Ana Sayfa
Tarİhçe
F.Meçhuller
Faİller
Garİplİkler
Delİller
MeclİsRaporu
Yok mu?
Ö.H.Daİresİ
Örgütlenme
Yenİ Hedef
Laİklİk
Tasfİye
Susurluk
Arşİv
Kİtaplar
A.Harun
İletİşİm
Dİğer
ManŞetlerİmİz
TARTIŞMAFORUMU
İDDİANAMELER
13.08.2001 'den beri:
 Ziyaretçi: 2861618
Her Tür Hak İhlallerini İhbar edin ki Elbirliği ile zulmü engelleyelim ve Adaleti Sağlayabilelim.. Adalet Platformu
 Adresimiz www.kontrgerilla.com veya kontrgerilla.brinkster.net veya ergenekon.ws şeklindedir. Emektar adresimiz www24.brinkster.com/aharun hizmetini sürdürmektedir.
AnaSayfa | Tarih | FMeçhul | Fail | Gariplik | Delil | TBMM | Yokmu | ÖHD | Örgüt | YeniHedef | Laiklik | Tasfiye | Susurluk | Arşiv | A.Harun | İletişim | Diğer | Manşetler |  İHBAR ET  
Ergenekon, Balyoz ve benzer soruşturmaları engelleme çabalarıErgenekon soruşturma sürecinde ele geçen silahlarErgenekon, Balyoz ve diğer iddianamelerErgenekon, Balyoz ve diğer davalardaki delil tartışmaları  
Ergenekon'da 184. duruşma. Ergenekon davasına 184. duruşma ile dev..
Eymür: Suikast timi uçaktaydı. Eski MİT Müsteşarı Mehmet Eymür kat..
Genelkurmay dvd'yi gönderdi. Ergenekon sanıklarında yakalanan ve d..
Danıştay: Artık rüya görmüyoruz. Danıştay Başkanı Hüseyin Karakull..
Darbeci Baro'ya darbe. Balyoz davasıyla ilgili yasa hazırlığı iddi..
Ergenekon'da 183. duruşma. Ergenekon davasına 183. duruşma ile dev..
Balyoz'da hakaret davası. Balyoz davası hakimlerine hakaret ettikl..
MBK üyesi: 27 Mayıs ifadesi veririm. 27 Mayıs darbesini yapan suba..
28 Şubat'ın bir kolu Yargıtay'da. Sivas olaylarında; slogan atan s..
Çillioğlu'da 1 gözaltı daha. Tunceli Jandarma Alay Komutanlığı gör..
Manşetlerin tümünü görmek için tıklayın

BASINDA ABDULLAH HARUN: 28 Ocak-9 Şubat 1995, Akit gazetesi, yazı dizisi | 14 Mart 1996, Akit gazetesi, yazı | 24-28 Kasım 1996, Akit gazetesi, yazı dizisi | 27-28 Aralık 1996, Akit gazetesi, yazı dizisi | 31 Ocak 1998, Akit gazetesi, yazı | 2 Şubat 1998, Akit gazetesi, yazı | 15 Mart 1998, Akit gazetesi, yazı | 31 Ocak 2000, Akit gazetesi, yazı

Akit.gif - 1 kBSUSURLUK VE KONTRGERİLLA
Akit, 27 - 28 Aralık 1996, yazı dizisi

Hedef Çiller mi?
Çiller ısrarla bitirilmeye çalışılıyor. Birileri Çiller'e kafayı taktı, onu tasfiye etmek istiyor. Tedaş ve Tofaş'la bitirmeye ramak kalmışken Refahyol koalisyonu sayesinde kurtulmayı başardı, ama peşini bırakmıyorlar. Refah'la koalisyon yaptığı için daha bir öfkeyle yükleniyorlar. Onun Mehmet Ağar'la beraber kurduğu bir örgütle, mafya cinayetleri kumarhane ve uyuşturucu işlerine karıştığı iddia ediliyor. Bu doğru olabilir de olmayabilir de. Çiller'in ak sütten çıkmış ak kaşık olduğu savunulmuyor zaten, ama birileri Çiller'i öne çıkarıyor bazı şeyleri ise örtmeye çalışıyor. Çiller'in Türk siyasi hayatında ortaya çıkışı 93/94 yıllarında olmuştur. Oysa bu ülkeyi sarsan asıl cinayet ve eylemler bu tarihten önce işlendi. O zaman Çiller yoktu. Eğer Çiller bir suç örgütü kurdu ise zaman tünelinde geriye gidip de mi bu eylemleri gerçekleştirdi?!.

