Tam
EskidenYeniye
 

BASINDA ABDULLAH HARUN: 28 Ocak-9 Şubat 1995, Akit gazetesi, yazı dizisi | 14 Mart 1996, Akit gazetesi, yazı | 24-28 Kasım 1996, Akit gazetesi, yazı dizisi | 27-28 Aralık 1996, Akit gazetesi, yazı dizisi | 31 Ocak 1998, Akit gazetesi, yazı | 2 Şubat 1998, Akit gazetesi, yazı | 15 Mart 1998, Akit gazetesi, yazı | 31 Ocak 2000, Akit gazetesi, yazı

SUSURLUK'TA ORTAYA ÇIKAN 'DEVLET İÇİNDEKİ DEVLET'
Akit, 24 - 28 Kasım 1996, yazı dizisi

MİT tarafından hazırlanıp Perinçek vasıtasıyla basına sızdırılan rapor ve birbuçuk ay sonra Susurluk kazası ile raporun doğrulanması.. MİT'e alternatif grup tasfiye edilmek isteniyordu da kaza bu yüzden mi ayarlanmıştı, yoksa gerçekten de tesadüfen mi olmuştu?.. İstihbarat örgütleri kafa yorup yeni yeni cinayet yöntemleri geliştiriyorlar. Nasıl daha sinsi nasıl daha sessiz nasıl daha az şüphe çekecek şekilde öldürebiliriz diye kafa yoruyorlar.. Hedef şahsın aracının kaza yapması sağlanabilir pekala.. Aydın Menderes'in başına gelen ve şüphe çeken kazada akla bu kuşkular takılmıştı. Susurluk olayında da bu düşünülebilir. Fakat bu o kadar önemli değil. Asıl önemli olan devlet içinde en üst düzeylerde bile yuvalanabilen çetelerin varlığının somut şekilde ortaya çıkmış olmasıdır.

25 yıldır bu ülkede konuşulan ama yetkililer tarafından bir türlü üzerine gidilemeyen bir konu vardı, "devlet içinde devlet" ya da meşhur adıyla "Kontrgerilla".. İlk ve en büyük darbeyi 1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalıyla yemişti, ikinci darbeyi de Susurluk kazasıyla yedi. İtalya'da patlak veren skandal kısa sürede tüm Nato ülkelerine hatta İsviçre ve Fransa gibi tarafsızlığı seçmiş ülkelere de sıçramış ve bu örgütlerin varlığı en yetkili ağızlardan kabul edilmişti. Madem tüm Nato ülkelerinde vardı madem demokratik ve insan haklarına saygılı bilinen bu ülkelerde vardı öyleyse Nato üyesi olan bizde de olmalıydı. Olmaması imkansızdı. Üstelik Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi terör olayları bizde yaşanmıştı. İşte, İtalya'da patlayan Gladio skandalı örgütün bizde de var olduğunun kanıtlanması açısından çok önemli gelişme olmuştu.

Ülkemizde 70'li yılların başında, yani Avrupa'dan çok daha önce başlayan ve 17 yıl boyunca tartışılmış olan bu konunun kamuoyuna mal olduğu söylenemezdi. Daha önce pek haberdar olunmayan Kontrgerilla konusu Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan ve son halkasını Uğur Mumcu cinayetinin oluşturduğu laiklik cinayetleriyle birlikte kamuoyunca bilinir oldu. Yazılan yazılarda çizilen karikatürlerde yapılan tartışma programlarında söz dönüp dolaşıyor ve gerçek failin Kontrgerilla olduğuna aslında tüm toplumca inanıldığına geliyordu. Ama etkili ve yetkililer ısrarla devletin böyle işlere karışmayacağını vurgulayıp meseleyi kapatıyorlardı. Devlet kirli işlere karışmaz diyenler şimdi iş nereye kadar gidiyorsa oraya kadar götürün diyor, hani karışmazdı.

Konu bu kez de kapatılacak.. Çünkü bu işin ucu büyük yerlere dayanıyor. Bu işin ucu vatanseverlere dayanıyor. Bu işin ucu Kontrgerilla'ya Kontrgerilla'cılara dayanıyor. Hükümet üstü güçlerce imzalanan uluslararası anlaşmalarla kurulmuş, meclisin onayına sunulmamış, Ecevit'in (1) deyimiyle demokratik hukuk denetimi dışı, devleti bağlayıcı olan bu dayatma örgüt ile devlet vesayet altına alınmıştır. Bunlar çok tartışıldı ve üzerine gidilemedi. Çünkü sebebi belli. Amaç vatan savunması, vatanseverlik.. Kim gidebilir ki bu konunun üzerine ciddi olarak. Türkiye'yi hükümetler değil işte bu güç odağı yönetiyor iddiaları şu halde nasıl yabana atılabilir? Onun çizdiği sınırlar aşılamaz, aşmak isteyenlerin hesabı görülür. Daha doğrusu böyle idi. Ama devir eski devir değil. Artık şartlar değişti. Bu iş uzun zaman böyle devam etmez. Konu artık kamuoyuna mal oldu. Susurluk kazası sonrası basına bakılınca hemen Kontrgerilla/Gladio tartışmalarına rastlanıyor. Çünkü işin ucunun oraya dayandığı ya da işin asıl kaynağında onun olduğu biliniyor. Değil mi ki eski Başbakanlar (2) açıkladı, değil mi ki eski İçişleri Bakanları (3) açıkladı, değil mi ki eski Genelkurmay Başkanları (4) Hava Kuvvetleri Komutanları (5) DGM savcıları (6) açıkladı, değil mi ki TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu (7) ve de Sayın Alpaslan Türkeş (8) açıkladı ya da ima ettiler. Birilerinin çıkıp da devlet bu işler karışmaz böyle işler yapmaz demesini kimse takmıyor.Can korkusu ile bu kadarı konuşulabiliyorken o korku olmayınca neler konuşulur neler anlatılır, tahmin etmek kolay..

