YAYINA BAŞLAMA TARİHİ: 13.08.2001
23 Nisan 2014, Çarşamba
Kontrgerilla, Ergenekon, Özel Harp, terör ve bağlantılı konularda 2001 yılından beri yayındayız .. aharun.8m.net|www24.brinkster.com/aharun|kontrgerilla.com|ergenekon.ws
Suriye’de İnsanlar Soğuktan/Açlıktan Ölüyor. ACİL Giysi, battaniye, gıda, ilaç yardımı çağrısı
Taksim Gezi olaylarına destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçileri

Kontrgerilla.com.. Tanıklar.. Belgeler.. Bilgiler..


İSTEDİĞİNİZ MANŞETLER..         "(öhd)" için arama sonuçları    (Toplam 264 sonuç)           Arama sonuçlarını yazdırmak için tıklayın


Kozmik Oda´da paralel şüphe

2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle Özel Harp Dairesi'nde 1 ay süreyle aramaların yapıldığı Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı yıllardan itibaren büyük çaplı kitlesel kışkırtma ve terör olaylarını da kapsaması ve bu yönüyle Türkiye'nin en kritik soruşturması olması beklenen soruşturmanın hala sonuçlanmamış olması kafaları karıştırıyor. Ergenekon kapsamındaki bazı dosyaların paralel yapı tarafından sürüncemede bırakıldığı 17 Aralık sürecinde ortaya çıkmıştı. Şüpheleri besleyen son örnek, Ergenekon davasında gerekçenin aylardır tamamlanmaması, mahkeme heyetinin tahliyeler için ilginç şekilde devreye girip talepleri reddetmesi ile TBMM'nin mahkemelerini kapatma yetkisine sahip olmadığını açıklaması oldu. Paralel yapı üzerindeki şüpheler giderek yoğunlaşıyor. Sabah yazarı Mahmut Övür'ün yazısından hareketle hazırladığımız haberimizde Övür, Kozmik soruşturmanın da paralel yapı tarafından geciktirildiği şüphesini dile getiriyor ve şu soruyu soruyor: 'Kaç kez sorduk, dava açıldı mı diye. Hiçbir ses yok. Yoksa bu günlerde devreye sokulan kirli oyunun bir parçası olarak 'uyuyan hücreler'in listeleri alınıp hazırlık mı yapıldı? Yıllar önceden bugün için kirli hesap yapanların, yarın ne yapacağı hiç belli olmaz..' Öte yandan Ergenekon davasının başlangıcından beri dile getirilen, Ergenekon soruşturmasının taraflı ve kısıtlı yürütüldüğü, aslında derin devletin tümünün değil, ABD'ye direnen kesimlerinin üzerine gidildiği iddiasının son aylardaki paralel yapılanma ve bu yapılanmanın ABD ile bağlantısına dair ortaya çıkan ayrıntılarla örtüştüğü görülüyor.

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı yıllardan itibaren büyük çaplı kitlesel kışkırtma ve terör olaylarını da kapsaması ve bu yönüyle Türkiye'nin en kritik soruşturması olması beklenen soruşturmanın hala sonuçlanmamış olması kafaları karıştırıyor.

"Kontrgerilla.com" olarak biz de defalarca kozmik soruşturma ile ilgili haberler yapmış ve niçin gecikme yaşandığını sormuştuk. Ayrıca sadece bu soruşturma değil örneğin savcı Zekeriya Öz tarafından başlatılan Ergenekon kapsamındaki "Karargah Evleri" soruşturmasının yine 5 yıldır sonuçlanmamış olmasını da sorgulamıştık. 17 Aralık ertesinde başlatılmak istenen ancak hukuksuzlukları nedeniyle Başsavcı Turan Çolakkadı ve Başsavcıvekili Oktay Erdoğan'ın müdahalesiyle durdurulan savcı Muammer Akkaş'ın yolsuzluk soruşturması ile ilgili tartışmalarda ilginç bazı detaylar basına yansımıştı. Buna göre; savcı Akkaş, baktığı bazı soruşturmaları uzun süre ile sürüncemede bırakmıştı. Örneğin Fethullah Gülen hareketine son dönemde yakınlığı ile dikkat çeken Mustafa Koç'un Ergenekon'la bağlantısı şüphesine dair bir soruşturmayı.. Savcı Akkaş, Koç'un dosyasını bir kaç yıldır raflarda tozlanmaya terketmişti. Savcı Akkaş'ın Hrant Dink cinayetinin Ergenekon kapsamında yeniden açılan dosyasını da sürüncemede bıraktığı yine o günlerde gündeme gelmiş, iddialar üzerine bir açıklama yapan Akkaş, "tam operasyonlara başlayacaktım dosya elimden alındı" diye kendini savunmuştu.

İşte bu şekilde hem Ergenekon soruşturmasını başlatan ve 17 Aralık soruşturmasındaki bazı hukuksuzlukları ile kamuoyunda şaşkınlığa yol açan Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, hem diğer Ergenekon savcısı Muammer Akkaş ile ilgili "Ergenekon'da taraflı bir soruşturma yürüttükleri, bu kişilerin paralel yapılanma ile bağlantılı oldukları şüphesi" bu ve diğer bazı bulgular ışığında dile getirilmişti.

Buna yeni bir örnek olarak da Ergenekon davasında 15 günde yazılması gereken gerekçeli kararın 7 aydır bitirilmemesi gösterilebilir. Bu konuyla ilgili şikayetlerin geçtiğimiz günlerde gündeme gelmesi üzerine bir açıklama yapan mahkeme heyeti, gerekçeli kararın önemli bir bölümünü tamamladıklarını, yazımın sürdüğünü belirtti. Yani görünüşe göre eğer bir değişiklik olmazsa eski hızla yazım daha aylarca sürebilecek. Ergenekon davası heyetinin bu geciktirmeyi bilinçli olarak yaptığı, toplumda gerginlik çıkmasını amaçladıkları iddiası dile getirildi. Bu iddiayı güçlendiren çok ilginç bir gelişme; heyetin TBMM'nin mahkemelerini kapatma yetkisine sahip olmadığını bu yetkiye HSYK'nın sahip olduğunu açıklamasıydı. Bu açıklama kamuoyunda şok etkisi yaptı. Hemen bir açıklama yapan HSYK 3. Daire Başkanı İbrahim Okur, açıklamaya tepki gösterdi ve mahkeme açma kapatma yetkisinin TBMM'de olduğunu ifade etti. Bu tartışmadan geriye, paralel yapılanmanın seçimler öncesinde 17 Aralık operasyonlarıyla başlattığı yargısal darbe girişimini bir başka eylemle sürdürmeye çalıştığı şüphesi kaldı.

Bu arada mahkeme heyetinin ikinci bir skandal girişimi daha yaşandı aynı zamanda. Kapatılmış olduğu ve bu nedenle tahliye başvurularına bakamayacağı bilindiği halde, mahkeme kendi inisyatifiyle, yani sanıkların başvurusu olmadan onlardan tahliye dilekçelerini toplayıp tahliye taleplerini reddetti. Bu girişim de hukukçulardan büyük tepki gördü.

Kaldırılan tek özel yetkili mahkeme Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi değildi. Tüm özel yetkili mahkemeler kapatılmıştı. Buna karşın diğer mahkemelerin göstermediği direnişi Ergenekon dava heyetinin göstermesine anlam verilemedi. Anlam verenler ise bunun paralel yapılanmanın bir başka eylemi olduğu konusunda hemfikir oldular. Bir açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, heyete yönelik çok ağır ifadeler kullandı. İçişleri ve Devlet bakanlığı da yapmış olan Atalay, "Bu konuda çok şeyler biliyoruz, ama devlet ciddiyeti gereği herşey herzaman ve heryerde söylenmez" türünden bir şeyler söyledi.

Kısacası, paralel yapılanmanın varlığı her geçen gün çoğalan somut bulgularla açığa çıkıyor. Şüpheler kesin kanaatlere dönüşüyor. Yerel seçimler sonrası paralel yapılanmaya yönelik büyük bir operasyon başlatılacağı konuşuluyor.

DİLİPAK HAKLI ÇIKTI

Bir başka ilginç iddiayı, 23 Ocak 2014 tarihinde "Fethullah Gülen liderliğindeki paralel yapılanma" ile ilgili Çağlayan Adliyesi'ne yaptığımız suç duyurumuz sonrası adliye önündeki basın açıklamasında dile getirmiştik. Buna göre; örneğin gazeteci Abdurrahman Dilipak tarafından Ergenekon davasının başlangıcından beri dile getirilen, "Ergenekon soruşturması ile aslında derin devletin tümünün değil, ABD'ye direnen kesimlerinin üzerine gidiliyor" iddiası doğrusu bize biraz uçuk geliyordu. Ancak Ergenekon soruşturmasının kısıtlı tutulması, gitmesi gereken bazı yerlere gitmemesi, örneğin finans ayağının hala ortaya çıkarılmamış olması, Dink cinayeti, Karargah Evleri yapılanması gibi Ergenekon bağlantılı bazı soruşturmaların sonuçlanmaması gibi detaylar da kafamızı kurcalamaya başlamıştı. Son aylardaki paralel yapılanma ve bu yapılanmanın ABD ile bağlantısına dair ortaya çıkan ayrıntılar bunlarla bir araya geldiğinde, Dilipak'ın haklılığını ortaya çıkarmış bulunuyor bize göre. Bu bakış açısıyla şüpheler ortadan kalkıyor.

Tekrar edecek olursak, Ergenekon davasında bazı kesimlerin üzerine gidilmediği, eksik ve taraflı bir soruşturma ve dava yürütüldüğü şüphesi güçleniyor. Sadece Ergenekon davası değil bu dava ile bağlantılı şekilde Karargah Evleri ile Türkiye'nin en kritik soruşturması olması beklenen Kozmik Oda soruşturmalarının 5 yıldır tamamlanmamış olması da şüpheleri aynı yöne çekiyor.

UYUYAN HÜCRELER PARALEL YAPI İÇİN DEVREDE Mİ?

Bu şüpheyi dile getiren bir gazeteci ise Sabah yazarı Mahmut Övür oldu. Ergenekon kararının 7 aydır geciktirilmesini de hatırlatan Övür, Kozmik soruşturmanın paralel yapı tarafından geciktirildiği şüphesini dile getirdi. Övür'ün bugünkü yazısı şu şekilde:

"Kozmik Büro'ya neden girildi?.. Ergenekon ve Balyoz davaları Türkiye'de darbelerle yüzleşme davalarıydı. Darbelerden çok çeken bir ülkenin eninde sonunda böyle bir yüzleşme yaşaması kaçınılmazdı. Öyle de oldu, önce Ergenekon sonra da Balyoz türü davalar başlatıldı.

Bu sürecin önünü 27 Nisan e-muhtırasına direnen siyasi irade açtı, polis ve yargı da açılan bu yoldan yürüdü. Oysa geçmişte, patlayan Susurluk Skandalı'na, ortaya saçılan raporlara, faili meçhullere rağmen eski Türkiye bunu başaramamıştı.

2000'li yıllara girerken, Adana'da savcı Sacit Kayasu 12 Eylül darbesiyle ilgili bir iddianame hazırlamış ve başına gelmeyen kalmamıştı. Türkiye, bu durumdan darbecilere dava açan bir noktaya iktidardaki sivil iradenin kararlılığı sonucu geldi.

Ama dava süreçleri istendiği gibi gitmedi. Paralel yapı, bu süreci kendi lehine güç devşirmek için kullandı ve halen de kullanıyor. Çünkü Türkiye ilk kez bu tür darbe davalarıyla yüzleşiyordu ve hata yapma ihtimali de vardı. Ancak şimdi ortaya çıkıyor ki o hatalar, hata değil bilinçli tercihlerdi.

Tutuksuz yargılamalar yapılsın diye aylarca konuşup durduk. İnadına "Paralel yargı" bu çağrılara kulak vermedi. Nedim Şener, Ahmet Şık gibi KCK'dan seçilmişler gibi yoğun ve haksız tutuklanmalara karşı çıkıldı, duyulmadı.

Hatta birkaç yargı paketi hazırlandı ama yargı bunları da görmezlikten geldi. Şimdi tutukluluk sürelerinin en fazla 5 yıl olmasına ilişkin yasal düzenleme yapılınca herkesi birden salıverdiler.

Bu da yetmezmiş gibi toplumda infial yaratacağı bilinen ya da hesaplanan Danıştay ve Malatya Zirve cinayeti sanıkları da serbest bırakıldı. Bu açık biçimde seçim öncesi siyasete kurulan tuzaktır.

Yasal olarak 15 gün içinde yazılması gereken gerekçeli kararı 7 ayda yazamayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Meclis'i yok sayan çıkışı da bunun açık delili oldu. Şimdi şu sorunun cevabını o yargıçların ve o yargıçların arkasındaki gücün vermesi gerekiyor: Yargı bu davaları neden geç sonuçlandırdı? Uzun tutukluluk konusunda neden direndi?

Öcalan gibi kritik bir davayı bir ayda bitiren Türkiye, ne hikmetse suçüstü yapılmış davaları 5-6 yılda sonuçlandırmıyor. Olacak iş değil.

Ortada kirli bir hesap olduğu açık. Bu yüzden tahliyeler, Türkiye'deki sık sık karşılaştığımız darbe gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Aynı şekilde Ergenekon ve Balyoz'da da darbe girişimcileri olmadığı anlamına gelmiyor.

Algı yaratarak dikkatleri başka yöne çekmeye çalışanlar başaramayacak. Bu arada kim bilir daha ne kirli hesaplarla karşılaşacağız... En önemlisi de "Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast yapılacak" diye başlatılan operasyon. Hatırlayın o günleri... Başbakan Yardımcısı Arınç'a suikast yapılacak diye "Kozmik Büro"ya girilmişti.

Peki, nasıl bir sonuç elde edildi? Kaç kez sorduk, dava açıldı mı diye. Hiçbir ses yok. Yoksa bu günlerde devreye sokulan kirli oyunun bir parçası olarak "uyuyan hücreler"in listeleri alınıp hazırlık mı yapıldı? Yıllar önceden bugün için kirli hesap yapanların, yarın ne yapacağı hiç belli olmaz."

UYUYAN HÜCRELERİN LİSTESİ VE DİĞER KOZMİK SIRLAR PARALEL YAPI'NIN ELİNDE

Övür'ün dile getirdiği korkunç şüphe bu şekilde.. Gerçi, 12 Eylül 2013 tarihinde yani 6 ay önce çıkan haberlerde Başbakan Yardımcısı Arınç'a yönelik suikasta dair yürütülen 'Kozmik Oda' soruşturmasının kapsamının genişletildiği ve derinleştirildiği belirtilmişti. Buna göre, soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ergenekon davasına bakan mahkemeden 'mühimmat ve suikast' listelerini istedi. Emniyet'te de dosyalar arasındaki bağlantıları araştırmak için iki ayrı ekip oluşturuldu.

Ancak hala bir gelişme yok. Üstelik görüldüğü gibi o haber basına 6 ay önce yansımıştı. Bu önemli.. Şöyle ki; 3 ay kadar sonra başlayan 17 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrasında da paralel yapılanmaya karşı özellikle emniyet içerisinde büyük çaplı görev değişiklikleri yaşandı. Paralel yapıya mensup olduğu şüphesiyle çok sayıda polis görevlisi başka yerlere tayin edildi. Kozmik oda sırlarının ve uyuyan hücre listelerinin paralel yapıya mensup bu polis ekiplerinin eline geçtiğine kuşku duyulmuyor. Bu itibarla Övür'ün de dile getirdiği bu şüphelerin ciddiye alınması gerektiği açık. Kozmik soruşturmaya paralel gölge düştüğü, dosya bilgilerinin paralel yapıya ve hatta oradan da yabancı istihbaratların eline geçtiği şüphesi oldukça ciddi görünüyor.

Somut bulgular ışığında gündeme gelen bu korkunç paralel şüphe konusunda Kozmik Oda soruşturmasına bakan savcı Mustafa Bilgili'nin ne diyeceği de merak ediliyor.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

------------------------------------------------------------------------------

ŞOK İDDİA: PARALEL YAPI KOZMİK SIRLARA SIZMAYA ÇALIŞTI

27.03.2014 14:38 Akşam gazetesi şok bir iddiayı gündeme getirdi. Buna göre; TSK'nın kozmik odasına girmek için Arınç'a "suikast yapılacağı" iddiasını kullanan paralel yapının müthiş planı ortaya çıktı. TÜBİTAK'ın bilgi-işlemci imamı Muaz, askere sızan personelin ne kadarının deşifre olduğunu öğrenme çabası fark edilince oyun bozuldu.

Kozmik oda baskınının perde arkasından da paralel yapı çıktı. Takvimler 20 Aralık 2009'u gösterdiğinde Ankara'nın Çukurambar semtinde, olağanüstü bir hareketlilik yaşandı. Bölgede operasyon düzenleyen polis ekipleri bir albay ve binbaşıyı, "Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast hazırlığı" iddiasıyla gözaltına aldı. Gözaltı sayısı ertesi gün 8'e yükseldi.

Özel Yetkili Savcı Mustafa Bilgili'nin yürüttüğü soruşturmada ses getiren gelişmeyse Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı Seferberlik Tetkik Kurulu'ndaki Kozmik Oda'nın aranması oldu. Çok az sayıda Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personelinin özel şifrelerle girebildiği bu odanın en önemli özelliğiyse ulusal güvenliği ilgilendiren 'çok gizli' bilgi ve belgelerin saklandığı yer olmasıydı. Bilgili, günler süren aramanın ardından kozmik odadan ayrıldı. Gözaltındaki askerler serbest bırakıldı.

Pensilvanya'da planlandı

Beş yıl önce Türkiye'nin gündemine oturan ve akıbeti konusunda bugüne kadar bir açıklama yapılmayan soruşturmanın bilinmeyenleri ortaya çıktı. Güvenilir kaynaklar, "Arınç'a suikast" soruşturmasının perde arkasında paralel yapının bulunduğunu iddia etti. Derin kurgu Pensilvanya'da planlanarak Ankara'da uygulamaya konuldu. Zamanlama, şüphelileri arasında emekli ve muvazzaf askerlerin de bulunduğu Ergenekon soruşturması sürecine bilerek denk getirildi. Paralel yapının amacı, TSK'ya sızmayı başaran kadroların ne kadarının deşifre olduğunu öğrenmek ve ulusal güvenlikle ilgili sırlara ulaşmaktı.

Derin senaryo uygulamada

TSK personeline ilişkin çok gizli dereceli istihbarat bilgilerinin Seferberlik Tetkik Kurulu'nda şifreli kozmik odada saklandığını bilen paralel yapı, buraya girmenin derin senaryosunu hazırladı. Türkiye'nin gündemine oturacak boyutta bir suikast girişimi kurgulanacak ve bu iddia üzerine başlatılacak soruşturma, kozmik odaya kadar ulaşacaktı. Bunun başarılması halinde savcılık tarafından kozmik odada yapılacak olası aramada, bir şifre uzmanına ihtiyaç duyulacak ve bunun için TÜBİTAK'ın kapısı çalınacaktı. Senaryo hatasız işlerse, şifre uzmanı olarak savcıya eşlik edecek TÜBİTAK'ın paralel elemanı kozmik odaya girmeyi başaracaktı.

TSK'nın paralelleri devrede

Derin örgütün toplantısında ses getirecek isim olarak "Bülent Arınç" belirlendi. Ardından olağan şüphenin oluşturulması için harekete geçildi. Önce, Arınç'ın Ankara'nın Çukurambar'daki evinin bulunduğu bölgeden olağan görevleri kapsamında geçen askeri araçlar belirlendi. Ardından da sivil araçlarla aynı güzergahı kullanan bazı askeri personel tespit edildi. Bu bilgilere ulaşmada, TSK içindeki paralel kadrolardan da destek alındı.

Gerekli materyal toplandıktan sonra, kimliği belirsiz kişinin malum ihbarı polise ulaştı. İhbarda askeri ve sivil plakalar verilerek Arınç'a yönelik suikast hazırlığı yapıldığı belirtildi. İhbarcı, suikastla ilgili bazı deliller konusunda ise Seferberlik Tetkik Kurulu'ndaki kozmik odayı özellikle işaret etti. Bunu yaparken de kendisini bir askeri personel yakını olarak tanıttı.

Muaz kod adlı uzman iş başında

Paralel yapının polisteki bazı unsurlarının da devreye girmesiyle senaryo, Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'na "acil durum" uyarısıyla bildirildi. Derin plandan haberdar olmayan Savcı Mustafa Bilgili de olası risklere karşı operasyon için düğmeye bastı. Gözaltıların ardından savcılık, polise yapılan ihbarda özellikle dikkat çekilen kozmik odaya yöneldi. Bu noktada devreye giren bazı polislerin, "Kozmik odadaki şifrelerin kırılması için TÜBİTAK'tan uzman alın" telkini üzerine savcılık, Adalet Bakanlığı kanalıyla kuruma başvurdu. Başvuru üzerine paralel yapı içinde "Muaz" kod adıyla tanınan TÜBİTAK elemanı görevlendirildi ve savcıya eşlik ederek kozmik odaya girmeyi başardı.

TÜBİTAK'ın paralel uzmanı

Kozmik oda noktasına kadar hatasız işleyen senaryo, paralel uzmanın telaşlı hareketleri ve şifre gerektirmeyen bazı evrakları inceleme girişimi üzerine bozuldu. Şifre kırmak için kendisine eşlik eden uzmanın belge incelediğini fark eden Savcı Bilgili, olaya derhal müdahale etti. Bu gelişme üzerine daha da telaşlanan TÜBİTAK'ın paralel uzmanı, Savcı Bilgili'nin talimatıyla kozmik odadan çıkarılarak gönderildi.

Ankara'nın imamıyla temas

Savcı ve askeri yetkililerin dikkatini çeken durum ilgili birimlere bildirildi. Olayın ardından devreye giren istihbarat elemanları, "Muaz" kod adlı TÜBİTAK'ın uzmanını mercek altına aldı. Uzmanın, paralel yapının Başkent'teki okullarında öğretmen olarak görünen Ankara imamıyla İncek'teki bir kıraathanede buluşması ve bazı telefon konuşmaları tespit edildi. Elemanların 5 yıldır paralel yapıya bilgi, ve belge verdiği öğrenildi. Rapor Başbakanlığa da sunuldu. (Akşam)

İDDİA DOĞRU OLAMAZ

16.04.2014 14:44 Bize göre Akşam'ın aktardığı bu iddia, yani kozmik oda aramalarının yıllar önce ABD'de planlandığına yönelik iddia doğru olamaz. Çünkü hatırlanacağı gibi, Arınç'a suikast şüphesiyle gözaltına alınan iki askeri görevli bir not kağıdını yutmaya çalıştı. Üzerlerinde ve evlerinde belgeler gibi diğer bazı somut deliller ele geçirildi. Öyle ki Ergenekon medyası olarak nitelendirilen Odatv sitesi dahi bu olayın detaylarını aktararak faka bastıklarını itiraf etti. Bu itirafa Odatv davasının iddianamesinden ulaşılabilir. Ayrıca Arınç'a suikast ve kozmik oda aramalarını içeren soruşturma kapsamında hatırlanacağı gibi 8 özel harp subayı tutuklanmıştı. Daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış olsalar dahi bu durum savcılığın elinde oldukça ciddi deliller bulunduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, ortada bu kadar delil varken kozmik oda olayının yıllar önce ABD'de planlandığı şeklindeki bir iddia bizce inandırıcı değildir. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(14 Mart 2014, 11:10), son güncel.: (16 Nisan 2014, 14:44)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ARINÇ´A SUİKAST İDDİASI VE KOZMİK ARAMA MANŞETLERİMİZ

17 ARALIK 2013 KOMPLOSUYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Kozmik soruşturma derinleşiyor

Flaş!!! Özel Harp´e dava açılıyor

Gezi´nin arkasından onlar çıktı

Gezi´de Özel Harp izi

Özel Harp´e operasyon geliyor

Flaş!!! İhbar üzerine yakalanan bomba kamyonu TSK´nın

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

Ergenekon savcıları devrede: Özel Harp bombaları soruşturulacak

Arınç suikast belgesi MİT´den

ÜlkeTV´deyiz: Özel Harp ve Arınç

ÜlkeTV Haber Bülteni Bölüm1

ÜlkeTV Haber Bülteni Bölüm2

Flaş!!! Yeni kitabımız: Arınç suikasti

İşte kontrgerilla.com´un da katkı sunduğu Özel Harp Dairesi konulu TBMM raporu

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Tedavülden kalkan 100bin Meclis´te

TBMM: 100 bin özel harpçi var

TBMM: Derin güçler aktif

TBMM: Terör Özel Harp işi

Genelkurmay, Özel Harp´i yalanladı

Özel Harp başbakanları korkutuyor

2007 kaos süreci Özel Harp işi

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

TUSHAD ile ilgili manşetlerimiz

Tushad kimlikleri ek klasörlerde

Şok Tushad belgesi mahkemede

Zirve ek iddianamesi kabul edildi

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Tushad, bayrağı PKK´ya yaktırdı

Savcı: Hamido Özel Harp işi

Tanık: Dink´i Özel Harp öldürdü

Dink Özel Harp işi diyen tanığa koruma

Dink mahkemesi Özel Harp´in peşinde

MİT´ten bir Özel Harp belgesi daha

Arınç suikast belgesi MİT´den

Polis: Evler kaos için işaretlendi

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap


17 ARALIK 2013 KOMPLOSUYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

44 paralel kulak yakalandı

Skandal!!! Hakim mi militan mı?

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

Şok!!! Ergenekon, yargıyı sarstı

Bir dinleme listesi de Mersin´den

Paralelciler bir bir ABD'ye kaçıyor

Azerbaycan: Cemaate geçit yok

Erdoğan: Montajı o gün görecekler

Şok!!! 509 bin kişi dinlenmiş

Azerbaycan´dan cemaate darbe

Başbakan: Operasyon çok yakında

Nöbet ısrarı darbeyi önledi

Paralel dinlemede yeni liste

FBI ajanı: Gülen, CIA operasyonu

Erdoğan: Saidi Nursi kaçmadı

Paralel polis suçüstü yakalandı

MGK´dan paralel yapıya savaş

Erdoğan: Hoca, ülkeyi karıştırma!

TIR soruşturmasına engel çabaları

Askeri savcıdan TIR baskısı

Flaş!!! TIR olayında 2 gözaltı

Tübitak'ta 5 şüpheli

Kılıçdaroğlu:Evet, Ayman:Hayır

Böcek kriptolu telefonda

Flaş!!! TIR baskıncılarına baskın

Başsavcı, telekulağı doğruladı

Mütalaa: Zirve=Ergenekon

Gülen, CIA kontrolünde mi?

7 bin kişiye paralel şok!

Böcekçilere kırmızı bülten

Paralel komutana soruşturma

Paralel yargı: Direneceğiz!

Savaşa gider gibi TIR bastılar

7 Şubat krizinde şok toplantı

´Beddualarınız tutmuyor´ fırçası

Böcek soruşturmasında 4 ifade

TIR baskınları karşı casusluk

Paralel´e şok: O komiser göreve

Savcı Öz´e şok: Bursa´ya atandı

Başbakan: Gülen, örgüt lideri

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

TIR komplosu çözülüyor

Paralel muhbir itiraf etti

Gül´den Gülen´e şok cevap

Gülen´e ananas soruşturması

Flaş!!! Taraf'a paralel soruşturma

Paralel Devlet´e 2. soruşturma

Paralel soruşturma endişeli başladı

Böcek soruşturması başladı

Paralel yargı imamı o mu?

Gülen'den yeni ses kayıtları

Taraf, şok suçlamalara sessiz

90 savcının görevi değişti!

Paralel Hakim = Hasan Şatır

Paralel Belge davası görülüyor

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

Durmazlarsa ateş edin!

Böcek´çiler yakında açıklanıyor

Paralel Devlet´e suç duyurusu

Suç duyurusu & Basın açıklaması

Balyoz hakimi değişti

Pensilvanya onaycısı zarfta

TIR´cı komutana paralel kollama

Paralel verginin adı: Himmet

Fethullah Gülen´e suç duyurusu

Savcılık: Van olayında İHH yok

Flaş!!! Yakalama kararları kalktı

Flaş!!! 20 savcı yer değiştirdi

Flaş!!! Emniyet´ten suç duyurusu

Koç suç duyurusunda şok iddia

Diğer ülkelere paralel uyarı

İşte paralel suç delilleri

Paralel Yapı = P2 Locası

Paralel devlet böyle yönetiliyor

ABD Yargısı: Gülen, menfaatimize

Bu kutu da ABD´yi sarsacak

Hanefi Avcı haklı çıktı

Avcı, Paralel Tehlikeyi anlattı

Casusluk davası durmayacak

Hanefi Avcı´dan şok açıklamalar

12.12.2013: Hanefi Avcı´dan cemaate tepki

Hanefi Avcı´nın kitabında ileri sürdüğü iddiaları konulu manşetlerimiz

Baykal´a kaset komplosu manşetlerimiz

Türkiye´nin gündemi Savcı Öz

Başsavcı, Savcı Öz´ü uyardı

Öz´ün intikamı belirginleşiyor

Hakim paralel devleti anlattı

Adalet Bakanı´ndan HSYK´ya şok

İhsası rey var, HSYK inceleyemez

Ergenekon hakiminden şok itiraf

Savcı Öz, Bakırköy´e atandı

Önceki dönem HSYK'sına ait tartışmalar

Esed sandılar, Paralel çıktı

TIR komplosu da cemaat işi

Komplo geliyorum dedi, geldi

Yargıtay İmamı´na soruşturma

Emniyet İmamı için şok iddialar

İşte cemaatin polis imamı

Yargıtay´a Pensilvanya onayı

6 ilden Erdoğan´a destek

Flaş!!! Savcı: Darbeye direnin

Hükümete yaygara, Koç´a örtbas

Adli cunta iddiası doğrulandı

Dosya, Savcı Akkaş´tan alındı

Paralel yapının polis evleri

AKP: HSYK bildirisi korsan

Adli Cunta´nın izi sürülüyor

HSYK´dan savcılara inceleme

Başsavcı 2. darbeyi önledi

Hukukçular: Savcılar çekilmeli

Erdoğan: İnlerine gireceğiz

CHP: Başbakan´ı hedef aldılar

Operasyonlara suç duyurusu

İşte ´Adli Cunta´nın delili

Adli Cunta için suç duyurusu

Adalet Platformu ile ilgili manşetlerimiz

Erdoğan: Boyun eğmeyeceğiz

Taraf´a 3 suç duyurusu

Baransu´nun haberine tepki

Dersane tartışmalarıyla ilgili manşetlerimiz

CHP: Cemaat okulları araştırılsın

97 STK´dan cemaate tepki

Dersaneler=Cemaat mi?

Erdoğan: Darbe hükümeti değiliz

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

Taksim gezi olaylarıyla ilgili manşetlerimiz

İskenderun´da İsrail izi netleşiyor

Türkiye´den İsrail´e misilleme

İsrail´in PKK bağlantıları ve Türkiye´deki terörde rolü manşetlerimiz

İkinci 7 Şubat krizi

Cemaat-MİT çatışması mı yaşanıyor?

Hükümet sivil darbeyi engelledi

Erdoğan: Fidan´ı yedirmem

MİT müsteşarı Fidan hedefte

Odatv-Aydınlık-İsrail´in hedefi: Fidan

´Mesaja mesaj´ ses kaydı

MİT görevlilerinin ifadeye çağrılması krizi manşetlerimiz

Cemaat hala Gezi´de mi?

Cemaat de Gezi´de mi?

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5890    yazdır/print


 

Gezi´ye darbe soruşturması

Gezi davasının avukatlarından Efkan Bolaç, 'İstanbul'da darbeye teşebbüsle ilgili, gizlilik kararı olan bir soruşturma var.' dedi. Bolaç'a göre yakında konuyla ilgili operasyonlar yapılacak. Bu iddiayı doğrulayan bilgiler İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 1 hafta önceki açıklamasında ortaya çıkmıştı. Başsavcılık darbe suçlamasıyla 6 ayrı soruşturmanın yürütüldüğünü belirtiyordu. Öte yandan farklı bir son dakika gelişmesi Ankara'dan geldi. Terör suçlarına bakmakla görevli Başsavcılık eldeki delilleri yetersiz görerek Ankara'daki 4 ayrı Gezi soruşturmasında görevsizlik kararı verdi.

16.12.2013 15:33 Taraf gazetesine bir röpörtaj veren İstanbul’daki Gezi davasının avukatlarından Efkan Bolaç, Taksim Gezi olaylarıyla ilgili İstanbul'da gizlilik kararı olan bir soruşturmanın yürütüldüğünü iddia etti. Bolaç'ın röpörtajda aktardığı bilgiler özetle şu şekilde verilebilir: (1)

"Gözaltılar konusunda İçişleri Bakanlığı’nın verdiği sayıyla bizim takip ettiğimiz sayı birbirini tutmuyor. Sadece İstanbul’da 1100 civarında gözaltı oldu. Bununla ilgili olarak hâlen İstanbul’da tutuklu sayısı 31’dir.

Eylemlerde mahkemeye sevk edilenler neyle suçlanıyor? - Yağma suçu işlendiği, özel kıyafetlerin usulsüz kullanıldığı, Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet, polise karşı silahlı direnme. Doktorların yaralılara müdahalesini suç kapsamına almaya çalışıyorlar. Mesela 12 Haziran’da alınanlar vardı. Baret satıcısı, gözlük satıcısı vardı. Hepsini tutuklamaya sevk ettiler, sonra iddianame düzenlendi. Mahkeme bu iddianameyi reddetti. Bareti olan veya çantasında gözlüğü olan veya toz maskesi olan insanların tamamının gözaltına alındığını ve savcının bunu iddianamede silah olarak değerlendirdiğini görüyorsunuz. Bu arada ajanlıkla suçlanan yedi yabancı uyruklu var. Bir kısmı Erasmus öğrencisi.

İddianame mahkeme tarafından reddedildi. “Birincisi, bunları silahlı direnme olarak görmüyorum. Ayrıca, ikincisi kişiselleştirme yok, kimin ne yaptığı, ne şekilde bu suçu işlediğine dair delil yok. Üçüncüsü Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ettiğini söylüyorsunuz, toplantı gösteri yürüyüşlerine muhalefetin unsurları da yok burada” dedi. Nedir unsurları? Bununla ilgili olarak bir gösteriye gitme saikiyle hareket etmiş olabilirler bunlar fakat gösteriye gidebileceğini kabul ediyorsan vazgeçebileceğini de düşünmen gerekiyor diyor mahkeme.

Mahkemeden döndükten sonra savcılık tekrar bu iddianameyi geri gönderiyor ve şu şekilde bir cevap yazıyor: “Bu insanlar oraya havuza gitmediler.“ Mahkeme —kural olarak—, iddianame tekrar gönderilirse bunu reddetme hakkına sahip değil. Bunun üzerine mahkeme, (ilginçtir ben daha önce böyle bir karara hiç şahit olmadım) ilk açılış evrakıyla birlikte tüm sanıklar hakkında beraat kararı veriyor. Duruşma günü vermiyor, sanıkları çağırmıyor, hiç kimseye tebligat yapmıyor gelin şu gün duruşma var diye. Duruşmayı açmadan hazırlık safhasında hepsine beraat veriyor.

255 KİŞİYE YENİ DAVA

255 kişi hakkında yeni bir iddianameden bahsediliyor. Bu iddianamede çok tartışılan Bezm-i Âlem Camii de geçiyor sanırım. - Aslında 610 kişilik bir iddianame var. Şimdilik bu kadarı tamamlanmış.. Bezm-i Âlem Camii bildiğimiz mesele. İbadethaneleri kirletmek suçlaması. Bira şişesiyle ilgili mevzu bu iddianamede netleşecek..

GİZLİ SORUŞTURMA

Ve bir yerde darbeye teşebbüs tarzı bir söylem var ama henüz onu netleştiremedik. Aslında o darbeye teşebbüsle ilgili olarak başka bir soruşturma sürüyor. Soruşturmada gizlilik kararı var, o gizlilik kararının niye çıktığını bilmiyoruz. Gizlilik kararı olan bir soruşturma var. Bu soruşturmanın İstanbul’da 15-20 kişiyi kapsadığı söyleniyor. Ayrıca yine gizlilik kararı alınmış 73 avukatla ilgili soruşturma var. Muhtemelen darbeyle ilgili olarak yeni bir dava açılabilir. Ergenekonvari tarz bir davayla karşı karşıya kalma ihtimalimiz yüksek..

Türk Dil Kurumu’nda zaten darbe için tanımlama değişmişti. “Hükümeti demokratik yollardan yıkmaya veya istifaya zorlama” diyor. Böyle bir şeyin darbe olarak anlatılması mümkün mü? Ankara’daki olaylarda polis sorguda insanlara “Yaptığınız işlemin anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik bir teşebbüs olduğunun farkında mısınız” diye soru soruyor. Yani hükümete yönelik darbe teşebbüsü içerisindesiniz diyor.. Darbe suçlamasıyla ilgili dosyada avukatlarla ilgili bir kısım var gibi görünüyor. Ben de o dosyanın içerisinde var olduğumu düşünüyorum.

Taraftar gruplarına yönelik ilk operasyon Çarşı’ya yapıldı. Bu operasyonda 10 kişi alındı. Bu insanlarla ilgili olarak yapılan işlemler kamu malına zarar verme, suç örgütü oluşturma.. Bu konuda da gizlilik kararı var. Bir dinleme kararı var onu istiyoruz, bize vermiyorlar." (1)

40 AYRI İDDİANAME İLE 308 ŞÜPHELİ HAKKINDA KAMU DAVASI AÇILMIŞTI

Gezi davasının avukatlarından Efkan Bolaç'ın, Taksim Gezi olaylarıyla ilgili İstanbul'da gizlilik kararı olan bir soruşturmanın yürütüldüğüne dair iddiası bu şekilde.. Bu iddiayı doğrulayan bilgiler 1 hafta önce ortaya çıkmıştı. Hatırlanacağı gibi 10 Aralık 2013'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yeni bir iddianameyi tamamladığı belirtiliyordu. (2)

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, 7’si yabancı uyruklu 255 şüpheli hakkında “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanun’a muhalefet, ibadethaneyi kirletmek suretiyle zarar vermek, kamu görevlilerine görevi yaptırmamak için direnme, kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret, kamu görevinin usulsüz olarak üstlenilmesi, özel kıyafetleri usulsüz kullanma ve kamu malına zarar verme” suçlarından iddianame hazırlandığı belirtildi.

Bu suçlardan biri veya bir kaçı isnat edilmiş şüpheliler hakkında hazırlanan iddianamenin 55. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildiği ifade edildi. Soruşturma kapsamında 10 şüpheli hakkında ise geçerli delil bulunmadığı ve fiilin suç teşkil etmediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi.

Yapılan açıklamada, “249 kişinin şikayeti ve mağduriyeti çerçevesinde ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanun’a muhalefet, kamu görevlilerine görevi yaptırmamak direnme, mala zarar verme, yağma hırsızlık, hakaret, kamu görevlilerine kasten yaralama, ulaşım araçlarının çalışmasının engellenmesi, kaçırılması ve alıkonulması, konut ve işyeri dokunulmazlığını bozmak’ suçlarını işledikleri iddiasıyla sayıları ve kimlikleri tam olarak belirlenemeyen kişiler hakkında soruşturmaya devam edilmekte olup, bunların tespiti için kolluk birimlerine talimat verilmiştir” denildi.

40 AYRI İDDİANAME, 308 ŞÜPHELİ HAKKINDA KAMU DAVASI

Açıklamada, Gezi Parkı olaylarıyla ilgili olarak bugüne kadar 40 ayrı iddianame ile 308 şüpheli hakkında kamu davası açıldığı, 36 ayrı soruşturmaya da devam edildiği belirtiliyordu.

6 DARBE SORUŞTURMASI

Yine açıklamada, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörle Mücadele Kanunu Soruşturma Bürosu’nda suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme, silahlı terör örgütüne üye olma, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs, 2911 sayılı yasaya muhalefet suçlarından dolayı 6 ayrı soruşturmaya devam edilmektedir. Bu soruşturmalar kısmen daha önce başlatılmış olup, Gezi Parkı olaylarıyla beraber başka yer ve zamanlardaki fiilleri de kapsamaktadır” ifadelerine yer veriliyordu. İşte Başsavcılığın açıklamasındaki bu ifadeler, Gezi olaylarının masum bir protesto eylemi olmayıp hükümeti devirmek amaçlı planlı bir darbe girişimi olduğuna dair iddiaların ciddi olduğunu, bu konuyla ilgili somut delillerin mevcut olduğunu gösteriyor.

SOMUT BULGULAR
 
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının belirttiği darbe suçlaması bulunan 6 soruşturmada dosyalara giren delillerin neler olduğunu bilmiyoruz. Çünkü soruşturmalar gizli yürütülüyor.

Ancak dosyaya girmiş ya da girebileceği düşünülen bazı somut bulgular var. Örneğin iki hafta önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yapılmış olan bir suç duyurusunda (3) dikkat çekilen, olaylara yabancıların organize şekilde aktif destek verdiğini ispatlayan bulgular.. Sivil toplum kuruluşlarından Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle 2 Aralık 2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda, ABD, İngiliz ve özellikle Alman vakıflarının Gezi olaylarına aktif destek verdiğini gösteren somut bulgular sıralanıyordu. Örneğin, Hatay'da Gezi eylemcilerine para dağıtarak gösteri yapmaya teşvik eden iki yabancı vakfa baskın yapılmış, bir çok yabancı uyruklu üyeleri gözaltına alınmıştı. Yabancı vakıfların Ergenekon davası sürecinde de gündeme geldiğine somut bulgularla dikkat çekilen suç duyurusunda, yasadışı faaliyette bulunmakla suçlanan yabancı vakıflar hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması talep ediliyordu.

Suç duyurusunda dikkat çekilen diğer bir bulgu ise, basında yer alan bir iddiaya dayanıyordu. Buna göre, Gezi eylemlerine katılan ya da destek veren güçlerle ilgili bir rapor hazırlanmış ve Başbakan Erdoğan´a sunulmuştur. Ayrıntıları AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu´nda da konuşulan rapora göre; 8 Alman vakfı protestoların bitmemesi için eylemcilere kol kanat germiştir. Bu vakıfların eylemcilerin gıda sorunu yaşamaması için Taksim Meydanı´na sürekli yemek servisi yaptığı dile getirilmiştir. Bu iddia doğru ise, soruşturma dosyalarına bu raporun girmesi de beklenebilir.

Gezi olaylarına yabancı uyrukluların katılımı, zaten halen yürütülen ve bir kısmı davaya dönüşen Gezi soruşturmalarında yer alan yabancı uyruklu sanıklardan da anlaşılmaktadır. Kendi ülkelerindeki, örneğin Gezi olaylarından kısa süre önce İngiltere ve ABD'de gerçekleşmiş olan çok daha sert polis müdahalesine karşı sessiz kaldığı ileri sürülen bu kişilerin Türkiye'deki olaylarda aktif şekilde yer almalarının, Gezi olaylarında yabancı bir yapılanmanın da rol aldığı şüphesini güçlendirdiği değerlendirilmektedir.

-Özel Harp bağlantısı-

Taksim Gezi olaylarına dair basında yer alan konuyla ilgisi olabilecek başka bilgiler de var. (4) Örneğin, “istihbarat birimleri, Taksim Gezi Parkı protestolarının organize sokak olaylarına dönüşmesinde Özel Harp Dairesi´nin sivil yapılanması olan ´Beyaz Kuvvetler´ parmağını tespit etti. Bu, basında yer alan bir iddia. Soruşturma dosyalarına girip girmediği bilinmiyor. İddiaya göre, “zello” adı verilen internet tabanlı konuşmalar, aynı anda çok sayıda ilde patlak veren Gezi olaylarının anlık gelişmediğini, planlı şekilde bir güç tarafından organize edildiğini gösteriyor. O konuşmalardan bir bölümü şu şekildeydi: ´Çayyolu çok sakin ne oluyoruz?.. Son durum nedir Kızılay´da?.. Görüşmeleri saklı tutun, araya girenleri kanal liderine bildirin o kişiyi çıkarsın.. Frekansa girenler var, deşifre oldu, Zello´dan başka frekansa geçin.. Telefonla konuşmayın.. Zello şifresini yüzyüze grup liderlerine ulaştırın o sizi bilgilendirir..´”

Gezi olaylarının önceden planlanmış organize bir eylem olduğu şüphesini güçlendiren bir başka bulgu da yine basına yansımıştı. Yöneticileri Ergenekon davasında da yargılanan Türk Gençlik Birliği'nin (TGB) adı Taksim gezi olaylarında da sık sık geçti. Ergenekon davasında son duruşmaların basılması girişiminde öncülük yapmasıyla hatırlanan TGB, Taksim gezi olaylarının yurt çapında kışkırtılmasında önemli rol aldı. Hatta o kadar ki, Rize´deki olaylara katılan Türk Gençlik Birliği (TGB), Rize Jandarma İl Alay Komutanlığının telefonlarını twitter´dan duyurup, göstericilerin telefon etmesini ve jandarmayı polise karşı yardıma çağırmalarını isteyecek kadar ileri gitti. (5)

Hatırlatalım, 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast hazırlığı suçlamasıyla Arınç´ın evi civarında gözlem yaparken yakalanan ve ellerindeki adres kağıdını aceleyle ağızlarına atarak yok etmek isteyen Özel Harp Dairesi (ÖHD) mensubu iki subayın da TGB ile bağlantıları iddia edilmişti. Özel Harp Dairesi'ndeki 1 aylık aramaları, 8 subayın gözaltına alınıp 3'ünün tutuklanmasını, 1 kamyon dolusu bomba olayını ve aramalardan 1 ay sonra Türkiye çapında meydana gelen kitlesel kışkırtma olaylarını da kapsadığı ileri sürülen Ankara'daki, Türkiye'nin bu en gizli soruşturmasının halen sürdüğü, her an tamamlanabileceği ve iddianamesi ortaya çıktığında Türkiye'nin sarsılacağı söyleniyor. (6)

Konuyla bağlantısı olabilecek bir başka bilgi daha verilebilir ve yine Hatay'la ilgili. (7) Hatay, oldukça hassas olan bir ilimiz. Peşpeşe bombalı araba patlatma eylemleriyle, Suriye'li sığınmacılara karşı bir mezhep ağırlıklı protesto eylemleriyle ve son olarak da Gezi eylemleriyle son dönemde suların durulmadığı bir şehrimiz. Yakın dönemde bu ildeki kaos olaylarının ardında Özel Harp Dairesi´nde görevli 209 sivil görevlinin yer aldığının MİT tarafından tespit edildiği de basında dile getirilen bir başka iddia oldu. Buna göre, Hatay´da görevli Özel Kuvvet mensuplarından bir kısmının Ankara'daki Kozmik Oda aramalarından elde edilen bilgilerle tespit edildiği, 69´unun Antakya´da, 20´sinin Reyhanlı´da, 8´inin Kırıkhan´da, 16´sının Samandağ´da geri kalanının ise Dörtyol, Yayladağı ve İskenderun´da yaşadığı belirlenen sivil kaos timlerinin, kaotik söylentilerle şehirde gergin iklimi sürekli diri tutmaya çalıştığı, marjinal örgütleri sokak eylemleri için organize ettiği belirlendi. Bu tespit, Ergenekon mahkemesinden Zirve mahkemesine gönderilen bir belgeyi de doğrulamış oluyor. Belgede, Özel Harp´in Hatay´da DHKP-C´lilerle ortak operasyonlar düzenlediği belirtiliyordu.

İSTANBUL BAŞSAVCILIĞI: DARBE SUÇLAMASIYLA 6 SORUŞTURMA VAR

İstanbul'daki Gezi olayları İstanbul'la sınırlı kalmadı. Çok kısa sürede diğer illere de yayıldı. Dışarıdan bakıldığında İstanbul ve Ankara'da Başbakan Erdoğan'ın resmi konut ve evine yönelik basma girişimleriyle de görüldüğü gibi Başbakan Erdoğan'ı ve onun nezdinde hükümeti devirme girişimiydi. İstanbul, Ankara, Rize ve Hatay'da bizim tespit edebildiğimiz somut bulgular yukarıda gösterildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, "Gezi olaylarının darbe amaçlı" olduğu suçlamasıyla 6 adet gizli soruşturma yürüttüğüne dair bilgi başsavcılığın açıklamasında yer alıyordu. Aynı bilgi İstanbul'da açılan çeşitli Gezi davalarındaki sanıkların avukatlarından Efkan Bolaç tarafından da teyit edildi.

ANKARA BAŞSAVCILIĞI: DARBE İÇİN YETERLİ DELİL YOK

Konuyla bağlantılı farklı bir son dakika gelişmesi ise Ankara'dan geldi. (8) Buna göre, terör suçlarına bakmakla görevli Başsavcılık, bugün verdiği bir kararla, eldeki delilleri yetersiz görerek Ankara'daki 4 ayrı Gezi soruşturmasında görevsizlik kararı verdi ve dosyaları Basın Suçları’na bakmakla görevli Başsavcıvekilliği’ne gönderdi. Eylemlerle ilgili görüntüleri, terör ve istihbarat birimlerinden gelen bilgi ve belgeleri inceleyen ve görevsizlik kararı veren Başsavcılık, kararında, protestoların darbe amacıyla ya da terör örgütlerinin yönlendirmesiyle gerçekleştirildiğine dair yeterli delil olmadığını, protestoların polise mukavemet, kamu malına zarar verme, kamu düzenini bozma iddiasıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

CEMAAT: GEZİ DARBE DEĞİL

Konuyla ilgili burada belirtilebilecek bir başka bilgi de son günlerin tartışma konusu olan Fethullah Gülen cemaatiyle ilgili. Gezi olaylarının darbe girişimi olmadığına dair görüş, Fethullah Gülen cemaatinin medya haberlerinde de gözleniyor. Zaten aylardır tartışma konusu olan "cemaatin Gezi olaylarına destek verdiği" iddialarını güçlendiren son örnek bir hafta önce yaşandı. (9) İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Mustafa Erdoğan'ın, Gezi olaylarının bir darbe girişimi olarak değerlendirilemeyeceğine dair görüşleri ile hükümete yönelik sert eleştirileri aynı gün, 9 Aralık 2013 tarihinde hem Aksiyon dergisinde hem de Bugün gazetesinde yayınlandı. "Eylemcilere çapulcu demeyin" şeklindeki Fethullah Gülen'in açıklamasından sonra tırmanan "cemaatin Gezi olaylarına destek verdiği, cemaatin bu eylemlerin demokratik ve masum amaçlı protesto gösterileri olduğu kanatinde olduğu" iddiaları cemaat medyasının öne çıkardığı bu eş zamanlı haberlerle güçlenmiş oldu.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

1) Taraf.com.tr/haber/gezi-ye-darbe-davasi-hazirligi.htm
2) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5725
3) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5712
4) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5364
5) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5361
6) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5569
7) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5595
8) Hurriyet.com.tr/gundem/25372629.asp
9) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5726

(16 Aralık 2013, 15:33)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Gezi´nin ana iddianamesi tamam

Yabancı vakıflara suç duyurusu

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

Çapulcu da denmesin, darbe de

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5734    yazdır/print


 

Baransu´nun haberine tepki

MİT, dersane ve cemaat tartışmalarında şaşırtıcı şekilde ölçüsüz haberleriyle taraf olan Mehmet Baransu'nun bugün Taraf'ta yayınlanan haberi ilgililer tarafından anında yalanlandı. Baransu'nun, 'Devlet 2004'te MGK kararıyla Fethullah Gülen cemaatini bitirmeye karar verdi' haberinin sonuna eklediği bir cümlede, şu andaki hükümetin bu MGK kararı doğrultusunda cemaatin üzerine gittiğini ima etti. Bu iddiaya önce Başbakanın başdanışmanı Yalçın Akdoğan'dan yalanlama geldi. Akdoğan, MGK'nın tavsiye kararının hükümetçe yok hükmünde kabul edildiğini belirtti. O dönemin cumhurbaşkanının Necdet Sezer olduğunu hatırlatan kamuoyu da bu kararın hükümete nasıl mal edilebileceğini soruyor. Baransu'ya en anlamlı cevap, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'tan geldi. 'İrticayı tehlike olmaktan çıkaran hükümet nasıl olur ki böyle yazılı bir şey yapsın' diyen Arınç, '10 yılda MGK'da kabul edilen hiçbir şey hayata geçirilmediği gibi biz dindarları, dini grupları mağdur edecek hiçbir şeyi hayata geçirmedik. Milli Güvenlik Siyasi Belgesi'nin işlevliğini ortadan biz kaldırdık. Böyle bir karar alınmış olsa bile hükümete tavsiye edilmiş olur. Hükümet de bunu hayata geçirmemiştir. Bunların şahidi olan bir başbakan yardımcısı olarak bunun hayata geçirilmediğini söyleyebilirim' diye konuştu. Tüm bu tartışmaların odağında 2012'deki MİT krizi yer alıyor. MİT krizinin ve Başbakan'ın MİT Müsteşarına sahip çıkmasının Baransu gibilerinin kimyasını bozduğu anlaşılıyor.

28.11.2013 13:57 Bugün Taraf gazetesinde Mehmet Baransu imzasıyla şaşırtıcı bir haber yayınlandı. Ardından hükümet yetkililerinden peşpeşe tepkiler geldi.

Baransu'nun haberine göre (1), Milli Güvenlik Kurulu'nun, 2004 yılı Ağustos ayında yaptığı toplantıda, "Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gereken tedbirler" başlığıyla, “Cemaate karşı bir eylem planı hazırlanması” tavsiye kararı olarak hükümete bildirilmiş. Habere göre MGK kararında, “Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen grubuna” ait kurumların faaliyetlerinin engellenmesi için, “Ağır yaptırımlar getiren yasal düzenlemeler yapılmalıdır, eylem planı hazırlanmalıdır” deniyor. 25 Ağustos 2004 tarihli MGK kararının altında, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül’ün yanı sıra, beş ayrı bakanla, dönemin MGK üyeleri Aytaç Yalman, Özden Örnek, İbrahim Fırtına, M. Şener Eruygur imzası da yer alıyor.

