Tam
EskidenYeniye
 

FORUM - SORU MESAJI

Bulunduğunuz bölüm: TARTIŞMA FORUMU > Muhtıralar ve darbeler nasıl önlenir? > Muhtıralar ve darbeler nasıl önlenir?

Bölümü Açan: Abdullah Harun, aharun@gmx.net
Tarih           : 3 Mayıs 2007, Perşembe 03:12

Başlık          : Muhtıralar ve darbeler nasıl önlenir?
Açıklama      : Alelacele ve genelkurmay başkanına bile emrivaki yapılarak web sitesinden gerekçeleri temelsiz ve dayanaktan yoksun olduğu anlaşılan olaylara dayandırılan bir muhtıra verilmesi orduyu lekeledi, ciddiyetini azalttı. Piyasaları sarstı. Her on yılda bir darbe-muhtıra yaşamak zorunda mıyız? Bunları önlemenin yolları var mı ve ne olabilir?


Bu bölüme mesaj yolla-


CEVAP MESAJLARI

Ayhan, ayhan@hotmail.com
18 Eylül 2010, Cumartesi 19:08

Sivil toplum örgütleri yabancı servislerin kolları gibi çalışmaktadır. Sivil casusluk örgütlerinin veya sivil toplum örgütlerinin önüne geçilmezse tamiri mümkün olmayan gelişmelere hazır olmalıyız. Orta Asya,Kafkaslarda görülen birtakım kalkışma veya renk devrimleri birer operasyonun parçasıdır. Türkiye'de böyle bir organizasyona alıştırılıyor, uyumayın fakat yanınızdakini de uyutmayın.



adaletplatformu, darbecilerazledilsin@gmail.com
29 Temmuz 2010, Perşembe 01:32

CUNTA AÇIĞA ALINSIN Terfileri İMZALAMAYIN 35.Madde KALKSIN YÜRÜYÜŞÜ 31Temmuz Saat:12 ANKARA http://adaletplatformu.net Yüksek Askeri Şura öncesi “son uyarı” yürüyüşümüzü 31 Temmuz Cumartesi Saat:12'de Ankara'da yapacağız. Abdi İpekçiParkı'nda toplanıp Yenişehir PTT'den “cuntayı açığa alın” , terfileri imzalamayın”, 35.maddeyi kaldırın” mektubları göndereceğiz ve Başbakanlık önündeki GüvenPark'da Basın açıklaması yapacağız. Tüm halkımızı zulme ve adaletsizliğe karşı hesap sormak için yürüyüşlerimize ve basın açıklamalarımıza katılmaya davet ediyoruz "NAMUSLULAR da en az namussuzlar kadar CESUR OLMALI", “Zulme karşı sessiz şeytan olmak zalimliktir, ateş ve helak sebebidir” Zulme karşı sessizseniz hakkınızı da şerefinizi de kaybedersiniz. Karanlığa küfretmeyi bırak AYDINLIK YARINLARA EVET demek için KALK SEN de bir mum yak...



ademgerede@gmail.com, ademgerede@gmail.com
22 Temmuz 2010, Perşembe 04:56

“HAİN CUNTA AÇIĞA ALINSIN” Adalet Platformu, 50 yıllık esaretten, ihanetlerden ve darbecilerden kurtulmak için; milleti, meclisi ve hükümeti acilen vazifeye “yangını söndürmeye” davet etti 25 Temmuz saat 17:00de Tünel - Taksim arasında İstiklal Yürüyüşü adı altında toplanacaklarını duyuran Adalet platformu, bazı açıklamalarda bulundu. İşte o açıklama: Ergenekon, Kafes, Balyoz, 27 Nisan, Millete ihanet ve Kaos Planlarını, son Gelişmeleri, Ergenekon-PKK-İsrail ve Cunta İşbirliği iddialarını yakından takip ediyoruz. İsmi zikredilen askerî personeller soruşturma geçiriyor içlerinde ihanet ile suçlananlar bile var. Askerî kanunun 65.ve Sicil Kanununun 82.maddesine göre soruşturması devam edenlerin terfi ettirilmesi söz konusu olmadığı gibi delillerin karartılmaması için ihanet içindeki Hain Darbecilerin açığa alınması bir mecburiyettir. Genel Kurmayın ihanetlere Sessizliği ve Cuntacılara sahip çıkması üstelik 27 Nisan Muhtırasını terbiyesizce hala web sitesinde yayımlaması; Başbakan ve bakan asan bir gelenekten gelen TSKdaki ve Yargıdaki Cuntacı-hainlere güvenilemeyeceğini göstermektedir. Darbe suçlamalarının konuşulduğu günlerde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanına YAŞ toplantısında yapılacak emrivakilere boyun eğmesin ve cuntacıların terfisini imzalamasın Milletimiz de TBMMye, Cumhurbaşkanına, Başbakana, ve Milli Savunma Bakanına Mektup,dilekce,mail, fax, sms göndererek “Hain Cuntayı Açığa Alın” “65., ve 82. maddeyle, 5506 sayılı kanunla azlini veya istifasını istiyoruz”, “insanlığa savaş açan terör tüccarı Cuntayı açığa alın ki ülkemiz işsizlik önlensin huzur-barış ve kardeşlik atmosferi oluşsun” taleblerinin iletilmesini istedi. Adalet Platformunun isteklerinin arasında, 1. Hain Cunta 65. ve 82. maddeyle, Hain yargıçlar da 5506 Sayılı kanunla Açığa Alınsın 2. Başbakan asmış bir gelenekten gelen Terör Tüccarı Lanet Darbecilerin terfilerini Cumhurbaskanı onaylamasın. 3. Başbakan ve Savunma Bakanı; 200 cuntacının YAŞda terfilerini imzalanmasın. 4. TSK askeri harcamaların OYAKın, Mehmetçik Vakfının , Muhtıra ve darbelerin hesabını versin. 5. 35.Madde, KırmızıKitap, Gladio kalksın. 27 Nisan muhtırası terbiyesizliği webden kaldırılsın. Mustafa Muğlalının ismi kışladan ve Dersim Katliamcısı Sabiha Gökcenin ismi havaalanından silinsin 6. TBMM; Askeri Mahkemeyi , HSYK, AYM ve OYAK lağv etsin. 7. İslama "irtica" diyerek Müslimanlara hakaret-zulm edenler, camiileri-ibadethaneleri , çocuklarımızı ve düşünen yazarlarımızı bombalamayı ve Heronları düşürmeyi planlayanlar ve mehmetciklerimizi katleden, İşsizliği körükleyen Terör Tüccarı hainler, Allahla ve Milletle savaşan halkın kanını emen zalimler azledilmeden vergi vermeyi ve askere gitmeyi vicdanen reddediyoruz. “İHANETLERİN HESABI VERİLSİN TBMM KOMİSYON KURSUN..." gibi çarpıcı ifadeler yer alıyor. (Adaletplatformu 05322033274 AdemÇEVİK ademgerede@gmail.com)



ademgerede, ademgerede@gmail.com
13 Temmuz 2010, Salı 15:01

CUNTACILARA 65. ve 90.MADDE UYGULANARAK AÇIĞA ALINSIN. Azledilsin-istifa etsin. "namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmalı" Suç duyurusu-basın açıklaması 14temmuz saat:14 MilliSavunmaBakanlığı Önü AdaletPlatformu ademgerede@gmail.com http://cuntaya65incimaddeuygulansin.blogspot.com



www.tpe.org.tr,
28 Temmuz 2008, Pazartesi 05:28

26 Temmuz'da darbelerin anavatani Ankara, ilki 1 Haziran'da gerceklestirilen "Darbeye Karsi 70 Milyon Adim" mitinglerinin bir yenisine ev sahipligi yapti. Onyillarca tanklar sokaga indiginde Ankarali siviller, o gunlerde evlerinden disariya cikmamalari gerektigini anlarlardi, oysa darbeler baskentinde sokaklar bugun sivil siyasete ve demokrasiye firsat tanimak isteyen Ankara'lilarla doluydu. (Devamı için, http://www.tpe.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=232& amp;Itemid=58)



Ayşegül Erkaymaz - Genç Sivillerden,
28 Temmuz 2008, Pazartesi 05:02

yürüdük.. dün sıhhiye'den kurtuluş'a "darbeye karşı ses çıkar"dık. vicdanı hür TC insanı olarak evlerimize dağıldık. bitmedi, ülkemizde irademizi hiçe sayarak bizleri yönetme arzusuyla yanıp tutuşanlar oldukça, dur diyeceğiz! dün keyifli bir yürüyüştü. her zamanki gibi bir taşkınlık olmadı, tıpkı bu her kesimden her fikirden insanın bu ülkede barış içinde yaşadığı gibi kol kola, omuz omuza "darbeye karşı ses çıkar"dık. ve umuyorum ki bu ağır çekim darbe amacına ulaşamayacak.. katılanlara, katılamayıp yine de bu fikri savunanlara teşekkürler..



Yıldıray Uğur - Genç Siviller,
23 Temmuz 2008, Çarşamba 03:31

5 kez yapamadık. Ama bu kez biz bu darbeyi durdurabiliriz. Adım seslerimizin Ankara'nın her yerinden duyulması için. 26 Temmuz Cumartesi günü saat:16.00’da "28 Temmuz Darbesine" 48 saat kala darbeye dur de diyenler Ankara’da Sıhhiye’den Koleje doğru yürüyüşe geçiyor.

100 yıl 3 gün sonra.. Takvim yapraklarının arkasını çevirelim. Tarih bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor. 22 Temmuz 2007. Genel seçimler oldu. 27 Nisan e-muhtırası, Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararıyla kilitlenen demokrasiyi rayına sokmak için gidilen seçimler Cumhuriyet’in oylamasına dönüştürüldü. Beyaz Türkler tatilleri bırakıp oy vermeye koştular. Hudson Enstitüsü planları, artan PKK eylemleriyle yapılıp yapılmayacağı bile son haftaya kadar tartışılan seçimleri %47 gibi kimsenin beklemediği rekor bir oyla AKP kazandı. Bütün kozlarını CHP-MHP-DYP koalisyona oynayan statüko derin bir hayal kırıklığı yaşadı. Bu hayal kırıklığı ile bir süre halka küstüler. Küsmekle kalmayıp hakaret de ettiler. Memleketi terk etmeye çalışan piyanistlerimiz oldu. Onları toplu intihardan "Malezya mı oluyoruz" haberleri uyandırdı. Sonra Şerif Mardin patentli mahalle baskısı argümanlarıyla moral buldular. "Yaşasın korkularımız haklı çıktı, Yaşasın Türkiye’ye şeriat geliyormuş" diye günlerce bağırdılar. Laiklikten yana ekmek bulamayacaklarını anlayanlar Dağlıca’daki baskınla harlanan milliyetçi taşkınlığı kullanıp hükümeti yeterince Türk olmamakla, Erbil’de camları aşağıya indirip, Kerkük’e girmemekle suçladı. Muhalefet cephesi daha sonra hazırlanan sivil anayasa taslağına karşı geri çekildi, şanlı bir 12 Eylül anayasası müdafaası verildi, bu manzarayı gören Kenan Evren mutluluğun resmini yaptı. Ve son olarak başörtüsü tartışmalarıyla demokrasi ve özgürlük karşıtı tüm irinler döküldü, İdris Küçükömer’in kafasını karıştıracak yeni bir siyasallaşma yaşandı, sağ-sol birbirine karıştı, aslında Türkiye’de en hasından bir faşizmin kol gezmekte olduğu ortaya çıktı. Statükocu cenah için 22 Temmuz kâbusu Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP için açtığı kapatma davasıyla bitti. Ama tam hukuka saygı kampanyası sürerken çok saygı duyulan hukuk Ergenekon operasyonlarıyla en dokunulmazlara dokunuldu. Kıyamet koptu.

28 Temmuz 2008
22 Temmuz seçimleri üzerinden sadece 1 yıl 6 gün geçmişti. Anayasa Mahkemesi AKP’nin %47 oy aldığı seçimlerden sadece 371 gün sonra bu partiyi kapatıp kapatmayacağına karar vermek için toplanacak. Kapatma kararı verilirse bir yıldır süren ağır çekim darbe başarıyla sonuçlanacak.

23 Temmuz 1908
Resmi tarihin 2.Meşrutiyet'in ilanı olarak görmezden geldiği 23 Temmuz 1908, vergi isyanlarıyla başlayan bir süreçte Selanik'ten Erzurum'a kadar yürüyüşler, mitingler gibi yaygın, geniş katılımlı toplumsal olayların sonucunda anayasanın ilan edilmesi, parlamentonun açılmasıyla sonuçlanmış bir devrimdi. Said Nursi’den Enver Paşa’ya, Mehmet Akif'ten Tevfik Fikret'e kadar toplumun farklı kesimleri, başta Ermeni örgütler gelmek üzere imparatorluk bünyesindeki halklar istibdada karşı hürriyet mücadelesinde birlikte hareket ettiler, imparatorluğun tüm kentlerinde onbinler hürriyet, eşitlik, adalet ve kardeşlik pankartlarıyla birlikte yürüdüler. 1908 Devrimi sonrasında Türkiye'de birçok parti kuruldu, seçimler yapıldı, yüzlerce dergi ve gazete yayınlandı, grevler gerçekleştirildi ve canlı bir demokratik tartışma ortamı yaşandı. 23 Temmuz’un hürriyeti İttihat ve Terakki’nin otoriter politikalarıyla sona erdi. 1934'e kadar Hürriyet Bayramı adında resmi bir bayram olarak geniş halk kitlelerince kutlanan 23Temmuz’un yıldönümleri, “1923’ten öncesi karanlıktı” diyen Cumhuriyet tarafından 1935 yılında resmi bayram olmaktan çıkartıldı ve 23 Temmuz 1908 onu yapan topluma unutturuldu.

26 Temmuz 2008
23 Temmuz 1908’inden sadece 100 yıl 3 gün sonra. Anayasa Mahkemesi’nin AKP kapatma davasını görüşeceği oturumundan sadece 2 gün önce Ağır çekim darbenin tamamlanmasına sadece 48 saat var. Demokrasi için daha 48 saatimiz var.

Bugüne kadar beş darbeye şahit olmuş Ankara sokaklarında ilk kez bir darbeden önce darbe karşıtlarının sesleri yankılanacak.

23 Temmuz 1908’den 100 yıl 3 gün sonra bir toplum hürriyet, adalet, eşitlik ve kardeşlik için yeniden sokağa çıkıyor.

26 Temmuz Cumartesi günü saat:16.00’da "28 Temmuz Darbesine" 48 saat kala darbeye dur de diyenler Ankara’da Sıhhiye’den Koleje doğru yürüyüşe geçiyor.

Tarih bize yine bir oyun oynuyor. 100 yıl sonra… 5 darbeden sonra…

Ağır çekim darbeye karşı, ortaya dökülen Ergenekon çetesine karşı, parti kapatmalara karşı Ankara sokaklarında ses çıkarmanın zamanı geldi.

Yine tek ses, tek renk, tek slogan, tek pankart. Beyazlar içinde.

Meclis'e, siyasete, demokrasiye, özgürlüğüme dokunma demek için.

Adım seslerimizin Ankara'nın her yerinden duyulması için.

5 kez yapamadık. Ama bu kez biz bu darbeyi durdurabiliriz.

100 yıl 3 gün sonra..

Yine gelir misin? (Genç Siviller’den Yıldıray Uğur)



Recep Taşkın - Moderatör,
20 Temmuz 2008, Pazar 04:53

Ortak Akıl Hareketi, 'darbe ve demokrasi dışı girişimlere dur demek' amacıyla başlattığı miting serisini sürdürüyor. Malatya ve Samsun'dan sonra üçüncü miting, dün Bursa Fomara Meydanı'nda gerçekleştirildi. 400 sivil toplum örgütünün destek verdiği mitinge her kesimden ve her yaştan on binlerce vatandaş katıldı. Ellerinde Türk bayraklarıyla yürüyen on binler, düdük çalarak 'darbeye hayır' dedi. 'Kayıt Yok, Şart Yok, Egemenlik Milletindir' sloganıyla demokrasi mesajı veren kalabalıklar, sivil anayasa talebini tekrarladı. Mitingde, Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) Başkanı Necati Ceylan, Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, Hak-İş Başkanı Salim Uslu ve eski Devlet Bakanı Hasan Celal Güzel birer konuşma yaptı.

TGTV Başkanı Ceylan, meydanı dolduran insanların, Ergenekon'a 'hayır' demek ve 411 sayısının 9'dan büyük olduğunu haykırmak için geldiğini söyledi. Millet iradesinin kayıtsız şartsız, bütün güçlerin üstünde olduğunu belirten Ceylan, muhteşem kalabalığı, darbe yapmak isteyenlerin izlemesi gerektiğini ifade etti. "Susurluk'a karşı çıkanlar, neden var güçleriyle Ergenekon'u savunuyor?" diye soran Ceylan, millet iradesinin çeteleri tasfiye edeceğini kaydetti. Hak-İş Başkanı Salim Uslu da, Türkiye'nin, Ergenekon soruşturmasıyla büyük bir eşik atladığını vurguladı. Uslu, Türk halkının bu operasyona destek veren savcıların yanında olunması gerektiğini söyledi. Cumhuriyet mitinglerini abartarak, çarşaf çarşaf veren medyanın Ortak Akıl Hareketi'ni yok saydığını ifade eden Uslu, meydanları dolduran binlerce kişiye desteklerinden dolayı teşekkür etti. Mitinge destek veren Genç Siviller de 'darbelere hayır' çağrısında bulunarak sloganlar attı. Tekerlekli sandalyesiyle mitinge destek veren Hayrettin Özdemir isimli vatandaş ise millet iradesinin 'sözde değil özde egemen' olmasını temenni etti.

Bursa mitinginin sürpriz konuğu eski bakan Hasan Celal Güzel'di. Sloganlar eşliğinde kürsüye çıkan Güzel, milli iradeyi sekteye uğratanların, tarih önünde yargılanacağını söyledi. "Birkaç kahraman savcı olmasaydı, Türkiye bugün çok farklı bir durumda olabilirdi." diyen Güzel, ülkenin en kısa zamanda sivil anayasaya ihtiyacı olduğunu kaydetti. Güzel, "Türk tarihinde meydana gelen birçok darbeye, muhtıraya karşı bu millet sessiz kaldı. Ancak, bugünden sonra anlıyoruz ki millet, iradesinin arkasında durarak bu tür girişimlere sonuna kadar karşı çıkacak." diye konuştu.

Menderes'in şehit edildiğini hatırlatan güzel, demokrasinin olmaması halinde nelerin yaşanabileceğini örneklerle anlattı. Ordunun Peygamber ocağı olduğunu hatırlatırken, "Tanklar düşmana çevriliyorsa, ben de o tankın yanında yer alarak savaşırım, fakat aynı tank millete doğrultulursa, işte o zaman ben bunun karşısında dururum." ifadelerini kullandı. 'Siyasallaşmış yargı mensupları'nın Türkiye'nin kaderini değiştiremeyeceğini anlatan Güzel, şöyle devam etti: "Millet, son seçimde cevabını bu tür oluşumlara destek veren insanlara ve partilere açıkça gösterdi. Kapatma davasıyla milletin iradesi çöp kutusuna atılmak isteniyor. Millet, bu oyunu milli iradeye gösterdiği büyük teveccühle bozacak." (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=716193&title=ortak-akil-demokrasi-icin-on-binleri-bursada-topladi)



Osman Hancı - Genç Sivil,
7 Temmuz 2008, Pazartesi 03:16

Son Gunlerde Yasadigimiz Surec Cok Seylere Gebe Gozukuyor. Umut ve Tedirginlik Arasinda Toplum. Yargitay Muhtirasi, Anayasa Mahkemesi Karari, Lahika-1, Daglica, Ak Parti Kapatma Davasi ve Er-kene-kon Gozaltilari... Basbakanin Koc'la Girdigi Polemik (ki daha evvel olmamıs bisey, kocla hicbir hukumet polemige girmemistir), Umit Zilelinin Meydan Okuyusu, Paksutun Kiyamet senaryolari ve Sayamadıgım Daha Nice Olaganustu hadise...

Kiliçlar Cekildi Cenk Var... Bu Cenkinde İki İhtimali Var Bence...

Hizlandirilmis Demokrasi ve Yeni Turkiye Cumhuriyeti (Ikinci Cumhuriyet):
1. Er-kene-kon Gozaltilari Bir Devrin Battiginin, Yeni Turkiye Cumhuriyetinin Demokratiklesme ve İnsanilesme Surecinin Baslandiginin veya Turkiyenin Hizlandirilmis Demokrasi Sureci Yasadiginin Habercisi... (Insallah Boyledir)

Agır Cekim Darbe...:
2. Ak Parti Kapatilir, Avrupa Birligi Muzakereleri Durdurur. Er-kene-kon kapsaminda tutuklananlar serbest kalir (Er-kene-kon Fos Cikar), Tutuklananlar Kahraman Olur, Rejim Saglamlasir. Bunlarda Ensemizde Boza Pisirir...


Allahim Boyle Bir Gunu Gosterme... Son Gulenin Demokrasi Olmasi Dilegiyle... Osman...



