 Yıl Hapis Gerekçesi

15.06.2019 20:01 Adana'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'nın (FETÖ/PDY) 'il eğitim danışmanı' olduğu gerekçesiyle yargılanıp 14 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilen eski öğretmen Muzaffer Özyurt hakkındaki gerekçe..
Tamamı 15.6.2019

Zonguldak 11 sanıklı Darbe davası

15.06.2019 15:58 Zonguldak'ta, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin, Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli 11 sanığın yargılandığı davanın duruşması görüldü. 14 Haziran'da Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki du..
Tamamı 15.6.2019

Zonguldak: Gülen'in dosyası ayrıldı

15.06.2019 16:00 Zonguldak'ta, FETÖ/PDY'ye ilişkin davada biri tutuklu 2 sanık, 3 yıl 5 ay 7 gün ile 4 yıl 1 ay 15 gün arasında değişen hapis cezalarına mahkum edildi, aralarında örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in de bulunduğu 10 firari s..
Tamamı 15.6.2019

Kara Havacılık: Darbeye 74 Müebbet

01.06.2019 13:19 Ankara'da, FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde Ankara'da birçok kurumu bombalayıp, darbeye karşı gelenlerin üzerine ateş açan helikopter pilotlarının da bulunduğu 152 sanığın yargılandığı Kara Havacılık Komu..
Tamamı 1.6.2019

'Gülen Mehdi' hakimine müebbet

01.06.2019 13:53 İstanbul'da, 15 Temmuz darbe girişiminden 11 gün önce, görevde bulunduğu sırada yazdığı bir gerekçeli kararda FETÖ elebaşı Fetullah Gülen için 'mehdi' ifadesini kullanan, Cumhurbaşkanı, AK Partili milletvekili ve yönet..
Tamamı 1.6.2019

Casusluk Kumpası: 55 Polise Hapis

01.06.2019 14:43 İzmir'deki "askeri casusluk" soruşturması kapsamında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyelerinin sahte delil üreterek kumpas kurdukları iddiasına ilişkin, aralarında tutuksuz sanık eski İzmir İl Emniyet Müdürü Ali Bilkay..
Tamamı 1.6.2019

Fetö Yüksek Yargısına 116 Yıl Hapis

02.06.2019 11:11 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasında görevlerinden ihraç edilen ve çıkarıldıkları mahkemelerce tutuklanan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hakimler Savcılar ..
Tamamı 2.6.2019

CHP'li Kaftancıoğlu'na dava

02.06.2019 13:12 İstanbul'da, CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında başlatılan soruşturma kapsamında, 4 yıl 10 aydan 17 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame kabul edildi. 27 Mayıs'taki gelişmeye göre, iddianamed..
Tamamı 2.6.2019

Gülen'in sızma ve ankesör sırları

02.06.2019 12:34 Rapor hazırlanırken tüm kurum ve kuruluşlar ile İstihbarat, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) ve Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlıklarından TEM Dairesi Başkanlığına iletilen bilgilerin yanı sıra, soru..
Tamamı 2.6.2019

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
36.632.772