Taraf'taki bu haber dershane tartışmaları üzerine yayınlanmış olmasına karşın, haberde yer verilen MGK kararlarında dershaneler hakkında herhangi bir düzenleme tavsiyesinde bulunulmadığı dikkati çekiyor. Gülen okulları ve cemaat evlerinden bahsedilen MGK kararlarında ‘tasfiye’nin merkezine de bu iki oluşum oturtuluyor.

Baransu, bu iddiaların gazeteci Alper Görmüş tarafından 24 Şubat 2012’de yine Taraf’ta yazıldığını da hatırlattı. Yani MİT krizinden iki hafta kadar sonra.. Görmüş, “MGK 2004’te ‘Cemaat’i takip’ kararı alıyor” başlığı altında şu ifadeleri kullanmıştı:

“Soru şöyle: Devletteki ‘Cemaat’le ilgili olduğu düşünülen kadroları tasfiye kararı MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasından epeyce önce alındığı iddiası doğruysa, bu karar ne kadar eskiye gitmektedir? Ya da hükümet ile cemaat arasındaki gerilim ne zamandan beri vardır?”

“Ben, aşağı yukarı 2006’dan beri ‘Hükümet, cemaatin devlet içindeki ağırlığından rahatsız, harekete geçecekmiş’ cümlesini ya da onun türevlerini duymaktayım. Fakat 2004’te Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) Gülen Cemaati’nin takip edilmesine dair bir tavsiye kararı alındığını herkes gibi ben de bilmiyordum. Fakat alınmış. Özden Örnek’in günlüklerinin Haziran 2004 ve Ağustos 2004 MGK’larının anlatıldığı bölümlerinde bu durum şöyle ifade ediliyor:

24 Haziran 2004: Fethullah Gülen konusunda Genelkurmay Başkanı oldukça ağır bir konuşma yaptı ve hükümeti suçladı. Eğer siyasi irade konulup bu konunun üstüne gidilmezse bir felaket olacağını belirtti.

25 Ağustos 2004: Fethullah Gülen ve teşkilatı ile ilgili olarak geçen toplantıda yapılan görüşmeden sonra bu adamın faaliyetlerinin yakından takip edilmesine karar verilmişti, onunla ilgili tavsiye kararı bugün imzalandı. Bilmem ne işe yarayacak.

Özden Örnek ‘Bilmem ne işe yarayacak’ diyor ama, MİT’in MGK kararına dayanarak o günden beri bir çalışma yapmadığını bugün kim güvenle öne sürebilir?”

CEMAATİN İLERİ GİDENLERİNE KARŞI 2004'TE DEĞİL 2012'DE HAREKETE GEÇİLMİŞ OLABİLİR

Evet Baransu'nun Taraf'taki haberi işte aynen bu şekilde.. (1) Biz bu haberi ve analizimizi kaleme alırken bir taraftan da ayrıntılar medyaya düşmeye devam ediyordu. Buna göre (2); askeri vesayetin kendini iyiden iyiye hissettirdiği o günlerde, aslında Milli Güvenlik Kurulunda ortaya çıkan belgeden çok daha ağır ifadeler yer alıyordu. Ancak Başbakan Erdoğan Başkanlığındaki hükümet üyelerinin toplantıda bu ifadelerin sakıncalı olduğu ifade edildi. Hükümetin bastırmasıyla o ağır cümlelerden bir çoğu kaldırıldı, değiştirildi ve iyiden iyiye hafifletildi.

Haksız ve anti demokratik ifadelerin ve bir gruba yönelik kin'in yer aldığı metnin bu şekilde değiştirilmesinden sonra cemaatin önde gelen isimleri Başbakan Erdoğan'a, o ağır ifadeleri metinden çıkarmasından dolayı teşekkür etti.

Antidemokratik ve bir gruba yönelik haksız ifadeler içeren MGK'nın tavsiye niteliğindeki kararı AK Parti hükümeti tarafından değiştirilmekle kalmadı, geçen sürede karar yok hükmünde sayıldı.. Karardan sonra hiçbir Bakanlar Kurulu kararı yayınlanmadı, hiçbir yasa çıkarılmadı ve hiçbir genelge yayınlanmadı.

Tavsiye kararının bir işe yaramayacağının delili aslında dönemin deniz kuvvetleri komutanı ve balyoz eylem planı davasının sanığı oramiral Özden Örnek'in günlüklerinde de yer aldı. Günlükte 2004 yılındaki MGK kararı hatırlatılarak; "Tasfiye kararı imzalandı ancak bilmem ki ne işe yarayacak" ifadeleri de MGK'da imzalanan tavsiye kararının tümüyle yok hükmünde olduğunun açık göstergesiydi.

MGK'nın 2004 yılındaki kararı arşivin en karanlık noktasına gömüldü ancak antidemokratik uygulamaların bir daha yaşanmaması için gereken tedbirler de bir bir alındı.

Hükümet bu karara uygun hareket etmek bir yana, o toplantıdan sonra ilk iş olarak, MGK'nın sivilleşmesi için düğmeye bastı. 2 ay sonra da ilk sivil genel sekreter, Yiğit Alpogan göreve başladı.

Ayda bir yerine iki ayda bir toplanmaya başlanan Milli Güvenlik Kurulu'ndaki sivilleşme sürerken, 28 Şubat'ın kalıntılarından olan emniyet asayiş yardımlaşma protokolü Emasya kaldırıldı.

Emasya'nın kaldırılmasının ardından aynı yıl içinde "kırmızı kitap" olarak adlandırılan,, Milli Güvenlik Siyaset belgesi yenilendi. "irtica" iç tehdit olmaktan çıkarıldı. (2)

MİT KRİZİNDEN SONRA TARAF MİT'E YÜKLENMEYE BAŞLADI

Baransu'nun haberinde atıf yaptığı Alper Görmüş'ün Taraf'taki yazılarının MİT krizinden iki hafta kadar sonra çıktığını da hatırlatalım. Başbakan'ın ağır bir ameliyat sonrası istirahate çekildiği döneme denk getirilen 7 Şubat 2012'deki MİT gözaltıları üzerine Erdoğan'ın nasıl hasta hasta krizle başetmeye çalıştığını hatırlayalım. Bunlar unutulacak şeyler değil.. Yani hükümete yönelik bu sivil darbe girişiminden sonra yeni Müsteşar Hakan Fidan yönetimindeki MİT, Başbakan'ın emriyle cemaate karşı harekete geçmişse, ki bize göre cemaatin tümüne değil sadece 'ileri gidenleri'ne karşı geçmiş de olabilir, bu iddia gayet mantıklı ve anlaşılabilir bir şey..

O günlerde Başbakanın ofisinden gizli dinleme cihazlarının çıkmasını, Başbakan'ın korumalarının peşpeşe değiştirilmesini, bir eski koruma ile yenilerinin arasında Başbakanlıkta silah çekilmesi olaylarını da hatırlayalım.. MİT krizi üzerine polis istihbaratta üst düzey peşpeşe yaşanan değişiklikleri hatırlayalım. Daha da geriye gidip Başbakan Mısır'da tüm dünyaya yönelik bir konuşma yaptığı ve İsrail'e uyarılarda bulunduğu saatlerde internet sitelerine MİT yetkilileri ile PKK'lı yöneticiler arasında İsveç'in Oslo kentinde yapılan görüşmelerin ses kaydının sızdırılmasını da hatırlayalım. Buna bir de cemaat lideri Fethullah Gülen'in Mavi Marmara krizinde otorite kabul edip izin alınmasını istediği İsrail hükümetinin ve İsrail yanlısı yazmaktan çekinmeyen Odatv ve diğer Ergenekon medyasının yeni MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı karalama kampanyasını da ekleyelim..

Anlaşılıyor ki 7 Şubat 2012'deki MİT gözaltıları girişimi üzerine Başbakan Erdoğan tehlikede olduğunu farketti ve hasta olmasına karşın hemen harekete geçti. Bir ülkeyi Başbakan idare ediyorsa ve halka hesabı o veriyorsa gerekli kararları alması da gayet anlaşılır bir şey olsa gerek.

İşte peşpeşe yaşanan ve birbiriyle örtüşen tüm bu gelişmeler o krizin ardında cemaatin olduğu şüphesini güçlendiriyor. 

Bize göre Baransu'nun haberinde anlaşılmaz olan taraf, bu kararın 2004'te Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığı döneminden beri uygulamaya konulduğu iddiası. İşte olayın burası çarpıtma..

HÜKÜMET ÇEVRELERİNDEN HABERE TEPKİLER

Baransu'nun haberine hükümet yetkililerinden peşpeşe tepkiler geldi. Önce Başbakan danışmanı Yalçın Akdoğan'dan yalanlama geldi. Akdoğan, MGK'nın tavsiye kararının hükümetçe yok hükmünde kabul edildiğini belirtti. Yalçın Akdoğan, twitter hesabından, "2004'teki MGK kararı hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiş, hiçbir Bakanlar Kurulu kararı alınmamış, hiçbir işlem yapılmamıştır" diye açıklama yaptı.

Baransu'ya en anlamlı cevap ise Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'tan geldi. 'İrticayı tehlike olmaktan çıkaran hükümet nasıl olur ki böyle yazılı bir şey yapsın' diyen Arınç, '10 yılda MGK'da kabul edilen hiçbir şey hayata geçirilmediği gibi biz dindarları, dini grupları mağdur edecek hiçbir şeyi hayata geçirmedik. Milli Güvenlik Siyasi Belgesi'nin işlevliğini ortadan biz kaldırdık. Böyle bir karar alınmış olsa bile hükümete tavsiye edilmiş olur. Hükümet de bunu hayata geçirmemiştir. Bunların şahidi olan bir başbakan yardımcısı olarak bunun hayata geçirilmediğini söyleyebilirim. Taraf Gazetesi bunu nereden temin etti. Onu da kamuoyu rahatlıkla takdir edebilir.' diye konuştu.

Baransu'nun haberinin altında çeşitli haber sitelerinde yapılan okuyucu yorumlarında da, o dönemin cumhurbaşkanının Necdet Sezer olduğu hatırlatıldı ve bu kararın hükümete nasıl mal edilebileceği soruldu.

MİT OLAYI KİMYALARI BOZDU

Balyoz davasının açılmasına, haber kaynaklarından gelen belgelerle neden olan ve bunun gibi yaptığı diğer bazı haberlerle efsanevi gazeteci olarak nitelenen Taraf gazetesi muhabiri Mehmet Baransu, son dönemlerde şaşırtıcı tavırlar sergiliyor. 2012 Şubat ayında yaşanan MİT krizinden sonraki tavırlarına bakıldığında bu değişiklik rahatça görülebiliyor.

Yaptığı haberlerden sürekli MİT'in açığını aramaya başladığı anlaşılan Baransu'nun, MİT krizi dışında dersane ve cemaat tartışmalarında da şaşırtıcı şekilde ölçüsüz haberleriyle taraf olduğu görülüyor.

Geçtiğimiz yıl yaşanan Taraf gazetesindeki yönetim değişikliği de bu noktada ister istemez hatırlara geliyor. Taraf'ın cemaat medyasınca satın alındığı ileri sürülüyordu. Tüm gelişmeleri bir arada düşününce bu şüphe güçleniyor.

Geçtiğimiz günlerde dersane tartışmalarında AK Parti milletvekili Şamil Tayyar'la twitter'de yaptığı söz düellosunda hiç gereği yokken "Hakan Fidan abinle birlikte gel Şamilim" diyerek (3) MİT'i ve Hakan Fidan'ı tartışmaya katmasından anlaşılıyor ki, MİT krizi Baransu için bir dönüm noktası olmuştur. Baransu'nun cemaat adına yazı yazdığı iddiaları giderek güçleniyor. Kendisini şahsen tanımayız. Sitemizde onu savunan ve efsanevi yönünü belirten haberler yayınladık. (4) Ancak son dönemdeki tavırları inanılmaz derecede değişti.

Bu arada şunu vurgulamak istiyoruz ki; yeri geldi Başbakan Erdoğan'ı da eleştirdik. Sitede bir çok haber ve yazı kaleme aldık ya da aktardık bu şekilde. (5) Yeri geldi cemaati savunduk. Her taşın altında cemaati arayanlara karşı durduk. Hanefi Avcı olayında olduğu gibi.. (6) Ama her zaman gerekçelerini de belirttik. Yazdıklarımızın arkasındayız. Lafı kimin söylediğine bakmayız, ne söylendiğine bakarız. Bu bakış açısına hep dikkat etmeye çalışıyoruz. Hesap vermek gerekirse de veririz. Alnımız ak.

Aslında MİT krizi, sadece Baransu'da değil, genel olarak cemaat medyasında da tavır değişikliğinin başladığı bir olaydır. Bunu bu konuda yaptığımız ilk haberimizde dile getirmiş, şüphemizi belirtmiştik. (7)

Arınç'ın da dediği gibi 2004'teki MGK tavsiye kararının hükümet tarafından yok hükmünde sayıldığı kamuoyunca zaten görülmekte. Arınç'ın söylemesine bile gerek yok. "AK Parti ve Gülen'i Bitirme Planı" (8) adı verilen ıslak imzalı darbe planına, bu planın Erzincan bölgesinde uygulanmak istenmesine hep beraber karşı çıktık. Yazılar yazdık, haberler kaleme aldık. Hanefi Avcı olayında olduğu gibi her taşın altında cemaat arayanlara, f-tipi polis-savcı-hakim suçlamalarına hep beraber karşı çıktık. (6)(9) Ama her zaman gerekçelerini de belirttik.

Ancak 7 Şubat 2012'de yaşanan MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın gözaltına alınmak istenmesi olayı Türkiye'de bir milat oldu. O gün Türkiye'de açıkça bir örtülü darbe girişimi düzenlendi. Bununla ilgili o günlerde yazdığımız yazılar çok net içerikliydi. Tafsilatlıydı. (10)

O gün o darbenin arkasında cemaatin olup olmadığından emin değildik. Bu şüphemizi yazılarımıza da yansıttık. (7) Ancak Başbakan'ın kriz üzerine hemen harekete geçmesi, 'Fidan'ı yedirmeyeceğim' şeklinde net açıklama yapması, eski bir MİT müsteşarının açıklamaları, CHP'lilerin bile o krizin ardından cemaatin olduğuna yönelik açıklamaları kuşkumuzu güçlendirdi. Geçen iki yıllık süreçte, özellikle Gezi (11) ve dersane (12) tartışmalarına yansıyan bazı ayrıntılar bu şüphemizi oldukça güçlendirdi.

Biz, Baransu gibi gizli kaynakları olan, gizli bilgilere ulaşabilen kişiler değiliz. Sitemizde analizler yapıyor, bulgulardan hareketle görebildiğimiz resmi tanımlamaya çalışıyoruz.

Bize göre; hükümetin 2004'teki MGK tavsiye kararıyla cemaati bitirmeye kalktığı iddiası Arınç'ın da söylemeye çalıştığı gibi 'yuh' dedirten bir ölçüsüzlüktür.

En fazla belki şu söylenebilir: Hükümet, 7 Şubat 2012 MİT krizinden sonra cemaatin 'ileri gidenleri'ne karşı harekete geçmiş olabilir. Eğer öyleyse de, bize göre bunda haklıdır. Çünkü açıkça halktan oy alarak iktidar olan bir hükümetin 27 Nisan ve 367 muhtıralarına bile direndikten sonra sinsi yollarla düşürülmeye göz yumması beklenemez. Terör sorununu çözmek isteyen Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın zehirlenerek öldürüldüğü giderek netleşmeye başladı. Benzer bir projeyi yürüten hükümete karşı ve 'siyasi hayatıma da mal olsa barışı gerçekleştireceğim' diyen Başbakan Erdoğan'a karşı da birilerinin harekete geçtiği görülüyor. Terörü çözeceğim diyen hükümet, KCK üzerinden terörü azdıran hükümet karalamasıyla MİT krizinde karalanmak istendi. Evet, şimdi emin şekilde söyleyebiliyoruz ki, 7 Şubat 2012'de hükümet, özellikle de Başbakan Erdoğan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden devrilmek istendi. Aynı girişim Gezi'de de tekrarlandı. Başbakan Erdoğan diktatör karalamasıyla karalanmak ve devrilmek istendi.

Bu suçlamalara cemaatin tümünün dahil olduğuna kesinlikle inanmıyoruz. O camianın tümünü tenzih ederiz. Örneğin cemaatin saygın isimlerinden Mehmet Fırıncı'nın bugün medyada yer alan açıklamalarını bu noktada hatırlatmak istiyoruz. (13) Fırıncı, dersanelerin kapatılmasına karşı cemaat ileri gelenlerinin gösterdiği tavırların ne kadar yanlış olduğunu dile getirdi. Dolayısıyla cemaatin tümünü kastetmek gibi bir düşüncemiz yok. Olsa hiç çekinmeden söyleriz. Dediğimiz gibi yeri geldi Başbakan Erdoğan'ı da eleştirdik (5), yeri geldi cemaati savunduk. (6) Ama her zaman gerekçelerini belirttik. Allah'tan başka kimseden korkumuz yok.

Aslında bu haber ve benzerlerinde  kaleme aldığımız görüşleri de rahatsızlık duyarak dile getiriyoruz. Ancak söylenmesi gerektiğine inandığımız için de söylemeye çalışıyoruz. Çünkü dersane tartışmalarında, bunun bir öncesi olan Gezi olaylarında, ve onun da bir öncesi olan MİT krizi olayında da görüldüğü gibi sonuçta; halkın oylarıyla net ve açık şekilde seçilen bir hükümet ve Başbakan Erdoğan, brütüsvari belaltı yöntemlerle halkın gözünden ve yönetimden düşürülmek isteniyor. 70'li yıllarda Başbakan Demirel'in muhalefet lideri Ecevit'i kendisine karşı Özel Harp Dairesi (ÖHD) tarafından suikast düzenleneceğini ihbar ederken kullandığı "seçimlerden fayda ummayan güçler" nitelemesini hatırlayalım. Aynı niteliğe sahip karanlık güçler iş başında. Bu haliyle seçimlerden fayda umulmuyor. Açıkça mücadele etmekten, bir parti kurup halkın karşına açıkça geçerek siyaset yapmaktan kaçınanlar örtülü yöntemlerle resmen siyaset yapmaya çalışıyorlar. "Mesele Gezi Parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı?" itirafında (14) olduğu gibi "mesele dersane değil"..

Mavi Marmara gemisinin Filistin'e insani yardım götürmesini eleştiren ve otorite olduğunu iddia ettikleri İsrail'den izin alınması gerektiğini savunanlar, kendi ülkelerinin Başbakanlarına aynı yumuşak tavrı göstermiyorlar. Körfez harekatında Saddam liderliğindeki Irak müttefik Batılı güçlerce bombalanırken ses çıkarmayan bu kesimler, Saddam İsrail'e füze attığında 'İsrailli masum çocuklar ölmesin' diye üzüntülerini belirtmekten de çekinmemişlerdi. Şüphesiz çocuklar ölmesin, savaşlar da olmasın. Bunu zaten kimse tartışmıyor. Ancak bu endişenin iki taraf için de dile getirilmesi gerekmez miydi?.. Benzer çelişki 28 Şubat sürecinde de yaşanmadı mı?.. O zamanın cunta yönetiminden, dersanelerin anahtarlarını vermeye kalkacak kadar ürkenler, bugünün yöneticilerine ise aslan kesiliyor, çok farklı tavırlar sergiliyorlar. Bunlar çok ama çok açık çelişkiler. İzah edilmesi mümkün değil.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(1)Taraf.com.tr/haber/gulen-i-bitirme-karari-2004-te-mgk-da-alindi.htm
(2)Haber.stargazete.com/politika/gulen-cemaatinin-onde-gelen-isimleri-erdogana-tesekkur-etmis/haber-810874
(3)Cumhuriyet.com.tr/haber/12361/Samil_Tayyar__Baransu_kapisti_kufurler_havada_ucustu.html
(4)Kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=2563%203327%203562%205491
(5)Kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=5121%205113%205101%205100%204598
(6)Kontrgerilla.com/mansetara_act-eskidenyeniye.asp?aranacak=hanefavci
(7)Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4235
(8)Kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=AKP-Gülen-iBitirme-Pl.xox.an
(9)Kontrgerilla.com/yazilar/ergedavaengelleme.asp
(10)Kontrgerilla.com/mansetara_act.asp?aranacak=mit.xox.kriz
(11)Kontrgerilla.com/yazilar/gezi_belgeseli.asp
(12)Kontrgerilla.com/mansetsec.asp?m_no=5688%205695
(13)Takvim.com.tr/Guncel/2013/11/28/milli-egitimin-reform-yapmasi-dogal-bir-durum
(14)Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5377

------------------------------------------------------------------------------

MGK’nın 2004’teki ‘Cemaat’ kararının anlamı -1-

30.11.2013 14:40 Alper Görmüş (Türkiye): Biliyorsunuz, Mehmet Baransu imzasıyla 28 Kasım’da Taraf gazetesinin sürmanşetinde “Gülen’i bitirme kararı 2004’te MGK’da alındı” başlıklı bir haber yayımlandı. Aynı gün, orada burada bu haberi benim iki yıl önce duyurduğuma, dolayısıyla da “eski” olduğuna dair çok sayıda iddia yer aldı. Doğru, MGK’nın asker üyelerinin 2004 Haziran toplantısında hükümeti Gülen Cemaati konusunda sıkıştırdıklarını... Ağustos 2004 toplantısında ise bir tavsiye kararı aldırdıklarını ben 24 Şubat 2012’de Taraf’taki köşemde yazmıştım... Kaynağım ise Darbe Günlükleri’ydi... Fakat bu, Baransu’nun haberinin “eski” ve önemsiz olduğunu göstermez; ortada bir belge ve o belgenin bütün ayrıntıları var.

Benim bugün başlayıp üç bölümde tamamlayacağım bu yazıdaki amacım başka... Ben, o kararın alındığı şartları incelemek ve ortaya çıkacak dönem bilgilerini söz konusu kararı yorumlamada kullanmak istiyorum... Şöyle de söyleyebilirim: Bu yazılar üzerinden, o kararın, maddelerindeki açık ifadelere rağmen 2004’te Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) “Gülen Cemaati’ni bitirmek” için adım attığının belgesi olarak sunulup sunulamayacağını tartışmak istiyorum. Türkiye’deki “iktidar”, “cemaat” bölünmüşlüğünün keskinliğine uygun bir biçimde, ikinci kesimden gelecek itirazları duyar gibiyim: “Kardeşim, imzalar ortada, hâlâ ne diyorsun sen?” Şu aşamada bu sorunun sahiplerine sadece Türkiye siyaseti üzerine konuştuğumuzu, burada bazı şeylerin ilk anda göründüğü gibi olmayabileceğini hatırlatmak istiyorum... Biraz sabrediniz diyorum, o dönemi bir gözden geçirelim, sonra isterseniz “hâlâ ne diyorsun sen” diye sormaya devam edersiniz... (Bu retrospektif sayesinde, belki bazı şeyleri zihnimizden biraz fazla uzaklaştırdığımızı da idrak etmiş oluruz.)

Filmin sonunu baştan söylemek gibi olacak ama: Ben o dönemin şartlarına baktığımda, 2004 kararının altındaki hükümet imzalarını, hükümetin “Cemaat’i bitirme” kararlılığı olarak değil; “hükümeti bitirme” kararlılığındaki darbeci generallere karşı hükümetin oyalama taktiği olarak değerlendiriyorum.

Yine de, burasının Türkiye olduğu uyarısını kendime de yapmak ve 2004 kararının başka okumalara da açık olduğunu belirtmek isterim. O nedenle, kendimi, 2004 kararını AK Parti’nin “Cemaat’i bitirme” iradesinin belgesi olarak değerlendirenlerin ilave argümanlarını dinlemeye açık tutuyorum; özellikle de, bu tavsiye kararının hükümetçe yürürlüğe konulup konulmadığına ve hükümetin, başta MİT olmak üzere istihbarat kurumlarını harekete geçirip geçirmediğine dair argümanlarla ilgili olarak. (2004’teki MGK kararına dair daha önce yazdığım yazılarda ve İmaj ve Hakikat kitabımda ben de bu yönde sorular sormuştum.) Hükümet, bu çerçevede en küçük bir adım atmadığını net olarak belirtti. Zaten, kararı izleyen yıllar boyunca da Cemaat’ten hiçbir sızlanma duymadık. Bu durumda, iddia sahiplerine bunun tersini gösterme yükümlülüğü düşüyor. Aksi takdirde, bu belge anakronik bir ittirmeceden fazla bir anlam taşımayacak.

Dünkü gazetelerde “dönemin koşulları”na dair bazı örnekler başlıklar halinde yer aldı. Ben, pek bilinmeyen birkaç ilave örnek üzerinden, o imzaların neden ilk anda akla getirdiği anlamı taşımadığını göstermeye çalışacağım. Yarın...

------------------------------------------------------------------------------

MGK’nın 2004’teki ‘Cemaat’ kararının anlamı -2-

01.12.2013 14:42 Alper Görmüş (Türkiye): Dünkü yazımda da belirttiğim gibi, hükümet üyelerinin kerhen imzaladığı 2004 MGK kararından, “AK Parti daha 2004’te Cemaat’i bitirme adımlarını atmış” sonucunu çıkarmak, anakronizmden başka bir şey değil. (İmzaların “kerhen” niteliği, o dönemde AK Parti’yle Cemaat arasında hiçbir çelişkinin bulunmadığı anlamına gelmez.) Yine belirtmiştim ki: Böyle bir sonuç üretebilmek için, 2004’ü izleyen yıllarda, bu tavsiye kararının gereğinin hükümetçe yerine getirildiğinin gösterilmesi gerekir. Yazımın yayımlandığı gün, Taraf gazetesinin sürmanşetinde, dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in imzasını taşıyan 28 Ekim 2004 tarihli bir talimat yazısı, “MGK kararının uygulamaya konduğunun belgesi” sunumuyla yayımlandı. Talimatta, Ömer Dinçer, “İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele Stratejisi” çerçevesinde çalışılmasını ve sonuçlarının raporlar hâlinde bildirilmesini istiyordu. Ne var ki bu, ondan önce de (mesela 2003 boyunca) benzerleri olan, askeri vesayet ve darbe tehdidi zorlamalarıyla yayımlanmış genel “irtica” talimatlarından başka bir şey değildi.

Haber, 28 Şubat döneminde “irticayı takip” amacıyla oluşturulan (ki 2004’te başkanlığını Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer yürütüyordu) Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu’na (BUTKK) gelen raporlarla devam ediyor. Ve okur böylece AK Parti’nin o dönemde yalnız Gülen Cemaati’nin değil, “irticai unsur”ların tamamının çanına ot tıkamak için nasıl büyük bir mücadele içine girdiğini anlıyor(!).

İnanması çok zor ama öyle: Gazete, iktidarın Gülen Cemaati’ne karşı 2004’te harekete geçtiğini “kanıtlamak” için, dönemin malum koşulları nedeniyle lağvedemediği bir kurumun marifetlerini, iktidarın gönüllü faaliyetleri olarak değerlendirmemizi istiyor bizden...

Taraf’ın haberinin başka bir sorunlu yanı da şu: Gazete, “irticayı takip” hikâyesini, BUTKK Başkanı Ömer Dinçer’in MGK kararından iki ay sonraki bir “talimat” yazısıyla başlatıyor ve böylece bu takibin ilk kez 25 Ağustos 2005 tarihli MGK kararından sonra başladığını imâ ediyor.

Böyle bir şeye inanabilir miyiz? “İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele Stratejisi” çerçevesinde 2003 boyunca ve 2004’ün ilk yarısında, BUTKK’dan sâdır olmuş nice “talimat yazıları” olduğunu bilmiyor muyuz?

(Her şey bir yana, Taraf’ın yayımladığı Ömer Dinçer imzalı belgenin “ilgi”sinin tarihi bile çok şey söylüyor: “27 Haziran 2000 tarihli ve ... sayılı yazınız...”)

Malum MGK kararında da “görevli” ilan edilen BUTKK, 28 Şubat’çıların peydahladığı, yasal dayanağı olmayan bir kurumdu. Buna rağmen AK Parti iktidarının ilk yıllarında “dokunulamaz” olarak kaldı. 2004’ün “irtica odağı” AK Parti’nin “irticaya karşı” verdiği traji-komik mücadeleyi, bu kurumun varlığından daha iyi hiçbir şey anlatamaz.

Gelin şimdi birlikte 2003 Nisan’ında Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun bir toplantısını izleyelim... Konu, BUTKK’dır. Başta AK Partili üyeler olmak üzere, komisyonun bütün üyeleri “yasal hiçbir dayanağı olmayan” bu kurulun lağvedilmesini istemektedirler. Eleştirileri dinledikten sonra BUTKK’nın ne kadar “yasal” ve önemli bir kurum olduğunu savunmak kime düşmüştür dersiniz: Tabii ki BUTKK’nın Başkanı ve Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’e... 2003-2004 koşulları herkesi işte böyle “samimiyetsiz” davranmaya itiyordu. 2004 kararının altındaki imzalar da “samimiyetsiz”di tabii... Fakat bu, o imzaların etik eleştiriye açık olmadığı anlamına gelmez. Devam edeceğim...

------------------------------------------------------------------------------

MGK’nın 2004’teki ‘Cemaat’ kararının anlamı -3-

03.12.2013 14:44 Bu dizinin birinci bölümünde, Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) 25 Ağustos 2004 tarihli, “İrticaya ve Gülen Cemaatine yönelik tedbirler” konulu kararının “zâhiri” anlamına itibar etmediğimi yazmıştım. Aklım ve vicdanım bana bu meselenin “bâtın”ına da bakmam gerektiğini söylemiş, bakınca da ne gördüğümü şöyle ifade etmiştim: “O dönemin koşullarına baktığımda, 2004 kararının altındaki hükümet imzalarını, hükümetin ‘Cemaat’i bitirme’ kararlılığı olarak değil; ‘hükümeti bitirme’ kararlılığındaki darbeci generallere karşı hükümetin oyalama taktiği olarak değerlendiriyorum.”

Dönemin koşulları deyip duruyorum ama ancak ikinci yazının sonlarında ele almaya başlayabildim o koşulları... Birazdan devamını getireceğim, fakat önce ilk iki yazıyla ilgili olarak bana yöneltilen bir eleştiriye kısaca cevap vermek isterim...

“Hükümet’le Cemaat arasında o dönemde de gerilim vardı...”

Söz konusu eleştiriyi kabaca şöyle toparlayabilirim: “O imzaların def’-i belâ kabilinden atıldığına nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Adalet ve Kalkınma Partisi’yle (AK Parti) Cemaat arasında o dönemde hiç mi çıkar zıtlığı ve dolayısıyla gerilim yoktu? Hükümet üyeleri, kısmen sizin dediğiniz gibi darbeci askerleri oyalamak için, kısmen de Cemaat’i yola getirmek için o imzaları atmış olamazlar mı?”

Cevabım şöyle: AK Parti ve onun hükümetiyle Cemaat arasında 2003-2004’te dahi bir gerilim olduğunu herkes gibi ben de biliyorum. Her şeyden önce bunun duygusal bir nedeni var: 28 Şubat döneminde Fethullah Gülen’in Refah Partisi’ne karşı askerleri desteklediği herkesin malumu... AK Parti iktidar olduğunda, bu tavrın oluşturduğu travmanın üstünden henüz birkaç yıl geçmişti. Dolayısıyla: 2003-2004’te AK Parti kadrolarındaki Cemaat algısında dikkate değer bir negatif boyut varlığını hâlâ sürdürüyordu.

İkincisi: 2004’te Cemaat mensuplarının devlet aygıtındaki mevcudiyetinin iktidar partisinde bir rahatsızlık kaynağı oluşturduğu (evet, o dönemde bile) yine herkesin malûmu... Şimdi unuttuk ama, o dönemde, “hükümetin askerle anlaşıp Gülen Cemaati’nin gücünü kırma niyeti”ne dair pek çok söylenti dolaşıyordu ortalıkta.

Zaten ben de, Darbe Günlükleri’ne dayanarak 25 Ağustos 2004’teki MGK toplantısını geçtiğimiz yıl ilk kez haberleştirdiğimde, “Gülen Cemaati’ni takip” kararını, bu söylentiyle birlikte aktarmıştım. (Bak. İmaj ve Hakikat, 2012, Etkileşim Yayınları, s. 288.)

Yani diyeceğim, Hükümet ile Cemaat arasında 2004’te bile bir gerilim olduğunu tabii ki ben de biliyorum ve bunu 2004 MGK kararı ortaya çıkmadan önce yazmıştım...

Fakat ben, o imzaların “Cemaat’i yıpratma ve yola getirme amacı” (da) taşıyor olamayacağı tezimi, “Hükümet ile Cemaat arasında o dönemde hiçbir çıkar zıtlığı ve gerilim yoktu” gibi gerçeği yansıtmayan bir yoruma dayandırmıyorum ki...

Benim dediğim şu: O dönem öyle bir dönemdi ki, Hükümet’in bu imzaları, darbecileri oyalama amacının dışında bir amaçla, hele ki “hazır askerler istiyor, fırsatı değerlendirelim, Cemaat’e bir tokat da biz atalım” gibi bir amaçla atmış olabileceği yönündeki akıl yürütmeler temelsizdir. Çünkü, a) mantıken çürüktür, b) olgular tarafından desteklenmemektedir.

Canını kurtarmaya çalışan bir hükümet...

Mantıken çürüktür: Çünkü ortada silahlı bürokrasiye karşı canını kurtarmak isteyen bir hükümet vardır... Bu koşullarda, sonraki yıllarda da göreceğimiz gibi ittifak edebileceği yegâne büyük gücü zayıflatmaya çalışmak intihar etmekten başka bir anlama gelmez.

Olgularla desteklenmemektedir: Çünkü bu kararın hükümet tarafından uygulandığı gösterilememektedir ya da gösterilme çabaları anakronik bir ittirmeceden öteye gidememektedir. (Pazar günkü yazımda işin bu yanını ele almıştım... İtiraf edeyim ki, Yıldıray Oğur’un aynı günkü ve aynı konulu yazısı benimkinden daha ikna ediciydi.)

Tabii bir de Cemaat’in o yıllardan sonraki hızlı büyümesi “olgu”su var... Nasıl oluyorsa oluyor, hükümetle asker Cemaat’i “bitirmek” için anlaşıyorlar fakat Cemaat büyüdükçe büyüyor ve bu süre zarfında o cenahtan hiçbir “baskı” mızıldanması gelmiyor.

2003’ü 2004’e bağlayan aralık ayındaki tuhaf gelişmeler...

Artık ana konumuza, yani “2004 koşulları”na dönebiliriz...

2003’ü 2004’e bağlayan son ayda gazeteler, öncekilerle kıyaslanamayacak bir irtica öforisine girmiş görünüyorlardı... Ayın ve yılın son günü de Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın üç Ankara temsilcisine (Sedat Ergin, Fikret Bila, Mustafa Balbay) ilettiği “irtica uyarısı” Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet’in manşetlerini süslüyordu.

Medyadaki irtica hararetinin 2003 Aralık ayı boyunca yükselmesinin sırrı, 2007’de yayımlanan Darbe Günlükleri’yle açıklığa kavuşacaktı... O günlüklerden anlaşıldı ki, Aralık 2003’te medyadaki irtica hararetinin yükselmesinin nedeni, aynı dönemde askerlerdeki darbe hararetinin yükselmiş olmasıydı.

3 Aralık 2003’te, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki (TSK) bütün orgenerallerin katıldığı bir toplantı yapılmış, hükümete muhtıra verilmesi, orgenerallerin önerisi olarak Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e iletilmişti.

Başbakan’ın, ‘Muhtıra şûrası’ndan bir gün önceki ‘tuhaf’ konuşması...

3 Aralık’taki muhtıra toplantısından bir gün önce, Başbakan Erdoğan Meclis’teki grup toplantısında, o gün nasıl olup da hiçbirimizin “bu ne ya!” demediği çok tuhaf bir konuşma yaptı.

Konu, iki hafta kadar önce, beş gün arayla (15 ve 20 Kasım 2003) İstanbul’da gerçekleştirilen -iki sinagogu, İngiliz Konsolosluğu’nu ve HSBC binasını hedef alan- El Kaide saldırılarıydı... Fakat Başbakan konuşmasının bir yerinde konudan âniden sapıp “Vakti saati geldiğinde fikir, düşünce planında, demokrasi çerçevesi içinde hesaplaşacakları” birilerinden söz etti ve “bunun da belgesi, bilgisi, delilleri, her şeyi elimizdedir” deyiverdi...

O konuşmayı yıllar sonra bulup okuduğumda, Başbakan’ın konuşma metninin arasına yerleştirdiği müstehcen “parça”yla hükümete yönelik tehdit odaklarına karşı “farkındayım, ileri gitmeyin” mesajı verdiğini düşündüm, hâlâ öyle düşünüyorum. Tabii, o konuşmayı dinleyip de “Başbakan ne demek istiyor” diye sormamış olmak, biz gazetecilerin hanesine “merak eksikliği” faslından eksi olarak yazılmalı...

Bugüne kadar Başbakan’ın o konuşmada araya “parça” koyup birilerine mesaj gönderme ihtiyacını, o konuşmadan sadece iki hafta önce önüne serilen Ergenekon raporuna bağlamıştım. (Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ün talebi doğrultusunda MİT’in savcılığa gönderdiği yazıda, “Ergenekon yapılanması ile alakalı olarak yapılan çalışmaların 19.11.2003 tarihinde Sn. BAŞBAKAN’A sunulduğu” belirtiliyordu.)

Şimdi, Başbakan’ın o mesajının sadece Ergenekon raporuyla değil, o dönemde doruğa ulaşan “darbeci kaynaşma” ile alakalı olduğunu düşünüyorum... Bilmiyorum, belki de bir gün sonraki “muhtıra şûrası”nın istihbaratı alınmıştır ve mesajın bir bölümü de orayadır...

Basındaki askerî müdahaleye aleni davet yazıları...

2004’ün ilk günlerinden itibaren basında aleni askerî müdahaleye davet yazıları çıkmaya başladı. 1 Ocak 2004’te, 12 Eylül Anayasası’nın yazıcılarından, Akşam gazetesi yazarı Coşkun Kırca, “Bu feci durumdan kurtulabilmek ancak Cumhuriyet'i savunma işlevinin tekrar yapılandırılarak canlandırılmasına bağlıdır. Hemen düşünülmesi gereken konu bu silkinmenin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğidir” diye yazdı. Eski diplomat, mesleğinin ona sağladığı diplomatik dil yeteneğini kullanarak, “darbe”yi telaffuz etmeden, darbe çağrısı yapıyordu. Gerçek duygu ve düşüncelerini ise o yazıdan 20 gün sonra, 21 Ocak 2004'te Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'i ziyaret ettiğinde dile getirecektir:

Örnek'in, 12 Aralık 2009'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadede “bana ait” diyerek teyit ettiği o günkü notlarından biri şöyledir: “Coşkun Kırca ve Mehmet Ali Kışlalı'nın ziyareti... Her iki ziyaretçi de cumhuriyetçi ve TSK’yı destekleyen yazarlar. Kırca 76 yaşında. O kadar duygulu hale gelmiş ki benim yanımda olayları ve son durumu anlatırken iki kez ağladı. Kışlalı da efendi bir insan. Her ikisi de bana 'zaman geçiyor ve her gün daha kötüye gidiyoruz. Ne yapacaksanız yapın yoksa geç olacak' mesajını verdiler.”

Kırca’dan bir gün sonra ise Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, ayın ve yılın son gününde Aytaç Yalman’ın irtica uyarısıyla yaklaşmakta olan yerel seçimleri (Mart, 2004) karşılaştırıp şu sonuca varıyordu: "(...) Son günlerde Aytaç Paşa konuştu.. Doğru konuştu. (...) Bu doğru, belediye seçimlerinde sandıktan çıkacak doğrulardan daha doğru bir doğrudur.."

Başbakan’ın yüzüne karşı: 35. Madde, ‘TSK’nın görevi T.C.’yi korumaktır’ hükmünü âmirdir...

2004’e “bu yıl olacak bu iş” duygusuyla girildiğini gazetelerden (bir tür “açık istihbarat”la) öğrenmek mümkündü... Fakat yıllar sonra yine Darbe Günlükleri’nden öğrenecektik ki, 2004’ün ilk ayında komutanlar Başbakan’ın yüzüne karşı TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesine hatırlatmışlar...

Günlükler’de “TRT bildirisi” hazırlığını gerektirecek kadar ciddi bir toplantı olarak tasarlanan 14 Ocak buluşması, askerlerin isteği üzerine gerçekleştirilir... İmaj ve Hakikat adlı kitabımda, bu toplantıyı şöyle anlatmıştım:

“(Günlükler’in o bölümünü) okuyunca, o günlerde Başbakan'ın yakınındaki siyasetçilere söylediği ve benim de bir gazeteci olarak kulağıma gelen ‘durum, bildiğiniz gibi değil; bilseniz ürkerdiniz’ şeklindeki sözler geldi aklıma... Genelkurmay Başkanı, İkinci Başkan, dört kuvvet komutanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı'nın katıldığı bu 8 kişilik toplantıda, askerlerin açık açık ‘değiştim diyorsun ama bunu bize ispat etmelisin’ havasında Başbakan'ı sigaya çekme çabasında oldukları açıkça belli oluyor. Ayrıca kendisine açık açık TSK İç Hizmet Kanunu'nun meşhur 35. maddesi dahi hatırlatılıyor.”

Unutmadan: Bu garip toplantı, aynı zamanda, o günlerde Gülen Cemaati’ne ve irticaya karşı yalın kılıç bir “uygulama”ya girdiği söylenen Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in de kellesinin istendiği toplantıdır.

Garnizon komutanlarının valileri uyardığı günler... Tuhaf, çok tuhaf günlerdi... Bugün bize hayli anlaşılmaz gelebilir, fakat o günlerde, illerdeki garnizon komutanları “irtica” konusunda mülki amirleri ve savcıları dahi uyarabiliyordu. Komutanlar uyarıyorlar, gazeteler de hiçbir fevkaladelik vurgusu taşımayan haberleriyle bu uyarıları kamuoyu bilgisi haline getiriyorlardı...

Cumhuriyet gazetesinin 10 Nisan 2004 tarihli “Ege'de irtica uyarısı” başlıklı haberinde olduğu gibi: “Garnizon komutanları, mülki amirlerin irticai hareketlenme konusunda önlem almasını istedi... Ege'deki garnizon komutanları, mülki amirlere ve cumhuriyet savcılarına gönderdikleri yazıda, son dönemlerde yükselen ve kılık kıyafetlere yansıyan irticai tavırlar karşısında gerekeni yapmalarını istedi.”

Cumhuriyet, bir gün önce de (9 Nisan 2004) bir tuğgeneralin (!) “irtica uyarısı”nı manşetten haberleştirmişti. Tuğgeneral Hamit Tekkanat “İrtica sinsice gelişiyor” (manşet cümlesi) diyordu: “11. Piyade Tugayı Komutanı Tuğgeneral Hamit Tekkanat, Denizli'de kara çarşaflı kadınlar ile cübbeli erkeklerin idari ve adli binalarda boy göstermesine sert çıkarak 'bazı kesimlerin, bu tip çağ dışı kıyafetlerle yaşam tarzı oluşturarak Atatürk ilke ve devrimleri ve dolayısıyla anayasayı açıkça ihlal ettiklerini' belirtti. Denizli Valiliği ve Cumhuriyet Savcılığı'na bir yazı gönderen Tuğgeneral Tekkanat, Kılık Kıyafet Kanunu'nun uygulanması çağrısında bulundu.”

Daha neler var neler ama sanırım bu kadar yeter...

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 25 Ağustos 2004 tarihli MGK gündemine günlerdir tartıştığımız karar tasarısını getirdiğinde, ülkedeki atmosfer işte böyleydi... (Alper Görmüş, Türkiye)

------------------------------------------------------------------------------

BARANSU NASIL BİR GAZETECİ, BUNLARI ARAŞTIRMADAN YAZIYOR?

-Ne muhtırayı verebildiler ne de Dinçer’i yiyebildiler-

10.12.2013 09:31 2004 yılının Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, günlüklerinde, MGK’da alınan kararlar uygulanmadığı için muhtıra vermeyi planladıklarını ve Başbakan’dan kararları uygulamayan Ömer Dinçer’i görevden almasını istediklerini anlatıyor.

2004 yılı Ağustos ayında toplanan MGK’da Fethullah Gülen cemaatini bitirmek için tavsiye kararının imzalandığı iddiasıyla ilgili tartışmalar sürerken askeri vesayetin hakim olduğu süreçte hükümetin bu karara nasıl direndiği Ergenekon ve Balyoz davası sanıklarının günlüklerinde deşifre oldu. Balbay’ın günlüklerinde Yaşar Büyükanıt’ın “Biz aslında bunların hepsini BUTKK’a veriyoruz ama kime neyi şikayet edeceksiniz” diye sitem ederken, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinde “Gülen kararı imzalandı ama bilmem ne işe yarar” ifadeleri dikkat çekti. Günlüklerde dönemin Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu Başkanı Ömer Dinçer’in MGK’da alınan kararları uygulamadığı ve aksi yönde makaleler yazdığı için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a şikayet edildiği, Erdoğan’ın da Dinçer’in arkasında durduğu belirtiliyor. Günlüklerde ağır baskı altında görev yapan hükümete yönelik muhtıra hazırlıkları da dikkat çekti.

Gülen için hükümet suçlandı

Gazeteci Alper Görmüş’ün “İmaj ve Hakikat” adlı kitabında yer alan Örnek’in günlüklerinde 2004 MGK kararlarına o notlar şöyle:

24 Haziran 2004 tarihli “MGK toplantısı” başlıklı not: “Güzel bir toplantı oldu. DEP’liler konusunda Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı hükümet kanadına çok ağır bir şekilde yüklendiler. Fethullah Gülen konusunda Genelkurmay Başkanı oldukça ağır bir konuşma yaptı ve hükümeti suçladı. Eğer siyasi irade konulup bu konunun üzerine gidilmezse felaket olacağını belirtti.”

İmzaladık ama ne işe yarar!

26 Ağustos “MGK toplantısı (Cumhurbaşkanlığı köşkü)” başlıklı not: “Bu toplantıda Aytaç (Yalman) ve Şener Eruygurlar veda etti. MGK’ya katılmaya başladığımdan beri ilk kez tasviye kararı imzaladık. Fethullah Gülen ve teşkilatıyla ilgili olarak geçen toplantıda yapılan görüşmeden sonra bu adamın faaliyetlerinin yakından takip edilmesine karar verilmişti. Onunla ilgili tasviye kararı bugün imzalandı. Bilmem ne işe yarayacak.”

MGK işe yarar kurum değil

Örnek 18 Ekim tarihli notunda da MGK’nın işe yarar bir kurum olmadığını ve hiçbir işlevi olmadığından yakınıyor: “MGK’da Yiğit Alpogan MGK’nın sivilleştirilmesi için Şükrü Sarıışık’ın yerine atandı. MGK’yı think-thank kurulu haline getirmeyi düşünüyorlarmış. Zaten bugünkü şekliyle MGK bir işe yarar kurum değil. Hiçbir işlevi yok. Karar dahi alınmıyor. Bana kalsa hemen kapatırım. Devletin kurumları ve bizler de bu utançtan kurtuluruz. Zira halk bizi orada bir iş yapıyoruz zannediyor.”

MGK öncesi ‘muhtıra verelim’ toplantısı

Özden Örnek’in günlüklerinde, MGK toplantısı öncesi askerlerin hükümete muhtıra vermek için plan yaptığı itiraf ediliyor. 15 Kasım 2003 tarihli notta Örnek, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı İlker Başbuğ’un yanına giderek “İlker’e yaptıkları özel çalışmanın ne olduğunu sordum” ifadelerini yazmış. Örnek, Başbuğ’un söz konusu planı şöyle aktardığını ifade ediyor: “Hep beraber hazırladığımız öneriyi YAŞ’a getirip tartışacağız. Sonra Cumhurbaşkanı’na götüreceğiz ardından da Başbakanı buraya davet ederek kendisiyle görüşeceğiz. Yani sonuçta planımız bir nevi muhtıra olacak.”

Özkök, irtica takiplerini verdi

-19 Kasım 2003 tarihli “MGK ön toplantısı” başlıklı not: Genelkurmay başkanı ile toplanıp MGK’da konuşulacak konuları gözden geçirdik. Geneklkurmay Başkanı konuşmalarında hep hükümeti savundu. KK ne derse hep tersledi. Toplantıdan sonra Jandarma Genel Komutanı biz davet etti. İrtica ile ilgili birçok resim ve takip sonucu verdi.

-22 Kasım 2003: Şura toplantısında amacımız Ağustos 2004 ayına kadar olacak sürede bu hükümet bildiğini okumaya devam ederse komuta heyetinin, halkın da duyacağı şekilde muhtıra verme yetkisi alacağını söylemek.

Dinçer irtica takdimi yapmasın

-21 Ocak 2004 MGK hazırlık toplantısı:

Genelkurmay Başkanına MGK toplantıısnda Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’in de takdim yapacağını hem de irtica ile ilgili takdim yapacağını bizim böyle bir konuyu kabul etmeyeceğimizi ve esasen 14 Ocak günü bu rahatsızlığımızı Başbakan Erdoğan’a söylediğimizi eğer mümkünse konuyu Cumhurbaşkanı’na ileterek tedbir alınmasını istedim.

Balbay MGK öncesi baskıyı anlatıyor

Ergenekon dosyasında yer alan Özden Örnek’in ve CHP milletvekili gazeteci Mustafa Balbay’ın günlüklerinde, 2004 MGK’sında hükümete sert çıktığı anlatılan dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e sürekli ordudan baskı yapıldığı ve muhtıraya zorlandığı anlatılıyor. Ağustos 2004 MGK öncesi ve sonrasına dair günlüklerdeki şu notlar dikkat çekici:

Balbay’ın günlüklerinden:

-Yalman ile görüşme (18.12.2003): KKK ile makamda görüşme... Yalman: Her şeyden önce şunu söyleyeyim, tatsızım, gerginim, huzursuzum. Gidiş iyi değil. 80 yılda adım adım bir yerlere getirdiğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin önümüzde mum gibi eridiğini görüyorum. Buna tahammül etmek çok zor.

-25 Nisan 2003: Şener Eruygur ile görüşme: Şimdi bir dönem başladı denebilir Bundan sonra uygun platformlarda gereken söylenecek. MGK’da da gereken söylenecek. MGK iyi geçecek. Tek neden türban değil. Ama bunla ona indirgiyor.

-25 Nisan 2003: Dönemin Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Aslan Güner ile görüşme: Artık izleme, takip dönemi bitti. Eğer anladılarsa iyi, anlamadılarsa yeniden söylenir. Geri adım atılmayacak.

-25 Nisan 2003: Tuncer Kılınç ile görüşme: Bu aşamadan sonra artık geri adım atılmaz. Bir duruş gösterildi.

MİLLİ SİYASET BELGESİ SİTEMİ

-17 Ocak 2005: Hazırlanan Milli Güvenlik Siyaset belgesi ile Başbakan imzalı Başbakanlık görüşü elimize geçti. Hazırlanan görüşler Milli Güvenlik Siyaset Belgesine ve askere karşı. Başlangıçta bunlara taviz verilmeseydi bu adamlar böyle cesaretlenip askeri her konudan hatta savunmadan bile silmeyi isteyemezlerdi. Ülkenin geleceği tehlikede olabilir. Bu konularda konuşmak için KKK gittim. Aynı fikirdeyiz ve bir hamle yapılması gerektiğine inanıyoruz.

‘Dinçer kararları uygulamıyor’ şikayeti itibar görmedi

AK Parti Milletvekili Ömer Dinçer’in Gülen’i bitirme planını uyguladığı iddialarının asılsız olduğu Özden Örnek’in günlüklerinde gözler önüne serildi. Başbakanlık Müsteşarı olarak Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu (BTUKK) Başkanı da olan Dinçer’in, MGK kararlarını uygulamadığı ve aksi yönde makaleler yazdığı için Başbakan Erdoğan’a şikayet edildiği anlatıldı. Komutanlar 14 Ocak günü Dinçer’i, Başbakana şöyle şikayet ediyor. Ancak Erdoğan’dan istediklerini alamadıkları 15 Ocak 2004 tarihli notta şöyle anlatılıyor: “Ömer Dinçer, siyasi öncelikli İslami hareket olan Refah Partisi ile kültürel öncelikli İslami hareket olan Fethullah Gülen, Nurculukk, Süleymancılık gibi tarikatların birleşerek laikliğin İslamda bütünleşmesini ve Cumhuriyetin İslami düzene sokulmasını, siyasal İslam modelinin gerçekleşmesini öngörmektedir. Siz de ‘Ömer Dinçer’in arkasındayım’ açıklaması yaptınız. Türklük bir üst kimliktir. Parti programında Türk değil de Türkiyelilik ifadesi kullanılması tehlikelidir.”

(28 Kasım 2013, 13:57), son güncel.: (10 Aralık 2013, 09:31)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Dersaneler=Cemaat mi?

Erdoğan: Darbe hükümeti değiliz

Cemaat-MİT çatışması mı yaşanıyor?

Hükümet sivil darbeyi engelledi

Erdoğan: Fidan´ı yedirmem

MİT müsteşarı Fidan hedefte

Odatv-Aydınlık-İsrail´in hedefi: Fidan

´Mesaja mesaj´ ses kaydı

MİT görevlilerinin ifadeye çağrılması krizi manşetlerimiz

Cemaat hala Gezi´de mi?

Cemaat de Gezi´de mi?