Enver Gülşen - Genç Sivil,
7 Temmuz 2008, Pazartesi 02:59

Türkiye’de, askeri vesayetten kurtulmuş, evrensel insan haklarına saygı gösteren bir demokrasiyi kurmak isteyen bir avuç gazetecinin kurduğu bir gazete Taraf. Kurulduğu ve yayına başladığı ilk günden bu güne kadar cesur, vicdanlı ve ahlaklı yayın ilkelerinden vaz geçmedi. Hiçbir gazetenin şimdiye kadar yayımlama cesareti gösteremediği birtakım belgeleri yayımlayınca belirli kurumlar ve çevrelerce göz altına alınıp tehdit diline bile maruz kalmaya başladı. Daha geçen gün, Ergenekon’un son dalga tutuklamasından sonra kendine edebiyatçı diyen bir"edep yoksulu" "Bugün Taraf denen gazete yeni Gladio'dur. Kim finanse ediyor bunları! Bunlar hep Soros'un ortaklarıdır. Açıkca söylüyorlar zaten, gizlemiyorlar. Bu adamlardır Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef gösterenler. Bu kadar mı kendilerinden geçtiler. Hurşit Tolon'un Mustafa Balbay'ın ne ilgisi var çetelerle. Hedefleri Türk ordusudur, Cumhuriyetimiz, Atatürk'dür. Bu topraklarda kaç bin yıldır kurulan devlet geleneğimizdir. Ama bu böyle gitmez. B..k çuvallarında boğulacaklar" diyerek açıkça Taraf gazetesini ve yazarlarını tehdit edebiliyordu. Bu tehditlerin hiç de az olmadığını biliyoruz.

Dün ise ilginç bir gelişme yaşandı. Genelkurmay askeri savcılığı, Taraf’tan dağlıca baskını ile ilgili yayımladığı belgeleri ve "elindeki diğer belgeleri" istedi. Verilmediği takdirde baskın yapılıp alınacağını bildiren, savcılığın ihtarı olan bu belge bugün Taraf’ta yayımlandı. Savcılığın isteğinin birkaç manası arasında özellikle birisi benim dikkatimi çekiyor. Dağlıca baskını ile ilgili belgeyi isterken, elinizde başka belgeler de var, onları da verin demek, aslında zımni olarak, yayımlanması sakıncalı, genelkurmayın başını ağrıtabilecek belgelerin varlığına işaret ediyor bana kalırsa. Bu konudaki yorumumu açılımlamadan önce Dağlıca baskınını bir hatırlayalım isterseniz.
Dağlıca baskınında 13 askerimiz şehit olmuştu hatırlarsınız. Sonrasında insanlar sokaklara dökülmüş, "şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganlarından tutun, AKP’nin, ihmal, hatta ihanetine kadar varan sözlerle suçlandığı bir ortama imkân verilmişti. Hatta bazı şehirlerde kürt vatandaşlarımıza açık saldırılar olmuştu. Bunun üzerine AKP büyük baskılara dayanamayarak, Kuzey Irak’a harekat kararını almış ve yetkiyi Genelkurmay’a vermişti.
Taraf gazetesi bir süre önce Dağlıca baskını ile ilgili çok önemli bir belge yayımladı. Bu belgeye göre, Genelkurmay’dan Jandarma Genel Komutanlığı’na kadar ilgili bütün birimler, baskını, nereden kaç kişiyle geleceğinden tutun, baskında kimlerin olacağına kadar tüm ayrıntısıyla biliyordu. Geçen gün Genelkurmay bir açıklama yapıp, orduyu "yıpratan" gazetelere (özellikle Taraf’a) gözdağı verdi. Ancak aynı açıklama Dağlıca baskını ile ilgili belgenin doğru olduğunu, bu bilgiye göre ordunun önlemini aldığını ve daha fazla kaybın olmasını engellediğini, yani görevini yerine getirdiğini söylüyordu. Sonraki gün Taraf bir açıklama yaparak, Dağlıcada, baskın olacağı bilindiği halde, nöbetçi sayılarının hatırı sayılır miktarda indirilmesinin, asker sayısının azaltılmasının sebebini sordu.

Ben sıradan bir vatandaş olarak şimdi soruyorum. Benim vergilerimle kurulmuş ve oradan beslenen ve beni dış tehlikelere (bana karşı değil) korumakla yükümlü ordum, her türlü istihbaratına sahip olduğu bir baskını, 13 askeri şehit vererek ve bir o kadar askeri de esir vererek karşılıyorsa burada bir yanlış, ordu açısından bir problem yok mudur? Ya bizim oradaki birlikler bir avuç eşkiyaya karşı, bilgisini aldıkları bir baskına karşı bile duramayacak kadar beceriksizler – ki bu daha büyük problem - , ya da işin içinde başka şeyler var. Oradaki askerler, ek birlikler getirilerek ya da başka yollarla korunamaz mıydı? Yani belirli durumlarda herşeyini bildiğiniz bir baskında dahi ölümler kaçınılmaz mıdır? Benim vatandaş olarak ordu mensuplarına ve yöneticilerine bunu sorma hakkım yok mudur? Orada ölen şehit ailelerinin sorma hakkı yok mudur? Böyle bir haberi duymak beni ürpertti açıkçası. Normal bir ülkede kıyametin kopması gerekirken, çoğu basın organı haberi ya vermedi, ya da geçiştirdi.

Şimdi Taraf’ın konumuna tekrar geri dönmek istiyorum. Ülkemiz, süreğen bir darbe ortamına; darbelerin normalleştirildiği ya da hiç olmazsa karşı konulamadığı bir ortama alışkın bir ülke. Medyanın büyük bir çoğunluğu zaten şimdi olduğu gibi eskiden de darbelerin tetikçisi görevi gördü. Aydınların büyük çoğunluğu aynı şekilde…Taraf diye bir gazete çıktı ve gerçekten namuslu, demokrat bir tavır göstererek, en önemlisi cesaretle başka gazetelerin kolay kolay yayımlama cesareti ( bunu iyi niyetle söyleyeyim. Yoksa bazı organların zaten cesaret değil, gönüllü darbeci olduklarını biliyoruz) gösteremediği belgeleri yayımladı. Aslında gazeteciliğin gereğini yaptı.

Bir süre önce Nokta dergisi de aynı şeyi yapmış ve bu ülkenin 2003 ve 2004’te ciddi iki darbeden kurtulduğunu belgeleriyle yayımlamıştı. Nokta da baskınlar sonucu kapanmak zorunda bırakıldı. Şimdi Taraf gazetesine yapılmaya çalışılan da budur. Bunun adını koyalım. Taraf olmasa, bu ülkede illegal yapılanmalara, darbelere hazırlanan birtakım kişi ve kurumların işleri çok daha kolay olacak. Bu anlamda Taraf gazetesi, ortadan kaldırılması, kapatılması, bunlar yapılamazsa korkutulup ehlileştirilmesi gereken bir gazete.
Bu ülkede demokrasi isteyen, insan haklarına saygılı bir hukuk sistemi isteyen, vicdanî duruşa ve ahlakî tepkiye önem veren herkesi Taraf’a yapılmaya çalışılan bu baskılara karşı koymaya çağırıyorum. Eğer demokratik bir karşı koyuş gösteremezsek, ahlakî duruşumuzu sergileyemez ve cesaretle haksızlığa karşı duramaz ve Taraf’ı kaybedersek emin olalım bu ülkenin geleceği adına çok şey kaybedeceğiz. Okuruyla, yazarıyla, arada sırada yazarıyla bu ülkede bir "vicdan başkenti" oluşturdu Taraf. Geçen gün yazdığım yazıyı da- bezgin ülkeden vicdan başkentine - büyük oranda Taraf’ın etrafında vicdanî duruşuyla toplanan insanlar nezdinde, duyduğum umut ve gurur üzerine yazmıştım. Taraf’a sahip çıkalım. Taraf’a sahip çıkmak geleceğimize, umutlarımıza sahip çıkmak demektir. Yoksa, yıllar sonra çocuklarımız "darbede ne yaptın baba(anne)" diye bizlere soracaklar. Maalesef de şu an bizim baba ve annelerimizin utanç duyan suskunlukları gibi suskun kalmaya devam edeceğiz.



Abdullah Harun , aharun@gmx.net
3 Temmuz 2008, Perşembe 05:41

6 TEMMUZ’A KADAR SES GETİRECEK BİR EYLEM OLACAKTI. ADIM ADIM KAOS PLANI: ERUYGUR’UN AJANDASINDA KAOSUN ADIM ADIM PLANLANDIĞI GÖRÜLDÜ. 6 TEMMUZ’A KADAR SES GETİRECEK BİR EYLEM OLACAK. BİR GÜN SONRA HALK SOKAĞA DÖKÜLECEK. ORDU GÖREVE ÇAĞRILACAK. HÜKÜMET DÜŞECEK. SON DALGA ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ OPERASYONUNUN ERUYGUR EKİBİNİN İÇİNE SIZAN BİR POLİS İSTİHBARATÇISI TARAFINDAN ELDE EDİLEN BİLGİLER DOĞRULTUSUNDA YAPILDIĞI BELİRLENDİ. SON DALGA OPERASYONDA GÖZALTINA ALINANLARLA İLGİLİ İŞLEMLER İSTANBUL EMNİYETİ’NDE SÜRDÜRÜLÜYOR. ANCAK OPERASYONUN NEDEN YAPILDIĞIYLA İLGİLİ YENİ BİLGİLER ORTAYA ÇIKMAYA BAŞLADI. ERGENEKON SORUŞTURMASI KAPSAMINDA GÖZALTINA ALINAN EMEKLİ ORGENERAL ŞENER ERUYGUR’UN BAŞINI ÇEKTİĞİ GRUBUN ‘MİLLİ EGEMENLİK HARAKETİ’ ADI ALTINDAKİ ÜLKEDE KAOS ÇIKARIP DARBEYE ZEMİN HAZIRLAMA PLANLARINI ADD ÜYESİ OLARAK İÇLERİNE SIZAN BİR İSTİHBARATÇI KOMİSER BOZDU. POLİS ŞENER ERUYGUR VE HURŞİT TOLON’U OCAK AYINDAN İTİBAREN YAKIN TAKİBE ALDI. Haberin tamamı: http://www.stargazete.com:80/politika/adim-adim-kaos-plani-111056.htm



Enver Gülşen - Genç Sivil,
2 Temmuz 2008, Çarşamba 11:39

cumhuriyetin darbeci gazetecilerinden umit zileli (darbeci olmayan cumhuriyet yazari kaldi mi oral calislar da ayrilinca?) "artik bu bir savastir kiliclar cekildi" demis. evet bu bir savastir. bu halk artik durmadan kafasina vuran darbecilere "yeter senden cektigim, ey gozu donmus ahmak" dedi. kiliclarin cekilmesi denen sey budur. artik halk durmadan kafasina vuran kilicin sahibinin elini tutmustur hepsi o. bu zalimler simdiye kadar buna aliskin degillerdi hepsi o. zalimlere karsi artik biz de variz burada. umit zileli gibi fasistlerden korkacak kadar korkak da degiliz.



Samet Pehlivan - Genç Sivil,
2 Temmuz 2008, Çarşamba 11:32

memlekette ilk defa ergenekon gibi bir operasyonla yıkılmaz denen tabular yıkıldıya, tuzu kurular bu gelişin kendilerine doğru geldiğini farkettiya, jakobenizmin yavaş yavaş ve derinden iflasını gördülerya, borsa 2 dolara düşmeyi bırakın, kapanır bile....http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/9332159.asp?gid=229&sz=6601



sores dogan - Genç Sivil, soresd@yahoo.com
2 Temmuz 2008, Çarşamba 11:27

Nasıl olurda koskoca cuntacı generalleri ve isbirlikcilerini iceri alırsınız ayagınızı denk alın yoksa basınıza gelecekler aynen musa anterler , hrant dinkler gibi olur....Genel kulturden yoksun dunyayala hicbir entelektuel baglantisi olmayan modernligi apis arasında ve rakı kadehlerinde sanan nasyonalsosyalistlerimiz icin dun cok agir bir gundu.Karizma cizilmis ustune birde kendi devletleri fetullahci odaklarin emellerine alet olarakdan(ayak tayfası) seflere (baslarina) saldirmisdi. Artık ayak takimida kendi basina bir burjuvazi olusturmus bulunmakta ve ne enteresandir ki bunu sol soylemlerden ziyade din ve etnik kimlik uzeriden olusturulmus bir burjuva.Bu burjuvanın devletde adamlarıda olmus eskisi kadar korkmuyorlar ellerinde para var . Koyluluklerini yavas yavas uzerlerinden atıp devletden kose bucak saklanmak yerine devletde de yer tutmaya calisiyor kendi dusuncelerini ve dunya goruslerini kendilerine yakın sermayenin medyasından empoze ediyorlar. Bence dun olan bunun acik ve net deklarasyonuydu , ayaklar baş oldu :)Artık kimse durduramazdı ayakları korkmadan kurtce konusuyorlar , turbanlarıyla jeep almaya gidiyorlar onlarında devletde yuksek mevkide tanidiklari var.Allah sonumuzu hayır etsin......



AKP darbe mi yapacak darbecileri mi darbeleyecek?, LEHTE ALEYHTE GÖRÜŞLER
1 Temmuz 2008, Salı 07:24

servet mağden: BURHAN DILEKÇI evet yıllarca malum basın tarafından kandırıldık ordu tertemız dıye bızlerde yedık ama takı durust basın ortaya çıkana kadar ve gorduklerımızle ordunun ne olduğunu anladık kımlere uşaklık yaptıklarını gorduk

Mustafa Tartar: ***Fehmi Koru, "Ergenekon operasyonu kararını Bush-Erdoğan beraber aldı" demişti. Şu tutuklananlara bakıyorum da, sebebini anlayabiliyorum! Türk ordusuna bu denli saldırmak başka hiçbir gücün harcı değil! ABD yine birilerini kullanıyor! Bunun hesabını da AKP'den soramayacağız. Neden mi? Çünkü parti çoktan kapatılmış, partililer çoktan ülkeden kaçmış olacak!

Kemal Öztürk: Sadece 'komik' diyorum. Yahu artık ben bile şüpheleniyorum muhalefet yapıyoruz diye bizi de 'Ergenekoncu' diye gözaltına alırlar diye.. Bu kadar komik bir hale getirilir mi yahu.. Zamanlama da süper.. Ekonomi dibe vurmuşken, gündeme direkt bunları getirmek. Bu sırada AKP davası devam eder, ergenekon davası doğal olarak uzar... Bunun hesabını soracağımız AKPliler de çoktan yurtdışında olur..

Tarık Keser: ---AKP artık tek kurtuluş yolunun darbe olduğunu farketti. Darbe yaptırıp, sonra siyasi kriz yaratıp, halkı yanına çekip geleceğe yatırım yapma planındalar. Çekin gidin bu ülkeden!

malatyalı: helal olsun akp yesayın tayyip erdoğan bu milletin hakkı ananın ak sütü gibi helaldır sana.bu kadarını inan beklemiyorduk.ama bu hızla inşallah kanadoğlu,v..savaş,a.n.sezer e de sıçrar inşallah bu gözaltılar.her şey çok açık ve net.halk senin yanında tadavülden kalkmış hainleride aldır içeri.

servet mağden: ALLAH YAR VE YARDIMCIN OLSUN SAYIN BAŞBAKANIM bu darbecılere haddını bıldırecek başka bır baba yığıt çıkmazdı kendıne yakışanı yapıyorsun ALLAHIM senı korusun bızlere bağışlasın kendıne dıkkat et hıç kımseye guvenme yedığıne içtığine dıkkat et bu adamlardan her şey beklenır karadenızın HIRÇIN çocuğu bunu bızım için yap en azından bu MILLETIN sana ıhtıyacı VAR

Ahmet Türkoğlu: ATO Başkanını dahi gözaltına alıyorlar. Hiç utanma yok.. AKP'ye muhalif olan herkesi çeteci ilan ettiler. Ne de olsa parti kapatılıyor, hepsi yurtdışına kaçacak. Bu iş sadece 1 savcının kucağında patlayacak. AKPliler çoktan kurtulmuş olacak.

Objektif Üye: **AKP ülkeyi darbeye sürüklemek için elindeki bütün kozları oynuyor! Darbe geliyor diyorum başka bir şey demiyorum!

Muhammed: **YAHUDI ASILLI büyükanit´in Deniz Kuvvetlerindeki DARBE PLANINDAN haberdar olmamasi mümkün degil!**Kime kadar giderse gitsin! büyükanit sezer´mis, eruygur aygün´müs ne önemi var varsa suclari elbet gözaltina alinabilirler! EN BÜYÜK POLIS BIZIM POLIS! Ordumuza güvenimizi sarsan darbe planina destek olan yada göz yumanlar da iceri atilsin! Artik en güvendigim kurum TÜRK ORDUSU olmaktan cikmaktaydi ne varki POLISIMIZ bu durumu kurtaracak bir atilimla gücünü gösterdi! Benim en güvendigim kurum POLIS TESKILATIMIZ!

sefa zengin: Başbanlar ceza alırken Bu ülkede Başbakanlık yapanlar idam edilirken, hapis yatarken niye Sinan Aygünler ve onların ekipleri tutuklanmasınlar.

cenk yıldırım: Yıllardır Kök saldılar..Çetenin kökü mutlak kazınmalı sonuna kadar bu davayı yürütenleri destekliyorum. Kimi gazeteci, kimi dernek üyesi, kimi emekli vs. ortak yönleri ve gizli yönleri çete. sonuna kadar gidilmeli kökü kazınmalı. Başbakanı ve bu olayı yürüten yürekli savcıları sonuna kadar destekliyorum..

hakan sülecik: Ne demştik? Türkiye'de ya AKP'lisin ya da Ergenekoncusun.. bir tercih hakkın yok.AKP'yi eleştiren arkadaşlar dikkatli olun.Bir gün size de yani bize de sıra gelecek.

AhmetONAL: işte bu ..O kadar baskı altında kalmalarına rağmen ergenokomun üstüne gidilmesi beni gerçekten gururlandırdı. Oyumuzun boşuna gitmediğini bir kez daha gösterdiniz bize...

malatyalı: durmak yok gözaltılara devam başbakanımızın ve hükümet yetkililerinin ellerinden öperiz.halkın yüreğine buz gibi su septiniz.allah yardımcınız olsun. sakın durmak yok gerisini dört gözle bekliyoruz

ismail hakkı kocamemil: metin yazar'a başsavcı gözaltılardan benim haberim yok diye bir açıklama yaptı, ikincisi operasyon için izin ayın 29'da alınmış ama nedense akape davasının olduğu gün yapılıyor. ben bir türk milliyetçisiyim. bu ülkeye kem gözle bakana insaf etmem, ama eğer 1 seneden fazla zaman geçmesine rağmen ortada iddaaname yoksa, ve iktidar sürekli kendi aleyhine konuşanları ergenekoncu olmakla suçlarsa bu işe şüpheyle bakarım

haydar kasra: SOLCULAR ERGENEKONU DESTEKLİYORMUŞ HA.hrant dink öldürüldüğünde istanbulda yürüyüş düzenleyen yüzbinler kimlerdi? solcular değilmiydi? bir de bazı arkadaşlar tutmuş "efendim solcular ergenekonu destekliyor" demiş.

mehmet coşar: Yarınlar daha güzel olacak Hiç kimse bu vatanı daha çok sevdiğini söylerek bu tip yasadışı oluşumlara yönelemez. Eminin yarınlara daha güzel olacak. Tebrikler sayın SAVCI

Kemal Bilgin: İttihat ve Terakki uzantılarıteker teker içeri alınıyor. İyi de oluyor. Ulusalcılık kisvesi altında dış mihraklara hizmet eden bu tiplerin tutuklanması ülkemizi aydınlık ve güzel günlerin beklediğinin habercisidir. Halkımıza güvenmeyen, tercihlerine saygısız, demokrasiyi sadece kendi çıkarlarına hizmet ettiği müddetçe tolere eden, devletin en önemli kurumlarını ele geçiren, arka bahçe olarak gören darbe yanlısı şer odaklarının yüce milletimize hesap verme günü gelmiştir, hatta çoktan geçmiştir.

milletin ferdi: Bir arkadaş bir seneyi geçti neden hala iddianame yok diyor. Tabii işin boyutunu kavrayamayanlar böyle düşünebilirler. Sinan Aygüne üzülen arkadaş! Ona kefil olabilir misin? Binlerce klasörden bahsediliyor. Kurcaladıkça bir şeyler daha çıkıyor. İş iyice derinleşiyor. Eksik yapmak hiç yapmamaktan bile kötü olabilir. Perinçekçiler bilgisayar harddiskini yakmak istemedi mi? Operasyonun balon olduğunu düşünmeye başlayan arkadaş, Perinçeke kefil olabilir mi? Sinan Aygün konusunda endişeleri olan arkadaş, Sinan Aygün’ün Türkiyenin en büyük tefecilerinden olduğu söyleniyor. Faizler düşüp, mama kesilince Ergenekonun finansçısına dönüşmediği ne malum?

