Tam
EskidenYeniye
 

Kara Harp Okulu Darbe davası

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Kara Harp Okulunda yaşanan eylemlere ilişkin aralarında sözleşmeli subay adaylarının da bulunduğu 164 kişinin yargılandığı davaya devam edildi. Duruşmada ifade veren sanık kursiyer Kudret Türkarslan, Genelkurmay Başkanlığı karargahını ele geçiren darbecilerin sivil halkı nasıl katlettiğini anlattı.

Önceki haber title=Sonraki haber

13.05.2017 11:50 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Kara Harp Okulunda yaşanan eylemlere ilişkin aralarında sözleşmeli subay adaylarının da bulunduğu 164 kişinin yargılandığı davaya devam edildi. Duruşmada ifade veren sanık kursiyer Kudret Türkarslan, Genelkurmay Başkanlığı karargahını ele geçiren darbecilerin sivil halkı nasıl katlettiğini anlattı.

08.05.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki mahkeme salonunda görülen duruşmada savunma yapan sanık kursiyer Habip Dursun, 15 Temmuz'da saat 03.00'te güvenlik gerekçesiyle helikoptere bindirildikten sonra Genelkurmay Başkanlığına götürüldüklerini, buraya geldikleri andan çıktıkları ana kadar herhangi bir suç işlemediğini savundu.

"Genelkurmay kavşağı" olarak bilinen taraftaki nöbet kulübesinde olduğunu, erlerin ve ismini bilmediği rütbelilerin havaya ateş ettiğini anlatan Dursun, bu kulübeden hiç çıkmadığını, yakınındaki biri yarbay iki askerin ise kimin açtığını bilmediği ateş sonucu yaralandığını söyledi.

Dursun, havaya ateş etmek amacıyla dahi eline silah almadığını, kurtulmak için telefonla aradığı Bölük Komutanı Sefa Özkan ile konuştuğu sırada bir rütbelinin telefonu alıp hem Özkan'ı hem de kendini azarladığını savundu.

İddianamede yer aldığı şekliyle "sanki bir direniş içine girmiş gibi davrandığının" doğru olmadığını, Genelkurmay Başkanlığından erken saatlerde çıkmak istediğinde rütbelilerin kendisini engellediğini iddia eden Dursun, sabah saatlerinde belediye otobüsüne bindirilerek Polis Akademisine götürüldüklerini bildirdi.

Suçlamaları kabul etmediler

Sanık kursiyer Ercan Gelgül de içtima sonrası Üsteğmen Önder Biberoğlu'nun "silah başı" alarmı vermesinin ardından tatbikat zannı ile hareket edip eğitim silahlarından birini aldığını, daha sonra otopark bölgesinde okul dekanı Tuğgeneral Kerim Acar'ın seferberlik ve savaş olduğuna yönelik konuşma yaptığını söyledi.

Gelgül, güvenli bölge diye Genelkurmay Başkanlığına götürüldüklerinde silahı boş halde dahi olsa kimseye doğrultmadığını savunarak, suçlamaları kabul etmedi, FETÖ/PDY üyesi de olmadığını öne sürdü.

Yaklaşık 10 aydır tutuklu bulunduğunu anlatan Gelgül, tahliyesini talep etti.

Sanık kursiyer Ercüment Han da alarm verilmesinin ardından yaşanan karışıklık ve kaosun terör olayı endişesi yarattığını savunarak, kendilerini Genelkurmay Başkanlığında duvarın dibine attıklarını, sonra ağaçlık bölgede beklediklerini, Üsteğmen Hasa Ali Seyrek'in "Kumpasa düşmüşüz." demesinden sonra onun yönlendirmesiyle buradan çıktıklarını söyledi.

Han, 28 Ağustos 2016'daki düğününü yapamadığını, FETÖ/PDY ile bağlantısı olmadığını savundu.

Savunma yapan sanıklardan kursiyer Faruk Güraslan da yatmak için hazırlık yaparken alarmın ardından silahlıktan rastgele bir silah aldığını ifade etti.

Güraslan, Genelkurmay Başkanlığına helikopterle getirildikten yaklaşık 10 dakika sonra buranın mescidine girdiklerini ve dışarı çıkmadıklarını belirterek, hiçbir olaya karışmadığını, hiç ateş etmediğini ileri sürdü.

Kursiyerler arasında geçen "seferberlik ve savaş" konuşmalarının kendisinin Rusya'yla ya da daha büyük bir savaşa girdikleri düşüncesi oluşturduğunu savunan Güraslan, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Zabıt katibiyken kazandığı sözleşmeli subaylık için istifa ettiğini anlatan sanık kursiyer Faruk Sarı da Genelkurmay Başkanlığına helikopterle getirildikten 10 dakika sonra mescide girdiklerini, halk ve polisle karşı karşıya gelmediklerini iddia etti.

Suçlamaları reddeden Sarı, FETÖ/PDY ile bağlantısı bulunmadığını öne sürdü.

Sanık kursiyer Eren Kürklü'nün de savunma yaptığı duruşmaya öğleden sonra devam edilmek üzere ara verildi.

Davanın öğleden sonraki bölümünde savunma yapan sanık Fatih Uluçam, emirlerine uymadıkları bir darbeci üsteğmenin kendilerine silah doğrultarak küfür ettiğini iddia etti.

Astsubaylıktan subaylığa geçiş için birçok kez sınava girdiğini, başarılı olmasına rağmen mülakatlarda elendiğini söyleyen Uluçam, girdiği son sınavda 96 puan alarak yüzlerce kişi içinde üçüncü olduğunu söyledi.

Mülakatta verilen düşük puana rağmen 30. sırada subay olmaya hak kazandığını anlatan Uluçam, "FETÖ üyelerinin bu tür sınavlarda rahatlıkla geçtiği biliniyor. Sınav geçmişime bakıldığında bu örgüte üye olmadığım ortadır. Kaldı ki şu an jandarma astsubay olarak hala görevimdeyim. Bu yapıyla ilişkimin olmadığının başka bir delilidir." ifadelerini kullandı.

Darbe girişiminin yaşandığı akşam Harp Okulunda büyük bir kargaşanın hakim olduğunu belirten Uluçam, tanımadığı bir yarbayın, kursiyerleri helikopterlerle güvenli bölgeye götüreceklerini söylediğini ifade etti.

Güvenli bölge diye Genelkurmay Başkanlığına getirildiklerini sonradan fark ettiklerini savunan Uluçam, kısa bir süre sonra karanlık bir iş için sürüklendiklerini anlamaya başladıklarını söyledi.

Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in kendilerine "kandırıldıklarını, karargahtan hızlı bir şekilde çıkmaları gerektiğini" söylediğini aktaran Uluçam, kaçmaya çalıştıkları sırada sanık eski Üsteğmen Salim Başaran'ın kendilerine engel olduğunu kaydetti. Bunun üzerine üsteğmen Seyrek ile Başaran arasıda arbede yaşandığını anlatan Uluçam şöyle devam etti:

"Üsteğmen Başaran olduğunu teşhis ettiğim kişi, karargahın ön taraflarının boş olduğunu söyleyerek, biz kursiyerlerin oraya dağıtılmasını istedi. Bunun üzerine Hasan Ali Üsteğmen de 'Verdiğiniz emirler kanunsuzdur, tabur komutanında emir aldım, kursiyerler bir yere gitmiyor' dedi. Başaran Üsteğmen de 'Ne kanunu kardeşim?' dedi ve silahını doğrultu. Bize de bakarak 'Ulan o.ç'ler siz subay olmayacak mısınız?' dedi. Bu sırada Hasan Ali Üsteğmen koşmamızı istedi, biz de koşarak telleri kesilmiş korkulukları aşarak TÜİK binasına sığındık."

"Sivillere ateş ediyorlardı"

Sanık sözleşmeli subay adayı Fatih Demir de 15 Temmuz akşam saatlerinde yat içtiması alındıktan kısa bir süre sonra alarm verildiğini, kendisinin de aralarında bulunduğu kursiyerlerin şarjörsüz tüfekleri alarak tören alanında toplandıklarını söyledi.

Bu sırada savaş uçaklarının alçaktan uçtuğunu, silah seslerinin gelmeye başladığını anlatan Demir, Volkan isimli bir yüzbaşının kendilerini güvenli bölgeye sevk edeceklerinin belirterek, herkesin helikoptere binmesi emirini verdiğini aktardı.

Kısa bir süre sonra helikopterin kendilerini çatışmaların yaşandığı bir alana indirdiğini ifade eden Demir, "Güvenilir bölge diye getirildiğimiz yer, çatışmaların yaşandığı Genelkurmay Başkanlığı Karargahı olduğunu gördüm. İndirme yapıldıktan sonra helikopterden bize ateş açılması üzerine korunmak için duvar dibe kendimi attım." dedi.

Yarbay ya da binbaşı rütbesi olan bir subayın Genelkurmay Başkanlığı önünde darbecileri proteste eden sivillere doğru ateş ettiğini gördüğünü anlatan Demir, bu gelişmeden sonra kanunsuz bir işe alet olmamak için arkadaşlarıyla saklandıklarını iddia etti.

Sabah saatlerine doğru Üsteğmen Seyrek'in yanlarına gelerek, "Bunlar bizi kandırdı, kanunsuz emirler veriliyor, bunlara uymayacağız. Bir yolunu bulup kaçacağız" dediğini aktaran Demir, "Seyrek Üsteğmenin çabasıyla oradan ölümü göze alıp kaçarak polise sığındık. Ancak gözaltına bulunduğumuz sırada kötü muameleye maruz kaldık. Mühimmat almadım, silah kullanmadım, bizleri kandırarak ölüme attılar." savunmasını yaptı.