Belgeleriyle Gezi´nin Ardındakiler

Taksim gezi olaylarıyla ilgili manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5708    yazdır/print


 

Ulusal Kanal´a Gezi davası

Ulusal Kanal Sorumlu Müdürü Naci Eriş hakkında, Gezi Parkı odaklı olaylar sırasında yapılan yayınlar nedeniyle, 'suç işlemeye alenen tahrik' suçundan 1 yıldan 13 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. 4 aylık soruşturma sonucu hazırlanan iddianame mahkemece kabul edildi. Ulusal Kanal'ın Ergenekon Terör Örgütü bağlantısı mahkemece tespit ve tescil edilmiş, kanal yöneticileri Ergenekon örgütü adına kışkırtıcı yayın faaliyetlerinde bulunmak suçlamasıyla yargılanıp hapis cezası almışlardı.

14.11.2013 14:12 Ulusal Kanal Sorumlu Müdürü Naci Eriş hakkında, Gezi Parkı odaklı olaylar sırasında yapılan yayınlar nedeniyle, "suç işlemeye alenen tahrik" suçundan 1 yıldan 13 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

4 aylık bir soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan ve İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, şikayetçi Kenan Beyazıt'ın Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla Temmuz ayında gönderdiği dilekçesine yer verildi.

Suç duyurusu üzerine Ulusal Kanal´a darbe soruşturması başlatıldı

Dilekçede, "30 Mayıs 2013'ten itibaren devam eden 'Gezi Parkı Olayları' olarak bilinen eylemlerin toplumun huzurunu bozduğu ve asıl amacının hükümeti devirmek olduğu, eylemlerin Ulusal TV tarafından toplanma yeri, eylem saati yazılarak iletişim araçları ile koordine edildiği, halkın kin ve galeyana teşvik edildiği ve yardım çağrılarının yapıldığı" savunuldu.

Şikayetçinin dilekçesi üzerine soruşturma başlatıldığı ifade edilen iddianamede, 30 Mayıs-23 Haziran 2013 tarihleri arasında Ulusal TV isimli televizyon kanalında yayınlanan haber ve programlarda, eylem alanından çatışma ve kargaşa görüntüleri eşliğinde, eylemlerin artması ve yayılması için taraftar toplamaya yönelik kışkırtıcı nitelikte ifadelere başvurulduğu, eylemlerin farklı illere sıçramasına zemin hazırladığı düşünülen anonsların yapıldığı kaydedildi.

Demokratik toplumlarda yurttaşların haber alma, bilgilenme ihtiyaçlarına cevap verecek, kamu elitlerini kritik ederek toplum adına eleştirecek ve kamuoyunun oluşmasını sağlayacak işlevleri üstlenen medyanın, doğru, tarafsız haber verme ilkeleri çerçevesinde hareket etmesi gerektiği vurgulanan iddianamede, söz konusu kanalda, olaylar doğrulanmaksızın, abartılı, infiale sevk edici, son derece sert ve şiddet içeren bir anlatım dili kullanıldığı aktarıldı.

Yayınlarda, "Devrim yapıyoruz, hükümeti yıkıyoruz, herkes sokağa, isyan ediyoruz, halkı isyana çağırıyoruz, isyan ceza yasasında yasak olsa da o yasağı deliyoruz" türünden, kamuoyunu açıkça sokağa inmeye teşvik eden, kontrolsüz bir kitle hareketinin oluşmasına zemin hazırlayıcı ifadelerin kullanıldığı anlatılan iddianamede, şunlar belirtildi:

"(Bugün sokağa çıkılmayacaksa ne zaman çıkılacak) türünden ifade, alt yazı, yorum ve yorum aktarımlarının sıklıkla ekrana getirilerek şiddet eylemlerinin desteklendiği, özendirildiği, halkın şiddet ve isyana teşvik edildiği, suç işlemeye alenen tahrik edildiği kanaatine varılmıştır."

İddianamede, yapılan yayınlarda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile kızına karşı küçük düşürücü ifadeler kullanıldığı iddiası yönünden ise Taksim yayalaştırma projesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce yürütülen bir proje oluşu ve hakaretin görevle ilgili olmayıp, şahsi şikayeti gerektirmesi nedeniyle suç duyurusunda bulunan Kemal Beyazıt'ın şikayet hakkının bulunmadığı bilgisi verildi.

RTÜK'ün görev kapsamında

İddianamede, yayınlardaki yardım çağrısı hakkında ise RTÜK'ün görev kapsamında olup, 8. madde gereğince idari para cezasına karar verildiğinden ve suç oluşturmadığından, bu konularda savcılıkça herhangi bir işlem yapılmadığı kaydedildi.

Şüpheli Naci Eriş'in ifadesine yer verilen iddianamede, Eriş'in "Olayları canlı olarak, hiçbir yorum katmadan kamuoyuna ulaştırdık. Zaten görüntüler incelendiğinde, hiçbir yoruma gerek kalmadı. Emniyet görevlilerinin uyguladığı şiddet, bu sırada göstericilerin yaşadıkları aktarıldı. Uluslararası camiada dahi bu olaylar, demokratik bir tepki olarak kabul gördü. Günlerce kamuoyunu meşgul eden, tüm dünya tarafından yakından izlenen olayların aynen yansıtılması dışında, halkı suç işlemeye teşvik ve tahrik niteliğinde, yasalara karşı gelinmesine yönelik hiçbir yayınında bulunmadım" şeklinde beyanda bulunduğu anlatıldı.

İddianamede, Eriş'in basın yayın yoluyla ve zincirleme şekilde "suç işlemeye alenen tahrik" suçundan 1 yıldan 13 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

Eriş, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak.

ULUSAL KANAL KAMERAMANINA ÖĞRENCİ EVLERİ EYLEMİNDEN SUÇ DUYURUSU

Bu arada Ulusal Kanal'la ilgili bir başka haber de Eskişehir'den geldi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kızlı-erkekli öğrenci evleriyle ilgili yaptığı açıklamayı Eskişehir’de Türk Gençlik Birliği (TGB) üyeleri, kendilerini ihbar edip, eve gelen polisleri kamerayla kaydederek protesto etmişti. Polis, TGB İl Başkanı G.K. ve Ulusal Kanal kameramanı H.Y. hakkında, “Görevli memuru meşgul etme, görevinde alıkoyma ve gizli çekim” suç duyurusunda bulundu.

Kendilerini “evde kızlı erkekli alem yapılıyor” diye ihbar eden TGB’liler, gelen polis ekiplerini gizli çekimle kayda aldılar. Şikayetçi olunan daire kapısına “Biz Cumhuriyet’i Kızlı-Erkekli Kurduk!” yazısıyla karşılaşan polis ekipleri, öğrencileri gürültü yapmamaları konusunda uyarıp ayrıldı. TGB’liler, ihbar telefonundan, polisin binaya gelmesi, daireye çıkması, öğrencilerle diyaloğunu ise gizli kamerayla kaydettiler.

Görevli polisler, TGB İl Başkanı G.K. ve Ulusal Kanal kameramanı H.Y. hakkında, “mizansen kurgu yapıp aşağılama, meşgul etme, görevlerinden alıkoyma, gizli çekimden” suç duyurusunda bulundu. Emniyet Genel Müdürlüğü ise konuyla ilgili, “Polisin suç olmayan konulara müdahale etmesi veya anayasal hak olan mesken dokunulmazlığının ihlal edilmesi gibi bir hareketi söz konusu olamaz. Bazı çevrelerin sanki bu anlayışın tersine, polis aleyhine olumsuz bir kanaat oluşturmak için çaba içerisinde oldukları, sosyal medyada bu yönden haberler ve kurgu ürünü görüntüler yayınladıkları gözlenmektedir. Ancak bu yayınların gerçekle bağdaşmayan kurgu haberler ve görüntüler olduğunun bilinmesini isteriz. Eskişehir’de 155 polis ihbar hattını arayarak, ihbarda mizansen olarak şikayatte bulunduğu, gelen polis ekibinin eğer olursa hatalı davranışlarının gizli kamera ile tespit edilmek istendiği, ancak polis ekiplerinin nazik bir şekilde davranarak görevlerini yaptığı görülmüştür. Eskişehir polisi hukuk çerçevesinde görevini layıkıyla yapmıştır” denildi.

TGB & ULUSAL KANAL = KIŞKIRTICILIK

Türk Gençlik Birliği (TGB)´nin adı Taksim gezi olaylarında sık sık geçmekte. TGB olayların kışkırtılmasında önemli rol almıştı. Hatta o kadar ki, Rize´deki olaylara katılan TGB, Rize Jandarma İl Alay Komutanlığının telefonlarını twitter´dan duyurup, göstericilerin telefon etmesini ve jandarmayı polise karşı yardıma çağırmalarını isteyecek kadar ileri gitmişti.

Türk Gençlik Birliği (TGB), yöneticileri Ergenekon davasının en önemli sanıkları arasında yer alan ve dava sonucunda liderleri Doğu Perinçek´in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığı İşçi Partisi´nin gençlik örgütlenmesi olarak biliniyor. Atatürkçülüğün ardına sığınarak marjinal sol örgütlerle birlikte hareket eden TGB, hükümet aleyhindeki her türlü toplumsal olayın ardında yer almakta, tam bir kışkırtıcılık faaliyeti yürütmekte. Bu yapılanmayla ilgili en dikkat çekici bilgi, 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast hazırlığı suçlamasıyla Arınç´ın evi civarında gözlem yaparken yakalanan ve ellerindeki adres kağıdını aceleyle ağızlarına atarak yok etmek isteyen Özel Harp Dairesi (ÖHD) subaylarının TGB ile bağlantılarının ortaya çıkması oldu.

Türk Gençlik Birliği (TGB), İkinci Ergenekon iddianamesinde Ergenekon´un yönetimindeki sivil toplum kuruluşlarından biri olarak geçiyor. TGB´nin yöneticileri Ergenekon davasında yargılanıp hapis cezası aldı. Böylece bu yapılanmanın Ergenekon Terör Örgütü ile bağlantısı resmen tescil edilmiş oldu. 29 Ekim 2012 ve 1 Mayıs 2013 olaylarının provoke edilmesi ile Silivri'deki Ergenekon duruşmasının basılmasında önemli rol oynayan bu yapılanma Taksim Gezi olaylarının tırmandırılmasında da etkin rol aldı. Ergenekon´un gençlik örgütlenmesi ya da Kontrgerilla Gençlik Birliği (KGB) olarak da adlandırılmaya başlanan bu yapılanma, Ergenekon´la ilgili her faaliyette kışkırtıcı olarak aktif şekilde yer alıyor.

ULUSAL KANAL BAŞKA SORUŞTURMALARDA DA ZANLI KONUMUNDA

TGB gibi Ulusal Kanal'ın Ergenekon Terör Örgütü ile bağlantısı da Ergenekon davasında tescillendi. Ulusal Kanal'ın Gezi olaylarında sık sık adı geçiyor. Gezi Parkı olaylarına ilişkin bir çok ilde soruşturma yürütülüyor. Bu soruşturmalarda mahkemeye sevkedilen, bir kısmı tutuklanan bir kısmı da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan sanıklara hükümeti devirmeye çalışma, darbe girişimi suçlamaları yöneltiliyor. Bu soruşturmalarda Ulusal Kanal´ın adı da geçiyor. Örneğin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın soruşturma dosyasında yer alan fezlekede çarpıcı tespitler yer alıyor. Fezlekede olaylara katılan yasadışı terör örgütleri sayıldıktan sonra, her biri farklı yapıya sahip olduğu halde bu terör örgütlerinin kitlesel hareketleri fırsat bilerek hareket ettiklerinin görüldüğü vurgulanıyor. Fezlekede ayrıca İşçi Partisi, Türk Gençlik Birliği (TGB) ve Ulusal Kanal´ın olaylara öncülük ettiği ve kara propaganda yaptığı da belirtiliyor.

YÖNETİCİLERİ ERGENEKON DAVASINDA CEZA ALDI

Diğer yandan Ulusal Kanal´ın adı Ergenekon davasında da geçti. Genel Yayın Yönetmeni Turhan Özlü ile Haber Müdürü Ufuk Akkaya gibi Ulusal Kanal´ın üst düzey yöneticileri Ergenekon davası kapsamında darbe suçlamasıyla yargılandı. Ulusal Kanal'ın Ergenekon Terör Örgütü bağlantısı mahkemece tespit ve tescil edildi. Kanal yöneticileri Ergenekon davasında örgüt adına kışkırtıcı yayın faaliyetlerinde bulunmak suçlamasıyla yargılanıp hapis cezası aldı. Davada savcılık tarafından mahkemeye sunulan esas hakkındaki mütalaanın örneğin 1094. sayfasında, diğer bazı yayın organlarıyla birlikte Ulusal Kanal´ın da Ergenekon Terör Örgütü yöneticisi tutuklu sanık Doğu Perinçek tarafından darbe çalışmalarında istihdam edildiği belirtiliyordu. Ergenekon davasında karar 5 Ağustos´ta açıklandı. Ulusal Kanal yöneticisi sanıklar, haklarındaki suçlamalar sabit görülüp hapis cezası aldılar. Örneğin İP Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni de olan Turan Özlü 9 yıl, Ulusal Kanal Haber Müdürü Ufuk Akkaya 8 yıl 5 ay 20 gün, Ulusal Kanal'la aynı grupta yer alan Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk 7 yıl 6 ay ve hepsinin patronu olan İP Genel Başkanı Doğu Perinçek ise ağırlaştırılmış müebbet ve ek olarak 34 yıl 4 ay hapis cezası aldı. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(14 Kasım 2013, 14:12)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ulusal Kanal´a darbe soruşturması

Fezlekede 10 örgüt var

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Belgesel: Gezi´nin Ardındakiler

Kontrgerilla Medyası

Aydınlık ve Ulusal Kanal´a operasyonlar

Aydınlık iddianamesi kabul edildi

Aydınlık davası Ergenekon´la birleşti

Aydınlık davası duruşmaları

Ergenekon Aydınlık´ta: Yeni belgeler

Ergenekon dinliyor, Aydınlık yayınlıyor

Başbakan´ın telefon görüşmesini yayınladılar

Baskına çağıran TGB´ye baskın

TGB: Silivri´yi 5 Ağustos´ta basıcaz

TGB: Gücümüz az, asker gelsin

TGB ve Ergenekon bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon iddianamelerinde Türk Gençlik Birliği (TGB)

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

Ergenekon ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda delil tartışmaları

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5685    yazdır/print


 

MİT´in Dink belgesi sır mı?

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinin faili Ogün Samast´ın, terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı davada mahkeme, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu´nun gönderdiği belgelerin devlet sırrı olup olmadığını MİT´e sordu. Söz konusu belgeler TBMM´ye de MİT tarafından gönderilmişti.

05.11.2013 16:34 Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinin faili Ogün Samast´ın, terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı davaya devam edildi. İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi´ndeki duruşmaya tutuklu sanık Samast ve avukatı katılmadı. Dink ailesi adına avukat Hakan Bakırcıoğlu hazır bulundu.

Duruşmada söz alan avukat Hakan Bakırcıoğlu, TBMM´nin cinayete ilişkin mahkemeye gönderdiği belgeleri hatırlattı. Özel Harp Dairesi (ÖHD) mensupları tarafından 2006´da MİT´e, oradan da 2012 sonunda TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu´na gönderilen 6 adet ihbar mektubunda bir çok terör olayının ve Dink cinayetinin ardında Özel Harp elemanlarının yer aldığı iddia ediliyordu.

Söz konusu belgelerin TBMM´ye de MİT tarafından gönderildiğini kaydeden Bakırcıoğlu, TBMM´nin 27 Ağustos 2013 tarihli yazısında bu belgelerin devlet sırrı niteliğinde olup olmadığı hususunda bilgilerinin olmadığını belirttiklerini söyledi. Bakırcıoğlu, “Anlaşılmıştır ki MİT bu bilgileri gönderirken devlet sırrı niteliğinde olduğunu belirtmemiştir. Bu sebeple Hrant Dink cinayetinin tüm boyutlarıyla aydınlatılmasına ilişkin bilgilerin müdahil olarak bize verilmesi gerekliliği nedeniyle evrak ve CD´lerin tarafımıza verilmesini talep ediyoruz.” dedi.

Verilen aranın ardından taleplere ilişkin kararını açıklayan mahkeme, İstanbul TMK. 10 maddesiyle yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine, sanık Ogün Samast ile ilgili TİB´den gelen görüşme dökümlerinin yer aldığı belgelerin taraf vekillerine verilmesinde bir sakınca olup olmadığının sorulmasına hükmetti.

Mahkeme, ayrıca MİT´e yazı yazılarak TBMM tarafından mahkemeye gönderilen CD´lerde yer alan belgelerin devlet sırrı olup olmadığının sorulmasına da karar verdi.

Duruşma ertelendi.

Samast´a, ´tasarlayarak öldürmek´ ve ´ruhsatsız silah taşımak´ suçlarından verilen 22 yıl 10 aylık hapis cezası onanmıştı.

(05 Kasım 2013, 16:34)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Özel Harp de Dink şemasında

MİT´ten bir Özel Harp belgesi daha

Tanık: Dink´i Özel Harp öldürdü

Arınç suikast belgesi MİT´den

Dink sanığı Tuncel kayıp

Sanık Tuncel de Ergenekon dedi

Flaş!!! Dink davası sonuçlandı

Flaş!!! Dink´in katiline 22 yıl

Flaş!!! Başsavcı: Dink´te örgüt var

Yargıtay: Örgüt var, terör yok

Dink davası yeniden görülecek

Şemdinli ile Dink tezatları

HRANT DİNK CİNAYETİ VE DAVASIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Tanık: Malatya ve Dink ´Kafes´ işi

Flaş!!! Dink davası tanığından yeni şok ifadeler

Dink cinayetinde 18 karanlık nokta

Dink için Yargıtaya 18 delil sunuldu

Dink Hakimi: Örgüt yok diyemem

Savcı Dink´te temyize gidiyor

Dink´te suç: Anayasa ihlali

Dink cinayetinde 30 kişiye soruşturma

Gül, Dink için DDK´yı görevlendirdi

Balyoz Darbe Planı´nın hedeflerinden biri de Dink çıktı

Santoro, Dink ve Zirve aynı örgütün işi

Avcı ve Şener´in Dink yalanları

Zirve: Şerefsizlere vur dedik, öldürdüler

Katili yakalamayı sevenler ile katille resim çektirmeyi sevenler

Samast, Dink´e öpülerek uğurlanmış

Samast´ın yakınındaki o er kim?

Dink sanıklarıyla irtibatlı jandarmalar

Savcı: Dink cinayeti Ergenekon işi

Dink dosyasındaki Ergenekon delilleri

Flaş!!! Ergenekon ve Dink sanıklarının irtibatı tespit edildi

AİHM: Ergenekon, terör örgütü

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5666    yazdır/print


 

Keçisi Yalman da günah kimin?

Balyoz davası sanıklarının hedefindeki isim olan dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman, mahalle baskısına isyan etti. Bir gazeteye açıklamalar yapan Yalman, sanık ve çevreleri tarafından kendisine yapılan baskıların haksız olduğunu vurguladı. Yalman´ın yakınmasını haklı çıkaran ama Balyoz sanıklarının nedense hiç üzerinde durmadığı çok ilginç bir neden var. Hatırlanacağı gibi Yalman´ın başlangıçta Balyoz darbe yapılanması içinde yer aldığı ancak sonradan vazgeçtiği, somut bulgularla ortaya çıkmıştı. Ergenekon sanığı Org. Hurşit Tolon´un Tümg. Erdal Şenel´le yaptığı konuşmada, ´Doğan´ın kendisine aşırı güven duyduğunu, bu nedenle plan hakkında çok konuştuğunu ve deşifre oldukları´ iddiasını içeren bir belge ise Zirve davasında ortaya çıkmıştı. Hilmi Özkök, Aytaç Yalman, Hurşit Tolon, Erdal Şenel, Çevik Bir ve Erol Özkasnak gibi generallerin konuşmalarında bu konunun dile getirildiği ve Doğan´a tepki gösterildiği ileri sürülüyordu. Yine bu iddiayı doğrular şekilde Doğan´ın kendine aşırı güveni, Balyoz davasında dinlenen saatlerce uzunluktaki ses kayıtlarında da açıkça görülüyordu. Doğan´ın 28 Şubat darbesi içinde de etkin şekilde yer aldığı ve o süreçte darbecilerin kendilerine olan aşırı güvenleri hatırlandığında Doğan´ın bu huyunu Balyoz sürecinde de devam ettirdiği ve bu yönünün Yalman´ı rahatsız edip taraf değiştirmesine neden olduğu anlaşılıyor. Diğer taraftan Hurşit Tolon ve diğer generalleri bile rahatsız eden Doğan´ın bu boşboğazlığının, Balyoz sanıklarının bugün başına gelenlerin asıl nedeni olmasına karşın nedense hiç eleştiri konusu olmaması, aksine sürekli Özkök ve Yalman´ın günah keçisi haline getirilmesi de dikkatleri çekiyor.

04.11.2013 14:52 Balyoz davası sanıklarının hedefindeki isim olan dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman, mahalle baskısına isyan etti. Bugün bir gazeteye açıklamalar yapan Yalman, sanık ve çevreleri tarafından kendisine yapılan baskıların haksız olduğunu vurguladı. Balyoz planından haberdar olmadığını açıklayan Yalman, davada tanık olmak için defalarca girişimde bulunduğunu, sanık avukatlarından Celal Ülgen´in buna şahit olduğunu belirtti. Yalman, ifade vermediği için davanın olumsuz sonuçlandığı ve sanıkların ağır hapis cezası almasına neden olduğu iddialarının haksızlık olduğunu belirtti. Yalman, davaya konu olan plan seminerinin emre aykırı şekilde gerçekleştirildiğini ve amacını da aştığını ifade etti. Yalman eleştirilerin artık son bulması gerektiğini de vurguladı.

-İşi bozan Doğan, fatura edilen Yalman-

Yalman´ın bu yakınmalarını haklı çıkaran ama Balyoz sanık ve çevrelerinin nedense hiç üzerinde durmadığı çok ilginç bir neden var. Hatırlanacağı gibi, 2010 yılında ortaya çıkan Balyoz darbe planına dair en dikkat çekici bilgilerden birisi, darbenin yapılacağı 2002-2003 döneminde Kara Kuvvetleri Komutanı olan Aytaç Yalman´ın başlangıçta cunta girşiminin yanında yer alırken daha sonra darbe karşıtı olan Hilmi Özkök´ün tarafında geçtiği, darbenin de bu noktada başarısızlığa uğradığı iddiasıdır. Bu iddiayı güçlendiren çok sayıda somut bilgi bulunuyor. Sadece üç tanesini burada aktarmakla yetinelim.

-´Geçen yıl ben ona karşı Çetin Doğan´la birlikte olsaydım, onu paramparça edeceklerdi´-

İlki, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek´in günlükleri.. Örnek´in günlüklerinde, Yalman´ın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök´le arasında geçen bir konuşma yer alıyor: Özkök, Yalman´a, Cuma akşamı sizleri aradığımda (bütün kuvvet komutanlarını kastediyor) benden habersiz toplanmış durumda buldum, üzüldüm diye sitem edince, Yalman Özkök´e soruyor: Geçen yıl en fazla desteği size kim verdi. Özkök Tabii ki sen verdin ve sana müteşekkirim diyor. Yalman O halde nasıl olur da bizim hakkımızda böyle düşünebilirsiniz cümlesiyle tartışmayı sonlandırıyor. Daha sonra, Aytaç Yalman, Hilmi Özkök´le aralarında geçen bu konuşmaya bir açıklık getiriyor ve Özden Örnek´e diyor ki: Geçen yıl ben ona karşı Çetin Doğan´la birlikte olsaydım, onu paramparça edeceklerdi. Bu satırlardan, Aytaç Yalman´ın, Birinci Ordu´da hazırlıklar yapan Çetin Doğan´a katılmadığı ve Hilmi Özkök´ün yanında durduğu anlaşılıyor.

-´Yetim´in istirahati´ için göreve-

İkincisi, Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şubesinin zemin karoları altına gizlenmiş ve ihbar üzerine ele geçen çuvallarca belgelerdeki bilgiler.. Gölcük´te bulunan darbe planı slaytlarında Başbakan Tayyip Erdoğan, dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, TBMM ve kuvvet komutanlarına çeşitli kod isimler verildiği görüldü. Hilmi Özkök, mahkemede verdiği ifadesinde “Ayışığı ve Sarıkız darbe planları bana ilk olarak slayt şeklinde geldi” demişti. Özkök´ün söz ettiği darbe planlarında kendisine “Yetim” kod adı verilerek nasıl tasfiye edileceği “Yetim´in istirahate çekilmesi” başlığı altında anlatılıyor.

Özkök´ü istifaya zorlamak için yapılacaklar şöyle sıralanmış: “En büyüklerin (Kuvet Komutanları) yapacağı açıklamaların metinlerinin hazırlanması”, “safların belirginleşmesi. (+) ve (-) lerin tespiti. (+)´larla temas edilmesi, (-)´lerin sınıfta kalmalarının planlanması”, “Bazı (-) lere vaatlerde bulunulması”, “Bir ve İki´nin altında sağlam adamlar bulunması veya bunların oldu bittiyle hareketsiz bırakılması”, “Kaplan (KKK Aytaç Yalman) ile irtibat elemanı bulunması”, “En Büyükler´in arka arkaya sert açıklamalar yapması”, “Emekli´lerin bir alt Büyükler´in ve Sivil´lerin Gemi Aslanı ve Yetim´i hedef alan açıklamaları”, “Üst taban´ın Yetim´e açık ve imzalı mektup yazması”, “Taban´ın yoğun mektup, faks ve e-posta ile tepkisi”, “Kaplan´ın son anda işin içine çekilmesi”..

Gelebilecek tepkilerin de hesaplandığı planda, Hilmi Özkök´ün istifa ettirme planını öğrenip, darbeci ekibi dağıtmaya kalkışabileceği belirtiliyor. Bunlara önlem olarak “Hazırlıkların çok sınırlı grup ile yapılması, hücre şeklinde yapılanma” isteniyor. Özkök´ün adımlarını önlemek için ´Koro´ kod adı verilen medyanın kullanılması isteniyor. Darbeci ekip dağıtılsa bile Ayışığı´nı sürdürecek idhar (yedek) kadroların hazırlanması isteniyor.

13 numaralı “Direktif” başlıklı slaytta ´Yetim´in istirahati için geliştirilecek olaylar´ başlığı altında yapılacaklar sıralanıyor:

-Doğrudan girişim: 4 en Büyükün ziyareti
-Dolaylı girişim: Ana üstlerin topluca imzalı resimlerinin Yetim´e verilmesi
-Gri girişim: Tabanın yazılı ve imzalı resimlerinin 4 en büyük tarafından Yetim´e verilmesi.
-Siyah girişim: Taban´ın ve sivilin dışarıdan ´ya uyu, ya uyu´ baskısı.

21 nolu “Alternatif hal tarzı” başlıklı planda, Özkök ve Erdoğan´ı istifaya zorlanması planının başarılı olamaması durumunda yapılacaklar da belirlenmiş: “Kaplan (Aytaç Yalman) Gemi Aslan´ını ve Yetim´i hedef göstererek istirahate çekilmeye ikna edecek”, “Abide (Yaşa Büyükanıt) tasfiye edilecek”, “Ocak Başı´lar (Ordu Komutanları) düzenlenecek”, “Gemi Aslan´ı kontrol altına alınacak.”

-Tolon: Çetin Paşa´nın boşboğazlığı planı bozdu-

Üçüncüsü ise, bizzat Balyoz darbesinin lideri Çetin Doğan´ın düşük çenesi.. Aslında en kritik nokta da burası. Gerçekten de en kritik nokta tam olarak burası..

Şöyleki, Balyoz darbe planının ortaya çıkmasına, darbe lideri Org. Çetin Doğan´ın kendine aşırı güveni ve çenesini tutamaması neden oldu. Çeşitli dava ve soruşturmalarda ortaya çıkan bilgilere göre, Hilmi Özkök, Aytaç Yalman, Hurşit Tolon, Erdal Şenel, Çevik Bir ve Erol Özkasnak gibi generallerin konuşmalarında bu konu dile getiriliyor, Doğan´a tepki gösteriliyordu.

Örneğin, 2007´deki Zirve Yayınevi cinayetleri soruşturması kapsamında Prof. Dr. Salim Cöhce´nin evinde ve işyerinde yapılan aramalarda bulunan bir belge çok çarpıcıydı. “Sn. Tolon” adlı word dosyası, mahkeme kararıyla 4 Ocak 2005´te kapatılan cunta.org adlı internet sitesinde yer alan, 2 Nisan 2004 tarihinde oluşturulup yine o tarihte son kez kaydedilen bir yazıydı. Yazı, Hurşit Tolon´un, o yılın ağustos ayında emekliye sevk edilecek olan Genelkurmay Adlî Müşaviri Tümgeneral Erdal Şenel´e söylediklerine dairdi. Konuşmaya göre, Yalman Şenel´e şöyle demişti:

“Kuvvet komutanı Yalman Paşa istifa edip, yerine Çetin Paşa kuvvet komutanı olacaktı. Fakat, Çetin Paşa bu planı herkese anlattı. Genç subaylar arasında bile Yalman Paşa´nın istifa edeceği konuşuldu. Bu da büyük memnuniyet yarattı. Çünkü, Çetin Paşa´nın ne yapıp ne edip Özkök Paşa´yı istifa ettireceği ve onun yerine genelkurmay başkanı olacağı biliniyordu. Fakat, Çetin Paşa´nın boşboğazlığı istifa konusunun herkes tarafından duyulmasına neden oldu. Konu olduğu için Çetin Paşa ismi yıprandı. Yalman Paşa da göz göre göre istifa edemedi.”

-“Yalman Paşa 19 Mart 2003´te hepimizi sattı”-

Bu iddia, Ergenekon sanığı emekli tümgeneral Levent Ersöz´ün internete düşen ses kaydıyla da güçlendi. O kayıtta Ersöz şunları söylüyordu: “Paşa 19 Mart 2003´te hepimizi sattı. (...) Komutanları satan bir adamdır. Genelkurmay Başkanı´na satan kişidir yani. Çok kirli bir adamdır. 19 Mart 2003, bu tarih çok kritik bir tarihtir Türk Silahlı Kuvvetleri´nin. Gidip Hilmi Özkök´e komutanların hepsini gammazladı.”

Ancak aktardıklarımızdan açıkça görüldüğü gibi, cuntanın bir çuval incirini berbat eden şey Yalman değil Doğan´dır. Anlaşılıyor ki, Yalman´ı bu yola iten de Doğan´ın boşboğazlığıdır. Kendine aşırı güveni nedeniyle Özkök´e yönelik istifa baskısı ve ardından Yalman´ın Genelkurmay Başkanı olması, ardından da darbenin yapılması planını Doğan heryerde konuşmaya başladı.

Zaten Balyoz davasında dinlenilen ses kayıtları da incelendiğinde Doğan´ın bu kendisine olan aşırı güveni konuşmalarına yansımaktadır.

Burada şunlar da söylenebilir. Yargıtay, Balyoz davasını onama gerekçesinde Çetin Doğan´la ilgili ilginç bir noktaya dikkat çekti. Gerekçede, Çetin Doğan liderliğindeki Balyoz cuntasının, 28 Şubat sürecindeki kazanımların sürdürülmek istenmesi nedeniyle oluşturulduğu şeklinde bir ifade yer aldı. Yani 28 Şubat´ta hızını alamayan Doğan´ın bir başka darbe planı olan Balyoz´a kalkıştığı anlaşılıyor.

Çetin Doğan, halen görülmekte olan 28 Şubat darbe davasında da yargılanıyor. Davanın en önemli sanıklardan birisi. Yargıtay´ın gerekçedeki tespiti, 28 Şubat davasını yakından etkileyecek. Sanıkları ve Doğan´ı çok zor durumda bırakacak. 28 Şubat dönemi hatırlanırsa bir darbe adeta göstere göstere yapıldı. Halkın oylarıyla seçilmiş bir hükümete MGK toplantısında askerler tarafından yapacakları işler dikte edildi. Darbe yapılanması tamamdı. Öyle ki bunu göstermek üzere tanklar Sincan´da gövde gösterisi bile yaptı. Buna benzer bir çok cebri uygulamalar askerler tarafından baskı ile adım adım uygulatıldı. Refahyol hükümetinin bu baskı karşısında o dönemin şartları içinde yapacağı fazla bir şey yoktu gerçekçi bakıldığında.

Yani demek istediğimiz, 28 Şubat´ta cuntanın kendine güveni aşırı orandaydı. Basına demeç veren bazı komutanlar dönemin Başbakanı Erbakan´a ağır hakaret etmekten çekinmiyor, bazıları da gerekirse silah kullanacaklarını belirtmekten çekinmiyorlardı. O cunta yapılanmasının içerisinde yer alan Çetin Doğan´ın da bu aşırı güveni ilerleyen yıllarda da taşımaya devam ettiği anlaşılıyor. Kendi silah arkadaşları bile onun bu yönünü eleştiriyor. Şu halde eleştirilmesi gereken asıl kişi Aytaç Yalman mıdır yoksa Çetin Doğan mı?.. Kendilerini sattı diye Yalman´a kızmak yerine onu karar değişikliğine iten Doğan´a kızmak daha doğru olmaz mı?.. Belki darbeciliğin artık bitmesi gerektiğini düşündüğü için, belki bu boşboğaz komutanlarla planın başarısız kalacağını gördüğü için, belki de başka sebeplerle Yalman bu işten vazgeçmiş görünüyor.

-Diğer nedenler-

Darbenin başarısız olmasının tek nedeni olarak da Yalman´ın vazgeçmiş olmasını göstermek bir başka haksızlık ve Türkiye´deki değişimi okuyamamak demektir. Darbe girişimleri sadece Balyoz´da değil, sonraki planlarda da hep başarısız oldu. Öyle ki, darbe günlükleri sızdırıldı. Islak imzalı belgeler Genelkurmay karargahından çıkarılarak savcılara ulaştırıldı. Gölcük zemin karoları altına gizlenen en kozmik belgeler savcılara ihbar edildi. En kozmik yer olan Özel Harp Dairesi´ne (ÖHD) bile girildi. Bir iki değil, bir çok olay sayılabilir..

28 Şubat döneminde Marmaris Aksaz Deniz üssünde en üst düzey komutanlar arasındaki mezhep kavgasını da hatırlayalım. Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´na Kıbrıs´taki askeri tatbikatta düzenlenen başarısız suikast girşimini hatırlayalım. Bu olaylar TSK içinde bir çekişme ve mücadelenin olduğunu gösteriyor. Son bir kaç senedir davaları açılan fuhuş ve şantaj yoluyla TSK´nın yıllar içinde nasıl casusların cirit attığı bir yer haline geldiğini hatırlayalım. Düşürün şu heronları çok PKK´lı vuruluyor ses kaydındaki ihaneti hatırlayalım. Bu kabul edilemez olayların TSK içinde rahatsızlık meydana getirdiği açıktır. Darbelerin artık sadece bazı afrika ülkelerinde kaldığını gören subayların yanında, TSK´nın bu şekilde çürütülmesinden rahatsız olan subayların varlığı da açıktır.

Bu yüzden Balyoz başarısız oldu diye sadece Aytaç Yalman´a yüklenmek haksızlık. O bir gerçeği görmüş ve vazgeçmiş. Gerçekçi olanını ve doğrusunu yapmış. Balyoz başarısızlığının asıl sorumlusu olarak en başta Çetin Doğan görünüyor. Hurşit Tolon ve diğer generalleri bile rahatsız eden Doğan´ın boşboğazlığının, Balyoz sanıklarının bugün başına gelenlerin asıl nedeni olmasına karşın nedense hiç eleştiri konusu olmaması, aksine sürekli Özkök ve Yalman´ın günah keçisi haline getirilmesi de dikkatleri çekiyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(04 Kasım 2013, 14:52)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

28 Şubat´ta 29. duruşma

Yalman mahalle baskısına öfkeli

Çetin Doğan, arkadaşlarını yaktı

Darbe planları Gölcük´ten çıktı

Hilmi Özkök´ün Ergenekon davasındaki ifadeleri

Yalman: Örnek, terbiye dışı

Tolon: Yalman hepimizi sattı

Yalman darbeyi itiraf etti

28 Şubat´a Balyoz etkisi

Balyoz 28 Şubat´ı etkileyecek

Flaş!!! Yargıtay Balyoz´u onadı

Yargıtay´dan Balyoz gibi gerekçe

Yargıtay Başsavcılığı: Balyoz onansın

Flaş!!! Balyoz davası bitti

Tutuklu askerlerden bildiri

Bir Balyoz da AYM´den

Balyoz temyiz duruşmaları manşetlerimiz

Balyoz Planı ve davasıyla ilgili manşetlerimiz

Balyoz ve diğer davalardaki delil tartışmaları

Özden´den şok itiraf: Notlar benim

Darbe Günlükleri ve Komutanlarla ilgili manşetlerimiz

Deniz Kuv. Komutanı Özden Örnek´in darbe günlükleri (tam metin)

Örnek´in yalanladığı ´Darbe Günlükleri´ni Gölcük doğruladı

Donanma´da zemine gizlenmiş 10 çuval belge manşetlerimiz

Flaş!!! Donanma´da arama: 10 çuval belge

Ergenekon, Balyoz ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5659    yazdır/print


 

Başbuğ´un yeni korkusu: Lice

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ 1993 yılındaki Lice olaylarıyla ilgili hakkında ileri sürülen iddiaları avukatı aracılığıyla yalanladı. Başbuğ´un üzerine de çatışmada kurşun yağdını ileri süren avukat İlkay Sezer, Aydın´a Lice´ye git emrini Başbuğ´un vermediğini de savundu. Ancak Başbuğ´un yalanlamalarının aksine Bahtiyar Aydın savcısı Lice´de gerçek bir çatışma yaşanmadığını, olayın mizansen olduğunu savunuyor. Aydın´ın eşi de Başbuğ´la görüştüğünü ve eşini Lice´ye bizzat Başbuğ´un yolcu ettiğini söylediğini ileri sürüyor. Başbuğ´u sıkıntıya sokacak bir başka bulgu da Ergenekon davasından geliyor.. Bahtiyar Aydın´ın da öldürüldüğü 1993 yılında TSK içinde Hurşit Tolon önderliğinde Tushad isimli çok gizli bir Ergenekon hücresi kurulduğu Malatya Zirve davasında ileri sürülmüştü. Genelkurmay´ın yalanladığı bu birimin varlığını gösteren belgeler Ergenekon davasında mahkemece Genelkurmay bilgisayarlarında yapılan ´internet andıcı´ incelemelerinde tespit edildi. İlker Başbuğ´un internet andıcı soruşturmasından Ergenekon davasına dahil olduğu ve müebbet hapis cezasına çarptırıldığı da hatırlandığında Başbuğ hakkındaki şüphenin sürdüğü ve giderek daha çok tartışılacağı anlaşılıyor.

28.10.2013 11:49 Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´ın şehit edilmesi olayında adı geçen dönemin Jandarma Asayiş Kolordu Komutan Yardımcısı İlker Başbuğ, avukatı aracılığıyla iddiaları yalanladı. Bölgede çatışma olmadığı bilgisinin doğru olmadığını belirten avukat İlkay Sezer, “Helikopterden inen Korg. Hasan Kundakçı ve müvekkilim beraberinde bulunanlar ile ateş altında sıçrayarak en yakındaki mevzilere girmişlerdir.” ifadesini kullandı.

Aydın´ın şehit edilmesi olayıyla ilgili hazırlanan iddianame mahkeme tarafından zamanaşımına bir gün kala kabul edilmişti. O tarite bölgede çatışma olmadığı belirtilirken olayda Ergenekon davası sanığı eski Genelkurmay Başkanı ve dönemin Jandarma Asayiş Kolordu Komutan Yardımcısı İlker Başbuğ´un da adı geçmişti. Bunun üzerine Başbuğ´un avukatı İlkay Sezer yazılı açıklama yaptı.

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi´nin, Lice ilçesinde 22 Ekim 1993 günü meydana gelen olaylara ilişkin iddianameyi kabul ettiğini hatırlatan Sezer, Ağustos 1993 - Ağustos 1995 yılları arasında Jandarma Asayiş Kolordu Komutan yardımcılığı görevinde bulunan müvekkili Başbuğ´a yönelik kasıtlı ve ima dolu haberler yapıldığını belirtti. Söz konusu haberlerde müvekkili tarafından Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın´a “Lice´ye git” emrinin verildiğinin iddia edildiğini kaydeden Sezer, “Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığı, Lice ilçesinin güneyinde bulunan Dibek-Yolçatı-Esenli bölgesine 22 Ekim 1993 günü operasyon icra edilmesine karar vermiştir. Operasyonun icra edileceği 22 Ekim 1993 günü sabahı Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Bahtiyar Aydın, İl Jandarma Alay Komutanı J.Alb. Eşref Hatipoğlu ve Bölge Komutanlığı Asayiş Şube Müdürü J.Kur.Bnb. M. İhsan Batı´nın beraberinde emir astsubayı olduğu halde, 06.30-07.00 saatleri arasında, Diyarbakır´dan havayolu ile Lice İlçe Jandarma Birlik Komutanlığı ve Jandarma Komando Bölüğü´nün bulunduğu yere gittikleri ve orada taktik komuta yeri tesis ettikleri bilinmektedir.” dedi.

Müvekkili İlker Başbuğ´un Aydın´a “Lice´ye git” şeklinde bir emir vermediği savunan Sezer, “bu yöndeki haber ve yorumların yalan olduğunu ileri sürdü. Olaya ilişkin iddianamede Lice Emniyet Amirliği tarafından hazırlanmış olay tutanağı bulunduğunu ifade eden Sezer, tutanakta bölgenin yoğun ateş altında olduğunun anlatıldığını söyledi. Sezer, takviye ekiplerin de bölgeye geldiği yazılan tutanakta, komuta yerinde çatışmaları yöneten Aydın´ın saat 11.45 civarında başından yaralandığının anlatıldığını ifade etti. 22 Ekim 1993 günü Korgeneral Hasan Kundakçı ile Başbuğ´un Şenyayla bölgesinde devam eden büyük çaplı operasyonu yerinde görmek üzere o bölgeye gittiklerini belirten Sezer, “Şenyayla bölgesinden Muş´a geldiklerinde, Tuğg. Bahtiyar Aydın´ın vurulduğunu öğrenmişler ve bunun üzerine birlikte aynı helikopter ile Lice´ye intikal etmişlerdir. Helikopter, yoğun ateş nedeniyle komando bölüğünün bulunduğu yere inememiştir. Bunun üzerine, helikopter ateş altında iç güvenlik taburunun bulunduğu bölgeye güçlükle inmiştir. Helikopterden inen Korg. Kundakçı ve müvekkilim beraberinde bulunanlar ile, ateş altında sıçrayarak en yakındaki mevzilere girmişlerdir.” ifadelerini kullandı.

Sezer bu yazılanların bile 22 Ekim 1993 günü Lice´de yaşanan olayların, haber ve yorumlarda iddia edildiği gibi bir kurgu olmasının yanlışlığını, inanılmazlığını ve akıl dışı olduğunu gösterdiğini savundu. Sezer açıklamasının sonunda, “Bu vesileyle görevinin başında şehit olan ve müvekkilimizin kahraman silah arkadaşı Tuğg. Bahtiyar Aydın´ı rahmetle anar, bitmeyen acıları yeniden alevlenen değerli aile bireylerinin de acılarını yürekten paylaşırız.” ifadelerini kullandı.

YALANLADI ANCAK SOMUT ŞÜPHELER VAR

Başbuğ´un avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamalar bu şekilde.. Hakkındaki iddiaları yalanlayan Başbuğ´u açıklama yapmaya iten gelişme, geçtiğimiz günlerde sürpriz şekilde açılan Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasti davasında savcının iddianamesindeki görüşlerinden hareketle basında dile getirilen bir iddia oldu.

Savcı, Lice olaylarının mizansen olduğunu, Lice´ye saldıranların PKK´lı olduklarını gösteren hiç bir kanıtın 20 yıldır ele geçirilemediğini, Aydın´ın uydurma bir ihbarla Lice´ye çekildiğini, askeri yetkililerin açıklamalarının aksine Aydın´ın jandarma garnizonu içindeki bir yerden keskin nişancı atışıyla vurulduğunu, yani Aydın´ın TSK içinden birileri tarafından vurulduğunu ve olayın suçunun PKK´ya atıldığını iddianamesinde ileri sürmüştü. İlerleyen günlerde bu iddialarla ilgili ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı. Buna göre; Aydın´a Lice´ye git emrini Başbuğ vermişti.

Bu ayrıntıdan hareketle yaptığımız bir haberde ise basında sadece biz bir iddiayı dile getirmiş, Başbuğ´un korkunç bir zan altında olduğunu ileri sürmüştük. Somut bulgulara dayandırdığımız iddiaya göre, Bahtiyar Aydın suikasti Ergenekon´la bağlantılıydı. Bu iddia çok sayıdaki somut bulguya dayanıyordu.

BAŞBUĞ.. ANDIÇ.. TUSHAD..

Malatya Zirve davasında 2012 yılında açıklanan ek iddianameye şok bir bilgi girdi. 1993 yılında TSK içinde Hurşit Tolon önderliğinde çok gizli bir Ergenekon hücresi kurulmuştu. Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi (TUSHAD) isimli bu yapılanma Genelkurmay´a bağlı Özel Harp Dairesi (ÖHD) elemanlarından meydana getirilmişti. Genelkurmay Tushad´ın varlığına dair bu iddiayı yalanladı. Ancak kısa süre sonra şok bir gelişme yaşandı. Yapılanmanın varlığını gösteren belgeler Ergenekon davasında mahkemece Genelkurmay bilgisayarlarında yapılan ´internet andıcı´ incelemelerinde tespit edildi. Ayrıca İlker Başbuğ´un internet andıcı soruşturmasından Ergenekon davasına dahil olduğu ve müebbet hapis cezasına çarptırıldığı da bu noktada hatırlanmalı.

1993´te kurulan bu yapılanmanın 1993 yılı boyunca meydana gelen ve ´komutan cinayetleri´ olarak da adlandırılan bir dizi cinayet, şüpheli ölüm ve kitlesel olaylar fırtınasını gerçekleştirdiği şüphesi var.

1993 yılı boyunca, Uğur Mumcu, Devlet Bakanı Adnan Kahveci, Jandarma Komutanı Eşref Bitlis, Cumhurbaşkanı Özal, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Binbaşı Cem Ersever gibi hepsi birbiriyle bağlantılı isimler hayatını kaybetti, Bingöl´de 33 asker katliamı ile Sivas ve Başbağlar katliamları yaşandı.

Bu fırtına dindiğinde ülke yönetimi ve terör politikası değişmişti. Günümüzde bir benzeri gerçekleştirilmeye çalışılan Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın terörü bitirmeye dönük barış projesi rafa kaldırıldı. Yerine faili meçhullere ve kontrgerilla yöntemlerine dayanan bir politikaya geçildi. Öyle ki, yargısız infaz emirlerinin MGK´ya kadar sunulan ölüm listelerine göre yerine getirilmesine başlandı.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın terör sorununu barış yoluyla çözmeye kalktığı biliniyor. Bunun için Devlet Bakanı Adnan Kahveci ve Jandarma Genel Komutanı hemşehrisi Eşref Bitlis´i görevlendirdiği biliniyor. Kahveci ve Bitlis´in beraber çalışma yaptıkları biliniyor. Bitlis´in terör sorununun çözümü yolundaki adımlardan biri olarak, acilen görevlerinden alınması gereken bazı askeri görevlilerin listesini Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a sunduğu ileri sürülüyor. Bu isimlerden bazıları kamuoyuna yansıdı. Bu liste doğru ise, bir çoğunun Ergenekon ve Balyoz davasında yargılandıkları biliniyor. Terörle mücadelede demokrasi değil şiddet diyen bir kesimin yargısız infazlarla terörü daha da azdırdığı ve halkı terörün kucağına ittiği Bitlis tarafından Özal´a sunulan raporda dile getirildi. Bu kişiler tasfiye edilmek istenirken Özal ve ekibi tasfiye edildi.

Bu kontrgerilla yapılanmasının varlığını doğrulayan bir belge, Gölcük Donanma Komutanlığı istihbarat şubesinde zemin karoları altına gizlenmiş çuvallarca belgelerin arasından çıktı. Belgeye göre, bir yapılanmanın atamalarda devreye girdiği ve kritik konumlara kendi adamlarını getirdiği anlaşılıyor. O belgede adı geçen isimlerden bazıları da Ergenekon ve Balyoz sanığı idi.

Bu şüphe bir kaç yıldır dile getiriliyor. Ortaya çıkan her yeni bulgu, komplo teorisi ve inanılmaz gibi görünen bu korkunç şüpheyi güçlendiriyor. Somut bulgular çok fazla. Hangi birisini saymalı ki.. Örneğin Bahtiyar Aydın davası gibi 20 yıllık zaman aşımından kapanmak üzere iken son anda açılan Turgut Özal davasında da bu şüpheyi güçlendiren bulgular var. Savcı şüphesini iddianameye yansıttı. Her ne kadar Özal´ın ölümüyle ilgili ilk iddianamede tek sanık olarak Ergenekon hükümlüsü Tuğgeneral Levent Ersöz var görünse de soruşturmanın devam ettiği biliniyor. Yeni isimlerin sanık haline gelmesi bekleniyor. Yine 20 yıl sonra son anda açılan Musa Anter davasında da aynı şüpheler söz konusu. Tushad yapılanması, Zirve ve Özal davalarından sonra bu davanın iddianamesine de cinayetin şüphelisi olarak girdi.

1993 yılında meydana gelen şüpheli ölümler fırtınasına dair çeşitli illerde yürütülen soruşturmalarda savcılar delil paylaşma kararı aldı. Örneğin bu ölümler zincirinde yer alan ve dosyası intihar diye kapatılan Albay Kazım Çillioğlu´nun dosyası. Tunceli Jandarma Komutanı olarak bölgedeki ilk elden bilgileri doğrudan Jandarma Komutanı Eşref Bitlis´e ulaştıran Çillioğlu´nun intihar etmediği ortaya çıktı. Muhtemelen önce sorgulandığı, bu esnada dövülerek kaburgalarının kırıldığı ve ardından iki kurşunla infaz edildiği yıllar sonra yapılan otopsiyle tespit edildi.

Komutan cinayetlerinin ülke yönetimi ve terör politikasını değiştirmek amacıyla emir-komuta zincirinde planlanıp yürütülmüş bir kontrgerilla operasyonu olduğuna dair görüş ortaya çıkan her yeni bulguyla giderek güçleniyor. Son olarak İlker Başbuğ da sürpriz şekilde bu şüpheye katılmış oldu.

DİĞER BULGULAR

Yukarıda sayılanlar Başbuğ´un Tushad´la ve dolayısıyla Bahtiyar Aydın suikastiyle bağlantısına dair ileri sürülen bulgular. Ancak iki başka bulgu daha var ki Başbuğ´u zor duruma sokacak. Biri, Başbuğ´un Ben de kurşun altında kaldım açıklaması yapmasına ve Lice´de çatışma yaşandığını savunmasına karşın Bahtiyar Aydın davasının iddianamesini hazırlayan savcının çok net ifadelerle aksini savunması.. Savcı Lice saldırısının PKK tarafından yapılmadığını ve mizansen olduğunu, olaydan çatışma var görüntüsü oluşturan askerlerin sorumlu olduğunu savunuyor. Bu konuda Tuğgeneral Mehmet Altay Tokat´ın, 1987´de Hakkari´de Terör olaylarını basite almaya başlayan memur ve hakimlere mesaj vermek için kritik noktalara bomba attırdığını açıklamasını hatırlayalım. Ve yine 2005´te Şemdinli´de askerlerin bir kitabevine bomba attıklarını hatırlayalım. Bunlar kontrgerilla tarzı, yani düşman yaptı süsü verilen saldırılar konusunda somut örnekler..

Başbuğ´u sıkıntıya sokacak diğer bir bulgu ise Bahtiyar Aydın´ın eşinin basına yaptığı açıklama. Aydın´ın eşi, Lice konusunu bizzat İlker Başbuğ ile konuştuğunu, Başbuğ´un kendisine, Bahtiyar Aydın´ı bizzat kendim uğurladım Lice´ye. dediğini belirtiyor. Bu iddia da, Aydın´ın Lice´ye gitmesinde kendisinin rolü olduğu iddiasını yalanlayan Başbuğ´u zor durumda bırakacak. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(28 Ekim 2013, 11:49)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Başbuğ.. Lice.. Ergenekon..

Flaş!!! Bahtiyar Aydın davası açıldı

Bahtiyar Paşa´dan derin görev

TUĞGENERAL BAHTİYAR AYDIN SUİKASTİYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Bahtiyar Aydın suikastinde Balyoz izi

Tuğg. Aydın dosyası 17 yıl sonra açıldı

Tuğg. Aydın´ı Kanas´lı albay öldürdü

Komutanları JİTEM öldürttü

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

PKK´nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

TUSHAD ile ilgili manşetlerimiz

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Özal ve komutan cinayetleri bağlantılı

Özal: Dertleri beni tasfiye etmek

Nasıl mı terörist olur? İşte böyle

Altı da üstü de şaşkın Devlet

Gül´den Ergenekon eleştirisi

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

Ergenekon´da karar 5 Ağustos´ta

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

Ergenekon ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda delil tartışmaları

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Genelkurmay´ın provokasyon siteleri ya da ´internet andıcı´ konulu manşetlerimiz

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5648    yazdır/print


 

Erhan Tuncel yakalandı

Yargıtay´ın bozma kararı sonrası yeniden görülmeye başlanan gazeteci Hrant Dink cinayeti davasında hakkında yakalama kararı çıkarılan Erhan Tuncel 38 gün sonra dün yakalandı.

24.10.2013 10:17 İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yeniden görülmeye başlanan gazeteci Hrant Dink cinayeti davasında hakkında yakalama kararı çıkarılan Erhan Tuncel 38 gün sonra yakalandı.