M.EMİN AVCIOĞLU: OLAY BUDUR Bu yapılan operasyonları hala daha ideolojik fikirleri zihinlerini kapamış bazı insanlar göremiyor. çünkü zihinleri kapanmış yok dinci yok laikçi.. piskolojik savaştan darbe gören beyinlerdir hala ideolojik konusanlar. TÜRKİYE de vatan hainlerinin sonu gelmek üzeredir. keneler bir bir çıkıcak,devlet devlet görevini açık şekilde yapmaya başlamıştır. hala kapatma davasını ak partiye karşı yapıldığını sanan gaflet ve dalalet içindeki insanlar..açın gözünüzü.TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR. Allah yardımcıları olsun.



Hasan Cemal - Orhan Aydın - Genç Sivil, Ergenekonculara yeni gözaltılar
1 Temmuz 2008, Salı 07:00

Malumunuz bugün ankarada Mustafa Balbay, Hurşit tolon, şener eruygur, sinan aygün gözaltına alındı. (hoş ekipten bir ahmet necdet sezer eksikya ). Gözaltıların ergenokon soruşturma kapsamında olduğu kesin gibi. Ufak bir soru bugün rahatsız etmeye başladı beni. Ya bu soruşturma boş çıkarsa bu isimlerin hepsi tertemiz olup kahramanlaşmayacak mı. İnşallah savcıya birşey olmaz. İnşallah davaya bakacak hakimler sağlam durabilir. Orhan Aydın - orhanaydin1982@yahoo.com.tr



Hasan Cemal - Ayhan Ak - genç Sivil, Ergenekonculara yeni gözaltılar
1 Temmuz 2008, Salı 06:58

bu isimler çok büyük isimler. türkiye tarihinde bir ilk. elde kesin deliller olmasa gözaltına alamazlardı. ülkemiz için hayırlara vesile olur inşallah. umarım aydınlık günler bizi bekliyor. darbesiz, kargaşasız.



Hasan Cemal - Neslihan Demir - Genç Sivil, Ergenekonculara yeni gözaltılar
1 Temmuz 2008, Salı 06:56

Bu ülkede hukuk zemini çoktandır olmadığı için en berrak ve sorunsuz gün gözaltına alınmış olsalarda yine gözaltıların ‘rövanş’ olduğunu ispatlayacak argümanlar bulurlardı bunlar.. ne bileyim mesela: balbay tam da tatile çıkıyordu yavrularına masmavi denizlerde yüzme öğretecekti ya da tolon’un kızı iki gün önce bademcik ameliyatı olmuştu...



Salih Öztürk - Genç Sivil,
1 Temmuz 2008, Salı 06:40

Ufuk uras ayisigi ve sarikiz darbelerini arastirmak icin verilecek onerge icin 20 imzayi bulmus. Sadece Dtp milletvekilleri imzalamis. bu onergenin kabul edilmesi ve sumen alti edilmemesi icin siyasi partilere baski yapilmalidir. Bunu rededen bir siyasi partinin bundan sonra aglama sizlama gibi bir sansi olmamalidir diye dusunuyorum ben. Salih Ozturk



Hasan Cemal - Pınar - Genç Sivil,
1 Temmuz 2008, Salı 06:13

Ergenokan sorusturmasi kapsaminda yapilan gozaltilarla ilgili olarak az once can dundar da cikti konustu. dedi ki sabahin korunde, 4 saat mustafa balbayin evinde arama yapildi, 1 haftalik bebegi vardi, 1 tane de ilkokula giden cocugu vardi... adam bir teror orgutuyle baglantisi olmasi iddiasiyla gozaltina aliniyor, kalkip bunu mu dusunecek polis. semdinli savcisi gorevden alinirken, erbakana verilen hapis cezasi ev hapsine donusturulurken siyasi muhalefet yapmak icin sesini cikarmayanlar, bir anda insalcil kesildiler, pek hassas oldular bakiyorum. biz aydi hassasiyeti bir de ilhan selcuk mevzuunda gormustuk, baska da gormedik.

diger savunma, tam da abdulrahman yalcinkaya'nin savunma yapacagi gune rast getirilmis bu gozaltilar. bu bir tur kilic cekmeymis. hukuka hic mi hic inanclari kalmamis. bizim hukuka inancimizin son buldugu gunler cok daha oncelere dayanir. 27 mayista o zaman ki ergenokan koklerinin kurdugu sarlatan mahkemeden sonra kim hukuka ne sebeple inaniyor ben anlayabilmis degilim. turban davasiyla ilgili karara hukuki surec diyenler, bugun yine bir teror orgutunu nasil savunacaklarini sasirmis durumdalar. cuneyt agcayurekler, nur serterler cikmislar niye bugun niye bugun diye kendilerini parcaliyorlar. bu mu tartismalari gereken, ya da soylemeleri gereken. ya da savunma olarak bula bula bunu mu buldu bir antidemokratik yollara destek veren zihinleri.

kalkmislar "bu olaylar bize 27 mayis oncesini hatirlatti, muhalif gazetecilerin gozaltina alinmalari cok vahim" diyorlar. 27 mayisi hic unutmadiklarini, bilakis ozlemle andiklarini bildigimizden bu sozum ne anlama geldigini biliriz biz. ordu goreve diyorlar akillarinca. ama bu defa halk uyumuyor, kapiyi kilitleyip arkasina yaslanmiyor, bunu unutuyorlar... sevgiler, pinar



Nazif Okutan - Genç sivil,
30 Haziran 2008, Pazartesi 07:59

Sarıkız ve Ayışığı darbe girişimleri Meclis'te soruşturulmak isteniyor. 19 milletvekilinin desteğine ihtiyaç duyan Ufuk Uras, tek tek partilerin kapısını çalıyor. ÖDP lideri Ufuk Uras, 'Sarıkız' ve 'Ayışığı' isimli darbe girişimlerini Meclis gündemine taşıyor. TBMM'nin 88 yıllık tarihinde çok sayıda askerî darbe ve muhtıralara muhatap olduğunu söyleyen Uras, demokrasi için benzer tehlikelerin halen gündemde olduğu görüşünde. Uras, bu durumu şöyle dile getiriyor: "Bu tür tehlikelerin henüz tam olarak geçmediği, son dönemlerde basına yansıyan bilgi, belge ve iddialarla da görülüyor. Gelecekte bu tür müdahalelerin yaşanmaması için Parlamento'nun kendi varlığını ve faaliyetinin sürekliliğini savunması büyük önem taşıyor." Emekli Oramiral Özden Örnek'in günlüklerine yansıyan olaylar hakkında araştırma önergesi hazırlayan Uras, iktidar ve muhalefetten destek bekliyor. Umuyoruz inşallah yeterli desteği bulur ve darbeciler Meclis'te soruşturulur. Ufuk Uras'ı cesaretinden ve girişiminden dolayı yürekten kutluyorum.



Recep Taşkın - Moderatör (ferdebir@hotmail.com),
26 Haziran 2008, Perşembe 03:02

S.a hz İbrahim ateşe atılacağı zaman bir karınca ağzında bir damla suyla çölde ilerliyormuş. başka bir karınca bu durumu görmüş ve ağzında su olan karıncaya nereye gittiğini sormuş. karınca Hz İbrahim'in ateşe atılacağını kendisinin de ateşi söndürmeye gittiğini söylemiş. diğer karınca biraz da alaylı bir şekilde yolun çok uzun olduğunu ve ağzındaki bir damla suyun hiçbir işe yaramayacağını söylemiş. verilen cevap hepimizin malumu: hiç olmazsa safım belli olsun. 1960 dan beri yapılan her darbeye evde televizyonun başında yada radyo dinlerken veya gazete okurken tepki gösterdi büyüklerimiz. 21 hazirana kadar bende yarısında katıldığım eylemler haricinde dedelerimizin ve babalarımızın yaptığı gibi tv başında küfrederek tepki gösterdim. "küfretmek ruhun yelpazesidir" sözüne rağmen verdiğim hiçbir tepki 21 hazirandaki kadar vicdanımı ve ruhumu rahatlatmamıştı. Allah nasip eder mi bilmiyorum ama ilerde çocuklarımın yüzüne babalarımı zn dedelerimizin bizim yüzümüze baktıklarından daha rahat bakacağım. çünkü 21 haziranda BENDE ORADAYDIM.safımı belli etmiştim. ilk defa böyle bir eyleme katılmış olmanın da yabancılığıyla ilk başta Nezir abinin yanında etrafımı süzdüm. yürüyenlerin benden tek farkı spor giyinmiş olmalarıydı. takım elbiseyle katılmış olmanın dışında hiç yabancılık çekmedim.converse giyinmiş piercing takmış insanları kendime çok yakın hissettim, başörtülü arkadaşlarımı kızkardeşim kadar benimsedim. başında takkesiyle camiden gelip eyleme katılan ve tesbihini koluna takıp elleriyle "dur" diyen amcalar bizim ailedenmiş gibi geldi. dedim ya bana yabancı gelen hiçbirşey yoktu ülkem insanı oradaydı. Eylemin olmasında emeği geçen herkesten Allah razı olsun. ankaradan istanbula giderken nazımızı çeken Nezir abiye, İstanbulda bizi misafir eden başta Turgay-yıldıray abilere, genç sivillere ve o sıcakta cola-fanta ve simit alıp ikram eden arkad aşlara, istiklal caddesinde bulunup kendimi yalnız hissetmememi sağlayan tüm arkadaşlar teşekkür ederim. Allah razı olsun. daha nice buluşmalara.. ferdebir@hotmail.com, Genç Siviller'den...



Abdullah Harun - Site Yöneticisi,
25 Haziran 2008, Çarşamba 02:56

Darbe özlemcilerin gözü ürktü, Taraf gazetesi için olsun Genç Siviller hareketi için olsun şaşırtma yapmaya, akılları bulandırmaya çalışıyorlar ama nafile. İletişimin müthiş geliştiği bu çağda bunlar sökmez. Halkımız herşeyi açık görüyor. Halkın hareketi bir kere başladı mı hedefine ulaşıncaya kadar gittikçe büyür ve çığ olur. İnşallah Baasçıları da yıkıp geçecek. İnşallah darbe karşıtı gösteriler Türkiye'nin tamamına yayılacak. Benim mazeretim vardı Tünel yürüyüşüne gidemedim ama eşim ve büyük kızımı gönderdim yürüyüşe, özellikle kızım müthiş memnun kalmış. Tanıdıklarımız da davet ettik bu yürüyüşe. Herkesin derdi aynı, sadece birilerinin önayak olmasını bekliyorlarmış meğer. Aşağıda Genç Siviller'den alıntıladığım yazı halkın iradesine sahip çıkmaya başlamasından ürkenlerin psikolojisini çok güzel gösteriyor.

"Merhaba arkadaşlar, 21 Haziran'daki darbecilere karşı yürüyüşün etkileri hala devam ediyor.. Mesela bakın böyle büyük bir yürüyüş olması, aşağıdaki gibi son derece komik yazıların yazılmasına neden oldu:

"Genç Siviller adı altında Soros (CIA) destekli kurulan ve yönlendirilen bu örgüt, bugün sözde darbeleri kınamak için yola çıktı.. Ama biliyoruz ki bu küresel güç kurgulu, dıştan ayarlı, kontrollü hareket, günü gelince emperyalizmin hedefleri dogrultusunda, turuncu darbeler için kullanılacaktır... Ukrayna'dan, Kazakistan, Özbekistan, Arnavutluk, Makedonya'dan biz bunları tanıyoruz..."

Bu yazının üstüne biraz ayıp edeceğim, sanki küçük düşeceğiz farkındayım ama söz konusu küresel güç kurgulu, dıştan ayarlı, kontrollü hareketimiz Genç Siviller'in hesabında dün yalnızca 36 (otuzaltı) YTL vardı. Ancak dün, sağolsun Erol Köroğlu hocamızın gönderdiği 300 ytl sayesinde, 336 ytl oldu. Yürüyüşün hazırlıkları için, diğer grupların olduğu kadar, bizim de 2.000 ytl masrafımız oldu. Aylık kira + faturalar da 1.900 civarında tuttu. 21 Haziran'ın bizlere kattığı enerjiyi ve demokratlara verdiği motivasyonla biz daha ne işler çıkarırız.. Herkesin ayağına sağlık! Yani önümüzde yine gündemin yoğunluğunun sonucu olarak bizi bekleyen masraflar da olacak.. Bu yüzden desteğinize her zaman ihtiyacımız var! Benim desteğim devede kulak kalır diye sakın düşünmeyin, çünkü Genç Siviller deve değil, küçük bir grup.. Yaptığınız destek de çok belirleyici oluyor.. Mesela hesap hareketlerine bakınca görüyorum ki, ufak ufak da olsa toplaşmış ve bir fatura ödenmiş, bir borç kapanmış.. Başka şehirlerde olanlardan, yürüyüşe katılmış/katılamamış olan herkesin desteğini mutlaka bekliyoruz..
İşte hesap numaramız: Garanti Bankası - Galatasaray Şubesi, Siyasal Ufuk Hareketi Derneği, Hesap No: 6298933
Merak ettiğiniz her şey için, makbuz talep etmek için, nerelere gidiyor bu paralar diye bi sorup, dinleyince düzenli bağışçı olmak için, çekinmeden cepten ulaşabilirsiniz.. Görüşmek üzere, Sevgiler, selamlar.."
Beytullah Aksoy, Boğaziçi Üniv. İşletme '08, 0.505.4892400, 0.536.4894664



Recep Taşkın - Moderatör,
24 Haziran 2008, Salı 09:09

"Darbecilere pasif direniş olsun diye bir gün hayattan çekilelim!" Gerçek hayat dergisi'nden Nihat Nasır böyle bir öneride bulunmuş. Nasır Efendi'nin satırları ve kendisine gelen olumlu olumsuz bazı tepkiler ise şu şekilde:

"Bir gün, hayattan çekilme çağrısı! Anayasa Mahkemesi’nin, üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan düzenlemeyi iptalinin ardından ortaya çok ilginç bir eylem fikri atıyorum; Bir günlük ev hapsi... Pasif direniş olsun maksat. Toprağı bol olsun, Gandi’den mülhem aklıma gelen bu pasif eylemin, hayata geçirilip geçirilemeyeceğini teati ettik. Bugüne kadar hiç denenmemiş bir eylem türü bu… Çok basit, sade ve yalın bir eylem… Ekmek almak için bile olsa evden çıkmamak… En azından, bir günlüğüne… Gelin, mızıkçılık edip ‘biz bu oyunu oynamıyoruz’ diyelim. Gelin, ‘kim hangi rolü üstleniyorsa üstlensin ama biz figüran değil, esas oğlanız’ diyelim. Gelin, bizleri hiçbir şeyden anlamaz sanan statükoyu fena halde yanıltıp onları sobeleyelim… Gelin, ‘güzel ve yalnız’ ülkemizin huzurunu sabote edenleri çırak çıkaralım… Gelin, ‘Damoklesin Kılıcını’ bir güzel paketleyip geldiği adrese geri gönderelim… Gelin, bir daha hiç vermemek için bir günlüğüne; ‘buyurun memleket sizin olsun’ diyelim… Bir günlüğüne… Şimdiye kadar denenmemiş bir eylem… Bağırmak çağırmak yok! Kırmak dökmek, hiç yok… Üstelik bu özelliğinden ötürü, karanlık odakların tertipleyeceği provokasyonlarla manipüle edilme riski sıfır… Yani dibine kadar ‘barışçı’ bir eylem!... Buna bir tür, ‘sessiz çığlık’ da diyebiliriz. Ensesinde inşa edilen boza fabrikasına; ‘yetti artık!’ diye itiraz eden herkesi, bu eylemin oluşumuna katkı vermeye davet ediyorum. Yarın, güzel bir gün olabilir… Not: Ertuğrul Özkök, Oktay Ekşi, Özdemir İnce, Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil ve bilumum ‘amiral gemisi’ tayfası ile halkını düşman bilen ‘alacakaranlık aydınımsıları’, bu davetin muhatabı değildirler."

YORUMLAR:

Yucel Bilir
Niçin olmasın?Güzel bir eylem olur. Eninde sonunda bu olacak. keşke anneler günü babalar günü gibi alış verişin çok olduğu haftalarda olsaydı. gününü iyi belirlemek lazım. Ben katılıyorum

Enginazaklı
saçma sapan bunu düşünen yazan çok kibar akıllıymış

denizli.spor
1500 kişiyim ben kendi adıma 3 kız babası olarak hiç kimseyi zorlamadan böyle bir eylemin varlığından söz etsem herhalde çevremdeki 1500 kişi hiç itiraz etmeden böyle bir uygulamaya EVET der ama, şimdi harman zamanı.Kayacı ile oyu eşit olmayanlar onları doyurmak için mecburen çalışmak zorundalar.şöyle güzün yapsak bu işi.

hacer yardım
hepinizde kuzu gibi varım demişsiniz neden varmışız bu ülke bizim ve bizler bu ülkeyi ne zorluklarla kazandık şimdi bu fırsatcılara ses çıkarmayıp kuzu gibi duracakmıyız işte bu ülke bu yüzden bu sorunları yaşıyor yokummm gitsinler onlar ev hapsi yapsın.

Mehme CIRIK
Haydi O Zaman !!!Evet olur bu iş. O zaman durmayıp organize olmakta mesele. Kim apacak bu işi. Görev yine medyaya düşecek. Hadi bakalım Kanal7. Görev senin. Kuruluşunda emeğim ve kendi payıma param da olduğu için öncelikle sana sesleniyorum. Siz organize edin bu işi. Tarih belirleyin, kapı kapı dolaşmak varsa biz onu yaparız. Ama açık ve net söylüyorum ki bu işler yürek ister. Bu eylem basit bir işdeğildir, bu bir başkaldırıdır da aynı zamanda. Haydi hep birlikte! Hayatı durduralım (!) Hayat için !!!

Zeki Tokat
LÜTFEN DAHA YÜKSEK SESLE Nasır bey bir, Yaşar Gür bey iki, ben üç. Varım

Ömer Seyfettin KAR
Çok güzel bir eylem düşüncesi.Ne zamandır kafamda hem suç olmadan hukuk içinde kalarak rahatlıkla yapılabilecek ama aynı zamanda da çok ses getirecek bir tepki eylemi nasıl yapılabilir diye düşünüyor ve bazı fikirler ediniyordum. Bu fikir bana göre de son derece güzel, tarihi tespit ederken de dikkatli olmak şartı ile herkesin kolayca katılabileceği bir eylem olur.. Sonuna kadar destekliyorum..

Emin Arslan
Sonuna kadar varız.Organize bir şekilde özgürlüklerimizi geri almak için, insan onuruna yakışır bir yaşam için ve en önemlisi bu ülkenin geleceği ve herkese özgürlük ve barış için varız. İyi bir organizasyonla başarılı olunacaktır.

aslan sağır
tutar valla sırf yemin olmasın diye valla dedim şimdi : medya olarak haber 7 bu işi üstlenir ve çağrısını yaparsa ileri bir tarih koyarak örn 07.07.2008 pazartesi günü(nden) itibariyle (süresiz) birgün süreyle pastanın %46 lık dilimini hayatın tüm alanlarından çekilmeye davet ediyoruz . derseniz ama hayatın tüm alanlarından ekmek dahi almamacasına . korkmayın hiç kimse 1 günlüğüne aç ölmez çuvaldaki bulgur 1 ay yeter benim gariban vatandaşıma . ... inanın 1 gün değil 1 hafta yine çekilir bu halk. o zama kim kim ola

ahmet durmuş
iyi hoşda anayasa mahkemesinin sanki umurunda birgün değil bir ayda kapansak evimize hiçbir şey ifade etmez onlar için hatta hoşlarınada gidebilir.bu memlekette yasakçı statükocu zihniyet kolay kolay pes etmez bizlerde pes etmeyiz elbette son nefese kadar hak ve adalet için özgürlük için insanca yaşamak için insan yerine konmak için mücadele edeceğiz.

ömer Polat
bu sonuna kadar

HÜDA NUR
HALK OLARAK İNSANCA YAŞAMA HAKKIMIZI İSTİYORUZ yok sayılmaktan horlanmaktan bıktık.seneler geçiyor ama biz hala aynı senaryolar üzerine yazılı filmler izliyoruz.ve hep mağdur hep mazlum...sahalarda canla kazandığımızı masa başında oyunlarla kaybetmekten hep bedel ödemekten bıktık.kurtuluş savaşını kazandık düşmanı denize döktük ama o düşmana masa başında ganimeti verdik.osmanlının borcunu hala ödüyoruz ama o devleti alinin hiç borçlularını görmedik.bir devlet çıkıp bana verilen savaş gemilerinin parası var... ÖZGÜR TÜRKİYE İÇİN BENDE VARIM

abdullatif kaya
herkes katılsın bu davete ben de kendi aracıma pankart asarak 3 gün boyunca batman ve adıyaman da dolaşacağım. tarih belirlensin o tarihe odaklanıp bırakın işe gitmeyi hastanelere bile gitmeyelim. evimizde dua edelim. bir de hak sahiplerine beddua...