Cinayetleri kim işledi
Çiller'in kurduğu iddia edilen örgütün siyasi cinayetlere karışmadığı, Susurluk olayının şoka dönüşmesine yol açan MİT raporunda bile belirtiliyor. O halde siyasi cinayetleri kim işledi? Ecevit'in (1) dediği gibi Kontrgerilla'nın 12 Eylül öncesi kullanımının mahzurlu olduğu devlet yetkilileri tarafından görülüp, bu düzenlemeden 12 Eylül sonrası vazgeçildiyse ya da Hasan Fehmi Güneş'in(2) dediği gibi devlet bu tür bir Kontrgerilla örgütlenmesi yerine Polis Özel Harekat Dairesi vasıtasıyla yeni bir düzenlemeye gittiyse 90'lı yıllar laiklik suikastlerini kim işledi? Oktay Ekşi'nin (3), Musa Anter cinayetinden sorumlu tuttuğu "devletin o menhus gücü", Çiller henüz ortalarda yokken kimdi? Özel Harp Dairesi brifinginde (4) açıklanan "...ÖHD, sadece komünizme değil din devrimine de karşıdır..." cümlesindeki "devrim" kelimesi neyi ifade ediyor? Örneğin, müslümanların başörtüsünde ısrar etmesi onlara göre bir devrim süreci mi, halkın dinine gittikçe daha çok sarılması bir devrim süreci mi? Eğer öyle kabul ediliyorsa ÖHD devreye girdi mi şu halde? Laiklik cinayetleri bu süreci baltalamak için mi yapıldı? Cinayetlerin failleri müslümanlardır yaygarasıyla toplumun İslam'a yönelişi engellenmeye mi çalışıldı? Gerçek dergisinin 6 Şubat 1993 tarihli sayısından aktardığımız aşağıdaki satırlarda yer alan, Mumcu cinayeti üzerine Erbakan'ın söylediği sözler buna mı işaret ediyor?:

"..İslamcılara yönelik hedef göstericiliğin baskısı altında Erbakan, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi "Kahrolsun Kontrgerilla!" diye haykırırken dile getiriyor: "Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz."

Önceleri de bunlar oluyordu
Faili meçhuller Çatlı gibi tetikçilerin işi mi yoksa "...gelin sizi Güneydoğu'ya gönderelim, devlet hesabına çalışın, yakalanırsanız firarınızı veririz..."(5) diyerek hapisteki tetikçileri organize eden, Başbakanların bile haberdar olmadığı meclisten geçmemiş uluslararası gizli anlaşmalar imzalayıp gizli daireler kuranların işi mi? Çatlı'ların Genelkurmay'da dosyasının (6) olmasının anlamı ne? Apo'nun bir zamanlar MİT elemanı (7) olmasının anlamı ne?..

12 Eylül öncesi eylemlerinin hesabı sorulmadan, Kontrgerilla 12 Eylül'le birlikte tasfiye edilmiş olabilir denilerek konu kapatılmak isteniyor. Suç, Polis Özel Harekat Dairesi'ne, Çiller-Ağar ikilisine yıkılarak aradan sıyrılmaya çalışılıyor. Bir an, 12 Eylül öncesini unuttuğumuzu ve Çiller-Ağar ikilisinin kurdukları örgütle kirli işlere karıştıklarını kabul edelim. Peki ama ya laiklik suikastleri?.. Toplumu müslüman-laik çatışmasının eşiğine getiren bu suikastleri kim işledi? Güneydoğu'da Kürtlerin çok sevdiği Musa Anter ve Vedat Aydın'ı kimler öldürdü? Tam bir kışkırtma olan bu eylemleri yapanlar, Çiller henüz o tarihlerde ortalarda olmadığından ve dolayısıyla bir örgüt kuramayacağına göre kimlerdi?..