Kısıtlı bile olsa bu konuda şimdiye kadar anlatılmış olanlar da korkunç.. İşte bir kaç örnek:

MİLLİYET, 15 KASIM'90, Ecevit'in açıklamalarından: Ecevit, 26 Eylül 1973'te Giresun'da yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu:

"12 Mart sonrası dönemde adısanı ortaya çıkan ve tedbirlerin ve hatta soruşturmaların hukukiliğine de ve insaniliğine de gölge düşüren Kontrgerilla adlı örgütün, bu resmi görüntülü, fakat gayrı resmi örgütün niteliği ve amacı üzerindeki örtü kaldırılmamıştır. Bu örtü kaldırılmadıkça.. Bazı perde arkası kişi veya örgütlerin yeni bir takım karanlık roller oynamakta oldukları ihtimalini de akla getirecektir" (Milliyet, 27 Eylül 1973).

Ecevit, iktidara geçip başbakan olduktan sonra da şunları söyleyecekti:

"Türkiye'de dışa dönük olarak oluşturulan bu gayri nizami savaş ve savunma kavramı öyle anlaşılıyor ki, geçmiş yıllarda ülkemizin yine bunalımlı bir döneminde o yılların bazı sorumlularınca içe dönük olarak uygulanmıştır" (Basın Toplantısı, Milliyet, 2 Şubat 1978).

Bülent Ecevit, 34 kişinin ölümü ve yüzlerce kişinin ağır yaralanması ile sonuçlanan 1 Mayıs 1977 faciasından sonra Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e yazdığı 7 Mayıs 1977 tarihli mektubunda ise şöyle diyordu:

"Sayın Cumhurbaşkanım, ..Söz konusu örgüt, gerilla ve kontgerilla savaşları için ve her türlü yeraltı faaliyeti için planlar yapar ve insan yetiştirir.. Gizlilik içinde çalışır, demokratik hukuk dışındadır.. 1974'e kadar, gizli olarak, Amerikalılardan mali destek görürdü. Amerikan askeri heyeti ile bir binada çalışırdı. Amerikan desteğinin 1974'te sona erdiği bildirilmiştir.. Bu örgütte iyi niyetli kimselerin dışında siyasal düşünceleri yönünden yurt savunması için gördükleri eğitimi Türkiye'deki şiddet eylemlerinde kullananların bulunabileceği güçlü olasılıktır..."

ZAMAN, 28 EYLÜL'92:

"..İnter-Star'da Kırmızı Koltuk programına çıkan Ecevit, kendisine yöneltilen soruları cevapladı. Yazar Musa Anter'in öldürülmesi ile yeniden gündeme gelen kontrgerilla ile ilgili bir soruyu cevaplandıran Ecevit, "Aslında resmen kontrgerilla diye bir şey yok. Özel Harp Dairesi'nin beni çok rahatsız eden bir sivil uzantısı vardı. Bundan hükümetlerin bilgisi dahi yoktur. Ben bunu 1974'de Başbakanken bir rastlantı sonucu öğrendiğim vakit şoke oldum, çok kaygı duydum. Üzerine yürümek istedim fakat hükümetten ayrıldık. 1978'de yeni hükümet kurulur kurulmaz da dönemin Genelkurmay Başkanı Evren'di, çağırarak Özel Harp Dairesi'nin karanlıktaki devletçe ulaşılamayan sivil uzantısının ortadan kaldırılmasını istedim. Bu öylesine gizli ki, kaldırılıp kaldırılmadığını tespit etmek zor. Evren'e sorduğumda kaldırıldığını söyledi. Konu meclisin gündemine gelip enine boyuna incelenmeli, hala bir takım kalıntıları kalmışsa o mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. Buna benzer oyunların başka NATO ülkelerinde de olduğu ortaya çıktı" şeklinde konuştu. Yani 1980'den sonraki gelişmelerden çıkarılan sonuca göre 'kaldırılmamış' olabileceğini açıkladı..."

CUMHURİYET, 17 KASIM'90, Ecevit şunları diyor:

"..Özellikle 1977 yılında çok ilginç bazı olaylar oldu. Çok kuşku uyandırıcı, karanlık olaylar oldu. Bunların en önemlisi kuşkusuz, 1 Mayıs 1977'de Taksim Alanı'nda, 30'u aşkın insanın ölümü ile sonuçlanan olaydı. Bu gözler önünde yapılan bir kışkırtma sonucu çıkmış bir olaydı. Kışkırtmanın nereden, kimlerden geldiği, herkesin gözü önünde cereyan ettiği için belliydi. Ve ciddi olarak üstüne yüründüğü taktirde bu olayın sorumlularının, kışkırtıcıların mutlaka ortaya çıkması gerekirdi.