Kafa CAN
Ne zaman?Güzel fikir! Ben de varım. Toplumun bütün kesimlerine anlatılmalı ve bu ülke de halk olmadığı zaman ne yapıp, ne yapamayacaklarını anlamalılar. -Seyircisiz maç, -Fenerbahçesiz lig, -Balıksız deniz, -Ölçüsüz para, -Ruhsuz insan, -İnsansız dünya, -Maneviyatsız yaşam, -Askersiz ordu, -Haksız adalet!, -Halksız milletin ne anlamı varsa görsünler bakalım. Gerçi bunu bilmiyor ve görmüyor değiller ama işlerine gelmiyor.

CÜNEYT GÜLPINAR
AKP'nin gizli örgütlerinin yeni oyunları..Sırada sizlere inanan insanları ev hapsine teşvik mi var? Böylelikle mi yıldıracaksınız insanları böyleliklemi kapanışı engelleyip kirli çamaşırlarınızın çıkışını engelliyeceksiniz size inanan size güvenen temiz insanlara yazık umarım en kısa zamanda gözleri açılır. Ve taraflı haber yapan site yayın ve kuruluşlardan sadece akla mantığa uygun olan şeyleri alırlar..

Tuncayzahid
varmıyım yokmuyum...yüz yıldan 30 eksik belkide 30 fazla zamandır camı penceresi olmayan kapalı bir kutuya kapatılmışız. düşüncelerimiz, fikirlerimiz kilitlenmiş, özgürlük! oda ne? unutmuşuz. doğru yanlış nedir ayırt etme safhasını kaybetmekte, geleceğe bakamaz olmuşuz. güncel boş olaylarla kandırılmış, yıllardır özgürlük vaadedenlere kanmışız, kilidimizin üzerinde yüzlerce kilitte o özgürlük vaadedenlerden gelmiş. güvenmi! oda ne , kime ve nasıl güveneceğiz. diyorsunuz birgün kendimizi eve kilitleyelim diye,biz zaten kitliyiz

ali selim koç
en büyük eylemen büyük eylem yok edilmek istendiğimiz halde gün yüzüne çıkmaktır. en büyük eylem derslere girmek okumak araştırmaktır. ders derslere girmrmk protesto olamaz arkadaşlar. derslere girmemek kabullenmektir. eylemse bırakılacağımızı bildiğimiz halde o derse çalışmaktır. aslı eylem yok edilmek istendiğimiz halde inanadına var olmaktır. "müslüman; öyle diri ve canlı ol ki. seni öldürmeye gelen sende dirilsin" (s.karakoç) saygılar

Mesut TURAN
BUGÜN UYANALIM LÜTFEN bu oyunu bozalım artık bizi yok sayıp canımıza okumasınlar bugün VARIM diyenlerin günüdür, bu zillete el birliği ile VARIM deyip mücadele edelim lütfen...

hacer yardım
böyle eylem olmaz ama böyle eylem olmazki yasakcılar otursun ne diye bizler eve kapancakmışız .önemli olan eylem değil çalışıpta bu sorunu ortadan kaldırmak mücadele etmek gelmiş üç beştane dinden imandan uzak ne olduğu belli olmayan kişiler ülkemiz üstünde oyunlar oynuyor yok öyle herkez özgürce yaşamalı isteyen kiliseye gitsin isteyen camiye ama herkez bir birine saygılı olsun.

Mehmet Özdemir
varımmBende varıııııııııııııııııım. Destekleyen herkes yorum yazsın lütfen.
[http://www.haber7.com/haber/20080624/Bir-gun-hayattan-cekilme-cagrisi.php]



Abdullah Harun ,
23 Haziran 2008, Pazartesi 10:12

Eğer aşağıda alıntıladığımız İsmet Berkan'ın yazısı doğru ise -inşallah doğrudur- ordunun darbe yapması zor. Şöyle diyor Berkan: "Aslında iş yapma biçimi de, onu yaparken kullanılan arka plan da ve hatta kullanılan kelimeler, cümleler dahil dil de değişmiyor ama bizler nedense her seferinde şaşırıyoruz. Son olarak Taraf gazetesinin geçen gün ortaya çıkardığı ve yalanlanamayan Genelkurmay belgesinde olduğu gibi... Geçenlerde bir dostumla, benim yürütülen soruşturmanın oralara henüz uzanmamasından ötürü ‘Büyük Ergenekon’ adıyla andığım, aslında belki de ‘AKP iktidardan gitsin de nasıl giderse gitsin örgütü' adını da verebileceğimiz, devlet içinde bulunan, hemen hemen her zaman iktidara karşı yürüttüğü işlerde devlet gücü ve kamu parası kullanan, çekirdeğinde de bizde hiç eksik olmayan ‘Halaskar zabitan’ türü askerlerin bulunduğu örgütlenmeyle ilgili sohbet ediyorduk.
Dostum bu konulara meraklı ama fazla detay bilgisi olmayan birisi. ‘Eskiden de bu kadar beceriksizce mi yapılırdı bu işler’ diye sordu. Kastettiği, mesela emekli amiral Özden Örnek’in binlerce sayfalık günlüğünün dışarı sızmasıydı. Düşünsenize Örnek, neredeyse çocukluğundan itibaren, deniz lisesi günlerinden itibaren günlük tutmuş, belki bunu redakte edip yayımlayacak emekliliğinde ya da çocuklarına, torunlarına bırakacak. Ama bu günlükler, herhalde komutan emekli olmazdan önce karargâhta bilgisayara geçirilirken kopyalanıyor ve dışarı sızıyor, sızmak ne kelime önce bir internet sitesinde, sonra gazetelerde ve nihayetinde de bir dergide yayımlanıyor. Özden Örnek hayatının emeği olan günlükler için, ‘Bunlar benim değil’ demek zorunda kalıyor, hatta abartıyor: ‘Hayatımda günlük tutmadım.’ Peki ama deniz lisesi anılarını kim uydurdu o zaman? Bir tedbirsizlik yapılmış ve sızmış işte! Ama anlaşılan bu ‘tedbirsizlik’lerden çokça yapılıyor, en gizli belgeler, hatta Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’na ait olanlardan tutun da, Amerikalılar tarafından özel olarak verilen insansız hava aracı görüntülerine kadar her şey sızıyor. Bu kadar ‘şeffaf’ bir silahlı kuvvetler dünyanın hiçbir yerinde yok herhalde. O yüzden, bana kalırsa ordunun darbe yapması da imkânsız gibi bir şey! Şaka bir yana, dostuma “Eskiden bu işleri başka yer yapardı, şimdi başka, her şey bundan kaynaklanıyor” dedim. Size de izah etmeye çalışayım:

Esasen yapılan şey, Türk halkına karşı psikolojik savaştır. Evet, öteden beri Genelkurmay’ın bir ‘Psikolojik Harp Dairesi’ vardır ama bu çeşit kendi vatandaşına karşı ve hatta kendi hükümetine karşı psikolojik savaşı orası değil Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne bağlı ‘Toplumla İlişkiler Başkanlığı’ yapardı. MGK Genel Sekreterliği’nin gizli yönetmeliğini ve bu başkanlığın çevirdiği işleri, bu arada kendi vatandaşlarına karşı yürütülen bazı psikolojik harekâtları Radikal geçmişte ortaya çıkardı. MGK Genel Sekreterliği sivilleşirken Toplumla İlişkiler Başkanlığı maalesef buharlaşmadı. Bu başkanlığın personeli ve kamyonlar dolusu evraktan oluşan arşivleri MGK’dan kalktı, Genelkurmay’a geldi. Dün Radikal İki’de Ahmet İnsel hatırlatıyordu, MGK’daki yarı askeri ‘Toplumla İlişkiler Başkanlığı’ Genelkurmay’a taşınırken, dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun genelgesiyle İçişleri Bakanlığı bünyesinde de ayrıca bir ‘Toplumla İlişkiler Başkanlığı’ kuruldu. Bu da sivil kanadın ‘psikolojik savaş dairesi’ idi. Bu daire her ilde örgütlü. Kestirmek zor, şu anda süregelen ve ciddi boyutlara tırmanan yıpratma savaşı bu iki rakip psikolojik savaş dairesinin birbiriyle mücadelesi mi aslında?" (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=884745&Yazar=İSMET%20BERKAN&Date=23.06.2008&CategoryID=97)



Hasan Cemal - Moderatör,
23 Haziran 2008, Pazartesi 04:04

Eğer ordunun içindeki bazı cunta oluşumları darbe yapmaya çalışıyorsa üst kademeye düşen bunları bastırmak ayıklamaktır. Komuta katının onayladığı cunta belgeleri yok demek üstlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Sorumluluk en üstündür. TSK'nın topluma kendi kafa biçimini vermeye kalkıştığı Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı belgeyle ispatlanmış durumdadır. Kendileri de bunu dolaylı yolla kabul ediyorlar. Eğer bu maceracılardan darbe heveslilerinden kurtulamazsak darbeler Türkiye’nin kaderi olarak devam edebilir. Aşağıda alıntıladığım satırlarda Şamil Tayyar arkadaşım bu cuntacıların kontrgerillacıların durumunu çok güzel özetlemiş:

Onlar Türkiye’nin ayak bağıdır, milletin asıl düşmanlarıdır. Samimi olanları tenzih ederek söylüyorum, ‘bölücülük’ veya ‘irtica’ ambalajına sardıkları tehdidi kendileri yaratıp kendileri oynuyorlar. Ve maalesef, bu kesim TSK içindeki bazı unsurlardan ideolojik, istihbari ve operasyonel güç alıyorlar. Taraf Gazetesi’nin açığa çıkardığı ‘toplumu yeniden yapılandırma’ projesiyle ilgili Genelkurmay’ın açıklaması da kanımca TSK içinde bu unsurların varlığını teyit anlamına gelecek ifadelerle dolu. Nitekim, 27 Nisan Bildirisi’nden sonra da benzer kaygılar gündeme gelmiş, bildirinin kaleme alınması ve yayınlanmasında bazı unsurların Büyükanıt’ı güç durumda bıraktığı iddia edilmişti. Bu durum, başta TSK’ni yıpratıyor ama en büyük zararı Türkiye’ye veriyor. Türkiye’nin birleşme yerlerine jilet atılmaktadır.

‘Dünyada bu kadar saldırıya uğrayan başka bir silahlı kuvvetler var mı?’ diye soran Büyükanıt, şekil bakımdan haklıdır ama esas itibariyle buna katılmam mümkün değil. Çünkü o zaman şunu sorarlar: Dünyada (muz cumhuriyetleri hariç) başbakan- bakan asan, 10 yılda bir darbe yapan, yönetime el koyamayınca tankları yürüterek demokrasiye balans ayarı gerçekleştiren, Genelkurmay karargahında milletvekili borsası kuran, başbakana alenen küfreden, siyasete-yargıya müdahale eden, toplumu biçimlendirme projesi geliştiren ve herkesi fişleyen başka bir silahlı kuvvetler var mı?

Kusura bakmayın Sayın Paşam. İğneyi başkasına batırırken çuvaldızı kendimize batırmazsak kimse bizi samimi bulmaz. O nedenle ‘yıpratma’ iddiasını bir bahaneye dönüştürmeksizin sepetteki çürük elmaları atarsak bütünü koruyabilir ve ‘saldırı’ diye tanımladığınız hak-hukuk mücadelesinden alnınızın akıyla çıkarız. Ayrıca, siyasetçilerin açmaza düştüklerinde başvurduğu ‘Bakın o gazeteye, kim finanse ediyor’ kolaycılığı da kurtarmaz.

O açıdan ağustostaki Yüksek Askeri Şura, tarihi niteliktedir. Cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı, gerekirse kara kuvvetleri komutanı şuradan önce bir araya gelmeli ve TSK içindeki cuntacı artıkları temizleme konusunda ortak irade geliştirmelidir.

Taraf’ın yayınladığı bu son plan, 27 Nisan Bildirisi ve Ergenekon soruşturması gibi güneşin kaybolmaya başladığı anlarda gölgeleri büyüyenleri herkes biliyor; Gül de, Erdoğan da, Büyükanıt da, Başbuğ da...

Artık herkes gölge oyunundan vazgeçsin. Türkiye’yi kaosa sürüklemek ve kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen cuntacılara karşı iş birliği yapsın. Daha şeffaf bir yönetim, daha güçlü bir demokrasi ve daha saygın bir TSK için buna ihtiyacımız var.
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=165596



genç siviller,
21 Haziran 2008, Cumartesi 05:19

21 Haziran 2008 Cumartesi günü, saat 17.00'de Tünel'de toplanıp Taksim Tramvay durağına gidiyoruz. Demokrasiden, adaletten, özgürlükten yana ve darbeye karşı, bir ses çıkartmak için. GELİR MİSİN?
21 Haziran 2008 Cumartesi Günü, yılın en uzun, en aydınlık en beyaz günü. İşte o gün 50 yıldır cesaret edemediğimiz, hep geç kaldığımız bir şeyi yapmak için toplanacağız. Demokrasiden, adaletten, özgürlükten yana ve darbeye karşı bir ses çıkartmak için. O sesi 27 Mayıs 1960’da çıkaramadık. Bir başbakan gözlerimizin önünde asıldı. 27 Mayıs’a sessiz kalışımızın bedelini 12 Mart 1971’de hayatlarının en güzel çağındaki gençler ödedi. Yine sessizliğe gömüldük. Ve o sessizliğin de bir bedeli vardı. 12 Eylül 1980’de yüz binlerce genç o bedeli ödedi, biz yine sessizce izlerken. Tarih tekerrür etti. 12 Eylül 1980’nin sessizliğine doğan kızlar 28 Şubat 1997’de üniversite kapılarından başörtüleri yüzünden geri çevrildi, kaçınılmaz bedeli bu kez onlar ödedi. Sessizdik. Sessizliğimiz cesaret verdi. 27 Nisan gecesinin sessizliğini bir e-muhtıra bozdu. Karanlıklar içinde sessizce Susurluklar, Şemdinliler oldu, Ergenekonlar kuruldu, Savcılar linç edildi. Sessizliğimizden cesaret alanlar hukukun arkasına saklanıp siyaseti tehdit ettiler.
Şimdi yılın en uzun ve en güzel günü şehrin orta yerinde sessizlik yeminlerimizi demokrasiden, vicdandan, adaletten yana derinlerden gelen bir uğultu sesiyle bozuyoruz. Kepenkleri indiriyoruz, televizyonu kapatıyoruz, yemeğin altını söndürüyoruz, işimizden izin alıyoruz birlikte İstiklal Caddesi boyunca bir akşamüstü yürüyüşüne çıkıyoruz. Tek renk, tek slogan, tek pankartla. Beyazlar içinde.
Bir daha karanlıklar üzerimize çökmesin diye, Kırıp dökmeden, kimseyi üzmeden olan bitenden rahatsız olduğumuz bilinsin diye, Yıllardır süren sessizliğimizin bedelini bir daha çocuklarımız ödemesin diye, Biliyoruz çok geç kaldık ama daha da geç kalmayalım diye, Bu kez iş işten geçmesin, ağır çekim darbe amacına ulaşmasın diye, Demokrasiden, siyasetten, özgürlükten, yeni bir sivil anayasadan yana; yargı darbesine, darbe tehditlerine karşı vakur bir ses çıkarmak için, ilk sivil bir uyarıyı vermek için, Yargı darbesiyle işlevsizleştirilen meclise dokunmayın demek için…
21 Haziran 2008 günü, yılın en uzun, an aydınlık, en güzel, en berrak günü bir akşamüstü şehrin orta yerinden, Tünel’den Taksim’e doğru sessizlikten bir ses olup yürüyoruz. Gelir misin?
Not: Saat 17:00'de Beyoğlu-İstiklal Caddesinin bitiminde Tunel Durağında buluşarak, basın açıklaması için taksim'e gidiyoruz. DARBEYE KARŞI 70 MİLYON ADIM

