Tam
EskidenYeniye
 

FORUM - SORU MESAJI

Bulunduğunuz bölüm: TARTIŞMA FORUMU > AK Parti'nin kapatılması için darbe girişimi > AK Parti'nin kapatılması için darbe girişimi

Bölümü Açan: Abdullah Harun, aharun@gmx.net
Tarih           : 18 Mart 2008, Salı 05:06

Başlık          : AK Parti'nin kapatılması için darbe girişimi
Açıklama      : AK Parti, seçimden daha yeni çıkılmış, halkn yarısının oyunu almış bulunuyor ve halen iktidarda iken adeta halka meydan okur havası veren bir girişimle kapatılmak isteniyor. Bu hiç normal bir girişim değil. İddianamenin ilk olarak cumhuriyet gazetesine sızması, danıştay davası sürecinde ergenekon yapılanmasının adamı olduğu aşikar hale gelen sanığının ifadeleri ve benzeri saçma delillerin kapatmaya temel alınması, cumhurbaşkanı ve başbakanın da içinde olduğu üst düzey kişilerin hedef alınması, 1960 askeri darbesiyle devrilip yargılanan ve saçma delillerle milletin gözünün içine bakarak göstere göstere asılan Menderes olayının tekrar edilmek istendiği sonucuna kolayca götürüyor. Birkaç gün önce de Danıştay savcısı 1960 darbesini ve idamları savunmuştu. Danıştay, yine şu son bir kaç gün içinde zorunlu din dersi uygulamasına karşı çıkmış, son anayasa değişiklikleriyle YÖK'ün başörtüsü ile üniversitelere girilmesine rektörlerin izin vermesini isteyen genelgesini durdurmuştu. Cumhuriyet gazetesi başyazarının dava açıldığı gün yayınlanmış yazısında yargıtaya gözdağı veren yazısı ve belki de henüz dikkat çekmeyen başka tesadüflerin(!) hemen peşinden dava açıldı. Tüm bunlar elbette tesadüf değil, elbette kod adı ergenekon olan cinayet örgütü kontrgerilla sır değil. Mahkemelere yansıyan Sarıkız kod adlı darbe hazırlıkları sır değil. 27 nisan örtülü darbe girişimi sır değil. Cumhurbaşkanlığı sürecinde yaşanan provokasyonlar, denenen her numaranın arkasındaki güçler sır değil. Eğer akp kapatma davasını da başaramazlarsa geriye tek seçenek kalıyor, fiili bir askeri darbe. Bu çok tehlikeli. Yapmak isteyenleri korkutuyor.


Bu bölüme mesaj yolla-


CEVAP MESAJLARI

mahir vardar, başsavcının resmi programlarda bile koltuğu boş
27 Ekim 2008, Pazartesi 07:10

Akp'ye kapatma davası açan yargıtay başsavcısı bugünlerde toplantı ve davetlere katılmıyor, kendisine ayrılan koltuk boş kalıyor! Duyumlara göre kapatmama gerekçesinin başsavcıyı zor durumda bırakması ve hatta aşağılaması bunun nedeniymiş. Bu davada hükmün gerekçesi birçok noktadan tarihe geçmeyi hak etti. Akademisyenler, siyasiler üzerinde çok konuşacak. Belki fakültelerde ders konusu da olacak. Fakat Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın durumu üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir konu. Hatırlanacağı gibi Başsavcı Yalçınkaya çok tartışılacak bir iddianameye imza atmıştı. Deliller sunulduğunda ise bir hafta sonu yoğun bir Google mesaisi yapıldığını görmüştük. Suç isnat edilip delilleri Google'dan aranmıştı. Üstelik dosyanın hazırlanış sürecinde başsavcılık ile Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklu bulunan bazı şahıslar arasında yazışmaların olduğu da ortaya çıkmıştı. Fakat savcılığın sunduğu 400 delilden 370'i kabul görmediği gibi 'absürd' sayıldı. Savcıya, belgeleri eksik ve tahrif edilmiş şekilde iddianameye koyduğu suçlaması bile var ki bu çok vahim bir isnat! Bir savcı için bundan daha kötü bir durum olamaz herhalde. Türkiye'yi kapatma davasına götüren süreç yakın gelecekte bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkacaktır. Dava açılma fikri, takip edilecek süreç, sürece müdahil olan çevreler, parti kapatma sonrası izlenecek yol... Bütün bunları, taraflardan birisi anlatınca öğreneceğiz. Sinyaller çok beklenmeyeceği yönünde. Ankara kulislerinde konuşulanlara göre savcı Yalçınkaya çok huzursuz. Kendisi 'motive' edenlerin ortada olmadığını söylüyormuş. Savcıya atfen anlatılanlar ilginç. Belki de bu yüzden resmi programlarda bile koltuğu boş kaldı geçtiğimiz haftalarda.



Yıldıray Oğur - Genç Siviller, Basin Bulteni - DTP Kapatilamaz Inisiyatifinden
17 Eylül 2008, Çarşamba 05:12

BASIN BULTENI: DTP KAPATILAMAZ! 16 Eylul 2008, Istanbul DTP Kapatilamaz Inisiyatifi, bugun Istanbul'da yaptigi basin aciklamasiyla, DTP'nin kapatilmasina karsi oldugunu ve bu surecte partinin kapatilmasini engellemek icin cesitli etkinliklerde bulunacagini duyurdu. Aciklamayi Inisiyatif adina, Inisiyatif Sozcusu Zeynep Tanbay yapti.

Tanbay'in okudugu basin aciklamasinda su sozlere yer verildi:

Bugun tek bir amac icin bir araya geldik. Tek bir talebi dile getirmek, tek bir istegimizi gerekli mercilerin duymasi icin bir araya geldik. Bugun "DTP kapatilamaz" demek icin buradayiz. Kürt halki, defalarca parti kurdu. Kürt halkinin her partisi Anayasa Mahkemesi tarafindan kapatildi. Milletvekilleri agir cezalara carptirildi. Kürt halkinin partisinin kapatilmasi, adaletsizliktir. DTP'nin kapatilmasi halklar arasindaki baris koprusunun yok edilmesidir. DTP'nin kapatilmasi, Kürt sorununda bariscil ve demokratik cozum umutlarinin koreltilmesidir.

DTP'nin kapatilmasi, DTP uyelerinin, Kürt halkinin sorunu degildir sadece. DTP'nin kapatilmasi hepimizin sorunudur. Demokrasi sorunudur. Bugun, vicdanlarimizi harekete gecirme gunudur. Daha gur bir sesle, "DTP'yi kapatmayin, vekillere dokunmayin" demenin gunudur. Turkiye bir partiler mezarligi olmaktan uzaklasmalidir artik. Siyasal demokrasi uzerinde baskilar, orgutlenme, dusunce ve gosteri yapma hakki uzerindeki baskilar sona ermelidir.

Cok sayida kurum temsilcisi, aydin, gazeteci, aktivist bu yuzden bir araya geldik. Bugun DTPnin kapatilmasina karsi bir inisiyatif baslatiyoruz.

Imza metnimizde sunlari soyluyoruz:

"Adalet, demokrasi ve baris icin DTP kapatilamaz."

"Siyasal demokrasinin sinirlarinin kisitlanmasi degil genislemesi icin, adalet duygusunun guclenmesi ve yayginlasmasi icin, Kürt sorununda demokratik bariscil umutlarinin korelmemesi icin Demokratik Toplum Partisi kapatilmamalidir."

"DTP'yi kapatmayin! Vekillere dokunmayin!"

Bu yuzden onumuzdeki donemde bir dizi eylem yapacagiz. Imza kampanyamiz devam edecek. Meclis acildiginda Meclis baskanina secmen iradesine sahip cikmasi icin imzalari teslim edecegiz. Anayasa Mahkemesi, DTP hakkindaki karar oturumuna basladiginda, vicdan sahibi tum yurttaslarimizi DTP'nin kapatilmasina karsi eyleme cagiracagiz.

Meclis acildiginda inisiyatifimiz, DTP milletvekillerini ziyaret edecek.

Herkesi bu mucadeleye guc vermeye cagiriyoruz.

Baris icin, adalet icin, demokrasi icin

Son bir kez DTP kapatilamaz diyoruz.

Yukaridaki imza metnine imza verenler arasinda Adalet Agaoglu, Atilla Keskin, Aydin Engin, Baskin Oran, Bulent Aydin, Deniz Turkali, Hakan Tahmaz, Esber Yagmurdereli, Ferhat Kentel, Fethiye Cetin, Filiz Kocali, Ipek Calislar, Ertugrul Kurkcu, Saruhan Oluc, Gencay Gursoy, Senol Karakas, Jaklin Celik, Mahir Sayin, Levent Tuzel, Mebuse Tekay, Murat Celikkan, Murat Aksoy, Oral Calislar, Orhan Miroglu, Osman Kavala, Oya Baydar, Ozlem Dalkiran, Semiha Kaya, Roni Margulies, Rojin Ulken, Tayfun Mater, Teslim Tore, Turgay Ogur, Vedat Turkali, Yalcin Ergundogan, Yildiz Ramazanoglu, Mahir Gunsiray, Kerem Kabadayi gibi isimler bulunuyor.

Yıldıray Oğur - Genç Siviller, yildirayo@yahoo.com, gencsiviller@yahoogroups.com, duyuru.cagri@gmail.com



Cafer Solgun, Yüzleşme Derneği, Görüşlerimiz için en uygun konu başlığı burasıydı
17 Eylül 2008, Çarşamba 04:18

Asıl bölücülük DTP'nin kapatılmak istenmesidir! Söz konusu olan ortak geleceğimizdir. Susmayalım! DTP'nin kapatilmasi istemiyle acilan dava Anayasa Mahkemesi'nde gorulmeye basladi. Yargitay Bassavcisi Abdurrahman Yalcinkaya, davayi acan taraf olarak, iddialarini surdurecek, DTP'nin “bolucu” bir parti oldugu icin kapatilmasini istemeyi surdurecek. DTP Genel Baskani Ahmet Turk ve diger parti yoneticileri de, demokrasilerde parti kapatmanin nasil bir abesle istigal icraat oldugunu anlatmaya calisacak ve DTP'nin kapatilmasinin ozellikle Kurt sorununun cozumu acisindan ne tur olumsuzluklara sebebiyet verebilecegini ifade edecek.

Acik soyleyelim; Anayasa Mahkemesi'nin karari, muhtemelen DTP'nin kapatilmasi yonunde olacak. Daha once Kurt meselesine duyarliligiyla one cikmis diger partilerin basina gelenleri cok iyi bildigimiz icin boyle olumsuz bir ongorude bulunuyoruz. Anayasa Mahkemesi'nin DTP'ye, AKP'ye gosterdigi “ince ayar” hassasiyetini gostermesi ise surpriz olacaktir. Biz elbette ki yanilmak istiyoruz.

Ancak bu vesileyle bazi gercekleri hatirlatmak istiyoruz.

DTP'nin surdurdugu siyasi gelenegi, bugune degin Anayasa Mahkemesi bir “partiler mezarligina” cevirmistir. Bu yaklasim, neye “care” olmustur? DEP kapatilmis, milletvekilleri de “orgut mensubu olmak” iddiasiyla hapse atilmistir. Bu, neye hizmet etmistir? Bu partinin genel merkezi bombalanmistir, onlarca mensubu “faili mechul” cinayetlere kurban gitmistir, siyasi calisma yapmasinin onune yasal ve yasadisi sayisiz engel cikarilmistir. Butun bunlar neye yaramistir? Bu siyasi gelenek cercevesinde politika yapmak isteyen partilerin onune akil almaz engeller cikarilmistir, yuzde 10 barajinin sirf DTP icin korundugunu ise bilmeyen yoktur. Peki bu neye yaramistir? Son olarak baraji asarak meclise girmek icin DTP'liler bagimsiz aday olarak meclise girdiklerinde de mecliste ittifakla onlerine engeller konulmustur. Ve simdi butun bu engelleri asarak meclis bunyesinde siyaset yapmak isteyen bu partinin kapisina kilit vurulmak isteniyor…

Gectigimiz gun yapilan “Terorle Mucadele Zirvesi”nde, “halkin destegini almanin” onemine isaret eden kararlar alindigi vurgulandi. Onun oncesinde Diyarbakir ve Van'i ziyaret eden Genelkurmay Baskani Ilker Basbug, “Diyarbakirlilari seviyoruz” yolunda aciklamalar yapti. Peki parti kapatarak, DTP'li vekillere siyaset yolu men edilerek mi bu halkin gonlu alinacaktir? Siyaset yapmanin onunu tikarsaniz, demokratik calisma yurutmeyi “atesten gomlek giymek” haline getirirseniz, Kurt sorununu “teror ve guvenlik sorunu” olarak gormeyi surdururseniz olacak olan nedir? Bu sorularin cevabi, aklini, sag duyusunu yitirmemis herkes acisindan cok nettir.

Begenirsiniz veya begenmezsiniz, DTP bir siyasi partidir ve oylarini aldigi insanlari temsil etmek iddiasiyla meclistedir. Bunu iclerine sindiremeyenler, demokrasinin en asgari normlarindan dahi nasibini almamis olanlardir.

DTP'yi “boluculuk yapmakla” itham edenler, bu ulkenin yurttaslarini “ozde ve sozde vatandaslar” olarak ayirarak sahip olduklari 12 Eylulcu zihniyeti disa vuranlardir.

Asil “boluculuk” yapanlar, devlet protokollerinde, resepsiyonlarda, bu partiyi ve bu partinin yoneticilerini, dolayisiyla onlara oy veren insanlari “yok” sayanlar, gormezden gelenlerdir.

Demokratik degerleri savunmak adina AKP'nin kapatilmasiyla DTP'nin kapatilmasi arasinda hicbir fark yoktur. Demokratik zeminde AKP'nin kapatilmasina yonelik sergilenen duyarliligin DTP soz konusu olunca gosterilmemesi kime ve neye hizmet etmektedir? Sessizlikleriyle adeta “DTP de kapatilmayi hak etti” dercesine hayirhah bir tutum icerisinde olanlari, bu sorunun cevabini dusunmeye davet ediyoruz.

Ote yandan DTP, Kurt sorununun demokratik, bariscil cozum imkanlari acisindan bir sanstir. Bu sansi tasfiye etmekle yeni operasyonlar, yeni sinir otesi harekatlar, yeni olumler icin onlerini duzlemek istiyorlar. DTP'nin kapatilmasini savunanlar yillardir aci, goz yasi ve kan ureten bu sorunun daha da agirlasarak surmesinde cikari olan darbecilerdir, Ergenekonculardir, inkarcilardir ve nihayet halklarimizin ozgur, demokratik birlik ve beraberligine kast edenlerdir. Yani sorun, sadece bir partinin kapatilmak istenmesinin cok daha otesinde anlamlar tasimaktadir.

Her vesileyle AB standartlarindan bahsedilir. Avrupa'da fasist, irkci, siddeti savunan partiler yasaktir. Bu sinirlamalar disinda her turlu siyasi dusuncenin orgutlenmesi ve ifade edilmesi engellenmemektedir. Dolayisiyla DTP'nin kapatilmak istenmesi, Turkiye'nin onune koydugu AB hedefi acisindan da kendiyle celiskiye dustugu bir tutarsizlik ornegi olacaktir.

Sahip cikmamiz, savunmamiz gereken, Turkiye'nin gelecegidir…

Saygilarimizla, 16 Eylul 2008, Cafer Solgun, Toplumsal Olaylari Arastirma ve Yuzlesme Dernegi (Yuzlesme Dernegi) Baskani
Gazeteci Erol Dernek Sk. Hanif Han., No: 11/3 D:5, Beyoglu - Istanbul, Tel.: 212.2524179
www.yuzlesmedernegi.org, info@yuzlesmedernegi.org, yuzlesmedernegi@yahoo.com, yuzlesme-diyalog@yahoogroups.com



orhanaydin1982 - genc sivil,
7 Ağustos 2008, Perşembe 03:19

açıkcası aym başörtüsü düzenlemesini iptal ettiğinde ofiste Turgay abiye böyle birşey beklediğimi söylemiştim. Bu kararın AKP yi iyiden iyiye Anaplaştıracağını korkuyla bekliyorum. Darbe sadece adımlarını daha ihtiyatlı atmaya başladı. Siz Ergenokon davası Beraatle sonuçlandığında görün curcunayı.