Biz o sırada ana muhalefet partisiydik. Bu olayları soruşturmak için bir araştırma komisyonu kurduk. Ama bir noktadan sonra izler kayboluyordu. Adeta bir bilgi boşluğu ile, direnişlerle karşılaşıyorduk. Yıllarca üzerinde durduğumuz halde, olayın içyüzü anlaşılamadı. O olayın faillerinin saklanmak istediği daha ilk günlerden itibaren belli olmuştu ve çok acayip bir şekilde tezgahlanan bir olay olduğu görülüyordu. Onun için benim aklıma bir olasılık olarak bunun, Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısıyla bir bağlantısı olabileceği olasılığı geldi... Ve bunu Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e bildirmeyi, bu kaygımı sunmayı görev bildim. Kendisiyle görüşerek Özel Harp Dairesi ile ilgili bilgileri aktardım. Taksim olayının arkasında bu kuruluşun sivil uzantısının bulunabileceğini söyledim. Korutürk bunu benden yazılı olarak da istedi. Korutürk, bu konuyu dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'e de açmış. Demirel buna büyük tepki gösterdi."

Taksim olaylarının, 1977 seçimleri öncesinde "muhalefeti toplantı yapamaz ve halkı toplantılara katılamaz hale getirebilmek amacını güdüyor olabileceğini" vurgulayan Ecevit, kendisine 29 Mayıs 1977 tarihinde İzmir'de yapılan suikast girişimi ile ilgili olarak da şunları anlattı:

"Arkadaşımız Mehmet İsvan'ı yaralayan silah, anlaşıldı ki balistikte çalışan uzmanların da görmediği, varlığından haberdar olmadığı son derece tehlikeli bir füze. Bacağının, dizkapağının içinde parçalanmış arkadaşımızın vücudunu zehirliyor. O füzenin parçalarını çıkarttı doktorlar. Bazı emniyet görevlileri ısrarla o parçaları doktorlardan almak istediler. Ama doktorlar vermemişler.

Anlaşıldı ki güya bizi korumakla görevli bir polis, otobüsün yanı başında, onun silahından çıktı. Bizlerin ısrarlı takibi ve balistikte çalışan arkadaşların objektif çalışmaları sonunda ortaya çıktı.

Evvela Türk polisinin elinde ve Türkiye'de böyle bir silah bulunmadığı iddia edildi. Sonra bu silahtan bulunduğu fakat bunun gizli olduğu, çok tehlikeli olduğu ortaya çıktı. Fakat yıllardır üstünde durduğumuz, izini sürmeye çalıştığımız halde 'kim o silahı vermiştir, nasıl vermiştir, bu kadar gizli bir silah, nasıl bir koruma görevlisine verilebilir', bütün bunlar ortaya çıkmadı ve bir noktadan sonra izler kayboldu. O polis de kurtuldu göz göre göre, olaydaki rolüne rağmen. Bu olay bende Özel Harp Dairesi çağrışımı yaptı."

Haziran 1977 seçimlerinden birkaç gün önce Süleyman Demirel'in kendisine, CHP'nin Taksim'de düzenleyeceği bir miting sırasında Sheraton Oteli'nin çatısından ateş açılacağına ilişkin bir mektup gönderdiğini anımsatan Bülent Ecevit, 1978 yılında iktidara gelince bu konuyu araştırdığını söyledi. Ecevit sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ben 1978'de hükümeti kurduğumda, merak ettim, dosyalardan arattım, neye dayanarak Sayın Demirel bana bu uyarıyı yaptı diye. İmzasız, antetsiz, üzerinde hiçbir örgütün işareti bulunmayan bir kağıt getirildi. Orada bu bilgi veriliyor. Ne Emniyet Müdürlüğü, ne MİT, hiçbir şey. Ve görünüşe göre sorulmamış da kim verdi bu bilgiyi diye. Ve bizim öğrenmemiz de mümkün olmadı. Ve bu da bende gene Özel Harp Dairesi çağrışımı yaptı."

AKİT, 8 Ağustos 1995, Ahmet Kekeç'in yazısından:

"Ecevit'in 'kontrgerilla' konusundaki kuşkularını Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk susarak geçiştirdi.

Ecevit, ertesi gün İzmir Konak Meydanı'ndaydı.

Orada yaptığı konuşmada örgüte ilişkin şu açıklamayı yaptı:

"Eğer bir avuç sorumsuz maceracı Tandoğan ve Taksim olaylarını kendi başlarına düzenleyip işin içinden sıyrılabiliyorlarsa, Türkiye'de devlet kalmadığı yargısına varmak gerekirdi. Ben, devlet içinde yer almakla beraber, demokratik hukuk devletinin denetim alanı dışında kalan bazı örgütlerin bu olaylarda başlıca etken olduğu ve hükümetin iki kanadının da, gereken önlemleri alacakları yerde, bu örgütlerden yararlanmak istediği kanısındayım. Böyle örgütlerin ve tertiplerin kesin kanıtları, 12 Mart döneminde ortaya çıkmıştı. Şimdi, seçim yaklaştıkça, bu kanıtlar daha büyük ve daha tehlikeli boyutlarla ve biçimlerle gözler önüne seriliyor...

Eğer yargı, içinde bulunduğumuz aşamada hızlı işlerse ve özellikle Taksim olaylarının, Şiran-Niksar-Erzincan olaylarının görünürdeki ve asıl perde arkasındaki sorumluları ve suçluları bir an önce ortaya çıkarılırsa ve kamuoyuna açıklanırsa, bunun caydırıcı ve topluma huzur getirici etkisi çok büyük olacaktır.

Bunların üstünde, Sayın Cumhurbaşkanı'na, iyi niyetlerine inandığım Sayın Adalet Bakanı'yla İçişleri Bakanı'na (bağımsızlar) ve MGK'nın yine iyi niyetlerine inandığım hükümet dışı üyelerine açık belirtileri ortaya çıkmış olan ve şimdi de kendini belli etmeye başlayan, devlet içinde fakat demokratik hukuk denetim alanı dışındaki bazı örgütler ve güçler, gün yitirilmeksizin kontrol altına alınmalıdır.