YORUMLAR (32) merve / 17 Haziran 2008 18:30
sonuna kadar destek,inş katılan çok olur,Anakarada da olmalı aynısı
KADİR BULADI / 17 Haziran 2008 11:39
SOKAKLAR TAŞMALI ÖYLE BİR SESİMİZ CIKMALIKİİ O YÜRÜYÜŞTE SESİMİZ TÜRKİYENİN HER KÖŞESİNE HER SOKAGINA YAYILMALI CUMARTESİ TÜNELDE BULUŞALIM
sürgün / 17 Haziran 2008 02:58
çoook uzaklarda...o darbelerin sürdüklerinden biriyim..en önde o yürüyüse katılmayı nekadar çok isterdim..
kemal aflaz iskenderun / 16 Haziran 2008 23:16
ilgi duyma be kardeşim şimdiye kadar nerdesiniz ıstanbulda gorusuruz insallah ama ben bunun burda kalmasını istemiyorum dıger ıllerede yansıtılsın ilgşnşzi bekliyorum
sena / 16 Haziran 2008 22:49, meryem ç.tekin / 16 Haziran 2008
heryerde yazıyor ya hu. bir kez daha... 21 Haziran 2008 Cumartesi günü, saat 17.00'de Tünel'den Taksim'e yürüyoruz. Demokrasiden, adaletten, özgürlükten yana ve darbeye karşı, bir ses çıkartmak için. GELİR MİSİN?
emre demir / 16 Haziran 2008 21:37
tünel derken karaköy deki tünelin oradan mı yoksa istiklalin sonundan mı bahsediyrsunus. biri aydınlatrsa çok sevinirim. inş. bende olucam orda. darbeye hayırrrrrrrr!!!..
meryem ç.tekin / 16 Haziran 2008 19:37
gelmek istiyoruz... bizde bu anlamlı yürüyüşe katılmayı düşünüyoruz ama nerde toplanılacak bu konuda ayrıntılı bilgi alırsak seviniriz...
büşra karadeniz / 16 Haziran 2008 19:25
durmak yok yola devam darbecilere Diojen gibi diyoruz ki:gölge etmeyin başka insan istemiyoruz!SBS'de olacağım ama gönlümüz sizinle. ibrahim bartan / 16 Haziran 2008 19:10
yaşasın Türkiye. selamlar . cesurca mücadeleniz ve azimli hak arayışlarınızı takdir ediyor ve allah yardımcınız olsun diyorum. kahrolsun darbeler ve hak ve halk düşmanları
ibrahim / 16 Haziran 2008 18:47ANKARA!!!
Ankarada da olması gerekir aynı saatte çok güzel bi düşünce.Hayata geçmesi gerekiyordu. Teşekkürler.
cenk / 16 Haziran 2008 17:58
Gelebilirim olmaz.. Bence Ayaklarımız yere basarken henüz gitmeliyiz.. İnşallah bende orda olcam
EROL KONUK / 16 Haziran 2008 17:34
GELİRİM!!! Çatık kaşlı,kendisini devletin mutlak sahibi sanan, halk'ı hiçe sayan darbecilere; düşüncelerinin yanlış olduğunu yürüyerek tepki göstermek için varım!!!
Köksal ERAVCI / 16 Haziran 2008 16:13
70milyonadim.org diye bir site gelmiyor? Destekliyorum ve Ankara'da da böyle bir yürüyüş düzenlenmesini istiyorum.
Abdullah Yorulmaz / 16 Haziran 2008 16:09
Bravo Genç Siviller! Kutluyorum Sizi!Boşuna dememişler;" akıl yaşta değil baştadır" diye!Genç Sivillerin keşfettiği;"bu ülkenin ufkunu karartan şey,askeri vesayet rejimidir" gerçeğini,ne yazıkki hala bazı koca koca proflar,köşe yazarı şeyhler,dedeniz yaşındaki siyasetçiler idrak edememiştir.Genç Siviller Hareketini gönülden destekliyor,Milletin bu Harekete teveccüh edeceğine gönülden inanıyorum.Başarılar Diliyorum.Selam ile...
mustafa / 16 Haziran 2008 12:09
uut veriyor. genç sivillerle ilgili bazı eleştirilerim var ancak bu eylem çok yerinde ve umarım beklenenden çok daha kalabalık olur. Orda olacağım!
M.Reşat Öztekin / 16 Haziran 2008 12:04
Biz Sanki bu vatan bizim değil ,sanki bizler bu vatan için hiç fedakar olmadık! Birilerinin şöyle bir düşüncesi var ''bu vatanı biz kurtardık ozaman bu ülkeyi biz yönetiriz'' peki ya çanakkalede şehit olan diyarbekirli mehmetle erzurumlu ahmet kimdi! bu vatan hepimizin diyince herkes saygı duyuyor evet hepimizin diyor. Halktan birileri demircinin oğlu, belediyede işci olarak çalışmış birileri hlakın teveccühünü kazanınca en üst makamlara gelince ozamanda diyorlarki bu vatan sizin ama okadarda sizin değil bunu hep söylediler artık söyleyemeyecekler
Mustafa Kopar / 16 Haziran 2008 00:43
Tiananmen – Taksim. 5 Haziran 1989'da Tiananmen meydanında tankların önünde elinde poşetleriyle dikilen o genç de beyaz bir gömlek giyiyordu ve tek başına onlarca tankı durdurabilmişti. Bugüne dek kaydedilebilmiş en etkileyici görüntülerden birisi olmuştur benim için. Bu ve benzeri tavırların sergilenebilmesi açısından Türkiye'de birçok fırsat gelmiş olmasına rağmen -açıklamada da belirtildiği gibi- büyüklerimiz hep sessiz kalmayı tercih etmiş. Umarım bu bir başlangıç olur ve gerek bireysel gerekse de kitlesel olarak çoktan konulmuş olması gereken tavrı koyabiliriz.
alpican / 15 Haziran 2008 22:41
her şeye rahmen sessiz kalmıyacazz mutlaka geleceğim DARBE YAPMAK İÇİN FIRSAT KOLLAYAN GÖLGELERE DARBE İNDIRCEZZ
temur aksoy / 15 Haziran 2008 21:59
öz hakiki stk. bodrumda olduğumdan denizde yüzerek destek vericem....şaka bir yana,genç siviller Türkiyede sivil toplumun nasıl örgütleneceği konusunda resmen döktürüyor.sinan aygün acab a izliyor mu.hepinizi kutlarım;harika işler yapıyorsunuz
osman şimşek / 15 Haziran 2008 20:20
Keşke... Keşke orada olabilseydim kesinlikle gelirdim. Ama maalesef Nevşehirde ikamet etmekteyim. Katılın arkadaşlar. Ülkemde bedel ödemeden demokrasinin yerleşemeyeceğini öğrendik zannedersem. O zaman gelin bu bedeli hep birlikte omuzlayalım... Sevgi ve saygıyla...
sivilce / 15 Haziran 2008 19:26
keşke orda olabilsem genç sivillere sonsuz teşekkürler. umarım bu bir başlangıç olur ve müthiş bir katılım olur.
ömer balcı / 15 Haziran 2008 18:02
Gelmeye çalışacaım.Ama kalbimiz hep sizinle..
m burak / 15 Haziran 2008 17:41
bravoooooo işte böyle bir mitingi protestoyu bekliyordum ordayım gelecekte keşke böyle bir yürüyeşe katılsaydım dememek için orda olacam
zehra ŞaNAL / 15 Haziran 2008 16:15
selamlar Bu etkinlik oldukça heyecan verici acaba eşzamanlı olarak ankara'da düzenlenemezmi ?
Olgun ŞENER / 15 Haziran 2008 15:111
Hafta sonra da Ankara'da akşam yürüyüşüne çıkmak güzel olur. Merhabalar, Gelebilen herkesi kutluyorum. Ben, Ankara'dan katılamayacağım. Benim gibi gelemeyenler için Ankara'da 1 hafta sonra akşam yürüşünü tekrar etmek nasıl oılur?
murat soysal / 15 Haziran 2008 03:31
***biz askerlerde rahatsızız*** ...genç siviller kadar biz genç üniformalılarda olanlardan rahatsızız, bunu tüm içtenliğimle ve ordunun içinden biri olarak rahatlıkla söylüyorum..ve benim gibi binlercesi...sadece devlet hazinesinden geçinen ve başka çaresi olmayan bizlerin herşeyin farkında olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim..içiniz rahat olsun, şimdi şuanda veya daha sonra askeri darbe girişimi olduğunda bizler bu karara uymayacağız...milletin verdiği vergilerle maaş alan ve yine bu vergilerle milletin sınırlarını koruyalım diye verdiği silahları yine millete kullanmak kadar ahlaksız ve aşağılık bir durumu kabul etmiyoruz..artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak..rahat olun artık bizler sessiz kalmayacağız....artık huzur istiyoruz...artık demokrasi istiyoruz..artık zenginleşmek ve hukukun üstünlüğünü hissedip rahat bir uyku ve çocuklarımıza sorunsuz bir gelecek istiyoruz...generallerin maşası olmayacağız...biz bunları söylerken artık siyasilerde hesap sorsun onlara, yaptıkları, yapacakları ve yapmak istedikleri hukuksuz tüm davranışlarından.....ben askerim...benim görevim milletimi korumaktır...ondan korkmak değil....bu ucube yaşlı mahluklardan kurtulma zamanı gelmiştir...lütfen rahat olun artık ordunun içinde genç astsubaylar bu durumdan rahatsızız.......artık susmak yok....demokrat ve hukukun üstünlüğüne inanan generallerin emrinde çalışmak istiyoruz...diğerlerini görmek istemiyoruz....ve bu gidişi durdurmaya muktediriz.....artık milletin yüzü gülsün....ve biz de aynı geleceğe sahip milletimizin ayrılmaz parçasıyız....lütfen artık rahat olun.....
iso / 14 Haziran 2008 23:30
kesinlikle iki elim kanda olsa ordayım.çocuklarımızın geleceği için ordayım.karanlık görüşmeler artık son olsun,kendi koydukları kanunları kendilerinin çiğnemeleri son bulsun diye ordayım.kendilerini beyaz türk diye isimlendirip halkın çoğunluğuna yapılan zenci muamelesi ağırıma gittiği için ordayım.sessiz kalındığı için menderesi asanların bu sefer amaçlarına ulaşamayacağını göstermek için ordayım.
ibrahim küçükkürtül / 14 Haziran 2008 23:13
k.maraşlı genç sivil.. slm arkadaşlar.yürüşünüze katılmayı çok isterdim .k.maraşta olduğumdan gelemiyorum. hareketinizi canı gönülden destekliyorum.darbelere hayır.tam demokrasiye evet.
sena / 14 Haziran 2008 22:56
saat akşamüstü derken saat kaçta yani ? saat 17:00 şahane bir yürüyüş olacak.
SÜLEYMAN GÜRSES / 14 Haziran 2008 21:45
GÖNÜLDEN DESTEK GELEBİLMEM İMKANSIZ.ANCAK BÜTÜN KALBİMLE,BENLİĞİMİN HER BİR ZERRESİ İLE ORADAYIM!
ÖMER BALCI / 14 Haziran 2008 19:11
SAAT akşamüstü derken saat kaçta yani
Ahmed Colakoglu / 14 Haziran 2008 19:01
Tabanlar sert vursun Darbeye karşı hep birlikte yürümeliyiz. Tabanlarımızı yere oyle sert vuralım ki postal sesleri duyulmaz olsun. ... ve o gün beyazlar giyinelim ki kara cübbelilerin cübbeleri görünmez olsun.



Abdullah Harun - Site Yöneticisi,
19 Haziran 2008, Perşembe 03:03

DARBE ÖZLEMCİLERİNE BİR DARBE DE SEN VUR! 21 HAZİRAN 2008 CUMARTESİ 17:00'DE TÜNEL'DEN TAKSİM'E YÜRÜYORUZ. BEN VE TÜM SİTE MODERATÖRÜ ARKADAŞLARIM ORADA OLACAĞIZ. BUGÜNÜMÜZÜ, GELECEĞİMİZİ, GELECEK NESİLLERİMİZİ KARARTMAK İSTEYENLERE KARŞI ELİMİZDEN NE GELİYORSA ARDINA KOYMAYALIM. ÇANAKKALE'DE DÜŞMANA DİRENEN KAHRAMAN DEDELERİMİZİN TORUNU OLDUĞUMUZU GÖSTERİP DİRENELİM. SADECE SEÇİMDE OY ATMAK YETMEZ. ELİMİZDEN NE GELİYORSA YAPALIM. ÇOCUKLUĞUMUZ BU UĞURSUZLARLA GEÇTİ BUGÜNÜMÜZ ÖYLE AMA ÇOCUKLARIMIZINKİNE GELİNCE ORDA DURUN EY UĞURSUZLAR!..



İbrahim,
17 Haziran 2008, Salı 06:20

Alçak adi kontrgerillacılar, halktan, göbeğini kaşıyan insanımızdan nefret eden, kendisini onun tepesinde gören şerefsizler! Ne kadar çırpınsanız da boş! Siz istediğiniz kadar bir araya gelin toplanın halkımızda seçimde bir araya gelip toplanacak! Dünyanın ve Türkiye’nin değiştiğini bir türlü fark edemiyorsunuz ya da kabullenemiyorsunuz! Türkiyem, gölgelerin üzerine geldiği sıkışık anlarda güneşin doğuşuna defalarca şahit oldu. Yine olacak. Kontrgerillacılar Demirel’in adamlarından, sağcı bilinen ama son seçimde chp’den aday olmaya çalışan İsmail Amasyalı'nın evinde toplandılar. Ne yazzikki halen köhnelesmis ve icindeki hirsi sag sol yaparak halktan cikarmak icin ugrasan bu zavallilar ortaligi karistirip kendileri kaos ürettiklerinin bilincinde, cünki bende yoksa baskasinda olmasin taktigi kullaniyorlar bundan hem Türkiye hemde Türk halki zarar görüyor onlarin umurunda degil. Kurtlar Vadisinde hepsi deşifre ediliyor zaten Bu ülkeyi yok etmek isteyen zalimlerin Devletin hangi stratejik kademelerinde adamları var kimlere hizmet ediyorlar yani aynı film deki gibi İskender Büyük ve adamları ve karşılarında Milletin bağrından çıkmış vatansever evladı zalimlere karşı olan Polat Alemdar... hangi hakla iyi tamam hoş Allah razı olsun oturmuşsunuz dertleşmişsiniz bizim iyiliğimizi düşünmüşsünüz falan filan da siz kimsiniz yahu?? kim verdi size benim(halkın) adına düşünme, karar alma ve gereğini yerine getirme yetkisini...?! çok ilginç gülüyoruz halk olarak artık bazı insanların düştükleri durumlara neymiş efem memleket kötüye gidiomuş mecliste bişey yapamıyomuş ozaman biz olaya el koyalım mış:)))) komikşeyler sizi.. Hem siviltoplumu yanınıza alamadığınızdan yakınıyor hem fakirlere para dağıtılıyor diye şikayet ediyorsunuz. Halk nasıl gelsin sizin yanınıza. Halk size ancak iki parmağının arasından üçüncü parmağını gösterir. Neyse.. Darıca'da geçtiğimiz cumartesi günü verilen yemekte eski siyasetçi, emekli asker, bürokrat, gazeteci ve işadamları 9 saat gündemi tartıştı. Sivillerin ülkenin kaosa gittiğini ve Meclis'in çaresiz kaldığını savundular. Perpa Başkanı Mithat Yümlü, iktidarın, yolsuzlukları daha büyük boyutlara getirdiğini, elde edilen paraların bir kısmını fakirlere dağıtarak oy topladığını iddia etmiş. Eski Türk-İş Başkanı Salih Kılıç, Türkiye'de 29 tarikat olduğunu öne sürmüş, sivil toplum örgütlerinin güçsüzlüğünden yakınmış. En ilginç konuşmayı ise İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak yapmış. Rektör seçimlerini hatırlatan Parlak, "Yakında 24 üniversiteye rektör atanacak. Üniversiteleri ele geçirdikleri takdirde Türkiye çok zor durumda kalır." ifadelerini kullanmış. Ev sahibi Amasyalı, AK Parti'nin yüzde 99 kapatılacağını, kapatılması gerektiğini savunmuş. Hızını alamamış ve "27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinden bir gün sonrası için B planı yoktu. Bu yanlıştı, bugün olması lazım. Mevcut partinin içinden birileri çıkacak. Bunlar yanlış. Yeni bir siyasi yapı kurulmalı. Türkiye'nin buna ihtiyacı var. Ülke kaosa sürükleniyor, Meclis'in buna çare bulamıyor. Anayasa Mahkemesi'nin Meclis'in iradesini yok saydığı da kuru laftır. “ demiş. Toplantıya katılanlardan Orhan Gencebay, kendisinin 2-3 saat durup ayrıldığını ve sanat anlattığını söylemiş(!) Acaba ne demiş olabilir?!. Muhtemelen patlattığı bir arabesk eşliğinde efkarlanarak kafayı çekmiş kadere küfretmişlerdir. 2004’te de Amasyalı’nın evinde benzer bir örgüt toplantısında 'darbe çağrıları' yapılmıştı. Bazı siviller "Darbe istiyoruz paşam, ordu neden bu kadar bekledi?" diye sorunca paşalar ise "O dönem bitti çocuklar, artık bu olmaz. Böyle bir şey yapılırsa, AB orduyu mesul gösterir." karşılığını verdi. Bunun üzerine siviller, 28 Şubat benzeri bir müdahale istemiş. Amasyalı, TCK 153. maddesine göre askerleri kanunlara karşı itaatsizliğe teşvik sebebiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade verdi. Genelkurmay'ın çağrısıyla başlayan soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. DARBELERİN ÖNLENEBİLMESİ İÇİN BİZ HALKA DA GÖREV DÜŞÜYOR KANIMCA. YANİ HERİFLER NASIL KENDİLERİNİ YIRTIYOR MÜCADELE EDİYORSA BİZ DE BU KONTURCULARA KARŞI KONTUR KONTUR MÜCADELE VERMELİYİZ. SADECE SEÇİMLERDE OY KULLANMAK KESİNLİKLE YETERSİZ. MYDANI BOŞ BULAN BU KONTURCULAR DA GAK GUK DİYEBİLİYOR. Sözlerime burada son verirken, gerçeklerin bu kadar açık konuşulmasına imkan verdiğiniz için teşekkür ederim. Bir de görüşlerimi hangi başlık altına yazacağıma karar verirken zorlandım, daha derli toplu olabilir mi başlıklar acaba, iyi günler.



Recep Taşkın - Moderatör (Ahmet Altan-Taraf),
16 Haziran 2008, Pazartesi 06:25

Dün, Doğan grubunun dört gazetesiyle Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasını görünce “ne oluyor” dedim. Önce Genelkurmay’dan başlayalım. Genelkurmay’ın açıklamasında benim yazımdan alıntı yapıldığına göre mesele biraz kişiselleşiyor. En baştan şunu söyleyeyim ki üsluplarından hiç hoşlanmadım. Bunu her kim yazdıysa ya da yazdırdıysa üslubuna biraz dikkat etmeli, babaannemin deyimiyle, “ben sizin ağzınızın kaşığı değilim”, öyle aklınıza geleni yazamazsınız. Kullandıkları kelimelere bakın, “maksatlı, seviyesiz, bayağı, saldırgan.” Bence daha saygılı bir üslup seçmeye özen gösterin. Saygı görmek için saygı göstermek gerektiğini de hatırınızdan çıkarmayın... Bir kuvvet komutanı, Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinden biriyle gizlice buluşursa, bunu haber yaparız çünkü bu bütün ülkeyi ilgilendirir. “Suça bulaşmış iki kurum” dememden alınmışlar. Muhtıra vermek suçtur... Anayasa Mahkemesi’nin anayasayı çiğnemesi de suçtur. Suçlu duruma düşmek istemiyorsanız hukukun çizgileri dışına çıkmayın, yasaları çiğnemeyin. Genelkurmay, “yargı önünde hesap vereceğimi” söylüyor. Ben bu ülkede otuz yıldır yazı yazıyorum, o sanık sandalyesine çok oturdum. Sorun, yazarlar sık sık sanık sandalyesine otururken, suç işleyen generallerden hiçbirinin o sandalyeye oturmaması. Aramızda böyle bir eşitlik oluştuğunda Türkiye de düze çıkacaktır, emin olun. Ama en iyisi, hiçbirimizin o sandalyeye oturmadığı, herkesin hukuka saygılı olduğu bir ülke kurabilmektir. Bizim amacımız da zaten budur. Bunun için hukuka uymayan eylemleri eleştiriyoruz. Şimdi gelelim Doğan grubunun “dört” atlısına. Dördünün de pek sevimli olmayan bir telaşı var. Belli ki, gerçek gazetelerin “yeni bir 28 Şubat’ın oluşmasını” engellemek istemesinden rahatsızlar. Halkın iradesini ve sivil siyaseti devre dışı bırakacak her aranışa destek oluyorlar. Ordunun muhtırası, Anayasa Mahkemesi’nin anayasayı çiğnemesi onları hiç huzursuz etmiyor ama “gizli” buluşmalar ortaya çıkınca, bu gerçeği gözlerden saklayabilmek için kendilerini parçalıyorlar. Aynı grubun dört gazetesi birden bize ateş ediyor. Bu gazetelerin hepsinin de aynı insana ait olması herhalde tuhaf bir “tesadüf”. Bu gazetelerin yöneticileri, bizim gerçekleri yazmamamızı engelleyebilmek için bizimle bir çatışmaya girmek istiyorlar sanırım. Denesinler bence. Dürüstlüğün öfkesiyle, “bükülmüşlüğün” kurnazlığı çarpıştığında kimin kazanacağını görelim. Bakalım kim acı çekecek, kim rezil olacak. Bu ülkede, bazen muhtırayla, bazen yasaları çiğneyen hukukla, bazen Ergenekon çetesiyle demokrasi dışı bir darbe gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Eski deyimle söylersek, saflar da ayrışıyor. Bizim yerimiz belli. Onların yeri de artık iyice açığa çıktı. Hadi bakalım darbenin “iyi çocukları” gösterin gücünüzü. Bir gücünüz varsa tabii... Ahmet Altan, Taraf Gazetesi, 15 Haziran 2008, http://www.taraf.com.tr/Detay.asp?yazar=6&yz=919



Hasan Cemal - Moderatör,
12 Haziran 2008, Perşembe 04:20

Mustafa Erdoğan (Anayasa Hukukçusu): BU BİR DARBEDİR. Darbeyi durdurmak için şunlar yapılabilir: Artık bir mahkeme olarak nitelendirilemeyecek ‘Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliğini iptal eden ve yürürlüğünü durduran son kararı, daha önceki mahut ‘367 kararı’yla birlikte düşünüldüğünde, Türkiye’nin rejimiyle ilgili olarak yepyeni bir durumla karşı karşıya olduğumuz açıktır. Bu bir darbedir. ‘Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’nın açıkça kendisine yasakladığı yetkileri kullanmak ve Meclis’in tali kurucu iktidar yetkisini gasbetmek suretiyle yaptığı şey, aslında Anayasa’nın kendisini iptal etmektir. Bu durumda artık ‘Anayasa Mahkemesi’nin kendisi de ‘anayasal’ bir organ olmaktan çıkmış ve de facto egemen haline gelmiştir. Bu ‘yargı darbesi’nin Anayasa’nın askeri bir cunta tarafından yürürlükten kaldırılmasından özünde bir farkı yoktur. Askeri darbe kaba kuvvete dayanırken, bu darbe resmi mahkeme görüntüsünün saygınlığının kötüye kullanılmasına dayandırılmıştır. Bu biçimsel fark dışında, her ikisinde de sonuç aynıdır: Anayasal düzen ortadan kaldırılmıştır. Yeni fiili rejimi ‘yargı diktatörlüğü’ olarak tanımlayabiliriz. Bu rejimde ‘kuvvetler ayrılığı’nın yerini artık ‘kuvvetler hiyerarşisi’ almıştır. Bu hiyerarşinin tepesinde resmi adıyla Anayasa Mahkemesi yer almaktadır. Bu sistemde, demokrasi teorisi açısından artık bir ‘parlamento’ olarak adlandırılmasına imkán olmayan TBMM de bir ‘danışma meclisi’ne dönüşmüştür, tıpkı askeri darbe dönemlerinde olduğu gibi.

Bu yeni rejimin kaderi de bir yandan Avrupalıların öbür yandan da TBMM’nin benimseyeceği tutuma bağlıdır. Çünkü, demokratik siyaset imkanının ortadan kalktığı bir devlet hem Avrupa Konseyi üyeliği hem de Avrupa Birliği üye adaylığı ehliyetini kaybetmiş demektir. Onun için, Avrupalıların bu durumun gerektirdiği şekilde tavır almaları gerekmektedir.

TBMM’ye gelince, onun da bu darbe girişimini çeşitli şekillerde etkisiz kılma imkánı vardır. Çünkü, böyle bir rejim krizinde, bir olağanüstü durumda halk adına inisiyatif almaya yetkili olan yegáne organ Meclis’in kendisidir. Meclis ilk olarak, ‘Anayasa Mahkemesi’nin bu kararını tanımadığını göstermek üzere hem kamuya hitap eden bir deklarasyon yayımlayabilir, hem de yürütme ve idareye bu kararı yok saymaları emrini verebilir. Eğer bunu yapamıyorsa, anayasal düzenin restorasyonunu sağlayacak bir ‘kurucu meclis’ oluşturmak üzere bir an önce halka gitmesi gerekir. Bu noktada, Meclis içindeki muhalefetin bu meselede alacağı tutum son derece önemlidir. Açıktır ki, muhalefetin ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararını desteklemesi ‘kendi bindiği dalı kesmek’ olur. Çünkü, son kararıyla ‘Anayasa Mahkemesi’ aslında iktidar çoğunluğunu değil, doğrudan doğruya Meclis’in kendisini hedef almış ve onun yetkisini tanımadığını ilán etmiştir. ‘Artık yasakoyucu da anayasa koyucu da Meclis değil benim’ demiştir. Bu yargı darbesine sessiz kalarak koltuklarında oturmaya devam edenler demokratik meşruluklarını yitireceklerdir.