Raif Horata - genc sivil,
6 Ağustos 2008, Çarşamba 06:52

Onur beyin mesajının son kısmında bahsettiği hususlara katılmakla beraber, bazı çelişkilerini de belirtmeden geçemeyeceğim. Öncekilke, Haşim Kılıç'ı başkan olarak Gül atamamışdır. Zira, anayasa mahkemesi başkanları üyelerin kendi aralarında yaptıkları seçimle işbaşına gelirler. Bence en önemli husus da anayasa mahkemesinin verdiği iddia edilen ihtar kararıdır. Bir defa kararın açıklanma şekli bence hiç şık olmamıştır. Mahkemenin bir siyasi partiye ihtar vermek gibi bir yetkisi yoktur. En azından anayasa böyle bir yetkiyi mahkemeye vermemiştir. Kapatma davası sonucunda mahkemeye 2 adet seçimlik ceza yetkisi tanınmıştır. Bunlardan birincisi kapatma diğeri de hazine yardımından mahrum bırakmadır. Dolayısıyla verilen ceza hazine yardımından mahrum bırakmadır. İhtar vs. gibi hukuk dışı kavramları kullanma mahkemenin alışık olduğu yetki aşımından başka bir şey değildir ve şık olmamıştır.

AKP nin anayasa mahkemesinin ihtar kararını dikkate almasıyla ülkenin çözümü bekleyen sorunları arasında hiç bir ilgi ve alaka yoktur. Tersine, verilen ihtar kararının meali şudur: Sivil bir anayasa yapmaya kalkma, kürt sorunu ve kıbrıs konularında statik çözüm yolları aramaya kalkışma. Ümit ederdim ki anayasa mahkemesinin ihtarı bunları yapmaya teşvik edici bir ihtar olsun. Ancak nerede yaşadığımızı biliyoruz. Yargıdan bahsediyoruz ve yargının bu konulardaki tutumu oldukça açık. Verildiği iddia edilen ihtar laikliğe karşı fiillerin odağı olma gerekçesi nedeni ile verildi. Bu durum dahi ihtarın statükocu devlet yapısının bozulmaması hedeflenerek verilmiş bir ihtardır. Yani bence AKP nin yapması gereken aksine, ihtara asla ve kat'a uymaması gerektiğidir. Zira ihtar, devletle uzlaşmayı ve hassas konularda geleneksel kalıpların dışına çıkılmaması gerektiği hususunu ihtiva etmektedir.



Onur Acar,
6 Ağustos 2008, Çarşamba 06:50

AKP'ye açılan kapatma davasını 'ağır çekim darbe' olarak nitelemeyi pek uygun bulmadığımı, AKP'lilerin rahat nefes alarak okudukları kararın, partinin kapatılmasına karşı oy kullanan üye sayısının sadece 1 olduğunu ve de mahkemenin AKP'ye ciddi bir ihtarda bulunacağını göz önünde bulundurarak vurgulamak isterim. Seçim sistemindeki sakatlık nedeniyle %47 oy alıp Meclis'te %60'tan fazla oranda koltuğa sahip olan(2002-2007'de bu oran daha dengesizdi) AKP, yeni Anayasayı Meclis gündemine almak yerine Başbakan'ın Madrid'deki meşhur açıklaması sonrası tüm 'demokratik anayasa' çalışmalarını geri plana çekip tüm özgürlükler başörtüsü serbestisine bağladı. Ret oyu veren, Özal'ın AYM'ye üye olarak ve Gül'ün Başkan olarak atadığı İktisatçı Haşim Kılıç sayesinde AKP ipten döndü. Parti kapatmak demokrasideki en son çaredir. Umarım bundan sonra AKP AYM'nin ihtarını dikkate alır ve de Anayasa'daki, Siyasi Partiler Kanunu'ndaki gerekli reformları bir an önce yapar. Bu süreci herkesin dikkatle takip etmesi gerekiyor. Saygılarımla...



Vehbi keser - genc sivil, vehbikeser@yahoo.com
6 Ağustos 2008, Çarşamba 06:47

Hepimiz AYM'nin sonuçlarını tartışıp duruyoruz. Belki ben bir yerde yazmadım, ama bu davanın 6-5 sonuçlanacağını ve de AKP'ye "bak seni kapatmıyoruz, ama kendine dikkat et" diyen bir mesaj çıkacağını bir haftadır etrafımdaki insanlara söylüyorum. Aslında bunu anlamak çok zor değil, çünkü Türkiye'de hukukun olmadığını, bir hukuk devletimizin olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu karar, bir hukuk devletinde yaşamadığımızı apaçık bir şekilde ortaya koymuştur. Nedeni de çok basit "Güçler Savaşı". Eğer AKP kapatılmış olsaydı ile başlayan bir sürü ekonomik ve siyasi gerekçe var. Ancak ben bunların çok etkili olduğuna inanmıyorum. Bence Tayyip Erdoğan'ın elinde bir sürü koz vardı ve bunlardan birini orduya karşı kullandı.Askerde bu kadar göze sokulan bir kararın alınması için AYM üyelerinin bazılarını devreye soktu. Bu kararla kapatmıyorum ama büyük bir ihtar veriyorum diyerek bazılarını ve kendilerini tatmin etmeye çalıştılar.

Bence Tayyip Erdoğan'ın Ak Parti'yi kapattırmayak Türkiye'deki yerleşmiş zihniyete karşı 1-0 önde olduğunu söyleyebilirim. Güçler savaşının olduğu Türkiye'de uzun süre AKP iktirdarda olacak gibi.

Aslında başa dönerek biraz AKP cephesinden bakalım. Tayyip Erdoğan AKP'yi kurduktan ve partinin başına geçtikten sonra Türkiye'de kemikleşen köhnemiş bir zihniyete karşı psikolojik savaş vermeye başladı. Hani deriz ya; ordunun ve bilimum medyanın millete karşı psikolojik savaş verdiğini, örnek olarak fişleme olayları, akredite olanlar olmayanlar diyerek insanları ikiye ayırmaları, korku senaryoları üretmeleri vs gibi...

İşte burda da AKP medya ve askere karşı psikolojik savaş veriyor, iki ileri bir geri mantığı. Bu zihniyet AKP'ye karşı düşünmeden sesini yükseltiyor. Ama AKP ise onlara karşı ses çıkarmıyor ve demokrasiden taviz veriyor, ama taviz verirken de demokrasi yanlılarına yani sesli düşünenlere el altından destek veriyor ya da en azından ses çıkarmıyor. Bu durumda da ortam gerçek demokrasi yanlılarına kalıyor. O zaman da muhalefet ses çıkaramıyor. Çünkü muhalefet muhatap olarak hükümeti karşısına almak istiyor, Gerçek Sivil Toplum Kuruluşlarını değil. Ülke ise kör topal bir şekilde demokrasinin çıtasını yükseltmeye çalışıyor.



Salih Ozturk,
6 Ağustos 2008, Çarşamba 06:43

Degerli arkadaslarimin yorumlarini okudugumda bu kararin kotunun iyisi oldugu yonunde bir cok yoruma rastladim. bence bu karar demokrasimiz acisindan verilecek en kotu karardir. gerekcelerimi belirteyim. Sayet kapatma karari verilseydi

-yeni sivil bir anayasa icin halk destegi muazzam derecede artacakti.
-PAkparti devlet ile mutabakatin mumkun olmadigina iman edip demokrasiyi guclendirecek reformlara KORKUSUZCA hiz verebilecekti.
-AB surecinin onemi PAKP ve muhafazakar kesim tarafindan hatirlanacakti.
-toplumda uyanmaya baslayan demokratik muhalaefet aratarak devam edecekti.
-Ve bu gidisin sonu statuko icin hic de iyi olmayacakti.

Peki simdi ne oldu;
-Bu kararla akp statuko icin BBG evi gibi olmustur.
-Her reform hareketi hukuka ve laiklige aykiri eylem olarak degerlendirilebilecektir.
-Erdogan uysal koyun olacak, dogan grubunun ve chp nin onaylamadigi hicbir gercek anlamda reform meclise getirilemeyecek.
-"kirmizi sokak" "bardakta raki" gibi haberler santaj amaciyla kullanilicak ve rant elde edilecek.
-yuksek ihtimalle ergenekon sorusturmasi da fidye olarak verilecek.

Sizce kaptilma karari mi yoksa 'tasma takma' karari mi demokrasimiz icin daha hayirlidir? saygilarimla



Onur Acar,
6 Ağustos 2008, Çarşamba 06:39

Sayın Sevan Nişanyan, Yargı kararıyla nasıl 'hükümet darbesi' yapılır, bilemiyorum. Eğer dünyada örneği varsa, gerçekten öğrenmek isterim. Anayasa Mahkemesi Kararı hakkında 'etraflıca' yorum yapabilmek için gerekçeli kararın açıklanmasını beklemeyi daha sağlıklı bulurum. Üyelerin çoğunluğu (6/11) kapatılması yönünde oy kullanırken birinin bu yönde rey vermemesini küresel makroekonomik dengelere bağlıyorsak dileyelim ki, dünya AKP'nin Anayasa'daki ve Siyasi Partiler Kanunu'ndaki değişiklikleri yapması için 'gerekenleri' yapsın...

AYM'nin nasıl oluştuğunu merak edenler kolaylıkla öğrenebilirler. http://www.anayasa.gen.tr/2929sk.htm Üyeler arasında Osman Paksüt gibi emekli bürokratlar vardır. Haşim Kılıç da İktisat mezunudur. Hukukçular tarafından bu durum eleştirilse de; 11 AYM üyesi de hakimdir, bürokrat değil. İktidar olduğu 5,5 yıl içinde Anayasa'da ve Siyasi Partiler Kanunu'nda gerekli değişiklikleri yapmayan AKP, bu mekanizma kendisini kapatmaya gelince 'darbe mağduru' gibi gösteriliyor. Anayasa Yargısı'na, sağlıksız kararlar verse de Türkiye'nin her zaman ihtiyacı olacak. Bu kurumu küçümsemeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Yine aynı mahkeme kararları sayesinde eski Refahlı AKP'liler siyaset yapabiliyorlar. Değil %47, %99 oy alsa dahi bir parti eylem ve söyleminde laiklik karşıtlığı yapıyorsa kapatılabilir. Unutmayınız ki Alman Weimar Cumhuriyeti'nde bşr Anayasa Mahkemei olsaydı Nazi Partisi iktidarda fazla kalamazdı. Özellikle uç bir örnek veriyorum, zira yasamanın sınırsız keyfiliğini sınırlayabilecek olan yargının her zaman ciddiyete ve saygıya ihtiyacı var. Eleştirilerinizde de bu ölçüye riayet etmenizi temenni ve istirham eder, saygılarımı sunarım.



Mirza Kızmaz - genç sivil,
6 Ağustos 2008, Çarşamba 06:35

Anayasa Mahkemesi'nin verdiği karar gerçekten düşündürücü. Sonuçta 10 üye Ak Partinin laiklik karşıtı eylmlerin odağı olduğu kararına vardı. Bu Ak Parti'nin kapatılmasına yetmediysede meşruiyetini lekeli bir hale getirdi. Bu durumda yapılacak en güzel şey bunu halka temizletmektir. Buraya kadar doğru. Ancak Anayasa Mahkemesinin 5 Haziranda verdiği öyle bir karar var ki, 10 seçim temizleyemez. AYM Meclis'in çıkarmış olduğu bir yasayı Anayasanın Laiklik ilkesine bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etti. Bu yasama,yürütme,yargı erkleri arasındaki dengeyi alt-üst eden bir durumdu. Çünkü çıkarılan her yasa Anayasadaki ne olduğu tanımlanmamış olan Demokrasi-Laiklik-Sosyal Devlet anlayışı vb. ilkelere dayandırılarak iptal edilebilecek. Meclisin yetkisi üzerinde 11 kişinin vesayeti her zaman duracak. Burada mağdur olan Ak Parti den ziyade demokrasiye inanarak bir partiye oy veren halktır.

Ak Parti'ye Anayasanın tümünü değiştirebilecek bir gücü ve yetkiyi bu halk iki sefer verdi. Haşim Kılıç'ın da uyardığı gibi sivil toplum kuruluşları, dernekler ve ülkeyi düşünen her kesim siyasi paritler yasasının değişmesi gerektiğini sürekli tekrarladı. Burada aslında Ak Parti'nin de seçmenlerine hesap vermesi gerekir bunu neden bu zamana kadar değiştirmedi diye. Ama azıcık düzgün işler yapan bir partiye hasret vatan evlatları olarak bunu bulduğumuza şükrederekten Ak Parti'yi desteklemeye devam ediyoruz. Bunu sorgulayamam.

Türkiyede malesef siyaset ve politika yaparak adam gibi devlet yöneten bir parti kıtlığı var malesef. Solcusu solcu değil, sağcısı sağcı değil. Bu ülkede her seferinde iktidar olmak için askerden, yargıdan, ergenekondan, yılandan çıyandan destek arayan bir CHP gerçeği var. Eğer demokrasiye az biraz inançları olsa, halk tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanını içine sindirememe cür'etini gösterebilirmiydiler.

CHP'ye oy veren birçok insana sorsan -başka solcu parti olmadığı için oy verdik derler. Evet Türkiye'de büyük bir sol parti eksiği var. Ülkede siyasi dengenin oturmasını engelleyen bir boşluk bu. Sol partiler rakipleri olan sağ-muhafazakar partilere göre özgürlükçüdür, yenilikçidir, daha geniş perspektiften bakarlar. Ama bizdeki tek sol parti (!) CHP daha demokrasiyi sindirememiş garip birşey. Kısacası ülkenin gerçek bir sol partiye çok ihtiyacı var.

Demokrasilerde en kutsal şey "halkın verdiği oy"dur. Cumhuriyet, Laiklik, Sosyal devlet vs. kutsaldır. Ama her zaman en kutsalı oyumuzdur. Bunun bilincinde olmalıyız. Her seferinde laikliği, cumhuriyeti kurtaracağım diye halkı ezip çiğneyen zorbaların dönemi artık bitti. Bitmek zorunda. Oyumuza sahip çıkmalıyız. 1960 ta sahip çıksaydık bugün bu durumda olmazdık. Bugün çıkmazsak yarın daha kötü olacak.

Umutsuz ve çok fazla yazdım heralde. Ama asla ümitsiz değilim. Ak Parti, oy verenlerinin mesajını iyi alarak, daha fazla demorkasi için elini çabuk tutmalı. Çünkü iktidar elinden kayıp gidebilir. İktidarı elinde tutmanın yolu günübirlik çıkışlı-inişli korkak politikalar değil, iyi analiz edilerek iyi hesaplanarak ve halktan aldığı güçle cesaretli bir şekilde siyaset yapmaktır. Halkın verdiği krediyi iyi kullanmalıdır. Ve en kısa zamanda Anayasa Mahkemesinin vesayetini Meclis'in üzerinden kaldırmalıdır.



Recep Taşkın - Moderatör (Alper Görmüş),
3 Ağustos 2008, Pazar 06:33

5 haziran içtihadı orada duruyor... Anayasa Mahkemesi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kapatılmamasına karar verdi. Aslında böyle olacağı Mahkeme’nin 5 haziranda verdiği “türbana ret” kararından belliydi. Herkes unutmuş görünüyor, o karar “türbana ret”ten çok, getirdiği yeni içtihat nedeniyle önemliydi. Bu yeni içtihada göre, Mahkeme, artık yasamadan geçen bütün siyasi kararları esastan bozabilme hakkını elde ediyor ve böylece siyasete “ortak” oluyordu.

Ben, o karardan bir gün sonra, 6 haziranda medyakronik.com’a yazdığım yazıya, bu yeni duruma atıfta bulunarak “Artık AK Parti’nin kapatılmasına gerek yok” başlığını uygun görmüştüm. İzninizle o yazının son bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum:

“(...) Dünden itibaren durum değişmiş durumda. Anayasa Mahkemesi’nin yarattığı yeni içtihatla bunların hiçbiri yapılamaz. Parti hayatiyetini sürdürse bile, ilaveten sözünü ettiğim değişikliklere niyet etse bile sonuç değişmez. AK Parti, boynuna asılı durumda bir ‘demokrasi davulu’yla dolaşmaya devam eder. Fakat hiç ses vermeyen bir davuldur bu, çünkü elinde tokmak yoktur.

“Böyle bir partinin hiçbir ‘zararı’ olmaz. Ayrıca unutmamak lazım: Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yaşayacağı iktisadi zorlukların faturasını ‘şeriatçı parti’ye kesmek de hiç fena olmaz.