"Korkuluklardan atlayarak polislere sığındık"

Sanık sözleşmeli subay adayı Fatih Gül ise içtima alanında toplandıklarında Üsteğmen Atilla Kahraman'ın yüksek sesle, sıkıyönetimin ilan edildiğini duyurduğunu bildirdi.

Uçakların alçak uçmaya başlamasıyla yemekhaneye alındıklarını, buraya gelen komutanlarının can güvenliklerinin olmadığını söyleyerek, kendilerini daha güvenli bir bölgeye sevk edileceklerini belirttiklerini aktaran Gül, "Saat 02.00'de tören alanına alındık, 'can güvenliğiniz yok sizleri güvenli bölgeye alıyoruz çocuklar' denilip helikopterlere bindirildik. İndiğimizde Genelkurmay Karargahına geldiğimizi fark ettim." diye konuştu.

Silahlarında mühimmat olmadığını savunan Gül, çatışmalarda vurulmamak için bir duvar dibinde beklemeye başladığını ifade etti. Daha sonra Üsteğmen Seyrek'in "Bizi oyuna getirdiler, kandırdılar" dediğini iddia eden Gül, "Seyrek Üsteğmen bizi hizmet binasının bodrum katına aldı. Telefon görüşmeleri yaptı. Genelkurmay'dan çıkacağımız sırada, tam teçhizatlı bir asker bizi vurmakla tehdit ederek çıkmamızı engelledi. Daha sonra bir yolunu bulup korkuluklardan atlayarak polislere sığındık." savunmasını yaptı.

"Komutanlardan şikayetçiyim"

Sanık sözleşmeli subay adayı Gökhan Aydın, iddianamede, "sivil halkın katledilmesi için Genelkurmay karargahına götürüldüklerine" yönelik suçlamayı kabul etmediğini belirterek, "Üzerimizde tek bir mühimmat yoktu. Kandırıldığımızı anladığımızda karargahtan kaçmak için çaba harcadık. Buna rağmen katliam yapmakla suçlanıyoruz." dedi.

Darbede yer alan ve kendilerini kandırarak ölüme terk eden komutanlarından şikayetçi olduğunu ifade eden Aydın, "Eski Kara Harp Okulu Kurmay Başkanı Albay İlhami Polat, darbeden sonra elini kolunu sallayarak oradan kaçtı. Darbecilerle aynı safta yer alamamak için ölümü göze aldık ama bizden sorumlu komutanlar ne hikmetse o gece okula gelmedi." iddiasında bulundu.

"Halkın içeriye girmesini engelleyin"

Sanık sözleşmeli subay adayı Gökhan Yıldız, Üsteğmen Ahmet Önder Biberoğlu'nun alarm verdiğini, herkesin kamuflajını giyip içtima alanına gelmesi için emir verdiğini söyledi.

Toplanma alanına gittiğinde rastgele oluşturulan grupların helikopterlere bindirildiğini, kendisinin de binmesi için zorlandığını savunan Yıldız, diğer arkadaşları gibi getirildikleri yerin Genelkurmay Başkanlığı olduğunu sonradan fark ettiğini savundu.

Burada bir rütbelinin üzerlerinde şarjör olamadığını görünce kendilerine kızdığını iddia eden Yıldız, "Bu rütbeli bizi başka bir bölgeye götürerek sivil halkın gelmesi halinde bağırarak onları engellememizi istedi. O gittikten sonra bir duvarın dibine çekildik. Bizi bırakan helikopter, önce halka sonra da bize ateş etti." dedi.

Sanık Metin Atak da Genelkurmay Başkanlığı Karargahına getirildiklerinde ortamın savaş alanını andırdığını belirterek, tanımadığı bir subayın içeri girmek isteyen sivilleri ayaklarından vurmaları için emir verdiğini söyledi. Söz konusu subayın üzerlerinden mühimmat olmadığını görünce kendilerini orada bırakıp gittiğini söyleyen Atak, savunmasını şöyle tamamladı:

"Arkadaşımız Oktay Şahin polis akrabasıyla konuştu. Burada tuzağa düştüğümüzü, nasıl kaçabileceğimizi sordu. Demir parmaklıkların kesilmesiyle vurulmayı göze alarak Üsteğmen Seyrek'in de çabalarıyla oradan kaçtık. Darbeye karşı komutanlarımız bizi arayıp bir yönlendirme yapmadı. Süleyman Demirel'in söylediği gibi 'yapacak bir şey vardı da biz mi yapmadık?' Bulabildiğimiz ilk fırsatta oradan kaçtık. Albay İlhami Polat, Tabur Komutanı Dilaver Uysal başta olmak üzere darbe planını uygulayan herkesten şikayetçiyim."

Sanıklardan Fatih Acar, İdris Gündüz ve Eyüp Akdemir'in de savunmalarını alındıktan sonra duruşmaya yarına ertelendi.

09.05.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'ndeki mahkeme salonunda görülen davada savunma yapan sanık kursiyer Harun Zengin, "güvenli yere götürüleceksiniz" denilerek helikopterle götürüldükleri Genelkurmay Başkanlığında, Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafında duvar dibine yattıklarını söyledi.

Bir süre sonra elindeki şarjörsüz eğitim silahını gören bir rütbelinin, başka bir yerden aldığı G3 tüfeğiyle dönerek, tabancasını da doğrultup "Silahı al lan" diye bağırdıktan sonra tüfeği zorla verdiğini anlatan Zengin, aynı rütbelinin kendilerini götürdüğü yerde halkı gördüğünü ifade etti.

Zengin, silahı kimseye doğrultmadığını, havaya dahi ateş etmediğini savunarak, tuvalete gitmek için yalan söylediğini, ikinci girişiminde buradan ayrıldığını öne sürdü.

Gördüğü arkadaşlarıyla dışarı çıkmak isterken bir rütbelinin önlerini kestiğini ve dönüp parmaklıklardan atladıklarını ifade eden Zengin, polise sığındıklarını söyledi. Zengin, FETÖ/PDY ile bağlantısı olmadığını öne sürerek, iddianamedeki suçlamaları kabul etmediğini dile getirdi.

"Bacağına doğru ateş edin"

Sanık kursiyer Hasan Doğru da akşam katıldığı ve uzun süren içtimadan sonra Afyon'da yapılacak tatbikat için kumanya almaya giderken alarm verildiğini aktardı. Doğru, bunun da yine Afyon tatbikatıyla ilgili bir alarm olduğunu düşündüğünü söyledi.

Yorgun olduğu için serzenişte bulunarak ağır adımlarla gittiği silahlıktan bir eğitim silahı ve başlık aldığını, ardından eğitim elbiselerini giydiğini anlatan Doğru, diğer kursiyerlerin toplandığı yeri bir süre aradıktan sonra bulabildiğini iddia etti.

Doğru, kursiyerlerin toplandığı otoparkta arkadaşlarından terör saldırısı olduğu yönünde ifadeler duyduğunu, 02.30-03.00 civarında "güvenli bölgeye götürüleceksiniz" denilerek Genelkurmay Başkanlığına götürüldüklerini belirtti. Doğru, Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafında bir yere geçtiklerini, burada bir rütbelenin "Eğer dışarıdan içeri birisi girmek isterse önce 'dur' deyin, sonra havaya ateş edin, durmazsa bacağına doğru ateş edin." dediğini belirtti.

Bu ifadenin ardından kendilerini helikopterle getiren komutanın "Onlarda mühimmat yok" dediğini ve rütbelinin de sinirlendiğini aktaran Doğru, konuşmanın ardından tuvalete gitmek için hamle yaptığını ancak komutanın "Bulunduğun yere yap." dediğini söyledi. Doğru, o gece 3 kez bulunduğu yerde tuvaletini yaptığını da dile getirdi.

Buradan ayrılmak için çaba gösterdiğini ancak bunu bir türlü gerçekleştiremediğini savunan Doğru, ilerleyen saatlerde üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in geldiğini, "Kandırıldık. Buradan çıkacağız" demesi üzerine ona riayet ettiğini anlattı. Doğru, yürümeye başladıklarında 20 metre sonra önlerini kesen bir rütbelinin Seyrek'le kısa süre tartıştığını, onu dinlemeyip ilerledikleri sırada elini göğsüne doğru uzatıp yolunu kesen bu kişinin elini ittiğini, arkalarından ateş ettiğini söyledi.

Yürürken yine önlerinin kesildiğini ve üsteğmen Seyrek'in bu kez bir bahane uydurduğunu anlatan Doğru, hizmet binasında toplandıktan sonra parmaklıkların arasından dışarı çıktıklarını ifade etti.

Sanık kursiyer İbrahim Çağlayan ise benzer şekilde verdiği ifadesinde, Genelkurmay Başkanlığına geldikten yaklaşık 10 dakika sonra mescit olduğunu öğrendikleri yere girdiklerini ve burada beklediklerini kaydetti.

Çağlayan, kursiyer Kürşat Arda Koca'nın, polis olan babasını arayıp "Bizi kurtar baba" dediğini, bu vesileyle bulundukları yerden çıkarak polise sığındıklarını anlattı.

Güvenli bölgeye götürülecekleri yalanıyla kandırıldıklarını ve Genelkurmay Başkanlığına götürüldüklerini aktaran Çağlayan, tahliyesini talep etti.

Sanık kursiyerler Hasan Hınçal, Hüseyin Duman, İbrahim Aka ve İbrahim Aslan'ın da savunma yaptığı duruşmaya, öğleden sora devam edilmek üzere ara verildi.