Sorular bu şekilde uzatılabilir.. Ama cevabı bulmak önemli olan. Susurluk'ta 1,5 ay sonra olacak kazayı adeta(!) bilircesine MİT raporu düzenleyenler, kaza geçirenlerden birinin Mehmet Özbay ve asıl adının ise Abdullah Çatlı olduğunu, kazadan daha yarım saat geçmeden basın organlarına haber verenler olmalı işte o kimseler!..

Susurlukta ortaya çıkan Kontrgerilla
3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk'ta meydana gelen bir trafik kazası, Türkiye gündeminde adeta bir bomba gibi patladı ve haftalarca gündemden düşmedi. Güneydoğu'lu bir aşiretin reisi ve aynı zamanda bir milletvekili, polis özel timinin kurucusu ve Emniyet Gn. Md. Yardımcılığı da yapmış üst düzeyde bir polis memuru ve 12 Eylül öncesi 7 TİP'linin öldürülmesi olayının sanıklarından, hala yaklanamamış ve İnterpol'ün kırmızı bültenle aradığı bir ülkücü kaza yapan arabadaydılar... Nasıl oldu da bir araya gelebildi bu çok farklı konumdaki insanlar?.. Şokun dozajını arttıran ikinci unsur ise, 1,5 ay kadar önce basına MİT raporu olarak sunulan ve bu kitabın ekinde de verilen raporda bu birlikteliklerin açıklanması idi.. O zaman kimse buna inanmamıştı tabii. Ama işte şimdi iddiaların en azından bir kısmının doğru olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştı.. İşin kıvırtılacak, örtbas edilecek tarafı kalmamıştı..

Kazada bu üç kişiden milletvekili olan Sedat Bucak hariç, diğer ikisi öldüler. MİT raporunun 1,5 ay sonra kaza ile doğrulanması ve de polis bünyesinde MİT'e alternatif olarak kurulduğu iddia edilen istihbarat örgütünde Abdullah Çatlı ve ekibiyle, polis özel harekat dairesinden elemanların da bulunduğu iddiaları da hatırlandığında, akıllara, aracın kaza yapmasının sağlanmış olabileceği, diğer deyişle olayın komplo olabileceği ihtimali geldi. Olaydan yarım saat geçmeden gazete ve televizyonlara Mehmet Özbay adlı şahsın Abdullah Çatlı olduğu şeklinde esrarengiz telefonlar geldi. Nasıl bu kadar çabuk gerçek kimliği belirlenebildi Çatlı'nın, üstelik de pazar günü gibi bir tatil gününde, işte bu da kuşkuları besledi. Aydın Menderes'in başına gelen ve suikast kokan kaza hatırlandı diğer taraftan. Bir aracın kaza yapması sağlanabilir mi, bu mümkün mü, sorusu soruldu zihinlerde.. Diğer taraftan kazadan yaralı kurtulan Sedat Bucak, iyileşir iyileşmez bir TV kanalında (8) komplo iddiasını açıkça telaffuz etti ve Çatlı'nın devlet tarafından kullanıldığını, şimdi de kurban edildiğini açık açık ifade etti... Basında açıklamalar açıklamaları takip etti, yeni bilgiler ortaya çıktı. Çatlı'nın devlet menfaatleri doğrultusunda kullanıldığı en yetkili kişilerce açıklandı, hatta milli kahraman ilan edildi.. Kaza bir komplo muydu, eğer öyleyse kimin komplosuydu ve neden düzenlenmişti? Kaza da olsa komplo da olsa, siyaset-mafya-polis üçgeni olarak basına yansıyan bu birliktelik nasıl mümkün olabilmişti?.. Bu ve benzeri sorular kafaları kurcaladıysa da yıllardır konuşulan bazı iddialara somut bir örnek oldu Susurluk skandalı.. Kontrgerilla diye bahsedilen ve devlet içinde devlet olarak tanımlanan ABD/CIA kaynaklı gizli ve yarı resmi bir terör çıkarıcı örgütün varlığı sözkonusu...