“Buraya yazıyorum, günü geldiğinde konuşuruz: Mahkeme, türban kararıyla ‘bundan böyle egemenliği paylaşacağız’ mesajı verdi. Devamı, kapatma davasına ilişkin kararında şöyle gelecek: ‘Seni kapatmıyorum ama, önceki mesajımı da unutma, artık egemenliği birlikte kullanacağız! Seni kapatmıyorum ama yaramazlık yok! Öyle anayasa değişikliği, reformlar, demokrasinin yaygınlaştırılması falan, bunları unut! Cici çocuk ol!’” (Alper Görmüş, Taraf, 01 Ağustos 2008, http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=10)



Sevan Nisanyan,
3 Ağustos 2008, Pazar 05:52

Yok hayir bu kadar karamsarliga gerek yok. Bence aym dunyada benzeri gorulmemis bir hukumet darbesi icin harekete gecti (gecirildi) ve basaramadi. Olay bundan ibarettir. Cesaretleri yetmedi veya bilemedigimiz baska faktorler devreye girdi ve ucurumun kenarindan geri adim attilar. Kalkip da "pardon yenildik" diyecek halleri yok herhalde. Tabii ki kildi tuydu bir seyler soyleyecekler.Ozetle diyorlar ki, "aslinda biz var ya biz, biz istesek cok fena kapatiriz, ama hadi bu sefer affettik, sicil cezasiyla yetindik". Tabii dunyanin da eli armut topluyor, dunyanin 20'ci buyuk ekonomisinin ve islam dunyasindaki tek (az da olsa) isler demokrasinin 11 burokrat oyle istedi diye kaosa yuvarlanmasina izin verecekler. Eh napalim Fulya hanimgil oyle uygun gormus diyecekler... Komik. Aym'nin 367 kararindan sonra hukuk bakimindan bir agirligi veya inandiriciligi kaldigini dusunmek yanlis olur. Kurum islerligini yitirmistir ve muhtemelen yeni anayasayla yeniden kurulmasi gerekecektir. Kapatma karari verselerdi tabii fiili bir durum yaratilacagi icin cok ciddi sonuclari olabilirdi. Ama bunun disinda "hukuk" kisvesi altinda soyledikleri sozlerin bu asamada zugurt tesellisinden ote bir anlami oldugunu sanmiyorum. Genç Siviller



pnar - genc sivil,
1 Ağustos 2008, Cuma 08:54

YEŞİLLER PARTİSİ BASIN BÜLTENİ - Yeşiller: "DTP de Kapatılmasın!" Anayasa Mahkemesi tarafından AKP hakkında verilen kararla ilgili Yeşiller Partisi basın açıklaması: Yeşiller Partisi olarak Anayasa Mahkemesi'nin AKP'nin kapatılmaması yönünde verdiği kararı memnuniyetle karşılıyoruz.

Bir siyasi partinin kapatılması demokrasi açısından kabul edilemez bir uygulamadır. Biz hiçbir siyasi partinin kapatılmasını istemiyoruz. Partilerin kapatılması toplumsal dinamikleri engelleyen ve meşru siyasi mücadeleyi imkansız hale getiren, demokrasi dışı uygulamalardır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın partilerin kapatılmasını engelleyecek anayasal düzenlemeler yapılması gerektiği yönündeki çağrısını destekliyoruz.

Bu karar, Türkiye'de siyasi hayatın daha da anormalleşmesini engellemesi açısından da önemlidir. Şimdi sırada DTP'nin "kapatılmamasının" olduğunu düşünüyoruz. Aynı nedenlerle Demokratik Toplum Partisi de kapatılmamalıdır ve Anayasa Mahkemesi dün yaptığı gibi Türkiye'yi şaşırtmaya ve rahatlatmaya devam etmelidir. DTP'nin kapatılmaması, aynı zamanda Kürt sorununun demokratik ve şiddetsiz çözümü yönünde verilmiş güçlü bir mesaj olacaktır.

AKP ise, bu karar sonrasında doğru adımlar atmak, Türkiye'de siyasi yaşamı demokratik ve "açık" hale getirmekle yükümlüdür. Biz, artık tam demokrasiye yönelik bu adımları bir hamlede ve cesaretle atmaktan kaçmamak gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde bu tür krizler tekrar tekrar yaşanacak ve siyasi yaşam normalleşemeyecektir. Bu amaçla iktidar partisini ve TBMM'yi acilen aşağıdaki demokratikleşme adımlarını atmak üzere göreve çağırıyoruz:

- Gerekli anayasa değişiklikleri yapılarak partilerin kapatılması ve kapatma davası açılması zorlaştırılmalıdır. Siyasi partilerin kapatılmasını açıkça şiddet kullanmakla ve ırkçılıkla sınırlayan Venedik kriterleri kabul edilmelidir. Siyasetten yasaklama kavramı sözlükten çıkarılmalıdır.

- Siyasi Partiler Yasası her türlü sınırlayıcı hükümden temizlenmeli, siyaset yapmanın önü açılmalıdır.

- Siyasi partiler arasında varolan eşitsizlikleri arttıran ve güçlüyü daha da güçlü hale getiren adaletsiz hazine yardımı gibi uygulamalar düzeltilmelidir.

- Seçim yasası demokratiklestirilmeli, seçimlere katılmak için gerekli örgütlenme kosulları değiştirilmeli, %10 seçim barajı kaldırılmalıdır.

- Kürsü dokunulmazlığı dışındaki tüm milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılmalı, milletvekillerinin de, devlet memurlarının da, yaptıkları insan hakları ihlalleri, usulsüzlükler ve yolsuzluklar nedeniyle yargılanmalarnın önündeki koruma engelleri kaldırılmalıdır.

- Yurttaşların ve sivil toplumun siyasette asıl belirleyici olmasını engelleyen, siyasetin bir güç elde etme, rant sağlama ve kendi çevresinin çıkarlarını savunma aracı olmasına neden olan, siyaseti parası olanın yaptığı bir profesyonel işe dönüştüren, siyasi partileri lider sultasına terk eden her türlü siyaset engeli ve yasal düzenleme kaldırılmalıdır.

Yeşiller Partisi olarak tam ve eksiksiz demokrasi için en kısa azamanda yeni bir anayasa hazırlamnması için çağrımızı da yineliyoruz. Yukarıda saydığımız acil önlemler hemen alınmalı, ardında da sivil toplumun hazırlayacağı, toplumsal mücadelelerin kazanımlarıyla örülmüş, askeri vesayetten arındırılmış, özgürlükçü, ekolojik ve sosyal bir yurttaş anayasası tüm toplumun katılımıyla hazırlanmalıdır.

Daha fazla kapatma davası, demokrasiye yönelik daha fazla derin müdahale, daha fazla şiddet ve daha fazla yapay siyasi kriz istemiyoruz.

Eksiksiz, koşulsuz demokrasi, hemen şimdi!

Ümit Şahin - Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü

Yeşiller Partisi, İstanbul Yeşil Ev: İstiklal cad. Balo sok. No:21 Kat:1 Beyoglu – İstanbul, Tel: 212-244 77 80 ve 533-362 02 13, yesillerbilgi@yahoo.com.tr, www.yesiller.org, www.yesilgazete.org



muratcan Tuksal - genc sivil,
1 Ağustos 2008, Cuma 08:49

Arkadaşlar şu anda bu karar sevinci "KAPATILMA KARARINA" nispeten daha iyi bir karar olması bâbındaki bir sevinçtir. Lütfen DİKKAT! Verilen Ceza ise bir "TEHDİT" amacıyla "HÜKÜMETİN" "MECLİSİN" ve "ÖZGÜRLÜKLERİN" bastırılması anlamını taşıyor. Bu konudaki kısmi rahatlık bizi düşünce rehavetine lütfen sürüklemesin. Hala "MECLİS" tam anlamıyla görevini yapamamakta, "ANAYASA MAHKEMESİ" tarafından baskı altında tutulmaktadır. Bu hassasiyetlere dikkat çekmemin sebebi ise başta DTP'nin kapatılması ve başörtüsü özgürlüğü olmak üzere, bir sürü konu hakkında ilerlemelerin durdurulmasına yönelik bir karar olduğu ve bunu yaparken de toplumu çok rahatsız etmemek gerektiğini düşünen yarıçlarımızın kurnaz ihtarlarıdır. sonuç olarak bu karara sessiz kalmayalım ses çıkaralım...



osman hanci - genc sivil,
1 Ağustos 2008, Cuma 08:46

Durmak yok Ergenekona devam... Eger uzlasma varsa ilk secimlerde halk kapatir Ak Partiyi...



recep yalcin - Genç Sivil,
1 Ağustos 2008, Cuma 08:45

Son günlerde bir odada bir toplantı heyeti şöyle bir diyalog yapmış olabilir mi? (Tamamen hayal ürünüdür): A-Sizinde bize katılmanızı istiyoruz, en azından birinizin. B-Neden? A-Çünkü 9'a 2 yanlış yorumlanıyor hep, istiyoruz ki bu denklem kurulmasın. B-Bu mümkün değil, bu resmen hukuksuzluktur. A-O zaman kim ne denklemi kurarsa kursun kapatacağız. C-Peki ne istiyorsunuz? A-Kapatmanın sonuçlarının kötü olacağı belli,zaten bir yere varacağı da yok,hemen ertesi gün yeni parti kuracaklar. Fakat bizden de beklentisi olan insanlar var, onların endişelerine de cevap vermemiz gerekiyor. Fakat bunu 9'a 2 yaparsak malum ithamlardan kurtulamayız, o yüzden en azından birinizin bizimle beraber katılması lazım karara. Yoksa kapatmaktan başka çaremiz yok. C-Karar nasıl olacak? A-Ne öldüreceğiz ne güldüreceğiz. Adımlarını dikkatli atmaları,hassas yerlerle oynamamaları konusunda bir ikaz olacak.Yardımın kesilmesi gibi. Ama kapatma ihtimalide kararda potansiyel olarak görünecek. C-(İçi kan ağlayarak) Peki! B-Bu yaptığınıza katılmam mümkün değil.



alaz - Genç Sivil,
1 Ağustos 2008, Cuma 08:41

Dünkü karardan sonra Ahmet Altan'ın geçen yıl yaptığı uyarıların tekrar hatırlanması ve hatırlatılması, cellatlarla uzlaşmaya çalışanlara en sert tepkinin gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.
http://yenisafak.com.tr/roportaj/?t=25.07.2008&i=86647



Bekir L. Yıldırım - Genç Sivil,
1 Ağustos 2008, Cuma 08:39

Henüz "demokrasi kazandı" demek için biraz erken. Taa baştan bu iş bir "Ölümü gösterip sıtmaya razı etme” operasyonu olarak tasarlanmış idi. Dava açıldığında çıkacak sonucu en ince detayına kadar yazmış idim. Bakınız şurada: http://bekirlyildirim.wordpress.com/2008/07/30/kapatilmayacak-ama/
Nitekim karar çıkar çıkmaz CHP ve MHP ve diğer Ergenekoncular hep bir ağızdan "Akepe bundan ders çıkarsın" dediler. Ne tesadüf di mi? Gerek Ak Parti gerek diğer demokratik güçlerin anca birazcık rahat nefes alma fırsatları var, darbenin henüz gerçekleşmediği için. Ama henüz kazanılmış bir şey yok ortada. Bir siyasi parti sloganını tekrarlamamış olayım, durmaya hakkimiz yok. Bakın kendisini demokrasiye adamış olduğunu ilan eden bir mail grubunda "biz ölüm istiyorduk, bu bizi kesmez" diye bağırıyor bir kısım "sosyal demokratlar". Artık gücünü ispat etmiş Genç Siviller 'i dahi misyonundan saptırma sulandırma , özel grup, veya bazı kişilerin siyasi gayelerine alet etme yönünde saptırma, sulandırma için ciddi ve koordineli gayretler var. Bunlara karsı uyanık olmak bu yola neden çıktığımızı unutmamak, temel değer tanımlarımızı yeniden hatırlamakta yarar var.



Hasan Cemal - Moderatör,
1 Ağustos 2008, Cuma 08:30

DSİP Genel Başkanı Tarkan: “DTP'ye dokunmayın, Partilerden elinizi çekin!” Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Genel Başkanı Doğan Tarkan da Anayasa MAhkemesi'nin aldığı karar üzerine yaptığı açıklamada; "bir Anayasa Mahkemesi üyesi daha AKP'in kapatılması yönünde oy verseydi, milyonlarca insanın oy verdiği bir parti kapatılacaktı" diyerek; "önümüzdeki dönemde bu mücadelenin en önemli başlıklarından birisi, "DTP'ye dokunmayın" olacak. DTP'nin kapatılmasına karşı mücadele, yargı darbesine karşı mücadelenin, bugün en önemli adımı" tespitinde bulundu. Doğan Tarkan'ın açıklaması şöyle:

"Anayasa Mahkemesi 6'ya 5 oyla AKP'nin kapatılmaması kararını verdi. Oylamada bir Anayasa Mahkemesi üyesi daha AKP'in kapatılması yönünde oy verseydi, milyonlarca insanın oy verdiği bir parti kapatılacaktı.

Şimdi önümüzdeki aylarda DTP'nin kapatılması görüşülecek. Kürt halkının partisinin, halkların kardeşliğinin en önemli siyasal platformunun kaderi yine 11 Anayasa Mahkemesi üyesinin iki dudağı arasında.

AKP'nin kapatılmaması kararının çıkmasıyla, 27 Nisan'da başlayan ağır çekim darbe süreci önemli ölçüde püskürtülmüştür. 27 Nisan muhtırasıyla başlayan, Cumhurbaşkanı seçiminde 367 kararıyla derinleşen, siyaset üzerindeki askeri ve yargısal tahakküm AKP'nin kapatılmamasıyla bir ölçüde gerilemiş olsa da DTP'nin kapatılması ihtimali bu sürecin hala devam ettiğinin bir kanıtı.

CHP'li Onur Öymen, Başsavcının AKP'ye yeni bir kapatma davası açması ihtimalinden söz ediyor.

Çok açık ki, artık, ırkçı partiler dışında hiçbir partinin kapatılamayacağı bir düzenlemeye ihtiyacımız var.

Bizler, AKP ile yeni liberal politikaları uyguladığı, özgürlükleri kısıtladığı, ABD ve İsrail'le işbirliği yaptığı, demokrasiyi kendisine yonttuğu, DTP'nin kapatılmasına ses çıkartmadığı, Kürt sorununda çözümsüzlüğü derinleştirdiği, işçi sınıfının ve ezilenlerin tüm haklarına saldırdığı her seferinde mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Ama arkamızı orduya yaslayarak, Anayasa Mahkemesi'ne, başsavcılara yaslayarak değil, sokakta, her politik sorun etrafında kitlesel kampanyalar yaparak, emek ve özgürlük talebini yüksek sesle haykırarak mücadele edeceğiz.

"DTP'YE DOKUNMAYIN!"

Önümüzdeki dönemde bu mücadelenin en önemli başlıklarından birisi, "DTP'ye dokunmayın" olacak. DTP'nin kapatılmasına karşı mücadele, yargı darbesine karşı mücadelenin, bugün en önemli adımı.

Biz özgürlük dedikçe 'şeriat' öcüsünü, biz özgürlük dedikçe 'bölücülük' öcüsünü karşımıza çıkartanlar ve toplumda yapay bölünmeler yaratanlara karşı şimdi tüm yurttaşlarımızı DTP'nin kapatılmasına karşı mücadele etmeye çağırıyoruz..."



Alper Ecer - http://www.tpe.org.tr,
1 Ağustos 2008, Cuma 08:25

Merhaba. Insan cok kaynagi ayni anda takip ettiginde, okuduklari zihninde yer eder, tortulasir ve uzun zaman sonra insan onlari kaynagi uzerinde dusunmeksizin kendi dusunceleri olarak algilar. Sizde boyle mi oldu bilmiyorum, ama dava sonuclarina dair ipuclari aylar once AYM baskani Hasim Kilic tarafindan Referans gazetesine verilen bir roportajla uc asagi bes yukari verilmisti ve o gunlerde bir cok koseyazari da bu roportajdan ve kendi izlenimlerinden hareketle basortusunun serbest birakilmayacagi, buna karsilik AKP'nin de acik birakilacagi, ve boylece bir orta yol tutturulacagi seklinde tahminler yapmisti, bir ornek olarak Nazli Ilicak 15 Mayis'ta 25 Mayis'ta ve 1 Haziran'da yazdigi yazilarda, sanki 31 Temmuz'da yaziyormuscasina ongorulu ve net ifadeler kullanmisti, spekulasyon olarak da degil, bu ihtimali daha ciddi olarak gordugunu hep belirtti. "Olumu gosterip sitmaya razi etme" diye de bir deyim cikmisti hatta Ben acikcasi AKP'nin affedilisinin demokrasi adina cok bir kazanim sayilabilecegi dusuncesinde degilim, sahsen basortusu yasasi ciksa, AYM, "bizim gucumuzun yetmedigi bir yer var, o da anayasa, biz anayasa degisikliklerini inceleyemeyiz" dese, fakat sonrasinda da AKP'yi kapatsa su an cok daha mutlu olacaktim. Cunku bir partiyi kapatmak hos olmasa da AYM'nin yetkisi dahilinde ve hukuksuz degil. Partiler, kapanir, tekrar kurulur. Oysa Anayasa degisikligini esastan inceleyebilme yetkisini kendi uzerine alan, "kaleci kalesinde devlesti" misali kendini ulkenin anayasasini belirleme konumuna ceken o ictihad cok farkli. O ictihad varken AKP istedigi hic bir yasayi cikaramaz, anayasayi da degistiremez, parti kapatmayi da zorlastiramaz. Asil darbe o gun yapildi ve bitti, darbe sonralarinda da mevcut hukumet devrilir, yerine darbecilerin atadigi hukumet kurulur, iste AKP kapatma davasinin acildigi gun devrildi ve yerine de dun yeni bir hukumet atandi. Buradan sonra darbe sonrasinda kurulan hukumetler ne yapiyorsa AKP de onu yapacak. Ergenekon sorusturmasi da burada noktalanmistir, onumuzdeki gunlerde bu daava gundemden hizla dusecek ve en fazla Veli Kucuk'un mahkumiyetini gorecegiz. Or'larin hicbirisine bir sey olmayacagi simdiden belli. Yazilacak rehabilitasyon yazilari da simdiden belli. "Bu kisilerin mahkeme onune cikarilmalari bile yeni bir donemin baslangicidir." Buradan sonra AKP bir topal ordektir, DIE istatistiklerindeki yukselmeler disinda bir fonksiyonu olmayabilir. Keske kapatilsaydi da borclu kalmasaydi diyecegimiz gunler yakin. AYM araciligiyla sistem mutlak gucu kendinde topladi ve kendisini "garantiye" aldi, sonra da AKP'yi affetti. Bir sonraki raund Cumhurbaskaninin gorev sureleri biten AYM uyelerinin yerine yenilerini atayacagi aylarda baslayacak, o zamana kadar buyuk siyasete mola, kostursun belediyeler simdi hizmet yarisinda. Svg.