Davanın öğleden sonraki bölümünde savunma yapan sanık kursiyer İdris Akbıyık, Genelkurmay Başkanlığı karargahında darbeci bir subayın halkın üzerine ateş ettiğini söyledi.

Darbe girişiminin yaşandığı akşam Üsteğmen Ahmet Önder Biberoğlu'nun herkesin silahını alarak toplanma alanına gelmesi için emir verdiğini söyleyen Akbıyık, kendisi gibi alana ilk gelen kursiyerlerden bir grup oluşturularak, nizamiyeye gönderildiğini belirtti.

Akbıyık, "Tanımadığım bir subay savaş durumunda olduğumuzu, kışla emniyeti alacağımızı söyledi. Bulunduğumuz yeri helikopter bombaladı. Büyük çapta bir terör saldırısı olduğunu düşündük." dedi.

Daha sonra tören alanına getirildiklerini, burada rastgele gruplar oluşturarak helikoptere bindirildiklerini anlatan Akbıyık, yine tanımadıkları bir subayın Genelkurmay karargahında olduklarını, burada güvenlik önlemi alacaklarını söylediğini bildirdi.

Bunun üzerine Üsteğmen Biberoğlu'nu arayarak durumu izah ettiğini söyleyen Akbıyık, savunmasını şöyle tamamladı:

"O da en rütbeli kişiye uymamız gerektiğini, vatandaşların içeri girmesini önlememizi, yoksa bizi mahvedeceklerini söyledi. Vatan hainleri tarafından kullanılmak istenildik, ancak buna müsaade etmedik. Bu arada safari gömlekli bir subay ayakta halka ateş ediyordu. Bu durumu görünce oradakilerin niyetini sorgulamaya başladım. Bir yolunu bulup vatandaşlarla irtibata geçerek durumun ne olduğunu sorduk. Onlar da bize, 'sizin başınızdakiler hain' dedi."

"Bizi ölümle tehdit ettiler"

Sanık kursiyer İhsan Tunç da savaş uçaklarının alçaktan uçması nedeniyle komutanlarının can güvenliği olmadığı gerekçesiyle kendilerini güvenli bölgeye sevk edeceklerini söylediklerini aktardı. Bulundukları alana üç helikopterin geldiğini, 15'erli gruplar halinde bunlara bindirildiklerini ifade eden Tunç, getirildikleri yerin Genelkurmay Başkanlığı karargahı olduğunu sonradan fark ettiğini iddia etti. Burada yaşanan çatışmalardan korunmak için bodrum katına sığındıklarını kaydeden Tunç, tam teçhizatlı askerler tarafından gözaltında tutulduklarını savundu.

Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in bulundukları yere gelerek, kaçmaları gerektiğini söylediğini ifade eden Tunç, "Tellerden çıkmak üzereyken yolumuzu kesen bir asker, 'Gideni vururum, nereye gidiyorsunuz hainler' diyerek bize engel oldu. Daha sonra bir yolunu bulup polis akademisi tarafına geçerek burada polislere sığındık." dedi.

Sanık kursiyer İlyas Kurt da Genelkurmay Başkanlığı karargahına hangi amaçla götürüldüklerini bilmediğini savunarak, kendilerine konuyla ilgili bilgi verilmediğini söyledi. Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubu bir askerin, üzerilerinde mühimmat bulunmadığı için kendilerine kızdığını anlatan Kurt, "Başka bir rütbeli bize mühimmat ve G3 piyade tüfeği getirdi. Kursiyerlerden Oktay Şahin bize, 'kandırıldığımızı, asıl terör örgütünün bunlar olduğunu, polisle görüştüğünü, buradan kaçmamız gerektiğini' söyledi." ifadelerini kullandı.

Kendilerine verilen mühimmatlarla kimseye zarar verilmemesi için ağaçların arasına sakladıklarını öne süren Kurt, birkaç kez kaçmaya yeltendiklerini ancak darbeciler tarafından ölümle tehdit edilerek engellendiklerini iddia etti. Son kaçma teşebbüsünde darbecilerin üzerine ateş ettiğini belirten Kurt, "Bütün tehditlere rağmen kaçmayı denedik, darbeciler ateş etti ve kaşımdan yaralandım. Hainlerden kaçmaya çalıştığımız için ölümden döndüm." diye konuştu.

Darbe girişiminin içinde bulunmadığını, kanunsuz bir emri yerine getirmediğini savunan Kurt, şöyle devam etti:

"Darbenin sanığı değil, mağduruyum. Defalarca subay, astsubaylık ve polislik sınavında başarılı olmama rağmen mülakatlarda eleniyordum. En son Jandarma Genel Komutanlığını mahkemeye verdim. Keyfi olarak elendiğime hükmedilerek, yedek listeden çağrıldım. Bunların hepsi örgüt üyesi olmadığımı gösteriyor. Kara Harp Okulunun hazırladığı idari tahkikat raporu da beni doğruluyor."

Sanık kursiyerler Hakan Sakka ve İbrahim Güleş'in de savunmalarını alan mahkeme, duruşmayı yarına erteledi.

10.05.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'ndeki mahkeme salonunda görülen davada savunma yapan sanık kursiyer İsmail Yalın, 15 Temmuz'da içtimadan sonra "silah başı" alarmını duyup diğer arkadaşları gibi kamuflaj giydiğini ve rastgele şarjörsüz bir silah aldığını söyledi.

Toplanma yerine gittiğinde arkadaşlarından ne olduğuna dair farklı şeyler duyduğunu anlatan Yalın, yemekhaneden sonra tören alanına götürüldüklerini dile getirdi.

Yalın, burada tanımadığı rütbeliler olduğunu ifade ederek, rastgele 15'erli gruplar yapılıp, güvenli bölgeye götürüleceklerinin söylendiğini aktardı.

Bu sırada bir bomba patladığını, patlamanın basıncını dahi hissettiklerini iddia eden Yalın, şöyle konuştu:

"Helikoptere binmek için yarışan arkadaşlarımız vardı, bir an önce buradan kurtulalım diye. Ben de son binenlerden biriydim. Yanımıza rütbeli binmedi. Sonra okul bahçesi gibi bir yere indi helikopter. Biraz rahatlamıştım. Güvenli bir yere geldiğimizi zannetim. İndiğimde bir baktım çatışma sesleri geliyor. Güvenli bir yere benzemiyordu. Sonra Özel Kuvvetlerden biri gelerek 'Benimle gelin.' dedi. Bir duvarın dibine oturttu bizi. Silahımızda şarjör ve mühimmat olmayınca bağırdı bize. 'Benimle gelin.' dedi, gitmek istemedik, 'Ne haliniz varsa görün.' dedi. Bir duvar dibine yattım. Özel Kuvvetlerden birinin karşıya doğru ateş ettiğini gördüm. Halka ateş ettiğini görünce şok oldum. Duvar dibine yattım yine. Bir helikopter yaklaştı, bulunduğum yerin 2-3 metre yakınına ateş etti. Elime şarapnel parçası geldi. Zaten kaçmayı düşünüyorum. Elimdeki küçük kanama üzerine 'Revire gideyim' deyip, rütbeliye sordum. 'Yaralandım' dedim. Elindeki silahı gösterip 'Geç lan yerine' dedi. Orada bir tane rütbeli arkasını dönüp uzaklaşınca benim yanıma gelip 'ben sizi götüreyim' dedi. Erle kaçmaya başladık. Hızla revire gittik. Hemşire vardı. 'Elimi iyice sarki yaramın büyük olduğu sanılsın, kolumu boynuma da as' dedim. O da yaptı. Korkmuştu. Sonra revirin olduğu yere de bomba attılar. Camları kırıldı. Oradan tuvalete koştum. Bir süre saklandım."

Kendisi gibi yalan söyleyerek kaçmak isteyen Yunus Emre Bilgin'in de revire geldiğini anlatan Yalın, burada revire kayıt yaptırdıklarını belirtti. Yalın, Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in geldiğini, okuldan olduğu için önce güvenmediği komutana inanıp buradan çıktıklarını ve polislerce TÜİK binasına alındıklarını ifade etti.

Darbe girişiminin başarılı olması için hiçbir eylemde bulunmadığını öne süren Yalın, FETÖ/PDY ile bağlantısı bulanmadığını söyleyerek tahliyesini talep etti.

Sanık kursiyer İsmail Çetiner de helikoptere bindirilip Genelkurmay Başkanlığına getirildiklerinde, buranın güvenli bölge olduğunun söylendiğini anlattı.

Çetiner, silah sesleri duyduğunu, sonrasında Genelkurmay Başkanlığı tabelasını gördüğünü, yanlarındaki bir yüzbaşı ve teğmene burada halk olduğunu ve niye getirildiklerini sorduğunu ifade ederek, Karargahın işgal edilmeye çalışıldığını, Genelkurmay Başkanının da içeride bulunduğunu, korunması gerektiğini söylediklerini dile getirdi.

Anlatılanın doğru olmadığını sonradan anladığını belirten Çetiner, diğer kursiyerlerle kaçmaya çalıştığını ancak bunu gerçekleştiremediklerini söyledi. Çetiner, sabah saatlerinde yine kaçmak istediklerini ve diğer arkadaşlarını da görünce onlarla uzaklaşarak polislerin yardımıyla TÜİK binasına geçtiklerini bildirdi.

Sanık kursiyer İsa Tüfenk de helikopterden indiğinde etrafında tanklar bulunduğunu, neresi olduğunu sorduğunda "güvenli bölge" dendiğini belirtti.

Genelkurmay Başkanlığı olduğunu sonradan öğrendiği yerde, silahlarının boş olmasının üzerine mühimmat verilmek istendiğini ancak tüfeklerine uygun mühimmat bulunmadığı için bunun gerçekleştirilmediğini dile getiren Tüfenk, hava aydınlandıktan sonra kaçıp polise sığındıklarını söyledi.