Bu iptal kararından sonra siyasi aktörlerin yanında Mahkeme’nin sürekli azınlıkta kalan iki üyesinin de yapması gerekenler vardır. Onların yerinde ben olsam şöyle düşünürdüm: ‘Madem ki, burada kararlar, neredeyse hiç şaşmaksızın, hep çoğunluğun ideolojisi doğrultusunda çıkıyor ve hukuk bu çoğunluğu hiç ilgilendirmiyor; o zaman bizim burada durmamız bir tek şeye, bu durumu meşrulaştırmaya yaramaktadır. Bu durumda ahlaken en doğru olan istifa etmektir.’ (http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=163525)



Abdullah Harun,
5 Haziran 2008, Perşembe 04:23

Darbe günlüklerini yayınlayan gazeteci alper görmüş delil yetersizliğinden beraat etmiş ama elindeki darbe günlüklerinin doğruluğu mahkemece araştırılmadan olay adeta kapatılmıştı. Ama büyük bir başka cesaret örneği olarak aynı mahkemenin savcısı olayın kapatılmasına tepki gösterip mahkemenin devamı için dilekçe verdi ve darbecilerle onların arkasındaki güçlerin moralini bozdu. Şemdinli mahkumlarını soruşturan cesur savcı Ferhat Sarıkaya, mahkumları cezalandıran cesur van mahkemesi üyeleri, Ergenekon olayını şu ana kadar istikrarla soruşturan cesur savcı Zekeriya Öz ve şimdi darbe günlükleri olayının örtbas edilmesine razı olmayan cesur savcı Süleyman Aydın. 'darbe günlükleri'ni yayınlayan alper görmüş suçsuzsa birisi suçlu!' diyerek mahkeme kararını eleştirerek kamu adına davanın devam ettirilmesini istedi. Hakikaten Türkiye’de güzel gelişmeler oluyor. Olumsuz gelişmeler de oluyor şüphesiz ama onlar geri çekilenlerin gittikçe zayıflayan beyhude çırpınışları. Millet, kendi iradesine sahip çıkmanın anlamını kavradı ve gittikçe artan bir ivmeyle bunu yapıyor.

Üniversiteler’de yargıda orduda vb.de çeteler var şüphesiz. Bunların derdi atatürkçülük değil, kendi menfaatleri. Birbirlerinin pisliklerini örterek güya devlet yönetiyorlardı. 2002 seçimleri öncesini düşünün. “Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içindeydiler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, Irak-Romanya-Rusya-Çin vb. gibi ülkelerdeki azınlıkçı baasçı müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit etmişlerdi. Millet, fakrü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüştü.” Ne millet onların umurunda ne de Atatürkçülük. Baasçı inönü dönemini Atatürkçülük diye yutturuyor, Atilla Yayla gibi bir öğretim görevlisi eleştirmeye kalksa hemen Gelileo gibi aforoz edip bastırmaya çalışıyorlar. Gerçekler birgün ortaya çıkar, eğer sakladığınız bir şey yoksa kendinize güveniyorsanız tartışmaktan korkmazsınız.

İnanın gerçekten de milletin derdi onların derdi değil, Atatürkçülük de değil. Adam bir anayasa kitabı fırlatıyor olan halka oluyordu. Yandaşı basın ise “adam ne mübarek, kırmızı ışıkta duruyor” diye göz boyuyor gerçekleri çarpıtıyordu. Halkın seçtikleri yasa yapıyor o ise veto ediyordu. Halkın oyuyla iktidar olamayanlar çetelerini kullanarak bunu yapmaya çalışıyorlar. Bunlar Ferhat Sarıkaya’yı savcılıktan atıyor, Van mahkemesinin Şemdinli çetecilerini mahkum eden kararlarını inanılmaz desteksiz bir gerekçeyle reddediyor ve mahkemeyi başka yere aldırıyor, darbe günlüklerini resmen örtbas etmeye çalışıyorlar. Yine inanılmaz bir yıllar öncesi jargonuyla (diliyle) yazdıkları, kin ve nefret saçan, gazete küpürleriyle doldurdukları iddianameyle halka meydan okuyorlar ve sen seçersen ben de seçtiklerine böyle yaparım diyorlar. Ama emin olun, kesinlikle emin olun ki, bu hamlelerinin hesapladıkları sonucu getireceğinden emin değiller, korkuyorlar.



Recep Taşkın - Moderatör (Nevzat Tarhan, Haber7),
21 Nisan 2008, Pazartesi 05:18

Yasemin Congar’ın yayınladığı ‘Yargıya baskı iddiası’ gazetecilik başarısı idi. Ancak on gün sonra cevap gelebildi. Her şeyin gizli kalacağı ve bu milletin saf olduğu ön kabulü ile yapılan seri yanlışlar ortaya çıktı. İttihatçı gelenekten gelen generaller darbeci cumhuriyet döneminin bittiğini demokratik cumhuriyet dönemini başladığını itiraf edemiyorlar. Ancak kalplerine korku girdiği için lafı eğip büküyorlar, kelimelerin arkasına saklanıyorlar.

Harp Akademileri’nde liderlik derslerinde açık ve net olmamayı korkaklığın bir türü olarak öğretirler. Cesur olmayan bir komutan güven vermez ve savaş gücünü yitirir. ‘Ya 367 ya darbe’ diyenler seçim darbesi ile tornistan ettiler. Kaptan-ı derya Karahanoğlu tornistanı iyi bilir. Eski özgüveni olsaydı 2006’daki gibi gürlerdi. 2006’da Oramiral Yener Karahanoğlu Deniz Harp Okulu’nun açılış töreninde esip gürlemişti. “Ya bu ülkeyi terk edecekler ya da Anadolu denizinde boğulacaklar” sözleri halen hafızalarımızda. Denizde kim boğuldu acaba?

‘Valla billa yapmadım’ moduna geçmiş bir Oramiral. Yazık çok yazık… Darbenin gizliliği ve kuralları varmış... Şecaat arz ederken sirkatini söylemek diye herhalde buna denir. Darbeyi unut Sayın Amiral? Hangi çağda yaşıyorsun? Millete tepeden bakmayı bırak, vatan sevgisi senin tekelinde değil! Senin gibi düşünmeyenler karşı devrimci değil! Cumhuriyetimiz ergenlik dönemini çoktan bitirdi. Korumacı ebeveyn gibi davranma! Biraz topluma güven, kafandaki vesayeti kaldır! İnsanımıza değer ver, ordu evinden dışarı çık, halkın arasında dolaş. Özgüveni ayağa kalkmış Türkiye’ye engel olma.

Her neyse… Son olaylarda çeşitli tuhaflıklar var.

Birincisi E.Dz.K.K.Oramiral Yener Karahanoğlu ‘Yazılanların hiç birisinin benimle alakası yok’ diyor. Genelkurmay Başkanı ile alakası yok demiyor. Zaten askeri sistemimizi bilenler üstlerin onayı olmadan böyle bir girişim olmayacağını da bilirler. Doğru olan Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi açıklamasıdır, tabii olursa.

İkinci çelişki 27 Nisan e-muhtırasının 367 oylaması arefesinde olmasının bir tesadüfmüş gibi aymazlıkla davranılması, örtülmeye çalışılmasıdır. Bir komutana yakışan şey toplumdan özür dilemektir. Kelimelerin arkasına sığınmak değildir. 28 Şubat brifinglerinde ‘yargıçlara uygulanan beyin yıkama’ unutulmadı. Herkesi sağır âlemi de kör mü zannediyorsunuz? Bizim insanımız saf olabilir ama asla aptal değildir. Söyleneni değil söylenmeyeni hissedecek kadar da sağduyu sahibidir. Satır arasını okumasını iyi bilir. Uygulanan psikolojik harekât taktikleri ‘Kurtlar Vadisi’ndeki Muro’nun bile makarası oldu.

Üçüncü iddia: Yüksek yargıçlar size karşı direndiler. “Torunlarıma izah edemem dediler.” Konuyu sessizce halledemediğiniz için alelacele ve gece internet muhtırası verdiniz. Şimdi de muhtıranın arkasında durmadınız. Eğer bu iddia doğru ise bu millet kendilerine yöneltilsin diye mi sizin elinize silah verdi! Düşününüz. Hiç asker böyle işi aceleye getirir mi? Ama niyet demokratik ve iyi niyetli olmadığından Allah şaşırtıyor. İnternet muhtırasında yer verdiğiniz çocukların ilahi okumaları, kutlu doğum haftası kutlamaları yine aynı şekilde devam ediyor. Peki neden susuyorsunuz?!

Dördüncü iddia şu: Anayasa Mahkemesi üyeleri aracıların telkinlerine ve internet bildirisine rağmen direndiler. Bundan sonra darbe ile tehdit edildiler. Sayın Tülay Tuğcu’nun ve Sayın Karahanoğlu’nun açıklamaları bu seçeneğin olmadığını gösteriyor.

Beşinci soru işareti asker kökenli Yüksek Mahkeme üyesi yoluyla baskı uygulanması yapıldı görüşüdür. Zaten Sayın Karahanoğlu görüştüğünü inkar etmiyor. Ama ayrıntı da vermiyor. İnternet muhtırası verecek kadar önemsediğin bir konuda arkadaşın gibi olan bir askeri yargıca ulaklık yaptırmayı ihmal et. Kusura bakmayın buna zekası 50 olanlar bile inanmazlar!

İki türlü baskı vardır. Birincisi negatif baskıdır. Bağırıp çağırma veya silahla, ölümle tehdit etmedir. Diğeri ise güçsüzlerin, korkanların veya karşı tarafı incitmek istemeyenleri yaptığı pozitif baskıdır. Şöyle örnek verebiliriz bir anne çocuğuna yüksek sorumluluk yükler. Başarılı olmalısın, en iyi olmalısın yoksa ailece çok şey kaybedeceğiz derler. Çocuk ağlaya ağlaya gizli öfke ile istenenleri yapmaya çalışır. İlk fırsatta da anne babaya düşman olur. Hem sevgi hem de öfke hissederler.

Bugün yapılanlara baktığımızda ‘Laiklik elden gidiyor, Cumhuriyet tehlikede‘ gibi dostlara uygulanan pozitif baskı yöntemini gözlemleyebiliyoruz. Bu psikolojik harekât yöntemi yargıya uygulanıyor diyebiliriz. Ancak yargıçlarımızın laik demokratik cumhuriyete en çok zarar verecek şeyin hukuksuzluk olduğunu bildiklerini bilmek istiyoruz. Pireyi deve yapan psikolojik harekat taktiklerine dikkat edelim! Askerden gelen telkinlere açık bir yargı sistemi çok ağır bir suçlamadır. Sayın Büyükanıt keşke darbe geleneğini bitirecek adımlar atabilse!

Kuleli mezunu psikiyatrist Prof.Dr. Nevzat Tarhan, 21 Nisan 2007, Haber7.com, http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=142465



Recep Taşkın - Moderatör (Sabah),
10 Nisan 2008, Perşembe 07:33

K.Alemdaroğlu'nu arayan İ.Ü.'den Doç.Dr. Ümit Sayın'ın "son gelişmelerin milli demokratik devrim ile biteceği"ni söylediği öne sürüldü.Ergenekon örgütüne yönelik operasyon kapsamında tutuklanarak cezaevine konulan İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ümit Sayın'ın teknik takibe katılan şok telefon görüşmeleri ortaya çıktı. Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'nu arayan Sayın'ın son gelişmelerin "milli demokratik devrim" ile biteceğini söylediği öne sürüldü. Sayın'ın, Alemdaroğlu'na telefonda, Ankara'daki görüşmelerinden, bütün komutanların "devrim" kelimesini kullandığına dikkat çektiği iddia edildi. Alemdaroğlu'nun o zaman ne beklediklerini sorması üzerine ise darbenin üst taraftan olmayacağını, 1960'taki gibi alt taraftan olacağını anlatarak, "Bir yerden patlak verecek. 3-5 ay önemli şeylere gebe. Telefonda konuşamayacağım şeyler var" dediği de iddialar arasında yer aldı. Sayın'ın, Turgay adlı kişiyle yaptığı görüşmede ise çok sayıda "Paşa" ya mesaj attığını ve mesajda Darbe yapılması için yüz tane neden var" dediğini anlattığı iddia edildi. (http://arsiv.sabah.com.tr/2008/04/10/haber,B576F840CD6348CEB7F81D0A2C0BE03C.html)



Bircan Yıldız - Moderatör (Ali Bayramoğlu-Y.Şafak),
3 Nisan 2008, Perşembe 04:04

Tek çıkış yolu var: Meydan okumak… Olana demokratik hamlelerle yanıt vermek… Gereken "demokratik bir seferberlik"tir, bunun için sivil ve demokratik bir anayasaya doğru hızla yol almak ve bunu referanduma sunmak gerekir… Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak, 3 Nisan 2008



Abdullah Harun (Yıldıray Oğur - Taraf), aharun@gmx.net
2 Nisan 2008, Çarşamba 11:15

DARBEYE KARŞI DİRENİŞİ BAŞLATIYORUM, VAR MISIN?
Kaç kişiyiz biz. Sayamadım. Ama bu yazıyı okuyan bir sen bir de ben kalalım, hiç mühim değil.
Darbeye direnişi başlatıyorum.Var mısın? Yıldıray Oğur'un yazısı

Bilmiyorum kaç kişiyiz biz. Sayamadım. Ama isterse bu yazıyı okuyan bir sen bir de ben kalalım, hiç mühim değil. Şu saat itibariyle darbeye direnişi başlatıyorum. Var mısın? Ne mi yapacağız? Önce konforumuzu bozacağız. Birkaç ay fedakârlık yapacağız. Hiç aklına gelir miydi bizim kuşağın da bu darbecilik meseleleriyle yıllarını kaybedeceği. Bak işte oldu ama. Şoku çabucak atlatıp, bari gelecek nesli kurtarmak için harekete geçmemiz gerek. İkna oldun mu? O zaman somut koşuların somut analizine geçelim. Şimdilik sadece iktidar partisini ve DTP’yi kapatıyorlar. Onlara oy verenler hâlâ açık. Televizyonlar, gazeteler de açık. Sıkıyönetim kanunları yürürlükte değil. Yani sivil bir direniş mümkün, demokratik ölçüler içinde yapılabilecek tonlarca şey var. Durum çok kötü gözükmüyor.

Ama rehavete de kapılma, iktidar gizli, yani daha tehlikeli. Metin aralarına sıkışmış darbeci şeytan. “Demokrasi diyor”, “Hukuk” diyor herkes. Kim dost kim düşman belli değil. Kim mavi, kim kırmızı kuvvet belli değil. Şeytan sağdan soldan yaklaşıyor. Hatta bazen “Ama onlar da kendine demokrat” diyor, “Sus bu kavgada işin yok”. “Yani ama”lara çok dikkat önce. En çok “ama”lar suça ortak. Yeter artık “Daha seçimlerin üzerinden kaç ay geçti” diye isyan etmeyi de bırak lütfen. Pek umurlarında değil senin şikâyetlerin, bilesin. Amerikan filmi repliği olacak ama “bu gerçeği kabul etsen artık iyi olacak dostum”.

Hem hatırlasana 27 Mayıs’ın kudretli generallerinden Cemal Madanoğlu “Demokrat Parti iktidara geldiği gün darbe hazırlıkları da başlamıştı” demişti. Anlaşılıyor ki AKP için de aynı şey geçerliymiş. Baksana daha 2004’te iki darbe teşebbüsünden ucuz kurtulduğumuzu öğrendik geçenlerde.

AKP’den sonsuza kadar kurtulmayı kafalarına koymuşlar, Kürtleri de susturmayı. Bu uğurda pek çok masum insanı öldürdüler biliyoruz. Gözlerini bayağı bir karartmışlar yani. AB hedefi gitmiş, ekonomi batmış umurlarında değil. “Ya statüko, ya ölüm” diyorlar. Böylece meşruiyetlerini kaybediyor, anlaşmayı bozuyorlar. Ve bir de meydan okuyorlar; Ne yapacaksan yap bakalım. İşte ne yapacaksak şimdi yapacağız.

Ama önce bir sakin olalım tabii. Paniğe mahal yok. İlk kez bir darbe olmuyor bu ülkede. Tamam, her kuşağın kendine has darbeleri var, herkes için kendi darbesinin yeri ayrı ama hikâyelerin hepsi aşağı yukarı da aynı. Onlar darbe yapmakta tecrübeliyse biz de darbe yemekte tecrübeliyiz.

O yüzden de bu kez amatörce davranmayalım bari. “Ama”larımızı demokrasi rayına oturuncaya kadar, siyasetin namusu kurtuluncaya kadar toprağa gömelim.

Darbeye direnirken karşımıza en çok “ama” engeli çıkacak. Ne çektiysek o “ama”lardan çektik zaten. Hiç de ders almadık “ama”ların başımıza açtıklarından. “Ama hiç huzur da kalmamıştı” demişti muhafazakâr halk 12 Eylül’de. Şimdi de 12 Eylül’de huzuru bozulanlar “Ama o AKP’lilerin babaları da bizi 6. Filo mitinginde dövmüşlerdi” diyor çocukça bir kindarlıkla. “Şimdi onları döv devlet amca, bizim için de iki tane vur.”

Bir de “ama”ları meşrulaştıran analizler var. Tanklar burnumuzun dibinde ama “Ordu-AKP ittifak yaptı”. Boş ver, yesinler birbirini. “Ama” çünkü “AKP-MHP muhafazakâr-otoriter ittifakı var”. “MHP kapatmacılarla ittifak içindeymiş nasıl dersin bunu hâlâ?” diye üsteleme. “Analize gerek yok, AKP de faşistmiş zaten” saadetlerini bozma!
Darbeye karşı çıktığın için seni AKP’lilikle suçlayacaklar. Onlara şöyle de: “AKP demokrat olduğu için değil biz demokrat olduğumuz için darbeye karşı onu destekliyoruz.” Çok zorda kalırsan, “Ama AKP de demokrat değil” diyenlere “12 Eylül’de işkence tezgâhlarından geçen devrimcilerin çoğu da pek demokrat değildi” diye hatırlatılabilirsin, ama sahiden çok zorda kalırsan.

Hâlâ ikna olmadılarsa tecavüzcü-mini etekli kız hikâyesini anlat. Hep işe yaramıştır. “Bu söylediğin tecavüzcü suçlu ama kız da mini etek giymeseydi demeye benziyor” de, susacaktır. İkinci bir bildiriye kadar herkes görevinin başına! Ben dememiş miydim?

Başörtüsü tartışmaları sırasında bu arka sayfada kendimi paraladım “İlhan Selçuk ile ortak bir frekans tutturdunuz, dikkat edin” demekten. Şimdi ben dememiş miydim hakkımı kullanmak istiyorum.

Bakın savcı, “Başörtüsüne üniversitede serbestlik getiren düzenleme yüzünden açtım,” diyor “davayı”. Siz o tartışmalarda 3. yollara sapıp, sanki laiklik başörtüsüyle tehlikedeymiş gibi “hem laiklik hem özgürlük” bildirileriyle darbecilere entelektüel lojistik destek verdiniz, farkında mısınız? Onları cesaretlendirdiniz. Sizin küçük laiklik kaygınız, onların “bakın bu liberal, sol demokratlar bile kaygılı, laiklik sahiden elden gidiyor” darbesine dönüştü.
Hâlbuki AKP’nin meşruiyetini güç bela koruduğunu, her an siyaset dışı yolların açılabileceğini, fanatik bir laiklik anlayışının demokrasiyi çabucak kurban edebileceğini bilen insanlardınız. İçinize tam sinmese de bu olacakları tahmin edip, temel bir insan hakkı olan başörtüsü için “ama”sız bir destek vermeliydiniz. O zaman emin olun bu darbeciler de sizden yüz bulup bunları yapamazdı. Gazete televizyon dolaşıp “AKP AB’yi unuttu, tek derdi türban” demekle, AKP’nin meşruiyet krizine çalı, odun taşımış oldunuz ama o odunlar şimdi Türkiye-AB ilişkilerinin altını fokur fokur kaynatıyor. Farkında mısınız? Yoksa Olli Rehn de mi çok AKP’li olmuş görüşmeyeli?TARAF GAZETESİ, 2 Nisan 2008, Yıldıray Oğur



Bircan Yıldız - Moderatör,
26 Mart 2008, Çarşamba 09:02

OYUN BÜYÜK, DARBECİLER TÜRKİYE'Yİ BÖLECEKLER Bazen senaryolar üzerinden konuşmak akıl açıcı olabilir. Ergenekoncuların ulusalcı bir darbe girişimi için uygun bir zemin hazırlamaya çalıştıklarını anlamak zor değil. İyi de, darbeyi neden istiyorlar? Mesele AK Parti iktidarına son vermek gibi görülüyor. Acaba? Arkada daha büyük ve ahlaksız bir plan olmasın?

Ulusalcı bir darbenin muhtemel sonuçlarını düşünelim biraz. Darbe, ilk hamlede Türkiye'yi Batı'dan koparacak. Demokrasinin rafa kaldırıldığı bir Türkiye'nin AB tarafından ciddiye alınması mümkün değil; hemen üyelik müzakereleri askıya alınacak, hatta ortaklık anlaşması bile dondurulacak. Ayrıca, bırakın AB'yi, Türkiye'nin Avrupa Konseyi üyeliği bile tehlikeye girecek. Unutmayın, Konsey üyeliği de demokrasi şartına bağlıdır.

