|
ÖZEL HARP DAİRESİ'NİN YERÜSTÜ UNSURLARIYLA İLGİLİ TEKNİK BİLGİLER
Kurtuluş Karadeniz (http://www.kibris1974.com/ozel-kuvvetler-komutanligi-t12222.html)
İkinci Dünya Savaşının ardından başlayan kutuplaşmalar devletlerin güvenlik
açısından yeniden organize olmalarını gerektirmiştir.Bu gereksinimler özellikle
soğuk savaş döneminde ordularında kendi bünyesi içinde asimetrik tehditleri
analiz edip karşı koyabilecek yeni birimler oluşturmasını sağlamıştır. Bu
maksatla 1952 yılında dönemin Yüksek Savunma Kurulu'nun kararıyla Milli Avcı
Birlikleri kurulmuştur.Kuruluş aşamasında özellikle Amerika Birleşik
Devletleri'nin desteği alınmış birliğin temel eğitimi ve teçhizat ihtiyacı
A.B.D.den karşılanmıştır, Kurulduğu dönemde görevi kabaca, silahlı kuvvetlerin
düşman hatları ötesindeki faaliyetlerini kolaylaştıracak çalışmalar yapması
olarak belirlenmiştir,bu kaba tanımlama kısaca ordunun ihtiyaç duyduğu
istihbarat bilgilerinin toplanması ve cephe ötesinde belirlenen kilit
operasyonlarda görev almak olarak açıklanabilir.İlerleyen zaman içerisinde Milli
Avcı Birlikleri gelişimini modern çağın gereklerine uygun olarak sürdürmüş ve
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin reorganizasyonu kapsamında 1992 yılında Özel
Kuvvetler Komutanlığı adını almıştır.
Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın Görevleri
Özel Kuvvetler Komutanlığı sıcak çatışma,asimetrik tehditlere karşı koyma,düşman
hatlarının ötesinde istihbarat toplama,düşman derinliklerinde özel
harekat,arama-kurtarma gibi görevlerin yanı sıra seferberlik ve savaş hallerinde
halkın örgütlenmesi silahlandırılması ve kontrolü gibi görevler üstlenir.
Özel Kuvvetler Komutanlığı Personelinin Genel Özellikleri
Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın personel ihtiyacı gönüllülük esasına göre
kıtalardan ve sınıf okullarından karşılanır. Subay ve astsubaylardan oluşan
personelin seçiminde ağır görev şartlarına uyum sağlayabilecek bedeni ve fikri
yeteneğe sahip kişilerin aranması esas alınır. Özel Kuvvetlere seçilen her
personel 42 ay sürecek zorlu eğitim sürecini başarıyla tamamladığı takdirde bu
komutanlık bünyesindeki özel birliklerde görev almaya hak kazanır. Halk arasında
Bordo Bereliler olarak bilinen bu birliğin mensupları üstün savaş yeteneklerine
sahip şartlar ne olursa olsun verilen görevi yerine getirme konusunda uzman
politik ve ekonomik konuları çok yakından takip eden gerektiğinde diplomatlık
görevi üstlenebilecek kadar devlet-dünya siyasetine yakın,farklı kültürlere çok
kolay adapte olabilen bunun yanında komando, paraşüt, hayat-ı idame, sualtı
savunma-taarruz istihbarat konularında uzmanlaşmış elit askerlerdir. Yurt içinde
72 haftalık temel nitelik kursu gören personel, akabinde ihtisas alanına göre
10-52 hafta arasında değişen yurt içi ve yurt dışı ihtisas eğitimi alır.
Bu süre zarfında aldıkları eğitimler şunlardır;
Muharebe temel eğitimi, Göğüs göğüse muharebe, Uzak mesafeli keşif devriye,
Sızma, Teşhis- tanıma ve tanımlama, Hayatı idame, Kaçma kurtulma, Hedef tarifi -
Ateş tanzimi, Psikolojik Harekat, Tahrip, Paraşüt, Kurbağa adam, Gayri nizami
savaş, Özel harekat türleri, Yer ekip komutanlığı, Tahrip teknikleri - mayın ve
bubi tuzakları, İlk yardım, Cerrahi müdahale teknikleri, Mühimmat imha, Hafif ve
ağır silah uzmanlığı, İstihbarat uzmanlığı, Muhabere kursları, Psikolojik
harekat kursları, Ranger, Hava İndirme, Sivil İşler, Halkla İlişkiler, En az bir
yabancı dil eğitimi, Yöresel dil ve kültürel eğitimler.
Ayrıca 2000 yılında Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde kurulan Doğal Afet
Arama Kurtarma ( DAK ) birliği her türlü doğal afette arama-kurtarma faaliyeti
icra edecek kabiliyete sahiptir. DAK timleri yurdun her köşesine 3 saat gibi
kısa sürede ulaşıp afet bölgesinde hem halkın güvenliğini sağlayacak çalışmaları
organize eder hemde elindeki modern cihazlarla arama-kurtarma çalışmalarda yer
alır. Bordo Bereliler, ileri teknoloji ürünü cihazlar ve silah sistemleri ile
donatılmış üstün eğitim ve esnek bir komuta sistemine sahip çok maksatlı bir
kuvvettir.
ÖZEL HARP DAİRESİ’NİN BAŞLANGIÇTAN GÜNÜMÜZE TARİHÇESİ
Gök Yeleli Bozkurt, (http://www.kibris1974.com/ozel-kuvvetler-komutanligi-t12222.html)
İkinci dünya savaşı İtalya ve Nazi Almanya’sının yenilgisinin yanı sıra,
Amerika’nın atom bombası atarak Hiroşima ve Nagazaki’de gerçekleştirdiği
kitlesel ölümle son buldu derken ikinci dünya savaşını patlayan bu bombalarla
ortaya çıkan soğuk savaş takip etti. Bu savaşın temelinde, Doğu Avrupa
ülkelerinin de komünizmi tercih etmesi ve Amerika’yı Sovyetler Birliği’nin yanı
sıra komünizmin de tehdit etmesi yer aldı. ABD, Sovyetler Birliği ile
işbirliğine gitti hatta kontrolü altına alarak tehdidi bire indirdi ama
komünizmin Batı Avrupa ile sınırlı kalmayıp Afrika ve Asya ülkelerinde de hızla
yayılması tehdidin ne kadar büyük olduğunu gözler önüne seriyordu. Amerika,
düşmanın önünü kesme yolunu istihbarat örgütleri ve gizli ordular oluşturarak
bunları kullanmakta buldu. Nitekim Ulusal Güvenlik konseyi NSC ve Merkezi haber
alma teşkilatı CIA ’yı kurdu. Aslında Amerika’nın stratejik hizmetler bürosu OSS
isimli bir istihbarat merkezi mevcuttu ama artık komünizm isimli bir düşman
vardı ve Amerika’nın gerekirse örtülü operasyonlar yapabilecek bir gizli servise
ihtiyacı vardı.Bu amaçla CIA kuruldu ve komünizm ile savaşta ana rol CIA ‘ya
verildi.
Bu gizli orduların oluşturulma fikri ise Nazi subayı olan Reinhard Gehlen’e
aitti. Gehlen’e göre Hitler’den sonra komünizm ile sadece Amerika baş
edebilirdi. Bu amaçla 1945’te Amerika’ya teslim oldu. Kızılordu ve Stalin
hakkında bir takım belgeleri sundu ve 129 sayfalık bir sunum verdi. Gehlen’den
etkilenen Amerika, Gehlen’i CIA ‘nın başına geçirilen Allen Dulles ile temasa
geçirdiler. Gehlen’in kuracağı gizli ordu Almanya da yeni bir hükümet kurulana
kadar Amerika tarafından finanse edilecekti. Gehlen, gizli ordularını kurmakla
meşgulken gitgide yayılan komünizm Amerika’yı her geçen gün daha da
korkutmaktaydı. Bu amaçla stratejik noktalarda bulunan ülkeler ile işbirliği
arayışındaydı ve akla gelen ilk isim Türkiye idi. Soğuk savaşın başlamasıyla
Amerika’nın Türkiye’ye askeri ve maddi yardımı da başladı. Amerika’nın asıl
amacı Sovyetler Birliği’ne karşı Türkiye’yi tampon bölge yapmaktı. 5 ekim 1947
de genel kurmay başkanı Salih Omurtak başkanlığındaki heyet Amerika’ya
gönderildi. Bu görüşme bir dönüm noktası oldu. Alınan karar, Türk subaylarının
Amerika’ya gönderilip komünizme karşı gerilla eğitimi alması oldu.