Tuncel´in İstanbul Kumburgaz´da saklandığı ihbarı üzerine çevrede pusu kuran dedektiflerin, üzerindeki eşofmanla spor yapmaya çıkan Erhan Tuncel´i yolda yürürken tanıyarak gözaltına aldığı öğrenildi. Edinilen bilgiye göre Aranan Şahıslar Büro Amirliği´ne bağlı ekipler Kumburgaz´da 24 saat pusu kurdu. Tuncel´in saklandığı evi tespit etmek için yapılan çalışmalarda yüzlerce kişiyle konuşularak bilgi alındığı belirtildi. Dün akşam saatlerinde dedektifler, üzerindeki eşofmanla yürüyüş yapan bir kişiyi takibe aldı. Erhan Tuncel´e çok benzeyen şahıs, saat 16.30 sıralarında Celaliye Mahallesi, 18 Mart Caddesi üzerinde çevrildi. Tuncel´in kendisini yakalayan polislere direnmediği belirtildi. Gayrettepe Asayiş Şube Müdürlüğü´ne getirilen Tuncel, girişte, “Devlete hizmetin bedeli budur. Adnan Menderes´in idam edildiği gün tutuklandık. Bu bizim için şereftir.” dedi.

Erhan Tuncel: Bağlantılarımı açıklarım

Dün yakalanan Erhan Tuncel´in yine dün Star gazetesinde yakalanmadan önce yapılmış bir röpörtajı yayınlanmıştı. Röpörtajın yayınlandığı gün yakalanmış olması polisin gazete muhabirini izleyerek Tuncel´e ulaşmış olabileceğini düşündürüyordu. Gazeteye iddialı açıklamalar yapan Tuncel, davada vereceği savunmasını hazırlamakta olduğunu, 15 gün içinde teslim olacağını ve önemli açıklamalar yapacağını belirtiyordu.

Hakkında cinayete iştirak suçundan yakalama kararı bulunan ´Büyük Abi´ lakaplı Erhan Tuncel, “Savunmam bitince teslim olacağım. İrtibatta olduğum isimleri açıklayacağım. Dink cinayetinde jandarmanın rolü büyük” diyordu.

Yargıtay´ın, Dink davası kararını bozma gerekçesine dayanılarak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden açılan davada hakkında yakalama kararı çıkartılmasının hukuki olmadığını savunan Tuncel, “Kaçmıyorum. AİHM´e kapsamlı bir dilekçe ile yeni savunmamı hazırlıyorum. 15 gün içinde bitirmeyi düşünüyorum. Tamamladıktan sonra hemen teslim olacağım” dedi. Tuncel, AİHM´e vereceği dilekçesinin içeriğiyle ilgili şunları söyledi: “Kimliğimin deşifre edilmesi, sanık konumuna sokulmam, gayri-resmi dinlenmem cinayetin planlandığına dair tüm istihbaratları vermeme rağmen eylemin şahsıma yıkılması ve uzun tutukluluk süresi ile lehimde olan hususların kararlara yansımamasını kapsayacak. AİHM daha önce verdiği Dink kararında 5 maddeden Türkiye´yi mahkum etmişti.”

Ergenekon üstü yapılanma var

Erhan Tuncel, “Dink cinayeti gösteriyor ki devlet içinde Ergenekon üstü bir yapılanma var ve bu cinayetin aydınlatılması sürekli engelleniyor. Ben burada çok küçük bir parçayım” diye konuştu. Av. Fethiye Çetin´in kitabını da okuduğunu anlatan Tuncel, “Çetin, Ergenekon´u aşan bir yapının parmak izlerini kendi bulduğu kayıtlarla deşifre etmiş” dedi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Tuncel hakkında “Kasten öldürmeye azmettirme” suçundan verilen beraat hükmünü, Dink´in öldürülmesi suçuna iştirak ettiği gerekçesiyle bozmuştu.

Devletle ilgisi yok jandarmayı inceleyin

Yakalama kararının hukuksuz olduğunu iddia eden Erhan Tuncel, “Hakkımda tutuklama kararı çıkarsa diğer sanıklar da da tutuklanmalı. Çünkü bozma kararı onları da kapsıyor. Savunmamda irtibatlı olduğum Trabzon polisi ile ilgili bilgiler vereceğim.

Mahkemeye Emniyet Yardımcı İstihbarat Elemanı olma sürecimle ilgili belgeler sunacağım. Trabzon Jandarmasının bu davada irdelenmesi lazım. Cinayetteki rolleri büyük” dedi. Cinayetin bundan sonraki yargılamayla da tüm unsurlarıyla aydınlanamayacağını öne süren Erhan Tuncel şunları söyledi: “Bu iş Ergenekon üstü bir yapının işi. Erhan Tuncel eşittir Hrant Dink cinayeti tablosu tamamen yanlıştır. Bu cinayetin devlet ile ilgisi yok.”

Kırmızı Pazartesi´yi yazıyorum

Tek başına yaşadığı bir evde savunmasını yazdığını belirten Erhan Tuncel, “Hrant Dink´in öldürülmesi tıpkı Gabriel Garcia Marquez´in Kırmızı Pazartesi kitabındaki cinayet gibidir. Marquez, bir cinayetin göz göre göre nasıl yaşandığını anlatıyor. Dink´in tehdit edildiğini herkes biliyordu. Ama engel olunmadı. Ben şimdi Kırmızı Pazartesi´yi yazıyorum” dedi.

BERAAT ETMİŞTİ

Erhan Tuncel, Hrant Dink davasında azmettiricilik suçlamasıyla yargılanmış ve beraat etmişti. Ancak ´örgüt yok´ diyerek sonuçlanan davanın temyizine bakan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ´Cinayetin ardında örgüt var. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan bir örgüt. Ancak bir silahlı terör örgütü değil.´ gibi şaşırtıcı bir gerekçeyle oybirliği ile bozma kararı vermişti. Yargıtay, beraat kararı verilen Erhan Tuncel´in ise Dink´in öldürülmesine yardımdan cezalandırılması gerektiğine de hükmetmişti. Bozma kararı sonrası yeniden görülen davada Tuncel hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı.

YARGITAY, BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞE AYKIRI KARARI OYBİRLİĞİYLE ALDI

Yargıtay, cinayetin ardında silahlı terör örgütü olmadığına gerekçe olarak, cinayetin devletin birlik ve bütünlüğünü bozmadığını savunmuştu. Oysa cinayetin hükümeti devirme amacıyla Ergenekon terör örgütü tarafından işlettirildiğine dair çok sayıda delil ve bulgu ortaya çıkmış durumda. Sanık Erhan Tuncel ile davanın savcısı ile Yargıtay Başsavcılığı da cinayetin ardında Ergenekon Terör Örgütünün olduğu konusunda fikir birliği içerisinde bulunuyor.

İŞTE DİNK´TEKİ ÖRGÜT DELİLLERİ

Gazeteci Hrant Dink´in Ergenekon Terör Örgütü tarafından öldürüldüğüne dair fikir birliğine neden olan çok fazla somut delil bulunuyor.

ERHAN TUNCEL ERGENEKON DEDİ

Tekrar görülmeye başlanan ve örgütün araştırılacağı davada Tuncel dahi cinayetin arkasında Ergenekon terör örgütünün olduğunu iddia ediyordu. Tuncel bu iddialarını dava daha sonuçlanmadan mahkeme safhasında ileri sürmüştü. Bununla ilgili ayrıntılar veren Tuncel´in Emniyet´in istihbarat elemanı olduğu da duruşmalarda ortaya çıkmıştı.

Diğer delillere gelince; 2007 yılında başlayan Ergenekon soruşturması sürecinde çok çarpıcı bilgiler ortaya çıktı. Özellikle Ergenekon bağlantılı Poyrazköy davasına konu olan Kafes Eylem Planı, cinayetin Ergenekon´un işi olduğunu, Dink´in diğer bazı gayrı müslim vatandaşlarla beraber AK Parti hükümetini Batı´ya karşı zor durumda bırakmak için planlı olarak öldürüldüğünü gösteriyordu.

İstanbul 14. Ağır Ceza´da karara bağlanan Dink davasında duruşma savcısı Hikmet Usta, cinayetin Ergenekon´un bağımsız bir hücresi tarafından işletildiğini kaydetti.

Ergenekon davasında yargılanan 6 sanığın Dink davası sanıklarıyla telefon irtibatları tespit edildi. Bu kişilerin Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Kemal Kerinçsiz, Levent Temiz, Mustafa Levent Göktaş ve Erbay Çolakoğlu olduğu Dink davasına gönderilen iletişimi tespit tutanaklarıyla belgelendi.

Dink cinayetine dair diğer deliller gayrımüslim vatandaşların katledildiği 2007 yılındaki Malatya Zirve Katliamı davasında ortaya çıktı. Bu dava kapsamında hazırlanan ek iddianame, katliamın Ergenekon Terör Örgütü´nün işi olduğunu, Rahip Santoro ve Hrant Dink´in de aynı örgüt tarafından öldürüldüğünü ortaya koydu.

DİĞER HABER ELEMANI ERHAN ÖZEN DE ERGENEKON DEDİ

Zirve davasının tanıklarından ve JİTEM haber elemanı Erhan Özen, Malatya´da misyonerlere yönelik katliamla, Hrant Dink cinayetlerinin Ergenekon yapılanması tarafından ´Kafes Eylem Planı´ kapsamında işlendiğini açıkladı, ayrıntılar verdi. Dink davasında ifade de veren Özen, JİTEM´e çalıştığını, İstanbul´da merkez komutanlığından hizmetleri karşılığında para aldığını söyledi. Agos gazetesinin önünde fotoğraflama çalışması yaptıklarını, Ergenekon sanığı Sevgi Erenerol´un Hrant Dink´i gayrimüslim mezarlığında tehdit ettiğini, Dink´i olay yerine kendilerinin götürdüğünü, İnci kod adlı bir kadının Dink´i izlemek için Agos yakınlarında bir işe yerleştirildiğini anlattı.

TBMM´YE GELEN İHBAR MEKTUPLARI

MİT´ten TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu´na gönderilen 6 adet ihbar mektubunda Dink cinayeti de dahil olmak üzere çok sayıda cinayet ve terör eyleminin en üst yapı olan Özel Harp Dairesi (ÖHD) tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyordu.

G.KURMAY YOK DEDİ BELGESİ G.KURMAY´DAN ÇIKTI

Hatırlanacağı gibi Özel Harp Dairesi görevlisi subayların katılımıyla 1993 yılında TUSHAD isimli bir Ergenekon hücresinin TSK içerisinde Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon tarafından gizlice kurulduğu iddia edilmişti. Zirve katliamını da bu yapılanmanın işlediğini ileri süren gizli tanığın verdiği ayrıntılar ile soruşturmanın devamında ele geçirilen yeni şok deliller Zirve davasının seyrini bir anda değiştirmişti. TUSHAD´ın varlığının Genelkurmay tarafından inkar edilmesine karşın hücrenin varlığını gösteren belgeler bizzat Genelkurmay bilgisayarlarında mahkemenin yaptığı incelemelerde tespit edilmişti. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

TUNCEL CEZAEVİNDE

25.10.2013 11:19 Erhan Tuncel, Emniyet´teki işlemlerinin ardından dün İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi´ne çıkarıldı. Tuncel, mahkemede, “Yargıtay 9. Ceza Daire´sinin hakkımda vermiş olduğu bozma kararını kabul etmiyorum. Mahkemece daha önce verilmiş olan kararda direnilmesini talep ediyorum.” dedi. Bozma öncesinde mütalaaya karşı vermiş olduğu savunmayı tekrar okuyan Tuncel, herhangi bir örgüt ile ilişkisi olmadığını söyledi. Dink cinayetiyle ilgili polise bilgiler verdiğini tekrarlayan Tuncel, “Hiçbir örgüt üyesi kollukla çalışmaz. Ben bu sanıkların eylem yapmaması için 18 kez ihbar ettim. Eylemin talimatını da Yasin Hayal verdi. Eylemde kullanılan araç ve gereçleri de ben temin etmedim.” dedi. Tuncel´in avukatı Erdoğan Soruklu ise müvekkilinin kaçma niyetinde olmadığını savundu.

Erhan Tuncel´in tutuklanmasına hükmeden mahkeme heyeti, ´patlayıcı madde imal etme´ suçundan mahkumiyet kararını da onadı. ´Kasten öldürmeye azmettirme´ suçundan beraat hükmü ise sanığın, Dink´in öldürülmesi suçuna yardım suretiyle iştirak etmesi sebebiyle mahkumiyeti gerektiği için bozuldu. Tuncel hakkında ´silahlı terör örgütü yöneticisi olma´ suçundan beraat kararı da ´suç örgütü üyesi olma´ suçundan mahkumiyeti gerektiği gerekçesiyle bozulmuştu. Tuncel´in Trabzon´da 24 Ekim 2004 tarihinde McDonald´s´ın bombalanması olayında, ´genel güvenliği kasten tehlikeye sokma, mala zarar verme ve 6 ayrı kasten yaralama´ suçlarından verilen mahkumiyet kararını bozan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Tuncel´in bu eyleminin ´6 ayrı kasten öldürmeye teşebbüs´ suçunu oluşturacağına hükmetmişti. (Zaman)

(24 Ekim 2013, 10:17), son güncel.: (25 Ekim 2013, 11:19)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Dink sanığı Tuncel kayıp

Sanık Tuncel de Ergenekon dedi

Flaş!!! Dink davası sonuçlandı

Flaş!!! Dink´in katiline 22 yıl

Flaş!!! Başsavcı: Dink´te örgüt var

Yargıtay: Örgüt var, terör yok

Dink davası yeniden görülecek

Şemdinli ile Dink tezatları

HRANT DİNK CİNAYETİ VE DAVASIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Tanık: Malatya ve Dink ´Kafes´ işi

Flaş!!! Dink davası tanığından yeni şok ifadeler

Tanık: Dink´i Özel Harp öldürdü

Özel Harp de Dink şemasında

MİT´ten bir Özel Harp belgesi daha

Arınç suikast belgesi MİT´den

Dink cinayetinde 18 karanlık nokta

Dink için Yargıtaya 18 delil sunuldu

Dink Hakimi: Örgüt yok diyemem

Savcı Dink´te temyize gidiyor

Dink´te suç: Anayasa ihlali

Dink cinayetinde 30 kişiye soruşturma

Gül, Dink için DDK´yı görevlendirdi

Balyoz Darbe Planı´nın hedeflerinden biri de Dink çıktı

Santoro, Dink ve Zirve aynı örgütün işi

Avcı ve Şener´in Dink yalanları

Zirve: Şerefsizlere vur dedik, öldürdüler

Katili yakalamayı sevenler ile katille resim çektirmeyi sevenler

Samast, Dink´e öpülerek uğurlanmış

Samast´ın yakınındaki o er kim?

Dink sanıklarıyla irtibatlı jandarmalar

Savcı: Dink cinayeti Ergenekon işi

Dink dosyasındaki Ergenekon delilleri

Flaş!!! Ergenekon ve Dink sanıklarının irtibatı tespit edildi

AİHM: Ergenekon, terör örgütü

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5641    yazdır/print


 

Ağar iddianamesi kabul edildi

Özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine başlatılan soruşturma sürecinde hazırlanan ilk iddianame kabul edildi. 3 Ekim 1993´te işlenen Mecit Baskın cinayetini konu edinen iddianame 20 yıllık zaman aşımının dolmasına 1 gün varken kabul edilmiş oldu.. Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, emekli Yarbay Korkut Eken ile Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, iddianamede ´suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyetleri çerçevesinde taammüden adam öldürmek´ ile suçlanıyor ve haklarında ´ağırlaştırılmış müebbet´ hapis cezası talep ediliyor. İddianamede, Ayhan Çarkın ve diğer polisler de sanık. İddianamenin sonunda yer verilen notta, diğer faili meçhullerle ilgili iddianamenin, en kısa zamanda birleştirilme talepli olarak mahkemeye sunulacağı bildirildi.

02.10.2013 11:20 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, Altındağ İlçe Nüfus Müdürü Abdulmecit Baskın´ın 1993´te öldürülmesine ilişkin Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken´in de arasında bulunduğu 12 kişi hakkında hazırladığı iddianame Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

Terörle Mücadele Kanunu´nun (TMK) 10. maddesiyle yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili´nin hazırladığı iddianamede, Abdulmecit Baskın´ın 30 Eylül 1993´te gece kaçırılarak, ateşli silahla öldürüldüğü, cesedinin 3 Ekim 1993´te Ankara-Haymana yolu üzerinde bulunduğu belirtildi.

İddianamede, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kemal Ağar, Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, o dönemde dairede görev yapan Korkut Eken ile eski Özel Harekat Polisleri Ayhan Çarkın, Ziya Bandırmalıoğlu, Ayhan Akça, Ercan Ersoy, Seyfettin Lap, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Uğur Şahin ve Alper Tekdemir şüpheli olarak yer aldı.

Sanıkların, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK´nın cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında adam öldürmek, adam öldürmeye iştirak suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi.

HER EYLEMDEN HABERİ VARDI

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, Altındağ İlçe Nüfus Müdürü Abdulmecit Baskın´ın 1993´te öldürülmesine ilişkin hazırladığı iddianamede, eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın, Güneydoğu´daki terörle mücadelede rol almak ve yeni personeli eğitmek amacıyla Özel Harekat Daire Başkanlığında oluşturulan grubun, sonradan Ankara´da bazı infazlar gerçekleştirdiğini ve dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar´ın yapılan her eylemden haberi olduğunu beyan ettiği belirtildi.

İddianamede, 3 Ekim 1993´te saat 12.00 sıralarında ihbar üzerine Ankara Haymana Yolu Yavrucak mevkisi yakınlarında, yolun 20-25 metre ötesindeki tarlada bulunan bir binanın arka tarafında Altındağ İlçe Nüfus Müdürü Abdulmecit Baskın´ın ateşli silahla öldürülmüş bulunduğu ifade edildi.

Baskın´ın eşi Raife Baskın´ın, 2 Ekim 1993´te Kavacık Polis Karakolu´na eşinin kaybolduğuna ilişkin ifade verdiği aktarılan iddianamede, Raife Baskın´ın eşinin 30 Eylül 1993´te işe gittiğini, öğlen 12.00 gibi eve gelip tekrar gittiğini ve akşam dönmediğini bildirdiğine yer verildi.

İddianamede, Raife Baskın ile ailenin dostları Esat Canan, Abdullah Oktay ve Şerif Bedirhanoğlu´nun, cesedin bulunmasının ardından alınan ifadeleri özetlendikten sonra, Çarkın´ın beyanları aktarıldı.

Buna göre Çarkın, 26 Mart 2011´de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadede, 1993 sonunda Ankara Özel Harekat Daire Başkanlığı emrine atandığını söyledi. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar´ın talimatıyla Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin´in başkanlığında 60 kişilik özel ekip oluşturulduğunu anlatan Çarkın, sanık Ahmet Demirel´in de Şahin´in ardından gelen amirleri olduğunu ifade etti.

Ancak Demirel´in, ayrı bir grubun amiri olduğunu kaydeden Çarkın, kendisiyle birlikte Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Oğuz Yorulmaz, Ahmet Sakarya, Ercan Ersoy, Enver Ulu, Seyfettin Lap, Cengiz isimli emniyet amiri, Enver ve Ümit adlı polis memurları, Yusuf adlı komiser ve Semih Sueri isimli sivil kişinin bulunduğu grubun doğrudan Şahin´e bağlı olduğunu anlattı.

Sueri´nin, Şahin´in fabrikatör bir arkadaşının oğlu olduğunu söyleyen Çarkın, bu kişiye polis kimliği verildiğini iddia etti.

Osman Gürbüz ve Duran Fırat isimli astsubay olduğunu bildiği kişilerin de Şahin ile sürekli bağlantılı olduğunu, Korkut Eken´in ise Emniyet Genel Müdürlüğünde görev yaptığını anlatan Çarkın, özel harekat polislerinin seçimi ve eğitiminde görev alan Eken´in oldukça etkili olduğunu savundu.

Bu özel grubun Güneydoğu´daki terörle mücadelede rol almak ve yeni personeli eğitmek amacıyla kurulduğunu ifade eden Çarkın, grubun, sonradan ana amacının dışına çıktığını ve Ankara´da bazı infazlar gerçekleştirdiğini söyledi.

-Abdulmecit Baskın´ın öldürülmesi

Çarkın, Abdulmecit Baskın´ın 1993´te sanıklardan Ahmet Akça tarafından öldürüldüğünü iddia ederek, Şahin´in talimatı üzerine Oğuz Yorulmaz, Seyfettin Lap, Ahmet Sakarya, Ahmet Demirel, Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça ile birlikte Altındağ Nüfus Müdürlüğüne gittiklerini, buradan Baskın´ı aldıklarını, ayrı bir araçla gelen Ayhan Akça ve Ziye Bandırmalıoğlu´na Baskın´ı teslim ettiklerini kaydetti.

Akça ve Bandırmalıoğlu´nun, Baskın´ı daireye götüreceklerini söyleyerek ayrıldıklarını anlatan Çarkın, birkaç gün sonra bu kişinin cesedinin bulunduğunu belirtti.

Bu kişinin ne amaçla öldürüldüğünü bilmediğini, teslim ederken öldürüleceğine ilişkin bilgisi olmadığını ileri süren Çarkın, sonradan Akça ve Bandırmalıoğlu ile aralarında geçen sohbetlerden, bu kişinin o dönem hazırlandığı söylenen ölüm listesinde yer alması nedeniyle Akça ve Bandırmalıoğlu tarafından öldürüldüğünü beyan etti.

İddianamede daha sonra Çarkın´ın 3 Haziran 2011´de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifade özetlendi. Buna göre Çarkın, Ankara´daki savcıya, Özel Harekat Dairesine ilişkin öncekine benzer ifade verdi.

Korkut Eken´in Özel Harekat Daire Başkanlığı ile askeriye arasında irtibatı sağladığını söyleyen Çarkın, bildiği kadarıyla Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar´ın yaptıkları her eylemden haberi olduğunu savundu.

Bu grupta görevliyken, zamanla nedenini anlayamadığı eylem ve işlerle karşılaştığını ifade eden Çarkın, bunun sebebini sorduğunda İbrahim Şahin´in, Bunlar devletin bekası ile ilgili işler. Ne dersek onu yapın diyerek, fazla yorum yapılamayacağını söylediğini kaydetti.

-İnfaz listesi

O arada Ankara´da bazı kamu görevlileri ile sivillerin infaz edildiğini, bunlara kendisinin de tanık olduğunu, bu sırada kendisine bir listeden bahseden Şahin´in Bu listede bölücü örgütlere yardım ve yataklık yapan iş adamları ve bürokratların bulunduğunu, bunların mücadele için bertaraf edilmesi gerektiğini ve bunun da devletin bir kararı olduğunu ifade ettiğini anlatan Çarkın, bu konuşmaların, Özel Harekatta görevli tüm personelin yüzüne yapıldığını savundu.

-Çarkın: Baskın, PKK dağ kadrosuna sahte kimlik veriyordu-

Çarkın, Abdulmecit Baskın´ın nüfus müdürü olması sebebiyle PKK´nın dağ kadrosunda çalışan kişilere sahte nüfus cüzdanı verdiğinin, PKK adına çok önemli bir şahsiyet olduğunun ifade edildiğini ve bertaraf edilmesinin gerektiğinin belirtildiğini söyledi.

Şahin´in talimatı üzerine 1993´te Yorulmaz, Özkan, Ersoy, Bandırmalıoğlu, Akça, Lap, Sakarya ve adını hatırlayamadığı birkaç kişiyle Altındağ Nüfus Müdürlüğü önüne gittiklerini, Akça ve Bandırmalıoğlu´nun Baskın´ı soruşturma kapsamında alındığını belirterek, teslim aldıklarını anlatan Çarkın, daha sonra kendilerinin Özel Harekat Daire Başkanlığına döndüklerini, Akça ve Bandırmalıoğlu´nun da buraya gelmesini beklediklerini kaydetti.

Ancak İbrahim Şahin´in kendisi ve Yorulmaz´a Sizin burada ne işiniz var. Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu´nun yanına gitsenize diyerek kızdığını ifade eden Çarkın, bunun üzerine Gölbaşı Ahlatlıbel tarafına Akça ve Bandırmalıoğlu´nun yanına gittiğini ve metruk bir kulübede Baskın´ı ölmüş gördüğünü söyledi.

Baskın´ın öldürülmesine o an kızdığını belirten Çarkın, Yorulmaz ve Akça´ya bu adamı alırken beraber olduklarını, böyle bir iş yaparken neden haberleri olmadığını söyleyip, küfür ettiğini savundu.

Çarkın, Akça ve Bandırmalıoğlu ile aralarında daha sonra geçen sohbetlerden Baskın´ın ölüm listesinde ismi geçtiği için öldürüldüğünü duyduğunu, Hatta bu olay için bir numara. En önemli kişiydi dediklerini beyan etti.

İddianamenin devamında tutuklamaya sevk edilen Çarkın´ın nöbetçi hakimlik ile tutukluluk incelemesi ve yer gösterme işlemleri sırasındaki beyanları da özetlendi.

Çarkın´ın, yer gösterme sırasında, Baskın alınmadan önce bazı özel harekat polisleri ile birlikte Altındağ Nüfus Müdürlüğünde keşif yaptıklarını söyledi ancak Baskın´ın infaz edileceğini bilmediğini ileri sürdü.

İddianamede, yer gösterme işlemi sırasındaki tespitlerin, Çarkın´ın ifadeleriyle örtüştüğü kaydedildi.

AĞAR İFADE VERDİ: YASA DIŞI TALİMAT VERMEDİM

İddianamede, sanıkların soruşturma aşamalarındaki ifadeleri özetlendi.

Buna göre Mehmet Ağar, 7 Eylül 2013´te verdiği ifadede, Emniyet Genel Müdürlüğü görevi süresince çalışmalarına hukuk sınırları içinde devam ettiğini, bu süre içinde yasadışı talimatının söz konusu olmadığını, o dönemde yoğun terör olaylarıyla mücadele ettiklerini söyledi. Hakkındaki isnatların kendisiyle alakası olmadığını iddia eden Ağar, hiçbir konuda, hiçbir astına gayri kanuni bir emir vermediğini, böyle bir şey olsaydı hukukun gereği olarak emri alan kişinin uygulamaması ve bunu üstlerine bildirmesi gerektiğini kaydetti.

Görevi süresince şikayet ve tahkikata maruz kalmadığını bildiren Ağar, hiçbir esasa, belgeye ve bilgiye dayanmayan isnatların kabulünün söz konusu olmadığını söyledi.

İBRAHİM ŞAHİN: İNFAZ LİSTESİ YOK

İbrahim Şahin ise 1993-1996 arasındaki faili meçhul cinayetlerle hiçbir ilgi ve alakasının olmadığını öne sürerek, Ayhan Çarkın´ın aleyhine verdiği ifadelerini kabul etmediğini söyledi.

İfadelerde belirtilen bir listenin (infaz listesi) bulunmadığını savunan Şahin, Abdulmecit Baskın´ın öldürülmesiyle ilgili hiçbir bilgisinin olmadığını, yasaya aykırı yetki kullanmadığını ileri sürdü.

Şahin, illegal bir oluşumun yöneticisi olarak, hiçbir şekilde birilerine cinayet işlemeleri konusunda emir vermediğini savundu.

KORKUT EKEN´İN İFADESİ

Korkut Eken ise 1987´de Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) yarbay rütbesiyle ayrıldığını ve MİT´te göreve başladığını belirterek, buradan da 1988´de ayrıldığını anlattı. BOTAŞ´taki müfettişlik ve müşavirliğinin ardından Eylül 1993´te Ağar´ın talebiyle Emniyet Özel Harekat Dairesinde eğitici ve öğretici olduğunu bildiren Eken, bu birimdeki polislere kurslar verdiğini, polisle asker arasındaki problemleri çözdüğünü ifade etti.

Ağar´ın Emniyet Genel Müdürlüğünün bitişiyle görevden ayrıldığını belirten Eken, Baskın´ın öldürüldüğü tarihte İzmir Menteş´te özel harekat polislerinin eğitimine nezaret ettiğini aktardı. Baskın´ın öldürülmesiyle ilgili bilgi ve faaliyetinin olmadığını, hiçbir operasyona katılmadığını kaydeden Eken, Çarkın´ın suçlamalarını reddetti.

ÖZEL HAREKAT POLİSLERİNİN İFADESİ

Ziya Bandırmalıoğlu, Ayhan Akça, Ercan Ersoy, Seyfettin Lap, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Uğur Şahin ve Alper Tekdemir de Abdülmecit Baskın´ın öldürülmesi eylemiyle ilgilerinin bulunmadıklarını ifade ederek, Ayhan Çarkın´ın ifadelerini kabul etmediklerini belirttiler.

Sanıklardan Ayhan Akça, Baskın´ın ismini Çarkın´ın beyanlarının medyada çıkmasından sonra öğrendiğini savunurken, iddiaların hayal ürünü olduğunu söyledi. İddialarda bulunan kişinin, uyuşturucu kullanarak, kendilerini zan altında bırakıcı iddialarda bulunduğunu savunan Akça, Milli Güvenlik Kurulu kararı doğrultusunda bir ölüm listesi olduğundan haberi bulunmadığını öne sürdü.

Sanık Ercan Ersoy ise savcılık ifadesinde Baskın´ın öldürüldüğü sırada İzmir TEM Şube Müdürlüğünde görev yaptığını kaydederek, Çarkın´ın neden böyle bir iddiada bulunduğunu bilmediğini ifade etti.

Ersoy, aynı gün tutuklama talebiyle sevk edildiği nöbetçi hakimlikte ise Çarkın´ın psikolojik sorunları olduğunu söylediğini ve Baskın öldürüldüğünde Ankara´da olmayabileceğini kaydetti.

İddianamede, faili meçhul cinayetler soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınan Mehmet Eymür ve Sedat Peker´in beyanları da özetlendi.

Eymür, terör olgusuna ilişkin yaptığı araştırmalarda devlet içinde, askeriyede JİTEM, Emniyette Mehmet Ağar ve Korkut Eken´in başını çektiği özel harekatçılardan oluşan ve yine MİT´te görevli Özel Harp Dairesi´nden (ÖHD) gelen bir kısım insanların karıştığı birtakım cinayetler işlendiğini; Ağar, Korkut Eken ve İbrahim Şahin tarafından oluşturulan bir ekip olduğunu öne sürdü.

Peker ise o dönemde Ağar, Şahin, Eken ve özel harekat polislerinin çok güçlü olduklarını ve çoğunluğu Kürt kökenli kişilere yapılan cinayetleri bu grubun gerçekleştirdiğini iddia etti.

İddianamede, Hanefi Avcı´nın ise TBMM Susurluk Komisyonuna 4 Şubat 1997´de verdiği ifadede, Ağar´ın Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı Özel Harekat Dairesi Başkanlığında İbrahim Şahin ve onun emrindeki 5-10 polis ile Korkut Eken´e bağlı sivillerin birleşerek oluşturdukları oluşumun, illegal eylemlere giriştiklerini belirttiğine dikkat çekildi.

YORULMAZ´IN ANNESİ VELİ KÜÇÜK´TEN BAHSETTİ

İddianamede, dosyada şüpheli olması gereken, ancak vefat eden Oğuz Yorulmaz´ın annesi Nurhan Yorulmaz´ın tanık olarak Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığına ifade verdiği kaydedilerek, Nurhan Yorulmaz´ın, oğlunun devlet adına yaptıkları işler ve bildikleri nedeniyle kendilerinin dahi öldürülebileceğinden bahsettiği ileri sürüldü.

Oğlunun Bursa´da öldürüldüğüne işaret eden Nurhan Yorulmaz, oğlunun zaman zaman sohbetlerinde Veli Küçük Paşa diye çok kez konuştuğunu, bu nedenle oğlu ve arkadaşlarının Veli Küçük ile bağlantıları olduğunu düşündüğünü aktardı.

Oğlunun ölümünden sonra arkadaşları Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu´nun evine geldiğini söyleyen Yorulmaz, bu sırada Akça´nın telefonunun çaldığını ve kendisine, Anne bak, Veli Paşa arıyor, başsağlığı diliyor. Bir isteği varsa, ne istiyorsa, ne ihtiyacı varsa yaparız dediğini ifade etti.

Evladını devlete polis memuru olarak verdiğini, memur olduğunu sandığını, ancak başka işlerde devlet tarafından kullanıldığını dile getiren Yorulmaz, kanaatince, oğlunu kullananların, konuşmaması için oğlunu öldürdüğünü kaydetti.

GİZLİ TANIK ´AYIŞIĞI´

İddianamede, 2 Ocak 2011´de bir gizli tanığın ifadesinin alındığı bildirilerek, şunlar kaydedildi: Gizli tanık Ayışığı, Ercan Ersoy´u tanıdığını, birlikte olduğu bir sırada Ercan Ersoy´un faili meçhuller soruşturması olarak bilinen soruşturma ile ilgili olarak detaylı konuşmalar yaptığını, konuşmalardan birinde Baskın´ın, o dönemde PKK terör örgütü üyelerine sahte kimlik verdiğini, bu sebeple Baskın´ın, özel harekat polisleri tarafından öldürüldüğünü, Baskın´ın Kızılay´da o dönem ANAP Milletvekili olan bir şahsı ziyaret ettikten sonra alındığını, Baskın´ın Oğuz Yorulmaz ve iki özel harekat polisi tarafından götürüldüğünü, Abdulmecit Baskın isimli şahsın birlikte infaz edildiğini bizzat söylediğini, şüpheli Ercan Ersoy´un İzmir´in Bornova ilçesinde içkili bir restoranı bulunduğunu, söz konusu cinayetlerden devletin de haberi olduğunu, kendilerine bir liste verildiğini, isim belirtmemekle birlikte kendi üstlerinin bu cinayetlerden haberi olduğunu söylediğini beyan etmiştir.

´AĞAR VE EKEN´İN BİLGİSİ, ŞAHİN´İN TALİMATI´

İddianamede, Ağar, Şahin ve Eken´in, cürüm işlemek üzere silahlı teşekkül oluşturdukları ve yöneticililiğini yaptıkları, Çarkın, Bandırmalıoğlu, Ersoy ve Akça´nın cürüm işlemek üzere silahlı teşekkül oluşturdukları ve üyeleri oldukları, Lap, Demirel, Özkan, Şahin ve Tekdemir´in ise cürüm işlemek üzere silahlı teşekkül oluşturan diğer şüphelilerle birlikte hareket ettikleri kaydedildi.

Ağar´ın, 10 Temmuz 1993-30 Ekim 1995 arasında Emniyet Genel Müdürlüğü yaptığına dikkat çekilen iddianamede, Ağar´ın göreve atandıktan kısa süre sonra İbrahim Şahin´i Özel Harekat Daire Başkanlığına getirdiği, Korkut Eken´i de yanına müşavir olarak aldığı anlatıldı.

Şahin´in kendisine yakın ve daha önce birlikte çalıştığı özel harekat kökenli polislerden özel ekip oluşturduğunu, Eken´in de Şahin´e yardımcı olduğu ifade edilen iddianamede, Ağar´ın, Çarkın´ın ifadesinde belirttiği üzere oluşturulan özel ekibin yaptığı her eylemden haberi olduğu savunuldu.

İddianamede, bu özel ekibin eylemleriyle ilgili Şahin´in, diğer şüphelilere Bunlar devletin bekası ile ilgili işler diyerek, bölücü örgütlere yardım ve yataklık yapan bir listeden bahsettiği, terörle mücadele için bunların bertaraf edilmesi gerektiğini söylediği öne sürüldü.

İddianamede, bu kapsamda Mehmet Ağar ve Korkut Eken´in bilgisi dahilinde, İbrahim Şahin´in talimatı üzerine Ayhan Çarkın, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ayhan Akça, Seyfettin Lap, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Uğur Şahin ve Alper Tekdemir´in maktül Abdulmecit Baskın´ı kaçırdıkları ve Baskın´ın iki silahtan ikişer kurşun sıkılarak, Akça ve Bandırmalıoğlu tarafından bizzat öldürüldüğü belirtildi.

İddianamede, sanıkların olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK uyarınca, cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında adam öldürmek, adam öldürmeye iştirak etmek suçundan cezalandırılmaları istendi.

YENİ İDDİANAME EN KISA ZAMANDA

İddianamenin sonunda yer verilen notta, Abdulmecit Baskın´ın öldürülme tarihinin 3 Ekim 1993 olduğuna ve 20 yıllık zaman aşımı süresinin dolmasının yakınlığına dikkat çekildi. Bu nedenle dosyanın faili meçhuller olarak bilinen dosyadan ayrıldığı ve iddianame düzenlendiği kaydedilen notta, diğer faili meçhullerle ilgili iddianamenin, en kısa zamanda birleştirilme talepli olarak mahkemeye sunulacağı bildirildi. (AA)

AĞAR´A CEZAEVİ YOLU GÖRÜNDÜ

03.10.2013 10:56 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı´nın, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı´ndan “denetimli serbestlik” uygulamasının kaldırılmasını talep ettiği, savcılığın iddianamenin bir örneğini Mehmet Ağar´a gönderdiği belirtildi. Ağar´ın iddianameyi aldıktan 2 gün içerisinde teslim olmadığı takdirde hakkında yakalama kararı çıkarılacağı kaydedildi. Öte yandan Ağar´ın avukatlarının iddianameye itiraz edecekleri öğrenildi. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirleri´nin İnfazı Hakkında Yasa´nın 105A maddesinin 7. fıkrasına göre iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte Ağar´ın denetimli serbestliği de yandı. Yasa, “Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlanmasından önce işlediği iddia olunan ve cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturmaya devam edilmesi halinde denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, infaz hâkimi tarafından, hükümlünün kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilir” hükmünü düzenliyor.

(02 Ekim 2013, 11:20), son güncel.: (03 Ekim 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Çarkın´ın itirafları dosyaları açtırdı

Mehmet Ağar´ın Susurluk´tan yargılandığı dava manşetlerimiz

MİT kayıtları Ağar´ı gösterdi

MİT: İnfazlar Ağar ekibinin işi

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Çarkın´ın itirafları: MGK üyelerine sorgu hazırlığı

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

Demirel ve 34 kişiye suç duyurusu: Susurluk infazları

Liderlerin MGK´da cinayet atışması

Yeşil´den Köşk ve MGK´ya telefonlar

Behçet Cantürk dosyası açıldı

Ölüm Üçgeni dosyası yeniden açıldı

İddianamede Sapanca Üçgeni

Mehmet Eymür gözaltına alındı

Eymür serbest bırakıldı

Eymür´ün ifadesi dışarı sızdı

Eymür yeni soruşturmaları başlatacak

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Susurluk dosyası Ergenekon davasında

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5612    yazdır/print


 

Flaş!!! Özel Harp Hatay´da

MİT´ten şok rapor.. Son dönemde suların durulmadığı Hatay´daki kaos olaylarının ardında Özel Harp Dairesi´nde görevli 209 sivil görevlinin yer aldığı tespit edildi. Hatay´da görevli Özel Kuvvet mensuplarının bir kısmı Kozmik Oda´dan elde edilen bilgilerle tespit edildi. 69´u Antakya´da, 20´si Reyhanlı´da, 8´i Kırıkhan´da 16´sı Samandağ´da geri kalanı ise Dörtyol, Yayladağı ve İskenderun´da yaşadığı belirlenen sivil kaos timlerinin, kaotik söylentilerle şehirde gergin iklimi sürekli diri tutmaya çalıştığı, marjinal örgütleri sokak eylemleri için organize ettiği belirlendi. Bu tespit, Ergenekon mahkemesinden Zirve mahkemesine gönderilen bir belgeyi de doğrulamış oldu. Belgede, Özel Harp´in Hatay´da DHKP-C´lilerle ortak operasyonlar düzenlediği belirtiliyordu.

22.09.2013 10:43 Suriye´de iç savaş çıktıktan sonra Hatay´da sahnelenen provokasyonun arkasında ´Özel Kuvvetler´ elemanlarının olduğu ileri sürüldü. MİT´in hazırladığı raporda, derin yapılanmayla bağlantılı 209 kişinin olayları kışkırttığı iddia edildi. Raporda yapılanmanın ´naylon STK´larla kitleleri yönlendirdiği belirtildi.

Son dönemde suların durulmadığı Hatay´da meydana gelen olayların ardındaki derin yapı deşifre edildi. Hatay´da Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Bölge Müdürlüğü´nün kurulmasıyla daha aktif alan çalışması yapan istihbarat birimleri şehir genelinde yaşayan ve adını Özel Kuvvetler olarak değiştiren Seferberlik Tetkik Kurulu´nun sivil uzantıları olduğu belirtilen yüzlerce şahsı tespit etti. Konuyla ilgili rapor hazırlayarak Ankara´ya gönderen MİT, işadamı, aşiret reisi, siyasetçi, çiftçi, akademisyen, esnaf gibi meslek gruplarından 209 kişinin ´özel görevli´ Özel Kuvvetler elemanı olarak çalıştığını ortaya çıkardı.

HEDEF: GERİLİM VE ÇATIŞMA

Geçtiğimiz haziran ayında Gezi Parkı bahanesiyle tırmandırılan olaylar üzerine harekete geçen emniyet ve istihbarat birimleri, Hatay´da görevli Özel Kuvvet mensuplarının bir kısmını Kozmik Oda´dan elde edilen bilgilerle tespit etti. 69´u Antakya´da, 20´si Reyhanlı´da, 8´i Kırıkhan´da 16´sı Samandağ´da geri kalanı ise Dörtyol, Yayladağı ve İskenderun´da yaşadığı belirlenen sivil kaos timlerinin hemen hemen her meslek grubundan seçilmiş kişiler olması dikkat çekiyor. Kaotik söylentilerle şehirde gergin iklimi sürekli diri tutmaya çalışan derin yapılanmanın marjinal örgütleri sokak eylemleri için organize ettiği de belirlendi.

Kentte yüzlerce naylon STK kuruldu

Hatay´daki Ergenekon bağlantılı sivil kaos timlerinin Reyhanlı saldırganlarıyla bağlantılı olduğu, yerel siyasete müdahale edebildikleri de ortaya çıktı. Özellikle Suriyeli mültecilere karşı yerel halkı sürekli kışkırttığı anlaşılan bu şahıslar sosyal medyanın yanısıra son bir yılda kurulan sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla da örgütleniyor. Suriye´de iç savaşın başladığı günlerde buyana şehirde yüzü aşkın STK´nın kurulduğu biliniyor. Yerel idare, bu kaos timlerine karşı harekete geçmiş durumda. Yetkililer Sünni, Alevi ve Hıristiyan din adamlarıyla buluşarak halka itidal çağrısı talep ediyor.

İSİM İSİM TESPİTLER

MİT raporlarında Özel Kuvvetler´e bağlı hücrelerin 2009 yılında harekete geçirildiği belirtiliyor. Hatay´daki ´derin güçler´in 2009´da Türk-Kürt gerilimi planladığı, bu doğrultuda BDP İlçe Başkanlığı´nın yakılması eyleminde bulunduğu, hedeflenen gerilim başarıya ulaşmayınca bu sefer yeni hedef olarak Sünni-Alevi çatışmasının planlandığı öğrenildi. Rapora göre Hatay´da faaliyet gösteren 209 kişi arasında şu isimler bulunuyor: ´M.S´ (aşiret reisi), ´M.M´ (çiftçi), ´Ş.Ç´ (çiftçi), ´F.T´ (işadamı), ´G.Ş´ (tüccar), ´A.G´ (işadamı), ´H.D´ (aşiret reisi), ´B.B´ (siyasetçi), ´K.A´, ´A.G´, ´U.A´ (serbest meslek), ´O.M´ (işletmeci)... (Yenişafak)

HATAY ÜÇ YÖNETİM MERKEZİNDEN BİRİ

Hatay, kitlesel kışkırtmalara en müsait bölgelerden biri olarak biliniyor. 2010 yılında 4 polis memurunun şehit edildiği saldırı sonrası milliyetçi kesimlerin Kürt mahallelerine yönelik saldırıları hatırlara geliyor. Arşiv kayıtlarımızı taradığımızda Hatay bölgesinin Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) en etkili olduğu bölgelerden biri olduğu görülüyor. Trabzon, Malatya ve Hatay, Özel Harp çalışmalarının yönetildiği üç merkez olarak biliniyor. Bu konuda MİT´e gelen bazı ihbar mektupları bu yılın başında TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu´na da ulaştırılmıştı.

DHKP-C İLE ORTAK OPERASYON

Halen görülmekte olan Malatya Zirve katliamı davasına bakan mahkemenin talebi üzerine İstanbul´daki Ergenekon davasına bakan mahkemeden gönderilen bir belge ise çok ilginçti. ´Akdeniz Raporu´ isimli belgede, Özel Harp Dairesi´ne bağlı bazı subayların Hatay bölgesinde DHKP-C ile ortak eylemler yürüttüğü, Özel Harp´in Alevi grupları kendi yapılarına kazandırma çalışması yaptığı belirtiliyordu.

KOZMİK ARAMANIN ARDINDAN KİTLESEL OLAYLAR BAŞLADI

2009 yılı sonunda başlatılan ve Özel Harp Dairesi´nin Ankara´daki merkezinde 1 ay süren kozmik aramaların hemen ardından ilginç olaylar yaşanmıştı. 2010 başından başlayarak yıl içine yayılan şekilde; İzmir, Selendi, Edirne, Erzincan, Kars, Tire, Kırklareli, Trabzon, Muğla, İnegöl ve Hatay Dörtyol gibi bazı il ve ilçelerde kitlesel kışkırtma olayları meydana gelmişti.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

ÜlkeTV Haber Bülteni Bölüm1

(22 Eylül 2013, 10:43)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Özel Harp´e operasyon geliyor

50 kişiden 2´si özel harpçi

Gezi´nin arkasından onlar çıktı

Gezi´de Özel Harp izi

Kozmik soruşturma derinleşiyor

Arınç´a suikast iddiası ve kozmik arama manşetlerimiz

Flaş!!! Özel Harp´e dava açılıyor

Flaş!!! İhbar üzerine yakalanan bomba kamyonu TSK´nın

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

Ergenekon savcıları devrede: Özel Harp bombaları soruşturulacak

Arınç suikast belgesi MİT´den

ÜlkeTV´deyiz: Özel Harp ve Arınç

Bölüm2

Flaş!!! Yeni kitabımız: Arınç suikasti

İşte kontrgerilla.com´un da katkı sunduğu Özel Harp Dairesi konulu TBMM raporu

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Tedavülden kalkan 100bin Meclis´te

TBMM: 100 bin özel harpçi var

TBMM: Derin güçler aktif

TBMM: Terör Özel Harp işi

Genelkurmay, Özel Harp´i yalanladı

Özel Harp başbakanları korkutuyor

2007 kaos süreci Özel Harp işi

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

TUSHAD ile ilgili manşetlerimiz

Tushad kimlikleri ek klasörlerde

Şok Tushad belgesi mahkemede

Zirve ek iddianamesi kabul edildi

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Tushad, bayrağı PKK´ya yaktırdı

Savcı: Hamido Özel Harp işi

Tanık: Dink´i Özel Harp öldürdü

Dink Özel Harp işi diyen tanığa koruma

Dink mahkemesi Özel Harp´in peşinde

MİT´ten bir Özel Harp belgesi daha

Arınç suikast belgesi MİT´den

Polis: Evler kaos için işaretlendi

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5595    yazdır/print


 

Ağar için müebbet talebi

Özel harekat polisi Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine başlatılan soruşturmada çarpıcı gelişme.. 16 cinayetten biri olan Mecit Baskın dosyasıyla ilgili iddianame hazırlandı. Savcı, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, emekli Yarbay Korkut Eken ile Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin´i, ´suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyetleri çerçevesinde taammüden adam öldürme´ ile suçladı ve ´ağırlaştırılmış müebbet´ hapis cezası talep etti. İddianamede, Ayhan Çarkın ve diğer polisler de sanık olarak yer alıyor. Sanıkların arasında Mehmet Eymür ile Veli Küçük´ün olup olmadığı da merak ediliyor.

19.09.2013 10:53 1990´lı yıllarda işlenen 16 faili meçhul cinayetle ilgili 2011´in şubat ayında başlatılan soruşturmada flaş bir gelişme yaşandı. Türkiye gazetesinden Arzu Yıldız´ın haberine göre soruşturmada, Ankara Gölbaşı´nda cesedi bulunan Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın´ın dosyası yürürlüğe konuldu.

Soruşturmayı yürüten TMK.10. Maddesiyle Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili iddianameyi tamamladı. Savcı Bilgili, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar , emekli Yarbay Korkut Eken ile Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin´i, “suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyetleri çerçevesinde taammüden adam öldürme” ile suçlayarak, “ağırlaştırılmış müebbet”le cezalandırılmalarını talep etti.

İddianamede, sanık olarak ayrıca eski özel harekat polisleri Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Seyfettin Lap, Ayhan Özkan yer aldı.

3 Haziran 2011´de ifade veren eski Özel Harekatçı Ayhan Çarkın, Baskın cinayetini şöyle anlatmıştı:

“O zaman Özel Harekat Daire Başkanı olarak İbrahim Şahin görev yapıyordu. Mecit Baskın, Altındağ Nüfus Müdürüydü. Bize söylenen bu kişinin emniyete intikalini sağlamaktı. Bilgisine başvurulacağı söylendi. Biz istihbaratımızı yaptık. Oğuz Yorulmaz, Ercan Ersoy ve ben, bir haftalık çalışma sonucunda Altındağ Nüfus Müdürlüğü´ne gidip kendisini emniyete davet ettik. Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Seyfettin Lap ve Ahmet Sakarya´nın olduğu araçta Mecit Baskın emniyete götürüldü.

Akça´nın içinde bulunduğu araçta diğerleri daire başkanlığına gitti. Biz de bir müddet sonra daire başkanlığına gittik ama orada yoktular. Bunun üzerine İbrahim Şahin, bize ´Burada ne işiniz var. Gidin onlarla buluşun´ dedi. Onların piecers denilen mesaj aleti vardı. Gölbaşı´nda olduklarını anladık. Yanlarına gittiğimizde Mecit Baskın´ın ölmüş olduğunu gördük. Kimin öldürdüğünü bilmiyorum. Orada Ayhan Akça ile kavga ettik. ´Bu ne biçim görev, ne biçim iştir?´ diye tepki gösterdim. ´Bu işi daire başkanı biliyor, sen karışma´ cevabını verdi. Bunun üzerine birbirimize yumrukla girdik. Ardından bölgeden uzaklaştık. Ceset orada kaldı. Olay yerinde Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Seyfettin Lap, Ayhan Özkan, Ahmet Sakarya vardı. Biz Oğuz Yorulmaz ve Ercan Ersoy ile birlikte aynı araçla sonradan gitmiştik. O günden sonra onlarla emniyetteki ilişkilerimiz bozuldu.” (Türkiye)

SORUŞTURMA 2011´DE BAŞLADI

Eski Özel harekat polisi Ayhan Çarkın, 22 Mart 2011 tarihinde CNN Türk Televizyonundaki 5N1K programına katılarak şok itiraflarda bulunmuştu. Ergenekon soruşturmasının kararlı şekilde genişlemesi ve yaşadığı vicdan azabı üzerine harekete geçen Çarkın, 90´lı yıllarda kendisinin de katıldığı operasyonlarda yargısız infaz yaptıklarını, Kürt işadamlarını devlet emriyle öldürdüklerini söylüyordu. Çarkın´ın bu açıklamaları ve ilerleyen günlerde basında yer alan yeni açıklamaları üzerine İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı. İlerleyen günlerde Ankara´da da bir soruşturma başlatıldı. 1994 yılında işlenen avukat Yusuf Ekinci, Faik Candan, Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan cinayetleriyle ilgili eski Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın´ın itirafları üzerine başlatılan bu soruşturmada, aralarında eski Özel Harekât Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin´in de bulunduğu 9 polis tutuklandı. Soruşturmada Mehmet Eymür, Korkut Eken, Sedat Peker gibi isimler de ifade verdi. İstanbul´daki soruşturma dosyasının ilerleyen süreçte Ankara´ya devredilmesiyle soruşturmalar burada birleştirildi.

SANIKLAR ARASINA BAŞKA HANGİ İSİMLER GİRECEK

Mecit Baskın dosyası, soruşturma kapsamındaki 16 dosyadan sadece bir tanesi. Diğer isimlere yönelik soruşturmanın da tamamlamasının ardından önümüzdeki süreçte iddianamelerinin hazırlanacağı, davaların açılması halinde ise dosyaların birleştirilebileceği belirtiliyor.

MEHMET EYMÜR

Mecit Baskın iddianamesine girecek sanıkların arasında, eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür´ün olup olmadığı merak ediliyor. Soruşturmada gözaltına alınan Eymür´ün Sarıyer´de bulunan evinde yapılan aramada faili meçhul cinayetlere ilişkin delil aranmıştı. Ancak Eymür savcılıkça serbest bırakıldı. Çarkın, ifadesinde Eymür´le ilgili şu iddialarda bulunuyordu:

“Mehmet Eymür´ün ifadelerini cezaevinde okudum. Eymür, kendini kurtarmak amaçlı kıyıdan, köşeden konuşmaktadır. Bu olay ilk başladığında Mehmet Eymür, İbrahim Şahin, Emin Aslan, Abdullah Çatlı, Özer Çiller, Korkut Eken, Mehmet Ağar, Duran Fırat, Özel Harp Dairesi´nden (ÖHD) gelen ve MİT´te çalışan subaylar, Hanefi Avcı ve özel harekât polisleri hep birlikte hareket ediyorlardı. Ancak daha sonra aralarında, benim tahminime göre rant paylaşımı kaynaklı sorunlardan, ayrışma meydana geldi. Bu ayrışmadan sonra da tamamen menfaat kaynaklı cinayetler işlendi. Bu işin tam ortasında Mehmet Eymür ve Hanefi Avcı vardır. Özellikle Hanefi Avcı bu işlerin genel koordinatörüdür.”