ABD tarafından soğuk savaş yıllarında müttefik ülkelerin düşman istilasına uğraması durumunda istilacı düşmana karşı gerilla savaşı yürütmek üzere Nato ülkelerinde Kontrgerilla teşkilatları kuruldu. Bu teşkilatlar öylesine gizli tutuldu ki, bir çok durumda bundan başbakanların dahi haberi olmadı. 70'li yıllarda tüm Avrupa ülkelerini faili meçhul siyasi terör eylemleri kasıp kavurdu. Ardından 1990 sonunda İtalya'da örgüt açığa çıkarıldı ve bu teşkilatlanmanın tüm Avrupa ülkelerini sardığı hayretle görüldü... Avrupa ülkeleri bu örgütlerin üzerine gitti, birçoğu bu örgütleri lağvetti, bazıları da barışçı amaçlara yöneltecek mekanizmaları kurdu. Ama sonuçta hepsinde varlığı kabul edildi ve somut çözümler gerçekleştirildi. Tüm Avrupa ülkelerini derinden sarsan bu skandal yalnızca Türkiye'de örtbas edildi. Konuşmaya çalışanlar, örneğin Sayın Ecevit, nazikçe uyarıldı (9). En fazla Türkiye'de olması gereken bir örgüt için yetkililer asla bir kabule yanaşmadılar. Tabiri caizse yaprak dahi kımıldamadı resmi düzeyde. Oysa bu işin üzerine gidilmesi gerekiyordu, çünkü tam da o sıralar Türkiye'yi derinden sarsan laiklik suikastleri zinciri yaşanıyordu ve toplum müslüman-laik bölünmesinin eşiğine gelmişti. Ama cesaretli bir etkili yetkili çıkmadı ve olay kapatıldı. Resmen kapatılsa bile toplum vicdanında suçlu artık müslümanlar değil Kontrgerilla idi..

MİT'e alternatif olarak düşünülen örgüt şimdi tasfiye ediliyor
İpin ucu yukarılara uzanıyor
12 Eylül öncesi devlet için sol tehlike vardı ve ülkücüler o tehlikeye karşı kullanıldılar. 12 Eylül darbesi ile yeni bir döneme girildi, artık sol bir tehlike kalmamıştı. Kullanılan ülkücüler de hapislere tıkılarak mükafatlandırıldılar(!). Sol tehlike kalmamıştı ama şimdi başka tehlikeler çıkmıştı devletin karşısına..

Ülkücülere "devlet için savaşma" teklifi
Ülkücülerin devletin bekasına düşkünlükleri hatırlandı birileri tarafından yine. Hapistekilerine işbirliği teklifleri yapılmaya başlandı. Kimileri kabul etmedi, kullanılıp bir kenara atılmak ağırlarına gitmişti. Nefislerine ağır gelmişti bu vefasızlık. Tekrar risk almak istemediler. 12 Eylül öncesi Bahçelievler semtinde 7 TİP'linin ve Savcı Doğan Öz'ün öldürülmesi suçlarından yargılanan Abdullah Çatlı'nın arkadaşı ülkücü İbrahim Çiftçi, Milliyet'e (10) yaptığı açıklamalarda, ülkücülerin devlet menfaati adına nasıl kullanıldıklarını ve hala kullanılmaya çalışıldığını şu çarpıcı sözlerle açıklıyor:

"..1980 yılından sonra ilginç bir teklif geldi bizlere. Hepimize tek tek denildi ki, 'Sizi Güneydoğu'ya gönderelim. Orada bizim adımıza çalışırsınız. PKK ile mücadele edersiniz. Buradan kurtulursunuz' denildi...Bu teklifi bir yüzbaşı, MİT görevlisi bir istihbaratçı yaptı. 'Peki biz gittik Güneydoğu'ya PKK ile mücadele ederken öldük. Ya da ölmedik. Bizim yarınımızın garantisi ne olacak, beraat edecek miyiz?' diye sorduk. 'Yakalanırsanız firarınızı veririz' dediler..."