Türkiye’de solculara karşı olan baskı gittikçe artarken Alparslan Türkeş ve
Turgut Sunalp’in liste başı olduğu ekip özel harp eğitimi görüyordu. Bu sırada
subaylarını Amerika’ya eğitime gönderen Türkiye NATO’ya girmek istiyordu. Yalnız
Türkiye’nin ilk talebi kabul edilmedi ama ısrarcı davranan Türkiye talebini
sürekli yeniliyordu. Tam bu sırada Amerika yanlısı Kuzey Kore 38. paralelde yer
alan Güney Kore topraklarına girdi. Bu Türkiye için Amerika’ya yaranmak adına
eşsiz bir fırsattı. 25 Temmuz 1950’de Tuğgeneral Tahsin Yazıcıoğlu komutasında
bir tugay gönderildi. Bu sırada Güney Kore’de gönüllü olarak askere katılan 2000
Çinli ülkemiz için zor anların başlangıcı oldu ve tugay ilk ağır kayıplarını
verdi. Buna karşılık ikinci bir tugay Kore’ye gönderildi. Tugay komutanı ise
Amerika’daki eğitimini tamamlamış Turgut Sunalp’ti. Amerika’da ki eğitimini
tamamlayan bazı subaylar da bu tugay içinde özel harp tekniklerini pratiğe
dökmek amacıyla Güney Kore’ye yollandı ama ikinci tugayın çok şiddetli bir
çatışma fırsatının olmaması durumundan daha çok Amerika’ da öğretilen istihbarat
ve sorgulama tekniklerini kullanma fırsatını bulabildiler.
Savaş sona erdiğinde NATO bünyesindeki ülkeler Sovyetler Birliği’nin Batı Avrupa
ülkelerini işgal etme çabasında bulunacağı korkusu sarmıştı. Bu durum Amerika ve
İngiltere'yi yeni yollar arayışına götürdü ve gizli orduların kurulmasında karar
kıldılar. Bu gizli orduların kuruluşunu CIA ve MI6 üstlendi. Profesyonel
askerlerin katılımı dahilinde gizli orduların kurulmasında ülkelerin askeri ve
istihbarat birimleri etkin rol aldı. Örgütlerin kurucuları Amerika’da eğitimden
geçti. Teknik destek silah yardımı hatta bu silahların saklanacağı gizli depolar
oluşturuldu. Bunların tüm kaynağı Amerika’ydı. Özel harbin tek unsuru askerler
değildi. İşgal sırasında yer altı operasyonları düzenleyebilecek siviller de
mevcuttu. Bu siviller meslek grubu ayırt edilmeksizin seçildi. Kamplarda sıkı
bir özel harp eğitiminden geçirilen sivillere örgüte yeni siviller bularak katma
yetkisi verildi.
Nato ülkelerinde oluşturulan bu gizli ordulara tarihine bulundukları konuma vb.
göre isimler verildi. NATO’ya bağlı ilk gizli ordu İtalya da oluşturuldu ve adı
roma kılıcı anlamına gelen “Gladio” oldu. Fransa’da da İtalya’daki kadar etkin
bir komünist hareket vardı. Fransa’da kurulan gizli ordunun adı rüzgar gülü
anlamına gelen “Rose Des Vent” konuldu. İtalya ve Fransa'yı Portekiz takip etti
ve bu gizli ordu “Aginter Pres” yani aginter yayıncılık adını aldı. Ardından
Belçika da kurulan gizli ordunun adı İtalya’nın ki ile aynı anlama gelen
“Glavie” adını aldı.Norveç in gizli örgütü “Rocambole” ise Özel Harp Dairesi’ne
yakın bir tarihte kurulmuştur. Danimarka’daki gizli ordu ise adını mitolojik
kahraman “Absalon” dan almıştır. Ortaçağ’da elinde kılıcıyla Rusları yenilgiye
uğratan bir psikoposun adıydı. Fransa’nın hemen ardından gizli bir ordu kuran
Yunanistan’ın gizli ordusunun adı ise “Koyun Postu” oldu. Nato üyesi olmayan
İsviçre’nin gizli örgütünün adı “Gizli Müdaafa Örgütü”, Avusturya’nın ki “Gezici
Spor ve Dostluk Birliği”, İsveç’in ki ise “Silah Kardeşliği” idi. Sonunda
Türkiye Kore’ye asker gönderme amacına ulaşmış, 19 Eylül 1951’de NATO,
Türkiye'nin katılımını onaylamıştır. Artık NATO üyesi olan Türkiye ise Soyvetler
Birliği işgaline karşı bir gizli örgütün kurulması gerekçesini kabul etmiştir.
Amerika ve İngiltere’nin rehberliğinde oluşturulan bu ordular daha önce İtalya,
Fransa, Almanya, Yunanistan ve Belçika’da kurulmuştu. Sovyetler Birliğine en
yakın ülke Türkiye idi ve en kolay istihbarat Türkiye üzerinden sağlanabilirdi.
Diğer ülkelerde de olduğu gibi Amerika’nın rehberliği ile kurulan gizli
ordulardan biri Türkiye’de de kuruldu ve adı “Özel Harp Dairesi” oldu. Gizlilik
nedeni ile kağıt üzerinde “Seferberlik Tetkik Kurulu” olarak gösterildi. Kurulan
harp dairesi diğer gizli ordular ile aynı işi görecekti. Komünizm ile mücadele,
Özel Harp Dairesi kurulduktan hemen sonra genelkurmay ikinci başkanlığına
bağlandı ki bu da gizliliğin boyutunu ortaya koyuyor.
Özel Harp Dairesi’nin başına Daniş Karabelen komutan olarak atandıktan sonra
yavaş yavaş dairenin kadrosu oluşturulmaya başlandı. Karabelen, genelkurmay
tarafından tam yetkili ilan edildi. Dolayısı ile dairede görev yapacak subay ve
astsubayları kendisi seçiyordu. Özel Harp Dairesi’ni oluşturan askeri unsurların
oluşturulması için İzmir Menteş kampı Özel Harp Dairesi kampı olarak kuruldu ve
başına yine Karabelen getirildi. Eğitilen personele Kore’de uygulanan özel harp
ve örtülü operasyon teknikleri öğretildi. Görevleri ise komünistlere karşı halkı
örgütlemek, direniş ağı kurup tüm ülkeye yaymak, sabotaj, suikast ve benzeri
yıpratma operasyonları yapmaktı.
Özel Harp Dairesi’nde, Sovyetler Birliği’ne karşı cephe gerisinde direnişte
askeri unsurların yanı sıra sivil unsurlara da görev verildi. Örgütün ikinci
unsurunu oluşturan sivillerin kaydı Özel Harp Dairesinde kod isimler ile
yapılıyor, özel harpçi siviller kesinlikle birbirini tanımıyordu. Her tür meslek
grubundan seçilip bir çoğu lise ve yüksekokul bitimi dönemlerinde daireye
alınıyor, Amerikalıların gösterdiği özel harp teknikleri sivil unsurlara da
öğretiliyordu. Daha önemli bir durum ise Amerika’nın yardımı ile oluşturulan
silah depolarını bölgeye ait görevi bulunan siviller de biliyordu. Görevleri
işgal durumunda bu silahları depolardan çıkarmaktı. İleriki yıllarda askeri
unsurlar bordo bereliler ismini alınca sivil unsurlarda beyaz kuvvetler ismini
almıştır. Özel harp, soğuk savaşa uygun taktik ve strateji içeren yöntemlerden
biriydi. Zaman zaman gayri nizami harp, sınırlı harp, özel savaş, kontrgerilla
savaşı gibi adlarla anılan özel harp de askeri bir terimdir. Ancak burada
orduların her türlü saldırı ile karşı karşıya kalması durumu söz konusu
olduğundan olay sadece askeri boyut ile sınırlı değil siyasal ve ekonomik
boyutları da kapsayan bir işlevi var.