O nedenledir ki, bu görevi doğrudan doğruya bugünkü hükümete değil, fakat devlet yetkililerine ve hükümetin iki bağımsız üyesine hatırlatıyorum.

Bu konudaki bildiklerimi ve sezdiklerimi daha ayrıntılı olarak Sayın Cumhurbaşkanı'na sundum."

Ecevit olayın peşini bırakmadı.

1978'de tekrar hükümet olunca, durumu Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'e açtı:

"Çok kuşkuluyum. Bu sivil örgütü dağıtın. Demokratik bir devlete uygun biçime sokun. 20 yıl önce güvenilir gencin, ileride ne yapacağını kimse bilemez, kontrol da edemez..."

"Müsterih olun" dedi Evren, "Kaygılanacak bir şey yok..."

Başbakan daha sonra sustu, bu konuda hiç konuşmadı..."

CUMHURİYET, 13 KASIM'90, İçişleri eski Bakanlarından Hasan Fehmi Güneş şöyle diyor:

"..Hiç yadırgamadım, hayretler içinde kalmadım, tüylerim diken diken olmadı, yaşadık çünkü biz bunları. İtalya'da devlet mekanizması iyi çalışmış ve işin ucu bulunmuş. Bizde bu şans yakalanmadığı için uzun süre tartışıldı... Öyle silahlar, öyle tahrip kalıpları kullanıldığını gördük ki, bunlar o örgütlerin üretebileceği veya elde edebileceği cinsten değildi. Hatta bizim orduda bile kullanılmayan cinstendi. Çok özel silahlardı, çok özel tahrip kalıplarıydı. Bunların nasıl ele geçirildiği kuşkusu üzerine 'acaba ÖHD'den yardım mı alınıyor, ÖHD işe mi karışıyor' endişesine kapılındı. Hükümet, özellikle de başbakan, ÖHD'nin elindeki silahların, cephanelerin, bazı terör örgütlerine kaymış, akmış olup olmadığının denetiminin yapılmasını istedi. O kontrollerin yapıldığı söylendi daha sonra. Ama o kontrollerin sağlıklı, ciddi bir şekilde yapılıp yapılmadığı hiçbir zaman bir başka mekanizma ile denetlenemedi... Türkiye bir sol tehlike karşısında mı değil mi? Belli bir dönemde Türkiye sol bir tehditle karşı karşıya kaldı mı? Ve artık buna müdahale edilmesi gerekir mi? Buna karar verecek olan resmi bir makam yok. O kuruluş karar verecek. Nedir, illa da sınırların bir başka istilacı ordu tarafından ele geçirilmesi mi yoksa yurt içindeki gelişmelerin bazı kişilerce, sol tehdit oluşturacak vehamete ulaştığının kabul edilmesi mi? Sorun burada. Türkiye'de sol bir iktidar gerçekleşmek üzere ise ve o kuruluş bunu sol bir tehdit olarak kabul ediyorsa, dahası kendisinin harekete geçmesinin zamanının geldiğini algılıyorsa, bu işe karışmış olabilir. Türkiye'de kitlesel terörü tırmandıran olaylar var. Kahramanmaraş, Çorum, Sivas, Malatya, Elazığ, 1 Mayıs olayları gibi. Bunların failleri bulunamadı. Haksızlık ediyor muyum bilmiyorum, ama sorumluluk taşıdığım dönemlerdeki olayların bir bölümünde ben, daha organize, daha büyük bir örgütün karışıp karışmadığının kuşkusunu hep taşıdım..."

TERÖR VE GÜNEYDOĞU SORUNU, Fehmi Koru, S.26-29:

"..22 Temmuz 1990 Pazar günü Milliyet gazetesinde yayınlanan bir mülakat, Çetin Emeç'in kimler tarafından öldürtüldüğünün devlet tarafından bilindiği yolunda bir iddiaya yer vermekte. Bu iddianın (ifşaat da diyebiliriz) sahibi, CHP'nin eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş. Milliyet iddiayı fazla büyütmekten çekinmiş. "Tatil Sohbeti" başlığı altında yer alan mülakatta Sayın Güneş şunları söylüyor: "Hangi örgüt nereden destekleniyor, nereden korunuyor, nereden donatılıyor, nereden para alıyor, bunlar biliniyor artık. Bu bilgiler devletin elindedir. Biz bunu kendi dönemimizde de biliyorduk, yolumuzu aydınlatacak boyutta ele geçirmiştik. Dosyalar var devlette biliyorduk. O nedenle 'Bunun arkasında kim var, bilmiyorum' demeye devletin hakkı yoktur. Hala 'Çetin Emeç cinayetinin arkasında kim var, bunu bilmiyoruz' demeye kimsenin hakkı yoktur." Hasan F. Güneş'in bu sözlerini duyan gazeteci soruyor: "Yani Çetin Emeç'i kimlerin öldürttüğü biliniyor mu?" Cevap: "Tabii biliniyor. Abdi İpekçi cinayetinin arkasında kimin olduğunun da bilinmemesine imkan yoktur. Bunlar bilinmektedir." Soru: "Siz de biliyorsunuz ve devlet sırrı olduğu için söylemiyorsunuz..." Cevap: "Devlet de biliyor. O kadar çok bilgi vardır ki mesele onları değerlendirmektir. Telefon konuşmalarına kadar. Kimin kime emir verdiğini bazen emirlerin nakline kadar, elde bilgi vardır. Bunlar mazeret değil artık." (Milliyet, 22 Temmuz 1990)

MİLLİYET, 24 KASIM'94, "Mumcu'dan şok iddia":

"İki yıl önce Ankara'da uğradığı bombalı suikast sonucu yaşamını yitiren Gazeteci -Yazar Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu cinayet soruşturmasında hiçbir gelişme olmadığını bildirerek Adalet Bakanlığı'na dilekçe yazdı.