Çatlı ve bazıları kabul etti
İbrahim Çiftçi gibi bazı ülkücüler bu işbirliği tekliflerini reddettiler ama bazıları reddedemedi. Yurtdışında oradan oraya yaşamak zorunda olması gibi psikolojik baskı altında kalan ve devletin dış tehlikelere karşı korunmasına düşkünlüğü gibi zaafiyetinden faydalanmasını bilen yetkililer, Abdullah Çatlı gibi bazı ülkücüleri ise işbirliğine razı edebildi.

Devletin bekası için yasadışı işlere bulaşmanın da bir tarihi var. Bu olaylar yeni değil:

"Devletin Abdullah Çatlı gibilerini kullanması ilk defa olmuyor. Yakın geçmişimize göz attığımızda buna benzer çarpıcı örneklere sıkça rastlıyoruz. Günümüz yöneticilerinin bu konuda hiç de yaratıcı olmadıklarını düşünmek bile mümkün... Geçmişte ne nasıl yapılmışsa, neredeyse aynısı uygulanıyor. Çeteler ve kirli ilişkiler içindeki kişileri işlerine geldiği zaman kullanma, sonra onlardan kurtulmak için çeşitli mücadele yöntemleri... Muhbirlik, koruculuk, aşiretlerden yararlanma, cezaevlerinden suçlu katilleri çıkarıp cinayetlerde kullanma, kamuoyunu yanıltmak için yalan bilgi, sahte kanıt, gözboyayıcı açıklamalar... Bunların hepsi bu 'kutsal devlet'in çatısı altında oluyor...

Topal Osman ve Çerkez Ethem'in benzeri
... Olur... Devlet demokratik bir yapı haline gelmeyince bunların hepsi olur. Geldiği zaman bile olur... Ama o zaman da onu denetleyen, frenleyen demokratik mekanizmalar da geliştiği için devlet kolay kolay karanlık, yasadışı işlere bulaşamaz, bulaşsa bile sorumlular ortaya çıkarılır. Cezalandırılır... Türkiye Cumhuriyeti daha Topal Osman olayını, Çerkez Ethem olayını tam olarak açıklamış değil. Topal Osman da Çerkez Ethem de bir anlamda eşkiya... İkisinin de çeteleri var. Ve devlet sıkışık anlarında bunları kullanıyor. Daha sonra da devlet otoritesine karşı geldikleri gerekçesiyle ikisini de tasfiye ediyor..." (11)

Ermeni terörüne ininde darbe
Türkiye'nin 12 Eylül'ün hemen sonrasında ermeni terör örgütü ASALA ile başı beladaydı. Büyükelçiler ve ateşeler peşpeşe öldürülüyor, kimsenin elinden birşey gelmiyordu. Derken birşeyler oldu ve ermeni terör örgütlerine birileri saldırılar düzenlemeye başladı. Ermeni anıtı, Taşnak partisi büroları bombalandı, Asala elemanları öldürüldü. Ardarda yediği bu darbelere son halka olarak Atina'da Asala lideri Agopyan'ın öldürülmesi de eklenince ermeni terörü son buldu. Susurluk kazası sonrası yapılan yetkili açıklamalarında buna işaret edilerek Çatlı ve ekibinin devlet tarafından bu işle görevlendirildiği ima edildi.