Türkiye’nin NATO’ya üyeliği sadece silahlı kuvvetlerde yapısal değişikliklere
yol açmadı. Silahlı kuvvetlerden sonra en büyük yapısal değişiklik dönemin
istihbarat teşkilatı Milli Amele Hizmetleri (MAH)’de oldu.NATO’ya bağlı tüm
ülkelerin gizli ordularının kuruluşunda ülkenin istihbarat servisleri etkin
görev almıştı ama Özel Harp Dairesi’nin kuruluşunda MAH yer almadı. Ancak Özel
Harp Dairesi kurulduktan sonra Amerikalılar MAH’a da el attılar ve ilk Özel Harp
Dairesi ve MAH’ın ortak çalışmasının temeli atılmış oldu. Bu ortak çalışma
Tümgeneral Behçet Türkmen’in MAH’ın başına geçirilmesi ile oldu. Kurtuluş savaşı
yıllarında istihbarat çok da koordineli olmayan başka örgütler tarafından
yürütüldü. Savaştan sonra ise bu faaliyetler genelkurmay istihbarat dairelerine
ve ordu müfettişliklerine verildi. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ise Türkiye
güçlü bir istihbarat örgütü kurmanın ilk adımlarını attı, Almanya’dan yardım
istendi ve bu amaçla albay Walter Nikolai 1926 yılında Türkiye ye gelerek
çalışmalara başladı. Bu faaliyetlerin sonuç vermesi ile MAH, 6 ocak 1927 de
kuruldu. Alt yapı kadrosu asker ve sivillerden oluşan MAH’ın ilk başta
espiyonaj, kontrespiyonaj, propaganda, teknik ve destek faaliyetleri olarak
adlandırılan dört ana şubesi vardı. Özellikle espiyonaj şubesi tamamen
askerlerden oluşuyordu. Bu nedenle teşkilat, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlıydı.
Dolayısıyla MAH uzun yıllar Genel Kurmayın bir birimi gibi çalıştı. Yaşanan
gelişmeler ve özellikle MAH’ın kuruluşundan beri dillerde dolanan MAH, CIA
kontrolünde mi gibi söylentilerin detayları 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra
Yassıada yargılamalarında su yüzüne çıktı. CIA’dan alınan paralar yargılamanın
örtülü ödenek bölümünde ortaya çıktı.
CIA’nın denetimine girmesi ve Özel Harp Dairesi ile ortak çalışmasından itibaren
MAH için de artık asıl düşman komünizmdi. Amerikalıların isteği MAH’ın sadece
istihbarat faaliyetinde değil ayrıca operasyonlar da düzenleyecek kabiliyete
sahip olmasıydı. Bu nedenle anılan kararla MAH bünyesindeki subayların da özel
harp eğitiminden geçirilmesine karar verildi ve 1954 yılında dört subay
Amerika’ya gönderildi. Dört subay içinde en rütbeli olan ise yüzbaşı Fuat
Doğu’ydu. Yaklaşık bir yıl süren eğitimin sonunda Türkiye’ye dönen ekibin
şimdiki görevi bu teknikleri diğer personele öğretmekti. Bunun için CIA
tarafından hemen Emirgan’da bir okul kuruldu. Adı İstihbarat Okulu olan bu özel
harp eğitim merkezinin baş öğretmeni Fuat Doğu’ydu. Her bir detaya değinilerek
verilen bu eğitimler sonucu artık MAH personeli operasyon da yapabilecek
kabiliyete sahip oldu. Türkeş gibi daha gençken İsmet İnönü’nün ismini bildiği
Fuat Doğu, 14 eylül 1954 te MAH’a geçti. Adnan Menderes hükümeti zamanında
1950’li yılların ortasında gündemde Kıbrıs sorunu vardı. Yunanistan, 25 Temmuz
1955’te Birleşmiş Milletler’den Kıbrıs konusunu gündemine almasını isteyerek
sorunu uluslararası platforma taşıdı ki akabinde sorun uluslararası büyük bir
anlaşmazlığa dönüştü ve artık Kıbrıs Türkiye’nin iç politikasını belirlemeye
başladı.
6-7 Eylül olayları
Bu dönemde Ermeni, Yahudi ve Rum vatandaşları rahatsız eden gelişmeler
yaşanıyordu. İstanbul’daki Rum ve Ermeniler kapılarında haç işareti ile
karşılaştılar. Aynı günlerde İstanbul’un bazı semtlerinde bazı kişiler
tarafından Kıbrıs’ın tamamen Türk olduğunu gösteren haritalar dağıtılıyordu ve
bu kişileri kimse tanımıyordu. Bu olayların yanı sıra Özel Harp Dairesi'nde de
gerginlik ve hareketlilik hakimdi. Özel Harp Dairesi başkanı Karabelen görevden
alındı, 28.Tümen komutanlığı yardımcılığına atandı. Yerine de yeni komutan
atanmadı. Karabelen’in yeni göreve başladığı sıralarda Expres gazetesinde
Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığı haberi yayımlandı ve gazete kentin
belli bölgelerinde hızla dağıtıldı. Öte yandan Taksim meydanında izin alınmadan
bir miting yapıldı. Mitingin ardından olaylar çıkmaya başladı. Gayrimüslimlerin
sıklıkla yaşadığı bölgelerde iş yerleri taşlandı ve evlere saldırılar
düzenlendi. Olayların gidişatından elde edilen izlenim bariz olarak saldırgan
grupların hedefleri önceden bildiğini gösteriyordu. Yağma gruplarının ellerinde
adresler olduğu kesinliğe kavuştu. Bu adresler MAH ve Özel Harp Dairesi’ne
verilen listelerdi. Ev ve dükkanların yanı sıra kilise ve mezarlıklara da
saldırılar düzenlendi, korkunç zararlar verildi. Saldırılar İstanbul’un akabinde
gazetede yayımlanan haber doğrultusunda İzmir’e de sıçradı ve saldırının hedefi
Konak meydanına çekilmiş Yunan bayrağı oldu. Gayrimüslimlerin evlerinin
işaretlenmesinden bu yana İstanbul polisi alarmdaydı. Olaylar başladığında
polisler seyretmekle yetindi. Ne kadar yardım istense de polislerin verebildiği
tek cevap bir şey yapamam oldu. Polise hırsızlık ve yangın olayları
dışındakilere göz yumun emri gelmişti.
Olayların başlamasının ardından sıkı yönetim ilan edildi. Sıkıyönetim komutanı
Nurettin Aknoz, İstanbul’u Beyazıt, Beyoğlu ve Kadıköy olarak 3 bölgeye ayırdı.
Yağmalama eylemlerine katılanları yargılamak adına bu üç bölgede askeri
mahkemeler kuruldu ama tüm yargılananlar hakkında bir süre sonra iddialar ve
dosyalar düşürüldü. Adnan Menderes’in komünistlerin kışkırtması olduğunu
belirtmesi üzerine sıkıyönetim komutanı Aknoz’un talimatıyla komünist avına
çıkıldı. Polis çoğu bilindik isimler olmak üzere tahrik etmek ve yağmaya
katılmak suçlamasıyla 48 kişiyi göz altına aldı. Bunun yanı sıra Aknoz’da tüm
yayınların komünistler tarafından yapıldığının yazılması talimatı verdi. NATO ve
üyesi ülkeler, sıkı yönetim ve hükümet aleyhine kesinlikle yazı ve haber yer
almayacaktı.
Öte yandan bombalama haberini veren istihbaratçı Mithat Perin’in sahibi olduğu
Expres gazetesinin o sayıyı yayına hazırlayan Gökşin Sipahioğlu, olayların
istihbarat örgütü MAH tarafından organize edildiğini yazıyordu. Hemen ardından
yıllar sonra konuşan bir isim vardı. Orgenerel Sabri Yirmibeşoğlu. Yaptığı
açıklamayla 6-7 Eylül olaylarının ayakta alkışlamaya değer bir şekilde koordine
olmuş bir özel harp işi olduğunu belirtmiştir.
Kıbrıs'ta Özel Harp
Özel Harp Dairesi’nin ilk gizli eylem alanı Kıbrıs oldu. Özel Harp Dairesi elini
çabuk tutmuş üç ay önceden adaya gidilip sivil unsurlar örgütlenmeye başlamıştı
bile. Öte yandan Yunanistan gizli ordusu “Koyun Postu” da Kıbrıs’taki Rumları
örgütleme yoluna gitti. Dolayısı ile Özel Harp Dairesi, Yunanlıların sivillerden
kurduğu EOKA örgütü ile karşı karşıya geldi. Türkler de sivillere eğitim vererek
“kara çete”, “volkan” gibi örgütler kurdular ancak bu örgütler EOKA’ya karşı
organizede sıkıntı çekiyordu. İstenen, Türkiye’den askeri ve silah desteği
verilmesiydi. Sonunda Adnan Menderes hükümeti de adada gizli bir örgütün
kurulmasını istedi. Amaç adanın bir bölümünde Türk devleti kurulmasını
sağlamaktı.