Güldal Mumcu'nun başvurusu özetle şöyle:

"..Olaydan hemen sonra zamanın en yetkili kişilerin verdiği sözlere karşın, soruşturmanın, kimi konularda neredeyse gerçekleri aramama amacıyla, sürüncemede bırakıldığı izlenimi doğmuştur..

Soruşturmayı yürüten ilk Savcı Ülkü Coşkun'un benim ifademi alırken söylediği 'Bu olayı devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse bu iş çözülür' şeklindeki sözlerini de ayrıca vurgulamak istiyorum.

Bu olaylardan ve soruşturmanın sürüncemede bırakılmasından çıkan sonuç, bu olayın kimler tarafından ve nasıl gerçekleştirildiğinin, devlet örgütünün bir kısmının bilgisi dışında olmadığıdır. Bunun söylenmesi elbette çok zordur ama, Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral Doğan Güreş'in bir gazeteciyle yaptığı söyleşide, Uğur Mumcu cinayeti hakkındaki soruya verdiği yanıt bu kanıyı doğrulayacak niteliktedir.

Uğur'u kardeşi gibi sevdiğini söyleyen sayın general, katillerin neden yakalanamadığına ilişkin soruyu 'Bu konuya hiç girmek istemiyorum' diye yanıtlamıştır. Bu yanıt, 'Bu konuyu biliyorum ama söylemek istemiyorum' anlamını taşımaktadır..."

CUMHURİYET, 21 KASIM'90, Mehmet Kemal'in yazısından:

"'(Ziverbey Köşkü'ndeki) bu eylemleri kimlerin yaptığını, dosya suretlerini kimlere verdiklerini biliyorum ama bugün dahi açıklamakta yarar görmüyorum' (diyor eski Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, 'Anılar ve Görüşler' adlı kitabında). Demek 1972'den beri biliniyor, belgeleri var, kimse açıklamak istemiyor, dahası gizliyor. Hiç olmazsa Batur belge bırakıyor. Gizli bir örgütün el altından türlü oyunlar çevirdiği bellidir... Sızıntı bereket İtalya'da oldu. Bizde olsaydı hemen örtbas ederlerdi..."

TBMM FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLERİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU RAPORUNDAN

"..Komisyonumuzun çalışmaları sırasında vatandaşın yukarıda da belirtildiği gibi sessiz, çaresiz ve tepkisiz hali tespit edilmiş ve bu konularla ilgili gerçekleri tesbit edip bunları meclise sunmak isteyen komisyonumuzun çalışmaları bir takım gizli örgüt denebilecek oluşumlar tarafından engellenmiştir. Bu gizli örgüt tabiriyle istihbarat örgütleri kastedilmemektedir. Devletin anayasa ile sınırları çizilmiş yetki ve görev ayrımına rağmen, hukuk kurallarını tanımayan ve istedikleri zaman istedikleri kuralları uygulayan kişiler ve bir takım kurumlar kastedilmektedir.

Komisyonumuz görev yaparken birbirleriyle her haliyle bağlı oldukları dıştan bakıldığında bile belli olan bir takım odaklar, tanığın adresinin tesbitini istememize rağmen bu tanığı önce televizyona çıkartıp, yalancı tanık olarak mahkum ettikten sonra komisyonumuza bırakmış, bu konuda yazmış olduğumuz yazılara yetkili makamlar sürekli olarak başka cevaplar vermiş, çok önemli soruşturmaların evrakları hukuk gereği olmasına rağmen Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısının yaptığı gibi komisyonumuza gönderilmemiş, araştırmayı hızlandırmak için helikopter isteyen komisyonumuza 20'den fazla helikopter boş olarak bekletilmesine rağmen tahsis edilmemiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. 

SABAH, 1 ŞUBAT'93, "Özal: Sağ sol çatışması isteniyor" haberine Cengiz Çandar ve Savaş Süzal'ın Özal'la yaptığı röpörtajdan bölümler alınmış. Şöyle diyor Özal:

"..Neden Uğur Mumcu'yu seçtiler? Arkasından neden Jak Kamhi geldi? Hadiselerin başlangıcından itibaren cereyanına, cenaze öncesi yürüyüşlerde atılan sloganlara bakılınca, bu, insana şunu düşündürtüyor: 7-8 senedir sağ-sol ayrımı kalmamıştı. Hatta eski sağcılar ve eski solcular biraraya gelip, meseleleri makul bir biçimde tartışmaya başladılar. Bu fevkalade iyi bir gelişmedir. Bu bazılarının hoşuna gitmiyor. Şu, şu, şu meseleler niye konuşuluyor; konuşulmamalı diyenler var. Ama toplum konuşuyor bunları... Düşünen, üreten, fikir üreten, tartışan bir toplumda herşey konuşulmalıdır. Netice itibarıyla ben hür düşünceden yanayım. Bunun için bana kızıyorlar, tabuları yıkıyorum diye. Bir azınlık var. Eskisi kadar değil. Ama tesirli. Onu söyleyeyim... Neticede toplumu kavgaya, kargaşaya itmek. Sağ-sol nüansları kaybolmuş bir cemiyeti tekrar sağ-sol kavgasına çekmek amacındalar. Ciddi ve ustaca hazırlanmış bir provokasyon yapıyorlar.."