"Ölüme kadar yolu var"

Sanık kursiyer İsmail Erkan ise "silah başı" alarmı verilmesinin Afyonkarahisar'da yapılacak tatbikat için olduğunu düşündüğünü, kamuflajını giyip rastgele şarjörsüz bir silah aldığını ifade etti.

Daha sonra kursiyerlerin toplandığı otopark alanına gittiğini belirten Erkan, bir tuğgeneral, bir binbaşı ve onlarla birlikte bir subay daha gördüğünü ancak konuşulanları duyamadığını söyledi. Ne konuşulduğunu takım komutanı Üsteğmen Atilla Kahraman'a sorduğunu ve onun da "Seferberlik ilan edildi, bundan sonra emirlere uymamanın ölüme kadar yolu var." dediğini bildirdi.

Erkan, bunun da kendisini korkutup tedirgin ettiğini iddia ederek, bundan sonra helikoptere bindirilip Genelkurmay Başkanlığına getirildiklerini ve burada yaşadıklarını anlattı. Buradan, Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in yol göstermesiyle çıktıklarını dile getiren Erkan, polisin gözaltına almasından sonra kötü muameleyle karşılaştığını iddia etti.

Sanık kursiyer İsmail Tunç da Kara Harp Okulunda diğer kursiyerlerle beklerken, içeri ateş açıldığını ve teröristlerin okula sızdığını duyduklarını savunarak, bundan dolayı helikopterle tahliye edileceklerini düşündüğünü söyledi. Tunç, helikoptere bindiğinde şarjör ve mühimmatı da bulunmadığını belirterek, Genelkurmay Başkanlığına indiklerinde duyduğu silah seslerinden sonra helikopterin vurulduğunu ve acil iniş yaptığını sandığını ileri sürdü.

Bir ara arkadaşlarından ayrı düştüğünü ifade eden Tunç, eski birliğinden astsubay bir arkadaşını aradığını, onun da kalkışma olduğunu söylediğini belirtti.

Yanına gelen bir rütbelinin "Arkadaşlarından sen sorumlusun" dediğini ancak kendisinin emir verme yetkisi olmadığını söylediğinde "Hain şerefsiz, benim verdiğim emri uygulayacaksın" diye bağırdığını iddia eden Tunç, arkadaşlarının yanına gitmek istediğini söyleyince de bu rütbeli tarafından küfür edilerek kovulduğunu öne sürdü.

Genelkurmay 2. Başkanı'nın koruması olduğunu öğrendiği kişinin yardımıyla Karargahtan dışarı çıktıklarını dile getiren Tunç, polislere sığındıklarını söyledi.

Tunç, 17 Temmuz akşamına kadar polislerle çay içip sıcak yemek yediklerini ancak bu tarihten sonra kötü muameleyle karşılaştıklarını iddia etti. Suçlamaları kabul etmeyen Tunç, tahliye talebinde bulundu.

Sanık kursiyerler İsmail Mesci ve Korkmaz Kazan'ın da savunma yaptığı duruşmaya öğle arası verildi.

Davanın öğleden sonraki bölümünde savunma yapan Türkarslan, komutanlarının, can güvenliği olmadığı gerekçesiyle kendilerini güvenli bölgeye sevk edeceklerini söylediklerini aktardı.

Kendisinin de aralarında bulunduğu kursiyer gurubun, Yüzbaşı Volkan isimli bir subayın komutasında helikoptere bindirildiklerini anlatan Türkarslan, üç dakika süren yolculuktan sonra güvenilir bölge diye çatışmaların yaşandığı Genelkurmay Başkanlığı karargahına getirildiklerini söyledi.

Karargahta çatışma ve kargaşanın hakim olduğunu, nizamiye kapısının tank tarafından parçalandığını ifade eden Türkarslan, "Safari gömlekli yüzbaşı ve üsteğmenler dışarıya ateş ediyorlardı. Dışarıdan da içeri ateş ediliyordu. Çatışmanın ortasında kalmıştık." dedi.

Zarar görmemek için bir kulübeye sığındıklarını, buradaki tam teçhizatlı bir askerin, yanlarındaki tüfeklerinin şarjörsüz olduğunu fark etmesi üzerine kendilerine kızdığını ifade eden Türkarslan, "Bu rütbeli bize kızıp, küfretti. Başımızdaki komutana 'Hiç olmazsa çevre emniyeti alsınlar' diyerek oradan uzaklaştı." diye konuştu.

"Televizyonda izlediklerinizin şahidiyim"

Etrafına baktığında kanlar içinde yerde yatan sivilleri gördüğünü anlatan Türkarslan, ilk kez şahit olduğu bu durum karşısında, büyük bir şaşkınlık yaşadığını dile getirdi. Yaşanılanlara bir anlam veremediğini söyleyen Türkarslan, zaman ilerledikçe darbecilerin işlediği katliamın tablosuyla bir kez daha karşılaştığını ifade etti.

Türkarslan, bulundukları yerin helikopter tarafından ateş altına alındığını belirterek, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"İçeride bir sürü insan yatıyordu. Birçok vatandaşımız şehit olmuştu. Daha fazla zarar görmesinler diye onları sırtımızda, kucağımızda kırılan kapının dışına bıraktık. Ambulanslar alıp onları götürdü. Çok korkuyorduk, bunlar bizim insanlarımız, neden içeri girmişler, neden ölmüşlerdi? Hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Helikopter bulunduğumuzu tarafa yoğun ateş ediyordu. Yerin sarsıldığını hissediyordum. Kopan kolları, bacakları, fışkıran kanları gördüm hakim bey. Milletin televizyonda izlediğinin canlı şahidiyim. Oradaki bir rütbeli 'Bunlar haindir, İŞİD'lidir, teröristtir, katli vaciptir. Alın bunları dışarı atın' diyordu."

"25 yaşlarında birini ikinci kattan atmışlardı"

Karargahtaki tanklardan birinden çıkan uzman çavuşla göz göze geldiklerini, gürültüden dolayı bu askerin anlattıklarını duyamadığını, bunun üzerine ısrarla işaret parmağıyla bir yeri gösterdiğini aktaran Türkarslan, "O tarafa gittiğimde 25 yaşlarında bir delikanlı yaralı bir vaziyette yatıyordu. Nabzını yokladım, zayıftı. Gözlerini araladı, nefes almakta zorlanıyordu. 'Beni ikinci kattan attılar' diyebildi. Bu nasıl bir caniliktir hakim bey, bu bizim vatandaşımız değil mi, nasıl bu caniliği yaparlar? Onu sırtıma aldım, ambulansa götürdüm." ifadelerini kullandı.

Türkarslan, yaralı genci taşıdığını gören bir komutanın kendisine kızdığını iddia ederek, "Komutan bana, 'Ölmediyse bırak onu, kendisi çıksın. Yoksa seni de vururum.' diyordu. Bu ölüm tehdidine rağmen onu çıkardım." dedi.

"İki ateş arasında kaldık"

Sabah saatlerine kadar arkadaşlarıyla korkulukların dibinde beklediklerini, daha sonra sivil polis olduğunu düşündüğü bir şahsın karargahın dışına çıkmaları için kendilerine işaret yaptığını bildiren Türkarslan, şunları kaydetti:

"Arkama bakıyorum komutan var 'Gidersen vururum diyor.' İki ateş arasında kalmışız. Nereden kaçabiliriz diye etrafı gözlemledim. Bu esnada arkadaşım kursiyer Hasan aradı. 'Neredesiniz? Bunlar hainmiş, bunların dediğini sakın yapma, kimi buluyorsan topla hizmet binasına getir' dedi. Etrafımdaki arkadaşlara durumu izah ettim. Kel, gözlüklü, safari gömlekli bir binbaşı bize silah doğrultarak, 'Hayırdır nereye gençler, biz daha ölmedik. Cephe terk edilmez aslanım, geri dönün' dedi. Sonra bir yolunu bulup bir bir hizmet binasına ulaştık. Hasan Ali üsteğmen ile buluştuk, arkadaşlarımız da buradaydı. Oradan demir parmaklıkları aşarak polise sığındık."

Vatandaşların bayrak sallayarak kendilerine hakaret ettiğini öne süren Türkarslan, "Aslında darbeciler bizi orada ölüme atmışlardı, canlı kalkan yapmışlardı. Kimsenin umurunda değildik. Siviller bizim öğrenci olduğumuzu bilse, bize o şekilde tepki vermeyeceklerini biliyorum." diyerek savunmasını tamamladı.

"Bunlar bizi kandırmış"

Sanık kursiyer Kürşad Arda Koca da Üsteğmen Atilla Kahraman'ın kendilerine seferberlik ilan edildiğini, okulun güvenliğinin alınacağını söyleyerek kendisiyle birlikte bir grup arkadaşını nizamiyeye götürdüğünü söyledi.

Daha sonra bütün kursiyerlerin tören alanına toplanması için emir verildiğini anlatan Koca, tanımadıkları bir komutanın, okul binasının güvenilir olmadığını, bunun için bütün kursiyerlerin helikopterlerle başka bir bölgeye sevk edileceğini söylediğini aktardı.

Yaşanan olağan dışı gelişmeler üzerine Teğmen Rıdvan Bozdemir'e ne olduğunu sorduğunu anlatan Koca, "O da öğrenip geleceğini söyledi. Geldiğinde, 'Arkadaşlar bunlar şerefsiz, bunlar bizi kandırmış' dedi. O esnada bulunduğumuz tarafa ateş edildi. Oradan uzaklaştık. Kapıyı kırarak bir yere girdik. Bizi karşılayan iki er, bulunduğumuz bu yerin mescit olduğunu söyledi. Genelkurmaydan çıkarılacağımız ana kadar burada kaldık." diye konuştu.