Fikret Alp - Genç Sivil,
1 Ağustos 2008, Cuma 08:22

demokrasi kazanmadı bence ölümden döndü. kapatılmaması olumlu olmakla birlikte hüküm çok vahim. bir anlamda akp "kapatılmayarak kapatıldı". bir mahkeme ancak bu kadar siyasi bir karar alabilir. sanki üç gün boyunca sırf bunu kurgulamışlar. biliyorlar ki eğer kapatırlarsa ab de kapıları türkiye ye kapatacak. biliyorlar ki ekonomi allak bullak olacak. ve yine biliyorlar ki (belki de bu onlar için en can alıcı yönü) erken seçimde yine akp gelecek... yani kapatma hiçbir işe yaramayacağı gibi chp den daha ileri gittikleriyle kalacaklar ve bu memleket yeni nesil onları unutmayacak... kısacası, argo olacak ama -affınıza sığınarak- yemedi bu sefer. eee, hiçbir ceza vermeselerdi de içlerine sinmeyecek... ne yapsınlar; bunu yaptılar işte. mimlediler partiyi. her fırsatta o noktadan vuracaklar. akp nin bundan sonra yapacakları da çok önemli... ab, kıbrıs konusu, ergenekon... idam için boynuna geçirilen urganın ucu darağacından indirildi ama boynunda kement gibi duruyor hala... eleştiriyoruz ve eleştirilecek çok fazla yönü var ama gerçekten işi çok zor. bu bürokrasiyle, bu devletle ve boyundaki bu kementle...



Abdullah Harun,
1 Ağustos 2008, Cuma 03:12

Kontrgerillacılara, darbecilere, baasçılara, ergenekonculara, chp'ye, 367 sabih'e, çydd'ci türkan'a ve bilumum statükocu azınlığa üzücü haber. AK parti kapatılmadı. Etrafınızdaki demokrasi çemberi gittikçe daralıyor!.. İster görün ister görmeyin. Keyfiniz bilir!..



omer tulgan,
1 Ağustos 2008, Cuma 02:56

Devlet ile AKP arasında bir uzlaşma oldu onun için AKP kapatılmadı diyenler var. Bu karar karsiliginde bir seylerden 'vazgecilmis' olabilir mi? boyle bir "uzlasma" ola da bilir, olmaya da bilir... bu uzlasma varsa, AKP bu uzlasmaya uya da bilir, ama ahlak disi dayatma ve santaj uzerine kurulu bir uzlasmaya bu saatten sonra uymayip yuzunu demokrasiye, sivil bir anayasaya da donebilir... ama bana kalirsa bizim icin asil onemli olan, "biz ne yapacagiz" sorunudur.AKP olaylardan ne yonde sonuclar cikarirsa cikarsin, yasaklanma kararinin cikmamasi demokrasiyi, insan haklarini, sivil bir toplumu savunanlar icin onemli bir zaferdir.
A) simdi bence ilk is: DTP'nin yasaklanmasini onlemek icin yogun caba.
B) ikinci is: ergenekona karsi mucadelenin yogunluk yitirmemesi icin caba... bu alandaki tum kazanimlara "amasiz fakatsiz" sahip cikmak, ayni anda "ya peki uniformayi cikarmamis olan cete mensuplari? ya peki 1980 darbesinin suclulari" sorularini da artarak gundeme getirmek
C) devamla: sivil anayasa mucadelesini yukseltmek
D) devamla: AB'ye girme mucadelesini yukseltmek...
bu cabalarin her bir maddesinde (genc ve yasli) muhafazakar demokratlarin mutlaka onde gelen, aktif bir yeri olacaktir... AKP yonetimi buna ne olcude sahip cikacak, nerede daha az, nerede daha fazla destek verecek? bu simdiden bilinemez. ama bu mucadele kuskusuz her zaman icin ona da acik bir mucadeledir ve oyle de kalacaktir... omer tulgan - Genç Sivil



Haşim Uluyol - Genç Sivillerden,
31 Temmuz 2008, Perşembe 07:12

Darbe direkten döndü: 22 Temmuz seçimlerinin sonuçlarını yok saymaya yönelik “Google davası”, ülkeyi dört buçuk ay oyaladıktan sonra, hükümet partisini kapatmayı başaramadan noktalandı.

Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden altısı “Kapatılsın” dediyse de kapatma için gerekli nitelikli çoğunluğa ulaşılamadı. Mahkemenin asker kökenli iki üyesinden biri AKP’nin kapatılmaması yönünde oy kullandı. Kapatmaya itiraz eden dört üye “laikliğe karşı odak” olduğuna hükmedince AKP’nin Hazine yardımının yarısı kesildi. Anayasa 2004 yılında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nden eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından atanan Serdar Özgüldür oyunu “Hazine yardımı kesilsin” yönünde verdi. Kapatma davasını külliyen reddeden tek yargıç olan Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç, kararı açıklarken Hazine yardımının kesilmesinin AKP’ye “uyarı” olduğunu vurguladı: İlgili parti mesajı almalı; ciddi bir ihtar kararı çıkmıştır.

Anayasa Mahkemesi, AKP’nin kapatılması ve 71 kişiye siyasi yasak istemini kabul etmedi, ancak AKP’ye bu yıl yapılan hazine yardımının yarısının (yaklaşık 23 milyon YTL) kesilmesine karar verdi. Mahkeme kararı 10 üyenin oyuyla alırken, kapatma kararı çıkmadığı için hiçbir AKP’liye de siyasi yasak getirilmedi.

139 GÜNDE BİTTİ, REKOR: Yargıtay Başsavcılığı iktidar partisi AKP aleyhine ‘Laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmak’ suçlamasıyla 14 Mart’ta açtığı davada karar 139 gün sonra çıktı. Mahkeme, davayı görüşmeye 28 temmuz pazartesi günü başlamıştı. Üç gün boyunca toplam 30 saat çalışan mahkeme akşam saatlerinde kararını oluşturdu. Karar 18.00’de Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç tarafından Yüce Divan salonunda açıklandı.

BİR OY FARKLA: Başkan Kılıç’ın verdiği bilgiye göre, AKP kapatılmaktan bir oy farkla kurtuldu. 11 üyeli mahkemede altı üye, kapatılma yönünde oy kullandı. Ancak, anayasa parti kapatmak için nitelikli çoğunluk yani, yedi oy şartı getirdiği için AKP hakkında kapatma kararı verilemedi.

KAPATMA İSTEYEN ÜYELER: AKP’nin kapatılmasını isteyenler, Başkanvekili Osman Paksüt ile üyeler Fulya Kantarcıoğlu, Mehmet Erten, Nemci Özler, Şevket Apalak ve Zehra Ayla Perktaş olurken, Sacit Adalı, Ahmet Akyalçın, Serruh Kaleli ve asker kökenli üye Serdar Özgüldür AKP’nin kimi fiil ve beyanlarının laikliğe aykırı oyduğunu; ancak bunların temelli kapatmayı gerektirecek ağırlıkta olmadığı’ gerekçesiyle hazine yardımından yoksun bırakma yaptırımı uygulanmasını istedi. Parti kapatma davasının reddedilmesi, başka yaptırım da uygulanmaması yönünde oy kullanan tek yargıç ise Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç oldu.

23 TRİLYON CEZA: Mahkeme, altı oyun kapatmaya yetmediği gibi, hazine yardımı kesilsin yönündeki oyların da dörtte kalması üzerine ikinci oylama yaptı. Bu kez kapatma isteyen gruptaki altı üyenin oyu da eklenince bire karşı 10 oyla, AKP hakkında bu yıl aldığı hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verildi.

İLK KEZ: Anayasa Mahkemesi böylece ilk kez AB’ye uyum yasaları çerçevesinde yapılan değişikliği uygulamış oldu. Böylece ilk kez bir iktidar partisi aleyhine açılan ve parti iktidarda iken verilen ilk yaptırım kararı oldu. Mahkeme takdir hakkını AKP lehine kullanarak bu yıl verilen 46.6 milyon YTL’lik hazine yardımının tümü yerine yarısını kesmekle yetindi. Mahkeme, kapatma isteminin bir oy farkla da olsa reddettiği için, Yargıtay Başsavcılığı’nın cumhurbaşkanı, Başbabakan ve sekizi bakan 39 milletvekili dahil 31 AKP’li hakkında istediği beş yıllık siyasi yasak taleplerini de otomatik olarak reddetmiş oldu.

Yorumlar:

İ. Can ŞAHİN - 31.07.2008 13:29:50:
Darbecilerin artık "Ergenekon" dayanağı yok. Bundan sonrada inşallah "olamayacak". Çünkü "Aleni" hale geldiler. Zannediyormusunuz ki "Lutfettiler de" kapatmadılar... T.B.M.M'sini ve "Milletin Egemenliğini", "Kaosa kalkan 411 el" olarak nitelendirerek "Yok sayan" sisteme Ak Parti'yi kapatmak 10 numara "Büyük gelmiştir". Çünkü bu yükü "kaldıramazlardı". Eğer kapatsalardı, Dünya ve Millet iradesinin altında "EZİLİRLERDİ!"... Lafın en neti ve kestirmesi, "Yapmaya güçleri yettiği halde YAPAMADILAR!". Başta Sayın Deniz Baykal dahil hiç kimse bu Aziz Milleti, "koyun gibi" olanı biteni "şuursuzca" izliyoruz zannetmesin... Her şeyin ve ne dolaplar çevrildiğinin farkındayız... Bu Meclis eğer bizim Meclisimizse şu andan itibaren yapacağı ilk iş, Millet İradesini ve Egemenliğini, "Yok Sayan" ve "Kendi Diktasını" zorla millete dayatan bu yapıya "Egemenliğin kime ait olduğunu" gösteren "Kesin İradeyi" ortaya koymaktır... Yoksa "Yok hükmünde" olacaklar... Olanı biteni "izliyoruz" ve "bekliyoruz"...

Volkan TANRIVERDİ - volkan_tanriverdi@hotmail.com - 31.07.2008 13:23:45:
İyi işte; AKP için büyük bir fırsat! Halkını gerçekten çok sevdiğini göstermesi için kendi cabinden para harcasın. Böylece çok iyi bir progabanda malzemesini eline almış olur ve iyi oy getirir. Bununla bir dahaki seçimde yine iş başında olur. Yok o paralarıda bizden çıkatırsalar, vah halimize ve birdahaki seçimde vah AKP'nin haline.

Volkan TANRIVERDİ - 31.07.2008 13:13:24:
Allah herkese hayırlısını versin.

Gökhan - 31.07.2008 12:59:56:
Askeri darbe diye yaygara yaptınız, Ergenekon dediniz, gidişat belli ki elinizde patlayacak. Sonra yargı darbesi diye ortalığı yine velveleye verdiniz, şimdi de yalanınızın üzerinden yürümeye devam etmektesiniz. Bu nasıl bir zihniyet kültürüdür? Nerede askeri darbe? Hani nerede yargı darbesi? Kurulduğunuz birkaç aydan bu yana ısrarla sürdürdüğünüz dedikodu üzerinden yaygaracı politikanızla neyi amaç edindiniz kendinize?



Abdullah Harun, aharun@gmx.net
25 Temmuz 2008, Cuma 16:31

Bozkurtlar Taburu, saçmalama! Yeşil propaganda ne demek mert ol açık konuş İslam demeye dilin varmıyor mu? Kimsenin manevra yaptığı yok. Bu sitedeki kontrgerilla'nın varlığına dair delilleri karşı görüşleri özel harp dairesi kontrgerilla ilişkisine dair görüşleri okudun mu? Spekülasyon değil bunlar.

Rusyanın çökmesinden önce ABD-Batı-Nato'nun hedefi komünistlerdi yani düşmanın rengi kırmızıydı. Onunla savaşmak için gladio/kontrgerilla örgütlenmelerine gidildi. İtalya'daki Gladio skandalı tüm Avrupa'yı sardı. Hepsi itiraf ettiler. Sadece en şiddetli ve şüpheli toplumsal terör ve kışkırtma olaylarının yaşandığı Türkiye hariç.

Yeni düşmanınız artık yeşil renkle tanımladığınız İslam. 1990'da Genelkurmay'ın verdiği brifingde, "Özel Harp Dairesi sadece Komünizme değil din devrimine de karşıdır" denildi. Sözü evelemeye gevelemeye takiyye yapmaya çalışmayın. Yeni hedefiniz İslam. Onun yayılmasını durdurmak. Adınızın Bozkurtlar Taburu olması kimi kandırıyor. Ergenekon veya Kontrgerilla Taburu deyin mertçe, cesurca.

1990'lı yıllarda peşpeşe işlenmekte olan laiklik suikastleri Gladio skandalı patlayınca nasıl da duraksadı. Dikkatlerden kaçmadı. Müslümanlara karşı kontrgerilla harekatı uyguluyorsunuz. Ama büyük bir çelişkiye düştünüz. Bak şu Allah'ın işine. Hiç umulmayan şekilde AKP iktidara geldi ve AB'ye girmek için görülmemiş bir çaba göstermeye başladı. Sizler de telaşa kapıldınız, bütün planlarınız işte o an altüst oldu. Atatürk'ün ulaşmamızı istediği Batı uygarlığına yol almaya başlayınca, afalladınız. Hatta saçmaladınız ve Batı yerine Rusya Çin İran Hindistan'la aynı kampa katılmayı kısık sesle korkarak dile getirmeyi denediniz. Ama kime yutturabilirsiniz bu, tam anlamıyla SAÇMALIĞI! Atatürk adının arkasına sığınarak inönü devrinde stalinizm uygulandı bu ülkede. Atatürkçülük adına millete yapmadığınız eziyet kalmadı. Kürtlere ve Müslümanlara yaptıklarınızla toplumu kamplara bölmeye, kontrgerilla'nın ana stratejisi olan "GERİLİM STRATEJİSİ" ile insanları birbirine düşman etmeye çalıştınız ve bunda uzun zaman başarılı oldunuz. Ama artık değil. Dünya global bir köy haline geldi. İnternet-uydu yayınları ile insanlar gelişmeleri çok çabuk öğreniyor haberleşiyor. Engelleyemiyorsunuz. Demirperde ülkeleri, sizin gibi Atatürkçülük dediğiniz ve aslında inönücülük olan veya diğer ifadeyle Baasçılık olan diğer baskıcı yönetimler de bir bir yıkıldı, yıkılıyor. Atatürkçülüğün, laikliğin tartışılmasına tahammül edemiyorsunuz çünkü foyanız ortaya çıkacak. Niye liberaller müslümanları destekliyor diye içerleniyor onları tehdit etmeye çalışıyorsunuz. Gittikçe daha tehditkar hakaretçi ve telaşlı hale geliyorsunuz.