Kim bunlar? Kim bu? "İçte de olabilir, dışta da... Maksatları farklı farklıdır da, aynı noktaya giderler" değerlendirmesini yapıyor. Besbelli, -en azından ben öyle anlıyorum- Özal'ın dilinin altındaki, o "devlet içindeki devlet", o "devlet içindeki odak"... Ve, bu sezgi son derece yerinde. Ama, neyse ki iyimser. "Türkiye, kesin olarak 80 öncesine dönmeyecektir. Bu provokasyon gayreti boşunadır. Bu provokasyon gayreti ile ülkemizin bir yere gideceğini sanmıyorum. Bu provokasyon gayretindekiler yaptıkları ile kalacaktır" diye konuşuyor..."

KONTRGERİLLA CUMHURİYETİ, Talat Turhan, Sh.44:

"...Sayın Demirel'in HEP milletvekilleriyle yaptığı görüşmede söylediklerini Milliyet gazetesinin 23 Ocak'93 tarihli sayısındaki köşesinde "Demirel'in HEP'lilerle Buluşması" başlıklı yazısı ile Yalçın Doğan aktardı:

"Sizin davranışlarınız Türkiye'ye zarar veriyor. Bu zarar sadece Güney için değil, hepimiz için işler. Öyle bir zaman gelir ki, beni de bir kenara iterler ve sonra sıkıyönetim gelir."

Bu sözler olası bir yeni 12 Eylül'ün işareti olarak algılanabilir. Sıkıyönetim ilan edilmesi ile başbakanlar bir kenara itilmezler. Çünkü sıkıyönetim yasal bir zorunluluktur ve yasalara göre de yürütmenin denetimi altındadır. Başbakanı bir 'kenara itecek' güç hangisidir?.."

ZAMAN, 27 KASIM 1990, eski Genelkurmay Başkanı Kenan Evren şöyle diyor:

"... Kanaatim o ki, Genelkurmay Başkanlığım sırasında, bu teşkilat görevi dışında kullanılmadı. Ama belki, bana intikal ettirilmeden, bazı yerlerde gayrı resmi olarak teşkilattan bazı kişiler bu işe bulaşmış olabilir. Bunu bilemem."

_______________________________________________
Dipnotlar:
1 Akit, 8 Ağustos 1995, Ahmet Kekeç'in yazısına bkz.
2 Ecevit'in açıklamaları için bkz. Milliyet, 27 Eylül 1973, 2 Şubat 1978, 15 Kasım 1990; Cumhuriyet, 17 Kasım 1990; Zaman , 28 Eylül 1992; Akit, 8 Ağustos 1995. Turgut Özal'ın açıklamaları için bkz. Sabah, 1 Şubat 1993, Demirel'in açıklamaları için bkz. Milliyet, 23 Ocak 1993 ve Talat Turhan'ın Kontrgerilla Cumhuriyeti kitabı, sh. 44
3 İçişleri eski Bakanı Hasan Fehmi Güneş'in açıklamaları için bkz. Milliyet, 22 Temmuz 1990; Zaman, 24 Temmuz 1990; Cumhuriyet, 13 Kasım 1990
4 Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş'in açıklamaları için bkz. Milliyeti 24 Kasım 1994. Genelkurmay eski Başkanı Kenan Evren'in açıklamaları için bkz. Hürriyet, 26 Kasım 1990 ve Zaman 27 Kasım 1990
5 Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'un açıklamaları için bkz. Anılar ve Görüşler adlı kitabı ve Cumhuriyet, 21 Kasım 1990
6 DGM Savcısı Ülkü Coşkun'un açıklamaları için bkz. Milliyet, 24 Kasım 1994
7 TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporu, 8. Bölüm 3. Sayfa
8 Türkeş'in açıklamaları için bkz. Milliyet, 2 Mart 1995 ve Meclis F.M.C.A. Komisyon Raporu, 8. Bölüm 3. Sayfa

BASINDA ABDULLAH HARUN: 28 Ocak-9 Şubat 1995, Akit gazetesi, yazı dizisi | 14 Mart 1996, Akit gazetesi, yazı | 24-28 Kasım 1996, Akit gazetesi, yazı dizisi | 27-28 Aralık 1996, Akit gazetesi, yazı dizisi | 31 Ocak 1998, Akit gazetesi, yazı | 2 Şubat 1998, Akit gazetesi, yazı | 15 Mart 1998, Akit gazetesi, yazı | 31 Ocak 2000, Akit gazetesi, yazı


ŞOK! TSK'daki Fetö'den darbe

15.07.2016 22:46 Türkiye, 15 Temmuz saat 22:00'den beri şok dakikalar yaşıyor.. İlk önce Jandarmadan bazı birliklerin İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan köprüleri tanklarla ulaşıma kapattığı haberleri geldi. İlerleyen dakikala..
Tamamı 15.7.2016

İşte çılgınlıklarının nedeni

17.07.2016 14:13 TSK'daki Fetö'cülerin darbe girişimi "çılgınca" ve "gözü dönmüş" olarak değerlendiriliyor. Bir çok detay bu değerlendirmeye yol açıyor. Örneğin Meclis'in bombalanması.. Örneğin TRT'yi ele geçirirken canlı yayında darbe..
Tamamı 17.07.2016