VELİ KÜÇÜK

Yine sanıkların arasında Ergenekon davasından müebbet hapis cezası alan Veli Küçük´ün yer alıp almadığı da merak ediliyor. Çünkü bu cinayetlerde onun adı da sık sık geçiyor. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, 5 Ağustos´ta sonuçlanan Ergenekon davasında Ergenekon örgütü yöneticiliği sabit görülerek 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve diğer suçlardan da 99 yıl 1 ay hapis cezası aldı. 22 Ocak 2008´de Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Evinde ele geçirilen bir ajandada, Susurluk´la ilgili 16 cinayetten bir diğerine kurban giden Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan´la ilgili önemli bir bilgi yer alıyordu. 3 Mart 2000 tarihini taşıyan ´Namık Erdoğan neden öldürüldü´ başlığı altındaki notta şu ifadeler yer alıyor: “Namık Erdoğan görevi gereği eroin üretiminde kullanılan asitlerin Türkiye´ye kimler adına ne miktarda girdiğini araştırıyordu. Bir gerçeği görmüştü. Ankara´nın uluslararası oligarşik çete üyelerine doğru uzanan zincirin halkalarında yer alanları isim isim gözler önüne seren liste onun elindeydi. Görmemesi gereken gerçek az önce yukarıda özetle ifade etmeye çalıştığım eroin üretiminde kullanılan asit trafiğiydi. Öldürüldü.”

Susurluk cinayetleri olarak da adlandırılan 16 cinayetin işlendiği 1994 yılında dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Kocaeli Jandarma Alay Komutanı ise şimdi Ergenekon davasının tutuklu sanığı olan Tuğgeneral Veli Küçük idi. Adı ilk kez Susurluk davası ile gündeme gelen Küçük, Susurluk kazasında hayatını kaybeden ülkücü Abdullah Çatlı´nın ölmeden önce telefonla görüştüğü son kişiydi. Susurluk davasının kilit isimlerinden Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım´ın kullandığı cep telefonunun Küçük´ün üzerine kayıtlı olduğu da saptanmıştı.

Birinci Ergenekon davasının iddianamesinde savcılık, Ergenekon´un Susurluk´un devamı olduğunu iddia ederek şu ifadelere yer veriyor: “Susurluk´ta meydana gelen bir trafik kazasıyla ülkemizdeki Ergenekon adlı kanlı örgütün kapıları kısmen de olsa aralanmıştır. Fakat örgütün o dönemdeki etkinliği ve gücü nedeniyle yeterince derinleştirilememiş, sadece buz dağının görünen yüzü aydınlatılmış ve örgüt amaçlan doğrultusunda karanlık eylemlerine devam etmiştir. Veli Küçük´ün adı birçok yerde geçmesine rağmen hakkında herhangi bir işlem yapılamamıştır. Küçük görevde olduğu dönemlerde birçok çıkar amaçlı suç örgütü ile ilişkiler kurmuş ve bu ilişkilerini emekli olduktan sonra da devam ettirmiştir. Küçük´ün Susurluk olayının tam merkezinde olduğu fakat örgütün o dönemdeki gücü ve etkinliği nedeniyle hakkında herhangi bir işlem yapılamadığı kanaatine varılmıştır. Bu ilişkiler kendisine sorulduğunda ise yeterli ve açıklayıcı beyanlarda bulunamamıştır.”

İkinci Ergenekon davasının ek delil klasörlerinde yer alan bir gizli tanık ifadesi de Küçük´ü suçlamaktaydı. Gizli tanık, ifadesinde Tolga Atalay´ın Peker tarafından öldürülmeden önce kendisini telefonla arayarak, “Sedat Peker, Veli Küçük´le beraber hareket edip, bizi kullanarak çok işler yaptı. Sapanca Kavşağı´na atılan cesetlerin tamamı bizim teşkilatın işiydi” dediğini iddia ediyordu. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

İDDİANAME ZAMAN AŞIMINA 10 GÜN KALA TAMAMLANDI

20.09.2013 10:27 Ankara´daki faili meçhul cinayetler soruşturması 2,5 yıldır tamamlanamadı. Soruşturmayı yürüten Ankara TMK 10. Madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, zaman aşımı riski ortaya çıkınca ayıklama yoluna gitti. 30 Eylül 1993 tarihinde öldürülen Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın dosyası, bu şekilde soruşturma dosyasından ayrıldı. Cinayetle ilgili iddianame hazırlandı ve zaman aşımına 10 gün kala mahkemeye sunuldu. 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenen iddianamede eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, eski Emniyet Özel Harekat Müdürü İbrahim Şahin, eski Özel Harekatçı Korkut Eken, Ercan Ersoy, Ayhan Çarkın, Ziya Bandırmalıoğlu, Ayhan Akça, Seyfettin Lap, Alper Tekdemir, Uğur Şahin, Ayhan Özkan ve Ahmet Demirel şüpheli olarak yer alıyor. Söz konusu isimler hakkında, ´cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak´ suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

Faili meçhul cinayetler soruşturması, 1994´te Gölbaşı´nda cesedi bulunan avukat Yusuf Ekinci´nin eşi Avukat Ülkü Ekinci´nin 25 Şubat 2011 tarihinde yaptığı suç duyurusu üzerine başlatılmıştı. Tutuklanan Ayhan Çarkın, ifadesinde 1993´te öldürülen Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın, DEP İl Başkanı Faik Candan, Avukat Yusuf Ekinci ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan´ın Özel Harekat polisleri tarafından kaçırılarak infaz edildiklerini ileri sürmüştü. (Zaman)

DİĞER 15 CİNAYET DOSYASI AYRILDI

Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, 30 Eylül 1993´te öldürülen Ankara Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın´la ilgili soruşturma dosyasını zamanaşımı riski nedeniyle, 16 faili meçhul cinayetle ilgili yürüttüğü ana soruşturmadan ayırarak, iddianame hazırladı. İddianamede, dönemin Emniyet Genel Genel Müdürü Mehmet Ağar, eski Özel Harekât Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin, emekli Yarbay Korkut Eken ile eski özel harekât polisleri Ayhan Çarkın, Oğuz Yorulmaz, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Seyfettin Lap, Ahmet Sakarya ve Alper Tekdemir´in de bulunduğu 12 kişi hakkında, “cürüm işlemek amacıyla kurulan silahlı suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde adam öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları uyarınca, kamu görevlilerinin işlediği suçlarda zamanaşımı uygulanmasa bile Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili´nin, soruşturmanın iç hukuka göre zamanaşımına uğramaması için davayı açtığı bildirildi. Davanın açılması, Baskın cinayetiyle ilgili zamanaşımını durdururken, “adam öldürmek” suçuna öngörülen 20 yıllık zamanaşımı süresini de 10 yıl daha uzatarak 30 yıla çıkardı. Bilgili, hazırladığı iddianameyi, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderdi. Mahkemenin iddianameyi incelemesi için 15 günlük süresi bulunuyor.

Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, Avukat Yusuf Ekinci, Avukat Faik Candan, Müfettiş Namık Erdoğan, işadamı Behçet Cantürk ile şoförü Recep Kuzucu, Cantürk´ün yakını müteahhit Fevzi Aslan ile kardeşi Şahin Aslan, Behçet Cantürk´ün avukatı Medet Serhat, Medet Serhat´ın şoförü İsmail Karaalioğlu, işadamı Savaş Buldan, Savaş Buldan´ın akrabaları Hacı Koray ve Adnan Yıldırım, İranlı uyuşturucu kaçakçısı Lazem Esmaeli ve Asger Simitko, ANAP´lı Keskin İlçe Başkanı Metin Vural cinayetleriyle ilgili ana soruşturmaya ise devam ediyor. Bilgili´nin 15 cinayetle ilgili iddianameyi de 2013 yılı sonuna kadar hazırlaması bekleniyor.

(19 Eylül 2013), son güncel.: (20 Eylül 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Ayhan Çarkın´ın Susurluk cinayetlerine dair itirafları ve yürütülen soruşturma manşetlerimiz

Çarkın´ın itirafları dosyaları açtırdı

Mehmet Ağar´ın Susurluk´tan yargılandığı dava manşetlerimiz

MİT kayıtları Ağar´ı gösterdi

MİT: İnfazlar Ağar ekibinin işi

Çarkın: Cinayetleri MGK biliyordu

Çarkın´ın itirafları: MGK üyelerine sorgu hazırlığı

Eski Bakan ölüm listesini doğruladı

Demirel ve 34 kişiye suç duyurusu: Susurluk infazları

Liderlerin MGK´da cinayet atışması

Yeşil´den Köşk ve MGK´ya telefonlar

Behçet Cantürk dosyası açıldı

Ölüm Üçgeni dosyası yeniden açıldı

İddianamede Sapanca Üçgeni

Mehmet Eymür gözaltına alındı

Eymür serbest bırakıldı

Eymür´ün ifadesi dışarı sızdı

Eymür yeni soruşturmaları başlatacak

Susurluk skandalı ve cinayetlerine dair çeşitli devlet kurumlarınca hazırlanan raporlar

Susurluk dosyası Ergenekon davasında

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5587    yazdır/print


 

Kozmik soruşturma derinleşiyor

Başbakan Yardımcısı Arınç´a yönelik suikasta dair yürütülen ´Kozmik Oda´ soruşturmasının kapsamı genişliyor. Soruşturmayı yürüten başsavcılık, Ergenekon davasına bakan mahkemeden ´mühimmat ve suikast´ listelerini istedi. Emniyet´te de dosyalar arasındaki bağlantıları araştırmak için iki ayrı ekip oluşturuldu.

12.09.2013 12:15 Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a yönelik suikast girişimi iddialarının ardından, yaklaşık 5 yıl önce başlatılan ´Kozmik Oda´ soruşturmasını derinleştirme kararı aldı. Başsavcılık, ´Ergenekon´ ve ´Kozmik Oda´ arasındaki derin bağlantıları araştırıyor. Bu kapsamda Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nden mühimmat listesi, suikast listesi ve benzeri evrakı istedi. Soruşturmayı yürüten Savcı Mustafa Bilgili, belgelerde yer alan bilgilerin araştırılması için Emniyet´ten de taleplerde bulundu. Bu kapsamda Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü bünyesinde iki ayrı ekip oluşturuldu. Ekiplerden dokümanlardaki olaylara yönelik araştırma yapması istendi. Bilgili´nin bu yöntemle belgelerin doğruluğunu çapraz olarak onaylatmak istediği ifade ediliyor.

Malatya´daki Zirve Yayınevi davasına bakan mahkeme de Kozmik Oda belgelerini talep etti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen belgeler Zirve dosyasına eklendi. Bu gelişme üzerine Savcı Bilgili de iki dava arasındaki bağlantıları incelemeye başladı. 2009´da Bülent Arınç´ın evinin önünde muvazzaf askerlerin eve ait krokilerle yakalanması sonrasında soruşturma başlatılmış ve ´Kozmik Oda´ olarak adlandırılan Genelkurmay Seferberlik Tetkik Kurulu´nda aramalar yapılmıştı.

Suikast planlarına ve listelerine yönelik iddialar Ergenekon soruşturması kapsamında da araştırıldı. Ergenekon yapılanmasının Kozmik Oda bağlantıları, İstanbul Başsavcılığı´ndan istenen doküman ve belgeler mercek altına alındı.

Kozmik Oda´dan çıkan verileri tek tek inceleyen Savcı Bilgili, suç içeren durumlarla ilgili olarak soruşturmayı çok yönlü yürütme kararı aldı. Bu kapsamda Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü bünyesinde iki ayrı ekip oluşturuldu. Ekiplerden dokümanlardaki olaylara yönelik araştırma yapması istendi. Bilgili´nin bu yöntemle belgelerin doğruluğunu çapraz olarak onaylatmak istediği ifade ediliyor.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Kadir Kayan, Aralık 2009´da Kozmik Oda´da 26 gün süren aramalar yapmıştı. Belgeler sadece Hakim Kayan tarafından okunarak not alınmıştı. İncelemeyi tamamlayan Kayan da hazırladığı raporu Savcı Bilgili´ye vermişti. Yaklaşık 5 yıldır sürmekte olan soruşturmada ve Bilgili tarafından hazırlanacak olan iddianame bekleniyor.

Aralık 2009´da Ankara Emniyeti´ne gelen bir ihbar üzerine harekete geçen ekipler, Bülent Arınç´ın evinin de bulunduğu Çukurambar semtindeki sokakta operasyon düzenleyip, biri albay diğeri binbaşı iki subayı kiralık bir aracın içinde gözaltına almıştı. Subaylardan birinin elinde Arınç´ın ev adresinin yazılı olduğu bir kâğıt ile Arınç´ın evine ait suikast krokisi olduğu ve polisi görünce bu kâğıdı yutmaya çalıştığı kamuoyuna yansımıştı. Savcının talimatı üzerine Binbaşı İbrahim G. ile Albay Erkan B.´nin evinde arama yapılarak bilgisayar hard disklerine el konulmuştu. Serbest bırakılan iki subay, savcılık ifadelerinde görevli olarak bir albayı takip ettiklerini, Arınç ile bağlantılarının bulunmadığını belirtmişlerdi. Genelkurmay Başkanlığı da, “Söz konusu askerî personel, bilgi sızdırdığı iddia edilen bir asker hakkında bilgi topluyordu.” açıklaması yapmıştı. (Zaman)

ÖZEL HARP´E BÜYÜK BİR DAVA GELİYOR

7 ay önce çıkan haberlerde kozmik soruşturmanın davaya dönüşmek üzere olduğu belirtiliyordu. Buna göre, açılacak dava çok geniş kapsamlı olacak. Ergenekon davasından daha büyük olacağı anlaşılan dava, adeta yakın tarihle yüzleşme davasına dönüşecek. Kozmik Oda´daki 60 yıllık devlet sırlarını barındıran belgeleri inceleyen Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili´nin açacağı dava Arınç´a suikast iddiasıyla sınırlı olmayacak. ´Kozmik oda´ davası 6-7 Eylül olaylarından 1 Mayıs´a, Çorum, Sivas olaylarından faili meçhuller ve Zirve katliamı ile Hrant Dink cinayetine kadar yakın tarihin karanlıkta kalan olaylarına uzanacak. Savcı Bilgili´nin elinde çok güçlü belgeler bulunuyor.

´Kozmik oda´da gömülü mühimmat krokilerine de rastlandı. Krokilerde gösterilen yerler kontrol edildi. Soruşturma sonucunda Ergenekon davasının başlangıcı kabul edilen Ümraniye´deki el bombaları ile çeşitli terör olaylarında ele geçirilen bombaların Özel Harp Dairesi´nin envanterinde bulunduğu belirlendi.

-Kozmik aramadan 3 ay sonra yakalanan bomba kamyonu-

Savcının elindeki en güçlü kanıtlardan birini bomba kamyonu oluşturuyor. Bu olay Ergenekon davasında savcılık mütalaasına girecek kadar kritik bir önem taşıyor. Aralık 2009 içinde gerçekleşen 26 günlük kozmik aramalardan 3 ay sonra Ankara´da ihbar üzerine bir sivil kamyon durduruldu. Ankara Emniyet Müdürlüğü´ne götürülen kamyonun Özel Harp Dairesi´nce (ÖHD) bomba taşımak için kiralandığı anlaşıldı. Kamyondaki 958 el bombasının seri numaraları değiştirilerek yeni baştan numaralandırılması için Muğla Bodrum Güllük´teki Genelkurmay Özel Kuvvetler Destek Grup Özel Eğitim Merkez´inden Ankara Gölbaşı´ndaki merkeze nakledilmekte olduğu askeri yetkililerce ifade edildi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, kamyondaki bombaların seri numaralarını kayda geçirtti. Daha sonra askeri yetkililerin nakliyatı üstlenmesi, herşeyin evraka dayanması ve yasadışı bir durum olmaması gerekçesiyle kamyonu serbest bıraktı. Soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. İlerleyen günlerde seri numaralarının incelemesi yapıldı ve şok bir durum ortaya çıktı. Kamyondaki bombalardan 733´ü Ergenekon soruşturmalarında sanıklardan ele geçirilen bombalarla aynı seridendi.

-Bomba kamyonu Ergenekon mütalaasına girdi-

Bu şok ayrıntı Ergenekon davasında savcılık mütalaasına da girdi. Yine bu bombaların 300´den fazlası değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 terör olayıyla da seri ve kafile numarası yönünden bağlantılı çıktı.

Olayda aslında çok kritik bir ayrıntı daha bulunuyor. Muğla´dan Ankara´ya yapılan nakliyatın amacı, bombalara yeni seri numarası verilmesi içindi. Yani eski numaralar değiştirilecekti. Bunun bir anlamı izlerin silineceği idi. Bunun ne kadar şok edici bir amaç olduğu seri numaralarının incelenmesiyle anlaşıldı. Ortaya çıkan somut şüpheler üzerine takipsizlik kararı verilen kamyonla ilgili soruşturma yeniden başlatıldı. Halen devam ediyor. Muhtemelen kozmik oda kapsamına alındı.

Ergenekon, Zirve ve Dink gibi davalarda hep Özel Harp Dairesi´nin izi çıktı. Zirve ve Dink davasına bakan mahkemeler, bu Daire´nin izini sürüyor. Mahkemeler kozmik odadan çıkan kendileriyle ilgili belgeleri talep etti. Genelkurmay Daire´nin teröre karıştığı iddiaları hep reddediyor. Ancak bu Daire´nin teröre karıştığı ve bunu da emir-komuta zinciri içerisinde yaptığı konusunda doğrudan ya da dolaylı çok fazla delil ortaya çıkmış bulunuyor. Savcı Bilgili´nin kozmik aramalarda ulaştıklarının dışında, dosyaya diğer davalardan da belgeler geldi. Örneğin, Ergenekon kapsamındaki internet andıcı soruşturması kapsamında mahkemeye gönderilen Genelkurmay´daki bilgisayarlarda aylar süren incelemeler sonucu ulaşılan Genelkurmay´ın varlığını yalanladığı Ergenekon-Özel Harp yapılanması ´Tushad´ın varlığını doğrulayan belgeler gibi. Diğer bir örnek, yine Ergenekon davasından Zirve davasına gönderilmiş olan ve Özel Harp´in Hatay´da DHKP-C ile ortak operasyonlar yaptığını gösteren ´Akdeniz Raporu´ belgesi gibi.

Tüm bu belgelere dayanarak açılacak davanın Ergenekon davasından çok daha büyük bir davaya dönüşeceği anlaşılıyor. Ergenekon örgütü, buzdağının üzerindeki kısım. Asıl örgüt ise Özel Harp Dairesi. Bu bir spekülasyon değil. Tüm bulgular bunu gösteriyor. Hem 2012 sonundaki Darbeleri Araştırma Komisyonu ile hem de hazırladığı daha önceki bir rapor ile TBMM de bu Daire´ye dikkat çekti. Bu yapılanmaya dokunmaya 70´li yıllarda cesaret eden Savcı Doğan Öz, terörün arkasında bu Daire´nin olduğuna dair hazırladığı raporu Başbakan Ecevit´e ulaştırdıktan kısa süre sonra uğradığı suikastle hayatını kaybetmişti. Başbakan Ecevit bu örgütün üzerine gidemediğini sık sık dile getirdi. Yakın zamana kadar dokunulamaz olan bu örgütün Egenekon´un da üzerinde olduğu nihayet mahkemelerce de farkedilmeye başlandı.

Nato ülkelerinin hepsinde var olduğu, o ülke yetkililerinin açıklamalarıyla 1990 sonunda anlaşılmış olan bu gizli devlet yapılanmalarından Türkiye´deki hariç hepsi ya tasfiye edildi ya da yasal sınırlara çekildi. Dış işgal için kurulan ancak dış işgali beklemeden harekete geçen, dış düşman ile iç düşman kavramını birbirine karıştıran, halkın seçtiği hükümetleri devirebilmek için suikast, sabotaj, darbe gibi her türlü terör ve kaos eylemini planlayıp emir-komuta zincirinde yürüten bu yapılanma ile nihayet Türkiye de yüzleşmeye hazırlanıyor.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

ÜlkeTV Haber Bülteni Bölüm1

(12 Eylül 2013, 12:15)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

ARINÇ´A SUİKAST İDDİASI VE KOZMİK ARAMA MANŞETLERİMİZ

Flaş!!! Özel Harp´e dava açılıyor

Gezi´nin arkasından onlar çıktı

Gezi´de Özel Harp izi

Özel Harp´e operasyon geliyor

Flaş!!! İhbar üzerine yakalanan bomba kamyonu TSK´nın

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

Ergenekon savcıları devrede: Özel Harp bombaları soruşturulacak

Arınç suikast belgesi MİT´den

ÜlkeTV´deyiz: Özel Harp ve Arınç

Bölüm2

Flaş!!! Yeni kitabımız: Arınç suikasti

İşte kontrgerilla.com´un da katkı sunduğu Özel Harp Dairesi konulu TBMM raporu

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Tedavülden kalkan 100bin Meclis´te

TBMM: 100 bin özel harpçi var

TBMM: Derin güçler aktif

TBMM: Terör Özel Harp işi

Genelkurmay, Özel Harp´i yalanladı

Özel Harp başbakanları korkutuyor

2007 kaos süreci Özel Harp işi

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

TUSHAD ile ilgili manşetlerimiz

Tushad kimlikleri ek klasörlerde

Şok Tushad belgesi mahkemede

Zirve ek iddianamesi kabul edildi

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Tushad, bayrağı PKK´ya yaktırdı

Savcı: Hamido Özel Harp işi

Tanık: Dink´i Özel Harp öldürdü

Dink Özel Harp işi diyen tanığa koruma

Dink mahkemesi Özel Harp´in peşinde

MİT´ten bir Özel Harp belgesi daha

Arınç suikast belgesi MİT´den

Polis: Evler kaos için işaretlendi

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5569    yazdır/print


 

TSK´da mezhep yapılanması mı?

28 Şubat davasının geçen haftaki 2. duruşmasında yaşanan bir tartışma, TSK içinde var olduğu yıllardır dile getirilen mezhepçi yapılanmayı tekrar gündeme getirdi. Buna göre, 28 Şubat sürecinde yapılan bir suç duyurusu takipsizlikle kapatıldı. 15 yıl sonra hemen aynı kapsamda başlatılan soruşturma ise bugün 28 Şubat davasına dönüştü. Sanık avukatları işte bu takipsizlik kararı nedeniyle 28 Şubat davasının usulsüz açıldığını savundular. Takipsizlik kararının, TSK içindeki mezhepçi yapılanma iddialarının yeterince araştırılmadığı gerekçesiyle mahkemeler tarafından kaldırıldığı ortaya çıktı. 28 Şubat sürecinde gündeme gelen ve bizim o dönem bir yazı ile dikkat çektiğimiz TSK´daki mezhepçi yapılanma iddiası, geçen 15 yıl içinde ortaya çıkan somut delillerle kanıtlandı. Yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor.

10.09.2013 15:52 28 Şubat davasının 3 Eylül´de görülen duruşmasında bir tartışma yaşandı. 28 Şubat soruşturmasının aslında 15 yıl önce takipsizlik kararıyla sonuçlandığı, ancak usulsüz şekilde yıllar sonra tekrar başlatıldığı sanık avukatlarınca dile getirildi.

Bu tartışmasının ayrıntıları netleşti. Buna göre, 1997´de eski Bakan Hasan Celal Güzel´in TSK´da mezhepçi bir yapılanma olduğuna dair suç duyurusuna bakan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM), takipsizlik kararı verdi. 15 yıl sonra 2012´de ise hemen hemen aynı konu olan BÇG hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yeni bir soruşturma başlattı. Ardından halen Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen 28 Şubat davası açıldı.

Takipsizlik kararı nedeniyle ortaya çıkan usul eksikliğini gidermek için davaya bakan Mahkeme, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi´ne başvurdu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı verilen takipsizlik kararının kaldırılması için mahkemeye yazdığı yazıda ´İsmi geçen şahısların ve müştekinin dilekçesinde belirttiği mezhepçi yapılanmanın faaliyetleri konusunda yeterli inceleme yapılmadığı anlaşıldığından takipsizlik kararının kaldırılması ve soruşturmanın devamı bakımından mahkememizin evveliyatını teşkil eden ret kararının kaldırılması ve soruşturmanın yeniden ele alınıp kaldığı yerden devamına karar verilmesi kamu adına talep olunur.´ denildi. Savcılığın bu talebi aynı gün mahkeme tarafından karara bağlanarak takipsizlik kararı kaldırıldı ve usul eksikliği giderilmiş oldu.

28 Şubat davasının 3 Eylül´de görülen 2. duruşmasında sanık avukatlarından Erol Aras ile Celal Ülgen bu konuyu gündeme getirdi. Avukatlar, daha önce verilen takipsizlik kararı nedeniyle 28 Şubat davasının usulsüz olarak açıldığını savundu.

Duruşmada söz alan dönemin Genelkurmay Başkanı sanık İsmail Hakkı Karadayı´nın avukatı Erol Aras, 1997´de reddedilmesine karşılık 2013´de konusu aynı olan Batı Çalışma Grubu (BÇG) faaliyetleri hakkındaki bu soruşturmaya izin verilmesini “icazet” olarak eleştirdi.

Duruşmada söz alan dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı sanık Çetin Doğan´ın avukatı Celal Ülgen de aynı konuya değindi. Savcılığı, davada kaba hukuk uygulamakla suçlayan Ülgen, Hasan Celal Güzel´in 1997´de BÇG hakkındaki suç duyurusuna verilen takipsizlik kararına yapılan itirazı 1998´de reddeden İstanbul 4 No´lu DGM Başkanı ile şimdiki 28 Şubat soruşturması için o takipsizlik kararını kaldıran, İstanbul 12. ACM başkanının aynı kişi Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu olduğunu öne sürdü. Ülgen, “Zamana, zemine göre siyasi iklime göre değişen adalet olmaz” dedi. Ancak mahkeme başkanı Tayyar Köksal, avukata “Son kararda Abdurrahmanoğlu´nun imzasının olduğundan emin misiniz” diye sordu. Ülgen, bunun üzerine, 1998´de “Suç yoktur. Askerler görevini yapmıştır” görüşüyle, takipsizlik kararına onay veren mahkeme başkanı Abdurrahmanoğlu´nun, şimdi mahkemenin de başkanı olduğunu, ancak kararda imzasının bulunmadığını belirtti. Ülgen, bunun nedeni de şöyle açıkladı: “CMK uyarınca önceki kararını sonra kaldıran kişi konumunda görünmemek için yasa zorlanmış, Başkan yerine mahkeme heyeti yeni başkanla toplanıp karar vermiştir. Bu açık yetki gaspıdır, görevi kötüye kullanan bu kişiler hakkında mahkeme suç duyurusunda bulunmalıdır” dedi.

HASAN CELAL GÜZEL´İN 28 ŞUBAT DAVASINA KATKISI

Bu tartışmanın doğmasına neden olan ve takipsizlik kararı ile sonuçlanan 1997´deki ilk 28 Şubat suç duyurusuna gelince, olayda çok ilginç ayrıntılar yer alıyor. O suç duyurusunu yapan Yeniden Doğuş Partisi (YDP) lideri ve eski Bakan Hasan Celal Güzel, şu an 28 Şubat davasında mağdur ve müşteki olarak yer almakta. Kendisi aynı zamanda soruşturmada savcılığa verdiği ifade ve teslim ettiği belgelerle çok önemli bir rol oynadı.

Detaylara gelince...

Hasan Celal Güzel, 28 Temmuz 1997 tarihinde, yani 28 Şubat 1997´de gerçekleşen postmodern darbeden bir kaç ay sonra Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına bir suç duyurusu dilekçesi verdi. 1997/285 soruşturma numarasına kaydedilen şikayet dilekçesinde Güzel, özetle şunları belirtiyordu:

O tarih itibariyle Çevik BİR, Çetin DOĞAN ve Genel Kurmay Başkanının “Batı Çalışma Grubu” nda faaliyet gösteren kişilerin, Anayasa ile kurulan düzeni tebdil, tağyir ve ilgaya, Anayasa ile teşekkül etmiş TBMM´yi vazifesini yapmaktan men´e cebren teşebbüs (TCK Md.146), Hükümeti vazife görmekten men´etme (TCK Md.147), Askeri komutanlıkların (görev ve yetki sınırları dışına çıkılarak başka amaçlarla) gaspı (TCK Md. 152), Askerlik kanununan an karşı itaatsizliğe teşvik (TCK Md.153), özellikle asker aileleri efradını kanunlara itaatsizliğe (TCK Md.312) ve suç işlemeye teşvik (TCKMd.311) suçlarını veya bu suçlara teşebbüslerini işledikleri..

Kendisine posta vasıtasıyla gönderilen bazı belgeleri dilekçesine ekleyen Güzel, bu suç duyurusundan üç gün sonra, 31 Temmuz 1997 tarihinde Ankara Merit Altınel Oteli´nde bir basın toplantısı yaptı. Gizli ve özel damgalı olan Genelkurmay Başkanlığı Batı Çalışma Grubu´nun irtica hakkında hazırladığı rapor ve bazı belgeleri gazetecilere dağıtarak, bilgi verdi.

-TSK´da Alevi ve DHKP-C yapılanması-

Güzel´in verdiği bilgilerde, Alevi mezhebine dayanan bir yapılanmanın TSK içinde etkin olduğu da yer almaktaydı. Güzel, basın toplantısında Genelkurmay´a ağır suçlamalarda bulunarak, Batı Çalışma Grubu´nun (BÇG) bir cunta hareketi olduğunu söyledi. Güzel, kendisine mektupla ulaştığını ileri sürdüğü belgelere dayanarak Genelkurmay içinde, Batı Çalışma Grubu´nun yanı sıra, mezhepçi ve illegal grupların da olduğunu söyledi. Güzel, üstü kapalı olarak Kara ve Deniz Kuvvetleri içinde Alevi yapılanması oluşturulduğu ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içinde DHKP-C terör örgütü ile irtibatlı subaylar olduğunu ileri sürdü.

Güzel, TSK içerisinde cunta oluşturulduğuna dair belgeleri DGM Başsavcılığı´na, Cumhurbaşkanı´na ve Başbakan´a da gönderdiğini belirtti.

-Soruşturma yapılanmaya değil, ihbar eden Güzel´e-

Basın toplantısından iki gün sonra 2 Ağustos´ta Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı inceleme başlattı. Savcı Nuh Mete Yüksel görevlendirildi. Savcı Yüksel, yaptığı inceleme sonunda, Güzel hakkında soruşturma başlatılmasına karar verdi. Yüksel, Hasan Celal Güzel´in, devletin gizli ve özel damgalı belgelerini basın toplantısında, gazetecilere dağıttığını, devletin gizli belgelerini kamuoyuna ifşa ettiğini, bunun da suç teşkil ettiğini ifade ederek, Güzel hakkında inceleme, ardından da soruşturma başlattığını söyledi. Savcı Yüksel, soruşturmayı en kısa zamanda sonuçlandıracağını sözlerine ekledi. Yüksel, Güzel´in basın toplantısını izleyen bir gazeteciyi de tanık olarak dinledi.

Güzel, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı´nın talimatıyla ´devletin gizli sırlarını ifşa ettiği´ gerekçesi ile Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından 4 Ağustos´ta gözaltına alındı. Ancak mahkeme Güzel´in tutuklanma talebini reddetti. Güzel, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Böylece Güzel, müştekiyken şüpheli konumuna düşmüş oldu.

Soruşturma davaya dönüştü. DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından hazırlanan iddianamede, BÇG´nin illegal bir kuruluş olmadığı bildirildi. Sanığın ibraz ettiği belgelerin Genelkurmay Başkanlığı´na ait gizli ve kişiye özel damgalı belgeler olduğu belirtilen iddianamede, belgelerde, Türk devletinin laik demokratik düzenini yıkmayı amaçlayan siyasal İslamın Türkiye´de kaydetmiş olduğu gelişme ile bu gelişmenin nedenlerinin anlatıldığı, alınan tedbirlerin belirtildiği ve bu konudaki çalışmalar ile bazı emir ve talimatların bulunduğunun görüldüğü bildirildi.

Hazırlanan iddianamede, şöyle denildi: (Türk Silahlı Kuvvetleri´ndeki Mezhepçi Yapılanma) başlıklı dokümanın ise TSK´ca hazırlanmadığı, belgenin tetkikinden, Genelkurmay Başkanlığı´nın yazılarından ve sanığın beyanlarından anlaşılmıştır. Sanığın beyanlarına göre, bu belgeler kendisine posta ile gönderilmiştir. Sanık, 31 Temmuz 1997 tarihli basın toplantısında devletin emniyeti, dahili ve beynelmilel siyaseti bakımından gizli kalması gereken bu belgeleri basın mensuplarına dağıtarak ifşa etmiştir. Bu belgeler sanığın iddia ettiği gibi Batı Çalışma Grubu´na değil, Genelkurmay Başkanlığı´na ait olan belgelerdir. Kaldı ki, Batı Çalışma Grubu, varlığı ve amacı kamuoyuna duyurulmuş bir organizasyon olup, illegal bir yapılanma değildir.

Yüksel, Güzel hakkında, Devletin emniyeti, dahili ve beynelmilel siyaseti açısından gizli kalması gereken belgeleri ifşa ettiği gerekçesiyle 5 yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası istemiyle dava açtı. Dava Ankara 2 No´lu DGM´de görüldü. Hasan Celal Güzel, yapılan yargılamada beraat etti.

-Savcı Yüksel: Devleti koruma amacı varsa yasaldır!-

İddianamesinde BÇG´yi aklayan Savcı Yüksel, tavrını 15 yıl sonra 2012´de TBMM Darbeleri Araştırma Komisyona bilgi verirken de sürdürdü. Yüksel, BÇG´yi “devleti korumak amacıyla oluşturulmuş bir çalışma grubu” olarak tanımladı. Görüldüğü gibi Devleti koruma amacı varsa yasal gibi çarpık bir mantığa sahip olan Savcı Yüksel, devleti koruma amaçlı kabul ettiği BÇG´yi ifşa ettiği için Hasan Celal Güzel´e dava açmış oldu.

-BÇG´ye jet takipsizlik-

Savcı Yüksel, diğer taraftan da Güzel´in daha önce yapmış olduğu BÇG suç duyurusuna bir hafta içinde takipsizlik kararı verdi. Gerekçe olarak askerlerin TSK İç Hizmet Kanunu´nun 35. maddesine uygun olarak hareket ettiklerini savunarak, şunları kaydetti: “Türk Silahlı Kuvvetleri ve Batı Çalışma Grubu, devletimizin anayasal düzenini yıkmak amacıyla değil, tamamen tersine nitelikleri Anayasamızın 2. maddesinde belirtilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini korumak amacıyla çalışmalar yapmıştır.”

Takipsizlik kararı üzerine Güzel, bir üst mahkemeye itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren İstanbul 4 Nolu DGM Mahkemesi de Yüksel´in gerekçesini haklı bularak itirazı reddetti.

İşte, 28 Şubat davasında iki sanık avukatının davanın usulsüz olduğuna dair dile getirdikleri iddialarının temelinde bu takipsizlik kararı var.

Bu tartışma, davanın usulü ile ilgili.. Ayrı bir konu.. Ancak tartışmanın arka planında çok önemli bir ayrıntı var. Takipsizlik kararının kaldırılmasına da neden olan bu konu, TSK içindeki mezhepçi yani alevi mezhebine dayanan gizli bir yapılanmanın varlığının belgeleriyle ortaya çıkmış olması ve bu yapılanmaya yönelik suç duyurusunun 28 Şubat sürecinde takipsizlikle örtbas edilmiş olması.

Bu yapılanma, Hasan Celal Güzel´in suç duyurusu ile birlikte 28 Şubat sürecinin yaşandığı o günlerde gündeme gelmişti. O tartışmalara bir yazı ile biz de katılmıştık. Bazı bulguların ışığında, TSK içinde alevi mezhebine dayalı bir cunta yapılanmasının varlığına dair çeşitli zamanlarda gündeme gelen bu iddiayı dile getirmiş, son günlerdeki bazı gelişmelerin bu iddiayı desteklediğini belirtmiştik. 5 Mart 1998 tarihli Vakit gazetesinde yeralan Bu aciliyet niye? başlıklı yazımız (1) bu konuyla ilgiliydi ve bir bölümü şu şekildeydi: Ordunun içinde alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bir cuntasal faaliyet var mıydı?.. İddiaya göre, 80´li yıllardan beri devam eden ve ordu içinde stratejik konumları ele geçirerek örgütlenmeye çalışan ve bir darbe ile Suriye tipi bir azınlık iktidarını hedefleyen Atatürkçü maskeli alevi mezhepçi bir cuntasal yapılanma vardı. Bu iddia çeşitli kaynaklarca dile getirilmişti. Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var: ...

14 yıl sonra, 28 Ağustos 2012 tarihinde Star gazetesinde ilginç bir haber yer aldı. 15 Mart 1998´de aktardığımız iddia bu haberdeki belgeyle doğrulanmış oldu. Buna göre, yazıyı kaleme aldığımız tarihten 3 gün önce 12 Mart 1998 tarihinde Kurmay Yarbay Yavuz Yıldar tarafından Cumhurbaşkanı Demirel´e bir ihbar mektubu gönderilmişti. Yıldar, mektubunda bu cuntayı açık ve net şekilde haber veriyordu. (2) Mektuptaki bilgiler, 3 gün sonra kaleme aldığımız yazıdakilerle örtüşüyordu. Yıldar´ın mektubundan habersiz olarak yazdığımız o yazıda, Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var demiş, dayandığımız bulguları sıralamıştık.

-Genelkurmay Başkanına Kıbrıs´ta suikast-

Bu bulgulardan biri, 28 Şubat sürecinde, 1997´de Kıbrıs´taki bir askeri tatbikatta Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´nun ölümden kılpayı kurtulmasıydı. Tatbikatı izleyenlerin bulunduğu çadırda Kıvrıkoğlu´nu sıyıran bir kurşun hemen arkasındaki Albay Vuray Berkay´ı öldürdü. İddialara göre, Cunta, Refahyol Hükümeti´ni devirmekte anlaşmış, ancak sonradan aralarında Atlantikçi-Ulusalcı kavgası başlamıştı.

-TSK içinde Suriye´deki Baas tipi yapılanma-

İddialara göre TSK içinde 80´li yıllardan beri sistemli şekilde ve alevi mezhebine dayanan, başını da Ege Ordu eski Komutanı Orgeneral Doğu Aktulga´nın çektiği Suriye´deki Baas türü bir cunta örgütlenmesi yürütülüyordu. Hüseyin Kıvrıkoğlu işte Ergenekon´un sol kanadı olarak nitelenen bu mezhebi kesim tarafından bertaraf edilmek istenmişti. Suikast ile Çevik Bir´e Genelkurmay Başkanlığı yolunun açılması da hesaplanmıştı.

-Suikast, Ergenekon´un sol kanadından-

Ergenekon soruşturması kapsamında gazeteci-yazar Zihni Çakır 25 Şubat 2008´de ifade vermişti. Ergenekon kapsamında yargılanan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Genel Başkanı Taner Ünal´ın eski sağ kolu idi. Ünal, 5 Ağustos´ta sonuçlanan Ergenekon davasında Ergenekon Silahlı Terör Örgütü´ne üye olduğu kesinleşerek 12 yıl hapis cezası aldı. Ünal´ın sağ kolu olan Zihni Çakır´ın savcılara verdiği çarpıcı iddialar Ergenekon iddianamesinde de yer aldı. Çakır´ın ifadelerinde, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu´na yönelik suikast de yer alıyordu. Çakır, Kıvrıkoğlu´na Ergenekon´un sol kanadı tarafından suikast düzenlendiğini iddia etti.

-Aksaz Deniz Üssü´nde komutanların mezhep kavgası-

Zihni Çakır´ın iddialarına göre, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay´da askerler arasında iki silahlı tehdit olayı yaşanır. İlk olay Batı Çalışma Grubu´nun irticai faaliyetlere yönelik hazırladığı raporlar görüşülürken meydana gelir. Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı´nda yapılan toplantı devam ederken komutanlar arasında mezhep tartışması başlar. Bu esnada bir orgeneral, tabancasını çekerek bir başka orgenerale doğrultup, Türkiye´yi Suriye´ye çevirmenize müsaade etmem. Burada Aleviliğe dayalı bir Baas rejimi kuramazsınız. diye bağırır. Çakır, mezhebe dayalı cunta kurmakla suçlanan bu orgeneral için ´Ergenekon´un sol kanadının lideri´ diyor.

İkinci silahlı tehdit vakası ise Genelkurmay komutanlık katında olur. Bir orgeneral ile bir tümgeneral birbirlerine silah çeker. Tartışma yatıştırıldıktan sonra komutanlık katına silahla girmek yasaklanır. Çakır, bu olayın da mezhebe dayalı çatışmanın ürünü olduğunu iddia ediyor.

-Çakır´ın Ergenekon Savcısı´na verdiği ifade-

“(...) 1998 yılında Bir Numara´nın kendisine ordu içerisinde bir mezhep yapılanmasından söz ettiğini, 1997 yılı Ocak ayında TSK´da mezhep yapılanması başlıklı 40 sayfalık rapor getirdiğini, bu raporda tek tek isimlerin yer aldığını, belgeye göre en tepede Doğu Aktulga´nın yer aldığını, 1997 yılı Haziran ayında Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı´nda bir toplantı yapıldığını, bu toplantıya orduda komuta kademesi ve istihbarat birimlerinde yer alan bazı isimlerin katıldığını, Güven Erkaya ve Doğu Aktulga ile bir tartışmanın yaşandığını Bir Numara´nın söylediğini, bu tartışmadan sonra Ankara Çayyolu semtinde bir evde 1998 yılı Ağustos ayında şekillenecek olan komuta kademesini etkileyecek bazı kararlar alındığını, bu kararların 05.11.1997 tarihinde yapılan Toros-2 tatbikatında uygulanmak istendiğini söyleyerek, Albay Vural Berkay´a isabet eden kurşunun asıl hedefinin Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğunu, amacının Kıvrıkoğlu´nun yerine aynı mezhepten ve aynı kanada bağlı bir ismin Genelkurmay Başkanı yapılması olduğunu anlattığını, tatbikatta seken kurşun olarak anlatılan merminin bir M-16 dan çıkmış olsa bile etkili menzilinin 500 metre olduğunu, tatbikat alanı ile izleyici çadırlarının ise 1.500 metre olması nedeniyle söz konusu merminin ancak bir suikast silahından çıkmış olabileceğini...”

-Suikast şüphelisi subay Bir´e bağlıydı, firar etti-

Teamüllere göre Kıbrıs´taki tatbikatı cumhurbaşkanı, başbakan ve savunma bakanının da izlemesi gerekirken üçünün de o gün orada olmamasını kuşku verici bulan Çakır, “edindiği bilgilere dayanarak” olayın bir kaza olmadığını, “silahı yanlışlıkla ateş aldı” denilen yüzbaşının Kanas´la (suikast silahı) bilinçli olarak ateş ettiğini söylüyor. “Amaç Kıvrıkoğlu´nu öldürmekti” diyen Çakır, suikastçı olduğu ileri sürülen yüzbaşının olayın hemen ardından askerlikten firar etmesine ve halen de bulunamamasına dikkat çekiyor. Çakır´ın iddialarına göre, Albay Berkay´a isabet eden mermi deformasyona uğradığı için balistik muayene sonucu hangi silahtan çıktığı belirlenemedi. Askeri savcılığın soruşturmasında da, sadece Albay Berkay´a isabet eden kurşunun Çevik Bir´e bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı´nda görevli bir personelin silahından çıktığı öne sürüldü.

-Çevik Bir ve ekibi emekli edildi-

Sonuç olarak, Kıbrıs´taki suikast başarısız oldu. İlerleyen süreçte Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanlığına yükseldi. Çevik Bir ve en yakın silah arkadaşlarından Erol Özkasnak ile diğer alt kademe çalışma arkadaşları tasfiye görüntüsü altında emekli edildi.

KARARGAH EVLERİ, 28 ŞUBAT´TAKİ MEZHEBİ YAPILANMA MI?

Kıvrıkoğlu´na yönelik Kıbrıs´taki suikast iddiası Ergenekon savcılarınca da incelemeye alındı. Bu kapsamda daha önce kaleme aldığımız bir yazıda, TSK içinde örgütlenmeye çalışan ´Karargah Evleri´ yapılanmasının bu mezhebi yapılanmanın kendisi ya da onunla bağlantılı olduğunu iddia etmiştik. Çünkü bazı bulgular bunu gösteriyordu. (3)

İki bulgu bu ihtimali güçlendiriyor demiştik. İlki, Karargah Evleri yapılanmasının lideri olmakla itham edilen Perinçek´in, 28 Şubat sürecinde TSK ile sıkı ilişki içerisinde olması ve darbeden yana aktif tutum alması.. O süreçte aktif tutumuyla öne çıkan Perinçek, Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın kampanyasını başlattı. Ordumuz tankları resmi geçit için almadı ve TSK, Cumhuriyet devriminin mevzilerine girmiştir gibi sözleriyle dikkat çekti. (4)

Diğeri, Susurluk kazasının arkasındaki derin güçlerin içinde onun da yer aldığı iddiası.. 1996 sonunda meydana gelen Susurluk kazası ile Emniyet tarafından MİT´e alternatif olarak kurulan ülkücü kökenli istihbarat örgütünün tasfiye edildiği ileri sürülmüştü. (5)

MİT 2005´TE TESPİT ETTİ

Ancak bu dolaylı bulgular dışındaki asıl ve doğrudan bulguyu ise hiç şüphesiz, yapılanmayla ilgili elde edilen deliller oluşturuyor. Yapılanmaya dair ilk bilgileri 2005´te MİT elde etti. MİT´in, Doğu Perinçek´in Erzincan Balaban aşireti ve alevi toplumun önde gelen isimleriyle yaptığı toplantıları takibe alması sonucu Hava Kuvvetleri içindeki ´Karargah Evleri´ yapılanması deşifre oldu. İşçi Partisi yöneticilerinin, Balaban Aşireti ve Alevi toplumunun önde gelen isimleri ile ´Karargah Evleri´ adı verilen yerlerde yaptığı toplantıları ve bu toplantılara katılan Hava Kuvvetleri´nde görevli 6´sı kurmay albay 20 subayın oluşturduğu silahlı yapılanmayı tespit eden MİT, askeri kimliğin bulunması nedeniyle konuyu Genelkurmay Başkanlığı´na ´çok gizli´ damgalı belge ile bildirdi.

Biraz daha detaya inelim.. MİT, 2005 yılında İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek´in Alevi toplumunun önde gelen isimleri ve Erzincanlı Balaban Aşireti ile yaptığı toplantıları takibe aldı. Perinçek ve İP yöneticilerinin Yenibosna Cemevi ile İşçi Partisinin kurduğu ´Karargah Evleri´nde sık sık toplantı yaptığını tespit etti. Gizli toplantılara muvazzaf subayların da katıldığını belirleyen MİT, Perinçek´in, Alevi toplumunun önde gelen isimleri ve bazı TSK mensuplarıyla oluşturduğu yapılanmanın partiye zarar vermemesi için ´Karargah Evleri´ şeklinde ´dışarı´dan organize ettiğini tespit etti.

MİT belgelerine göre, her türlü dinlemeye karşı telefon başta olmak üzere iletişim araçlarının kullanılmasının yasaklandığı yapılanmada haberleşmenin ´canlı kuryeler´ ile sağlandığı öğrenildi. Perinçek´in başını çektiği oluşumun, Kurtuluş Savaşı sırasında yararlılıklar gösteren ve Dersim´den Erzincan´a gelen ´Balaban´ aşiretinin ileri gelenlerini de yapılanmaya dahil etmeyi amaçladığı belirtildi.

Güneydoğu´da aşiret liderleri ve ağalarla işbirliği yapmayı hedefleyen Perinçek´in ´Karargah Evleri´ yapılanmasına Harp Akademleri´nden 10 , Hava Harp Okulu´ndan 1 subay ile 8 öğrencinin yer aldığı ve TSK mensubu sivil memurların da bulunduğu belirlendi. Oluşumun silahlarının ise bazı askeri lojmanlarda saklandığı tespit edildi.

Oluşumun merkezinde Alevi kesimin önde gelen isimlerinden olan ve “dede” unvanını taşıyan İbrahim Arslan isimli işadamının bulunduğu belirtildi. Arslan´ın Metrocity Alış Veriş Merkezi´nde dükkan sahibi bir işadamı olduğu kaydedildi. MİT, tespit ettiği silahlı oluşumu, askeri kimliği bulunması nedeniyle Genelkurmay Başkanlığı´na ´çok gizli´ damgalı belge ile bildirdi. Genelkurmay Başkanlığı ise Hava Kuvvetleri´ne belgeyi göndererek gereğinin yapılmasını istedi.

Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert de İstihbarat Dairesi´ne belgeyi göndererek incelenmesini istedi. Bu sırada bir albayın bilgisayarında bulunan belge, Ergenekon soruşturması kapsamında 22 Mart 2008´de gözaltına alınan Doğu Perinçek´in bilgisayarında da ele geçirildi. Soruşturmayı yürüten savcı Zekeriya Öz, 9 Temmuz´da ´gizli´ MİT belgesini Genelkurmay Askeri Savcılığı´na gönderdi. Öz savcılığın konuyla ilgili nasıl bir çalışma yaptığını sordu. Askeri savcılık yeni bir soruşturma başlatıldığını açıkladı. Ancak anlaşıldığına göre; 2005´te MİT´ten bilgiyi alan askeri savcılık konuyu 3 yıl boyunca örtbas etmiş ve ancak Öz´ün konuya dahil olmasıyla soruşturma başlatmak zorunda kalmıştı. MİT´in 2005´te aslında Ergenekon´a bağlı faaliyet gösteren ´Karargah Evleri´ hücresini deşifre etmiş olduğu ise bu şekilde ortaya çıkmış oldu.

Oluşumda Alevi toplumunda İşçi Partisi arasındaki bağlantının ise Albay Cengiz Köylü tarafından sağlandığı belirtilirken, Köylü´nün İP Genel Başkanı Doğu Perinçek´in oğlu Mehmet Bora Perinçek ve ´Türkiyem Topluluğu´ndan İlhan Yaşar Hacısalihoğlu ile irtibat kurduğu ileri sürüldü.

MİT´İN KARARGAH EVLERİ BELGESİNDEKİ BİLGİLER

MİT´ten Genelkurmay Başkanlığı´na gönderilen Karargah Evleri yapılanmasına dair notlarda şu bilgiler yer almaktadır:

Ergenekon 2. iddianame, Sayfa: 66: İşçi Partisi Genel Merkez binasında bulunan “Çok gizli” ibareli 5 sayfa “Konu: İP / Karargâh Evleri” başlıklı yazının bazı bölümlerinde; “...İşçi Partisi (İP) ve Alevi kesimin yanı sıra bazı TSK mensupları ve memurların da katılımıyla emperyalistlerle, Cumhuriyet karşıtları/yıkıcıları ile mücadele amacıyla bir hareket başlatıldığı yönünde hassas kaynaktan bilgiler intikal etmiştir, Yürütülecek bu çalışmalarda, hiçbir kurum ve oluşumun zarar görmemesi için Karargâh evleri adı altında çekirdek kadroların oluşturulmasının öngörüldüğü alınan bilgilerdendir...”... , ... “İP´ nin sözde Ermeni soykırımına karşı kamuoyundan aldığı olumlu tepkiyi arttırmak gayesiyle katıldığı Karargâh Evleri projesi ile ilgili olarak gerçekleştirilen toplantılarda; ...kadroların birbirleriyle iletişimde kesinlikle telefon kullanmaması, haberleşmenin canlı kuryelerle gerçekleştirilmesi, İP´ ne zarar vermemesi ve partinin kapatılmasına neden olmaması için bu örgütlenmenin parti dışı bir oluşumu zaruri kıldığı hususlarının dile getirildiği intikal eden bilgilerdendir...”... , ... “...Doğu ve Güneydoğu´da ağa/aşiret ve korucu olgusu ile Alevi kesimini hedefe ulaşana kadar olan süreçte kullanma/istifade arayışlarını boyutlandırma planlamaları konusunda İşçi Partisinin girişimlerde bulunduğuna dair bazı bilgiler intikal etmiştir...”... , ... “ TSK bünyesinde daha ziyade Havacı Kesimin Karargâh Evleri projesinin bir parçası olduğu hassas kaynak bilgilerindendir. Özellikle Hava Harp Akademisi ve Hava Harp Okulu bünyesinde sürdürülen faaliyetlerde bazı üst rütbeli subayların da yer aldığı istihbar olunmuştur. Bu arada lojmanda muhteviyatı belirlenemeyen mühimmatın kasa içerisinde muhafaza edildiğinin belirtilmesi dikkati çekmiştir. Hava Harp Akademisi´ndeki aynı görüşü benimseyen subayların kurmaylık sınavında yüksek notlar alması konusunda girişimlerde bulunulduğu alınan bilgilerdendir...”... , ...“...Askeri kesimin İşçi Partisi ile arasındaki

Ergenekon 2. iddianame, Sayfa: 67: bağlantı ise Alb.C. tarafından sağlanmaktadır...”... , ... “...Söz konusu yapılanmaya ilişkin elde edilen bilgilerden hareketle hazırlanan şema ve açıklaması ek´te sunulmuştur...” denilip faaliyet içerisinde yer alan Hikmet ÇİÇEK ve diğer kişilerin değişik başlıklar altında listelendiği karargâh evleri başlıklı bir şema yapılmıştır. Milli İstihbarat Teşkilatından alınan yazıda Karargâh Evleri belgesinin Müsteşarlık tarafından hazırlandığı, elde edilen belgenin Genelkurmay Başkanlığına sunulan nüshanın sureti olduğu belirtilmiştir. Genelkurmay Başkanlığından alınan yazıda ise Karargâh Evleri belgesindeki iddialar nedeni ile Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığına soruşturma talimatı verildiği belirtilmiştir. “Çok Gizli” olan bu belgenin, belgede muhatap alınan kişilerin eline geçmesi ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ´ nün gizli kadrolaşma faaliyetlerinin boyutunu göstermektedir.