Sanık kursiyer Mahmut İşler ise helikopterlere bindirildiklerinde başlarından bir rütbelinin bulunmadığını, gidecekleri yer hakkında da kendilerine bilgilendirme yapılmadığını iddia etti. Daha güvenilir bir yere gideceklerini beklerken getirildikleri yerin Genelkurmay Başkanlığı karargahı olduğunu sonradan öğrendiklerini savunan İşler, savunmasını şöyle tamamladı:

"Silahlarımızda şarjör ve mühimmat yoktu. Hizmet tabur binasına sığındık. Sabaha kadar burada bekledik. Kimseden kanunsuz bir emir almadım. Devletine ve milletine bağlı bir vatan evladıyım. Komutanların yönlendirmesiyle bugün buradayım. İddianamede aleyhime tek bir kelime bile bulunmamaktır. Kanserle mücadele eden annemin en zor zamanlarında yanında yer alamadım. Kalp hastası babam yeniden 300 metre yerin altında maden işinde çalışmaya başladı. Mağduriyetimin artmaması için tahliyemi talep ediyorum."

Sanık kursiyer Mahmut Sami Çalışkan da iddianamede belirtildiği gibi FETÖ üyesi olmadığını, örgütün şifreli yazışma programını kullanmadığını iddia etti. Dört aylık bir askeri öğrenci olduğunu, bu nedenle verilen emirleri sorgulama yetkisinin bulunmadığını savunan Çalışkan, kendisini sanık durumuna düşüren darbecilerden şikayetçi olduğunu sözlerine ekledi.

Sanık kursiyerler Mehmet Akdoğan, Mehmet Akgül, İsmail Demir ve Engin Taşçı da savunma yaptı.

11.05.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'ndeki mahkeme salonunda görülen davada savunma yapan sanık kursiyer Mehmet Ay, 15 Temmuz'da alarm verilmesi üzerine rastgele silah aldığını, ancak bu alarmın sonraki gün Afyon'da yapılacak tatbikata hazırlık için olduğunu düşündüğünü söyledi.

Otopark alanında toplanıldığını ancak bir karmaşa olduğunu ifade eden Ay, okul dekanını, kendilerinden uzakta bir yerde konuştuğu için duymadığını, yanlarına gelen Takım Komutanı Üsteğmen Atilla Kahraman'a sorduklarında ise sıkıyönetim, savaş ve kriz durumu olduğunu, bu tarz durumlarda talimatlara uyulması gerektiğini, talimatlara uymayanlarınsa en ağır şekilde cezalandırılacağını söylediğini aktardı.

Sanık Ay, yemekhanede bekledikleri sırada patlamalar olduğunu, bu sırada güvenli bölgeye götürülecekleri belirtilerek tören alanına gitmeleri emri verildiğini, bindiği helikopterin kendilerini Genelkurmay Başkanlığına getirdiğini iddia etti. Ay, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından bir duvar dibinde saklandığını, halkla karşı karşıya gelmediğini, silahının şarjörsüz ve boş olduğunu, kimseye ateş etmediğini savundu.

"Rütbeliler çay içiyordu"

Yakınlarındaki bir özel kuvvetler askerine ne olduğunu sorduğunu dile getiren Ay, onun da "Siz sakin olun. Kontrol bizde. Genelkurmay Başkanını koruyoruz. Siz bir şey yapmasanız da fazlalığınız yeter." dediğini söyledi. Ay, bu sırada bazı rütbelilerin de silah sesleri arasında ellerinde çay bardaklarıyla yürüdüklerini gördüğünü ifade etti.

Sabaha doğru tanıdığı komutanlardan Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in gelerek, kandırıldıklarını, buradan çıkacaklarını söylediğini belirten Ay, ilerleyen saatlerde parmaklıklardan çıkmak istedikleri sırada bir özel kuvvetler askerinin silahıyla üzerilerine doğru "çıkmayın" diye bağırarak koştuğunu, kendisinin de o yetişmeden koşarak çıkabildiğini bildirdi. Ay, kendisinden sonraki kursiyerlerin ise dönüp parmaklıklardan atladığını öğrendiğini kaydetti.

Sanık kursiyer Mehmet Can da "silah başı" alarmı üzerine silahlıktan rastgele şarjörsüz bir silah aldığını ifade ederek, yaşananların tatbikat amaçlı olduğunu düşündüğünü anlattı.

Can, sonrasında toplandıkları yerde Rusya ile yaşananlardan dolayı da savaş halinde olunabileceği söylentilerini duyduğunu belirterek, takım komutanı Üsteğmen Atilla Kahraman'ın bölüğün önünde seferberlik ilan edildiğini, emre itaatsizliğin ölüme kadar yolu var sözlerini sarfettiğini dile getirdi.

Güvenli bölge diye götürüldükleri, sonradan Genelkurmay Başkanlığı olduğunu öğrendiği yerde silah sesleri üzerine Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafında bir duvar dibine geçtiğini iddia eden Can, Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in talimatları doğrultusunda karargahtan çıktıklarını bildirdi.

"Tuğgeneral 'sıkıyönetim, seferberlik' var dedi"

Sanık kursiyer Mehmet Emir Erdoğan da şarjörsüz boş bir silah alıp otopark alanına geldiğinde isimini sonradan öğrendiği okul dekanı Tuğgeneral Kerim Acar'ın savaş, sıkıyönetim ve seferberlik olduğunu, ancak bunların kursiyerleri ilgilendirmediğini söylediğini öne sürdü.

Bu ifadeler üzerine kursiyerlerin tedirgin olduğunu ve karmaşa yaşandığını belirten Erdoğan, "Bunun üzerine albay rütbeli şahıs da güvenli bölgeye götürüleceğimizi, sakin olmamızı istedi." diye konuştu.

Erdoğan, bölük komutanı Üsteğmen Önder Biberoğlu'nun da helikopterle götürülmelerinden önce başlarına geçecek rütbelilerin emirlerine riayet etmelerini, emirlere uymamaları durumunda ise en ağır şekilde cezalandırılacaklarını söylediğini iddia etti.

Helikopterlere bindiklerini ve aklında sadece "güvenli bölgeye intikal" edecekleri düşüncesi olduğunu savunan Erdoğan, indikleri yerin neresi olduğunu sonradan öğrendiğini ileri sürdü.

İndirildikleri yerde silah zoruyla söylenen yere yattıklarını, zaman zaman rütbelilerin gelip kontrol ettiğini anlatan Erdoğan, silahları boş olduğu için mühimmat getirildiğini ama bunların kendi silahlarına uymadığını söyledi. Erdoğan, özel kuvvetler personeli olduğunu değerlendirdiği askerlerin ve erlerin dışarı doğru rastgele ateş ettiklerini belirtti.

Kaçmak istemesine rağmen silahlı rütbelilerden korktukları için böyle bir girişimde bulunamadıklarını iddia eden Erdoğan, gün aydınlanmaya başladığında bulundukları yeden teker teker uzaklaştıklarını, Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'i de gördükten sonra ona uyarak polise sığındıklarını söyledi.

Erdoğan, darbe girişimine iştirak etmediğini, FETÖ/PDY ile bağlantısı olmadığını, ByLock kullanmadığını iddia ederek, "Komutanımız dediğimiz insanların haince oyununa geldik." diye konuştu.

Sanık kursiyer Mikail Demirkoparan ise istirahatli olduğu için ilk önce tatbikata hazırlık olduğu düşüncesiyle alarma uymadığını, ancak telefonundan İstanbul'da askerlerce köprülerin kapatıldığını görmesi ve koşuşturmalar üzerine üzerini giyip, yemekhanede toplanan diğer kursiyerlere katıldığını anlattı.

Daha sonra helikopterle Genelkurmay Başkanlığına getirildiklerini ifade eden Demirkoparan, buranın bir savaş alanı gibi olduğunu dile getirdi. Demirkoparan, indikten sonra yere yattığını ve sonra bir duvar dibine geçtiğini belirterek, bir özel kuvvetler askerinin duvar dibinde beklemelerini, bir bordo bereli askerin ise korkmamalarını, dışarıdaki tehlikelere karşı karargahı koruduklarını söylediğini iddia etti.

Demirkoparan, Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in talimatları doğrultusunda parmaklıklardan dışarı çıktıklarını, FETÖ/PDY ile bir alakası olmadığını öne sürdü.

Sanık kursiyerler Mehmet Boztaş, Mehmet Tunç, Mehmet Güneş'in de savunma yaptığı duruşmaya öğleden sonra devam edilmek üzere ara verildi.

Davada savunma yapan sanık kursiyer Mehmet Büyükkurt, güvenli bölgeye gideceğini düşündüğü, helikoptere korku ve panik içinde bindiğini, indiklerinde ise üzerilerine taşlar geldiğini söyledi.

Altın varaklı kapıyı görünce Genelkurmay Başkanlığında olduğunu anladığını dile getiren Büyükkurt, sabaha kadar şarjörsüz, silahını kimseye doğrultmadan beklediğini, sabah olduğunda da bahçe demirlerine tırmanıp dışarı çıkarak polislere sığındığını anlattı.

FETÖ/PDY üyelerinin haberleşme programı "ByLock"u kullanmadığını, örgüt üyesi olmadığını savunan Büyükkürt, tahliyesini talep etti.