Havuç-sopa taktiği ve piyon
Ermeni terörü bitirildikten sonra, karısına göre bir komplo sonucu Çatlı, uyuşturucu işinden yakalatılıp İsviçre'de hapse atıldı. 7 yıllık cezasını tamamlamadan cezaevinden ustaca kaçırıldı. Havuç-sopa taktiği güden bazıları tarafından anlaşılan yeni görevlere sürülmek isteniyordu. Öyle ya, baskıyı üzerinden eksik etmeyeceksin, hapislere attıracak, ben istersem ancak rahat bırakırım seni diyerek tehdit edecek, sonra da devleti tehdit eden tehlikeyi önlemek bir 'vatansever' olarak senin zaten vazifendir diye zayıf noktasından yakalayacaksın... Karşı durmak çok zor. İstihbaratçılar işlerini iyi bilirler. Dünyanın her yerinde bu işler böyledir. Havuç-sopa taktiği onların vazgeçemediği bir taktiktir. Bu şartlar altında Çatlı pek suçlanamaz.. Arkadaşı İbrahim Çiftçi'nin de dediği gibi o bir piyondur, onlar birer piyondur. Hapisten kaçırılan Çatlı, Mehmet Özbay sahte kimliği ve yeşil pasaportuyla Türkiye'ye getirilir.

Devleti tehdit eden tehlikeler bitmiyor
Ermeni terörünün yerini yine bir başka tehlike almıştı, PKK terörü... 12 Eylül öncesi devletin bekası için kullanılan ülkücüler 12 Eylül'le kendilerini zindanlarda bulunca şok olmuşlar, sırtlarını dayadıkları, kurtarmaya çalıştıkları devlet onları arkalarından vurmuştu.. Hapislerden çıkınca aç-açık ortada kalan bu insanlar birileri tarafından ülkücü mafyayı kurmaya sevkedildiler. Zor durumdaki bu insanların bu işe girmeleri bu yüzden zor olmadı. Devlet bu kez onları başka işler için kullanmayı düşünüyordu.

Önce sola, sonra PKK'ya karşı kullanıldılar
12 Eylül öncesi sol hedefteydi, 12 Eylül sonrası ise PKK... PKK'yi finanse eden uyuşturucu kaçakçısı kürt mafyasına karşı ülkücü mafya oluşturuldu. Ve çok geçmeden PKK'yı finanse ettiği iddia edilen bu uyuşturucu kaçakçısı kürt mafyası liderleri birer birer ve benzer şekilde öldürüldü. Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve diğer kürt babalar... Diğer taraftan düzenli ordu ile yapılan mücadele fazla etkili olmayınca, devreye özel timler ve korucular da sokuldu. Koruculuk sistemi yapılandırıldı. Bucak aşireti 10.000 kişi kadarlık korucu gücüyle devlet saflarına katıldılar. Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadelede korucular ve Sedat Bucak aşireti, özel polis timleri ve kurucusu Hüseyin Kocadağ ile devlet adına bu birliktelikleri sağlayan organizatör Abdullah Çatlı.

Çatlı kullandı mı, kullanıldı mı?
Çatlı ve örgütü kullanılıp kenara atıldıysa kim attı, neden attı, niçin şimdi attı ve niçin şimdiye kadar atmadı? Devlet menfaati olarak gösterilen gizli eylemler haricinde ne gibi eylemlerde rol aldı Çatlı ve ekibi? Başka tetikçi ekipler ve örgütler var mı?

Türkiye'de 12 Mart döneminden beri meydana gelen ve toplumu derinden etkileyen o büyük faili meçhul siyasi terör eylemlerini kim yaptı, bu ekipler mi? Devlet ermeni terörünü yurtdışında bitirebilecek kadar ileri düzeyde mücadele verebilmişse niye faili meçhul olayları çözemiyor? Niye kendi ülkemizde faili meçhulcülere darbe vuramamış bu örgütler ya da vurdurulmamış? Yoksa faili meçhullerin tetikçileri bunlar mıydı?

Büyükbaş provokasyonlarla ülkemizde terör azdı. Sağ ve sol birbirine düştü. Kim yaptı bu hassas eylemleri? Kim kışkırttı sağ-solu bu hassas eylemlerle, yoksa Oktay Ekşi'nin dediği gibi (12), maceracı gençlerin işi miydi 12 Eylül öncesi terör ve yine Oktay Ekşi'nin dediği gibi laiklik cinayetleri müslümanların işi miydi? İki grup cinayetler de profesyonelce işleniyor ama biri maceracı gençlerin işi oluyor diğeri ise müslümanların (!?!). 1 Mayıs'taki gibi bir korkunç katliam, maceracı gençlerce düzenlenip olayın içinden sıyrılabiliniyorsa Ecevit'in (13) dediği gibi devlet kalmadığı yargısına varmak gerekirdi herhalde ama iş öyle değil. Ecevit'in dediği gibi işin içinde başkaları var. 