-Karargah Evleri soruşturmasında ulaşılan diğer isimler-

Bu MİT belgesine ulaşan Savcı Zekeriya Öz yapılanmayı Ergenekon kapsamında soruşturmaya başladı. Soruşturma kapsamında ulaşılan bilgilere göre, Karargah Evleri yapılanmasının en tepe noktasında İbrahim Aslan (ya da Arslan) ismi yazılı. Aslan´a bağlı olarak, İ. Yaşar Salihoğlu-Türkiyem Topluluğu ve Askeri Kesim - Albay Cengiz Köylü isimleri var. Askeri kesim de iki gruba ayrılmış: Birinci grup, Harp Akademisi başlığını taşıyor. Burada yine Albay Cengiz Köylü ismi ile karşılaşıyoruz. Alb. Köylü´nün dışında Alb. Yavuz Göker, Alb. Turan Toker, Fırat Kaymakçıoğlu, Hasan Günay Aktaş, Osman Şen, Mahmut Melih Başdemir, Y. Selim Özmen, Rıza Okur ile ismi tespit edilemeyen Turan soyadlı bir kişi ile soyadı bilinmeyen Kemal adında birisinin isimleri geçiyor. Askeri Kesim başlığının altındaki ikinci bölüm ise Hava Harp Okulu´na ayrılmış. Burada da yine soyadı tespit edilemeyen Binbaşı Bülent var. Bnb. Bülent isminin altında oluşumla ilişkileri bulunan öğrenciler sıralanıyor: Ozan Nizam, Gökhan Gülşen, Cihan Akyol, Alper Özkan, Emre Yılmaz, Çağdaş Doğan, Onur Sönmez, İbrahim Polat. Hava Harp Okulu´ndaki örgütlenme sırf bu isimlerle sınırlı değil. Destek sağlayanlar bölümünde ise; Alb. Sinan Kesici, Dr. Rıza Kurna var. Hemen altında ise TSK´da görev yapan sivil memurlara sıra gelmiş; Gönül Temiz ve Nesime Akbulut tespit edilen iki isim.

Belgede adı sık sık geçen işadamı İbrahim Aslan´la ilişkilendirilen diğer isimler ise M. Bora Perinçek, M. Bedri Gültekin, Hikmet Çiçek ve Zerrin Öztürk. Bu isimlerin hepsi de İP ile bağlantılı. M. Bora Perinçek, İP lideri Doğu Perinçek´in oğlu, M. Bedri Gültekin, Hikmet Çiçek ve Zerrin Öztürk ise partinin ileri gelenleri arasında. Oluşumun İP içinde bu isimler dışında da bağlantılı olduğu Bölge Sorumluları var. İstanbul-Bayrampaşa´da Ali Doğan, yine aynı ilçede Mevlüt Usta, İstanbul-Gaziosmanpaşa´da Hıdır Hokka ve Zerrin Öztürk ile Kırklareli´nden Sait Zorlu var. Abdurrahman Taşçı ise Kurye olarak geçiyor MİT belgesinde.

Ergenekon soruşturması kapsamında, Karargah Evleri oluşumu ile ilgili sorgulanan diğer isimler ise Kemal Aydın ile Neriman Aydın kardeşler.

2013 YAŞ toplantılarında Kara Kuvvetleri Komutanlığı´na getirilmesi beklenirken sürpriz şekilde emekliye sevkedilen Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bekir Kalyoncu´nun adı da Karargah Evleri soruşturmasında geçiyor. Tespit edilebilen diğer isimler ise Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tuğamiral Cem Gürdeniz ve Albay Serdar Okan Kırçiçek şeklinde.

İşte, ortaya çıkan bu bilgilere göre, Karargah Evleri yapılanmasının TSK içindeki mezhebi yapılanmayla bağlantılı olduğu ve çok derinlere gittiği anlaşılıyor. Karargah Evleri yapılanmasına yönelik 2008´de başlatılan soruşturmanın 5 yılı aşan süredir halen devam ettiğini de tekrar hatırlatalım. Yine bu soruşturmayı askerlerin nasıl örtbas etmeye çalıştığını adeta canlı yayında takip ettiğimizi de hatırlatalım.

-Bazı savcılar suçu aydınlatır bazıları ise karartır-

İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek öncülüğünde TSK içinde yapılanan bu çok gizli örgütlenme kısmen Ergenekon davasına yansıdı. Zekeriya Öz´ün başlattığı soruşturmanın hemen ardından askeri savcılık tarafından da bir soruşturma başlatıldı. Ancak bu soruşturmanın konuyu aydınlatmak yerine sivillerin elindeki soruşturmayı da kendi bünyesine alarak kapatmak olduğu ilerleyen süreçte çarpıcı delillerle ortaya çıktı. O süreçte çok ilginç gelişmeler yaşandı. Askeri savcıların birbirlerini aklamak amacıyla Konya´daki bir olayla ilgili evrak sahtekarlığı şok ediciydi. İşçi Partililerin medyaya açıklama yaparak Bakın askeri savcılık Karargah Evleri operasyonu yapacak ve biz aklanacağız şeklindeki açıklamaları da öyleydi. Buna benzer 10´a yakın ilginç gelişmeyi tespit edip bir bir aktarmıştık. Bu gibi skandalların yaşanması ve paralel olarak yasalarda yapılan değişikliklerin referandumla halk tarafından onaylanmasının ardından askeri savcılık soruşturma dosyasını sivillere devretmek zorunda kaldı. Askeri savcı Albay Zeki Üçok soruşturmayı örtbas suçlamasıyla Zekeriya Öz tarafından tutuklandı. Savcı Üçok´un adı ilerleyen süreçte şaşırtıcı sayıda soruşturmaya konu oldu. (6) ´Sahte çürük raporu´ davasında ´örgüt üyesi olmak´, ´yağmaya teşebbüs etmek´ ve ´dolandırıcılık´ suçlarından 9 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Balyoz davasından 16 yıl, hipnoz ve işkenceli sorgu davasında ise 7 yıl 6 ay hapis cezaları aldı. Üçok, bazı soruşturmalar sırasında ´zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı´ gerekçesiyle halen Askeri Yargıtay´da yargılanıyor. Bu davada da dokuz yıla kadar hapsi ve ´memuriyetten men´ edilmesi isteniyor. Üçok´un Karargah Evleri soruşturmasını kapatabilmek için Kayseri´de üç astsubaya işkenceli ve hipnozlu sorgu yaptırdığı ileri sürülüyor. Üçok hakkındaki cezalar bu şekilde 33 yıla ulaşmış oldu. Bunların dışında Üçok hakkında başka dava ve soruşturmalar da yürütülüyor. Düşürün şu heronları çok PKK´lı vuruluyor şeklindeki şok ses kayıtlarına yönelik soruşturmaya da onun baktığı ve örtbas ettiği anlaşıldı. Bu konunun da sivil savcılar tarafından Karargah Evleri dosyası kapsamında soruşturulduğu tahmin ediliyor.

ERGENEKON İDDİANAMESİNE GÖRE TSK´DAKİ MEZHEBİ YAPILANMA

Hasan Celal Güzel´e TSK içinden ulaştırılan mezhebi yapılanmayla ilgili belge ve bilgiler Ergenekon iddianamesinde de yer alıyor. Ergenekon sanıklarından ele geçirilen konuyla ilgili belgelerden bazılarına ise 1. iddianamenin 1595 ve 1618-1620´nci sayfalarından ulaşılabilir.

Birinci Ergenekon davasının 47 numaralı sanığı Mehmet Adnan Akfırat´ın ikametgahında yapılan aramada ele geçen çok sayıdaki belge ve dokümanlar birinci Ergenekon iddianamesinde ayrıntılarıyla sıralanıyor. İçlerinden birkaç tanesi şu şekilde:

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1595: İkamet adresinde yapılan aramada elde edilen ´Mayıs 1997 Yılında Genel Kurmay Hareket Dairesi Başkanı Çetin Doğan, K.K Eğitim Ve Okullar Daire Başkanı Volkan KAPLAMA ve Bazı Albay Rütbesindeki Alevi Komutanların da katıldığı bir gizli toplantıda alman kararlarda, ´Güneydoğuda Bizimkiler Postu Deldirmesin, Buna Yönelik Önlemler İçin Tayin Dairesi Mutlaka Elimizde Olmalı Cepheye Bizden Olmayan O Namussuzları Sürün, PKK Ya Karşı Savaşanlara El Altından Şu Mesajı Verin, Sakın Ha Ölmeyin Bırakın Atatürkçü Olsa da Sünniler Ölsün şeklinde doküman ile ilgili olarak; Bu dokümanların HasanCelal GÜZEL tarafından 1997 yılında Ankara´da yapmış olduğu bir basın toplantısında dağıtmış olduğu belge olduğu, Aydınlık dergisinde haber olarak yayınladıklarını,

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1618: Ülke tehlikede bunları durdurun ile başlayıp Bşçvş. Muharrem Keskin ile biten doküman incelendiğinde; Üst kısmında el yazması HasanCelal Güzel´in provovakasyon yazan, ´ÜLKE TEHLİKEDE BUNLARI DURDURUNUZ´ başlığı ile başlayan, başlangıçta Alevilik söylemlerinin hoşuna gitmesi nedeniyle aralarına katıldığı grubun gerçekte Alevilikle alakalarının olmadığını ve Alevi söylemlerini kullanarak farklı amaçlar peşinde olduklarını anladığını, hedeflerinde vatansever insanlar ile ülke idaresi olduğunu, bu grubun bazı üst düzey generallerin de katıldığı Mayıs 1997´ de yapmış olduğu gizli bir toplantıda almış olduğu kararlan Ülke ve Devleti tehlikeye atacakları düşüncesiyle deşifre etmeyi kendisine bir görev kabul ettiğini, toplantıda çıkan kararların ise; Türklerin üstün bir Ulus olduğu safsatasının yıkın Atatürk´ ün alevi kürt köylerini katletti gibi sözleri durdurun, Atatürk´ ten başka kullanılacak neyimiz var. Güneydoğuda bizimkiler postu deldirmesin, buna yönelik önlemler alın. Tayin dairesi mutlaka elimizde olmalı. Cepheye bizden olmayan o namussuzları sürün. Kürt konusunda öne çıkmayın, ordu alevi köyleri boşaltıyor, devlet zulüm yapıyor deniliyormuş, bize aydın insan lazım bırak gebersinler.

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1619: Alevi olmayana hiçbir zaman tam güvenmeyeceksin, alevi olmayan herkesin anti laik olma ihtimali uzun vadede de olsa olabilir. Dincilerin çok kızdığı ÇEVİK PAŞA ve DOĞU AKTULGA´ da dahil, bu adamların milliyetçilik duygusu sokaktaki adamınki kadar fanatik, dinlediğin zaman Faşist zannediyorsun asla güvenmeyecek ama kullanacaksın. Ordunun müdahalesini sağlamak için, orduda ve sivil toplumda etnik ve irticai faaliyetleri seyredin, yer yer körükleyim Ordudan altı ayda bir adam atarak, yarın darbe yapma gerekçenizi ortadan kaldırmayın, bırakın, tehlikeyi müdahale boyutunda büyütün. Herkes ne pahasına olursa olsun kendini gizlesin. Birliklerde bilinen ve deşifre olan varsa vitrin yapılsın, kendi söylemlerimizi seslendirsin. Her yerde irtica var kampanyası başlatılsın. Sadece eşi kapalı olan, namaz kılan değil, sağcı, milliyetçi, yarın irticaya kaçması veya size engel olması muhtemel herkesi yazın, ilgili mercilere şikayet edin, onların adına dinci dergiler, gazeteler gönderin, akrabalarının adını öğrenin, onların isimleriyle başlarını belaya sokacak mektuplar, kartlar gönderin. Alevi olan birlik komutanları, yoksa Laikleri sıkıştırın, çokça eğlence düzenleyin, dansöz ve içkiyi zorlayın. Din ve milliyetçilik duygusunu zayıflatan yolların neler olduğu açık bunları kullanın. Okullarda öğrencilerin kız arkadaşlıklarını teşvik edin, yapabiliyorsanız, Osmanlı hayranlığını kırın. Cinsel konularda sınırlan zorlayın, çünkü bu konu insan zaafının başında gelir. Şeklinde olduğunun, devamında ´VE GİZLİ TOPLANTIDA KONUŞMA NOTLARI!´ başlığı altında Genel Kurmay Harekat Başkanı Korgeneral Çetin DOĞAN ile K.K.K.´ lığı Eğt. ve Ok. D.Bşk.Tuğg. Volkan KAPLAMA arasında geçen; Çetin DOĞAN´ın, Türkiye´nin idaresi ordunun kontrolünde değil, darbe yapmayacağını yemin eden bir ordunun etkisi ne kadar olabilir, Tansu ÇİLLER şu anda dini söylemleriyle rol yapıyor da olabilir, ciddi de olabilir çünkü geberesi kadın Sünni, Mesut YILMAZ için de aynı şey geçerli, irtica tehlikesi iyice büyüsün, din bizim için zararlıdır, TÜRKLERİN ÜSTÜN BİR ULUS OLDUĞU SAFSATASINI YIKIN, hanımlarınız dekolte giysin diğerlerinin hanımlarını açık giymeye teşvik etsin, ÇEVİK PAŞA´ NIN YERİNE BİZDEN AKILLI BİRİ OLSAYDI, KARADAYI SÜNEPESİNİN DAHA VERİMLİ OLMASINI SAĞLARDIK, Arkadaşlar çok çalışsın Bizim olmayan bu devlet mutlaka bizim olacaktır, Biz Türkiye´de İslam ile bağlantılı görülen ama bu dini tamamen değiştirecek bir Türkiye Aleviliği yaratmak zorundayız, Şeklinde beyanlarının olduğu konuşma metni, devamında ´VE AYNI GÜNLERDE BİR BAŞKA TOPLANTI´ başlıklı K.K.K.´ lığı Eğt. ve Ok. D.Bşk.Tuğg. Volkan KAPLAMA ile aynı dairede çalışan Kurmay Albay Turgay TEKMEN arasında geçen; Volkan KAPLAMA´ nın gerçek laiklik ancak alevi toplumda gerçekleşir, aptal komutanlar, her gün güdeme gelerek ülkedeki şeriatçı birikimi azaltarak bir müdahalenin önünü kesiyorlar, Doğu Paşa da ayrı

Ergenekon 1. İddianame, Sayfa.1620: Alevilik bu ülkede bir gurur kaynağı olana kadar, yani memleketi avucumuza alana kadar herkes kendisini gizleyecek..... ´Fisunoğlu, bana korgeneral iken, ´ben karımı oynata zıplata bu noktaya geldim´ demişti. Bizim için de ölçü bu olmalıdır´ Deşifre olmuş aleviler... Sevgi desinler insanlık desinler ama ülke için oynadığımız belli etmesinler. Alevi dışında hiç kimse ateist olsa bile güvenilmeyecek... Hal hatır soranlara, ´Allah´ a şükür´ densin. Bizi dinci sansınlar... PKK´ya karşı savaşanlara el altından şu mesajı gönderin, ´sakın ha ölmeyin, bırakın Atatürkçü olsa da sunniler ölsün´ Herkes, çalıştığı yerde irtica var yaygarası koparsın... irtica kokusu olan mektuplar iş adreslerine postalansın... Şeklinde olduğunun, bu yazılar ekinde; 1 sayfa orgeneral Doğu AKTULGA´ ya bağlı olduğu değerlendirilen birimler şeması, 1 sayfa istihbarat birimleri şeması, 1 sayfa Kara Harp Okulu şeması, 1 sayfa Kara Harp Okulu şeması, 1 sayfa 9 Şubat 1996 Saat:20.30´ da Ankara´ da yapılan toplantıya katılım listesi, 1 sayfa Kara Kuvvetleri Komutanlığı Mezhepçi Yapılanma şeması, 1 sayfa K.K Destek Komutanlığı, 1 sayfa Kara Kuvvetleri Komutanlığı Mezhepçi Yapılanma şeması, 1 sayfa Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda Mezhepçi Yapılanma ve DHKP-C ile irtibatlı subaylar şeması, 1 sayfa 1 Mayıs gibi aşın sol örgütlerin aktif yer aldığı olaylara katılan Astsubaylar şeması,...

-Çetin Doğan da mezhebi yapılanmada-

TSK içindeki mezhebi yapılanmada Çetin Doğan´ın önemli rol oynadığı anlaşılıyor. Doğan´ın, Balyoz davasında darbe hazırlığına öncülük yaptığı kanıtlandı. Önce müebbet hapisle cezalandırılan Doğan´ın cezası, darbe teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle 20 yıla indirildi. Doğan, aynı zamanda 28 Şubat davasının da sanığı. Müebbet hapis talebiyle yargılanıyor. Sabah yazarı Nazlı Ilıcak´ın şu satırları Doğan´la ilgili bilgiler aktarıyor: Darbe virüsü bir girdi mi, çıkmıyor. Çetin Doğan, 27 Mayıs döneminde, Genç Harbiyeliler arasındaydı. Hani, 27 Mayıs öncesinde, okul komutanı Sıtkı Ulay Paşa´yla, Atatürk Bulvarı´nda toplu halde yürüyüp, Zafer Meydanı´ndaki Atatürk heykeline çelenk koyan cesur ve kurtarıcı Harbiyelilerden biriydi. 28 Şubat sürecinde, herkesi fişleyen Batı Çalışma Grubu´nun başkanıydı. AK Parti iktidarının ilk yılında, Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında, Başbakan Abdullah Gül´e karşı ve ona Sen diye hitap ederek konuşma yapan da Çetin Doğan´dı. (Balbay´ın günlükleri) Eğer niyet 28 Şubat´ın intikamını almaksa pişman olursun. Bunun hesabını sorarız demişti. Ağustos 2003´teki YAŞ toplantısında ise, Başbakan Tayyip Erdoğan´a muhtıra ayarında bir konuşma yaptığı basına sızmıştı. Çetin Doğan, şöyle konuşmuştu: TSK´nın etkinliğini kaldırmayı, TSK´yı rencide etmeyi planlıyorsunuz. Türkiye´nin laik yapısının bozulmasına izin vermeyecek güçler birlikte hareket edecektir. Gerekirse, ordu-millet işbirliğiyle sonuç alınacaktır. Ergenekon delilleri arasından çıkan bir belgede de, Çetin Doğan´ın, gizli bir toplantıda, Alevilerin memleketi ele geçirmesi için yapılması gerekenleri sıraladığı görülüyordu: Gerçek laiklik, ancak Alevi toplumunda gerçekleşir. Biz Türkiye´de, İslam dinini tamamen değiştirecek bir Türkiye Aleviliği yaratmak zorundayız. (7)

MEZHEPÇİ YAPILANMA DENİZ KUVVETLERİNDE YOĞUNLAŞIYOR

Mezhebi yapılanmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen Karargah Evleri´nin, Hava Kuvvetleri´nde yapılandığı anlaşılıyor. En azından elimizdeki bilgilere göre diyelim. Ancak mezhebi yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetleri´nde etkin olduğu ileri sürülüyor. Ortaya çıkan bazı bulgular da bu iddiayı güçlendiriyor.

28 Şubat sürecinde Hasan Celal Güzel´in öncülüğünde başlayan ve bizim de o günlerde bir gazete yazısı ile dikkat çektiğimiz TSK içindeki Suriye Baas cuntası tipi mezhepçi yapılanma iddiaları, geçen 15 yıl içinde ortaya çıkan somut delillerle kanıtlanmış bulunuyor. Bu yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı, Ergenekon Poyrazköy ve benzeri davalar sürecinde ortaya çıkan belge ve bilgilerden anlaşılıyor. Bu konuda çok fazla kanıt sayılabilir. Bizim o dönem kaleme aldığımız gazete yazısındaki analizimiz (1) gibi kişisel kanaat ve iddialardan bahsetmiyoruz. Sonraki 15 yıl içinde Ergenekon ve 28 Şubat gibi çok sayıdaki çeşitli soruşturmalarda ele geçirilen belgelerden bahsediyoruz. O bir analiz idi. Eldeki bulgulara göre bir şeklin belirginleştiğinden bahsediyorduk. Ancak sonraki süreçte çok sayıda belge ortaya çıktı ve analizimizi doğruladı.

-Deniz Kuvvetlerinde Alevi yapılanması-

Örneğin 28 Şubat soruşturmasında 11 Nisan 2012´de gözaltına alınıp tutuklananlardan emekli Albay Oğuz Kalelioğlu´nun ikametgahındaki aramalarda çok önemli belgeler ele geçirildi. TSK´da çok kritik görevler yapan ve adı Özel Harp Dairesi´ne (ÖHD) bağlı Toplumsal İlişkiler Başkanlığı (TİB) (Psikolojik Savaş Bölümü) ile birlikte geçen Kalelioğlu´dan ele geçen belgelere göre alevi subaylar özellikle Deniz Kuvvetleri içerisinde geniş şekilde örgütlenmiş ve etkin bir çalışma yürütmüş. BÇG yapılanmasında etkin şekilde görev alan sanık Kalelioğlu´dan ele geçirilen bu bilgilere 28 Şubat iddianamesinin 164-165. ya da 1171-1172. sayfalarından ulaşılabilir.

28 ŞUBAT İDDİANAMESİNDE TSK´DAKİ MEZHEP YAPILANMASI

Sayfa 164: (Şüpheli Oğuz Kalelioğlu´da ele geçirilenler:) ... -TSK´da Alevi Yapılanmayla İlgili Belge, Şüphelinin ikametinde yapılan aramada el konulan 1-76 ile numaralandınlmış bilgisayar çıktısı dokümanda 11/02/2013 tarihli 2 sayfadan oluşan Araştırma Tutanağı (Oğuz KALELİOĞLU) yazılı tutanakta da belirtildiği üzere, “Evet Ben Aleviyim.... Ama” ibaresi ile başladığı, 76. Sayfasında Alevi haklarının ezilmişliğinden bahisle bölücülük faaliyetlerine devam ediyor diye son bulan belgede özetle, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde alevi yapılanmasını anlatan çok sayıda şahıs hakkında bilgiler verildiği, bilgisayar çıktısı doküman olduğu, 5 ile numaralandırılan sayfanın son kısmında ´Alevi olmayan ama baş zanlı olan komutanlar takunyalı tarikatçı diye yıpratılarak daha fazla yükselmesi engellenecek. Yakın Çevrem; irtica ile savaşı biz yaptık, kendimizi riske attık, artık bizi kimse engelleyemez, 2000´li yıllar bizim olacak... Diyen maceracılarla dolu. Önlem alınmazsa, sadece sünniler değil, masum aleviler de zarar görecek. Önlem alınacağı umudu ile arz ederim.. şeklinde yazı olduğu, Dokümanda yer alan konu başlıklarında ise; 6 ile numaralandmlan sayfada; 002 Dedeler Komutanlardan daha tesirli başlığının altında yer alan yazının bir bölümünde, Emniyet Müdürlüğünden komiser yardımcısı H. Ç.de örgütün emniyet ayağını oluşturmaktadır´ ibarelerinin yer aldığı, 003 Ege Ordu komutam Org Çetin DOĞAN ve Doğu SİLAHÇIOĞLU´nun adamı İs.Tekns.Kd.Bçvş. 7 ile numaralandırılan sayfada; 004 Haydarın Marifetleri, 005 Atatürk şeyhliği, dervişliği kaldınp, tekkeleri kapatmıştı. Fakat bugün ordusunda alevi dedeleri ve şifalardan geçilmiyor. Atatürk herhalde bunları görseydi kahrolurdu... 8 ile numaralandırılan sayfada; 006 Torpilli Tayin 9 ile numaralandırılan sayfada 007 Deniz Kuvvetleri Alevilere emanet...

Sayfa 165: 11 ile numaralandırılan sayfada; 008 Dz. Kuvvetlerindeki Alevi Destekli Devrimci Örgütlenme, 12 ile 21 arası numaralandırılan sayfalarda; Aleviliğin Anayasası başlığı altında İsmail METİN tarafından yazıldığı ve Mart 1999 tarihinde Akyüz Yayıncılık tarafından çıkarıldığı anlaşılan kitabın bir bölümünün internet çıktısı olduğu, 22 ile numaralandırılan sayfada; 009 Alevi örgütlenmesinden bir kesit... Buz dağının görünen yüzü, 24 ile numaralandırılan sayfada, 010 Geliboludaki Alevi Örgütlenmesi, 27 ile numaralandırılan sayfada, 011 HadımkÖy Ekibi, 012 H.A. 1964-74 (Tls.Tekns.) Hv.Svn.Ok.Ve Eğit.Mrk.Ds.K İstanbul, 28 ile numaralandırılan sayfada 013 Kınay Sülalesi, 014 Ankara Mubildeskom Ekibi, 29 ile numaralandırılan sayfa içeriğinde; “En yakın görüştüğü diğer örgüt elemanı Ord Tekns Kd Bçvş. M. K. 1981-336 yıllardır Gnkur.Mubildeskom Ankara Blg. Mu. Brl. Mu. İş. Bl. De çalışır. Kürt alevilerindendir ve bulunduğu yerin lideridir... PKK ya destek veren konuşmalar yapar ve bir dönem Safranbolu Cumhuriyet Başsavcılığı yapmış olan bacanağının bu konudaki el altından yapmış olduğu çalışmalarım arkadaşlarına örnek olsun diye anlatır. Evinde bol miktarda silah bulundurur. 16 lık Lema marka tabancası Kıbrısa giden Kur.Albay B.K´ye verilmiştir ve onunla hiyerarşiye sığmayacak şekilde senli benli konuşur´ şeklinde yazıların bulunduğu, 30 ile numaralandırılan sayfada; 015 Mu Tekns KTd Üçvş G.K (1989-1), 016 Tarakçı Albayın Alevi Örgütü 32 ile numaralandırılan sayfada; 020 Yasadışı MLKP Örgütüne üye; 021 Rekabet Liyakat, Eşitlik ve Çalışkanlık=Hırsızlık, koruma ve kollama, 33 ile numaralandırılan sayfada, 022 KKK Mu Ds Birliği Ekibi... 36 ile numaralandırılan sayfada; 023 DHKP-C C-4 Bombalarını bu şahıslardan temin etmektedirler 37 ile numaralandırılan sayfada; 024 Işıklarda Hristiyanlık propagandasına Tümg.A.İ.G.´den destek, 38 ile numaralandırılan sayfada; 025 Haksızlık ve Usulsüzlük Ama; Kadrolaşmak İçin... 39 ile numaralandırılan sayfada; 026 Kaymakçıoğlunun Alevi Örgütlenmedeki Çalışmaları, 027 Ankara Kara Harp Okulu (KHO) başlıklı konu içeriklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. (200. KLASÖR)

-Karargah Evleri´nde adı geçen Denizci subaylar-

Karargah Evleri soruşturmasında bazı denizci subayların da adı geçiyor: Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tuğamiral Cem Gürdeniz ve Albay Serdar Okan Kırçiçek.

Bu isimler aynı zamanda bir başka davada daha geçiyor, Poyrazköy. Yani, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç ve yardımcısı Eşref Uğur Yiğit´e yönelik bir suikast hazırlığı iddiasının da yargılandığı 6 adet davayı bünyesinde barındıran Poyrazköy Cephaneliği davası. Halen devam eden davanın 5 Eylül´de görülen 29. duruşmasına sanıkların talebi ile Metin Ataç tanık sıfatıyla katıldı. Duruşmada ifade veren ve suikast planından haberdar olmadığını belirten Ataç´ın, bir sanığın yönelttiği soruya verdiği cevap salonda şok etkisi yaptı. (8) Davanın sanıklarından olan Tuğamiral Fatih Ilğar, Ataç´a, “Karargah içinde sizden habersiz toplantı olur mu?” sorusunu yöneltti. Karargahta 800 kişi olduğunun altını çizen Ataç, “Normal şartlarda karargah içindeki faaliyetlerden haberdar olurum. İllegal bir şey oluyorsa bilemem bunu tabii. Bilemiyorum ki...” şeklinde konuştu. Ataç´ın bu beyanlarının ardından seyircilerden tepkiler yükseldi. Ataç´ın illegal çalışmalar olabileceğine dair ifadesi davadaki iddiaları güçlendirici nitelik taşıması açısından önemli. Böyle bir durum daha önce de yaşanmıştı. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman´ın benzer nitelikteki ifadeleri Balyoz ve Ergenekon davası kararlarında önemli rol oynamıştı. Poyrazköy davasında Deniz Kuvvetlerinin en üst komutanından gelen ve ihbar mektubundaki iddiaları güçlendiren nitelikteki ifadesi, Özkök ve Yalman etkisi yapacak gibi görünüyor.

-Oramiral Yiğit: Siz beni yıkamadınız ama, ben sizi yıkacağım-

Amirallere suikast soruşturması kapsamında gözaltılar yaşandığında basına yansıyan bir iddia dikkatleri çekmişti. Ataç gibi suikaste uğrayacağı iddia edilen diğer Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit´in iki defa gıda zehirlenmesinden GATA´da tedavi gördüğü, bundan sorumlu gördüğü bir amirale karşı çok sert ifadeler kullandığı ileri sürülmüştü. ´Siz beni yıkamadınız ama, ben sizi yıkacağım. Siz beni deviremediniz, zehirleyemediniz. Ben hala ayaktayım. Siz göreceksiniz´ ifadelerini kullandığı iddia edilen Yiğit´in, Deniz Kuvvetleri içindeki Ergenekon yapılanmasını çözdüğü için hedef olduğu iddia edilmişti. Yiğit´in ağır ifadeler kullandığı amiralin de Ergenekon´un üst düzey yöneticilerinden biri olduğu belirtiliyordu. Yiğit´in, gözaltına alınmak istenirken intihar eden alevi subay Yarbay Ali Tatar´ın cenaze törenine Genelkurmay´ın emriyle katıldığı, cenaze törenine ´kevlar´ cinsi çelik yelek giyerek gittiği basında yazıldı. Yine bağlantılı bir haber olarak da, Merkez Orduevi´nde resepsiyona katılan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Metin Ataç´ın tutuklu teğmenlerin suikast planına ilişkin sorulara ´Yalan değil, yalan değil´ karşılığını verdiği iddiası da var. (9)

Metin Ataç gibi Poyrazköy davasının geçtiğimiz günlerdeki duruşmalarına katılan bir başka isim eski Donanma Komutanı Nusret Güner oldu, ancak farklı amaçla. Sanıklara destek vermek için izleyici olarak gelen Güner, duruşma sonrası bir gazeteye yaptığı geniş açıklamalarda, Deniz Kuvvetleri hedefte diyerek yürütülen soruşturmaları eleştirdi. Güner, kamuoyunun ve hatta muhalefet partilerinin dahi kendilerini ciddiye almadığını belirtti, buna içerlediğini vurguladı. (10)

Deniz Kuvvetleri ya da diğer komutanlıklardaki cunta yapılanmalarıyla ilgili çok şey söylenebilir. Bir çok yetkili iddiaları yalanlıyor. Peşpeşe davalar açılmasına karşın yalanlama çabası sürüyor. Delillerin sahteliği ve soruşturmaların usulsüz yürütüldüğü gibi argümanlara sarılan bu kesimler, bunların doğru olmadığının ispatlanmasına (11) ise gözlerini kapatıyorlar. Yalanlama çabasına devam ediyorlar. Gölcük Donanma Komutanlığı´ndaki İstihbarat Şube zemin karoları altı gibi en gizli bir bölmede çuvallarca belge ihbar üzerine el geçiriliyor. İlk başta şaşıran bu kesimler ilerleyen süreçte buna da bir kulp bulmaya ve örneğin, belgelerin yer darlığından oraya saklandıklarını savunabiliyor. Kimisi ise her zaman yaptıkları gibi, başkalarının oraya sakladığını ileri sürebiliyor. Koskoca deniz kuvvetlerini düşürdükleri durumun farkında değiller. Belgeler sanki saklanacak başka yer kalmamış gibi zemin karolarının altına gömülüyor onlara göre. Üstelik de o çuvallardan nasıl oluyorsa herbiri çok kritik suç içeren belgeler çıkıyor. İşte bu şekilde, kamuoyunun zekasıyla alay eder tarzdaki bu yaklaşım tabi ki kamuoyunda ciddiye alınmıyor. Ancak yetkililer yine de iddiaları yalanlamaya devam ediyor. Oysa belgeler ortada. Ne var ki, adını kızı üzerinden şantaj yaparak olaya karıştıran çetelerin varlığına rağmen Güner, belki kurumunu koruma adına soruşturmaları eleştirebiliyor. TSK içinde oluşan yapılanmalara kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla yıllardır göz yuman bu kesimler, Nusret Güner örneğinde olduğu gibi bir de ciddiye alınmamaktan şikayet edebiliyorlar.

Aslında Güner´in ifadesinde bir gerçeklik payı var. Ergenekon soruşturma sürecine bakıldığında tutuklanan ve davalarda sanık haline gelen Deniz Kuvvetleri mensuplarının sayısal olmasa da oransal olarak ağırlıkta olduğu görülebiliyor. Bu ilginç durum, cunta yapılanmalarının Deniz Kuvvetleri içinde daha fazla yoğunlaştığı anlamına da geliyor. 2010 sonunda Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube´nin zemin karoları altına gizlenen ve cuntanın kozmik arşivi olarak nitelenen çuvallarca belgenin ihbar üzerine savcılarca bulunması olayı da bu noktada akıllara geliyor.

-Deniz Kuvvetleri´nde peşpeşe 7 şüpheli ölüm-

Burada konuyla ilgisi olabilecek ve araştırılmaya muhtaç bir başka konu daha var. Ergenekon soruşturmasının hemen öncesinden başlayarak sonraki iki yıl içinde Deniz Kuvvetleri içinde peşpeşe intihar ya da şüpheli ölüm olayları meydana geldi. 7 üst düzey subay şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Kimine intihar dendi, kimine kaza. Bazı isimlerin Ergenekon soruşturmasıyla bağlantıları ortaya çıktı. Bazı isimlerin ulaştıkları bilgileri deşifre etmemeleri için infaz edildiği, Ergenekon yapılanmasında görev alan bazılarının ise soruşturma sürecinde üstleri tarafından kendilerine sahip çıkılmadığı gerekçesiyle, yani terkedilmiş duygusuyla intihar ettiği ileri sürülüyor. Deniz Kuvvetleri´nde peşpeşe gelen şüpheli ölüm olaylarının, bu komutanlıkta yoğunlaştığı ileri sürülen mezhebi yapılanma ve Ergenekon´la bağlantısı da aydınlatılmaya muhtaç görünüyor.

BİROL ATAKAN - 2 Mayıs 2007: Şüpheli ölümler zincirinin ilk halkası emekli Deniz Albay Birol Atakan oldu. Atakan´ın Ergenekon´la irtibatlı subayların tayin terfi işlerinde etkili olduğu iddia edildi. Trafik kazasında hayatını kaybetti. Atakan, Özden Örnek ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı´nda birlikte çalışmıştı. Atakan´ın, Özden Örnek´e ait olduğu iddia edilen darbe günlüklerinin internete sızmasında ihmali ve kastı olabileceği iddia edildi. Ergenekon soruşturması Atakan´ın ölümünden 1,5 ay sonra başladı. Darbe Günlükleri Ergenekon kapsamında savcılarca dikkate alındı. Günlüklerde adı geçen Kuvvet komutanları ifade verdi.

NURSAL GEDİK - 11 Kasım 2007: Kuzey Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Tabip Yarbay Nursal Gedik´in ölümü resmi kayıtlara intihar olarak geçti. Annesi ölümün intihar olduğuna inanmadığını açıkladı. Biyokimya laboratuarında görevli olan Gedik´in, uyuşturucu ve kadın ticareti konularında çok özel bilgilere ulaştığı, komutanlıkta dönen uyuşturucu bağlantılı ilişkileri tespit ettiği için öldürüldüğü ileri sürüldü.

OLGUN URAL - 26 Mart 2009: Karamürselbey Eğitim Komutanlığı´nda görevli Yüzbaşı Olgun Ural geride bir mektup bırakarak intihar etti. Ural´ın adı 1. Ergenekon davasında deliller bölümünde geçiyor. İddianamede “Alevi, Sıvas Gemerekli. Yüzbaşı Ali Tatar´ın personel alımında görevli olduğu zaman alınmıştı” ifadesi yer alıyor. Ural, 2. Ergenekon iddianamesinin açıklanmasının ardından intihar etti. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların, komutanlıktaki yapılanmayı deşifre eden listeyi ele geçirmesinden sorumlu tutulan kişi olarak gösteriliyor. İddialara göre, intihar etmeden önce Yüzbaşı Olgun Ural´ı bilgi sızdırmakla suçlayanlardan biri Binbaşı Ümit Koca, diğeri Yarbay Ali Tatar´dı.

TANJU ÜNAL - 25 Haziran 2009: Güney Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Hakim Yarbay Tanju Ünal, İzmir karagahtaki makam odasında tabancayla intihar etti. Ünal, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil´i yargılayarak rütbelerini söktüren askeri hakimdi.

BELGÜTAY VARIMLI - 20 Kasım 2009: Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu´nun eski başkanı emekli Albay Belgütay Varımlı´nın evinin balkonundan düşerek öldüğü öne sürüldü. Varımlı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil´in rütbelerinin sökülüp er rütbesine indirilmesine neden olan kişilerden biri olarak biliniyordu. Varımlı´nın Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarını deşifre eden subay olduğu iddia edildi.

ALİ TATAR - 20 Aralık 2009: Deniz Yarbay Ali Tatar, Beylerbeyi´nde kaldığı askeri lojmanda silahıyla intihar etti. Halen görülmekte olan Poyrazköy davası kapsamındaki ´Amirallere Suikast´ suçlamasıyla tutuklandı. Avukatlarının itirazı üzerine 9 gün sonra serbest bırakıldı. Yakınlarının iddialarına göre, tutukluluk sürecinde psikolojik olarak çöktü. Serbest bırakılması sevindirdiyse de kısa süre sonra itiraz üzerine tekrar tutuklama kararı çıkarılması Tatar´ı intihara sürükledi. Tatar, komutanlarının kendisine sahip çıkmadığını düşünüyordu.

-Deniz Kuvvetleri içinde Ata Evleri yapılanması-

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile şu an görevdeki komutan Oramiral Eşref Uğur Yiğit´e suikast hazırlığı yapan subaylar arasında Ali Tatar´ın da adı var. İddianamede Tatar´ın, Ergenekon´la bağlantılı olarak Deniz Kuvvetleri´nde kurulan organizasyonu ´koruduğu´ aktarılıyor. Tatar´ın adının da geçtiği belgelerde, Deniz Kuvvetleri içinde, Hava Kuvvetleri´ndeki Karargah Evleri´nin benzeri olan Ata Evleri yapılanmasına gidildiği iddia ediliyor.

Yarbay Ali Tatar´ın Deniz Kuvvetleri´ndeki Ergenekon yapılanması ile irtibatlı tüm subayları yakından tanıyan isim olduğu iddia ediliyor. Kendisinin Ergenekon´da ´eğitimden sorumlu subay´ olduğu, Deniz Harp Okulu´ndan mezun olan personelin birliklere dağıtımını ve bu yapıyla koordinasyonu sağladığı söyleniyor. Yarbay Tatar´ın Deniz Kuvvetleri içindeki en önemli oluşumlardan biri olan Ata Evleri ve Deniz Yıldızı Projesi´nde yönetici olduğu belirtiliyor.

Ali Tatar´ın bu kapsamda kritik görevlerde olduğu, ancak deşifre olduktan sonra her adımının Ergenekon örgütü tarafından yakından takip edildiği, konuşmaması için her türlü çabanın gösterildiği öne sürülüyor.

Ali Tatar´ın eşi Nilüfer Tatar, cenaze töreninde kamuoyunun pek bilmediği bazı bilgileri açıkladı. Ergenekon kapsamında cezaevine gönderilen Alevi inançlı 29 subay olduğunu söyledi: Alevi subayların üzerine oynuyorlar. 29 subay içeride boş yere yatıyor. Alevi subayları yok etmek istiyorlar.

Bugüne kadar TSK bünyesinde vefat eden Alevi inançlı subay ya da generallerden hiçbirinin cenazesi cemevinden kaldırılmamıştı. İlk defa Ali Tatar´ın cenazesi cemevinden kaldırılarak Alevi vurgusu ön plana çıkarıldı.

Ali Tatar´ın intihara karar vermeden önce bir oramiralle görüştüğü, son gece evinde 56 kişinin katıldığı bir toplantı düzenlediği de ileri sürüldü.

-İzmir´deki çete-

BERK ERDEN - 8 Şubat 2010: Güney Deniz Saha Komutanlığı´nda görevli Kıdemli Kurmay Albay Berk Erden intihar ederek hayatına son verdi. Erden´in intiharından sonra internete yüklenen bir videoda ölümün Ergenekon´la bağlantılı olduğı ima ediliyordu. Kocam öğrenirse Ergenekon ilişkilerini ortaya çıkarmakla tehdit ederim. Hatta sakladığı silahların yerini, İzmit´teki çete arkadaşlarını bile söylerim. ifadesi geçiyordu. Burada, İzmir´deki çete arkadaşlarını söylerim ifadesi de ayrıca dikkat çekici. Bu intihar olayından 2 yıl kadar sonra 2012 Mayıs ayında İzmir´de casusluk çetesine yönelik bir soruşturma başlatıldı. Halen devam ediyor. Daha önce İstanbul´da ortaya çıkarılıp davası görülen çete gibi bu çetenin özellikle Deniz Kuvvetleri içinde cirit attığı ortaya çıktı. Çete derken İzmir´deki çetenin mi yoksa Erden´in Ergenekon ilişkilerinin mi kastedildiği bilinmiyor.

SON SÖZ

İddialardan ve aktardığımız bilgilerden de anlaşıldığı gibi TSK içindeki mezhebi yapılanmanın özellikle Deniz Kuvvetlerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor. Hasan Celal Güzel´e 1997´de ulaşan bilgiler, Ergenekon iddianamesine de yansıyan Aksaz Deniz Üssü´nde komutanlar arasında yaşanan mezhep kavgası ile 28 Şubat sanıklarından Oğuz Kalelioğlu´nda ele geçen belgeler bu görüşe dair şimdilik sunduğumuz ana bulgular.. Tabi bir de yukarıda aktardığımız diğer bilgiler ile iddianameler ve eklerinde yer almış olabilecek farkında olmadığımız diğer belge ve bilgiler..

Son söz olarak; bu haberde bir mezhebin hedef alındığı söylenemez. Bu asla söz konusu değildir. Kişilerin istediği dini ve mezhebi seçme ve yaşama özgürlüğü vardır. Kimse kimseye inancını dayatmamalıdır. Birarada pekala barış içinde yaşanabilir. Haberin konusu, 80´li yıllardan beri yasal olmayan şekilde TSK içinde Suriye örneğinde olduğu gibi Baas tipi bir cunta yapılanmasına gidildiği ve bunu yaparken bir mezhebin araç olarak kullanıldığı iddiasıdır.

TSK´daki mezhebi yapılanma konusunun burada vermeye çalıştığımız bir kaç bilgi ile sınırlı tutulamayacağı çok açık. Zaten bu haberimizin çıkış noktasını hatırlarsak, 28 Şubat darbe süreci için 15 yıl önce yapılan bir suç duyurusuna dönemin DGM savcısının verdiği takipsizlik kararı ve bu kararı kaldırmak için günümüzdeki mahkemelerin getirdiği gerekçe idi. Yani TSK içindeki mezhebi yapılanma iddialarının yeterince araştırılmadan takipsizlik kararı verildiği gerekçesi idi.

Bu gerekçe ve takipsizlik kararının kaldırılmasından hareketle yapılanmaya yönelik ayrı bir soruşturma yürütülmekte midir?.. Yoksa bu konu 28 Şubat soruşturması kapsamında mı araştırılmaktadır?.. Ya da Karargah Evleri soruşturması kapsamında mı araştırılmaktadır?.. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(1) Kontrgerilla.com/basindaAH/19980315.asp

(2) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4480

(3) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5204

(4) Aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-14041-26-devir-devir-dogu-perincek.html

(5) Aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-4820-34-sol-28-subatin-neresinde.html

(6) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=4602

(7) Sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2010/01/21/cetin_doganin_kimligi

(8) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5556

(9) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=1918

(10) Kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5554

(11) Kontrgerilla.com/yazilar/delil_tartismalari.asp

(10 Eylül 2013, 15:52)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Demirel, mezhepçi cuntayı korudu

Yarbay Yıldar´ın Demirel´e gönderdiği 12 Mart 1998 tarihli mektup

TSK´da gizlenmiş örgütün çekirdeği: Batı Çalışma Grubu

Ergenekon ve Kontrgerilla yapılanmasında alevi bağlantıları

Fuhuş ve casusluk soruşturmasıyla ilgili manşetlerimiz

Casuslar TSK´da cirit atıyor

Amirallere suikast manşetlerimiz

Poyrazköy manşetlerimiz

İhbar: Ergenekon şüphelisi subaylar diğerlerine terör estiriyor

Oramiral Yiğit: Beni yıkamadınız

Deniz Kuvvetlerinde şüpheli intihar olayları ve Ergenekon şüphesi

Bir komutan şoku daha

İstifacı komutan: Bizi takan yok

Gölcük Donanma´da ele geçen belgeler manşetlerimiz

Ergenekon, balyoz ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde ara

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5564    yazdır/print


 

Özal davası yarın başlıyor

Cumhurbaşkanı Turgut Özal´a suikast davası yarın başlıyor. Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Cumhurbaşkanı Özal´ı zehirleyerek öldürdüğü iddiasıyla yarın hakim karşısına çıkıyor. Cezaevinde yeniden ifadesi alınan gizli tanık Selçuk, bu kez Tuncay Güney ve eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´in isimlerini ortaya attı. Bir başka gelişme de Özal´ın eşinin ifade değiştirmesi oldu. Daha önce ´Eşim zehirlenerek öldürüldü´ diyen Semra Özal, yeni ifadesinde ´Şüphelendiğim kimse yoktur, eşim öldürülmüşse şikayetçiyim´ dedi. Halen süren soruşturmada, Özal´ın zehirlenmesinde eşinin rol aldığına dair tanık ifadesi bulunuyor.

10.09.2013 10:22 Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ı 1993´te zehirleyerek öldürdüğü iddiasıyla hakkında ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açılan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, yarın ilk kez hakim karşısına çıkacak.

ÖZAL´DAN YENİ İFADE

Davanın görüleceği mahkemenin talimat yazısı üzerine gizli tanık Selçuk ile davanın müştekisi Semra Özal´ın hakim huzurunda yeniden ifadeleri alındı. Savcılık aşamasında “Ben eşimini zehirlenmeden dolayı öldüğünü düşünüyorum ve eceliyle ölmediğini düşünüyorum. Eşimin ölümünde şüphelerim var, araştırılmasını istiyorum” diye ifade veren Semra Özal 20 Ağustos´ta raporlu olduğu için evinde ifadesini alan hakime, “Adı geçen kişileri tanımam. Eşimin ölümüyle ilgili şüphelendiğim kimse yoktur. Eşimin öldürüldüğü iddia edilmektedir. Eğer öldürülmüşse şikayetçiyim. Ancak hakkında dava açılan kişiyle ilgili bir bilgim yok” dedi.

-Gizli Tanık: Suikast olduğunu Albay Gevrekçi söyledi-

Gizli tanık Selçuk ise 23 Ağustos tarihinde tutuklu bulunduğu cezaevinde kurulan mahkemeye ifade verdi. Selçuk ifadesinde özetle şöyle dedi:

“Ben 1990´lı yıllarda JİTEM´de görev yaptım. Bu sebeple bir çok kişiyle tanıştım. 2000´li yılların başında Tuğgeneral Veli Küçük ve Tuncay Güney´in yapmış olduğu bazı yanlış işleri, ihbar ettim. Meslekten tanıdığım Savaş Korkmaz (Gevrekçi) isimli, şimdi emekli olan albay bana Turgut Özal´ın ölümünün bir suikast olduğunu, yapılma şeklinin doğal olmadığını söylemişti.

-Suikast fırtınası MGK kararı-

Gevrekçi´nin anlattığına göre, Milli Güvenlik Kurulu kararları ve tavsiyesiyle dönemin kuvvet komutanlarının emir ve bilgisiyle yapılmış. Suikastla ilgili kendisinin de katıldığı brifingler alınmış. Süleyman Demirel bile aynı brifing ortamında bulunmuş. Sil-süpür-temizle operasyonuyla, bir bütünlük içinde Eşref Bitlis, Cem Ersever, Bahtiyar Aydın, Kazım Çillioğlu suikastları düzenlenmiş. CIA ve MOSSAD´ın bazı elemanları da operasyona katılmış. Turgut Özal suikastının operasyonunu yönlendiren MİT ve askeriye içindeki oluşumları harekete geçiren Teoman Koman paşadır. Bu kişi MGK´yı uygulatan kişidir.”

-Avukat: Hayal mahsulü-

Tuğgeneral Levent Ersöz´ün avukatı Hulusi Coşkun ise gizli tanık sıfatıyla ifade veren kişilerin hayal mahsulü beyanlarda bulunduklarını belirterek, şunları söyledi: “TSK ve Jandarma Genel Komutanlığı gibi 2 saygın kurumun gönderdiği belgelere itibar edilmiyor. Her ifadesinde saçma sapan beyanlarda bulunan 2 gizli tanığın ifadesine itibar ediliyor. Bu kişilerin yalan söyledikleri apaçık ortadadır. Beyanda adı geçen Savaş Korkmaz (Gevrekçi) diye bir kişinin TSK´da olduğu tespit edilememiştir. Diğer taraftan eski bir cumhurbaşkanının eşinin şeref ve gururuyla oynanmış olması, her beyanında farklı isimleri bu davanın içine çekmesi, savcılık tarafından maalesef ciddiye alınıyor. Biz bu kişilerin hayal kurduğunu düşünüyoruz ve mahkemeden bu yönde bir talebimiz olacak gerekirse rapor talep edeceğiz.” (Hürriyet)

Özal´a suikast davası 11 Eylül 2013 tarihinde (yarın) saat 09.00´da Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde başlayacak. İddianamede, Şüpheli Levent Ersöz´ün, açık kimliği tespit edilemeyen ancak gizli tanık ´Selçuk´ tarafından ´Savaş Korkmaz´ olarak belirtilen kişi ile 17 Nisan 1993´te, Türkiye´nin 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ı önceden planlayarak zehirlemek suretiyle öldürttüğü, bu yolla atılı suçu işlediği sonuç ve kanaatine varılmıştır. deniliyor. İddianamede deliller olarak Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekât Dairesi´nde (TUSHAD) görev yaptığını ileri süren İlker Çınar ile gizli tanık Selçuk´un Ersöz´ü suçlayan beyanları bulunuyor.

İddianamede emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, 765 sayılı TCK´nın Cumhurbaşkanına suikasta ilişkin 156. maddesi kapsamında suçlanıyor. Maddede, Reisicumhur hakkında suikastta bulunanlarla, buna teşebbüs edenler fiilleri teşebbüsü tam derecesinde ise ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasıyla, nakıs ise müebbet ağır hapis ile cezalandırılır deniliyor.

Ersöz, 5 Ağustos´ta sonuçlanan Ergenekon davasında 22 yıl 6 ay hapis cezası almıştı. Ersöz Balyoz davasında da halen yargılanıyor. Balyoz davası 1 yıl önce 21 Eylül 2012´de sonuçlanmış, 356 sanıklı davada darbe hazırlığı sabit görülerek çok sayıda sanığa hapis cezaları verilmişti. Davada sağlık sorunları nedeniyle ifade veremeyen Ersöz´ün dosyası ayrılmıştı. Yargılama halen devam ediyor.

HALEN SÜREN ÖZAL SORUŞTURMASINDA GEÇEN İSİMLER

Bu arada Özal´ın ölümüne yönelik soruşturma da halen devam ediyor. Levent Ersöz dışında soruşturmada başka isimler de geçiyor. Tüm isimler şu şekilde sayılabilir: Levent Ersöz, Savaş Korkmaz, Hurşit Tolon, Sabri Yirmibeşoğlu, Nasrullah Ayan, Kemal Yamak, Aslan Güner, Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk, Emin Çölaşan, Bedrettin Dalan, Sadiye Kürsülü, Nesrin Fidan (Blackwood) ve Semra Özal.

Yarın davası görülmeye başlanacak 56 sayfalık ilk iddianamede, Özal´ın Ergenekon tutuklusu emekli tuğgeneral Levent Ersöz tarafından organize bir cinayetle öldürüldüğü iddia ediliyor. Kısa iddianame okunduğunda görülebileceği gibi suikastin ardındaki asıl güç olarak Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) adı geçiyor. Tushad ve Özal´ı indiren güçle konuştuğunuz unutmayın ibareleri ile diğer bulgular, soruşturma ve davanın bu yönde gelişeceğini düşündürüyor.

Savaş Korkmaz (Gevrekçi)

Özal davası tek sanıklı olarak açıldı. Ancak iddianamede Ersöz´e yardım etmekle suçlanan ikinci bir isim daha var. Yarbay Savaş Korkmaz. Bu isim, bir kod isim olması ve gerçek kimliğin bilinmemesi nedeniyle iddianamede sanık olarak yer almadı. Kimliği tespit etme çalışması sürüyor. Bittiğinde ikinci bir iddianame daha hazırlanacak.

Hurşit Tolon

Ersöz ve Korkmaz dışında en somut 3. şüpheli Ergenekon sanığı emekli orgeneral Hurşit Tolon. Soruşturma kapsamında Tolon´un ´şüpheli´ sıfatıyla ifadesi alındı. Tıpkı Ersöz gibi. İkisine de aynı sorular yöneltildi. Savcı ikisini de serbest bıraktı. Ancak Ersöz iddianameye sanık olarak girerken, Tolon girmedi.