"Ateşe atıldık"

Sanık kursiyer Mesut Kara da büyük çaplı bir terör tehdidi olabileceğini düşündüğünü iddia ederek, alarm üzerine rastgele bir silah alarak otopark alanına gittiğini ifade etti.

Kara, gece saatlerinde güvenli bölgeye götürülecekleri söylenerek, helikoptere bindirildiklerini, bindiği helikopterde üsteğmen rütbeli bir de subay olduğunu belirtti. Gece karanlığında nereye indirildiklerini anlamadığını iddia eden Kara, helikopterdeki subayın üzerilerine ateş geldiğini ve kendisini takip etmelerini söylemesi doğrultusunda onu takip ettiklerini, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafında daha sakin bir yere ulaştıklarını anlattı.

Kara, subaya sorduklarında "Arkadaşlar sanırım TSK yönetime el koymuş" dediğini ve daha fazla şey öğrenmek için yanlarından ayrıldığını ancak bir daha gelmediğini dile getirdi.

Mevcut durumun kendilerini ilgilendirmediğini düşünerek bir duvar dibinde çaresizlik içinde beklemeye başladıklarını iddia eden Kara, halkla karşı karşıya gelmediğini savundu. "Hainler tarafından ateşe atıldık" diyen Kara, Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in girişimleriyle Genelkurmay Başkanlığından çıktıklarını ifade etti.

Kara, suçlamaları reddederek tahliyesini talep etti.

Sanık kursiyer Mesut Kaya da alarmın ardından kendisinin de şarjörsüz bir silah alıp otopark bölgesine gittiğini, kursiyerler arasında "IŞİD saldırısı, terör saldırısı" gibi söylemler olduğunu öne sürdü.

Kaya, güvenli bölgeye götürülecekleri ifade edilerek helikopterlere bindirildiklerini, indiklerinde ateş altında olduklarını, kendileriyle gelen rütbelinin de korunmak için yere yatmalarını söylediğini aktardı.

Daha sonra 13 arkadaşıyla depo gibi bir yerde beklediklerini anlatan Kaya, burada Mamak'tan geldiklerini öğrendikleri erlerin, Genelkurmay Başkanlığında olduklarını söylediğini, onların da buraya terör saldırısı olduğu söylenilerek getirildiklerini aktardıklarını anlattı.

"Rütbelilerin davranışlarından dolayı rehin gibi olduğumuz için ayrılamadık." diyen Kaya, bir rütbelinin silah doğrultarak kendilerini G3 piyade tüfeği almaya zorladığını, bazı arkadaşlarının da almak zorunda kaldığını söyledi. Bu sırada gelen Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in, kursiyerlerle ilgileneceğini söyleyip kendilerini buradan uzaklaştırdığını ifade eden Kaya, ilerleyen saatlerde erlerle polislerin araladığını düşündüğü parmaklıklardan çıkmaya çalıştığını anlattı. Kaya, ancak rütbeli birinin bir kursiyeri de tekmeleyerek çıkışlarını engellediğini, sonrasında parmaklıklardan atlayarak polise sığındığını belirtti.

Sanık kursiyer Muhammed Emin Özgöl de Genelkurmay Başkanlığında helikopterin hem kendilerine hem de sivil halkın üzerine ateş açtığını anlattı. Özgöl, yanlarına gelen bir albayın, yaralı siviller olduğunu ve onları dışarı çıkarıp ambulansa koymak için yardım istediğini ifade ederek, bunun üzerine yaralıların çıkarılıp sağlık ekiplerine ulaştırılmasına yardım ettiklerini söyledi.

Sanık kursiyerler Mikail Şener, Mevlüt Melemez ve Muhammed Bayazit'in de benzer savunma yaptığı duruşmaya yarın devam edilecek.

12.05.2017 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz'daki darbe girişimi sırasında Kara Harp Okulunda yaşanan eylemlere ilişkin, aralarında sözleşmeli subay adaylarının da bulunduğu 164 kişinin yargılandığı davanın 2'nci haftası, sanık savunmalarıyla tamamlandı.

Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Kara Harp Okulunda yaşanan eylemlere ilişkin aralarında sözleşmeli subay adaylarının da bulunduğu 164 kişinin yargılandığı davada, savunma yapan sanık kursiyerler, güvendikleri komutanları tarafından Genelkurmay Başkanlığı karargahında "ölüme terk edildiklerini" söyledi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsündeki duruşma salonunda görülen davada, savunma yapan sanık kursiyer Murat Arslan darbe girişiminin yaşandığı akşam Üsteğmen Ahmet Önder Biberoğlu'nun alarm vermesi üzerine kursiyerlerin tören alanında toplandığını, burada bir rütbelinin okulun bombalanma ihtimaline karşı kendilerini daha güvenilir bir bölgeye götüreceklerini söylediğini aktardı.

Kursiyerlerden rastgele oluşturulan grupların helikopterlere bindirildiklerini anlatan Arslan, birkaç dakika süren yolculuktan sonra Genelkurmay Başkanlığı karargahına getirildiklerini söyledi.

Burada Semih isimli bir astsubaya neler olduğunu sorduğunu belirten Arslan, "Semih astsubay 'paralelcilerin' Genelkurmay Başkanını rehin aldıklarını söyledi. Yaşanan olağandışı gelişmeler karşısında karargahta kalmamızın doğru olmadığına karar vererek kaçmak için arayışa girdik." dedi.

Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in kursiyerleri karargah dışına çıkarmak için önce hizmet bölük binasında toplandığını buradan da korkuluklardan atlayarak çıkarmayı planladığını ifade eden Arslan, "Ancak burada bir rütbeli bize silah tutarak, bizi vurmakla tehdit etti ve geri dönmemize neden oldu. Bir zaman sonra bu rütbelinin görüş açısında çıkacak şekilde uzaklaşarak korkuluklardan atlayıp polislere sığındık." savunmasını yaptı.

Güvendikleri komutanları tarafından ölüme terk edildiklerini savunan Arslan, "Ben ve arkadaşlarım bir darbe talimatı almadık. Aylardır haksız yere hapisteyim buna sebep olanlar ile ihmali bulunanlardan şikayetçiyim." diye konuştu.

"Karargahtaki ZPT dışarı ateş ediyordu"

Sanık Murat Orbay da alarm verildikten sonra açık bulunan silahlıktan rastgele bir tüfek alarak içtima alınan çıktığını belirtti.

Burada tanımadığı bir albayın olağanüstü hal ilan edildiğini, bu nedenle kursiyerleri güvenli bölgeye sevk edileceklerini söylediğini bildiren Orbay, "Daha sonra götürüldüğümüz tören alında bizlerden 15'erli gruplar oluşturuldu. İrademiz dışında şarjörsüz silahlarla helikoptere bindirildik." ifadelerini kullandı.

Gidecekleri yer hakkında kendilerine bilgilendirme yapılmadığını belirten Orbay, daha güvenilir bir yere gideceklerini beklerken getirildikleri yerin Genelkurmay Başkanlığı karargahı olduğunu sonradan öğrendiklerini savundu.

Karargahtaki zırhlı personel taşıyıcıdan (ZPT) dışarı ateş edildiğini, bu duruma anlam veremediğini söyleyen Orbay, arkadaşlarıyla hizmet bölüğü binasına kaçtıklarını söyledi.

Burada televizyon bulunan bir odada, ordu içerisindeki bir grubun darbe girişiminde bulunduğuna ilişkin haberleri izlediklerini anlatan Orbay, şöyle devam etti:

"Bu ihanetin bir parçası olmamak için karargahtan kaçmanın yolunu aradık. Hasan Ali üsteğmen yanımıza gelerek, 'Tuzağa düşürüldük, benden başkasından emir almayın, buradan kaçacağız' dedi. Kaçma girişimimiz sırasında silahlı bir asker, 'Siz vatan hainisiniz buradan kaçamazsınız' diyerek bize engel oldu. Birkaç denemeden sonra karargahtan kaçarak polislere sığındık."

"Ayağından vurulan bir sivil vardı"

Sanık Muhammet Özgüç ise kendilerine zorla dağıtılan tüfeklerde mühimmat bulunmadığını savunarak, sivil halka karşı saldırıda bulunmadıklarını iddia etti.

Komutanın emri ile kendisinin de içinde bulunduğu bir grup kursiyerin nizamiyelerde nöbet tutmaları için götürüldüğünü anlatan Özgüç, söz konusu bölgeye gittiklerinde helikopterin ateş etmeye başladığını söyledi.

Bu sırada bir başçavuşun yaralandığına şahit olduğunu ifade eden Özgüç, "Hedef olmamak için ağaçların dibinde saklandık. Okula bir saldırı olduğu söylendi. O bölgeden bizi alan araç, Kara Harp Okulu tören alanına getirdi. Burada tanımadığımız bir albay sıraya girmemiz istedi. Siirt'te görevli olduğunu söyleyen bir albay da bizi sakinleştirmeye çalışarak, bizlerin güvenli bölgeye götürüleceğini söyledi." diye konuştu.

Genelkurmay Başkanlığına getirildikten sonra arkadaşlarıyla aslanlı kapı ile Milli Savunma Bakanlığı arasında kalan bölgede kendilerini korumak için saklanmaya başladıklarını anlatan Özgüç, burada ayağından vurulan bir sivil gördüğünü aktardı.

Yaralıya ilk müdahaleyi yaptığını anlatan Özgüç, şunları kaydetti:

"Ayakkabı bağı ile tampon yaptım. Bir rütbeli 'Ne yapıyorsun geç şuraya' deyince, yaralıyı gösterdim. Bir daha bağırınca oradan ayrılıyor gibi yaparak süs bitkilerinin arkasına saklandım. O gidince yaralanın yanına giderek müdahaleye devam ettim. Daha sonra iki arkadaşımla bu yaralı dışarıda bekleyen sivillere verdik. O gün yaşanılanların hepsine bir bütün olarak baktığımızda komutanlarımız tarafından ölüme atıldığımızı görüyorum. Bu nedenle 10 aydır haksız yere tutukluyum."