Gizli örgütün kurulma çalışmalarına başlayan İsmail Tansu, detaylı bir proje
hazırladı. İçeriğinde kurulacak gizli karargahlara kadar en detaylı bilgiler yer
aldı. Bu sırada örgütün liderliği yarbay Rıza Vuruşkan’a verildi.1 ağustos
1958’de kurulan yavru özel harekat timi TMT’nin ilk dört kişilik hücresi
oluşturuldu. İlk etapta ise adaya 5 subay 14 de yedek subay gönderildi. Adaya
giden özel harpçilere maske görevler bulunarak kamufle sağlandı. TMT lideri
Vuruşkan’ın maske görevi müfettişlikti. Hiç bir yasal dayanağı olmayan bu
örgütün silah ve cephane teminatı ile Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes
ilgileniyordu. Bakanlık, ilk olarak adaya gönderilecek silahlara çürük raporu
çıkartıyor daha sonrada depolardan çıkartılıyordu. Sonradan da adaya sevk
ediliyordu. Bunun akabinde ada ile Ankara Özel Harp Dairesi arasındaki
iletişimde kullanılmak üzere Türkiye’ye olası bir Sovyetler işgalinde NATO ile
temas kurmak için verilen telsizler kullanıldı. Amerikalıların denetimde
telsizlerin yokluğunu farketmemeleri için kutular peynir kalıplarıyla doldurulup
tekrar gömüldü. Kıbrıs’ta TMT içinde görev alacak siviller uçakla adadan
Türkiye’ye getiriliyor eğitim veriliyor ve tekrar adaya getirilirken yenileri
Türkiye’ye getiriliyor, hiç bir boşluk yaşanmıyordu. Özel Harp Daires’nin özel
harp tekniklerini uyguladığı ilk yer Kıbrıs oldu bunu da kendi bünyesindeki TMT
ile yaptı.
Türkeş'in Özel Harp Daires'ni öğrenmesi
27 Mayıs 1960’ta Milli Birlik Komitesi’ni oluşturan 38 subayın yönetime el
koyduğu açıklanarak Türkiye ileride daha şiddetlilerini yaşayacağı ilk askeri
darbeyi gördü. Orgeneral Cemal Gürsel liderliğindeki komite ordu içinde
tasfiyelere başladı, dört bin subay emekli edildi. İlginç olan ise Amerika’nın
tüm masraflarını karşıladığı Özel Harp Dairesi’nin başında bulunan Karabelen’de
emekliye sevk edilen subaylar arasındaydı. Bu darbe, Özel Harp Dairesi için bir
dönüm noktası niteliği taşıyordu. Çünkü Özel Harp Dairesi bünyesinde emekli
edilen tek subay Karabelen değildi. Bunun yanı sıra onu aşkın subay emekli
edildi ve yerlerine yenileri atanmadı. Milli savunma bakanlığından gelen ödenek
de kesildi. Bu nedenle de dairenin tüm yükü Yarbay İsmail Tansu üzerine
kalmıştı. O da bunun üzerine harekete geçerek daire ile ilgili planları öğrenmek
istiyordu. Bu nedenle Başbakan Müsteşarı Alparslan Türkeş’ten randevu aldı.
Türkeş, tüm bu olanlar doğrultusunda dairenin komünizm ile mücadeleden
uzaklaştığı, Menderes’in istihbarat örgütü olarak çalıştığı izlenimini
edinmişti. Tansu ise Kıbrıs konusundaki hassasiyetten adadaki faaliyetlerde
deşifre olma tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını dile getirdi. Bunun üzerine
Türkeş, dairenin kapanmayacağını ve tüm isteklerin karşılanacağının garantisini
verdi. Aradan üç gün geçti. Ne paradan ne subaylardan haber yoktu. Bunun üzerine
Tansu tekrar Türkeş ile görüşmeye gitti. Sorunların hallolmadığını gören Türkeş,
Dışişleri Bakanı Selim Alper’i çağırarak ödeneğin teminini hemen sağladı ve
dairenin sorunları çözüldü.
Darbeden sonra görevden alınan Karabelen’in yerine uzun süre komutan atanmadı.
Emekliye sevk edilen subaylar arasında dairenin kurmay başkan ve başkan
yardımcısı da olduğundan dolayı neredeyse dairenin başı boş gibiydi. Üstüne,
Alparslan Türkeş’in sürgün edilmesinden sonra Milli Savunma Bakanlığı’ndan gelen
para da kesildi ama Amerika’dan gelen parada hiç bir aksaklık söz konusu
değildi. Yedi ay sonra Özel Harp Dairesi yeni komutanına kavuştu, Emekli Albay
Faruk Ateşdağlı. Yalnız bu, Faruk Ateşdağlı’nın istediği bir görev değildi. Bu
yüzden daire işleri ile pek ilgilenmedi. Yine tüm sorumluluk İsmail Tansu’nun
omuzlarında devam etti. Bu ilgisizlikten dolayı kısa süre içinde Ateşdağlı
görevden alındı hemen ardından dairenin gördüğü en düşük rütbeli subay göreve
atandı. Kurmay Binbaşı Şaban Başsoy, yaklaşık iki yıl Özel Harp Dairesi görevini
yürüttükten sonra yerine 27 Mayıs’ın en aktif üyelerinden Albay Sezai Okan
atandı.
27 Mayıs darbesini en sancılı atlatan askeri birlik Özel Harp Dairesi oldu. Bir
sürü subay görevden alındı, yenileri atanmadı. Daireye gelen örtülü ödenekte
aksamalar oldu hatta kesildi. Dairenin başı boş kalmasın diye atanan üç komutan
da daire ile pek ilgili olmadı. Bu sıralarda Türkiye kendi içinde önemli
gelişmeler yaşıyordu. Yassıada’da idama mahkum edilen Adnan Menderes, Fatin
Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan darağacına yollandı. Referandum ve seçim yapıldı,
en önemlisi ise genelkurmay başkanlığı koltuğuna Cevdet Sunay oturdu. Türkiye
için adeta yeni bir dönem başlıyordu.
Özel Harp Dairesi'nin solculara karşı müslümanları kullanması
Bu yeni dönemin baş düşmanı yine komünizmdi, çünkü 27 Mayıs anayasasının
yarattığı ortamda sosyalist fikirler tartışmaya çok açıktı. Bu sebeple özellikle
öğrenciler arasında sol görüş hızla yayılıyordu. Bu durumdan rahatsız olan
Cevdet Sunay, devleti kurtarma planını yürürlüğe koydu. Düşman yine aynıydı ve
bu sefer komünistlere karşı devletin yeni silahı islamcılardı. Her yerde devlet
desteği ile Türkiye’nin menfaatleri için dinci dernekler açılıyordu. Tüm bu
olaylar sürerken genel seçimler geldi ve Süleyman Demirel başbakan oldu. Yeni
hükümet göreve başlar başlamaz iki kurumda önemli değişiklikler oldu. MİT ve
Özel Harp Dairesi. Özel Harp Dairesi başına Tuğgeneral Recai Engin atandı. Yeni
kamplar açıldı, ödenek arttırıldı. Özel Harp Dairesi yavaş yavaş eski ihtişamına
kavuşurken MİT’de de köklü değişiklikler yapıldı. Fuat Doğu MİT müsteşarlığına
getirilirken istihbarat daire başkanlığına ise Cihat Akyol getirildi. Ne var ki
bu iki özel harp eğitimli subay da ileri zamanlarda her gün karşı karşıya
gelmeye başladı ve MİT’te gergin bir hava hakim olmaya başlamıştı. Cihat Akyol,
MİT müsteşarlığının kendi hakkı olduğunu savunmasına karşın Fuat Doğu’da Akyol’u
koltuğunda gözü olmasıyla suçluyordu. Sonunda Süleyman Demirel kavgaya müdahale
etti ve Cihat Akyol, Özel Harp Dairesi başına getirildi ve bunun akabindeki bir
değişiklikte dairenin adı Seferberlik Tetkik Kurulu yerine Özel Harp Dairesi
yani gerçek adını almıştı.