Kontrgerilla dediğiniz öcünüzün üstündeki tüyler her geçen gün dökülüyor ve çirkin görüntüsü aydınlığa çıkıyor. O neydi öyle? Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde 1,5 yıl boyunca tam anlamıyla Kontgerilla harekatı yürüttünüz. Sezer'den Demirel'e, genelkurmay'dan baas partisi chp'ye, anayasa mahkemesinden yargıtay'a, Kubilay olayına benzetmeye çalışıp da elinize yüzünüze bulaştırdığınız cumhuriyet gazetesinin bahçesine peşpeşe attığınız ve sonra danıştay'a islami sloganlar attırıp saldırttığınız dengesiz tetikçinize... vs vs diğer tüm harekatınızın ayrıntıları bu sitenin ilgili sayfasında ibretlik olarak sergilenmektedir. Herşeye rağmen beceriksiz oldunuz. Doğrusu öcünüzün tüylerinin dökülmekte oluşu müthiş keyif veriyor. Psikolojik olarak moralleri yükseltiyor. Yürüttüğünüz psikolojik kontrgerilla harekatı aleyhinize işliyor. Artık darbe yapmanız da biraz sıkar. Eskisi gibi kolay değil. Sadece Tayland Afrika ülkeleri gibi yerlerde deneniyor. Yine de denemek isterseniz belki de hiç ummadığınız şekilde gelişebilir!..



Bozkurtlar Taburu,
15 Temmuz 2008, Salı 07:37

aslında gereksiz manevralara gerek yok kontrgerilla öcüsü üzerinden yeşil propoganda yapmak amaçlanıyor..cehennemi gösterip zebaniye razı etmek..düşman kurgulayıp , düşmandan kaçanı kucaklamak..ortalığı bulandırıp umut ışığı rolü oynamak.. geciniz efendim geciniz..kontrgerilla ile uğraşmak şimdi de akpartiye mi kaldı..eskiden bunu başkaları yapardı..aman haaaa onlarla aynı kefeye girmeyin sakın.dininize küfredenlerle aynı anti kontrgerilla paydasında buluşursanız gün gelir size de Allahsız diye bağırıverirler..tarih unutmaz ama bellekler detayları atlar..bir bakıvermişsiniz onlarla aynı sahnede donduruvermiş tarih sizi..ondan sonra da ayıkla pirincin taşını neymiş efendim kontrgerilla kontrgerilla üzerinden siyasi prim yapamazsınız beyler..olayın kimyası bi kere buna müsait değil. Özel Harp Dairesi sosyal siyasal ve kültürel kurumların üzerinde bir oluşumdur..Prim yapacak kadar hele hele sizin gibilerin erişeceği kadar alçakta yer tutmuş değildir..anca aşağıdan bağırırsınız ama dikkat edin çevrenizdekiler sizin bağırtılarınızı yanlı algılayabilir ve kendilerinden sonrakilere yanlış aktarabilir. Tarih sayfalarında bile küfredilen mi olmak istiyorsunuz Akıllı olunuz..buna imkanınız var Sayın Hasan Cemal Cevabınızı bana ithafen mi gönderdiniz bilemiyorum lakin kurduğunuz cümlelerde sanki beni muhatap aldığııza dair sağlam emareler sözkonusu..İslam dini ile benim mesajımın ne gibi bir bağlantısı olduğunu açıkcası anlayamadım..Özel harp dairesi ile İslam inancı arasında nasıl bir güncel korelasyon olabilir ki..Bu iki kavramın birbirinin antitezi olması sözkonusu olamaz lakin birisi vicdani yani ruhani bir olgu olmakla beraber diğeri Türk Milletinin doğal savunma refleksleriyle ilgilidir..Özel harp dairesinin varlığını meşru gösterme gayretinin dinsizlikle bir ilgisi yok..Bu iki kavram secmeye konu olabillecek nitelikte değildir.. Özel harp konvansiyonel harp unsurlarının yetersiz ya da fazla makro nitelikte kaldığı durum ve ortamlarda düşman hatlarının gerisine gerçekleştirilecek bir intikalde yapılması gereken özel nitelikteki operasyonları ihtiva etmektedir..Bu hem taarruz hem de savunma anlamında düşünülebilir..Tabi bu kavrama herhangi bir savaş durumunda topyekün bir direniş hareketinin örgütlenmesi de dahildir..İslam dinine atıfta buunarak ne amaçladığınızı anlamadığımı ifade etmek isterim..Eğer konu AKPARTİ hükümeti ise açıkça söylemek isterimki şehitlerimizden kelle diye bahseden bir zihniyetin cumhuriyet konusundaki fikirlerini teati konusu etmeye bile gerek görmedigimi söylemek istiyorum..Bizim için aslolan devletin ve milletin bekası adına sahip çıkılması gereken kutsal emanetlerdir..Hukuk hatta din bile zaten devletin bekasına bağlıdır..Devlet olmazsa caminizde ezan bile okutamazsiniz.Devlet olmazsa zaten haklarından bahsedeceğniz halkınız da olmaz..Kesinlikle emin olabilirsiniz ki bu kutsal emanetlere sahip çıkarken toprağa düşen aziz şehitlerimizin anısına küfreden odaklardan Türk Milleti her zaman müdafaa edilecektir.Her şeyimizi yitirsek bile bir gün bir yerde bir Hasan Tahsin daha çıkarır bu millet..Bu hayattan cekip gitme pahasına da olsa yaktığı ateşi tüm yurt sathına yayacak gücümüz ve enerjimiz mevcuttur..Sizin için hatta size rağmen Sağlıcakla Kalın



Ekrem Erol,
24 Haziran 2008, Salı 09:01

Yazık!Yazık olan bizlere ve bu ülkeye. O zaman neden adına demokrasi veya şu-bu diyorlar. Gerçeği söylemek gerekirse Dünya'da sonu gelmiş komünizmin en çetin kalesi Türkiye'dir.



mustang7468, Ne Zaman ve Nasıl?
24 Haziran 2008, Salı 09:00

Bazan Amasya Genelge'sinde anlamını bulan karar aklıma geliyor. "Milletin istiklalini yine milletin azmi ve kararlılığı kurtaracaktır." Bu iş şiddetle kesinlikle olmaz, ama hukukla da, demokrasiyle de, seçimle de, evrensel insan hakları normlarıyla da vs olmuyor. Yüzyıllardır "istemezüüük" diye diye bu aziz vatanı geriye götüren, "ittihatçı-kontracı-örgütçü" boyunduruğundan nasıl ve ne zaman kurtulacağız ya Rabbi? Kendimi afrikadan yola çıkan ispanyol gemisindeki zenciler gibi hissediyorum.



Recep Taşkın - Moderatör (Baskın Oran),
23 Haziran 2008, Pazartesi 02:58

Son oyunlarını oynuyorlar. Asker artık darbe yapamıyor. Tutunabilecekleri son çizgi de Anayasa Mahkemesi'dir.



mehmet değer,
18 Haziran 2008, Çarşamba 04:25

Köşke gönderdiğimiz mübarek insanın anayasa mahkemesi üyelerini resen görevden alması söz konusu olamazmı acaba. Öbürü gibi biz onu oraya masonları ağırlasın diye, azınlıklara göz yumsun diye, teröristleri affetsin diye mi gönderdik?



Hasan Cemal - Moderatör,
16 Haziran 2008, Pazartesi 05:05

22 Temmuz’da bu vekaleti Meclise veren toplumun morale ihtiyacı var. Hükümetin vakit kaybetmeden sivil anayasayı gündeme getirip müzakereye başlaması gerek. Kamuoyunda yeterince tartışıldı zaten. Böylece ‘Biz seçilmişlere yönelik sistematik gidişata dur demek istiyoruz’ denecek. Süreç kritik, ülke daha sert bir zemine kayabilir mi acaba endişesi taşıyanlar var, ama bu gibi kaygılarla reformlar ertelenirse darbe yapılmadan da o amaca ulaşılıyor zaten. Darbe her halde meşru değildir, reddedilmelidir. Artık iktidar partisinin kapatılması da başörtüsü de tali meseleler olmuştur. Çok daha hayati bir tercihle karşı karşıyayız şimdi.



Atıf,
11 Haziran 2008, Çarşamba 03:33

anayasa mahkemesinin kontrgerilla örgütlenmesinde yeraldığı apaçık belli olmuştur.



Hasan Cemal - Moderatör,
11 Haziran 2008, Çarşamba 03:30

Ahmet İnsel (Galatasaray Üniversitesi): Mahkeme, değişikliklerinin özüne giremez. Bu kararla yargıçlar yönetiminin kapısı açıldı. Demokrasiye olan inancımı korumak istiyorum.
Prof. Dr. Ergun Özbudun (Anayasa hukukçusu): Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın kendisine yasakladığı bir yetkiyi kullandı. Bu, yetki gasbıdır. Yüce Mahkeme'nin menfaatlerine zarar verecektir. Bundan sonra hiçbir anayasa değişikliği yapılamaz. Mahkeme, iktidarı kendine tevdi etmiştir. Hiçbir demokratik ülkede örneği yok.
Prof. Dr. Levent Köker (Anayasa hukukçusu): Mahkeme vahim bir karar aldı ve sınırını tamamen aştı.
Sami Selçuk (Yargıtay Onursal Başkanı): Anayasa Mahkemesi'nin böyle bir yetkisi olduğuna inanmıyorum, eleştiriyorum. Bu karar çok tartışılacak.
Doç. Dr. Serap Yazıcı (Anayasa hukukçusu): Hukukî değil siyasî bir karar alınmıştır. Anayasa Mahkemesi, siyasî bir organ değildir. Üzüntü ile karşıladım.
Prof. Dr. Hasan Tunç (Anayasa hukukçusu): Bu kararı mantığıma sığdıramıyorum.
Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu (Sabancı Üniversitesi): Halk çok ciddi bir şekilde ikiye bölündü. Başörtüsünün tehdit unsuru olduğunu düşünen bir kesim ile kararın özgürlükleri kısıtladığı düşüncesinde olan bir kesim doğdu.
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi: Kaygı verici bir gidiştir. Aslında böyle bir yetkisi yok. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi olmaktan çıkıyor.
Prof. Dr. Yavuz Atar (Selçuk Üni.): Birinci sınıf öğrencisi bile Anayasa Mahkemesi'nin böyle bir karar alamayacağını bilir. Böyle cevap yazarsa sıfır alır.
Prof. Dr. Hamdi Mollamahmutoğlu: Anayasa Mahkemesi yapılmış bir değişikliği iptal etti, yok saymadı. Bence izahı kabul edilemez bir karar.
Prof. Dr. Baskın Oran: Bundan sonra ironik bir ifade olacak ama, Anayasa değiştirmek için askeri darbeden başka bir seçenek yoktur. Anayasa Mahkemesi sistemi öyle bir kilitledi ki, bu ayıp da ona yeter
Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu: Bu işlemin 12 Eylül askeri darbesinin yaptıklarından hiçbir farkı yoktur.
Hüsrev Kutlu (AK Parti Adıyaman Milletvekili): Hakimler oligarşisi...Yok hükmünde.. Anayasa Mahkemesi'nin kararları, halkoyuna sunulmalıdır.
Abdurrahman Kurt(AK Parti Diyarbakır Milletvekili): Bu karar, cübbeli darbedir.
Salim Uslu (Hak-İş): Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesi ihlal edilmiş, rejimin özü zedelenmiştir.
Sezgin Tanrıkulu (Diyarbakır Barosu): Türkiye'de yargı özgürlüklerin güvencesi değil. Özgürlükleri sınırlayan ve tehdit eden bir kurum haline geldi.
Kamil Yaralı (Hukukçular Derneği): Mahkeme, yetki ve meşruiyetini Anayasa'dan aldığını söylüyordu. Bu kararla Anayasa'yı da çiğnediler. Yetkisini nereden aldığını açıklamalı.
Fatma Benli (Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği): Eğer Anayasa Mahkemesi TBMM'nin yerine alabilecekse seçimlerin gereği yok. Halk yargıçları kendi seçsin ve Türkiye'nin yargıçlar devleti olduğu deklare edilsin.
Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk: Yeniden başa döndük.
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten: Temel özgürlükleri yargı sisteminin merkezine alacak bütünüyle yeni anayasa gerekli.
AB Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda: Bu halkın karar verme hakkının ellerinden alınmasıdır. Bence bu karar siyasi.
Köksal Toptan (TBMM Başkanı): Yüksek mahkeme yetkisinin ötesine geçmiştir.
Devlet Bahçeli (MHP Genel Başkanı): Bu karar, çözümsüzlüğe itilerek kanayan bu toplumsal yarayı derinleştirmiştir. Bu karar korkarız ki, Türk toplumunun inanç temelinde bölünmesi ve cepheleşmesi sürecini hızlandıracaktır.
Cihan Paçacı (MHP milletvekili): Siyasi bir karardır. Mesele toplumsal bir yaraydı. Yarayı daha da derinleştirdi. Milletle, devleti karşı karşıya bıraktı.
Muhsin Yazıcıoğlu (BBP Genel Başkanı): Yasama yetkisine müdahale edildi. Meclis'in irade koyuculuğu ortadan kaldırıldı. Laikliğin tanımının yapılması ihtiyacı doğdu.
Süleyman Soylu (DP Genel Başkanı): Hukuk skandalı.
Erkan Mumcu (Anavatan Genel Başkanı): Ağır bir karar. Bundan sonra demokrasi ve hukuk devleti kavramlarının uyumlu bir anlayış içinde kavranması mümkün olmayacak.
Ufuk Uras (ÖDP Genel Başkanı): Yasama yargının gölgesinde kalmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı ile Türkiye'de yeni bir anayasaya olan ihtiyaç ortaya çıkmıştır.
Hasip Kaplan (DTP Milletvekili): Yeni bir hukuk krizi yaratılmıştır.
Osman Özçelik (DTP Siirt Milletvekili): Mahkeme parlamento görevi görecekse parlamentoya ne gerek var. O zaman 11 kişi gelsin Parlamento'da otursun, anayasayı değiştirsin.
Akın Birdal (DTP Diyarbakır Milletvekili): Askeri darbelerin yerini cüppeli darbeler aldı.
Soli Özel (Sabah Gazetesi): Yargı siyasi bir karar vermiştir bunun da siyasi sonuçları olacaktır. Farklı kelimeler kulanmak da mümkün ancak bugün Türkiye'de yaşanan bir rejim krizidir.
Taha Akyol (Milliyet): Hukuka ve Anayasa'ya aykırı bir karar. Bundan sonra yasama faaliyeti yapılması imkansızlaşmıştır. Meclis'in yetkisi gasp edilmiştir.
Mümtaz'er Türköne (Zaman): Türkiye hukuk devleti prensibinden yargı eliyle uzaklaştırılıyor.
Mehmet Altan (Star): Artık 'halk' değil 'yargıçlar' karar verecek ülkenin nasıl yönetileceğine. Nasıl yönetecekleri de anlaşıldı... Anayasayı delerek.
Ahmet Kekeç (Star): Kimse bu kararı tevil etmeye kalkmasın. Bu bir darbedir. Çok ciddi bir suçtur.
Mustafa Karaalioğlu (Star): Anayasa Mahkemesi kendi kendine bütün erkler üzerinde bir erk olma yetkisi verdi. Hukuk düzenini yerle bir etti.
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan (Star): Bu karardan sonra, artık Anayasa Mahkemesi'nin uygun görmediği bir anayasa değişikliği yapılamaz.
Ekrem Dumanlı (Zaman): Mahkeme, Anayasa'nın kendisine tanıdığı hududu aştı. Bu apaçık bir ihlaldir.
Hadi Uluengin (Hürriyet): Bundan böyle seçim, meçim düzenlemenin gereği kalmadı. Hiç hacet yok! Pisi pisine masraf oluyor. Çünkü, işte artık ayan beyan ortada ki Türkiye'de evrensel demokrasi falan değil, jüristokrasi, yani yargıçlar iktidarı hüküm sürüyor.
Ahmet Hakan Coşkun (Hürriyet): Ben Anayasa Mahkemesi'nin hukuki bir karar vermediğini düşünenlerdenim.
Mehmet Barlas (Sabah): Bir anlamda Anayasa Mahkemesi bir Anayasa Krizi üretti. Olaya daha geniş bir açıdan bakarsak, milletvekili olmakla olmamak arasında artık fazla fark yok. Yasama yargının yerine geçti.
Umur Talu (Sabah): Meclis'te çoğunluk istediğini yapmasın diye Yüksek Yargı'nın (oylama ile) istemediğini yaptırmaması bir rejim güvencesi midir yoksa rejimin esasta su alması mı?
Ergun Babahan (Sabah): Türkiye 27 Nisan Süreci denilen bir dönemden geçmektedir. Kimi özgürlüklerin genişletilmesinden rahatsız olan güçler devreye girmiş ve hukuk aracılığıyla Türkiye'yi yeniden biçimlendirmeye başlamıştır.
Nazlı Ilıcak (Sabah): Anayasada, iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz deniliyor. Aynı maddede, Anayasa Mahkemesi, kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak şekilde hüküm tesis edemez düzenlemesi de mevcut. Ama nafile...
Hasan Celal Güzel (Radikal): Mahkeme, Anayasa'yı ihlâl suçu işlemiş ve TBMM'nin yerine geçerek yetki gaspında bulunmuştur. Bu, Türkiye'de demokratik rejimin sona erdirilmesidir.
Yasemin Çongar (Taraf): Bu karar, darbenin kilometretaşlarından biri olarak geçecek tarihe.
Etyen Mahçupyan (Taraf): Türkiye Cumhuriyeti ta ilk günden bu yana bir bürokratik vesayet rejimidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de 'bu' rejimi korumaktadır!
Gülay Göktürk (Bugün): Mahkemenin bu kararı Türkiye'de sadece darbecilerin yeni Anayasa yapma yetkisi olduğunu acı bir şekilde gösteriyor.
Ahmet Taşgetiren (Bugün): Bu kararıyla kendisini Anayasa ile bağlamadığını ortaya koymuştur.
Ömer Lütfi Mete (Bugün): Bu, askerin iktidara el koymasından çok daha beter bir darbedir!
(Yeni Şafak, 11 haziran 2008, http://yenisafak.com.tr/Politika/?t=11.06.2008&i=122547)