"Cani ruhlu komutanlar bizi ölüme attı"

Sanık Muhammed Veli Karabuğa Genelkurmay Başkanlığında bulunduğu sürede kimseye ateş etmediğini, darbe girişimine katkı sağlayacak bir emri yerine getirmediğini iddia etti.

İddianamede darbecilerin güvenliğini sağladığı şeklinde bir suçlamaya maruz kaldığını hatırlatan Karabuğa, "Bu iddiaları kesinlikle kabul etmiyorum. Her fırsatta yanımdaki arkadaşlarımla oradan kaçmaya çalıştık ve bunu başarana kadar da saklandık. Hile ile kandırıldık, canlı kalkan olarak kullanıldık. Komutanım diye hitap ettiğimiz cani ruhlular tarafından ölüme terk edildik." savunmasını yaptı.

Sanık Mustafa Avan da tanımadığı bir binbaşının karargaha girmek isteyen sivilleri ayaklarından vurmaları için kendilerine emir verdiğini belirterek, şöyle dedi:

"Bu kanunsuz emri kesinlikle yerine getirmedik. Binbaşı yanımızdan ayrılınca oradan kaçtık. Hasan Ali Seyrek üsteğmen gelerek bizi buradan çekti. 'Bunlar bizi kandırdı, kesinlikle halka ateş etmeyeceksiniz. Saklanın, benim dışımdan kimseden emir almayın' dedi. Daha sonra Hasan Ali üsteğmen bizi hizmet bölüğü binasına topladı. Bize zorla dağıtılan tüfekleri orada bırakarak korkuluklardan kaçıp polise sığındık. İki ateşin arasına atılıp mağdur edildik."

Sanıklardan Muhammet Furkan Gündüz, Muharrem Sezer, Muharrem Yongacıoğlu ve Murat Elçiçek de savunmalarını yaptı.

Duruşmada savunma yapan sanık kursiyer Yasin İcik, saat 02.15 civarında tören alanından helikopterle Genelkurmay Başkanlığına götürüldüklerini belirterek, indirildiklerinde küçük bir binaya girdiklerini, taş atıldığını ve silah sesleri duyduğunu ifade etti.

İcik, buradan aslanlı kapı tarafına götürüldüklerini, helikopterin gelip 4-5 metre yakına, daha sonra da sivillerin olduğu bölgeye ateş ettiğini söyledi.

Sivillere zaman zaman ikazda bulunduklarını anlatan Yasin İcik, rütbelilerin olmadığı anda çimlerin olduğu tarafa geçtiğini, arkadaşlarıyla buradan çıkmak için konuştuklarını ancak halktan ve darbecilerden çekindikleri için bir şey yapamadıklarını savundu.

Üsteğmen Hasan Ali Seyrek'in kursiyerlerin toplanmasını istediğini yanlarına gelen bir kursiyerin belirttiğini ve bunun üzerine harekete geçtiklerini anlatan İcik, yürüdükleri sırada bir albayın karşılarına çıkıp "Kimse mevzisinden çekilmeyecek" demesi üzerine geri döndüklerini dile getirdi.

Yasin İcik, ancak 5 dakika sonra tekrar harakete geçtiklerini, aynı albayın yine önlerini kestiğini, bu kez mühimmat alıp gelecekleri bahanesiyle onu geçtiklerini ifade etti.

Sonrasında polise sığınıp TÜİK binasına girdiklerini anlatan İcik, iddianamedeki suçlamaları kabul etmediğini söyledi.

Yasin İcik, FETÖ/PDY ile bağlantısı olmadığını savunarak, tahliyesini talep etti.

Sanık kursiyer Murat Gençoğlu ise eğitimci olmak istediğini ancak annesinin 2014'te vefatının ardından onun da vasiyeti üzerine subay olmak için sınava girerek başarılı olduğunu anlattı.

"Subay olunca annemin mezarı başına gidip selam duracaktım." diyen Gençoğlu, 21 Şubat'ta İzmir'de kursa katıldığını, 21 Haziran'da da Ankara'ya geldiğini aktardı.

Murat Gençoğlu, 15 Temmuz'da alarm sonrası rastgele aldığı eğitim silahıyla içtima yapılan alana gittiğini ve bir kaos ortamı olduğunu ifade ederek, terör eylemi ve Rusya ile savaş gibi söylentilerin konuşulduğunu belirtti.

Ancak bir rütbelinin yaptığı konuşmada, "Sıkı yönetim kuralları geçerli, kurallara uymayan en ağır şekilde cezalandırılacak, ölüme kadar yolu var" gibi ifadeler kullandığını dile getiren Gençoğlu, yaşanan patlamalar, karartma yapılması gibi sebeplerle okulun kesinlikle güvenli olmadığını ifade etti.

"En son helikoptere ben bindim"

Güvenli bölgeye götürülecekleri söylenerek gelen 10 ya da 11'inci helikoptere bindiğini anlatan Murat Gençoğlu, "Öğrendiğim kadarıyla en son helikoptere ben bindim. Benden sonra gelen olmamış. Eğer benim bindiğim helikopter de kalkmasayı mağdur olmayacaktım." dedi.

Gençoğlu, kimsenin helikoptere binme veya binmeme hakkına sahip olmadığını savunarak, helikopterin "güvenli bölge" diye Genelkurmay Başkanlığına indiğini, buranın karargah olduğunu ise sonradan öğrendiğini ifade etti.

Ankara'da daha önce bulunmadığını, bu yüzden hiçbir yeri bilmediğini de iddia eden Murat Gençoğlu, kursiyerlerin komutanlara güvenmek zorunda kaldığını dile getirdi.

"Biz vatana ihanet etmedik, etmeyiz." diyen Gençoğlu, bir duvar dibine geçtiklerini, bir başkasının telefonunu kullandığını görünce kendisinin çatışma ortasında kaldığını yakınlarına söyleyip helallik istediğini anlattı.

Kimseye zarar vermediğini, bunun mümkün olmadığını, barış ve caydırıcılıktan yana olduğunu savunan Murat Gençoğlu, "Ben öldürmek için asker olmadım." diye konuştu.

Gençoğlu, kursiyerlerin bir yerlere mevzi alması için gönderildiğini, yaklaşık 3 saat bir rütbeli kendilerini farketmeden duvar dibinde beklediklerini belirterek, şöyle konuştu:

"Sinmiş bir şekilde duvar dibinde bekledim. Saat 06.40 civarında bir rütbeli farketti. Mevziye göndermek için çağırdı. Şarjörümüz olmadığı için bize G3 vermek istedi. Bazı kursiyerler almak zorunda kaldı. Ben almadım. Tercih şansına sahip değildik. İki rütbeli bizi mevziye götürürken, Hasan Üsteğmen 'Başka bir yerde ihtiyaç var' deyip yalan söyleyerek bizi götürdü. 'Halk bizim kardeşimiz. Sakın onlara ateş etmeyin. Onları görürseniz kaçın ve saklanın' dedi."

Gittikleri yerin bir sera olduğunu ve geri kalan saatlerini de daha güvenli olan bu serada geçirdiğini belirten Murat Gençoğlu, gece boyunca ne halkla ne de polisle karşılaşmadığını ileri sürdü.

Gençoğlu, saat 09.30 civarında kimse gelmeyince dışarı çıkmak için harekete geçtiklerini, nizamiyedeki bir askerin erlerin çıkmasına izin verdiğini ancak kendilerini görünce, "Hainler, siz çıkarsanız burayı kim koruyacak" deyip çıkmalarına izin vermediğini, bunun üzerine başka bir yerden bahçe demirlerinden atlayıp polise sığındığını ifade etti.

"Terörist değilim, vatan haini hiç değilim. Biz Fetöşün askeri değiliz, şeyhten talimat almayız. Biz Mustafa Kemal'in askerleriyiz." diyen Murat Gençoğlu, Genelkurmay Başkanlığında 5 saat kaldığını, bunun 3 saatini bir duvar dibinde, 2 saatini ise serada geçirdiğini iddia ederek, örgütle bağlantısı olmadığı gerekçesiyle tahliyesini talep etti.

"Baskılara rağmen ateş etmedik"

Sanık kursiyer Murat Şeker de toplanma alanına geldiğinde üsteğmenler Nadir Özsoy, Atilla Kahraman ve Önder Biberoğlu ile daha önce görmediği rütbelilerin bulunduğunu belirterek, "Alanda kargaşa hakimdi, rastgele oluşturulan gruplar halinde helikoptere bindirildik. Genelkurmay Başkanlığına geldiğimizde Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubu bir rütbeli bizi Deniz Kuvvetleri Komutanlığı binasının karşısındaki nizamiyeye götürdü." şeklinde konuştu.

Bulunduğu yerden silah ve insan sesleri duyduğunu ancak duvarın yüksek olması nedeniyle dışarıdaki insanları göremediğini belirten Şeker, şöyle devam etti:

"Bulunduğumuz yere helikopter ateş açtı. Kurşunlar çok yakınıma düştü, şok oldum. Komutanlardan birine neden ateş açıldığını sorduğumda yanlışlıkla olduğunu söyledi. Başımızda bulunan komutanın, havaya 2-3 el ateş ettiğini gördüm. Bize de ateş etmemiz emrediliyordu ancak bütün baskılara rağmen ateş etmedik."