Sabri Yirmibeşoğlu, Nasrullah Ayan

Özal´a yönelik suikastte adı geçen diğer iki isim Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) eski komutanlarından emekli orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu ile MİT görevlisi Nasrullah Ayan. Yirmibeşoğlu´nun ismi özellikle çok önemli. Bu isimler Özal iddianamesinde Ergenekon iddianamelerine atıf yapılarak geçiyor. Özal´a 1987 yılında Başbakan iken düzenlenen suikast girişimini soruşturan Savcı Uğur Tönük´ün, Yirmibeşoğlu´nun tehdidi ve kızının kaçırılması nedenleriyle, Özal´ın da bilgisi dahilinde dosyayı kapatmak zorunda kaldığı iddiasını kabul ettiği, şimdiki savcıya çarpıcı bilgiler verdiği belirtiliyor. İddiaya göre Özal´ın öldürülmesi bir Özel Harp operasyonu. Özel Harp hücresi TUSHAD´ın suikastin ardında olduğu dile getiriliyor. Özal iddianamesinde savcının tespiti de bu yönde. Özal´ın öldüğü yıl içinde meydana gelen diğer bazı ölüm olaylarından da iddianamede bahsediliyor. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve ona bağlı -yani terörü ve ardındaki güçleri bitirme projesinde ona doğrudan ya da dolaylı destek veren- çok sayıda asker ve sivil yetkilinin ölümlerinin birbiriyle bağlantılı olduğu ima ediliyor. Bu açıdan Özal soruşturmasının çok büyüyeceği, çeşitli illerde yürütülmekte olan bazı komutan ölümleri dosyalarıyla birleştirilebileceği güçlü bir olasılık olarak değerlendiriliyor.

Kemal Yamak, Aslan Güner

Özal´ın ölümünde başka isimler de geçiyor. Özel Harp Dairesi´nin bir başka komutanı orgeneral Kemal Yamak bunlardan birisi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın genel sekreterliği görevini yürüten Yamak, Özal´ın ölümü üzerine o gün görevinden istifa etti. Diğer bir isim, o dönem Cumhurbaşkanı Özal´ın yaverliğini yapan Kurmay Albay Aslan Güner. Güner, fenalaşan Özal´ın hastaneye götürülmesinde yarı yolda arabanın güzergahının değiştirilerek başka hastaneye gidilmesi talimatını veren kişi idi. Özal´ın durumundaki bir kişi için saniyeler ve dakikalar hayati önem arz ettiğinden güzergah değişikliğinin ve daha yakın bir hastanenin tercih edilmemesinin ne kadar şüphe çekici olduğu açık. Ergenekon gizli tanığı Selçuk´un Özal dosyasına da giren ifadesinde bu iki isme açık bir suçlama yöneltiliyor: Savaş Albay, Özal´ın kanının değiştirilmesi ve suikastin yapılmasında da yardımcı tim olarak yer almış. O dönem yaşanan paniği, Deniz Tabip Kemal Yamak, Aslan Güner gibi komutanlar önlemiş. Savaş Albay, tüm ilk yardım olanaklarını, Özal´ın ölmesi için saydığım isimlerin ayarlamış olduğunu söyledi.

Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk, Emin Çölaşan

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk ile gazeteci Emin Çölaşan´ın isimleri de soruşturmada geçiyor. Demirel ile Cindoruk´un Özal´ın öleceğini bir kaç ay öncesinden bildiklerini gösteren ilginç bir konuşma Çölaşan tarafından köşe yazısında aktarılmıştı. Çölaşan, yazısı nedeniyle Özal soruşturmasında ifade verdi. Demirel´in o yazıdaki iddia için ABD Methodist hastanesinden gelen bilgiye dayandırarak yaptığı savunmayı yalanlayan önemli bir gelişme yıllar sonra DDK raporuyla ortaya çıktı.

Bedrettin Dalan

Özal suikastinde adı geçen bir başka isim Bedrettin Dalan. Özal´ı öldürmekle suçlanan Levent Ersöz, Ergenekon davasında 22 yıl hapis cezası aldı. Bedrettin Dalan da Ergenekon davasının en önemli sanıklarından birisi ve halen firari. Alman İstihbarat Teşkilatının kendisine verdiği sahte pasaportla Almanya´da yaşıyor. Türkiye´ye iadesi reddediliyor. Adeta uluslararası derin bir koruma çemberine alınmış gibi. Bu ikilinin aralarında yaptığı bir görüşmedeki Özal´la ilgili bölüm Özal iddianamesine alınmış. Bu konuşma Özal iddianamesinin 52. sayfasında yer alıyor. O satırlarda Dalan, Özal´ın Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşısına polisi dikme projesini başlattığını belirtiyor.

Sadiye Kürsülü, Nesrin Fidan (Blackwood)

Özal´ın ölümünde adı geçen diğer iki isim, Köşk çalışanları Sadiye Kürsülü ile Nesrin Fidan Blackwood. Devlet Denetleme Kurulu´nun talebi üzerine Emniyet İstihbarat Dairesi, Özal´ın şüpheli ölümüyle ilgili 20 kişinin ifadesini aldı. Bu ifadeler daha sonra rapor haline getirilerek DDK´ya sunuldu. Raporda, o dönemde Köşk´te çalışan Sadiye Kürsülü ve Nesrin Fidan Blackwood isimli iki kadın görevlinin, ´en ciddi şüpheli pozisyonu´nda olduğu dile getiriliyor.

Semra Özal

Ve son olarak Özal´a suikast düzenlediği iddia edilen isimlerin arasına gündemi sarsan bir isim eklendi: Eşi Semra Özal.. Ergenekon gizli tanığı Selçuk´un Özal ve Ergenekon soruşturmasında verdiği iki ifadede ayrıntılar yer alıyor. Selçuk´un ifadesinde ağır suçlamalar var. Buna göre Özal, Ergenekon örgütünün şantaja maruz bıraktığı eşi Semra Özal tarafından zehirlendi. Kafaları karıştıran bu iddiaya Semra ve Ahmet Özal sert tepki gösterdi. İddiayı güçlendiren bazı ayrıntıların varlığı dikkatleri çekmekle birlikte, iddiayı zayıflatan çok güçlü bulguların olduğu da dikkatleri çekiyor. Örneğin Semra Özal´ın yıllardır ölüm olayının şüpheli olduğundan bahsedip, araştırılması için çabaladığı biliniyor. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(10 Eylül 2013, 10:22)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

TURGUT ÖZAL SUİKASTİ VE ŞÜPHELİ ÖLÜMÜYLE İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Özal´ın sırrını açıklayın artık

Yarbay Savaş´ın izi sürülüyor

Özal soruşturması genişliyor

Özal´ı Meclis de araştırmalı

Flaş!!! Özal iddianamesine kabul

Özal iddianamesinde arama yap

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

TUSHAD ile ilgili manşetlerimiz

Zehirlenme örtbas mı edilecek?

Özal´ın zehirlendiği iddiası ve adli tıp incelemesi manşetlerimiz

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Özal ve komutan cinayetleri bağlantılı

Özal: Dertleri beni tasfiye etmek

DDK: Özal´ın mezarı açılmalı

DDK raporunun tam metni

DDK´nın Özal´ın vefatına dair raporun orjinalini Cumhurbaşkanlığı sitesinden indirmek için tıklayın

DDK´nın Özal´ın vefatına dair raporun orjinalini sitemizden indirmek için tıklayın

DDK Özal´ın ölümüne yoğunlaştı

Özal suikastinde çember daralıyor

Özal suikasti muhteşem bir Özel Harp işiydi, amacına da ulaştı

Korkut Özal: Kardeşimi Ergenekoncular öldürdü

Kaynak: Özal´ın o dönem ölmesi birilerince uygundu

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK´nın tasfiyesi durduruldu

Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Ergenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5562    yazdır/print


 

Atabeyler sevinemedi

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Başbakan´a suikast iddialarıyla gündeme gelen Özel Harp Dairesi mensubu subayların kurduğu Atabeyler Çetesi davasıyla ilgili tebliğnamesinde, sanıklar hakkında ´izinsiz patlayıcı madde bulundurma ve nakletme´ suçundan verilen hapis cezasının bozulmasını istedi. Ancak Başsavcılığın bu talebinin ilk anda sanıkların lehine görünse bile gerekçeye dikkatle bakıldığında sanıkların aleyhinde olduğu anlaşılıyor. Diğer taraftan Atabeyler ve Danıştay olayları ile dava süreçlerinde bir çok benzerlik ve bağlantının bulunduğu da görülüyor.

28.08.2013 16:02 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Atabeyler Grubu davasında, sanıklar Murat Eren, Erkut Taş, Yunis Akkaya ve Yasin Yaman hakkında izinsiz patlayıcı madde bulundurma ve nakletme suçundan verilen hapis cezasının bozulmasını istedi.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Atabeyler Grubu davasında, sanıkların Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs suçu için anlaşmak suretiyle TCK´nın 316. maddesine muhalefet etmek suçunun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle beraatına karar vermiş, izinsiz patlayıcı madde bulundurmak ve nakletmek suçundan ise sanıkları mahkum etmişti.

Mahkemenin gerekçeli kararında, ´sanıklar hakkında silahlı örgüt kurmak´ suçu kapsamında kamu davası bulunmadığı belirtilerek, ´bu suçlamanın ayrı bir dava ile takip edilebilmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazıldığı´ bildirilmişti.

Sanık avukatları, sanıkların izinsiz patlayıcı madde bulundurmak ve nakletmek suçundan mahkumiyetlerine yönelik temyiz itirazında bulundu. Sanıklar hakkındaki diğer hükümler ise temyiz edilmeksizin kesinleşti. Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz incelemesinin kapsamı, sanıkların izinsiz patlayıcı madde bulundurmak ve nakletme suçundan mahkumiyetlerine dair hükümlerle kısıtlı kaldı.

Başsavcılığın tebliğnamesinde, yerel mahkemenin bu suçla ilgili kararının bozulması istendi. Tebliğnamede, yerel mahkemece yapılan değerlendirmede, sanıkların sabit görülen izinsiz patlayıcı madde bulundurmak ve nakletme eylemlerinin amaç ve saikleri konusunda bir kanaate varılmadığı, sanıkların bu patlayıcı maddeleri temin ve muhafaza sırasında, görevli oldukları Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiyerarşisinden çıkarak oluşturdukları illegal yapı konusunda da herhangi değerlendirmede bulunulmadığı belirtildi.

Sanıklar hakkında izinsiz patlayıcı madde bulundurmak ve nakletme suçundan kurulan hükümlerle ilgili temyiz itirazlarının yerinde görülmediği ifade edilen tebliğnamede, şu görüşlere yer verildi:

Ancak sanıkların bu eylemleri, önceden kurulmuş bir silahlı terör örgütü ya da kendilerinin kurdukları ve yönettikleri bir silahlı terör örgütü faaliyeti kapsamında işleyip işlemediklerinin açıklığa kavuşturulması suçun vasıf ve niteliğinin tayini açısından zorunluluk arz etmektedir. Bu itibarla mahkemece dosyadaki deliller ve iddia makamının mütalaasına dayanılarak sanıklar hakkında ´silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek, üye olmak ve örgüte yardım etmek´ iddiaları yönünden gereğinin takdiri için Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan bildirimin sonucunun beklenmesi, bu suçlardan sanıklar hakkında dava açıldığı takdirde, sanıkların sabit görülen ve temyize konu ´izinsiz patlayıcı madde bulundurmak ve nakletme´ suçunun vasıf ve niteliğinin buna göre değerlendirilmesi, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdir edilmesi gerekir.

Ceza Muhakemesi Kanunu´na göre, bir suçun başka suçun unsurunu ya da temel delilini teşkil etmesi, bir suç hakkında verilecek kararın diğer suç hakkındaki davayı etkilemesi halinde, bu suçların görüldüğü davalar arasında bağlantı olduğunun kabul edildiği vurgulanan tebliğnamede, bu suçlara ilişkin davaların birlikte görülmesinin, suçların sübutu, nitelik ve vasıflarını doğru tayin açısından gerekli olduğu kaydedildi.

Bu nedenlerle sanık avukatlarının suçun sübutuna ilişkin ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi istenen tebliğnamede, şunlar kaydedildi: Mahkemece yapılan suç duyurusu üzerine soruşturmaya konu edilen sanıklar hakkındaki ´silahlı terör örgütü´ iddiaları netleşmeden ve sanıkların amaç ve saikleri konusunda herhangi bir gerekçe ortaya konulmadan, vahamet arz eden nitelik ve sayıdaki patlayıcı madde ve silah bulunduran sanıklar hakkında eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle basit nitelikli ´izinsiz patlayıcı madde bulundurma ve nakletme´ suçundan mahkumiyetlerine hükmedilmesi kanuna aykırı görülmektedir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesinin bağlayıcı niteliği bulunmuyor. Davayla ilgili son kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesi verecek. (AA)

OLAY ÇOK VAHİM, ANCAK KAPATILMAK İSTENİYOR

Başsavcılığın, tebliğnamesinde sanıklar hakkında ´izinsiz patlayıcı madde bulundurma ve nakletme´ suçundan verilen hapis cezasının bozulmasını istemesi ilk anda sanıkların lehine görünüyor. Ancak gerekçeye dikkatle bakıldığında talebin sanıkların aleyhinde olduğu anlaşılıyor.

Atabeyler davası, ortaya çıkan somut delillere ve kamuoyundaki tepkilere rağmen Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde adeta örtbas edilmişti. Bu ilk yargılama safhası yönüyle Danıştay saldırısı davasına benzeyen süreç, Yargıtay´ın çete bağlantısına dikkat çekmesi ve bunu ortaya koyacak yeni bir yargılamaya destek vermesiyle, ikinci yargılama safhası olan Yargıtay yönünden de yine Danıştay davasına benzeyecek gibi görünüyor.

-Savcı sanıkları savundu-

Yargılama sürecinde örtbas izlenimi doğuran gelişmeler yaşanmıştı. Sanıklar, evlerinde bulunan vahim patlayıcıları ve law roketatarı PKK´ya karşı kullanacaklarını iddia etmiş, savcı da sanıkların bu iddiasını doğru kabul etmek gerektiğini savunmuştu. Yani kamu adına görev yapan savcı, sanıkları suçlamak yerine adeta avukat gibi onları savunmuş, beraatlerini istemişti.

-İki kritik davada aynı isimler-

Bir davada sorulması gereken soruları soracak, şüphelerin üzerine gidecek en kritik isimler savcılardır. Bu görevlerini yapmadıkları taktirde o dava büyük olasılıkla kapanacaktır. Atabeyler davasında savcı olarak görev yapan isim ilginç bir kişi. Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci.. Davada duruşmaya ilk giren ve hazırladığı esas hakkında mütalaada sanıkların beraatini isteyen esas Savcı Demirci´nin Başbakan Erdoğan´a ağza alınmayacak küfürlerini içeren bir ses kaydı internette yayınlanmıştı. O ses kaydının montaj olmadığı teknik incelemelerle kanıtlandı ve açılan davaya Başbakan Erdoğan da müdahil oldu.

Savcı Salim Demirci, ses kaydında Diyarbakır´ı nasıl mum edeceğini anlatıyordu uzun uzun. Başbakan ve bürokratına karşı ağır hakaretlerin yer aldığı ses kaydında Demirci, Emniyet güçleri Diyarbakır´da valilik binasını dahi koruyamıyor. Az bile vallahi. Şimdi polis de insan evladı da, şöyle beş on tane gitse abi. Sadece sapan kullanabiliyormuş, bizim DHKP-C´li çocuklar gibi ha... Diyarbakır´a Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Hasan Şatır tayin edilse, üç ayda Diyarbakır´ı mum gibi yapar. diyordu.

Savcı Demirci´nin adını andığı Hasan Şatır, Danıştay davasına bakan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde başlangıçta üye hakim olarak yer alırken Başkan Orhan Karadeniz´in dava sonrasında ayrılmasıyla heyete başkanlık etmeye başladı. Atabeyler davası da Şatır´ın başkanlığındaki mahkeme heyeti tarafından görüldü. İki davadaki hakim gibi savcı da aynı isimdi: Salim Demirci.

-Savcı Danıştay davasının genişletilmesine de karşı çıktı-

Savcı Demirci´nin bir diğer dikkat çeken tavrı Danıştay davasında oldu. Cumhuriyet gazetesine peşpeşe üç kez düzenlenen el bombalı saldırı ve ardından Danıştay´a yönelik saldırının Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde görülen davası sürecinde, Cumhuriyet Gazetesi avukatları, Ergenekon soruşturma sürecinde ortaya çıkan deliller üzerine harekete geçmişti. Mahkemeye başvuran avukatlar somut delilleri sıraladı ve Davanın konumu itibarıyla çok daha büyük bir oluşum tarafından organize edilmesi ihtimaliyle soruşturma genişletilsin dedi. Ancak duruşma savcısı Salim Demirci, dava dosyası kapsamında tüm delillerin toplandığını ve soruşturmanın genişletilmesi taleplerinin, davanın esasına etki etmeyeceğini savunarak, avukatların taleplerinin reddine karar verilmesini istedi. Mahkeme de savcının talebi yönünde karar verdi.

Görüldüğü gibi savcı Salim Demirci´nin hem Danıştay hem de Atabeyler davasındaki tavrı özünde aynı. Şüphelerin üzerine gidilmiyor. Soruşturma derinleştirilmiyor. Dava bir an önce görülüp konu kapatılsın isteniyor.

-Daha iddianame hazırlanırken örgüt gözardı edilmiş-

Atabeyler davasında örtbas yapılıyor endişesine yol açan gelişmelerin ilkinin aslında daha iddianame aşamasında iken yine savcılarca yapıldığı ise, ancak dava sonuçlandığında ortaya çıkmıştı. Mahkeme, sanıklar hakkında verdiği kararın gerekçesinde, sanıklar hakkında tanzim olunan iddianamede örgüt suçunun tanımının yapılmadığını, bu nedenle sanıklara örgüt suçundan ceza verilmediğini belirtmişti. Yani, başlangıçta yapılması gereken derin soruşturma ve incelemeler yapılmadı. Aceleyle düzenlenen iddianame ile sanıklar adeta en hafif cezalarla kurtarılmaya çalışıldı. Olayın en vahim yönü olan ´örgütlü şekilde Başbakan´a suikast hazırlığı yapıldığı´ iddiasının aydınlatılması gayreti ise gösterilmedi. Bu noktada savcının Başbakana hakeretlerini içeren ses kaydı ister istemez akıllara geliyor.

-Yeni bir soruşturma yürütülüyor-

Atabeyler davasında baştan beri örtbas gayreti yaşandığına dair şüpheler kamuoyunda sık sık gündeme geldi, tepkiler yükseldi. Tartışmalar hiç kesilmedi. İkinci bir Şemdinli davası skandalı yaşanacağı dile getirildi. Belki bu tepkilerin, belki buna ek olarak, Ergenekon soruşturmasıyla başlayan ve hızla genişleyerek çok sayıda davaya dönüşen sürecin etkisiyle Mahkeme, Atabeyler davasının karar duruşmasında sanıkları hafif cezalarla cezalandırırken kritik bir karar da aldı. Olaydaki örgüt olasılığının araştırılması için suç duyurusu yaptı. Buna istinaden yeni bir soruşturma başlatıldı ve halen devam ediyor.

ÖRTBAS NEDENİ BU MU: ÖRGÜT MEĞER NERELERE TIRMANMIŞ!

Danıştay saldırısı, Atabeyler davasına benzer şekilde aynı mahkemede, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi´nde kapatılmıştı. Ergenekon savcısının gönderdiği çok sayıdaki deliller mahkemece dikkate alınmadı. Ancak Yargıtay, davanın derinlemesine araştırılması için Ergenekon davasıyla birleştirilmesine karar verdi. Benzer bir gelişmenin Atabeyler davasında yaşanabileceği görülüyor. Benzer bir gelişme Dink davasında yaşanıyor. Olay örgüt yönü açısından tekrar soruşturuluyor. Benzer bir başka gelişme Malatya Zirve davasında yaşanıyor. Katliam davası, örgüt ve Ergenekon´la bağlantısı yönüyle derinlemesine soruşturuldu ve davaya dönüştü. Bu gelişme, Ergenekon soruşturmasını başlatan Savcı Zekeriya Öz´ün devreye girmesiyle geldi. Şok deliller ortaya çıktı. Katliam, Genelkurmay bünyesinde kurulan Tushad isimli Ergenekon hücresine dayandı. Genelkurmay hücrenin varlığını yalanladı. Ancak çok geçmeden hücrenin varlığını doğrulayan şok bir belge Genelkurmay´ın mahkemeye gönderdiği bilgisayarlarından çıktı. Görüldüğü gibi bir örgüt varmış ve meğer nereye kadar tırmanıyormuş!..

Belki de bunun için, yani işin oraya tırmanması ihtimaline binaen davalar örtbas edilmeye çalışılıyor. Atabeyler olayının kapatılma gayretinin nedeni de bu açıdan anlaşılabilir. Olayın Özel Harp Dairesi´ne kadar tırmanmasından korkulduğu söylenebilir. Suikast hazırlığının Özel Harp´te emir-komuta zincirinde yapıldığı iddiası dile getirilebilir. Nasıl olur diyenler, ıslak imzalı ´İrtica ile Mücadele Eylem Planı´ ile ´İnternet Andıcı´ belgelerine baksın. Nasıl olur diyenler, Ergenekon sanığı Özel Harp binbaşısı Fikret Emek´te el geçirilen Ankara´da bir üst geçidin bombalanmasıyla ilgili Özel Harp görev kartına baksın. Nasıl olur diyenler, Bülent Arınç´a suikast iddiası üzerine başlatılan soruşturmanın Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) Ankara´daki merkezine uzanan ve 1 ay süren kozmik aramalara baksın. Bu soruşturmada 3´ü tutuklanmak istenen 8 subayın şüpheli konumda olduğuna baksın. Bu kozmik aramalardan 3 ay sonra Ankara´da ihbar üzerine durdurulan Özel Harp´e ait bir kamyondaki 958 el bombasına baksın. Bu bombalardan 733´ü Ergenekon soruşturmalarında sanıklardan ele geçirilen bombalarla aynı seridendi. Bu şok ayrıntı Ergenekon davasında savcılık mütalaasına girecek kadar önem taşımaktaydı. Yine bu bombaların 300´den fazlası değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 terör olayıyla da seri ve kafile numarası yönünden bağlantılı çıktı. Nasıl olur diyenler, bu şok olayı daha da önemli kılan bir başka ayrıntıya daha, o bombaların üzerlerindeki seri numalaralarının silinmek amacıyla nakledilmekte olduğuna baksın. Daha bir çoğu sayılabilecek bu örnekler, örgüt yönü araştırıldığında davaların nerelere kadar tırmanabileceğini gösteriyor. Yine bu ihtimale binaen de soruşturma ve davaların neden fazla derinleştirilmeden bazı savcı ve hakimlerce kapatılmaya çalışıldığı şüphesi de anlaşılır hale gelmekte.

KORKUNÇ ŞÜPHE

Ancak kamuoyunun zihninde yer alan ve burada dile getirilmesi gereken çok çarpıcı bir şüphe daha var: Örtbas gayreti örgütsel olabilir mi?..

Bırakın delillere ulaşmak için gayret etmeyi, Ergenekon savcısının 9 adet somut delili göndermesi olayında olduğu gibi ayaklarına kadar gelen delilleri bile dikkate almayan ve Danıştay davasını kapatan savcı ve hakimler söz konusu. Biri emir vermiş, biri planlamış, biri tetiği çekmiş, biri kameraları karartmış, biri de mahkemede örtmüş! dediğimizde bu söz bizim uydurmamız mı olmakta, yoksa bazılarına acı gelen bir gerçek mi?..

Kameraların saldırı gününde bozuk olduğu bilinmesine karşın mahkeme olayın üzerine düşmedi. Saldırıya uğrayan hakimlerin ifadesinin alınması ve saldırganla yüzleştirilmesi en temel yargılama aşamalarından biri iken bu yapılmadı. O ifadeler saldırı olayı ancak Ergenekon davasına geçtiğinde alınabildi. Ve ifadeler çarpıcı bir ayrıntıyı ortaya çıkardı. Saldırgan tekbir getirmemişti. Oysa olay yerinde olmayan Danıştay üyesi Tansel Çölaşan, saldırganın tekbir getirerek kurşun yağdırdığını saldırıdan hemen sonra basına flaş açıklama olarak heyecanla duyurdu. Olay dinci kesime mal edildi. İslama ve müslümanlara hakaretler edildi. Hükümet üyeleri cenaze töreninde pet şişe yağmuruna tutuldu. Can güvenliği tehlikesi ortaya çıktı. Tansel Çölaşan acaba o yalanı örgütsel bir direktifle mi söylemişti?.. Kamera karartma olayında adı geçen Oyak Güvenlik genel müdürü Orhan Çoban´ın dinlemeye takılan telefon görüşmesindeki ´devleti korumak ayıp değil, günah değil´ sözü, tetikçi Alparslan Arslan´ın ardındaki asıl kişileri karartma olayıyla bağlantılı mı?.. Sorular çoğaltılabilir. Ortaya çıkan bulgular, kemalistlerin kemalistleri kemalizmi koruyabilmek için kurban ettiğini gösteriyor. Kanlı bıçaklarını ise müslümanların kapısının önüne bıraktılar. Birileri de örgütsel talimatla ya da değil, acaba aynı amaç uğruna davaları örtbas mı ediyor?..

Sadece Danıştay saldırısı değil, 2006 ve 2007 içinde çok sayıda başka olay da yaşandı. Hepsi birbiriyle örtüşen bu olayların, Necdet Sezer´in yerine Abdullah Gül´ün cumhurbaşkanlığına seçildiği 1,5 yıllık süreçte yaşandığı görülebilir. Anlaşılıyor ki o süreçte bir kontrgerilla harekatı yürütüldü. O dönem meydana gelen ilk bir kaç gelişmeden sonra devamının geleceğini hissederek bir bir sıraladığımız, sitemizin 1 nolu haberi olarak canlı yayında takip ettiğimiz ve göstermeye çalıştığımız bu operasyonun varlığı yıllar sonra doğrulandı. 2006 yılında Özel Harp mensuplarından MİT´e, oradan da 2012 sonunda TBMM Darbeleri Araştırma komisyonuna gönderilen 6 adet ihbar mektubu bizim tespitlerimizle örtüştü. Bir kaos planının yürütüldüğünü ortaya koydu. Özel Harp Dairesi´nce emir-komuta zincirinde yürütüldüğü anlaşılan bu operasyonun varlığı, örgüt yönü incelendiğinde davaların nerelere kadar tırmanabileceğini, bu ihtimalin de kimleri korkutmuş ve örtbas gayretine sokmuş olabileceğini gösteriyor.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(28 Ağustos 2013, 16:02)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Başsavcı: Atabeyler bozulsun

Başsavcı: Atabeyler bozulsun

Atabeyler´e soruşturma başlatıldı

Atabeyler´de yeni dava hazırlığı

Atabeyler´de skandal beraat

Erdoğan´a suikast davası kapatılıyor

Atabeyler davası kapatılıyor: Savcı sanıkları savundu

Yılmazer: Atabeyler olayı dört dörtlük suikast girişimiydi

Atabeyler´in sarı zarfını veren kişi tespit edildi

Atabeyler olayı ve Ergenekon´la bağlantısına dair manşetlerimiz

Atabeyler Çetesi ile ilgili manşetlerimiz

Atabeyler Çetesi ile ilgili geniş bilgi içeren dosyamız

Cumhurbaşkanlığı sürecinde kışkırtmalar

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

Bomba kamyonuna 2. soruşturma

Özel Harp bombaları mütalaada

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5540    yazdır/print


 

Baskına çağıran TGB´ye baskın

İddianamelerde Ergenekon´un gençlik birliği olarak geçen Türk Gençlik Birliği´ne sabah erken saatlerde operasyon düzenlendi. İstanbul ve Ankara´da düzenlenen eş zamanlı operasyonda, aralarında Aydınlık gazetesi çalışanları, İşçi Partisi ve Türk Gençlik Birliği yönetici ve üyelerinin de bulunduğu 21 kişi gözaltına alındı. Operasyonların nedeni, bu kuruluşların kamuoyunu, 5 Ağustos´ta hükmün açıklanacağı Ergenekon davasını basmaya çağırmaları. Gözaltına alınan şüphelilere ´halkı şiddet eylemlerine ve isyana teşvik´ suçundan işlem yapılacağı ve devam eden operasyon kapsamında gözaltı sayısının artabileceği belirtiliyor.

03.08.2013 11:22 İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Ergenekon Davasının karar duruşmasını izlemek için Silivri´de toplanma çağrısı yapan bazı kişilere yönelik sabah saatlerinde operasyon düzenledi.

21 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

İstanbul ve Ankara´da düzenlenen eş zamanlı operasyonda, şu ana kadar aralarında Aydınlık gazetesi çalışanları, İşçi Partisi ve Türkiye Gençlik Birliği yönetici ve üyelerinin de bulunduğu 21 kişi gözaltına alındı. Şüpheliler hakkında, halkı şiddet eylemlerine ve isyana teşvik suçundan işlem yapılacağı ve devam eden operasyon kapsamında gözaltı sayısının artabileceği belirtildi.

´5 AĞUSTOS´TA SİLİVRİ´YE´ ÇAĞRISI YAPMIŞTI

Türkiye Gençlik Birliği, Silivri´de 5 Ağustos Pazartesi günü yapılacak olan Ergenekon davasının karar duruşması öncesi herkesi Silivri´ye çağıran bir duyuru yapmıştı.

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, dün Ergenekon davasının karar duruşmasına izleyici alınmayacağını açıklamış, Silivri´deki toplanmaların ´kanunsuz gösteri´ olarak değerlendirileceğini söylemişti.

DAHA ÖNCEKİ BASKINDA MAHKEME HEYETİNE FİİLİ SALDIRI YAPILDI

Bu kuruluşların daha önceki bir daveti sonucu gerçekleşen baskında çıkan olaylarda mahkeme heyeti can güvenliği nedeniyle duruşmayı ertelemek zorunda kalmıştı. 8 Nisan 2013 tarihinde gerçekleşen 282. duruşmada protesto kelimesiyle tanımlanamayacak düzeyde taşkınlıklar çıkmış, duruşmanın yapılması engellenmişti. Yöneticileri davada yargılanan İşçi Partisi ve TGB´nin öncülüğünde gerçekleşen olaylarda CHP´li milletvekilleri etkin rol almışdı.

TGB=KIŞKIRTICILIK

Silivri´ye baskına çağırma olayının dışında TGB´nin adı Taksim gezi olaylarında da sık sık geçmekteydi. TGB olayların kışkırtılmasında önemli rol almıştı. Hatta o kadar ki, Rize´deki olaylara katılan Türk Gençlik Birliği (TGB), Rize Jandarma İl Alay Komutanlığının telefonlarını twitter´dan duyurup, göstericilerin telefon etmesini ve jandarmayı polise karşı yardıma çağırmalarını isteyecek kadar ileri gitmişti.

İŞÇİ PARTİSİ´NİN GENÇLİK ÖRGÜTÜ

Türk Gençlik Birliği (TGB), yöneticileri Ergenekon davasının en önemli sanıkları arasında yer alan ve Pazartesi günkü duruşmada liderleri Doğu Perinçek´in ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alması olasılığı bulunan İşçi Partisi´nin gençlik örgütlenmesi olarak biliniyor. Atatürkçülüğün ardına sığınarak marjinal sol örgütlerle birlikte hareket eden TGB, hükümet aleyhindeki her türlü toplumsal olayın ardında yer almakta, tam bir kışkırtıcılık faaliyeti yürütmektedir. Bu yapılanmayla ilgili en dikkat çekici bilgi, 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast hazırlığı suçlamasıyla Arınç´ın evi civarında gözlem yaparken yakalanan ve ellerindeki adres kağıdını aceleyle ağızlarına atarak yok etmek isteyen Özel Harp Dairesi (ÖHD) subaylarının TGB ile bağlantılarının ortaya çıkması olmuştu.

TGB, ERGENEKON´UN GENÇLİK YAPILANMASI

Türk Gençlik Birliği (TGB), İkinci Ergenekon iddianamesinde Ergenekon´un yönetimindeki sivil toplum kuruluşlarından biri olarak geçiyor. TGB´nin yöneticileri Ergenekon davasında sanık konumnda. Ergenekon sürecindeki eylemleri ve iddianamelerde hakkındaki iddialar incelendiğinde, TGB´nin Ergenekon Gençlik Birliği olarak görev yaptığı iddiaları güçlenmekte. Birliğin adı bu şekilde ön plana çıkınca Ergenekon sanığı Yalçın Küçük, Ergenekon algısının oluşmaması için TGB´den Ergenekon davası aleyhindeki eylemlere katılmamasını istemişti. Ancak Küçük bu algıyı engellemekte çok geç kalmış bulunuyor. Çünkü Türk Gençlik Birliği (TGB), Ergenekon iddianamesindeki tespiti doğrularcasına çok sayıda eylemde ortaya çıktı. 29 Ekim 2012 ve 1 Mayıs 2013 olaylarının provoke edilmesinde önemli rol oynayan bu yapılanma Taksim Gezi olaylarının tırmandırılmasında da etkin rol aldı. Ergenekon´un gençlik örgütlenmesi ya da Kontrgerilla Gençlik Birliği (KGB) olarak da adlandırılmaya başlanan bu yapılanma, Ergenekon sanığı Doğu Perinçek´in İşçi partisi ile bağlantılı. Örgüt Ergenekon´la ilgili her faaliyette öncü olarak aktif şekilde yer alıyor. TGB yöneticilerinin 2009 sonunda kozmik aramalar üzerine gözaltına alınıp tutuklanması istenen Özel Harp subaylarıyla bağlantıları da ortaya çıkmıştı.

ARINÇ SUİKASTÇİSİ ÖZEL HARP SUBAYLARI DA TGB BAĞLANTILI

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast hazırlığı suçlamasıyla Arınç´ın evi civarında gözlem yaparken yakalanan ve ellerindeki adres kağıdını aceleyle ağızlarına atarak yok etmek isteyen Özel Harp Dairesi (ÖHD) mensubu iki subayın da TGB ile bağlantıları iddia edilmişti. Taksim olaylarına dair basında o günlerde yer alan bir bilgi, bu açıdan ilginçti. Buna göre, “istihbarat birimleri, Taksim Gezi Parkı protestolarının organize sokak olaylarına dönüşmesinde Özel Harp Dairesi´nin sivil yapılanması olan ´Beyaz Kuvvetler´ parmağını tespit etti. İnternet tabanlı konuşmalar, aynı anda çok sayıda ilde patlak veren olayların anlık gelişmediğini ve planlı şekilde bir güç tarafından organize edildiğini gösteriyor. O konuşmalardan bir bölümü şu şekildeydi: ´Çayyolu çok sakin ne oluyoruz?.. Son durum nedir Kızılay´da?.. Görüşmeleri saklı tutun, araya girenleri kanal liderine bildirin o kişiyi çıkarsın.. Frekansa girenler var, deşifre oldu, Zello´dan başka frekansa geçin.. Telefonla konuşmayın.. Zello şifresini yüzyüze grup liderlerine ulaştırın o sizi bilgilendirir..´”

YUMURTALI PROTESTOLARDAKİ İLGİNÇ ZAMANLAMA

2011 seçimlerine giden süreçte tam 1 yıl kadar önce TRT Haber´de, ´Büyük Takip´ programında Ergenekon yöneticisi olarak yargılanan Yalçın Küçük´e ait bazı görüntüler yayınlanmıştı. Türk Gençlik Birliği (TGB) isimli örgütün toplantısında konuşan Küçük, PKK´nın güç kaybetmesinden üzüntü duyduğunu belirtiyordu. PKK´nın dibinin oyulduğunu belirten Küçük, Fethullah Gülen Hareketi hem Musul´da hem Diyarbakır´da PKK´nın dibini oyuyor. diye konuşuyordu. Yumurtalı eylemlerin küçümsenmemesi gerektiğini söyleyen Küçük, 27 Mayıs´a giden yolda kendisinin de içinde olduğu bu tarz gençlik hareketlerinin rol oynadığını anlatıyordu.

Yumurtalı protestoların, ´Öğrenci Kollektifleri´ adlı sol görüşlü gençlik örgütlenmesi tarafından 2011 Haziran seçim sürecinde hükümeti zor durumda bırakmak amacıyla planlanan öğrenci eylemlerinden biri olduğu iddia edilmişti. TGB´nin bu hareketlenmedeki rolü net bilinmiyor. Ancak hükümet yanlısı olmakla itham edilen liberal aydın, gazeteci, bürokrat ve hükümet bakanlarına yönelik peşpeşe gerçekleşen yumurtalı protestoların, Ergenekon bağlantılarının gündeme gelmesinin ertesinde kesilmesi dikkat çekmişti. İstanbul Dolmabahçe´de ve Erzurum´da Başbakanı protesto amaçlı ve polisin şiddet kullanmaya zorlandığı protesto eylemlerinin de yaklaşan seçimlere yönelik Ergenekon destekli öğrenci eylemlerinden biri olduğu medyada dile getirilmişti. Bu tartışmaların üzerine Taraf yazarı Emre Uslu´nun yazısı şok bir iddiayı dile getirmişti. Buna göre Erzurum Kış Olimpiyatlarında Başbakan Erdoğan ve hükümet üyelerini protesto için yola çıkan öğrencilerin otobüs paralarının CHP´li belediyelerce ödendiğine dair yine o öğrencilerin arasında yer alan bir öğrenci itirafta bulunmuştu.

ERGENEKON İDDİANAMELERİNDE TGB

TGB, İkinci Ergenekon davasının konularından. İkinci iddianamenin 23 sayfasında TGB´ye yer verilmekte:

İkinci Ergenekon iddianamesinin 1364. sayfasında Türk Gençlik Birliği´nden Ergenekon´un yönetimindeki sivil toplum kuruluşlarından biri olarak bahsedilmekte.

İkinci iddianamenin 728. sayfasında TGB ile ilgili çok çarpıcı bilgiler verilmekte, sanık Hurşit Tolon´un TGB bağlantılarından bahsedilmekte.

İkinci iddianamenin 1369, 132 ve 311- 312´nci sayfalarında yine TGB ile ilgili çarpıcı bilgiler yer almakta.

İkinci iddianamenin 1368. sayfasında TGB belgelerinin polis aramasından kaçırılmasıyla ilgili bilgiler yer almakta.

Bunların dışında İkinci Ergenekon iddianamesinde çok miktarda başka bilgiler de yer almaktadır. Örneğin 432- 433. sayfalarda TÜRKİYE GENÇLİK BİRLİĞİ başlığıyla geniş bilgiler bulunurken. 1366- 1367. sayfalarda ise TGB´nin İşçi Partisi ile bağlantısına dair sanıklardan ele geçirilen çok çarpıcı notlara ve TGB´nin hangi amaçla kurulduğuna dair satırlara yer verilmekte.

Üçüncü Ergenekon iddianamesinin 250. sayfasında sanık Erol Manisalı´nın Ergenekon´la bağlantısına dair deliller kapsamında TGB konusuna yer verilmekte.

ÇYDD-ÇEV iddianamesinin 353. sayfasında sanık Mustafa Namık Kemal Boya´nın Ergenekon´la bağlantısına dair deliller kapsamında TGB konusuna da yer verilmekte.

Odatv iddianamesinin 8-9´ncu sayfalarında sanık Yalçın Küçük´ün Ergenekon algısının oluşmaması için TGB´den Ergenekon davası aleyhindeki eylemlere katılmaması şeklindeki görüşlerine yer verilmekte.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

GÖZALTINA ALINAN 21 KİŞİNİN SORGUSU SÜRÜYOR

04.08.2013 13:07 Polis operasyonunda dün gözaltına alınan 21 kişinin arasında TGB Genel Başkanı Çağdaş Cengiz, Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlker Yücel, İP Ankara İl Başkanı Osman Yılmaz, Ulusal Kanal Ankara Temsilcisi Mustafa Kaya ve muhabir Mehmet Kıvanç´ın da olduğu öğrenildi. Şüphelilerin, halkı şiddet eylemlerine ve isyana teşvikten, ülkede kaos ve kargaşa ortamı oluşturup anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine yönelik suç işleme yönünde çağrı, mevcut hükümeti devirmeye yönelik çağrı, kişileri kamu düzenini bozmaya teşvik, mahkeme üyelerini baskı altına alarak adil yargılamayı etkileme suçlarından işlem göreceği bildirildi. Gözaltına alınanlar sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü. Gözaltılar üzerine İP´den yapılan açıklamada, Buradan bir kez daha haykırıyoruz. 5 Ağustos´ta yüz binlerle Silivri´deyiz. denildi.

(03 Ağustos 2013), son güncel.: (04 Ağustos 2013)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

TGB ve Ergenekon bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

Ergenekon iddianamelerinde Türk Gençlik Birliği (TGB)

TGB: Gücümüz az, asker gelsin

Flaş: Ergenekon´da izleyici yok

Ergenekon´un bitişine 3 gün kaldı

TGB: Silivri´yi 5 Ağustos´ta basıcaz

Ergenekon duruşması yapılamadı

Ergenekon´da olaylı 282. duruşma

İşçi Partisi: Silivri´yi basıcaz

Silivri´deki olaylara soruşturma

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

Ergenekon ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda delil tartışmaları

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

CHP ve İP´e kapatma başvurusu

Mahkeme baskınına suç duyurusu

13.12.2012: Flaş!!! CHP ve İP´liler mahkemeyi basmaya kalktılar

Ergenekon davasının 277. duruşmasında salonda ve dışarıda yaşananlar

Batum: 50 bin kişi Silivri´yi basalım

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Ergenekon ve bağlantılı diğer iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5503    yazdır/print


 

Seçimden fayda ummayan güçler

Taksim Gezi olayları, Demirel´in Ecevit´e yıllar önce ilettiği bir ihbarı akıllara getirdi. Ecevit´in konuyla ilgili kaygılarının haklılığını da gösterdi.

18.06.2013 17:04 Taksim Gezi olaylarının bir kaç ağacı koruma endişesini aştığı, hükümeti devirme amacı taşıdığı giderek netleşiyor. Yakın zamanda 29 Ekim 2012 Cumhuriyet Bayramı törenleri, alternatif kutlama adı altında kitlesel olaylara dönüştürülmeye çalışılmıştı. Ardından 1 Mayıs 2013 Taksim İşçi Bayramı kutlamalarının, alandaki inşaat çalışmaları nedeniyle yasaklanması üzerine kitlesel olaylar çıkarılmıştı. Son örnek Silivri´deki Ergenekon duruşmasının basılması girişimiydi. Hepsinde benzer özellikler bulunan bulunan bu kitlesel kışkırtmaların peşpeşe gelmesi, hazırlıkların önceden yapıldığını gösteriyor. Bu kışkırtmalara katılan kesimlerin tartışmasız ortak bir özelliği ´seçimlerden fayda ummayan güçler´ olması.. İşte bu tanım cümlesi eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel dönemine ilginç bir çağrışım yapıyor.

Eski Başbakan Bülent Ecevit Özel Harp Dairesi´nin varlığını 70´li yıllarda tesadüfen öğrendi. ´Dehşete kapıldım´ diyecekti. Bazı ön hazırlıklardan sonra ´sivil uzantıyı´ ortadan kaldırmak, Daire´yi dış etkilerden arındırmak ve asli görevi ile sınırlamak üzere gereken adımları atmaya karar verdi. Ancak süreci tamamlayamadan muhalefete düştü. Sonra da konunun üzerini örtmeyi tercih etti. Neden örttüğünü de şöyle gerekçelendiriyordu: Bana, özsunuşta (brifingde) verilen bilgiler çok gizli olduğu için yeraltına kök salmış, adı sanı bilinmeyen kimselerden oluşan bir Örgüt´e karşı, muhalefette iken önlem alabilmemiz olanaksız olduğu için, hatta yapacağım açıklamalar üzerine, Kuruluş´un ´Sivil uzantısı´nda yer alanlardan bazılarının, korunma içgüdüsüyle, Ülkede çok tehlikeli tertiplere yönelebileceklerinden kaygı duyduğum için, o acı Devlet Sırrı´nı bir zehir gibi içimde saklamak zorunda kaldım.

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, 3 Haziran 1977 günü CHP´nin Taksim´deki mitinginde CHP´li muhalefet lideri Bülent Ecevit´e bir suikast planlandığını mektupla Ecevit´e bildirdi. Olayı kamuoyuna da açıkladı. Demirel, mektubunda gerek bu suikastın, gerekse daha önceki suikast, sabotaj ve katliamları yapanların, “Seçimlerden fayda ummayan güçlerin” eseri olduğunu bildirdi. Ecevit seçimleri kazanıp Başbakan olunca o ihbarı araştırdı. Kesin bir kanıt elde edemediğini açıklayan Ecevit, kontrgerilla olarak da adlandırılan Özel Harp Dairesi´nden şüphelendiğini belirtti.

Ecevit´in, Kuruluş´un sivil uzantısında yer alanlardan bazılarının, korunma içgüdüsüyle, ülkede çok tehlikeli tertiplere yönelebileceklerinden kaygı duyması.. Bu nedenle Daire´nin üzerine gitmekten vazgeçmesi.. Demirel´in, seçimlerden fayda ummayan güçlerin harekete geçtiğini Ecevit´e mektupla bildirmesi.. Ecevit´in bunların Özel Harp Dairesi (ÖHD) olduğundan şüphelenmesi..

Bunlar geçmişten günümüzdeki olaylara ışık tutan çok önemli tespitler. Geriye dönülüp bakıldığında rahatlıkla görülecektir ki, Malatya Zirve davası ek iddianamesinin açıklandığı Haziran 2012´den bugüne son 1 yıl boyunca sürekli Özel Harp Dairesi gündemde. Ergenekon davası ikinci planda kaldı. Adeta her taşın altından bu Daire çıkıyor. Malatya Zirve katliamının bu Daire´nin işi olduğu belge ve ses kayıtlarıyla ortaya çıktı. Zirve davasının seyri inanılmaz ölçüde değişti. Dink davasında benzer gelişmeler yaşanıyor. Ergenekon davasından Zirve davasına Özel Harp Dairesi´nin Hatay bölgesinde DHKP-C ile ortak operasyon yürüttüğünü gösteren bir belgenin gönderilmesi.. Özal davasının açılması ve Özel Harp hücresi Tushad´ın Özal´ı öldürmekle resmen suçlanması.. Genelkurmay´ın Tushad´ın varlığını yalanlaması ancak Ergenekon davasına bakan mahkemenin Tushad belgelerini Genelkurmay bilgisayarlarında bulması.. Başbakan Erdoğan´a suikast hazırlığı yapan Özel Harp subaylarından oluşan Atabeyler çetesi davasının komik gerekçelerle bireysel suça indirgenmesi ancak yargıtay´ın devreye girerek davayı bozması ve örgüte dikkat çekmesi.. Son olarak da MİT´e, oradan da TBMM Komisyonuna gönderilen Özel Harp mensuplarına ait 6 adet ihbar mektubu.. 2006-2007 arasındaki 1 yılı aşkın süreyi kapsayan Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde meydana gelmiş olan çok sayıdaki terör ve kışkırtma olaylarının mektuplardaki iddialarla örtüşmesi.. Bu mektupların mahkemelerce komisyondan talep edilmesi.. Görüldüğü gibi mahkemeler bu Daire´nin izini sürmeye başladı. Onlar da gördü ki, Ergenekon ikinci planda. Onun da üzerinde yer alan bir beyin var: Ergenekon ve diğer terör örgütlerine eleman ve bomba temin eden Özel Harp Dairesi..

Çok fazla örnek var. Bunları bir çok haberde detaylı olarak ele aldık. Hiçbiri spekülasyon ya da komplo teorisi değil. Bunlar, ´seçimlerden fayda ummayan güçler´in son 5-6 yıldır nasıl devrede olduğunu gösteren somut deliller.. Özellikle Özel Harp´teki kozmik aramalardan sonra 2010 boyunca çok sayıda il ve ilçede kitlesel olayların meydana gelmiş olması çok dikkat çekici. Günümüzdeki gelişmeleri de açıklıyor. Bu Daire´nin son 1 yıldır giderek daha fazla açığa çıkması ve gelişen kitlesel olaylar, açığa çıkarıldıklarında ülke çapında tehlikeli tertiplere girişebilecekleri korkusu yaşıyan Başbakan Ecevit´in haksız olmadığını ortaya koymuş oluyor.

Gezi parkı olaylarının kısa sürede çok sayıda ile yayılması.. Güvenlik güçlerinin ´Zello´ sistemi üzerinden internet tabanlı yapılan görüşmelerde olayları organize şekilde yönlendiren kişilerin varlığını tespit etmiş olması.. Daha şimdiden bir kaç somut bulgu ortaya çıktı. İlerleyen günlerde yenilerinin çıkması bekleniyor. Gezi olaylarının ardında bu Daire´nin varlığına kuşku duyulmuyor. Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu da bu görüşte. Orakoğlu, Gezi olaylarında rol aldığı şüphesiyle bu sene içinde Özel Harp´e bir operasyon beklendiğini de belirtiyor.

2009 sonunda Özel Harp´te gerçekleşen kozmik aramalarla ilgili soruşturmanın da önümüzdeki aylarda tamamlanması bekleniyor. Mahkemenin el koyduğu ve Genelkurmay´ın taleplerine karşın geri vermediği suç içeren belgelerin ne olduğu merak ediliyor. Soruşturmada gözaltına alınan Özel Harp´çi subayların hükümete devirme ve ayaklanma ile suçlanmasının hangi somut bulgulara dayandığı merak ediliyor. Özel Harp subaylarının Ergenekon sanıklarıyla, İşçi Partisi ve Türk Gençlik Birliği (TGB) gibi kitlesel kışkırtmalarda ön saflarda yer alan kuruluşlarla bağlantıları merak ediliyor.

Dış ve iç düşman kavramını karıştıran bu Daire´nin irticanın kaynağı ve iç düşman gördüğü AK Parti hükümetine karşı bir kez daha harekete geçtiği anlaşılıyor. Seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin bir örtülü operasyon daha yaptığı görülüyor. Gezi darbe planının Başbakan Erdoğan´ın kararlı duruşu ve halkın desteğini alması sayesinde başarısız olduğu söylenebilir. Ancak kuşkusuz olan bir şey varsa o da kaynağına gidilmediği sürece kışkırtmaların devam edecek olması.

´Kışkırtmak için malzeme verilmesin´ demek anlamsız. Her zaman kışkırtılacak bir şey bulunabilir. Terörü bitireni bitirirler deniliyordu. Özal´ı ve ekibindeki yetkilileri bu nedenle öldürdüler deniliyordu. Sanki bu iddia doğrulanıyor. 30 yıldır süren PKK terörü bitti deniliyordu. Uzun süredir şehit haberi gelmiyordu. Ancak rahatlama havası yerine inanılmaz bir sıkıntı ortaya çıktı. Hükümet sanatçıların da desteğiyle barış çabasını topluma yayma hamlesi başlattı. Hemen ardından Gezi olaylarıyla karşı hamle geldi. Hükümetin ekonomik ve siyasi alanda sağladığı gelişmelerin ve attığı adımların bedelinin ödetilmeye çalışıldığını görmek hiç de zor değil. Terör çıkarmayı mensuplarına resmen öğreten bir Özel Harp Dairesi varken ve bu Daire´nin kullanacağı kullanıma hazır laik militan kesimler de varken kışkırtma yapmak hiç de zor değil.

TV ya da sinema filmlerinde istedikleri senaryoyu yazıp oynamaya, sanal dünyalarında devlet kurup yıkmaya alışmış olan bazı sanatçılar gerçek dünyayı bir türlü algılayamıyor. Algı bozukluğu hırçın şekilde yakıp yıkmaya dönüşüyor. Seçtikleri lideri yetersiz deyip yatak sahnesiyle deviriyor, yerine başkasını umut diye getiriyorlar. O da çare olmayınca hırçınlaşıyorlar. Dağdaki çobanın oyunun onlarınkiyle eşit olmasını kabul edemiyor, Atatürk´ün ´köylü milletin efendisidir´ sözünü görmemezlikten geliyorlar. Lenin´le Atatürk´ün fotoğrafını yanyana taşıyabiliyor, DHKP-C ile Özel Harpçilerini ortak operasyona sokabiliyorlar. Danıştay´ı basıp kemalist hakimleri öldürtüyor, kanlı bıçakları müslümanların kapısının önüne, başörtüsünü de tel örgülere bırakabiliyorlar.

Londra´da da polis sert müdahale ediyor. Ancak olay olmuyor. Yerli ve yabancı bazı medya nedense o olayları görmüyor. Belli ki görmezden geliniyor. Kazlıçeşme´de miting yapılıyor, 1 milyon kişi hükümete destek veriyor. Ancak bu medya, mitingi hükümete protesto gösterisi olarak sunuyor. Bu medyanın muhabirleri olay yerinden gelişmeleri aktarırken açıkça yalan söylüyor, olayları büyük göstermeye ve kitleleri alanlara çekmeye çabalıyor. Geçmişte hiç olmadığı kadar olaylar yerli ve yabancı kaynaklarca ters yüz ediliyor. Yalan haberler hiç çekinilmeden veriliyor. Çıkan olaylardan ekonominin ufak dahi olsa olumsuz etkilendiğine yönelik haberler bu medya tarafından heyecan ve sevinçle veriliyor. Avusturya meclisinde görev yapan bir Türk milletvekili, Avusturya´da AK Parti hükümetine destek vermek için miting yapmaya hazırlanan binlerce Türk işçisinin yurtdışı edilmesi için Avusturya meclisine çağrı yapabiliyor. Korkunç bir nefret ve hırçınlık sözkonusu.

27 Mayıs 1960 darbesi öncesi günleri anımsatan olaylar yaşanıyor. Kıyma makinesinde geçirilerek öldürülen gençler gibi uydurma haberlerin günümüzde benzerleri yayınlanıyor. Hayret veren bir yalancılık ve çarpıtmayla. Seçimlerden fayda ummayan güçler anlaşılıyor ki doğru haberlerden de fayda ummuyor. Belli ki, ´yalan at, tutmasa da izi kalır´ düşüncesi var.