Özel Harp Dairesi'nin komutanlığına Cihat Akyol'un gelmesi dönüm noktası oldu
Cihat Akyol’un Özel Harp Dairesi başına gelmesi bir dönüm noktasıydı. Akyol,
dairede yeni bir yapılanmaya gitti. Varlığını bugün bile sürdüren Amerikan
askeri yapısı ve teknikleri ile birlikleri ve timleri yeniden dizayn etti. Bu
sırada da gün geçtikçe gelişen dairenin artık küçük kaldığı kanaatince dairenin
seviyesi tümene yükseltilmişti. Bu değişiklikler etkisini kısa zamanda Türkiye
üzerinde gösterdi. Yeniden yapılanan Özel Harp Dairesi, etkinliğini sol hareketi
önleme eylemlerinde gösterdi. İslamcıların ve ülkücülerin başrol oynadığı
olaylar ve siyasal cinayetler bu dönemde yaygınlaştı. Tüm bunlar Cihat Akyol’un
daire başında iken hazırladığı broşür ve kitapçıklarda yer alıyor, provokasyon
eylemlerin etkinliği detaylı olarak anlatılıyordu. Akyol’un tüm anlattıklarının
en son noktası darbe. 12 Mart ve 12 Eylül gibi darbeler öncesi kaos ortamı
çabaları, bir çok gizli ordunun kullandığı bir teknik olduğu da aşikardır.
Siyasal cinayetler işleniyor, bombalar patlıyor, katliamlar gerçekleştiriliyor,
sol görüşlü öğrenciler ile ırkçılar karşı karşıya getiriliyor. Amaç ise halkın
bıkması ve gelecek yönetime razı olmasıdır.
Komünizmle mücadelenin bir parçası olan ülkücüler, Türkeş’in açtığı komando
kamplarında gördükleri eğitim sonrası militan örgütlenmeye gidiyorlardı ve
komünizme karşı şiddeti meşru sayıyorlardı. Onlara göre devlet komünizme karşı
hiçbir şey yapmıyordu, o halde onların bir şeyler yapması gerekiyordu. Türkeş,
açtığı kamplarda ülkücüleri hızla teşkilatlandırırken buradaki çalışma programı
detayları ile ilk kez 1970 yılında emniyet müdürlüğünün hazırladığı raporda yer
aldı. Raporda en göze batan ve en korkunç detay ise silahlı eğitim veriliyor
olması gerçeğiydi!
Özel Harp Dairesi'nin teşkilatlandırdığı komando kampları
Özel Harp Dairesi başkanı Cihat Akyol, ABD başkanı Kennedy’nin soğuk savaş
süreci politikalarını sıkı takip ediyordu. Kennedy, o dönemde komünizm ile
mücadelede yeni bir askeri kuvvetten bahsediyordu. Özel kuvvetler! Türkiye’de de
Özel Harp Dairesi bünyesinde özel birimler kurulma girişimleri başlamıştı. Ne
var ki hızlı ilerleme kaydedilemiyordu. Bunun üzerine Cihat Akyol ekibi ile
birlikte Amerika özel kuvvetler komutanlığını görmeye gitti. Akyol ve ekibi
detaylı bilgiler ile geri döndü. Cihat Akyol bu bilgileri Özel Harp Dairesi
bünyesinde uygulamaya koyulurken komando kamplarında militanlaşmaya giden
ülkücüler sokaklara çıkmaya başlamıştı. Hedefleri solcu öğrenciler, aydınlar ve
bilim adamlarıydı. Amaç sol hareketin önünü kesmekti ve buna kimse dur
demiyordu. Ülkücülerin sokaklara dökülmesinin ardından her gün yeni bir olay
yaşanıyor, peş peşe solcu öğrenciler öldürülüyordu. Bu dönemde kimler tarafından
işlendiği bilinmeyen cinayetler kayıtlara geçmiyordu. En son bir Tıp fakültesini
basan ülkücülerinin silahlarının ordu malı olduğu tespit edildi. Cinayette
kullanılan 6815296 seri numaralı silahın Jandarma Teğmen Mustafa İlerisoy’a
kayıtlı olduğu ortaya çıktı. İster istemez akıllara Özel Harp Dairesi’nin sivil
unsurları ülkücüler mi sorusu geliyordu.
1971 yılında Cihat Akyol’un kuramına uyan provokasyon eylemleri başladı.
Üniversite öğrencileri öldürüldü, bombalar patlatıldı, katliamlar
gerçekleştirildi, sivil unsurlar sokağa döküldü ve sonunda 12 Mart 1971 günü
darbe gerçekleştirildi. Sıkıyönetim ilan edildi, özgürlükler askıya alındı hatta
kullanılmaz hale getirildi. Darbe sola karşı yapıldı. Sürgünler, gözaltılar,
işkenceler başladı. Orduda kendi içinde sola karşı bir tasfiye girişimine
başladı. Amaç ülkeyi yeniden biçimlendirmekti. Gözaltına alınan kişiler için
özel işkenceler ve sorgu merkezleri hazırlandı. İstanbul’daki merkez Ziverbey
Köşkü’ydü. Sorgu ekibini özel harp eğitimi almış subaylar ve emniyetten bazı
isimler oluşturuyordu. Köşkte sol görüşü savunduğu için gözaltına alınan birçoğu
tanınmış isimler işkencelere maruz kalıyordu. Köşkteki işkenceci komutanlardan
biri tanıdık bir isimdi, Turgut Sunalp. Sunalp, emekli olduktan sonra verdiği
demeçlerde sorgulara katıldığını açıkladı. Üstelik işkenceli sorguları
yapanların özel eğitimli olduğunu da itiraf etti.
27 Mayıs’taki gibi Özel Harp Dairesi, 12 Mart darbesinden de etkilendi ve bu
sefer hedefte iki önemli isim vardı. Fuat Doğu ve Cihat Akyol. İlk görevden
alınan Fuat Doğu oldu, iki ay sonra Lizbon büyük elçiliğine atandı. Cihat Akyol
ise tasfiye edileceğini anlamasının üzerine bir dilekçe ile kıtaya çıkmak
istediğini beyan etti ve talebi hemen kabul edilerek yeni görev yeri Trakya
Tümen Komutanlığı’na ataması yapıldı. Cihat Akyol’un yerine ise hiç vakit
kaybedilmeden Tuğgeneral Kemal Yamak atandı. 1973 yıllarına gelinmesine rağmen
iki yıl önce gerçekleşen darbenin etkileri hala sürüyordu. Bu iki yıldan beri
Özel Harp Dairesi’nin başkanlığını Yamak yürütüyordu. Sıkı yönetim komutanı ise
Akyol’dan önce Özel Harp Dairesi başkanlığını yapan Recai Engin. Tüm
generallerde olduğu gibi Kemal Yamak ve Recai Engin’in de gözleri yapılacak olan
Yüksek Askeri Şura’daydı. Her ikisi de görevlerinde kalmak istiyordu ve neticede
istedikleri oldu.
Bu sırada gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçiminde koltuğa oramiral Fahri Korutürk
oturdu. Yeni cumhurbaşkanını seçmiş olan Türkiye için kritik bir dönemdi. Çünkü
genel seçimler de yaklaşmıştı. Kritik olan ise iki yıldır yönetimin askerin
elinde oluşu, yönetime gelecek isimlerin bu yüzden çok önemli oluşuydu. Bu
seçimlere sert konuşmalarıyla damga vuran bir isim vardı.Bülent Ecevit. Bu
konularla ilgili ilk açıklamasını MİT için yaptığı karanlıktır diyerek
istihbarat teşkilatı hakkında yapmıştı ki seçim tarihi yaklaştıkça açıklamalar
da sertleşiyordu. Bu kez Ziverbey’deki olaylarla ortaya çıkan kontrgerilla ve
işkencecilerden hesap soracağını söyledi ve seçim zamanı geldiğinde açılan
sandıklardan CHP çıktı. Dolayısı ile Başbakanlık koltuğu Ecevit’in oldu.
Ecevit'in Özel Harp Dairesi'nden haberdar olması
Seçim meydanlarında kontrgerilladan hesap soracağız diyen Ecevit zamanla büyük
sürprizlere şahit oldu. İlk önce Ecevit’in makam telefonunun MİT üzerine kayıtlı
olduğu ortaya çıktı. Başbakanı bile rahatça dinliyorlardı. Bu konu, Ecevit’in,
konuştuklarımda sakınca içeren bir şey yok açıklamasıyla kapatıldı. Asıl sürpriz
ise, Ecevit’in kontrgerilla olarak bildiği varlığından dahi haberdar olmadığı
Özel Harp Dairesi’nin, Ecevit'in ayağına gelmesiydi. 1974 yılından beri her yıl
alınan ödenek pek sağlıklı olmadı. Yamak’ın Amerikalı yetkililerle görüşmesi pek
sağlıklı olmadı. İhtiyaç olan yeni silahların haberleşme sistemlerinin
yenilerinin verileceğini yalnız bu maliyetin ödenekten kesileceğini
belirttiler.Özel Harp Dairesi ödeneği alamadı. Akabinde gerekli paranın örtülü
ödenekten sağlanması teklifi ortaya sürüldü. Yalnız bir sorun vardı. Bu ödeneğin
kontrolü başbakanın elindeydi. Teklifin kabul edilmesi çok zor bir ihtimaldi ama
yine de Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar randevu alarak Bülent Ecevit ile
görüşmeye gitti. Bu görüşme, dairenin deşifre olduğu andı.