Eğitime başladıkları ilk günden darbe girişiminin yaşandığı ilk saatlere kadar yanlarında bulunan komutanlarının kendilerini o gece Genelkurmay Başkanlığı Karargahında yalnız bıraktığını ifade eden Murat Şeker, "Bu nedenle hepsinden şikayetçiyim. 4 aylık askeri geçmişi olan bir kursiyerin o gece yaşanan çatışma ve kargaşa ortamında sağlıklı düşünmesini beklemek ne kadar doğru?" şeklinde savunma yaptı.

Yargılamanın 2'nci haftasında 71 sanığın savunma yaptığı duruşma, haftaya ertelendi.

Paralel yapı-15 Temmuz (2016)-08 Mart (2017) 'Ankara Kara Harp Okulu Darbe Yapılanması 164 sanık' davası

(13 Mayıs 2017, 11:50)

HABERLE İLGİLİ ŞİKAYET, DÜZELTME GİBİ TALEPLERİNİZİ İLETMEK İÇİN TIKLAYIN

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:

PARALEL YAPI KONULU HABER GRUPLARINDAN KISA BİR BÖLÜM: (TÜMÜ ve LİNKLER İÇİN TIKLAYIN)  
Paralel Yapıya yönelik hemen hemen tüm operasyonlar ve açılan davalar
Paralel yapıya açılan ve sonuçlanan davalar
Paralel yapı ve diğer kurum kuruluşlarla bağlantıları
Başbakan Erdoğan'ın paralel yapıyla ilgili açıklamaları
Paralel yapı-Abdullah Gül
Paralel yapı-Taksim Gezi Parkı olayları bağlantısı
Paralel yapı-Çeşitli davalardaki kumpaslar
Paralel yapı-Ergenekon
Paralel yapı-Behçet Oktay intiharı
Paralel yapı-Hablemitoğlu cinayeti
Paralel yapı-Üzeyir Garih cinayeti
Paralel yapı-Cevzet Soysal cinayeti
Paralel yapı-Gaffar Okkan cinayeti
Paralel yapı-Paris cinayetleri
Paralel yapı-Haydar Meriç cinayeti
Paralel yapı-15 Temmuz (2016) 'TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimine açılan davalar'
Paralel yapı-Fenerbahçe/Şike soruşturması
Paralel yapı-Ses kayıtları
Paralel yapı-Hanefi Avcı'nın cemaat iddiaları
Paralel yapı-Sabri Uzun'un cemaat iddiaları
Paralel yapı-28 Şubat süreci
Paralel yapı-Kaset olaylarıyla bağlantısı
Paralel yapı-Rusya Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov suikasti
Paralel yapı-1990 Uğur Mumcu vd. Laiklik suikastleri soruşturmasında kumpas
Paralel yapı-TSK'daki Fetö'cülerin 15 Temmuz askeri darbe girişimi ile bağlantısının delilleri
Paralel yapı-15 Temmuz askeri darbe girişimindeki rollerini saptırma gayretleri
Paralel yapı-Yargılandıkları davalarda Fetö'nün terör örgütü olduğunu kabul etmeyen sanıklar
Paralel yapıya karşı devlet kurumlarının attığı adımlar
Paralel yapı-Deşifreyi ve soruşturmaları engelleme çabaları
Paralel yapı-Kamikaze tahliye girişimleri
Paralel yapı-Teslim olmayıp saklanan ya da yurtdışına firar eden şüpheliler
Paralel yapıya dair hukuki deliller
Paralel yapı mensuplarından gelen itiraflar
Paralel yapı-Suç duyuruları
Paralel yapı-Abdullah Harun
Paralel yapı-Dış ülke bağlantıları
Paralel yapı-Vatana ihanet
Paralel yapı-Misyonerlik/Dinlerarası Diyalog Bağlantıları
Paralel yapı-İslami açıdan sapkın görüşleri
Paralel yapı-Fetullah Gülen'in bedduaları
Paralel yapı-Örgüt mensuplarının intiharları
Paralel yapı konulu kitaplar
Paralel yapı konulu filmler
Paralel yapı bahanesiyle kontrgerilla yapılanmalarının gözden kaçırılma çabaları ... (TÜMÜ ve LİNKLER İÇİN TIKLAYIN)

http://www.kontrgerilla.com/mnsetgoster.asp?haber_no=10376    yazdır/print

ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

Şike Kumpası: Aziz Yıldırım'a Beraat

22.11.2020 18:06 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 'futbolda şike' soruşturmasında kumpas kurduğu gerekçesiyle haklarında dava açılan 4'ü tutuklu 87 sanığın yargılanmasına devam edildi. 09.11.2020 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞA..
Tamamı 22.11.2020

Fetö Yöneticilerine 105 Yıl Hapis

23.11.2020 11:45 Adana, Ankara, Antalya, Bartın ve Kayseri'de Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) ilişkin ayrı ayrı görülen davalara devam edildi. Sonuçlanan bazı davalarda çoğu yönetici konumdaki 14 sanığa..
Tamamı 23.11.2020

Savcılık: Aslı Baş Öldürüldü

23.11.2020 11:16 Muğla'da, MİSS Model of the World güzellik yarışmasında mankenler kraliçesi seçilen Aslı Baş'ın Bodrum'da bir villada balkondan düşerek ölmesine ve olayın Fetö yardımıyla örtbas edildiği iddiasına ilişkin 3 sanığın yar..
Tamamı 23.11.2020

Kayseri: Fetö'ye 16 Hapis Gerekçesi

22.11.2020 17:12 Kayseri'de, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) davasında 'silahlı terör örgütüne üye olmak' ve 'silahlı terör örgütüne yardım etmek' suçlarından çeşitli miktarlarda hapis cezalarına çarptırıl..
Tamamı 22.11.2020

Dink Cinayeti: Savcı Akkaş'a dava

22.11.2020 18:26 İstanbul'da, Hrant Dink Cinayeti soruşturmasına bakan eski savcılardan FETÖ firarisi Muammer Akkaş hakkında 'Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyelerini koruma gayesiyle işlem yapmayarak dos..
Tamamı 22.11.2020

ABD Görevlisi Cantürk'e 5 Yıl Hapis

22.11.2020 17:49 İstanbul'da, ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Nazmi Mete Cantürk'e 'FETÖ'ye yardım' suçundan 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası verildi. Diğer sanıklar Sevim Cantürk ve Kevser İrem Cantürk ise delil yetersizliğin..
Tamamı 22.11.2020

Fetö Çatı Davası Onandı

22.11.2020 15:18 Ankara'da, aralarında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'in de bulunduğu 75 sanık hakkında açılan 'çatı davası'nda dört sanığın ağırlaştırılmış müebbet, üç sanığın ise 10 yıl 6'şar ay hapse çarptırıl..
Tamamı 22.11.2020

Baransu-Fetö İşbirliği Gerekçede

22.11.2020 17:29 Mersin'de, kamuoyunda Gülen örgütünün hükümete yönelik ilk yolsuzluk ve darbe kumpası olarak da nitelenen GDO kumpasını konu alan ve Mersin'de paralel örgüte yönelik açılmış en kapsamlı ilk davada 77 sanıktan 51'inin a..
Tamamı 22.11.2020

Başyaver Suikastte Asli Fail

22.11.2020 17:35 Muğla'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik suikast girişimi ve 2 polisin şehit edildiği saldırıya ilişkin davada ağırlaştırılm..
Tamamı 22.11.2020

FETÖ Trolü 'Kacsaatoldu' davası

23.11.2020 10:02 Gaziantep'te, FETÖ'nün sosyal medyadaki 'kacsaatolduson', 'kacsaatoldusonn', 'kacsaatoldunet' gibi hesapların yöneticilerinden biri olduğu iddiasıyla hakkında davada açılan Hüseyin Yılmaz ile eşinin yargılanmasına deva..
Tamamı 23.11.2020

Uğurluel'i Maceracı Gammazladı

23.11.2020 10:48 İstanbul'da, Fetö'nün ana TV kanalı Samanyolu TV'de 'Maceracı' isimli programıyla tanınan Murat Yeni'nin gözaltında iken emniyete adını verdiği isimlerden tarihçi-yazar Talha Uğurluel'in Fetö'ye üye olmak suçlamasıyla ..
Tamamı 23.11.2020

Donanma Darbe davası

22.11.2020 17:21 Kocaeli'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Donanma Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 90 sanıklı davadan, dosyaları ayrılan 6'sı tutuksuz, 13'ü firari 19 sanığın yargılanmasına de..
Tamamı 22.11.2020

Muhafız Alayı Darbe davası

22.11.2020 16:17 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'ndaki eylemlere ilişkin aralarında eski alay komutanları Muhsin Kutsi Barış ve Muhammet Tanju Poshor'un da bulunduğu..
Tamamı 22.11.2020

Edok'taki Darbeciler Yargılanıyor

22.11.2020 13:26 Ankara'da, FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimine ilişkin açılan davada aldığı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından bozulan dönemin Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) Eğitim ve Doktrin Komutan..
Tamamı 22.11.2020

Kara Kuvvetleri Darbe davası

22.11.2020 12:51 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) karargahındaki eylemlere ilişkin 132 sanıklı davanın görülmesine devam edildi. 21.10.2020..
Tamamı 22.11.2020

Rus Elçi Karlov'a Suikast davası

22.11.2020 15:11 Ankara'da, Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov'a yönelik 19 Aralık 2016'da düzenlenen suikastla ilgili aralarında FETÖ/PDY elebaşı firari Fetullah Gülen'in de bulunduğu 7'si tutuklu 28 sanığının yargılandığı davaya devam e..
Tamamı 22.11.2020

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
46.739.823