Tarihi günler yaşıyoruz. Özel Dairelerdeki güçlerin sandıktan umudu kestiği, seçimlerden ve doğru haberlerden fayda ummadığı günleri yaşıyoruz. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

ÜlkeTV Haber Bülteni Bölüm1

(18 Haziran 2013, 17:04)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Özel Harp´e operasyon geliyor

Gezi´nin arkasından onlar çıktı

Gezi´de Özel Harp izi

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

ŞOK!!! İşte TUSHAD belgeleri.. Beyaz Kuvvetler.. Görmek için tıklayın

Flaş!!! Özel Harp´e dava açılıyor

Genelkurmay, Özel Harp´i yalanladı

Savcı: Ergenekon, kontrgerilladır

TUSHAD ile ilgili manşetlerimiz

Tushad kimlikleri ek klasörlerde

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Şok Tushad belgesi mahkemede

Zirve ek iddianamesi kabul edildi

Tushad, bayrağı PKK´ya yaktırdı

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Zirve ek iddianamesi kabul edildi

Tushad´ın ilk kez telaffuz edildiği 22.06.2012´de kabul edilen 761 sayfalık Zirve ek iddianamesi

Arınç´a suikast iddiası ve kozmik arama manşetlerimiz

Flaş!!! Yeni kitabımız: Arınç suikasti

ÜlkeTV´deyiz: Özel Harp ve Arınç

Bölüm2

İşte kontrgerilla.com´un da katkı sunduğu Özel Harp Dairesi konulu TBMM raporu



Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Tedavülden kalkan 100bin Meclis´te

TBMM: 100 bin özel harpçi var

TBMM: Derin güçler aktif

TBMM: Terör Özel Harp işi

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

İşte kanıtlarıyla Ergenekon´un ardındaki asıl beyin: Özel Harp Dairesi ya da kontrgerilla

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5404    yazdır/print


 

Uzlaştıkça sıra sana gelecek

Taksim Gezi olaylarıyla başlayan kriz dün sona ermiş gibi görünüyor. Başbakan Erdoğan´ın kararlı duruşu ve milleti arkasına alması ile akamete uğratıldığı söylenebilir. Ancak bir sonraki kışkırtma ölümcül olabilir. Son 1, 1.5 yıldır bu güçlerle uzlaşmaya çalışıyor izlenimi veren Başbakan Erdoğan son olaylardan sonra bunun yanlışlığını anlamış olmalı. Derhal atılması gereken bazı adımlar söz konusu...

12.06.2013 15:40 Taksim Gezi olaylarıyla başlayan iki haftalık kriz polisin dün Taksim´e ölçülü müdahalesi ile sona ermiş gibi görünüyor. Son olaylar, sık sık vurgulamaya ve dikkat çekmeye çalıştığımız bir gerçeği umulur ki Başbakan Erdoğan´a açıkça göstermiştir. Derin güçler hala çok etkin. Ergenekon ve bağlantılı soruşturmalarda ortaya çıkarılanlar örgütün çok ufak bir kısmı. Bu böyle iken son 1-1,5 yıldır aksi yönde çarpık gelişmeler yaşandı. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz görevden alındı. Darbe girişimlerini haber veren ses kayıtlarının haberleştirilmesi hapis cezası getirilerek yasaklandı. Hasta ziyaretleri yapıldı. ´Genelkurmay Başkanı nasıl terörist olabilir´ denildi. ´Mahkemeler nasıl yargılamayı uzatır. Delilin varsa ver hükmü, bitsin. Uzatmanın alemi ne´ gibi açıklamalarla yargıya baskı yapıldı. Bunların yanlışlığını ve bu derin güçlerle bir uzlaşma olamayacağını Başbakan Erdoğan son günlerde görmüş olmalı.

Darbe tehlikesinin sürdüğünü ısrarla ve örneklerle vurguladık. Aylar önce internette yayınlanan ve bir darbe hazırlığına dair Genelkurmay Karargahında yapılan çok gizli bir toplantının ses kaydını ve niçin hala soruşturma açılmadığını ısrarla gündeme getirdik. Başbakan Erdoğan´ın uzlaşmacı görünen tavırlarını iyi niyetle eleştirdik. Bilinmelidir ki, bu derin güçlerle asla uzlaşma olmaz. Su uyur bu güçler uyumaz. Bir ihmal ölümcül sonuçlara yol açabilir.

Kışkırtma son olarak Gezi Parkı´nda ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan´ın kararlı duruşu ve milleti arkasına alması ile akamete uğratıldı. Bu satırların kaleme alındığı saatler itibarıyla kriz bitmiş gibi görünüyor. Ancak bir sonraki kışkırtma ölümcül olabilir. Kışkırtmaların kesileceği düşünülmesin.

Unutulmasın ki, yakın aylarda 29 Ekim 2012 Cumhuriyet bayramı gibi simgesel anlamı büyük olan bir bayram alternatif kutlamalar adı altında kitlesel olaylarla kışkırtıldı. 1o Kasım´ın kışkırtılmasından son anda bir nedenle vazgeçildi. 1 Mayıs 2013 Taksim meydanı yasaklaması yine kitlesel olaylarla kışkırtıldı. Silivri´deki Ergenekon duruşması basıldı. Mahkeme heyeti can güvenliği nedeniyle duruşmayı ertelemek zorunda kaldı.

BİR SONRAKİ KONU NE OLABİLİR?

Gezi, buna eklenen son halkaydı. Sorun bir kaç ağaç ve yeşillik değildi. Bugün Gezi ise yarın Çamlıca´ya cami projesi olabilir. 3. Köprü ve 3. Havalimanı olabilir. Kanal İstanbul, Atatürk Orman Çiftliği ve HES projeleri olabilir.. THY´deki işçi çıkarmaları olabilir.. Kendilerine Taksim Gezi Platformu diyen bir grubun olayları sona erdirmek için ileri sürdüğü çok sayıdaki taleplere bakıldığında ilk madde hariç diğerlerinin Gezi ile alakasının olmadığı açıkça görülecektir.

Gezi, park olarak kalsın. Topçu Kışlası yapılmasın.. Taksim´de gösteri yasaklanmasın.. Üç ilin vali ve emniyet müdürü görevden alınsın.. Gaz bombası ve benzerlerinin kullanımı yasaklansın.. AKM yıkılmasın.. Direnişe katılanlardan gözaltına alınanlar serbest bırakılsın ve soruşturma açılmasın.. Taksim ve Kızılay başta Türkiye´deki tüm meydanlarda toplantı, gösteri, eylem yasaklarına ve fiili engellemelere son verilsin.. Gezi Parkına müdahale ile simgeleşen iktidar anlayışının yurttaşlarımızda yaşam tarzına ve inançlarına müdahale ve hor görülme biçiminde algılandığı ve buna yanıt verdikleri görülsün.. 3. köprü yapılmasın.. 3. havalanı yapılmasın.. Kanal İstanbul, Atatürk Orman Çiftliği ve HES projeleri durdurulsun.. Alevi yurttaşların hassasiyetleri gözetilsin.. Kentsel dönüşüm mağdurlarının haklı taleplerinin, kadın bedenleri üzerinde denetim kuran muhafazakar erkek politikalarına karşı yükselen sesin, üniversite, yargı ve sanatçılar üzerindeki baskılara karşı direnç kaldırılsın.. Başta Türk Hava Yolu işçileri olmak üzere tüm emekçilerin hak gaspları kaldırılsın.. Tüm cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı mücadele desteklensin.. Yurttaşların eğitim ve sağlık hakkına ulaşımının önündeki tüm engeller kaldırılsın..

Görüldüğü gibi kışkırtmak istenirse konu çok. Öte yandan, hükümete alternatif olacak bir muhalefet partisinin kurulmasının sağlanması.. Başbakanın boyu posu, konuşma ve hitabetinin ortadan kaldırılması.. ve benzeri diğer maddeler niçin eklenmemiş acaba bu listeye?.. Yoksa bunlar gayrıresmi bir listede mi?.. Hani Odatv soruşturmasında sanıklardan ele geçirilen, ´HalkTV´nin ele geçirilmesi ve Deniz Baykal´ın devrilerek yerine daha etkin bir liderin getirilmesi´ talimatlarını içeren belgelerde olduğu gibi.. Gizli ve yıkıcı projelerle uğraşmaktan, halka ulaşacak açık ve yapıcı projelere vakit bulamayan bu çevreler, göbeğini kaşıyan, bidon ve tenek kafalı diyerek hakaret ettikleri halka kendilerini sevdirmeyi aslında hiç dert de edinmediler. Halk hücum edince bu vatandaşlar denize giremedi!.. Yine Halk hücum edince bu vatandaşlar sandıktan da çıkamadı!..

AÇIK VE GİZLİ PROJELER

Kendi gizli projelerini başaramayan bu grupların umutsuzluğun verdiği hırçınlık ve Özel Harp´in verdiği destekle Taksim´de terör estirmesi acaba kendilerine bir şey kazandırdı mı yoksa kaybettirdi mi?.. Son Gezi olaylarında görüldü ki, MHP gibi ülkücü kesimden de Erdoğan´a destek geliyor.

Projeye karşı çıkan bir grup eğer alanı işgal ederek o projeyi durduracaksa, erken kalkıp alan işgal eden amacına ulaşacaksa bunun sonu nereye varacaktır? Erken kalkanın darbe yaptığı Afrika muz cumhuriyetlerine mi? Birileri Türkiye ile Afrika´nın yerini karıştırıyor olmalı. İleri sürülen taleplerin sığlığı da bunu gösteriyor.

Acaba o projeyi destekleyen halk kesimlerinin olabileceği ihtimali niçin hesaba katılmıyor? Niçin İşçi partililer açıkça ´Sandığın önemi yok. Biz bu cumhuriyeti sandıklardan çıkarak kurmadık´ diyebiliyor?

Hükümet, terör sorununu siyasi risk alarak bitirmek üzere. En büyük çatışma alanlarını kaybeden güçlerin hırçınlaşması anlaşılır bir şey.

YAPILMASI GEREKEN

Bilinmelidir ki, bu derin güçlerle asla uzlaşma olmaz. Su uyur bu güçler uyumaz. Bir ihmal ölümcül sonuçlara yol açabilir. Yapılması gereken net: Operasyonları hızlandırmak.. Savcı Zekeriya Öz´ün tekrar özel yetki ile yetkilendirilerek göreve getirilmesi de düşünülebilir.

Son aylarda somut belgelerle de ortaya çıktığı gibi Ergenekon´un daha üstünde yer alan ve emir-komuta ile çalışan asıl beynin, yani Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) üzerine gidilmeli. Kozmik odalara tekrar girilmeli. Terör örgütleriyle bağlantıları mahkemelerdeki belgelere de yansıyan, kamyon dolusu bombalarının terör örgütleriyle bağlantısı kanıtlanan bu güç mercek altına alınmalı. Bu daireye bağlı asker ve sivil görevlilerin son günlerde nerelerde olduğu, kimlerle görüştüğü gibi hususlar incelemeye alınmalı.

SOMUT BULGULAR ARTIYOR

Taksim Gezi olaylarının ardında Özel Harp´in olduğunu çok sayıda somut bulguya dayanarak iddia etmiştik. Zello sistemi üzerinden internet tabanlı yapılan konuşmalar, aynı anda çok sayıda ilde patlak veren olayların anlık gelişmediğini ve planlı şekilde bir güç tarafından organize edildiğini gösteriyordu.

Somut bulgular çıkmaya devam ediyor. Örneğin Z.K. isimli bir DHKP-C mensubunun, olaylar başlamadan bir hafta önce alınan ifadesinde söyledikleri: “Genel bir talimat geldi. Gezi Parkı konusunda direnmemiz ve halkı yönlendirmemiz gerektiği yönünde. Bunun için liseli grubumuzu, üniversiteli gruplarımızı harekete geçirdik. Tabanımız olan aileler ve etkin olduğumuz kitlelere bu konuda ciddi bir şekilde eyleme katılmaları talimatı verildi. Bize amacın direnmek değil, istediğimizi almak olduğu söylendi. Alevileri kullanacaklarını açıkça söylediler. Ben de bir Aleviyim ve talimat bu yönde. Gezi Parkı´nda olayları çıkaranlar bizim gruplar. Bazen buna oraya gelen vatandaş da katılıyor. Bize sonuna kadar her yerde direnin denildi. Gerektiğinde çatışın, silah ve bomba eylemlerinde bulunun denildi. Bu bombaların nerede ve nasıl kullanılacağına dair bir bilgim yok. Ancak Devrimci Karargah ve Acilciler ile beraber hareket edildiğini biliyorum. Diğer sol gruplarla zaten ortak hareket ediyoruz. Beyaz Kuvvetler hakkında bir bilgim yok. Ama üniversitelerde eylemlerin daha da büyüyeceğini söyleyebilirim.”

Emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğlu´nun bugün twitterden gönderdiği mesaj diğer bir somut bulguyu içeriyor: ´Emekli subay ve astsubaylardan eylemlerin içinde olanları, sanal ortamdan kışkırtıcı ve yönlendirici yayınlar yapanları biliyorum.´

İlerleyen günlerde Gezi olaylarıyla ilgili somut bulguların artacağı söylenebilir. Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanvekili Bülent Orakoğlu da olayların ardında Özel Harp´in varlığına dikkati çekiyor. Bu güce bir operasyon yapılmadığı sürece kitlesel kışkırtmaların süreceğini belirten Orakoğlu, bu yıl içinde bir operasyon düzenlenebileceğini söylüyor.

HOCA YAKALANDI

Taksim Gezi Parkı´nda dün molotof atarak polisle çatışırken görüntülenen bir kişi yakalandı. ´Hoca´ diye hitap edilen bu kişinin Devrimci Karargah terör örgütü (DKÖ) mensubu olduğu ortaya çıktı. Bu örgütün Ergenekon örgütüne taşeron eylem yaptığı son bir kaç yıl içinde ortaya çıkan bir ayrıntı. Sol çevrelerde dahi şüpheyle karşılanan bu örgüte yönelik açılan davada eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı da yargılanıyor. Savcı 40 yıl hapis cezası talep etti. DHKP-C´nin ne kadar derin bir örgüt olduğunu çok sayıda somut bulgu ile ortaya koymuştuk. Derinlerden suikast ihaleleri alan, derin Daire´lerle ortak operasyon yürüten bir örgüt. Hanefi Avcı´nın bu örgütlerle derin bağlantılarını, DHKP-C lideri Dursun Karataş´ın önünü yargısız infazla nasıl açtığını ayrıntılarıyla haberleştirmiştik.

ORTAK OPERASYONLAR

Özel Harp Dairesi ile ilgili iddialar spekülasyon ya da komplo teorisi değil. Başbakanlar Bülent Ecevit ile Turgut Özal´ın başına gelenlerin dışında son 1 yıl içinde ortaya çıkan ve mahkemelerin de dikkatini çeken somut belgeler var. Örneğin Özel Harp´in DHKP-C ile ortak operasyon yürüttüğüne dair. Bu belgelerden sonra Ergenekon, Zirve ve Dink davalarının seyri değişti. Bir diğer örnek, Ergenekon mütalaasına da yansıdığı gibi Ankara´da ele geçirilen bir kamyon içindeki 900 el bombasından 300´ünün Ergenekon ve diğer terör örgütlerinden ele geçirilenlerle kardeş olması. Çok fazla örnek var. Bunları bir çok haberde detaylı olarak ele aldık.

Unutulmasın ki, üzerlerine gidildiği taktirde bu daireye mensup sivil uzantıların ülke çapında karışıklıklar çıkarabileceği olasılığı Başbakan Ecevit´i dahi korkuttu. Ecevit, gerekli adımları atmaktan vazgeçti. Aynı korkuyu Başbakan Özal da taşıdı. Kendisine yönelik suikast soruşturmasını kapattırdı. Cumhurbaşkanı olunca ve yeni anayasayı yapınca bu güçleri mağlup edebileceğini hesapladı. Ancak yanıldı. Bedelini zehirlenmek ve makamında hayatını kaybetmekle ödedi. Bu güçler o kadar yakınında idi ki hastaneye götürülürken bile bir cumhurbaşkanı muamelesini layık görmediler. Alınan kanı dahi çöpe atıldı.

UZLAŞMA, UZLAŞTIKÇA SIRA SANA GELECEK

Eğer Başbakan Erdoğan, bu güçlerle uzlaşabileceğini ve kendisinin yakasını bırakacaklarını, bunları yeni anayasa ile mağlup edebileceğini düşünüyorsa Özal gibi yanılıyor. Gezi olayları, bunun yanlışlığını açıkça göstermiş olmalı. Derin güçler hala çok etkin. Ergenekon ve bağlantılı soruşturmalarda ortaya çıkarılanlar örgütün çok ufak bir kısmı. Su uyur düşman uyumaz.. (Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

(12 Haziran 2013, 10:27)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

Devrimci Karargah Örgütü manşetlerimiz

Avcı´nın devrimciler içinde işi ne?

Flaş!!! Mütalaa: Ergenekon var

Savcı: Ergenekon, kontrgerilladır

İşte kanıtlarıyla Ergenekon´un ardındaki asıl beyin: Özel Harp Dairesi ya da kontrgerilla

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Ergenekon ve benzer davaları engelleme girişimleri

Ergenekon, Balyoz ve benzer davalarda delil tartışmaları

Ergenekon sürecinde ele geçenler ile sağda solda terkedilmiş bulunan silah ve mühimmatlar

Ergenekon ve bağlantılı iddianamelerde arama yap

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

TBMM: Terör Özel Harp işi

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5387    yazdır/print


 

Özel Harp´e operasyon geliyor

Birkaç ağaç için başladığı söylenen Taksim olaylarının hızla tüm yurda yayılmasının arkasında Özel Harp var demiştik. Emniyet İstihbarat eski Başkanvekili Orakoğlu hem bu iddiayı doğruladı hem de şok bir ekleme daha yaptı: Bu yıl içinde bu güce büyük bir operasyon düzenlenecek!.. Ancak Özel Harp´e yönelik gelişmeler Orakoğlu´nun bahsettiği operasyonla sınırlı kalmayacak. Kozmik oda davası da çok yakında açılıyor.

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde internethaber.com sitesinde yayınlanan röpörtajımızda şüpheleri ve ortaya çıkan bulguları analiz ediyorduk. İstihbarat birimleri olayın sokak eylemlerine dönüşmesinde Beyaz Kuvvetlerin varlığını tespit etti. Birkaç ağaç için başladığı söylenen Taksim olaylarının hızla tüm yurda yayılmasının arkasında derin güçler mi var?.. İstihbarata takılan telefon görüşmelerinde aynı anda tüm illerde olayları yönlendiren güçlerin varlığı Özel Harp´e mi işaret ediyor?.. Yakın zamanda yaşanan ve Gezi olaylarına benzeyen kitlesel hareketlenmeler aynı güçlerin işi mi?.. Bu şüphelere yanıt aradığımız ve somut bulgulara dayanarak ileri sürdüğümüz iddiamız tartışılmaya devam ediyor. Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanvekili Bülent Orakoğlu iddiayı doğrularken şok bir ekleme daha yaptı.

Geçtiğimiz günlerde 28 Şubat iddianamesi kabul edilerek dava açılmıştı. 1997 yılındaki 28 Şubat sürecinin en önemli isimlerinden birisi hiç kuşkusuz dönemin Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanvekili Bülent Orakoğlu.. 28 Şubat darbe sürecinde cuntanın merkezi yapılanması olan Batı Çalışma Grubu´nun (BÇG) içine eleman sızdırarak bilgi topladı. BÇG´nin yasadışı faaliyetlerini ve darbe hazırlıklarını somut belgelerle tespit edip raporlaştırdı, hükümete ulaştırdı. Başbakan Necmettin Erbakan gereğinin yapılması ve cuntanın uyarılması için raporu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel´e gönderdi. Ancak şok edici bir gelişme yaşandı. Demirel uyarmak bir yana raporu cuntacılara teslim etti. Ardından Orakoğlu ile Deniz Kuvvetleri içinde yapılanan BÇG darbe birimine sızan onbaşı Kadir Sarmusak hakkında askeri mahkemede dava açıldı. Suçlama, TSK´ya ait belgelerin Deniz Kuvvetleri´nden yasadışı yollarla dışarıya çıkarılması idi. Emniyet İstihbarat Dairesi´nde geçici görevle çalışan polis kökenli deniz onbaşı Kadir Sarmusak ile Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu, askerî savcı tarafından sorgulanıp tutuklandı. Yargılama sonucu Bülent Orakoğlu ve Kadir Sarmusak suçsuz bulundu.

28 Şubat sürecinde hükümet ve onu seçen halk kesimleri üzerinde kurulmaya çalışılan derin destekli baskı süreci, bugünlerde Taksim Gezi olayları üzerinden tekrar oluşturulmaya çalışılıyor. Eski Emniyet İstihbarat dairesi Başkanvekili Bülent Orakoğlu, 28 Şubat davasının açılması ve son günlerde yaşanan Taksim gezi olayları konusunda açıklamalar yaptı. O açıklamalardan bir kısmı şu şekilde:

KONTRGERİLLA´YA OPERASYON YAPILMADIKÇA TEHDİT SÜRECEK

28 Şubat sürecinde imaj ve prestij kaybına uğrayan derin yapının 28 Şubat süreci sonrasında da polisin millet iradesi ve demokrasi yanında yer alarak siyasi iktidarın da desteğiyle Türkiye´nin istikametine yön verecek büyük operasyonları gerçekleştirmesi karşısında operasyonel gücünü kaybettiği ve etkisini yitirdiği yönünde analizler yapılıyor.

Ancak derin yapının merkezi kontrgerillaya yönelik bir operasyonun bugüne kadar yapılamamış olması, kontrgerillanın tüm devlet kurumlarına nüfuz eden iç içe geçmiş yapısı ve dış bağlantıları provokasyon, dezenformasyon ve kamuoyunu etkileme gücü Türkiye´de demokrasi ve milli iradeyi tehdit etmeye devam ediyor.

Başbakan Erdoğan´ın polisi motive etmek amacıyla ´rejimin teminatı polistir´ açıklaması, bu yapıyı oldukça rahatsız etmiş olacak ki devletin anayasal kurumları ve güvenlik bürokrasisi arasında gerilim ve sürtüşme yaratma amacına hizmet eden bir dizi provokatif olay yakın tarihimizde ardı ardına yaşandı.

Bu yaşanan olayların arka planının çözümü şüphesiz ki derin yapının geçmişten günümüze farklı eylem ve olaylarda ortaya çıkan kodlarının çözülmesi ile mümkün görünüyor.

Darbe Komisyonu raporunda konuya açıklık getirecek önemli saptamalarda bulunuluyor:

´Türkiye´de derin devlet, hakim ve oligarşik zümre olan askeri yelpaze etrafında vücut bulmuştur. Yapının içinde istihbarat, medya, mafya, sermaye ve bürokrasiden unsurlar mevcuttur. Türkiye´de derin devlet devasa bir yapıdır, operasyonel eylemler yapmıştır, yapmaktadır ve tasfiye- ye tevessül edilmediği için belli ki yapmaya devam edecektir. Türkiye´de gerginlik ve kutuplaşma iklimini oluşturan ve tetikleyen gayri kanuni çetelerin sayısının 50´den aşağı olmadığı tahmin edilmektedir. Türkiye bu iç buhran gönüllülerini tabandan zirveye tespit ve tasfiye etmelidir.´

Özel Harp´in ilk kurucularından olan Kemal Yamak derin yapının TBMM ve devletin diğer kurumlarına nasıl sızdığının önemli ipuçlarını verdiği anılarını kaleme aldığı kitap´ta TBMM içinde birbirini tanımayan çeşitli partilere mensup Özel Harp´çi milletvekillerinin olduğunu itiraf ediyor. Yamak, Özel Harpçi olarak eğitilenlerin nasıl ve neden seçildiklerini de şöyle açıklıyor: ´Aslında onlar milletvekilliği dönemlerinde değil, daha genç yaşlarda bölgesinde güvenilir, saygın, sözü geçen ve gerektiğinde halkıyla bütünleşerek, milleti ve vatanı için yapılacak mücadelede önder olabilecek niteliklere sahip oldukları için seçilmişlerdi.´

Türkiye´de gerçekleştirilen tüm darbelerin arkasında olduğu anlaşılan kontrgerilla yapılanması, 28 Şubat Süreci ve bu süreç sonrasındaki darbe teşebbüslerinin Emniyet İstihbaratı tarafından deşifre edilmesi karşısında Emniyet İstihbaratı´nın kurumsal kimliğini hedef almış görünüyor.

BU YIL BİR OPERASYON GELEBİLİR

Bu yıl içinde derin yapının merkezine yapılması muhtemel, kontrgerillaya yönelik bir operasyon, belki de devlet kurumlarına sızmış kurumları karşı karşıya getiren Özel Harpçileri deşifre ederek, Gezi Parkı olaylarının iç ve dış provokatörlerini ve aktörlerini tanımamıza vesile olacak.

KOZMİK İDDİANAME HER AN AÇIKLANABİLİR

Bülent Orakoğlu´nun sözleri bu şekilde.. Ancak Özel Harp Dairesi´ne (ÖHD) yönelik gelişmeler bu operasyonla sınırlı kalmayacak. Kozmik Oda davası da çok yakında açılıyor.

Hatırlanacağı gibi 2009 yılı sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturma Özel Harp´in Ankara´daki merkezinde 1 ay süren kozmik aramalara neden oldu. 8 Özel Harp subayı gözaltına alınırken 3´ü için tutuklama talep edildi. Kendilerine yöneltilen suçlama silahlı örgüt kurarak anayasal düzeni değiştirmeye çalışmak, hükümetin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, seçilmiş meşru hükümete silahlı isyan ve TBMM´nin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs idi.

Soruşturma kapsamında basına o günlerde yansıyan önemli bir iddia da gözaltına alınan Özel Harp subaylarının bazı Ergenekon sanıklarıyla, Ergenekon´un gençlik yapılanması olarak bilinen ve geçtiğimiz günlerde Rize´de Gezi olaylarına askerin de destek vermesi çağrısı yapan Türk Gençlik Birliği (TGB) üyeleriyle ve ayrıca sağ ve sol çeşitli terör örgütü mensuplarıyla bağlantılarının tespit edildiği idi. İddianame açıklandığında en çok merak edilen ayrıntılardan biri de bu iddianın doğru olup olmadığı olacak.

3 yılı aşan soruşturmanın tamamlanmak üzere olduğu Şubat ayında basına yansımıştı. Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 28 Şubat iddianamesini tamamlayıp mahkemeye sunmasının ardından kozmik iddianameyi de tamamlayacağı ve mahkemeye sunacağı o bilgilerde yer alıyordu. Yine o bilgilerde çok çarpıcı bazı ayrıntılar da yer alıyordu. Buna göre;

-Savcı çok önemli bilgi ve belgelere ulaştı. İddianameye son şeklini vermeden önce emekli ve muvazzaf subaylarla birlikte bazı sivilleri ´şüpheli´ sıfatıyla ifadeye çağıracak. Kozmik aramalarda elde edilen çuvallar dolusu belge ve bilgiden şüpheli görülenler 38 klasör halinde mühürlendi. Savcı, 60 yıllık bir kısmı ´devlet sırrı´ olan belgelere ulaşmış oldu.

-Kozmik Oda´da gömülü mühimmatın krokilerine de rastlandı. Krokilerde gösterilen yerler kontrol edildi.

-Ergenekon soruşturması ile bazı terör olaylarında ele geçirilen el bombalarının Özel Harp Dairesi´nin envanterindekilerle irtibatı belirlendi. Kozmik aramadan 3 ay sonra Ankara´da yakalanan Özel Harp Dairesi´ne ait bir kamyondaki 954 bombadan 317 tanesinin Ergenekon ve terör olaylarıyla bağlantısı bir başka soruşturma kapsamında ortaya çıkmıştı.

-Aramalarda azınlıklara ilişkin bilgi, belge ve fişlemelere ulaşıldı. Hrant Dink, Zirve Davası, Rahip Santora cinayetine ışık tutacak bazı bilgiler ele geçirildi.

-Aramalarda Başbakan yardımcısı Bülent Arınç´la beraber Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin´in konutlarının krokileri bulundu.

-Kozmik Oda´dan çıkan sivil görevliler listelerinde kamuoyunun yakından tanıdığı siyasetçi, sivil toplum örgütü lideri gibi etkin kişilerin adları tespit edildi. Bu isimlerin iddianame veya eklerinde ortaya çıkması durumunda kamuoyunda şok etkisi yapması bekleniyor.

-En önemli ayrıntı da, davanın Arınç´a suikast iddiasıyla sınırlı olmayacak olması. 6-7 Eylül olaylarından 1 Mayıs´a, Çorum, Sivas olaylarından faili meçhuller ve Hrant Dink cinayetine kadar yakın tarihin karanlıkta kalan bir çok terör olayı dava konusu olacak. Bu dava ile Özel Harp Dairesi´nin Türkiye´deki terörün ardındaki asıl güç olduğu ortaya konulmuş olacak.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

ÜlkeTV Haber Bülteni Bölüm1

(10 Haziran 2013, 13:44)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Gezi´nin arkasından onlar çıktı

Gezi´de Özel Harp izi

Flaş!!! Özel Harp´e dava açılıyor

TAKSİM GEZİ OLAYLARIYLA İLGİLİ MANŞETLERİMİZ

ŞOK!!! İşte TUSHAD belgeleri.. Beyaz Kuvvetler.. Görmek için tıklayın

Genelkurmay, Özel Harp´i yalanladı

TUSHAD ile ilgili manşetlerimiz

Tushad kimlikleri ek klasörlerde

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Şok Tushad belgesi mahkemede

Zirve ek iddianamesi kabul edildi

Tushad, bayrağı PKK´ya yaktırdı

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Zirve ek iddianamesi kabul edildi

Tushad´ın ilk kez telaffuz edildiği 22.06.2012´de kabul edilen 761 sayfalık Zirve ek iddianamesi

Arınç´a suikast iddiası ve kozmik arama manşetlerimiz

Flaş!!! Yeni kitabımız: Arınç suikasti

ÜlkeTV´deyiz: Özel Harp ve Arınç

Bölüm2

İşte kontrgerilla.com´un da katkı sunduğu Özel Harp Dairesi konulu TBMM raporu

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Tedavülden kalkan 100bin Meclis´te

TBMM: 100 bin özel harpçi var

TBMM: Derin güçler aktif

TBMM: Terör Özel Harp işi

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5379    yazdır/print


 

28 Şubat´ın suikast listesi

28 Şubat iddianamesi´nden şok ayrıntılar çıkıyor. 28 Şubat´ın 103 sanığı arasında yer alan Özel Harp subayı Albay Oğuz Kalelioğlu´dan ele geçirilen el yazılı bir belgede, Turgut Özal, Muhsin Yazıcıoğlu, Eşref Bitlis ve Alparslan Türkeş gibi isimlerin doğal yoldan ölmediği, suikast sonucu öldürüldükleri belirtiliyor. İddianamedeki detaylar, Kalelioğlu´nun psikolojik harekata dayanan 28 Şubat sürecinde en kritik görevlerden birini yürüttüğünü de ortaya koyuyor.

10.06.2013 17:48 28 Şubat İddianamesi´nde yer alan belgelere göre Turgut Özal, Muhsin Yazıcıoğlu, Eşref Bitlis gibi isimler doğal yoldan ölmedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan ve Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 28 Şubat İddianamesi´nde önemli bilgiler ortaya çıktı. Dönemin Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi Başkanı Oğuz Kalelioğlu´nun ikametgahında ele geçirilen bilgi ve belgeler ise iddianameye girdi. Bu belgelerde Camilerin Diyanet İşleri Başkanlığı´na devir ve kontrol altına alınması konulu bir bölümün de yer aldığı öğrenildi. Belgeler arasında gizli ve 2 sayfadan oluşan ´Güneş Psikolojik Harp Planı´ da bulunuyor. Aramalarda hacca giden milletvekillerinin isim ve partilerinin bulunduğu belge de ele geçirildi.

HEPSİ ÖLDÜRÜLDÜLER

28 Şubat´ın 103 sanığı arasında yer alan Özel Harp subayı Albay Oğuz Kalelioğlu´dan önemli belgeler ele geçirildi. Bu belgelerden birisi bir suikast listesi. 28 Şubat döneminde Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi Başkanı olan Oğuz Kalelioğlu´nun ev aramasında elde edilen 77´den 83´e kadar numaralandırılan ´Sayın Komutanım´ ibaresi ile başlayan ve son sayfasında ´Arz ederim´ ibaresiyle son bulan el yazısı dökümü bulundu. Listede suikasta kurban giden sivil ve askerlerin isimleri şöyle: Turgut Özal, Alparslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, Adnan Kahveci, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi ve Hrant Dink, Oramiral Kemal Kayacan, Orgeneral Adnan Ersöz, Korgeneral Hulusi Sayın, Korgeneral İsmail Selen, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ve Orgeneral Eşref Bitlis. Bu bilgiler 28 Şubat iddianamesinin 164 ve 1171. sayfalarında yer alıyor.

OĞUZ KALELİOĞLU, ÖZEL HARP GÖREVLİSİ

Kamuoyu, Oğuz Kalelioğlu´nun adını ilk kez gazeteci Gazeteci Fatih Güllapoğlu´nun 1991 yılında, Özel Harp Dairesi´ni anlattığı “Tanksız Topsuz Harekât” adlı kitabında duydu. Bu kitap çalışmasını yaptığı sırada Hürriyet Gazetesi´nden tecrit edildiğini de kaydeden Güllapoğlu, kitabında, Özel Harp´in Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk işçiler arasında islamiyetin giderek yaşam biçimi haline gelmesi üzerine devreye girdiğini, irticanın önlenmesi amacıyla çalışmaya başladığını, tam bir araştırmacı gazetecilik örneği vererek belgeleriyle anlatıyordu. Güllapoğlu´nun Avrupa´daki Diyanet´a bağlı ´Toplumsal İlişkiler Başkanlığı´nın (DİTİB) kuruluş amacının bu olduğuna, yapılanmasına ve faaliyetlerine ışık tuttuğu satırların arasında o yapılanmanın yöneticisi olan Oğuz Kalelioğlu´nun adı geçiyordu.

BÇG´DEN ÇOK KRİTİK KARARLAR

Güllapoğlu´nun Özel Harp Dairesi´ni (ÖHD) konu aldığı için Hürriyet´ten dışlanmasına da neden olan bilgilerin doğruluğu geçtiğimiz günlerde kabul edilen 28 Şubat iddianamesinin satır aralarında yer alıyor. İddianamede 41 nolu sanık olarak yer alan Oğuz Kalelioğlu için iddianamede, (28 Şubat darbe sürecinin merkezi olan) Batı Çalışma Grubu Batı Eylem Planında İcra Makamında Genelkurmay Psikolojik Harekât Dairesi Başkanı olarak bulunduğu belirtiliyor. Kalelioğlu´nun da katıldığı Genelkurmay´daki çok kritik BÇG toplantısında, Refahyol Hükümetini takip ve düşürmek için faaliyet göstermek üzere Batı Çalışma Grubu oluşturulmasına ilişkin Genelkurmay Başkanlığında Genelkurmay II. Başkanı Çevik BİR´in başkanlığında 07 Nisan 1997 tarihinde yapılan ve ´Hükümete muhtıra verilmesi, Sıkıyönetim ilan edilmesi, Hükümetin değişimi, hükümetin devamım önleyecek tedbirler, gelecek hükümetin oluşumu, Kriz yönetimi oluşturulması, Eylem planı yapılması, Yargı ve kamu yöneticilerine destek/tehdit, Üniversite, sendika ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapılması, cesaret verilmesi, Basın ve medyaya hakimiyet sağlanması, yanlarına alınması, Batı Çalışma Grubunun kurulması, İki kez yapılan yaş toplantılan ile personelin atılmasının yeterli olmadığı, Halkın yanlarına değil önlerine alınması, taarruzi psikolojik harekât icra edilmesi, Polise havuç ve sopanın gösterilmesi, Bilgi toplayan, eyleme dönüştüren psikolojik harekât yapan bir grup oluşturulması´ kararlarının alındığı belirtiliyor. Çoğunluğu psikolojik harekat kapsamındaki bu kararlar Genelkurmay Psikolojik Harekat Dairesi başkanı Oğuz Kalelioğlu´nun darbe sürecinde ne kadar kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor.

-Gerçek Diyanet İşleri Başkanı Kalelioğlu, Yılmaz ise yardımcısı!-

İddianamenin 798. sayfasında ilginç bir bilgi yer alıyor. Buna göre, Albay Oğuz Kalelioğlu, emekliliğinden sonra Türkiye Diyanet Vakfı´nda görevlendirilmiş. Maaşını Diyanet Vakfından almakla birlikte Başkan Mehmet Nuri Yılmaz´ın müşaviri olarak görevlendirilmiş. Kendisine Başkanlık Merkezinde bir büro tahsis edilen, yanına da bir memur görevlendirilen Kalelioğlu´nun koordinesinde bir birim oluşturulmuş. Bu birimin düzenlediği raporlarla birçok kişi soruşturma geçirmiş. Batı Çalışma Grubu´na gelen isimsiz imzasız ihbar yazılarıyla personel cemaatçi, tarikatçı, irticacı, vb. ithamlarla suçlanmış, görevden alınmış.

Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz´ın BÇG adına hareket eden Oğuz Kalelioğlu´na yardımcı olduğu iddiası da iddianamede yer alıyor. Resmiyette Başkan Yılmaz iken gerçekte ise Kalelioğlu olmuş. Personelin fişlenmesinde Yılmaz sicil amiri olarak görev yapmış. Tüm bu satırlardan BÇG´nin o dönem Diyanet İşleri üzerinde ne kadar etkili olduğu anlaşılıyor. BÇG, hazırladığı İrtica ile Mücadele Eylem Planı kapsamında Diyanet´e görev vermiş, Diyaneti yönlendirmeye çalışmış.

-Deniz Kuvvetlerinde Alevi yapılanması-

İrtica adı altında Diyanet´e bile görev verilen, bu kadar çarpıklığın yaşandığı o süreci açıklayan ilginç bir bilgi yine iddianamede yer alıyor. Oğuz Kalelioğlu´nun ikametgahındaki aramalarda ele geçirilen belgelerdeki bilgilere göre alevi subaylar özellikle Deniz Kuvvetleri içerisinde geniş şekilde örgütlenmiş ve etkin bir çalışma yürütmüş. Bu bilgilere iddianamenin 1172. sayfasında yer veriliyor.

-Kılıçdaroğlu´na şok suçlamalar 28 Şubatçılardan-

28 Şubat iddianamesinde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu´nun SSK dönemine ilişkin suçlamalar da yer alıyor. İddianamede sanıklardan ele geçirilen belgelere göre, personel alımlarında bölücü, mezhepçi, örgüt mensubu, sabıkalı yandaşlara, akrabalara, hemşehrilere öncelik verildiği ve alımlarda her türlü hile ve yolsuzluğa başvurulduğu vurgulanıyor.

(Abdullah Harun / kontrgerilla.com)

ÜlkeTV Haber Bülteni Bölüm1

(10 Haziran 2013, 17:48)

HABERLE BAĞLANTILI OLABİLECEK LİNKLER:
Bu bölüm araştırmacılara yardımcı olmak için konulmuştur. Zaman içerisinde geçersiz hale gelen ya da yanlış linkler olabilmekte, farkedildikçe düzeltilmeye çalışılmaktadır.

28 ŞUBAT İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP

Flaş!!! 28 Şubat davası açıldı

28 Şubat soruşturması manşetlerimiz

28 Şubat süreci manşetlerimiz

Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın şüpheli ölümü manşetlerimiz

Tanık: Özal´ı Tushad zehirledi

Orgeneral Eşref Bitlis´in şüpheli ölümü manşetlerimiz

Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasti manşetlerimiz

Albay: Bitlis´in ekibi öldürülecek

Fotoğraftaki 10 subaydan 7´si öldü

Özal ve komutan cinayetleri bağlantılı

Muhsin Yazıcıoğlu´nun şüpheli ölümüyle ilgili manşetlerimiz

Ergenekon 1993´e uzandı: Tushad

Flaş!!! Yeni kitabımız: Arınç suikasti

ÜlkeTV´deyiz: Özel Harp ve Arınç

Bölüm2

İşte kontrgerilla.com´un da katkı sunduğu Özel Harp Dairesi konulu TBMM raporu

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz

Özel Harp Dairesi sayfamız

Tedavülden kalkan 100bin Meclis´te

TBMM: 100 bin özel harpçi var

TBMM: Derin güçler aktif

TBMM: Terör Özel Harp işi

Flaş!!! Özel Harp ve Ergenekon bombaları kardeş

http://www.kontrgerilla.com/mansetgoster.asp?haber_no=5378    yazdır/print


 

Görüntülenen: 1 - 20 (Toplam 264)  | Sonraki 20 

| Paylaş:


Kozmik Oda´da paralel şüphe

14.03.2014 11:10 2009 sonunda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast şüphesiyle başlatılan ve Özel Harp Dairesi'nde (ÖHD) 1 ay süreyle aramalar yapılmasına neden olan Kozmik Oda soruşturması 5 yıla yakın süredir tamamlanmadı. 60'lı..
Tamamı 14.03.2014

Paralel´e de Ergenekon´a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.03.2014

Şok!!! 509 bin kişi dinlenmiş

07.03.2014 13:13 Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nda yürütülen soruşturma çerçevesinde, 2012'de 257 bin 454 kişi, 2013'te 252 bin 062 kişi olmak üzere toplam 509 bin 516 kişinin dinlendiği tespit edildi. TİB'de dinlemeler konusun..
Tamamı 07.03.2014

Suç duyurusu & Basın açıklaması

22.01.2014 12:42 Son günlerde Türkiye gündemini meşgul eden ve birbiriyle bağlantılı olduğu düşünülen iki konuda, 'Paralel Devlet' ve 'Kaset Komplocuları' konusunda TMK ile yetkili cumhuriyet savcılığına çok sayıda somut delil içeren i..
Tamamı 22.01.2014

Ayasofya camiye çevrilsin

27.11.2013 12:17 İstanbul'u 1453'te fetheden Fatih Sultan Mehmed'in şehirde ilk iş olarak kiliseden camiye çevirdiği ve cuma namazını kıldığı Ayasofya Camii, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararnamesi ile müzeye çevrilmiş ve ibadete kapa..
Tamamı 27.11.2013

Darbe kaydına suç duyurusu

18.11.2013 13:10 Sivil Toplum Kuruluşu olan Adalet Platformu, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili suç duyurusu yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen ve sit..
Tamamı 18.11.2013

Flaş!!! Temizöz mütalaada

06.09.2013 18:26 Şırnak´ın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili açılan Temizöz davasına iki aylık ara sonrası devam edildi. Güneydoğu´da işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilg..
Tamamı 06.09.2013

Mahkemeden 41 suç duyurusu

15.08.2013 13:08 Ergenekon davası 5 yıl sonra bitti denirken, 4 gruptaki onlarca isme suç duyurusu geldi. Bu gruplardan birisinde, aralarında gazeteci Zeyno Baran´ın da bulunduğu 41 isim yer alıyor. Mahkeme tarafından yapıldığı için hu..
Tamamı 15.08.2013

Ergenekon: Sanıklara ceza yağdı

05.08.2013 12:41 İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi´nde yaklaşık 5 yıldır görülen Ergenekon davasında karar duruşması başladı. 67´si tutuklu 275 sanığın yargılandığı dava duruşmasında 6 hakim ve 3 savcı kürsüdeki yerlerini aldı. Tutuklu ..
Tamamı 05.08.2013

BM´nin balyoz raporu çöktü

24.07.2013 10:01 ´BM´den Balyoz Gibi Karar´ başlıklı haberin gerçekleri yansıtmadığı açıklandı. TRT Haber´e özel açıklamalar yapan Birleşmiş Milletler genel sekreter sözcüsü, BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu´nun BM adına açıklama ya..
Tamamı 24.07.2013

Hanefi Avcı´ya 15 yıl hapis

19.07.2013 16:12 89 sanıklı ´Devrimci Karargah Örgütü´ (DKÖ) davasında karar açıklandı. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Aralarında gazeteci Aylin Duruoğlu´nun da bulunduğu 24 kişi ise örgüt üyeliğinde..
Tamamı 19.07.2013

Özel Harp´e operasyon geliyor

10.06.2013 13:44 Gezi Parkı´nda ortaya çıkan Özel Harp´e iki şok darbe geliyor.. Türkiye´de pek çok karanlık olayın arkasında olduğu gibi Gezi Parkı olaylarının arkasından da Özel Harp Dairesi çıktı demiştik. Geçtiğimiz günlerde intern..
Tamamı 10.06.2013

İşte Özal dosyasındaki isimler

29.04.2013 13:35 8´nci Cumhurbaşkanı Turgut Özal´ın ölümüne dair soruşturmada iddianame hazırlanarak mahkemeye sunuldu. Mahkemenin de kabul etmesiyle dava açıldı. 56 sayfalık iddianamede, Özal´ın Ergenekon tutuklusu emekli tuğgeneral L..
Tamamı 29.04.2013

Başbakan: Saldırı Ergenekon işi

20.03.2013 20:58 Dün gece Ankara´da Adalet Bakanlığı binası ile AK Parti Genel Merkezi´ne eş zamanlı olarak iki saldırı düzenlenmiş, el bombaları ve law roketatarları kullanılmıştı. Ergenekon davasında önceki gün verilen savcılık mütal..
Tamamı 20.03.2013

27 Nisan soruşturması sürüyor

06.03.2013 18:25 Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik´in suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27 Nisan 2007 askeri muhtırasıyla ilgili başlatılan soruşturmanın sürdüğü öğrenildi. Savcılığa yeni belgeler sunan ..
Tamamı 06.03.2013

Flaş!!! Özel Harp´e dava açılıyor

23.02.2013 13:38 Türkiye´nin en gizli ve gizemli yeri olarak gösterilen Özel Harp Dairesi´nin (ÖHD) ´kozmik oda´sının sır perdesi aralanıyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç´a suikast iddiası ile başlayan soruşturma yakın tarihle yüzl..
Tamamı 23.02.2013

Savcı: Hamido Özel Harp işi

18.02.2013 13:47 Terörle Mücadele Kanunu´nun (TMK) 10. maddesiyle görevli Malatya Cumhuriyet Savcısı, Zirve Yayınevi cinayetleri davası kapsamında tutuklu bulunan muvazzaf asker Haydar Yeşil´in kayınbiraderi H.K. tarafından teslim edil..
Tamamı 18.02.2013

Genelkurmay, Özel Harp´i yalanladı

15.02.2013 15:05 Genelkurmay Başkanlığı, resmi internet sitesinden yayınladığı açıklamada, son dönemde Özel Kuvvetler Komutanlığı ile ilgili medyada yer alan haberlere tepki gösterdi. Açıklamada, Özel Kuvvetler Komutanlığı gizli ve ill..
Tamamı 15.02.2013

Gezi Belgeseli

Belgeleriyle Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılan, haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek veren sanatçı, bankacı, işadamları ve medya ile yurtdışı destekçilerini delilleriyle birlikte sergilemeye başlıyoruz. Halka ve verdiği oya güvenmeyen, onları aşağılayan, sandık yerine başka yerlerden iktidara çıkmaya çalışan, kısacası seçimlerden fayda ummayan bu güçlerin..
Tamamı 24.06.2013

Ayasofya Camiye Çevrilsin

Ayasofya için dilekçe kampanyası

26.11.2013 13:01 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), 'Peygamberimizin'in işareti, Fatih'in emaneti, Büyük Türkiye'nin alameti; Ayasofya açılsın' sloganıyla Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi için dilekçe kampanyası başlattı. Türkiye çapında yapılacak kampanya, İstanbul'un Fethi'nin sene-i devriyesi olan 29 Mayıs 2014'te sonlanacak ve toplanılan dilekçeler yine..
Tamamı 26.11.2013

Ergenekon davasındayız!

Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu

Ergenekon davasının 202. duruşmasında eski Başbakan Bülent Ecevit'e yönelik Ergenekon komplosu konuşuldu. Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan tanık olarak ifade verdi. Duruşmada Abdullah Harun'un konuyla ilgili bir yazısı da gündeme geldi. O ve benzer diğer yazılarda Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün'ün "Dünyada tedavisi kesilince iyileşen tek hasta..
Tamamı 11.03.2013

Yeni kitabımız çıktı!

Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi

'Ordu Suikast Düzenler mi? Bülent Arınç Suikasti ve Özel Harp Dairesi' başlıklı kitap, 2009 yılı sonunda gerçekleşen Arınç Suikasti ve Kozmik Aramalar konusunu ve üç yıldır tamamlanmayan soruşturmanın örtbas edilip edilmediğini sorgulayan, konuyla ilgili iddiaları da aktaran bir çalışma.. Subayların Ergenekon ve diğer örgüt bağlantıları.. Kozmik Aramalar.. Tepkiler..
Tamamı 27.12.2012

İddianame yayından kaldırılmıştır

İzmir casusluk davası

İzmir casusluk davasının iddianamesinde 196'sı müşteki, 831'i mağdur olmak üzere toplam 1027 kişi için kimlik bilgilerinin sansürlenmesi çalışması yapılmıştı. Bu süreçte çok yoğun emek harcandı. Ancak sitemize artarak gelmeye devam eden taleplerden anlaşıldığı gibi, iddianamelerde mağdur ya da müşteki olarak yer almadığı halde çok sayıda başka ismin de..
Tamamı 14.05.2013

Skandal!!! Hakim mi militan mı?

13.03.2014 11:33 Denizli'de gezi eylemlerine katıldıkları için Ali Şimşek, Kerem Yıldırım, Güldane Pekdoğan, Recai Altuntaş, Cem Dikmen, Cüneyt Çelik, Süleyman Can Bayram ve Mustafa Kayhan hakkında geçen yıl 'Kanuna Aykırı Toplantı ve ..
Tamamı 13.03.2014

Erdoğan: Hoca, ülkeyi karıştırma!

27.02.2014 14:27 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yerel seçim mitingleri kapsamında Türkiye'yi dolaşıyor. Erdoğan şimdi Burdur'da halka sesleniyor.. İşte Başbakan Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları: Rabbim kardeşliğimizi inşallah dai..
Tamamı 27.02.2014

Mütalaa: Zirve=Ergenekon

25.02.2014 12:20 2007'de Malatya'da Zirve Yayınevi'nde biri Alman uyruklu 3 kişinin boğazının kesilerek öldürülmesi olayına ilişkin davanın 92. duruşması dün görüldü. Zirve Yayınevi'nde 18 Nisan 2007'de Alman uyruklu Tilman Ekkehart G..
Tamamı 25.02.2014

Başbakan: Gülen, örgüt lideri

11.02.2014 21:20 Başbakan Erdoğan, Fethullah Gülen hakkında ilk kez 'Örgütün lideri' ifadesini kullandı. Paralel yapılanmanın sınavlarda usulsüzlükten şantaj ve tehdide kadar ne kadar kirli iş varsa bulaştığını söyleyen Başbakan Erdoğa..
Tamamı 11.02.2014

Flaş!!! Taraf´a paralel soruşturma

05.02.2014 12:59 Taraf gazetesine şok!.. Adalet Platformu ile Abdullah Harun'un suç duyuruları üzerine harekete geçen savcılık, Taraf gazetesi sorumlularına, muhabir Mehmet Baransu ve gazeteci Emre Uslu'ya paralel yapılanma ile bağlant..
Tamamı 05.02.2014

Paralel soruşturma endişeli başladı

31.01.2014 17:03 İstanbul'da flaş gelişme.. Hükümet'in 17 Aralık operasyonu sonrasında sıkça dile getirdiği 'paralel devlet' ve örgüt' iddialarıyla ilgili ilk adım atıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 17 ve 25 Aralık operasyonunu y..
Tamamı 31.01.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fethullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması sur..
Tamamı 27.01.2014

Paralel Devlet´e suç duyurusu

23.01.2014 11:20 Milli İradeyi Savunanlar Platformu (MİSAP), 'Paralel Devlet' konulu bir suç duyurusu yaptı.  TMK ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başssavcılığı'na yapılan suç duyurusunda; birkaç aydır yaşanmakta olan paralel devle..
Tamamı 23.01.2014

Koç suç duyurusunda şok iddia

15.01.2014 15:27 Sivil toplum kuruluşlarından Adalet Platformu, yabancı vakıfların Gezi olaylarına karıştığına dair 2 Aralık 2013'de verdikleri suç duyurusuyla ilgili şok bir iddiada bulundu. MÜRACAAT SAVCISI KOÇ'A DİKKAT ÇEKTİ, DİLE..
Tamamı 15.01.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.01.2014

Hanefi Avcı haklı çıktı

13.01.2014 15:43 Hükümet-cemaat kavgası, özellikle cemaatin yargı üzerinden yaptığı salvolar pek çok adli süreçle ilgili soru ve kuşkuları tekrar akla getirdi. Cemaatin emniyet ve yargı içinde keyfi ve kendi hesabına girişimleriyle ilg..
Tamamı 13.01.2014

Flaş!!! Savcı: Darbeye direnin

31.12.2013 10:25 İstanbul'da şok gelişme.. İstanbul Cumhuriyet Savcılarından Mehmet Demir, içinde bazı yargı mensuplarının da olduğu bir yapının Başbakan Erdoğan'a darbe yapmak istediğini belirterek, "Yargının bağımsızlığına ve tarafsı..
Tamamı 31.12.2013

İkinci 7 Şubat krizi

18.12.2013 11:00 Seçimler yaklaştıkça şok gelişmeler peşpeşe geliyor.. Dün AK Partili belediye ve kamu kuruluşlarına yönelik yolsuzluk operasyonları üzerine bugün İstanbul Emniyeti'nde operasyon yetkisine sahip 5 üst düzey emniyet müdü..
Tamamı 18.12.2013

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 02.12.2013

Darbe kaydına tekzip talebi

25.11.2013 14:10 Adalet Platformu'nun suç duyurusu ses getirdi. Platform, geçtiğimiz yıl Genelkurmay karargahında yapılan çok gizli bir darbe toplantısına ait ses kaydıyla ilgili 1 hafta önce suç duyurusu yapmıştı. Ankara Cumhuriyet Ba..
Tamamı 25.11.2013

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
7.706.481