İşte Paralel'in 81 il imamı

20.01.2015 21:02 Fetullah Gülen cemaatinin Marmara bölge imamı ile birlikte 8 il imamı olduğu iddia edildi. Bu isimlerin fotoğraflı özgeçmişleri yayınlandı. Bu imamların bir devlet memuru gibi terfi alarak kademe kademe yükseldiği iddia ediliyor..
Tamamı 20.01.2015

Paralel'e de Ergenekon'a da hayır

11.03.2014 14:52 Türkiye'de dün yargıda şiddetli bir deprem yaşandı. Daha önce benzeri yaşanmayan bu depremin merkez üssü, Ergenekon davasına bakan özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi oldu. Ergenekon davasına bakan İstanbul ..
Tamamı 11.3.2014

Büyükanıt: Huzurum kalmadı!

19.12.2015 23:00 Abdullah HARUN / kontrgerilla.com - 27 Nisan e-muhtırası soruşturmasında 'şüpheli' olarak sorgulanan dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ifadesi ortaya çıktı. Kontrgerilla.com'un ulaştığı iki sayfalık ifaded..
Tamamı 19.12.2015

Fehmi Koru sitemize taş attı

12.10.2015 19:46 Maişet derdi nedeniyle yaklaşık 1 yıldır günlük yerine haftalık haber girişine geçmek zorunda kaldık. Dikkat edenler bunu farketmiştir. Saatlerdir süren bu haftalık haber girişini de az önce tamamlamış ve internet..
Tamamı 12.10.2015

Şok!!! Savcı Öz yurtdışına kaçtı

18.08.2015 20:19 HSYK tarafından haklarında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma başlatılan, ardından mahkemece yakalama kararı çıkarılan savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı. Mahkeme eski s..
Tamamı 18.08.2015

Balyoz Planı gerçek: 7 beraate itiraz

09.10.2016 13:55 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 7 sanığın beraat kararının bozulması yönünde görüş bildirdi. 6 Ekim'de yaşanan gelişmeye göre, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı adına B..
Tamamı 9.10.2016

Belgesel: Gezi'nin ardındakiler

24.06.2013 11:20 Taksim Gezi olaylarına katılanlar.. Haber, açıklama ve attıkları twitlerle destek verenler.. 'Çapulcu' olduklarını açıkça belirtenler.. 'Mesele Gezi değil sen hala anlamadın mı?' diyerek hükümeti bir ayaklanma ile devirmeye destek verenler..
Tamamı 24.06.2013

7 sanıklı Balyoz davası kapandı mı?

16.12.2018 11:00 İstanbul'da, Fetö yargısının etkin olduğu dönemde açılan ve 237 sanığın müebbet hapse mahkum edildiği, Fetö ile mücadelenin başlamasının ardından davanın kumpas olduğuna dair somut delillerin ortaya çıkması üzerine..
Tamamı 16.12.2018

Humeyni planı suya düştü

08.11.2014 13:58 Yıllardır ABD'de yaşayan Türk vatandaşı Fetullah Gülen'in Türkiye'ye dönmekten kesinlikle vazgeçtiği ileri sürülüyor. Gülen cemaatinin liderliğini yapan Fetullah Gülen, kendisine DGM tarafından dava açılmadan hemen önc..
Tamamı 8.11.2014

Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı

01.11.2014 17:35 Erdoğan'ın ilk kez 'Cumhurbaşkanı' sıfatıyla başkanlık ettiği Ekim ayı MGK toplantısı 10 saati aşarak en uzun MGK rekorunu kırdı. 28 Şubat süreci kararlarının alındığı MGK toplantısı ise 8 saat sürmüştü. MGK'da paralel..
Tamamı 1.11.2014

Ayrıntılarıyla 7 Şubat krizi

08.02.2014 15:18 Tarih: 7 Şubat 2012.. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan dahil 5 MİT yöneticisi hakkında savcılık tarafından yakalama kararı çıkartıldı.. Sabah gazetesinden A..
Tamamı 8.2.2014

Beddua etti, suç duyurusu yağdı

27.01.2014 13:03 Fetullah Gülen'in avukatı: Psikolojik harekâtta yeni aşamaya geçildi.. Fetullah Gülen Hocaefendi'nin avukatı Nurullah Albayrak, müvekkili hakkında ortaya atılan iftiraların suç duyurusu şeklinde yargıya taşınması suret..
Tamamı 27.1.2014

Paralel Yapı = P2 Locası

14.01.2014 15:48 Gülen cemaatinin lideri Fethullah Gülen'in paralel yapıyı uzaktan yönetmek için yaptığı telefon görüşmeleri bugün internette yayınlandı. (1) Görüşmelerde Gülen'in, bir dini cemaat liderinin ötesine geçerek siyaset..
Tamamı 14.1.2014

Özkök ve Yalman'dan şok inkar

03.11.2014 19:23 Balyoz davasında Anayasa Mahkemesi'nin verdiği 'hak ihlali' kararı üzerine yeniden yargılama başladı. Duruşma, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Anadolu Adalet Sarayı'ndaki 450 kişilik Şehit Hakan Kılıç Konferans Salo..
Tamamı 3.11.2014

Yabancı vakıflara suç duyurusu

02.12.2013 16:57 Sivil Toplum Kuruluşu Adalet Platformu, Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı vakıflar hakkında, yasak olmasına karşın Türkiye'deki siyasi olaylara müdahale ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusund..
Tamamı 2.12.2013

Düşünen adam da olacak mı?