Selma Yıl.,
10 Haziran 2008, Salı 09:35

Bu bir yargı darbesidir. Türkiye"de cumhuriyet ve demokrasi, fiilen jüristokratik, oligarşik bir darbe tehdidi ile karşı karşıyadır. Darbe süreci başlamıştır.. Bu bir yargı darbesidir. 28 Şubat"tan daha vahim bir durumla karşı karşıyayız.. Birilerinin 28 Şubat"ta manşetlerine taşıdığı gibi yine “Topyekûn savaş” sürecine girilmiştir.. Anayasa değişikliğine mi gideceksiniz, Senato mu kuracaksınız, erken seçime mi gideceksiniz, ne yapıyorsanız yapın. Ama önce Anayasa Mahkemesi"ne yaptığınız savunmayı geri çekin. Yeni bir “Malumu ilam”a gerek var mı? “İyi çocuklar” ya da “Bizim çocukların” yapacağı belli değil mi? Unutmayın zaman dar ve Türkiye"de işler ciddiyetini kaybetti. Bundan sonra her şey olabilir.. Bana sorarsanız Parti ya da sanıklardan biri hemen Avrupa Konseyi'ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ve BM İnsan Hakları Komiserliği'ne gitmeli.. Kararın mefhumu muhalifi felaket. Usül falan dinleyen de yok. Bu kararın bu şekilde açıklanması usüle uygun değil.. Bu vesile ile Anayasa'nın değiştirilemez maddesi de uluslararası yargı yoluyla hukuk sisteminden ayıklanabilir belki.. Bu bir yargı darbesidir. Türkiye"de cumhuriyet ve demokrasi, fiilen jüristokratik, oligarşik bir darbe tehdidi ile karşı karşıyadır. Darbe süreci başlamıştır.. Bu bir yargı darbesidir. 28 Şubat'tan daha vahim bir durumla karşı karşıyayız.. Birilerinin 28 Şubat'ta manşetlerine taşıdığı gibi yine TOPYEKÜN SAVAŞ sürecine girilmiştir.. Korkunun ecele faydası olmadığı gibi, aksine korku, karşıdakilerin cür'et ve cesaretini artırıyor.. Darbeci güçlerin arkasında halk desteği de yok, uluslararası destek de. Bir darbe gerçekleşse bile başarı şansları yok. Başarılı olsalar bile bu işi sürdüremezler ve belki de bazı şeyleri toptan değiştirmek ve bazı darbeci güçleri hapse atmak, sistemden tasfiye açısından tarihi bir fırsat da doğmuş olabilir. Hükümet ve iktidar partisinin acil olarak kriz yönetimine geçmesi gerek. Kriz sizi yönetir ve olayların peşinden koşarsanız savrulursunuz. Sizi mayınlı tarlaya çekmeye çalışacaklar, peşinden koştuklarınız sizin güzergahınıza mevzileneceklerdir.. O zaman siz kendi oyununuzu kurun. Onların ajandasında olmayan, senaryosunda olmayan yollardan ilerleyin, onları kendi sahanıza çekmeye çalışın.. Tıpkı bizim akıncılarımızın yaptığı gibi. Halk sizin arkanızda. Halka güven verin, kararlılık gösterin, cesur olun! Çevrenizdeki ajan, korkak, hain karekterli, kaseti çetenin elinde olan, şantaja açık insanlardan uzaklaşın (Dikkat: Oltayı yutmuş balıkların sayıları az olmayabilir?!), onları uzaklaştırın.. Böyle yaparsanız, onların arasından bile size açık ya da örtülü destek verenler olacaktır. Korkak davranır ve ne yapacağını bilmez halde, çaresizlik içinde sağa sola koşturursanız kimse size yardım etmez. Kimse yenilecek ata oynamaz. Bakın, gideceği yeri bilmeyen bir kaptana hiçbir rüzgar fayda sağlamaz.. Faydasından emin olmadığınız, ama size zarar vermeyeceğinden emin olduğunuz her yolu deneyin. O işleri küçük grublar takip etsin. Bunlar karşı kanadı oyalar ve şaşkına çevirir. Hangi operasyon daha başarılı ise ona destek verirsiniz. Size zaman kazandırır. Karşı tarafın moralini bozar.. Media ve STK"ları ihmal etmeyin. Tek başına Ankara"dan bu mücadeleyi sürdüremezsiniz. Bütün teşkilatlar harekete geçmeli. İstanbul en az Ankara kadar önemli.. Ha bu size ders olsun.. Çok hızlı hareket etmek zorundasınız.. Birinizin arkanızı toplaması, operasyon dışında kalarak sizi gözlemesi, izlemesi, nerede eksik, yanlış var görüp gözetlemesi gerek.. Bazen eylemin sıcaklığı içinde insanlar basit gördükleri yanlışlar yüzünden büyük zararlara uğrarlar.. Yani tepedeki gözcülerin yaptığı gibi, birileri açık kapıları gözetlesinler.. Ağaca bakarken ormanı, ormana bakarken ağacı görmemezlik etmemek lazım.. Bazı olayları çok büyütürseniz, kibriti gözüne çok yaklaştırdığı için ormanı göremeyen adamın haline benzersiniz.. İhtimal, maliyet ve riskleri doğru görmek zorundasınız.. Yanlış hesapla doğru sonuca ulaşılmaz.. Kriz sizi değil, siz krizi yönetirseniz, bu yeni fırsatlar demektir.. Her kriz bağrında yeni bir şansı ve fırsatı saklar. Ve bu gizli olan zenginliğe ancak başarının anahtarı ile ulaşabilirsiniz.. Bize şer gibi gelen şeylerde Allah'ın bir hayır gizlemiş olabileceği hükmü bize böyle bir sırrı haber verir.. Korkuya ve telaşa gerek yok. Biz imtihandayız. Allah herşeyi görüyor, duyuyor, biliyor; kalplerden geçenler bile O'nun malumu.. Tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçirecek olan da O. O gerçek ve mutlak iktidar sahibidir ve hüküm O'nundur. O zaman ne gam!. O zaman bize düşen, Allah'a dayanmak, sa'ye sarılmak, hikmete ram olup tevekkül etmek.. Sonucu tayin edecek odur. Bizimkisi sadece bir imtihan telaşıdır. Elhamdülillahi Rabbül Alemin. (...) İyya kenağbüdü ve iyya kenestaiyn. Sıradellezine en amte aleyhim, gayrul mağzubi aleyhim veleddaliyn. Amin. Bana soracak olursanız “Bu gidiş nereye” diye, derim ki; “Bekleyin inananlar, bahar gelecek, bahar!” “Ne zaman” derseniz, “İnananlara söyle, zafer inananlarındır ve zafer yakındır.” “Kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın!” Siz kendinizi değiştirmeye bakın. Çünkü biz kendimizi değiştirmedikçe Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir.. Unutmayalım ki, Allah, cahil ve zalim bir kavme hidayet nasib etmez! Ve dahi zulm ile abad olunmaz. Zulmün kemali, zevalin işaretidir! Benim Müslümanlara bir çift sözüm var.. Siz bu süreçte Allah"ın gücünü hesaba katıyor musunuz, katmıyor musunuz? Korku, panik ve umutsuzluk hastalığı uykularınızı kaçırıyorsa, yazıklar olsun size.! İmtihan zorlaşıyor, hesaplaşma keskinleşiyor, içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden gazab kapımızı çalacak diye hüzünleniyorsanız, bir diyeceğim yok.. O herşeyi görüyor, biliyor ve hüküm sahibi. O gerçekten iman edenlerle etmeyenlerin ayırd edilmesi için bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle imtihan ediyor.. Bu bir fitne ateşidir, tutuştu.. O bizim ellerimizle zalimleri cezalandırıp mazlumlara yardım etmek istiyor. Neden korkarsınız ki! Bizim gözümüzde ötekileri, ötekilerin gözünde bizi büyük gösteren Allah"a yemin ederim ki, o sizi sınıyor. Sizi yeryüzünün varisi kılmak istiyor.. Size zafer vaadediyor.. Bir kere daha söylüyorum, fakat şunu bilin ki, Allah cahil ve zalim bir kavme hidayet nasib etmez! AK Partililer başlarına gelen felaketler sebebi ile hep başkalarını suçlayacaklarına, biraz da “Biz nerede yanlış yaptık” sorusunu sorsalar ve Yunus Aleyhisselam"ın dediği gibi deseler ne iyi ederler: İnni künti minezzalimin.. Bir daha söylüyorum, bir daha, bir daha: Siz kendinizi değiştirmeden Allah sizin hakkınızdaki hükmünü değiştirmeyecektir. Selam ve dua ile.. ABDURRAHMAN DİLİPAK



Mustafa BİNBİR,
10 Haziran 2008, Salı 09:19

Nerde Galdın Egemenlik? Milletçe istiklali kazandık, Nice düşmanları yendik. Cumhuriyeti seçtik, Seni bekliyoz Egemenlik. Sakalıma ak düştü çoktan, Hiçbir seçimi koymadım noksan... Şehit başında türbanlı analar, Feryadı yüreği yaralar. Vatana can veren bizidik, Sen kime gettin Egemenlik? Bi saydım atmış sene olmuş, Ağalar paşalar ç...



Recep Taşkın - moderatör,
9 Haziran 2008, Pazartesi 07:11

Anayasa Mahkemesi’nin resmi sitesinde ‘Meclisin yetkilerini kötüye kullanmasını engellemek’ için kurulduğu yazılı. Mahkeme’nin kuruluşuyla Meclis üstünlüğünün sona erdiği vurgulanıyor. Anayasa Mahkemesi’nin Anayasayı çiğneyerek verdiği ‘başörtüsü’ kararıyla ilgili tartışmalar sürerken, mahkemenin resmi internet sitesi‘tarihçe’ bölümünde parlamento ‘potansiyel suçlu’ olarak ilan edilmiş. Ayrıca, Atatürk’ün ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ sözünün tarihe karıştığı ve parlamentonun üstünlüğünün sona erdiği şu şekilde belirtiliyor: "1924 Anayasası‘Ulusal Egemenlik’ ilkesinden değişik bir egemenlik anlayışını kabul etmiştir." http://www.anayasa.gov.tr/general/icerikler.asp?contID=246&menuID=43&curID=45



mustafa elbeyli,
9 Haziran 2008, Pazartesi 07:02

bizim artık ümidimizde kalmadı.çünkü biz halkı sanki"it ürür kervan yürür misali"yerine koyuyorlar.yani bakın tüm yapılanlara hep yapanın yanına kâr kalıyor.bizlerde yorum yazıyoruz,halk olarak oy veriyoruz itiraz ediyoruz ama sanki suya çizik çekiyormuş gibi oluyor. siyasetçiler gittikçe içine kapanıyor veya silikleşiyorlar.sağ gittikçe solun ,solun evi ile kuyu arasında su taşıyıcılığı yapıyor. Allah bu ülkeyi basiretsiz siyasetçilerden ve kazanmadan yiyen elit tabakadan kurtarsın. saygılar



samil t.,
9 Haziran 2008, Pazartesi 05:23

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ortada hiçbir sorun yokmuş gibi ‘hukuki süreç devam ediyor’ görmezliği içinde. AK Parti, bitkin vaziyette bir elinde havlu ha bire terini siliyor görüntüsünde. Oysa, darbeciler savaş tamtamları çalmaya, taarruz planları geliştirmeye devam ediyorlar. Lafı evelemenin gevelemenin gereği yok. Çankaya ve sivil otorite yol ayrımındadır. Önlerinde iki yol var. Birincisi, 28 Şubat sürecinde Erbakan’ın terleyen fotoğrafına bakıp ders çıkaracaklar. İkincisi, kaderlerine razı olacaklar. Unutulmasın; İkinci yolu tercih edenlerin geçmişte olduğu gibi millete söyleyeceği sözü kalmaz ve Çankaya Gül’e yar olmaz.



Recep T.,
7 Haziran 2008, Cumartesi 10:12

Birçok kişi anayasa mahkemesinin başörtüsü davasında esasa giremeyerek red kararı vereceğini bekliyordu. Tıpkı 367 olayında olduğu gibi bu olayda da yanıldılar. Açıkça yargı yoluyla bir darbe yapıldı. Bunun tartışması uzun sürer. Benim asıl demek istediğim bu darbeye karşı ne yapılmalı. Yapılacak en iyi şey şüphesiz cumhurbaşkanının anayasa mahkemesi üyelerini derhal görevden alarak yerlerine yeni üye ataması. Tıpkı abd'de başkan roosevelt'in yaptığı gibi. Eğer buna cesaretiniz yoksa bu iş seçimle falan çözülmez. Zor oyunu bozar. Zor kullanmazsanız bozulmaz. Onlara dokunmazsanız darbeciler her zaman bir yol bulur, size dokunur. Hukuk, insan hakları, adalet onların çekindiği değerler değil. Cumhurbaşkanı anayasa mahkemesi üyelerini görevden alsın, meclisteki milletvekilleri meclisten ayrılmayarak ve halkı da oraya davet ederek bir süre yasama faaliyetlerini o şekilde yürütsün. Tehlikeli değil mi, elbette öyle. Ama cüret eden kazanır.



Recep Yavuz,
3 Haziran 2008, Salı 04:12

YASEMİN ÇONGAR Yargıtay Başsavcısı’nın 14 martta Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru Türkiye’yi sarstı. Taraf, Ak Parti’yi kapatma girişimini yüksek yargı üzerinden yapılmış bir darbe denemesi sayıyor ve soruyor: Ak Parti’nin kapatılması kimin işine yarayacak ve neden? Bu girişimin Türkiye’ye faturası ne olacak? Ekonomi nasıl etkilenecek? Avrupa Birliği süreci aksayacak mı? Ak Parti ne yapmalı? Demokratlar ne yapmalı? Darbeyi durdurmak mümkün mü? Seyfettin Gürsel (Bahçeşehir Üniversitesi, Referans gazetesi), Cengiz Çandar (Referans gazetesi) ve Eser Karakaş (Bahçeşehir Üniversitesi, Star gazetesi) bu soruları tartışırken “hukuki değil siyasi bir girişim” saydıkları kapatma davasına ve olası sonuçlarına geniş açıdan bakıyorlar. Bu tartışmanın tamamını okumak için tıklayın.



Recep Taşkın - Moderatör (Mehmet Barlas - Sabah),
9 Nisan 2008, Çarşamba 03:11

Merhabalar Sayın Barlas. Demokratik bir ülkede yaşadığımızı düşünerek oyumuzu verdik. Fakat halkın %50'sine yakının oy verdiği parti Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak isteniyor. Bu durumda kurulmuş olan partiler arasında Anayasa Mahkemesi partileri inceleyip kriterlerine en uygun olanı seçsin. Biz de boşuna kendimizi özgür bir ülke olarak kandırmayalım... Evet eğer AKP kapatılırsa bundan sonra oy kullanmayacağım. Nasılsa çok da önemli değil.Tabii ki seçtiğimiz insanlar sınırsızca yönetim özgürlüğüne sahip olmamalı. Ama bir parti kapatılıyorsa, bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü, yönetim şeklini tehdit eden bir durum içine girmişse gerekli olmalıdır. Bundan sonra benim oyumun bir önemi yoksa oy kullanmamaya kararlıyım.(Jale Göl).