Çatlı, kimisine göre Gladio'nun ya da Kontrgerilla'nın Türkiye'deki lideri idi, kimisine göre de tetikçi. Basit değil usta, ama sonunda bir tetikçi... Toplumsal kışkırtma olayları ise tetikçilerin planlayıp istikrarlı şekilde tırmandırabileceği olaylar olamaz. Kim Çatlı'yı buruşturup bir kenara atıyorsa işte o olmalı aranan fail. Çatlı'yı kim işe aldıysa, kim onların karıştığı katliam olaylarını örtbas ettiyse odur suç odağı. Çatlı'nın yakın arkadaşı İbrahim Çiftçi (14) kullanıldıklarını anlamış, ve kim tarafından kullanıldıklarını da:

Ağar işin başı değil, uygulayıcısı
"..Çatlı bir dönem hayatımızı paylaştığımız, omuz omuza mücadele verdiğimiz arkadaşımdır. Mesele aydınlatılırsa Çatlı'nın olayın baş aktörü değil, kullanılmış bir kişi olabileceği anlaşılır. Bence Ağar harcandı. Ağar işin başında değildi. Yalnızca uygulayıcı...Susurluk olayının üzerine gidileceğine inanmıyorum. 1977'de Namık Kemal Ersun Paşa'nın 850 subayla emekliye sevkedilmesi olayı var. Böylece Evren, Türk ordu geleneği yıkılarak Genelkurmay Başkanlığı'na getirildi. Bu tesadüf değildir. İşe oradan başlayın, o zaman baş aktörü bulursunuz. Kontrgerillayı da..."

Yeraltı örgütleri yasadışı işlerden uzak kalamaz
Devlet adına yasadışı bir gizli örgüt kurulunca, yasadışı işlere kaymaması imkansızdır Kontrgerilla uzmanı Talat Turhan'a (15) göre:

'..Bir örgütün kuruluş amacı kutsal olabilir. Ama devlet adına yeraltı örgütü kurarsanız, o sizin elinizden kayar ve yeraltının hertürlü pisliğine bulaşır.."

Susurluk örgütü de devlet adına faydalı işler yapmış olabilir, ama Talat Turhan'ın sözlerinden yola çıkarak, örgütün karanlık işlere kaymış olup olmayacağı düşünülebilir, bunu araştırmalar gösterecektir, ancak anamuhalefet partisi lideri Mesut Yılmaz'ın (16) açıklamaları yabana atılacak gibi değil:

Mesut Yılmaz: Çok Büyük Örgüt
"Devlet 8 yıl kadar önce, MİT'e alternatif emniyet içinde bir oluşum yaratmış. Bu, devletin çeşitli işlerini yapmış. İşte kamuoyunda söylenilen Asala liderinin öldürülmesi ve Ermeni anıtının bombalanmasını, bunun yaptığı iddiaları var. Bunlar daha sonra, özellikle son iki yıl şahıslara çalışmaya başlamışlar. Son bir yılda ise siyasilere hizmet etmeye başlamışlar..." diyor Mesut Yılmaz ve ekliyor; "Bugünden sonra, devlet bizim can güvenliğimizi sağlar diye güvenmeyin. Bunlar çok büyük bir örgüt.."