19.06.2013 17:17 Taksim Gezi olayları 19 günlük bir süreç sonra polisin Gezi parkını boşaltmasıyla sona erdi. Ancak artçı gelişmeler sürüyor. İki gündür 'duran adam' eylemi gündemde. Hükümeti protesto eden ve Gezi eylemcilerine destek ..
Tamamı 19.6.2013

Karantina Kumpası Beraatle Bitti

21.04.2019 13:43 İzmir'de, 10 yıl önce, şu anda FETÖ'den tutuklu emniyet müdürü Nazmi Ardıç'ın yönetiminde yapılan 'Karantina 1' ve 'Karantina 2' operasyonlarında gözaltına alınıp, haklarında açılan davada 'örgüt yöneticisi olma', 'iha..
Tamamı 21.4.2019

Fetö Sultan Babalarına 16 Hapis

20.04.2019 15:53 Kocaeli'de, FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütü içerisinde 'Sultan Baba' grubu olarak adlandırıldıkları iddia edilen aralarında iş adamı ve esnafların da bulunduğu 24 sanığın yargılandığı davada karar çıktı. 15.04.2019 G..
Tamamı 20.4.2019

Gülen'in Dua Listesi'ndekiler davası

20.04.2019 15:01 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün finans merkezi olduğu gerekçesiyle kayyum atanan Kaynak Holding ve diğer bağlantılı şirketlere yönelik yapılan operasyonlarda ele geçirilen 944 kişinin isminin yer aldığı Dua Li..
Tamamı 20.4.2019

Muhafız Alayı Darbe davası

20.04.2019 14:26 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'ndaki eylemlere ilişkin davada, eski alay komutanları Muhsin Kutsi Barış ve Muhammet Tanju Posho..
Tamamı 20.4.2019

Akıncı Üssü Darbe davası

20.04.2019 14:17 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Üssü'ndeki eylemlere ilişkin 475 kişinin yargılandığı davada, sanıklar savcının esasa ilişkin ..
Tamamı 20.4.2019

Kara Harp Okulu Darbe davası

20.04.2019 14:10 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Kara Harp Okulu'ndaki eylemlere ilişkin 307 sanıklı davaya devam edildi. 15.04.2019 GÜNKÜ DURUŞMADA YAŞANANLAR Ankara ..
Tamamı 20.4.2019

Jandarma Komutanlığı Darbe davası

20.04.2019 13:54 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sırasında Jandarma Genel Komutanlığı karargahındaki eylemlere ilişkin 245 sanıklı davaya tanık beyanlarının dinlenmesiyle devam edildi. ..
Tamamı 20.4.2019

Genelkurmay Darbe davası

20.04.2019 13:41 Ankara'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlere ilişkin, aralarında sözde "yurtta sulh konseyi" üyelerinin de yer aldığı 224 kişinin yargılanmas..
Tamamı 20.4.2019

Darbede Havalimanı İşgali davası

20.04.2019 15:37 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe teşebbüsünde, Atatürk Havalimanı'nı işgal girişimi ve burada çıkan olaylarda 2 kişinin şehit edilmesine ilişkin, 76'sı tutuklu 159 sanığın yargılanmasına ..
Tamamı 20.4.2019

Fetö Petkim'i Böyle Ele Geçirmiş

21.04.2019 13:43 İzmir'de, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) Petkim Petrokimya Holding AŞ (PETKİM) yapılanması davasında 30 sanığa verilen 3 yıl ile 7 yıl 11 ay arasındaki hapis cezalarının gerekçeli kararında, örgütün, asıl mülakat ö..
Tamamı 21.4.2019

Fetö'nün 100 Kilo Altını davası

21.04.2019 13:25 Isparta'da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın mitingde açıkladığı Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na ait 100 kilo altının kentteki bir bankadaki kiralık kasalarda bulunmasıyla ilgili 19 Şubat 201..
Tamamı 21.4.2019

Ecevit Üniversitesi Fetö davası

20.04.2019 16:11 Zonguldak'ta, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında, Bülent Ecevit Üniversitesinde (BEÜ) görevliyken meslekten ihraç edilen 15 eski akademisyenin yargılanmasına devam edildi. 11 Nisa..
Tamamı 20.4.2019

Kırıkkale MKEK/Fetö davası

20.04.2019 15:50 Kırıkkale'de, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında haklarında dava açılan eski Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) çalışanı ile örgütün okul ve dershaneler..
Tamamı 20.4.2019

Futbolda Şike Kumpası davası

20.04.2019 15:33 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 'futbolda şike' soruşturmasında kumpas kurduğu iddiasıyla 20'si tutuklu 108 sanığın yargılanmasına devam edildi. 12 Nisan'da İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri ..
Tamamı 20.4.2019

Akfa Holding Fetö davası

20.04.2019 15:23 İstanbul'da, Kayyum atanan Akfa Holding ve alt şirketlerine yönelik yürütülen Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması sonucunda açılan 6'sı tutuklu, 6'sı firari 84 sanığın yargılandığ..
Tamamı 20.4.2019

Fetö Polis Eşlerine 12 Hapis

20.04.2019 14:54 İstanbul'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün şifreli mesajlaşma programı ByLock'u kullandığı belirlenen eski emniyet müdürleri ve polisler Yakub Saygılı, Ömer Köse, Kazım Aksoy, Gaffur Ataç'ın eşleri ve kardeşlerinin de ar..
Tamamı 20.4.2019

13.08.2001'den beri ziyaretçi sayısı:
35.624.067