Sayın Jale Göl'ün mesajını da okuduktan sonra, bilgisayarınızın karşısında düşünmeye başlarsınız. Hiç yerine koyulmak. Darbeler yapılır, partiler kapatılır, seçilmiş iktidarlar devrilirken, kim bilir kaç milyonlarca Jale Göl, "Meğer benim oyum bir hiçmiş" duygusunu yaşadı... Bu durumlar karşısında izlenebilecek bir yol daha var. Örneğin Sayın Süleyman Demirel gibi iki kez devrildikten sonra, devirenlere destek verebilirsiniz. Adnan Menderes'in hayaleti de, artık sizi değil Tayyip Erdoğan'ı taciz etmeye başlar. Kral babanızı öldürüp annenizle evlenen ve tahta el koyan amcanızın yanındaki protokol koltuğuna oturursunuz. Ankara'nın post-modern Hamlet'i olursunuz böylece. Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi, 9 Nisan 2008, "Bu filmi ilk kez görenlerin sayıları daha fazla..." başlıklı yazısından, yazının tamamı



Bircan Yıldız - Moderatör (TurgayGüler-haber7.com),
5 Nisan 2008, Cumartesi 05:57

Herkesi "çiçek göndermeye" davet ediyorum. Başbakanlığın da Cumhurbaşkanlığın da önünde çiçek dağları oluşsun. Bunun adı da "demokratik tepki olsun" Gelin üşenmeyin, maddi gücünüze göre bir çiçek siparişi verin. 10 liraya, 20 liraya. Başbakanlığa gönderin. Orada çiçekten dağlar oluşsun. Zor mu? Çok kolay. Nasıl olsa biri gönderir demeyin.

Ey Ak Parti’ye oy verenler, ey demokratlar, ey özgürlükçüler, ey mutsuz çoğunluk siz kaç kişisiniz gerçekten? Ey bu ülkenin evlatları; Siz kaç kişisiniz yahu? Kime oy verdiğinizin ne önemi var! Siz kaç kişisiniz. Son bir aydır yaşananlar, bir gerilim filminin senaryosu olsa tahammül edilmezdi doğrusu.

"Siz kimsiniz ya?" Kimsiniz? Birilerinin söylediği gibi "dağdaki çoban mı?"Siz koyunlarınızı güdersiniz, sizin oyunuza saygı göstermeyenler de koyun gibi sizi mi güder? Hiç mi saygınız kalmadı kendinize? Çetelerin yönetmek istediği bir ülkede yaşamak, size ızdırap vermiyor mu? Oylarınızın yok sayılması size ızdırap vermiyor mu? İnancınıza, kutsallarınıza küfür edilmesi sizi hiç mi rahatsız etmiyor? Hiç mi? Çocuklarınızın nasibinin gasp edilmesi, geleceklerinin karartılması hiç mi yaralamıyor sizi? Ne oldu size? Bu ne vurdum duymazlık? Bu ne adam sendecilik?

Akşam saatlerinde, güzel bir mekanda kahve içiyoruz. Üç kişiyiz. İsimleri lazım değil. Expo şokundan, Anayasa mahkemesinin AK Parti ile ilgili kararına, Ergenekon’a varıncaya kadar ülkenin sıcak gündemine dair "geyik" yaptık. Meşhur tabirle "ülkeyi" kurtardık. Kimbilir kaç kahve içip, kaç sigara tüttürdük. Sonra, karşımdaki iki kişiden biri şöyle dedi; "Bir dönem darbeler tankla tüfekle olurdu, yeni dönemin silahı hakim ve savcılar" Doğru söyledi. Kaldı ki, ülkenin gerçek aydınları da bu gerçeği kabul ediyor, onaylıyor. Diğeri de ekledi; "Gül’ü de Erdoğan’ı da incittiler, yaraladılar, canlarını yaktılar. Acıdım valla. Nedir bu adamların –bunlardan- çektiği?" O da haklıydı. Bir şiir yüzünden hapse tıktılar. Ellerinden gelseydi hiç ıkarmayacaklardı. Öbürü tekrar söze girdi biraz tebessümle; "Valla gidip bir geçmiş olsun diyelim, ziyaret edelim" Sonra gülüştük. Aldırmadı, konuşmaya devam etti; "Niye gülüyorsunuz, hastayı, zorda olanı, cenazesi olanı ziyaret ederiz. Bunun neyi komik" Öbürü devreye girdi; "İyi de bu adamlar senin komşun mu akraban mı" Uzatmayayım. Böyle bir eksende bir süre tartıştık. Sonra ziyarete gidelim diyen arkadaş ilginç bir çıkış yaptı ve dedi ki; "Tamam gidip ziyaret tuhaf bir düşünce ama, ben yarın Başbakan Erdoğan’a da Cumhurbaşkanı Gül’e de çiçek yollayacağım" Harbi hoşuma gitti bu fikir. Ben de destek verdim. Sonra bu çiçek işi büyüdü.

Dediler ki, ya yarın bir yazı yaz, herkesi "çiçek göndermeye" davet et. Başbakanlığın da Cumhurbaşkanlığın da önünde çiçek dağları oluşsun. Bunun adı da "demokratik tepki olsun" Ben de şimdi bu çağrıyı yapıyorum. Gelin üşenmeyin, internetten maddi gücünüze göre bir çiçek siparişi verin. 10 liraya, 20 liraya. Başbakanlığa gönderin. Orada çiçekten dağlar oluşsun. Zor mu? Çok kolay. Nasıl olsa biri gönderir demeyin. Gelin bir çiçek siparişi verin, ve başbakanlığa gönderin. Sonra da bu köşenin yorum kısmına "ben gönderdim" yazın. Ne mi olacak? Siz hele bir yapın, bakın neler olacak. Turgay Güler, haber7.com, 1 Nisan 2008, http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=142183



Recep Taşkın - Moderatör (Gülay Göktürk, Bugün ),
1 Nisan 2008, Salı 08:52

Türkiye'nin gururu, aydınların yüz akı, büyük üstad, büyük insan İlhan Selçuk'un, 7 Şubat 2008 günü, yani Ak Parti aleyhinde kapatma davası açılmasından beş hafta önce bir konuşmasında söylediklerine bakın: "Her şey elden gidiyor. Tuhaf bir durum var. Bakalım ne olacak? Şimdi yalnız iki tane şey var. Eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umutlar doğabilir yani. Çünkü normal yollardan bunları mümkün değil yani." Anlaşılan birileri, "İyi söylüyorsun da, ya iç savaş çıkarsa, oluk gibi kardeş kanı akarsa" demiş ki, ertesi günü yani 8 Şubat'ta biraz daha açmış bu söylediklerini: "İç savaş olmaz da, yani bir noktada eğer ortalık karışırsa, hem ekonomik hem siyasi olarak. Belki asker gelirse bir şey olabilir."İşte böyle demiş üstad... Böylesine dobra bir ifadeye sık sık rastlayamayız. O yüzden, hepimiz iyi okuyalım bu satırları. Gülay Göktürk, Bugün Gazetesi, 30 Mart 2008, http://www.bugun.com.tr/haber_detay.asp?haberID=20979



Hasan Cemal - Moderatör (Selahattin Çelebi),
1 Nisan 2008, Salı 07:15

Yüce Türk Ordusu'yla yapamadıklarını, Yüce Mahkeme ile yapıyorlar! "Yüce Mahkeme", kararını açıkladı... Açıkladı açıklamasına ama, tartışmalı 367 kararı gibi yine bir muammaya kapı açtı.
Anayasada yeralan açık hükümleri hiçe sayarak, "oy çokluğuyla" Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü de dava kapsamına dahil etti Yüce Mahkeme... Anayasa'nın 105'nci maddesi çok açık halbuki... "Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz...Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısınınen az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır. "

Demek ki neymiş! Hukuk benim, mahkeme benim, kime ne! Şaşırtıcı olan, mahkemenin verdiği bu karar değil. Bir kısım medya erenlerinin ve malum çevrelerin hep hukuk edebiyatı yaparak, Mahkeme kararlarına saygı gösterilmesini angaje etmeye çalışmaları, bütün bu kalabalık gürültü arasında en dikkat çeken nokta. Oy çokluğuyla... Çok demokratik geliyor kulağa...

Oysa, daha önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in kendisi gibi düşünen.. kendi dünya görüşünden.. yani düpedüz CHP'lilerden seçtiği Yüce Mahkeme üyelerinin oy çokluğuyla demek daha doğru olmaz mı? Çok merak ediyorum. Acaba eli ağır (Her babayiğitin harcı değildir, öyle üç metreden Anayasa fırlatmak) Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, bu günlerin hesabını, kitabını daha o günlerde yaptı mı? "Ulan benden sonra nasıl olsa kendilerinden birini seçecekler, ne olur ne olmaz, ben bizimkileri atayım" diye aklından geçirdi mi? Şimdi kulağa hoş gelen "oy çokluğu", "oy birliği" lafları bize hikaye gibi geliyor belki bu yüzden...

Nedense, Erdoğan'a kin ve nefret dolu bakışlarını hatırladım Sezer'in... Hazreti aklamak, yıkamak, yağlamak için yapılan anketleri unutmadık. Halkın yüzde 64'ünün desteğini alıyormuş Sezer... Aynı anketçiler, nedense Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için kalem bile oynatmadılar... Oynatmadılar, çünkü muhtemelen Gül'ün o koltuktan alaşağı edileceği hesaplarını yaptılar...

Ve şimdi Yüce Türk Ordusu ile yapamadıklarını, Yüce Mahkeme ile yapıyorlar... Keşke Sezer'i de halk, "oy çokluğu" ya da "oy birliği" ile seçebilseydi... İşte o zaman görürdük "en yüce mahkeme"nin neresi olduğunu! Ve bizler... Yani Yüce Türk Milleti diye andıkları bizler... "Demokrasi günlüğü" diye bir günlük tutsak, kolumuzdan tutup içeri tıkarlardı... Onların "yüce" makamları var...

Biz ise, "oyu beş para etmeyen dağdaki çobanlarız..." 27 Mayıs... 12 Mart... 12 Eylül.. 28 Şubat... 27 Nisan... Sakın ola ki, bu tarihleri "yüce" müdahaleler sanmayın...

Mesele, halk ile seçkinlerin "iktidar" kavgasından başka bir şey değil... Hani şu Sezer'in Erdoğan'a bakışlarında gizli olan kavga var ya, işte o kavga... O iğrenç.. o nefret dolu bakışları "oyu beş para etmeyen dağdaki çobanlar" olarak, "Yüce Mahkeme'nin aldığı karar ertesinde" misliyle iade ediyoruz hazrete... Misliyle... Selahattin Çelebi, gasteci.com, 01 Mart 2008, http://www.gasteci.com/yazar13095.htm



Abdullah Harun, aharun@gmx.net
1 Nisan 2008, Salı 07:07

Ya Tamer abi, seni akıllı bilirdim, hakkaten mi soruyorsun böyle saçma bir soruyu? adamlar cumhurbaşkanını bile yargılayacaklar, sen kalkmış yargı ergenekonun üzerine gidecek mi soruyorsun. yargı zaten ergenekon'un kendisi. Soruşturma gittikçe genişliyor ve oraya doğru da uzanacak bence. Farkında mısın bilmiyorum, adamlar kısa süre önce 60 darbesini ve menderesi asmayı övdüler. Bu da kılıçlarını çektiklerini ve ölümüne dövüşmeye kararlı olduklarını gösteriyor. Bunların hamlesini savuşturmanın bir yolu AB atağını tekrar başlatmak, anayasayı değiştirip referanduma hatta daha iyisi erken seçime gitmek, emniyet istihbaratını kullanarak sarıkız vb.de olduğu gibi darbe girişimlerini takip edip ifşa etmektir. sezerin seçtiği militanların halkın hükümetini kapatmasına halk razı olmaz. tayyip sana oyumu verdim. sen de erbakan gibi sessiz kalıp 28 şubatın devam ettirilme girişiminden tırsarsan sana da hakkım helal değil. Sen korksan da bu akarsu akacağı yatağı bulur. Zulüm ilelebet devam etmez. Ümidimizi asla kaybetmedik, kaybetmeyeceğiz, bizim neslimiz bu kavgalarla geçmiş olabilir ama gelecek nesillerimize bu kavgayı reva görenlerle mücadeleyi bırakmayacağız.



Bircan Yılmaz - Moderatör (Tamer Korkmaz),
1 Nisan 2008, Salı 06:18

Yargı, demokratik düzeni kontrgerilla faaliyetleri yürüterek değiştirmeyi amaçlayan darbeci örgütlenmelerin üzerine gidecek mi, gitmeyecek mi? Beklendiği gibi oldu: Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başsavcısı'nın AK Parti'ye kapatma davası açılması talebini kabul etti… Böylelikle aylarca sürecek “kapatma davası maratonu” resmen başladı… Başsavcının “yargı darbesi girişimi” artık Anayasa Mahkemesi'nde… Bu bir maraton-gündem: Sonuçta ne olacağını hep birlikte göreceğiz… “Davanın açılması kabul edildi” diye kimse çıkıp da sonuç hakkında “garantili” söylevlere dayalı sevinç gösterileri yapmasın: Ulusalcı-Laikçi cephenin zafer çığlıkları attığı 27 Nisan “sanal muhtırası” ve hemen ardından gelen 367 Maçı'nın finalinde ne olduğunu hatırlıyoruz değil mi?

Şimdi “askeri darbe girişimi” hakkındaki yayınımıza geri dönelim… Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığı bir hafta önce İstanbul Emniyet'ince kanıtlanan “Darbe Günlüğü” hakkında savcılardan hala ses seda yok… Emekli oramiralimiz de suskun… Örnek Paşa, Nokta dergisinin yayınını müteakip günlüklerin kendisine ait olmadığını iddia etmiş… Derginin Genel Yayın Müdürü Alper Görmüş hakkında “iftira” davası açmıştı… Sonunda ne oldu? Ergenekon Soruşturması'nı yürüten savcı Zekeriya Öz Alper Görmüş'ten aldığı CD'yi inceletti: Uzmanlar, Sarıkız ve Ayışığı kod adlı darbe girişimini anlatan günlüklerin bulunduğu CD'nin Oramiral Özden Örnek'e ait bilgisayarda yazıldığını ispatladılar!

“Darbe Günlüğü”ne bunca zamandır “yok” muamelesi yapan “Egemen Medya” bu kapı gibi gerçekle ilgilenmemeye devam ediyor… Ergenekon çetesine “fasa fiso” diyen de aynı medya… Mehmet Ali Erbil'in bir esprisi üzerinden akıllarınca Ergenekon soruşturmasını sulandırmaya yeltenenler, “Ulusalcı Bomba Kardeşliği”nin ortaya çıkmış olmasından çok büyük rahatsızlık duyuyor olmalılar… Ergenekon çetesi aleyhinde tek laf etmeyen Hürriyet ve Cumhuriyet yöneticilerinden “Darbe Günlüğü”nü de inkar etmelerini bekliyorum!

“Darbe hazırlığı” yaptığı ortaya çıkarılan Ergenekon çetesinin yolu beş yıl önceki Sarıkız operasyonu ile kesişiyor… 28 Şubat çizgisini; BÇG fişlemelerini güncelleyerek ve EMASYA yapılanmasını kullanarak sürdürmek isteyen, buradan yola çıkarak darbe planlayan Statüko Kalıntıları'nın Ergenekon çetesini imal ettikleri aşikar… Son iki yıldır yaşadığımız provokasyonların birbirleriyle bağlantıları Ulusalcı Ergenekon örgütü temelinde ortaya çıkarılıyor… Mesela, iki astsubayın aylarca inkar ettikten sonra “Hrant Dink'in öldürüleceği ihbar edilmişti, üstlerimize bildirdik, ilgilenmediler” şeklindeki açıklaması, birçok çarpıcı bağlantıdan sadece birisi… Dink Suikastı'nda “hem jandarma, hem de polisin içinden işbirlikçiler olduğu” anlaşılıyor… Danıştay Saldırısından Dink Suikastı'na kadar uzanan provokasyonları; Ergenekon'un planladığı “darbe hazırlığı” kapsamında ana resmin içine koymak gerekiyor… Ergenekon altyapısı da Sarıkız-Ayışığı operasyonlarından kalma: Yani, “her başarısız girişimden sonra yeni bir darbe hazırlığının örgütlendiği” bir süreçten bahsetmek gerekiyor! Darbe günlüklerinin Nokta'da yayınlanması nedeniyle yargılanan Alper Görmüş'ün avukatı Ümit Kardaş “Günlükteki darbe kanıtlandı, sorumluları da yargılanmalı” diyor… Muhtıra girişiminde bulunan dört kuvvet komutanı hakkında neden yasal işlem başlatılmıyor?