Ecevit, ilk defa gizli bir kuruluştan haberdar oluyordu. Semih Sancar yanında
Özel Harp Dairesi’ne ait evraklar da getirmişti. İstenilen paranın yüksek olması
nedeniyle bir düşüneyim diyerek evrakları Sancar’dan aldı. Bu Ecevit için eşi
bulunmaz bir fırsattı. Ödeneği sağlaması, Özel Harp Dairesi’ni kontrol altına
almak demekti. Ödeneği verecekti ama Özel Harp Dairesi’nin tüm girdi çıktılarını
öğrenme şartını sunuyordu. Ecevit, hemen Özel Harp Dairesi hakkında bir brifing
istedi. Genelkurmay Başkanı Semih Sancar Ecevit’i arayarak brifing verileceğini
söyledi. Ecevit, daire hakkında brifing alacak ikinci siyasetçiydi. Brifing çok
gizli tutulmuştu. Semih Sancar ve Kemal Yamak eşliğinde brifing başladı. Yalnız
bir nokta Ecevit’in kuşkularına kuşku eklemişti. Bunun sebebi Özel Harp
Dairesi’nin sivil uzantılarının olmasıydı.
Özel Harp Dairesi’nin varlığından artık haberdar olan Ecevit dairenin sivil
unsurlarını iptal etmek için girişimlerde bulunduysa da bu konu askıya alındı,
çünkü daha önemli gelişmeler yaşanıyordu. Ecevit’in başbakanlık koltuğunda TSK,
20 temmuz 1974’te Kıbrıs’a çıktı. Adada aktif görev alan birimlerden biri ise
Özel Harp Dairesi’ydi. Daireye ek bir görev de tahsis edildi. Adadaki tüm
istihbarat faaliyetlerini Özel Harp Dairesi yürütmeye başladı. Ancak hareketin
son günlerine yaklaşılmasına rağmen Genel Kurmay’a da Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı’na da bir bilgi gelmiyordu. Sonunda görevi Genel kurmay İstihbarat
Dairesi üstlendi ve Deniz Kuvvetleri’ne istihbarat sağlandı. Yamak’a göre Deniz
Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan’ın istediği tüm bilgiler albüm halinde
gönderildi ancak çok gizli damgalı olduğundan askerler tarafından ilgili
komutanlıklara gönderilmek yerine arşive kaldırılmıştı. Özel Harp Dairesi’nin
istihbarat toplamaması nedeniyle ilk gece genel kurmay ile adaya çıkmaya çalışan
birlikler arasında irtibat sağlanamadı. Ancak bir sonraki gün irtibat
sağlanabildi.
Harekatın birinci aşamasının sonunda barış görüşmeleri başladı. Ama konferanslar
devam ederken Rumların oyalama taktiğini uyguladıkları görüşünü edinilmesi
üzerine Türk birlikleri, adanın üçte birlik alanını kontrol altına aldı. Özel
Harp Dairesi’nin harekat sırasında hiç bir istihbarat sağlamaması Kıbrıs
nedeniyle dairenin üstüne gitmeyen Ecevit’te pişmanlık yarattı. Kıbrıs harekatı
devam ederken Özel Harp Dairesi Başkanı Yamak’da Cenevre’de konferanstaydı ama
kulağı Türkiye’deydi. Nedeni ise tayin haberini bekliyordu. Konferans sırasında
Yamak’a Özel Harp Dairesi başkanlığından alındığı haberi geldi. Yamak’ın yeni
görev yeri 4. Zırhlı Tugay Komutanlığı oldu. Hiç beklemeden yerine Tuğgeneral
Sabri Yirmibeşoğlu atandı.
Sabri Yirmibeşoğlu’nun Özel Harp Dairesi başkanlığına geçtiği sıralarda
ülkücülerin eylemleri yeniden başladı. 12 Mart darbesinden sonra bu eylemler
kesilmişti ama komünizm tekrar diriliyor gerekçesiyle ülkücüler yeniden harekete
geçiyorlardı ve bunun önünü açan siyasi gelişmeler yaşandı. Milliyetçi cephe
hükümeti kuruldu. Hükümetin kurulmasıyla Özel Harp Dairesinin savaş dönemi için
eğittiği ve ülkücüler arasından seçilen sivil unsurlar da sokağa çıktı.
Kapatılan komando kampları yeniden açıldı, sivil unsurlar bombalı eğitime dahi
tabi tutuldu. Kamptan çıkan yer altı unsurlarını oluşturan vatansever ülkücüler
artık üniversiteler ve sokaklardaydı.
1976’dan itibaren ise vurucu güç olarak yaklaşık 50 kişilik bir ekip ortaya
çıktı. Ekibin lideri ise Abdullah Çatlı’ydı. Abdullah Çatlı ile ilgili karanlık
bilgiler Özel Harp Dairesi’nde görevli bir subay olan Korkut Eken’in itirafıyla
ortaya çıktı. En önemlisi ise Korkut Eken’in Abdullah Çatlı’nın Özel Harp
Dairesi’nin sivil unsurlarından olduğu itirafıdır. Sabri Yirmibeşoğlu, Özel Harp
Dairesi görevini iki yıl sürdürdü ve dairedeki çalışmaların çizgisini hiç
bozmadan başarıyla devam ettirdi. Özel Harp Dairesi’nde görevini devam
ettirirken 1 Eylül 1976 tarihinden itibaren Türkiye’ye verilen NATO İstihbarat
Daire Başkanlığı boşalıyordu. Askeri şurada bu göreve Yirmibeşoğlu’nun
getirilmesine karar verildi ve Özel Harp Dairesi görevinden alındı. Yerine ise
örgütçü ve askeri disiplini ile ön plana çıkan Tuğgeneral Atilla Erdoğan atandı.
Bu sırada tekrar faaliyete geçen komando kamplarındaki eğitimlerden çıkan sivil
unsurların yarattığı katliamlar gittikçe artıyordu. Bunun yanı sıra sol
muhalefet de kendini hissettirmeye başlamıştı. Özellikle işçiler sokaklara
dökülüyordu. Tam bir direniş sergiliyorlardı ve sol, bu hareketliliğini en güçlü
şekilde 1 Mayıs 1977 kutlamalarında gösterdi. Herkesin korkusu bu kutlamayı
solcuların greve dönüştürmesiydi ve öylede oldu. Bu sırada Ecevit tekrar
meydanlardaydı ve en çok vurgu yaptığı konu yine Kontrgerilla’ydı. Özel Harp
Dairesi adını zikir etmese de kontrgerilla hakkında mitinglerde konuşarak
Türkiye’nin önündeki seçimler için epey oy topluyordu.
1 Mayıs 1977 günü geldiğinde sol gruplar yavaş yavaş büyük bir coşkuyla Taksim
meydanına ilerliyordu.Her yer bayraklarla doluydu. Herkes büyük bir coşku
içindeyken bir el silah sesi duyuldu, ardından iki el. İnsanlar ne olduğunu
kestiremiyor panikliyordu. Çok geçmeden yaylım ateşi başladı. Sol grupların
kaçabileceği tüm yollar kapatılmıştı. Özellikle dikkatleri çeken sular
idaresinin üstünden ateş açan tetikçilerdi. Resmen bir ölüm tuzağı kurulmuştu.
20 dakika süren provokasyon amaçlı saldırıda 34 kişi öldü ve bir çok kişi
yaralandı.