İyi de bu sonuçlar darbecileri bağlar mı? Bağlamaz, zaten amaçlanan da bu; Türkiye'yi AB'den koparmak, böylece 1999'dan beri iktidarlarını sarsan siyasal reformların temel dinamiği olan bir ilişkiye son vermek darbecilerin tam da istediği... Öte yandan, Kürtleri ve 'ılımlı İslam'ı destekleyen ABD ile de yolları ayırmak... AB ve ABD yerine de Türkiye'de iktidarın demokratik niteliklerini sorgulamadan tepedeki birkaç kişiyle iş yapabileceğini düşünen 'başka bir blok'a yanaşmak.

Peki, böyle bir Türkiye'nin daha birlik ve dirlik içinde olacağını mı sanıyor darbeciler? AB süreci bitmiş, demokratikleşme sürecinin devamı bir yana demokrasinin temel aktörleri bile ortadan kaldırılmış, ekonomik kalkınmasının yerini kaos ve yıkım almış bir Türkiye'yi bekleyen, sosyal bir kaostur. Emin olun, darbe tezgâhçıları bunları öngörüyorlar. Böyle bir Türkiye'yi bir arada tutmak mümkün mü? AB'den kopan, demokrasiyi askıya alan, insan haklarını unutan, ülkeyi açık cezaevine çeviren bir darbeden sonra Kürtleri artık Türkiye'de tutmak imkânsız olur. Hele Türkiye'den umudunu kesen Kürtlerin yönelebilecekleri bir oluşum varken... Ulusalcı bir darbe sonrası Kürtleri 12 Eylül benzeri bir Diyarbakır Askeri Cezaevi'ne kimse razı edemez. Bunun sonucu, toplu Kürt isyanlarıdır. Güneydoğu kadar büyük şehirleri de sarsacak, yok edecek bir iç savaş demektir bu. Ulusalcı darbeciler de boş durmayacak, bölge dışına sıçrayan çatışmaları fırsat bilerek 'etnik temizlik' operasyonuna ve tehcir harekâtına başlayacaklar.

İyi de bu çağda nasıl olacak bütün bunlar, nasıl gizlenecek, bölge ülkeleri ve uluslararası toplum ne diyecek? Geleneksel müttefiklerimizi karşısına alan ulusalcılar Türkiye'yi Batı ile savaş noktasına getirecekler. ABD ile Kuzey Irak üzerinde topyekûn bir savaş zaten kaçınılmaz olacak. Bırakın Kuzey Irak'ı Türkiye dâhilinde bile bir Türk-Amerikan savaşı ihtimal dışı değildir. Yıllardan beridir bunun psikolojik ortamını nasıl hazırladıklarını bir düşünün, romanlar, TV dizileri ve filmlerle. Böyle bir durumda ABD kuşkusuz Kürt isyancıları destekleyecektir. ABD'yi de arkasına alan ayrılıkçı Kürt hareketi Kuzey Irak oluşumunun bir parçası olacak, ulusalcı darbeciler böylece bölgeye 'birleşik Kürt devleti' hediye edecekler.

Ulusalcı darbe ABD'den bağımsız, hatta ABD'ye karşı olacaktır. ABD'nin İslam ve Kürt politikasıyla bu defa ters düşen ulusalcılar, dünyada tek başına kalacaklar. Belki de tek değil; uzun süredir üzerinde çalıştıkları Rusya ve Çin faktörlerinin devreye girmesi şaşırtıcı olmaz. Hatırlayınız MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, 2002 yılı başında, 'AB'yi bırak Rusya, Çin ve İran'a bak' dedikten sonra böyle bir stratejik tercihin sadece lafta kaldığını, bu yönde bir yapılanmanın olmadığını mı sanıyorsunuz?

Kısaca, ulusalcı darbe Türkiye'de iç savaş ve bunu izleyen bir bölünme ile sonuçlanacaktır. Bunun tasarımını yapanlar bu sonuçları öngöremiyorlar mı? Bence bal gibi öngörebiliyorlar; hatta, belki de gerçek amaç bu. Neden bazı ulusalcı odaklar ülkeyi bölmek istesinler ki? Düşünmeye değer. İhsan Dağı, Zaman Gazetesi, 26 Mart 2008, http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1158



Bircan Yıldız - Moderatör,
26 Mart 2008, Çarşamba 08:49

Hele mahkeme başlasın, deliller, belgeler, itiraflar ortaya çıksın; şaşkınlıktan küçük dilinizi yutacaksınız. Yakın geçmişi dahi ne çabuk unutuyoruz. Mesela Nokta dergisinin.... Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu ileri sürülen... ' Darbe Günlükleri'ni yayınladığı için kapandığını sanıyor. Ama esas olay o değildi. 5-11 Nisan 2007 tarihli sayısında Nokta çok önemli bir belgeyi yayınladı. Neydi o belge? 'Sarıkız' ve ' Ayışığı' kod adlı darbe planlarının yapıldığı yıl olan 2004'te başka ilginç faaliyetler de olmuştu. Nokta'nın yayınladığı belgeye göre... Askeriye, toplumu yönlendirmek için, kendisine yakın bazı sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yapacaktı... Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'ndan Psikolojik Harekât Dairesi'ne gönderilen yazıda... Eğer bu STK'ler arasında yan çizenler çıkarsa, onların da yönetimlerine güvenilir kişilerin getirilmesi isteniyordu. Söz konusu STK'ler arasında başta Atatürkçü Düşünce Derneği ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği olmak üzere ulusalcı-kuvvacı dernekler, vakıflar, sendikalar olduğu biliniyor. (Ayrıca üniversiteler ve çeşitli yayınlarla da ilişki kurulmuştu.) İşte bu belgenin basına çıkması askeriyeyi çok rahatsız etti. Girişimleri sonucu polis Nokta'yı bastı. Belgenin kaynağını bulmak için bilgisayarlardaki tüm veriler kopyalandı. Nokta'nın patronu da baskılar karşısında daha fazla dayanamayarak, dergiyi kapattı. Peki 2007'ye geldiğimizde ne gördük? ADD'nin başkanı, 2004'te darbe hazırlıkları yapan emekli orgeneral Şener Eruygur olmuştu. Belli başlı tüm kentlerde kuvvacı dernekler pıtrak gibi ortaya çıkmıştı. Aralarında üyelerine silaha el basarak ölmek ve öldürmek üzere yemin ettirenler vardı. Bunlara " sivil devlet kuruluşu " diyorduk. 2004'teki emre göre örgütlenenler, 2007'de harekete geçti. Cumhuriyet mitinglerinin arka planında onlar vardı. Sıradan vatandaş, elinde bayrakla yürürken ' laikliği' koruduğunu sanıyordu ama asıl yaptığı darbe muhiplerinin ekmeğine yağ sürmekti. Özetle: Cumhuriyet mitinglerinin perde arkasında Ergenekon tayfası vardı. Hele mahkeme başlasın, deliller, belgeler, itiraflar ortaya çıksın; şaşkınlıktan küçük dilinizi yutacaksınız. Emre Aköz, Sabah Gazetesi, 26 Mart 2008, http://www.sabah.com.tr/akoz.html



Şahin Y.,
26 Mart 2008, Çarşamba 08:32

Ordunun bugün darbeye uzak durduğu görülüyor. Askeri kışkırtmaya çalışanlara baktığımız zaman üniversite ve yargıya sızmış baasçı yani otoriter bir yönetim isteyen kişilerin olduğunu görüyoruz. Bunlar ergenekon veya başka bir örgütlenmeyle - ismi o kadar önemli değil, önemli olan bir darbeyi kışkırtmak için organize olduklarının ortaya çıkmış olmasıdır - darbe kışkırtmaya çalışan kesim. Bunlar tasfiye edilmeden Türkiye rahat edemez. 1993 yılındaki shp-dyp koalisyon hükümetinin shp'li adalet bakanı mehmet moğultay'ın 2000 kişilik hakim ve savcı kadrosuna yandaşı solcuları yerleştirdiği kendi açıklamasıyla sabit. "Ne yani mhp ve rp'lileri mi alacaktım" diye kendini savunması tarihe geçti. Böyle kadrolaşmış bir yargıya güvenmek mümkün mü? Günümüzdeki tartışmalar değişmedi. CHP Manisa Milletvekili ve Meclis Anayasa Komisyonu Üyesi Şahin Mengü AKP'nin kapatılmasına karşı anayasa değişikliği girişimine öfkelenmiş, "ima yoluyla" denemeyecek biçimde açık darbe tehdidinde bulunuyor. CHP'li Mengü: Hukuk ve demokrasi tıkanmamalı. Özellikle hukukun tıkanması durumunda, tıkanmanın başladığı andan itibaren bazı kişiler kendilerine durumdan vazife çıkarır. Ülke tahmin edemeyeceğimiz kadar büyük kaosa sürüklenir. Demokrat Parti de tek başına iktidardaydı. Anayasa çiğnenmeye başladığı andan itibaren ülke 1960 darbesini gördü. Süreç o darbeyi yaşattı. Durup dururken gelmedi." İşte bu zihniyet tasfiye olmadan bu ülke rahata ermez. Atatürkçülüğün arkasına sığınarak aslında Baasçılık yapıyorlar. Neyse ki ben inanıyorum etkileri kalmamış. Yargı yoluyla darbe girişimleri de inşallah akamete uğrayacak.



Hasan Cemal,
18 Mart 2008, Salı 05:22

Denir ki, hukuk karşısında boynumuz kıldan incedir! Öyle mi? Hayır, benim değildir. Çünkü, bu ülkede hukuk diye diye hukuk ve demokrasi de, özgürlük ve insan hakları da sürekli katledildi. Siyasete alet edildi hukuk. Darbelere alet edildi hukuk. Unuttunuz mu 27 Mayıs’ı? Askerle yargı ve üniversite birlikteliğinden doğan idamları unuttunuz mu? Hapisleri, acıları ve de parti kapatmalarıyla siyaset yasaklarını unuttunuz mu? Türkiye ne kazandı bunlardan? Barış mı geldi Türkiye’ye? Hayır. Tersine cepheleşti Türkiye. Uzlaşma mı geldi Türkiye’ye? Hayır. Tersine kutuplaştı Türkiye. 12 Mart’a böyle geldik. Askerle yargı yine birleşti. Fetvalar alındı üniversitelerden. Sonra yine idamlar, hapisler, işkenceler, parti kapatmaları... Ne oldu, barış mı geldi? Hayır. Türkiye istikrarsızlık içinde çalkalanmaya devam etti. Şiddet, terör ve anarşi sarmalında Türkiye’nin yapısal sorunları çözülmedi, biriktikçe birikti. 12 Eylül’de bir darbe daha. Askerle yargı ve üniversite bir kez daha birleşti. Meclisle partilerin kapısına kilit vuruldu. İdamlar, hapisler, işkenceler, siyaset yasakları... Ne oldu, ne değişti? Bölünmüş siyaset sahnesinde, güçsüz koalisyon hükümetlerinin yönetiminde Türkiye sorunlarını mı çözdü, yoksa gitgide biriken temel sorunlarının kıskacında kıvranmaya devam mı etti? Ekonomik büyümeye geçit vermeyen yapısal değişiklikler mi yapıldı.? Demokrasi ve hukuk devletinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin gerektirdiği reformlar mı gerçekleştirildi? Yoksa, insan hakları ve özgürlüklerin ışığında Kürt sorunu rayına mı oturdu? Hayır. Özellikle 12 Eylül askeri yönetiminin akıl almaz baskı ve zulmü, PKK ile birlikte “29. Kürt isyanı“nın dağlarda patlamasına, terör ve şiddetin bu ülkeyi 1990’larda tutsak almasına, yapısal sorunların müzminleşmesine, kalkınma yarışı için seferber edilmesi gereken kaynakların askeri amaçlar için harcanmasına yol açtı. Peki, 28 Şubat mı çare oldu? 367 mi çare oldu? 27 Nisan Muhtırası mı çare oldu? Hayır, hiçbiri çare olmadı. Temel sorunlarını çözemeyen Türkiye, kalkınma yarışında geri kaldı. İnsanının aş ve iş sorununu çözemedi, yaşam kalitesini yükseltemedi. Sağlıkta, eğitimde, bilimde nal toplamaya devam etti. Hâlâ anlamıyor musunuz? Kemalist reçeteler çare değil! Çare olamaz da. Zira devrini tamamladı. Askeri darbelerle, hukuki darbelerle bugün artık kerameti kendinden menkul hale gelmiş reçetelerinizin geçerlik süresini uzatamazsınız! Bugün artık demokrasi zamanı. Hukuk devleti zamanı. Özgürlükler düzeniyle, insan hakları düzeniyle sizin ‘reçeteler’iniz artık bağdaşmıyor. Çağ dışı kaldınız! Peki şimdi tankınızla, topunuzla, fetvalarınızla dikta mı kuracaksınız? O da çare etmez. Ankara’da, kapalı kapılar arkasında kotarmaya çalıştığınız ‘organize işler’ ile bu ülkeye hükmedemezsiniz. İpler sizin değil, milletin elinde olacaktır. Demokraside oyunun temel kuralı budur. Türkiye bu rayda, demokrasi oyunu içinde kendini bulacak, yumuşayacak, uzlaşmayı, farklılıklara tahammülü öğrenecek, diyalog yollarında birbirine kulak vererek yürüyebilecektir. Başka çare yok. Sopa, çıkar yol değildir. Eğer siz, tankınızla, topunuzla ya da fetvalarınızla ‘dikta’lara kalkışırsasız, Türkiye’yi daha beter delirtirsiniz. İşte asıl o zaman bölersiniz bu ülkeyi. Türk-Kürt diye bölersiniz. Laikçi-dinci diye bölersiniz. Alevi-Sünni diye bölersiniz. Hatta asker-sivil diye bölersiniz. Farkında değil misiniz, askeri ya da hukuki darbelerle bu ülkeyi büyük bir kaosun içine itersiniz Buna hakkınız yok. Biliyorum, sonunda yine başladığımız yere, ilk kareye döner, gerçek demokrasi ve hukuk devletini inşa etmeye başlarız. Ama bu arada zaman kaybeder, kan kaybeder Türkiye... Yazık değil mi bu ülkeye? Bunca darbe ne getirdi ki bu ülkeye, bundan sonra getirecek?.. (http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=506558&AuthorID=63&Date=18.03.2008)



Hasan Cemal,
17 Mart 2008, Pazartesi 05:01

YA MİLLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE! YARGITAY BAŞSAVCISI ARDINA GİZLENMİŞ KONTRGERİLLA MİLLETİN YARISINA MEYDAN OKUYOR. KAPATMA DAVASI AKP’YE DEĞİL ŞÜPHESİZ MİLLETE AÇILMIŞTIR. BAYKAL'IN DEDİĞİ DOĞRUYDU. TÜRKİYE BİR KIRILMA NOKTASINA GİDİYOR. HASAN CELAL GÜZEL, AKP’NİN KAPATILMA GİRİŞİMİ İÇİN, EĞER BİR DARBE GİRİŞİMİ OLURSA İLK BEN TANKLARIN ÜSTÜNE ÇIKARIM DİYOR. BRAVO! SİZİN GİBİLERDEN BİR İŞARET BİR İLK ADIM BEKLİYORUZ. HAYDİ MECLİS ÇEVRESİNDE TOPLANMAYA BAŞLIYORUZ GİBİ. BAKIN İNSANIMIZ NASIL BUNA CEVAP VERECEKTİR. BEN HASAN CEMAL OLARAK HEMEN 2. KİŞİ OLARAK ORADA YERİMİ ALACAĞIM. KONTRGERİLLAYI BASTIRMANIN YOLU BUDUR. BİR DARBEYE DOĞRU HIZLA SÜRÜKLENİYORUZ. BU SÜRECİN DARBE İLE SONUÇLANMAMASI MÜMKÜN DEĞİL. AKP KAPATMA DAVASI BAŞARILI OLMAZSA YA DA OLSA BİLE AKP YERİNE KURULACAK PARTİ ELİYLE ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ GELİŞİMİNİN YOLUNU SÜRDÜRECEĞİ ÇOK AÇIKTIR. BU DOĞAL BİR SÜREÇTİR, ÇAĞIN GEREĞİDİR. BU SÜRECİ DURDURMAK İÇİN HERŞEYİ YAPACAKLARDIR. CUMHURBAŞKANINA BİLE DAVA AÇTILAR! KARARLI OLDUKLARI AÇIK! BUNU HEP SÖYLEDİK, YANILMADIK. BUNLARDA İNSANLIK YOK! GÖZLERİ KARARMIŞ. YA MİLLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE!



Recep Taşkın - Taha Akyol,
6 Mart 2008, Perşembe 09:32

Taha Akyol: Türkiye'de bir darbe olduğu an Türkiye Kıbrıs'ı kaybe­der, milli gelir yarıya düşer, dünyada ayak­ta duramayacak hale gelir. Eskiden borsa, Avrupa İnsan Hakları, AB ambargosu falan yoktu burada. Artık bu riskler göze alınamayacak kadar büyük. Şimdi sıkıyorsa dar­be yapsınlar. Bugün PKK ile mücadelede Amerika'nın, Avrupa'nın politik desteğine sahipsek demokrasi eskisine göre daha iti­barlı hale geldiği içindir. Artık Türkiye'de darbeye karşı sokakra yürüyecek insanlar, üniversiteler var. Eskisi gibi eli kolu bağlı gözyaşı dökecek Anadolu köylüsü yok.