Darbe günlüklerinin gerçek olduğu belgelendiğine göre “Sarıkız” da Ergenekon dosyasına girmelidir… Yargı, demokratik düzeni kontrgerilla faaliyetleri yürüterek değiştirmeyi amaçlayan darbeci örgütlenmelerin üzerine gidecek mi, gitmeyecek mi? Yaman soru budur! Tamer Korkmaz, gasteci.com, 1 Nisan 2008, http://www.gasteci.com/yazar13080.htm



Hasan Cemal - Moderatör (Hasan Cemal),
1 Nisan 2008, Salı 03:15

Kontrgerilla'nın yargısal darbe süreci maalesef başladı. Gerilemek, darbeyi hızlandırır. Allah Türkiye’ye kolaylık versin! Lafı hiç uzatmak, eğip bükmek istemiyorum. Türkiye’de gerçek demokrasi ve hukukun üstünlüğünü gölgeleyen bir eşiğe gelip takıldık. Bir başka deyişle: Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatma davasıyla birlikte yargısal darbe süreci başlamış durumda. Ne yazık ki öyle. Allah Türkiye’ye kolaylık versin! Kim bilir kaç kez yazdım. Bir defa daha altını çiziyorum:
Böyle bir süreci -2002 yılı sonundan beri uğraşarak- başlatanlar, siyasal ve ekonomik istikrar açısından Türkiye’ye çok büyük kötülük yaptılar.

Bu süreç, Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle ilişkilerini zehirleyecektir.
Bu süreç, siyasal istikrarı altüst edecek tohumları içinde taşıyor.
Bu süreç, bir zamanların bölünmüş siyaset sahnesiyle güçsüz koalisyonlar dönemini açabilecek ve Türkiye’ye yeniden kayıp yıllar yaşatabilecek tüm riskleri içeriyor.
Bu süreç, Güneydoğu’da yangını 1990’lardaki gibi parlatacak ve ‘Kürt sorunu’nu iyice içinden çıkılmaz hale getirecek tehlikeleri de barındırıyor.
Bu süreç, laiklik-dindarlık, laikçilik-dincilik çekişmeleriyle birlikte toplumdaki o siyah beyaz kutuplaşmacı, cepheleşmeci çelişkilerin (Alevi-Sünni dahil) keskinleşmesine yol açabilecek.
Bu süreç, uluslararası finans piyasalarındaki kriz rüzgârlarının Türkiye ekonomisinde çok daha tahrip edici esmesine de neden olabilecek.
Bu liste uzatılabilir ama gereksiz.

AKP’den kurtulmak için 2002 yılı sonundan beri -şöyle ya da böyle- bir darbe sürecini tetiklemek için uğraşan kimilerinin bugün memnun olduklarını biliyorum.
Ama Türkiye’ye yazık! Sırtını AB’ye dönen, siyasal ve ekonomik istikrarsızlığa yuvarlanan, demokrasi ve hukuk çıtası aşağılara çekilen bir Türkiye’de hiçbir şey dikiş tutmaz. Bu ülkeyi tehdit eden bütün meseleler bin misli ağırlaşır. Bu çıplak ve acı gerçeği demek ki göremiyorlar.
Ne yazık! Dava yedi sekiz ay sürebilir. Ve sonunda nasıl bir karar çıkar?.. Geçen yıl Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olarak 367 gibi bir hukuk skandalının altına imza atmış bir Anayasa Mahkemesi’nden çok farklı bir karar beklenebilir mi?.. Bu konuyu geçiyorum. Herkes elini kolunu bağlayarak hukuka saygı duygusuyla, Yüksek Mahkeme’nin kararını huşu içinde beklesin! Öyle mi? Kimileri böyle düşünüyor. Olabilir. Ama ben aynı kanıda değilim.

Peki, AKP ne yapacak?.. Farklı görüşler dikkati çekiyor. Ancak, ilk sinyallere göre, öyle çok fazla uzatmadan kapatma davasını düşürebilecek anayasa değişikliğine gitme ihtimali daha ağır basıyor. Bunun için referandum da göze alınmış durumda. Soru işaretleri de var tabii. Bu süreçte AKP Meclis Grubu fire verebilir mi? MHP desteği sağlanabilir mi? DTP Grubu ne yapar?
Öte yandan AKP, davayı düşürebilecek anayasa değişikliğine giderken ve bu uğurda referandumu da göze alırken, eşzamanlı olarak AB ile ilişkileri zıplatacak bir demokratikleşme hamlesi için düğmeye basabilir mi? Bu ihtimal de var. Evet, geçen hafta birçok kez belirttiğim gibi rejim bir kazık yemiş durumda. Bu kazığı çıkarmanın yolu, giyotine boyun uzatmak değildir. Gerilemek, ‘darbe’yi hızlandırır. Darbeyle demokrasi, darbeyle hukuk bağdaşmaz, uzlaşmaz. Bunun için de gerilemek, demokrasi ve hukuk zeminini daha beter zayıflatır.
Rejime giren kazığı çıkarmanın yolu, demokrasi ve hukuk yolunda mücadeleden geçiyor. Ekonomik reformları sürdürmekten geçiyor. AB ipine sarılmaktan geçiyor.
Canım çok sıkkın. Demek bazı şeyler vakti zamanı gelmeden olamıyor. Demokrasi kavgası vermek de, demokrasi kültürü edinmek de hiç kolay değil. Hasan cemal, Milliyet, 1 Nisan 2008, http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=511825&AuthorID=63&Date=01.04.2008&ver=60



Bircan Yıldız - Moderatör (Osman Özsoy),
31 Mart 2008, Pazartesi 05:33

AK Parti davasıyla ilgili iddianame incelediğinde görülüyor ki, dava dosyasına kanıt olarak konulan gazete kupürleri arasında, daha sonra yalanlanmış, ya da medyaya (kasıtlı veya yanlış anlama nedeniyle) yanlış aksetmiş, ama daha sonra gerçeğin öyle olmadığı anlaşılmış ve tekzip edilmiş dokumanlar da konulmuş. Şunu demek istiyorum, o yalan haberleri gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına taşıyanlarla, daha sonra yalanlanan haberi sanki doğruymuş gibi bu tür davalarda kullananlar birbirinden çok bağımsız odaklar değil diye düşünüyorum.
Ergenekon denilen girift ağın özeti bence bu zaten… Birileri bir yerlerde oturuyorlar ve görev dağılımı yapıyorlar… Sen oraya bombayı koyduracaksın, sen de bunu falancaların üzerine yıkacaksın, sen bunu gazetende manşetlere taşıyacaksın, sizler ekran ekran dolaşıp olayı abartacaksınız, sizler de gazete kupürlerini toparlayıp hukuki bir zemine oturtacaksınız falan…Osman Özsoy, Haber7.com/, 31 Mart 2008, http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=142152



Recep Taşkın (Hasan Celal Güzel - Radikal),
28 Mart 2008, Cuma 08:42

Çetelerle baş edilemezse, AK Parti kapatılırsa ve askerî müdahale yapılırsa şu gelişmeler olacaktır:
1. İçeride, bu defa halkın direnişi olacak ve müdahaleciler sert ve kanlı uygulamalara girişeceklerdir. Bu da Türkiye'yi bir 'iç savaş'a götürecektir.
2. Türkiye, Avrupa Parlamentosu'ndan ve uluslararası kuruluşlardan atılacak ve AB yolu tamamen kapanacaktır.
3. Ermeni iftiraları uluslararası mahfillerde kabul edilecek; Türkiye'den tazminat ve toprak istenecektir.
4. Güneydoğu'da Kürtçü terörün desteğinde ayaklanmalar başlayacak; bunun üzerine sert şeklide gidecek olan darbe yönetimine karşı, başta ABD olmak üzere Batılı güçler müdahalede bulunacaktır.
5. Sonuç olarak, Türkiye bölünecek ve Kürdistan kurulacaktır.

Zaten, Türkiye üzerindeki uluslararası operasyonun nihaî hedefi de budur. Bu gelişmeler sonunda, aynen İttihatçılar gibi darbeci güçler de kaçacak delik arayacaktır ama iş işten geçmiş olacaktır. İttihatçıların vatansever olmadıkları söylenebilir mi? Bu 'halâskâran-ı zâbitan' elbette vatanseverdi. Ancak bu duyguları, koskoca imparatorluğun yıkılmasına ve Türkiye topraklarının sekizde bire inmesine engel olamadı. Aynı Enver, Talât, Cemal paşalar gibi, bizim darbeci generaller de, Deniz Baykal da, CHP'liler de, ulusalcılar da, yüksek yargı mensupları da, jakobenler de vatanseverdir. Lâkin, sebep oldukları istikrarsızlık ve çöküntü, Türkiye'yi onların da istemedikleri bir mecraya hızla sürüklüyor... 12 Eylül döneminde bir akşam Demirel bana, 'Bu vatanı, halâskârlardan halâs etmek lâzımdır' (kurtarıcılardan kurtarmak) demişti. Ne kadar doğru bir teşhis... Lâkin, 'Varâk-ı mihrü vefayı kim okur, kim dinler ki?' Beni dinlemiyorsanız, bari Cemal Paşa'nın torunu ile Mahir Kaynak'ın kızını dinleyin...

O halde, bu operasyona mâni olmak için ne yapılmalıdır?
1. Türkiye'nin sorumluluğunu taşıyan bütün çevrelerin birlikte hareket etmesi sağlanmalıdır.
2. Sadece AK Parti için değil, Türk demokrasisini rayına oturtmak için, Anayasa 'nın siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili 68. ve 69. maddeleri ile Siyasî Partiler Kanunu âcilen değiştirilerek Venedik Kriterleri çerçevesinde düzenleme yapılmalıdır.
3. Ergenekon Çetesi üzerine, TSK'daki bağlantılarıyla birlikte sonuna kadar gidilmelidir.
4. Yeni Anayasa hazırlanıp yürürlüğe konularak devletin işletilmesi mümkün kılınmalıdır.
5. Yargı Reformu yapılarak yargının siyasallaşmasına son verilmelidir.
6. Devletin istihbarat birimleri güçlendirilmeli ve antidemokratik oluşumlara karşı aktif hâle getirilmelidir.

Bu ve benzeri tedbirler zamanında alınamazsa ve Türkiye uluslararası güçlerin kolaylıkla at oynattığı bir saha olmaktan çıkarılamazsa, şehitlerimizin kanı üzerinde yükselen bu devleti, hiç kimse bölünmekten ve yıkılmaktan kurtaramaz. Hasan Celal Güzel, Radikal Gazetesi, 28 Mart 2008, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=251444



Recep Taşkın - Moderatör (Mahir Kaynak),
28 Mart 2008, Cuma 07:54

İlk Mahir Kaynak'ın fark ettiği tuzak. Mahir Kaynak, 18 Mart tarihinde hedefin AK Parti değil R. Tayyip Erdoğan olduğunu belirten bir 'Kurt kapanı'ndan söz etmişti. MHP 'ver Erdoğanı Al Partiyi' diyerek onu haklı çıkarttı... "Operasyonun başladığı tarih MHP’nin baş örtüsü sorununu gündeme getirdiği ve AKP’yi bu sürece katılmaya zorladığı zamandır. Zaten cumhurbaşkanlığı seçimindeki tavrı da bu politikanın bir parçasıdır. Baş örtüsü konusundaki aktif tavrına rağmen herhangi bir müeyyideyle karşılaşmaması ve eleştirilmemesi ilginçtir." diyordu Mahir Kaynak "Operasyon" başlıklı 18 Mart tarihli yazısında ve operasyonun hedefinin AK Partiyi kapatmak değil Recep Tayyip Erdoğan'ı siyasi yasaklı duruma düşürmek olduğunu işaret ediyordu. "Ver Erdoğan'ı al partiyi" olarak dillendirilen ve MHP çevrelerinin sahiplendiği görülen formül onu haklı mı çıkartıyor?
"Hayatım ülkemize yönelik tüm operasyonların gerçekleştiğini görmekle geçti. Hiç değilse bu sefer başarısız olsunlar diyorum ama çok fazla ümitli değilim" diye bitiyordu Mahir Kaynak.... 18 Mart 2008, Yazının tamamı için tıklayın



Bu bölüme mesaj yolla



Sayfa    1   2   BirSonraki


ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

KPSS'de 5 sanığa 10'ar yıl hapis

19.01.2020 13:36 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nce (FETÖ) 2010'daki Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) sorularının sızdırılmasına ilişkin ayrı ayrı görülen 5 davada, sanıklara FETÖ üyeliğinden 10'ar yıl hapis cezası verildi. 10 Oc..
Tamamı 19.1.2020

Cafer-Melek İpek'e 92 yıl Hapis

19.01.2020 11:23 Ankara'da, FETÖ/PDY çatı davasının firari sanığı Koza İpek Holding eski yöneticisi Hamdi Akın İpek, kardeşi Cafer Tekin İpek ve annesi Melek İpek'in de aralarında bulunduğu 2'si tutuklu, 5'i firari 20 sanığın yargıland..
Tamamı 19.1.2020

Fetö Başyaverine 10 yıl Hapis

19.01.2020 11:15 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında hakkında dava açılan eski Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Albay Bekir Furkan Özdaban'a "silahlı t..
Tamamı 19.1.2020

Baykal Kaset Kumpası davası

19.01.2020 11:44 Ankara'da, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile eski MHP'li yöneticilerin özel hayatlarına ilişkin görüntülerin yayımlanmasıyla ilgili Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'in de aralarında bulunduğu..
Tamamı 19.1.2020

Futbolda Şike Kumpası davası

19.01.2020 12:12 İstanbul'da, FETÖ'nün 'futbolda şike' soruşturmasında kumpas kurduğu iddiasıyla 7'si tutuklu 107 sanığın yargılandığı 'futbolda şike kumpası' davasında yargılamaya devam edildi. 06.01.2020 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANL..
Tamamı 19.1.2020

Kozmik Oda Polisleri davası

19.01.2020 11:32 Ankara'da, kamuoyunda "Kozmik Oda" olarak bilinen soruşturma kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeline Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarınca kumpas kurulduğu gerekçesiyle çoğunluğu eski polis tutuksu..
Tamamı 19.1.2020

Adana 50 sanık: MİT Tırları

19.01.2020 13:11 Adana'da, Adana ve Hatay'da, MİT tırlarının durdurulmasını organize ettikleri belirtilen FETÖ/PDY'nin 11 "sivil imamı" ile eski bir tuğgeneralin de aralarında bulunduğu 50 sanık hakkındaki davaya devam edildi. 8 Ocak'..
Tamamı 19.1.2020

Manken Aslı Baş davası beraatle bitti

20.01.2020 10:12 Muğla'da, mankenler kraliçesi olarak bilinen Aslı Baş'ın 2010 yılında işadamı Ahmet Bayer'ın Bodrum'daki villasında ölü bulunması ve olayın Fetö yardımıyla örtbas edilmesiyle ile ilgili Muğla 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi..
Tamamı 20.1.2020

Van: İl İmamı Dahil 12 Hapis

19.01.2020 13:00 Van'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) sözde "il imamı"nın da aralarında bulunduğu 12 sanık, 1 yıl 6 ay 22 gün ile 12 yıl 6 arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı. 8 Ocak'ta Van 5. Ağır Ceza Mahkemesinde gö..
Tamamı 19.1.2020

Sakarya: Fetö İş Adamlarına 10 Hapis

19.01.2020 12:48 Sakarya'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) ilişkin, kanun hükmünde kararname ile kapatılan Sakarya Girişimci ve Sanayici İşadamları Derneği (SAGİAD) üyesi ve çalışanı 37 sanığın yargıl..
Tamamı 19.1.2020

Akıncı Üssü Darbe davası

19.01.2020 11:49 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminde komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Üssü'ndeki eylemlere ilişkin 475 sanığın yargılandığı davaya devam edildi. 06.01.2020 GÜNKÜ DURUŞMAD..
Tamamı 19.1.2020

Kara Kuvvetleri Darbe davası

19.01.2020 11:37 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki (KKK) eylemlere ilişkin 142 sanıklı davanın duruşması görüldü. 13.01.2020 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR..
Tamamı 19.1.2020

İzmir 66 sanıklı Darbe davası

19.01.2020 14:35 İzmir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin 137 sanık hakkında İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen hükmün ardından, istinaf tarafından 66 sanık yönünden duruşma açılması kararı üzerine gör..
Tamamı 19.1.2020

Adil Öksüz'ü Saklayanlar Yargılanıyor

20.01.2020 09:59 İstanbul'da, Fetullah Gülen Terör Örgütü'nün (FETÖ) sözde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yapılanmasının en üst düzey sorumlusu olduğu iddia edilen firari Adil Öksüz'ün serbest bırakılmasının ardından İstanbul'da saklanm..
Tamamı 20.1.2020

Ergenekon Savcısı Dalkuş davası

19.01.2020 13:59 İstanbul'da, "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak" suçundan aranırken Ekim 2019'da Esenyurt'ta operasyonla yakalanan ve meslekten ihraç edilen Ergenekon davası savcılarından Mehmet Murat Dalkuş hakim karşısına çı..
Tamamı 19.1.2020

Zonguldak 21 sanıklı Fetö davası

19.01.2020 13:04 Zonguldak'ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik davada yargılanan, akademisyenler ve farklı meslek gruplarından 21 sanığın duruşması görüldü. 7 Ocak'ta Zonguldak 2. Ağır Ceza Mah..
Tamamı 19.1.2020

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
40.721.266