1 Mayıs vahşetini gerçekleştirenler amacına ulaşmıştı. Terörün boyutu halkı
korkutmuş, kimseler sokağa çıkmaz olmuştu. Bu durum yaklaşan seçimlerde iktidar
olması beklenen CHP’nin işini zorlaştırıyordu. Bu durum Bülent Ecevit’i rahatsız
ediyordu ve bu vahşette hiçbir iz bırakılmaması, kusursuz bir plan olması
nedeniyle aklına ilk olarak Özel Harp Dairesi geliyordu. Bunun akabinde Ecevit
Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ü daire hakkında bilgilendirmeye karar verdi. Bunun
için 6 mayısta Çankaya köşküne çıktı ancak Korutürk Ecevit’ten anlattıklarını
yazılı olarak göndermesini istedi. Ecevit Korutürk’ün isteğini yerine getirerek
bir mektupla durumu Korutürk’e bildirdi. Bu mektup Türkiye için dönüm
noktalarından biriydi. Sır gibi gizlenen Özel Harp Dairesi artık
Cumhurbaşkanlığında’ki resmi belgelere girmiş oldu. Ecevit’in mektubu çok önemli
bilgiler içeriyordu. Özel Harp Dairesi’nin tüm inceliklerini mektupta
belirtmişti. Bunun üzerine Korutürk’de mektuba resmiyet kazandırarak birer
kopyasını genelkurmay başkanı Sancar ve başbakan Süleyman Demirel’e gönderdi.
1 Mayıs katliamından sonra Özel Harp Dairesi’nin eylemlerini gündeme getiren
Ecevit’de hedefti artık. Yaklaşan seçimler dolayısı ile meydanlara çıkan
Ecevit’in peşini saldırılar bırakmıyordu. Bu yüzden Ecevit gittiği her yerde
önemli derecede güvenlik önlemleri aldırıyordu.
Artık seçimlere beş gün kalmışken ve Ecevit çalışmalarına devam ederken önemli
ve herkesi şaşırtan bir gelişme oldu. 1 haziran 1977 günü Kara Kuvvetleri
Komutanı Namık Kemal Ersun emekliye sevk edildi. Üstelik iki ay sonra yapılacak
askeri şura beklenmeden. Bir süre sonra açıklama yapan Genelkurmay Başkanı
Sancar TSK macera peşinde koşanlara asla iltifat etmeyecektir açıklamasını
yaptı. Ancak bir yıl sonra bu sözlerin anlamı ortaya çıktı. Namık Kemal Ersun,
CHP’nin iktidara gelmesini önlemek için darbe hazırlığına girişmişti. Sık sık
darbe girişimi için İstanbul’a giden Ersun, Özel Harp Dairesi çıkışlı generaller
subaylar ile bir araya geliyordu. Seçim kararının alınmasından sonra terör
hızlandı, olaylar artış kazandı ve 1 Mayıs vahşeti gerçekleştirildi. Dolayısı
ile 1 Mayıs katliamının arkasında Ersun ve ekibi vardı. Darbe girişiminin
arkasındaki fiili isim ise Alparslan Türkeş’ti. İki ay sonra askeri şura yapıldı
ve Ersun’un ekibinin tasfiyesi kararı alındı. Akabinde 850 subay ordudan atıldı.
Atılanlar arasında Özel Harp eski başkanı Recai Engin ve Korgeneral Musa Öğün’de
vardı.
5 haziran 1977 de Ersun emekliye sevk edilerek özel harpçilerin darbe
girişiminin önüne geçilmiş oldu. Başbakan Süleyman Demirel darbecilerin önünün
tamamen kesildiğini düşünüyordu. Ancak Ecevit’in hükümeti kurmasıyla özel
harpçiler tekrar harekete geçti. Unutulan bir isim vardı. Orgeneral Vecihi Akın.
Özel Harp Dairesi’nin de kendisine bağlı olduğu Akın’ın Ersun’a çok yakın olduğu
biliniyordu. Ama ne diğerleri gibi emekliye sevkedildi ne de kızağa çekildi.
Ancak Doğan Öz cinayetinden sonra Akın, İzmir’de NATO karargahına atanarak
kızağa çekildi. Nedeni ise yeni bir darbe hazırlığıydı. Gizli toplantılar ve
girişimler oldu. Bu darbe girişiminin istihbaratını ise MİT sağladı. Yine bir
sonuç alınamamış bir darbe girişimi oldu.
1978’li yıllara gelinmişti. Büyük Reis Abdullah Çatlı’nın liderliğindeki 50
kişilik ekibin yarattığı terör hızını gün geçtikçe arttırıyordu. Büyük eylemler,
cinayetler hatta alışılmamış tarzda, adrese bomba yollamak gibi bir sürü eylem
gerçekleştiriyorlardı. Bu sırada sivil unsurların hedefi haline gelen Ecevit
1978 yılının yazında Sarıkamış’taydı. Bunun üzerine Kahramanmaraş’taki sivil
unsurlar Türkiye tarihindeki en büyük katliam planlarından birini uygulamaya
başladı. Siyasal cinayetlerden katliamlardan sonra sıra inanç ayrımcılığı
yaratmaktı. Bu katliam da tıpkı 1 Mayıs gibi özel harp tarzı bir olaydı. Bu kez
hedef Alevilerdi.
Türkiye’yi 12 eylül darbesine götüren olaylardan biri Kahramanmaraş olaylarıdır.
Bu dönemde Türkeş başbakan yardımcısıydı ve MİT ve diğer istihbarat örgütlerinin
tek hakimiydi. Türkeş bu dönemde bir planı devreye soktu. Bu plana göre
Kahramanmaraş gibi kentler Türklüğün kökenlerinin bulunduğu kentlerdi ve bu
kentlerdeki alevi ve solcular dokuyu bozuyordu. Bu kentler ülkücü örgütlenmenin
cephesi yapılmalıydı. Olaylar hemen başladı. Eylemler başladı, bombalar atılmaya
başlandı. Hiç ara verilmeden olaylar ikinci günde devam etti. Alevilerin evleri
dükkanları yağmalandı. En ilgi çekeni de güvenlik güçlerinin ortada olmamasıydı.
Olaylar aynı 6-7 eylül olaylarını andırır nitelikteydi.
Hemen 13 ilde sıkıyönetim uygulandı. Sonunda yönetime asker de aktif şekilde
dahil oldu. Bülent Ecevit’e göre Kahramanmaraş olaylarının asıl amacı hükümeti
sıkıyönetime mecbur bırakmaktı. Evet amaç kesinlikle buydu.
Kahramanmaraş olaylarının aynısı Çorum’da da organize edildi. Yine hedef
Alevilerdi. Evleri tarandı, yağmalandı, kayıplar verdirildi ama Kahramanmaraş
olayları kadar aktif bir durum olmamıştı. Kusursuz bir organizasyon ile sivil
unsurlar istediği noktaya ulaşmıştı.
1980 yılında suikastler doruk noktasına ulaştı. Kahramanmaraş ve Çorum’un yanı
sıra öyle katliamlar oluyordu ki resmen darbeyi çağırır nitelikteydi ve sonunda
çağırılan darbe 12 Eylül sabahı geldi. Siyasi partiler sivil toplum kuruluşları
kapatıldı, meclis feshedildi. Yüzlerce kayıp verildi idamlar oldu işkencelerde
ölenler oldu. Bu kez darbeden MHP’de nasibini aldı ancak Çatlı ve Oral Çelik
gibi devletle bağlantılı darbeye ortam hazırlayan kişiler çoktan yurtdışına
kaçmıştı.
Sivil unsurlarının darbeye ortam hazırladığı Özel Harp Dairesi darbede de aktif
görev aldı. Darbeyi hazırlayan Orgeneral Haydar Saltık’tı. Saltık darbeden bir
yıl önce çok özel bir birim kurdu. Çok gizli bir dosya hazırladı ve komutanlara
sundu. Bu darbe planı hazırlanırken üç kurumdan yararlanıldı. Genelkurmay
Harekat Başkanlığı, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı ve Özel Harp Dairesi.
Doğrudan Saltığ’a bağlı olması nedeniyle istihbarat kaynağı Özel Harp
Dairesi’ydi.
12 Eylül darbesi Türkiye’nin miladı oldu. Özel Harp Dairesi’nde 12 Eylül’den
sonra değişiklikler oldu. İlk değişen ise dairenin başkanı oldu. Tuğgeneral
Aydın İlter, Kenan Evren tarafından dairenin başına getirildi.