Recep Yavuz,
15 Şubat 2008, Cuma 07:58

Medya grubunun askeri darbeye çağırma gayretleri sonuca ulaşmıyor, gittikçe ümitsizliğe kapılıyorlar. Bizce en iyisi siz bu ülkeden başka bir yere gidin, laikliği tek taraflı yaşayabileceğiniz, askeri çağırdığınızda hemen gelecekleri, başörtüsü ve irticacıların bulunmadığı, Lenin'le yanyana koyabileceğiniz liderlerin olduğu bir ülkeye. TABİ BULABİLİRSENİZ... Osman Özsoy'un aşağıda alıntılanan yazısı darbe özlemcisi bu medyacıları çok güzel fotoğraflamış: http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=141490 Genelkurmay’dan bir türlü gelmeyen açıklama: Ahmet Taşgetiren “En dramatik olay” başlığını koyduğu dünkü yazısında, gazeteci Taha Akyol’un Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yaptığı son anayasa değişikliklerini imzalamayıp veto etmesi çağrısını değerlendirmiş. Taha Akyol gibi özgürlükçü bir kalemin bile yürütülmekte olan psikolojik savaşın etkisinde kaldığına temas etmiş. Ben Taha Akyol gibi güngörmüş geçirmiş, ne olaylara tanıklık etmiş kalem namusu sahibi bir gazetecinin ortamdan etkilenerek böyle yazdığını düşünmüyorum. Fakat ortada örneğine çok az rastlanan bir tablo var. Ülkenin başbakanını ben getiririm ben götürürüm iddiasında olanların son günlerde ciddi patinajı söz konusu. Yol almakta, işlerini gördürmekte zorlanıyorlar. Devlet bürokrasisi onlar için maaşlarını vermeden istihdam ettikleri grup çalışanı gibi oldu yıllarca. Bunu basına yansıyan kimi diyaloglardan kolaylıkla anlayabiliyoruz. Ve Başbakan çıktı, grup çıkarları için laikliği bile istismar etmekten çekinmiyorlar şeklinde çok ağır bir iddiada bulundu… Başbakan haklı... Artık iletişim fakültelerinde öğrencilerin yaptıkları en kolay ödev veya projeler, hangi medya grubu neleri günlerce manşete taşırken, aynı günlerde kamu kurumlarında iş gördürmenin yollarını arıyorlardı konuları oldu. Bu fırsat kaçırılmamalıydı… Bir önceki yazımızda Gazeteciler Cemiyeti’nin tartışmalara ilişkin son basın açıklamasını eleştirmiştik. Sonra gördük ki, basınla ilgili tüm meslek teşekkülleri Başbakanın son grup toplantısındaki konuşmasını kınayan birbiri ardına açıklama yayınladılar. Hiçbiri ortaya çıkıp, “Sayın Başbakan, iddianızı ispat etmek size, basının itibarını düşünmek öncelikle bize düşer. Gelin işbirliği yapalım ve medya gücünü kullanarak kim devlete işini gördürmek istiyorsa araştıralım” demediler. Diyemediler çünkü medyanın ne kadar kirlendiğini medyanın içinde yaşayandan daha iyi kim bilebilir? Basın itibar kaybedince basın teşekkülleri de itibarını kaybetti. Yayınladıkları açıklamalar üye basın kuruluşlarından birçoğunda haber değeri taşımadığından yayınlanmadı bile. Doğan Grubu son bir yılda manşetlere taşıdıkları hangi malzeme üzerinden sonuç almak istemişlerse ellerinde patladı. E, sabrın da nihayetinde bir sınırı var. Neticede başbakan da patladı. Başbakan Erdoğan’ın sarf ettiği “öfke de bir iletişim tarzıdır” sözü sanıyorum sadece ülkemizin değil, dünya siyasi literatürüne geçecek bir kavram oldu. Haberlerde postal izleri… Üşenmeden saymaya çalıştım, baktım ki olacak gibi değil bıraktım. Doğan Grubu basın organlarında 2 hafta içinde çıkan irtica odaklı haberlerin haddi hesabı yok. Hem tartışmaya açık haber üretiyorlar, hem de ona dayanarak zinde çevreleri tahrik etmeye, siyasileri darbeyle, idamla korkutmaya çalışıyorlar. Artık çocuklar bile öğrendiler bu oyunu. Böyle bir medyanın olduğu ülkede değil 10 yılda bir cuma, her cuma darbe yapılsa, gelen ağamdır giden paşam edebiyatı çekecekler… Son günlerde bazı gazetelerin haber merkezlerinde şarkıcı Ahmet Kaya’nın “Saza Niye Gelmedin” şarkısının aşağıdaki dizeleri oldukça mırıldanılıyor olmalı… Üç gün dedin beş gün dedin, aylar oldu gelmedin Geçen cuma gelecektin, haftalardır gelmedin… Haber rutin, anons flaş… O kadar da değil diyenlere bir örnek vermek istiyorum… Vatan gazetesinin internet sayfasında ilginç haber başlıklarına denk geliyorum son zamanlarda… Ne zaman gazetenin web sayfasına girsem, “Genelkurmay’dan açıklama (Flaş)” başlıklı habere rastlıyorum. Üstelik haberin önemli ve sıcak bir gelişme olduğu havasını vermek kırmızı “FLAŞ” yazısı gidip geliyor. Sanırsınız ki, Genelkurmay ülkenin sıcak gündemine ilişkin oldukça ses getirmesi beklenen yeni bir basın açıklaması yayınlamış. Haberi tıkladığınızda görüyorsunuz ki, kamuoyunu hiç ilgilendirmeyen, komşu ülkeye hava sahası ihlalleriyle ilgili “gözümüzden kaçmıyor” demeye getiren rutin açıklamalar. O kadar rutin ki, gazetenin haberi alıntıladığı Genelkurmay’ın web sayfasına girdiğinizde ana sayfada bunu göremiyorsunuz. Bahse konu bilgiye ulaşmanız için linkler arasında epey sörf yapmanız gerekiyor. Çünkü gazetenin FLAŞ diye verdiği haber, Genelkurmay için sıradan bir ayrıntı. Hatta sayfayı bulup girdiğinizde görüyorsunuz ki, son 42 gün içinde benzer tam 52 ihlal olmuş. Gazete son günlerde bu tür açıklamalardan her birini FLAŞ diye veriyor. Vatan okuyucusu bile artık o kadar alışmış ki bu şark kurnazlığına, bu tür haberler aynı sayfadaki en çok okunanlar listesine girmiyor. Yani inandırıcılığın yitirilmesi söz konusu... Açık davetler… Bu ayrıntı neden önemli… Bahsi geçen medya grubu onca uğraşısına, Türkiye’nin önce Malezyalılaştığına, o tutmayınca şimdilerde de İranlaştığına örnek vermek için çarşaf çarşaf haber yayınlayınca ve sanki CHP bülteniymiş gibi laikliğin elden gittiğini bas bas bağırınca, üstelik tüm bunlara rağmen hükümet geri adım atmayınca, ümitleri Genelkurmay’dan gelecek açıklamaya kaldı gibi bir görüntü oluştu. Hani ola ki yine bir sanal posta koyarlar da, hükümetin belki yüreği ağzına gelir ve “aman medya, canım medya” diye bunlara muhtaç olurlar diye… Fakat devir değişti. Kamuoyu artık uyandı. TSK’yı açıkça tahrik etmelerine, orduyu göreve çağıran beli bir zümrenin sesini ana sayfalardan girmelerine rağmen, Genelkurmay bu defa oyuna gelmedi. Genelkurmay eski başkanlarından Doğan Güreş’i görevden ayrılmasının hemen akabinde konuk ettiğim bir canlı yayında, “Darbe beklentisindeki gazeteciler sırf darbe yapmadım diye etek giydirilmiş karikatürlerimi bastılar” demişti. (Bizim Kürsü, 11 Mart 1996) Şimdiki durum da pek farklı değil. Önce Hilmi Özkök Paşa’ya denediler. Şimdilerde ise Orgeneral Yaşar Büyükanıt Paşa’ya… Her ikisine de, 27 Mayıs darbesi sırasında Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Rüştü Erdelhun’un akıbetini hatırlattılar. Darbeyi gerçekleştiren cunta, demokrasiden taviz vermedi diye Orgeneral Rüştü Erdelhun hakkında idam istedi. Milli Birlik Komitesi son anda cezasını müebbete çevirmese, o da Adnan Menderes gibi son nefesini darağacında verecekti. Bugünlerde de tahrikler o kadar ağır ki, mesela bunlardan birinde dün Hürriyet yazarı Pakize Suda, sırf türban serbest bırakıldığı için İranlaşıyoruz mesajı verebilmek adına, dört eş mevzusunu kaleme almış ve şu satırlara yer vermiş; “En çok davetiyelerde, şurada burada nasıl yer alacağını merak ediyorum yeni aile modelinin... "Recep Tayyip & Emine & Zehra & Kübra & Tuğba Erdoğan…" demiş… Ne ayıp… Sözü uzatmaya gerek yok… Bu defa oyun tutmayacak. Halkın ordusunu halkın üzerine kışkırtma gayretleri boş çıkacak. Sanki asker bu halkın parçası değilmiş gibi… Asker farkına vardı, bunlar hala anlamadı… www.osmanozsoy.com, http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=141490



kahrolsun darbeciler kahrolsun kontrgerilla!,
28 Ocak 2008, Pazartesi 05:45

Darbelerden darbecilerden Kontrgerilla'dan kurtulmak bugün dünden daha mümkün görünüyor... Başkaları ülkemiz üzerine bir şey söylediği zaman kızıyoruz. Tepki gösteriyoruz. Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinin hedeflerinden birisi de yerli-yabancı ayırmadan susturmaktı. Siz bir Batılı olarak Türkiye'yi yakından izleseniz ne düşünürsünüz? Son 50 yılında 3 askeri darbeyle yüz yüze gelmiş, bir postmodern darbe yaşamış ülkemizde, bu gelenek bir türlü sona ermiyor. Darbe öykülerinin ardı arkası kesilmiyor. Unutmayalım! Nokta dergisi bir askeri darbe belgesi iddiası içeren "günlükler" i yayımladığı için askeri savcılık emriyle basıldı ve susturuldu. Unutmayalım! Bu ülkedeki emekli generallerden birisi "ortalığı karıştırmak amacıyla oraya buraya bombalar attığını" göğsünü gere gere anlatmaktan çekinmedi. Unutmayalım! Şemdinli sanıkları serbest bırakıldı... Tabii askeri darbeler bir günde hazırlanmıyor. Onun için toplumun psikolojik olarak hazırlanması, seçilmiş kurumların bu ülkeyi yönetemeyeceği inancının halk içinde kabul edilir hale getirilmesi gerekiyor. Yaşı elverenler 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi günleri bir hatırlasınlar. Sağ ve sol gruplar köşe başlarını tutmuşlar insan avı yapıyorlardı. Önce sağcıların solcuları öldürmesiyle başlayan süreç, solcuların onlara karşılık vermesiyle devam etti ve daha sonra cinayetler ülkenin gazetecisine, sendikacısına, milletvekiline, eski başbakanına yöneldi. "Siviller yönetemiyorlar" fikri toplum içinde yaygınlık kazandı. 12 Eylül darbesinin ertesi günü eylemler kesildi. Darbeciler hedeflerine ulaşmışlardı. Darbecilerin yöntemleri belli. Kargaşalık yaratmak amacıyla çarpıcı suikastlar düzenlemek, büyük patlamalarla çok sayıda insanı öldürmek, toplum içindeki farklı grupları çatıştırmak. Bu kez de aynı yolu izledikleri bir gerçek. Ancak bu kez hesaplamadıkları bir darbe aldıklarını söyleyebiliriz. Tabii henüz hesaplaşmanın bittiği söylenemez. Perde arkasında kimlerin olduğunu bilmiyoruz. Bu nedenle "tehdit" ortadan kalkmış değildir. Burada belki de geçmişten farklı olarak darbecilerin aleyhine bazı olgulardan söz edebiliriz. 12 Eylül askeri darbesi, büyük toplumsal grupların devreye sokulmasıyla gerçekleştirildi. Kahramanmaraş'ta Aleviler kitle olarak hedef alındı. Sağ ve sol gruplar ciddi bir çatışma ortamı içine sokuldu. Polis bile bu kamplaşmaya göre bölündü. Şimdi böyle bir durum söz konusu değil. Sağ sol çatışması yer yer gerçekleşse bile yaygın değil. Alevi-Sünni gerginliği giderek azalıyor. Türkiye'de askeri darbenin uluslararası arenada ciddi bir desteği olduğunu da söyleyemeyiz. Bütün bu verileri üst üste koyduğumuz zaman darbecilerin işi eskisine göre çok zor. Bu nedenle asıl hedeflerine ulaşacak gücü gösteremiyorlar. Üzerinde düşünmemiz gereken nokta, ülkemizdeki darbe ruh halinin bir türlü sona ermemesi. Neden Türkiye sürekli darbeci çete üreten bir ülke özelliğini korumaya devam ediyor? Türkiye, sürekli darbeyle yüz yüze gelen bir Pakistan değil, ama artık darbe sorununu geride bırakabilmiş bir Yunanistan da değil. Türkiye, darbeyle köküne kadar hesaplaşamamış bir ülke. Türkiye'de darbeciler meşruiyetlerini koruyorlar. 12 Eylül darbecilerini yargılayacak bir hukuk sistemi bile gerçekleştirilemedi. Hâlâ bir darbe anayasasıyla yönetiliyoruz. Hâlâ toplumun bir kesiminde iktidarların demokratik yollarla değiştirilmesine ciddi bir inançsızlık varlığını koruyor. Ortada bir kurumsal yapı söz konusu olduğu gibi bir de zihniyet sorunu var. Evet, Türkiye Gladio'sunu temizlemedi, temizleyecek bir hesaplaşma yaşamadı. Ama sorun yalnızca bu değil. "Demokratik meşruiyet", sorunların toplumun iradesine başvurarak çözülmesi konusunda yeterince olgunlaştığımız da söylenemez. "Gelsinler bizi kurtarsınlar" anlayışı azalmış olsa bile kökten yok olmadı. Gücü elinden kaçıran, meşru zemini hemen terk edecek bir anlayış içine giriveriyor... Kırılgan bir demokrasi köprüsünden geçiyoruz. Sallana sallana, korka korka... Bakalım karşı kıyıya sağ selamet ulaşacak mıyız? Bugün dünden daha mümkün görünüyor... (Oral Çalışlar, oralcalislar@cumhuriyet.com.tr, 28.01.2008, http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=141228 )



Recep Yavuz,
26 Eylül 2007, Çarşamba 09:27

Rejim kumarbazları: Laik kesim, laikliği tartışmaya açtı. Kendi açtı. Hatta kumar masasına yatırdı.Ve kaybetti. Bereket anti laik kesim (kimlerse onlar) "kazandım" diye ortalara fırlamadı. Birileri -bilmiyoruz hangi hakla- Atatürk'ü seçime soktu. Hattâ "kazanırsa Atatürk kazanacak" diye peşinen bahse de girdi.Ve kaybetti. Bereket Atatürk düşmanları (kimlerse onlar) "Atatürk kaybetti" diye ortalara düşmedi… Şimdi aynı kafa, yeni mitinglere hazırlanmaktadır. Yine bahse girecek. Yine kumar oynayacak. Bereket karşı taraf (kimlerse onlar) "demokrasi kazanmıştır"dan gayrı bir laf bilmiyor. Ama insaf. 50 yıldır aynı kumar oynanır mı. Bu kumarbaza dur diyecek bir aklı başında kurum yok mu? Yaşam tarzımız sürekli "kazananların insafı"na kaldıysa, biz ne yapacağız? Kaybedenlerin tamamen iflasını mı bekleyeceğiz. Bunlar, bazen bir siyasi partinin başında kalabilmek, bazen de yönettikleri gazetenin konumunu tartışma alanı dışına çıkartmak için, Rauf Tamer'in söylemi ile rejim üzerine "kumar" oynayabiliyorlar. Bu arada mukaddesatçılıkla mücadele ettiklerini söyleyip, liberal demokrasiye bile karşı cephe açıyorlar. (Rauf Tamer'in yazısından alıntılayan Mehmet Barlas'ın yazısından alıntılanmıştır. http://www.milliyet.com.tr/2007/09/26/yazar/zmbarlas.html)



Doctor G,
26 Eylül 2007, Çarşamba 08:19

Arkadaşlar size toplumun ordu ile karşı karşıya getirilişini en güzel bir şekilde ifade eden M. Ali Bulut'un bir yazısınının linkini vermek istiyorum. ( http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=139652 ) Çok Güzel Yazı. Açık bir mektup olarak hazırlanmış bu yazı gerçekten de toplumun ordu ile karşı karşıya getirilişini en güzel bir şekilde ifade ediyor. Yazar Türk ordusunun Türk milletinin kalbindeki yerini, ama tabi ki bu saygının kaynağındaki "İslamın bekçiliği" görevini sayın paşamıza hatırlatıyor. Tebrikler.



alpay barlas,
26 Eylül 2007, Çarşamba 08:13

Türkiye'yi bölme çabaları devam ediyor. Çok doğru bir analiz tebrikler. Ama bugün yapılanların da bir Türkiye'yi bölme planı olduğu unutulmamalıdır. Türkiye yara aldığı Osmanlıdan itibaren büyük çabalarla yıkılmaya çalışıldı ama İmanlı askerlere sahip Kahraman Ordusu ile bugünlere geldi.Artık en son çare olarak kutuplaştırma ile Türkiye de bir kargaşa ve bu sayede bir bölünme planlanıyor.Bunu yapanlar ise MASONLARA BAĞLI BAZI MEDYA PATRONLARI ve yine bu medyada yuvalanmış eski DERİN SOL'un KOMÜNİSTLERİ.Bu iki güç elele vermiş Türkiyeyi bölecek.



atabey paşa,
26 Eylül 2007, Çarşamba 08:12

Kendi kapanlarına kıstırılanlar!... Ulusalcılık,milliyetcilik kendi ulusuna düşmanlıkla olmuyor.Ulusalcılık öyle kuru kuru,vatan millet sakarya demekle, yasakseverlikle, darbeseverlikle, halkı fakir,fakat onurlu olmakla.Benim maaşım ve makamım banada çocuklarımada yeter,gerisi faso fiso olmasada olur demekle olmuyor. Ulusalcılık; milletini,devletini sevmek,onların haklarını korumak,gelişmişlik seviyelerini yükseltmek,ekonomiyi geliştirmektir.İşte ulusalcı bunlardır ve bunlara destek verenlerdir. Ülkede bazıları,ihanetle ulusalçılığı yer değişmiş.



İsmail ÇETİN,
26 Eylül 2007, Çarşamba 08:11

adı geçen ülkeler şeriatla yönetilmediğini pekala herkes biliyor. Gerçekten şeriatla yönetilmiş olsalar yöneticileri sefa sürerken halkı sefil durumda yaşamaz.



umut beydağı,
26 Eylül 2007, Çarşamba 08:10

HELAL OLSUN HASAN ABİ, Siz Firavun'un sarayındaki imanının saklamak zorunda kalan mümin gibisiniz, foğan Medya bünyesinde bu yazıyı kaleme almak aslan gibi yürek ister, helal olsun. süper bir yorum olmuş, dinimiz insaoğlunu en yüksek uygarlık seviyesine getirecek yegane sistemi getirir, ama yobazlıktan ve önyargılardan kurtulamazsak Türkiye hep gelişmekte olan ülkeler seviyesinde kalır. Hasan Bey artık siz de dinimizin güzelliklerini yazın ki öğrensin yobazlar.İslam barış ve huzur dinidir, irtica değil.



Bu bölüme mesaj yolla



Sayfa    1   2   BirSonraki


ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

KPSS'de 5 sanığa 10'ar yıl hapis

19.01.2020 13:36 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nce (FETÖ) 2010'daki Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) sorularının sızdırılmasına ilişkin ayrı ayrı görülen 5 davada, sanıklara FETÖ üyeliğinden 10'ar yıl hapis cezası verildi. 10 Oc..
Tamamı 19.1.2020

Cafer-Melek İpek'e 92 yıl Hapis

19.01.2020 11:23 Ankara'da, FETÖ/PDY çatı davasının firari sanığı Koza İpek Holding eski yöneticisi Hamdi Akın İpek, kardeşi Cafer Tekin İpek ve annesi Melek İpek'in de aralarında bulunduğu 2'si tutuklu, 5'i firari 20 sanığın yargıland..
Tamamı 19.1.2020

Fetö Başyaverine 10 yıl Hapis

19.01.2020 11:15 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında hakkında dava açılan eski Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Albay Bekir Furkan Özdaban'a "silahlı t..
Tamamı 19.1.2020

Baykal Kaset Kumpası davası

19.01.2020 11:44 Ankara'da, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile eski MHP'li yöneticilerin özel hayatlarına ilişkin görüntülerin yayımlanmasıyla ilgili Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'in de aralarında bulunduğu..
Tamamı 19.1.2020

Futbolda Şike Kumpası davası

19.01.2020 12:12 İstanbul'da, FETÖ'nün 'futbolda şike' soruşturmasında kumpas kurduğu iddiasıyla 7'si tutuklu 107 sanığın yargılandığı 'futbolda şike kumpası' davasında yargılamaya devam edildi. 06.01.2020 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANL..
Tamamı 19.1.2020

Kozmik Oda Polisleri davası

19.01.2020 11:32 Ankara'da, kamuoyunda "Kozmik Oda" olarak bilinen soruşturma kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeline Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarınca kumpas kurulduğu gerekçesiyle çoğunluğu eski polis tutuksu..
Tamamı 19.1.2020

Adana 50 sanık: MİT Tırları

19.01.2020 13:11 Adana'da, Adana ve Hatay'da, MİT tırlarının durdurulmasını organize ettikleri belirtilen FETÖ/PDY'nin 11 "sivil imamı" ile eski bir tuğgeneralin de aralarında bulunduğu 50 sanık hakkındaki davaya devam edildi. 8 Ocak'..
Tamamı 19.1.2020

Manken Aslı Baş davası beraatle bitti

20.01.2020 10:12 Muğla'da, mankenler kraliçesi olarak bilinen Aslı Baş'ın 2010 yılında işadamı Ahmet Bayer'ın Bodrum'daki villasında ölü bulunması ve olayın Fetö yardımıyla örtbas edilmesiyle ile ilgili Muğla 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi..
Tamamı 20.1.2020

Van: İl İmamı Dahil 12 Hapis

19.01.2020 13:00 Van'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) sözde "il imamı"nın da aralarında bulunduğu 12 sanık, 1 yıl 6 ay 22 gün ile 12 yıl 6 arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı. 8 Ocak'ta Van 5. Ağır Ceza Mahkemesinde gö..
Tamamı 19.1.2020

Sakarya: Fetö İş Adamlarına 10 Hapis

19.01.2020 12:48 Sakarya'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) ilişkin, kanun hükmünde kararname ile kapatılan Sakarya Girişimci ve Sanayici İşadamları Derneği (SAGİAD) üyesi ve çalışanı 37 sanığın yargıl..
Tamamı 19.1.2020

Akıncı Üssü Darbe davası

19.01.2020 11:49 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminde komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Üssü'ndeki eylemlere ilişkin 475 sanığın yargılandığı davaya devam edildi. 06.01.2020 GÜNKÜ DURUŞMAD..
Tamamı 19.1.2020

Kara Kuvvetleri Darbe davası

19.01.2020 11:37 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki (KKK) eylemlere ilişkin 142 sanıklı davanın duruşması görüldü. 13.01.2020 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR..
Tamamı 19.1.2020

İzmir 66 sanıklı Darbe davası

19.01.2020 14:35 İzmir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin 137 sanık hakkında İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen hükmün ardından, istinaf tarafından 66 sanık yönünden duruşma açılması kararı üzerine gör..
Tamamı 19.1.2020

Adil Öksüz'ü Saklayanlar Yargılanıyor

20.01.2020 09:59 İstanbul'da, Fetullah Gülen Terör Örgütü'nün (FETÖ) sözde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yapılanmasının en üst düzey sorumlusu olduğu iddia edilen firari Adil Öksüz'ün serbest bırakılmasının ardından İstanbul'da saklanm..
Tamamı 20.1.2020

Ergenekon Savcısı Dalkuş davası

19.01.2020 13:59 İstanbul'da, "FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak" suçundan aranırken Ekim 2019'da Esenyurt'ta operasyonla yakalanan ve meslekten ihraç edilen Ergenekon davası savcılarından Mehmet Murat Dalkuş hakim karşısına çı..
Tamamı 19.1.2020

Zonguldak 21 sanıklı Fetö davası

19.01.2020 13:04 Zonguldak'ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik davada yargılanan, akademisyenler ve farklı meslek gruplarından 21 sanığın duruşması görüldü. 7 Ocak'ta Zonguldak 2. Ağır Ceza Mah..
Tamamı 19.1.2020

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
40.721.319