Örgüt en tepelere kadar gidiyor
Kitabın ekinde sunulan MİT raporunda, bu örgütün karanlık işlere, örneğin uyuşturucu ticaretine bulaştığı iddia ediliyor. Bu yanlış da olabilir. MİT raporunun bir kısmı doğru çıktı. Fakat bu hepsinin de doğru olduğu anlamına gelmez. Kimisine göre Çatlı çok vatanperver ve namuslu bir kişi idi, kirli işlere bulaşması mümkün değildir. Kimisine göre de bulaşmıştır. Devlet artık buruşturup bir kenara atmak istediği için ya da MİT'e alternatif istemediği için bu örgütü bertaraf etmek istedi iddialarını düşününce bu örgüte atfedilen kirli işlerin karalama amaçlı olabileceği de mantıklı olmaktadır. İki tarafın iddialarını da güçlendiren deliller ve mantıklar var. Hangisinin doğru olduğu belli değil, belli olan bir şey var ise o da devlet içinde yuvalanmış örgütler var ve üst düzeylere kadar gidiyor bunların uzantıları. Önemli olan da bu...

Kontrgerilla tartışılmayı sevmiyor
Konu bu kez de kapatılacak, çünkü iş büyük yerler gidiyor, dayanıyor. Koray Düzgören(17), Susurluk kazasıyla ortaya çıkan kirli ilişkilerin devletin en üst makamlarına kadar yükseldiğini bunun ise resmen ortaya çıkarılamayacağını şöyle açıklıyor: "..Abdullah Çatlı'nın ölü de olsa ortaya çıkmasıyla sorgulanan, devletin gizli kapaklı işleri açıklanabilecek mi? Sanmıyorum.. Zaten devlet içinde bu çeteye karşı olan güçlerin ve başka grupların sızdırdığı bilgiler olmasa bu kadarını bile öğrenemeyecektik. Çünkü bu tür ilişkilerde herkes kendini koruyacak çeşitli sigortalarla donanıyor. Pisliğin bütün yönleriyle açığa çıkartılması ile oynayacak taşların kimleri de yerinden edeceği, sarsacağı bilinmiyor. Muhtemelen bütün devlet örgütü ve bu örgütü en üst düzeyde yönetenler bundan nasiplerini alırlar. Çünkü işlerin bu boyutlarda yürütülmesi sırasında sorumlu bu kişilerin bilgi sahibi olmadıklarını düşünmek mümkün olamaz. Öyleyse sorumluluğun sınırı onlara kadar ulaşır. Bunu ise kimse istemez... Birkaç kişinin harcanmasıyla iş geçiştirilir, unutma sürecine sokulur. Bazen bu süreç çok uzun yılları kapsar..."

_______________________________________________
Dipnotlar:
1 Cumhuriyet, 12 Kasım 1996
2 Show TV-32. Gün, 9 Aralık 1996
3 Hürriyet, 21 Eylül 1992
4 Milliyet, 4 Aralık 1990
5 Milliyet, 13 Kasım 1996
6 Tempo, 5 Aralık 1996-sayı:50 Susurluk kitapçığı
7 Milliyet, 25 Ocak 1993
8 HBB TV, 22 Kasım 1996, Sedat Bucak - Behiç Kılıç söyleşisi
9 Cumhuriyet, 18 Kasım 1990; Sefa Giray'ın Ecevit'i uyarması.
10 Milliyet, 13 Kasım 1996
11 Koray Düzgören'in yazısı - Radikal, 11 Kasım 1996
12 Hürriyet, 31 Ocak 1993
13 Ahmet Kekeç'in yazısı - Akit, 8 Ağustos 1995
14 Milliyet, 13 Kasım 1996
15 Milliyet, 16 Kasım 1990
16 Hürriyet, 13 Kasım 1996
17 Radikal, 11 Kasım 1996

BASINDA ABDULLAH HARUN: 28 Ocak-9 Şubat 1995, Akit gazetesi, yazı dizisi | 14 Mart 1996, Akit gazetesi, yazı | 24-28 Kasım 1996, Akit gazetesi, yazı dizisi | 27-28 Aralık 1996, Akit gazetesi, yazı dizisi | 31 Ocak 1998, Akit gazetesi, yazı | 2 Şubat 1998, Akit gazetesi, yazı | 15 Mart 1998, Akit gazetesi, yazı | 31 Ocak 2000, Akit gazetesi, yazı

SAYFA BAŞI