Özel Harp Dairesi’nin hareketli günleri darbeden sonra geride kaldı. Yalnızca
ASALA operasyonları yapıldı. Hedef olan komünistler yargılanmış idam edilmiş,
ceza evlerine konmuştu. Bu dönemde Özel Harp Dairesi’nin kökeninde değişikler
yapılıyordu. Operasyonel görevler üstlenecek özel birlikler kuruluyordu. Sürekli
eğitim gören bu birlikler herhangi bir operasyonda verilecek görevi
bekliyorlardı. İlter, Özel Harp Dairesi’nin başındaki görevini 3 yıl sürdürdü.
İlter, görevini 1983’te Tuğgeneral Cumhur Evcil’e devretti.
Özel Harp Dairesi’nde her yıl bir ekip Amerikan özel kuvvetleri kamplarına
gönderiliyordu ve zamanla bu kamplara gönderilen subay sayıları arttı. Giden
yeni ekip arasında ilk sırada yer alan iki isim vardı. Korkut Eken ve Eşref
Hatipoğlu. Amerikan özel kuvvetlerinin aldığı eğitimin bire bir aynısını
aldılar.
Bu ekiplerin Amerika’dan dönmesiyle birkaç yıl önce kurulan ama pasif kalan özel
birlikler komutanlığı tam olarak aktif hale geçirildi. Bu komutanlık başına ise
Korkut Eken getirildi. 1984 yılında iki yıl süren bu sıkı eğitimlerin sonunda bu
timlerin sayısı dört olmuştu. Tamamen subay ve astsubaylardan oluşuyordu.
Yeni timlerin oluşturulması çalışmaları sürerken Türkiye yepyeni bir tehditle
tanıştı, PKK terör örgütü. 15 ağustos 1984 günü akşam 21:00 sularında Siirt’in
Eruh, Hakkari’nin Şemdinli ilçeleri silahlı bir grup tarafından basılmıştı.
Büyük bir şaşkınlık vardı, çünkü hiç kimsenin beklemediği bir şeydi. Tüm
yasadışı faaliyet yapacak kişiler darbe dolayısıyla etkisiz hale getirilmişti.
Bu tarih PKK terör örgütü ile tanıştığımız tarih oldu ve örgüt Türkiye ye karşı
gerilla savaşını başlatmıştı. Bölgede ne polis ne de asker tam manasıyla bir
direniş gösterememişti. Akıllara gelen ilk isim Özel Harp Dairesi oldu ve
hazırlanan timlerin Güneydoğu’ya gönderilme kararı alındı. Ardından dört özel
tim bölgeye kaydırıldı. Timlerin başında ise Binbaşı Korkut Eken vardı.
Yıllardır illegal görevlerde yer alan Özel Harp Dairesi’nin artık resmi ve legal
bir görevi vardı. PKK terör örgütü ile çatışmaya giriyorlardı. Bu artık yüz
üstüne çıkmanın belirtileriydi. Bu çatışmalarda Astsubay Yüksel Batır yaşamını
yitirdi. Batır, Özel Harp Dairesi’nin ilk şehidi olarak kabul edildi.
Özel Harp Dairesi ilk defa basın karşısına çıktı
Artık Özel Harp Dairesi iyice yüz üstüne çıkmıştı. Hatta ilk defa basın
karşısına geçtiler. Özel Harp Dairesi Başkanı sıfatıyla basın karşısına çıkan
ilk komutan Tuğgeneral Kemal Yılmaz oldu. Kemal Yılmaz görevi devraldıktan altı
ay sonra korgeneral Doğan Beyazıt’la basın karşısına geçerek soruları
cevaplandırdılar ama soruların cevaplanması kontrgerilla tartışmasının kapanması
yerine daha da ateşlenmesini sağladı. Bu sırada Genelkurmay Başkanlığı’na Doğan
Güreş paşa getirildi. Güreş paşanın da rahatsızlığı Özel Harp Dairesi’ydi, daire
hakkındaki tartışmaların son bulmayacağını görüyordu. Çünkü NATO bünyesindeki
diğer gizli ordular tartışmaların kurbanı olarak çil yavrusu gibi
dağıtılmışlardı.
Ordu PKK terör örgütü ile mücadele için kullanılan Özel Harp Dairesini kapatmak,
sivil unsurlarını dağıtmak yerine yeni bir yapılanmaya gitti. Bu yapılanma ile
bizzat Güreş paşa ilgilendi. Bu yapılanma için Güreş para İngiltere ardından
Amerika’ya giderek iki benzer özel kuvvetleri görerek Özel Harp Dairesi’nin
yapısında da değişikliğe gitti ve 1991 eylülde dairenin adı “Özel Kuvvetler
Komutanlığı“olarak değiştirildi. Bu ismin verilmesinin sebeplerinden biri
kontrgerilla suçlamasının üstünü kapatmak. Diğeri ise PKK terör örgütü terörüne
karşı son teknoloji ile donanımlı özel eğitimli askerlerle savaşmak.
Özel Kuvvetler Komutanlığı bugün üç unsurdan oluşuyor
Bunlardan birincisi, işgal ve savaş durumunda cephe gerisinde düşmanı bozguna
uğratacak adı Seferberlik Tetkik Kurulu yani Özel Harp Dairesi’nin ilk adı olan
sivil unsurlar. Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı adını aldığında
sivillerin bağlı olduğu birim bir daireye dönüştürüldü, sayılarında artışa
gidildi. İkinci temel yapı ise, savaş ve işgal sırasında geri örgütlenmeyi yapacak
askerlerden oluşuyor. Bu askerlerin bağlı olduğu yer, Muharebe Arama Kurtarma (MAK)
Birliği’dir. Özel kuvvetlerin en iyi yetişmiş subay ve astsubaylarının yer
aldığı bu birim savaş ve işgal durumlarında cephe gerisinde çok kritik
noktalarda görev yapmak için eğitiliyor. Üçüncü temel yapı ise, terör olaylarında görev yapan timlerin bağlı bulunduğu
özel kuvvetler oluşturuyor. Tugay seviyesinde olan bu kuvvet Amerikan özel
kuvvetleri örnek alınarak yapılandırılmıştır. Bu kuvvet Bordo Bereliler olarak
da biliniyor ve bu kuvvetin eğitilmesine daha fazla ağırlık veriliyor.
Silahlı kuvvetler içinde en seçkin birlik olan özel kuvvetler personeli tamamen
gönüllülük esasına göre seçiliyor. Eğitim tam 3.5 yıl sürüyor. iki yılı temel
özel harp eğitimiyle geçiyor ve eğitimdeki istihbarat dersleri önemli yer
tutuyor. Gizli haberleşme, Gizli faaliyetlere giriş, gizli harekat tekniği,
mülakat ve sorgulama, takip ve takipten kurtulma, istihbarat ve istihbarata
karşı koyma vb. Askeri derslerde gayri nizami harp üzerine kurulu: keşif, dikiz
ve gözlem, hedef analizi, tahrip, gerilla harekatı, kurtarma kaçırma, psikolojik
harekat, liderlik sabotaj, karadan ikmal, gizli hava harekatı, gizli deniz
harekatı, hayatı idame, sualtı taarruz, paraşüt, sızma, suikast, sabotaj,
komando, yakın dövüş, harita okuma, taktik akın, kaçma kurtulma, pusu vb.
Temel kurslar harici eğitim sürecinin büyük bir bölümü tatbikatlarla geçiyor.
Bir yıl uzmanlaşacakları alan ile ilgili eğitim görüyorlar. Eğitimin son altı
ayında ise alana hazırlık olması açısından operasyonlara geçiliyor. Bu süre
zarfında çok sıkı bir yabancı dil eğitiminden geçiriliyorlar. Kursların bitmesi
eğitimin bitmesi anlamına gelmiyor. Timler eğitimlerini sürekli tazeliyor ama
PKK terör örgütü ile mücadele buna pek fırsat bırakmıyor. Diğer ülkelerde yapay
hedefler üzerinde çalışan kuvvetlerin yanı sıra özel kuvvetlerimiz Güneydoğu’da
aldığı tecrübeleri kullanıyor. Her tür doğa koşuluna göre yetiştiriliyor, her
tür teknoloji ile donatılıyorlar. Subay ve astsubaylardan oluşuyor. Rütbelere
göre A ve B timlerine ayrılıyor. A timinde tamamen subaylar yer alıyor. Bu timde
görev alan subaylara geleceğin generalleri gözüyle bakılıyor. B timleri ise
astsubaylardan oluşuyor. Tim komutanı ise bir subay oluyor. Son dönemde ise
uzman çavuşlar da özel kuvvetlere alınmaya başlandı. Güneydoğu’da bugün PKK
terör örgütü ile bu timler çatışmaya giriyor.
|